Kanunlar 6102 sayılı
Bu konu başlığı altında 73 tez
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda işlem denetçisi
Dünyada ekonomik nedenler ile işletmelerin büyümesi, rekabetin artması, para ve sermaye piyasalarının gelişmesi, çıkar gruplarını değişik ekonomik kararlar almaya zorlamıştır. Çıkar gruplarının ekonomik karar almalarında temel nokta; güvenilir ve doğru bilgidir. Doğru ve güvenilir bilgi elde etmek için işletme faaliyetleri üzerinde denetim yapılması ihtiyacı ortaya çıkmaktadır.Denetim yapılmasını gerektiren en önemli unsur, finansal nitelikli bilgilerin doğru ve güvenilir olup olmadığının tespit edilmesi ihtiyacıdır. Finansal nitelikli bilgilerinin güvenilirliğine engel olabilecek birçok faktörden söz etmek mümkündür. Bilgilerin güvenilirlik düzeyini artırmak amacıyla bağımsız bir uzmanın inceleme yapması ve bu konuda görüş belirtmesi önemlidir.Ülkemizde bağımsız denetim, sermaye piyasası mevzuatı ile Bankacılık Düzenleme Ve Denetleme Kurumu mevzuatı hükümleri dâhilinde sınırlı sayıda yapılmaktadır. Ayrıca 3568 sayılı yasa ile sınırlı sayıda zorunlu olmamak kaydı ile vergi denetimi yapılmaktadır.6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu 397. maddesi ile sermaye şirketlerinde denetim yapılması zorunlu hale gelmektedir. Yeni yasa denetim boyutunu bir uzmanlık alanı görüp denetim yapacak kişi ve kuruluşlarda bir takım özellikler aramıştır. Bununla birlikte Türk Ticaret Kanunu denetçileri bağımsız denetçi, işlem denetçisi, özel işlem denetçi olmak üzere üçe ayırmıştır.Bu çalışmada 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunun uygulama alanı yeni olan işlem denetçisi ele alınmıştır. Çalışmada genel denetim teorisinden yola çıkılmış 6102 Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girmesi ile şirket hukuku alanında getirdiği yenilikler genel olarak değerlendirmiş, kimlerin işlem denetçi olabileceği, işlem denetçisinin 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununa göre yapacağı denetimler ile görev ve sorumlulukları açıklanmaya çalışılmıştır.
Türk Ticaret Kanunu'na göre anonim şirketlerde bağımsız denetçi
Bağımsız denetim faaliyetinin ana karakterini oluşturan bağımsız denetçi, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'yla birlikte önemli değişikliklere uğramıştır. Düzenlenen yeni kanunla birlikte anonim şirketin denetlenmesi sistemi tamamen değiştirilmiş olup denetçi anonim ortaklığın bir organı olmaktan çıkarılmış, denetim görevi, ortaklığın dışında tamamen bağımsız kişilere verilmiştir. Türk Ticaret Kanunu hükümlerine göre, anonim şirketlerin denetlenmesinde görev alacak denetçinin 3568 sayılı Serbest Muhasebeci Mali Müşavirlik ve Yeminli Mali Müşavirlik Kanunu'na uygun olarak ruhsat alması gerekmekte, ayrıca Kamu Gözetimi, Muhasebe ve Denetim Standartları Kanunu'nca yetkilendirilmesi gerekmektedir. Ekonomik bir birim olarak faaliyet gösteren anonim şirketlerde, bağımsız denetçi tarafından yürütülecek etkin bir bağımsız denetim süreci sonucunda elde edilen veriler, bağımsız ve tarafsız şekilde sunulan görüş raporları, yatırımcı vb. bilgi kullanıcılarının karar alma aşamasında büyük önem arz etmektedir. Bu çalışmada, düzenlenen yeni Türk Ticaret Kanunu açısından bağımsız denetçi kavramı anonim şirket bazında ele alınarak detaylı bir incelemeye tabi tutulmuş, eksik ve tutarsız yönler ortaya çıkartılmaya çalışılmıştır.
Anonim ve limited şirketlerde pay kavramı ve pay devri
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 124. maddesi uyarınca şirketler şahıs şirketleri ve sermaye şirketleri olmak üzere iki ayrı şekilde sınıflandırılmıştır. Kanunda anonim ve limited şirketler sermaye şirketleri olarak sayılmıştır. Sermaye şirketleri, sermayesi belirli ve paylara bölünmüş olan şirketlerdir. Bu çalışmada anonim ve limited şirketlerde pay kavramı incelenmiştir. Paylar, anonim ve limited şirketin temelini ve pay sahipliği statüsünü oluşturmaktadır. Anonim şirketlerde payı temsilen ve paydan ayrı olarak ileri sürülemeyen pay senetleri bastırılmaktadır. Çalışmamızda anonim şirketlerde pay senetleri türleri ve payın devri konuları ele alınacaktır. Diğer yandan TTK'nın 595. maddesindeki düzenleme ışığında limited şirketlerde pay devri açıklanacaktır. TTK'nda her bir sermaye şirketi için pay devri konusunda ayrıntılı düzenleme yapılmıştır. İşbu çalışmada öğreti ve yargı uygulaması dikkate alınarak anonim ve limited şirketlerde pay devrine ilişkin usul ve esaslar ayrıntılı olarak ele alınmıştır.
