Young girls
Bu konu başlığı altında 60 tez
Santral puberte prekoks tanısı ile izlenen kız çocuklarında serum obestatin ve ghrelin düzeylerinin incelenmesi
Son yıllarda puberte başlangıç yaşının özellikle kız çocuklarında erkene kaydığı görülmektedir. Her ne kadar obezite bu duruma yol açan faktörlerden biri olarak görülse de puberte prekoks ile obezite arasındaki ilişki net olarak ortaya konamamıştır. Vücuttaki enerji depoları hakkında bilgi veren ve gonadal işlevler üzerine düzenleyici etkileri olan ghrelin ve obestatin hormonlarının bu ilişkide rol oynayıp oynamadığı ise bilinmemektedir. Bu çalışmanın amacı santral puberte prekoks tanısıyla izlenen kız çocuklarında serum obestatin ve ghrelin düzeylerini belirleyerek puberte prekoks ile obezite arasındaki ilişkiye ışık tutmaktır. Bu amaçla S.B.Ü. Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Endokrinoloji bölümünde santral puberte prekoks tanısıyla izlenen 5-10 yaşları arasındaki 34 kız çocuğu çalışmaya dahil edildi. Kontrol grubu olarak ise aynı yaş grubunda henüz puberteye girmemiş 34 sağlıklı kız çocuğu seçildi. Deneklerin takvim yaşı, şikayet süresi, aile öyküsü, tanı anındaki antropometrik ölçümleri (boy, kilo), puberte (Tanner) evresi, kemik yaşı, hormon düzeyleri (FSH, LH, E2) ile ilişkili verileri dosya kayıtlarından geriye dönük olarak temin edildi. Hasta ve kontrol gruplarında serum obestatin ve ghrelin düzeyleri ELISA ile ölçüldü, daha sonra ghrelin/obestatin oranları hesaplandı. Hasta ve kontrol grupları arasında yaş ortalamaları bakımından fark yoktu (P>0,05). Hasta grubunda beden kütle indeksinin yüksek olduğu, ancak aradaki farkın anlamlı olmadığı saptandı (P>0,05). Hasta grubunda serum obestatin düzeyi kontrol grubuna kıyasla yüksek bulundu (P=0,003). Serum ghrelin düzeyinin yine hasta grubunda daha yüksek olduğu, ancak aradaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görüldü (P>0,05). Serum ghrelin/obestatin oranına bakıldığında da hasta grubunda kontrol grubuna göre düşük olduğu belirlendi (P=0,023). Çalışmamızın sonuçları yüksek obestatin düzeyi ve düşük ghrelin/obestatin oranının santral puberte prekoks ile ilişkili olduğunu ortaya koymaktadır. Bu sonuçlar ghrelin ve obestatin düzeyleri ile aralarındaki dengenin puberte sırasında görülen gıda alımı ve enerji depoları ile ilişkili sinyallere katkıda bulunarak puberte prekoks fizyopatolojisinde rol oynayabileceğini göstermektedir.
Puberte prekokslu kız çocuklarında oksidan-antioksidan denge: vVaka kontrol çalışması
Puberte yaşının son yıllarda erkene kaydığı yapılan çalışmalarda gösterilmiştir. Puberte prekoksun (PP) genetik, çevresel ve hormonal birden çok nedeni bulunmaktadır. Yapılan çalışmalarda, insan vücudunda bulunan oksidan antioksidan dengenin bozulmasının, birçok hastalığın gelişmesinde rol aldığı görülmektedir. Çalışmamızda, PP'lu kız çocuklarında, oksidan antioksidan denge durumunu araştırdık. Bu nedenle Ankara Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları, Hematoloji, Onkoloji Eğitim Araştırma Hastanesi Endokrin ve Genel Pediatri Polikliniğine gelen 107 kız çocukta oksidan antioksidan denge çalışıldı. Çalışmaya alınan çocukların 58'i PP vakası, 49 tanesi aynı yaş grubundan kontrol vakasıydı. Hastaların fizik muayeneleri, antropometrik ölçümleri yapıldı. Doğum kilosu ve gebelik haftası, vitamin kullanma durumu, sigara maruziyeti, anne-baba yaşı, boy ve vücut ağırlığı kaydedildi. Hastaların tiroid sitimulan hormon (TSH) , tiroksin (T4), Östrojen, follükül sitümüle edici hormon (FSH) ve lüteinize edici hormon (LH) düzeyleri ile kemik yaşı ve pelvik ultrasonografi (USG) bilgileri dosyalarından alındı. Ailelerinden yazılı onam alınan hastaların, serum örnekleri tamamlanınca oxidan ve antioksidan parametreler çalışıldı. PP vakalarında puberte % 98,3'ünde telarş, % 27,6'sında pubarş ve % 3,4'ünde menarş ile başlamıştı. Olguların% 48,3'ünde pelvik USG'de pubertal değişiklikler tespit edildi. PP vakalarının % 41,4'üne dekapeptil (triptorelin asetat) başlandı. PP vakalarında doğum esnasındaki ortalama anne ve baba yaşları kontrol vakalarına göre daha gençti (sırası ile p <0,001 ve p = 0,007). Ortalama anne ve baba boy değerleri PP olgularında kontrol grubuna göre daha kısaydı (sırası ile p = 0,002 ve p = 0,025). Ebeveynlerin beden kitle indeksi (BKI) her iki grupta da benzerdi. Yaşa göre beden kitle indeksi z skoru (BAZ) ve yaşa göre vücut ağırlığı z skoru (WAZ) değerleri PP'lu çocuklarda kontrol grubuna göre anlamlı olarak daha yüksekti (sırası ile p = 0,007 ve p=0,013). Elde ettiğimiz sonuçlarda toplam oksidan seviye (TOS) ve oksidatif stres indeksi (OSİ) kontrol vakalarında PP vakalarına göre anlamlı yüksek bulundu (p=0.001, p<0,001). Her iki grup karşılaştırıldığın da toplam antioksidan seviye (TAS), myeloperoksidaz (MPO), katalaz (KAT), süperoksit dismutaz (SOD), toplam tiyol (TTL), nativ tiyol (NTL), Disülfit, Disülfit/NTL, Disülfit/ TTL, NTL/TTL değerlerinde istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmedi. Ancak TSH, FSH değerleri PP vakalarında kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksekti (p=0,017, p=0,002). Serbest T4 değeri ise PP vakalarında kontrol grubuna göre anlamlı düşük bulundu (p<0,001). PP grubunun hemoglobin değerlerinin ortalamasının kontrol grubuna göre daha düşük olmasına rağmen (p = 0,049) anemi oranları benzerdi (p = 0,205). Sonuç olarak, TOS ve OSİ'nin PP vakalarındaki düşüklüğü bu hastalardaki östrojen yüksekliği ile ilişkili olabilir. Önümüzdeki yıllarda anne yaşı ve PP ilişkisini gösteren araştırmalar yapılabilir. Anahtar kelimeler: puberte prekoks, oksisdan, antioksidan, tiyol
Kırsal alanda kız çocuklarının sporla güçlendirilmesi: Eziler köyü örneği
Spor, hem sağlık yönünden fayda sağlayarak yaşam kalitesini arttıran bir güç, hem de dezavantajlı bireylerin yaşamında da bir güçlendirme aracıdır. Kent merkezleri dışında sportif imkanların kısıtlı olduğu daha küçük ölçekli yerleşim yerlerinde özellikle köylerde kız çocuklarının spor yapma imkanının incelenmesi, sporcuların yaşadıkları zorlukların değerlendirilmesi ve sorunlarına uygun çözümler getirilmesi önemlidir. Bu tez, sporun köylerde yaşayan kız çocukları üzerindeki güçlendirici etkisine odaklanmaktadır. Tezin ana konusu, Denizli Güney ilçesi, Eziler köyünde yaşayan sporcu kız çocuklarının spor yoluyla güçlenmesini engelleyen etkenleri, spor yoluyla güçlenmeyi kolaylaştıran etkenleri, spor yoluyla hangi yönlerden güçlendiklerini ve sporcu kız çocuklarının güçlü kadın algısının ne olduğunu belirlemektir. Araştırmada nitel araştırma yöntemi ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak Eziler köyünde yaşayan, en az 5 yıl lisanslı olarak çim hokeyi ve kriket sporu yapan, 14-17 yaş aralığındaki 9 sporcu kız çocuğu ile yüz yüze derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Verilerin analizinde Maxqda 2022 ve veri analiz yöntemi olarak tematik analiz kullanılmıştır. Araştırma bulguları neticesinde, köyde yaşayan kız çocuklarının spor yoluyla güçlenmelerinin önündeki engellerin daha çok aile ve çevre kaynaklı olduğu, beden eğitimi öğretmeninin spora teşvik eden ve onların gelişimine güçlenmesine etki eden en önemli aktör olduğu, sporcu kız çocuklarının hayatlarını olumlu yönde değiştirdiği, sporun psikolojik, sosyal, kültürel, bilişsel ve ekonomik yönlerden kız çocuklarının güçlenmelerine katkıda bulunduğu görülmüştür. Sonuç olarak bu araştırma, sporun kadınların güçlenmesinde önemli bir araç olduğunu göstermesi açısından önemlidir.
