
1.046
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Türkiye'de benimsenen çevre etiği yaklaşımları: Gönüllü çevre kuruluşları örneği
Bu çalışmanın temel amacı; Türkiye?de toplumsal taban bulan çevre etiği yaklaşımlarını ortaya çıkarmaktır. Dolayısıyla çalışmada öncelikle çevre etiği, içerdiği yaklaşımlar olabildiğince geniş kapsamlı ve detaylı bir biçimde sınıflandırılarak ele alınmıştır. Çevre etiğinin, büyük oranda çevre hareketi ve özellikle gönüllü çevre kuruluşları tarafından temsil edilip yaygınlaştırıldığı, dolayısıyla gönüllü çevre kuruluşlarının bugün temelde ?çevre ahlakı toplulukları? olduğu gösterilmeye çalışılmıştır. Ve bunu doğrulayarak Türkiye?de toplumsal taban bulan çevre etiği yaklaşımlarını ortaya çıkarmak amacıyla bir alan araştırması yapılmıştır. Alan araştırmasının örneklemi amaca dönük olarak üç aşamada oluşturulmuştur: Önce çevre hareketi içinden gönüllü çevre kuruluşları, sonra bu kuruluşlar içinden internet ortamında öztanıtımı bulunanlar seçilmiştir. Üçüncü aşamada örneklemin çeşitliliğini artırmak üzere bu kuruluşlar, korumayı ve/veya geliştirmeyi amaçladıkları çevresel öğelere göre altı gruba ayrılmış ve her gruptan daha etkin olduğu düşünülen birer kuruluş seçilmiştir. Hazırlanan 12 soru ile yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme yöntemiyle gerçekleştirilen araştırma değerlendirilerek şu sonuçlara ulaşılmıştır: Türkiye?deki gönüllü çevre kuruluşlarını, ?çevre ahlakı toplulukları? olarak ele almak mümkündür. Çünkü örnekleme giren kuruluşlar, zamansal ve/veya mekânsal anlamda ilgi alanı geleneksel etikten geniş olan etik yaklaşımları, yani çevre etiği yaklaşımlarını benimsemişlerdir. Bu kuruluşların benimsedikleri yaklaşımlardan Türkiye?de; ?insanlardan oluşan gelecek kuşaklar?a karşı ahlaki sorumlulukları içeren zayıf insanmerkezli, temelde ?doğaya saygı etiği? ile örtüşen canlımerkezli ve daha büyük oranda ?bütün doğal varlık ve bütünleri içeren gelecek kuşaklar?a karşı ahlaki sorumlulukları kapsayan insanmerkezli olmayan bütüncü çevre etiği yaklaşımlarının, toplumsal taban bulduğu anlaşılmaktadır. Bu araştırma sonuçlarına Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi?nin benimsediği, temelde ?toplumsal ekoloji? ile örtüşen insanmerkezli olmayan bütüncü yaklaşım ve Hayvan Partisi?nin benimsediği İslam dini kaynaklı, acı temelli hayvanmerkezli yaklaşım da eklendiğinde; Türkiye?de toplumsal taban bulan çevre etiği yaklaşımlarının, genellikle kendilerine has özellikler taşıdıkları ve oldukça çeşitlilik gösterdiği anlaşılmaktadır. Ayrıca bu yaklaşımların, kendilerine has özellikleri dolayısıyla ekofaşist somut sonuçlar doğurma riski taşımadıkları söylenebilir. Anahtar Sözcükler 1. Etik 2. Çevre Etiği 3. Çevre Etiği Yaklaşımları 4. Çevre Hareketi 5. Gönüllü Çevre Kuruluşları
Avrupa Birliği'ne uyum çerçevesinde performans yönetiminin Türk kamu yönetiminde uygulanabilirliği
Özel sektörle kamu yönetiminin birbirinden farklı olmadığı, özel sektörde uygulanan başarılı uygulamaların kamu yönetiminde de uygulanarak etkinliğin, etkililiğin ve verimliliğin sağlanabileceği düşüncesi, performans yönetimi tekniğinin önem kazanmasını sağlamıştır. Performans yönetimi tekniğini kamu yönetiminde uygulama çalışmaları, bazı ülkelerde uzun süredir devam ederken, Türk kamu yönetiminde stratejik yönetime paralel olarak kısa bir süredir yürütülmektedir. Ancak bu tekniğin teoride belirtildiği şekliyle kamu yönetiminde uygulanabilmesinde zorluklar yaşanmakta, performans ölçütleri belirleme, ölçümleme ve değerlendirme aşamaları uzun ve zorlu bir sürece ihtiyaç duymaktadır. Bu zorlukların üstesinden gelebilmek için de diğer ülkelerdeki uygulamalarda da görüldüğü üzere bu tekniğin alt yapısının kurulması, uygulanabilirliğinin görülmesi gerekmektedir. Türk kamu yönetiminde etkinliği sağlama konusunda Avrupa Birliği (AB)'ne üyelik süreci itici bir güç olmuştur. Hem kendi örgütsel yapısında hem de üye ve aday ülkelerin yönetim sistemlerinde etkin olmaları adına ilkeler belirleyen ve bunun sadece kabul edilmesini değil aynı zamanda uygulanmasını da isteyen AB, aday ülke statüsünde olan Türkiye'den de müktesebat başlıkları içinde bu ilkeleri uygulanabilir kılmasını istemiştir. AB'nin uygulanmasını istediği düzenlemeler yasalaşırken, istenenlerin Türk kamu yönetimi sistemine uygunluğuna çok dikkat edilmediği düşünülmektedir. Bu çalışmada etkinliği sağlama araçlarından biri olarak değerlendirilen performans yönetimi tekniğinin kamu yönetiminde özellikle Tük kamu yönetiminde uygulanabilirliği incelenmeye çalışılmıştır. Uygulanabilirliği sürecine Avrupa Birliği'nin etkisinin olup olmadığının da değerlendirilmeye çalışıldığı bu çalışmada, performans yönetimi tekniğinin kamu yönetiminde uygulanmasında sıkıntılar yaşanacağı ve Türk kamu yönetiminde bu tekniğin uygulanabilirliği hakkında yeterli bilgiye sahip olunmadığı görülmüştür. Zira bu tekniğin uygulanabilirliğine ilişkin yapılan mülakatlarda da bu tekniğin uygulanması için gerekli olan alt yapının şu an için hazır olmadığı dile getirilmiştir. Ayrıca performans yönetim tekniğinin uygulanmasını sağlamak için ilk olarak yönetim kültüründe ve zihniyette bir değişim yaşanmasının gerekliliği konusu üzerinde önemle durulmuştur. Sonuç olarak, bu tekniğin Türk kamu yönetiminde uygulanabilmesi için gerekli altyapıya ve zamana ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: 1. Performans Yönetimi 2. Yeni Kamu İşletmeciliği 3. Avrupa Birliği 4. Türk Kamu Yönetimi 5. Stratejik Yönetim
İbn Haldun devlet teorisinin tarihselliği
Düşünürler bulunduğu coğrafyalardaki fikirlerden, toplumsal şartlardan ve dönemdeki siyasi olaylardan ister istemez etkilenirler. İnsanlar ise bulundukları zamandan baktıklarında büyük düşünürlerin fikirlerini zaman zaman saf soyut halde ele alarak kendi zamanına göre değerlendirme hatasına düşerler. Düşünürler ise fikirlerini oluştururken ilk başta bulunduğu yüzyılı ve coğrafyayı esas alarak dönemin sorunları etrafında teorilerini oluştururlar. Bu bağlamda bir tarihçi, sosyolog ve siyaset adamı olan İbn Haldun'un devlet teorisi bulunduğu coğrafya ve yüzyıl ekseninde incelemek doğru olacaktır. XIV. yüzyılda yaşamış olan İbn Haldun hayatını Kuzey Afrika, Endülüs, Mısır bölgelerinde geçirmiştir. Bu bölgelerde bulunan devletlerde yaşanan siyasi olaylar, İbn Haldun'un devlet adamlarıyla ve bölgedeki insanlarla olan ilişkisi devlet teorisinin oluşmasında ne denli etkili olduğu bu çalışmada irdelenmiştir. Ayrıca devlet teorisine yapısal olarak bakılmış olup İbn Haldun'un devlet teorisinde kullandığı asabiyet, bedeviyet, refah, taklit gibi kavramların tarihsel bağlamı ele alınmıştır. Bu anlamda ilk bölümde İbn Haldun'un hayatı ve Kuzey Afrika, Endülüs ve Mısır bölgelerindeki siyasi durum ve o dönemdeki devletlerde öne çıkan olaylar anlatılmıştır. Bunun yanında devlet teorisinin kısımları İbn Haldun'un kavramsallaştırmaları üzerinden değerlendirilmiştir. İkinci bölümde ise İbn Haldun'un bulunduğu coğrafyalarda karşılaştıkları olayların devlet teorisinin şekillenmesinde ne gibi etkileri olduğu ve devlet teorisinin yapısal kısmı tarihsel bağlamda incelenmeye çalışılmıştır.
Hegemonya krizi ve Türk sağı: Birinci Milliyetçi Cephe Hükümeti örneği
Siyasi rejimler ile devlet arasındaki kopmaz bir ilişkinin olduğunu savunulan bu tezde siyasi rejimlerin sınırlarını, rejimlerin değişim dinamiklerinin hangi toplumsal ve tarihsel temeller üzerinde oturduğunu Birinci Milliyetçi Cephe Hükümeti üzerinden çözümlenmeye çalışılmıştır. Soğuk Savaşın yoğun olduğu bir dönemde kurulun bu hükümet, yükselen popülist sol dalga ile mücadele etmiş, hegemonyanın konsolidasyonunu amaçlamış, ancak bunu istediği ölçüde başaramamıştır. Bununla birlikte özellikle devlet personel politikası, sağ siyasi rejimlerin karakteristik yapısını ortaya koymuştur. Birinci Milliyetçi Cephe Hükümeti soğuk savaşın en yoğun olduğu dönemlerde kurulmuştur. Bu hükümetler, islamcı ve milliyetçi sağın muhafazakar-liberal sağ öncülüğünde yükselen emekçi ve popülist sol hareketlere karşı oldular. Daha sonraki sağ hükümetlerin de ideolojik öncüsüydüler..Hem hakim sınıfların yapısının değişmesi hem de sermaye birikim biçiminin bir bunalıma doğru gitmesinin önlenemez habercisiydi. Ama esas olarak sınıf mücadelesi ile siyasi rejimin ve devlet ilişkisinin önemli bir göstergesiydi.
Ekolojik kent teorisi-Ankara örneği
Cumhuriyet'in kurulması ve Ankara'nın başkent olarak seçilmesi ile birlikte Türkiye'de kentleşme süreci bağlamında adımlar atılmıştır. 1923-1930 yılları arasında Lörcher ve Jansen kent planları ile Ankara kenti planlı bir kent haline getirilmeye çalışılmıştır. 1950'li yılların ardından köyden kente yaşanan yoğun göç kent planlarında tahmin edilen nüfus sayısının çok üzerinde bir rakama ulaşmış ve kent planları işlerliğini kaybetmiştir. Köyden kente yaşanan yoğun göç gecekondulaşma, çarpık kentleşme, trafik, alt yapı sorunları gibi soruların gündeme gelmesine neden olmuştur. Park, Burgess, McKenzie Şikago kentinde yoğunlaşan siyahi göçü incelemiştir1920'li yıllarda yaşanan siyahi göç Şikago'da fiziksel, mimari, sosyal, ekonomik ve kültürel değişimlerin yaşanmasına neden olmuştur. Şikago kentinde yaşanan bu değişimler Park, Burgess, Mckenzie tarafından incelenmiştir. Yapılan incelemeler ve tespitler sonucunda Ekolojik Kent Teorisi ortaya çıkmıştır. Akademik çalışmada ilk olarak Ekolojik Kent Teorisi ve Ankara'nın özellikle 1923'den sonraki tarihsel, mekansal ve sosyolojik değişimi incelenmiştir. Bu incelemeler neticesinde Şikago'da yaşanan siyahi göç ile 1950'li yıllardan sonra Ankara'ya kırdan kente olan göç karşılaştırılmıştır. İki göç hareketinde hem Şikago'da hem de Ankara'da mekansal, sosyal, ekonomik, fiziksel, kültürel benzer sonuçlara neden olduğu görülmüştür. Bu saptamalar sonucunda Ekolojik Kent Teorisi bağlamında Ankara'nın kentsel gelişimi incelenmiştir. Tezin amacı; Ekolojik Kent Teorisi öğretisiyle Ankara'nın kentleşme sürecinin açıklanmasıdır. 1920'li yıllarda Şikago'ya yaşanan siyahi göç Şikago'da mekânsal, mimari, ekonomik, toplumsal ve kültürel değişimler meydana gelmiştir. 1950'lerden sonra Ankara'da yaşanan yoğun göç dalgası ile Şikago kentinde yaşanan değişim süreçleri incelenerek benzerlikler ve farklılıklar ortaya konulmuştur.
TBMM Hükümeti'nin Bolşevizm algısı, Anadolu Hareketi ve Bolşevikler (1920-1922)
Bu çalışmada 1917 Bolşevik İhtilali'nden sonra Rusya'da iktidara gelen Bolşevikler ile Türkiye Cumhuriyeti'nin varlığının temelini oluşturan Anadolu Hareketi'ni yöneten TBMM Hükümeti arasında gerçekleşen ilişkilerin hangi boyutlarda olduğu, her iki tarafın birbirinden nasıl ve ne düzeyde etkilendiği, TBMM Hükümeti için Bolşevizm ne ifade ettiği incelenmiştir. Türk Milli Mücadelesini zafere ulaştıran Mustafa Kemal Paşa, Anadolu Hareketi'nin başına geçtiği andan itibaren İtilaf Devletlerine karşı Sovyet Rusya ile ilişki kurmuştur. Anadolu Hareketi'nin Sovyetler ile başlattığı temasları TBMM Hükümeti sürdürmüş, bu süreç içerisinde Anadolu'da ve yurtdışında bulunan Bolşeviklerde faaliyetlerini artırmıştır. Çalışmamızda Sovyet Rusya ile kurulan ilişkilerin sonucunda Anadolu Hareketi ve Mustafa Kemal Paşa'nın karşısına siyasal bir güç olarak ortaya çıkan Bolşevikler ve Bolşevizm'in nasıl algılandığı incelenmiş, buna karşı TBMM Hükümeti'nin tavrı ele alınmıştır.