Anonim şirket pay sahiplerinin vazgeçilemez nitelikteki hakları ve bu hakların ihlalinin hukuki neticeleri
Anonim şirket pay sahiplerinin vazgeçilemez nitelikteki hakları, bu terim açıkça kullanılarak ilk defa 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda esas sözleşmenin değiştirilmesinin sınırı bağlamında (m. 452) ve yönetim kurulu (m. 391/1.c) ile genel kurul kararlarının butlanını (m. 447/1.a ve b) gerektiren sebepler arasında düzenlenmiştir. Ne var ki anonim şirketler hukukuna özgü butlan sebeplerinin, daha özelde vazgeçilemez hakların, numerus clauses sayılmamış olması, hukuk güvenliği endişelerini de beraberinde getirmiştir. Butlan yaptırımının anonim şirketler hukukunda doğurabileceği ağır sonuçlar dikkate alındığında, vazgeçilemez hakların bütünsel olarak incelenmesi ve bu hakların ihlalinde özellik arz eden durumların tartışılması gerekmektedir. Anılan haklar her ne kadar her iki organ kararı bakımından "butlan" sebepleri arasında sayılmışsa da, temel olarak İsviçre öğretisince geliştirilen ve Türk hukukunda da yaygın olarak kabul edilen "nitelikli ihlal" öğretisi uyarınca, bu hakların yalnızca nitelikli ihlallerinde butlan yaptırımının uygulanması ve bu şartın da, "soyut-genel" içerikli bir kararın varlığı durumunda karşılanmış olacağı savunulmaktadır. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, vazgeçilemez hakların, özellikle müktesep haklarla ilişkisi çerçevesinde, pay sahipliği hakları arasındaki konumu tespit edilmiş ve bu hakların anonim şirketler hukukunun temel ilkeleriyle ilişkisi incelenmiştir. İkinci bölümde, mevzuatta karmaşık bir görünüme sahip vazgeçilemez haklar, sistematik olarak incelenmiş ve "diğer" vazgeçilemez hakların tespitine ilişkin ölçütler ortaya konmuştur. Üçüncü bölümde ise, "vazgeçilemez hakların nitelikli ihlali" öğretisi uyarınca, bu hakların her iki organ eliyle ihlalinde özellik arz eden hususlar ve bu anlamda butlan ile iptal edilebilirlik yaptırımları arasındaki sınır, Türk ve İsviçre yargı kararları ışığında tartışılmıştır.
Franchise sözleşmesinde denkleştirme talebi
Bu çalışmanın konusu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 122. maddesinde düzenlenen denkleştirme talebinin, franchise sözleşmesine uygulanmasıdır. Bu çerçevede, franchise sözleşmesinin hukukî niteliği, unsurları, benzer sözleşmelerden ayrıldığı noktalar ile tarafların yükümlülükleri ve sözleşmenin sona ermesinin sonuçları çalışmanın ilk bölümünde irdelenmiştir. İkinci bölümde, franchise alanın denkleştirme talep hakkının şartları konusu ayrıntılı şekilde incelenmiştir. Son bölümde ise denkleştirme talebinin hesaplanması ve dava yoluyla ileri sürülmesi konuları ele alınmıştır. Anahtar Kelimeler: Denkleştirme Talebi, Franchise Sözleşmesi, Müşteri Çevresi, Hakkaniyet
Limited şirketlerde pay devri
"Limited Şirketlerde Pay Devri" işlemi, kişisel ögelerin daha yoğun olduğu ve ülkemizde kurulması en çok tercih edilen bir sermaye şirketi türü olan limited şirketlerin mevzuatta pay devri ile ilgili olan hükümleri, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun yürürlüğe girmesi sonucu birçok yönden önemli değişikliğe uğramıştır. Kanun koyucu, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda limited şirketin kendine özgü yapısını, her ne kadar anonim şirketin yapısına yakınlaştırsa da yine de söz konusu bu özgün yapıyı korumak istemiş, bu anlayış limited şirkette pay devri konusuna da aynı ölçüde etki etmiştir. Çalışmamın ilk bölümünde limited şirketlerde pay kavramı ve payın temel özellikleri açıklanmıştır. İkinci bölümde ise taahhüt işlemi ve bu işlem özelinde uygulamada sık rastlanılmayan bir sözleşme türü olarak pay devri vaadi sözleşmesi birçok yönden ele alınmıştır. Son bölümde ise; tasarruf işlemi, pay devri sözleşmesi ve ortaklığın pay devri ile kazanılması süreci değerlendirilmiştir. Bölümleri ve içeriklerini oluştururken doktrinde tartışmalı noktalara değinilmiş, karşıt görüşlere de yer verilmiştir. Aynı zamanda Yargıtay'ın da limited şirketlerde pay devri konusunda vermiş olduğu çeşitli kararlara vurgu yapılmıştır. Çalışmada, konuların birbiriyle olan sıkı bağı ve ihtimaller üzerine ortaya çıkabilecek farklı sonuçlar irdelenmiştir. Özellikle limited şirketlerde pay devrine dair getirilen şekil şartı, esas sözleşmeye eklenebilecek hükümler ile ilgili devrin sınırlandırılması, şirket genel kurulunun devir işlemindeki rolü ve devrin onaylanmaması halinde ilgili ortağın hakları gibi pay devri işlemini direkt etkileyen konular üzerinde ayrıntılı bir şekilde durulmuştur.