8-10 yaş grubu kız çocuklarına uygulanan cimnastik antrenmanının bazı fiziksel ve fizyolojik gelişimlerine etkisinin araştırılması
Yapılan bu araştırmada, Bandırma Cumhuriyet İlköğretim Okulu öğrencileri ve 6. Ana Jet Üs Komutanlığı Sosyal Hizmetler Müdürlüğü Cimnastik Kursu öğrencileri olmak üzere 40 öğrenci konu edilmiştir. 8-10 yaş cimnastik sporu yapan kız çocukları ile 8-10 yaş arası sedanter kız çocukların esneklik, güç, büyüme, hız, dayanıklılık vb. gibi bazı fiziksel ve bazı fizyolojik özellikleri ve cimnastik antrenmanlarının bu özelliklere etkileri araştırılmıştır. Daha önce jimnastik yapmamış, 2008-2009 öğretim yılında dokuz ay cimnastik antrenmanına devam eden 8-10 yaş arası 20 kız çocuğu ile 20 tane 8-10 yaş arası sedanter kız çocuğu üzerinden ölçümler alınmıştır. Çalışmalarda boy ve kilo ölçümlerinin yanı sıra Eurofit Test Bataryası; sırasıyla Flamingo Denge Testi, Disklere Dokunma Testi, Durarak Uzun Atlama Testi, Mekik Testi, Bükülü Kolla Asılma Testi, Mekik Koşusu Testi olarak uygulanmıştır. Test sonucu toplanan veriler SPSS 17,0 for Windows paket programına aktarılarak, verilere frekans analizi ve tekrarlı ölçüm varyans analizi uygulanmıştır. Analiz sonuçlarına göre cimnastik yapan kız çocukları ile cimnastik yapmayan kız çocuklarının Flamingo Denge Testi, Disklere Dokunma Testi, Durarak Uzun Atlama Testi, Mekik Testi, Bükülü Kolla Asılma Testi ve Mekik Koşusu Testi değerleri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05).
Osmanlı Devleti'nde kız çocuklarının eğitimi ve dönemine etki eden kadın öğretmenler (1850-1918)
Bu çalışmanın başlıca amacı; Osmanlı Devleti'nde uzun süre göz ardı edilen kız çocuklarının eğitiminin 1850 ve 1918 yılları arasında ne şekilde ele alındığını, 19. yüzyılda yetişen kadın öğretmenleri, bu öğretmenlerin Osmanlı eğitim hayatına ve sosyal hayata katkılarını açıklamaktır. Çalışma için ana kaynaklardan konu araştırılmış, Başkanlık Osmanlı Arşivi ve İslam Araştırmaları Merkezi (İSAM) veri tabanı üzerinden gerekli belgeler taranmıştır. Bunların dışında konuyla ilgili müstakil çalışmalar ve makaleler incelenmiştir. Osmanlı Devleti'nin eğitim tarihi 19. yüzyıla kadar erkek çocukların eğitim alabildiği kurumlar ile sınırlı bir incelemeye tâbidir. Çünkü sıbyan mektebi dışında herhangi bir kurum kız çocuklarına açık değildir. Kızların eğitimi hususunda 1859'da açılan kız rüşdiyeleri ile ilk adım atılmış, kız idadilerinin açılığı ile bu süreç devam etmiştir. Kızlar için açılan okullarda eğitim verecek kadın öğretmen olmadığından Darülmuallimat açılmış, böylece kadınlar öğretmen olma yolunda ilk adımı atmışlardır. Sonraki dönemlerde kadın öğretmenlere duyulan ihtiyaç artınca kadın öğretmen yetiştiren farklı okullar da açılmıştır. Nihayetinde II. Meşrutiyet Dönemi'nde kadınlara üniversite yolu açılmıştır. Eğitim alanında varlık gösteren kızlara, kadın öğretmenler yol gösterici olmuşlardır. Osmanlı Devleti'nin Tanzimat Dönemi'nde birçok alanda modernleşme çabasına girmesi toplumdaki kadın algısını değiştirmiş, bu durum kız çocuklarının eğitim alanında görünür olmasını sağlamıştır. Kadın öğretmenlerin varlığı hem nitelik hem de nicelik açısından kızların eğitimde daha yoğun hissedilmesini sağlamıştır. Kadın öğretmenlerin kızların okullaşma oranının artmasında gayretleri etkili olmuş fakat Osmanlı maarif sistemi içerisinde kız öğrenci sayısı istenen düzeyin altında kalmış, yeterli sayıya ulaşılamamıştır. Anahtar Kelimeler: Darülmuallimat, İnas, Kadın Öğretmen, Kız Çocuklarının Eğitimi, Mektep, Muallime.
Çocuk gelinlerin erken evlilik süreçleri ve erken evliliklerin önlenmesine ilişkin görüş ve düşüncelerin incelenmesi
Amaç: Bu çalışmada, çocuk gelinlerin erken evlilik süreçleri ve erken evliliklerin önlenmesine ilişkin görüş ve düşüncelerinin incelenerek, erken evliliğe ilişkin nedenlerin, sakıncaların ve sonuçların tespit edilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, İzmir ilinde Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Anabilim Dalı'na başvuran 18 yaşının altındaki resmi ya da imam nikâhı bulunan 100 çocuk ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada veriler, araştırmacının hazırladığı görüşme formu kullanılarak toplanmış olup; araştırma sonucunda elde edilen verilerin, SPSS Windows versiyonu programı ile bilgisayara girişi yapılmıştır. Oluşturulan soru cümlelerine bağlı olarak düz istatistiksel analizler yapılmıştır. Bulgular: Çocuk gelinlerin erken evlilik süreçleri ve erken evliliklerin önlenmesine ilişkin görüş ve düşüncelerinin incelenmesi bağlamında, erken evlilik konusuna ilişkin çocukların gözünden nedenler, evlilik süreci, sonuçlar ve çözüm önerilerinin neler olduğu anlaşılmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda, erken evlenen çocukların evlilik sürecindeki yaşam deneyimleri, ataerkil toplum düzenin içerisinde kız çocuğunun tercih ve karar verme süreci, geleneksel ve dini tutumları, eğitim, istihdam durumları, ekonomik düzeyleri ve etkileri, evlilik beklentileri ve karşılanma durumlarına ilişkin bulgular elde edilmiştir. Sonuç: Erken evliliklere, ataerkil değer yargıları ve toplumsal cinsiyet rolleri ile birlikte, eğitim eksikliği, yoksulluk, göç, dini inançlar, geleneksel uygulamalar da etki etmektedir. Çocuk gelinlerin, evlenmeden kendi ailesi içerisinde ve evlendikten sonra da dâhil olduğu aile içerisinde devam eden ataerkil sistemi benimsemiş olduğu ve bunu kendi içinde meşrulaştığı da çarpıcı bir biçimde karşımıza çıkmaktadır. Çocuk gelinlerin, normal olanın erken yaşta evlenmek olduğu düşüncesine sıkı sıkıya bağlı oldukları görülmüş olup; bir gelenek halini alan erken evlilikler sorun olmamakta ve beraberinde getirdiği sorunlar da yok sayılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Erken evlilik, çocuk evlilikleri, çocuk gelin
Adölesan kız çocuklarında omuz retraksiyon ortezi ve postür egzersizlerinin kifoza olan etkisinin araştırılması
Çalışmamız postür egzersiz eğitimi ve omuz retraksiyon ortezinin kifozda etkinliğinin araştırılması amacıyla planlandı. Çalışmaya yaşları 13-16 yaş arasında değişen postürel kifozu olan 30 adölesan birey katıldı. Bireyler rastgele kontrollü çalışma yöntemi ile egzersiz (n=15), (yaş ortalaması 13,73±0,46 yıl ve boy ortalaması 162,40±5,62 cm) ve korse (n=15), (yaş ortalaması 13,73±0,46 yıl ve boy ortalaması 159,80±4,31 cm) olmak üzere 2 gruba ayrıldı. Egzersiz grubuna 8 hafta boyunca haftanın her günü 15-20 dk sürecek ve haftada bir gün fizyoterapist eşliğinde diğer günler evde kendisinin yapabileceği şekilde spinal ekstansör kuvvetlendirme, skapular retraksiyon, skapular stabilizasyon, pektoralis kaslarına germe içeren postür egzersiz eğitimi verildi. Egzersizlerin set ve tekrar sayısı haftalar ilerledikçe arttırıldı. Omuz retraksiyon ortezi kullanan korse grubundan 8 hafta boyunca haftanın her günü günde en az 8 saat korseyi takmaları istendi. Tüm bireylerin tedavi öncesi ve tedavi sonrası kifoz derecesinin indirekt ölçümü flexrulerla, başın anteriora tilti, tragus duvar mesafesiyle, omuzların protraksiyonu iki skapulanın inferioru arasındaki mesafeyle değerlendirildi. Tedavi öncesi ve sonrası gruplar kendi içinde karşılaştırıldığında, her iki gruptada, kifoz derecesinin indirekt ölçümünde, omuzların protraksiyonunda ve başın anterior tiltinde iyileşme olduğu (p<0.05) gözlendi. Gruplar birbiriyle karşılaştırıldığında her iki gruptada kifoz derecesinin indirekt ölçümü, iki skapulanın inferior arası ölçümü ve tragus duvar mesafesi benzerdi (p>0.05). Çalışmanın sonucunda adölesan dönemdeki kız çocuklarında görülen postürel kifozu, postür egzersiz eğitimi ve omuz retraksiyon ortezi, postürel kifozu, başın anterior tiltini ve omuz protraksiyonunu benzer etkilerle azaltmıştır. Fizyoterapi ve rehabilitasyon uygulamalarında postür egzersiz eğitiminin spinal ekstansör kas güçlendirme, skapular retraksiyon, skapular stabilizasyon, pektoralis kaslarına germe egzersizleri, ortez uygulamasıyla benzer etkilerinden dolayı adölesan dönemde egzersize zaman ayıramayan, yapmak istemeyen, egzersizin kontraendike olduğu durumlarda ya da düzenli kliniğe gelip gidemeyen bireyler için korse akut olarak düşünülebilir. Anahtar kelime: Adölesan, Kifoz, Postür egzersizi, Omuz retraksiyon ortezi
