Abdullah Gül University
Anabilim Dalı

Mimarlık Anabilim Dalı

Abdullah Gül University

3.042

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dini yapıların ısıl konfor ve enerji tüketimi açısından incelenmesi ve değerlendirilmesi: Marmara İlahiyat Cami ve Hz. Ali Cami örnekleri

Camiler, günün farklı saatlerinde, aralıklarla kullanılan ve günlere bağlı olarak kullanım yoğunluğu değişen dini yapılardır. Bu nedenle tipik bir konut veya ofis tipi binalardan ısıl konfor açısından farklı değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu tez çalışması kapsamında, camiye gelen insanların konfor düzeylerini tespit etmek için, biri doğal ve diğeri mekanik havalandırmaya sahip, farklı ısıtma - soğutma sistemli camilerin iç çevre koşullarının ısıl konforunun ölçülmesi ve değerlendirilmesi yapılmıştır. İklimlendirme sistemine sahip olan camide ısıl konforun oluşturulması süresince harcanan elektrik enejisi tüketimini izlemek için enerji analizörleri ile elektrik enerjisi tüketim verileri toplanmıştır. Çalışma da hedef, farklı ısıtma, soğutma ve havalandırma sistemlerine sahip olan camilerin kullanıcı algısının belirlenmesiyle ve ölçümlerle ısıl konforunun tespit edilmesidir. Ve ısıl konforun oluşturulmasında harcanan enerjinin optimum seviyede tutulabilmesi için gerekli önerilerin oluşturulmasıdır. Çalışma altı ana bölüm ve ekler bölümünden oluşmaktadır. Birinci bölümde, çalışmanın giriş bölümü yer almaktadır. Bu bölümde camilerdeki ısıl konfor ve enerji tüketimiyle ilgili olan literatür taraması, tezin amacı ve hipotezi yer almaktadır. İkinci bölümde, camilerin genel özellikleri ve enerji verimliliğine yönelik ısıl konfor parametreleri ile tanımları belirtilmektedir. Üçüncü bölümde, örneklem olan camilerdeki ısıl konfor ölçümleri ve anket çalışması verileri sunulmaktadır. Dördüncü bölümde, iklimlendirme sistemine sahip olan camideki enerji tüketimi, tez çalışması kapsamında analiz edilerek yorumlanmıştır. Beşinci bölümde, çalışma kapsamındaki bulgular ışığında öneriler sunulmuştur. Ekler bölümünde, alan çalışmasındaki anketin yapıldığı günden fotoğraflar ve anketlerdeki kullanıcıların örnek yorumları yer almaktadır.

Ahmet Bircan Atmaca
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kapalıçarşıların mekansal analizi: Tebriz ve İstanbul

Tebriz ve İstanbul, İpek Yolu üzerinde yer almalarından dolayı tarih içinde her zaman önemli ticaret merkezleri olmuşlardır. Bundan dolayı büyük ticaret hacmine, büyük ticaret alanlarına ve çok sayıda ticaret yapısına ev sahipliği yapmışlardır. Ticaret alanları, kentlerin ana kamusal alanları arasında yer alırlar. Her zaman toplumların kültürel kimliğini yansıtırlar. Günümüzde "kapalıçarşı" kültürel kimliği temsil eden en önemli kurumlardan biri sayılmaktadır. Kapalıçarşı, geleneksel bir kamusal alan olup, kent yaşamında her zaman ticari faaliyetlerin büyük bir bölümünün yaşandığı yerlerdir. Kapalıçarşılar, geleneksel kentlerde sadece ticaret merkezi değil, aynı zamanda sosyal, kültürel, siyasi ve dini faaliyetlerin de merkezidir. Tezin temel amacı, bu ticaret mekânlarının günümüzdeki durumunun belirlenerek, işlevsel ve kültürel sürdürülebilirliklerine katkıda bulunmaktır. Bu amaçla, önemli ticari merkezlerin başında gelen Tebriz ve İstanbul Kapalıçarşılarındaki incelenmiş, farklılıkları ve benzerlikleri tespit edilmiştir. Tez, giriş, üç temel aşama ve sonuçtan oluşmaktadır. İlk aşamada; çarşı kavramı ile birlikte kentlerin gelişmesinde ticaret yollarının etkisine kısaca değindikten sonra, İran ve Türkiye Kapalıçarşılarının özellikleri araştırılmaktadır. İkinci aşamada; Tebriz Kapalıçarşı'sı ve içinde bulunan ticaret mekânları, üçüncü aşamada, İstanbul Kapalıçarşı'sı ve içindeki ticaret mekânları tanımlanmaktadır. Sonuçta ise, her iki Kapalıçarşı'nın benzerlikleri, farklılıkları ve ticaret alanlarının genel nitelikleri değerlendirilmektedir.

Dılak Rostamzadehshabestarı
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
DoktoraAçık ErişimTR

19. yüzyılda Adana vilayetindeki kamu yapıları

Osmanlı Devleti'nde 18.yy başında etkisi hissedilen Batılılaşma dönemi, 19. yy ile birlikte en üst seviyeye ulaşmıştır. 19.yy ile birlikte Osmanlı Devleti'nin geçirdiği değişim ve dönüşüm süreci hızlanmışır. 1839 Tanzimat Fermanı'nın ardından Osmanlı devlet kurumlarında köklü değişimler yaşanmış, bunun sonuçlarından biri olarak Osmanlı'da kamusal alanda batıya uyumlanmayı sağlayan yeni yapı türleri ortaya çıkmıştır. Bu yapı türleri İstanbul'dan başlayarak bütün Osmanlı coğrafyasında varlığını hissettirmiştir. Bu araştırmada; idari olarak 1869 yılında kurulan Adana Vilayeti'nde yönetim, eğitim, ulaşım, askerlik ve sağlık alanlarında yaptırılan yeni yapı türlerinin tespit edilmesi, bunların vilayet içerisindeki dağılımlarının, mimari biçimlenişlerinin, günümüzdeki durumları ve koruma sorunlarının araştırılarak ortaya konulması hedeflenmiştir. Tez çalışmasının ilk bölümünde; literatür özeti, çalışmanın amacı, orijinal katkı, kapsam ve yöntem açıklanmıştır. İkinci bölümde; yapıların nasıl bir ortamda üretildiklerini aktarmak için Adana Vilayeti'nin 19.yy'da içinde bulunduğu durum sancak ve kazaları da dâhil olmak üzere idari, ekonomik, toplumsal ve mimari altyapısı ile birlikte ele alınmıştır. İdari yapıda; Adana'nın vilayet yönetimine geçişi, belediye örgütünün kurulması, kentin oluşumunda etkin olan valiler ve etkinliklerinden söz edilmiştir. Ekonomik yapıda; Adana Vilayeti'nin ekonomisinin dayandığı temeller, geçim kaynakları, üretim yapılarının çeşitleri ve sayıları verilmiştir. Toplumsal yapıda; göçlerden, vilayet genelindeki nüfusun etnik çeşitliliği ve yaşam tarzlarından, Müslüman ve gayrimüslim nüfus oranları ile bölgelere dağılımlarından bahsedilmiştir. Mimari alan için ise vilayet merkezi ve önemli sancakların kentsel boyuttaki mimari oluşumları anlatılmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölümde; Adana Vilayeti sınırları içerisinde 1869-1930 yılları arasında yaptırılan yapılar, yönetim, eğitim, ulaşım, askeri ve sağlık yapıları başlıkları altında ayrılarak mimari özellikleriyle ele alınmıştır. Her bir başlık altında yapılar, günümüzde mevcut olan ve olmayan yapılar olarak ikiye ayrılmıştır. Günümüzde mevcut olan yapılar bölümünde, alan çalışmasında yerinde tespit edilen yapılara yer verilmiştir. Günümüzde mevcut olmayan yapılar bölümünde ise bahsedilen tarih aralığında inşa edilip günümüze ulaşamayan ya da sadece proje olarak tasarlanıp uygulaması gerçekleştirilmeyen yapılar, eski fotoğraflar ve Osmanlı arşivinden elde edilen özgün çizimlerine dayanarak anlatılmıştır. Dördüncü bölümde, günümüze ulaşan yapılar katalog halinde düzenlenerek, koruma sorunları açısından ele alınmıştır. Katalog fişinin ilk bölümü yapının tanıtımı, yeri ve mimari özelliklerinden oluşmakta; ikinci bölümünde ise bozulma nedenleri, geçirdiği müdahaleler, taşıyıcı yapı ve korunmuşluk durumlarına yönelik tespitler yer almaktadır. Bu bölümde, oluşturulan katalog fişlerinden ve yapılan tespitlerden yola çıkarak yapıların korunmasına yönelik yaklaşım ilkeleri sunulmuştur. Son bölümde ise tez çalışmasının genel bir değerlendirmesi yapılarak, araştırma genelinde ulaşılan sonuçlar açıklanmıştır.

19. yüzyılKorumaMimari
Nur Umar
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Modern konutun korunması ve yeniden kullanılması: Florya Atatürk Deniz Köşkü

Avrupa'da sosyal, kültürel ve estetik olgulardaki değişimlerin sonucu oluşan modern mimarlık; Türkiye'de Cumhuriyet'in ilanı ile yaşanan köklü değişimlerle mimari dilin göstergesi olarak karşılık bulmuştur. Bu süreçte, hem Türkiye'de hem de Avrupa'da yaşanan değişimlere şahit olan Seyfi Arkan, mimarlık üretimi süresince kendine has çözümler üretmiş ve Türkiye'nin modern mimarlığa geçişinde önemli bir temsilci olmuştur. Florya Atatürk Deniz Köşkü, Seyfi Arkan tarafından sahilde Atatürk'ün halk ile bir araya gelebileceği bir halk plajı ve denizin üzerinde sahilden bir köprü ile ulaşılan bir köşk ve köşke bağlı yapı grubu olarak tasarlanmıştır. Atatürk'ün ölümünden sonra göreve gelen Cumhurbaşkanları tarafından da kullanılarak konut işlevini sürdürmüş; 1993 yılında kapsamlı bir restorasyon ile işlevi değiştirilerek müze olarak kullanılmaya başlamıştır. Modern mimarlığın Türkiye'deki ilk ve nitelikli örneklerinden olmasının yanı sıra kullanıcısının Mustafa Kemal Atatürk ve mimarının Seyfi Arkan olması köşkün önemini pekiştirmektedir. Bu çalışmada, Florya Atatürk Deniz Köşkü'nün bilimsel ve çağdaş yöntemlerle korunmasını sağlamak için belge üretmek amaçlanmıştır. Tez altı bölümden oluşmaktadır: İlk bölümde literatür özeti, tezin amacı ve hipotez sunulmaktadır. İkinci bölümde modern mimarlığın tanımı ve kapsamı incelenmiş, modern mimarlığın korunması koruma kuramı bağlamında değerlendirilmiştir. Üçüncü bölümde modern mimarlığın yeniden kullanılması başlığı altında yeniden kullanım kavramı açıklanmıştır. Yeniden kullanımı gerektiren faktörler belirlenmiş ve modern mimarlık mirasının yeniden kullanılmasına ilişkin örnek yapılar incelenmiştir. Dördüncü bölümde modern mimarlıkta konutun yeri incelenmiş, modern konutun korunması ve yeniden kullanılması konusundaki tartışmalara değinilmiştir. Türkiye'nin bu tartışmalarda nasıl yer aldığı üzerine veriler ortaya konmuş, bu bilgiler hem yurt dışı hem Türkiye'deki yeniden kullanım örnekleri ile pekiştirilmiştir. Beşinci bölümde hem kuramsal hem pratik bağlamda modern konutun korunması ve yeniden kullanılması için örnek olarak Florya Atatürk Deniz Köşkü incelenmiştir. Yapının yerleşim özellikleri ve tarihi incelenmiş, analitik değerlendirmeleri yapılmıştır. Mimari ve yapısal özellikleri, yapısal bozulmaları ve nedenleri ve günümüze kadar yapılan tüm değişiklikler incelenmiş; bu veriler bağlamında bir restitüsyon projesi hazırlanmıştır. Müze olarak kullanımındaki eksiklikler belirlenmiş, modern koruma ve modern müzecilik anlamında yeniden ele alınmıştır. Müze olarak işlevini sürdürecek bu yapı için bir koruma ve yeniden kullanım önerisi hazırlanmıştır. Altıncı bölümde ilk beş bölümden elde edilen veriler ile genel bir değerlendirme yapılarak ulaşılan sonuçlar ve öneriler vurgulanmıştır.

Münevver Aygün Aşık
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
DoktoraAçık ErişimTR

İstanbul şehir hatları vapur iskeleleri terminal binaları için parametrik tasarım modeli önerisi

Tez çalışması kent içi ulaşım yöntemlerinin, birbirlerine göre üstünlüklerini ve eksikliklerini ortaya koyarak, İstanbul kent içi ulaşım sorunları içerisinde, İstanbul denizyolu ulaşım sistemlerinden birisi olan Şehir Hatları iskelelerinin ve filosunun şimdiki durumu; bu iskelelerden yıkılmış olan Kabataş İskelesi'nin mevcut durumu üzerinden, denizyolu toplu ulaşım sistemlerinin sorunlarına, sayısal ortamda hızlı ve akılcı çözümler bulmaya odaklanır. Yıkılmadan önceki Kabataş İskelesi, yetersiz ve eksik işlevlere sahipti ve çevresiyle, diğer toplu taşıma sistemleriyle kopuk bir görüntü vermekteydi. Yıkılan iskelenin yakınında düzensiz toplu taşıma sistemleri, otopark ve yaya erişimi sorunları, üzerinde çalışılması gereken bir çevre olduğunu göstermektedir. Tüm bu sorunların çözümüne, iskele yapısının temel ihtiyaç programına göre hizmet kalitesinin yükseltilmesi amaçlanarak, ACRP ve "30. Saat faktörü" ile birlikte yoğun saat kullanımları bulunarak, ilgili evrensel tasarım ilkelerinin de katılımıyla, sayısal ortamda php betik diliyle hazırlanmış iskele parametrik modeli sayesinde, Kabataş – Kadıköy hattı üzerinden deneme yapılarak başlanmıştır. Parametrik modelden elde edilen sonuçlar ile yıkılan mevcut iskelenin kıyaslaması yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Parametrik model, Şehir Hatları, Kabataş İskelesi, denizyolu ulaşımı, toplu taşıma sistemleri.

Mehmet Tansu Acımert
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kent kıyılarının dolgu alanlarında rüzgar şiddetine bağlı olarak kullanım yoğunluğunun düşmesi sorununun Maltepe dolgu alanında tespiti

Kıyı alanları ihtiyaca göre değişik kullanım alanları olarak planlanmıştır. Kullanım alanlarından biri de dolgu alanlarıdır. Rüzgâr yaşam kalitesini doğrudan etkileyen bir doğal elemandır. Yapılan literatür çalışmalarında bir iklimsel veri olan rüzgârın, tasarım kriterlerinde belirleyici eleman olarak tasarıma dahil edilmesi gerektiği görülmüştür. Rüzgâr belirleyici eleman olarak tasarıma dahil edilmediğinde konforsuz açık alanlar ortaya çıkmaktadır. Veriler göz önünde bulundurularak, Maltepe dolgu alanının, doldurulmadan önceki kıyı alanından farklı iklimsel verilere sahip olduğu düşünülmektedir. Kıyıda, deniz kenarında kullanım oranlarının ise doldurulmadan önceki kullanıma göre düştüğü düşünülmektedir. Kullanıcı oranının kullanıcı tipine ve mevsime göre de değişiklik gösterdiğine iki yıllık bireysel gözlem ile varılmıştır. Projenin amacı, yapılan gözleme dayalı olarak bir araştırma tasarımı planlayarak Maltepe dolgu alanındaki kullanım oranının rüzgâr şiddetine bağlı olarak değiştiği sorununu ortaya koymaktır. Birinci bölümde; tez çalışmasının literatür özeti, amacı, yöntemi ve araştırma tasarımı konu edilmiştir. İkinci bölümde; açık alanda konforlu bulunma durumu ile ilgili skalaları (Olgyay, 1973),Wise, 1970), Penwarden, 1973), (Zorer Gedik, vd., 2014) biyoklimatik konforu tanımlayan, kentlerde açık alan ve kıyı dolgu alanlarındaki sorunları konu eden ilgili literatür ve yapılan literatür araştırmasından, oluşturulan yöntem sonucu elde edilen değerlendirme ölçütleri sunulmuştur. Aşağıdaki yöntemler ile, • Açık alanda konfolu bulunma skalaları değerlendirilerek, Maltepe dolgu alanında biyoklimatik konfor durumu için değerlendirme ölçütü 5 m/s veya 18km/h olarak belirlenmiş, alanda belirlenen üç noktada rüzgâr hzı-hava sıcaklığı ölçümü yapılarak, • Anket çalışması yapılmış ve yapılan anket çalışmasından elde edilen sonuçlar kullanıcı memnuniyeti açısından değerlendirilerek, • Kullanım yoğunluğunu değerlendirmek için alanın fotoğrafları çekilerek değerlendirme ölçütleri oluşturulmuştur. Üçüncü bölümde; literatür araştırması sonucu elde edilen skalalar ve seçilme sebepleri, çalışma alanı olarak Maltepe dolgu alanının seçilme sebepleri ve dolgu alanı projesinin planları ve alan bilgileri, Maltepe'nin konumu ve tarihsel gelişim süreci konu edilmiştir. Dördüncü bölümde; kentlerin açık alanlarında konforlu bulunma durumu ve biyoklimatik konfor skalasına göre alanda yapılan rüzgâr hızı-hava sıcaklığı ölçüm bulguları değerlendirilmiş ve yapılan anket, çekilen fotoğraflar yardımı ile dolgu alanının kıyısında kullanım yoğunluğunun düştüğü tespiti ortaya konarak bulgular sunulmuştur. Beşinci bölümde; çalışmanın sonuçları tartışılmıştır. Bu çalışma İstanbul Maltepe'de yer alan dolgu alanını belirtilen tasarım ölçütü rüzgâr hızı açısından inceleyerek, kullanım yoğunluğuyla alakalı bir tespit çalışması yapmıştır. Edinilen skalalarda açık alanda 5 m/s veya 18 km/h üzerinde rüzgâr hızının, kullanıcının rahatsız olduğu eşik değer kabul edilmiştir. Metot ve materyaller; • Maltepe kıyısı rüzgâr yönü ve hızını analiz eden harita ve grafikler elde edildi. • Belirlenen üç noktada rüzgar ölçüm cihazları ile aynı anda ölçümler yapıldı. 20-21 Mayıs, 27-28 Mayıs tarihlerinde kullanıcılar ile anket yapıldı. • Kullanım oranını değerlendirmek için alanın 19-26-27 kasım, 4-18 aralık, 7-8-15 ocak, 4-18-26 şubat, 11-18-25 mart, 8-23-30 nisan, 6-13-20 mayıs tarihlerinde fotoğrafları çekildi. Kullanım yoğunluğunun Maltepe dolgu alanının kıyısında düştüğünün tespiti; kullanıcılarla yapılan anketler, rüzgâr hızı ve hava sıcaklığı ölçümleri, çekilen fotoğraflar, elde edilen grafikler ve rüzgâr haritaları değerlendirilerek yapılmıştır. İncelemeler sonucunda rüzgâr ve kullanıcı arasındaki ilişkinin Maltepe dolgu alanı örneğinde tespitleri yapıldı. Rüzgârın alan kullanımını etkilediği sonucuna ulaşıldı. RüzgVrın dolgu alanlarının kıyı şeridinde kullanıcı üzerindeki etkisine göre tasarımcıların açık alan düzenlemelerinde alacağı önlemler konusundaki ihtiyaç ve kullanım sezonunu uzatabilmek için kararlar alınması ihtiyacı ortaya çıkarıldı.