Limited şirketlere uygulanan hükümler
6102 sayılı Türk Kanunu'nda limited şirketlere ilişkin hükümler TTK m. 573-644 arasında düzenlenmiştir. Söz konusu hükümler içerisinde kanun koyucu limited şirketlerin kendi yapısına uygun hükümler getirmenin yanı sıra anonim şirketler ile benzer unsurlar ihtiva etmesinden dolayı da gerek gördüğü konularda anonim şirket hükümlerine atıfta bulunmuştur. Atıf yapılan bu hükümler ise TTK m. 644'te tek bir hüküm içerisinde ve TTK m. 573-644 arasında ise ilgili konu bağlamında dağınık bir şekilde yer almaktadır. Ancak her ne kadar ilgili konularda atıfta bulunmuşsa da limited şirketlere ilişkin hükümler bazı düzenleme eksiklikleri/ kanun boşluğu bulunmaktadır. Bu düzenleme eksiklikleri ise limited şirketlerin kişisel ögeleri barındıran bir sermaye şirketi türü olması sebebiyle şahıs şirketleri ve/veya sermaye şirketlerine özellikle de anonim şirketlere ilişkin hükümlerin kıyasen uygulanması yoluyla giderilebilir. Çalışmamızda limited şirketlerin yapısı, anonim şirket hükümlerine yapılan atıflar ve kanun boşluğu bulunan konularda uygulanabilecek sermaye ve şahıs şirketi hükümleri incelenecektir.
Limited şirkette çıkma ve çıkarma
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile limited şirketlerde çıkma ve çıkarma hakkı genişletilerek kabul edilmiştir. 6762 sayılı eski Türk Ticaret Kanunu döneminde limited şirketlerde çıkma hakkı sözleşmeye veya haklı sebeplere dayalı olarak; çıkarma hakkı ise yalnızca haklı sebeplere ve sermaye borcunun ödenmesinde temerrüde dayalı olarak kullanılabiliyordu. Ancak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile birleşme halinde, şirketler topluluğunda belirli şartların gerçekleşmesi koşuluyla ve çıkmaya katılma yoluyla ortakların şirketten çıkmalarına izin verilmiştir. Yine yeni Kanun ile haklı sebeplere ek olarak sözleşmeye, haklı sebeple feshe, birleşmeye, şirketler topluluğuna dayalı olarak ortağın şirketten çıkarılabileceği düzenlenmiştir. Bu çalışmanın ilk bölümünde çıkma kavramı ve çıkma halleri, ikinci bölümünde çıkarma kavramı ve çıkarma halleri, nihayet üçüncü bölümünde ise çıkma ve çıkarmanın sonuçları ve ayrılma akçesi incelenecektir. Anahtar Kelimeler: Limited Şirket, Çıkma, Çıkarma, Ayrılma Akçesi.
6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun muhasebe ve muhasebe denetimine getirdiği yeniliklerin 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu ile karşılaştırmalı olarak incelenmesi
6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu, 13/01/2011 tarihinde TBMM Genel Kurulunda kabul edilmiş, yürürlüğe girmesine yaklaşık bir hafta kala önemli birçok maddesi değiştirilmiş ve bundan bir süre sonra değiştirilen ve kaldırılan maddeleri ile yürürlüğe girmiştir. Ticari hayatımıza devrim niteliğinde düzenlemeler getiren kanun, muhasebe alanına da birçok yenilik kazandırmıştır. Kazandırdığı yeniliklerin 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu ile karşılaştırmalı olarak tek bir kaynakta yer almasının faydalı olacağı düşünülerek böyle bir çalışmanın yapılması uygun görülmüştür. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun hazırlanmasına etki eden etmenler, kanunla kaldırılan işletme hesabı defteri, önceki ticari defterlere ek olarak getirilen Pay defteri, Genel Kurul Toplantı ve Müzakere Defteri ile teknolojik imkanlarla sağlanabilen elektronik defter tutma ve elektronik ortamda toplantıların yapılması gibi yenilikler bu çalışmada detaylı olarak anlatılmıştır. 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda yer almayan ama yeni düzenleme ile yürürlüğe giren şirketlerin birleşmesi, bölünmesi ve tür değiştirmesine ilişkin getirilen yenilikler de karşılaştırmalı olarak anlatılmıştır. Ayrıca yeni düzenleme ile; bağımsız denetçilerin kimler olabileceği, denetçilik mesleğinin kazandığı prestij, bağımsız denetimin hangi sermaye şirketlerini kapsadığı, denetim türlerinin neler olduğu, bağımsız denetim ve özel denetim, işlem denetçiliğinin ilk düzenlemede yer alıp da uygulamaya geçemeden yürürlükten kaldırılması gibi düzenlemeler detaylı olarak araştırılmıştır. Elektronik ortamda defter tutulmasıyla birlikte ticari defterlerin yıpranması, arşivlenmesi gibi her türlü risk ortadan kalkmış olup, denetim faaliyetlerini kolaylaştırarak kayıtların daha uzun süre ve güvenli bir ortamda saklanmasına imkan tanınmıştır. Elektronik ortamda toplantı yapılabilmesiyle yeni çağımızın en önemli sorunu olan zaman sıkıntısı en aza indirilerek hızlı karar alma ve alınan kararları uygulama imkânı getirilmiştir. Birleşmek isteyen şirketlerin aynı türden olma koşulunun aranmamasıyla beraber eskiye oranla daha çok şirketin birleşmesine imkan tanınmış ve bunun sonucunda daha güçlü sermaye birikimleri sağlanmıştır. Bunlarla beraber bağımsız denetime tabi olan şirketlerin nitelikleri net olarak belirlenmiş, prestij kazanan denetçilik mesleğinin görev alanları genişletilmiş ve yükümlülükleri artırılmıştır. Anahtar Kelimeler: 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu,6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu, Ticaret Kanunu, Muhasebe, Denetim.