11-13 yaş voleybolcularda kuvvet antrenmanlarının servis hızına etkisi
Amaç: 11-13 yaş voleybolcularda sekiz haftalık kuvvet antrenmanlarının servis hızına etkisini incelemektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya yaşları 11-13 arasında değişen toplamda 24 sporcu katılmıştır. Katılımcılar 12 deney (Xyaş=12,41 yıl; Vücut Kütle İndeksi=20,2 kg/m2; ), 12 kontrol (Xyaş =12,58; Vücut Kütle İndeksi=20,9 kg/m2; ) grubu olmak üzere iki eşit gruba ayrılmıştır. Deney grubunundaki 12 voleybolcu voleybol antrenmanlarına ek olarak 8 hafta boyunca haftada 2 gün kuvvet antrenman programını uygularken, kontrol grubundaki 12 sporcu ise sadece voleybol antrenmanlarına devam etmişlerdir. İki grubunda ön test ve son test olmak üzere servis hızı test verileri kaydedilmiştir. Bulgular: Deney grubu ön test – son test sonuçlarını karşılaştırdığımız bağımlı örneklem T testi sonuçlarına göre ön test ile son test arasında ortalama 6,33'lük bir artış olmuştur. Bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Kontrol grubu ön test – son test sonuçlarını karşılaştırdığımız bağımlı örneklem T testi sonuçlarına göre ön test ile son test arasında ortalama 0,58'lik bir artış olmuştur. Bu fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmamıştır. Deney grubu ile kontrol grubunun ön test ve son test arasındaki gelişim farklılıklarını karşılaştırdığımız bağımsız örneklem T testi sonuçlarına göre deney grubundaki gelişim ile kontrol grubundaki gelişim düzeyleri arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Sonuç olarak kuvvet antrenmanı yapan grubun, kuvvet antrenmanı yapmayan voleybolculara göre servis hızı etkisini olumlu yönde etkileyip artış olduğu görülmektedir (p<0,05). Anahtar kelimeler: Voleybol, Servis hızı, Kuvvet antrenmanı, Kız çocuk,
Din ve sosyalleşme: Suriyeli göçmen kız çocukları örneği
2011 yılında Suriye'de iç savaşın başlamasıyla birlikte Türkiye yoğun bir şekilde göç almaya başlamıştır. Göçle birlikte çatışma, uyum, entegrasyon vb. süreçler yaşanmaya başlamıştır. Göç sürecinin en büyük maduru çocuklar olmaktadır. Kültürel kodlar göz önüne alındığında ise bu süreçten en çok etkilenenler hiç şüphesiz kız çocuklarıdır. Toplum içerisinde kadın olarak var olmak birtakım güçlükleri beraberinde getirmektedir. Hal böyleyken göçmen kadın ve üstelik kız çocuğu olarak toplum içerisinde var olabilmek başlı başına bir problemdir. Bu araştırma, göçmen kız çocukların sosyalleşme sürecinde dinin etkisini ele almayı amaçlamaktadır. Araştırmada veri toplama tekniklerine göre nitel araştırma yöntemi tercih edilmiştir. 18 göçmen kız çocuğuyla 30-40 dk arası görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizinde betimsel analiz ve içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre göçmen kız çocukların sosyalleşme sürecinde dinin etkili olduğu noktalar aile ve akraba ilişkileri, sosyal medya, giyim kuşam, arkadaşlık ilişkileri, erken yaşta evlilik ve ibadet olmaktadır.
Beden eğitimi derslerinde kullanılan eşli çalışma uygulamalarının koruma ve bakım altında kalmakta olan kız çocuklarının saldırganlık düzeylerine etkisi
Bu çalışma, Beden Eğitimi Derslerinde Kullanılan Eşli Çalışma Uygulamalarının Koruma ve Bakım Altında Kalmakta Olan Kız Çocuklarının Saldırganlık Düzeylerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın evreni, Düzce İlinde merkez Aile ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü'ne bağlı merkez ilçede bulunan sevgi evlerinde bakım ve koruma altında kalan 120 kız, örneklem grubu olarak, 48 kız çocuğu(beş ev içerisinden çalışmamıza uygun iki ev seçilerek) çalışmaya katılmıştır. Veri toplama aracı olarak, "Buss-Perry Saldırganlık Ölçeği (BPSÖ)"kullanılmıştır. Ölçek 4(dört) alt boyut içermektedir. Veriler normal dağılım göstermediğinden nanparametrik testler uygulanmıştır. İki değişkenin ortalaması arasındaki farkın anlamlılığı için Mann Whitney U testi, bağımsız değişkenlerin ikiden fazla olduğunda ise farkın anlamlılığını değerlendirmek için Kruskal Wallis testi uygulanmıştır. Yapılan analizlerde anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak alınmıştır. Koruma ve bakım altında kalmakta olan kız çocuklarında saldırganlık puanları ve tüm alt boyutlarda deney grubu ön test ve son test puanları arasında son test puanları lehine (p<0.001) istatiksel olarak anlamlı farka rastlamıştır. Kontrol grubuna baktığımızda ise ön test ve son test saldırganlık puanları (p>0.05) istatiksel olarak anlamlı farka rastlanmadığı görülürken, kontrol grubu alt boyutlarından fiziksel saldırganlık ve öfke alt boyutlarında (p<0.001)istatiksel farka rastlanırken ,sözel saldırganlık ve düşmanlık alt boyutlarında istatiksel farka (p>0.05) rastlanmadığı görülmüştür. Çalışmadan elde edilen veriler ışığında, koruma ve bakım altında kalmakta olan çocuklarda bir gruba ait olma, beraber hareket etme ve eşli çalışma uygulamaların saldırganlık durumlarına olan etkisinde azalma olduğu söylenebilir. Anahtar sözcükler: Eşli Çalışma, Koruma ve bakım, Saldırganlık
Anormal menstruel kanamalı adolesan kız çocuklarında kanama bozukluğu hastalıklarının araştırılması
Menstruel siklus uzunluğu ortalama 21-35 gündür ve menstruel kanama süresi 2-7 gündür. Normal menstruel kanama her siklusta 30-40 ml. ya da günde 3-6 ped kadardır. Anormal uterin kanama (AUB); gebe olmayan bir kadında menstruel volüm, sıklık veya süresinde herhangi bir anormalliği ifade eder. AUB adolesan kızlarda oldukça yaygın bir şikayettir. Ağır menstruel kanama (HMB), kanama süresinin 7 günden daha uzun olmasına veya bir siklusta meydana gelen kanamanın 80 ml'den fazla olmasına denir. Ağır menstruel kanama tarifleyen adolesan kızlarda %20'ye varan oranlarda alta yatan kanama bozukluğu saptanmıştır. Çalışmamızda anormal uterin kanama şikayetiyle başvuran adolesan kızlarda kanama bozukluğu hastalıklarını araştırmayı amaçladık. Çalışma anormal uterin kanama şikayetiyle çocuk hematoloji polikliniğine başvuran hastalara yönelik prospektif olarak yapılmıştır. Sikluslar arası uzunluk, mentruasyon süresi, kanama miktarına yönelik detaylı hikaye alınmış ve anemiye yönelik bulugular saptanmıştır. Kolay morarma, epistaksis ve dişeti kanamasının yanında kanama bozukluğuna yönelik aile hikayesi sorgulanmıştır. Kronik inflamatuar barsak hastalığı, kronik karaciğer veya böbrek hastalığı olan hastalar çalışma dışında tutulmuştur. Tam kan sayımı, periferik yayma, kan grubu, serum transaminazları, üre, kreatinin, ferritin, B12, template yöntemiyle KZ, PT, aPTT, INR, fibrinojen, vWF:Ag. vWF:RCo, FVIII, FVII, FXI, FVIII, platelet agregasyon testleri yapılmıştır. Endokrinolojik bozuklukları saptayabilmek amaçlı serbest testesteron, 17-OH progesteron, LH, FSH, östradiol, TSH, sT4 labratuvar tetkikleri gönderilmiştir. Çalışma Ocak 2018-Ocak 2021 yılları arasında anormal uterin kanama şikâyetiyle başvuran 97 hastadan çalışmayı tamamlayabilen 90 hasta ile yapılmıştır. Çalışmaya alınan hastaların yaş ortalaması 14±1,8 yıl olarak saptanmıştır. Hastaların %15,6'sında (n=14) altta yatan bir kanama bozukluğu olduğu (%5,5 vWH, %5,5 faktör eksikliği, %3,3 trombosit fonksiyon bozukluğu, % 1,1 İTP) gösterilmiştir. %12,2 (n=11) hastada endokrin bozukluk %26,6 (n=24) hastada eklem hipermobilitesi saptanmıştır. Hastaların %55,6'sı (n=50) herhangi bir tanı almamıştır. Faktör eksikliklerini kendi içinde incelemek gerekirse; 2 hastada FXI eksikliği 1 hastada FV eksikliği, 1 hastada FVII, 1 hastada hipofibrinojenemi saptanmıştır. Trombosit fonksiyon bozukluklarını kendi içinde incelemek gerekirse 2 hastada Bernard-Soulier sendromu, 1 hastada Glanzman trombastenisi saptanmıştır. Anormal utein kanama adolesanın yaşam kalitesini etkilemektedir ve ergen sağlığı sağlığı açısından araştırılmayı hak etmektedir. Bu çalışmada anormal uterin kanama ile başvuran bireyin altta yatan bir kanama bozukluğuna hastalığına sahip olabileceği vurgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Anormal uterin kanama, menoraji, kanama bozukluğu, von Willebrand hastalığı, trombosit fonksiyon bozukluğu, eklem hipermobilitesi
Anneden-kızına evde cinsel sağlık eğitimi programının etkililiğinin incelenmesi