Miray Atmaca
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Osmanlı mimarlığında selatin camilerinde avlu

Camiler İslam toplumlarında yaşamın odağında, cuma, cenaze, bayram ve vakit namazlarının kılındığı ibadethanelerdir. Şam Emeviye Camii'nden itibaren (enine gelişme gösteren dikdörtgen planlı, çok ayaklı ordugah tipi, dört eyvanlı, tek kubbeli tek mekanlı, çok kubbeli çok ayaklı, çok işlevli zaviyeli ve merkezi kubbeli plan şemalı) hemen hemen tüm cami tiplerinde avlu bulunmaktadır. Osmanlı Dönemi'nde camilere iç avlunun yanı sıra kent ile kentin önemli kamu yapılarından olan cami arasında bir geçiş alanı oluşturan dış avlular/bahçeler ilave edilmiştir. Osmanlı Mimarlığı'nda Klasik Osmanlı Dönemi olarak adlandırılan 16.Yüzyıl'da inşa edilen tüm sultan camilerinde bu düzenlemenin var olduğu görülür. Dış avlu/bahçe, Osmanlı Mimarlığı'nın 20. Yüzyıl başına kadar inşa edilen sultan camilerinde varlığını devam ettirirken, iç avluların 18.Yüzyıl sonlarına doğru ortadan kalktığı görülmektedir. Osmanlı coğrafyasında, müslüman halkın yaşadığı şehirlerin temel belirleyicisi ve kentsel ölçekte yönlendiricisi olan, devlet meselelerinin görüşüldüğü, yönetim ile halkın bir araya geldiği cami avlularının irdelenmesi ve bu bağlamda ilk İslam medeniyetinden bugüne dek işlev ve biçim değiştirerek günümüze ulaşmış bu yapılanmaların incelenmesi bu araştırmanın temelini oluşturmaktadır. Tez kapsamında sayısız çalışmaya konu olmuş sultan camileri, avlu yapılanmaları ile birlikte ele alınmış, yüzyıllar boyunca camilerin tamamlayıcısı ve eşlikçisi konumunda olan avluların toplumsal ve sosyal hayattaki rolü irdelenmiştir.

MimariMimarlık tarihi
Büşra Nur Güleç Demirel
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çoklu fotoğrafların üç boyutlu rekonstrüksiyonunu yapan yazılımların performans ölçümü

Üç boyutlu modeller günümüzde birçok endüstrinin ihtiyacı haline gelmiştir. Sinema endüstrisi, bilgisayar oyunları, mimarlık ve sanal çevreye ihtiyaç duyulan her alanda üç boyutlu modeller kullanılmaktadır. Hareket ile nesne oluşturma -SFM (Structure From Motion) ise bütün bu üç boyutlu model ihtiyacı içerisinde, var olanı modellemeyi sağlayan düşük maliyetli fotogrametri tekniğidir. Bu teknik, çekilmiş bir dizi 2D fotoğrafı, 3D model üretmek için kullanır. Geleneksel fotogrametrik teknikler, model oluşturabilmek için kamera, yer kontrol noktaları gibi geometrik parametrelere ihtiyaç duyar. SFM, geleneksel fotogrametrinin aksine fotoğraflar üzerinden bütün bu parametreleri otomatik olarak üretir. Bu çalışmada, mimari nesnelerin SFM ile modellenmesi için optimum fotoğraf çekim stratejileri araştırılmış ve VisualSFM yazılımı ile deneyleri yapılmıştır. Oluşturulan stratejiler doğrultusunda Mersin'in Tarsus ilçesinde yer alan Kleopatra Kapısı, VisualSfm ve CMPMVS kolobrasyonu, Autodesk Remake ve Agisoft Photoscan yazılımları kullanılarak 3D rekonstrüksiyonu üretilmiştir. Farklı yazılımların oluşturdukları 3D rekonstrüksiyon, lazer tarama karşısında doğrulukları CloudCompare ile incelenerek bir performans analizi gerçekleştirilmiştir. Ortaya konulan performans analizleri doğrultusunda, çoklu fotoğraflardan 3D rekonstrüksiyon yazılımları ile mimari nesnelerin ifadesinin güvenirliğine ve mimarlık disiplinine olabilecek katkıları öngörülmüştür.

Ozan Şahin
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tatil köylerinde gürültünün tasarım kriteri olarak alınmasının önemi: Bir örnek kapsamında değerlendirmeler

Gürültünün, insan sağlığını, yaşam kalitesini ve çevreyi olumsuz etkileyen önemli bir sorun olduğu bilinmektedir. Son yıllarda artan gürültü kirliliğinin insan sağlığına fiziksel ve psikolojik etkisinin azaltılması üzerine çalışmalar artmaktadır. Yasalar ve yönetmeliklerle çevresel gürültünün denetlenmesi amaçlanmaktadır. Turizmin gelişmesinde güneş, doğal ve tarihi güzelliklerin yanı sıra, konaklama tesislerinin mimari nitelikleri de önemli unsurlardasır. İnsanların bütün yılın yorgunluğu üzerinden atmak için gittikleri tatil köylerinde, akustik konforun ve gürültü denetiminin sağlanması müşteri memnuniyeti için önemli bir etken olarak ortaya çıkmaktadır. Tatil köylerinin, kapalı alanlarında yapı kabuğu ile gürültü denetimi sağlanabilirken, geniş açık alanlara sahip bu tesislerde açık alan gürültülerinin denetimi gerekmektedir. Tatil köylerinde işitsel konfor koşullarının gerektiği gibi sağlanabilmesi açısından, mimari tasarımın her aşamasında, gürültü etkeni bir tasarım parametresi olarak ele alınmalıdır. Tez kapsamında, Antalya Belek'te bulunan bir tatil köyünün, açık alanlarındaki gürültüden etkilenme durumunun belirlenmesine ve denetiminin sağlanmasına yönelik çalışmalar gerçekleştirilmiştir. Açık alan gürültü kaynakları olan havuz, restoran, bar, animasyon alanları, amfi-tiyatro, çocuk parkı gibi birimlerin oluşturduğu gürültünün tatil köyü kullanıcıları üzerindeki etkisini belirlemek amacıyla günün farklı zaman dilimlerine yönelik gürültü haritaları hazırlanmıştır. Mevcut durum sorunları belirlendikten sonra limit değerlerin üzerinde gürültüye maruz kalan alanlarda gürültü engeli uygulaması yapılarak, gürültü haritalarıyla engel etkinliği incelenmiştir. Karşılaştırmalı değerlendirmeler ile tatil köylerinde sonradan gerçekleştirilecek önlemlerin ne oranda etkili olacağı örneklendirilmiştir.

Özge Gürsoy
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Konsept tasarımında hesaplamalı strüktürel biçim yaklaşımları

Mimaride, hesaplamalı bilgisayar tekniklerinin kullanımı, strüktür ve strüktürel biçim üretme sürecinin yeniden irdelenmesine sebep olmuştur. Doğal ve yapay oluşum süreçleri ile tariflenebilen strüktür sistemleri, gerilme, malzeme ve biçim parametreleri yardımıyla tanımlanarak bu veriler ışığında parametrik tasarım hesaplamalı yöntemiyle üretimi mümkün olmaktadır. Bu çalışmada, yerel ihtiyaç ve koşullar doğrultusunda şekillenecek mimari strüktür problemine çözüm üretmesi hedeflenen strüktür alternatifleri, tasarımcıya barındırdığı tüm detay bilgiyi verebilmesi için parametrize edilerek öneri sistem aracına yerleştirilmiştir. Bu tez, kompleks geometrik biçimlenişin yanı sıra, idealize malzeme ve en kısa yollu yük (gerilme) dağılımı önergeleriyle, strüktüre dair verilerin bilgisayar modeline aktarım sürecini anlatır.

Doğan Türkkan
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kentsel çevredeki tarihi boşluklar ve divanyolu örneğinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada tarihi çevredeki kentsel boşlukların korunması irdelenmiştir. Kentsel boşluk tanımı, oluşum şekilleri, sınıflandırması ve koruma sorunları ele alınmıştır. Günümüze kadar koruma disiplininin dışında kalan bir alan olan boşlukların değeri açıklanmış ve kentteki tarihsel ve kültürel sürekliliğin devamında barındırdığı öneme dikkat çekilmiştir. Divanyolu ve çevresi tezin çalışma alanı olarak seçilerek tarihi boşluklar açısından incelenmiş ve tanımlanmaya çalışılmıştır. Kentsel boşlukların literatürdeki tanımları ve açıklamaları incelenerek, ortaya çıkma biçimleri üzerinde durulmuştur. Doğal olarak var olan coğrafi bölgeler ile planlanarak oluşmuş alanların, kent içinde ne tür boşluklar yarattıkları tarif edilmiştir. Kent yerleşimi içindeki boşluklar, yatay boşluklar, düşey boşluklar ve diğer boşluklar olarak üç ayrı başlık altında sınıflandırılmıştır. Yapılaşmanın olmadığı alanlar olarak yatay boşluklar; yollar, meydanlar, yeşil alanlar, su öğeleri ve kıyılar, avlular, ada içi boşluklar ve sert zeminli bahçelerdir. Mezarlıklar ve kentsel arkeolojik alanlar kısmi olarak yapılaşmayı barındırdıkları için diğer boşluklar başlığı altında; gabari ve silüet konuları düşey boşlukların içinde incelenmiştir. Yüzeysel sınırla belirlenen boşluklar ve anıtsal yapılarla belirlenen boşluklar düşey boşlukları oluşturur. Koruma alanındaki boşluklar ile ilgili tüzük ve kanunlar özetlenerek, boşlukların fiziki ve sosyo-kültürel önemi üzerinde durulmuştur. Son olarak, kentsel boşlukların koruma sorunları başlığında, boşlukları tehdit ve yok eden unsurlar araştırılmıştır. Divanyolu ve çevresi örneği ile tarihi boşluklar plan, silüet ve hacimsel algı bağlamında analiz edilmiştir. Ulaşılan kentsel boşluk oranları ve diğer analiz verileri ile Divanyolu'nun korunma durumu ve koruma sorunları yorumlanmıştır. Geçmişten günümüze kentsel boşluklardaki değişimler ortaya konarak, tarihi ve çok katmanlı bölgedeki güncel durum ve tarihi değişimler tespit edilmiştir. Sonuç olarak, kentsel boşluklar kentteki tarihsel katmanlara ulaşılan nadir alanlardır ve iklimsel ve kültürel açıdan zaruri kent mekanlarını oluştururlar. Öte yandan, tarihi kent merkezlerindeki yapılaşma yoğunluğunun gün geçtikçe artması, boş alanları doldurma eğilimini arttırmaktadır. Ancak tarihi boşlukların varlığını sürdürebilmesi, yatay ve düşeyde kontrolsüz biçimde yok edilmesinin önlenmesi ile mümkündür. Tarihi çevrenin korunmasının kentsel boşlukların korunmasıyla mümkün olduğu gerçeği göz önüne alınarak koruma yaklaşımlarının geliştirilmesi düşünülmektedir. Bu anlayışla tarihi boşlukların korunması gerekli varlık olarak ele alınması önerilmektedir.

Simge Balcı
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gürültü engellerinin etkinliğinin, engel biçimi ile değişiminin incelenmesi

Günümüzde teknolojik gelişmeye ve nüfus artışına bağlı olarak sürekli artan gürültü probleminin olumsuz etkilerini önlemek amacıyla değişik denetim yöntemleri uygulanmaktadır. En etkin ve ekonomik yöntem olan kaynakta denetimin yetersiz kaldığı durumlarda, gürültünün, alıcıya ulaşırken yayıldığı ortamda denetimi gerekir. Bu aşamada akustik engeller, gürültünün denetlenmesinde yararlanılabilecek etkenlerin başında gelir. Doğal ya da yapay bir gürültü engeli, hem gürültüden korunmuş kent bölgelerinin yaratılmasında, hem de gürültünün yapıya gelmeden azalmasında etkili olur. Gürültü engellerine yönelik günümüze değin yapılan çalışmalar, engellere eklenen başlıkların, engellerin etkinliğini önemli oranda arttırabildiğini ortaya koymuştur. Bu çalışma kapsamında, engelin başlık tipi değişiminin, sağlanan gürültü azalmasındaki etkisinin, bir yerleşim örneği üzerinde, yapıların değişik katları da değerlendirmeye alınarak belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu amaçla, sekiz ayrı başlık tipi belirlenmiş ve düz engele oranla bu başlık tiplerinde sağlanan gürültü azalmaları, simülasyon programı yardımı ile hesaplanarak belirlenmiştir. Sonuç olarak, yapının konumuna, kat yüksekliğine ve zemin cinsine bağlı olarak değişmekle birlikte, düz engele göre etkinliği en fazla olan engel tipinin çok başlıklı engel olduğu saptanmıştır. Ayrıca, yapı karayolundan uzaklaştıkça ve kat yüksekliği arttıkça engel başlığı değişiminin, sağlanan azalma değerinde önemli bir etkisinin olmadığı görülmüştür.

Ece Naz Muti
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeşil okul tasarım ölçütlerinin irdelenmesi: Türkiye'deki mevcut okul binaları üzerinde örnekleme

Çevre kirliliği küresel bir sorundur ve çözümüne ilişkin atılan adımlar bütün dünyayı ve geleceğimizi ilgilendirmektedir. Geleceğe yönelik, eğitimli ve bilinçli toplumlar yetiştirmek gerekmektedir. Okul, erken yaşta temel eğitimin yapıldığı yer olduğu için sorunun çözümü konusunda önem taşımaktadır. Çocukların çevre ile sürekli etkileşim içinde bulunduğu göz önüne alındığında çevre eğitimi konusunda sadece eğitim programlarında bulunan çevre bilgisine yönelik kuramsal derslerin yeterli olmadığı, çevrenin bu eğitimi destekleyecek nitelikte planlanması gerektiği görülmektedir. Yapının tasarımı da eğitim çıktılarını etkilemektedir. Okul binaları tasarlanırken çevre eğitimine olan katkısı düşünülmemektedir. Öğrencilerde farkındalık yaratacak, tutumlarını etkileyecek, becerilerini geliştiren ve deneyimleyerek öğrenecekleri mekanlar oluşturulması gerekmektedir. Okul yapısı ve bünyesinde bulundurduğu özellikler, öğrenci üzerinde oluşturduğu görsel etki, iç mekan tasarımı vb. çevre eğitimi için çok önemli bir araçtır. Çalışmada; yeşil okul tasarım ölçütleri ve uygulamalarının bireysel, toplumsal ve ekonomik katkıları üzerinde durulmuş, mevcut okul yapılarının yeşil okul kapsamında yeniden değerlendirilmesine yönelik uygulanabilir ölçütlerin belirlenmesine katkı sağlamak amaçlanmıştır. Bu amaçla, incelenen yeşil okul örneklerindeki uygulamalar ve Türkiye'deki zorunluluklar irdelenmiş, ayrıca öğrenci, öğremen ve velilerin "çevresel kararlara" katılımını sağlama amaçlı anket çalışması yapılmış, okulların mevcut durumu incelenmiştir. Mevcut okulların "yeşil okul" kapsamında yeniden değerlendirilmesi ve yeni yapılacak okul yapılarının "yeşil okul" niteliğinde tasarlanması; kaynakların verimli kullanılmasını, çevrenin korunmasını, sağlıklı ve konforlu çevreler oluşturulmasını ve okulun tümüyle bir öğrenme aracı olarak yeniden yorumlanmasını sağlayacaktır. Mevcut okulların yeşil okul kapsamında yeniden değerlendirilmesine yönelik önerilerin bir kısmının az müdahale gerektiren ve kolaylıkla uygulanabilecek nitelikte olduğu ancak çoğunlukla teknolojiden yararlanılması gerektiği görülmüştür. Gelecek nesillere kalıcı çevre bilinci kazandırma konusunda okul yapılarının "üç boyutlu eğitim araçları" olduğu dikkate alınarak bu konuda yapılan yatırımlar artırılmalı, yeterli bütçe ayrılmalı ve yapılacak olan çalışmalar desteklenmelidir.

Sağra Çakır
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kent otellerinin tasarım, uygulama ve kullanım süreçlerinin kullanıcı memnuniyeti açısından incelenmesi: Sultanahmet ve Kadıköy örneği

Önceleri, yalnızca konaklama ve yeme-içme faaliyetlerini karşılamak üzere kurgulanan otel yapıları, günümüzde, bu temel işlevlerinin yanı sıra kongre, toplantı, sergi, konferans, kokteyl ve kutlama gibi yan işlevlerinin de yer aldığı yapılara dönüşmüştür. Bu dönüşüm, otel kullanıcılarının profilini çeşitlendirmiş ve sayısını artırmıştır. Böylesi karma kullanımlı bir yapının tasarımının da içinde yer alan çok fonksiyonluluğa doğru cevap verebilmesi için, eskiye nazaran daha önemli bir pozisyon aldığı söylenebilir. Farklı kullanıcı kitlelerine hitap eden oteller, her kesimin ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde tasarlanmalıdır. Bu bağlamda bu araştırma, İstanbul'un Sultanahmet ve Kadıköy bölgelerinden seçilmiş toplam 6 otelde, kullanıcıların otelin tasarımı ile kurdukları memnuniyet ilişkisini inceler. Çalışma içerisinde, otel işletmecilerinin, otel personelinin ve misafirlerin otel kullanıcısı oldukları kabul edilir. Tezin ikinci bölümünde, otel olgusunun konaklama kavramı üzerinden tarihsel gelişim süreci ve turizmin gelişmesinin otel kavramını nasıl etkilediğine değinilmektedir. Tezin üçüncü bölümünde, otel yapılarında tasarım, uygulama ve kullanım süreçlerine yönelik dikkat edilmesi gereken aşamalara değinilmiştir. Tezin dördüncü bölümünde, anket çalışması yapılan oteller hakkında genel bilgiler verilmiş ve anket sonuçları oluşturulan üç sorgulama hattı üzerinden incelenmiştir. Sorgulama hatları tasarım, uygulama ve kullanım gibi bölümlere ayrılmıştır. Anketlere verilen cevaplar bağlamında, kullanıcıların, odaların mekansal koşullarına yönelik ortaya koydukları tercihler, yataklı alanlarının, ıslak hacimlerin, oda dışı kullanım alanlarının ve otel dışı alanların tasarım kararlarına yönelik kullanıcı memnuniyet seviyeleri ve mahremiyet ihtiyaçlarına yönelik olarak ortaya konan tercihler değerlendirilmektedir. Tezin son bölümünde, anket çalışması yapılan otellerde yer alan farklı birimlerin birbirleriyle olan ilişkilerinin aksaklığa uğradığı ve işlemez hale geldiği tasarım kararları tespit edilmiş; elde edilen kullanıcı beklentileri üzerinden tasarım ilkeleri geliştirilmeye çalışılmıştır.

