
79
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
Mitolojik, arkeolojik ve tarihsel verilerden hareketle Frigya medeniyeti müziğine yüklenen anlamlar ve Antik Yunan müziği ile olan etkileşimi
Batı sanat müziği geleneğinin oluşması ile ilgili yazılı kültür çalışmaları Antik Yunan'da M.Ö.4.yy'a kadar uzanmakta olup çalışmaların büyük bir kısmı Aristoxenus'un Elements of Harmonics kitabına ve öğrencilerinin çalışmalarına dayanmaktadır (Landels, 1999, s. 86-87). Arkeolojik verilerden ve sözlü kültür aktarımından hareketle daha öncesinden günümüze kadar kalan sınırlı sayıda müzik çalışması bulunmaktadır. Özellikle Delfik ilahiler ve Seikilos Kitabesi; Euripides'in Bakkhalar Tragedyası, Homeros'un İlyada ve Odysseia'sı, yine Homeros'un övgü amaçlı yazılmış şiirleri, Şair Ovidius'un şiirleri , Platon, Aristoteles ve Sokrates'in yorumları gibi döneme ait yazılı-sözlü kaynaklar Yunan mitolojisine, dönemin etnik topluluklarına ve dönemin müzik anlayışına büyük oranda ışık tutmaktadır. Örneğin günümüze ulaşmış en eski tam müzik parçası sayılan Seikilos kitabesinin Frigyen (Landels, 1999, s. 253), antik müziğin en önemli parçalarından ikinci Delfik ilahinin ise Lidyen ve Hypolidyen modlarında yazıldığı bilinir (Landels, 1999, s. 236-239). Yine Bakkhalar tragedyasında özellikle şarap tanrısı Dionysos'un Küçük Asya'daki Frigya'dan Yunan şehri Thebai'ye müzikli/danslı ritüelini getirdiği ve bu geleneğin bir şenlik halinde Yunanistan'da icra edildiği belirtilmektedir (Dilmen, 2001, s. 29). Bu gibi örneklerden anlaşılacağı üzere özellikle Frigya uygarlığındaki müzik stili, Antik Yunan medeniyeti müziğine mitolojik ve teorik anlamda dolaylı yoldan etki etmiştir. Bu etki kimi zaman modlara veya o bölgenin müzikal stillerine dönemin Platon, Sokrates ve Aristoteles gibi düşünürleri tarafından yüklenen anlamlar yoluyla, kimi zaman da çalgılar yoluyla olmuştur (Barker, 1989, s. 14). Antik Yunan müziği ile ilgili ilk teorik bulgular Aristoxenus ve öğrencilerinin çalışmalarına dayanmakta olup onun öncesine ulaşmak için ise Platon ve Aristoteles'in yorumları incelenebilir. Çünkü Platon ideal devletinde, Aristoteles de kendi "Erdemli insan olma" anlayışında müziğe değinmiş olup düşüncelerinde Antik Yunan etnik gruplarından ve bu bölgelerin müzik stillerinden, çalgılarından bahsetmişlerdir. Kısa bir örnek vermek gerekirse Platon'un ideal devletinde Lidyen modu kabul görmez. Çünkü bu mod diğer modlara nazaran daha pes bir ses aralığına sahiptir ve dolayısıyla gevşeme, rahatlama ile özdeşleşeceği için gençleri bu yöne sevk etmemelidir (Aristoteles, 2011) (Platon, Devlet. Çev.:Sabahattin Eyüboğlu-M.Ali Cimcoz, 2020). Aynı zamanda şarap tanrısı Dionysos'un ikinci kez dünyaya gelişinde Lidya'ya varması ve tanrının sarhoşluk, gevşeme ve eşcinsellik gibi atribülerinin olması Lidyen modunun kabul görmemesinin mitolojik sebepleri arasında gösterilebilir. Doryen ve Frigyen modu ise her koşulda iyi kabul edilerek asaletli savaşçıları cesaretlendirmek için kullanılabilir. Frigyen moduna Doryenden farklı bir anlam daha yüklenerek tanrılara yalvarma amacında kullanılabileceği belirtilmiştir (Platon, Devlet. Çev.:Sabahattin Eyüboğlu-M.Ali Cimcoz, 2020). Frigyen modunun veya Frigya stili müziğin, ana tanrıça Kibele'ye ait müzikli/danslı ritüellerin Dionysos ve Marsyas yoluyla Antik Yunan'a aktarılması durumu Platon'un düşüncesine mitolojik bir sebep olarak gösterilebilir (Landels, 1999). Aristoteles de Platon'la hemen hemen aynı görüşte olup Frigyen modunun ilham verme anlamında daha uygun olduğunu belirtmektedir (Salyers, 2003). Çalgısal olarak da örnek vermek gerekirse: Platon'un ideal devletinde Frig kökenli aulos çalgısı çok sesli ve birden fazla modu akort değişmeden çalabilen bir yapıda olduğu için kabul görmez. Ancak lir/kithara çalgıları her mod için ayrı ayrı akort edilmesi nedeniyle daha sade gözükür ve müzik eğitiminde karmaşıklığa yol açmadığı için kabul görür. Ancak tarihin ilk müzik yarışması olan Apollon-Marsyas mitinden de etkilenildiği elde edilen kaynaklardan anlaşılmaktadır (Platon, Devlet. Çev.:Sabahattin Eyüboğlu-M.Ali Cimcoz, 2020): Lir, kurnazlığın, haberleşmenin ve ticaretin tanrısı Hermes'in icadıdır ve liri müziğin tanrısı Apollon'a vererek bu çalgının onunla özdeşleşmesini sağlamıştır (Boardman, 2013). Dolayısıyla hem Delos ve Delfi'deki tapınakları hem de kithara/lir çalışı nedeniyle Apollon, Yunan geleneklerinde ait olarak kabul görmüştür. Marsyas da Frigyalıdır ve aulos çalmakta olup çalgının Frigya stili müzik ile özdeşleşmesini sağlamıştır (Landels, 1999, s. 157-158). Görüleceği üzere halkın yaşayışına yön veren dini inanış mitlere dayanmaktadır ve Yunan mitolojisinde müzik, tanrıların onuruna yapılan törenlerde en etkili yollardan biridir (Friedell, 1999, s. 121-123). Dini ritüel alaylarda yapılan cümbüş, dans ve trans halleri her zaman tanrının onurunadır. Bu gelenek özellikle Küçük Asya kültüründen Antik Yunan'a etki ederek iki medeniyet arasındaki kültür etkileşiminin temel taşlarından biri olmuştur (Seyrek, 2020). Bu kültür geçişinin örnekleri genel anlamda Kibele, Dionysos, Apollon ve Marsyas mitolojik öğeleri etrafında toplanmaktadır. Ayrıca kültür geçişi sırasında yaşanan süreklilik ve ayrılıklar da özellikle Frigyalı ana tanrıça Kibele'nin Roma'ya geçişinden sonra Rhea ve Meter adı altında yeniden tasvir edilmesinde ön plana çıkmaktadır (Roller, 2004).
Müzik terapide Bilişsel-Davranışçı, Orff ve Nordoff & Robbins yaklaşımları ile bu yaklaşımları konu alan araştırmaların incelenmesi
Müzik terapi; onaylanmış bir müzik terapi programında eğitim almış ve alanında uzman kişiler tarafından, danışan(lar)ın ihtiyaçları ve yeterlikleri doğrultusunda belirlenen hedeflerin gerçekleştirilmesi amacıyla, müziğin sistematik şekilde kullanılmasıdır. Müzik terapi ile ilgili Dünya literatüründe birçok uygulama ve araştırma yapılmasına rağmen Türkiye'de bu alan yeni yapılanmaktadır. Bu araştırmanın, müzik terapi alanının ülkemizdeki şekillenmesine katkıda bulunacağı varsayılmaktadır. Bu araştırmada Bilişsel-Davranışçı, Orff ve Nordoff & Robbins yaklaşımları ile bu yaklaşımları konu alan araştırmaların incelenmesi amaçlanmıştır. Bu araştırma, nitel yaklaşımla yürütülen betimsel bir çalışmadır. Araştırmanın veri grubunu bahsedilen yaklaşımlar ile bu yaklaşımları konu alan araştırma makaleleri oluşturmaktadır. Veri grubu; doküman analizi yöntemiyle incelenmiş olup, birinci alt problemlere yönelik tarama yapılmış ve ikinci alt problemlere yönelik ise makalelerin içerikleri analizleri yapılmıştır. Buna göre makalelerin; (a) künye bilgileri, (b) çalışma ekipleri, (c) danışanları, (d) konuları, (e) uygulamalarının yürütüldüğü ortam özellikleri ve düzenlemeleri, (f) uygulamalarında kullanılan çalgılar ve araç-gereçler, (g) uygulamalarında kullanılan teknikler ve uygulamalar, (h) araştırma modelleri, (i) veri toplama araçları, (j) veri analizleri ve (k) sonuçlarına ilişkin bilgiler sunulmuştur. Bu doğrultuda; künye bilgiler açısından makalelerin en çok, "Music Therapy Perspectives, Journal of Music Therapy, The Arts in Psychotherapy" dergilerinde yayımlandığı saptanmıştır. Çalışma ekipleri açısından, yaklaşımların bağlı oldukları disiplinlerden etkilendikleri belirlenmiştir. Danışanlar açısından; Bilişsel-Davranışçı Müzik Terapi'nin, Orff Müzik Terapi ve Nordoff & Robbins Müzik Terapi'ye göre daha geniş bir kitleye hitap ettiği anlaşılırken, konular açısından Bilişsel-Davranışçı Müzik Terapi'de kaygı (anksiyete) bozuklukları, Orff Müzik Terapi ve Nordoff & Robbins Müzik Terapi'de nörolojik durumlar ve bozuklukların daha çok incelendiği belirlenmiştir. Uygulamaların yürütüldüğü ortamlar açısından danışanların ihtiyaçları doğrultusunda bir düzenleme yapıldığına yönelik bir eğilim olduğu tespit edilmiştir. Araç-gereçler açısından, yaklaşımların uygulayıcılarının tercih ettiği veya yaklaşıma ait bir çalgı topluluğu varsa onun tercih edildiği belirlenmiştir. En çok dinleme, söyleme, çalma ve doğaçlama/yaratıcılık teknik ve uygulamaları kullanılırken; araştırma modelleri, veri toplama araçları ve veri analizleri açısından Bilişsel-Davranışçı Müzik Terapi ve Orff Müzik Terapi'de daha çok nicel yöntemler, Nordoff & Robbins Müzik Terapi'de nitel yöntemlerin tercih edildiği saptanmıştır. Makalelerin sonuçlarına ilişkin bulgularda ise müzik terapinin kimi araştırmalarda anlamlı bir fark yaratmasa da çoğu uygulamada olumlu etkisinin olduğu sonucuyla karşılaşılmıştır.
"World Jazz" imgesi çerçevesinde Türkiye'den yerel ürün olarak tanımlanası makamsal öğelerin caz üretimlerinde pazarlama ve promosyon yolunda araçsallaştırılması
Küresel çerçevede yoğun bir hakimiyet kurmuş olan Kapitalizm, sanayileşmeyle evrilmiş ve endüstri haline gelmiş kültürel alanlara sızdığı zamandan bu yana, kültür endüstrisi adı altında anılabilecek tüm mecraları kendi sistemine entegre olmaya zorunlu kılmıştır. Kapitalizmin de müzik üzerinde en az 1878'de yapılan ilk ses kaydından bu yana müziği amplifikasyona uğratan ve biçimlendiren teknoloji kadar geniş bir etkiye sahip olduğu, bu etkinin de müziği şekillendirdiği ve müzik endüstrisini var ettiği görülmektedir. Müzik endüstrisini sarmalayan—sahne, dekor, kostüm, görsel temalar ve tabii ki müzik ile içerdiği duysal malzemeler/temalar gibi—başat var oluşsal dinamikler, kâr amacı güden kuruluşlarda olduğu gibi organizasyon yönetimi, finans, muhasebe, pazarlama birimleri/işletme organları liderliğinde değişkenlik göstermektedir. "Batı" merkezli toplumlara veya kültürlere göre "öteki" olarak görülen, kimi zaman da ait olduğu toplum tarafından bile dinlenmeye tenezzül edilmeyen yerel müzik adeta bir "meta" hatta bir "Oryantalizm fetişi" nesnesi haline getirilerek hem yerli hem de global platformlarda, gerek melez ürünler olarak gerekse yeniden üretimler yordamıyla sunulmaktadır. Bu sunumlarla kâr amacı güden kuruluşların izlediği pazar stratejileri örnek alınmakta ve gerek duysal gerekse görsel tasarımlar veya aracılar yoluyla dinler ve izler kitlenin—canlı performanslarda katılımcıların—sayıca arttırılması amaçlanmaktadır. Dahası, pazarda ayakta kalma yöntemleri uygulanırken derin bir sosyal/psikolojik gözlem ve analiz üzerinden planlanmakta; bu sebeple duysal öğelerin görsel ve sembolik öğelerle de desteklenmesi; hatta görsel öğelerin yer yer müziğin önüne geçerek rol çalması söz konusu olmaktadır. Bu çalışma dahilinde müzisyenlerin/toplulukların birer kâr amacı güden kuruluş zihniyetiyle hareket ettiklerinde kullandıkları yerel öğeler örneklerle ortaya konulacak; duysal öğelerin yanı sıra aracı olarak seçilen imgelerin ortaya konulma sebepleri/alt metinleri açıklanacaktır. Kullanılan öğeler, pazarlama stratejileri bağlamında konumlandırılacaktır; ele alınan bu unsurların kimi zaman birden fazla stratejide yer buldukları görülebilecektir. Duysal ve performatif unsurların "World Jazz" metası olması sebebiyle "meta olarak müzik" kavramına kısaca felsefi; felsefi kısma kıyasla daha uzunca müzik pazarı açılarından değinilecek; müzik endüstrisinde yer alan ürünlerin, "uygun-öteki" ve "Oryantalizm" aracılığıyla ötekileştirilmiş cazip unsurlar olarak nasıl yer buldukları da çalışmanın içerisinde, günümüze yakın/güncel örneklerle desteklenecektir. Çalışmanın amacı, müzik endüstrisinde ve "World jazz/ethno jazz" içerisinde konumlandırılmış müziklerin sosyal bağlamda birer cazip ürüne denk geldiğini; bu ürünlerin yerel veya melez ürün olmalarına rağmen caz olarak sunulduğunu; ulaşılması planlanan hedef kitlelerin hangi stratejilerle manipüle edildiklerini ve bu stratejilerden nasıl etkilediklerini sormak; bu sorular ışığında pazarlama, müzik teorisi, müzikoloji bağlamlarında elde edilen sonuçları ortaya koymaktır.
Müzikolojinin 19. ve 20. yüzyıllardaki başat ideolojik/düşünsel kaynakları ve günümüzdeki alanyazına izdüşümleri: Milliyetçilik, Sosyal Demokrasi, Sosyalizm, Anarşizm, Faşizm, Liberalizm, Feminizm ve Muhafazakârlık
Bu tez çalışmasının temel amacı 19. ve 20. yüzyılların başat siyasal ideolojileri olan Milliyetçilik, Sosyal Demokrasi, Sosyalizm, Anarşizm, Faşizm, Liberalizm, Feminizm ve Muhafazakârlık üzerinden müzik tarihi yazınındaki ideolojik yönelimleri açığa çıkartmak ve müzikoloji alanında ideolojilerin izdüşümlerine yönelik bir içgörü oluşmasını sağlamaktır. Müzik tarihi yazınında uzun yıllar müziğin toplumsal değerlerle ve siyasetle ilişkilerinin ikinci planda tutulduğu görülmektedir. Her ne kadar son elli yılda siyaset, ideoloji ve müzik ilişkisine dair çalışmalarda bir artış gözlemlenmiş olsa da, müzikologların alanyazında gerçekleştirdikleri çalışmaların değerlerden ve ideolojiden bağımsız olduğu fikri hâlâ yaygın bir kanon olarak karşımızda durmaktadır. Bu çalışma, siyasal ideolojilerin ve ideolojik değer yargılarının alanda sanıldığının aksine çok daha yaygın bir biçimde varlık gösterdiğini öne sürmektedir. Çalışmada bu olguların alanyazındaki izdüşümlerini göstermek adına 19. ve 20. yüzyılın başat siyasal ideolojilerinin yaygın kavram, söylem ve yaklaşımları belirlenmiş; bu bağlam esas alınarak ideolojilerin müzik tarihi yazınındaki izdüşümleri analiz edilmiştir. Analiz sırasında siyasal ideolojilerin tarihsel süreç içerisindeki dönüşümleri de hesaba katılmış; tek başına kavram odaklı bir yaklaşım izlemekten kaçınılmıştır. Araştırmanın sonucunda siyasal ideolojilerin alanyazında kendilerini örtük ya da aleni bir biçimde yaygın olarak gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Aynı zamanda müzik tarihi alanında gerçekleştirilen ideoloji çalışmalarının bütünlüklü, sistematik bir bilimsel çerçeveye ihtiyaç duyduğu gözlemlenmiştir. Bu nedenle teorik ve kavramsal bir yaklaşımla gerçekleştirilen bu çalışmanın, diğer başlıca yöntemleri içeren çalışmalarla desteklenmesi gerektiği düşünülmektedir.
Batı Afrika toplumlarındaki Griot kültürüne sosyo-politik perspektifte bir bakış
Afrika'nın yüzyıllardır maruz kaldığı kolonyal politikalar ve bu politikaların neden olduğu ekonomik ve toplumsal olgular Afrika sanatını, özelinde müziğini ve müzik eşlikli/müzikle bütünlenen anlatılarını da büyük ölçüde etkilemiştir. Bu bağlamda, çalışmada odaklanılan Griot kültürü öznel bir konum kazanmaktadır: Anılan süreçte Afrika'nın dünyanın kalanına entegrasyonunu oldukça zora sokan ve geciktiren kolonyal geçmiş ve ardı sıra şekillenen ekonomi-politik açmazlar perspektifinde incelenen bu kültür Batı Afrika'yı tarumar eden politikalar ve sancılı toplumsal olgular üzerinden ele alınmıştır. Griot kültürünün anılan politikalarla biçimlenen Batı Afrika toplumsallığının etkisiyle nasıl şekillendiği ve müziğin bu bağlamda nasıl araçsallaştırıldığı konuları çalışmanın alt ayrıtlarına işaret eder. Griot müziği örneği üzerinden müziğin işlevselliği ele alınmış, "öteki" ve "periferik" toplumların kültürleri üzerinden işleyen süreçlerin kritik okumalarına gayret edilmiştir. Ayrıca geleneksellik-modernite dikotomisi ve modernizm sonrası paradigmaların, Batı Afrika kültürüne izdüşümlerinin ve küresel ölçekte yaşanan yeni oluşumların Griot kültürünü nasıl etkilediğinden bahsedilmiştir. Griot müziğinin anlatıları ve duysal yapıları bir de bu kültürün doğduğu ve sürdüğü Batı Afrika toplumlarındaki tabakalaşma sistemi üzerinden irdelenmiş; kimlik olgusu, inanç sistemleri, sermaye yapıları ve toplumsal cinsiyet eşitsizliği, vb. üzerinden müziğin araçsallığı ve işlevleri tartışılarak, kritik konumu belirlenmeye çalışılmıştır. Tüm bunlardan hareketle; dünyanın "ayrıksı" sayılan müzik türlerinden birine değinilmesi; "öteki" olarak görünen, "periferik" olarak konumlandırılan müziklerin de en az yaygın, "hâkim" müzikler/türler kadar incelenmeye değer oldukları düşüncesinin bir savunusu olarak değerlendirilebilir. Politik arka planı dolayısıyla "Avrupamerkezci" ideolojiler temelinde gelişen "alımlama" süreçlerine bir alternatif olarak, "öteki" kategorisinde görülen tüm kültürler ve müziklerle benzer süreçlerden geçen/geçmekte olan Griot müziğinin; toplumbilimsel perspektifte, politik ve sanatsal arka planı gözetilerek ele alındığı, alan araştırmasıyla pekiştirilen bu çalışmanın alanyazına mütevazı ancak motive edici bir katkı olması amaçlanmıştır.
Sosyo-politik toplumsal hareketliliklerde rol oynayan Gnawa müzik kültürüne tarihsel perspektifte; politik, ekonomik temelli toplumbilimsel bir bakış
Çalışmanın örneklemini oluşturan Gnawa müziği; köle ticareti vasıtasıyla, Sahra-Altı Afrika'dan, Mağrib'e zorla getirilen, farklı etnisite ve kökenlere sahip Sahra-Altı Afrikalılar tarafından oluşturulan; yeni, ortak ve melez bir kimlik ve kültürün ürünüdür. Yüzyıllar boyunca bir yandan sömürülen, buna karşın bir de teklifsizce hakir görülen Afrika kıtasında, sadece Avrupalı kolonyalistler tarafından değil, bu kültürün ağırlık merkezi sayılabilecek Fas'ta, bu kimliğe mensup olmayan diğer Faslılar tarafından da ayrıksı sayılarak ötekileştirilmesi, Gnawa kültürü için oldukça dramatiktir. Her kültürün hakir görülmeksizin incelenmeyi hak ettiği önermesi bu çalışmada düstur alınmıştır. Bu anlayışla, müzik sanatının salt tınısal değil, ötesinde, kültürel/sosyal bir olgu olmasından hareketle, Gnawa müziği ve ilişkin kültürü, ancak farklı sosyal bilim disiplinleri ile interdisipliner bir ilişki çerçevesinde kotarılabileceğine inanılan bir müzikoloji çalışması yoluyla tanımlanabilir düşüncesi benimsenmiş, böylesi bir çalışmanın ortaya koyulması hedeflenmiştir. Çalışmanın kapsamı ve amacı gereği; Gnawa müziği, öncelikle, bu kültürü bir şekilde etkisi altına alan, sosyal bilim literatüründe muteber oranda bahsi geçen kavramlar ve paradigmalar ekseninde, bizatihi toplumbilim perspektifinde, deşifre edilmeye ve çözümlenmeye çalışılmıştır. Kültürün yoğun olarak deneyimlendiği Fas'ta yapılan alan araştırmasının olanak verdiği gözlem ve görüşmelerin yanı sıra çalışma, literatür taraması ve netrografi gibi tamamlayıcı yöntemler çerçevesinde şekillenmiştir. Çalışmanın sonucunda, Gnawa müziğinin; modernite, postmodernite, neo-modernite, küreselleşme gibi tüm dünyada kendini gösteren çeşitli olgu ve paradigmaların, Gnawa müziğini de etkilediği ve değiştirip dönüştürdüğü tespit edilmiştir. Ayrıca; sosyal bilimciler tarafından çeşitli kimlik ve kültürleri deşifre etmede araçsallaştırılan sosyal eşitsizlik teorileri bağlamında da Gnawa müziği çözümlenmeye ve tarih boyunca görünürlük kazanan çeşitli sosyal eşitsizlikler gözler önüne serilmeye çalışılmıştır.