Bu araştırma ?Annelere Uygulanan Cinsel Sağlık Eğitimi Programının(AK-ECSEP) Anne-Kızın Cinsel Konularla İlgili Bilgileri, Hissettikleri ve Tutumları Üzerindeki Etkisinin İncelenmesi ? amacıyla yapılmıştır.Araştırmanın örneklemini 2009-2010 eğitim ve öğretim yılında Zonguldak il merkezinde bulunan M.E.B' na bağlı Zonguldak Kız Teknik ve Meslek Lisesi 9.sınıfta öğrenim gören,30 öğrenci ve annesi olmak üzere toplam 60 kişi oluşturmuştur. Araştırmada ön test, son test ve kontrol gruplu araştırma deseni kullanılmıştır.Araştırmacı tarafından hazırlanan cinsel sağlık eğitim programı deney grubu anne-kız çiftine 10 hafta sürdürülmüştür. Program konuları?Yetişkinliğe Aralanan Kapı! Ergenlik, Bedenimi Bilmeliyim, En Tehlikeli Virüs! Bilgisizlik ve Korunmayı Öğreniyorum? olmak üzere 4 bölümde ele alınmıştır. Program; her bir eğitim bölümünün içeriğine uygun olarak araştırmacı tarafından tasarlanmış eğitim materyalleri ile desteklenmiştir. Kontrol grubu anne-kız çiftine herhangi bir cinsel eğitim programı uygulanmamıştır.Eğitimden önce deney ve kontrol grubu annelere sosyo demografik özelliklerini belirlemek amacıyla ?Kişisel Bilgi Formu? uygulanmıştır. Araştırmaya katılan deney ve kontrol grubu anne-kız çiftinin cinsel sağlık bilgilerini, cinsel konularla ilgili hissettiklerini ve tutumlarını belirlemek için araştırmacı tarafından hazırlanarak güvenilirlik çalışması yapılan ?Cinsel Sağlık Eğitimi Bilgi Formu ve Cinsel Konularla İlgili Hissettikleri/Tutumları Formu? kullanılmıştır. Bu anketler deney grubu anne-kız çiftine cinsel eğitim programından önce ön test, programın uygulanmasından sonra son test olarak verilmiştir. Aynı anketler kontrol grubu anne-kız çiftine de ön test ve son test olarak uygulanmıştır.Verilerin analizinde; Shapiro-Wilk testi, Mann-Whitney U testi, Wilcoxen işaret testi Kruskall-Wallis H testi kullanılmıştır.Deney ve kontrol gruplarının son test sonuçlarına göre, deney grubu annelerin tüm eğitim konularında son test cinsel sağlık bilgi puanlarının arttığı, eğitim konuları açısından ?Üreme Organlarının Anatomisi ve Fizyolojisi? ile ?Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar? bilgi puanlarında anlamlı bir farklılığın olduğu saptanmıştır(p<0.05). Kontrol grubu annelerin ?Cinsel Yolla Bulaşan Hastalıklar? bilgi puanı dışındaki eğitim konularında anlamlı bir farklılığın olmadığı bulunmuştur(p>0.05). Deney grubu kızların tüm eğitim konularında son test cinsel sağlık bilgi puanlarının arttığı, eğitim konuları açısından?Ergenlik Dönemi, Üreme Organlarının Anatomisi ve Fizyolojisi ve Gebelikten Korunma Yöntemleri? bilgi puanlarında anlamlı bir farklılığın olduğu saptanmıştır(p<0.05). Kontrol grubu kızların son test cinsel bilgi puanlarında anlamlı bir farklılığın olmadığı bulunmuştur(p>0.05).Deney grubu annelerin son test çocuklarına cinsel konularla ilgili bilgi verirken, ?Endişelenme, Sıkılma ve Utanma? hissettiklerine ilişkin oranlarda anlamlı bir düşüş, ?Memnun Olma ve Rahat Hissetme? oranlarında ise anlamlı bir artış olduğu saptanmıştır. Kontrol grubu annelerin çocuklarına cinsel konularla ilgili bilgi verirken, hissettiklerine ilişkin oranlar arasında anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Deney grubu kızların son test bulgularına göre, annelerine cinsel konularla ilgili soru sorarken, ?Korkma, Sıkılma, Pişman Olma Bazı Meraklarını Gizleme ve Utanma hissettiklerine ilişkin oranlarda anlamlı bir düşüş, ?Rahat Hissetme? oranlarında ise anlamlı bir artış olduğu saptanmıştır. Kontrol grubu kızların cinsel konularla ilgili bilgi verirken, hissettiklerine ilişkin oranlar arasında anlamlı bir farklılık görülmemiştir.Deney grubu annelerin son test çocuklarının cinsel konularla ilgili soruları karşısında olumsuz tutum gösterme oranlarında anlamlı bir düşüş, olumlu tutum gösterme oranlarında ise anlamlı bir artış olduğu görülmüştür. Kontrol grubu annelerin çocuklarının cinsel konularla ilgili soruları karşısında, olumlu ve olumsuz tutum oranları arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. Deney grubu kızların son test bulgularına göre, annelerinden cinsel konularla ilgili bilgi alırken, olumsuz tutum gösterme oranlarında anlamlı bir düşüş, olumlu tutum gösterme oranlarında ise anlamlı bir artış olduğu görülmüştür. Kontrol grubu kızların annelerinden cinsel konularla ilgili bilgi alırken, olumlu ve olumsuz tutum oranları arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır.Anahtar Kelimeler: Cinsel Sağlık Eğitimi, Cinsel Eğitim Programı, Ergenlik
Yeni iletişim teknolojileri, sanal kamusallıklar ve toplumsal cinsiyet: Facebook'ta genç kadınların kimlik inşa süreçleri
Yeni bir kültürel alan ve kamusal eylem biçimleri sunan yeni iletişim teknolojilerden internet toplumsal yapıya yeni formasyonlar kazandırmaktadır. Bu yönüyle internetin var olan toplumsal etkisi gençlik, kimlik, toplumsal cinsiyet gibi konular üzerinde de görülmektedir. Gençler etkileşim içinde sohbet, fikir alışverişinde bulunma, sohbet, kendilerine yeni alanlar yaratma amaçlı olarak teknolojiyi en yoğun kullanan toplumsal kategoriyi oluşturmaktadır. Bu süreçte sanal kamusallıkların var olduğu bu alanlarda kimlik oluşumunun bir parçası haline gelmektedir. İnternet ve sanal kamusallıklar üzerinden etkileşim gençliğim kimlik oluşturma sürecinde yeni bir sorunsal olarak tartışmalara neden olmaktadır. Anonimlik ve özgürleşme dereceleri içinde kimlik bu süreçte yeniden ve yeniden inşa edilmektedir. Özellikle internetin hem yeni bir kültürel mekan, özgürlük alanı hem de ekonomik bir pazar olarak ortaya çıkması, birtakım yeni küresel değerlerin, kültürel biçemlerin hızlı bir şekilde dolaşıma sokularak oldukça heterojen, melez kimliklerin kurgulanmasına olanak vermektedir.Bu doğrultuda çalışmanın amacı, yeni iletişim teknolojilerinin geleneksel medyadan ne kadar farklılaştığı ve ne yönleriyle benzeştiği incelenerek, genç kadınların toplumsal cinsiyete dair ne gibi anlamlar ürettiğini, sanal ortamda nasıl var olduklarını ve kimlik performanslarını irdelemektir. Çalışmada önce kullanılan ana kavramlar hakkında irdelenerek kuramsal çerçeve oluşturulduktan sonra internet ortamında toplumsal cinsiyete dair üretilen kimlikleri analiz etmek üzere son yıllarda geniş kullanıcı kitlesine ulaşan Facebook sitesinde kamusallık özelliği taşıyan gruplar taranarak seçilen gruplar söylem analizi yöntemiyle genç kadın kimliği bağlamında incelenmiştir.Anahtar Kelimeler: Yeni İletişim Teknolojileri, Sosyal Ağ Siteleri, Toplumsal Cinsiyet, Sanal Kamusallıklar, Genç Kadın Kimliği
Kız çocuklarının gözünde aile şirketinde çalışmak: Bir alan araştırması
Aile şirketleri, ülke ekonomilerinin gelişimine en büyük katkıyı sağlayan özel teşebbüsler içinde yer almaktadır. Aile şirketlerinde genel eğilim işletmenin yönetiminin gelecek nesle bırakılması yönündedir. Aile şirketleri tüm çocuklara açık bir yapı sergilese de kız ve erkek çocuklara yönelik tutumlarda farklılık olduğu görülmektedir. Babalar kız çocuklarına güvenemeyip aile işletmelerini erkek çocuğa devretme yoluna gitmektedirler. Oysa kız çocuk, aile işletmesinde daha kolay başarı sağlamaktadır (Semerci, 2008: 89). İlgili literatürde yapılan araştırmaların sonucunda aile şirketlerindeki kadınların, erkeklere oranla daha az biçimsel role sahip olduğu ve az sayıda kadının tepe yönetimde görev aldığı görülmektedir. Bu bağlamda, cinsiyet rolünün etkisiyle günlük hayatta geri planda kalan kadınlar ve kız çocuklarının diğer işletmelerde olduğu gibi aile işletmelerinde de geri planda kaldığı görülmektedir. Başka bir deyişle, aile işletmelerindeki ataerkil yapı kadınların yönetim kademesinde yükselmesine engel teşkil etmektedir. Bu çalışmada Adana ilinde faaliyet gösteren aile şirketlerinde çalışan kız çocuklarının aile-üyesi çalışan olarak karşılaştıkları sorunlar ve onları aşma stratejileri ile onlara göre aile şirketlerinde çalışmanın avantajlarını ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. 