Oteller
Sinem Karadaş
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeşil hastane tasarım ölçütlerinin irdelenmesi ve tasarıma ilişkin çözüm önerileri

Hastaneler, hasta kullanıcıların tedavi ve iyileşme; tedavi amacı dışındaki kullanıcıların hastanede oldukları süre zarfında mevcut sağlık halinin korunmasını ve devamını amaçlayan yapılardır. Diğer bir ifade ile her ne gerekçe ile olursa olsun hastanede bulunulan süre boyunca kullanıcıların temel beklentileri sağlıktır ve hastane binaları bu beklentiye cevap verecek nitelikte olmalıdır. Ancak günümüz koşullarında hastaneler, kişilerde hasta olunmadığı takdirde sakınılması gereken sağlıksız mekânlar algısı yaratmaktadır. Son yıllarda sağlık sektöründe kaydedilen ilerlemeler ve çevreye duyarlılık kavramının popüler bir akım haline gelmesiyle hastane mimarisinde değişimler yaşanmıştır. Sağlıklı ortam koşulları sunmak; kullanıcı beklentilerini karşılamak; hastalıkların çeşitlilik göstermesi nedeniyle farklı donanımlarda tedavi mekanları oluşturmak; tüm nüfusa hizmet edecek kapasitede kompleks yapılar yapmak vb. gerekçelerle yeni tasarım yaklaşımları ve form arayışına gidilmiştir. Hastane mimarisindeki bu değişim sadece tıbbi gelişmeler, mekânsal ihtiyaçlar ve sektörel beklentilerle sınırlı kalmamış; çevreye duyarlılık, sürdürülebilirlik ve yeşil anlayışın diğer birçok alanda olduğu gibi sağlık alanında da kendine yer bulmasına ve "yeşil hastane" kavramının literatüre girmesine zemin hazırlamıştır. Yeşil hastaneler, yer seçiminden başlanarak tasarım, yapım, kullanım (işletme/bakım-onarım), yıkım/söküm ve yıkım sonrası süreçler olmak üzere, tüm yaşamları boyunca çevreye duyarlı ve sürdürülebilir olma ilkesi doğrultusunda tasarlanmış sağlık yapılarıdır. Bir hastanenin sürdürülebilir anlayışla tasarlanması ve "yeşil" olarak nitelendirilmesi içinse tasarıma ilişkin somut verilere ihtiyaç duyulmaktadır. Bu ihtiyaca koşut olarak, yeşil hastane tasarım ölçütlerinin, düzenleme ve sınırlamaların yer aldığı zorunlu ve zorunlu olmayan değerlendirme araçları geliştirilmiştir. Yeşil Hastane tasarım ölçütlerinin ve değerlendirme araçlarının irdelendiği bu çalışma ile yeşil hastane tasarım ölçütlerinin yer aldığı zorunlu nitelikteki yasa, tüzük, yönetmelik, şartname, standart ve yönergeler; zorunlu olmayan tasarım yaklaşımları, kılavuz ve sertifikasyon sistemleri değerlendirilmiştir. Çalışmada; •Hastane yaşam süreçlerinde etkili olan faktörler, •Faktörlere bağlı olumsuzluklar, •Olumsuzluklardan etkilenen çevre, verilerinden hareketle sorunsuz, sağlıklı bir yeşil hastane üretimi için çözüm önerileri geliştirilmiştir. Çalışma sonucunda, hastane yaşam süreçlerinin her bir aşamasında rol oynayan etmenlerin, hastane binasına yüklediği negatif nitelikler ve çevre üzerinde yarattıkları negatif sonuçlar değerlendirilerek yeşil hastane tasarımına ilişkin tasarım önerileri sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Yeşil hastaneler, yeşil hastane tasarım ölçütleri, yeşil hastane tasarımına yönelik zorunlu değerlendirme araçları, yeşil hastane tasarımına yönelik zorunlu olmayan değerlendirme araçları, yeşil hastane tasarım önerileri.

Melda Özdemir
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yerleşkesi'nin gelişimi ve içindeki tarihi yapılar

Bu çalışma kapsamında, İstanbul'da bulunan Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Yerleşkesi'nin gelişimi mimari açıdan ele alınmıştır. Dört bölümden oluşan tezin ilk bölümünü amaç, kapsam ve yöntem oluşturmaktadır. İkinci bölümde yerleşke henüz kurulmadan önce bölgenin geçirdiği, Bizans ve Osmanlı Dönemleri ele alınmıştır. Üçüncü bölümde yerleşke sınırları içinde bulunan mevcut ya da yok olmuş tarihi yapılar görsel ve yazılı belgeler ve alan araştırmaları doğrultusunda ele alınmıştır. 1893 yılından itibaren genişleyen yerleşke sınırları etrafındaki mahalleleri de içine almıştır. Mahallelere ait konut dokusu yok olurken, cami, mescit, çeşmelerden bazıları sınırlar içinde kalarak varlığını sürdürmüştür. Sınırlar içinde kalan bu anıtsal yapılar tek tek tespit edilip çevresi ile ilişkileri bağlamında incelenmeye çalışılmıştır. Dördüncü bölümde yerleşkeye ait yapılar incelenmiştir. 1893 yılında gerçekleşen kolera salgını sonucunda, bölgede bulunan Takiyüddin Paşa Konağı'nın geçici hastaneye dönüştürülmesi yerleşke için bir başlangıç teşkil etmektedir. 20. Yüzyıl başında geçici hastanelerin daimi hastanelere dönüştürülmesiyle, Takiyüddin Paşa Konağı'nda kurulan geçici hastane, belediye hastanesi olarak hizmet vermeye başlar. Zaman içinde, hasta sayısının artması nedeniyle ortaya çıkan daha fazla alan ihtiyacı sonucunda eklenen yeni yapılarla yerleşke sınırları batı ve güney yönünde genişleyerek, günümüzdeki sınırlarına ulaşır. Bu süreçte inşa edilen yapılar, Takiyüddin Paşa Konağı'ndan başlanarak tek tek mimari açıdan ele alınmıştır. Yerleşkeye ve yapılara ait orijinal çizimlere ulaşılmış; eski ve yeni fotoğraflar, çizimler, haritalar günümüzdeki durumlarıyla karşılaştırılarak ele alınmıştır. Tezin sonuç bölümünde yerleşkenin gelişim sürecinde yıkılan, eklenen yapılar saptanarak yerleşkenin hastane tarihi ve mimarlık tarihi açısından önemi vurgulanmaya çalışılmıştır.

Ezgi Sinem Tunca
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Geleneksel mimaride restorasyon uygulamalarının iklimle dengeli tasarım açısından değerlendirilmesi: Ordu evleri örneği

Dünyadaki enerji tüketiminin artması ve bunun fosil kaynaklardan karşılanması doğaya zarar vermektedir. Enerji tüketiminin çoğu binaların ısıtma, soğutma, aydınlatma gibi temel gereksinimlerinden kaynaklanmaktadır. Nüfusla beraber konut stoklarının artması binalarda enerji verimliliği kavramını gündeme getirmiştir. Anadolu'daki geleneksel mimari örneklerine baktığımızda çevresel ve iklimsel verilerin, yerel malzeme kaynaklarının düşük enerjili yapı tasarımı açısından doğru değerlendirildiği görülmektedir. Bu yapılar günümüz mimarlarına düşük enerjili yapı tasarımı açısından örnek teşkil edecek niteliktedir. Tez çalışmasında tüm bunlar göz önüne alınarak geleneksel Ordu evi örnekleri üzerinde iklimle dengeli yapı tasarım parametleri incelenmiştir. İklimle dengeli yapı tasarımı konusu beş bölümde incelenmiştir. Örnek olarak iki adet tescilli konut üzerinde değerlendirmeler yapılmıştır. İlk bölümde Ordu evlerinin özgün halinin iklimle dengeli yapı tasarım parameterlerini sağladığı ancak düşük enerjili yapı sınıfına girmediğinden günümüz koşullarında yapı kabuğunun iyileştirilmesine yönelik öneri oluşturmak amacı sunulmuştur. Bu amaç doğrultusunda tez çalışmasında yararlanılan kaynaklar belirtilmiştir. İkinci bölümde iklimle dengeli yapı tasarım parametreleri inceleniş ve Türkiye iklim tipleri hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde geleneksel mimarinin iklimle dengeli yapı tasarım parametreleri açısından değerlendirilmesine yönelik yaklaşım adımları anlatılmıştır. Dördüncü bölümde örnek iki adet eski eser üzerinde bu yaklaşım adımları uygulanmıştır. Simülasyon programı aracılığı ile yapıların enerji tüketim analizleri yapılarak sonuçlar karşılaştırılmıştır. Yapı kabuğunun iyileştirilmesine yönelik öneriler getirilmiştir. Değerlendirmeler sonuç olarak beşinci bölümde belirtilmiştir.

Halide Erkan
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Osmanlı vakfiyelerinde mimari gerçekliğin ifadesi

Mimarlık tarihi yazımı içinde Osmanlı Mimarlığı'na ilişkin çok sayıda araştırma yapılmışsa da bunların büyük kısmı mimariyi daha çok işlev, konstrüksiyon ve tasarım gibi güncel başlıklar altında değerlendirme ve anlatmaya yöneliktir. Bu çalışmaların ortak özellikleri Osmanlı Mimarlığı'nı işlevsel, akılcı ve "doğru" olarak kabul etmenin yanı sıra, bugünün simetriği bir Osmanlı dünyası yaratarak, güncel ve pre-modern olmak üzere iki farklı evreni çakıştırarak, anakronik ve homojen bir mimarlık üretimi yanılsaması oluşturmalarıdır. Mimariyi, onu üreten, ondan etkilenen ve yorumlayan, sosyal, kültürel bağlamı içinde değerlendiren anlama yönelik araştırmaların sayısı azdır. Benzer şekilde Osmanlı'nın modern epistemik altyapıdan farklı olarak kendi yazı dili içinde mimari gerçekliği nasıl ifade ettiği konusunda da henüz bir araştırma yapılmamıştır. Osmanlı arşiv belgelerinde bir yapının nasıl betimlendiğini ortaya koyan çok sayıda örnek mevcuttur. Bu araştırmada ise, Osmanlı'da bir vakıf kurucusunun (vâkıf), beyan ettiği biçimiyle bir vakfın amacı, vakfa tahsis edilen gelir kaynaklarının dökümü, vakfedilen taşınır ve taşınmazlar, gelirlerin nerelere harcanağı ve hangi kadrolar altında kimlerin istihdam edileceği, bunlara ödenecek ücretler, vakfın idaresi, denetimi gibi benzeri konuların yer aldığı hukuki bir belge olan vakfiyelerden yararlanılarak mimarinin anlamsal açıdan değerlendirilmesine çalışılacaktır. Toplumsal, hukuki ve bürokratik işlevleri olan vakfiyelerde Osmanlı'nın diğer söylem geleneklerinden farklı olarak kendi anlatım alışkanlıkları içinde mimari ürünleri yazı üzerinde inşa ettiği örüntüleri saptamak ve bunların genel olarak toplumsal, sosyal ve kültürel örüntülerle olan bağının ne şekilde kurulabileceği bu tez çerçevesinde sorgulanacaktır. Bu bağlamda, sözü geçen bileşenlerin hiçbiri birbirinden kopuk olmadığı gibi, ortaya konan mimarlık ürünleriyle de rastlantısal bir ilişki içinde değildirler.

Bedriye Aylin Kartal
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimEN

Questioning design tools in the early stage of architectural design process: Pen and paper vs. digital sketching

Architectural design has a special position in architecture education. It is the main and most effective study area to develop architecture student's design skill and knowledge. In the architectural design, designer focuses more on the conceptual stage of design. This stage is different from other phases of design process and provides fields that designer manipulates the design problem and generates and explores new ideas. Early stage of design generally begins with sketches and diagrams (referred to as traditional media) to explore ideas and solutions. The freehand sketch plays important role in design process by facilitating problem solving, generating ideas and externalizing them. The ambiguity and vagueness of conventional freehand sketching can be a source of creativity. Nowadays, with the advances in digital technology, there are attempts to integrate digital tools with the early phases of design in order to make a digital design media in the architectural education. Recent developments in CAAD software shows a shift in focus toward conceptual design interface; but these tools have not developed and still fail to offer an appropriate design environment for sketching. Therefore, the application of digital tools has created debates among design instructors and researchers; the main point of these discussions is that computer software may impede the creative behaviors and this can lead to poor and non-creative design by students. So can be concluded that, architectural education in application of digital tools in the early design stages are facing problems and challenges especially regarding creativity. This study focuses on conceptual design process and aims: firstly, to find out the relationship between conventional sketching and creativity, the current status of digital sketching and interface and whether it can replace traditional sketching in educational context. In experimental study, the digital based sketching is compared and evaluated with pen and paper sketching from creativity point of view via protocol analysis method and linkography, and whether it can enhance the creativity of students. The findings emphasis on the strong relationship between creativity and conventional sketching method and show that there are attempts to create design interface to simulate pen and paper sketching features at digital medium for support creative design. As a conclusion, the findings of the empirical study also stressed out that designers in pen and paper sketching had richer design process and more opportunities for idea generation versus the digital sessions, and consequently they had more creative and productive design process. However, digital sketching depending on its nature can enable designers to make interconnectivity of ideas and create the number of different ideas, if they have sufficient experience and skills in digital sketching software.

Parvın Heıdarı
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yapıların titreşim konforu açısından incelenmesi

Günümüzde hızla yayılan ulaşım ağları, gelişen teknoloji, artan makineleşme ve yapılaşma titreşim olaylarını yaşamımızın bir parçası haline getirmektedir. Doğa olayları dışındaki tüm titreşimler makinelerin çalışmasıyla oluşan mekanik titreşimlerdir. Mekanik titreşimlerin yayılması 18. yy başında sanayi devrimiyle birlikte üretim tezgâhları, trenler, vb. yapılmasıyla başlamıştır. 19. yy ikinci yarısında insan konforunu ele alan çalışmalar yapılmaya, 1970'li yıllarda da uluslararası standartlar oluşturulmaya başlanmıştır. Titreşim olaylarını bilimsel metotlarla değerlendirebilmek için titreşim hareketini, ölçülebilir değerlerini ve aralarındaki ilişkiyi anlamak gerekmektedir. Titreşimi oluşturan kaynaklar yapı dışında ve içinde yer alabilmektedir. Titreşim kaynaklarının her birinin farklı özellikleri olduğundan titreşimlerin iletimi, yayılımı ve etkisinin büyüklüğü değişiklik gösterecektir. Titreşimler genellikle yapıya olan etkileri konu edilerek hasar ve deprem kapsamında incelenmekte fakat yapı zarar görmese de işlevini yitirdiği durumlar olabilmektedir. Titreşim olaylarının etkili olması neticesinde yapıları kullanan insanların hasta olması veya bulundukları mekânda rahatsızlık hissi duyması yaşam kalitesini düşürmektedir. Konfor konusu çoğu zaman göz ardı edilmiş veya yeterli çalışmalar yapılmamıştır. Yapıları titreşim konforu açısından incelerken rahatlık-rahatsızlık dışında bilimsel açıklamalar ve çıkarımlar yapabilmek için dünyadaki konfor konulu standartlar ve hesaplama yöntemleri araştırılmıştır. Ölçümlerde kullanılmak üzere TSE onaylı ISO 2631-2 ve DIN 4150-2 standartları uygun görülmüştür. ISO 2631-2 standardının 2001 yılı yayınında sınır değerleri oluşturan parametrelerin yetersiz olduğu düşünülerek sınır değerler kaldırılmış, veri toplama ve karşılaştırma yapılması için kullanılması önerilmektedir. Yapıları titreşim konforu açısından deneysel bir yöntemle değerlendirebilmek için farklı titreşim kaynakları, işlevi ve taşıyıcı sistemi olan 10 yapı seçilmiş, ivme ölçer cihaz ile titreşim ölçümleri yapılmıştır. Her yapıda her bir standart için 20 dakikalık 3 ölçüm yapılmıştır. Yapıların tipik özellikleri ve ölçüm değerleri açıklandıktan sonra tüm yapılar analiz edilerek titreşim kaynakları, taşıyıcı sistem ve kat sayıları karşılaştırılmıştır. Elde edilen veriler analizler neticesinde değerlendirilmiş, belirli kriterler ile karşılaştırma yapılarak yapılar kullanıcı konforu açısından incelenmiştir. Ölçümde kullanılan standartlar da karşılaştırılarak tutarlılıkları kontrol edilmiş ve uygunlukları onaylanmıştır. Elde edilen sayısal veriler değerlendirildiğinde bütün yapılar DIN 4150-2 standardında belirlenen sınır değerleri aşmamaktadır. Tüm ölçümlerin karşılaştırılması ve detaylı incelenmesi neticesinde konfor konusunda etkili olan faktörler değerlendirilmiştir. En büyük titreşim değerleri, iç titreşim kaynaklarının çok etkili olduğu yapılarda elde edilmiştir. Etkili dış titreşim kaynaklarının bulunduğu birçok yapıda küçük değerler elde edilmesi, dış titreşim kaynaklarının beklendiği kadar etkili olmadığını göstermektedir. Belirgin iç titreşim kaynağı bulunmayan yapılar arasında yüksek yapıların büyük titreşim değerlerinin ölçülmesi kat sayısının önemli olduğunu göstermektedir. Betonarme taşıyıcı sistemi olan yapılarda betonarme sistemin rijitliği sebebiyle küçük titreşim değerleri beklenmektedir. Fakat bu yapılarda, farklı taşıyıcı sistemi olan diğer yapılardan daha büyük titreşim değerlerinin ölçülmesi taşıyıcı sistemin beklendiği kadar etkili olmadığını göstermektedir.

Doğal titreşimMekanik titreşimYapı hasarları+1
Muhammed Emin Işık
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yapı ürünlerinin yaşam döngüsü değerlendirmesine yönelik seçilen bir modelin tuğla örneği üzerinden irdelenmesi

İnsanoğlu var olduğu ilk dönemlerden itibaren doğal kaynakları tüketmektedir. İnsanlık geliştikçe, hızla artan nüfus, sanayileşme ve kentleşme ile birlikte doğa fonksiyonlarını kaybetmeye başlamış ve giderek kendini onaramaz hale gelmiştir. Bu nedenle çevre sorunları gelişen dünyanın önemli sorunlarından biri olmuştur. Yapı ve yapı ürünleri çevre sorunlarının başlıca kaynakları arasında yer almaktadır. Bu nedenle ortaya konmuş pek çok çalışma bulunmaktadır. Yapı ve yapı ürünlerinin çevre etkilerinin en aza indirilmesi için minimum kaynak tüketimi ve minimum atık üretimi ilkesine dayanan yaşam döngüsü değerlendirmesi yöntemi ortaya konmuştur. Yapı ürünlerinin YDD'sini yapan birçok araç bulunmaktadır. Bu araçlardan ulusal olanlara bakıldığında çalışmaların sınırlı kaldığı gözlemlenmiştir. Bir yapı ürününün YDD'sinin yapılabilmesi için gereken verilerin eldesinde sıkıntılarla karşılaşıldığı tesbit edilmiştir. Bu çalışmanın amacı; bir yapı ürününün YDD'si yapılırken karşılaşılan sorunları ortaya koymaktır. Bu sorunların tesbit edilebilmesi için seçilen bir model üzerinden denenmesidir. Türkiye'de üretilen tuğlanın yerelde ortaya çıkan çevre etkilerinin değerlendirilmesi çalışmanın alt amacıdır. Çalışma altı bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde literatür özeti, tezin amacı ve hipotez ortaya konmuştur. İkinci bölümde yaşam döngüsü değerlendirmesi yöntemi bütünüyle ele alınmaktadır. Yapı ürünlerinin yaşam döngüsü değerlendirmesi ve yapı ürünlerinin YDD'sine yönelik var olan araçlar incelenmektedir. İkinci bölümde incelenmiş olan değerlendirme araçları arasından seçilen Gökçe Tuna Taygun Modeli üçüncü bölümde anlatılmaktadır. Dördüncü bölümde Gökçe Tuna Taygun yaşam döngüsü değerlendirme aracı kullanılarak tuğla örneklemesi yapılmaktadır. Tuğlanın yaşam döngüsü süreçleri, süreçlerdeki çevreyi etkileyebilecek çıktılar ve etkilenen çevre grupları incelenmektedir. Turgutlu'da yer alan bir üretim tesisinden elde edilen veriler doğrultusunda çevre etkileri somutlaştırılmaktadır. Beşinci bölümde Gökçe Tuna Taygun Modeli'nin tuğla ile denenmesi üzerinden elde edilen bulgular ve öneriler ortaya konmaktadır. Modelin geliştirilebilir yönlerinin incelemesi yapılmaktadır. Tuğlanın yaşam döngüsü süreçlerindeki değerlendirme sonucu yapılmaktadır. Yapılan değerlendirme diğer tuğla üretici verileri ile karşılaştırılabilir, geliştirilebilir ve ürün seçiminde yol gösterici nitelikte olabilir bulunmaktadır. Altıncı bölümde bir yapı ürününün YDD'si yapılırken karşılaşılan sorunların sistemsel eleştirisi yapılmaktadır. Yapılan değerlendirme sonucunda ulusal değerlendirme araçlarının geliştirilmesi gerekliliği ortaya konmaktadır. Anahtar Kelimeler: Yaşam döngüsü değerlendirmesi, yapı ürünlerinin yaşam döngüsü değerlendirmesi, çevre etkileşimi, Gökçe Tuna Taygun Modeli, tuğla

Neslihan Akın
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sınır ötesi turizm deneyimi: Meriç deltası örneği