21. yüzyıl kültür endüstrisi içinde opera temsil anlayışının otantik ve anakronistik reji düşünceleri bağlamı ile Rigoletto ve La Traviata operaları örnekleminde karşılaştırmalı değerlendirilmesi
Opera sanatının görünür kimliği, tarihsel ve toplumsal dinamiklerin etkisinde çağlar boyunca değişime uğramış ve bu durum çeşitli opera janrlarının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Benzer şekilde operalar, kendi metinlerine kaynaklık eden konu ve reji anlayışı bağlamındaki çeşitlilik sayesinde, toplumsal ve kültürel değişimlerle ilişkili olarak alımlayıcının ilgi ve gereksinimleri karşılayacak dinamiğe, daima sahip olmuştur. Bu çalışmada da opera sanatına dair bu değişimlerin yapısı, iki farklı bakış açısının karşılaştırmasıyla ele alınmıştır. Opera repertuvarı içinde önemli bir yer teşkil eden Rigoletto ve La Traviata operalarının iki farklı reji anlayışıyla sahnelenmiş temsilleri karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Bu operaların karşılaştırılmasında temel olarak, otantik ya da geleneksel olan ve ilk reji anlayışına atıfta bulunan eserler ile daha güncel çağrışımlı unsurlarla yapılanmış reji uygulamalarına sahip eserlerin temsilleri incelenmiştir. İlk zamanlarından bu yana opera sanatının seyirci ile kurduğu sosyo-kültürel ilişkilerin biçimleri ve dönemsel toplum dinamikleriyle birlikte değişen opera pratikleri, örnek olarak ele alınan eserlerin otantik ve anakronistik rejilerinin karşılaştırılması bağlamında ele alınarak belirtilmiştir. Çalışmanın iki kutbuna yerleştirilen eserlere ait farklı reji örneklerinin karşılaştırılması, 'klasik' olarak bilinen ve 'çok satılan' eserlerin günümüz müzik endüstrisi içindeki konumlarının, olası pazarlama stratejileriyle nasıl ele alındığına odaklanmıştır. Çalışmanın temel bağlamı gereğince de söz edilen eserlerin sahneye koyulurken uğradığı değişimlerin yapısı ve bu değişimlere duyulan ihtiyacın nedenleri temellendirilmiştir.
Kemanın üst kapak kalınlığının köprü hareketliliği ve ses yayılımına olan etkisinin araştırılması
Çalgı yapımcılığı, matematik, geometri, kimya, fizik/akustik fizik vb. gibi farklı alanlarla girift bir ilişki içinde ilerleyen disiplinlerarası bir alandır. Çalgı yapımcılığında kullanılan malzemelerin ses ve tınıya nasıl etki edeceği, bu malzemelerin hangi yöntemler ile seçileceği ve işleneceği başlıca bir problem konusudur. Sabit bir özelliği olmayan ağaç gibi organik malzemelerin (özellikle akustik kapak gibi direkt etkisi olan bölümlerde) standartlaşmış, önceden belirlenen kalınlık ölçülerine göre yapılması, her zaman başarılı sonuçlar elde edilmesi için yeterli değildir. Bu ölçümlemelerin sağlıklı bir şekilde yapılabilmesinde, istenilen ölçülerin tespit edilmesinde bazı bilimsel araştırma yöntem, formül ve analizlerin kullanılması gerekmektedir. Ancak deneyime dayalı gelenekselleşen bazı yöntemler de vardır. Örneğin; usta-çırak ilişkisiyle aktarılan, geçmişte teknolojik olanakların olmadığı dönemlerden kalma bir edimle birçok çalgı yapımcısı; ses tablasını el ile esneterek ve parmakları ile vurarak, çıkan sese göre akort yapmakta ya da antik keman kapaklarını örnek alarak, salt deneyime (deneme, yanılma yöntemlerine) dayalı bir ölçülendirme gerçekleştirmektedir. Ortalama düzeyde işe yarayabilen bu yöntemler, her zaman sonuç vermediği gibi daha üst nitelikteki sonuçların elde edilmesi için de yeterli olmamaktadır. Bu akort yöntemlerinin, bilimsel veriler olmaksızın öznel bir yöntem olduğu, veri/kaynak olarak arşivlenmesinin zor, hatta mümkün olmadığı, geçmişten günümüze kadar çalgı yapımcılar tarafından deneyimlenmiş ve literatürde bir eksiklik olarak kendini hissettirmiştir. Bu tez çalışmasında yapılan deneylerde; öznel yöntemlerden farklı olarak, öncelikle keman üst kapakları için kullanılacak ağaçların elastikiyet modülleri hesaplanmıştır. Elde edilen veriler yardımıyla öğrenci, orkestra ve solist kemanlarının kapakları belirlenmiştir. Serbest haldeki üst ve arka kapaklara Chladni analizi uygulanarak keman akustiğinde referans alınan mod şekilleri ve rezonans frekansları elde edilmeye çalışılmıştır. Daha sonra, üst kapaklar sırayla keman gövdesine takılmış ve tellenmiş kemanlar için Chladni analizi tekrarlanmıştır. Yapılan bu deneysel modal analiz çalışmalarının yanı sıra tüm kemanlara köprü hareketliliği (mobilitesi) ve ses yayılım analizleri de uygulanmıştır. Araştırmanın sonunda, tüm kemanların rezonans frekansları ve mod şekilleri elde edilmiştir. Sadece üst kapakları farklı olan kemanlardan yayılan seslerde, hangi frekansların ne düzeyde etkili olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Keman Akustiği, Çalgı Yapım, Chladni Analizi, Mobilite Analizi, Ses Yayılımı, Deneysel Modal Analiz, Mod Şekli, Mod Frekansı
Türk makam müziği vokal performanslarında gelenek-modernite eksenli dönüşümler
Türk makam müziğine dair vokal icra örneklerinin, 20. yüzyıl başlarında ses kayıt yöntemleri yoluyla tespit edilmiş olması, farklı icra stillerinin incelenmesine ve karşılaştırılmasına olanak vermektedir. Söz konusu icra kayıtları vasıtasıyla sanatçıların tavır detaylarını, teknolojinin el verdiği ölçüde; fonetik yapı, ses ve nefes kullanımı, perde baskıları, süsleme elemanları, nüanslar, metronom tercihleri, doğaçlama yöntemleri vb. açılardan incelemek mümkündür. Öte yandan, üstaddan talebeye aktarılan bu tavır birikimleri, arka plânda son derece zengin kültürel kodlar taşımaktadır. "Gelenekten" uzaklaştıkça içyapısında kayda değer farklılaşmaların dikkatleri çektiği bu ortak üretimler, geleneksel icra anlayışlarının tanımını zamanla muğlâklaştırmıştır. Bu anlayışların sanatsal doğasını doğru incelemek adına, mevcut sesli kayıtların estetik özelliklerini doğru değerlendirmek gerekmektedir. Bu çalışma, ilk elden sesli kayıtlar, sözlü tanıklıklar ve yazılı belgeler ışığında, ses kayıt tarihinin önde gelen ses ustalarına ait performans pratiklerine dair temel çıkarsamalar yapmayı ve icracılığın doğasını gelenek-modernite ekseninde ayrıntılı olarak betimlemeyi amaçlamaktadır. Bu yolla söz konusu araştırma verilerini elden geldiğince nesnel ve kapsamlı bir yorum süzgecinden geçirmek ve bu kavramsal çatıyı sağlam bir temele oturtarak makamsal ses sanatının 20. yüzyıldaki seyrini mercek altına almak gerekecektir. Nitekim söz konusu seyrin değişken parametreleri, sanatçıların aldıkları eğitimler ve icra standartları açısından elde ettikleri yeni performatif birikimlerle doğru orantılı olarak, yeni kavramsal çerçevelerin geliştirilmesi ihtiyacına işaret etmektedir. Bu ihtiyacın karşılanabilmesi adına mütevazı bir giriş niteliği taşıyan bu çalışma, bütüncül eksende yeni performans kriterleri ve değerlendirme ölçütlerine alan açma/ilham verme, onlara kaynaklık etme/kaynak temin etme ve özellikle makam müziğinin işlendiği coğrafyalardaki vokal tınıların bilimsel temellere dayanarak tasvir edilmesi için bir kılavuz olma amaçlarını taşımaktadır. Dolayısıyla klâsik Türk müziği icra tarihinin özellikle 19. ve 20. yüzyıllardaki vokal icra seyrine ışık tutabilecek eldeki dağınık bilgi kümelerini doğru şekilde birleştirerek, elle tutulur veriler oluşturmak, bu karmaşık duysal yapıyı anlamlandırabilmek adına zorunlu görünmektedir. Bu bakımdan günümüzde vokal icra bağlamındaki müzikoloji literatüründe genellikle mesafeyle yaklaşılan süreç odaklı, geniş bir zaman dilimine yayılan ve üzerinde çalışılacak fazlaca veri içeren inceleme ve araştırma örnekleri, potansiyel olarak taşıdıkları kapsayıcılık ve çoklu kıyas imkânlarına rağmen hâlen sınırlı sayıdadır. Bu sınırlılık olgusundan hareketle süreç ve zamansallığı merkeze alan, icranın tarihsel seyrine ve nitel açıdan kırılma noktalarına odaklanarak, bunların yazılı belgeler ve işitsel verilerle karşılaştırmasını yapmak, bu çalışmanın seyir hattını oluşturmaktadır. Kabaca geleneksel icra anlayışlarında gözlenen tavır farklılıklarının ve geçirgenlik noktalarının tespit edilmesi ile toplumsal dönemeçlerle eş zamanlı olarak seyreden kırılma, sadeleşme, farklılaşma ve dönüşmelerin ses dünyasındaki seyrinin takip edilmesi bir ön koşul olarak yorumlanabilir. Çalışmanın doğası gereği nitel araştırma yöntemi ile betimsel yöntem ve tarama modeli bir arada kullanılmıştır. Bu yolla konuyu derinlemesine araştırarak, bütüncül yaklaşım prensibinden hareketle her türlü bilgi toplama sürecine açık bir araştırma süreci tercih edilmiştir. Ayrıca araştırma verileri kendi koşulları içinde, olduğu gibi ele alınmış, mevcut durumları saptanarak tanımlanmış, özellikleri tasvir edilmiş, veriler arası ilişkiler saptanmış; "Ne idi?", "Nedir?", "Ne ile ilgilidir?" şeklindeki sorular yanında, "Niçin?", "Nasıl?", Ne şekilde?" gibi sorulara da cevap aranmıştır. Bu yöntemsel detaylardan hareketle Türk müziği vokal icra sanatında baskın bir konumu olan klâsik tavrın, teorik ve pratik açıdan icracı jargonundaki basmakalıp, genel geçer kullanımlarının çok ötesinde nitelikler taşıdığı ve sanılanın aksine, performatif açıdan son derece zengin bir altyapıdan beslendiği saptanmıştır. Diğer tavırlarla etkileşim içinde olan klâsik tavrın çevrelediği kültürel ve performatif dinamikler, geliştirilmeye açık yüklü potansiyelleriyle 20. yüzyılın icra seyrinde bambaşka yörüngeler oluşturmuştur. Bir kısmı bugün bile yeterince açık olmayan bu dinamiklerin oluşturacağı bütüncül bakış, içinde bir tür anakronizm potansiyeli barındırsa da, Türk müzik tarihi ile ses sanatının kesişim noktalarını birleştirerek daha sağlıklı bir temel üzerine kurabilmek adına bu çalışmada temel bir düstur olarak benimsenmiştir.
Rap ve Trap müzik türleri arasındaki farklılıkların incelenmesi
Bu çalışma, Rap ve Trap müzik türleri arasındaki sosyo-kültürel, müzikal, sözel, farklılıklarını Müzikoloji ve Müzik Teknolojileri perspektifinden incelemektedir. 1970'li yıllarda ortaya çıkan Rap müzik türünün günümüze uzanan sürecinde gerek sosyo-kültürel gerekse de teknolojik değişimlerin etkisi bu müzik türünün üretimine yansımıştır. Müzik teknolojilerinde yaşanan gelişmeyle beraber Rap müzik türünün üretim pratikleri değişmiş ve Rap müziğin alt türü olan Trap müzik türünün ortaya çıkışında etken olmuştur. Rap müzik türünden farklı bir sosyo-kültürel ortamda ortaya çıkan Trap müzik türünün 1980'li yıllardan günümüze uzanan sürecinde gelişen müzik teknolojileri etkisinde değişen müzik üretim pratikleri ve yaygınlaşan dijital müzik dinleme platformları bu müzik türü için önemli etkenlerden olmuştur. Bu çalışmada incelenen Rap müzik türü ve Trap müzik türü arasındaki farklılıklardan kısaca bahsedecek olursak; Rap müziği, toplumsal adaletsizliklere isyan etme ve toplumsal değişim yaratma amacı güderken, trap müziği bireyselliği, maddi başarıyı ve lüks yaşamı vurgular. Rap müziği toplum bilincine dayalı bir yaklaşımla, sözlü anlatıda ritmik düzenlemeye ve uyaka önem verir. Trap müziği ise daha hızlı ve yoğun bir sözel anlatıya odaklanır ve ritmik yapısı daha karmaşık ve enerjiktir. Vokal yapıları açısından Rap müzikte daha sade bir vokal yapısı mevcutken kullanılan müzik teknolojilerinin etkisiyle Trap müzikte türün ana elementlerinden biri haline gelen Auto-Tune etkisiyle daha melodik ve daha fazla söz unsuru ön plana çıkmaktadır. Rap müziğinde vokal ve MC tarafından gerçekleştirilen tagleme, Trap müziğinde ise prodüktör veya beatmaker tarafından yapılan ses efektleri ve müzikal taglemelerle beat içine entegre edilir hale gelmiştir. Rap müziğinde sample kullanımı dönemsel teknolojik imkanlar dahilinde daha tekrara dayalıdır. Trap müziğin sample kullanımı ise daha deneysel ve teknoloji odaklıdır. Dijital samplerlar kullanılarak özgün sesler oluşturulabilir ve kaynaklar farklı şekillerde manipüle edilebilir. Her iki tür için de sample kullanımında tekrarlayan ses örüntülerine dayanan looplar sıklıkla kullanılır ve müziğe karakteristik bir ritim ve groove kazandırır. Sonuç olarak, Rap ve Trap müzik türleri arasındaki farklılıklar, kültürel, müzikal, sözel ve üretim pratikleri gibi unsurlarda ortaya çıkar. Her iki tür genç dinleyiciler arasında popülerdir ve onlara ifade etme ve kimlik oluşturma fırsatı sunar. Bu çalışma, Rap ve Trap müzik türlerinin ne gibi etkenler dahilinde ne gibi farklılıklarıın ortaya çıktığını anlamamıza yardımcı olmuştur. Bu çalışma, Rap ve Trap müzik türleri arasındaki farklılıkların akademik bir incelemesidir.
Türkiye'de Neo-Şamanik ritüeller ve müzik
Şamanizm'in 19. yüzyıl sonlarından itibaren Batı'da ilgi görmeye başlayan, eklektik ve senkretik bir biçimde kent yaşamına uyarlanan ve birçok alana tezahür eden bir görünüm sergilediği ifade edilebilir. Aynı zamanda çok dilli ve çoğulcu bir hareket olarak tanımlanmasıyla "Neo-Şamanizm" terimine evrilen, modern çağın spiritüel ve dinî hareketleriyle iç içe geçmiş, isteyen herkesin uygulayabileceği yeni ve çeşitli bir yapıya işaret etmektedir. Neo-Şamanik oluşumların Türkiye'de 21. yüzyıl başı itibariyle görüldüğü anlaşılmaktadır. Türkiye'de Şamanizm araştırmalarının Cumhuriyet öncesi ve sonrası dönemlerde başta Turancılık olmak üzere çeşitli ideolojik amaçlarla başladığı; daha sonra edebiyat, halk edebiyatı, edebiyat tarihi, folklor, halk inançları, plastik sanatlar ve güzel sanatlar alanlarında yapılan çalışmalarla devam ettiği görülmektedir. Şamanizm'in ifadeleri ve uygulamaları Anadolu halk edebiyatının çeşitli alanlarında, halk inançlarında ve özellikle bu ifadeleri içeren geçiş ritlerinde varlığını sürdürmektedir. Bu çalışmanın konusu, Şamanizm'in dünya ya da Türk kültürünü ilgilendirecek şekilde Orta Asya ve civarındaki tarihini ya da bu alanda yapılan çalışmaların tarihini tartışmak değildir. Çalışmanın amacı, 19. yüzyılda dünyada Şamanizm'e yönelen antropolojik ve etnografik ilginin izinde, 20. yüzyılda ses kayıt teknolojilerinin sağladığı imkânlar ile içinde bulunduğumuz yüzyılın iletişim hızı çerçevesinde bir dünya müziği haline gelen şaman müziklerinin ve şaman ritüellerinde sıklıkla kullanılan müzik unsurlarının günümüz Türkiye'sindeki görünümlerini müzikolojik perspektifte ele almaktır. Bu amacı gerçekleştirirken de alanın ilgililerinin ağzından bir anlatı oluşturmaktır. Araştırma, Türkiye'de yeni bir uyanış hareketi olarak kullanılan Şamanizm'in, şaman müziği ilgililerinin ve ritüel uygulayıcılarının ağzından müzikal bir ifade biçimi olarak nasıl oluştuğunun hikâyesidir. Araştırmanın çerçevesini böylece bu verilerin oluşturduğunu söylemek mümkündür. Araştırmacının bu çalışmadaki rolü, şaman müziğine ilgili görüşmeciler ve şaman ritüeli uygulacıları tarafından aktarılan bu verilerin anlatı çatısını oluşturmak, bu çatıyı literatürdeki verilerle karşılaştırmak ve hâlihazırda Türkiye'de henüz ilgi görmeye başlayan bu konuya hem ritüel uygulayıcıları hem de icracılar tarafından bir anlatı kazandırmak olarak belirlenmiştir. Ritüel içerisinde konumlandırılan ve dünya müziği haline gelen geleneksel müzik türleri küreselleşme, dijitalleşme, teknolojik gelişmeler gibi birçok etkenle birlikte dünyada daha fazla ilgi görmeye başlamıştır. Böylece Neo-Şamanizm'in de içerisinde bulunduğu bu müzik türleri, kültürel çeşitliliğe karşı oluşan talebi karşılamada önemli bir role sahip olmuştur. Yeniden keşfedilen geleneksel müzik türlerinin farklı öğeleri Neo-Şamanik ritüellerde kullanılmaya devam ederken; alternatif müzik camiasında da yeni bir akım olarak görülmüş, popülerlik kazanmış ve geniş kitlelere ulaşmıştır. Müziğin dijitalleşmesinin de önemli etkisi görülürken, internetin yaygınlaşmasıyla dijital müzik platformları bu geleneksel türlerin öğrenilmesinde ve erişiminde kolaylık sağlamıştır. Şaman müziği, şamanik müzik, Orta Asya müziği, Tuva müziği, gırtlak müziği gibi pek çok adlandırması bulunan ve dünyada birçok örneğine rastlanan bu müzik türünün meraklısı olanlar tarafından denendiği ya da var olan müzikal yapılara entegre edilerek yeni oluşumlarla sunulduğu birden çok ekol karşımıza çıkmaktadır. Bununla beraber günümüz Türkiye'sinde şaman ritüelleri gerçekleştiren ritüel uygulayıcılarının kullandıkları ses, ritim, hece gibi sıralanabilecek pek çok unsur müziğin katalizörlüğünde sunulan performatif tavır içerisinde anlaşılmaya çalışılmış; ihtiyaca ve yeterliliğe bağlı değişim gösteren geniş bir uygulama yelpazesiyle karşılaşılmıştır. Bu çalışma ilk olarak Şamanizm'in etimolojik kökenini, tanımlarını ve tarihini incelemektedir. Daha sonra Yeni Çağ Hareketleri kapsamında Neo-Şamanizm ve Türkiye'deki yayılımı, -henüz sayıları az olsa da- akademik çalışmaların aktardığı bilgilerin yanı sıra Türkiye'de Neo-Şamanizm akımı çerçevesinde çeşitli uygulamalar gerçekleştiren kişilerle yapılan görüşme verileri ışığında oluşturulmuş; modern akımlar bağlamında incelenmiştir. Ardından Neo-Şamanizm özelinde müzik pratikleri hem ritüel uygulayıcıları hem de şaman müziği ilgilileri tarafından ortaya koyulan anlatılarla aktarılmış ve yorumlanmıştır.