19 kişiyle yapılan derinlemesine mülakatlar 3 ay sürmüş ve toplanan verilerin analizi yapılmıştır. Yapılandırılmış görüşme formunda yer 6 başlık yer almaktadır. Bunlar cevaplayıcının şirkete katılım, aile ilişkileri, iş ilişkileri, iş ve aile çatışması, yetki-devir konusu, şirketle ilgili temel bilgiler olarak sıralanmış ve bu başlıklar altında analiz edilmiştir. Çalışmanın sonuçları incelendiğinde Aile şirketlerinde çalışan kız çocuklarının yaşadığı sorunların başında cinsiyet ayrımı, iş dünyasında başarılı olabilmek için bir erkeden daha çok çalışmaları gerektiği ve mesai saatleri uzunluğu nedeniyle aile-iş yaşamı arasında dengeyi sağlayamaması yer almaktadır. Bu görüşlerin yanı sıra aile şirketlerinde aile-üyesi çalışan olmanın en belirgin avantajları ise iş yerinde özgür davranabilme imkanı, çalışma saatlerindeki esneklik, üst statülere daha kolay gelebilme ve kendi fikirlerini kolaylıkla gerçekleştirebilme olarak sıralanmıştır. Aile şirketlerinde çalışan kız çocuklarının şirketlerine kendi kişisel kararları sonucunda katıldıkları görülmektedir. Aile şirketlerindeki kız çocukların şirkette çalışmaya başladıktan sonra aile bireyleri ve özellikle baba-kız evlat ilişkisinin değişmediği görülmektedir. Ancak kız çocuklarının aile şirketlerinde çalışmaya başladıktan sonra aileden olmayan üyelerin (müşteriler ,alıcı ve satıcı tedarikçiler) kendilerine karşı tavırlarda farklılık olduğu görülmüştür. Bu tavırlardaki farklılıkların büyük kısmı olumlu olduğu görülmektedir. Yetki devri sürecinde ana sorunların başında, babanın kızlarına olan güvensizliği ve sorumlulukla aynı oranda yetki verilmemesi şeklinde sıralanmaktadır.
Puberte prekoks tanılı kız çocuklarında beden imajı algısı, akran zorbalığı ve psikiyatrik komorbidite sıklığının puberte prekoks tanısı almayan ve kronik hastalığı bulunmayan kız çocuklarıyla karşılaştırılması
Amaç: Bu çalışmada puberte prekoks tanılı kız çocuklarında beden algısı, akran zorbalığı ve psikiyatrik komorbidite sıklığının, puberte prekoks tanısı almayan ve kronik hastalığı bulunmayan kız çocuklarıyla karşılaştırılması amaçlanmıştır. Materyal ve Metod: Araştırma örneklemi Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi (DÜTF) Çocuk Endokrinoloji polikliniğine başvuran ve puberte prekoks tanısı alan 8-12 yaş aralığındaki 50 hasta ile yaş ve cinsiyet açısından eşleştirilmiş herhangi bir nörolojik veya kronik tıbbi hastalık öyküsü olmayan 50 kontrol grubu ile oluşturulmuştur. Her iki gruba araştırmacılar tarafından hazırlanan sosyodemografik veri formu, "Çocuklar İçin Beden Takdir Ölçeği" ve "Olweus Öğrenciler İçin Akran Zorbalığı Anketi" doldurtulmuştur. Eşlik eden psikopatolojileri değerlendirmek amacıyla K-SADS uygulanmıştır. Hasta ve kontrollerden elde edilen veriler SPSS programıyla analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmada elde edilen bulgular daha önce toplum örneklemleriyle yapılan çalışmalardan elde edilen akran zorbalığı sıklığı ve beden algısı puanlarıyla benzerlik göstermektedir.Puberte prekoks grubunda zorba/kurban/zorba-kurban sıklığısırasıyla %20/%0/%6, beden takdir ölçeği puanı 42.44, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu sıklığı %26, sağlıklı grupta zorba/kurban/zorba-kurban sıklığısırasıyla %18/%4/%8, beden takdir ölçeği puanı 40.96, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu sıklığı%16 bulunmuştur. Tartışma: Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite sıklığı toplum örneklemine göre çok yüksek olup bu konuda özellikle örneklem sayısının çok daha fazla olduğu çalışmalara ihtiyaç vardır. Sonuç: Toplum örnekleminde olduğu gibi puberte prekoks hastalarında da akran zorbalığına uğrama ve zorbalık yapmanın yüksek oranda görüldüğü,beden imajının toplum örnekleminde olduğu gibi olumlu olduğu, psikiyatrik komorbidite sıklığının benzer olduğu sonucuna varılmıştır.
Çanakkale ili Biga ilçesi Pomak el dokumaları ve Pomak genç kız kıyafeti
insanların, kendilerini dış etkilerden korumak amacıyla başladıktan kumaş dokumacılığı ( tekstil ), Anadolu kadınının ince zevkiyle şekillenmiştir. Çok yönlü bir kişiliğe sahip olan Türk kadını, savaş yıllarında Ata'sıyla, ordusuyla omuz omuza savaştığı gibi; olumsuz ekonomik ortam, doğa koşullan ve kendi gereksinimi olan giyim kuşamı karşılamak üzere, el tezgahlan ile gerekli kumaşları dokumayı da bilmiştir. Yaşadığı bölgenin şartlarını ve kendi yaşam tarzını da dokumasına kattığından, yöresel giyim özelliklerini meydana getirmiştir. Araştırmaya konu olan ve el sanatlarının önemli bir bölümünü oluşturan el dokumacılığım ve geleneksel giyim tarzını günümüze kadar sürdürmeyi başaran Pomaklar, Çanakkale ili Biga ilçesi civar köylerinde yaşamaktadırlar. Yüzyıllarca gerek dokuma ve işlemelerinde, gerekse kıyafetlerinde kullandıktan teknik, renk, motif ve desenlerle dikkati çeken bu geleneksel değerlerin gittikçe yok olduğu gözlenmektedir. Yörede yaşayan yaşlı bireyler, geleneksel kıyafetlerini giyinerek kültür değerlerine sahip çıkmaya ve yaşatmaya çalışmalarına rağmen yöredeki değişikliklere engel olamamaktadırlar. Bu nedenle kaybolmakta olan Pomak el dokumacılığının ve genç kız kıyafetlerinin zaman geçirmeden araştırılmasında ve belgelenmesinde yarar görülmektedir. Ancak yapılan incelemelerden, yıllardır aynı yörede yaşayan Pomaklar'ın el sanatlarını, kıyafetlerini, gelenek ve göreneklerini inceleyen bilimsel bir araştırma ile karşılaşılmamışım. Dolayısıyla bu araştırma; ülkemizde yaşayan Pomak Türkleri'nin el dokumalarını ve genç kız kıyafetini teknik, renk, desen ve sanatsal özelliklerini tespit etmek ve buna dayalı olarak yeni girişimlerin ve organizasyonların yapılmasına katkıda bulunmak üzere planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırmanın amacını; Çanakkale ili Biga ilçesi köylerinde de yaşayan Pomaklar'ın el dokumalarında kullanılan araç gereçler ile uygulanan teknik ve kullanım alanlarının, renk ve desenlerininbelgelenmesi, Pomak genç kız kıyafetinin incelenmesi, bu yörede yapılan dokuma sanatının sahip olduğu geleneksel değerlerin korunması yanında, günümüz ihtiyaçları doğrultusunda farklı tekniklerle bütünleştirilerek turistik değeri olan, yurt içinde ve yurt dışında pazarlanabilir nitelikte ürünler elde etme olanaklarının sağlanması oluşturmuştur. Beş bölümden oluşan araştırmanın materyalini, Çanakkale ili Biga ilçesinin Işıkeli, Kaynarca, Elmalı, Ilıcabaşı köylerinde yaşayan, Pomak dokumalarını uygulayan bireylerden anket yoluyla toplanan bilgiler ile aynı yöreden alman 33 adet dokuma örneği ve 1 adet genç kız kıyafeti olmak üzere toplam 34 adet ürün ile; Pomak el dokumalarının üretim tekniği, kullanılan araç - gereçler ve genç kız kıyafetleri üzerinde yapılan gözlem ve incelemelerden sağlanan bilgiler oluşturmuştur. Pomak el dokumalarını uygulayan bireylerden, karşılıklı görüşme tekniği ile doldurulan anket formlarından elde edilen veriler, uygun görülen konu başlıkları altında incelenmiştir. Pomak dokumalarının geçmişteki örneklerinde yün ipliği kullanılmakla beraber, günümüzdeki örneklerde genellikle pamuk ve sentetik ipliklere yer verildiği ve Pomak dokumalarında iki gücülü dokuma tezgahının kullanıldığı; kumaşlarda yatay ve dikey çizgili veya ekose desenlerin çoğunlukta olduğu ve bu dokumalarda bezayağı örgüsünün kullanıldığı anlaşılmıştır. Kumaşlar; hazırlık işlemleri, dokuma ve bitirme işlemleri olmak üzere üç temel aşamada tamamlanmaktadır. Dokunan kumaşların genellikle enlerinin 60-65 cm., boylarının 40- 100 cm., kalınlıklarının ise 1-1,5 mm. olduğu anlaşılmıştır.Pomak dokumalarında ağırlıklı olarak kırmızı ve pembe rengin kullanıldığı, ayrıca mavi, mor, yeşil, sarı, beyaz vb. gibi canlı renklere de yer verildiği tespit edilmiştir. Desen ve süslemeleriyle dikkat çeken Pomak el dokumalarında, renkli sentetik iplikler kullanıldığından ayrıca boyama yapılmamaktadır.Yörede dokumacılığı sürdüren bireyler, bu sanat dalını meslek edinmeden sadece ihtiyaçlarını karşılamak ve ek gelir sağlamak amacıyla devam ettirmekte, günlük çalışma süreleri ise mevsimlere göre değişiklik göstermektedir. Pomak genç kız kıyafeti ise; çorap, etek veya elbise, kolluk, entari, cepken, önlük, kuşak, kemer, boncuk, başlık, baş örtüsü ve ayakkabı olmak üzere 12 parçadan oluşmakta ve zengin süslemeleriyle dikkat çekmektedir. Araştırma, el dokumaları alanında ve yöresel giysiler konusunda yapılacak uygulamalı ve bilimsel çalışmalara katkıda bulunursa, amacına ulaşmış olacaktır.