Devlet, totem, totalitarizm, utopya ve distopya
Devletin araştırıldığı bu tezde; devletin tanımları değil, kendisi araştırma konusu edilmiştir. Meşruiyet atfedilmesi, devleti yaratan temel olması, araştırmayı, insan zihnine yönlendirmiştir. İnsan zihni üzerinde yapılan araştırmada; insanın mevcut donanımı ile bilgi diye tanımladığı şeye sahip olmasının mümkün olmadığı, fakat inanmasının mümkün olduğu, insanın bilgi sandığı inançlara sahip olduğu, bunun hem sebebi, hem de bir sonucu olarak; kendisini düşünen özne olarak tanımlayan insanın, kendisi ile özdeş bir özne olamadığı (zaten bunun mümkün de olmadığı), doğada bir nesne veya bir etki ile özdeş bir özne olabildiği, bunun sonucu olarak totemizm içinde varlığını sürdürdüğü, devletin totemizmin bir sonucu olduğu, totemizmin doğası gereği totalitarizm devlet için bir zorunluluk olduğu, tarihsel süreçte değişimin, totemin biçimsel değişiminden ibaret olduğu tespit edilmiştir.
Cumhuriyet'ten günümüze Türkiye'de uluslararası göç yazın çözümlemesi
Bu çalışmada, Türkiye'deki uluslararası göç yazın çalışmalarının durum saptayıcı, metin analiz ve içerik analiz çözümlemesi ele alınmıştır. Çalışmada yer alan yazın çalışmaları; tarih, konu, içerik, yayın türü ve yöntemine göre on farklı kategoride çözümlenmiştir. Bu kapsamda, 1925-2020 tarihleri arasında kaleme alınan yüksek lisans ve doktora tezleri, bilim uzmanlık tezleri, makaleler ve kitaplar; tarih, sosyal, kültürel, ekonomik, hukuki, sağlık, politik ve küreselleşme, yönetimsel, kuramsal ve ülkesel olmak üzere toplamda on alt kategoride sınıflandırılarak uluslararası göç sorunsalıyla ilişkilendirilerek çözümlenmiştir. Bu çalışma çerçevesinde, 200 yüksek lisans tezi, 124 doktora tezi, 21 bilim uzmanlık tezi ve 100 makale ve 63 kitap olmak üzere toplam 508 yazın çalışması incelenmiştir. Çalışmada yer alan yazın çalışmaları, "tarih, sosyal, kültür, ekonomi, hukuk, yönetim, küreselleşme ve politik, sağlık, ülke ve kuramsal boyut" olmak üzere toplamda on kategoride çözümlenmiştir. Söz konusu yazın çalışmaları; konu, yöntem, amaç, sonuç ve anahtar kelimeler düzeyinde incelemiştir. İncelenen çalışmalar sonucu, Türkiye'deki uluslararası göç sorunsalı üzerindeki önemli konu başlık ve içerikleri, ortaya konularak Türkiye'nin göç üzerinde yoğunlaştığı alan, sorunlar ve bu sorunlara yönelik çözüm arayışları saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Uluslararası Göç, Suriyeli Göçü, Uluslararası Göç Yazını, Uluslararası Göç Sorunsalı, Mülteci, Sığınmacı, Göçmen, Türkiye
Yükseköğrenimdeki Suriyeli öğrencilerin sosyo-kültürel uyumu: Fırat Üniversitesi örneği
Araştırmada göç kavramı ve göçe neden olan unsurlar ile göç çeşitleri irdelenmiştir. Uluslararası göçün toplumsal ve ekonomik boyuttaki etkileri incelenerek bu etkilerin insanların sosyal hayatına kattığı değişimler anlamlandırılmaya çalışılmıştır. Bu değişimin etkilerini tam olarak anlayabilmek ve yorumlayabilmek için kültürleşme ve uyum kavramları da ele alınmıştır. Araştırma da bu iki kavramın kavramsal tanımları yapılmış, oluşum süreci ve bu süreci etkileyen etmenler açıklanarak uluslararası göçle ilişkilendirilmiştir. Daha sonra uluslararası göçün Türkiye'de izlenen göç politikası çerçevesinde kültürleşme ve uyuma sağladığı etkiler incelenmiştir. Araştırmanın amacı Fırat Üniversitesi'nde yükseköğrenim gören Suriye uyruklu öğrencilerin yaşadıkları uyum sürecini ve sorunlarını, sosyal ve kültürel açıdan uyumlarını etkilediği düşünülen etmenlerden eğitim düzeyi, dil, cinsiyet, yaş, din, sosyal kimlik, arkadaşlık ilişkileri, sosyal-kültürel etkinliklere katılım kriterlerinin öğrencilerin uyum süreçlerine etkilerini incelemektir.
Uluslararası göç bağlamında suç sorunsalı: Türkiye'de Suriyeli göçmenler ve suça eklemlenmeleri (Kilis örneği)
Araştırma uluslararası göç ve suç ilişkisini üç boyutlu olarak ele alarak yapılmıştır. İlk olarak göçün tarihsel arka planından yola çıkılarak kavramsal tanımlamalar yapılmıştır. Konuyla ilgili daha önce yapılan çalışmalar ve istatistiklerden yararlanılarak uluslararası göçün suç olgusuyla ilişkisi ele alınmıştır. İkinci boyutta ise Suriyeli sığınmacılarla ilgili olarak medya araştırması yapılmış ve Suriyeli sığınmacıların suça eklemlenmeleri üzerine algı etkisi analiz edilmiştir. Damgalama ve ayrımcılık kavramları üzerinden söylem analizi yapılarak algı çözümlemesi yapılmıştır. Üçüncü boyutta ise, Türkiye'nin oransal olarak en çok Suriyeli sığınmacı nüfusuna sahip ili olan Kilis'te alanda uzman kamu personelleriyle yapılan saha çalışmasıyla olgusal gerçekliğe ulaşılmaya çalışılmıştır. Araştırmada, nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Medya algısı ölçümü için iki yerel haber sitesi değerlendirilmeye alınmıştır. Objektif bir örneklem oluşturulması amacıyla en eski 'kilispostasi.com', ve 'kentgazetesi.biz' siteleri kullanılmıştır. Saha araştırması için ise Kilis ilinde yaşayan Suriyeli sığınmacıların suça eklemlenmelerini ortaya koymak amacıyla Suriyeli sığınmacılarla en çok ilişki kurabilecek kamu kurumlarından uzman personel ile görüşme yapılmıştır. Elde edilen verilerle Suriyeli sığınmacıların medyada sunuş biçimi ve Kilis ilinde suça eklenmeleri hakkında analizler elde edilmiştir.
Kamu iktisadi teşebbüsleri ve özelleştirme uygulamarı: Şeker fabrikaları örneği
Cumhuriyetin kuruluş yıllarında liberal ekonomik sistem modeli benimsense de çeşitli nedenlerle bunu gerçekleştirmek mümkün olamamıştır. 1930'lu yıllarda hem ulusal hem de uluslararası alanda gerçekleşen tablo Türkiye'de devlet işletmeciliğinin oluşmasını ve hızlı bir şekilde ülke içerisinde yaygınlaşmasını zorunlu hale getirmiştir. Türkiye'de 1930'lu yıllardan 1980'li yılların başlarına kadar olan dönemde zaman zaman liberal politikalar uygulanmaya çalışılsa da genel olarak kamu işletmeciliği ile özel sektörün birlikte yer aldığı karma ekonomik modele uygun politikalar oluşturulmuş ve uygulanmıştır. 1980 yılı ve sonraki yıllar neoliberal politikalara uygun olarak özelleştirme uygulamalarının gündeme geldiği ve serbest piyasanın ön plana çıktığı yıllardır. Yeni Sağ düşünce ve bunun yansıması olan Yeni Kamu İşletmeciliği özelleştirme fikrinin gelişip yayılmasında yol gösterici olmuştur. Şeker, yan ürünleriyle birlikte Türkiye'de tarıma dayalı sanayinin gelişmesinde ve özellikle kırsal kesimin kalkınmasında önemli rol üstlenmiştir. Dünya'da pancardan şeker üretiminde 5. olan Türkiye ülkeler arasında önemli bir konuma sahiptir. Bu çalışmada literatür taraması sonucu elde edilen verilerle birlikte özelleştirme uygulamalarının nedenleri, etki ve sonuçları genel teorik bir çerçevede değerlendirilmiştir. Şeker sektöründeki özelleştirmelerde öncelikle Türkiye gibi pancardan şeker üreten bazı Avrupa Birliği ülkelerindeki reform uygulamaları incelenmiş olup daha sonra Türkiye'deki şeker sektörünün mevcut durumu ve özelleştirilmesi analiz edilmiştir.
Kamu sağlık sektöründe çalışan kadın hekim ve hemşirelerin çalışma hayatında yaşadıkları sorunlar: Akdeniz Üniversitesi Hastanesi
Geçmişten günümüze kadar uzanan cinsiyet ve bu cinsiyet kavramının etkisiyle toplumsal alanda kadının ve erkeğin yeri tartışılmaktadır. Bu tartışmalara yeni bir kavram olarak karşımıza çıkan toplumsal cinsiyet kavramı da dâhil olmuştur. Toplumsal cinsiyet, cinsiyet kavramından farklı olarak toplumun kadına kültürel olarak biçtiği rolleri ele almıştır. Cinsiyet kavramından ayrı olarak kültürel açıdan değerlendirmektedir. Kadının Taş Devri'nden günümüze kadar gelen yeri ve önemi değişiklikler göstererek günümüze kadar gelmiştir. Tarihsel süreçte ana erkil yapının olduğu, toplumdaki iş bölümünde kadının rolünün önemli bir yer tuttuğu görülmekteyken zamanla ata erkil toplum yapısına evrilen bir düzende kadın özel alana sıkıştırılmaya, itilmeye maruz kaldığı görülmektedir. Daha sonra yaşanılan savaşlar, iş gücündeki eleman yetersizliği ve sanayinin gelişmesi sonucu nüfusun yarısını oluşturmakta olan kadınlara da ihtiyaç duyulmasına neden olduğu görülmektedir. Kadın ev yaşamından iş yaşamına katılırken yine toplumsal cinsiyetin ona biçtiği mesleklerde ve alanlarda çalışmasına neden olmuştur. Ayrıca emeğinin karşılığını düşük düzeyde alarak, işçi haklarından mahrum bırakılarak ve kriz çıktığında işten çıkarılan ilk kesim olarak iş yaşamında sıkıntılara maruz kalmıştır. Kadınların toplumsal cinsiyetten ötürü belli alanlarda, belli mesleklerde sayısının fazla olmasına ve çalışma yaşamında sıkıntılar yaşamasına neden olmaktadır. Sağlık sektöründe kadın çalışan sayısının fazla olması, bakım işlerinin tarihsel süreçten günümüze kadına ait bir sorumluluk olarak görülmesi hala günümüzde de etkisinin olup olmadığı ve bu tarihsel mücadelenin günümüzde ne kadar etkile olup olmadığı araştırmanın merak konusudur. Bu çalışma toplumda ve iş yaşamında yer edinen sayıca fazla olan sağlık sektöründeki kadın hemşire ve hekimlerin iş yaşamına katılım sebepleri, cinsel kimliklerinin meslekleriyle ilişkilendirilip ilişkilendirilmediği, cinsel kimliklerinden ötürü çalışma hayatlarında ne gibi sıkıntılar ile karşılaştıklarını ortaya koymak çalışmanın temel amacıdır. Nitel bir araştırma olarak tasarlanan bu çalışmada kamu sağlık sektöründe görev alan beş hemşire ve beş hekimden oluşan kadın çalışanlara sektörlerindeki kadın sayısının cinsel kimlikleri ile ilişkili olup olmadığı, sektörlerinde yaşadıkları sıkıntılar, onları çalışmaya iten olumlu sebepler tespit edilmeye çalışılmıştır. Analizler sonucunda dört ana kategori ortaya çıkmıştır. Kadınların çalışma yaşamına katılımında etkili olan motivasyonlar, toplumsal algıyla ilişkisel olarak kadına dair düşünceler, çalışma yaşamının olumlu ve olumsuz yönleri ve sağlık sektöründeki kadın sayısının cinsel kimlikle bağlantısı biçiminde temellenen bu temalarda, görüşme formundaki sorular şemsiye kategoriler olarak, görüşülenlerin verdikleri cevaplar da alt kategoriler şeklinde gruplandırılarak oluşturulmuştur. Elde edilen veriler kategorize edilerek yorumlandığında kadınların çalışma yaşamına iten motivasyonların ekonomik ve ideolojik olduğu, toplumsal algıdan ötürü ev sorumluluklarının da kendilerine ait olduğu ve cinsiyetlerinden ötürü iş yaşamalarında sıkıntılar yaşadıkları ayrıca sağlıktaki kadın sayının fazla olma sebeplerinden birinin de kendi cinsel kimlikleri ile mesleklerinin özdeşleştirilmesi olduğu sonucu ortaya çıkmıştır.
Türk kamu yönetiminde büropatolojiler: Hazine ve Maliye Bakanlığı örneği
Bu tez çalışmasının amacı, bürokrasinin hastalıklı hale gelmiş yapısını ifade eden büropatolojileri davranışsal ve yapısal açıdan açıklamak, kamu yönetiminde yeni yönetim uygulamalarını, büropatolojileri gidermeye yönelik yönetim girişimleri bağlamında anlatmak ve bu araştırma sonunda elde edilen bilgileri Türkiye'de bir kamu kurumunda alan araştırması yaparak test etmektir. Tezin kapsamı, Weberyan Bürokrasi modeli, büropatolojiler, kamu yönetiminde yeni yaklaşımlar ve bu yeni yaklaşımların uygulamalarıdır. Literatür taramasında, konuların birincil kaynaklarına gidilmiş; yazılı, basılı kaynaklardan, süreli yayınlardan, web kaynaklarından, mevzuattan, gazete haberlerinden faydalanılmıştır. Alan araştırması, nitel araştırma türünde Hazine ve Maliye Bakanlığı Vergi Denetim Kurulu Başkanlığı (VDK)'da örnek olay inceleme çalışması yapılarak oluşturulmuştur. Bu çalışma ile VDK müfettişlerinin bürokrasi algısı, büropatoloji algısı, büropatolojik davranışsal tepkileri ve büropatoloji ile mücadele uygulamaları hakkındaki görüşleri ölçülmüştür. Burada kurumun bürokrasi algısı ve hangi büropatolojileri sorun olarak gördükleri, teoride anlatına bürokrasi ve büropatolojilerden yola çıkılarak, tümdengelim metodu ile bir yol izlenmiştir. İncelenen kurumun teoride yer almayan kendine has sorunları da vardır. Bunlar da tümevarım yöntemi ile genellemeye çalışılmış; bazı bulguları ise kurumun kendine has sorunları olarak değerlendirilmekle yetinilmiştir. Araştırma sonucunda bürokrasi algısının devlet kavramı ile eş anlamda tutulduğu tespit edilmiştir. Bunun yanında büropatoloji algısı ölçümü ile elde edilen bulgular literatürde anlatılan büropatoloji türlerine çok benzer bir liste ortaya çıkarmıştır. Yine büropatolojik davranışsal tepkilere örnek olacak, VDK'nın kendine has yapısı, yaşadığı örgütsel değişim bağlamında bulgular elde edilmiştir. Son olarak büropatoloji ile mücadele girişimlerinde e-.. uygulamaların başarısına vurgu yapılmıştır. Bürokrasi, bürokrasi mensuplarına, bürokrasiye girdikten sonra öğrenilen davranış kalıpları sunar. Bürokrasi hastalıklı bir yapıya dönüştüğünde bu davranışlar büropatolojik davranışsal tepkiler olarak ortaya çıkar. Bürokrasilerde kişiler güvensiz ve riskli durumlarda büropatolojik davranmaya daha fazla eğilimlidir.