İki kutuplu dünya düzenine eklemlenme sürecinde Türkiye'de egemen fikir akımları ve başat politikalar ekseninde müziğin araçsallaştırılması (1945–1989)
Bu çalışma, İkinci Dünya Savaşı'nın bitimiyle başlayan Soğuk Savaş sürecinde dünyada yaşanan kutuplaşmaların Türkiye Cumhuriyeti'nin iç politikasına yansımalarına ve Türk siyasi tarihine damga vuran belli başlı olayların müzik üzerindeki izdüşümlerine odaklanmaktadır. Basılı metinler, resmî belgeler ve diğer yazılı-görsel dokümanların yanı sıra diskoloji disiplininden yararlanılarak örüntülenen bu çalışmada, incelenen dönemde kaydedilmiş yüzlerce plak ve kaset araştırmanın çıkış noktasını oluşturmuştur. Şarkıların duysal tasarımlarından ve sözlerinden hareketle, ele alınan döneme, klasik tarih yazımından farklı bir bakışla yaklaşılması hedeflenen bu tezde, müzik odaklı bir bakış açısı sunmak ve alternatif tarih yazımında diskoloji araştırmalarının önemine dikkat çekmek istenmiştir. Nitekim, İki kutuplu dünya düzeninde Türkiye'de yaşanan siyasi çekişmelerin ve egemen söylemlerin dış siyasada benimsenen politikalarla girift bir etkileşimde olduğu ve tüm siyasi hamlelerin ülkenin kültür-sanat yaşamına tesir ettiği görülmektedir. İki kutuplu dünyanın gerginliklerinden payını alan Türkiye Cumhuriyeti, özgün toplumsal yapısıyla bir yandan da Türk hükûmetlerinin benimsediği politikalara muhalefet eden geniş kitlelerin mücadelelerine tanıklık etmiştir. Bu bağlamda Soğuk Savaş döneminde Türkiye'de müzik gerek hükûmetlerin gerekse muhalif yapıların egemen söylemlerini pekiştirmek ve propaganda yapmak amacıyla araçsallaştırılmıştır. İkinci Dünya Savaşı'nın bitişiyle başlayıp Berlin Duvarı'nın yıkılmasıyla sembolik anlamda sona eren Soğuk Savaş sürecinde, dünyada yaşanan gelişmelere paralel bir dış politika izleyen Türkiye Cumhuriyeti hükûmetleri Doğu Bloğuna karşı mesafeli bir tavır sergilerken Batı Bloğu ile yakın ilişkiler geliştirmişlerdir. Siyasi ve ekonomik yakınlaşmanın bir neticesi olarak kültürel anlamda da Batı Bloğu ülkelerinden etkilenen Türkiye'de, özellikle 1950'li yıllardan itibaren popüler müzik türlerinde belirgin bir Avrupa, Amerika (ABD) etkisi görülmüştür. Ancak yine bu süreçte, sol tandanslı hareketler içinde sosyalist devletlerin kültürlerine, müziklerine gösterilen ilgi "devrimci müzik geleneği" olarak anılabilecek bir müzikal tavrı ortaya çıkarmıştır. Sözlü kültürün taşıyıcılarından kimi âşıklar ve ozanlar da bu dönemde politize tavır sergileyerek eserlerinde siyasi konulara değinmiş; özellikle 1960 ve 1970'li yıllarda kayda aldıkları şarkılarla propaganda süreçlerinde yer almıştır. Ancak politik kimlikleriyle tanınan âşık ve ozanların 12 Eylül 1980 Darbesi'nin ardından tutuklanmaları ya da ülke dışına kaçmak zorunda kalmaları Türkiye'de bu tür sözlü kültür geleneğinin sürekliliğini sekteye uğratmıştır. Bu bağlamda çalışmada, diskoloji disiplini çerçevesinde ulaşılan plak kayıtlarıyla kültür tarihi açısından son derece önemli oldukları düşünülen halk şairlerinin eserlerinin gün yüzüne çıkarılması ya da yeniden gündeme getirilmesi önemsenmiştir. Tarih araştırmalarında alışılageldiği üzere, dünyadaki siyasi çekişmelerin yalnızca ülkelerin dış ve iç politikalarının şekillenmesinde etkili olmadığının vurgulanmaya çalışıldığı bu tezde, iki kutuplu dünyanın gerginliklerinin Türkiye Cumhuriyeti'nin politik tercihlerinin yanı sıra kültür-sanat pratiklerinin şekillenmesinde de etkili olduğunun altı çizilmek istenmiştir. Ele alınan dönemde, Türkiye'de egemen politikaların ya da başat fikir akımlarının temsilinde başvurulan bir araç olarak müzik; kimi zaman âşıkların dilinden yükselirken kimi zaman da muhalif grupların ya da mevcut hükûmetlerin savunucusu oldukları fikirlerle örüntülenerek etkin bir propaganda unsuru olarak kullanılmıştır. Soğuk Savaş boyunca süregiden devletlerarası rekabetin Türkiye'de müzik pratiklerinin biçimlenmesi üzerinde etkili olduğu savından hareketle kaleme alınan bu tezde, 1945-1989 yılları arasında Türkiye'de müziğin hem siyasi kampanyalar hem de başat fikir akımları ekseninde araçsallaşması örnekleri sunulmaya çalışılmıştır. Ayrıca plak, kaset gibi ses taşıyıcılarının araştırmaya dahil edilmesiyle, ele alınan döneme dair alternatif bir anlatı önermek, perspektif oluşturmak hedeflenmiştir.
Türkiye'de batılılaşma sürecinde piyanonun rolü
Türkiye'de yaşanan modernleşme/Batılılaşma sürecinin müzik alanındaki farklı boyutları üzerinde yapılmış müstakil araştırmalar mevcut ise de bu süreçte piyanonun ve piyano müziğinin etrafında yaşanan gelişmeler hakkında bilinenlerin hala oldukça kısıtlı olduğunu söylemek mümkündür. Bu çalışmada Batılılaşma açısından aynı zamanda sembol niteliğinde bir çalgı olan piyano ve piyano müziği üzerinden, Batı müziğinin Türkiye'de yaygınlaşmasına, egemen simgeler arasında edindiği yere ve sürecin eğitsel, düşünsel, ticari, politik, kültürel boyutlarına odaklanılmıştır. Süreçte rol oynayan eğitimci, müzisyen, düşünür ve yazarların düşünsel dayanakları doğrultusunda piyano ile çağdaşlaşma ve eleştirisi arasında kurulan söylemsel bağlantılar, çalışmanın odaklandığı temel alanlardır. Piyano ticareti ve etrafındaki kültürün Türkiye'de yaygınlaşması süreci, hegemonya-rekabet ilişkisi içerisinde şekillenen bir sistem içinde temellendirilmiştir. Burjuvazinin kendisini ulusal bir sınıf olarak düşünmesi ve bu iddiasını desteklemek için iddiaya kültürel bir hissiyat veren ulusal hissiyatı geliştirmesi düşüncesi, çalışmamızın temel düşünsel dayanağının özeti niteliğindedir. Bu temel düşüncenin uygulama sahası olarak, sürekli genişleme eğilimindeki Avrupa ticareti ve "pazarlar" gösterilmiştir. Böylece kültür ve müzik faaliyetlerinin bu bileşenlerden yalıtılarak değerlendirilmesinin eksik kalacağı görüşü vurgulanmıştır. Teknoloji ve müzik birlikteliğinin ürünü olan piyanonun bir meta ve çalgı olarak Avrupa'da yaygınlaşması ve sembolik konumuna dair bölümde piyano, devrin müzik devriminin enstrümanı olarak tanımlanmıştır. Piyanonun icadı, özel mülkiyet ve patent anlaşmalarının henüz görülmeye başlandığı bir devirde gerçekleşmiş olup, tasarımının bir fikri mülkiyet önermesine dayandığı gösterilmiştir. İcat olunduğu dönemin ekonomik ve siyasi etkilerini ilk andan itibaren taşıyan çalgı, devrin yeni müzik söylemiyle desteklenmiştir. Bölümün devamında piyanonun halka arzında kullanılmış strateji, pazarlama teknikleri, üretim, konser, yayımcılık faaliyetleri ve eğitim etkinliklerinin karşılıklı olarak birbirini desteklemesi, gündelik piyano müziğinde kullanılan yazım teknikleri, üretici-virtüöz iş birlikleri çerçevesinde gelişen piyano etrafındaki kültür ve müzik açıklanmış, üretim-finansman ilişkilerine dikkat çekilmiştir. Bu çerçevenin ışığında doygunluğa ulaşan pazarlar karşısındaki yeni pazar arayışları Avrupalı piyano üreticilerini çevre coğrafyalara yönlendirmiştir. Bunun öncesinde dünya-ekonomisine katılım sürecini tamamlamış olduğu düşünülen Osmanlı İmparatorluğu, üreticiler için yeni bir pazar oluşturmaktadır. Ticaretin 19. yy.'da oldukça serbestleşmesinin ardından yabancı kitle üretimi malların akınına uğrayan Osmanlı pazarlarına piyanolar, elektrikli ziller, buzdolapları vb. teknoloji ürünleri ve markalarıyla birlikte girmiştir. 19. yüzyılda saray ve çevresinde yaygınlaşmaya başlayan piyanoların ve piyano müziğinin yaygınlaşmasındaki araçlar incelenmiştir. Bu araçların toplumsal, kültürel ve ekonomik boyutları gösterilmiş, piyano literatürünün, dönemin mevcut piyasasının olanaklarıyla ilişkisi vurgulanmıştır. 19. yüzyıl Osmanlı toplumunda piyano ve Türk Müziği (TM.) buluşmasının sonuçlarının, piyanoların yaygınlaşması ve bu yaygınlaşmaya uygun bir müziğin lehinde gelişmiş olduğunu söylemek mümkündür. "Erken Cumhuriyet Türkiye'sinde milli müzik, piyanistlik ve piyano müziği" adlı kısa bir giriş niteliğindeki son bölüm, Cumhuriyet Türkiye'sinde toplumsal üretimi hazırlayan etkenler ve Cumhuriyetin milliyetçilik çerçevesindeki oluşumları, kurumlaşma ve müzikte modernleşme programları doğrultusunda kültür ve müzik alanında izlenen uygulamalarla, piyanoyu merkeze almak suretiyle ilişkilendirmektedir. Bu bağlamda uluslararası alanda temsil ve rekabet olguları, çok seslendirilecek halk müziğiyle elde edilecek milli müzik sorunundan çok, Batı'yla mevcut siyasi ve ekonomik ilişkilerin çerçevesi içinde düşünülmüştür. Bölümde Cemal Reşit Rey, Ulvi Cemal Erkin, Ahmed Adnan Saygun'un öne çıkan piyano yapıtları, müzik dilleri ve teknikleri bakımından değerlendirilmiştir. Bu yapıtların 1940'lara kadar Avrupa sanat merkezlerinde, etkili çağdaşlarıyla birlikte, dönemin önemli müzik piyasası ve şirketleri içerisinde varlık göstermiş olmaları dolayısıyla temsil ve rekabet niteliklerine dikkat çekilmiştir. Bölümde piyano müziğinin kurumsallaşmasındaki etkileri dolayısıyla Mithat Fenmen ve Ferhunde Erkin'e de ayrı alt başlıklar altında yer verilmiştir. Elde edilen veriler ve bulgular sonucunda piyanonun, toplumsal bir imge ve bir meta olarak ortaya konan tüm ilişkileriyle birlikte, Batı müziğinin Osmanlı'dan Cumhuriyete Türkiye'de yaygınlaşmasında anlamlı, etkin bir role sahip olduğu görülmüştür.
Ritüel temsil politika ve turizm bağlamında Konya mistik müzik festivali
Festivaller, topluluklar ya da toplumlar için çeşitli anlam katmanlarını barındırırlar. Öyle ki festivaller birer "ses çıkarma" ya da "söz söyleme" alanına dönüşmüşlerdir. Onların bu özelliği sayesinde bireyler ya da kurumlar ona değer atfedebilir, temsil nesnesi haline getirebilir, kimlik değerine dönüştürebilir, sembolik, ideolojik ve politik anlamlar yükleyerek onları ve içeriklerini dönüştürebilirler. Bu çok yönlü anlam barındırma becerisi, festivalleri ister geleneksel antropolojik bağlam içerisinde veya modern ya da sosyolojik bağlamlar içerisinde toplumsal açıdan önemli bir etkinlik haline getirir. Ancak festivallerin ilk bakışta bu anlam dünyası açığa çıkarılamaz, örtük hedefleri ve sembolik olarak atfedilen değerlerinin anlaşılması gerekir. Bu noktada festivalleri analiz edebilmek adına çok boyutlu bir kavramsal çerçevenin ihtiyacı doğmaktadır. Bütün bu bağlam, müzik festivalleri için de geçerlidir. Günümüzde müzik festivalleri, politika ve turizm ile girift ilişkileri içerir hale gelmişlerdir. Bunun nedeni, festivallere yüklenebilecek olan gösterge değerlerinin çeşitliliği ve müzik festivallerinin çok yönlü işlevi olması ile açıklanabilir. Dolayısıyla da bir müzik festivalini mercek altına almak, ritüel, temsil, sembol, politika ve turizm ile olan ilişki ağları algılanabildiği takdirde gerçek sonuçlara götürmektedir. Sayısı giderek artan bu tarz pratikler festivalleri festivalizme dönüştürmekte ve sahnelediği kültürel malzemeleri turistikleştirmektedir. Bunu ise sembolik temsil, ritüelleşme ve politika aracılığıyla gerçekleştirmektedir. Elinizdeki bu çalışmada bu kavramlar üzerinde durularak bir müzik festivali yapmanın farklı kavramsal boyutlarının analiz edilmesi hedeflenmiştir. Bu hedef doğrultusunda ise 2023 yılında yirmincisi düzenlenen Konya Mistik Müzik Festivali'ne dair alan çalışması yürütülmüş, gözlem ve görüşmelerden elde edilen verilerle festivalin farklı anlam katmanları ortaya konulmaya ve müziğin turistikleşmesinin çerçevesi örneklendirilmeye çalışılmıştır. Böylelikle ilgili festivalin tarihi, amacı ve düşünsel arka planı; söylemsel, dini ve turistik çerçevesi; yıllara göre festivalin durumu; müzik ve müzisyenlerin festivaldeki yeri; kültürel etkileşim ve kültürel diplomasi açısından önemi üzerinde durulmuştur. Sonuca giderken müzik, turizm ve politika ilişkisi Konya Mistik Müzik Festivali üzerinden açıklanarak müzikolojik alanyazına sunacağı katkı gösterilmek istenmiştir. Müzik turizmi gibi görece yeni alan ifadelerinin müzikolojideki yerine dair bir söylem geliştirilmeye çalışılmıştır.
Özyinelemeli tek yan bantlı genlik modülasyonunun modelleme yoluyla geliştirilmesi
Havanın doğrusal olmayan yapısının ses yayılımına etkisi, 20. Yüzyılda etraflıca araştırılmıştır. Sonraları intermodülasyon olarak da isimlendirilecek hava demodülasyonu, yüksek genlikli ses dalgalarının havada yayılırken yeni frekanslar ortaya çıkarmasına sebep olmaktadır. Pek çok alanda yalnızca bir bozulma ve gürültü kaynağı olarak görülen bu fenomen, bazı alanlar için de kullanılabilecek bir araç teşkil etmektedir. Ultrasonik hoparlör sistemleri, hava demodülasyonunu bir araç olarak kullanan alanlardan biridir. Duyulabilir ses sinyalleri, yüksek dalga boyları dolayısıyla kolaylıkla yönlü olarak iletilememektedir. Sonuçta, günümüzde kullanılan hoparlör sistemleri her yöne dağılan ses dalgaları üretmektedir. Ultrasonik hoparlör sistemleri, yüksek frekanslı ultrason dalgalarının düşük dalga boylarından faydalanarak sadece tek bir yönde yoğunlaşabilen ses ışınları yaratmak amacıyla ortaya atılmıştır. Ultrasonik sinyaller düşük dalga boyları sayesinde yüksek yönlülükle iletilebilmekte, havada meydana gelen demodülasyon vasıtasıyla da duyulabilir sinyallere dönüşebilmektedir. Demodülasyonun istenen sinyali iletebilmesi için ise, yüksek frekanslı bir taşıyıcı frekansın duyurulacak sinyal ile modüle edilmesi gerekmektedir. İletim sistemleri gereği geleneksel hoparlör sistemlerinden daha düşük verimle çalışan ultrasonik hoparlör sistemlerinin geliştirilmesi amacıyla pek çok çalışma gerçekleştirilmiştir. Ultrasonik iletim öncesinde gerçekleştirilen modülasyon teknikleri de, bu çalışmaların yoğunlaştığı önemli bir alan olagelmiştir. Üretilen modülasyon yöntemlerinin en yeni ve en verimlilerinden biri de, rekürsif tek yan bantlı genlik modülasyonudur (RSSBAM). RSSBAM yöntemi, modülasyonun gerçekleştirilmesi sırasında havada meydana gelecek bozulmanın matematiksel bir modelle hesaplanıp ana sese ters fazda eklenmesi temeline dayanmaktadır. Bu çalışma, RSSBAM yönteminde havada meydana gelecek bozulmanın matematiksel bir model yerine ölçüm vasıtasıyla elde edilecek bir model ile gerçekleştirilmesinin verimli bir modülasyon yöntemi teşkil edebileceği hipoteziyle gerçekleştirilmiştir. Bu doğrultuda havanın ultrasonik ses üzerine bıraktığı etki ölçülmüş, ölçüm çıktısı vasıtasıyla bir FIR filtre üretilmiş ve bahsedilen filtreyi kullanarak bozulma tahmini gerçekleştirecek bir modülasyon sistemi tasarlanmıştır. Geliştirilen modülasyon yöntemi RSSBAM ile karşılaştırılmış ve FIR filtrelerin ultrasonik ses üretiminde kullanılan modülasyon yöntemlerine önemli katkı sağlayabileceği ortaya koyulmuştur.
Müzik yayın akış hizmeti algoritmalarının sınıflandırma ve manipülasyon stratejileri
Dijital müzik platformlarının evrimi, dijitalleşme ve internet teknolojilerinin hızla gelişmesiyle doğrudan ilişkilidir. 20. yüzyılın ortalarından itibaren ivme kazanan dijitalleşme süreci, özellikle 1980'li yıllarda kişisel bilgisayarların yaygınlaşması ve internetin global düzeyde erişilebilir hale gelmesiyle büyük bir hız kazanmıştır. 1990'ların sonlarına doğru dijital müzik dünyasında devrim niteliğinde bir yenilik olan Napster, müzik paylaşım kültürünü şekillendirerek müziğin dijitalleşmesi ve kitlesel dağıtımı konusunda çığır açıcı bir rol üstlenmiş, böylece müzik endüstrisinin temel dinamiklerini yeniden tanımlamıştır. Napster ve benzeri platformlar, müzik eserlerinin kullanıcılar arasında kolayca paylaşılmasını sağlarken, aynı zamanda geleneksel müzik dağıtım yöntemlerini de sorgulanır hale getirmiştir. Bu süreç, dijital müzik platformlarının ortaya çıkışıyla birlikte daha da hızlanmış, müzik tüketim alışkanlıklarını köklü bir dönüşüme uğratmıştır. Dijital müzik platformları, günümüzde müzik endüstrisinin ana unsurlarından biri haline gelmiş; müzik üreticileri ve dinleyicilere sundukları yeni olanaklarla, müzik dinleme alışkanlıklarının tamamen dijitalleşmesine ve veriye dayalı bir yapıya dönüşmesine öncülük etmiştir. Özellikle Spotify gibi büyük platformlar, müzik tüketim alışkanlıklarını derinlemesine etkileyerek müzik endüstrisinde yeni dinamikler yaratmıştır. Kullanıcı verilerinin toplanması ve analiz edilmesi, dinleyicilerin tercihlerinin ve alışkanlıklarının ayrıntılı bir şekilde incelenmesini sağlamış; bu süreç, müzik dinleme alışkanlıklarının daha kişiselleştirilmiş ve bireysel tercihlere göre şekillendirilmiş bir yapıya bürünmesine olanak tanımıştır. Dolayısıyla, dijital müzik platformları, kullanıcıların "beğenilerini" sınıflandırarak ve analiz ederek kullanıcıların dijital eylemlerini yönlendirme potansiyeline erişmiştir. Bu tez, müzik streaming algoritmalarının işleyiş mekanizmalarını, bu algoritmaların dinleyici tercihlerine olan etkilerini ve müziğin nasıl kategorize edildiğini kapsamlı bir şekilde ele almaktadır. Bu bağlamda çalışma, kullanıcıların belirli içeriklere yönlendirilme süreçlerini ve bu yönlendirmelerin arkasında yatan algoritmik yapıları detaylı bir biçimde analiz etmektedir. Aynı zamanda dijitalleşme süreci içinde müziğin demokratikleşmesi söylemini eleştirel bir perspektifle değerlendirerek, bu söylemlerin ardındaki veri gözetimi, algoritmik kontrol ve dijital sömürü dinamiklerini de irdelemektedir. Çalışma, bu kapsamda, müziğin dijitalleşme sürecinde ortaya çıkan sosyokültürel dönüşümleri ele alarak, dijital müzik platformlarının toplumsal etkilerini ve bu etkilerin müzik dinleme alışkanlıkları üzerindeki yansımalarını tartışmaktadır. Tez, müzik endüstrisindeki bu yeni dönüşümün, yalnızca teknik bir ilerleme değil, aynı zamanda derin sosyokültürel ve ekonomik sonuçları olan bir süreç olduğunu vurgulamaktadır.
Anamas Yöresi Yörüklerinde ıklıkçılık geleneği ve müzikli anlatıları
Anadolu'daki konar-göçer Yörük topluluklarının yaşadığı bölgelerden biri olan Anamas Yöresi, tarihsel kaynaklarda söz edilen "ıklık" çalgısının günümüzde halen icra edildiği, ıklıkçılık geleneği etrafında gelişen özgün bir müzik kültürüne sahiptir. Tarihsel olarak Türkmen boylarının Anadolu'ya göç ve yerleşimleri Beylikler Dönemi'nde başlamış, Anadolu Selçuklu ve Osmanlı Dönemleri'nde de devam etmiştir. Yakın geçmişten günümüze kadar, Konya, Isparta ve Antalya il sınırları ve çevresindeki kışlayan göçer Türkmenler olarak nitelendirilen "Yörükler", yaylacılık faaliyetlerini sürdürmek için çoğunlukla Anamas Yöresi ve yaylalarını tercih etmişlerdir. Dolayısıyla bu bölgelerdeki çoğu Yörük oymağı tarafından yaylak olarak kullanılan Anamas, Yörüklerin sosyal yaşantıya dair kültür ve geleneklerinin yaşatılması ve aktarılmasında aktif rol oynayan ortak bir mekân olmuştur. Yaylalara gidilen güzergahların (göç yolları) çevresindeki köy ve yerleşimlerde yaşayanlar dahi, zaman içerisinde Yörük kültüründen etkilenmişler ve geleneklerini buna göre şekillendirmişlerdir. Anamas yöresi müzik kültürünü oluşturan vokal icralar ve çalgılar, bölgenin doğal yaşam koşulları ve çobanlık kültürü içerisinde şekillenmiştir. Yörüklerin yaşantısında doğadaki canlı-cansız varlıklarla ve özellikle çobancılıkla ilişkili olarak hayvanlarla kurulan bağın etkileri, müziğin vokal, ritmik ve ezgi yapısına, çalgıların biçim ve icrasına da yansımıştır. Bu koşullar altında müzik ve çalgılar, zaman ve mekân içerisinde farklılaşan işlevleriyle, toplum hafızasında yeni anlamlar kazanmıştır. Yörüklerde müzik; hayvan otlatırken zaman geçirmek, duyguları ifade etmek, karşı cinsle iletişim kurmak, hayvanları yönlendirmek, düğün ve toplantılarda eğlenmek ve eğlendirmek, sanatsal açıdan beğeni toplamak gibi çeşitli bireysel ve toplumsal işlevlere sahiptir. Bununla birlikte müzik, Yörüklerde keyif almaya ve eskileri anmaya yönelik kültürel bir araç olup, nadiren bir meslek türü olarak tercih edilmiştir. Iklık icracılarının hafızalarındaki ezgi, söz ve hikâye dağarcığında bulunan, Yörük kadınlarının boğazlarını bir çalgı gibi kullanarak icra ettikleri sözlü ve sözsüz boğaz havaları, Orta Asya'daki ozanlık geleneğinden Yörüklere aktarıldığı düşünülen destan-hikâye anlatıcılığı örnekleri ve bunların dışında oyuna yönelik havaların tümü, çalışmamızda "müzikli anlatılar" başlığı altında incelenmiştir. Yayla ve çoban kültürüne dair çeşitli unsurlar ve mitsel ögeleri de kapsayan müzikli anlatılar, toplum içerisinde kültürel bellek taşıyıcılığı rolünü üstlenen ıklıkçılar tarafından aktarılmış, bu durum bölgede "ıklıkçılık geleneği" nin oluşmasını sağlamıştır. Çalışmada, on yılı aşan alan deneyimleri ve derleme çalışmalarına dayanan etnografik yönteme (kültür analizi) ve "sözlü tarih/anlatı analizi" modeline başvurulmuştur. Bu araştırmalar neticesinde ıklık çalgısının daha çok Anamas Yöresi'ndeki yaylalara göçen Yörüklerde ve bu yaylalara ulaşan göç yolları çevresindeki yerleşim alanlarında icra edildiği görülmüştür. Geçmişte yaşamış önemli kaynak kişiler ve yaşayan ıklık icracıları tespit edilerek, "kişisel görüşmeler" gerçekleştirilmiş, ayrıca "gözlem" ve "katılımcı gözlem" yoluyla ıklık icracılığı ve ıklıkçılık geleneğine ilişkin veriler toplanmış, ses ve görüntü kayıtları alınmıştır. Bunların dışında "literatür taraması" yoluyla gerek tarihsel kaynaklar, gerekse yörede daha önce yapılan araştırma verileri incelenerek ıklık çalgısına dair kaynaklarda sözü edilen bilgilere ulaşılmıştır. Bu bilgiler ve yapılan gözlemler sonucunda Iklık çalgısı ile benzerlikleri bulunan, Orta Asya Türk kültürlerindeki yaylı çalgılarla ilgili literatür de taranmıştır. Çalgıbilim alanına ve etnografik çalışmalara yönelik verilerin yanı sıra, Anamas müzik kültürünün ezgi dağarcığını oluşturan eserlerin çeşitli kaynak kişilerden alınan ses kayıtları karşılaştırmalı olarak incelenmiş, derlenmiş ve notaya alınmıştır. Bu ezgiler, biçim, içerik, icra özellikleri açısından çözümlenerek sınıflandırılmıştır. Farklı yöntemlerle toplanan veriler, "içerik çözümlemesi" ve "karşılaştırmalı yöntem" kullanılarak analiz edilmiştir. Dolayısıyla, çalışmanın müzikoloji başta olmak üzere çalgıbilim, müzik etnografisi ve halk müziği repertuvarı gibi farklı alanlara yönelik yeni tespitler ve bulgular içermesi açısından alana özgün bir katkı sağlaması hedeflenmiştir. Anahtar Sözcükler: Anamas Yöresi, Yörük kültürü, ıklık, ıklıkçılık geleneği, boğaz çalma, müzikli anlatı.