17-23 yaş grubu kızların vücut ölçüleri üzerine bir çalışma
Araştırma; giriş, yöntem ve materyal, sonuç ve öneriler bölümlerinden ayrı olarak bölümlerden oluşmuştur. Ana Bölümlerin ikisi teorik bilgiler, diğeri ise elde edilen verilerin değerlendirilmesi ile ilgilidir. Birinci Bölümde, İstatistik ve Standart kavramları. İkinci Bolümde ise Hazır Giyim ve İnsan Anatomisi konuları teorik olarak incelenmiştir. Son Bolünde ; 17-23 yaş grubu genç kızların vücut ölçüleri istatistiki olarak incelenip yaş gruplarına göre ölçü dizileri meydana getirilmiştir. Ayrıca elde edilen veriler Gazi Üniversitesi K.E.F.'de kullanılmakta, olan Alman Biçki Sistemindeki Yardımcı Ölçüleri Hesaplama' Formüllerine de uygulanıp iki yığına ilişkin varyanslar test edilmiştir. Çalışma teorik ve veri olarak elde edilen bilgilerin değerlendirildiği Sonuç ve Öneriler kısmıyla sonuçlanmaktadır. Bir çok ülkede konfeksiyon endüstrisi önemli bir endüstri sektörü olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun T nedeni bu endüstrinin emek-yoğun olması ve bu nedenle çok sayıda işçi çalıştırması ise de, bir diğer nedeni konfeksiyon ürünlerinin az yada orta derecede dayanıklı tüketim malları oluşlarıdır.Ülkemizde de konfeksiyon, işletmelerinin durumu dünyadaki genel durumun ana çizgilerini taşımaktadır. Bir çok işletme atölye organizasyonu içinde çalışan küçük işlet melerdir. Bu işletmelerin karşılaştığı en önemli sorunlar dan biri henüz kalıp sisteminin ülkemizde gelişmemiş olmasıdır. Bir giysi kalıbının hazırlanmasında "bir çok etken rol oynar. Bunların başında beden ölçüleri gelmektedir. İnsan vücudu kişiye ve topluma göre değişen boyut ve özelliklerdedir. Her ne kadar boyutlar farklı ise de çeşitli vücut ölçüleri arasında sabit sayılabilen bası oranlar söz- konusudur. Bunlar kalıp hazırlamada yararlı olmakla, birlikte değişik bedenlere ait standart ölçülerin değişik toplumlarda saptanmış olması kalıp geliştirmenin bir ön koşuludur.
Hemofili A ve B hastalarının kız kardeşlerinde kanama semptomları ve kanamaya yönelik laboratuvar parametrelerinin değerlendirilmesi
Giriş ve amaç: Hemofili A (faktör 8 eksikliği ) ve B (faktör 9 eksikliği) genetik olarak X'e bağlı resesif geçiş gösterir ve erkekleri etkiler. Ancak bu kişilerin anneleri ve kızları genetik bozukluğun taşıyıcılarıdır. Hemofililer erkeklerde kanama eğilimi açısından çok iyi bilinmesine rağmen bayan taşıyıcılarda nadiren farkına varılmaktadır. Oysaki bayan taşıyıcılar karşımıza sadece artmış kanama eğilimi ile değil bazen sık ve aşırı kanama ile de gelebilmektedir. Çalışmadaki amacımız hemofilili hastaların kız kardeşlerindeki faktör düzeylerini ve kanama riskini belirleyip, müdahaleler öncesi profilaktik uygulamalar ve uzamış kanamalar açısından ailelerin ve hekimlerin dikkatini bu yöne çekmektir. Materyal ve metod: Hemofili hastalarının kız kardeşlerinde laboratuvar ve klinik kanama eğilimlerini belirlemek için çalışma dizaynı yapıldı. Çalışmaya ailesinde en az bir hemofili A veya B hastası olan, menarş gören 46 kız kardeş dahil edildi. Sağlıklı, hemofili A veya B taşıyıcısı olmadığı bilinen 43 kadın kontrol grubu olarak seçildi. Bu amaçla kız kardeşlerde laboratuvar olarak aPTT, tam kan, VWF, kanama zamanı ve erkek kardeşi hemofili A hastası olanlarda faktör 8, hemofili B hastası olanlarda faktör 9 düzeyleri çalışıldı. Kontrol grubu ile karşılaştırıldı. Kız kardeşlerin kişisel karakteristikleri, etkilenmiş olan aile bireylerinde hemofilinin karakteristikleri, zorunlu taşıyıcılarda hemofilili çocuk sayısı, spontan ve uyarılmış kanamalarda uzamış kanama eğilimlerine ilişkin detaylı öyküleri anket formu düzenlenerek sorgulandı. Aynı sorgulama kontrol grubunda da yapıldı. Bulgular: Kız kardeşlerin ailelerinde hemofili A olanların sayısı 39 (%84,8), hemofili B olanların sayısı 7 (%15,2) idi. Ailede hafif hemofilili hasta olan kız kardeş sayısı 6 (%13), orta hemofilili olan 4 (%8,7), ağır hemofilili olan 36 (%78,3) kişiydi. Hemofilili hastaların kız kardeşlerinin laboratuvar bulguları kontrol grubu ile karşılaştırıldığında ortalama faktör düzeyleri anlamlı olarak kız kardeşlerde düşük bulundu (sırasıyla 60,13±37,91%, 80,04±23,35 % , p: 0,004). Faktör 8 ve 9 ayrı ayrı değerlendirildiğinde kız kardeşlerde faktör 8 düzeyi kontrol grubuna göre anlamlı olarak düşük bulunurken (sırasıyla 53,77±32,07 %,75,06±20,55 %, p:0,001), faktör 9 düzeyleri arasında anlamlı farklılık saptanmadı (sırasıyla 90,36±50,41%, 110,71±15,02%, p:0,361). Kız kardeşlerin aPTT değerleri kontrol grubu ile karşılaştırıldığında kız kardeşlerde aPTT 'nin anlamlı olarak uzadığı görüldü (sırasıyla 30,5±4,08 sn, 27,2±3,13 sn, p: 0,000). Spontan burun kanaması ve ayrıca spontan deri morarmaları sorgulandığında kız kardeşlerden 13 'ünde (%28,3) tanımlanmış olup kontrol grubunda 7 'sinde (%16,3) spontan burun kanaması ve 8 'inde (18,6) spontan deri morarmaları tarif edilmiştir. Kız kardeşlerden 7 'sinde (%15,2) küçük yaralanmalar sonrası kanama 10 dakikadan uzun sürmüşken kontrol grubunda küçük yaralanmalar sonrası kanama 10 dakikadan kısa sürmüştür. Kız kardeşlerden diş çekimi yapılan 27 kişiden 12'sinde (%44,4), kontrol grubunda 31 kişiden 2 'sinde (%6,5) diş çekimi sonrası uzamış kanama nedeni ile ilave tedavi gerekmiştir. Kız kardeşlerden cerrahi yapılan 17 kişiden 6 'sının (%35,1) kontrol grubundan 22 kişiden 2 'sinin (%9,1) cerrahi sonrası uzamış kanama nedeni ile tedavi gereksinimi olmuştur. Doğum yapan 12 kız kardeşten 3 'ünün (%25) doğum sonrası kanaması 6 haftadan uzun sürmüştür. Kız kardeşlerden 15 'inde (%32,6) mensturasyon kanaması 7 günden uzun sürmekteyken kontrol grubunda bir kişi 7 günden uzun süren mensturasyon kanaması tarif etmiştir. Kırk altı kız kardeşten 21 'inin (%45,7) faktör düzeyi %5-40 arasında, 7 'sinin ( %15,2) faktör düzeyi %41-60 arasında ve 18 'inin (%39,1) faktör düzeyi %61 ve üzerinde bulundu. Pıhtılaşma faktör düşüklüğü ile spontan burun kanaması, ağız içi ve diş eti kanamaları arasında ilişki saptandı (p<0,05). Hemofili hastalarının kız kardeşleri, pıhtılaşma faktör düzeylerinden bağımsız olarak sağlıklı gruba göre daha fazla küçük yaralanmalar sonrası uzamış kanama, artmış yaralanma sıklığı, diş çekimi sonrası uzamış kanama nedeni ile ilave tedavi gereksinimi, uzamış menstural periyod kanaması ve doğum sonrası uzamış kanama tarif etmektedirler (p<0,05). Spontan burun kanaması (p:0,176), spontan deri morarmaları (p:0,284), operasyon sonrası uzamış kanamalarda (p:0,260) iki grup arasında anlamlı farklılık görülmedi. Ailedeki hemofili şiddeti ile faktör düzeyleri arasında istatiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı (p:0,398,). Ailedeki hemofili şiddeti ile spontan burun kanaması dışında kanamaya yatkınlık saptanmamıştır. Sonuç olarak; Hemofili hastalarının kız kardeşlerinde faktör düzeyleri daha düşük ve kontrol grubuna göre daha fazla küçük yaralanmalar sonrası uzamış kanama, artmış yaralanma sıklığı, diş çekimi sonrası uzamış kanama nedeni ile ilave tedavi gereksinimi, uzamış menstural periyod kanaması ve doğum sonrası uzamış kanamaları olmaktadır. Bu nedenle zorunlu ve olası taşıyıcılarda faktör düzeylerinin belirlenmesi medikal işlemler ve uzamış kanamalar açısından önemlidir. Anahtar sözcükler; Hemofili, hemofili hastalarının kız kardeşleri, pıhtılaşma faktörleri, kanama eğilimi, ailedeki hemofili şiddeti