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'na göre şirketin kendi paylarını iktisap etmesi
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, anonim ve limited şirketlerin kendi paylarını iktisap etmesi konusunda, 6762 sayılı Türk Ticaret Kanunu?nda benimsenen kural olarak şirketin kendi paylarını iktisap edememesine ilişkin sistemi bertaraf etmiş ve anonim ve limited şirketlerin kendi paylarını iktisap etmesine Kanunda belirtilen şartlara ve sınırlamalara uymak şartıyla izin vermiştir. Ayrıca Kanun, anonim şirketlerle ilgili düzenlemelerde, payların iktisabının bir nevi zorunluluk arz ettiği durumlar açısından, anonim şirketin kendi paylarını iktisap etmesinin sınırlandırmalarına ve şartlarına ilişkin bir kısım istisnalar kabul etmiştir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, bu sistemi esas itibariyle, Avrupa Ekonomi Topluluğu?nun 13 Aralık 1976 tarihli 77/91 sayılı İkinci Şirketler Yönergesi?ndeki kurallardan esinlenerek kabul etmiştir. Anonim şirketin kendi paylarını iktisap etmesi, Kanunun 379 ilâ 389 uncu maddeleri arasında düzenlenmiştir. Limited şirketin kendi paylarını iktisap etmesi ise, Kanunun 612 nci maddesinde ele alınmıştır. Bu çalışmada, anonim ve limited şirketlerin kendi paylarını iktisap etmesinin şartları, istisnaları ve sonuçları ele alınmıştır. Bu konular incelenirken ihtiyaç duyuldukça, mehaz düzenlemelere değinilmiştir. Ayrıca bir şirketin kendi paylarını iktisap etmesinin sebepleri ve sağladığı faydalar, şirketin kendi paylarını iktisap etmesi durumunda ortaya çıkabilecek sakıncalar ile şirketin kendi paylarını iktisabının hangi yollarla gerçekleşebileceği ele alınmıştır. Tüm bunlar ele alınmadan önce, anonim ve limited şirketler açısından pay ve pay senetleri hakkında, çalışmanın konusu açısından faydalı olabileceği düşüncesiyle, çalışma konusu kapsamında olmak üzere kısa bilgiler sunulmuştur.
Türk Ticaret Kanunu'nun getirdiği yenilikler açısından aile işletmelerinde kurumsal yönetimin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu kapsamında düzenlenerek zorunlu uygulama esasına dönüştürülen kurumsal yönetim ilkeleri ile ilgili hükümlerin aile işletmeleri açısından nasıl etkiler doğuracağını ortaya koymaktır. Çalışmada aile işletmeleri ve kurumsal yönetim konuları hakkında genel bir çerçeve çizilmiş ve kurumsal yönetimin dört temel öğesi olan şeffaflık, adillik, hesap verebilirlik ve sorumluluk ilkeleri kapsamında 6102 sayılı kanunda yapılan düzenlemeler değerlendirilmiştir. Çalışma içerisinde kurumsal yönetim ilkeleri doğrultusunda 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu hükümleri ile ilgili olarak belirli kategoriler oluşturulmuştur. Bu kategorilerde yer alan düzenlemeler öncelikle ilkeler kapsamında değerlendirilmiş, daha sonra bu düzenlemelerin aile işletmeleri açısından yaratacağı olumlu olumsuz durumlar irdelenmiştir.
Ticari işletmenin devri
6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu birçok yeniliği de beraberinde getirmiştir. Kuşkusuz bu yeniliklerin en önemlilerinden biri de ticari işletmenin bir bütün olarak devridir. Ticari işletmenin bir bütün olarak devri, ticaret hukukunun merkez kavramı olan ticari işletmelerin varlığını devam ettirmesi anlamına gelmektedir. Bu bakımdan ticari yaşam ve ülke ekonomisi bakımından da son derece önemlidir. Tezimizin konusunu oluşturan ticari işletmenin devri kavramı incelenirken, öncelikle işletme ve ticari işletme kavramları ile bu kavramların unsurları ve diğer kavramlarla mukayesesi incelenmiştir. Sonrasında ticari işletmenin devri ve devir sözleşmesi ele alınmıştır. Ticari işletmenin devrinin benzer kavramlarla mukayesesi de incelenerek, son olarak da ticari işletme devrinin hüküm ve sonuçları üzerinde durulmuştur. Ticari işletme devrinin tarafımızca tez konusu olarak seçilmesinin kuşkusuz ilk sebebi de yukarıda da izah edildiği üzere ticari işletme devri kavramının hem ticaret hukuku hem de ticari yaşam adına bu denli büyük bir öneme sahip olmasıdır. Bir diğer yandan 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda yapılan bu yeni düzenlemenin yanı sıra 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun, 6100 Sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu'nun ve 6769 Sayılı Sınai Mülkiyet Kanunu'nun yürürlüğe girmiş ve birçok ikincil düzenleme yapılmış olması ve ticari işletmenin devri özelinde yapılan bilimsel çalışmaların sayısının azlığı da ticari işletmenin devri konulu bir tez çalışması yapılmasının sebeplerini oluşturmaktadır.