Türkiye'de e-belediyecilik: Doğu Anadolu Bölgesindeki il ve ilçe belediyelerinin e-belediyecilik açısından analizi
Bilgi ve iletişim teknolojileri küreselleşen dünyanın getirdiği vazgeçilmez unsurlardan biridir. Bilişim teknolojilerinde yaşanan bu gelişimin kamu yönetimine yansımasıyla; e-devlet kavramı bu kavramında yerel yönetim birimlerine uyarlanmasıyla e-belediyecilik kavramı ortaya çıkmıştır. E-belediyecilik ile ilgili uygulamaların ne kadar sağlıklı işlediğini anlamak, yeterlilik düzeylerini, vatandaşların yönetim süreçlerine katılımı için tanınan imkân düzeylerini irdelemek, idare tarafından web sitesi üzerinden sunulan hizmetleri incelemek ve böylece belediyelerin e-belediyecilik açısından yeterlilik düzeylerini görebilmek amacıyla bu konu seçilmiştir. Bu çalışmada içerik analizi tekniği kullanılarak Doğu Anadolu Bölgesi'ndeki il ve ilçe belediyelerinin web siteleri 8 ana ölçüt ve bunlara bağlı 119 alt ölçüte göre analiz edilecek ve e-belediyecilik hizmetleri incelenmiştir. Bunlar arasında karşılaştırma yapılarak belediyelerin e-belediyecilik faaliyetlerinin geldiği düzeyi ortaya koymayı amaçlamaktadır. Çalışmanın sonucunda e-belediyecilik anlamında özellikle belediyelerin son yıllarda kurulan web sitelerinin genellikle iyi düzeyde olmasıyla beraber ilçe belediyelerinin katılımcılık, gizlilik gibi konularda gelişime ihtiyaç duydukları gözlenmiştir.
Gençlik politikalarının yerel perspektiften değerlendirilmesi: Elazığ Gençlik Meclisi örneği
Bu çalışmada gençlik politikaları bağlamında gençlerin sivil katılımını teşvik edebilmek ve yönlendirebilmek amacıyla yapılandırılan ve aynı zamanda gençlik politikalarının yerel yönetimler üzerinden uygulanma alanlarından biri olarak kabul edilebilecek gençlik meclislerinin amaç ve işleyişleri konu edinilmiştir. Çalışmada Elazığ Belediyesi Gençlik Meclisi üzerinde bir araştırma yürütülerek, gençlik meclisinin amaçları, hedefleri ve faaliyetlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Nitel bir araştırma olarak tasarlanan ve durum çalışması deseni temel alınan bu çalışmada, araştırmanın çalışma grubunu, Elazığ Belediyesi Gençlik Meclisi İcra Kurulu Üyeleri ve Gençlik Meclisi'nin yürüttüğü etkinliklere katılan depremzede çocuklar oluşturmuştur. İki ayrı grup seçilmesinin amacı, Elazığ Gençlik Meclisi'ni hem mecliste görev alanlar tarafından hem de meclisin faaliyetinden faydalanan sosyal gruplar açısından değerlendirebilmektir. Veriler, odak grup görüşmesi ve derinlemesine görüşme teknikleri ile toplanmıştır. Gençlik Meclisi'nin faaliyetlerine katılan çocuklarla yapılan odak grup görüşmeleri sonrasında alınan yanıtlar, çocukların katıldıkları etkinlik ve organizasyonların değerlendirilmesi, yorumlanması, olumlu/olumsuz eleştirilmesi ve son olarak talepler şeklinde kategorize edilmiştir. Birden fazla etkinlikte yer aldıkları için araştırmanın katılımcı grubuna dâhil edilen depremzede çocukların değerlendirmelerine göre öncelikli olarak olumlu görüşlerin fazlalığı dikkat çekmektedir. Olumsuz eleştiriler ve talepler, etkinlikleri kısa süreli bulmaları ve tekrarını istemeleri odağında şekillenmiştir. Çalışma grubunu oluşturan diğer katılımcılar ile yapılan bireysel görüşmeler sonucunda elde edilen veriler, gençlerin meclisteki amaçları, faaliyetleri ve hedefleri, aldıkları geri bildirimler şeklinde ortaya çıkmıştır. Gençlerin mecliste bulunuş amaçları, bu amaçlarla faaliyetlerinin uyum sağlayıp sağlamadığı, sivil ve yerel katılımları açısından kişisel tatmin durumları ele alınmıştır. Bulgulara göre Elazığ Gençlik Meclis İcra Kurulu Üyeleri, kurumsal bir yapı olarak Elazığ Belediyesi Gençlik Meclisi'nin şehre katkısını değerlendirerek, meclisin gençler adına bir yaşam merkezi olduğunu ve gelecekte mecliste uzun vadeli projelere imza atılması gerekliliğini vurgulayarak, şehirden çoğunlukla olumlu geribildirimler aldıklarını ifade etmişlerdir. Ayrıca meclisteki çalışma ortamlarının ve faaliyetlerinin kendilerini kişisel anlamda motive ettiğini belirtmişlerdir.
İki dünya savaşı ekseninde kapitalizm ve faşizm ilişkisi
Bu çalışmada, kapitalizm ve faşizm kavramları ele alınmıştır. Bu kapsamda kapitalizmin ve faşizmin; tarihsel serüvenine, diğer kavramlara bakış açılarına ve benzer yansımalarına yer verilmiştir. Böylelikle kapitalizm ve faşizmin ilişkisi irdelenmeye çalışılmıştır. Bu çalışmanın odak noktasını iki dünya savaşı arası dönem oluşturmaktadır. Ayrıca, iki dünya savaşı öncesi ve sonrası dönemler de dahil olmak üzere toplam üç dönemde kapitalizm ve faşizm ilişkisi, ortak yönleri ve etki alanları tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu doğrultuda, insan ve doğa sömürüsüne değinilmiştir. Bu çalışmanın amacı, kapitalizm ve faşizm kavramları üzerinden insanı ele alıp, tarihsel süreç içinde kurulmaya çalışılan dünya düzeninin eleştirel ve olumsuz yönlerini tespit ederek gelecek nesillere daha yaşanılabilir bir dünyanın bırakılmasının düşünsel alt yapısını oluşturmaktır. Anahtar Kelimeler: Faşizm, Kapitalizm, İnsan ve Doğa Sömürüsü.
Petropolitik çerçevesinde Amerika Birleşik Devletleri ve Suudi Arabistan ilişkileri
Enerji insanlık tarihinden itibaren hayatın devamlılığı için önemli bir girdidir. 19. yüzyılın sonuna doğru hayatımıza giren petrol enerjisi ile devletlerin ulusal ve uluslararası politikaları enerji eksenli şekillenmiştir. Yaklaşık iki asırdır hayatımızda olan petrol her alanda alternatifinin pek mümkün olmaması nedeniyle yakın bir gelecekte de dünya gündemini belirleyen bir güç olacaktır. Bu çalışmada petropolitik çerçevesinde petrolün, geçmişten günümüze kadarki önemli dönüm noktalarında etkisi saptanmıştır. Ayrıca, petropolitiğin Suudi Arabistan- Amerika Birleşik Devletleri ilişkilerini nasıl etkilediği belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışma boyunca literatür taraması yapılmıştır. Sonuç olarak iki ülke ilişki ve politikalarının petrole göre şekillendiği gözlenmiştir.
Belediyelerde verimlilik akışının sağlanması
Belediyelerin mevcut yapıları; yapılan Çalışma ile belirli ölçüde detaylandırılıp örneklendirilmiştir. Ancak, çalışmanın evreninin ülkemizdeki üçbin belediyeyi kapsaması gerekirken, a) Mevcut koşulların olumsuzluğu, b) Zaman kısıtlılığı, c) Bilgi ulaşımındaki zorluklar, d) Bazı Belediyelerin tutarsız yaklaşımı nedeniyle, biri i1, diğeri Büyükşehir'e bağlı iki ilçe olarak sınırlandırılmıştır. Mevcut sorunlar özellikle saptanmaya çalışılmıştır. Ancak; çalışma ilerledikçe, incelenen üç belediyenin de tamamen detaylandırılmasının güçlüğü ortaya çıkmıştır. Her belediyede bulunan ve 20-35 arası değişen müdürlüklerin tamamen incelenmesi çalışma evrenimizi ikinci kez sınırlandırmış, saptanan birimlerden (verimlilikle ve sistem tamamını ilgilendirdiğinden) ağırlıklı olarak, 1. Bilgisayar Sistemleri ve Müdürlüğü, 2. Makine İkmal-Bakım Onarım Müdürlüğü, 3. Su Kanalizasyon Müdürlüğü, ince1enebi1miştir. Ayrıca, Belediyelerin mevcut kurumsal yapıları, personel ve istihdam durumları, planlama ve bilgi sistemleri, eğitimsel iş1ev1eri ve özel sektörün yerel yönetimlere katılması hususlarında teorik bilgiler verilmiştir. İnceleme yapılan müdürlüklerde iş akış ve verimlilik analizleri tablosu o1uşturmak büyük sorun olmuştur. Bu yüzden Makine İkmal Müdürlüğü 'nün, ünite birimleri ve akış tablosu esas baz alınmış, bunun yerine gözlemsel veriler ve anketsel palişma1ar özetlenerek sunulmaya çalışılmıştır. Çalışmalarımız da belediyelerdeki en büyük sorunun, ilgili ve bağlı bulunulan başkan yardımcılarının durumu ve yanlış personel istihdam politikası olduğu gözlenmiştir. Bunda etken faktör olarak yanlış siyasal kadrolaşmayı sayabiliriz. Belediye yapısı içinde özel sektör bazı hizmet ağırlıklı birimlerde (Su ve kanal , temizlik, ulaşım vb.) mutlaka yer almalıdır. Bu durum, rekabeti, kaliteyi ucuzluğu beraberinde getirmektedir. Belediyeler teknolojik anlayışı, sadece bilgisayar değil; tüm birimlerdeki elektronik mekanik, iş aletleri v.b. olarak algılamalı, asgari maliyet-azami fayda prensibini esas kabul etmelidir. Halkla i1işki1erdeki her türlü sorunda, Başkan, başkan yardımcısı, müdürü ve daire amirlerinin tutum ve davranışları etkili olmaktadır. Bu tutum ve davranışı düzenlemek için eğitim programları ve performans analizleri birlikte yapılmalı sorunlar anında çözüme kavuşturmaya çalışılmalıdır.
Türkiye'de parlamentonun siyasal örgütlenmesi
Bu çalışma, Türkiye'de yasama organı olarak Türkiye Büyük Millet Meclisi ve O'nu oluşturan siyasal kurumları kurumsal gelişim, hukuksal kaynaklar ve işlevsel açıdan incelemiştir. Araştırmada, Türkiye Büyük Millet Meclisi ve siyasal kurumlarının oluşumundaki anayasal ilkeler incelenmiş, siyasal sistemin işleyişi açısından Türkiye Büyük Millet Meclisi'ndeki siyasi parti gruplarının rolü ve parlamento kurumlarına katılımı tartışılmıştır.
Kamu bankası çalışanlarının performans değerleme süreçlerine ilişkin adalet algıları ve memnuniyet düzeyleri
Performans değerlemesi kurumların en değerli kaynağı olan insan gücünün doğru yönlendirilmesi, dolayısıyla hem kurumun ve hem de çalışanların çıkarları açısından hayati önem taşımaktadır. Etkin bir Performans Değerleme sisteminde kurumların gelişimi ve büyümesi için insan kaynağının doğru, etkin ve adil değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada Performans Değerleme uygulamalarının son yıllarda yaygınlaşan bir şekilde kullanıldığı kamu bankaları ele alınmıştır. Alan yazında yapılan çalışmalardan yola çıkılarak, çalışanların genel iş memnuniyetlerini etkileyebilecek performans değerleme sistemleri ile ilgili memnuniyetleri ve adalet algılarını ilişkin teoriler incelenmiştir. Bu teorilerden yararlanılarak belirlenen araştırma amaçları doğrultusunda, kamu bankalarından seçilen 174 katılımcıdan oluşan bir örneklem üzerinde çalışanların performans değerleme ile ilgili adalet algıları ve memnuniyet düzeyleri incelenmiştir. Bunun için alan yazında önceden geliştirilen ölçekler ve bunlara ait ifadeler kısmen değiştirilerek araştırma evrenine uyarlanmıştır. Veriler bu uyarlama sonrasında oluşturulan soru formu aracılığı ile toplanmıştır. Soru formunda yer alan ifade gruplarının geçerliliği ve güvenilirliği sınanmış, sonra veriler korelasyon ve regresyon analizi yapılarak incelenmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda, Performans Değerleme sisteminden duyulan memnuniyet ve adalet algıları ile genel memnuniyet arasındaki ilişkiler ve bunları etkileyen unsurlar açığa çıkarılmıştır. Araştırma sonuçları, daha önceden yapılmış çalışmalarla karşılaştırılarak oluşan farklılıklar yorumlanmıştır
Türk anayasalarında anayasa yapma ve değiştirme(devletin inşası ve tadili)
Anayasaların yapılması veya değiştirilmesinin, devletin inşası veya tadili manasını taşıdığı varsayımıyla yapılan bu çalışmada; Osmanlı-Türk anayasal gelişmeleri, tarihsel süreç ile birlikte incelenmiştir. Her anayasal gelişmenin aslında devletin yeniden inşası veya tadili olduğu yaklaşımıyla Osmanlı-Türk anayasal gelişmeleri incelenmiştir. Çalışmanın temel konusu, Türk anayasalarında anayasa yapma ve değiştirmedir. Çalışma, iki bölümde incelenmiştir. Birinci bölümünde genel olarak "Anayasa Teorisi, "Anayasal Gelişmeler" ve "Kurucu İktidar" kavramı ele alınmıştır. Bu bölümde ayrıca karşılaştırmalı olarak bazı ülkelerdeki anayasa değiştirme yöntemleri de değerlendirilmiştir. İkinci bölümde ise Osmanlı-Türk anayasal gelişmeleri ekseninde anayasaların yapılması ve değiştirilmesi detaylı şekilde incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmada, anayasaların yapılması veya değiştirilmesi, esas itibariyle şekli anlamda ele alınmıştır. Normların maddi anlamı yerine bu normların konulması, kaldırılması veya değiştirilmesi, "Kurucu İktidar" kavramı ekseninde değerlendirilmiştir. Çalışmada, ayrıca küresel dönem anayasal gelişmeler de değerlendirilmiştir.