0-14 yaş kız çocuk ayakkabısına pop art kültürünün etkisi ve koleksiyon oluşturma
Bu tez çalışmasında koleksiyon oluşturulmadan önce, 0-14 yaş kız çocuk psikolojisi incelenmiş, çocuğun sosyo-kültürel gelişimi araştırılmış, çocuğun pazardaki yeri - önemi hakkında bilgiler verilirken pop art ve ayakkabı tarihi de incelenmiştir. İlk olarak 0-14 yaş kız çocuk psikolojisi yaş gruplarına ayrılarak incelenmiş, hedef kitle olarak seçilen kitlenin pazardaki yeri ve satın almadaki etkileri hakkında bilgiler verilmiştir. Ayakkabının tarihçesine değinilerek geçmişten günümüze ayakkabının değişimi ele alınmıştır. Ayakkabının üretim süreçleri detaylı olarak anlatılmış, görsellerle desteklenmiştir.Pop art kültürü de konu alınarak akımdaki önemli eserlerin görselleri de eklenmiştir. Koleksiyon oluşturma aşamalarına değinilip, pop art sanatı konsept olarak belirlenmiş, teknik çizimler ve pop art sanat akımına uygun grafikler oluşturularak modeller hazırlanmıştır. Kumaş ve malzeme bilgileri hakkında kısaca bilgi verildikten sonra hazırlanan koleksiyondan seçilen tasarımlar için numune yaptırılarak süreç tamamlanmıştır.
Boşanmış ailelerin kız çocuklarında yeme tutumu bozukluğunun incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, boşanmış aile çocukları ile çift ebeveynli yaşayan 13-18 yaş arası kız ergenler arasında yeme tutumları açısından fark olup olmadığının araştırılması ve bunların kaçının Anoreksia Nevroza veya Bulimia Nevrozaya dönüştüğünü ortaya konulmasıdır. Ek olarak, araştırmada kızların yaşı, kaç kardeş oldukları, doğum sırası, ebeveynlerin eğitim düzeyleri, medeni durumlarının yeme tutum bozukluğu üzerindeki etkisi araştırılmıştır. Araştırmaya İstanbul İlinde Bayrampaşa, Avcılar, Bahçelievler, Başakşehir, Halkalı, Beykent, Bahçeşehir, Florya, Bağcılar, Ataşehir, Kartal, Beykoz, Acıbadem, Acarkent Gaziosmanpaşa, Şişli, Topkapı ve Beyoğlu ilçelerindeki liselerde okuyan 13-18 yaş arasında olan rastgele yöntemle seçilmiş 60 kız ergen alınmıştır. Veri toplama araçları olarak Yeme Tutum Ölçeği, Anoreksia Belirtileri Anketi ve Bulmia Nervoza Belirtileri Anketi kullanılmıştır. Aynı zamanda kız ergenlerin sosyo-demografik özelliklerini belirlemek amacıyla araştırmacı tarafından Kişisel Bilgi Formu oluşturulmuştur. Araştırmaya bakıldığında; annesi babası birlikte olan kız ergenlerin %20.0'sinde yeme bozukluğu bulunma olasılığı olduğu ve annesi babası boşanmış olan kız ergenlerin %56.7'sinde yeme bozukluğu bulunma olasılığı olduğu saptanmış olup annesi babası ayrı olan kız ergenlerin annesi babası birlikte olan kız ergenlere oranla yeme tutum düzeylerinin daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmada yer alan ebeveynlerin eğitim düzeyi, gelir düzeyi gibi sosyo-demografik özelliklere göre de anlamlı sonuçlar elde edilmemiştir. Araştırmada yeme tutum bozukluğu tanısı almış grubun yeme tutum bozukluğu tanısı almamış gruba oranla Anoreksia ile Bulmia Nevroza'ya daha meyilli oldukları görülmüştür. Araştırmanın sonunda yer alan tartışma bölümünde bulgulara dayalı olarak araştırmacılara, alanda çalışan psikolojik danışmanlara ve ailelere yönelik önerilerde bulunulmuştur.
Gernç kızlarda primer dismenore ve vücut kitle indeksi
Bu çalışma genç kızlarda primer dismenore ile vücut kitle indeksi arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılan araştırmanın örneklemini, İstanbul Üniversitesine bağlı Florence Nightingale Hemşirelik Fakültesi ve Bakırköy Sağlık Yüksekokulu?nda okuyan 366 genç kız oluşturmuştur. Veriler, soru formu ve genç kızların boy ve kilolarının araştırmacı tarafından ölçülmesiyle toplanmış, WHO?nun belirlediği kriterlere vücut kitle indeksileri zayıf, normal ve şişman olarak gruplandırılarak primer dismenore ile ilişkisi incelenmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel metodlar, ki kare, t testi, korelasyon ve odds ratio kullanılmıştır. Genç kızların büyük çoğunluğu 18?24 yaşları (%97) arasında olup menarş yaşı yaklaşık 13?dür. %77?sinin menstrual siklusları düzenli olan genç kızlar yaklaşık 27 günde bir 6 gün süren menstrual kanama yaşamaktadır. Genç kızların %88,5?i zaman zaman ya da her zaman dismenore yaşadığını belirtmiştir. Aile üyelerinin %68,2?sinde dismenore sorunu vardır. Primer dismenore kriterlerine göre irdelendiğinde, genç kızların %64,2?sinin primer dismenore yaşadığı saptanmıştır. Primer dismenoreye sahip genç kızların %48,1?inin ağrısı, adetten önceki 24 saat içinde başlamakta ve %53,6?sının adet başladıktan sonra 24 saat içinde sona ermektedir. Primer dismenoresi olan genç kızların ağrılarının VAS?a göre değerlendirildiğinde %63,5?nin adet sırasında hissettikleri ağrı orta şiddetlidir. Genç kızların kiloları yaklaşık 58 kg, boyları 162 cm olup vücut kitle indeksi ise yaklaşık 22 kg/m²?dir. Genç kızlarda primer dismenore ile vücut kitle indeksi arasındaki ilişkiye bakıldığında istatistiksel olarak anlamlı bir bağıntı olmadığı saptanmıştır (p=0.121 ve x²=4.220). Genç kızların kilo ve boyları ile primer dismenore görülme sıklığı karşılaştırıldığında, primer dismenoresi olanların olmayanlara göre 1 cm?den daha uzun oldukları ve aralarındaki bu farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu belirlenmiştir (p=0.048). Genç kızlar vücut kitle indeksine göre, zayıf olanlar/olmayanlar, normal olanlar/olmayanlar ve şişman olanlar/olmayanlar olarak gruplandırılıp primer dismenore ile ilişkisine bakıldığında; zayıf olanların olmayanlara göre istatistiksel olarak daha fazla primer dismenore yaşadığı (p=0.028) saptanmıştır. Vücut kitle indeksinin 20?nin altında olması primer dismenore için bir risk faktörüdür. Buna göre irdelendiğinde vücut kitle indeksi 20 kg/m² altında olanların olmayanlara göre daha fazla oranda dismenore (p=0.010) ve primer dismenore (p=0.016) yaşadığı saptanmıştır. Hemşireler ve gençlere hizmet veren sağlık personeli dismenore/primer dismenorenin giderilmesinde farmakolojik ve nonfarmakolojik tedavi yöntemlerini bilmelidir. Ayrıca genç kızlar yeterli, dengeli beslenmenin ve uygun vücut kitle indeksine sahip olmanın, dismenore ile baş etmede önemi konusunda bilinçlendirilmelidir. Dismenore ve primer dismenore genç kızlarda yaygın bir sağlık sorunudur. Bu nedenle, ders kitaplarında ve medyada bu konu daha fazla yer almalıdır. Anahtar kelimeler; genç kızlar, primer dismenore, kilo, boy, vücut kitle indeksi.