İnternet dolayımında müzikal içeriğin yeni üretim biçimleri: Âşık Mahzuni Şerif örneği
Endüstri devrimiyle başlayan geleneksel yaşam tarzlarının dönüşümüyle beraber, âşıklık geleneğinin dönüşümünün ele alındığı bu çalışmada: modern dönemin bir ürünü olarak teknolojinin gelişmesiyle, geleneksel olanın nasıl desteklenerek modernleştiği; kentin olanaklarına ihtiyaç duyan insanların, kırsaldan kente göçü nasıl ve neden gerçekleştirmiş oldukları ve kitle iletişim araçlarıyla beraber toplum yapısında nasıl belirgin dönüşümler yaşandığı kuramsal ve kavramsal bağlamda önemle vurgulanmaktadır. Dolayısıyla, geleneksel yaşam tarzlarını dönüştüren iletişim ve etkileşimlerde meydana gelen teknolojik gelişmelerin; zaman ve mekânın birbirinden ayrışmasının, nasıl da yeni dünyalara geçiş yapabilmeyi ve bu anlamda dünya ile bağlantı kurmayı olanaklı hale getirdiğine açıklık getirilmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde öncelikle gelenek, modern ve post-modern olarak anılan toplumsal değişim süreçlerinin niteliklerine yer verilerek tarihsel bir panorama sunulmaktadır. Yüz yüze etkileşim ortamları geleneksel yapıların sınırlı çerçeveleriyle sınırlandırılırken; tüm bu gelişmelerin bir sonucu olarak kitle iletişim araçlarının etkin olduğu etkileşim ortamlarında ise bu yapılara daha özgür alanlar sunularak geleneklerin yerel unsurlarından bağlamsızlaşması sağlanmaktadır. Bu bağlamsızlaşma, iletişimlerin yüz yüze etkileşim ortamlarında değil de çeşitli enformasyon araçları üzerinden gerçekleşmesi doğrultusunda gerçekleştirilmekte ve insanların günlük yaşamlarında etkileşime geçemeyecekleri zaman ve mekân anlamındaki uzak insanlarla etkileşim kurmaları sonucu olay ve olguları bu sınırsallıklardan ayrı ayrı düşünülebilecek birer olgu haline getirmektedir. Bu tür etkileşimlerin de kültürün medyatikleştiğini işaret etmesi yönüyle çalışmanın ilk bölümünde medya ve kültür ilişkisi bağlamında açıklanmaktadır. Medyanın kültürel bir fenomen olarak âşıklık geleneği ile ilişkisine yer verilen ikinci bölümde ise müziğin kayıt araçlarıyla kaydedilmesi ve bu süreci destekler nitelikte radyo, televizyon, internet gibi çeşitli görsel-işitsel medya araçlarının âşıklık geleneğini yerel bağlamından kopararak yine bu araçlar vasıtasıyla aktarımlarının sağlandığı yeni etkileşim ortamlarında gerçekleşen yeniden bağlamsallaştırılmalar üzerinde durulmaktadır. Eserlerin üretildiği şeklinden farklı bir bağlamda; aynı veyahut farklı biçem ya da anlamda yeniden bağlamsallaştırılması arasındaki bu süreç geleneğin dolayımlanmasını ifade etmektedir. Dolayısıyla müziğin sözlü kültür ortamından diğer kültür ortamlarına aktarımı sırasında müziğin anlamı, icra alanı, alıcı konumundaki kişi ya da toplumların algılama biçimleri dönüşmektedir. Bu durumun en belirgin örnekleri ise özellikle internetin bir uzantısı olarak sosyal paylaşım platformlarındaki dolayım örneklerinde görülmektedir. Çalışmada âşıklık geleneğinin sosyal paylaşım platformlarındaki dolayımları; Youtube, TikTok, Instagram ve Facebook platformları üzerinden ifade edilmektedir. Son olarak, tüm bu tarihsel panaroma ve âşıklık geleneğinin öncüleri medyada aktif görünüme sahip olan âşıkların medyada yaşadığı dönüşümler Âşık Mahzuni Şerif Örneklemi üzerinden Mahzuni'nin hem monolojik medya dönemi hem de özellikle sosyal mecralardaki dolayıma giren çeşitli görünümleri üzerinden ifade edilmektedir. Bu çalışma Mahzuni Şerif'in medya içerisindeki görünümüne, sosyolojik ve tarihsel boyutta getirdiği açıklamalarla bilimsel sistem içerisinde yer bulmayı hedeflemektedir.
Deneysel çalgıların tasarımsal süreçleri, işlevsellikleri, dönüşümleri ve çalgı yapım kültürü içinde konumlandırılışları
Deneysel çalgılar ve deneysel çalgı yapımcılığı, özellikle son yüzyılda giderek artan görünürlüklerine rağmen konservatif bir meslek ve üretim alanı olarak kabul edilen çalgı yapımcılığı açısından yeterince irdelenmemiş ve bu mesleğin kültürel alanı içinde henüz hak ettiğince konumlandırılmamıştır. Her ne kadar çalgı sınıflandırma sistemlerinde yer bulan bazı deneysel çalgı örnekleri olsa da bunlar kategorize edilirken kullanılan taksonominin kuralları içinde kalmakta ve "deneysel çalgı" olarak şubelendirilmemektedirler. Hattâ çalgıların kullanılırlıklarına ve kültürel özelliklerine bakılmaksızın—sadece sesin çalgıda nasıl oluştuğuna odaklanan Hornbostel-Sachs Çalgı Sınıflandırma Sistemi gibi—yapılan modern sınıflandırmalarda çalgının deneysel ya da konvansiyonel oluşu zaten sorgulanmamaktadır. Ancak kültürel ve sosyolojik olarak tartıldıklarında deneysel çalgıların ortaya çıkış nedenlerinin, tını ideallerinin, gelecek perspektiflerinin ve özellikle bazı deneysel çalgı yapımcıların vurgulanmaya değer hayat hikayelerinin, müziği ve etrafında gelişen kültürel alanı nasıl etkilediği rahatça gözlenebilmektedir. Tüm bu nedenlerle bu çalışma, deneysel çalgıların tasarım süreçlerinin, işlevselliklerinin, dönüşümlerinin ve yapısal özelliklerinin konvansiyonel çalgılardaki süreçlerden sağlıklı bir şekilde ayrıştırılarak alternatif bir kategorizasyonun önünü açabilecek kriterler önermeyi ve bu doğrultuda, seçilen örneklemin tasnifini amaçlamaktadır. Dolayısıyla çalışmada irdelenmeye girişilen böylesi ayraçlar, bir deneysel çalgı organolojisinin kapılarını aralamakta ve bu bağlamda kültür ve organoloji bilimi arasında tutarlı bir köprü kurulmasına katkı sunmayı hedeflemektedir. Deneysel çalgıları mümkün kılan en önemli itici güçlerin başında teknolojik gelişmelerin sürekliliğine paralel gelişen ve değişen malzeme bilgisi gelmektedir. Özellikle kültürel-coğrafi malzemelerin ve hammaddelerin de deneysel çalgı yapımında ne denli önemli olduğu vurgulanırken tutarlı bir terminoloji oluşturmak için ayrıştırılması gereken tasarım tarzları da belirlenmelidir: Önerilen kurallar ve ayraçlar ışığında, çalgıların uğradığı her yapısal değişikliğin deneysel bir çalışma olmadığı, aksine, çalgının gelişim sürecinde ihtiyaçlara verdiği cevaplar olduğu örneklenebilmiştir. Bazı kullanılmış gündelik malzemelerin hızlı bir tasarım fikri ve birkaç eklenti ile çalgıya dönüştürülmesi repurposing kavramı altında yer bulmuştur. Buna paralel olarak var olan iki ya da daha fazla çalgının yine aynı düsturla birleştirilmesi brikolaj kavramı içine şubelendirilebilmiştir. Ayrıca çalgılar üstünde yapılan kimi yapısal geliştirmelerin ve bazı eklentilerin çalım tekniklerine ve çalış jestikülasyonlarına olan etkisi—örneğin sonuçları bugün extended techniques olarak bilinen genişletilmiş teknikler de dahil—çalgıları performatif bir alana taşıyabilmektedir. Bu çalışma deneysel çalgıların, salt "çalgı" olma vasıflarının dışında kültürel ve tasarımsal anlamlar barındırdığı; alternatif tını idealleri, çalım pratikleri hattâ ses sistemleri aramak için yola çıkan yapımcılar tarafından üretildiği, vb. birçok örnek içermektedir. Dahası bugünün endüstriyel müziğine ve buna hizmet eden konvansiyonel çalgılara karşı söylem barındıran, kimi zaman protest manifestolara eklemlenen tasarımlara sahip deneysel çalgıların saptanabildiği bir çalışma olmuştur. Bunun yanında artık deneysel çalgı yapımcılığını destekleyen/fonlayan kimi kuruluşların da varlığı bu olgunun iyice tanımlanmasını zorunlu kılmıştır. Tüm bu başlıklarla deneysel çalgıların toplumsal anlamda alımlanmalarının, müzikal kullanımlarının, tasarımsal ve kültürel anlamlarıyla ayrıksı konumlarının saptanabilmesinin önü açılmıştır.
Ankara'daki Protestan kiliselerinin dini müzik uygulamaları
Dünya üzerinde bulunan pek çok toplum ritüellerinin içerisinde müziği kullanmaktadır. Ritüel kutsala erişmekte bir araçtır ve ritüelistik müzik de bu aracın ögelerinden biridir. Ritüeller toplumun inanç biçimini ve kimliğini oluşturmakla beraber müziğin söylem gücünden yararlanmaktadır. Bundan dolayı da ritüelistik müzikteki sözler derin dini anlamları içermektedir. İnançlı bir toplumun ritüelistik müziğini anlayabilmek için ritüellerinin dini boyutlarını ele almak gerekecektir. Bu gereklilik Ankara'da bulunan Protestan kiliselerinin ritüelistik müzikleri için de geçerlidir. XVI. yüzyılda ortaya çıkan Protestan Reformu, Hristiyan inanç düşüncesinde ve ritüellerinde farklılaşmalar meydana getirmiştir. Erken dönem Protestan Kilisesi'nin içerisinde kullanılan dini müzik üretme yaklaşımları günümüz Ankara Protestan kiliselerinin dini müziklerinde de görülmektedir. Ankara'da bulunan Protestan kiliselerinin ritüelistik müziklerini ele alırken performans kavramı ön plana çıkmaktadır. Ritüeller, kutsalın ortaya konduğu esnada gerçekleştirilen bir performans biçimidir. Kutsal performansların içerisindeki tüm soyut ve somut dini ifadeler ritüel oyuncularıyla ilişkilidir. Erving Goffman'ın "dramaturji" kavramı performansların ifade biçimlerini çerçevelemektedir. Performans icrasındaki set, tutum ve görünüş vitrini meydana getirmektedir. Oluşturulan vitrin ise sahne, rol ve takım gibi kavramlarla ilişkilidir. Ankara'daki Protestan kilise performanslarının sahnesi apsistir. Ritüelistik müziklerin tamamı apsiste icra edilir. Sahnede yer alan müzisyenler ve tüm kilise mekânı için en belirleyici etken imanlı rolüdür. Tüm imanlılar bir takım meydana getirirler. İmanlı takımının manevi lideri başpastör rolüyken müzisyen takımının lideri tapınma önderi rolüdür. Performans sahnesinde söylenen ilahilerin yapısı incelendiğinde çeşitli kültürel etkileşimler bulabilmek mümkündür. Din dışı müzik türündeki ezgilerin Protestanlığa uygun şiirlerle kutsallaştırıldığı görülmektedir. Kanon, ritüelin bir ögesi olarak ve müziğin içerisinde yer alarak Protestan Hristiyan kültürünü toplumsal hafızada yaşatmaktadır. Kutsal Kitap ayetlerinin birebir bestelenmiş halleri repertuarda bulunmaktadır. Ayetlerin birebir alınmadığı ilahilerin sözleri çoğunlukla Kutsal Kitap ayetlerine atıf yapmaktadır. Böylece kutsal kanondan çıkan metinler estetize edilmektedir. Bu tür yapılan bestelerde Kutsal Kitap anlatısının temalarını bulabilmek mümkündür. Arkaik kültürlerde de bulunan doğum, ölüm ve yeniden doğum temaları İsa'ya atfedilerek ilahilerde sıkça işlenmektedir. Ankara'daki Protestan kiliselerinin dini müziklerinde XVI. yüzyıl dini anlayış biçimi korunmaktadır.
Bir kompozisyon tekniği olarak genişletilmiş tekseslilik
"Doku" müziğin bir unsuru olarak 20. Yüzyılın ilk yarısında tanımlanmış ve sınıflandırılmıştır. Genellikle "tını" ile birlikte anılan ve bestecilerin arayışlarının bir sonucu olarak bir "kendiliğindenlik" içerisinde ele alınan "doku"nun yaygın olarak, Avrupa Klasik Müzik geleneğinin doğrusal hareketi kapsamında çerçevelendirildiği görülmektedir. Bu yaklaşımda, "parti sayısı" esas alınmakta ve tek partiden çok partiye doğru bir "ilkel–gelişkin" spektrumu oluşturulmaktadır. Hâkim literatürün Avrupa merkezli (ve/veya kaynaklı) olduğu düşünüldüğünde, diğer müzik kültürlerinin tanımlanması da bu spektrum içerisindeki konumlanışlarına koşut olarak gerçekleşmektedir. Bu tarz sayısal indirgemelerle yapılan monofoni, homofoni, polifoni şeklindeki sınıflandırmaların, ortaya çıkmış oldukları paradigmaya ilişkin dahi eksik sonuçlar verirken, hem değişen paradigmalar göz önünde bulundurulduğunda hem de farklı kültürlere uygulanmaları söz konusu olduğunda yeniden ele alınmaları gerekmektedir. Dolayısıyla bu çalışmada "doku" kavramı ile sınıflandırmalarına ilişkin kapsamlı bir araştırma ve değerlendirme yapılmıştır. Bu süreçler, "doku"nun farklı açılardan ele alınabileceğini göstermiş, bir sınıflandırma kriteri olarak "parti sayısı"nın da sınırlayıcılığını ortaya koymuştur. Araştırma esnasında, "teksesli" olarak sınırlandırılan monofonik dokunun aslında birçok katmandan oluşabileceği ve aslında bunun genel-geçer bir sistem dahilinde olmasa da besteciler tarafından denendiği gözlemlenmiştir. Bu sebeple çalışmanın temel odağı, çok katmanlı monofonik bir doku tasarlanabilmesine olanak veren, öznel bir bestecilik tekniği ortaya konulması olarak belirlenmiştir. Genişletilmiş Tekseslilik olarak adlandırılan bu tekniğin oluşturulabilmesi için literatürdeki "doku" unsurları üzerinden çeşitli denemeler yapılmış; bilişsel algının bu noktadaki işlevine ilişkin alanyazın araştırılmıştır. Çalışmanın sağlıklı yürüyebilmesi için teksesliliğin nerede başlayıp, nerede bittiğine ilişkin arayışlar esnasında "bağlam" konusunun önemi ortaya çıkmıştır. Bir müzikal unsur, bazı bağlamlarda monofonik dokuya hizmet ederken bazılarında polifonik dokunun önemli bir işlevi olarak kullanılabilmektedir. Dron, bu unsurların dikkat çekici örneklerinden birisidir. Böylesine bulgular da "doku"nun, literatürde de yer yer karşılaşıldığı üzere, "illüzyon" olabilme özelliğine de dikkat çekmektedir. Tekseslilik sınırları aşılmadan, monofonik dokunun genişleme alanlarının tespit edilmesi amacıyla yapılan denemelerle, varsayımlar sınanmıştır. Uygulanabilecek dokusal manipülasyon fikirlerinin sunulması, görseller yoluyla yapılmış ve bu yolla anlaşılabilirliğin arttırılması hedeflenmiştir. Süreçte ortaya çıkan kavramlar için terim önerileri yapılmıştır. Bunlardan en dikkat çekici olanı, "Mikromonofoni"dir. Kavram, monofonik dokunun dikey ve yatay spekturumlarının manipülasyonları ile, çokseslilik oluşmadan dokunun katmanlanabilmesine ilişkin bir teknik olarak ortaya konulmuştur. Geliştirilmeye oldukça uygun yapısıyla, besteci ve araştırmacılar tarafından da ele alınabileceği düşünülmektedir. Genişletilmiş Tekseslilik tekniği ile bestelenen örnek bir eser de tekniğin düşünce şekline ve işlerliğine ışık tutması amacıyla çalışmanın ekinde sunulmuştur.
Sanatçı özne, sanat eseri ve sanat eseriyle karşılaşan özne arasında var olduğu düşünülen döngüsel etkileşime odaklı bir sanat süreci modeli üzerinden 20. yüzyıl piyano müziğine bakış: Skryabin, Messiaen, Ives, Sorabji ve Feldman'ın hacimli yapıtlarında bağlantısal örüntüler
İnsan doğada var olan şeylerden ödünç alarak yeni nesneler ortaya koyar ve ardından bunları doğaya eklemler. İnsanın yapma/etmelerinin bir ürünü olan bu nesneler tarih boyunca farklı görülmüş, sınıflandırılmış, yorumlanmıştır. Hoşa giden, taklit edilen, sezgisel olan, hâkiki olan, güzel olan veya estetik olan gibi kavramlarla bu farklar açıklanmaya çalışılmış; sonunda da "Sanat" kavramı çatısı altında ele alınmaya başlanmıştır. "Sanat Eseri" olarak nitelenen bu insan yapma/etmelerinin farkı ontolojik dualite sergileyen doğasından kaynaklanmaktadır. Bu nesneler hem duyu-algısal bir varlığa sahiptir; hem de insana özgü bir doğayı kendinde taşır. "Sanatçı Özne"nin, doğadan ödünç aldığı malzemelerle özel doğasının dışa vurumu olarak ortaya koyduğu "Sanat Eseri" onu temaşa eden bir zihinde yeniden varlık alanı bulabilir. Sanat Eserinin ontolojik dualite sergileyen doğası "Sanatçı Özne", "Sanat Eseri" ve "Sanat Eseriyle Karşılaşan Özne" arasındaki döngüsel bir "Sanat Süreci" içerisinde gözlemlenebilir. Bu çalışma; sanatı tek bir anlam yüklenmesiyle tanımlamaya çalışmak yerine, sanatı "döngüsel bir süreç" olgusu olarak aksiyomatik bir modelle ele almaktadır. Böyle bir modelin ortaya konabilmesi ise farklı disiplinlere başvurmayı gerektirir. Sanat Tarihi disiplininden yararlanıp bir kavram olarak sanata tarihsel süreçte hangi anlamların yüklenmiş olduğunun izi sürülerek Sanat Süreci'nin doğasını anlamak ve modelin aksiyomlarını belirlemek mümkün olacaktır. Sanat Eserinin fenomenal dünyadaki bir nesne olarak "Sanatçı Özne" ve "Sanat Eseriyle Karşılaşan Özne" tarafından nasıl algılandığı ve onu temaşa eden zihinde nasıl bir temsile dönüştüğünü anlayabilmek ise Fenomenoloji disiplinine başvurmayı gerektirir. "Sanat Eseri" sürekli olarak yenilenen bir olanaklar alanı olarak onu yapan-eden ve temaşa eden zihinde kurulur. Sanat Süreci içinde "Sanat Eseri"nin, insanın zihin süreciyle olan girift ilişkisini açıklamak için Zihin Felsefesi disiplininden yararlanmak gerekir. İnsan zihninin çalışma mekaniğini açıklama çabasında olan pek çok yaklaşım vardır. Beynin fiziksel yapısını oluşturduğu düşünülen nöronlar, dinamik biçimde birbirleriyle bağlanarak örüntüler oluştururlar. Bağlantısallık olarak tanımlanan bu yaklaşım, parçaların birbirleriyle ve bütünle olan ilişkisine dayanmaktadır. Bu araştırma; insan zihnindeki örüntüsel yapıyla "Sanat Eseri"nden kaynaklanarak temsile dönüşen örüntüler arasında nasıl bir ilişki olduğuna bağlantısallık yaklaşımından hareket ederek cevap aramaktadır. "Sanatçı/Besteci", "Sanat Eseri/Müzik Eseri" ve "Sanat Eseriyle Karşılaşan Özne/Dinleyici"nin arasındaki döngüsel "Sanat Süreci"ni açıklayabilmek ve örneklendirebilmek için ortaya konulacak model çerçevesinde 20. Yüzyıl piyano literatürünün beş anıtsal yapıtı incelenmiştir: Aleksandr Skryabin'in Dokuzuncu Piyano Sonatı, Olivier Messiaen'in Vingt Regards sur l'enfant Jésus, Charles Ives'ın Concord Sonata'sı, Kaikhosru Shapurji Sorabji'nin Opus Clavicembalisticum'u ve Morton Feldman'ın Triadic Memories'i. Her eser, bestecisinin zihin örüntülerini şekillendiren fikirlerin açıklanmaları ve yorumlanmaları ile eserdeki temsilî örüntülerin aralarındaki bağlantısallığın açıklanması amacıyla ele alınmıştır. Anahtar Sözcükler: Örüntü, piyano müziği, zihin, bağlantısallık, müphemlik
Türkiye'deki zurna icra pratiklerinde yaygın tını ve üslûp farklılıklarının çalgıbilimsel bir çerçevede değerlendirilmesi
Dünyanın farklı bölgelerinde benzer biçimleri bulunan zurna çalgısı, Türkiye'de de farklı coğrafi bölgelere özgün icra pratikleriyle, kültür zenginliğinin bir tezahürü olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu bağlamda çalışmada, Türkiye'nin farklı bölgelerinden (Aydın, Muğla, Trakya, Orta Anadolu, Tokat, Sivas, İzmir, Manisa, Bursa, Samsun, Burdur/Dirmil, Erzurum, Erzincan, Gümüşhane, Giresun, Sinop, Kastamonu, Gaziantep, Diyarbakır, Kars ve Trabzon) icracıların farklılaşan icra pratiklerinden kesitler sunulmaya çalışılmıştır. Çalışmada ele alınan zurna icra pratikleri bölgeler bağlamında değerlendirildiğinde, Türkiye'de tek bir zurna icra pratiğinin olmadığı açıkça görülmüş ve nota örnekleriyle bu sav desteklenmiştir. Nitekim Aydın ve Muğla yörelerinde zurna icrasında mümkün olan artikülasyonların neredeyse tamamının kullanıldığı bir icra tavrı karşımıza çıkarken; Doğuya doğru gidildiğinde daha az artikülasyona yer verilen bir tavır görülmektedir. Ek olarak; Sivas ve Tokat yörelerinden daha da Doğuya gidildikçe zurna boyutlarının da küçülmeye başladığı gözlemlenmiştir. İcra biçimi bağlamında ayrıksı bir örnek olarak ifade edilebilecek Trakya yöresinde ise icraların Klasik Türk Müziği üslûbuna daha yakın olduğu göze çarpmaktadır. Ayrıca kaynak taraması esnasında yaygınca bilinegelenin aksine Türkiye'de kaba zurna, orta zurna ve cura zurna olmak üzere tanınan üç tip zurnanın yanı sıra orta kaba zurna ve zil zurnanın var olduğu görülmüştür. Organolojik bir perspektifle yaklaşılan bu varyantların detaylı teknik çizimleri ve fotoğrafları, dahası ses sahalarının frekans ölçümleri üzerinden bir karşılaştırma olanağı yaratılmıştır. Çalgılardaki bu çeşitliliğin icra pratiklerindeki farklılaşmalara ortam hazırladığı ve yörelere göre değişen icra tercihlerinin çoğu zaman zurna tipiyle ilintili olduğu gözlemlenmiştir. Sözlü kültürün birer temsilcisi olan icracıların tavırlarındaki benzerliklerin yanı sıra görülen farklılaşma, Türkiye'de zurna icrasında hem tek bir tavrın olmadığını ortaya koymuş hem de Anadolu coğrafyasının tını zenginliğini göstermiştir. Bu bağlamda ilgili çalışmada ulaşılan kaynakların duysal pratikleri -sadeleştirme eğilimleriyle notaya alınmış dolaşımdaki onlarca örneğe karşın- aslına sadık kalınarak yeniden notaya alınmış ve bölgeler arasındaki farklılaşmalar göz önüne serilmeye çalışılmıştır. Her bir yörenin icra pratiklerinin bir diğeri ile ilişkisinin müzikal olarak analiz edildiği bu çalışmada, zurnanın organolojik açıdan değerlendirilmesinin yanı sıra Türkiye'de zurna kültürüne icra pratikleri bağlamında dikkat çekilmek ve alan yazına katkı sunmak amaçlanmıştır.