Meriç Deltası ve Meriç Nehri Türkiye-Yunanistan ülke sınırını oluşturmaktadır. Meriç Körfezi'ne tarihsel süreç içerisinde alüvyonların birikmesi sonucunda delta meydana gelmektedir. Politik sınır; iki ülkeyi ayıran sınır, Meriç Deltası'nın deneyimlenmesini engellemektedir. Dünyada birçok örneği olduğu gibi Türkiye-Yunanistan sınırını oluşturan Meriç Nehri ve Deltası da araştırmacılar ve turistler tarafından deneyimlenmelidir. Politik sınırların doğal ve kültürel miras alanlarının kenarında bulunması alanın çekiciliğini arttırarak turistleri bölgeye çekmektedir. Ekonomik ve politik ilişkiler nedeni ile 2000'li yıllarından sonra iki ülke arasındaki sınır geçişlerinin arttığı gözlemlenmektedir. Araştırmanın amacı, Meriç Deltası'nın deneyimleme eyleminin alternatif turizm paralelinde bir turistik ürüne dönüştürülme kurgusunu oluşturmaktadır. Çalışmada, Meriç Deltası'nın deneyimleme eyleminin sürdürülebilir bir turistik ürüne dönüşme sürecine etki eden veriler belirlenmiştir. Bunlar; tarihsel süreç, doğal yapı, mimari miras yapıları, ekonomik ve sosyal yapı (tarım, hayvancılık, balıkçılık, maden ve turizm), ulaşım ve turizm altyapısıdır (konaklama ve haberleşme). Alan verileri mekanla ilişkilendirilerek turistik bir deneyime dönüştürülmüştür. Araştırmacının alan izlenimleri, gözlemleri de çalışmanın içine dahil edilmiştir. Turistik ürünün geliştirilmesi Manisa ve Yeşilyurt'un turistik ürün geliştirme süreci yöntemi baz alınarak; temanın belirlenmesi, tema ile uyumlu destinasyonların tanımlanması ve tema ile destinasyona uygun turizm aktivitelerinin belirlenmesi ile gerçekleştirilmiştir. Meriç Deltası'nın tarihsel süreçte nasıl deneyimlendiğine bakıldığında, Trakya'daki yol sisteminin bütününde Roma'dan başlayarak Meriç'i geçip İstanbul'a ulaşan Via Egnatia'nın ve çalışma alanındaki durakları olan Feres, Traianoupolis ve Enez'in bir başlangıç olacağı kabul edilmektedir. İkinci bölümde, Dünyadaki sınır turizmi örnekleri ve alternatif turizm çeşitleri incelenmektedir. Sınır turizmi örnekleri; kıta, ülke sınırı, Dünya Doğa Koruma Birliği (IUCN) koruma alanları, sınır tipi, IUCN kompleks koruma alanları, statüler, turizm aktiviteleri, ulaşım ve turist merkezi başlıklarında analiz edilerek Meriç Deltası'nda geliştirilecek sınır turizmi ve delta deneyimi için örnekler sunmaktadır. Sınır turizmi örnekleri incelendiğinde turizm aktivitelerinin alternatif turizm türlerinden oluştuğu gözlemlenmektedir. Bu bağlamda, sınırda geliştilecek olan turistik ürünün çeşitlenmesi için alternatif turizm araştırılmıştır. Üçüncü bölümde, Trakya'nın tarihi ve delta oluşumu incelenmektedir. Tarihte, Meriç Deltası deneyiminin Trakya'nın en önemli yol sistemlerinden biri olan Via Egnatia aracılığıyla yapıldığı görülmektedir. Via Egnatia'nın durakları olan Feres, Traianoupolis ve Enez Meriç Deltası'nı deneyimlemek için omurga olarak kabul edilmektedir. Delta, turistik ve bilimsel bir cazibe merkezidir. Dördüncü bölümde, turistik ürün; temanın belirlenmesi, tema ile uyumlu destinasyonların tanımlanması ve tema ile destinasyona uygun turizm aktivitelerinin belirlenmesi ile geliştirilmektedir. Turistik ürün teması Meriç Deltası Deneyim Turizmi olarak belirlenmektedir. Meriç Deltası havzasında bulunan Feres, Traianoupolis ve Enez alt bölgesindeki yerleşmelerin sahip olduğu alansal veriler baz alınarak alternatif turizm türleri ortaya çıkmaktadır. Mevcut turizm potansiyelleri, alternatif turizm çeşitleri ile zenginleştirilerek turizmin tüm yıla yayılması hedeflenmektedir. Meriç Deltası'nın sürdürülebilir turistik ürüne dönüştürme sürecini etkileyen veriler; doğal yapı, mimari miras yapıları, ekonomik ve sosyal yapı (tarım, hayvancılık, balıkçılık, maden ve turizm), turizm altyapısı (konaklama, haberleşme ve ulaşım) başlıklarında alan çalışmaları yapılarak incelenmektedir. Meriç Deltası Deneyim Turizmi, Meriç sınır Deltası'nda mevcut turizm faaliyetlerine, alternatif turizm faaliyetlerinin eklenmesi ile oluşturulacak bir turizm ürünüdür. Meriç Deltası Deneyim turizmi teması belirlenirken tema ile uyumlu destinasyonların seçimi sırasında hiyerarşi göz önüne alınmaktadır. Akdeniz Bölgesi, Meriç Deltası-Havzası ve Meriç Körfezi liman yerleşmeleri ile Via Egnatia'nın durakları olan Feres, Traianoupolis ve Enez yerleşmeleri araştırmanın alt bölgesi olarak seçilmektedir. Deltada geliştirilecek olan kurgu için tarım ürünleri ve zaman çizelgesi ile agro turizm, balık ürünleri ve zaman çizelgesi ile tatbilir turizm ve av turizmi, kuş türleri ve zaman çizelgesi ile kuş gözlemciliği turizmi, turizm türleri ve zaman çizelgesi ile alternatif turizm türleri belirlenmektedir. Meriç Deltası Deneyim turizm teması, Feres, Traianoupolis ve Enez'de gerçekleştirilecek alternatif turizm destinasyonları olarak seçilmiştir. Meriç Delta Deneyim Turizmi kurgusu oluşturularak deltada alternatif turizm aktiviteleri tüm yıla yayılmıştır. Anahtar Kelimeler: Sınır Turizmi, Trakya, ViaEgnatia, Meriç Deltası, Turistik Ürün

Alternatif turizmGeçirgen sınırMeriç deltası
Benan Akıncı
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Alışveriş merkezlerinin işlevlerini kaybetme nedenleri ve yeniden işlevlendirilen alışveriş merkezleri örnekleri

İnsanoğlunun en temel etkinliklerinden olan alışveriş ve satın alma aktiviteleri, tarih boyunca her zaman periyodu ve uygarlıkta, farklı alan ve mekânlarda yapılmıştır. Antik dönem ve orta çağ kentlerinde, kamu binaları ve kent meydanlarına kurulan pazar yerlerinde gerçekleştirilen alışveriş ile ilgili etkinlikler, 20.yy'da ortaya çıkmaya başlayan alışveriş merkezleri ile kent merkezlerinin dışına kaymıştır. 1956 yılında ABD'nin Minnesota kentinde, mimar Victor Gruen tarafından tasarlanan Southdale Center; üstü kapalı ve tümüyle iklimlendirilmiş olan iç ortamıyla birlikte modern alışveriş merkezlerinin öncüsü olmuştur. Southdale Center'dan sonra, modern alışveriş merkezleri tüm dünya ülkelerine yayılmıştır. 1988 yılında İstanbul'da hizmete açılan Galleria AVM ise, Türkiye'deki modern alışveriş merkezlerinin ilki olmuş ve ülkemizde yeni bir süreç başlatmıştır. Günümüzde alışveriş merkezleri artık insanların alışveriş ihtiyaçlarını karşılamaktan ziyade; bünyelerinde barındırdıkları çeşitli boş zaman geçirme aktiviteleri ve eğlence işlevleri, restoran ve kafeteryaları, sinema salonları, spor faaliyetleri ve kültürel etkinlikleriyle bulundukları kentlerin odak noktaları haline gelmiştir. 2000'li yıllarla birlikte sosyo-ekonomik ve toplumsal değişmeler, perakende arzı fazlası, yoğun rekabet, teknolojik gelişmelerin hızlanması sonucu yaygınlaşan e-ticaret, yanlış konum seçimi, mimari ve kentsel planlama hataları gibi nedenler sonucu; alışveriş merkezleri özellikle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde işlevlerini kaybetmeye başlamaktadır. Yapım tarihi eski ve fiziksel anlamda demode olan alışveriş merkezleri, yeni hizmete açılan ve daha heyecan verici faaliyetler sunabilen; son moda tasarım eğilimlerine sahip alışveriş merkezleri karşısında rekabet edemeyerek cazibelerini yitirmektedir. İşlevlerini kaybetmeye başlayan alışveriş merkezleri, sadece kendi ekonomik canlılıklarını yitirmekle kalmamakta; yakın çevrelerindeki ticari kalkınma potansiyeline de zarar vermektedir. Bu nedenle, metruk ve âtıl bir vaziyette bulunan alışveriş merkezleri için hem ülkemizde hem de ABD'de çeşitli yeniden işlevlendirme projeleri uygulanmaya başlanmıştır. İşlevini kaybetmiş alışveriş merkezlerini farklı fonksiyonlar yükleyerek yeniden kullanmanın, başta sürdürülebilirlik ve kentsel yayılmayı yavaşlatma gibi birçok avantajı bulunmaktadır. Tez çalışması kapsamında ABD ve Türkiye'de, farklı kullanımlara dönüştürülen alışveriş merkezleri incelenmiştir. Bu bağlamda, alışveriş merkezlerinin kullanım dönüşümüne uygun olan birtakım işlevler ile, dönüşüm kapsamında binalara yapılan müdahale yöntemleri çeşitli mimari kriterler üzerinden ifade edilmiştir. Çalışma içeriğinde sunulan verilerin, gelecek zamanlarda yapılacak yeni çalışmalara ve uygulamalara ışık tutması amaçlanmaktadır.

Ali Buğra Sarıakçalı
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Modern mimarlık hareketi ve Hasan Fethi

Endüstri Devrimi sonrası gelişen teknoloji ve değişen yaşam koşulları toplumsal yapıyı köklü bir şekilde değiştirmiştir. Ortaya çıkan sosyokültürel ve teknolojik değişiklikler mimari biçimin içeriğini yeniden tanımlamıştır. 1920'li yıllarda mimarinin rasyonel, evrensel ve Uluslararası Üslup kuralları çerçevesinde gelişmesi; yerelliğin ve geleneksel normların göz ardı edilişine neden olmuştur. Modern Hareket gelişen teknoloji sonrası anlamsızlaştığı düşünülen geleneksel toplumun mimarideki ifade sistemlerini çağın ruhuna uygun hale getirmeyi amaçlamış, ancak bu konuda yetersiz olmuştur. 1940-1950'li yıllarda Avrupa ve Amerika üzerinden bütün Dünya'ya; geleneksel yapıyı, mekânsal ve toplumsal çevreyi reddeden, diğer coğrafyaların kültürlerini ötekileştiren mimari bir anlayış ihraç edilmiştir. Gelenekleri göz ardı eden, teknolojik gelişmelere koşut yapılanan yeni bir toplumsal düzen öneren bu mimari anlayış hem içinde üretildiği Avrupa Kıtası ve Amerika toplumlarında hem de bu coğrafyaların dışında kalan toplumlarda bir takım kimlik ve aidiyet problemlerine neden olmuştur. 2. Dünya Savaşı sonrası ortaya çıkan bu modernist ve teknokrat mimari anlayışa karşı bazı söylemler gelişmiş ve hatta bazı uygulama çabaları gerçekleşmiş, bu kimlik ve aidiyet problemleri dünyanın farklı bölgelerinden sosyolog ve felsefeciler tarafından eleştirilmiştir. Bu tez çalışmasında, üretimdeki gelişmelerin moderniteye ve yerelliğe etkisi ve eleştirel yaklaşımlar incelenmiştir. Avrupalı olmayan toplumlara Avrupa değer ve standartlarının dayatılmasına karşı mimari bir duruş sergileyen Hasan Fethi, mimari yaklaşımı ve fikirleriyle döneminin mimarlık düşüncesini etkileyen Mısırlı bir mimardır. Hasan Fethi'nin toplumların ve mimarlıkların geleneksel yapısını ve kimliğini göz ardı eden Uluslararası Üsluba yönelttiği kuramsal eleştiriyi değerlendirmek ve bu eleştirinin ABD, Avrupa ve Edward Said'in bakış açılarıyla yapılmış modernizm eleştirilerinin karşısında nasıl konumlandığını irdelemek ve karşılaştırmak bu tez çalışmasının konusudur. Tezin ek bölümünde Hasan Fethi'nin yerel mimari yaklaşımının oluşmaya başladığı 1937 yılından sonra yapılmış, mimari gelişimi açısından dönemsel temsil oluşturabilecek 50 adet yapısı incelenmiştir.

GeçmodernizmMimari eleştiri
Sümeyye Özdoğan
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kütahya'nın kent imgesi bağlamında incelenmesi

Kütahya, doğuda Eskişehir, güney batıda Manisa, batıda Balıkesir, kuzeyde Bursa ve Bilecik illeri arasında konumlanmıştır. Güney yönünde Yellice dağına yaslanmış olan, Kale etrafında tarihi çekirdek ve doğu batı yönünde yayılma gösteren kent, çok sayıda kültürü bir arada barındıran zengin bir tarihi geçmişe sahip olup, farklı dönemlere ait mimari eserlere ve kent dokularına ev sahipliği yapmaktadır. Kent çok sayıda mimari, tarihi ve kültürel zenginliği bir arada barındırmasından dolayı, geçirdiği değişimlerle bir şeyin yerini başka bir şeye bırakmasına, farklı zaman dilimlerine ait eserlerin dokuda iç içe geçerek oluşan katmanların bir arada bulunmasına olanak sağlamıştır. Türk hakimiyeti öncesinde Kale ve çevresinde oluşan çekirdek yerleşim, sırasıyla Selçuklular, Germiyanoğulları ve Osmanlı İmparatorluğu ile gelişerek kalenin dışına doğru yayılmıştır. Cumhuriyet dönemi ve sonrasında yapılan imar planları ile tarihi çekirdeğe dokunmadan doğu-batı yönünde öngörülen yerleşim planı ile bu alan korunmuştur. Bu iç içe geçiş ve katmanlaşma, kent içinde toplumun geleneksel ve çağdaş öğeleri bir arada içeren bir dokuda yaşıyor olmasını sağlamıştır. Günümüzde devam etmekte olan kentsel dönüşüm çalışmaları Cumhuriyet öncesinde başlayan ve sonrasında devam eden, kentin çağdaş bir görünüme ulaşması çalışmasının farklılıklar barındırsa da bir devamı olarak düşünülebilmektedir. Tarihi doku içerisinde de devam eden restorasyon çalışmaları ile geçmiş değerlerin günümüze ulaşmasının amaçlandığı gözlemlenebilmektedir. Yapılmakta olan hızlı kentsel dönüşüm çalışmaları, motorlu taşıt sayısının artması, kenti bozulmaya açık ve okunmasını zorlaştıran bir konuma getirirken, bu etkinin tarihi dokuya da ulaştığı görülebilmektedir. Tez kapsamında, Kütahya kentinde bu değişimlerin kronolojik sıra ile, Osmanlı öncesinden başlanarak Cumhuriyete ve günümüze kadar olan dönemlerde kent dokusunda nasıl okunduğunun, Kevin Lynch'in kent imgesini oluşturan elemanları aracılığı ile incelenmesi amaçlanmıştır. Cumhuriyet'in ilanı ve ilk yılları, çalışma için röper noktası olma özelliği göstermektedir. Günümüz öncesi dönemler incelenirken, bu döneme ait analizlerde, plan ya da fotoğrafın karşısına günümüzdeki durumu yerleştirilerek, değişimin somut verilerle gözlemlenmesi amaçlanmıştır. Geçmişteki modernleşme hareketleri ile günümüzdeki kentsel dönüşüm, hızlı kentleşme, çağdaşlaşma ve bozulmalar arasındaki süreklilik ve kopuşun kıyaslamalar ve analizlerle ortaya konması, kent değerlerinin geleceğe bozulmadan taşınması için önem taşımaktadır.

Kütahya
Özgün Özbudak
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yaşlı dinlenme ve bakım evlerinde yapay aydınlatma ilkeleri, inceleme ve öneriler

İnsan yaşamı doğumla başlayıp ölüm ile sonlanan bir süreçtir. Bu süreç üç evreden oluşur ve bu üç evrenin sonuncusu olan yaşlılık evresinde insanlarda biyolojik, fizyolojik, ruhsal ve fonksiyonel değişimler görülür. Dünya sağlık örgütü (World Health Organization; WHO) yaşlılığı, "Çevreye uyum sağlayabilme yeteneğinin yavaş yavaş azalması" olarak tanımlar ve 60 yaş üstü bireyleri yaşlılık evresinde kabul eder. Ülkelerin içinde bulunduğu koşullar, sağlık alanındaki gelişmeler, toplumsal ve kültürel boyutlar gibi etmenler yaş sınıflandırmasını değiştirebilir. Türkiye İstatistik Kurumu'na (TÜİK) göre 65 yaş üstü insanlar yaşlı olarak kabul edilmektedir. Günümüzde gelişen teknoloji ve sağlık alanındaki yeniliklere bağlı olarak tüm dünyada 65 yaş ve üzeri nüfus artmıştır. Bu nedenle, yaşlılık evresinde olan bireylerin sosyal yaşamdan koparılmadan hayatlarına devam ettikleri kurum ve kuruluşlara giderek daha fazla ihtiyaç duyulmaktadır. Ülkemizdeki bu kurum ve kuruluşlar "T.C. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı" na bağlı huzurevleri ve huzurevi yaşlı bakım rehabilitasyon merkezi olarak hizmet vermektedir. Huzurevlerinin yaşam odaları, kullanıcıların evlerinin yerine koydukları ve en çok vakit geçirdiği mekanlardan biridir. Dolayısıyla huzurevi yaşam odalarının yapay aydınlatma düzenleri işlev, eylem ve bireylerin görme yetisine uygun olarak tasarlanmalıdır. Bu yüksek lisans tezi kapsamında, görme organının yaşlanmasıyla oluşan değişimler, bu değişimlere göre görsel konfor koşullarının sağlanması için genel ilkeler verilmiştir. Mevcut bir huzurevi tip yaşam odalarının yapay aydınlatma düzenleri, ilgili ölçütler bağlamında nesnel ve öznel yöntemlerle incelenmiş, bulgular karşılaştırılmış ve öneriler sunulmuştur.

Zeycan Gökçe Abay
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yapı kabuğunun düşük maliyetli enerji etkin iyileştirilmesine yönelik bir yaklaşım: Kamu yapısı örneği

Endüstri devrimi ile birlikte değişen yaşam koşulları kentleşme sürecini de etkileyerek enerjiye olan ihtiyacı hızla arttırmıştır. Yapılan araştırmalar sonucunda, dünya genelinde tüketilen enerjinin büyük kısmının yapılarla ilişkili faaliyetlerden kaynaklandığı bilinmektedir. İhtiyaç duyulan bu enerjinin fosil enerji kaynaklarından karşılanmaya çalışılması ise, kaynakların günden güne tüketilmesine ve çevreye verilen zararın hızla artarak ekolojik dengenin bozulmasına neden olmaktadır. Özellikle Türkiye gibi gelişmekte olan ülkelerde enerji tüketiminin azaltılarak, ülke ekonomisinin kalkınması ve çevre korunumunun sağlanması için mimari tasarım ve uygulama süreçlerinin yeniden değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu tez çalışmasında, kullanıcıların konfor koşullarından ödün vermeden yıllık enerji tüketiminin azaltılması, yapı kabuğu tasarım parametreleri kapsamında değerlendirilmiştir. Tasarlanan farklı yapı kabuğu önerilerinin ısıl performansları belirlenerek ilk yatırım maliyetleri ve yıllık enerji tüketim maliyetleri arasındaki ilişki irdelenmiştir. Tez çalışması 5 bölüm halinde ele alınmıştır. İlk bölümde, literatür taraması yapılarak bu konuda daha önce yapılmış çalışmalardan ve yararlanılan kaynaklardan bahsedilmiştir. Ardından, tezin amacı ve çalışma sonucunda beklenenler aktarılmıştır. İkinci bölümde, bu tez kapsamında değerlendirilen kamu yapılarının tarihsel ve mimari gelişimi incelenerek enerji etkin yapı tasarımında kamu yapılarının önemine değinilmiştir. Üçüncü bölümde, enerji etkin yapı tasarımında etkili olan parametreler sınıflandırılarak iklim bölgesi özelliklerine göre bu parametrelerin nasıl değerlendirilmesi gerektiği açıklanmıştır. Ayrıca ülkemizde enerji etkin yapı tasarımı üzerine geliştirilen bazı yönetmelikler ve standartlara yer verilmiştir. Dördüncü bölümde, sıcak iklim bölgesinde seçilen referans adliye yapısının uygulama çalışması yapılmıştır. Referans yapının Design Builder enerji simülasyon programında modellemesi yapılarak aylık ve yıllık enerji tüketimleri hesaplanmış ardından enerji etkin yapı tasarımı kapsamında yapı kabuğu alternatifleri oluşturulmuştur. Geliştirilen yapı kabuğu alternatifleri için ilk yatırım maliyetleri, yıllık enerji tüketim maliyetleri ve enerji kimlik sınıfları hesaplanarak sonuçlar karşılaştırılmıştır. Sonuç bölümü olan beşinci bölümde, çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilerek gelecek çalışmalar için öneriler sunulmuştur.