Modern devletin düşünsel kökenleri: Özgürlük ve devlet sorunu
Bu tez, modern zamanlarda özgürlük ve devlet kavramının nasıl yan yana geldiğini ve bu yan yana gelişin sonucunda oluşan düşünsel eğilimleri, ele aldığımız filozofların düşünsel analizini yaparak, kimi zaman da tarihsel ve toplumsal analiz yöntemini kullanarak incelemiştir. Bu anlamda öncelikle, özgürlük kavramıyla devlet kavramının nasıl yan yana geldiği ele alınmış ve bu yan yana gelişin esasında modern devlet ve meşruiyet sorunuyla ilgili olduğu gösterilmiştir. Ardından ise, bu yan yana gelişin sonucunda ortaya çıkan düşünsel eğilimler, ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu eğilimlerden biri olan özgürlüğü koruyan devlet anlayışı, Grotius, Hobbes ve Locke gibi modern doğal hukukçu filozofların, özgürlük ve devlet kavramlarına verdikleri içerik ile birlikte ele alınmıştır. Ardından ise Spinoza ve Hegel ile temsil edilen ikinci düşünsel eğilim, özgürlüğü gerçekleştiren devlet başlığı altında incelenmiştir.
Türkiye'de çevre eğitimi
Çevre sorunları yaşam kalitesini düşüren, hatta kimi zaman yaşamı tehdit eden sorunlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Çevre sorunlarının önlenmesine dair ortaya konulan yöntemlerin, insanlarda çevre bilinci ve duyarlığı sağlanmadıkça başarıya ulaşamayacağı bilinmektedir. Çevre bilinci kazandırmak ise çevre eğitimi yoluyla mümkündür ve çevre eğitiminde olabildiğince çok bireye ulaşmak, olumlu sonuç almak için önemlidir. Ayrıca toplumu etkileme ve yön verme niteliği bulunan kamu örgütleri, sivil toplum kuruluşları ve medya, çevre eğitiminde diğerlerine göre daha önemli aktörlerdir. Ülkemizde okul öncesinden yükseköğrenime kadar örgün ve yaygın eğitimin büyük oranda kamu örgütlerince yürütüldüğü, düzenlendiği ve denetlendiği görülmüştür. Ülkenin neredeyse tamamına ulaşabilen geniş örgütsel yapıya sahip bu kamu örgütlerinin, potansiyellerini yeterince kullanmadıkları ve çevre eğitiminde daha etkili olabilecekleri saptanmıştır. Ülkemizde çevre eğitiminin örgün ve yaygın eğitimde oldukça yetersiz olduğu tespit edilmiş ve buna yönelik eleştiri ve önerilerde bulunulmuştur. Sivil toplum kuruluşlarının ve medyanın halkta çevre sorunlarına yönelik farkındalık oluşturma ve sivil inisiyatifi harekete geçirmede önemli oldukları görülmüştür. Ülkemizde çevre eğitimi için sivil toplum kuruluşlarının ve medyanın faaliyetleri yetersiz görülerek daha neler yapabileceğine yönelik öneriler sunulmuştur.
Siyasal ve toplumsal olayların Oya Baydar romanlarındaki yansımaları
Siyasal gelişmelerin birey ve toplum hayatı üzerinde, öteden beri önemli etkilerinin söz konusu olduğu bilinmektedir. Türkiye'nin de yakın döneminde yaşanmış siyasal ve toplumsal olayların edebi eserlerdeki yansımalarını göstermeyi amaçlayan bu çalışmada, araştırma nesnesi olarak Oya Baydar'ın yazmış olduğu romanlar kullanılmıştır. Oya Baydar; Türkiye'nin son dönemlerde yaşadığı siyasal ve toplumsal olayları romanlarında konu edinen sosyolog ve araştırmacı bir yazardır. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden biri olan söylem analizi tekniğinden yararlanılmıştır. Bu teknikle ele alınan romanlardaki söylemlerin analizi sonucunda; Oya Baydar'ın tekrarlı ve vurgulu söyleminden hareket edilerek ortak söylemler belirlenmiş ve bunların Türkiye'nin yakın tarihiyle doğrudan alakalı olanları, kavramsal çerçevesi belirlenerek yorumlanmıştır. Söylemlerin yorumunda, siyasal gelişmelerin birey ve toplum hayatını etkileyen çarpıcı yönlerine vurguda bulunulmuştur. Yine bu söylemlerin yorumundan hareketle, edebiyatın ve edebiyatçıların her dönemde toplum ve siyaset yaşamıyla olan güçlü bağları gösterilmeye çalışılmıştır. Anahtar Sözcükler: Oya Baydar, Edebiyat ve Siyaset, Darbeler, Kadın, Solculuk, Söylem
İstihdam politikaları çerçevesinde "İşbaşı eğitim programları": Kayseri uygulamalarının değerlendirmesi
İşsizlik, uzun zamandır birçok ülkenin yaşadığı ortak bir problem olarak büyük, küresel bir sorun haline gelmiştir. İşsizliğin bireysel ve toplumsal yaşamda ortaya çıkardığı olumsuzluklar, bu sorunu önlemek ve etkilerini azaltmak için devletleri birtakım sosyal ve ekonomik politikalar uygulamaya zorlamaktadır. Devletlerin üretim ve ekonomideki etkinliğine göre biçimlenen sosyal politika uygulamaları işsizliğe karşı pasif ve aktif istihdam politikaları olarak sınıflandırılan çeşitli çözümler sunmaktadır. Gelişmekte olan çoğu ülke gibi işsizlik sorununu her yönüyle yaşayan Türkiye de adaylık sürecinde bulunduğu Avrupa Birliğinde üretilen ve dünya genelinde uygulanan istihdam politikalarını yakından takip etmekte ve kendisine uyarlamaktadır. İstihdam politikalarının hayata geçirilmesinde ise çağdaş bir istihdam kurumu haline getirilmeye çalışılan Türkiye İş Kurumu (İŞKUR) ön plana çıkarılmaktadır. Özellikle son dönemde ağırlık verilen aktif istihdam politikalarına yönelik uygulamalar içerisinde İŞKUR'un İşbaşı Eğitim Programları (İEP) önem kazanmış ve bu programların istihdama olan etkisinin değerlendirilmesi ihtiyacı doğmuştur. Bu çalışma, İŞKUR'un Kayseri'de yürüttüğü İEP'ler için istihdam politikalarına yönelik uygulamalar çerçevesinde yerel ölçekte bir değerlendirme sunmayı amaçlamakta ve İEP'lerin istihdam sağlayıcı bir araç olarak istihdam politikalarındaki yerini anlamaya çalışmaktadır. Ayrıca İEP'lerin uygulanmasında karşılaşılan sorunlar, programın tarafları açısından yaşanan güçlükler belirlenmeye çalışılarak bunların giderilmesine yönelik öneriler verilmesi hedeflenmiştir.
Kapitalizmde ekonomi-dışı zorun somutluklarından biri olarak ceza siyaseti
Kapitalizmde, kendinden önceki toplumsal biçimlerden farklı olarak ekonomik alan ve siyasal alan birbirinden biçimsel olarak ayrılmış, siyasal olan ise siyasal alan içinde sınırlandırılarak yeniden tanımlanmıştır. Gerçekliğin, siyasal alanın verili sınırları içinden açıklanma çabası, bir taraftan ekonomik alanın siyasallığın dışında konumlandırılmasına, öte taraftan üretim ilişkilerinin ekonomik alan içinde ve ekonomik zor temelinde işlerliğinin devamlılığını sağlayan ekonomi-dışı zorun, toplumsal içeriğinin açıklanamamasına ve daha ötesi tüm toplumun çıkarı için var olduğu iddialarına yol açmıştır. Ekonomi-dışı zorun somutluklarından biri olarak ceza siyaseti ise siyasal alanın söz konusu sınırları içinde, toplumsallıktan kopuk ve kendinden nedenli bir açıklama biçimiyle mistifiye edilmiştir. Söz konusu açıklama biçimi, hem kapitalizm hem de kapitalist toplumsal biçimdeki ceza siyaseti üzerine toplumsal bir içerik barındırmayan; üretim biçimini ve ceza siyasetini doğallaştıran, tarih-üstü ya da tarihin izlemesi gereken çizginin sonu olarak konumlandıran bir yaklaşıma sahiptir. Bu çalışmada, hem kapitalizm hem de ekonomi-dışı zorun somutluklarından biri olarak ceza siyaseti; kapitalist toplumsal biçimde, üretim araçları mülkiyetini elinde bulunduran sınıf ve emek gücü dışında bir şeye sahip olmayan sınıf eksenindeki toplumsal antagonizma zemininde, üretim biçiminin siyasal olan ve ekonomik olanın birlikteliğinde işleyişi ortaya konulmaya çalışılarak, maddi, tarihsel ve toplumsal temelleri üzerinden bütünlüklü bir yaklaşımla tartışılmıştır.
Sürdürülebilir istihdam açısından AB ve Türkiye'de işbaşı eğitimi: İşkur Samsun örneği
İşgücü piyasasının verimli bir yapıya sahip olması ve dolaylı olarak ülkemizde katma değerli üretim sürecine geçilebilmesi için insan kaynağı altyapısı oluşturulmasında büyük önem arz etmektedir. Ekonomik büyümenin sürdürülebilir kılınmasının; sanayi ve hizmetler sektörlerinin toplam hasıladaki payının, toplam istihdamın içinde yüksek verimliliğe sahip istihdam oranının ve toplam üretim içerisinde yüksek katma değerli ürünlerin payının artmasına dayalı olduğu, iktisat tarihinde de kendine yer bulmuş bir gerçektir. Son dönemde istihdamda hızla kendine yer açan İşbaşı Eğitim Programları (İEP) ve emek piyasalarına etkisi sürdürülebilir bir istihdam modeli arayışında olan derinden etkilemektedir. Bu çalışma ile ülkemizde 2014 yılında yayınlanan Ulusal İstihdam Stratejisi ve Avrupa İstihdam Stratejisi çerçevesinde İşbaşı Eğitim Programları ve örnekleri incelenmiş 2023 istihdam hedeflerine ulaşmada işgücü piyasasının abluka altına almış İşbaşı Eğitim Programlarının rolü hakkında kestirimlerde bulunulmuştur.