Anonim ortaklığın haklı sebeple feshi isteminde mahkemenin fesih dışındaki çözümlere karar verme yetkisi
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun m. 531 hükmü ile kapalı anonim ortaklıklarda sermayenin onda biri, halka açık anonim ortaklıklarda ise yirmide biri oranındaki paylara sahip azınlığa, anonim ortaklığın haklı sebeple feshini dava etme hakkı tanınmıştır. Çalışmamızda anonim ortaklıkların sona ermesi hallerinden biri olarak düzenlenen ve azınlık pay sahiplerinin korunmasında etkili bir araç olan anonim ortaklığın haklı sebeple feshi, ortaklığın feshini gerektirir haklı sebeplerin neler olabileceği ve haklı sebeplerin varlığı halinde mahkeme tarafından ortaklığın feshi yerine hükmedilebilecek diğer çözümler çerçevesinde incelenmiştir. Bu kapsamda, mehaz İsvBK m. 736/4 hükmünden farklı olarak TTK m. 531 hükmünde açıkça yer verilen davacı pay sahiplerinin ortaklıktan çıkarılması başta olmak üzere duruma uygun düşen ve kabul edilebilir diğer çözüm yöntemlerine karar verilmesi ve sonuçları üzerinde durulmuştur. Anahtar kelimeler: Ortaklıklar hukuku, Anonim Şirket, Haklı Sebeple Fesih, Türk Ticaret Kanunu, Madde 531, Diğer Çözümler.
Tüzel kişilerin anonim şirket yönetim kurulu üyeliği
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, anonim şirketlerin yönetimine ilişkin önemli yenilikler getirmiştir. Bu yeniliklerden biri de, tüzel kişilerin yönetim kurulu üyesi olabilmesine imkân tanınmasıdır. Bu çalışmada, öncelikle tüzel kişilere genel hatlarıyla değinilerek TTK m. 359/2' de düzenlenen, tüzel kişilerin yönetim kurulu üyeliği ile bu düzenlemeye ilişkin açıklamalara, çeşitli sorunlara ve teorideki tartışmalara değinilmektedir. Bu kapsamda, tüzel kişilerin yönetim kurulu üyesi olmasının şartları, tüzel kişi adına hareket eden gerçek kişinin belirlenmesi ve söz konusu gerçek kişinin hak ve yükümleri ele alınmaktadır. Yine tüzel kişi adına hareket eden gerçek kişinin, hem tüzel kişi hem de şirket ile aralarındaki ilişkiler üzerinde durularak gerçek kişi ile tüzel kişi arasındaki talimat ilişkisine değinilmektedir. Ardından kamu tüzel kişilerinin anonim şirket yönetim kurulu üyeliği üzerinde durulmakta ve önce TTK m. 359/5' te düzenlenen pay sahibi kamu tüzel kişilerinin yönetim kurulu üyesi seçilmesine ilişkin düzenleme ile bu düzenlemenin yol açtığı tartışmalara değinilmektedir. Daha sonra ise TTK m. 334' de düzenlenen, kamu tüzel kişilerinin işletme konusu kamu hizmeti olan anonim şirketlerin yönetim kurullarında temsilci bulundurması ve bu düzenlemelerin beraberinde getirdiği sorunlar ve tartışmalar incelenmeye çalışılmaktadır. Son olarak tüzel kişilere yönetim kurulu üyesi olma imkânı verilmesi ile artık tüzel kişi üzerinde bulunan hukuki sorumluluk ele alınmakta ve verdiği yanlış kararlarla şirketi zarara sokarak kendi sorumluluğuna yol açan gerçek kişi ile tüzel kişi arasındaki sorumluluk ilişkisine değinilmektedir.
Limited şirket müdürlerinin hukuki sorumluluğu
Limited şirketler, ülkemizde en sık karşılaşılan şirket türüdür. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu yürürlüğe girdiği 01.07.2012 tarihinden sonra limited şirketlerde birçok yeni düzenlemeyi beraberinde getirmiştir. Limited şirketler, tüzel kişiliğe haiz olmaları sebebiyle organları aracılığıyla varolurlar. Limited şirketlerde genel kurul ve müdür / müdürler kurulu olmak üzere 2 zorunlu organ mevcuttur. Limited şirketleri yönetmek ve temsil etmekle yetkili organ müdürler kuruludur. 6102 sayılı TTK ile, limited şirketlere ilişkin yeni düzenlemeler öngörülmüş olsa da, anonim şirketlere ilişkin hükümlerin çoğu atıf yolu ile limited şirketlere uygulanmaktadır. Çalışmamız, müdürlerin niteliklerini, müdürlük sıfatını kazanma yol ve süreçlerini, görev ve sorumluluklarını doktrindeki görüşler çerçevesinde incelemeyi amaçlamaktadır. Anahtar Kelimeler: Limited şirketler, idare ve temsil organı, müdürler, müdürler kurulu, sorumluluk
Anonim şirketlerde azınlık hakları
Anonim şirketler kural olarak çoğunluk ilkesine göre yönetilir ve kararlar genel kurulda çoğunluğun olumlu oyu ile alınır. Bu durum azınlığın ve şirketin menfaatlerini çoğunluğun gölgesi altında bırakır. Bu sorunun çözümü için azınlığa bir takım haklar tanınmış ve azınlık çoğunluğun baskısından korunmuştur. Halka açık olmayan anonim şirketlerde sermayenin %10'una sahip hissedarlar ile halka açık anonim şirketlerde sermayenin %5'ine sahip hissedarlar azınlığı oluşturur. 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanununun azınlığa tanıdığı hakların kullanılabilmesi için pay sahibi ya da pay sahiplerinin şirketin türüne göre belirtilen orana ulaşması gerekir. 6762 Sayılı Türk Ticaret Kanunu'nda azınlığa kimi haklar tanınmıştır fakat 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu ile uygulamada azınlığın karşılaştığı sorunlara ilişkin çözümler getirilmiş ve azınlığa daha geniş haklar tanınmıştır. Bu çalışmada 6102 Sayılı Kanun'da azınlığa tanınan haklar olumlu azınlık hakları ve olumsuz azınlık hakları başlığı altında incelenmiştir.