Aysel Deniz
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kentsel ölçekli tasarımlarda esnek çözümler için parametrik metodların kullanımı

Kentsel tasarım ve planlama süreci oldukça fazla parametreyi bünyesinde barındıran, farklı bileşenlerden etkilenen karmaşık ve girift bir süreçtir. Kentsel çevrenin karmaşıklığı, gelecek senaryoları ve belirsizliği düşünüldüğünde kentsel tasarım alanında alınan sabit ve esnek olmayan kararlar tasarımı sınırlandırmaktadır. Kentler, tüm diğer açık sistemler gibi, karmaşık ve kendi kendini üreten mekanizmalardır. Kentsel tasarım ve planlama başlama noktası ve bağlamı doğrusal olmayan bir düzlemde sürekli değişkendir. Günümüzde kentleşmeyi belirleyen veriler oldukça karmaşık, kent ise zaman zaman gelişi güzel parselasyon ile bölümlere ayrılmıştır. Bu durum, kentsel tasarımcı mimar ve ilgili meslek dalları yetkililerinin yorum ve hatalarına açık ve en önemlisi kent dokusunun gelişimi ve oluşumu süresince bütüncül tutarlılığı sağlamakta zorlanılan bir yapıdadır. Başka bir deyişle sistemdeki açıktır. Günümüz verilerine göre oluşan kent dokusu; emsal hesapları, yükseklik sınırlamaları, geri çekilmeler, yoğunluk, sınırlandırıcı işlevler ve tarihi dokunun belirlediği kurallar gibi birçok veri tarafından şekillendirilmektedir. Gelişen teknoloji aracılığı ile dijital ve sayısal verilere aktarılabilen kentsel haritalamalar, çevresel analizler ve ilgili tüm bilgiler çok daha kolay ulaşılabilir bir hale gelmiştir. Bu verilerin tasarıma en başından dahil edilmesi ve etkili kullanımı ile yapılı çevrelerde, gelişim bölgelerinde veya şehirlerin gelecek senaryolarında doğru stratejilerin oluşturulması mümkün kılınabilinir. Kent parçalarının ve bölgelerin fiziksel koşullarının (iklim, güneş ışığı, hava sirkülasyonu vb.) ve belki de en önemlisi yapıların birbiri ile kütlesel olarak doğru ve harmoni içerisinde çalışması için yerel yasa ve yönetimlerin belirlediği esnek olmayan yönetmeliklerin ötesinde bir yaklaşım gerekmektedir. Bu veriler göz önüne alındığında söz konusu karmaşık ve organik durumu yönetebilmek için, daha dinamik bir yaklaşımın varlığı ve ortaya çıkışı oldukça gereklidir (Portugali [1]). Tek bir interaktif modelde yapıbilimi ve kentsel göstergeleri birleştirmek, hesaplamalı tasarım araçlarının kullanıldığı bir "parametrik model" ile mümkün kılınabilir. Bu yöntemin bütünleşmiş kullanımı aracılığı ile kentsel verilerin ilgili tüm aktörler (mimar, kentsel tasarımcı, yatırımcı, yüklenici, otoriteler, kullanıcı, paydaşlar) tarafından ulaşılabilirliğini sağlamak, verileri tasarımı yönlendiren araçlar olarak kullanabilmek, planlama ve tasarımları gözlemlemek, test etmek ve sonuçlarını karşılaştırmak mümkün olabilir. Parametrik çalışma sistemleri ile tasarımın veya planlamanın verilerini her zaman güncel tutabilmek, bilgilere ulaşabilmek ve bu verilerin değişimi ile tasarımın da esnek ve güncel kalmasını sağlanabilmektedir. Çoğulcu ve katılımcı esnek kentsel tasarım sürecinde, parametrik tasarım güçlü ve etkili bir yaklaşım biçimidir. Tasarımın veya planlamanın, ana yaklaşımının ya da bazı bölümlerinin kararlarının değiştirilmesi gereken durumlarda, parametrik tasarım araçları tasarımın adapte edilebilmesinin ucunu açık bırakırken, bir yandan da önerilen tasarım kararlarını anlaşılabilir gerçeklik ve detay seviyesinde görselleştirmeye imkân sağlar. Parametrik tasarım, kütlesel oluşumların etkisinin bölgesel olarak önceden gözlemlenebilmesi; kent dokularının her anlamda tutarlı ve harmoni içinde geliştirilebilmesi için ve yapıların kent dokusu morfolojisine olan etkisinin dengeli kurgulanmasının bir aracı olabilir. Tezin ikinci bölümünde bahsi geçen kentsel tasarımın karmaşık doğası ve süregelen tasarım yöntemlerinin kısıtlayıcılığına bir çözüm önerisi olarak parametrik kentsel tasarım yaklaşımı ele alınacaktır. Parametrik tasarımda tasarımcının rolüne ve parametrik tasarım yaklaşımının kentsel tasarımdaki gelişim sürecine değinilecektir. Dünya'dan örneklemeler ile parametrik kentsel tasarım yöntemleri kullanılarak geliştirilmiş projeler incelenecek, tasarımın farklı etaplarında değişik şekillerde uygulanan parametrik yöntemler geliştirmiş mimar ve tasarımcılarıların yaklaşımları gözlemlenecektir. Tezin üçüncü bölümünde; parametrik kentsel tasarım metotları araç ve yöntemlerinden kısaca bahsedilecektir. Bu bölüm ile amaçlanan teorik altyapısından kapsamlıca bahsedilen parametrik tasarımın kullanımının ne gibi araçlar ve yöntemler ile tasarımın hangi aşamalarında kullanıldığını göstermek, tezin çıktısı olan "parametrik model çalışmasına bilişsel bir altlık hazırlamaktır. Tezin son bölümünde; kentsel tasarımın özellikle konsept geliştirme safhasında parametrik tasarımın rolü ve potansiyelleri incelenecek, ele alınan "kentsel ölçekli bir alanda parametrik model çalışması" ile örneklendirilecektir. Parametrik tasarım araç ve yöntemleri sayesinde analizlerin tasarıma yansımasından; farklı sebepler ile değişken olabilen verilerin test edilmesinin ortaya çıkarttığı farklı varyasyonlar görseller ve sayısal sonuçları ile desteklecektir. Bu çalışmanın en önemli amaçlarından biri parametrik tasarım araçlarını (design tools) konsept geliştirme safhasında kullanılabilir hale getiren bir "tasarım aracı sistemi" ortaya koymasıdır. Çalışmanın final çıktısı olarak sunulan "parametrik model" çeşitli parametrelere göre şekillenen, esnek, ucu açık, tasarımcının rolü kapsamında geliştirilmeye açık bir model önerisidir. Bu anlamda yapılan bu pilot çalışma farklı arsalara ve farklı parametrelere göre uyarlanabilir bir formattadır. Bu model, çevre verileri ve arsa sınırlarının bu algoritmaya tanımlanması sonucunda söz konusu olan herhangi bir proje alanında sonuç vermektedir. Bu tez ile parametrik tasarımın, kentsel tasarım süreçlerindeki destekleyici, kapsamlı ve pratik yönünü gözler önüne sermek amaçlanmaktadır.

Şule Ertürk Gaucher
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Atmosferik korozyona dayanıklı çeliklerin yapılarda cephe elemanı olarak kullanılabilirlik şartlarının incelenmesi

Yüksek mukavemetli ve düşük alaşımlı çelikler grubunda (HSLA) yer alan Atmosferik Korozyona Dayanıklı Çeliklerin (WS) karakteristiklerinin incelenmesi ve çevresel koşullara dayanıklılık kriterleri bu çalışmanın içeriğini oluşturmaktadır. Söz konusu malzeme; bina cephelerinde, köprülerde, anıtsal tasarımlarda ve peyzaj elemanlarında sıklıkla kullanılmaktadır. Araştırmanın temel amacı; atmosferik koşullar açısından malzemenin kimyasal içeriğini olumlu ve olumsuz yönleri ile irdelemek, en agresif koşullara karşı çözümler üretmek ve özellikle pratikteki uygulamalar konusunda ilgililere yol göstermektir. Çalışma kapsamında; öncelikle malzemenin kimyasal içerik ve uygulama alanları bazında tarihsel gelişimi incelenmiştir. Alaşım elementleri, metal yüzeyindeki kimyasal reaksiyonlar, pas-patina tabakasının oluşum mekanizması ve çevresel koşullara bağlı olarak dayanıklılık ayrıntılı olarak irdelenmiştir. Çevresel koşullara uygun tasarım gerekliliğine vurgu yapılarak, alaşım elementlerinin yüzdeleri ile atmosferik korozyonun zaman içindeki gelişimi arasındaki ilişki üç farklı çevresel koşulu esas alan test sonuçlarının ışığında irdelenmiştir. Özellikle endüstriyel ve deniz kıyısı atmosferik koşullarında, kimyasal elementlerin tip ve oranının seçimi son derece dikkat gerektirmektedir. Güncel araştırmalarda, bakır yerine nikel kullanımının özellikle kıyı atmosferi açısından bakıra olan ihtiyacı ortadan kaldırdığı, korozyon hızını büyük ölçüde azalttığı izlenmiştir. Alaşım elementi olarak eklenmesi daha zor olan bakır yerine nikelin tercih edilmesi, aynı zamanda, maliyeti azaltan bir unsur olarak görülebilir. En olumsuz atmosferik koşullar ve/veya hatalı detay uygulamaları durumunda, cephede ilerleyen korozyon sürecini geri çevirici/durdurucu önlemler gereklidir. Böylece, panelin estetik değerindeki kaybın yanı sıra, değiştirme maliyet kaybının da engellenmesi amaçlanmaktadır. Detay çözümlerine özellikle dikkat edilmeli, uzun süreli nemli ve gölge altında kalacak cephelere uygulanmamalıdır. Farklı metaller ile olan bileşimlerde galvanik korozyon oluşturmayacak, galvanik seride birbirine yakın metaller seçilmelidir. Dünyadan ve Türkiye'den uygulanan örnekler, detay çözümleri ve çevresel etkileşimler ile birlikte incelenmiştir. Atmosferik koşullara -yağış, güneş alma durumu, rüzgar vs.- bağlı olarak; İstanbul ve civarındaki bazı cephe ve peyzaj uygulamaları incelenmiş, Tuzla bölgesinde yer alan Piri Reis Üniversitesi cephelerinde levha ve perfore panel olarak kullanılan kaplamalarının mevcut durumu ise çevresel parametreler ile daha detaylı olarak irdelenmiş, pas problemli yüzeylerin oluşum nedenleri ve alınabilecek önlemler belirtilmiştir. Tez, aşağıdaki bölümlerden oluşmaktadır: Çalışmanın Birinci Bölümünde; çalışmanın amaç ve kapsamı belirtilmiştir. İkinci Bölümde; atmosferik korozyona dayanıklı çeliklerin kimyasal içerik ve uygulama çeşitliliği olarak dünyadaki tarihsel gelişim süreci değerlendirilmiş, mimari örneklerle aktarılmıştır. Üçüncü Bölümde; malzemedeki alaşım elementleri, tipleri ve içerik olarak çevresel koşullara dayanıklılık açısından incelenmiştir. Farklı atmosferik koşullar açısından kimyasal elementlerin etkinliği deneysel çalışmaların sonuçlarıyla karşılaştırmalı olarak grafiksel bazda incelenmiştir. Dünya genelinde uygulanmış mevcut mimari yapılar üzerinden cephe tasarım ve farklı detay çözümlerine örnekler verilmiştir. Dördüncü Bölümde; İstanbul'daki peyzaj ve yapı cephe uygulamalarının mevcut durumu; dikkate alınan atmosferik veriler ve bu koşulların sonucunda gelişen yüzeyler; aldıkları renk, görünüm, doku ve korozyon hasarına bağlı olarak değerlendirilmiştir. Sorunlu olan paneller için çözüm önerileri getirilmiştir. Bu kapsamda tipik güncel bir örnek olarak, Tuzla'da yer alan Piri Reis Üniversitesi'nde yapılan cephe uygulaması detaylı olarak irdelenmiştir Beşinci Bölümde; çalışmada incelenen konulardan varılan sonuçlar sıralanmış ve çözüm önerileri getirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Atmosferik korozyona dayanıklı çelik, korozyon, alaşım elementleri, pas, patina, HSLA çelik, WS.

Kübra Cansu Es
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mimari mekanda kullanılan su öğesinin kullanıcı üzerindeki psikolojik etkilerinin incelenmesi

Su öğesinin tarihsel süreç içerisinde, birçok farklı kültür için önemli boyutta anlamsal değeri olmuştur. Zamanın akışı, insanların su ile ilgili kültürel bağlarını değiştirmemiştir. Modern çağ başlangıcında, Dünya'nın doğal kaynaklarının hızla tükenmesi ve kirlenmesi, tersine bu bağı güçlendirmiştir. Kültürel temelinde güçlü bağları olan bu ilişki, su öğesini mimari tasarımın bir parçası, belirleyicisi olduğunda da önemini devam ettirmiştir. Günümüzde su, tasarımcılar için büyük önem taşımaktadır. Geçmişte olduğu gibi özel ve kamuya açık peyzaj düzenlemelerinde, meydanlarda, bina içerisinde ve yakın çevresinde; estetik niteliği, işlevsel niteliği, psikolojik ve anlamsal değeri açısından tasarıma dahil olabilmektedir. İnsan, hayatı boyunca fiziksel bir çevre içerisinde yer almaktadır ve bu çevre içerisinde sürekli olarak mimari öğelerle etkileşim halinde olmuştur. Bu etkileşim süresince; insanın görmüş olduğu her bir tasarım uyaran olarak psikolojik tepkilere neden olmaktadır. Bu tepkiler genel olarak kullanıcı-mimari tasarım ilişkisinden kaynaklanmaktadır. Su öğesinin mimari tasarımda kullanımıyla, uyaran durumunda olması kullanıcı psikolojisi açısından oldukça önem teşkil etmektedir. Bu tez çalışmasında; tasarım öğesi olarak kullanılan suyun kullanım özelliklerine bağlı olarak kullanıcılar üzerinde farklı psikolojik etkiler oluşturabileceğinin ve bu özelliklere bağlı olarak hangi tür etkinliklere hizmet edebileceğinin ortaya konması amaçlanmıştır. xi Çalışmanın birinci bölümünde giriş kısmına yer verilmiş; iki, üç ve dördüncü bölümünde ise literatür taramaları yoluyla konu ile ilgili temel kuramlar ve görüşler ortaya konmuştur. Bu bölümlerde sırasıyla; mekan, insan ve su etkileşimi, su öğesinin tarihsel süreç içerisindeki anlam ve yorumlanışı, su öğesinin tasarıma dahil olma nedenleri incelenmiştir. Çalışmanın beşinci bölümü uygulama kısmını oluşturmaktadır. Bu bölümde; su öğesinin farklı kullanım özelliklerinin hangi duygusal hisleri çağrıştırdığını ve hangi tür etkinliklere uygun olduğunu saptamaya yönelik görsel anket çalışması yapılmıştır. Çalışmanın altıncı ve son bölümünde, yapılan anket çalışmasının sonuçları analiz edilmiş ve değerlendirilmiştir. Bu bağlamda, su öğesinin farklı kullanım özelliklerinin farklı psikolojik etkileri ortaya konmuş ve hangi etkinliklere uygun oldukları belirtilmiştir. Ortaya çıkan sonuçlar neticesinde suyun tasarım öğesi olarak kullanımına yönelik öneriler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Su Öğesi, Mekan-İnsan Etkileşimi, Duygular

Yıldıray Çelikkıran
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Konut yapılarında doğal havalandırmanın önemi ve badgir bağlamında günümüz koşullarında değerlendirilmesi

Yapılar insanların sağlığı için uygun ve konfor koşullarını sağlayan özellikleri barındırmalıdır. Yapının iç mekan sağlığı ve iç mekan hava kalitesi, bu koşulların en önemlilerden biridir. İyi bir iç hava kalitesinin oluşturulmasında, etkili bir havalandırmanın sağlanması önemli bir rol oynamaktadır. Bu nedenle iç ortamlarda az enerji kullanarak uygun bir hava kalitesini sağlayan akılcı çözümler, tasarımcıların önde gelen sorumluluklarından biri olmaktadır. Ancak bu tasarımları bir çok etmene bağlı olmasını göz ardı etmeden, özellikle bulunduğu bölgenin iklim koşullarına göre, enerji kullanımı gerektirmeden, sadece yapının kendi elemanlarını kullanarak, sağlandığı doğal havalandırma yöntemleri içeren tasarımlar hedeflenmelidir. Doğal havalandırma, kapı, pencere, baca gibi açıklıklardan ve binalar kabuğuna bilinçli olarak açılan bölümlerden, rüzgar ve iç ve dış hava sıcaklıkları arasındaki farklardan kaynaklanan basınç farkı nedeni ile gerçekleşir ve bina içerisine temiz havanın girmesini sağlar. Doğal havalandırma, tarih boyunca en eski ve en yaygın kullanılan havalandırma türlerinden biridir. Mimari tasarımda sürdürülebilir yaşamı sağlayabilmenin doğal koşullara dayalı çözümlerin üretilmesi önemlidir. Geleneksel dokuya sahip yerleşmeler, iklime, topografyaya, yerin bağlamına sağlıklı ve akılcı çözümler sunabilmektedir. Doğal enerji kaynaklarıyla iklimlendirme amaçlı çalışan ve temelde mimari çözüme dayalı bir sistem olan Badgirler (rüzgar kuleleri), bu araştırmanın konusudur. Badgirler (rüzgar kuleleri), Orta Doğu coğrafyasında binalarda özellikle İran'da geleneksel doğal havalandırma elemanları arasında yer almakta ve ana fonksiyonları iklime bağlı olarak farklılık göstermektedir. Bu tez çalışmasında, doğal havalandırmanın önemli bir öğesi olan ve günümüz koşullarında mimari tasarımlarda değerlendirilebilecek Badgir (rüzgar kulesi) lerin çalışma prensipleri ve doğal havalandırmada Badgir (rüzgar kulesi) lerin performansını artan yeni bir sistem tasarımı incelenmiş ve değerlendirilmiştir. Çalışma altı bölümden meydana gelmektedir. Çalışmanın ilk bölümünde; çalısmayla ilgili bir giriş yapılmış ve araştırmanın amacı, literatür çalışması ve hipotezi ortaya konmaya çalışılmıştır. İkinci bölümde; doğal havalandırma ile ilgili araştırmalar yapılmış ve genel olarak doğal havalandırmanın kavramı, ilkeleri, yöntemleri ve bu yöntemlerin mimari tasarım etkileri incelenmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde; ortadoğu coğrafyasının geleneksel mimarisinde, önemli bir öge olan doğal havalandırmayi sağlayan Badgirlerin (rüzgar kulesi) tarihçesi, çalışma ilkeleri mimarisi ve türleri incelenmiştir. Dördüncü bölümde; İran'ın sıcak-kuru ve sıcak-nemli bölgelerinin iklimsel, kentsel ve geleneksel yapılarının analizi yapılmıştır. Bu bölümün devamında sıcak-kuru iklim tipi için Yazd Kenti ve sıcak-nemli iklim tipi için Bandar Lengeh Kenti seçilmiş, iki bölgedeki Badgir (rüzgar kulesi) tipleri incelenmiş ve Badgirlerin (rüzgar kulesi) karsılastırılması yapılarak farklılıklar ortaya konmuştur. Ayrıca mimari tasarımda kullanılabilecek geleneksel ve yeni yöntemlerle yapılan Badgirlerin (rüzgar kulesi) yapısı incelenmiş ve doğal havalandırmada Badgirlerin (rüzgar kulesi) performansını artıran yeni sistem tasarımları incelenmiştir. Beşinci bölümde; araştırmanın sonucu yer almaktadır. Yapılan çalışmada genel olarak elde edilen bilgiler özetlenmiş ve yapılan incelemelerin sonucunda, yeni tasarlanan Badgirler (rüzgar kulesi) ile geleneksel Badgirlerin (rüzgar kulesi), havanın iklimlendirilmesi ve buharlaştırılması açısından, karşılaştırılmaları yapılmıştır.