TBMM üyelerinin çevre sorunlarına yaklaşımı, kentleşme ve çevre sorunları bilim dalı
Tezin amacı, çevre politikalarına esas teşkil eden yasal düzenlemelerin yapıldığı TBMM'de parlamenterlerin, çevre sorunları konusundaki duyarlılığını, yaklaşımlarını, ilgisini bir alan araştırmasına dayanan verilerle ortaya koymaktır. Tez, 23. Dönemde TBMM'deki 550 parlamenteri kapsamaktadır. Tez anket tekniği, literatür taraması ve gözlem ile sınırlı tutulmuştur.Tezde anket çalışması için öncelikle anket soruları belirlenmiş, çalışmaya esas teşkil eden parlamenterlerle yüz yüze görüşmeler yapılmıştır. Çıkan sonuçlar farklı kategoriler dikkate alınarak değerlendirilmiştir. Oluşan tablo ve grafikler değerlendirmeye tabi tutularak analizler yapılmış, tezin teorik bölümüyle bir bütünlük içerisinde yorumlanarak tez tamamlanmıştır.Türkiye'de çevre alanında önemli gelişmeler sağlanmış, ancak çevre konusunda halen çözüm bekleyen planlama, uygulama ve denetleme mekanizmalarında bir dizi darboğaz bulunmaktadır. Bunları çözmek ise büyük ölçüde tüm ilgi gruplarının, gerçek anlamda bir işbirliği ve eşgüdüm ortamı yaratmaları ile mümkün olabilecektir.Bugün Türkiye'de Çevre politikasının sürekliliğe kavuşması için, TBMM'ne önemli görevler düşmektedir. Parlamentonun bu görevi çevre hukuku, çevre kurumsallaşması ve çevre politikaları gibi çevre yönetiminin çeşitli açılarından ortaya çıkmaktadır. Ayrıca Çevre Komisyonunun varlığı, bu bakımdan büyük bir boşluğu doldurarak, TBMM'deki çevre faaliyetlerinin birinci elden yürütülmesini sağlamaktadır.Özetle çevresel kavramların karışıklığı gibi, TBMM üyelerinin de bir çok çevresel konuya yaklaşımındaki farklılıklar yapılan anket çalışması neticesinde açıkça görülmüştür. Bütün bunlara rağmen çevre konusu tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de önemi artarak gelişecek, hukuksal alt yapısı oluştukça uygulamada da netliğe ulaşılacaktır. Çevre duyarlılığının artırılmasında TBMM üyelerine önemli görevler düşmesine karşılık, bu konuda aileler, okullar, sivil toplum örgütleri ve bir çok kamu kuruluşunun da çok daha duyarlı olması gerektiği bir gerçektir.Anahtar Kelimeler:1.Çevre Sorunları2.Çevre Bilinci3.Ekoloji4.Parlamento5.Parlamenter
Kuruluşundan günümüze Türkiye'de siyasal algı yönetimi
Geçmişten günümüze kadar önemini koruyan ve özellikle de küreselleşen dünyayla birlikte teknolojik aygıtların yaygınlaşmasıyla algı kavramı birçok yaşanan olayın merkezinde yer almış ve almaya devam etmektedir. Cumhuriyet Tarihi boyunca siyasi partilerin ve liderlerin iktidarlık savaşında en çok başvurduğu stratejiler arasında kendi lehine göre siyasal algıyı oluşturmak ve yönetmek her daim önemli bir husus olmuştur. Bir siyasi parti veya bir siyasi lider ülkede yaşanan olumsuz bir olayı akıllıca yönettiği siyasal algıyla birlikte bu olumsuz olayı kendi lehine çevirebilmiştir. Elbette bunun için yanına bir takım yardımcı araçlar da almıştır. Örneğin; medya gibi özellikle de son zamanlar da sosyal medyanın rolü bu konuda iyice artmıştır. Cumhuriyet Tarihi boyunca gazeteler de bu konuda yardımcı olan önemli araçlar arasındadır. Türk siyasal hayatı; birçok darbe, ideolojik çatışma, ekonomik çöküş ve bunlara paralel olarak oluşan koalisyon hükümetlere şahit olmuştur. Bu yüzden her siyasi dönemde yönetilen siyasal algı farklılaşmış ve her parti ve lidere farklı dönütleri olmuştur. Ancak, her ne kadar dönem dönem siyasal algı yönetimini etkileyen veya merkezinde yer alan araçlar farklılık gösterse de bazı araçlar daha fazla kullanılmıştır. O halde Türk siyasal algı yönetimi genellikle İslam-laiklik, Türk-Kürt çatışmasının yanında, demokrasi ve ekonomik hayat ile birlikte basın araçları ve sosyal medya üzerinden ilerlemiştir. Anahtar Kelimeler: Algı Kavramı, Siyasal Algı Kavramı, Siyasi Parti, Siyasi Lider, Din, Laiklik, İdeoloji, Kitle İletişim Araçları
Postmodernite ve siyasal kimlikler
Postmodernite ve Siyasal Kimlikler adlı bu çalışmada, postmodern dönemin siyasal kimliklerin oluşumu üzerindeki etkileri incelenmeye çalışılmıştır.Siyasal kimlikler bir yandan siyasetten diğer yandan da kimlik oluşum sürecinden etkilenerek şekillenmektedir. Dolayısıyla bu çalışmada, postmodern dönemin hem siyaset hem de kimlik oluşum süreci üzerindeki etkileri irdelenmiştir. Buradan hareketle de postmodern dönemin siyasal kimlikler üzerindeki etkileri incelenmiştir.Siyaset, kimlik ve siyasal kimlik kavramları bu çalışmada modern dönemden başlayarak irdelenmştir. Bu tercihimizin nedeni, postmodern dönemin analiz edilmesinin, modern dönemin de analiz edilmesini gerektirdiği düşüncesidir. Çünkü postmodernite isimlendirmeden da anlaşılacağı üzere moderniteye ilişkili bir kavramdır.Bu çalışmanın hipotezi ?Postmodern dönemde siyasal kimlikler, modern dönemdeki siyasal kimliklerle kıyaslandıklarında, siyasette ve kimlik oluşumunda meydana gelen değişimlere bağlı olarak farklılıklar arz etmektedir? şeklinde ifade edilebilir. Biraz daha spesifik ifade edecek olursak, bir yandan siyaset bir yandan kimlik oluşumu üzerinden kurulan siyasal kimlikler, postmodern dönemde siyaset bağlamında ?siyaset?in ?siyasal? üzerinde baskın hale gelmesi, kimlik oluşumu bağlamında da kolektif kimlik inşasının zorlaşması neticesinde farklılaşmaktadır.Anahtar Kelimeler: Modernite, Postmodernite, Kimlik, Kimlik Oluşumu, Siyasal Kimlik
Kurumsal yönetim anlayışının tarım kredi kooperatiflerinde uygulanabilirliliği
Tarım Kredi Kooperatifleri kooperatif örgütü olmakla birlikte, özellikleri itibariyle para, kredi, finans niteliklerine sahip olup, bu yapısından dolayı önemli derecede finansal riskleri bünyesinde barındırmaktadır. Türk Ticaret Kanununda işletme türleri içerisinde, yönetim kurulu oluşturma, Genel kurul toplantısı düzenleme zorunluluğu sadece kooperatif ve anonim şirketler için geçerlidir. Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birliklerinde, mülkiyetin gerçek sahibi olan ortaklar yeterince organize olamamakta, kontrol süreçlerini gereğince kullanamamaktadır. Bu nedenle yöneticiler-çalışanlar ortaklar karşısında daha güçlü bir pozisyonda bulunmaktadır.Bu çalışma ile Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birliklerinde, sistemin işleyiş sürecinin, hangi alanlarda kurumsal yönetim anlayışına uygun, hangi alanlarda uygun olmadığını tespit ederek, genel anlamda kurumsal yönetim anlayışına olan ihtiyacı, hem teorik hem de gerçekleştirilen alan araştırmasıyla belirleme amaçlanmaktadır. Ayrıca kurumsal yönetim anlayışının, Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birliklerinde uygulanabilirliğini göstererek, Kooperatifler ve Tarım Kredi Kooperatifleri Kanununun, kurumsal yönetim anlayışı çerçevesinde yeniden düzenlenmesini sağlamak, bu sayede de daha etkili, verimli kooperatifçilik hizmetine ulaşılması hedeflenmektedir.Çalışmada; araştırma, tarama ve anket uygulaması tekniklerinden faydalanılmıştır. Çalışmanın kavramsal çerçevesinin belirlenmesinde yerli, yabancı yayınlardan, konu ile ilgili uzman görüşlerinden mümkün olabildiğince yararlanılmaya gayret sarf edilmiştir. Diğer yandan tüme varımcı bir tarz oluşturularak, belirlenen kavramsal çerçeve uygulamadaki gerçekleri betimleyen anket çalışmasıyla örtüştürülmüştür. Tezde araştırma evreni olarak Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birlikleri, çalışma evreni ise Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birliklerinin çalışanları seçilmiştir.Literatürden derlenen bilgiler ile yapılan alan araştırmasının sonucunda, Tarım Kredi Kooperatifleri ve Birliklerinde; kurumsal yönetim anlayışının yeteri kadar uygulanmadığını, mevcut ekonomik düzen ve rakip kuruluşların faaliyetleri nedeniyle, ekonomik varlığın sürdürebilmesi için kurumsal yönetim anlayışının temelini oluşturan adillik, şeffaflık, hesap verebilirlik, sorumluluk ilkelerinin yönetim-denetim sistemine monte edilmesi gerekliliğini ve katılımcıların bu yönde gösterdiği çok kuvvetli destekle, bu alanda bir düzenlemeye ihtiyaç olduğu ortaya çıkmıştır.Anahtar Kavramlar1. Kurumsal yönetim2. Kooperatif3. Tarım kredi kooperatifleri4. Finansal risk5. Denetim
Belediyelerde kent yoksulluğunun önlenmesinde sosyal belediyecilik ve yönetişim uygulamalarının etkisi: Elazığ Belediyesi örneği
Yoksulluk sorunu, sosyal bir varlık olan insanın tek başına giderebileceği bir sorun değildir. Bu nedenle bireylerin ihtiyaçlarına karşı çözüm üretecek kurum devlettir. Bireyler ihtiyaçlarının giderilmesi konusunda devletin yetkili mercii olduğunu bildiği gibi devlette kişinin ihtiyaçlarını gidermek zorunda olduğunu bilir. Türkiye cumhuriyeti de sosyal bir hukuk devleti olarak küresel dünyanın kabul ettiği ekonomik ve sosyal hakları gerçekleştirmek zorundadır. Sosyal eşitlik ve sosyal güvenlik ilkeleri ile sosyal devlet olabilmenin gereklerini yerine getirmeye çalışan Türkiye, devlet olarak yapmak zorunda olduğu birçok görevi yerel yönetimlerden biri olan belediyelere devretmiştir. Bu araştırma ise kentsel yoksullukla mücadele konusunda sosyal belediyeciliğe yüklenen misyonun, yerel yönetişim modelini benimseyen bir yönetim anlayışıyla anlam kazanabilmesi hususuna dikkat çekmek için oluşturulmuştur. Bu bağlamda çalışma 3 ana bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır. İlk bölümde çalışma hakkında ayrıntılı bilgi verilmiş olup ikinci bölümde yoksulluk, sosyal belediyecilik ve yönetişim kavramlarına yönelik bilgi verilmiştir. Son bölüm olan üçüncü bölümde ise Elâzığ belediyesi sosyal belediyecilik ve yerel yönetişim uygulamaları bakımından değerlendirilmiş ve bir model önerisinde bulunulmuştur. Birincil ve ikincil kaynaklardan yararlanılarak oluşturulan çalışmada yoksulluk söyleminde ön plana çıkan sosyal belediyecilik uygulamalarının yerel yönetişim modelinde anlamlı olacağı sonucuna varılırken; çalışmanın örneklemini oluşturan Elâzığ belediyesinin sosyal belediyecilik ve yerel yönetişim uygulamaları yönüyle yetersiz bir yapıda olduğu tespit edilmiştir.
Muhafazakar siyaset anlayışı ve demokrasi
Muhafazakârlık kavramı siyasal kavramlar arasında olumlu ya da olumsuz kendisine en fazla atıfta bulunulan, bununla birlikte ne olduğu hususunda en fazla karışıklığın yaşandığı kavramlardan biridir. Muhafazakârlıkla ilgili anlam karmaşası o kadar fazladır ki onun bir ideoloji olup olmadığı bile sık sık tartışma konusu olmaktadır. Ancak, muhafazakârlığa yönelik asıl suçlama onun günümüzün tereddütsüz tek meşru yönetim biçimi olan demokrasiyle uyumlu olmadığı yönündedir. Bu eleştiriden hareketle muhafazakârlığın uzak durulması gereken bir ruh hali ya da tutum olduğu sonucuna varılmaktadır. Oysa, muhafazakarlık hem bir ideolojidir hem de demokrasiyle pekala bir arada yaşayabilmektedir. Muhafazakârlığın teorisi demokrasiye tezat teşkil ettiği ortada olan ilke ve görüşler içerse de uygulamada durum tamamen tersi bir hal almaktadır. Elbette, pratikte karşılaşılan bu farklılığı muhafazakârlığın geri adım atması ya da şekil değiştirmesi olarak yorumlamak mümkündür. Ancak, muhafazakârların en temel kaygılarının toplumsal düzen, istikrar ve güvenliğin devam ettirilmesi olduğu düşünüldüğünde muhafazakârların teorilerinden sapmalarını bu kaygılarına bağlamak mümkündür. Bu bağlamda muhafazakârlar, toplumsal istikrar ve düzenin bozulması tehlikesini gördüklerinde teorilerinden ödünler vererek en sert biçimde eleştirdikleri kurum ve ilkeleri bile kabul edebilmektedirler. Muhafazakârların demokrasiyle ilişkilerini de bu perspektiften yorumlamak mümkündür. Bunun yanında, muhafazakârlığın bazı ilkeleri onun demokrasiyle uyumlu işlemesini de sağlamaktadır. Örneğin, siyasi iktidarın sınırlandırılması, totaliter zihniyet ve yapılara karşıtlık gibi ilkeleriyle muhafazakârlığın demokrasinin yaşamasını engellemesi değil desteklemesi beklenebilir. Buna karşılık, muhafazakârlığın demokrasiyle ilişkisinde tam bir uyumun olduğu da ileri sürülemez. Başka bir deyişle, muhafazakârların savundukları bazı ilkeler demokrasiyle çok net bir biçimde çelişmektedir. Ancak, yukarıda da ifade edildiği gibi, şartlar gerektirdiğinde muhafazakar pragmatizm devreye girmekte ve muhafazakarlar demokrasiyle çelişen ilke ve değerlerinden geçici olarak vazgeçebilmektedirler.Anahtar Sözcükler1.Muhafazakârlık2.Demokrasi3.Liberal Demokrasi4.Siyaset
Türkiye'de çevresel etki değerlendirmesinin yasal ve uygulama boyutu