Anonim şirket yöneticilerinin gözetimi
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu (TTK) uyarınca yönetim kurulu, yönetimin yanı sıra, gözetimle de yükümlüdür. Gözetim yükümlülüğü kanunda açıkça düzenlenmemekle birlikte; üst gözetim yetkisine ilişkin TTK'nın 375/1-e maddesi gözetim yükümlülüğünün varlığına işaret etmektedir. Buna ek olarak sorumluluğa ilişkin, kontrol dışında kalan hukuka aykırılıklar ve yolsuzluklardan, gözetim görevi gerekçe gösterilerek sorumlu tutulamayacağını düzenleyen TTK m. 553/3 de gözetim görevinin varlığına işaret eden bir başka hükümdür. Üst gözetim yükümlülüğü, TTK m. 375/1-e uyarınca "yönetimle görevli kişilerin, özellikle kanunlara, esas sözleşmeye, iç yönergelere ve yönetim kurulunun yazılı talimatlarına uygun hareket edip etmediklerinin üst gözetimi" olarak tanımlandığından, gözetim yükümlülüğünün öncelikle yöneticilerin gerçekleştirdiği iş ve işlemlerin hukuki denetimine ilişkin olduğu söylenebilecektir. Buna ek olarak gözetim görevi kapsamında yöneticilerin aldığı kararlar, amaca uygunluk açısından da incelenebilecektir. TTK'nın 367. maddesinde yetki devri düzenlenerek yönetim kurulunun yetkilerini devredebileceği hükme bağlanmıştır. Bu bağlamda yönetim kurulunun gözetim yetkisini devretmesi mümkündür. Fakat burada dikkat edilmesi gereken bir nokta vardır: Yönetim kurulunun devredilemez görev ve yetkileri, yetki devrine konu olmamaktadır (TTK m. 375). Üst gözetim yetkisi de yönetim kurulunun devredilmez görev ve yetkilerinden olduğundan, yönetim kurulu yetki devri bulunan hallerde bile, üst gözetimden sorumlu olacaktır. Bu bağlamda yönetim kurulunun her bir yöneticinin gözetimini bizzat sağlamakla yükümlü olmadığını; fakat gözetim için gerekli sistemi kurmak ve bu sistemin gereği gibi işleyip işlemediğinin gözetimini sağlamakla yükümlü olduğunu söylemek gerekecektir. Gözetimi gerçekleştirecek olan yönetim kuruludur. Buna karşılık gözetime tâbi olanlar ise "yöneticiler"dir. Yöneticiler ile kastedilen esas olarak TTK m. 553 uyarınca sorumluluğu söz konusu olan kimselerdir. Yönetim kurulu, yöneticilerin gözetimini sağlarken birtakım hukuki mekanizmalardan yardım alabilecektir. Bu kapsamda yönetim kurulu, iç sistemler kurabilecek, bilgi alma ve inceleme hakkından faydalanabilecek veya gözetime yardımcı olması amacıyla komite ve komisyonlar kurabilecektir. Eğer yönetim kurulu gözetim görevini gereği gibi ifa etmezse, sorumluluğu söz konusu olacaktır.
Anonim şirketlerde borca batıklık sonucunu doğurmayan sermaye kaybı hallerinde (TTK 376/1, TTK 376/2) yönetim kurulunun görev ve sorumlulukları
Sermaye şirketlerinde alacaklılara karşı sorumluluk taahhüt edilen ve ödenmeyen sermaye ile sınırlıdır. Bu sebepledir ki, alacaklıların tek güvencesi şirketin sermayesidir. Dolayısıyla sermaye şirketlerinde, konumuz bazında anonim şirketlerde, sermaye ve sermayenin korunması önem arz etmektedir. 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu da sermayenin korunmasına ilişkin önemli düzenlemelere yer vermiştir. Sermaye kaybı halinde esas sözleşmede sabit bir rakam olarak yer alan sermayenin karşılığını oluşturan malvarlığında azalma söz konusu olur. Bu sebeple anonim şirketlerde sermaye kaybı istenmeyen bir durum olarak karşımıza çıkar. Anonim şirketler bakımından sermaye kaybı ve kayıp halinde yönetim kurulunun görevleri 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 376. maddesinin 1. ve 2. fıkrasında düzenlenmiştir. Çalışmamızda borca batıklık halini düzenleyen 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun 376/3 fıkrasına yer verilmemiş olup yalnızca borca batıklık sonucunu doğurmayan kayıp halleri ve yönetim kurulunun bu hallerdeki görev ve sorumluluklarına yer verilmiştir. Bu çerçevede öncelikle sermaye kaybı kavramı ve bu kaybın tespiti üzerinde durulmuş, ardından öz kaynakların sermaye ve kanuni yedek akçeler toplamının yarısı oranında kaybı ve üçte ikisi oranında kaybı halleri, yönetim kurulunun görevleri, genel kurul tarafından alınabilecek kararlar ve sonuçları üzerinde durulmuştur. Son olarak da yönetim kurulunun yükümlülüklerine aykırı davranmasının sonuçları incelenmiştir.