Aılar Habıb Zadeh
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Camilerde günışığı aydınlığı ve örnek incelemeler

Tarih boyunca en önemli mimari eserlerden olan ve Müslümanların toplu olarak ibadet ettikleri cami yapıları için İslam dininin yayılmaya başlamasıyla beraber ilk denemelerin yapıldığı görülmektedir. Camiler, bulundukları bölgenin iklim, topoğrafya ve kültürel özellikleri, inşa edildikleri dönemin yapı malzemesi ve yapım teknolojileri vb. etkenlere bağlı olarak çeşitli biçimlerde üretilmiştir. Yıllar içinde gelişen ve değişen plan şeması, yapı boyutu ve yapı kabuğu düzenleri ile birlikte, camilerde pencerelerden giren günışığının oluşturduğu aydınlığın nicelik ve niteliği de değişmiştir. Yapılan bu çalışmanın amacı, camide ibadetin gerçekleştiği bölümlerdeki doğal aydınlatma düzenlerinin özelliklerinin belirlenmesi, temel ilkelerin verilmesi ve bu ilkeler doğrultusunda kullanıcıların üzerindeki etkilerinin ortaya koyulmasıdır. Bu bağlamda, İstanbul'da yer alan, farklı dönemlerde yapılmış ve farklı yapı kabuklarına sahip üç caminin doğal aydınlık düzenlerine yönelik nesnel ve öznel incelemeler yapılmış ve sonuçlar karşılaştırılarak günışığının varlığı irdelenmiştir.

Simay Ataköy
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kentlerin sürdürülebilirliği için birleşmiş milletler odaklı gelişme modeli önerisi

Aldo Leopold'ün 1949'da hazırladığı "A Sand County" isimli almanak, insanoğlunun doğaya etkisi konusundaki ikazlar üzerinden, insan ve çevre arasındaki etkileşimi inceleyen ilk örneklerdendir. Gelişirken çevresini ne ölçüde etkilediğini tartışan "The Limits of Growth" 1968 senesinde yayınlanır ve yaklaşan çevresel tehlikeleri haber verme çabasında görünür. Teknolojinin, kitlelere daha rahat erişimi sağlayan ilerlemesi, insanoğlunun medeniyet taşlarını bu dönemde örerken bir yandan da yıktığı çevre düzeni hakkında küresel bir farkındalık yaratmaya başlamıştır. Ekoloji biliminin ön planda olduğu ilk yüksek katılımcılı küresel konferans, 1972'de yeni kurulan Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın düzenlediği Stockholm'deki İnsan Çevresi Konferansı olmuştur. Bu organizasyon ile devam eden bir çok fikir alışverişi, çeşitli kurumlar ve düzenledikleri organizasyonlarla devam etmiştir. 1987'de Brundtland Raporu'nda ilk defa geçen "sürdürülebilir gelişme" kavramı ile artık insanlık varoluşunu ancak gelecek kuşaklara bırakabileceği sağlıklı bir çevre ile devam ettirebileceğini ortaya koymuştur. Sürdürülebilir gelişmeyi anlamak ve çevresel sorunlarla baş edebilmek adına her sene sayısız organizasyon düzenleniyor olsa da en geniş katılımı ve küresel bakış açısı ile Birleşmiş Milletler Dünya ve Çevre Zirveleri bir üst akıl oluşturmayı başarmıştır. Araştırma evrenine de konu olan 1972, 1992, 2002 ve 2012'de düzenlenen konferanslar ile dünyadaki çevre gündemini belirlenmiş ve hem resmi hem de sivil birçok kurum ve kuruluşu küresel bazda hareket etmeye davet edilmiştir. Çevre bakanlıkları gibi resmi kurumları, bağımsız enstitü ve kuruluşlar ile birçok sivil toplum örgütünü, binlerce çevreci ve aktivist ile bir araya getiren bu organizasyonlar sürdürülebilir gelişme için fikirler ve politikalar üretmiş, eylem planları geliştirmiştir. Bu tez çalışması, 2022 yılında 50. yılına girmiş olacak ve küresel çapta uluslararası katılım ile sürdürülebilir gelişme hakkında ortaya konan politika ve uygulamaların değerlendirildiği Dünya Zirveleri'nin, 1972'den beri kentlerin sürdürülebilirliği hakkında görünenin ötesindeki alt metinlerinde neleri gerçekten önerdiğini sayısal veri analizi ile araştırıp sonuçları bir model olarak sunmaktadır. Araştırma, seçilen dört ana konferansı, düzenleyici kurumun resmi otoriteler tarafından kabul görmesi, katılımcı sayısının yüksek olması ve periyodik olarak konunun on yılda bir ele alınması gibi parametrelerden dolayı örneklem evreni içerisine katarken, benzer kurumların daha yerel yahut tek bir kıtayı içine alan organizasyonlarını, bu çalışmanın altkümeleri konumunda kalacağından dolayı bilinçli olarak dışarıda bırakmıştır. Araştırma, yöntem olarak içerik analizi ile seçili veri grubunun hangi sıklıkta ne tip politik söylemler üretildiğini çözümlemiştir. Ele alınan kapsamlı çevre ve gelişme konferansları sonucunda ortaya çıkan söylemler sayısal olarak kod, kategori ve temalarına ayrıştırılmıştır. Küresel ölçekte Birleşmiş Milletler Çevre Programı'nın altmetninde nasıl bir sürdürülebilir gelişme modeli önerdiği bu yöntemle aranmıştır. Bu kırk yılı aşkın bilgi birikiminin ortak paydasından oluşturulan gelişme modeli, günümüz şehirlerinde ve sürdürülebilirlik çerçevesindeki yerel yönetimlerde bulduğu karşılık mevcut modellerle yapılan karşılaştırmalar ile irdelenmiştir. Araştırma sonucu önerilen gelişme modeli, tarihsel ve süreç odaklı olup karşılaştırıldığı mevcut sürdürülebilirlik modellerinden daha kapsayıcı olduğu ortaya çıkmıştır. Modelin çevresel ve toplumsal yanının ekonomik yanından daha çok söylem ürettiği ve uygulayıcı aktörlerin model için önemli bir bölüm olduğu görülmüştür. Model kentlerin sürdürülebilir olma eğilimlerinde kurulacak olan yönetimsel sistemlere bir altlık oluşturma noktasında yön gösterici olabilir. Anahtar Kelimeler: Sürdürülebilir gelişme, sürdürülebilirlik politikaları, çevre konferansları, sürdürülebilir gelişme modelleri

Kentsel büyümeKentsel gelişmeKentsel kalkınma+4
Hakkı Can Özkan
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bedenin ve mekanın dönüşümselliği: Mekanın teni

Tez, alışık olduğumuz mekan ve beden kavramlarının dışına çıkmayı, onları irdelemeyi ve sorgulamayı, çözümlemeyi ve çözülen noktada, onların muğlaklığında, yeni açılımlar ve karşılaşmalar sağlamayı hedeflemektedir. Tezin strüktürü, 'tarih dizini' ve 'öznel dizin' olmak üzere iki ana dizin çerçevesinde şekillenir. 'Tarih dizini' içerisinde yer alan 'sıkışma', 'çözülme' eksenleri ve 'öznel dizin' içerisinde yer alan 'karşılaşma' ekseni, beden ve mekan kavramlarının çeşitli durumlarını irdeler. Tarih dizini, eksenleri kronolojik bir bağlamda işler. Bu dizinde eksenler, bedenin ve mekanın somuttan soyuta evrilen sürecini aktarır. Bu kapsamda, 'sıkışma' ekseninde, beden ve mekan, mutlak doğru olarak kabul edilen, rasyonel ve ölçülebilir bağlamlarla ilişkilendirilen mutlak (kartezyen) beden ve mekan açılımları üzerinden aktarılır. Bu eksende, bedenin ve mekanın birbirinden ayrı olgular olarak nitelendirilmesi ya da aralarındaki ilişkinin salt fiziksel unsurlara indirgenmesi söz konusudur. Bu eksen, bedenin ve mekanın bu bağlamını, 'ayrımsallık' kapsamında ele alır. Sınırlar içerisinde sıkışan bu kavramlar, bir diğer eksen olan 'çözülme' ekseninde, ayrışmaya, muğlaklaşmaya başlar. Bu eksende, ayrışan ve çözülen kavramların 'birarada' olma durumundan bahsedilir. Bu biraradalıkta, beden ve mekan, deneyimsel edimler ile birbirlerini etkiler. Bu kapsamda, beden ve mekan üzerine gelişen fenomenolojik söylemler, Edmund Husserl, Maurice Merleau Ponty, Juhani Pallasmaa ve nihayetinde Gilles Deleuze ve Felix Guattari üzerinden irdelenir. Çözülme ekseninin ardılı niteliğinde, tez, bir nevi çalışmanın sonuçlarını veren ve kronolojik bir bağlamda irdelenen tarih dizininin aksine gelişen 'öznel dizin' içerisinde başka bir ekseni ele alır; 'karşılaşma'. Bu dizinde ve eksende, mekan ve beden, 'dönüşümsellik' bağlamında irdelenir. Mekan ve beden artık durağan değildir; ikisi de edilgen, aktif hale gelmiştir ve birbirlerini deneyimlemeleri söz konusudur. Birbirleri arasındaki sınır muğlaklaşmıştır, iç içe geçmişler ve birbirlerini dönüştürmeye başlamışlardır. Mekan, artık bir organizma olarak hareket etmektedir ve beden ile şekillenmektedir. Bu eksenin eşleştiği, yazarca geliştirilen 'mekanın teni' kavramı ise, bedenin ve mekanın özne-nesne olma durumundaki değişikliğini ve muğlaklığını ifade eden bu noktada oluşur. Mekanın teni, nesne olarak ele alınan mekan kavramına, bedene ait 'ten' kavramının anlam olarak yüklenmesi ve özne-nesne olma halindeki belirsizliğin meydana gelmesidir ya da mekanın, öznenin yönelimselliğine bağlı olarak anlamlanmasıdır. Sonuç olarak tez, bedenin ve mekanın yalnızca fiziksel varlıklarıyla, kendi nesnellikleri ya da özneselikleri ile var olmayacağını, aksine birbirleri arasındaki ilişkinin dönüşerek, değişerek farklı olasılıkları oluşturacağını savunur.

Reyya Kalay
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kentsel yenileme yöntemiyle oluşturulan konut yapılarında cam elyaf katkılı beton esaslı prekast cephe sisteminin değerlendirilmesi

2012 yılında, 6306 sayılı Kentsel Dönüşüm Yasasının çıkmasıyla beraber İstanbul ili, Kadıköy bölgesinde yoğun bir şekilde uygulanmaya başlanan kentsel yenileme, zamanla kentsel ölçekte dönüşümden, inşaat sektöründe yaşanan maddi veya yasal zorunluluklar nedeniyle, bina ve parsel odaklı uygulananan bina yenileme yöntemine dönüşmüştür. Hızlı üretimi gerektiren bu süreçte binaların yeniden yapılanmasında, geleneksel sistemlerden, endüstrileşmiş sistemlere yönelinmiştir. Binaların sadece yıkılıp yeniden yapılması, modern çağın, inşaat sektöründe yeterli bulunmadığından, binaların görünümüne ve çevresi ile ilişkisine de önem verilmekte, cephe malzemesi seçimi ve cephenin estetik durumu, yapılara marka değer kattığından, cephe uygulamalarında da geleneksel sistemlerden endüstrileşmiş sistemlere yönelinmektedir. Bu çalışmada hızlı üretim zorunluluğuna karşın cephe ürünü olarak uygulanan GRC esaslı prekast sistemler ele alınmaktadır. Uygulanan örnekler üzerinden üreticilere, tasarımcılara, yapımcılara ve kullanıcılara yapılan anketler ile GRC esaslı prekast sistemler hakkında veri toplanarak, olumlu ve olumsuz yönlerinin değerlendirilmesi hedeflenmektedir. GRC esaslı cephe sisteminin değerlendirilmesinde, tüm aktörler için hazırlanan anket çalışmalarında, GRC esaslı cephenin estetik, görsel, konfor ve rahatlık, ses yalıtımı, ısı yalıtımı, işçilik kalitesi, bakım-onarım, temizlik, güvenlik, maliyet, dayanıklılık, uygulama hızı ve GRC ile ilgili yaşanan sorunlar hakkında sorular yöneltilmektedir. Bina Yenileme yöntemiyle oluşturulan konut yapılarında uygulanan GRC esaslı prekast cephe sisteminin ele alınması, bu sistemin kullanıcılarına anket yapılması, anket sonuçlarının değerlendirilmesi, olumlu olumsuz yönlerinin irdelenmesi ile elde edilen verilerin, GRC prekast üreticileri ile paylaşımı ve AR-GE çalışmalarına veri oluşturması ile; bu yapı ürününün gelişmesine katkı sağlanacağı varsayılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kentsel Dönüşüm, Konut, GRC Cephe Sistemi, Anket Çalışması

Merve Çoban Çınar
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kullanıcı katılımı yaklaşımlarının mimari tasarım ve uygulama süreçleri üzerinden değerlendirilmesi

Mimari tasarımda 'katılım', geniş bir kavramsal çerçeve içinde değerlendirilip, genelde olumlanan, nadiren eleştirilen bir konu başlığını oluşturmaktadır. Tezin metni kapsamında katılımın, karar alma süreçlerinde demokratik ve şeffaf bir politik açılım getirmek yerine, gücü elinde tu¬tan tarafından meşrulaştırma aracı olarak nasıl kullanabileceği tartışılmaktadır. Kanter (1977, 1993), toplumbilim araştırmalarına işyerlerinde konu olan katılımın bir meşrulaştırma aracı haline getirilişini 'token' kavramı ile açıklamaktadır. 'token' kavramı metnin içerisinde açıklandığı şekilde yanıltıcı simge değer ve bir yöntem olarak 'tokenism' ise sözde katılımcılık olarak tanımlanmıştır. Kanter, "yapısal güçlendirme teorisinde" bu yanıltıcı simge değerlerin güçlendirmesi için bilgi, kaynak ve desteğe erişim şartlarını ortaya koymaktadır. Tokenizm (sözde katılımcılık), sadece toplumbilim alanı ile sınırlı kalmamış, mimari projelerde de gözlemlenmiştir. Mimari alanında çeşitli aktörler ve çıkarların işbirliği, aktörler arası çatışma ve uyuşmazlıklara yol açarak, gerçek katılımın sağlanmasını zorlamaktadır. Tez metninde, bu uyuşmazlıkları bertaraf etmek ve tokenizmden radikal katılıma geçişi sağlamak için, tarafsız arabulucu aktörün/aktörlerin katılım sürecine dâhil olmaları önerilmektedir. Katılımın türlerini "sözde ve radikal" olarak mimari projelerde ortaya koymak adına, Sulukule Kentsel Dönüşüm ve Yenileme projesi tokenizm örneği olarak, Beyköy Umut Evleri projesi radikal katılımcı proje olarak ve Beriköy Evleri de kısmi katılımcı örnek olarak ele alınmıştır. Kanter'in toplumbilim alanındaki tokenizm yöntemi, mimari alanında Arnstein'in katılım tipoloji merdivenindeki (1969) tokenizm basamaklarında karşılık bulmaktadır. Ayrıca tokenizm ve radikal katılımın özelliklerini tanımak adına Lefebvre'nin mekân kodları ve vatandaşların katılımı (1974) söylemine de başvurulmuştur. Adı geçen kuramcıların katılım söylemleri incelenerek; muktedir, yanıltıcı simge değer (token) ve kullanıcı katılımı gibi kavramların mimari projelerdeki somut sonuçları irdelenmiş ve buradan hareketle sözde katılımcı (tokenism) ile radikal katılımcı vakaların genel özellikleri neler olduğu metnin içeriğinde ortaya konmaya çalışılmıştır. Örneklerin değerlendirilmesi sonucunda, arabulucu aktörün/aktörlerin radikal katılıma geçiş konusundaki rolleri üzerinden bir katılım yöntemi önerilmektedir.

Baharak Fareghı Bavılolyaeı
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Boğaziçi sahil şeridinde bulunan sivil mimarlık örneği yapıların özgünlük durumları üzerine analitik bir inceleme: Beylerbeyi ve Çengelköy

Boğaziçi, yapının tamamında ahşap malzemenin kullanıldığı geleneksel konut mimarisinin başlangıç noktasıdır denebilir. Yaşanan büyük yangınlar nedeniyle yasaklanmasına rağmen, kolay bulunan, hızlı üretilen, standart ve ucuz olması nedeniyle ahşap, 19. yüzyıl sonlarında dahi en çok kullanılan yapı malzemesi olmuştur. 1920'lerin ortalarından itibaren ahşap yapı üretiminin ortadan kalkmaya başlaması ile Boğaziçi değişim sürecine girer. Tanzimat Devri'nde karayolu ulaşımına önem verilmesi ile başlayan ve 1930'lu yıllardan itibaren kentin motorlu araçlara uygun olarak şekillendirilmesi ile devam eden şehircilik faaliyetleri, Boğaziçi'nde oluşan ahşap kıyı yapıları mimarisi ve yalı kültürünü dönüştürmüş, yalıyı tanımlayan deniz-yalı-koru ilişkisini parçalamıştır. 10.10.1970 tarihli 5595 sayılı Gayrimenkul Eski Eserler ve Anıtlar Yüksek Kurulu kararı Boğaziçi yalılarını 3 grup halinde sınıflandırarak korunmalarını önerir. Bu gruplandırmada 2. grup niteliklerinin ve uygulama kararlarının net sınırlarla çizilememiş olması, bu sınıfa dâhil edilen yapılardaki koruma sorununu ve hızlı değişimi beraberinde getirmiştir. Bu çalışma da 1970'lerden itibaren hızlanan değişimin ortaya koyduğu özgünlük sorununu ele almaktadır. 1.1 Literatür Özeti Bu tez çalışması, 3 ayrı aşamada yapılan araştırmalar ve tespitler sonucunda şekillenmiştir. İlk aşama, kütüphane taramalarını içeren tarihi araştırmalardır. Kütüphane taramaları Boğaziçi, yalı mimarisi, geleneksel konut mimarisi gibi konuların araştırılmasını kapsar. İkinci aşama, dökümantasyon çalışmaları olan arşiv, eski fotoğraf, rölöve, restitüsyon ve restorasyon projelerini içeren taramalardır. Arşiv çalışmalarında, araştırılan yapı stoğuna dair taramalar yer alır. Üçüncü aşamada ise saptama ve belgelemeyi amaçlayan saha çalışmalarına yer verilmiştir. Saha çalışmaları, yapıların hali hazır durumlarını ve özgünlük durumlarını tespit etmeyi amaçlar. Boğaziçi kıyı yerleşimindeki sivil mimarlık örneği yapıların özgünlük durumlarını Beylerbeyi ve Çengelköy özelinde inceleyen bu tez çalışması altı bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, çalışma alanının sınırları tanımlanmış, tezin amaç ve kapsamına yönelik bilgiler verilmiş, bu doğrultuda araştırmanın yöntemi açıklanmıştır. İkinci bölümde, Boğaziçi'nin konumu ve tarihçesine yer verilmiştir. "Boğaziçi Medeniyeti"nin mimari özellikleri ve karakterinin gelişimi anlatılmıştır. Yasal çerçevenin bölgedeki değişime etkilerinden söz edilmiştir. Üçüncü bölümde, Beylerbeyi ve Çengelköy yerleşimleri ve sahil şeridindeki korunması gerekli kültür varlıkları hakkında bilgiler sunulmuştur. Tez kapsamında detaylıca yer verilen konut mimarisi haricinde, bölgenin kimliğine etki eden diğer yapılar anlatılmıştır. Dördüncü bölümde, özgünlük kavramı tartışılmıştır. Mimari mirasın özgünlüğü ve çeşitli bildirgelerde bu kavramdan nasıl sözedildiği açıklanmıştır. Beşinci bölüm, bölgedeki tescilli sivil mimarlık örneği ahşap yapılara odaklanır. Çalışmanın özü olan yapı katalogları, özgünlük değişimine dair bilgiler geçmiş ile bugün karşılaştırılarak oluşturulmuştur. Kataloglarda, yapıların plan, cephe, kütle ve süsleme nitelikleri, malzeme ve yapım tekniğindeki korunmuşluk durumları ve çevresel özgünlükleri irdelenmiştir. Altıncı bölümde sonuç olarak restorasyon uygulamalarının yapıların özgünlük durumlarına etkisi anlatılmıştır. Yapıların korunamama nedenleri üzerinde değerlendirmeler yapılmıştır. Bölgede yer alan uygulamalar üzerinden tüm Boğaziçi ile ilgili çıkarımlar yapmak da mümkün olmuştur.