Geçmişi 1970'lere dayanan ÇED, Türkiye'de 1983'te çıkarılan Çevre Kanunu'nun 10. Maddesine dayanılarak yönetmelik olarak hazırlanmış ve ilk defa 1993'te yayımlanmıştır. Yönetmelik bugüne kadar 5 kez değiştirilmiş ve son şeklini 17 Temmuz 2008'de almıştır.ÇED, başlangıçta ekonomik yatırımların çevreye olumsuz etkilerinin ölçülmesi olarak düşünülürken zamanla tesislerin kurulmadan önce çevreye zararlarının faaliyet esnasında ortaya çıkabilecek zararlara karşı önlem almayı gerçekleştiren bir süreç olmuştur.ÇED'in öğeleri, geniş kapsamlılık, önleme ilkesi, alternatifleri belirleme, kesin sonuca varma, süreç olma ve teknik bir araç olmadır. Önleme ilkesiyle yatırımın çevreye olası zararları göz önünde bulundurularak faaliyetin başında önlem almak hedeflenir. Geniş kapsamlılık, yöntemin sadece gerçekleştirilmesi düşünülen faaliyetler için değil aynı zamanda plan proje düzeyinde de uygulanmasıdır. Hangi alternatifin çevreye olası zararlarının ne olacağının tahmini sayesinde doğru yer seçimi ve uygun teknoloji kullanımı konularında somut çalışmalar yapılarak çevre koruma etkinliklerinde başarılı sonuçların ortaya çıkması sağlanır. Raporda gerçekleştirilmesi düşünülen etkinlikler kesin karara vardırılır. Süreç olma ilk inceleme aşamasından denetime kadar geçen her aşama ÇED'in bir süreç olduğunu gösterir. Teknik araç olması ÇED sürecinde faaliyetin olası çevresel etkileri teknik olanaklarla belirlenmekle kalmayıp teknolojik araçlar kullanılarak önlemler belirlenip alternatifler oluşturulmaktadır.Türkiye'de geçmişten itibaren ÇED'in uygulanmasında çıkan sorunlar şu şekilde sıralanabilir:?Sürecin fazla uzun olması?Süreçte yetkililerin bilgi, deneyim eksikliği, personel yetersizliği gibi nedenlerle proje sahibini yeteri kadar bilgilendirmemesi?ÇED Raporlarında eksiklik ve yanlışlıkların bulunmasıUygulamadaki sorunlara çözüm önerisi olarak,?Sorunların temelindeki nedenleri iyi saptamak gerekir?Çevre ile kalkınma birlikte düşünülmeli, ele alınmalıdır.?ÇED sürecinin tarafsızlık ve bilimsellik temellerine uygun olması gerekir.? ÇED yatırımcıya külfet olarak görünmekte bunun için çevre yönetim alanı ve bu kapsamda ÇED için özendirici ekonomik araçların geliştirilmesine ihtiyaç vardır.Anahtar Kelimeler:1)Çevresel Etki Değerlendirme2)Stratejik Çevresel Etki Değerlendirme3)Çevresel Etki Değerlendirme Raporu
Çevre politikalarının yerel yönetimler üzerindeki etkisi: Çankaya Belediyesi örneği
Çevre sorunları dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye'de de karşılaşılan temel sorunlar arasında yer almaktadır. Çevre sorunları her ne kadar yerel kaynaklı olsa da sonuçları itibariyle evrensel bir boyut kazanmaktadır. Ancak çevre sorunları yerel düzeyde ele alınmadıkça etkin politikaların uygulanması mümkün görülmemektedir. Yerel yönetimlerin çevre sorunlarının çözümünde etkin bir rol üstlenmesi bu konuda en doğru yaklaşım olacaktır. Hazırlanan bu tezde, Türkiye'de çevre politikalarının yerel yönetimlerin çevre ile ilgili faaliyetlerini nasıl yönlendirdiği incelenmeye çalışılmıştır. Çevre politikalarının birer uygulayıcısı olarak yerel yönetimler, çevre sorunlarına daha hızlı müdahale edebilme imkânına sahiptirler. Bu bakımdan yerel yönetimlerin çevre ile ilgili faaliyetleri çevre koruma noktasında önem kazanmaktadır. Teorik olarak ortaya koymaya çalıştığımız çevre politikalarının, yerel yönetimlerin çevre ile ilgili faaliyetleri üzerindeki etkisi pratik olarak Çankaya Belediyesi örneğinde değerlendirilmiştir. Çankaya Belediyesi' nin çevre ile ilgili olarak halka en çok sorumluluk yüklenen faaliyetleri bir alan araştırması ile saptanmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler1.Çevre2.Çevre Politikaları3.Yerel Yönetimler4.Çankaya Belediyesi5.Çevre Yönetimi
Türkiye'de kalkınma ajanslarının yapısı ve işleyişi
Bu çalışmada, Türkiye'de Kalkınma Ajanslarının Yapısı ve İşleyişi incelenmiş örnek olarak Ankara, Çukurova ve Kuzeydoğu Anadolu Kalkınma Ajanslarının kurulduktan sonra ne tür faaliyetlerde bulundukları üzerine çalışılmıştır. Çalışmanın amacı kurulmaları aşamasında ve sonrasında yoğun tartışmalara sebep olan kalkınma ajanslarının kurulduktan sonra neler yapabildiklerini, bölgeler arası gelişmişlik farklarını giderebilmek için bölge aktörlerini ne ölçüde bir araya getirebildiklerini ve bugün Türkiye'de ne kadar tanındıklarını gözlemleyebilmektir.Türkiye'nin kalkınma ajansları tecrübesi 1990'lı yılların başlarına dayanmaktadır. Bu dönemlerden 2006 yılına kadar kalkınma ajansı benzeri örgütler kurulmuş fakat birçoğu bölgesel ölçekte önemli etkiler gösterse de çeşitli sebeplerden yetersiz kalmış ve kurumsallaşamamıştır. Avrupa Birliği sürecinin getirmiş olduğu gereklilikler ile birlikte Türkiye'de 2006 yılında çıkarılan 5449 Sayılı Kalkınma Ajanslarının Kuruluşu, Koordinasyonu ve Görevleri Hakkında Kanun ile Kalkınma Ajansları kurulmuştur. İlk etapta iki pilot bölgede (Çukurova-İzmir) kurulmuş ardından hukuki bir süreç yaşanarak kalkınma ajansı çalışmaları durmuştur. Yaşanan bu hukuki sürecin sonlanmasıyla birlikte istatistikî bölge birimleri sınıflandırması esas alınarak oluşturulan 26 bölgenin tümünde Kalkınma Ajansı kurulmuştur.Bugün artık Türkiye'de Kalkınma Ajansları, KOBİ'lerden turizme, kırsal kalkınmadan teknolojiye, eğitimden kültüre birçok alanda birçok projeye mali ve teknik destek vermiş bölgelerinde hareketlilik yaratmışlardır. Bu destekleri bölge planı ve çalışma programlarına uygun olarak vermektedirler. Ajansların bir diğer önemli faaliyeti ise bölge planı hazırlamaktır. Önceki yıllarda merkez tarafından hazırlanmakta olan bölge planları kalkınma ajanslarının işlerlik kazanmasıyla birlikte Kalkınma Bakanlığı tarafından ajanslara verilmiştir. Buda bölgedeki ihtiyaçları yerinde tespit edebilmek açısından önem arz etmektedir.Anahtar Kelimeler1-Kalkınma Ajansları2-Avrupa Birliği3-Mali Destek4-Bölge Planı5-Ankara-Çukurova-Kuzeydoğu Anadolu
Alman muhafazakarlığı (1789-1945): Devrimden yıkıma
Bu çalışmada Alman muhafazakar düşüncesinin temel özellikleri ve onun geleneksel muhafazakar düşünceden farklılığı incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmanın temel amacı özellikle muhafazakâr düşüncenin Almanya ayağında nasıl bir gelişim seyri izlediğini açıklamaya ve anlamaya yöneliktir. Bu gelişim seyri klasik muhafazakâr düşüncenin izahı için kullanılan kavramların ve ilkelerin Alman muhafazakârlığı söz konusu olduğunda nasıl bir birikimi ve mirası ortaya çıkardığı ana kaynaklarına inilerek yapılmaya çalışılmıştır.Bunun yanında çalışmada ayrıca şu sorularada cevaplar aranmıştır. Muhafazakârlık Fransız Devrimi?nden Sanayi Devrimi?ne oradan Aydınlanma düşüncesine kadar sayılanlara karşı bir tepki hareketi midir? Muhafazakâr düşünce modern bir süreç karşısında değişim düşmanı mıdır, yoksa değişimi de içeren bir değerler silsilesi midir? Yine muhafazakârlık, değerleri savunurken ortaya koyduğu duruş itibariyle bir ideoloji midir, değil midir?Yine Alman muhafazakârlığını klasik muhafazakârlıktan ayıran ya da koparan belli başlı noktaları anlamak, Alman muhafazakâr düşüncesinin 20. yüzyılın başlarında devrimi dahi olumlayabildiği karışık durumunun geleneksel muhafazakâr düşünce içerisinde sayılıp sayılmayacağı, demokrasi, devrim, aile, toplum, devlet, mülkiyet, otorite gibi kavramların Alman muhafazakârlığı açısından neyi ifade ettiği de tarihsel açıdan ele alınarak ortaya konulmaya çalışılmıştır.Çalışmada Alman muhafazakârlığI 1789 ve 1945 tarihleri ile sınırlandırılmıştır. Çalışmanın bu tarihlerle sınırlandırılmış olmasının nedeni, Alman muhafazakârlığının bu dönemler arasında geçirmiş olduğu değişim sürecini takip edebilmek içindir.Çalışma üç bölüm halinde hazırlanmıştır. Kavramsal bölümde, öncelikle klasik muhafazakârlığın, akademik literatürde ne anlama geldigine ilişkin tanımlama ve açıklama çabalarına yer verilmiştir. İkinci bölümde ise muhafazakârlığın temel unsurları ve değerleri derinlemesine irdelenerek, geçmişte ve bugün muhafazakârlık açısından ne ifade ettikleri, açıklama odaklı bir yaklaşımla ortaya konulmaya çalışılmıştır. Üçüncü bölüm ise Alman muhafazakar düşüncesinin Fransız Devrimi'nden İkinci Dünya Savaşı'na kadar olan süreçteki durumu ve geçirdiği değişimlere odaklanmıştır. Bu anlamıyla Fransız Devrimi öncesi Alman muhafazakar düşüncesi, 1830'larda baskın ekol olan Alman romantik akımı ve Birinci Dünya Savaşı sonrası yeşeren devrimci muhafazakar düşünce ayrıntılı olarak incelenmiştir. Özellikle Alman muhafazakarlığının geleneksel muhafazakarlığa göre karmaşık ve anlaşılması güç olan devrimci muhafazakar hareketinin Nasyonal Sosyalizmle olan bağlantısı ve benzerlikleri bu bölümündeki temel araştırma konularından birisi olmuştur.Anahtar Sözcükler:1. Muhafazakârlık2. Alman Muhafazakârlığı3. Fransız Devrimi4. Devrimci Muhafazakârlık5. Romantizm
Seçilmiş yerel yöneticilerin (muhtarların) bakış açısıyla Türkiye'deki Suriyeli göçmenlerin kente sosyo-ekonomik etkileri: Elazığ örneği
Araştırmada göç olgusu ve göçün nedenleri uluslararası göç kuramları üzerinden ele alınmıştır. Uluslararası göçte, toplumsal uyumun sağlanması için iki ana göç politikası olarak asimilasyon ve çokkültürlülük yaklaşımları ele alınmıştır. Ayrıca araştırmada, göçmenlerin uyumu sorunsalı çokkültürlülük yaklaşımı üzerinden çözümlenmiştir. Araştırmada Çokkültürlülüğü hazırlayan süreç ve kavramsal tanımı yapılmış olup, dünyada çokkültürlülük politikasını uygulayan bazı devletlerin uygulamaları incelenmiştir. Daha sonra Türkiye'nin uluslararası göç politikası çokkültürlülük yaklaşımı çerçevesinde özellikle Suriyeliler özelinde ele alınmıştır. Araştırma, nitel araştırma yöntemi kullanılmış bir saha araştırmasıdır. Elazığ kentinde yaşayan Suriyelilerin kente sosyo-ekonomik etkilerini ortaya koymak için Suriyelilerin yoğunluklu olarak yaşadığı mahalle muhtarlarıyla yüz yüze görüşme yapılmıştır. Elde edilen bilgilerle Suriyelilerin Elazığ kentindeki yerel halkla sosyal uyumu, Suriyelilerin ya da yerel halkın bu göçten nasıl etkilendikleri, Suriyelilerin mahallede karşılaştıkları/başlıca sorunlar, Suriyelilerin mahalleye ya da kente yansımaları gibi birçok farklı veri sınıflandırılarak analiz edilmiştir.
Kentsel yaşam göstergelerinin belediyeler açısından değerlendirilmesi: Samsun Büyükşehir Belediyesi örneği
Kentleşme sürecinde, kentler başta alt yapı hizmetleri olmak üzere ekonomik, sosyal ve kültürel pek çok sorunla yüz yüze gelmiştir. Küreselleşme ile birlikte kent yönetimleri yenilenmiş ve kentlerin sürdürülebilirlik esasında yönetilmesi önem kazanmıştır. Çağdaş kent yönetimine göre kentler, sakinlerine belirli bir yaşam düzeyini sağlayan yerleşim birimleri olarak da görülmektedir. Bununla beraber kentler, insan haklarının gelişiminde de önemli bir birim ve kentli haklarının uygulandığı merkezler olmuştur.Avrupa Kentsel Şartı, kentli hakları konusunda en önemli metinlerden biridir. Şart, Avrupa kentlerinde yaşayanların kentte yaşamalarından dolayı sahip oldukları haklara yer vermektedir. Kentli hakları, hem yerel yönetimler hem de kent sakinleri tarafından işbirliği ve dayanışma içerisinde kullanılmalıdır. Böylece, sürdürülebilir kent yönetimleri sağlanabilir ve kent sakinlerinin yaşam kalitesi düzeyleri yükselebilir.Bu çalışmanın amacı, kentsel yaşam kalitesi düzeyinin ve kentli haklarının gerçekleştirilme düzeyinin belediyelerin sundukları kentsel hizmetler aracılığı ile değerlendirilmesi, değerlendirme yapılırken yararlanılan veri kaynaklarının karşılaştırılabilir ve güvenilir veri sunmadaki yeterlilik düzeyinin ortaya konulması ve son olarak kent yöneticilerine ve plancılarına kentsel yaşam kalitesi ve kentsel hizmetler kapsamındaki araştırmalar için yol gösterici olmaya çalışmaktır.Bu çalışmada, belediyelerin sundukları hizmetler (çevre koruma, konut, sağlık, kültür, sosyal, güvenlik, ulaşım, spor ve rekreasyon) kentsel yaşam kalitesi göstergeleri olarak belirlenmiş ve bu göstergelerde nesnel veriler kullanılmıştır. Çalışmada kullanılan veriler, Türkiye İstatistik Kurumu ADNKS veri tabanı, Samsun Büyükşehir Belediyesi 2011 Faaliyet Raporu, Samsun Valiliğince yayınlanan 2010 İstatistiklerle Samsun kitapçığı ve Samsun Büyükşehir Belediyesi ve ilçe belediyelerinin ilgili birimleriyle yapılan görüşmeler ile elde edilmiştir. Ayrıca, çalışmada kentsel yaşam kalitesi düzeyini belirlemede karşılaştırma yapabilmek için Avrupa Birliği, Birleşmiş Milletler vb. uluslararası örgütlerin nesnel gösterge ve verilerinden yararlanılmıştır.
Bir siyasallaştırma amili olarak milli görüş hareketi
Siyasallaşma, insan hayatının ilk anından son anına kadar devam eden siyasal nitelikli bir öğrenme sürecidir. Hayatın belirli dönemlerinde hız ve yön açısından değişiklik gösteren bu süreç, birçok faktör tarafından şekillendirilmektedir. Siyasallaşmaya etki eden faktörler içerisinde siyasal hareketlerin siyasallaştırma hedefleri de önemli yer tutmaktadır. Türkiye'de 1969'dan itibaren varlık gösteren Milli Görüş Hareketi bu siyasal hareketlerden biridir. Milli Görüş Hareketi'nin siyasal yapısı ve sivil örgütlenme yapısı sayesinde, etkileşim kurduğu insanların siyasallaşma süreçlerinde etkili olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı, Milli Görüş Hareketi'nin siyasallaştırma yönünü ortaya çıkarmaktır. Bu kapsamda çalışmanın ilk üç bölümünde literatür taraması yapılarak ilgili kavramların gelişimi ortaya konmuştur. Çalışmanın dördüncü bölümünde araştırma yöntemi sunulmuştur. Son bölümde ise araştırmanın bulguları sunularak yorumlanmıştır. Araştırmanın sonuç bölümünde ise teorik bilgiler ile nicel bulgular birlikte değerlendirilerek Milli Görüş Hareketi'nin siyasallaştırma yönü değerlendirilmiştir.