Kavramsal sanat paradigmasında çalgı yapım; lutiyeliğin postmodern duysal tasarım alanlarına dönüştürücü izdüşümleri
Sesin tasarımsal bir malzeme olarak "işlevsel" ve "kavramsal" özelliklerinin keşfedilmeye başladığı 20. Yüzyılda yaşanan duysal paradigma değişimleri avangart müzik ve çalgıyapım pratiklerine de yansıyarak köklü dönüşümlere vesile olur. Yüzyıl boyunca ardı ardına gelen "kavramsal" dönüşümler bu süreci daha derinleştirir. Diğer taraftan yaşanan sessel farkındalık, ses fenomenin dışavurumsal bir tasarım dili olarak daha da ilgi çekici hâle gelmesine ve buna koşut sanatçıların kavramsal arkaplanlı yenilikçi ve yaratıcı üretimler vermesine olanak tanır. Kavramsallığı ön planda tutan bu derinlikli üretimler ortaya çıkmaya başladıkça yerleşik müzik kanonunun hâkim olamadığı, anlaşılması ve kontrol edilmesi güç, alışılmadık birçok değişkenli besteleme, icra ve enstrüman tasarım yaklaşımı gündeme gelir, ancak uzun süreler kabul görmez ve "ötekileştirilir". Özellikle ses sistemleri üzerine köklü değişimlerin gerçekleştiği müzik ve duysal tasarım pratiklerinde buna koşut yeni enstrümanlar yaratmaya başlayan ve 20. Yüzyılda çok fazla anlaşılamayan ya da görmezden gelinen birçok besteci ve ürettikleri yaratıcı enstrümanlar, 21. Yüzyıl müziğinin yenilikçi çalgıyapım anlayışının yapı taşlarını oluştururlar ve bu anlayış gerçekleşen mekatronik, dijital, yapay zekâ vb. gibi teknolojik sistemlerle daha da pekişir. Tüm bunların bir yansıması olarak 21. Yüzyılda sound art ve sound sculpture gibi sanatsal alanlar ve yenilikçi/yaratıcı enstrüman tasarımı gibi alanlar arasındaki yapısal ve "kavramsal" sınırlar muğlaklaşır ve benzeşir. İçinde yaşadığımız yüzyılın Zeitgeist'ına uygun olarak çeşitli dönüşümler gerçekleştiren çalgıyapım alanlarıysa akademik olarak da tüm bu dönüşümlerden etkilenir. Bu tez çalışmasında tüm bu yenilikçi ve yaratıcı çalgıyapım pratiklerinin akademik konumlanışları irdelenirken alternatif ve yenilikçi bir yaklaşım olarak "Kavramsal Enstrüman Tasarımı" kavramı önerilir ve genel olarak "Çalgıyapım süreçlerinde tükenen tasarım ve üretim pratiklerinde kavramsal sanat ve tasarım kökenli bir üretim anlayışı yeni ve yaratıcı bir çözüm sunabilir mi?" sorusu üzerine odaklanılır.
Ultrasonik hoparlör sistemlerinde kullanılan modülasyon türlerinin karşılaştırmalı analizi
İnsan duyma eşiğinin üst sınırı olan 20 kHz'in üzerindeki frekanslar ultrasonik ses olarak adlandırılmıştır. Ultrasonik sesler, dalga boylarının küçük olması nedeniyle, yönsel ses iletiminin hedeflendiği uygulamalarda kullanılmaya oldukça elverişlidir. Son yıllarda yapılan birçok çalışma, ultrasonik seslerin hoparlör sistemlerinde kullanımına odaklanmıştır. Ultrasonik hoparlör adı verilen teknoloji sayesinde ses, tıpkı bir lazer gibi istenilen noktaya dar bir açı ile iletilebilmektedir. Ultrasonik hoparlör sistemleri, yönsel ses elde edebilmek amacıyla havanın doğrusal olmayan davranışından yararlanır. Bu sistemler genellikle analog ses girişi, analog-dijital dönüştürücü, modülatör, amplifikatör ve ultrasonik hoparlör dizisinden meydana gelir. Bu çalışma, ultrasonik hoparlör sistemlerinin sinyal zincirinde kullanılan modülatör öğesi üzerine yoğunlaşmıştır. Çalışma nicel araştırma yöntemlerinden betmisel desen ile yürütülmüştür. Çalışmanın amacı, ulttasonilk ses iletiminde kullanılabilecek en verimli modülasyon türünü tespit etmektir. Literatürde yer alan çalışmaların büyük bir çoğunluğunda modülatör öğesinin nasıl tasarlandığı, herhangi bir ön işlem uygulanıp uygulanmadığı gibi konularda herhangi bir bilgiye rastlanamamıştır. Bu durumun, araştırma sürecinde karşılaşılabilecek sorunların neden-sonuç ilişkisi içerisinde anlamlandırılmasını güçleştireceği değerlendirilmiştir. Bu nedenle çalışma, literatürde yer alan modülasyon çeşitlerini uygulayabilen modülatör yazılımının tasarımıyla başlamıştır. Modülatör uygulamanın hazırlanmasının ardından ultrasonik hoparlör sistemi oluşturulmuş, ses örnekleri hazırlanmış, yakın alan ve uzak alan olmak üzere her bir modülasyon türü için bir dizi ölçüm kaydı alınmıştır. Elde edilen ses kayıtları, sayısal ve görsel verilere dönüştürülmüştür. Modülasyon türlerinde elde edilen veriler, frekans analizi, toplam armonik bozulma, sinyal-gürültü oranı, sinyal bozulma oranı, peak seviyesi, intermodülasyon bozulması gibi bir takım kriterler bakımından birbirleriyle karşılaştırılmıştır. Sayısal ve görsel verilerin analiz edilmesi sonucunda, modğülasyonların verimli ve verimsiz olduğu noktalar saptanmıştır. Bütün bu işlemlerin ardından ultrasonik hoparlör sistemleri için önerilen modülasyon türü RRSBAM 3 olarak belirlenmiştir. Bu çalışma sonucunda, ultrasonik hoparlör sistemlerinin tasarımında başvurulabilecek önemli bilgiler elde edilmiştir. Literatürde yer alan ultrasonik hoparlör tasarımına yönelik çalışmaların büyük çoğunluğunun aksine, araştırma süreci ve elde edilen veriler tüm detaylarıyla açıklanmıştır. Bu çalışma, müzik reprodüksiyonunda ultrasonik hoparlörlerin kullanılması hedefine yaklaşmaya yönelik bir adım niteliğindedir.
Teorik modeller temelinde Anadolu halk müziğinde usûl meselesine yeni bir yaklaşım
Bu çalışma, Anadolu halk müziğinde tarihsel olarak teorik düzeyde çeşitli sorunlar barındıran ve günümüzde de çözüme kavuşturulmayı bekleyen usûl meselesine odaklanmaktadır. Yorumsamacı (hermeneutik) yaklaşıma dayalı ve nitel bir bilimsel araştırma olarak tasarlanan çalışmada, tarihsel inceleme ve yapısal analiz yöntemleri temel alınmıştır. İlk yöntem kapsamında tarama tekniği, ikinci yöntemde ise müziksel analiz yöntemi kullanılmıştır. Tarihsel yaklaşım çerçevesinde, Anadolu'nun klasik ve halk müziği geleneklerinde ritim ve usûl boyutlarına ışık tutan yazılı kaynaklar incelenmiş, bu kaynaklarda çeşitli teorisyenler tarafından ortaya konulan teorik modeller ele alınmıştır. Bu modeller, benzerlik ve farklılıkları üzerinden çok yönlü ve eleştirel bir yaklaşımla analiz edilmiş, böylece çalışmanın tarihsel bir zemine dayandırılması sağlanmıştır. İncelemeler sonucunda, nazariyat tarihinin usûl anlayışı bakımından dört karakteristik modele sahip olduğu tespit edilmiştir. Bu kapsamda; (i.) düşünsel odak, (ii.) temel kavram, (iii.) tarif tarzı, (iv.) sınıflama tarzı, (v.) dil ve (vi.) terminoloji, olmak üzere altı farklı kriter üzerinden usûl nazariye tarihinde karakteristik özellikleriyle ayrışabilen dört temel teorik model; (i.) Devir Modeli (DM), (ii.) Bâtınî Sembolizme Bağlı Usûl Modeli (BUM), (iii.) Bestesel Seyire Dayalı Usûl Modeli, (BSUM) (iv.) Tonaliteye Dayalı Usûl Modeli (TDUM) şeklinde adlandırılmıştır. Çalışmanın bulguları, mevcut teorik modellerin çeşitli problemler içerdiğini ve halk müziğinin yöresel, bölgesel ve yerel çeşitliliğini yeterince temsil edemediğini ortaya koymuştur. Çalışmada, bu eksikliklerin giderilmesi amacıyla, usûl kavramı darp, nakre, mertebe ve vezin gibi temel bileşenleriyle bütüncül bir yaklaşımla yeniden ele alınmış; usûl teorisinde süregelen sorunların çözümüne yönelik yeni bir yaklaşım geliştirilmiştir. Bu çerçevede, yerel halk ezgileri ve türkülerinden oluşan bir repertuvar üzerinde analizler yapılmış, halk müziğinin ritmik yapısına dair önemli bulgular elde edilmiştir. Çalışma kapsamında, yerel derleme kayıtları ve icra materyallerine dayanılarak toplamda 80 eser incelenmiştir. Bu eserlerin, yeni yaklaşım doğrultusunda dikte yöntemiyle analizleri gerçekleştirilerek usûl tespitleri yapılmış, ayrıca usûllerin isimlendirme ve notasyon bilgilerini içeren bir formatta yeniden notaya aktarımı sağlanmıştır. Elde edilen veriler, halk müziğinde geleneksel usûl teorisinin dışında kalan özgün ritmik devirlerin varlığını doğrulamış ve bu yapıların teorik bir çerçevede tanımlanmasının gerekliliğini ortaya koymuştur.
Stereo ses sistemlerinde dinleyici konumu kaynaklı bozulmaların analizi ve iyileştirilmesi
Stereo teknolojisinin temel amacı dinleyiciye iki boyutlu bir ses alanı sunarak, bu iki boyutlu alanda sesin uzamsal özelliklerinin algılanmasını sağlamaktır. Ancak hoparlör kullanılan stereo ses sistemlerinde, ses kaynaklarının konum bilgisinin ideal bir şekilde aktarılabilmesi için dinleyicinin sweet spot olarak adlandırılan dinleme konumunda bulunması gerekmektedir. Sweet spot, mesafe ve açısal anlamda hoparlörlerin ve dinleyicinin bir eşkenar üçgenin köşeleri gibi düşünülerek konumlandırıldığı bir sistemde, dinleyiciye ses konum bilgilerinin en doğru şekilde aktarılabildiği oldukça dar bir alan olarak açıklanmaktadır. Stereo bir ses sisteminde sweet spot haricindeki pozisyonlarda, ses kaynaklarının frekans, genlik ve faz gibi temel özelliklerinde sapmalar meydana gelmektedir. Bu sapmalar, dinleme yapılan odanın etkisi göz ardı edildiğinde ses dalgalarının iki kulağa farklı zamanlarda, farklı genliklerde ve farklı frekans içerikleriyle ulaşmasından kaynaklanmaktadır. Dinleyici konumunun değişmesiyle birlikte stereo görüntüde meydana gelen bozulmalar, hem ses kaynağının doğru algılanmasını zorlaştırmakta hem de stereofonik deneyimi olumsuz etkilemektedir. Bu bağlamda, stereo sistemlerde dinleyici konumuna bağlı olarak ortaya çıkan bozulmaları analiz etmek ve iyileştirmek önemli bir araştırma alanıdır. Bu tez çalışması, stereo ses sistemlerinde dinleyici konumuna bağlı olarak ortaya çıkan bozulmalarının analiz edilerek iyileştirilmesine yönelik çözümler geliştirmeyi amaçlamaktadır. Bu doğrultuda, çalışmada kullanılmak üzere binaural mikrofon üretilmiş, kalibre edilmiş ve tam yansımasız odada, yatay eksende 5'er cm'lik konum aralıkları ve azimuth açısında 15'er derecelik basamaklarla belirlenen, sweet spot dahil toplam 169 farklı pozisyonda, logaritmik sinüs süpürme sinyali kullanılarak dürtü tepkileri (impulse response) kaydedilmiştir. Ardından geliştirilen özgün bilgisayar programı yardımıyla sweet spot verisi ile bozuk konumların verileri dekonvolve edilerek her olası konum ve açı için düzeltme katsayıları elde edilmiştir. Düzeltme katsayıları ilgili konum ve açıların verileri ile toplanmış, bu sayede iyileştirilmiş dürtü tepkileri elde edilmiştir. İyileştirilen dürtü tepkileri orijinal sinüs süpürme sinyali ile konvolüsyon işlemine tabi tutularak ilgili konum ve açıdaki iyileştirilmiş frekans tepkilerine ulaşılmıştır. Son olarak bu sinyaller ilgili konum ve açılarda tekrar kayıt altına alınmıştır. Bu sayede iyileştirilmiş sinyallerin tamamı sweet spot verisi ile kıyaslanarak önerilen sistemin verimliliği test edilebilmiştir. Elde edilen bulgular, stereo sistemlerde dinleyici pozisyonuna bağlı olarak oluşan zaman ve frekans düzlemindeki bozulmaların matematiksel olarak modellenebileceğini ve impulse response tabanlı düzeltme algoritmaları ile giderilebileceğini göstermektedir. ITD'nin (kulaklar arası zaman farkı) etkili olduğu alt frekans bantlarındaki bozulmaların iki mikrofonun ayrı ayrı analiz edilmesi sonucu oluşturulan algoritma ile, IID'nin (kulaklar arası şiddet farkı) etkili olduğu üst frekans bantlarındaki bozulmaların ise iki kulağın ortalamasının analiz edilmesi sonucu oluşturulan algoritma ile %80'e kadar ulaşan hata azaltma oranlarında iyileştirilebileceği görülmüştür. Ayrıca çalışma kapsamında mesafe ve açı hesaplayan renk sensörleri ile paralel bir şekilde çalışarak hoparlörlerden çıkan ses sinyallerini dinleyici konumuna ve baş açısına göre düzelten özgün bir dijital sinyal işleyici (DSP) yazılımı da geliştirilmiştir.
Çok kanallı ve eş zamanlı olmayan Türk müziği koro prodüksiyonu için seçilmiş üç boyutlu kayıt tekniklerinin karşılaştırmalı analizi
Sesin iki boyutta farklı ölçeklerde yeniden üretilmesi, üç boyutlu mekânsal sesin elde edilme olanaklarını sorgulatmış; hoparlör konumlandırmaları, matrisleme teknikleri ve benzeri yöntemlerle sesin mekândaki davranışı temsil edilmeye çalışılmıştır. 20. yüzyılın ortalarından itibaren, sesin boyutsal özellikleri ve bu özelliklerin dahil edildiği yeniden üretim teknikleri giderek daha fazla ilgi görmüş, bu da günümüzde nesne tabanlı ses teknolojilerinin gelişmesine zemin hazırlamıştır. Üç boyutlu ses teknolojileri, sinema, müzik, sergi ve oyun endüstrilerinde kendine geniş bir kullanım alanı bulmuş; özellikle müzik üretiminde tür bazlı farklı yaklaşımlar geliştirilmiştir. Türk müziği korosu perspektifi ile gerçekleştirilen bu çalışma bir tür topluluk kaydı araştırmasıdır. Türk müziği koroları, hem THM hem de TSM alanları açısından gelenekte yer almayan bir icra yöntemi olmasına rağmen, uzun yıllardır bağımsız ya da kurumsal çerçevede repertuvardaki eserleri icra etmektedir. Bu bağlamda ele alınmış olan koro müziğinin kayıt yapım süreçleri de enstrüman veya tekil vokal kayıtlarına kıyasla çok daha karmaşıktır. Dinleyicinin performansla aynı mekânı paylaşma gerçekçiliği ve optimum oda parametrelerinin kayıttaki yansımaları göz önünde bulundurularak, yerleşimlerine göre HVS, HSVC ve HVC olarak sınıflandırılan üç boyutlu tekniklerden, her bir kategori için bir teknik (toplam üç teknik) Türk müziği korosu için seçilmiştir. Kayıtları değerlendirmeleri için 35'i deney 35'i kontrol olacak şekilde toplam 70 kişiden oluşan iki grup belirlenmiştir. Deneklerin mekânsal algılarındaki başlangıç noktasını ve konvansiyonel-inovatif kayıt teknikleri arasındaki korelasyonu gözlemleyebilmek amacıyla öncelikle koronun stereo teknikle kaydedilen performansı dinletilmiş, ardından beş farklı değerlendirme kriterine göre 1 ile 10 arasında bir puan vermeleri istenmiştir. Ön test olarak adlandırılan bu aşamayı takiben, deney grubuna sekiz hafta boyunca çeşitli türlerde üç boyutlu kayıtlar dinletilmiş, kontrol grubuna ise herhangi bir müdahalede bulunulmamıştır. Sekiz haftanın sonunda, son test aşaması için aynı koronun üç boyutlu teknikler ile yapılmış kayıtları her iki gruba da dinletilerek aynı kriterler üzerinden puanlamaları istenmiştir. Bu bağlamda elde edilen veriler Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi ve Betimsel Analiz yöntemleriyle incelenmiş ve yorumlanmıştır.
Performans ve kültürel bellek: Horon pratiklerinde toplumsal anlamlar
Geleneksel halk dansları; yerel, ulusal ve küresel temsil biçimleriyle, birçok farklı disiplin açısından anlamaya yönelik bilimsel süreçleri yönlendiren bir konuma sahiptir. Bu konumuyla, kültürel çalışmaların temel malzemelerinden birini oluşturan halk dansları, içerdiği etnografik unsurlarla birlikte gelenek, bellek ve kimlik bağlamlarında performansın toplumsal boyutlarının anlaşılmasına olanak sağlamaktadır. Halk danslarının bu imkânları, müzikoloji sahasında yapılabilecek disiplinlerarası çalışmalara katkı sağlama ihtimâli bakımından önemlidir. Horon, performans alanı bulduğu tüm coğrafyalarda "birlikte dans etme" fikriyle toplumsal bütünleşmeye vurgu yapan ve bir örneklem olması bakımından bu çalışmanın temel malzemesini oluşturan bir halk dansıdır. Yerelde ülkenin kuzeydoğusunu temsil ederken, ulusal ölçekte, kent yaşamında aktif bir kullanım alanına sahiptir. Buna ek olarak horon, ülke sınırları dışında da belli başlı coğrafyalarda farklı etnik temsiliyetleri de bünyesinde barındırmaktadır. Bu çalışma, horon pratiklerinin performatif dinamiklerine odaklanarak, kültürel bir analiz yapmayı hedefler. Araştırmanın temel konusunu; gelenek, modernite ve medya bileşenleri doğrultusunda horon pratiğinin toplumsal anlamları oluşturur. Çalışmanın ilk bölümünde, problematik durum tespiti yapılmıştır. Tez çalışmasının amacı ve önemine ilişkin görüşler bu bölümde aktarılmıştır. İkinci bölümde, araştırmada kullanılan yöntemlere ilişkin bilgiler yer almaktadır. Buna göre, çalışmanın neden nitel bağlamda gerçekleştirildiği ve alan çalışması sürecine girildiği açıklanmıştır. Performans araştırmaları ve bellek teorileri çerçevesindeki tanımlama ve değerlendirmelere üçüncü bölümde yer verilmiştir. Bu bölümdeki detaylar, performansın folklorik ve sosyolojik bağlamdaki etkilerine odaklandığı gibi, bellek mekanizmalarının, toplumsal performans ve kültürel süreklilik bakımından hangi temsiliyetleri barındırdığı sorunsalı üzerinde yoğunlaşmıştır. Dördüncü bölümde ise horon pratiğinin dinamikleri ve performans araçları; yerel, tiyatrâl ve medyatik dolayımlarıyla birlikte ele alınmıştır. Beşinci ve altıncı bölümlerde, bulgularda elde edilen verilerin kuram ile entegrasyonu sağlanmış, geliştirilen yeni önermelerle birlikte sonuca ulaşılmıştır. Elde edilen sonuçlar, horon pratiğinin toplumsal anlamlarına yönelik bilgi üretimine ilişkin özellikler içerirken, dans kuramına müzik bilimleri alanından katkı sunabilecek nitelikte; bellek, performans ve bağlam eksenindeki önermeleri de kapsamaktadır. Bu çerçevede ortaya çıkan sonuçlar; horon performanslarının akademik olarak ele alınma şekillerindeki farklılıklara vurgu yapar niteliktedir.