İstanbul-Boğaziçi
Gizem Akbıyık
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kırsal konutlar ve eklentileri üzerine bir araştırma: Tongurlar köyü örneği

Kültür-mekân-mimarlık etkileşimi, yerel kimliğin korunması açısından son yıllarda önem kazanmaya başlamıştır. Özellikle konut tasarımında, yerel kimlik ve kültürel miras açısından bakıldığında Anadolu'nun yaşam alışkanlıklarını, kültürünün izlerini fazlaca görmek mümkündür. Kırsal konutlar ve eklentileri, hem çevresel belirleyicilere göre biçimleniş özellikleri, hem de mekân organizasyonu bakımından Anadolu kültürünün özelliklerini taşıyan en güzel örneklerdir. Ancak her biri kendi içerisinde özgün olan bu yapılar, gerek doğal şartlar gerekse bakımsız bırakılarak zarar görmekte, hatta yok olmaktadır. Günümüz teknolojisi ve hızlı yapılaşma ile yerel malzeme ve yerel yapı teknikleri önemini yitirmekte ve 'yer'e özgü olmayan, hiçbir mimari kaygısı bulunmayan yapılar üretilmektedir. Bu çalışmanın amacı, Türkiye'nin kırsal kesimindeki giderek yok olan konut tipleri ve eklentilerini Bilecik İli, Tongurlar Köyü örneğinde ortaya koymaktır. Bilecik ili; Marmara Bölgesi'nde bulunması ve içinde olduğu hızlı kentleşme sürecine rağmen, köylerinde kırsal özelliğini halen önemli ölçüde korumaktadır. Çalışmada bu "geleneksel kırsal yaşam biçimi" nin etkisiyle şekillenen yaşam alanları genelinde ve seçilen konutlar özelinde, geleneksel yaşam ve konuta yansımaları değerlendirilmektedir. Konutların hangi tip eklentilere sahip olduğu ve zaman içerisinde geçirdikleri değişimler saptanmaktadır. İncelenen bölgeden; alan araştırması, anket ve araştırma teknikleri ile elde edilen bulgular; İl Özel İdaresi tarafından, bölgede yeni konut üretimi için önerilen hazır uygulama projeleri ile karşılaştırılarak, geleneksel mimariye uyumlu veya uyumsuz noktaların belirlenmesi hedeflenmiştir.

Kırsal konutlar
Didem Baran Ergül
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yapı yaşam döngüsünde sürdürülebilir yapı değerlendirme sistemlerinin karşılaştırılması

Sanayi devrimi ile hızla artan üretim, gelişen teknoloji, nüfus artışı ve tüketim ağırlıklı yaşam biçimi Dünya üzerinde küresel ısınma, iklim değişikliği, çevre kirliliği ve doğal kaynakların hızla azalması gibi geleceğimizi ciddi anlamda etkileyen sorunların ortaya çıkmasına sebep olmuştur. Çevreye verilen tüm bu zarardan büyük oranda da yapı endüstrisinin sorumlu olduğu araştırmalar neticesinde görülmektedir. Çevreye verilen zararları en aza indirgeyebilmek için yapı endüstrisinin ve kullanıcılarının bilinçlendirilerek, sürdürülebilirlik kavramı üzerinde farkındalık kurulması ve sürdürülebilirlikle ilgili ölçütlerin uygulamaya konması gerekmektedir. Yeşil bina, sürdürülebilirlik ve ekolojik mimarlık gibi iç içe geçen kalıplaşmış kavramlar gün geçtikçe bir moda unsuru ve pazarlama aracı halini almıştır. Sürdürülebilir yapı değerlendirme sistemleri sürdürülebilirlik ölçütlerini uygulamaya koyabilmek adına yol gösterici ve teşvik edici niteliktedirler. Ancak bu değerlendirme sistemlerinin uygulamaya yönelik bir takım sorunları mevcuttur. Bu nedenle, tez çalışmasında, yapı yaşam döngüsünde sürdürülebilir yapı değerlendirme sistemleri incelenerek sistemlerin sürdürülebilirlik ölçütlerini nasıl ele aldığı gözlemlenmiş ve karşılaştırılmıştır. Tez çalışması kapsamında giriş bölümünde; literatür özeti, tezin amacı ve hipotez hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde; mimarlıkta sürdürülebilirlik 'Yeşil Bina', 'Ekolojik Tasarım' ve 'Yeşil Gösterme' kavramları üzerinden incelenerek değerlendirilmiştir. Kavramların genel bir tanımı yapıldıktan sonra sürdürülebilir yapı tasarım sürecinde yaşam döngüsü tasarımı, bütüleşik tasarım süreci ve sürdürülebilirlik ölçütleri bu bölümde detaylıca incelenmiştir. Tez kapsamında sürdürülebilir yapı tasarım sürecinde sayısal teknolojilerin rolü de inceleme altına alınmıştır. Tezin üçüncü bölümünde; yapılarda sürdürülebilirlik ölçütlerinin belirlenmesi ve doğru uygulanabilmesi amacıyla ortaya çıkan sürdürülebilir yapı değerlendirme sistemlerinden dünyada yaygın olarak kullanılan altı yöntem araştırılmıştır. Bu sistemler literatürde de en çok vurgulanan BREEAM, LEED, DGNB, CASBEE, SBTool ve Green Star olarak seçilmiştir. Sürdürülebilirlik ölçütleri, yapı kategorileri ve sertifika dereceleri açısından incelenen sistemlerin karşılaştırmaları yapılmıştır. Daha sonra Türkiye'de bu sistemlerin kullanımı ve Türkiye'de konutlar için yayınlanan ÇEDBİK-Konut Sertifikası incelenmiştir. Bölüm sonunda ise; örnek projeler üzerinden sistemlerin kullanımları araştırılmıştır. Dördüncü bölümde; Türkiye için veriler üzerinden değerlendirmeler ve öneriler sunulmuştur. İncelenen sistemlerden elde edilen bilgiler ışığında Türkiye için yapı yaşam döngüsünde sürdürülebilirlik ölçütleri çizelgeleri çıkarılmıştır. Tezin sonuç bölümünde; Türkiye'de uygulanan sürdürülebilir yapı değerlendirme sistemleri ve yeşil bina sektörü ile ilgili eleştiri ve öneriler yansıtılmaya çalışılmıştır. Tezde yer alan tüm çalışmalar değerlendirilerek sonuçlar çıkarılmıştır.

LEEDÇevresel sürdürülebilirlik
Gizem Geçim
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mimarlıkta tasarım araştırmasının sayısal tasarım ve üretimle etkileşimi

Tasarım araştırması alanı; literatür, tartışmalar, konferanslar ve uygulamalar yoluyla tartışılmaya ve gelişmeye devam etmektedir. Özellikle son yıllarda sayısal teknolojilerin tasarıma entegrasyonuna bağlı olarak alandaki çalışmalar uygulamada ve akademide hız kazanmıştır. Alanda, Frayling'in sanat ve tasarım araştırmalarındaki simgesel sınıflandırması yaygın olarak kullanılmaktadır. Bunlar tasarım araştırmasında, tasarımla ilgili hangi araştırmanın nerede bulunduğunun tanımlanması etrafında dönen; tasarımla ilgili araştırma (research into design), tasarım için araştırma (research for design) ve tasarım yoluyla araştırma (research through design) olmak üzere üç kategoride özetlenmiştir. Günümüzde tasarımın büyük bir bölümünün bilgisayarla gerçekleştirildiği düşünüldüğünde sayısal teknolojilerin tasarım araştırması üzerinde artan etkisi, tasarım ve üretimin ardındaki süreçleri yeniden bağlama ve iç içe geçirme potansiyeli taşımaktadır. Bu bağlamda tasarım araştırmaları sayısal teknolojiler öncülüğünde odak noktası haline gelmiştir. Tez çalışmasında, tasarım araştırmasının sayısal tasarım ve üretimle etkileşimi, tasarım alanını özellikle son yıllarda yaygın olarak kullanılan bu üç kategori ile ilişkilendirerek, günümüzde tasarım ve araştırma arasında bütünleşmeye doğru giden süreçte yer alan paradigma değişmeleri ile ele alınmaktadır. Öncelikle tasarım bilgisi ve tasarım araştırması kavramları tanımlanarak, tasarım araştırmacılarının tasarıma olan yaklaşımları, birinci ve ikinci nesil olmak üzere, ve tasarım yöntemleri incelenmiştir. Üçüncü bölümde tasarım araştırması ile sayısal tasarım ve üretim teknolojileri arasındaki ilişki, Frayling'in tasarım araştırması sınıflandırmasıyla kategorize edilmiştir. Her bir kategorinin kapsamı, ilgili kategorinin içeriğinin tanımlanmasının ardından detaylı bir şekilde açıklanmıştır. Sınıflandırmaya tasarımla ilgili araştırma (research into design) kategorisiyle başlanarak, kapsamında tasarımın bir disiplin olarak belirmesi tarihsel süreçte incelenmiştir. Sınıflandırmanın tasarım için araştırma (research for design) kategorisinde sayısal teknolojilerin tasarım ve üretim üzerindeki etkisi çeşitli kuramlar üzerinden incelenmiştir. Bu etki tasarımcıdan bağımsız düşünülemeyeceği için bölümde, tasarımcı ile sayısal teknolojiler arasındaki etkileşime de vurgu yapılmıştır. Sınıflandırmanın son ve en çok gelişen kategorisinde, tasarım yoluyla araştırma (research through design), tasarım araştırmasının sayısal tasarım ve üretimle bütünleşerek ürettiği yeni tasarım ve araştırma yöntemleri, araştırma ve tasarımın bütünleştiği örnekler üzerinden irdelenmiştir. Her bir bölüme bir tasarım araştırması olarak yaklaşılmıştır. Sayısal teknolojilerin yarattığı dijital devrimle tasarım ve araştırmanın, disiplinlerüstü bir düzeyde nasıl bütünleştiği ve bu bütünleşmenin ürünler, malzemeler, süreçler ve çeşitli uygulama örnekleri üzerinden nasıl okunabildiği ve bunun mimari tektonik üzerindeki etkisi değerlendirilmiştir.

Esra Yılmaz Uğur
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hesaplamalı mimari tasarımda biçim çeşitliliği: Parametrisizm üzerine bir çalışma

Bilgi teknolojisindeki gelişmeler ve bunların sayısal ortamdaki yansımaları, tasarım sürecinde geleneksel yöntemlerle mümkün olmayan tasarım alternatiflerine olanak vermekte ve tasarım sürecini dönüştürmektedir. Tasarım ve üretim arasındaki ilişki değişmekte; tasarım sürecinde biçim, strüktür, malzeme arasındaki kemikleşmiş ayırımın yerini daha bütünsel bir yaklaşım almaktadır. Bu bütünsel yaklaşım, sayısal tasarım alternatifleri ile çözümlenmektedir. Bu alternatiflerden parametrisizm; mimarinin tüm elementlerini matematiksel verilere bağlı olarak şekillendiren, birbirine eklemlenebilen tasarımlar elde edebilen bir tasarım yöntemidir. Çalışmada; parametrisizm yaklaşımı kapsamında, çeşitlenen biçim alternatifleri üretebilen deneysel bir yüzey çalışması önerisi geliştirilmiştir. Farklı kullanıcılara sunulan öneri, tasarım sürecinde değiştirilebilen parametrelerden oluşmaktadır ve bu parametrelerin kombinasyonları ile biçimsel alternatifler üretilmektedir. Değişebilen girdiler ile üretken ilişkilerin tanımlanması ve türetilmesi şeklinde gelişen yöntem, olası tasarımları türetecek ilişkisel bir sistem organizasyonu olarak tasarımcıya sunulmuştur. Tasarımda öznelliğe olanak tanıyan sayısal tabanlı bu yöntem ile üretilen biçimsel çeşitlilik, öznel cevapları analiz edebilen araştırma yöntemi olan mantıksal sistem ile sorgulanmaktadır. Araştırma; tasarım ve teknoloji arakesitinde, teknolojik araçların tasarım seçeneklerini genişletmekteki rolünü ve bu seçeneklerin tasarımcı tarafından ne kadar kullanılabilir olduğunu sorgulamaktadır. Alan çalışması bölümünde ise; hesaplamalı tasarım süreci içinde tasarım ve teknoloji arasında diyalog olanağı sağlayan bir yaklaşımla hazırlanmış anket çalışması, konunun öncül tasarımcıları ve ürettikleri tasarımlar ile ilişki içerisinde tartışılmaktadır. Anket çalışmasında, kullanıcıya ilk tasarım evresinde mimari dil oluşum nedenlerini ve tasarım sürecine yaklaşım konularını araştıran sorular ile algoritmik mantık çerçevesinde oluşturulmuş işlevi tanımlanmamış deneysel bir yüzey sunulmuştur. Sürecin tasarım mantığının sistematik bir çerçevede tanımlanmasına öncelik verilmiştir. Bu yöntemle oluşturulan tasarımlarda algoritmanın kontrol edilebilirliği üretilen biçimin özgünlüğünü sağlamaktadır. Çalışmanın kapsamını oluşturan yüzey tasarımı, yapılan alan çalışmasıyla tasarımcılara tanıtılarak; özgün, farklı nitelikte ve çeşitlilikte ürünler oluşturacakları öngörülmüştür. Çalışmada; tasarımcı, tasarım süreci ve teknoloji arasında bir platform oluşturularak boyut, malzeme gibi parametrelerin değişken olması sağlanır. Böylece, işlevi önceden tanımlanmamış bir yüzeyin herhangi bir işlevde düşünülerek tasarlanması mümkün olmuştur. Tasarımcının; tasarım yaparken arayüzün olanakları sayesinde ekranda oluşturmak istediği ürünü gözlemleyebildiği, gözlemleri sırasında fikrini değiştirerek başka bir boyutta ya da malzemeden biçimsel alternatifler elde ettiği gözlenmiştir. Tasarım süreci, tasarımcı ve teknoloji katılımı ile denenmiş ve farklı tasarımcıların biçim oluşum süreçleri, mantıksal argümantasyon yöntemi ile parametrisizm manifestosu bağlamında deneysel yaklaşımla ele alınarak, sorgulanmış ve tartışılmıştır.

Melike Türkoğlu Sülü
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sürdürülebilir yüksek binalar için bir tasarım rehberi önerisi

Dünya üzerinde çevre sorunları giderek artmaktadır. İnsanların dünyadan başka gidebilecekleri bir yer olmadığı için, mevcut alanları iyi değerlendirmek, kaynakları verimli kullanmak, ekolojik ve doğru tasarımlarla bina inşa etmek gerekmektedir. Dünyadaki bu çevre sorunlarına sürdürülebilirlik ile karşılık verilmeye çalışılmaktadır. Her alanda olduğu gibi mimarlık alanında da sürdürülebilirlik kavramı çok önemlidir. Çevre sorunlarının giderek artması nüfusun artmasıyla da orantılıdır. Hem artan nüfusu barındırmak, hem de çevreye saygılı tasarımlar yapmak için sürdürülebilir yüksek binalara ihtiyaç duymaktayız. Yüksek bir bina yapımı da, sürdürülebilir bir bina yapımı da belli tasarım ilkelerine dayanmaktadır. Yüksek bir binanın da, sürdürülebilir bir binanın da, bir arada değerlendirilebilmesine olanak sağlayacak sistemlerin olması, yüksek binaların çevreye etkilerini azaltabilecek bir tasarım rehberinin oluşması anlamına da gelmektedir. Uluslararası değerlendirme sistemleri incelendiğinde sadece yüksek binalar için yapılmış özel bir sistem bulunmamaktadır. Yüksek binaların kaynak tüketimlerinin fazla olması ve çevresel etkilerinin büyük olmasından dolayı tasarım kriterleri önem kazanmakta ve yüksek binalar için ayrı bir değerlendirme sisteminin olması gerekmektedir. Bu çalışmada literatürde yer alan ilkeler gözetilerek yüksek binaların tasarım sürecinde sürdürülebilirlik kriterlerinin değerlendirilebilmesi için bir tasarım rehberi oluşturulmuştur. Ortaya koyulan bu rehberin, dünya ölçeğinde en yoğun kullanılan değerlendirme sistemlerinden biri olan LEED ile kontrolü sağlanmıştır. LEED kriterleri göz önünde bulundurularak inşa edilen ve enerji verimliliği esas alınarak cephesinde kullanmış olduğu sistemle öne çıkan, Türkiye'nin en yüksek binası olan Sapphire, hem LEED'e göre hem de oluşturulan tasarım rehberine göre değerlendirilmiştir. LEED BD+C: Kabuk ve Çekirdek Gelişimi kategorisi ile kontrolü sağlanan çalışmanın sonucunda yüksek binalar için bir tasarım rehberi önerisi sunulmuştur.