Küreselleşme ekseninde bölgeselleşme eğilimleri: Türkiye, İran ve Rusya örneği
Küreselleşme son yüzyıla damgasını vuran, dünyanın küresel bir köy haline gelmesine neden olan dalgalardan biridir. Dünyanın tek bir pazar haline gelmesi ve rekabetçi piyasaların oluşması, bilgi ve iletişim teknolojisinin baş döndürücü bir hızla gelişmesi, sosyo-kültürel alanda kitle kültürlerinin oluşması, güç ve güvenlik kavramlarının değişmesi gibi birçok açıdan değişim ve dönüşümlerin yaşanması ile birlikte toplumsal hayatı etkileyen onlarca sorun da ortaya çıkmaya başlamıştır. Temelleri 16. yüzyılda atılan ulus devlet ise çığ gibi büyüyen sorunlar karşısında tek başına çözüm üretemez hale gelmiştir. Bu çaresizlik ve yetersizlik ulus devleti, kendisine coğrafi, sosyo-kültürel, ekonomik, tarihsel vb. açıdan yakın gördüğü diğer devletler ile işbirliğine sürüklemiştir. İlk olarak ekonomik, siyasi, enerji, sosyo-kültürel ve güvenlik açısından geliştirilen işbirliği zamanla ülkeler arasında bölgesel işbirliği, bölgesel bütünleşme ve bölgesel birlik oluşturma boyutuna kadar ulaşmaktadır. Bölgeselleşme içinde bulunan devletler küresel bir köy haline gelen dünyada ekonomik, siyasi, enerji ve askeri açıdan çok daha güçlü hale gelmiştir. Bu güç yalnızca kendi alanlarında değil; etki ve nüfuz alanlarında bulundurdukları tüm bölgelerde geçerli olmaktadır. Bu araştırmada küreselleşmenin ekseninde şekillenen bölgeselleşme eğilimlerini Türkiye, İran ve Rusya örneği ile ortaya koyarak, üç ülke arasındaki ekonomik, enerji, siyasi ve güvenlik alanındaki çok boyutlu işbirliğini gerektiren sebepleri tüm boyutlarıyla açıklamak ve bu çok boyutlu işbirliğinin zamanla bölgeselleşmeye dönüşebileceğine dair öngörüyü argümanlaştırmak ve geleceğe yönelik tahminlerde bulunmak amaçlanmaktadır. Bu kapsamda çalışma dört ana bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Araştırmanın birinci bölümünde çalışma hakkında ayrıntılı bilgiler verilmiş olup, ikinci bölümde küreselleşme ile ilgili açıklamalar yapılmıştır. Üçüncü bölümde ise küreselleşme ekseninde şekillenen bölgeselleşme hakkında detaylı bilgiler verilmiştir. Araştırmanın son bölümünde ise bölgeselleşeme eğilimleri Türkiye, Rusya ve İran örneğinde incelenmiştir. Birincil ve ikincil kaynaklar kullanılarak oluşturulan bu araştırmada küreselleşmenin getirdiği değişimlere ve sorunlara yönelik bölgeselleşmenin bir tamamlayıcı olarak ortaya çıktığı savunulmuştur. Araştırmanın sonunda Türkiye, Rusya ve İran arasındaki ilişkilerin de uluslararası alanda yaşanan sorunlarla paralel bir şekilde geliştiği ve 2000'li yıllardan günümüze kadar olan süreçte Türkiye, İran ve Rusya arasında çok boyutlu bir işbirliğinin oluştuğu görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Bölgeselleşme, Türkiye, İran, Rusya
Kurumsal risk yönetimi: Kalkınma ajansları örneğinde
Her kurum amaç ve hedeflerini gerçekleştirme yolunda gelecekte karşısına çıkabilecek çeşitli risklerle karşı karşıyadır. KRY'nin genel olarak amacı, kurumun gelecekte karşılaşabilecekleri olayları belirleyerek ve değerlendirerek bu olayların kurum amaçlarına ve hedeflerine katkı sağlayacak şekilde yönetilmesini sağlamaktadır. Bir olay gerçekleşmeden önce onu tahmin etmek ve ona karşı yapılacakları önceden belirlemek, bu olaydan doğabilecek olumsuz etkileri en aza indirmek, olumlu etkileri ve fırsatları ise azamileştirmek kurum yönetiminin bir başarısıdır. KRY, kurumların ve kurum yöneticilerinin bu başarıya ulaşmalarını sağlayacak önemli bir yönetim fonksiyonudur. Bu çerçevede kurumsal risk yönetimi, kural ve süreç odaklı bir yaklaşımdan sonuç odaklı bir yaklaşıma dönüşen yeni kamu yönetimi anlayışının hedeflediği başarılı yönetim yolunda yöneticiler için önemli bir araç konumundadır.Kalkınma ajansları kamu kesimi, özel kesim ve sivil toplum kuruluşları arasındaki işbirliğini geliştirmek, kaynakların yerinde ve etkin kullanımını sağlamak ve yerel potansiyeli harekete geçirmek yoluyla ulusal kalkınma planı ve programları doğrultusunda bölgesel gelişmeyi hızlandırmak amacıyla kurulmuştur. Ajansların kuruluş misyonlarını, vizyonlarını, amaç ve hedeflerini gerçekleştirerek bölgesel kalkınmayı sağlamaları Türkiye ekonomisi açısından önemli bir konudur. Bu nedenle ajansların amaç ve hedefleri üzerinde olumlu ve/veya olumsuz etkisi olabilecek olay ve durumların, yani risklerin, önceden belirlenerek yönetilmesi Ajansların başarı şansını artıracaktır. KRY, ajanslarda başarılı bir şekilde tasarlanarak uygulanırsa ajansların bölgesel kalkınma amaç ve hedeflerini gerçekleştirmede önemli bir yönetim aracı haline gelecektir. Bu nedenle KRY'nin ajanslarda etkin bir şekilde uygulanması ve ajans yönetimlerine yol gösterecek akademik çalışmalar yapılması önem taşımaktadır.Tezin dördüncü bölümünde COSO Kurumsal Risk Yönetimi modeli esas alınarak KRY'nin teorik yapısı bir kalkınma ajansında uygulanmıştır. Ancak ajans yönetimi, ajans isminin tezde yer almasına onay vermediği için ajansın ismi ?X Kalkınma Ajansı? olarak kodlanmıştır. Ajanstaki KRY tasarımı ve uygulaması ile KRY'nin özelde kalkınma ajanslarında genelde ise kamu kurumlarında yönetimin bir fonksiyonu olarak nasıl uygulanabileceği sınanmıştır. Ajansların ve kamu kurumlarının KRY'nin tasarlanmasında ve uygulanmasında karşılaşabilecekleri potansiyel sorunların belirlenmesi ve bu sorunların giderilmesine yönelik çözüm önerilerinin geliştirilmesi amaçlanmıştır.Anahtar Sözcükler1.Risk2.Risk Yönetimi3.Kurumsal Risk Yönetimi4.COSO KRY Modeli5.Kalkınma Ajansı
GAP bölgesinde çarpık kentleşme ve gecekondu sorunları (Diyarbakır, Gaziantep, Şanlıurfa örneği)
?GAP Bölgesinde Çarpık Kentleşme ve Gecekondu Sorunları, Diyarbakır, Gaziantep ve Şanlıurfa Örneği? adlı tez çalışma iki kısımdan oluşacak şekilde tasarlanmıştır. Çalışmanın birinci kısmını oluşturan ilk üç bölüm, daha önce yapılmış olan kuramsal bilgilere ve bölge ile ilgili istatistiki verilere dayalı olarak yapılmıştır. Çalışmanın ikinci kısmını oluşturan dördüncü bölüm bölgenin metropol kentleri olan Diyarbakır, Gaziantep ve Şanlıurfa kent merkezinde yapılan ampirik çalışmaya dayalı olarak yapılmıştır.Çalışmanın birinci bölümünde kuramsal düzeyde kentleşme ile ilgili temel kavramlar çerçevesinde kent kavramı, tarihsel süreçte ilk kentlerin ortaya çıkışı, kent kuramları, kent planlaması, tarihsel süreçte kentlerin özellikleri anlatılmıştır. Kentleşme kavramı, kentleşmenin tarihsel gelişimi, sanayi devriminden önce ve sanayi devriminden sonra kentleşme anlatıldıktan sonra, gelişmiş ülkelerde ve gelişmekte olan ülkelerde kentleşmenin gelişimi açıklanmıştır. Kentleşme ile ilgili bu genel açıklamalardan sonra çarpık kentleşme ve çarpık kentleşmenin nedenleri anlatılmıştır. Kentleşme ile ilgili bu temel bilgilerden sonra Türkiye'de kentleşme mevzuatı, kentleşmenin gelişimi, kentleşme nedenleri, kentleşme politikası ve kentleşmenin özellikleri anlatıldıktan sonra birinci bitirilmiştir.İkinci bölümde GAP Bölgesinde kentleşme ve çarpık kentleşmenin nedenleri anlatılmıştır. GAP bir bölge kalkınma planı olduğu için bölge kavramı, bölge planlaması ve bölge planlamasının kentleşmeyle ilişkisi kısaca belirtilmiştir. GAP Bölgesinde kentleşmenin gelişimi bakımından 1927'deki ilk nüfus sayımından 2010 ADNKS sonuçlarına kadar bölgede nüfus artış hızı, kentleşme oranı ve kentleşme hızı Türkiye ile karşılaştırmalı olarak açıklanmıştır. GAP Türkiye'nin en iddialı bölgesel kalkınma projelerinden birisi olduğu için bin yıllık rüyanın gerçekleşmesi olarak nitelendirilmektedir. 1990'lı yılların başından itibaren GAP'ın uygulanma başlamasıyla bölgede kentlerin nüfusu, sayısı ve kentleşme oranı yükselmiştir. GAP Bölgesinde kentleşmenin gelişimini detaylı olarak ortaya koyabilmek için 1990-2010 tarihleri arasında bölgede bulunan 80 kentte tek tek nüfus artış hızı, kentleşme oranı ve kentleşme hızı Türkiye ile karşılaştırmalı olarak anlatılmıştır. GAP Bölgesinde kent büyüklüğüne göre ve kent sayısındaki gelişmeye göre kentleşme anlatıldıktan sonra bölgeye has kentleşme nedenleri belirtilmiştir. Bu bölüm GAP Bölgesinde çarpık kentleşme ve çarpık kentleşmenin nedenleri anlatıldıktan sonra bitirilmiştir.Çalışmanın üçüncü bölümünde GAP Bölgesinde gecekondulaşma ve gecekondulaşmanın nedenleri anlatılmıştır. Gecekondu bir barınak türü olduğundan öncelikle konut ve gecekondu kavramları hakkında açıklama yapılmıştır. Türkiye'de gecekonduların ortaya çıkışı ve nedenleri anlatıldıktan sonra Cumhuriyet tarihi boyunca gecekonduların kronolojik gelişimi ve özellikleri belirtilmiştir. Gecekonduları önleme çabaları belirtildikten sonra gecekondu politikaları hakkında bilgi verilmiştir. GAP Bölgesinde barınma koşulları, konut ve gecekondu konuları hakkında açıklama yapıldıktan sonra, bölgede gecekondulaşmanın nedenleri anlatılarak üçüncü bölüm bitirilmiştir.Çalışmanın dördüncü ve son bölümünde GAP Bölgesinin metropol kentleri olan Diyarbakır, Gaziantep ve Şanlıurfa kent merkezinde yapılan ampirik çalışma anlatılmıştır. Çarpık kentleşme, alt ve üstyapıyı kapsayan fiziki yapılaşmadaki düzensizlik ve kentsel yapı standartlarına aykırı yapılaşma ile toplumun ekonomik ve sosyal yapısında kentler özgü değişimin olmaması olarak görüldüğünden anket soruları bu konuları kapsayacak şekilde hazırlandığından biraz fazla olmuştur. Ancak kentleşmenin ilişkili olduğu konular göz önünde bulundurulduğunda anket sorularının hacminin normal olduğu görülmektedir. Anket uygulamasıyla kentleşmenin mevcut durumunu ve plansız, düzensiz, kaçak yapılaşma kısaca çarpık kentleşme ve gecekondulaşmanın nedenleri tespit etmek istenmiştir. GAP Bölgesinde çarpık kentleşme ve gecekondulaşmadan doğan sorunlar anlatıldıktan sonra çalışma sonuç kısmı ile bitirilmiştir.
İş yaşamında mobbing; Fırat Üniversitesi akademik ve idari çalışanlarına yönelik bir alan araştırması
Psikolojik olarak taciz, şiddet ya da rahatsız etme anlamına gelen mobbing kavramını, özellikle işyerlerinde gerçekleşen ve çoğunlukla belirli bir süre sistematik biçimde devam eden, yıldırma, pasifize etme veya işten uzaklaştırmayı amaçlayan; mağdur ya da mağdurların kişilik değerlerine, mesleki durumlarına, sosyal ilişkilerine veya sağlıklarına zarar veren; kötü niyetli, kasıtlı, olumsuz tutum ve davranışlar bütünü olarak ifade etmek mümkündür. Bu tanım ışığında bu araştırmada mobbing kavramının kuramsal çerçevesi incelenmiştir. Araştırmanın ikinci bölümünde ise Mobbing ölçeği geliştirilerek bu ölçeğin psikometrik özellikleri incelenmiştir. Mobbing ölçeğinin geliştirilmesi aşamasında açımlayıcı faktör analizi yapılmıştır. Açımlayıcı faktör analizi sonucunda 22 maddeden oluşan ölçeğin üç faktörlü yapısının uygun olduğu, bu üç faktörlü yapının toplam varyansın %56,790'ını açıkladığı tespit edilmiştir. Ölçeği oluşturan madde yüklerinin ise ,519 ile ,829 arasında değiştiği görülmüştür.