Şirketlerin birleşme ve bölünme işlemlerinin Türk Ticaret Kanunu ve Vergi Kanunları açısından değerlendirilmesi
Şirketler küreselleşme sürecinde artan rekabet ortamına uyum sağlayabilmek için yeniden yapılanma eğilimindedirler. Yeniden yapılanmaların işletmelere faydası olduğu kadar makro düzeyde ülke ekonomisine olan katkısı tartışmasızdır. Özellikle ülkemiz açısından yabancı sermaye girişinin hızlandığı son birkaç yıl içinde sermaye şirketlerinin yeniden yapılanması ayrı bir önem kazanmıştır. Dolayısıyla konu, son dönemlerde şirketlerin rekabet stratejilerinden biri haline dönüşen şirket yapılanmalarına olan eğilimin artması nedeniyle Türkiye için önemlidir. Birleşme ve bölünme yeniden yapılanma modellerinden uygulamada en yaygın kullanım alanı bulan yöntemlerden ikisidir. Bu yüzden çalışmamızda yeniden yapılanma yöntemlerinden sadece birleşme ve bölünmelere yer verilmiştir. Çalışmamızın asıl amacı Türkiye'de önemi gittikçe artan sermaye şirketlerinin birleşme ve bölünme işlemleri hakkında teorik çerçevede detaylı bilgi vermek ve söz konusu işlemlerin Türk Ticaret Kanunu ve Vergi Hukuku içindeki yerlerinin kavranmasına yardımcı olmaktır. Ayrıca çalışmamızda amaçlanan bir diğer unsur birleşme ve bölünme işlemlerine ilişkin uygulama örneklerine yer vererek söz konusu işlemlerin uygulamada nasıl bir işlem akışı izlediğini sunmak ve söz konusu işlemlerin şirketlerin finansal tablolarına nasıl yansıdığını ilgili muhasebe kayıtlarıyla örnekler üzerinden göstermektir. Buradan hareketle, çalışmamızda birleşme ve bölünmeyi ortaya çıkaran dinamiklere değinildikten sonra söz konusu işlemler konunun maddi hukuk boyutunu düzenleyen 6102 Sayılı TTK ve çeşitli Vergi Kanunları ışığı altında incelenerek, birleşme ve bölünme işlemlerinin esas ve usulleri üzerinde durulmuş, hukuki ve vergisel sonuçlarına yer verilmiştir. Bölüm içerisinde konulara ilişkin analiz ve yorumlar yine bölüm içerisinde Vergi Dairesi Başkanlığı tarafından verilen özelgeler ile desteklenerek sunulmuştur. Anahtar Kelimeler : Birleşme, bölünme, Türk Ticaret Kanunu, Vergi Kanunları, yeniden yapılanma
Yeni Türk Ticaret Kanunu kapsamında bağımsız denetim mesleği ve Gaziantep ilinde bir uygulama
Türkiye?deki işletmelerin, menkul değerlerini borsalarda ihraç edebilmek ve yüksek düzeyde rekabetin yoğun yaşandığı piyasalarda konumlandırmak için şirket finansal tablolarını şeffaflık kuralına ve UFRS?ye (Uluslararası Finansal Raporlama Standartlarına) uygun şekilde hazırlayarak Uluslararası Denetim Standartları paralelinde bağımsız denetimden geçirmesi zorunlu hale gelmiştir. Bu bağlamda, Yeni Türk Ticaret Kanunu, bu küresel değişikliği hukuk sistemimizin içine yerleştirmiştir. Türkiye Büyük Millet Meclisinden geçerek kanunlaşan 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu, belirli boyutlardaki sermaye şirketlerinin mali raporlamalarını Türkiye Muhasebe Standartlarına (TMS) göre düzenlemesi gerektiğini ve bu mali raporlarını Türkiye Denetim Standartları çerçevesinde bağımsız denetimden geçirmesini zorunlu kılmıştır. Bu çalışmanın amacı, bağımsız denetim kavramının eski ve yeni düzenlemesinin tanıtılmasını ve Bağımsız Denetim Mesleğinin, muhasebe mesleği mensupları tarafından nasıl karşılandığını ve muhasebe meslek mensuplarının uygulamada karşılaşacağı sorunları ortaya koymaktır. Ayrıca sunulan bu teorik bilgilerin pratiğe döküldüğünde nasıl işlediğini göstermek amacıyla Gaziantep ilinde muhasebe meslek mensupları arasında bir anket uygulamasına yer verilmiş ve elde edilen sonuçlar değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Uluslararası Finansal Raporlama Standartları (UFRS), Türkiye Muhasebe Standartları(TMS), 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu
Acentenin hakları
Acentelik sözleşmesi, acente ile müvekkil arasında kurulan, çalışma alanı bakımından belirli bir yer veya bölgeyle sınırlı, taraflara karşılıklı bir takım hak ve borçlar yükleyen sinal-lagmatik bir sözleşmedir. Acentelik sözleşmesinin taraflar arasında kurulmasıyla hem acente hem de müvekkil karşılıklı olarak sözleşme çerçevesinde bir takım haklar edinecekleri gibi aynı zamanda bir takım yükümlülükler altına da girerler. 6102 sayılı TTK. m.102 ila m.123 aralığın-da acenteliğe ilişkin hükümleri düzenlemiş, bu hükümler içerisinde acentenin hak ve borçlarına yer vermekle birlikte müvekkilin haklarına ilişkin bir düzenleme yer almamaktadır. Acente, acentelik sözleşmesine ilişkin faaliyetlerinde müvekkile karşı bağımsızdır. 6102 sayılı TTK. m.102'de ifade edildiği üzere ticari vekil, ticari mümessil, satış memuru veya iş-letmenin bir çalışanı gibi müvekkile bağımlı değildir. Faaliyetlerini yürütürken bağımsız hare-ket eder. Acente, müvekkille müşteriler arasında kurulan sözleşmelerde aracılık rolünü üstlenir. Tarafları müvekkil ve müşteri olan sözleşmelerin kurulmasında aracılık eder. Sözleşmeleri mü-vekkil adına yapar. Anahtar Kelimeler: Acente, acentelik sözleşmesi, haklar