Makine öğrenmesi yoluyla öznitelik tabanlı tını karşılaştırması ve arayüz tasarımı
Günümüzde makine öğrenmesi teknolojileri, büyük veri çağının en belirleyici unsurlarından biri olarak konumlanmıştır. Dijital ortamda üretilen ve depolanan veri miktarının hızla artması, bu verilerin sınıflandırılması, organize edilmesi ve anlamlandırılması süreçlerini manuel yöntemlerle sürdürülemez hale getirmiştir. Bu noktada makine öğrenmesi, karmaşık veri kümeleri arasındaki örüntüleri otomatik olarak tanımlayabilme ve bu örüntülerden yüksek doğrulukta tahminler üretebilme kapasitesiyle, veri organizasyonu ve içerik temelli bilgi erişim sistemlerinde devrim niteliğinde bir rol üstlenmiştir. Özellikle metin, görsel ve işitsel içeriklerin analizinde kullanılan bu teknolojiler, yalnızca bilgiye erişimi kolaylaştırmakla kalmamış; aynı zamanda üretim süreçlerinin otomasyonunda da önemli bir dönüşüm yaratmıştır. Bu tez çalışması, söz konusu dönüşümün müzik üretim süreçlerindeki yansımalarına odaklanmaktadır. Dijital ses teknolojilerinin gelişimiyle birlikte, müzik prodüktörleri milyonlarca örneklenmiş sese çevrimiçi platformlar aracılığıyla erişebilmektedir. Ancak bu çeşitlilik, üretim sürecinde doğru sesi seçme aşamasını hem zaman hem de verimlilik açısından önemli bir sorun haline getirmiştir. Bu problemden hareketle çalışma, makine öğrenmesi temelli tınısal benzerlik analizine dayalı bir arayüz sistemi tasarlamaktadır. Çalışmanın amacı, seslerin içerik temelli analizi yoluyla otomatik sınıflandırma ve benzerlik tespiti gerçekleştirebilen bir sistem geliştirerek, müzik prodüksiyon sürecindeki ses seçimini hızlandırmak ve ses organizasyonunu optimize etmektir. Araştırma kapsamında, kick, snare, rim, clap, cymbal, hat ve bass olmak üzere yedi farklı enstrüman sınıfından oluşan 6435 tek-atım (one-shot) ses dosyası içeren bir veri seti oluşturulmuştur. Bu seslerden 42 adet spektral ve zamansal öznitelik çıkarılmış, elde edilen öznitelikler hem klasik makine öğrenmesi mimarileri hem de derin öğrenme tabanlı yapay sinir ağı (YSA) mimarisiyle eğitilmiştir. YSA modeli, üç farklı öznitelik setiyle (tüm öznitelikler, en etkili 20 öznitelik ve en etkili 10 öznitelik) yeniden eğitilerek performansları doğruluk, kesinlik, duyarlılık ve F1 skorları üzerinden karşılaştırılmıştır. Çalışma sonucunda derin öğrenme mimarisinin, özellikle düşük frekans bölgelerindeki kick ve bass sınıflarında daha yüksek doğruluk oranlarına ulaştığı belirlenmiştir. YSA'nın gömü (embedding) katmanında elde edilen temsiller, seslerin tınısal benzerliklerini temsil eden çok boyutlu vektör uzayları oluşturarak benzerlik analizinin doğrudan kategorizasyon sürecine entegre edilmesini sağlamıştır. Tez kapsamında geliştirilen Streamlit tabanlı arayüz, kullanıcıların kendi ses dosyalarını yükleyip bu dosyalar arasındaki tınısal yakınlıkları analiz edebileceği etkileşimli bir platform sunmaktadır. Arayüz, benzer sesleri listeleyebilmekte, sınıflandırma sonuçlarını görselleştirebilmekte ve yerel ortamda çevrimdışı olarak çalışabilmektedir. Sonuç olarak bu tez, makine öğrenmesi ve derin öğrenme teknolojilerinin müzik teknolojisi alanındaki veri organizasyonu, ses analizi ve yaratıcı üretim süreçlerine entegrasyonuna yönelik yenilikçi bir yaklaşım sunmaktadır. Geliştirilen sistemin açık kaynaklı yapısı sayesinde hem akademik araştırmacılar hem de müzik prodüktörleri için yeniden üretilebilir, geliştirilebilir ve pratik bir çözüm önerisi sunduğu öngörülmektedir.
Kimlik, performans, müzik: Samsun ili Canik İlçesi Yavuz Selim Mahallesi romanları örneği
Bu çalışma, Samsun ili Canik ilçesi Yavuz Selim Mahallesi'nde yaşayan Roman topluluğunun müzikle kurduğu çok boyutlu ilişkiyi, kimlik ve performans kavramları çerçevesinde etnomüzikolojik bir perspektifle incelemektedir. Araştırmanın çıkış noktası, Roman müzisyenlerin müzik aracılığıyla kimliklerini nasıl inşa ettikleri, bu kimliği hangi toplumsal ve kültürel bağlamlarda temsil ettikleri ve aynı zamanda nasıl sürdürdükleri sorusuna dayanmaktadır. Bu doğrultuda müzik, yalnızca estetik bir üretim alanı değil; toplumsal rollerin, aidiyetlerin, tarihsel deneyimlerin ve gündelik yaşam pratiklerinin görünür hale geldiği bir ifade biçimi olarak ele alınmıştır. Tezin kuramsal çerçevesi kimlik ve performans kavramlarına dayanmaktadır. Kimlik kavramı, tarihsel süreç içerisinde değişen, çok katmanlı ve dinamik bir yapı olarak ele alınmış; saha çalışmasında elde edilen veriler aracılığıyla Romanların etnik kimlik algısı, müzik pratikleriyle nasıl kesiştiği üzerinden analiz edilmiştir. Romanların Türkiye'de karşılaştıkları ötekileştirme, dışlanma ve damgalanma süreçleri, "öteki" olma deneyimi, tarihsel travmalar ve kolektif hafıza perspektifinden değerlendirilmiştir. Performans kavramı ise Turner, Schechner ve Goffman gibi kuramcıların görüşleri ışığında tartışılmış; müziğin yalnızca sanatsal bir icra değil, aynı zamanda kimliğin temsili, toplumsal görünürlük ve sosyal statünün inşasında belirleyici bir unsur olduğu ortaya konmuştur. Araştırmada kullanılan yöntemler; katılımcı gözlem, derinlemesine mülakatlar ve literatür taramasından oluşmaktadır. Yavuz Selim Mahallesi'nde gerçekleştirilen saha çalışmasında Roman müzisyenlerin yaşam deneyimlerine, müzik pratiklerine ve toplumsal bağlamdaki konumlanışlarına odaklanılmıştır. Bu yöntemler aracılığıyla müziğin Roman toplumu için yalnızca ekonomik bir emek biçimi olmadığı, aynı zamanda sosyal dayanışma, kültürel aktarım, toplumsal statü ve aidiyetin kurucu unsurlarından biri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen bulgular, Roman müziğinin kimlik inşası, toplumsal temsiliyet, cinsiyet ilişkileri, kültürel aidiyet ve emek süreçleriyle yakından ilişkili olduğunu göstermektedir. Roman müzisyenliği; sanatsal üretimin ötesinde, ekonomik geçim kaynağı, toplumsal aidiyet göstergesi ve kültürel direniş alanı olarak karşımıza çıkmaktadır. Çalışmada ayrıca Roman kadınlarının müzikal performanslarının görünür kılınmasının önemi vurgulanmış, toplumsal cinsiyet rolleri çerçevesinde kadın müzisyenlerin yaşadıkları deneyimlerin ayrı bir araştırma konusu olabileceği belirtilmiştir. Sonuç olarak bu tez, Roman müzisyenliğini çok boyutlu bir toplumsal fenomen olarak ele almış; müziğin kimlik inşası, toplumsal temsiliyet, cinsiyet rolleri ve emek süreçleriyle nasıl kesiştiğini ortaya koymuştur. Gelecek araştırmalarda farklı coğrafyalardaki Roman topluluklarının karşılaştırmalı incelemelerinin yapılması, Roman müziğine dair bilgi birikiminin zenginleşmesine katkı sağlayacaktır. Bu doğrultuda çalışma, Roman müzisyenliği üzerine daha kapsayıcı, eleştirel ve disiplinlerarası yaklaşımların geliştirilmesine öncülük etmeyi hedeflemektedir.
Miks işlemine hazırlık bağlamında ses analizi ve otomatik ekolayzer işlemleri
Müzik yapım zincirinde miks, yoğun konsantrasyon gerektiren ve bazen uzun sürebilen kritik bir aşamadır. Miks projesinin hazırlanması ve ön miks gibi işlemler de yorucu olabilmektedir. Bu bağlamda ön miksin kısa sürede hazırlanmasında yardımcı olacak çeşitli miks araçları geliştirilmektedir. Üretilen araçlar zaman içinde otomatik işlemler yapabilen otomasyon sistemlerine ve yapay zeka destekli ürünlere dönüşmüştür. Mevcut yazılımlar talep edilen görevleri hızla tamamlamakta, karşılaşılan sorunlara öneri ve çözümler getirerek işlemleri kolaylaştırmakta ve kullanıcıya yeni yaratıcı perspektifler sunmaktadır. Son dönemdeki müzik yapımlarında profesyonellerin dışında amatörlerin, müzisyenlerin ve ev stüdyosu gibi oluşumların da denkleme katılmasıyla endüstride yeni eğilimler oluşmaktadır. Bu eğilimlerde de müzik yapımında kullanıma yönelik geliştirilen yeni araçlar önemli rol oynamaktadır. Tez çalışması kapsamında analiz ve otomatik ekolayzer eşleme becerisine sahip bir yazılım geliştirilmiş ve AVE olarak isimlendirilmiştir. MathWorks MATLAB aracılığıyla geliştirilen programda temel olarak Hızlı Fourier Dönüşümü (Fast Fourier Transform) yöntemi kullanılmış, işlemleri gerçekleştirmek üzere özgün algoritmalar oluşturulmuştur. Birçok programda kullanıcının erişimine kapalı olan parametreler, AVE'de birden çok seçenekle sunulmuştur. AVE ve benzer programların ekolayzer eşleme fonksiyonlarını karşılaştırmak üzere çeşitli akustik çalgılar kaydedilmiş ve yapay sinüs test sinyali oluşturulmuştur. Ayrıca akustik gitar kaydına ekolayzer uygulanarak yeni bir ses örneği de türetilmiş, örnek sayısı artırılmıştır. Deneylerde bazı ses örnekleri referans olarak belirlenmiş, diğer örneklere ekolayzer eşleme uygulanmıştır. Böylece işlenmiş örneklerin, frekans cevabı ve tını yönünden referanslara benzetilmesi hedeflenmiştir. AVE ve diğer programlardan elde edilen sonuçlar AVE ile ölçülerek karşılaştırılmıştır. Ayrıca öne çıkan bulguların doğruluğu ve AVE'nin analiz becerisi, deneylerde başarılı sonuç veren FabFilter Pro-Q 4 ile teyit edilmiştir. AVE'nin ekolayzer eşleme becerisi 8 ayrı programla aşamalı olarak karşılaştırılmıştır. Bu programlar: Izotope Neutron 5, Izotope Ozone 11, FabFilter Pro-Q 4, Sonible smart:EQ 4, IK Multimedia T-RackS 6 modülü olan Master Match X, MeldaProduction MAutoEqualizer, MeldaProduction MFreeformEqualizer ve MeldaProduction MMatcher'dir. Elde edilen sonuçlara göre AVE Aracı'nın, tüm testlerde diğer programlardan daha başarılı olması dikkat çekmiştir. Tez kapsamında yazılımın yapısı, ilkeleri ve fonksiyonları açıklanmış, deney sonuçlarıyla birlikte sınırlılıkları ve potansiyeli tartışılmıştır. Programın sahip olduğu beceriler, AVE'nin mikse hazırlık aşamasına ek olarak kayıtta, mikste ve mastering'te de kullanılabileceğini işaret etmektedir. Ayrıca yazılımın kullanıcıya çok sayıda parametre sunması ve açık kaynaklı olması açısından eğitimde kullanılabilmesi ve geliştirilebilmesi, programın önemli potansiyel çıktılarındandır.
Çoksesli Türk marşlarının müzikal değişim ve gelişim sürecinin incelenmesi (1826-2023)
Bu çalışma, 1826'dan günümüze Türk marşlarının yaklaşık iki asırlık süreçte geçirdiği müzikal değişim ve gelişim süreçlerini incelemektedir. Araştırmanın amacı, Osmanlı'dan Cumhuriyet'e ve günümüz Türkiye'sine uzanan süreçte, marşların müzikal dönüşümlerini ortaya koymaktır. Marşların; dönemin sosyal, kültürel ve politik dinamikleriyle paralel biçimde değişim gösterebilen bir müzik türü olduğu varsayımıyla olası müzikal dönüşümler sistematik olarak araştırılmıştır. Bulgular, çoksesli marşların II. Mahmud döneminde modernleşme sürecinin bir parçası olarak kurulan Musika-i Hümayun'a getirilen yabancı müzisyenler tarafından bestelenmeye başlandığını, mehter müziğinde ön planda olan ezgi ve ritim yapısının çoksesli Türk marşlarında da aynı şekilde ön planda tutulduğunu, diğer müzikal unsurların ise basit şekilde tasarlandığını göstermiştir. Form yapısı henüz netlik kazanmamıştır. Bu ilk örneklerin ardından I. Meşrutiyet gibi erken sayılabilecek bir dönemde (1876-1908) marş formu geleneksel izlerle birlikte oldukça gelişme göstermiş, belirgin bir form yapısı oluşturulmuştur. Bas nağme bölmeleri, sürekli modülasyonlar ve dinamik zirve noktaları tespit edilmiştir. II. Meşrutiyet Dönemi (1908-1923) ise gelişmeden ziyade mevcut yapının korunduğu bir dönem olarak karşımıza çıkmaktadır. Form, ritim, armoni ve dinamik yapı korunmuştur. Cumhuriyet dönemi (1923-1950) her alanda olduğu gibi çoksesli müzik alanında da önemli bir değişim dönemi olmuş, geleneksel yapının izleri kaybolmuş, yeni bir marş formunun oluşturulduğu görülmüştür. Ezgi ve ritim yapısında önemli değişimler tespit edilmiştir. Soğuk Savaş yıllarında (1950-1980) marş formunun genel anlamda sadeleştiği görülmüştür. Neo-Liberal dönemde (1980-2000) marş formu yeniden gelişim sürecine girmiş, kanon ve soru-cevap yapıları ile seri pasajlar tespit edilmiş, ritmik yapının ayrıntılı şekilde tasarlandığı görülmüştür. Milenyum döneminde (2000-2023) ritmik ve armonik yapıda popüler müzik etkisi tespit edilmiştir. Çalışmada; betimsel nitel araştırma yaklaşımı çerçevesinde, yapısal analiz yöntemleri ve tarama modeli kullanılmıştır. Çeşitli arşivlerden elde edilen çoksesli marş notasyonları üzerinde tarihsel ve karşılaştırmalı durum çalışması yürütülmüştür. Tümdengelim yöntemiyle geliştirilen araştırma deseninde, dönüm noktası niteliğindeki olay ve dönemler taranmış ve yedi dönem tespit edilmiştir. Toplam 538 çoksesli Türk marşı notasyonuna ulaşılmış, bunlardan 397'sinin kronolojisi oluşturulabilmiştir. Belirlenen yedi dönem içerisinden form, ezgi, ritim, armoni ve çalgılama bakımından gelişmiş ve dönemsel özellikleri yansıtacağı değerlendirilen 16 marş ayrıntılı olarak analiz edilmiştir. Analizlerde form, ezgi, ritim, armoni, dinamik, müzikal ifade ve çalgılama boyutları ayrıntılı şekilde ele alınmıştır. Sonuç olarak çoksesli Türk marşlarının yaklaşık iki asırlık serüveni (1826-2023) dönemsel olarak analiz edilmiş, marşlardaki müzikal değişimler ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda çalışma, çoksesli Türk marşlarının bir kronolojisini sunmasının yanında marşların yapısını ve tarihsel gelişimini ortaya koyması bakımından özgün bir katkı sunmaktadır.
Topluluk müziği perspektifiyle hazırlanan koro müdahalesinin Türkiye'de yaşayan Suriyeli mülteci çocukların sosyal entegrasyon sürecine etkisi
Bu araştırma, Suriyeli mülteci çocukların sosyal entegrasyon süreçlerini desteklemede alternatif bir yöntem olarak topluluk müziğinin uygulanabilirliğini araştırmaktadır. Topluluk müziği, farklı kültürlerden bireyleri bir araya getirerek kültürel kaynaşma, aidiyet duygusu ve sosyal kabulü güçlendiren bir alan sunmaktadır. Bu araştırmada, topluluk müziği temelli bir koro müdahalesinin Türkiye'deki Suriyeli mülteci çocukların sosyal entegrasyon sürecine etkisi incelenmiştir. Araştırma, karma araştırma yöntemlerinden "iç içe geçmiş gömülü desen" kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Sosyal entegrasyon gibi çok yönlü bir süreci kapsamlı bir şekilde değerlendirebilmek amacıyla karma yöntem yaklaşımı tercih edilmiştir. Nicel veri toplama aşamasında, tek denekli ön test-son test deseni uygulanmış; nitel veri toplama aşamasında ise betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Nicel veriler, koro müdahalesi oturumları öncesinde ve sonrasında Türk ve Suriyeli mülteci çocuklara uygulanan Sosyal Kabul Ölçeği ve Sosyal Temas Ölçeği ile elde edilmiştir. Nicel verileri desteklemek için uygulama sonrası çocukların ebeveynleri ve öğretmenleriyle yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmış, görüşmelerden elde edilen bulgular betimsel analiz yoluyla değerlendirilmiştir. Aynı zamanda, araştırma süreci boyunca yapılan gözlemler araştırmacı günlüğüne kaydedilerek süreç öncesi, süreç sırası ve süreç sonrası karşılaştırmalar yapılmıştır. Nitel veriler, ebeveynler ve öğretmenler için uzman görüşleri doğrultusunda hazırlanmış demografik sorular ve araştırmaya yönelik beş yarı yapılandırılmış görüşme sorusu ile toplanmış ve betimsel analiz yöntemiyle raporlanmıştır. Araştırma, Batman'da Ziya Gökalp Ortaokulu'nda eğitim gören, 5. ve 6. sınıftaki Suriyeli mülteci ve Türk çocukları içeren 50 Türk ve 50 mülteci çocuk ile yürütülmüştür. Kalabalık grup yapısından ötürü, çocuklar yaş gruplarına göre iki ayrı gruba ayrılarak koro müdahalesi gerçekleştirilmiştir. Koro müdahalesinde sosyal entegrasyonu, kültürlenme-kültürleşme sürecini, çok kültürlülüğü ve aidiyet duygusunu güçlendirmek amacıyla ısınma etkinlikleri ile desteklenen dört farklı koro şarkısı kullanılmıştır. Bu şarkılardan ikisi Türkçe, biri Arapça, biri ise Kürtçe olarak seçilmiştir. Koro müdahalesi, ısınma etkinlikleri, ses açma egzersizleri, koro şarkıları ve bitiş bölümü olmak üzere dört aşamaya ayrılarak uygulanmış, her oturum bir sonraki oturuma bağlanacak şekilde sarmal bir yapıda planlanmıştır. Araştırma bulguları, koro müdahalesinin mülteci çocukların sosyal entegrasyon süreçlerinde olumlu bir etkiye sahip olduğunu göstermiştir. Sonuçlar, Suriyeli mülteci çocukların sosyal kabul ve sosyal temas düzeylerinde anlamlı bir artış olduğunu ortaya koyarken, Türk çocukların da Suriyeli mülteci çocuklara karşı sosyal kabul ve temas düzeylerinde artış gözlemlenmiştir. Bu bulgular, müzik temelli müdahale programlarının sosyal entegrasyon, çok kültürlülük, kültürlenme-kültürleşme ve aidiyet duygularını destekleyici bir ortam sunduğunu ve bu süreçlerin güçlendirilmesinde etkili bir araç olabileceğini işaret etmektedir. Araştırma, müziğin kültürler arası bağ kurma ve bireyler arasında sosyal kabulü artırma potansiyeline vurgu yaparak, entegrasyon politikalarına yenilikçi bir bakış açısı sunmaktadır.