Aydın bölgesindeki kız çocuklarında ortalama puberte ve menarş başlama yaşlarının saptanması ve menarş başlama yaşını etkileyen faktörler
AMAÇ: Adolesan dönemi fiziksel, hormonal, ruhsal ve sosyal olarak çocukluktan yetişkinliğe geçiş sürecidir. Gelişmenin önemli bir basamağı olan menarş, ilk menstrüasyon kızların biyolojik açıdan olgunlaştıklarını gösteren bir takvim yaşıdır. Son gözlemler, kızlarda yüzyılın eğilimi olarak telarşın erkene kaymasının menarşın erkene kayışı ile beraberlik göstermediğini vurgulamaktadır. Bu çalışmada; Aydın bölgesindeki kız çocuklarında ortalama puberte ve menarş başlama yaşlarının sınırlarının belirlenmesi ve menarş başlama yaşını etkileyen faktörlerin saptanması amaçlanmıştır. GEREÇ-YÖNTEM: Aydın İli ilkokul-ortaokul ve lise düzeyindeki okullarda öğrenim gören 8-16 yaş arası 1891 kız çocuğu çalışmaya dahil edildi. Kesitsel bir çalışma olarak planlandı. Aydın ili sosyoekonomik ve coğrafi yerleşim durumu değerlendirilerek (doğu, batı, kuzey, güney ve merkez) olmak üzere beş bölgeye ayrıldı. Literatür bilgileri doğrultusunda oluşan bir anket formu kapalı zarf içerisinde öğrencilerin ailelerine ulaştırıldı. Çalışmaya katılmayı kabul eden olgulara deneyimli hekim tarafından boy, ağırlık ölçümleri yapılarak ve Tanner evrelemesine göre puberte muayenesi yapıldı. VKİ değereri hesaplandı. BULGULAR: Çalışmaya 2014-2015 eğitim-öğretim yılında öğrenim gören 8-16 yaş arasında 1520 kız öğrenci ailelerinin izni ile çalışmaya kabul edildi. Ortalama menarş başlama yaşı (MBY) 12.11±1.32 yıl olarak bulundu. Annelerinin ortalama MBY 13.12±1.46 yıl, ablalarının ortalama MBY 12.73±1.25 yıl olarak bulundu. Haziran ayı en sık ilk menarş görülen ay olarak saptandı. Kırsalda yaşayan çocukların menarş yaşının daha erken olduğu görüldü. Puberte başlama yaşı 9.71 ± 1.46 yıl olarak bulundu. SONUÇ: Bizim çalışmamız daha önce Aydın bölgesinde yapılmış ilk çalışma olarak 8-16 yaş arası kız çocuklarının menarş başlama yaşını ve puberte başlama yaşını vermesi açısından önemlidir. Çalışmamızda menarş yaşının erkene kaydığını fakat puberteye giriş yaşında erkene kaymanın olmadığını gördük. MBY ve PBY komşu bölgelerdeki diğer çalışmalarla benzerlik göstermektedir. Daha büyük ölçekli çalışmaların yapılmasının gerçek Türkiye ortalamasının saptanmasına katkısı olacağını düşünüyoruz.
Anne-kız ilişkisinde kimlik sınırları ve özgüvenin Machinal, In the Summer House, Nigh Mother ve If We Are Women adlı eserlerde gösterilmesi
Kişisel bulgular ve bunların diğer kaynaklarla desteklenmesi sonucunda, bu çalışmada ele alınan oyunların 1928-1993 döneminin en belirgin örnekleri olduğu ortaya çıkmıştır. Dört oyun psikanalitik ve feminist yaklaşımlarla incelenip değerlendirilmiştir. Psikanalitik feminism perspektifiyle yazılan ikinci kaynak eserler de ayrıca bu çalışmanın gelişimine ışık tutmuştur. Birinci bölümde annelerin kız çocuklara yönelik farklı türdeki davranışları incelenmiştir. Sonraki bölüm 'night Mother ve Machinal' ı feminist eleştiri merceğiyle ele alır. Üçüncü bölümde, esas konular olan kimlik sınırlan ve özgüven tanımlanıp incelenmiştir. In the Summer House ve If We Are Women psikanalitik yaklaşımla araştırılan oyunlardır. Son bölüm kız evladın annesinden ayrılmayı nasıl çabalayıp başardığını gösterir. Farklı biçimlerde görünse de dört kız evlat aynı süreçten geçerler doğum, simbiyoz, kendini anneye bakarak arama, güç mücadelesi ve ayrılma. Özerklik ve kimlik duygusu için karmaşık duygulu bir mücadeleden sonra, kız evlatlar özgüvenlerini kazanıp kimlik sınırlarını oluşturabilirler. Bu da onların annelerinden ayrılmalarının bir göstergesidir.
Kız çocuklarında 12 haftalık temel cimnastik eğitiminin antropometrik özellikler ve biyomotor yetiler üzerine etkisi
Araştırmanın Amacı Bu çalışmanın amacı kız çocuklarında 12 haftalık temel cimnastik eğitiminin antropometrik özellikler ve biyomotor yetiler üzerine etkisini incelemektir. Materyal ve Metot Çalışmaya Antalya ilinin Alanya ilçesinde bulunan Samuray Spor Kulübü spor okuluna başvuran, yaşları 6-8 arasında olan ve daha önce hiç cimnastik eğitimi almamış toplam 40 kız çocuğu gönüllü olarak katıldı. Çalışmaya katılan kız çocukları Antrenman Grubu (AG) ve Kontrol Grubu (KG) olarak randomize kontrollü yöntemle 20'şer kişilik iki grup oluşturuldu. Bu gruplardan daha sonra sağlık sorunları nedeniyle ve katılımdan vazgeçmek istedikleri için iki kişi AG ve üç kişi de KG dan olmak üzere toplam beş çocuk çalışmayı sonlandırdılar. Böylece gruplardaki öğrenci sayısı AG 18, KG gurubunda ise17 öğrenci olacak şekilde oluşturuldu. AG'na 12 hafta süre ile haftada üç gün ve günde bir buçuk saat temel cimnastik eğitimi verildi. Bu çalışmada her iki grupta yer alan kız çocuklarının antropometrik özelliklerini ve biyomotor yetilerini ölçmek için ilk test ve son test olacak şekilde Eurofit test bataryası (Flamingo Denge Testi, Disklere Dokunma Testi, Otur – Eriş Esneklik Testi, Durarak Uzun Atlama Testi, El Kavrama Kuvveti Testi, Mekik Testi, Bükülü Kolla Asılma Testi, 10 x 5m Mekik Koşusu Testi, 20 m Mekik Koşusu Testi) ve antropometrik testler (Deri Kıvrımı Kalınlığı, Boy Uzunluğu, Vücut Ağırlığı, BKI), uygulanarak gelişimsel farklılıklar takip edildi. Bu çalışmada araştırma verilerinin analizi için SPSS 25.0 istatistiksel paket programı kullanıldı. Elde edilen verilerin tanımlayıcı v istatistiği yapıldı ve sonrasında denek sayısından dolayı ön test ve son test arasında oluşan farklılığı ortaya koymak için nonparametrik testlerden Wilcoxon işaretli sıralar testi uygulandı. Anlamlılık düzeyi p<0,05 düzeyinde test edildi. Bulgular Elde edilen verilere göre flamingo denge testi, disklere dokunma testi, otur eriş esneklik testi, durarak uzun atlama testi, el kavrama kuvveti testi, gövde mekik testi, bükülü kolla asılma testi, 10 x 5m mekik koşusu testi ve 20 m mekik koşusu testi sonucunda antrenman grubunda olumlu yönde anlamlı farklılık tespit edildi (p<0.05). Vücut yağ yüzdesinin hesaplanması için yapılan testte ise antrenman grubunda anlamlı farklılık tespit edilmedi (p>0.05). Kontrol grubunda ise flamingo denge testi, disklere dokunma testi, bükülü kolla asılma testi, 10 x 5m mekik koşusu testi ve 20 m mekik koşusu testi sonucunda anlamlı farklılık (p<0.05) tespit edilmesine rağmen bu farklılığın negatif yönde olduğu görüldü. Kontrol grubunda vücut yağ yüzdesinin hesaplanması için yapılan testte ise antrenman grubunda anlamlı farklılık tespit edildi (p<0.05). Kontrol grubunda yapılan otur eriş esneklik testi, durarak uzun atlama testi, el kavrama kuvveti testi, gövde mekik testi sonuçlarında ise anlamlı farklılık tespit edilmedi. Sonuç Yapılan çalışma doğrultusunda 6-8 yaş kız çocuklarında 12 haftalık temel cimnastik eğitiminin antropometrik özellikler ve biyomotor yetiler üzerine olumlu etkilerinin olduğu sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: Temel cimnastik, çocuk, Eurofit, biyomotor yetiler.