Anonim şirketlerde yönetim kurulunun hukuki sorumluluğu
6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu'nun (TTK) 124 ila 644. maddelerini içeren ikinci kitabı ticaret şirketlerini düzenlemektedir. TTK' nın ticaret şirketleri sınıflamasına; anonim şirket, kolektif şirket, komandit şirket, limited şirket ve kooperatif şirketler girmektedir. TTK' da hükümsüz kalan hallerde, TTK' nın 126. maddesi gereği; TMK' nın tüzel kişilere ilişkin genel hükümleri ve TBK hükümleri niteliğine uygun olduğu ölçüde uygulanmaktadır. Tezin amacı, "anonim şirketlerde yönetim kurulunun hukuki sorumluluğu" konusudur ve üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde kısaca anonim şirketin tanımının yanı sıra kişi (ortak), sözleşme, sermaye ve ortak amaç çerçevesinde unsurlarına değinilmiştir. İkinci bölümde anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin hak ve yükümlülükleri yer almaktadır. Üçüncü bölüm ise; amaç, kapsam ve sonuçlarıyla, anonim şirket yönetim kurulu üyelerinin hukuki sorumluluğunu içermektedir. Tezin oluşumunda mümkün olan en güncel yazından faydalanılmıştır. Yazım sade bir sistematik üzerinden hareketle hazırlanmıştır. Böylelikle bu konuda yer alan yazına katkı sağlamak hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Anonim şirket, yönetim kurulu, hukuki sorumluluk.
Anonim ortaklıklarda azınlık ve azınlık hakları
Bilindiği üzere, anonim ortaklıklar kural olarak çoğunluk ilkesi uyarınca yönetilen tüzel kişiliklerdir. Uygulama göstermiştir ki; anonim ortaklıklardaki çoğunluk ilkesi çerçevesinde, çoğunluğu elinde bulunduran kişi veya kişiler, ortaklığı diledikleri gibi yönetebilmektedirler. Bu bağlamdan hareketle, anonim ortaklıklardaki baskın çoğunluk ilkesinin yumuşatılması ama-cıyla kanun koyucu, belirli miktarlardaki hisselere sahip paydaşların korunması için bir takım düzenlemeler yapmıştır. Bu düzenlemeler sayesinde, azınlık denilen ve kanunumuzda kural olarak kapalı anonim ortaklıklarda yüzde on, halka açık anonim ortaklıklarda yüzde beşe teka-bül eden hisseye sahip paydaşların, çoğunluk karşısında korunması sağlanmıştır. Özellikle 6762 sayılı Türk Ticaret Kanundaki azınlıklara ilişkin düzenlemelerin ardın-dan, 6102 sayılı Türk Ticaret Kanunu ile azınlık ve çoğunluk dengesi yeniden şekillenmiş ve azınlıklara önemli hak ve yetkiler tanınmıştır. Eski Ticaret Kanununda bulunmayan halka kapa-lı anonim ortaklıklarda hisse senedi (pay senedi) basılmasını talep hakkı, anonim ortaklığın haklı sebeple feshini isteme hakkı, yönetim kurulunda temsil edilme hakkı, finansal tabloların görüşülmesini erteleme, 6102 sayılı Ticaret Kanunumuzda yerini almıştır. Anahtar Kelimeler: 6102 Sayılı Ticaret Kanunu, Olumlu ve Olumsuz Azınlık Hakları, Anonim Ortaklıklar, Çoğunluk ilkesi.
Kamu tüzel kişilerinin tacir sıfatı alanında yaşanan gelişmeler
Hukuk sistemimizde, kamu tüzel kişilerinin tacir sıfatını kazandığı durumlar 6102 sayılı Ticaret Kanunu'nun 16. maddesi ile düzenlenmiştir. TTK madde 16 ile 6762 sayılı eski Ticaret Kanunu'nun kamu tüzel kişilerinin tacir sıfatını düzenleyen 18.maddesi yürürlükten kaldırılmıştır. Yeni düzenlemeler ve gelişmeler doğrultusunda kamu tüzel kişilerinin tacir sıfatının incelenmesi gerekliliği ortaya çıkmıştır. TTK'nın 16.maddesinin ikinci fıkrasında tacir sıfatını kazanamayacak kamu tüzel kişileri düzenlenmiştir.Maddenin ikinci paragrafında kamu tüzel kişilerinin tamamını kapsayacak şekilde geniş bir ifadeye yer verilmiştir. TTK'nın 195.maddesinde ise kamu tüzel kişileri bakımından herhangi bir ayrıma gidilmeden hâkim teşebbüsün tacir sayılacağı kabul edilmiştir. Kamu tüzel kişilerinin tacir sıfatını düzenleyen bu iki madde görünürde birbiri ile çelişmektedir. Çalışmamızın amacı; TTK madde 16 ve madde 195 kapsamında kamu tüzel kişilerinin tacir sıfatını kazandığı durumların belirlenmesidir. Ayrıca kamu tüzel kişilerinin tacir sıfatının sonuçları tartışılacaktır. Anahtar kelimeler: Kamu tüzel kişisi, Tacir, Hâkim Teşebbüs, Şirketler Topluluğu.