Çok-partili söyleme geleneği: Arnavutluk İso-polifonisi
Bu çalışma, Arnavutluk'un özgün çok-partili söyleme geleneği olan iso-polifoninin yapısal bileşenlerini, icra pratiklerini ve kültürel-toplumsal dinamiklerini bütüncül bir çerçevede ortaya koymayı amaçlamaktadır. Araştırmanın temel sorusu, iso-polifoninin hangi müziksel unsurlar, hangi performatif-sosyal ilişkiler ve hangi kültürel değerler etrafında şekillendiği ve bu öğelerin birlikte nasıl bir müzikal işleyiş oluşturduğu üzerine kuruludur. Bu kapsamda çalışma, öncelikle çok-partili söyleme geleneğinin ne olduğunu, müzik yaratımı ve icra pratikleri açısından sunduğu paradigmayı ve dünya müziklerindeki örneklerini tartışmakta; ardından iso-polifoninin yapısal bir şablonunun çıkarılabilmesi için hangi çözümleme adımlarının izlenmesi gerektiğini ele almaktadır. Çalışma sürecinde, Avrupa merkezli analiz yaklaşımlarının bu geleneğin özgün yapısını açıklamada sınırlı kaldığının anlaşılması, analiz sürecinin başka bir perspektiften yürütülmesini gerekli kılmıştır. Yapısal çözümlemeden elde edilen bilgilerin geleneği bütünüyle anlamak için yeterli olmaması ise araştırmayı, icranın kültürel arka planına, bireysel ve toplumsal hafızaya, anlam ve önem atıflarına, yaratım sürecine ve performans anındaki dinamiklere yönlendirmiştir. Araştırma, kavramsal çözümleme, müzikolojik analiz ve saha verilerinin tematik değerlendirmesini bir arada kullanan nitel bir yöntemle yürütülmüştür. Lab stiline odaklanan saha araştırması kapsamında Gjirokastër, Tepelenë ve Memaliaj bölgelerinde Roland Çenko, Shkëlqim Guçe, Golik Jaupi, Myrdar Jera ve Engjëll Serjani ile görüşmeler gerçekleştirilmiş; elde edilen veriler performatif, yapısal ve kültürel eksenlerde çözümlenmiştir. Bulgular, Lab stilinin temel bir müzikal şablona indirgenebildiğini ve alt bölgelerdeki varyasyonların bu şablonun farklı yorumları olarak ortaya çıktığını göstermektedir. Iso-polifoni hem aktarım süreci hem de aktarılan kültürel-müzikal miras olarak iki yönlü bir olgudur; bir yaşam biçimi, bir saygınlık alanı ve kuşaklar arası kimlik inşasının önemli bir aracıdır. Öğrenim süreci büyük ölçüde aile içi alışkanlık belleğine dayanmakta; yazılı notasyondan ziyade sözlü ve deneyimsel aktarım ön plana çıkmaktadır. Metin ve mekân performansın yönünü belirleyen temel öğelerdir. Rollerin işlevsel dağılımı, çok-partili söyleme geleneklerinde görülen "bilgi paylaşımı ve değerlerin şekillenmesi yoluyla eşgüdümlü katılım" modelini birebir karşılamaktadır. Rekabetin bağlama göre değiştiği, her icracının ve grubun kendine özgü bir sonik imzaya sahip olduğu görülmüştür. Dinleyici ise pasif bir konumda değil; geleneğin sürdürülmesinde aktif bir belirleyici olarak yer almaktadır. Sonuç olarak bu tez, dünya genelindeki benzer çok-partili söyleme gelenekleriyle karşılaştırmaya imkân veren kültürel ve yapısal veriler sunması, geleneksel müziklerin çözümlemesine yönelik yeni yöntemsel yaklaşımların geliştirilmesine zemin hazırlaması ve kültürel tek-tipleşme eğilimleri karşısında başvurulabilecek nitelikli bir kaynak niteliği taşıması bakımından önem arz etmektedir.
Pozitivizmin Türk müzikolojisi üzerindeki etki ve yansımaları
Müzikoloji, tarih boyunca çeşitli düşünsel ve akademik paradigmalarla şekillenmiş ve gelişimini disiplinlerarası bir bilim alanı olarak sürdürmüştür. Müziğe dair araştırmalar tarihsel, kültürel, sosyolojik ve felsefi alanlarla ilişkilendirildiğindeyse, 'bilimsel bilgi' için gerekli teorik ve metodolojik yaklaşımlar her zaman önem taşımış; bu da müzikolojinin yönelim kazanmasında ve gelişiminde belirleyici olmuştur. Bunlardan özellikle Auguste Comte tarafından kuramsallaştırılan "pozitivizm", müzikolojinin "modern" bir bilim olarak yapılandırılmasında derin etkiler bırakmış; Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecinde Türk müzikolojisinin kuramsal temelini belirleyen en önemli yaklaşımlardan biri olmuştur. Pozitivizm, 'bilimsel bilginin' yalnızca ampirik yöntemlerle gerçekleştirilebileceği inancında olan, metafiziksel ya da spekülatif ideaların bilimsellikten uzak olduğunu savunan bir anlayıştır. Bilimsel çalışmalarda nesnelliği ve ölçülebilirliği ön plana çıkaran pozitivizm, müzikolojideki metodolojik analizlerin ve teorik çerçevenin biçimlenmesinde belirleyicilik kazanmıştır. Ancak pozitivist paradigmanın nesnellik iddiası ve 'bilimsel bilgi'nin kapsamını daraltan yöntem anlayışı, zaman içinde çarpıcı eleştirilere konu olmuş; bu sınırlı bilim anlayışının, kültürel, toplumsal ve ideolojik bağlamları göz ardı ettiği belirtilmiştir. Bu tez çalışması, pozitivizmin Türk müzikolojisi üzerindeki etkilerini çok boyutlu bir perspektifle ele almayı amaçlamaktadır. Tezin ikinci bölümünde pozitivizm kavramı, tarihsel gelişimi ve bilim anlayışına ilişkin kapsamlı bilgiler verilmiş; üçüncü bölümde, pozitivist paradigmanın yalnızca 'bilimsel yöntem' değil aynı zamanda politik ve ideolojik yönelimlere sahip arka planı üzerinde tartışılmış ve 'bilimsel bilgi' üzerindeki manipülatif etkileri değerlendirmeye tabi tutulmuştur. Dördüncü bölümde, müzikolojinin "modern" bir disiplin haline getirilmesinde pozitivizmin nasıl bir temel sağladığı; müziğin 'bilimsellik' boyutunda nasıl belirleyici bir rol üstlendiği ele alınmıştır. Bu bölümde ayrıca, müzikoloji ekseninde pozitivist paradigmaya yöneltilen eleştirilere yer verilmiş ve "eleştirel" veya "yeni" olarak nitelendirilen müzikolojinin nitelikleri üzerinde durulmuştur. Beşinci bölümde, pozitivizmin Türk müzikolojisi üzerindeki doğrudan etkileri kapsamlı şekilde ele alınarak alt başlıklar halinde Rauf Yekta, Mahmut Ragıp Gazimihal ve Gültekin Oransay gibi müzikologların çalışmaları üzerinden pozitivist metodolojinin izleri değerlendirilmiş; Batı müziği, halk müziği, sanat müziği üzerine günümüz Türkiye'sinde müzikoloji çalışmaları yürüten öncü isimler ve eserleri yanında alandaki pozitivist yapılanma, akademik birimler, kadrolar ve ders içerikleri ele alınmıştır. Altıncı bölümde, eleştirel müzikoloji anlayışının Türkiye'deki yansımaları ve bu yönde çalışmalar yürüten müzikologlar ile alana katkı sunan diğer bilim dallarından çeşitli araştırmacılar ve başlıca eserleri üzerinde durularak Türk müzikolojisinin 'modernleşme'sinde pozitivist paradigmanın yarattığı etkiler, kanıksanmış yöntemler ve bunlara alternatif olarak ortaya konulan çalışmalar tespit edilmiştir. Tezde ulaşılan sonuç, eleştirel nitelikteki akademik araştırmalarda giderek genişleyen literatür mevcut olmasına rağmen Türkiye'de müzikoloji alanında pozitivist paradigmanın hala hakim durumda olduğunu açıkça göstermektedir.
Arabesk müzikte vokal icra özellikleri
Bu çalışma, arabesk müzikte vokal icranın teknik ifade unsurlarını incelemeyi ve bu unsurların biçimlenişini, sosyokültürel, politik ve sosyoekonomik dinamikleri ele alan mevcut literatürden destekle değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Arabesk müziğe dair çalışmalar genellikle toplumsal yapılar, kültürel dönüşümler ve politik atmosfer çerçevesinde şekillenmiş; buna karşın vokal icra bağlamındaki teknik çözümlemeler büyük oranda ihmal edilmiştir. Bu doğrultuda hazırlanan çalışma, yalnızca mevcut boşluğu doldurmakla kalmayıp, literatürde sıklıkla kullanılan ve çoğu zaman belirsiz biçimde dolaşımda olan "arabeskleşme" kavramının daha bilimsel bir temele oturtulmasına da katkı sunmayı hedeflemektedir. Bu kapsamda oluşturulan analiz başlıkları; vokal performans, yorum biçimleri ve ses eğitimi konularını ön planda Türk müziği bağlamında ele alan çalışmalardan yararlanılarak yapılandırılmış, bunun yanı sıra geleneksel kategorilerle tanımlanamayan bazı karakteristik vokal uygulamalara da ayrıca yer verilmiştir. Araştırma, nitel yöntemle tasarlanmış, müzikal analiz ve bu kapsamda stil analizi metotları temel alınmıştır. Seçilen ses kayıtları notaya aktarılarak görsel destek sağlanmış, ifade çeşitliliği ve teknik uygulama açısından öne çıkan bölümler spektrogram görüntüleriyle desteklenmiştir. İnceleme, 1980'li yıllarda arabesk müziğin yorum kimliğini belirleyen sanatçılarla sınırlandırılmıştır. Bu doğrultuda, Muhammed Berdibek'in Belki de Dilimden Bu Şarkı Düşmez adlı çalışmasından referansla; Orhan Gencebay, Müslüm Gürses, Ferdi Tayfur, İbrahim Tatlıses, Bergen, Kibariye, Neşe Karaböcek, Gülden Karaböcek, Kamuran Akkor, Mine Koşan ve Hakkı Bulut'a ait icra analizleri sürece dahil edilmiştir. Arabesk üslubun Türk sanat müziğindeki yansımaları bağlamında ise Zeki Müren'in farklı dönemlere ait icraları değerlendirilerek metne yansıtılmıştır. Çalışmada ayrıca, kadın sanatçılara özgü vokal stratejiler, toplumsal cinsiyet rolleri ve ataerkil yapının etkileri doğrultusunda ele alınmıştır. Bireysel imaj oluşturma, güçlü ses kullanımı, maskülen tınılar ya da kırılgan söyleyiş biçimlerinin yanı sıra nadiren de olsa erotize edilmiş kadın imajını çağrıştıran vokal tavırlar analiz sürecine dahil edilmiştir. Bununla birlikte, arabesk icralarda gözlemlenen dramatik tınılar ve duygusal yoğunluk, farklı biçimlerde ifade alanına yansıyan yorum özellikleri üzerinden, analiz sürecinin duygusal altyapıya odaklanan boyutunda değerlendirilmiştir. Ayrıca, çalışmanın genel çerçevesini desteklemek amacıyla, müzik sosyolojisi bağlamında geliştirilen kuramsal yaklaşımlara da başvurulmuştur. Bu doğrultuda, müzikal performans biçimlerini kültürel yapılarla temellendiren Kantometriks Projesi ile sanatçının icra üzerindeki özgün ve anlık müdahalelerini olanaklı kılan doğaçlama pratikleri, ilgili başlıklar altında değerlendirilmiştir. Elde edilen bulgular, arabesk vokal icranın yalnızca teknik bir yapı olmadığını, aynı zamanda sosyokültürel ve kimliksel katmanlar taşıyan çok boyutlu bir ifade alanı sunduğunu ortaya koymaktadır.
Türkiye ve Kazakistan'da kadın müzisyenlerin yaşadığı sorunların toplumsal cinsiyet bağlamında karşılaştırmalı incelenmesi
Bu tezde, Türkiye ve Kazakistan'daki kadın müzisyenlerin karşılaştıkları mesleki sorunlar toplumsal cinsiyet bağlamında karşılaştırmalı olarak incelenmiştir. Nitel araştırma yöntemiyle yürütülen çalışmada, 10'u Türkiye'den, 10'u Kazakistan'dan olmak üzere toplam 20 kadın müzisyenle yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Katılımcıların yarısı Batı klasik müziği, diğer yarısı ise halk müziği alanında faaliyet göstermektedir. Bulgular, her iki ülkede de kadın müzisyenlerin toplumsal cinsiyet temelli eşitsizliklerle karşı karşıya kaldığını; ancak bu sorunların yoğunluk ve biçim açısından farklılık gösterdiğini ortaya koymuştur. Çalışma, kadın müzisyenlerin yapısal düzeyde desteklenmesinin ve toplumsal cinsiyet eşitliği politikalarının güçlendirilmesinin önemine vurgu yapmaktadır.
İran ve Azerbaycan tarlarının tarihsel gelişim süreçleri ve yapısal özelliklerinin karşılaştırılması
Tar, mızrap ile çalınan telli çalgılar grubunda yer alan geleneksel bir enstrümandır. Biri diğerinden küçük iki gövedesi bulunmaktadır ve bu gövdelerin üst kısmı deri ile kaplıdır. Gövdeler, uzun bir sap aracılığıyla akort kutusuna bağlanmaktadır. Bu çalgı; Azerbaycan, İran, Afganistan, Türkiye'nin doğu bölgeleri ve İran'ın kuzeyinde bulunan Hazar Denizi çevresindeki bölgelerde yaygın olarak çalınmaktadır. Bu coğrafı dağılım, zaman içinde farklı tarihi süreçlerin ve politik gelişmelerin bir sonucu olarak oluşmuştur. Örneğin, Azerbaycan'ın XIX. yy'da Türkmençay Anlaşması'yla İran'dan ayrılması, tar çalgısının yapısı ve icrası açısından bölgede farklı yönlerde evrilmesine yol açmıştır. Günümüzde bu enstrüman her iki kültürde farklı değerler ile bölgelere özgü kültürel farklılıkların bir yansıması olarak çalınmaktadır. Diğer geleneksel telli çalgılarla kıyaslandığında tarın tarihi çok eskiye dayanmamakla birlikte, geleneksel müzik repertuvarında önemli bir yer edinmiştir. Bu enstrüman, sadece müzikal bir araç değil, aynı zamanda ait olduğu coğrafyaların tarihsel ve kültürel kimliklerini temsil eden sembolik bir değer taşımaktadır. Farklı bölgelerde gelişen kültürel bağlamlara göre tar çalgısının yapısı ve tınısı çeşitlilik göstermektedir. Bu farklılıkların ve benzerliklerin müzikolojik ve etnomüzikolojik açıdan değerlendirilmesi, icracılar ve araştırmacılar için oldukça önemlidir. Bu bağlamda hazırlanan "İran ve Azerbaycan Tarlarının Tarihsel Gelişim Süreçleri ve Yapısal Özelliklerinin Karşılaştırılması" başlıklı bu tez, Azerbaycan ve İran'da kullanılan tar çalgısını tarihsel süreç, yapısal ve teknik özellikler açısından karşılaştırmalı olarak incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma yedi ana bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde araştırmanın amacı, önemi, kullanılan yöntemi ve problem durumu ele alınmıştır. İkinci bölümde Türkiye'deki mevcut akademik çalışmalar incelenmiştir. Üçüncü bölümde çalışmada kullanılan temel kavramlar açıklanmıştır. Dördüncü bölüm, tarihsel kaynaklar ve edebî metinler ışığında tar çalgısının tarihi ve kelime kökeni üzerinde durmaktadır. Beşinci bölümde tarın Azerbaycan ve İran'daki yapısal özellikleri ayrı ayrı analiz edilmiştir. Altıncı bölümde ise tarın iki kültür içerisindeki konumu karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Son bölümde ise elde edilen bulgular doğrultusunda genel sonuçlara yer verilmiştir. Nitel araştırma yöntemine dayalı olarak yürütülen bu araştırmada tar sanatçılarıyla da görüşmeler yapılmış ve söz konusu görüşmeler tezin ekinde sunulmuştur.
Türk makâm müziğinde kullanılan nîm perdelerin sol klarnetteki icrasına yönelik parmak pozisyonu önerileri
Sol klarnette nîm perdeler hâlihazırda dudağı sıkma ve gevşetme yöntemiyle icra edilmektedir. Geleneksel olarak kullanılan bu teknik, nîm perdeleri elde etmede ana yöntem olarak kabul edilmektedir. Ancak bu tekniğin avantajlarının yanı sıra ortaya çıkardığı birtakım problemler de bulunmaktadır. Bunları; entonasyon, icrada standardizasyon ve nüans problemleri olarak sıralamak mümkündür. Daha önce yazılmış sol klarnet metotlarında hiç değinilmemiş, akademik yazında ise çok nadir olarak yer bulmuş olan "nîm perdelerin çeşitli parmak pozisyonları ile elde edilme" yöntemine, tezin araştırma sürecinde farklı performansların izlenmesi ve kişisel çalışmalardaki deneyimlemelerden yola çıkılarak ulaşılmıştır. Bu yöntemin, alternatif olarak kullanılması, geleneksel yöntemin problem sahalarına çözüm üretilebilmesi, belirlenen pozisyonların perdelerin frekansında yarattığı değişim, icradaki uygulanabilirliği gibi sorulara çalışmada yanıt aranmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde; araştırmanın kapsamı, niteliği, amacı, önemi, problemleri, evren, örneklem, sınırlılıklar ve metodolojiyle ilgili detaylar aktarılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde; ele alınan konu ile ilgili genel bilgilere yer verilmiştir. Bu kapsamda; ilk olarak klarnetin tarihsel gelişimi, perde sistemleri, klarnet ailesi ve klarnetin fiziki yapısı hakkında genel bilgiler aktarılmıştır. Sol klarnetin anlatımı özel olarak kurgulanmış, nîm perdelerin farklı tekniklerle icrası, bu tekniklerin zayıf ve güçlü yönleri incelenmiştir. Konunun teorik kısmı ile ilintili olduğundan, Türk Makâm müziğinde nîm perdelerin anlatımına da yer verilmiştir. Çalışmanın üçüncü bölümünde; ilk olarak sol klarnetin parmak dizilim sistemi ile ilgili bilgiler aktarılmıştır. Ardından her bir ana perde için tîzleşme ve pestleşme olasılığının incelendiği parmak pozisyonları saptanmış, bu pozisyonların stüdyo ortamında alınan ses kayıtları analiz edilerek frekans, sent ve koma değerleri belirlenmiştir. Perdelerin nasıl bir teoriyle gösterileceğinin ifade edilmesi sonrası, eldeki tüm verilerin nîm perdelerle olan ilişkisi incelenmiş, karşılaştırmalar yapılmıştır. Bölümün sonunda; nîm perdeler ile karşılaştırmalarının yapıldığı pozisyonlarla birlikte yeni bir parmak dizilim sistemi önerisinde bulunulmuştur. Son olarak, pozisyonların nota üzerinde gösterimi ve icrada uygulanabilirliğini ifade etmek için belirlenen örnek eserlerin icrası gerçekleştirilmiş, bu icraların sesli videoları, karekod sistemiyle araştırmaya eklenmiş ve sonuç kısmıyla çalışma sonlandırılmıştır.
2000'ler popüler müziğini küreselleşme, binyıl sonu ve milenyum paradigmaları çerçevesinde yorumlamak: Hegemonya kalıplarının dönüşümü üzerinden popüler müziklere tını ideali ekseninde bir yaklaşım
Toplumlarda sanayileşme ve kentleşmenin hızlanmasıyla sosyal bilimlerin sahip olduğu ilgi etnografik incelemelerden popüler kültür gibi daha geniş kapsamlı olduğu düşünülen başlıklara kaymıştır. Tarih içerisinde bazı düşünürlere göre "dejenere" bazılarına göreyse meta anlamıyla bir "ürün" olarak hakir görülen popüler kültür, başka kanattan, daha güncel yaklaşımlarda, hatırı sayılır göstergeleriyle bir anlam dolaşımına sahip, önemli bir toplumsal olgu olarak değer görmeye başlamıştır. Bu bağlamda öne çıkan başlıklardan olan popüler müzikler, genellikle popüler kültürü tekil bir kütle olarak ya da en azından sayısız bileşenleriyle ele alan yaklaşımlarda hak ettiğince derinlikli ya da müstakil incelemelere/değerlendirmelere konu olamamakta; afakî saptamaların, üstün-körü yargıların gölgesinde kalmakta, ya da, gene bambaşka, tersine bir hattan yaklaşımlarda, diğerinin yüzeyselliğini aratmayacak biçimlerde yüceltilmekte, kutsanmakta, fetişleştirilmektedir. İki durumda da toplum bilimcilerin ya da pseudo-entelektüellerin genel geçer yargılarına sıkışıp kalan popüler müzikler, izlerkitleleri hakkındaki tasavvurlar ve tahayyüllerin sınırlılıklarında, özellikle de duysal gerçeklik alanlarının—tınısal karakteristik ve içeriklerinin, daha kestirme bir ifadeyle de bizatihi kurucu nesnelerinin—dikkate alınmadığı, alınamadığı; böylelikle de araştırmayı şekillendiren veriler açısından noksan kalan bir atıflar örüntüsü hâline gelmektedir. Öte yandan, tüm bu bakış açıları çeşitliliğinden ve etkilerinden faydalanan; dahası, kimi kollarıyla toplum bilimleri alanına şubelendirilen müzikolojinin, disiplinlerarası kazanımlarını saklı tutarak bir yandan da öznelleşmesinin zamanı gelmiştir: Toplumsal, ekonomi-politik hamlelerin, söylem analizlerinin, vb. yörüngesinde, toplumbilimlerinin genelleyici, yanlınkat perspektifleriyle yetinilemeyeceği düşüncesi giderek yaygınlaşmaya başlamıştır. 21. Yüzyılda daha da keskinleştirilerek insan hayatına direkt etkisi olan bir konuma gelen neo-liberal Yeni Dünya Düzeni, müziğin üretim ve tüketim alışkanlıklarının da değişimine sebep olmuştur. Bu değişimlerle ortaya çıkan türler, tını ideali ekseninde bir popüler müzikler üretimini müzik endüstrisine empoze etmiştir. Müziğin hem üretim hem de tüketim kanadının ilgisine sahip olan popüler tınılar zamanla müzik endüstrisindeki yerlerini kuvvetlendirerek, müzik üretiminin merkezinde yer almaya başlamıştır. Hülasa, her ne kadar 21. Yüzyıl sonrası gerçekleşen ekonomik, politik ve toplumsal hareketler, Dünya düzeninde yaşanan değişimlerin anlamlandırılması açısından kritik öneme sahiplerse de, müzikal üretimler hakkındaki değerlendirmelerin salt bu çerçevede yorumlanması gene "araştırma nesnesini" eksik tanımlama riskini taşıyacaktır. Böylesi bir önermeden hareketle, bir yandan toplum bilimcilerin işlevsel çıkarımlarını—referans alanı ve bağlamı göz ardı etmeksizin bir potada eriterek, bir yandan da yenice bir müzikoloji perspektifinden popüler müziklere yaklaşarak, tını merkezli bir çıkarım sağlamak, bu çalışmanın başat hedeflerindendir. Çalışmada, popüler kültür içerisinde önemli bir yere sahip olan popüler müziklerin "milenyum miti" ekseninde yaşadıkları dönüşüm; popüler türlerin yerlerini popüler tını ideallerine ve ses örgülerine bıraktığı önermesi üzerinden irdelenmektedir. Popüler müziğin her evresinde var olan başat, karakteristik, tanımlayıcı ses örgülerinin 21. Yüzyıl ile birlikte, anıldığı şekilde öne çıkışı, müziğin üretim, tüketim ve özellikle de dağıtım pratiklerindeki dönüşüme de koşuttur: Bu dönemde, özellikle Yeni Dünya Düzeni söylemi ekseninde şekillenen ekonomi-politik, toplumsal ve iletişimsel olgu ve paradigmalar yepyeni türlerin ortaya çıkmasını tetiklemiş ve bu türler de ayırt edici kimlik bildirimlerini semiyotik öğeler yerine daha çok sonik verilere, duysal parametrelere dayandırma yoluna gitmiştir. Bu durum, cazip birer araştırma alanı olan popüler müzik türlerinin kuramsallaştırılmaları raddesinde salt kültürel, toplum-bilimsel analizlerle değil, müziğin temel malzemeleri olan zaman ve sesin kompleks örüntüleri olan tını ve ses örgüsü matrisleri üzerinden işleyecek, duysal tasarım alanında, disiplin-içi bir çalışmayı da zorunlu kılmaktadır. Çalışmanın umudu, anılan duysal parametrelere dikkat çekerek, günümüz müzikolojisini müziğin aslî nesnesiyle tekrar yakınlaştırma çabasına bir katkı sağlamaktır.
Neoliberal politikalar ekseninde toplumun yeniden inşasında başvurulan gelenek kurgusuna bir örnek olarak Türkiye'de halk müziği algısı ve değişimi
Birçok araştırmanın odağında yer alan, Osmanlı Dönemi'nde başlayan Modernleşme ve Batılılaşma hamleleri; bunların Cumhuriyet Dönemi'nde pekişmeleri-Kemalist vurgularıyla-halkçı ve devletçi politikalar; 2. Dünya Savaşı ekseninde yaşanan dönüşüm ve İki Kutuplu Dünya Düzenine eklemlenme çabaları; 60'lı yıllardan itibaren tüm dünyanın deneyimlediği özgürlükçü hareketlere koşut devinimler ve ülkede yaşanan siyasî gerilimlerin gölgesindeki oluşumlar; 1980 darbesi, ve hemen ardından gelen muhafazakâr-liberal iklim ve bunun bir uzantısı olarak okunabilecek, son 20-30 yıla bakıldığında, Türkiye'de de hâkim olan neo-liberalist ekonomi anlayışı ve bu anlayışın getirdikleriyle birlikte muhafazakârlaşan ve/veya muhafazakârlaştırılan toplumun geçirdiği sosyo-kültürel değişim/dönüşümler, bu çalışmanın odağında yer almaktadır. Anılan tüm bu değişim süreci içerisinde, kültürel alana dair üretilen politikalar da, hiç şüphesiz sanat yaşamını etkilemiştir. Bu çalışmanın odağında, anılan çerçevede, Türkiye'de halk müziğine bakışın dönüşüm süreçleri yer almaktadır. Bu dönüşüm toplumsal, ekonomik, siyasî, … sayısız etmen tarafından tetiklenen ve bunlara koşut paradigma değişimlerini yansıtan bir süreklilik göstermekte; bu özelliğiyle de ülkede şekillenen toplumsal bilinç kadar bilinç altına da ayna tutmaktadır.
Tarihi süreçte Isfahân ve Isfahânek seyrinin incelenmesi ve kullanıldığı terkîblerin tespiti
Gelenekli Türk Müziği'nin tarihi gelişimi içerisinde XIII. Yüzyıldan günümüze kadar nazariyeciler tarafından çeşitli Isfahân tarifleri verilmiştir. Bu tarifler incelendiğinde Isfahân seyri hakkında nazariyecilerin genel itibariyle ortak bir kanıda bulunmadığı gözlemlenmektedir. Bu bağlamda Isfahân seyrinin tarihi süreçte uğradığı değişimleri tespit edebilmek için çalışmamızda öncelikli olarak Gelenekli Türk Müziği terminolojisinde kullanılan perde, seyir, makam ve terkib gibi kavramların açıklamaları yapılmıştır. Çalışmamızın devamında XIII. yüzyıldan XX. yüzyıla kadar nazariyecilerin verdikleri nazari Isfahân tariflerinin karşılıklı olarak kıyaslamaları yapılmış ve nazari seyir tabloları oluşturulmuştur. Tariflerin kıyaslamalarına ilaveten Isfahân örnek eserler Emrah Hatipoğlu'nun eser analiz yöntemiyle analiz edilmiş ve bu analizler sonucunda Isfahân seyri üç farklı şekilde sınıflandırılmıştır. Örnek eserlerin analizi sonucunda tespit edilen Isfahân seyri bu sınıflandırma üzerinden değerlendirilmiştir. Isfahân seyrini kullanan terkiblerin tespiti için de aynı yöntem kullanılmıştır.
Antroposen (İnsan çağı) ekseninde posthümanist ideolojilerle müziğin insan-merkezci bakış açısı dışında değerlendirilmesi
Sanayîleşme ile birlikte dönüşen üretim, tüketim ve yaşam tarzları insan edimi ve tasarruflarının dünya üzerindeki olumsuz etkilerinin en üst düzeye çıkması sonucunu getirmiştir. Bu dönem, ironik bir biçimde Antroposen, yani insan çağı olarak adlandırılmakta; dünyada insan öznesinin etkin olduğu ve geriye kalan her şeyin insan edimine koşut nesneler olarak edilgenleştirildiği bir bakışı—insan-merkezci evren tasavvurunu—yansıtmaktadır. Anılan özne – nesne ilişkisinin yol açtığı hasarlar özellikle son elli yılda çarpıcı olaylarla; geri dönüşsüz yıkım ve yitimlerle görünürlük kazanmış; bunun üzerine bizatihi kendi varlığı da tehdit altına giren insanlık, kendinden menkul merkezî konumunu ve ben-merkezci ötekileştirme yüklemlerini sorgulamaya başlamıştır. Bu sorgulama özellikle 20. yüzyılın sonlarında Posthümanizm destekli ideolojilerle derinleşmiştir. Bu bağlamda, oluşumunda birincil özne olarak insana etkin konum atfedilen her alan gibi sanat, özellikle de bu çalışmada odaklanılacak olan yaygın dalı müzik, insanın "yaratıcı" vasfıyla yüceltildiği, yüzyıllara yayılmış keskin hiyerarşilere dayalı pratikleriyle neredeyse kemikleşmiş bir folklora sahip olmuştur. 20. yüzyılla birlikte önce alan/gramer içi sorgulamalar ve sınır-aşımları; ardından bunları düşünsel/felsefî dayanaklarla destekleme girişimleri, insan "marifeti" hataların en yıkıcılarından olan II. Dünya Savaşı'nın hemen ardından çarpıcı hamlelerle gündeme gelmeye başlamıştır. Bu çalışmada, kanıksanmış doktrinlerin ve alışageldik çerçevelerin aşılarak, müziğin, çevresel niteliğinin ön plana çıkarıldığı yenice duysal tasarım pratikleri üzerinden, "evrenle barışık" tahayyüllerinin olabileceğini; ötesinde, bunların Posthümanizm destekli fikirlerle pekiştirilebileceğini göstermek hedeflenmiştir.
Metal müzik ve izler-kitlelerince benimsenen kültüre yönelik ötekileştirme politikalarının müzikal, sembolik, toplumsal nedenleri ve bunların kimlik inşası ve komünite kurgusundaki işlevsellikleri üzerine bir değerlendirme
Sanat üretimlerinin, doğaları ve yapıları itibariyle toplum dinamiklerinden bağımsız düşünülemeyecek birer "anlamlandırma" aracı olması, onların deşifresinde izlenecek yolun, ilkin içinde filizlendikleri toplumun kültürel paradigmalarının çözümlenmesi üzerinden şekillendirilmesini zorunlu kılmaktadır. Bir sanat üretimi olarak kategorilendirilen müziğin popülerleşmesinin ya da ötekileştirilmesinin nedenleri sorgulanırken de, dirsek temasında olduğu konuların bütünlüklü bir şeması çıkartıldıktan sonra benimsenen ifade kanonunun da bu kavramlarla olan kesişim ya da ayrışım kümelerinin saptanmaya çalışılması gerekmektedir. Bu bağlamda, araştırmanın odak noktasında yer alan Metal müzik kültürünün okuması yapılırken başvurulan yöntem, üç ana başlık çerçevesinde biçimlendirilmiştir: İlk olarak, Metal müziğin temel karakteristikleri ve dönüşüm evreleri incelenmiş, bunların tarihsel ve müzikal bileşenleri üzerinde durulmuştur; ikinci olarak bu türde kullanılan sembollerin ve performatif ritüelistik edimlerin tarihsel ve kültürel izleği izah edilmeye çabalanmıştır; iki bölümden oluşan son kısımda ise, önce bu türde kullanılan sembolik ifade dilinin kimlik inşa ve ifşasına nasıl yansıdığı araştırılarak toplumsal statülendirilmeyle ilişkisi irdelenmiş; ardından müzik dışı tüketim ürünleri ve pratikleri üzerinden, türün daha geniş bir kamusallık alanındaki tezahürlerine hizmet eden temsiliyet kipleri ve mevcudiyetinin ticarî izdüşümleri aktarılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Metal müzik, Kimlik, Komünite, Altkültür, Sembol ve Alegori, Ritüelistik
CTFTM609-1 numaralı Güfte Mecmuasının inceleme ve transkripsiyonu
Bu çalışma, Türkiye müzik tarihi açısından önemli yazılı kaynaklardan biri olan, 18. yüzyılda derlenmiş CTFTM609-1 numaralı el yazması güfte mecmuasının transkripsiyonunu, edebî ve müziksel incelemesini ve günümüz Türkçesine aktarımını kapsamaktadır. Farsça, Osmanlıca ve Arapça yazılmış bu mecmua, sadeleştirilerek günümüz Türkçesine transkript edilmiş ve edebî-müziksel açıdan incelenmiştir. Çalışmanın temel amacı, mecmuada yer alan güftelerin aruz vezni bakımından yapısal özelliklerini analiz ederek hem metinlerin günümüz okuyucusu tarafından daha iyi anlaşılmasını sağlamak hem de dönemin şiir ve müzik anlayışına ışık tutmaktır. Bununla birlikte, mecmuada adı geçen şair ve bestekârlar, kullandıkları isim ve mahlaslar üzerinden tahlil edilmiş; kimlikleri tespit edilebilen sanatçılar hakkında kısa biyografik bilgiler sunulmuştur. Bu biyografik veriler, güftelerin üretildiği dönemin düşünsel, sanatsal ve kültürel çerçevesini anlamaya katkı sağlamaktadır. Öte yandan, Mecmûa her ne kadar 18. yüzyılda derlenmiş olsa da, içerisinde yer alan bazı şiirlerin daha erken dönemlere ait olması, eserin tarihsel süreklilik taşıyan kültürel bir birikimi yansıtması açısından önem arz etmektedir. Tezin bir diğer bölümünde ise yazı fikri, güfte kavramı, güfte mecmuası geleneği ve bunların tarihsel-kültürel hafıza içerisindeki yeri üzerine kuramsal bir çerçeve sunulmuştur. Bu bağlamda tez, yalnızca edebî ve müzikal içerikleri değil; aynı zamanda geçmişin kültürel anlam katmanlarını da incelemeyi amaçlamaktadır. Araştırma yöntemi, betimleyici ve çözümleyici (deskriptif-analitik) bir yaklaşım benimsemektedir. Çalışma; belge incelemesi, metin çözümlemesi ve klasik aruz ölçüsü analizine dayanmaktadır. Öncelikle mecmuada yer alan güfteler, orijinal dil ve biçimleri korunarak özenle incelenmiş; ardından bu metinlerin günümüz Türkçesine sadeleştirilmesi gerçekleştirilmiştir. Bu süreçte güftelerin dilsel, biçimsel ve vezin özellikleri detaylı biçimde analiz edilerek dönemin şiir anlayışı ve müzikle kurduğu ilişki hakkında önemli ipuçları ortaya konmuştur. Böylece bu tez, yalnızca tarihî bir güfte mecmuasını modern okuyucuya sunmakla kalmayıp; aynı zamanda Osmanlı edebiyatı ve müziği bağlamında güftenin kültürel, estetik ve kimlik inşasındaki yerini de yeniden tartışmaya açmaktadır. Bu çerçevede geçmişin şiirsel ve müzikal mirasının aktarımı kadar, bu mirasın nasıl bir toplumsal hafıza ve sanat anlayışı içerisinde şekillendiği de ortaya konulmaktadır. Sonuç olarak, bu çalışma; edebiyat, müzikoloji ve kültürel tarih alanlarına katkıda bulunmayı, güfte mecmualarının hem edebî hem de müzikal kaynak olarak önemini vurgulamayı ve Osmanlı kültür dünyasında söz ile müzik arasındaki güçlü bağın günümüzde daha iyi anlaşılmasına imkân sağlamayı hedeflemektedir. Anahtar Kelimeler: Osmanlı Müziği, Güfte, Antoloji, Mecmua, Güfte Mecmuası
Ankara'daki canlı müzik mekânları üzerine sosyo-kültürel çözümleme
Bu çalışmanın temel amacı, Ankara'da faaliyet gösteren kafe, bar, meyhane ve gazino/pavyon/gece kulüpleri (night clubs) gibi canlı müzik mekânlarının sosyo-kültürel yapılarını analiz etmek ve zaman içerisinde bu yapıların ne tür dönüşümler geçirdiğini ortaya koymaktır. Araştırmada, nitel yöntemlere dayalı olarak kültürel analiz ve durum çalışması deseni kullanılmıştır. Katılımlı gözlem ve doğrudan/dolaylı görüşmeler aracılığıyla mekân sahipleri, müzisyenler ve müşteriler arasındaki ilişkiler analiz edilmiş olup müziğin, mekânın, toplumsal yapının ve kültürün birbirini nasıl etkilediği ve bölgeye gelenlerin kültürel kimlikleri ortaya çıkarılmıştır. Ankara, İç Anadolu Bölgesi'nde stratejik bir konumda yer alan, etnik ve kültürel çeşitliliğe sahip bir şehir olarak, Cumhuriyetin ilanı ve başkent olarak kabul edilmesiyle birlikte kozmopolit ve bürokratik bir yapı haline gelmiştir. Diğer yandan Ankara, Anadolu'nun merkezinde ve birçok medeniyetin kesişim noktasında yer alması nedeniyle, bölge olarak zengin bir kültürel köke sahiptir. Ankara'nın başkent olması, bürokratik merkez niteliği taşıması ve birçok üniversiteyi içerisinde bulunduran bir eğitim şehri olması, şehrin sadece idari değil aynı zamanda sosyo-kültürel olarak da zengin olmasını sağlar. Bu çok kültürlü yapı, müzikal çeşitliliğin ortaya çıkmasına ve bu durumun şehirdeki canlı müzik mekanlarına yansımasını sağlamıştır. Ankara'nın bu çok katmanlı ve kozmopolit yapısı, canlı müzik yapılan mekânların sadece belirli bölgelerde yoğunlaşmasının önüne geçmiş, bu mekanların zaman içerisinde büyüyen ve çok merkezli bir konuma gelen kentin geneline yayılmasını sağlamıştır. Diğer yandan, bölgesel kültür ve toplumsal yapıdaki değişimlere bağlı olarak müzikal tercihlerde, canlı müzik mekanlarının yapısında ve işleyişlerinde de farklılaşmalar görülmüştür. Bu bağlamda, canlı müzik yapılan mekanların, orada çalışan müzisyenlerin ve izler kitlenin müzikal eğilimleri de içinde bulundukları sosyo-kültürel dinamiklere bağlı olarak değişim ve gelişim göstermiştir. Ankara'daki canlı müzik mekanları; kafe, bar, meyhane, gazino/pavyon/gece kulüpleri (night clubs) olmak üzere dört ana gruba ayrılmıştır. Bu sınıflandırma, mekanların yapısal özellikleri ve işlevleri göz önünde tutularak yapılmıştır. Böylece Ankara'da yer alan canlı müzik mekanlarının; kentin eğlence kültüründeki çeşitliği, kültürel kimliği ve toplumsal yapısı üzerindeki etkilerini ortaya çıkarmak amaçlanmıştır. Ankara'daki canlı müzik mekânlarının zaman içinde hem coğrafi olarak yayılım gösterdiği hem de değişen sosyo-kültürel yapı doğrultusunda müzikal olarak çeşitlendiği ve şekillendiği görülmüştür. Bu bağlamda, bölgesel kültür, kültürel kimlik ve toplumsal yapı gibi unsurlar, mekânların işleyiş biçimini, izler kitle profilini ve müzisyenlerin müzik pratiklerini doğrudan etkilemiştir. Böylece, Ankara'da canlı müzik mekânı kültürünün, bölgeden bölgeye ve yıldan yıla farklı sosyo-kültürel yapılarla şekillenen, dinamik bir yapı kazandığı sonucuna ulaşılmıştır.
Ayin-i Cem özelinde katharsis fenomeninin müzikteki görünümü
Psiko-etik bir kavram olan "katharsis"in Ayin-i Cem müzikleri özelinde gerçekleşme sürecinin "Thomass Scheff Katharsis Kuramı"ndan hareketle ele alındığı bu tez çalışması üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde katharsis kavramının etimolojik ve felsefi kökenine; psikolojik, kültürel ve dini yorumuna; Thomass Scheff Üçlü Katharsis teorisine, tragedya sanatı ögelerine ve katharsis-müzik ilişkisine değinilmiştir. İkinci bölümde Alevi-Bektaşi topluluklarının özellikleri, felsefeleri, yaşam biçimleri, tarihi süreçleri, gelenek ve görenekleri, Ayin-i Cem törenleri üzerinde durulmuş; üçüncü bölümde ise Ayin-i Cem törenlerinde yer alan mersiyeler üzerinden katharsis-söz ilişkisi; semahlar üzerinden ise katharsis-söz, makam, seyir, ritm ilişkisi ele alınarak analizlerle somutlaştırılmıştır. Aristoteles'e göre katharsisin gerçekleştiği tragedyaların amacı acıma ve korku duyguları yaratarak insanı ruhsal dinginliğe ulaştırmanın yanı sıra tutkulardan arındırmaktır. Katharsis, ilk anlamı dışında zamanla dini yönü ağır basan bir kavram haline gelmiştir. Dolayısıyla katharsis acıma ve korku duyguları uyandırmanın yanı sıra dini duygularla da desteklendiğinde gerçekleşme durumu daha da artan bir olgu haline gelmiştir. Bahsi geçen ögelerin varlık bulduğu Ayin-i Cem törenleri, ruhsal arınma gerçekleşirken müzik, dini danslar ve dualar ile desteklenen Alevi-Bektaşi dini ritüellerdir. Bu minvalde yapılan analizler sonucunda Ayin-i Cem törenlerinin alt bileşenleri olan müzik eserlerinin ve dini dansların kişilerde kathartik etki yarattığı görülmüştür.
J. S. Bach'ın envansiyon ve füglerinin yapı ve teknik yönünden incelenmesi
Barok çağın büyük bestekarı Johann Sebastian Bach'ın füg ve envansiyon formlarının müzikalite standartları açısından incelenmesi bu tezin ana konusudur. Bu çalışmada bahsi geçen formların gerek tarihi yönü, gerek teorisel yönleri detaylı bir şekilde incelenerek verisel dayanağa bağlı tesbitlere yer verilmiştir. Bach'ın bahsi geçen formlarda kullandığı katı, serbest ve çift kontrpuan yazıları, süslemeler, ve imitasyonlar tanım ve örnekler ile geniş bir çerçevede izah edilerek, eserlerde kullanımına dair örnekler verilmiştir. Bach'ın kullandığı kontrpuan yazılarının işlevleri eser anazlizlerinde yer yer dateylandırılarak şekiller aracılığı ile daha anlaşılır bir anlatıma yer verilmiştir. Bu çalışmada kontrpuan yazımının tarih içindeki gelişimine ilişkin kronolojik bir anlatıma başvurularak polifoni yazısının Barok çağdan Bach'a ve Bach'tan sonrasına dair sistematik bir yol izlenmiştir. Tezde Bach'ın birçok eser ve albümüne yer verilerek ortak ve ayırıcı farklılıklardan yetkin bir sonuca ulaşılması amaçlanmıştır.
Müzik öğretmenlerinin belirli gün ve haftalar etkinliklerinde karşılaştıkları problemlerin incelenmesi
Müzik öğretmenlerinin belirli gün ve haftalar etkinliklerinde karşılaştıkları problemlerin belirlenmesi amacıyla yapılan bu araştırma betimsel yöntem kullanılarak tarama modeli uygulanarak tamamlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2023-2024 eğitim öğretim yılı Batman ili merkezinde görev yapan 37 müzik öğretmenini oluşturmaktadır. Müzik öğretmenlerinin belirli gün ve haftalar etkinliklerinde karşılaştıkları problemlerin belirlenmesine yönelik veriler literatür taraması yapılmış ve çalışma grubuna anket uygulanmıştır. Anket, iki müzik eğitim uzmanı ve iki ölçme değerlendirme uzmanının görüşleri alınarak hazırlanmıştır. Anket çalışma grubuna çevrimiçi olarak uygulanmıştır. Araştırmada müzik öğretmenlerinin belirli gün ve haftalar etkinlikleri kutlama/anma günlerini Millî Eğitim Bakanlığı'nın belirlemiş olduğu gün/hafta içerisinde ve zümre toplantılarında aldıkları kararlar doğrultusunda ders kazanımlarına bağlı olarak uyguladıkları, kutlama/anma hazırlık çalışmalarında dijital materyalleri, sahne sanatlarını, görsel araç-gereçleri, ses teknolojilerini kullandıkları belirlenmiştir. Okul idarelerinin etkinlik gruplarının farklı bir kurumda konser/dinleti veya gösterileri için ulaşım ve maddi destek sağladığı, müzik öğretmenlerinin kutlama/anma günleri hazırlık çalışmalarını okul çıkışı dersi bitiminde ve ders dışı kurslar açarak yaptıkları, kutlama/anma günleri hazırlık çalışmalarında öğrenci velilerinin isteksiz olduğu ve diğer branş öğretmenlerinin öğrencilerin akademik başarılarının olumsuz etkilendiğini düşündüğü, kutlama/anma günleri hazırlık çalışmalarında veliler öğrencilerin çalışmalarda geçirdikleri sürenin zaman açısından dezavantaj olduğunun düşünülebileceği sonuçlarına ulaşılmıştır. Müzik öğretmenlerinin diğer branş öğretmenleri ile iş birliği içerisinde etkinlik hazırladıkları fakat branş öğretmenlerinin etkinliklerin içerik düzenlemelerinde uyumlu olmadıkları belirlenmiştir. Müzik öğretmenlerinin İlköğretim Haftası, 15 Temmuz Demokrasi ve Milli Birlik Günü, Cumhuriyet Bayramı, Atatürk Haftası, Öğretmenler Günü, Mehmet Akif Ersoy'u Anma Haftası, İstiklal Marşı'nın Kabulü ve Mehmet Akif Ersoy'u Anma Günü, Şehitler Günü, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı ve Atatürk'ü Anma ve Gençlik Spor Bayramı kutlama/anma günlerinde çoğunlukla etkinlik yaptıkları sonucuna varılmıştır