Sürdürülebilir tasarımSürdürülebilirlikYüksek yapılar
Gülsüm Çankaya
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de LEED v3 ve v4 sertifikası alan binaların en düşük puan aldıkları kategorilerin incelenmesi

İngiltere'de ortaya çıkan sanayi devriminin etkili olduğu ilk yıllarda, hızla gelişen teknolojinin etkisiyle, kentlerde fabrikalar kurulmuş ve nüfus hızlı bir şekilde artmaya başlamıştır. Sanayileşme ve kentleşme eylemlerinin, ekonomik kalkınma açısından başlarda çok önemli gelişmeler olduğu düşünülse de, zamanla tüm insanların hayatını olumsuz yönde etkileyen çevre sorunlarına yol açtıkları görülmüştür. Fabrikalarda yapılan üretim ve yeni teknolojik gelişmeler sonucu, bilinçsiz şekilde kullanılan doğal kaynakların azalması, çevreye yayılan fosil yakıtlar ve zehirli atıklar, yeşil alanların betonlaştırılması gibi unsurlar en dikkat çeken çevre sorunlarıdır. İlerleyen dönemlerde artan bu çevre sorunlarının yarattığı olumsuz etkiler küresel ısınma ve iklim değişikliğine sebep olmuştur. 19. Yüzyıldan itibaren küresel ısınmanın tüm dünya insanlarını tehdit edecek boyuta gelmiş olmasıyla, o dönemlere kadar etkili olan ekonomik kalkınma sürecinin yerine, sürdürülebilir kalkınma kavramı önem kazanmaya başlamıştır. Çevre sorunlarına olan duyarlılığın artması ile birlikte sürdürülebilirlik kavramı inşaat sektörüne de etki ederek, çevre dostu ya da yeşil binalar olarak adlandırılan bina tiplerini ortaya çıkarmıştır. Yeşil bina projelerine olan ilgi arttıkça, gelişmiş ülkeler, bu binaların çevresel etkilerini belgelendirmek, diğer projelere referans sağlamak, uygulama süreçlerini hızlandırmak ve tüm dünyayı yeşil bina konusunda teşvik etmek adına yeşil bina değerlendirme sertifikalarını hazırlamışlardır. İlk olarak sanayi devriminin başladığı ve çevre sorunlarının en fazla görüldüğü İngiltere'de BREEAM(Building Research Establishment Environmental Assessment Method) sertifikası 1990 yılında yayınlanmış, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere tüm dünyada kullanılmaya başlanmıştır. Daha sonrasında Amerika Birleşik Devletleri'nde 1998 yılında LEED(Leadership in Energy and Environmental Design) sertifikası yayınlanmış ve BREEAM sertifikası ile birlikte günümüzde en çok kullanılan sertifikalar haline gelmişlerdir. Yeşil binaların ülkemizde tanınması ve inşaat sektöründe yer edinmesi 2007 senesinden itibaren başlamıştır. 2007 senesinde ülkemizde yeşil binalarla ilgili çalışmalar ve araştırmalar yapmak, yapı sektöründe çevre dostu binaları teşvik etmek adına ÇEDBİK(Çevre dostu yeşil binalar derneği) kurulmuştur. Bu gelişmeler doğrultusunda ülkemizde de yerel yeşil bina değerlendirme sistemi oluşturmak adına ilk adım atılmış ve 2013 senesinde ÇEDBİK-Konut sertifikası tanıtılmıştır. Bulunduğumuz döneme gelindiğinde, yeşil binalara olan talep hızla artmış ve yeşil binalar yapı sektöründe hızla gelişen etkin bir piyasaya sahip olmuşlardır. Türkiye'de en çok tercih edilen yeşil bina sertifika sistemi, tüm dünyada en çok tanınan ve yaygın olarak kullanılan LEED sertifikasıdır. Bu durumun sebebi, LEED sertifikasının puanlama sisteminin diğer sertifikalara göre daha anlaşılır ve daha kolay uygulanabilir olmasıdır. Ancak yine de, LEED sertifikasının puanlama sisteminin, Amerika'nın yerel koşullarına, coğrafi ve iklim özelliklerine göre oluşturulmuş olması sebebiyle, Türkiye'de uygulanma sürecinde zorluklarla karşılaşılmaktadır. Bu çalışmanın amacı da ülkemizde LEED sertifikası konusunda başarılı olmuş projelerin, puan almakta en çok zorlandıkları kategorilerin tespit edilip, sebeplerinin tartışılmasıdır. Çalışmanın yürütüldüğü dönemde, ülkemizde henüz LEED sertifikasının en son versiyonu olan, LEED v4'ten yeteri kadar proje bulunmadığından, araştırma kapsamında yalnızca LEED v3 Platinum sertifikası alan projeler analiz edilmiştir. Çalışmaya başlarken, dünya genelinde LEED sertifikası alan tüm projelerin kayıtlarının yer aldığı Amerikan Yeşil Bina Konseyinin (USGBC)resmi sitesinden sayısal veriler toplanmıştır. Elde edilen bu sayısal veriler değerlendirilerek, ülkemizde Platinum sertifikası alan tüm projelerin her bir kategorideki başarı oranları istatiksel olarak çıkarılmıştır. Ortaya çıkan bu istatiksel sonuçlar doğrultusunda, ülkemizde LEED v3 sertifikası kapsamında en yüksek derece ile Platinum sertifikasına sahip olan projelerin, en düşük başarı oranını malzeme ve kaynaklar kategorisinden elde ettikleri tespit edilmiştir. Çalışmanın devamında, LEED sertifikası malzeme ve kaynaklar kategorisi, içerdiği tüm kriterler ile birlikte tek tek ele alınarak, Türkiye'de puan almada en çok zorlanılan kategori olmasının sebepleri irdelenmiştir. Sonuç bölümünde ise bu durumun iyileştirilmesi için önerilerde bulunularak çalışma tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Çevre sorunları, Sürdürülebilirlik, Yeşil Bina, LEED Sertifikası, Malzeme ve kaynaklar.

İrem Sarı Dönmez
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gaziantep Kendirli Kilisesi ve Latin Okulu koruma sorunları ve çözüm önerileri

Anıtsal eserlerin mimarlık kültürü yoluyla tek yapıdan yapı gruplarına değişen yansıması kentsel biçimi belirlemiş, farklı kültürlerin bıraktığı izler yapıyı etkilemiştir. Özellikle de anıtsal yapıların çevresine ve geleceğe aktaracağı mimari, tarihi ve kültürel mesajları vardır. Yapıldığı dönemin yapım tekniği, malzeme kullanımı ve tercihlerini yansıtırlar. Teknik ve sanatın arakesiti olan mimari, sosyal ve ekonomik yaşam ile halk yapı kültürünün fiziksel ve kalıcı göstergesidir. Bununla birlikte yapılış nedenleri ve yapılışından itibaren yer aldıkları çevredeki tanıklıklarını yorumsuz olarak ortaya koyarlar. Tarih öncesi çağlardan itibaren Anadolu'da pek çok kültür ve medeniyete ev sahipliği yapmış Gaziantep kentinde yer alan Kendirli (Terra Santa) Kilisesi ve Latin (Saint Joseph) Okulu da yapıldığı dönemin özelliklerini gösteren, var olduğu çevrede yaşanan toplumsal olayları günümüze aktaran korunması gerekli bir kültür varlığıdır ve bu kültür varlığının sürdürülebilir koruma önerisi için gerekli verilerin derlenerek değerlendirilen Gaziantep Kendirli Kilisesi ve Latin Okulu Koruma Sorunları ve Çözüm Önerileri" başlıklı tez çalışması hazırlanmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde literatür özeti, tezin amacı ve kapsamı belirtilmiştir. İkinci bölümde ise Gaziantep'in fiziki, sosyal yapısı ve tarihsel gelişimi incelenerek bu veriler doğrultusunda kilisenin inşa ediliş ortamını hazırlayan olgular araştırılmıştır. Üçüncü bölümde kilise mimarisi özellikleri, Osmanlı'da kilise yapımı ile ilgili kurallar ve karşılaştırmalı çalışmaya altlık oluşturması için Gaziantep kiliseleri incelenmiştir. Dördüncü bölümde ise çalışma konusu olan Kendirli Kilisesi ve Latin Okulu'nun mevcut durumu belgelenmiş; mimari özellikleri, mekansal programı ve yapım tekniği tanımlanmış, tarihsel gelişim sürecinde konum-çevre ilişkisi irdelenmiş, yapılan analizler sonucunda restitüsyon çalışması yapılmıştır. Beşinci bölümde ise elde edilen veriler doğrultusunda restorasyon önerisi hazırlanmış, çalışmanın sonucu ve değerlendirmeleri aktarılarak sonlandırılmıştır.

Restorasyon
Özge Nihan Güleken
Yıldız Technical University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mimar Sinan camilerinde kubbenin akustik açıdan belgelenmesi: Kadırga Sokollu Mehmet Paşa camii örneği

Mimar Sinan'ın mimariye yaptığı yenilikçi katkıları kapsamında, yapı akustiği ile ilgili sorunları da gözettiği ve bu doğrultuda Sinan camilerinin tasarımında, akustiğin de bir belirleyici olduğunu söylemek mümkündür. Bu çalışmada Mimar Sinan camilerindeki iç bükey üst örtü elemanlarının, hacim akustiğine olan etkisi açısından, ileri teknolojiler kullanılarak belgelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma alanı olarak Kadırga Sokollu Mehmet Paşa Camii seçilmiştir. Cami, hacim akustiği açısından yapılmış ölçümlerde optimum değerleri sağlamış olmasının yanı sıra, üst örtüdeki iç bükey elemanlarda bulunan, yayınlarda ses kabı olarak geçen kapların ağızlarının açıkta olması sebebiyle tercih edilmiştir. Bu ses kaplarının bulundukları konum itibariyle ulaşılabilir olmaması ve boyutlarının oldukça küçük olması, iskele kurmadan ölçümleme yapılmasını imkansız hale getirmektedir. Bu nedenle belgelemenin yersel lazer tarayıcı ile yapılmasına karar verilmiştir. Yapılan belgeleme çalışması sonucunda, yayınlarda ana kubbedeki rezonatör ağızları olarak geçen 36 adet anomalinin delik olmadığı tespit edilmiş, bunlar dışında, yapıda tespit edilen 163 adet deliğin ise hacim akustiğine etki edebilecek özellikleri bulunmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca, çalışma sonucunda yersel lazer tarayıcıların, kültür varlıklarının belgelenmesinde, konvansiyonel yöntemlere göre çok daha hızlı ve hassas sonuçlar verdiği ortaya konulmaya çalışılmıştır.

Helmholtz rezonatörleri
Serhan Tuncer
Anadolu University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Cumhuriyet dönemi modernleşmesinin bir sanayi yapısı üzerinden kentsel ve mekânsal olarak okunması: Aydın tekstil yerleşkesi

Sanayileşme ve modernleşme, kentsel ve mekânsal kurguları radikal bir biçimde dönüştüren ve birbirini motive eden iç içe geçmiş kavramlardır. Daha çok bir devlet politikası olarak uygulanan Cumhuriyet Dönemi Modernleşmesi de sanayileşme gayretinde farklı dinamiklerden beslenerek kendine has kentsel ve mekânsal dönüşümleri içeren süreçlere neden olmuştur. Özellikle erken Cumhuriyet Dönemi'nde, modernitenin rasyonalitesiyle planlanan ve üretimin gerçekleştiği sanayi yerleşkeleri, sergiledikleri bütüncül yaklaşımla ve barındırdıkları üretim dışı birimlerle, bu dönüşümlere sahne olmuş, modern yaşamı tanıtmış ve öğretmiş küçük ölçekte bir kent gibi davranan unsurlar olarak belirmektedir. Bu tezde 1950'lerde kurulan Aydın Tekstil yerleşkesi, Cumhuriyet dönemi modernleşmesi ve sanayi yapıları bağlamında ele alınacaktır. Yerleşkenin, devlet sermayesi ile kurulmadığı halde, Cumhuriyet dönemine ait sanayi yapılanmalarıyla paralellikler taşıyan ve bunu yerleşke ve bina ölçeğinde yineleyen nitelikleri olduğu düşünülmektedir. Aydın Tekstil, öncü yerleşkelerin modern yaşamı tanıtma gayesinde, kentle kurdukları ilişkiyi de belirli ölçülerde yakalayan, bu bakımdan Cumhuriyet dönemi modernleşmesinin uzantısı niteliğinde bir yapılanma olarak görülmektedir. Aydın Tekstil'in önem taşıdığı düşünülen bu sürekliliğe sağladığı katkı, kendi özgün değerleri de ortaya konularak aktarılmaya çalışılacaktır.

Fatma Kolsal
Anadolu University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Güncel mimari tasarım eğitimi yaklaşımlarına bir bakış

Tez içerisinde "mimari tasarım eğitimi" ve "mimarlık mesleği eğitimi" kavramlarının günümüz koşullarında ortaya çıkardığı melez eğitim biçimleri ele alınmıştır. Bu biçimlerin okunulabilir kılınması adına; 2011-2013 yılları arasında Bauhaus U (Almanya), Darmstadt TU (Almanya), Rheinmain U (Almanya), Brno TU (Çek Cumhuriyeti), Delft TU (Hollanda), Royal Danish GSA (Danimarka), İstanbul TÜ (İstanbul), Yıldız TÜ (İstanbul), Bilgi Ü (İstanbul), Orta Doğu TÜ (Ankara), Eskişehir Osmangazi Ü (Eskişehir), mimarlık bölümlerinde saha çalışmaları yapılmıştır. Saha çalışmaları sırasında 21 mimari tasarım eğitimcisiyle röportaj yapılmıştır. Röportaj metinleri "tematik analiz" yöntemi kullanılarak tezin kavramsal ve yöntemsel içeriğini oluşturmuştur. Anahtar Kelimeler: Mimari Tasarım Eğitimi, Mimarlık Mesleği Eğitimi, Mimarlık Okulları, Mimari Tasarım Eğitimcileri, Mimari Tasarım Öğrencileri, Tematik Analiz

Mutlu Oral
Anadolu University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2015
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ulaşılabilirliğin akreditasyon sürecinde değerlendirilmesi ve taşınmaz kültür varlıkları

Bu çalışmada, taşınmaz kültür varlıklarının ulaşılabilirlikleri konusunda küresel, uluslararası ve ulusal çalışmalar ve hâlihazır durum araştırılarak, elde edilen veriler ışığında Türkiye'de taşınmaz kültür varlıklarının ulaşılabilirliklerine ilişkin mevcut sistemde herhangi bir düzenleme olmamasından dolayı gerek projelendirme, gerek ruhsatlandırma, gerek uygulama ve gerekse de kullanımda akreditasyon mevcut olmadığı ve konuya ilişkin bir yapılandırmaya ihtiyaç olduğu belirlenmiştir. Toplam beş bölümden oluşan tezin ikinci bölümünde gerek koruma ile taşınmaz kültür varlıkları ve gerekse de ulaşılabilirliğe dair terminoloji üzerinde çalışılmıştır. Üçüncü bölümde küresel ve uluslararası koruma ve ulaşılabilirlik uygulamaları irdelenerek mevcut idari ve fiziksel bakış açıları değerlendirilmiştir. Dördüncü bölümde, Türkiye'deki koruma ve ulaşılabilirlik mevzuat ve uygulamalarına dair kronolojik çalışma yapılarak güncel duruma dair aksaklık ve sorunlar ortaya konmuştur. Son bölümde ise sorunun çözümüne yönelik olarak Türkiye'deki ihtiyaca yanıt verecek, yerel mevzuat ve teşkilat düzenlemelerini içeren "Koruma-Ulaşılabilirlik Akreditasyon Modeli" önerilmiştir. Bu bağlamda yapılan araştırmalar gerek basılı kaynaklardan literatür taraması şeklinde ve gerekse de küresel ve uluslararası organizasyon, kurum ve kuruluşların elektronik kaynaklarının taranması şeklinde gerçekleştirilmiştir. Sonuç olarak, geliştirilen bu model, taşınmaz kültür varlığı niteliğindeki kamu yapıları başta olmak üzere tüm yapılı çevrenin ulaşılabilirliğini akreditasyon açısından destekleyerek önemli ölçüde yol gösterici olacaktır.

Hasan Ünver
Anadolu University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2015
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Geleneksel konutta işlev değişimi ve etkileri: Eskişehir Odunpazarı örneği

Tarih boyunca sürekli devinim halinde değişen toplumsal yapı, içinde yaşadığı fiziksel çevreyi de dönüştürür. Toplumsal yaşamın kültürel, siyasi, ekonomik ve tarihsel izlerini taşıyan kentler bu değişim sürecinin de fiziksel temsillerini oluştururlar. Ancak 19. Yüzyıldan bu yana kentlerimizdeki değişimin kontrol edilemeyen bir hızla sürüyor olması 20. Yüzyılın ortalarından itibaren korumacı bir yaklaşımın gelişmesine neden olmuştur. Buna bağlı olarak tarihsel ve kültürel mirası barındıran geleneksel kentsel dokularının korunması ve geçmişin kanıtları olarak gelecek kuşaklara aktarılabilmesi önem kazanmıştır. Kentsel sit alanlarında bulunan tarihi yapı stoğunun büyük bir çoğunluğunun sivil mimarlık örnekleri olan konutlar olduğu görülmektedir. Bu alanların yalnızca fiziksel varlıklarının korunmasının yeterli olmadığı, bu nedenle de bu yapıların ve alanların yeniden işlevlendirilerek sürdürülebilir bir koruma yaklaşımının benimsendiği gözlenmektedir. Geleneksel konutlara turizmin belirleyici olduğu yeni işlevler yüklenmesi ile gerçekleşen restorasyon çalışmalarının hem alanın hem de yapıların kültürel miras bağlamındaki değerler sisteminde kalıcı zararlar oluşturduğu gözlenmektedir. Bu çalışmada sözü edilen çağdaş koruma sorunsalı, Eskişehir Odunpazarı Kentsel Sit Alanı içinde yer alan, turizm baskısıyla konut dışında farklı işlevler verilerek restore edilen ve belgelerine ulaşılabilen 11 adet geleneksel konut analiz edilerek değerlendirilmiştir. İncelenen binalardan elde edilen veriler ışığında Odunpazarı geleneksel konutlarına işlev verirken yapılan doğru ve yanlışlar, karşılaşılan sorunlar belirlenmiştir. Bu çalışmanın amacı, tarihi yapıların yeniden işlevlendirilmesi sırasında özgün mekansal kurgularının dikkate alınması ve bu kurgunun yapının tarihsel özgün değerini oluşturan en önemli kriterlerden biri olduğunun saptanmasıdır. Odunpazarı Kentsel Sit Alanı gibi benzer koruma alanlarında bu değerin restorasyon uygulamalarında referans oluşturması ve yapılan yanlış işlevlendirmelerden dolayı ortaya çıkan hataların en aza indirilmesi varılmak istenen sonuçlardan birisidir.

Geleneksel konut mimarisiKentsel koruma alanlarıRestorasyon
Ayşen Boğaziçi Yakut
Anadolu University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mekansal kurgu özellikleri açısından İran,Yazd - Türkiye, Şanlıurfa geleneksel konutları üzerine bir araştırma

Medeniyetler beşiği olan İran ve Anadolu, değişik coğrafi koşulları, özgün kültür çevreleri ve yaptıkları eserler ile, bölgelerin mimarisinde özel bir yere sahip olmuşlardır. Doğal şartlar ile kültürel birikimler çizgisinde gerçekleşen geleneksel konut mimarisi ürünleri, sakinlerin tüm gereksinimlerini yanıtlamak amacıyla geliştirilerek asırlar boyu hayatına devam edebilmiştir. İki bölgede birbirine yakın sosyo-kültürel yapıları ve iklimsel özellikleri nedeniyle, Yazd ve Şanlıurfa kentlerinde birbirine yakın özellikler barındıran geleneksel konut dokularının oluşumuna olanak sağlamıştır. Bu konutlarda mekansal dizilişler, içe dönük bir biçimde avlunun etrafında ve Şanlıurfa ile Yazd geleneksel toplumlarının kendi olanaklarına göre oluşturularak, ortak barınma ihtiyaçlarını gidermiştir. Yüzyıllar süren deneyimler sonucu oluşturulan Şanlıurfa ille Yazd geleneksel konut dokularında var olan değerlerin karşılaştırmalı olarak kavranması çalışmanın amacıdır. Araştırmadan elde edilen veriler, yeni konut tasarımlarına ışık tutarak, yönlendirilmesine kaynaklık edebilir. Bu bağlamda, çalışmanın giriş kısmını oluşturan birinci bölümde; kısaca barınak ve konutun tanımı yapılmış, amaç ve kapsamla ilgili bilgiler verilerek yöntem sunulmuştur. İkinci bölümde; barınma, konut ve geleneksel konut kavramları üzerinde genel bilgiler verilmiştir. Üçüncü bölümde; geleneksel Anadolu ve İran kent dokusu ve bu dokuların sahip olduğu değerler olarak mahalle, meydan, cadde ve sokaklar ile ilgili açıklamalar yapılarak, örneklerle birlikte farklı konut tipleri sınıflandırılmıştır. Dördüncü bölümde; başta Şanlıurfa ve Yazd'in coğrafyası, iklim özellikleri, tarihi ve sosyo-kültürel yapısı, kent dokusu ve konutların strüktürü ve malzemeleri üzerinde bilgiler verilerek geleneksel konutlarda mekansal kurguyu oluşturan elemanlar açık, yarı açık ve kapalı alanlar olarak irdelenmiştir. Çalışmanın amacı doğrultusunda öncelikle konutlar için hazırlanan tipolojik analiz föyleri değerlendirilerek analitik tespitler yapılmıştır. Beşinci bölüm; analizlerin sonuçları doğrultusunda çalışmanın genel değerlendirilmesinin yapıldığı sonuç ve öneriler ile tamamlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Mimarlık, Şanlıurfa, Yazd, Geleneksel Konut, Mekansal Kurgu

Hadi Parvaresh
Anadolu University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2013
00