Çağdaş siyaset felsefesinde agonistik politika
Çağdaş agonistik politika, iktidar ve çatışmanın insanlar arası (siyasal) ilişkilerdeki kurucu ve düzenleyici niteliğinden hareket eden -yani agonu esas alan- ve bu iktidar ve çatışma gerçeğine rağmen demokratik bir birlikte yaşam imkânının mevcudiyeti üzerinde ısrarla duran geç modern bir siyasal düşünce hareketidir. Demokrasiye yönelik ısrarlı vurgusuyla bu düşünce hareketi, evrensel ile tikel, kimlik ile farklılık, birlik ile çokluk ve giderek akıl ile özgürlük arasında yeni veya yeniden içeriklendirilmiş gerilimli bir dengenin kurulabileceği umudunu yeşerterek modern demokratik/siyasal meşruiyet krizine etkili bir çözüm önerisi getirmiştir.Geniş kapsamlı bir literatür taraması niteliği taşıyan bu çalışmada çağdaş agonistik politika üç bölüm halinde incelenmektedir. Agonistik politikanın belli başlı tanım, anlam ve bileşenleri ile temel düşünsel mirasının ele alındığı ilk bölümde, çağdaş agonistik politikaya yön veren düşünsel ve tarihsel mirasın aydınlatılmasına çalışılmıştır.Çalışmamızın ikinci bölümünde, çağdaş agonistik politikanın demokrasi ile ilişkisi ayrıntılı bir şekilde ele alınmaktadır. Çağdaş agonistik politika, asıl olarak demokratik toplumsal/siyasal bir düzenin inşa edilmesini amaçlayan siyasal/felsefi bir kuramdır. Öyle ki, liberal değerlere sadakat çerçevesinde geliştirilen demokrasiyi derinleştirme hedefi agonistik politikanın en can alıcı yönünü oluşturur.Çalışmamızın üçüncü ve son bölümü, çağdaş agonistik politikanın kapsamlı bir eleştirisine ayrılmıştır. Bu bölümde çağdaş agonistik politikaya yönelik eleştiriler, toplam beş tematik sorun etrafında ele alınarak tartışmaya açılmıştır. Agonistik bir siyasal düzen ya da demokrasi modelinin önündeki en önemli açmazlarından birini, agon'un şiddetten nasıl ayırt edilebileceği sorunu oluşturur. Agonistik politikayı açmaza sürükleyen ikinci bir sorun, agonistik bir siyasal düzenin ne tür bir akıl ya da uyum temelinde inşa edileceğiyle ilgilidir. Agonistik politikayı eleştiriye hedef haline getiren üçüncü bir sorun, agonistik kimliğin ?öteki?sinin kim ya da kimler olduğunun belirlenmesiyle ilgilidir. Agonistik politikanın felsefi niteliği daha ağır basan dördüncü bir sorunu, tarihsellik meselesiyle ilişkilidir. Agonistik politikayla ilgili beşinci ve son bir sorun ise, hınç ve karar verilemezlik kavramlarıyla ilgilidir. Hınç ve karar verilemezlik kavramları, agonistik felsefenin çok önemli iki düğüm noktasını (deyim yerindeyse ?kapitone noktası?nı) oluşturur.
Kamu yönetiminde etik değerlerden sapma: Bir kamu örgütü üzerine alan araştırması
ÇALIK, Kadir. Kamu Yönetiminde Etik Değerlerden Sapma: Bir Kamu Örgütü Üzerine Alan Araştırması, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2012.Türk Gümrük İdaresinin örnek alınarak incelendiği ?kamu yönetiminde etik değerlerden sapma? konulu bu çalışma, öncelikle kamu yönetiminde etik dışı davranışlarla ilgili teorik bir çerçeve çizip, peşinden Gümrük İdaresinde uygulanan alan araştırmasının sonuçlarını değerlendirmektedir.En basit tanımıyla etik, toplumsal ilişkilerde iyi-kötü, doğru-yanlış olarak adlandırdığımız değer yargılarını inceleyen bir disiplindir. Kamu yönetimi etiği ise, kamu görevlilerinin görev alanları ile ilgili her türlü eylemi, yasa ve bireysel ahlaki değerleri bir potada eriterek yapması şeklinde tanımlanabilir. Bugün geldiğimiz noktada kamu yönetiminde etik dışı davranışlar ve etik değerler fazla önem ve içerik arz eden bir yapıya sahiptir. Özellikle ülkemizde gündemden düşmeyen yolsuzluk olayları ve kamu hizmetlerinden memnuniyetsizlik, toplumun büyük kesiminde etik değerleri ve etik ihtiyacını ana gündem maddesi haline getirmiştir.Psikolojik bir bozukluk olarak ifade edilen etik dışı davranışlar, kişinin ahlak ve gelir düzeyi, Weberyan bürokrasi modelinin açmazları ve geleneksel toplum yapılarından beslenerek, ülkelerin gelişme süreçleri önünde bir engel teşkil etmektedir.Kamuda iyi bir yönetim anlayışını tesis etmek ve toplumsal maliyetleri yüksek olan etik dışı davranış modellerini ortadan kaldırmak için etiksel bir altyapı oluşturmak gerekmektedir. Kamu yönetiminde etik altyapı, kamu gücünün etik dışı kullanılmasına set çeken düzenlemeler, mekanizmalar ve süreçler bütününü ifade eder. Bu yapıyı oluşturmak; siyasi liderlerin kararlılığı, etkili bir yasal alt yapı, etkili hesap verebilirlik mekanizmaları, değerleri ve standartları ifade eden davranış kuralları, eğitim gibi mesleki sosyalleştirme mekanizmaları, kamuda uygun çalışma koşulları, etik konularda eşgüdüm sağlayan merkezi bir yönetim kurulu veya özel bir etik kurumu varlığı, kamuoyunun katılımı ve denetimi ile mümkündür.Etiğin artan önemi ile birlikte Türkiye'de de etik altyapıya yönelik birçok yasal düzenlemeler ve idari mekanizmalar oluşturulmuştur. Bu girişimlere rağmen Türk kamu yönetiminde yolsuzluk ve etik dışı davranışlar yaygın bir şekilde varlığını sürdürmektedir. Etik değer ve kuralların kamu personelince benimsenmediği ve idare içerisinde kurumsallaştırılmadığı sürece hiçbir etik dışı davranışın engellenemeyeceği bir gerçektir. Bu açıdan asıl çıkış noktası etik konusunda toplumsal ve bireysel bilincin ve girişimlerin oluşturulmasıdır. Yani Türk kamu yönetiminin kural temelli etik sistemi, dürüstlüğe dayanan sistemin teşvik edici, rehberlik edici ve eğitici özellikleriyle birleştirilmelidir. Ancak bu şekilde kamu yönetiminde etik en etkili şekilde hayata geçirilir ve yasal çerçeve ve mekanizmalar bu sayede daha anlamlı hale gelir.Etik konusu, Türk Gümrük İdaresi için diğer kamu kurum ve kuruluşlardan çok daha büyük önem taşımaktadır. Ticaret erbaplarının bir an evvel gümrük işlemlerini bitirme talepleri ve gümrük memurlarının yetki ve sorumlulukları birlikte göz önünde bulundurulduğunda etik dışı faaliyetler için oldukça elverişli bir ortam doğmaktadır.Gümrük idarelerinde etik dışı davranışların önlenmesi için genel geçer tek bir çözüm formülü sunmak elbette imkânsızdır. Ancak yapılması gereken gümrük idarelerinde kapsamlı bir etik yönetim anlayışı getirerek bunun etkili olarak uygulanması için ideal araçları, mekanizmaları ve süreçleri kullanmaktır. Bu yapı da açık, anlaşılır ve basit gümrük politikaları ile profesyonel bir yönetim anlayışı ile hizmet veren gümrük idarelerinin birleşimiyle oluşmaktadır.Anahtar Sözcükler1-Etik2-Kamu yönetimi3-Etik ilkeler4-Etik dışı davranışlar5-Etik altyapı
Sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde Türkiye'nin enerji politikaları ve nükleer gereklilik
Bu çalışmanın amacı; enerji kaynaklarının karşılaştırılarak sürdürülebilirlik açısından en verimli enerji kaynağının hangisi olduğunu tespit etmek ve sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde Türkiye'nin enerji politikalarının nasıl şekillenmesi gerektiğini belirtmektir.Bu kapsamda öncelikle sürdürülebilir kalkınma literatüründe yer alan temel kavramlara yer verilmiş; daha sonra sürdürülebilir kalkınma çerçevesinde en verimli enerji kaynaklarından biri olan nükleer enerjinin, Türkiye'nin enerji politikalarında olması gereken yeri üzerinde durulmuştur.Çalışmada; genel olarak yerli ve yabancı literatür kullanılıp, veriler kaynak taraması yoluyla elde edilerek betimsel bir yaklaşımla ifade edilmiş, ayrıca grafik ve tablolar kullanılarak anlatım desteklenmiştir.Anahtar Sözcükler:1)Çevre2)Enerji3)Nükleer Enerji4)Sürdürülebilir Kalkınma5)Yenilenebilir Enerji
Kamu kurumlarında süreç yönetimi: Bir banka örneğinde süreç esaslı denetim
Bu çalışmada, süreç yönetimi ve aşamaları incelenerek, süreç yönetimi ve süreç esaslı denetimin kamu kurumlarında uygulanabileceğinin bir uygulama örneği aracılığıyla ortaya koymaya çalışılmıştır. Bu kapsamda, süreç yönetimi ve süreç esaslı denetim yaklaşımının Bir banka örneğine yer verilerek literatürüne katkıda bulunmak hedeflenmiştir. Kamu kesiminde iş süreçlerinin artması ve karmaşık hale gelmesi nedeniyle süreç esaslı denetimi zorunlu hale getirmiştir. COSO ve COBİT vb. uluslararası denetim modelleri süreç esaslı denetimi öngörmektedir. Ülkemizde süreç yönetimi ve süreç esaslı denetimde yaşanan gelişmelerin bankacılık sektörünce yakından takip edildiği fakat kamu kesiminde henüz yeterli gelişimi göstermediği tespit edilmiştir.Anahtar Sözcükler:1.Süreç2.Süreç Yönetimi3.İş Süreçleri Yönetimi4.Denetim5.Süreç Denetimi
Yeniden yapılandırma çalışmaları kapsamında Türkiye'de yerel yönetimlerde etkinlik arayışları
Kamu yönetiminin yeniden yapılandırılması tartısmalarında yerelyönetimler; kamu hizmetlerinin etkin, verimli, kaliteli bir biçimde halkınbeklentilerine uygun sekilde sunulmasında ve halka en yakın birimler olarakgiderek öne çıkmıstır. Dünyada yasanan küresellesme, yerellesme veözerklesme gibi yönetisim odaklı eğilimlere paralel olarak yerel yönetimleralanında 2004 ve 2005 yıllarında çıkarılan 5216 sayılı Büyüksehir BelediyeKanunu, 5393 sayılı Belediye Kanunu ve 5302 sayılı İl Özel İdaresi Kanunuve ilgili diğer düzenlemelerle önemli yenilikler getirilmistir.Bu çalısmada 2002 sonrası dönemde özellikle 2004 ve 2005 yıllarındayerel yönetimler alanında yapılan söz konusu yeni hukuki düzenlemelerinyerel hizmetlerin etkinliğini artırmak açısından ne gibi yenilikler getirdiği vegetirilen yeniliklerin yerel hizmetlerin etkinliğini sağlamak bakımından yeterliolup olmadığı incelenmektedir. Bu amaçla birinci bölümde yerinden yönetimve yerel yönetimlerle ilgili kavramsal çerçeve açıklanmıs, ikinci bölümdebüyüksehir belediyeleri, belediyeler ve il özel idarelerindeki yenidenyapılandırma çalısmaları teskilat yapısı, görev ve yetkiler ile hizmet alanı vebüyüklüğü açısından ele alınmıs, üçüncü ve son bölümde ise il özel idareleri,büyüksehir belediyeleri ve belediyeler bakımından yerel hizmetlerin etkinliğisorunu değerlendirilmistir.Söz konusu hukuki düzenlemelerle birlikte yerel yönetimlerinörgütlenme yapısında, ekonomik ve sosyal islevlerinde, hizmet sunumyöntemlerinde, katılımcı mekanizmalarda, mali yapısında, denetim veözerkliğinde, sorumluluk ve hesap verebilirlik anlayısında değisimler ortayaçıkmıstır. Bu çalısma bu değisim ve dönüsüm sürecinin özellikle etkinlik215anlamında yerel yönetimlerde nasıl gerçeklestiğini ortaya koymayıamaçlamıstır.Bu çalısmada yerel yönetim hizmetlerinde etkinlik sağlamak amacıylagetirilen yeni düzenlemelerin (özellikle yerel yönetimlerin nüfus ve mesafeaçısından kurulus ölçütleri ve performans göstergelerinin belirlenmesi iledüsük performans yaptırımı bakımından) yeterli bilimsel arastırma veçalısmaya dayanmadığı ve personel ile teknik ve mali kapasite açısındanhala çesitli sorunlar yasayan yerel yönetimler tarafından henüz yeterince veolması gerektiği gibi hayata geçirilemediği sonucuna varılmıstır.Anahtar Sözcükler:1) Yerel Yönetimler2) Yeni Kamu Yönetimi3) Yeniden Yapılanma4) Etkinlik5)Optimum Alan
Türk idari yargı düzeninde adil yargılanma hakkı
AYDIN Bihter. Türk İdari Yargı Düzeninde Âdil Yargılanma Hakkı, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2012Âdil yargılanma hakkı bir çok uluslararası sözleşme ve ulusal anayasalarda güvence altına alınmış temel bir insan hakkıdır. Hukuk devletinin temel unsurlarından olan ve demokratik toplumda çok önemli bir rol oynayan âdil yargılanma hakkı hukuk, ceza ve idare hukuku alanındaki davalarda, yargılamaya ilişkin kuralları belirlemektedir.Âdil yargılanma hakkının tüm unsurlarıyla birlikte etkin olarak korunmasını Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi mümkün kılmıştır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6. maddesinde düzenlenen bu hak, Sözleşmede yer alan diğer hakların korunabilmesi için de kilit bir rol oynamaktadır.Âdil yargılanma hakkını konu edinen akademik çalışmalarda genellikle bu hakkın ve unsurlarının ceza yargılaması ilgili olarak ele alındığı, ancak bu hakkın idarî yargıya yönelik olarak irdelenmediği görülmüştür. Tezin bu anlamda katkısı olacağı ümit edilmektedir.Tez üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde âdil yargılanma hakkı kavramından ve uluslararası belgeler ile Kanun-ı Esasi'den 1982 Anayasasına kadar Türk Anayasalarında âdil yargılanma hakkının nasıl düzenlendiğinden bahsedilecektir. İkinci bölümde Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında hakkın koruma alanı ele alınacaktır. Son olarak üçüncü bölümde ise âdil yargılanma hakkının unsurları idarî yargıya bakan yönüyle incelenecektir.Anahtar Sözcükler:1- Adil Yargılanma Hakkı2- Hukuk Devleti3- İdari Yargı4- Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi5- Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi