
3,835
Archived Theses
33
DOIs Assigned
1%
DOI Rate
Discipline
Kur'ân'da "esâtîru'l-evvelîn" ifadesinin yer aldığı âyetler
Kur'ân insanoğlunun erişemeyeceği derecede yüksek bir üslupla ve icazla inmiştir. Bu nedenle, cahiliye Arabı, kendi döneminde belagat kemal noktasında olmasından dolayı Kur'ân'daki üsluba yabancı olmadıkları için anlamakta güçlük yaşamıyorlardı. Kur'ân inanan inanmayan herkesi tesiri altında bırakmasına rağmen, kendilerince çeşitli inkar sebeplerine dayanarak inanmak istemeyenler, Kur'ân ayetlerine sihir, şiir, kehanet, esâtir gibi ithamlar edip insanları Kur'ân'dan uzak tutmaya onu dinlemelerine engel olmaya çalışmışlardır. Bu bağlamda Kur'an ayetleri ve Kur'an kıssaları hakkında birtakım iddialar ortaya atmışlardır. Kur'ân'ı Hz. Peygamber'in (s.a.v) yazdığı/yazdırdığı, Kur'ân'ın önceki dinlerden/kitaplardan derlendiği, Kur'an'ın bir benzerinin getirilebileceği, ahiret gününün (ölümden sonra tekrar dirilişin) olmadığı gibi birtakım iddialar mevcuttur. Bu iddialara genel olarak bakıldığında "esâtîru'l-evvelîn" ibaresiyle bağlantılı olarak ayetlerde yer aldığı görülmüştür. Bu çalışmada, Kur'ân-ı Kerîm'de kişi veya kişiler tarafından farklı konulardan dolayı bir iddia olarak ortaya atılan "esâtîru'l-evvelîn" ifadesinin yer aldığı dokuz ayet tefsir edilmekte ve "esâtîru'l-evvelîn" bağlamında değerlendirilmektedir.
Kur'ân'da "Akıl sahipleri" anlamına gelen terkiplerin yer aldığı ayetlerin tefsiri
Akıl, insanoğlunun sahip olduğu en önemli özelliktir. Akılla, iyiyi kötüden ve doğruyu yanlıştan ayırt edebilir. Aklı olduğu için insan diğer varlıklardan ayrılmıştır. Bu nedenle de sorumlu kılınmıştır. Bu sorumluluğun bilincinde olan kimselere "akıl sahipleri" denilmektedir. Kur'ân-ı Kerîm'de bu anlama gelen dört terkip bulunmaktadır. Bunlar "ülü'l-elbâb, ülü'l-ebsâr, ülü'n-nühâ, zû hicr" terkipleridir. Bu ifadeler on beş sûrede, yirmi üç âyette geçmektedir. Bu terkipleri oluşturan "lüb, besar, nühâ, hicr" kavramlarının akıl anlamı kazanmaları, akıl ile güçlü bağlantılarından dolayıdır. Öz anlamına gelen "lüb" kelimesi, zekâyı ifade etmektedir. Görme anlamına gelen "besar" aklın gözü gibidir, gördüklerinin hakikatini onunla kavramaktadır. Engelleme anlamına gelen "nühâ" aklın sınır taşıdır, yasak bölgeye geldiğinde ona sınırlarını hatırlatmaktadır. Set anlamına da gelen "hicr", aklın çevresine örülmüş, hata yapmaya ve günah işlemeye karşı engelleyici bir duvar vazifesi görmektedir. İşte aklın bu fonksiyonlarını eyleme dönüştürmesi beklenen kimseler, bu dört terkipte adı geçen akıl sahipleridir. Akıl sahipleri anlamına gelen dört terkibin geçtiği âyetlerin tefsirleri çalışmamızı teşkil etmektedir. Bugüne kadar yazılmış tefsir eserlerinde "akıl sahipleri" anlamına gelen bu terkiplerin yorumları yer almaktadır. Bunlardan ulaşabildiklerimiz kadarına çalışmamızda değinmeye çalıştık. Bu âyetlerde geçen akıl sahiplerinin inançlı, kendilerinden yapmaları veya yapmamaları istenen konularda, mesajı anlayan ve anladığını yerine getirme konusunda samimi kimseler oldukları anlaşılmaktadır.
Mushaf'ın modern imlâ ve noktalama kurallarıyla yazılması -Fatiha ve Bakara sureleri örneği-
İslam dininde mushafların yazımı vahyin inişinden günümüze kadar devam eden bir uygulamadır. Bu süreçte yazının gelişimi ile beraber mushafların yazımında farklı gelişmeler yaşanmıştır. İlk devirlerde mushaf yazısına harekeleri belirtmek için ve okumayı kolaylaştırmak için farklı noktalar ile durak işaretleri konulmuştur. İlerleyen süreçte hizip, âşire vs. semboller eklenmiştir. Günümüzde ise okumayı kolaylaştırmak ve mananın daha iyi anlaşılmasını sağlamak için Mushaf'a imlâ kuralları ve noktalama işaretlerinin eklenmesinin imkân üzerinde düşünülmektedir. Bu araştırma, bu konuyu inceleyip örnek bir uygulama yapmayı amaçlamaktadır. Birinci bölümde araştırmanın konusu, problemi, önemi, amacı, temel kaynakları ve yönteminin yanı sıra araştırmayla ilgili olduğundan imlâ kuralları ve noktalama işaretleri tarif edilerek her birinin ehemmiyetinden bahsedilmektedir. Ayrıca noktalama işaretlerinin kısımları ve görevleri de açıklanmaktadır. İkinci bölümde ise mushafların er-Resmu'l-Osmânî'ye göre değil de imlâ kurallarına göre yazılmasının hükmü hakkında selef ve halef âlimlerinin görüşleri izah edilmektedir. Bu görüşler ileri sürülen deliller ve gerekçeler yanında baskın gelen görüş ve deliller izah edilerek açıklanmaktadır. Sonrasında ise modern noktalama işaretleriyle mushafların yazılması konusunda son dönem âlimlerinin görüşleri açıklanarak ağırlık kazanan düşünceler dayanaklarıyla beraber ifade edilmektedir. Üçüncü bölümde noktalama işaretleri ile Mushaf'ın yazılmasının uygulamalı bir örneği Fatiha ve Bakara sureleri özelinde yapılmaktadır. Sonuçlara temas etsek bırkaç cümle ile ilgili bazı tavsiyeler de bulunulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Resmu'l-mushaf, er-resmu'l-Osmânî, Mushaf, kıraat, noktalama işaretleri.
İmam İbn Ebû Zeyd el-Kayrevânî'nin fıkıh usulü ile ilgili görüşleri
Elimizdeki bu çalışma İbn Ebû Zeyd el-Kayrevânî'nin usul konusundaki görüşlerini, fıkıh ve akide alanındaki kitapları aracıyla ortaya çıkarmayı amaçlamıştır. İstifade edilmesi amacıyla bu çalışmada gerek Mâlikî mezhebi ilim insanlarıyla ve gerek Hanefi, Şafii ve Hanbeli gibi diğer mezheplerin ilim insanlarıyla ittifak ve ihtilaf ettikleri noktalar ele alınıp incelenmiştir. Böylece, önde gelen ilim insanları arasında yer alması nedeniyle İbn Ebû Zeyd el-Kayrevânî'nin görüşleri, çalışmaları, fetvalarda izlediği yöntemleri ve usulî yönelişlerinin ortaya konulması hedeflenmiş ve bu usulleri güncel problemleri çözmede nasıl kullandığının öğrenilmesi amaçlanmıştır. Konu giriş bölümü ile birlikte beş başlık altında ele alınmıştır. Giriş bölümünde imam İbn Ebû Zeyd el-Kayrevânî'nin hayatı hakkında özet bilgi verilmiştir. Birinci bölümde imam İbn Ebû Zeyd el-Kayrevânî'nin teklifi ve vazi hükümler hakkındaki görüşleri ele alınmış ve teklifi ve şeri hükümlerin tanımlarına yer verilmiştir. İkinci başlık altında imam İbn Ebû Zeyd el-Kayrevânî'nin, hakkında ittifak ve ihtilaf edilen deliller hakkındaki görüşleri ele alınmıştır. Her bir delil ayrı bir başlıkaltında ele alınmıştır. Üçüncü başlık altında, mutlak, mukayyet, am, has, emir ve nehiy, mantuk ve mefhum lafızları hakkında imam İbn Ebû Zeyd el-Kayrevânî'nin görüşleri ele alınmıştır. Dördüncü başlık altında imam İbn Ebû Zeyd el-Kayrevânî'nin ictidad ve taklid konuları hakkında görüşleri ele alınmıştır. Beşinci ve son başlık altında imam İbn Ebû Zeyd el-Kayrevânî'nin usul kaideleri hakkında görüşleri ve usul kaideleri ile fıkıh kaideleri arasındaki farklar ele alınmıştır. Bunun yanında bu bölümde imam İbn Ebû Zeyd el-Kayrevânî'nin tercih ettiği fıkhi kaidelere uygulamalı örnekler sunmak için özel bir başlık ayrılmıştır. Çalışma, ulaşılan sonuçların kaleme alındığı sonuç bölümüyle tamamlanmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Fıkıh Usulü, Usul Görüşleri, İmam Mâlik, Mâlikî Mezhebi, İbn Ebû Zeyd El-Kayrevânî Haziran 2024, 194 Sayfa
Tosya'da tasavvuf kültürü
Tosya bilinen tarihiyle 611/1215 yılından bu yana İslam hakimiyetindedir. O tarihten günümüze kadar birçok sûfi bu belde de yaşamış, hayatlarını İslam nizamına göre düzenlemişlerdir. Tosya tarihi süreçte: Halvetiyye, Kadiriyye, Zeyniyye, Nakşibendiyye gibi tarikatların faaliyet gösterdiği bir yer olmuştur. Bu tarikatların meşayıhı Tosya'da birçok âlim, devlet büyüğü, sanatkâr kimselerin yetişmesine öncü olmuşlardır. Tarikat büyükleri birçok ilmî ve ahlâkî eserlerin yanı sıra tekke, cami, hamam gibi nice yapıları da inşa ederek Tosya'nın sosyal müesseslerine katkı sağlamışlardır. Bu tezin ana gayesi Tosya'da yaşamış tasavvuf büyüklerinin hayatını, eserlerini ve silsilelerini araştırmak ve incelemektir. Bu gayeye uygun olarak Tosya'da yaşamış tarikatların genel özellikleri, şeyhleri, dervişleri ortaya çıkarılmaya çalışılmıştır. Bu eser bir giriş ile üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde Tosya'nın genel tarihi, ikinci bölümde tasavvuf konu edinilmiş, üçüncü bölümde ise Tosya'da faaliyet göstermiş tasavvuf tarikatları ana hatları ile incelenip, bu tarikatların meşâyıhının hayatları, silsileleri ve eserleri ile menkıbeleri ele alınmıştır.
Kıraat farklılıklarının tefsire katkısı: Hz. Nûh kıssası özelinde
Kur'ân-ı Kerîm'in kelimelerinin okunmasıyla ve anlaşılmasıyla ilgilenen kıraat ilmi; tefsir, fıkıh, Arapça vb. ilimlerle bağlantılıdır. Bu ilimler arasında da manada zenginlik oluşturması açısından en çok tefsir ilmine yakın olduğu söylenebilir. Kıraatlerde bulunan ihtilafların bir kısmı anlam farklılığına yol açmamakta ve manaya tesir etmemektedir. Bu kısım idğam, imâle gibi usul farklılıklarıyla alakalıdır. Tezimizde bu kısma değinilmemiştir. Kıraat farklılıklarının diğer bir kısmı ise anlamda değişiklikler meydana getirmekte, onların katkısıyla farklı manalar elde edilmektedir. İşte bu kısım, ferşî farklılıklar olarak ifade edilen kıraat farklılıklarıdır. Bu çalışmada, kıraat farklılıklarının manaya etkisi Hz. Nûh (a.s.) kıssası özelinde ele alınmıştır. Çalışma; giriş, birinci bölüm, ikinci bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Çalışmanın giriş kısmında kıraat ilmiyle ilgili bazı temel bilgilere yer verilmiştir. Birinci bölümde ve ikinci bölümde ise Hz. Nûh (a.s.) kıssası hikâye edilerek kıssanın geçtiği âyetlerdeki kıraat farklılığı tespit edilmiştir. Daha sonra tespit edilen bu farklılıkların anlam üzerindeki etkisi veya katkısına değinilmiştir. Burada bu etki veya katkıya örnek olarak Hz. Nûh'un (a.s.) oğluyla alakalı Hûd 11/42. âyet gösterilebilir. Söz konusu âyette iki kıraat mevcuttur. Kıraatlerden bir tanesi âyette bahsedilen oğulun Hz. Nûh'a (a.s.) ait olduğunu ifade etmektedir. Diğer bir tanesi ise bu bahsi geçen oğulun Hz. Nûh'un (a.s.) kendisinin olmayıp hanımının oğlu olduğunu ifade etmektedir. Dolayısıyla bir kıraat bu oğulun Hz. Nûh'un (a.s.) öz oğlu olduğunu belirtirken diğer kıraat üvey evladı olduğunu belirtmiştir. Bu şekilde Hz. Nûh (a.s.) kıssası üzerinden kıraat ilminin sadece kelimelerin fonetik yapısıyla ilgilenmeyip mana ile de ilgilendiği açıklığa kavuşturulmaya çalışılmıştır.
Ahmet Muhtar Ömer'in Mu'cemu'l-Luğati'l-Arabiyyeti'l-Muâsıra isimli sözlüğünde bulunan tıp alanındaki lafızlar - Yapı ve anlambilim üzerine bir çalışma-
Modern dönem dilbilimcileri arasında özellikle sözlükbilim çalışmalarıyla ön plana çıkan Ahmet Muhtar Ömer'e ait olan Mu'cemu'l-Luğati'l-Arabiyyeti'l-Muâsıra isimli sözlük, grup çalışması ile hazırlanan çağdaş Arap sözlük çalışmalarının en güzel örneklerinden biridir. Bu tez çalışmasında ilgili sözlükte bulunan tıbbî lafızlar bir araya getirilerek yapı ve anlambilim özellikleri açısından değerlendirilmiştir. Çalışma giriş, dört ana bölüm ve sonuç kısımlarından oluşmaktadır. Giriş kısmında; araştırmanın konusu, amacı, önemi, yöntemi ve kapsamı hakkında açıklamalar yapılmıştır.Birinci bölümde üzerinde araştırma yapılacak olan sözlüğün yazarı Ahmet Muhtar Ömer'in hayatı, ilmi ve akademik kişiliği, eserleri, hakkında yapılmış çalışmalar ve Mu'cemu'l-Luğati'l-Arabiyyeti'l-Muâsıra isimli sözlük ile içerdiği tıbbî lafızlar hakkında bilgiler verilmiştir. İkinci bölümde, anlambilim ve semantik alanlar nazariyesi ile ilgili genel bilgiler verildikten sonra ilgili sözlükte bulunan tıbbî lafızlar semantik alanlarına göre tasnif edilmiş ve istatiksel veriler sunulmuştur.Üçüncü bölümde sözlükler arası anlam ilişkileri hakkında bilgi verildikten sonra semantik alanlarına ayrılmış olan tıbbî lafızlar arasındaki anlamsal ilişkiler incelenmiştir. Dördüncü bölümde ilgili sözlükte bulunan tıbbî lafızlar yapılarına göre incelenerek taksîm edilmiş ve istatiksel veriler paylaşılmıştır. Sonuç bölümünde tıbbî lafızlar üzerine yapılan anlambilimsel çalışma ve yapısal çalışma değerlendirilmiş, ulaşılan sonuçlar ve istatiksel veriler zikredilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Ahmet Mutar Ömer, Mu'cemu'l-Luğati'l-Arabiyyeti'l-Muâsıra, Tıp, Lafız, Anlambilim, Semantik Alanlar, Yapı. Haziran 2024, 140 Sayfa.
Abbasi dönemi siyasi yazışmalardaki ikna ve etkileme yönetemleri: Edimbilimsel bir çalışma
Bu araştırma, siyasi söylem analizinde en önemli pragmatik eğilimlerin etkinliğini, etki ve ikna mekanizmalarını ortaya çıkarma potansiyelini araştırmakla ilgilidir. Araştırmacı, yapmış olduğu çalışmada; niyetsellik akımını, Söz Eylem Teorisi'ni, işbirliği prensibini temel alan Grace'in yönelimini, konuşmaya dayalı sezdirim kavramını, önvarsayım kavramını ve bu kavramın pragmatizmle ilişkisini ve bu kavramla ilgili analitik görüşlerinin çeşitliliğini ele almıştır. Ayrıca, manipülasyon kavramını, özellikle Douglas Walton'un Pragmatik Safsata Teorisi'ni de incelemektedir. Araştırmacı çalışmasında, her bir pragmatik yönelime ilişkin temel ilkeleri, kavramları ve analiz modellerini ortaya koymuştur. Araştırmacı, Abbâsî dönemindeki siyasi yazışmaları; analiz, eleştirel tartışma ve çıkarım süreçlerinde bir örnek materyalı olarak kullanmıştır. Ayrıca araştırmada, sunum ve uygulamanın ötesine geçerek, her bir bölümde, siyasi söylemin analizindeki faydalı noktaları ortaya çıkarmaya ve teorik katkı veya analiz gerektiren boşlukları veya eksiklikleri tartışmaya odaklanmıştır. Ayrıca, siyasi söylem analizinde pragmatik yönelimlerinin etkinliğini geliştirmek için birtakım teorik ve analitik öneriler sunulmuştur. Örneğin, Sözedimi Teorisinde yönlendirici kalıbın analizini geliştirmek için bir model önerisi ortaya konulmuştur. Diğer yandan, standart işbirliği prensibini, iletişimsel paylaşım prensibiyle değiştirmek için üzere bir öneri sunulmuş, hitabi varsayımlar konsepti için daha geniş bir bakış açısı önerilmiştir. Ayrıca, manipülasyon analizi için pragmatik temeller de ortaya konulmuştur. ANAHTAR KELİMELER: Edimbilim, Siyasi Söylem, Söz Edimleri Kuramı, Konuşmaya Dayalı Sezdirim, Önvarsayım, Manipülasyon. Mayıs 2024, 269 Sayfa
Mervezî'nin Müsnedü Ebî Bekri's-Sıddîk adlı eseri özelinde Hz. Ebû Bekir'in rivayetlerinin tahlili
Müslümanların hayatında vazgeçilmez iki değer vardır. Bunlar Kur'an ve sünnettir. Bu önemli iki değeri öğrenebileceğimiz kişi Allah Teala'nın bize rehber olarak gönderdiği Resulullah'tır. Resulullah'ın yetiştirdiği sahâbîler de bizlere bu yolda birer yıldız olmuşlardır. O yıldızlardan biri olan ve Peygamberimizin hayatının her döneminde yanında bulunan Hz. Ebû Bekir'in rivayetlerini ve muhtevasını incelemek istedik. Bu istek doğrultusunda İmam Mervezî'nin Müsnedü Ebî Bekri's-Sıddîk adlı kitabı çalışmamızda önemli bir yer aldı. Bir diğer incelemek istediğimiz husus da Ebû Bekir Hazretlerinin beş yüz kadar hadis yazıp yaktığı iddiasının doğru olup olmadığıdır. Çalışmamızın giriş bölümünden sonra gelen bölümünde İmam Mervezî'nin ve Hz. Ebû Bekir'in hayatı yer almaktadır. Sonraki bölümde ise Müsnedü Ebî Bekri's-Sıddîk adlı eserdeki rivayetler incelenip değerlendirme bölümü oluşturulmuştur. Sonuç olarak bu rivayetlerin konu yoğunluğu incelenmiş olup yukarıda zikredilen iddiaya bir görüş sunulmuştur.
İmam Buhari'nin Sahih'inde zikrettiği Kur'an lafızları ile ilgili yorumların tahlili
Kendine has bir usulle bağımsız olarak Hadis eserinde tefsir bölümü oluşturma geleneği Buhari ile başlamıştır. Daha sonra meşhur hadisçilerden de eserlerine tefsir bölümü açanlar olmuştur. Bu bölümlerde ayetler bab başlıklarına konulmuştur. Sonrasında ise bu başlıkların altında, başlıktaki ayetle ilişkili olan hadis rivayetleri yer almıştır. Tefsir bölümleri bu şekilde hazırlanan bab başlıklarının tümünden oluşmaktadır. Hadis eserlerinde süregelen adetlerden farklı olarak Buhârî'nin, eserinde kendi şahsi fikirlerine yer verdiği görülmektedir. Özel olarak bizim konumuz olan Sahih'in tefsir kitabı bölümüne baktığımızda, ayetlerle ilişkili hadis rivayetlerinin dışında kendi şahsi düşüncelerine yer verdiğini ve tefsir verilerinden oluşan bazı bilgiler verdiğini görmekteyiz. Buhârî'nin Sahih'inde bölüm başlıklarında bazı malumatlara yer vermesi bunları aktarması onu diğer musanniflerden ayıran bir başka özelliğidir. Aslında bir hadis eseri olan ve sadece rivayetler içermesi beklenen kitabında bablarda yaptığı tercümelerle kendi şahsi görüşlerini aktarma imkânı bulmuştur. Buhari tefsir kitabı bölümünde eserini diğerlerinden farklılaştıran dilbilimsel açıklamalara ve kelime izahlarına yer vermiştir. Onun bu uygulaması yalnızca tefsir kitabı ile sınırlı kalmamıştır. Bu kelime açıklamalarına eserinin hemen her yerinde rastlanmaktadır. Biz yalnızca tefsir kitabı bölümünde incelemelerde bulunduk. Buhari, hadis sahasında olduğu gibi tefsir sahasında da isminden bahsettirmiş bir alimdir. Bilindiği üzere hadis kitabında ilk defa tefsir başlığı açan o olmuştur. Buhârî'nin tefsir kitabı bölümü birçok kişi tarafından inceleme konusu olmuştur. Bizim de bu bölümün başlıklarında yer alan, Kuran lafızlarına yaptığı kendi yorumları, filolojik açıdan dikkatimizi çekmiştir. Şartlar el verdiğince bazı kelimeleri alıp değerlendirdik. Diğer filolojik kaynaklarla karşılaştırma yapmaya çalıştık. Yaptığımız lafız incelemeleri yalnızca tefsir kitabı bölümünü kapsamaktadır. Ele aldığımız lafızlar anlam bakımından dikkat çekici ve birden çok manaya gelen lafızlardır.
Sefâkusî'nin el-Mücîd fî İ'râbi'l-Kur'âni'l-Mecîd adlı eserinde Kur'ân kıraatlerine ilişkin nahiv ve sarf merkezli yaklaşımları -Fâtiha Sûresi ile Bakara Sûresi'nin ilk cüzü üzerine uygulamalı bir çalışma-
Sefâkusî'nin el-Mücîd fî İʿrâbi'l-Kur'âni'l-Mecîd Adlı Eserinde Kur'ân Kıraatlerine İlişkin Nahiv ve Sarf Merkezli Yaklaşımları -Fâtiha Sûresi İle Bakara Sûresi'nin İlk Cüzü Üzerine Uygulamalı Bir Çalışma- adlı tezimizde, Arap dili âlimi ve Mâlikî fakihi İbrahim es-Sefâkusî'nin el-Mücîd fî İʿrâbi'l-Kur'âni'l-Mecîd adlı eseri incelenmiş, bu minvalde Sefâkusî'nin biyografisi, söz konusu eserindeki metodu, Kur'an kıraatlerine ilişkin nahiv ve sarf merkezli tevcihleri, görüşleri ve tercihleri ele alınmış; ayrıca dil, lügat, tefsir ve kıraat alanında öne çıkan diğer âlimlerin görüşlerine de yer verilmiştir. Önsöz, giriş, beş bölüm ve sonuç kısmından müteşekkil olan bu araştırmamızın girişinde araştırmanın konusuyla ilgili literatür bilgisi, ilk kısmında tevcîh kavramı, ikinci bölümünde Sefâkusî'nin Fâtiha suresindeki nahiv merkezli tevcihleri, üçüncü bölümünde Sefâkusî'nin Fatiha suresindeki sarf merkezli tevcihleri, dördüncü bölümde Sefâkusî'nin Bakara suresindeki nahiv merkezli tevcihleri, beşinci bölümde ise Sefâkusî'nin Bakara suresindeki sarf merkezli tevcihleri ele alınmış; sonuç kısmında ise araştırma neticesinde elde edilen hususlar değerlendirilmiştir.
İlk dönem siyasi olayların dini inancın oluşumuna etkileri
İslam düşüncesinde iman; Yüce Allah'ın Hz.Muhammed'e bildirdiği açık ve kesin hükümleri doğrulamak ve tasdik etmektir. Bu inanca sahip kişilere mü'min denir. İslam inancının temeli ve kaynağı vahiydir. İman ilkeleri dinde asıl ilkelerdir. Bu açıdan iman konusu kesin ve doğru bilgiye dayanır. Kelâm literatüründe iman esasları uluhiyet, nübüvvet ve mead şeklinde özetlenmiştir. Bu ilkeler dışında imana konu olan çok sayıda ilke bulunmaktadır. Diğer din ve inanç sistemlerinde olduğu İslam düşüncesinde de dini düşünce ve inanç farklı şekilde etkilenmiştir. İslam toplumunda Hz. Muhammed sonrası gelişen siyasi ve sosyal olaylar dini düşünce ve inanç anlayışının oluşumuna etki etmiştir. İslam düşünce sisteminin oluşum ve gelişim aşamasında yaşanan bu siyasi ve sosyal olaylar, farklı düşüncelerin ve fırkaların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Siyasi ve sosyal olaylar, dini referanslar ile temellendirilmiş farklı yorumlar getirilmiştir. Fırkalar, Kur'an ayetlerini bağlamından kopararak yorumlamış, kendi düşüncelerini dini referanslarla destekleyerek hadisler uydurmuş, geçmişte yaşanan tarihi olayları gerçek dışı ve fırkaların kendi amaçları doğrultusunda yorumlamışlardır. Bu durum dini düşünce ve inanç sisteminin sağlıklı ve doğru bir zeminde gelişmesini olumsuz etkilemiştir. İslam düşünce ve inanç sistemini doğru anlamak, sağlıklı ve doğru bir gelecek için ilk dönem gelişen siyasi ve sosyal olayları araştırmak, bu bağlamda nedenlerini ortaya koymak önem arz etmektedir.
Ortaöğretim öğrencilerinde Allah inancı ve yansımaları
Bu çalışma ortaöğretim 11 ve 12. sınıf öğrencilerinin inanç durumları, Allah tasavvurları, Allah'a iman konusu, Allah'ın varlığına inanmanın bireyde oluşturduğu duygusal ve davranışsal etkinin belirlenmesine yöneliktir. Çalışma, din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenleri ile imam hatip lisesi meslek dersleri öğretmenlerini de kapsamaktadır. Araştırma 2021-2022 Eğitim Öğretim yılı Batı Karadeniz Bölgesi'nin bir il merkezinde bulunan 21 resmî ortaöğretim kurumundan 11'inde toplam 330 öğrenci üzerinde yapılmıştır. Araştırmamızda ortaöğretim öğrencilerinin büyük oranda Allah'a inandığı, bir kısım öğrencinin şüpheci yaklaştığı, çok az sayıda öğrencinin ise inkârcı ve agnostik yaklaşımlarda bulunduğu tespit edilmiştir. Öğrencilerde Allah tasavvurlarının geleneksel olarak şekillendiği, inanç kaynağının büyük oranda aile olduğu, öğrencilerin Allah'ın varlığı ve birliği hakkında yeterli ve istenilen bilgi seviyesinde olmadığı görülmüştür. Allah'ın varlığı hakkında akli ve mantıksal temellendirmelerini genellikle bilgiye dayalı olmayan kozmolojik yasalarla örneklendirmişlerdir. Eğitim süreçlerinin Allah'ın varlığı ve inancı konusuna istenilen seviyede katkı sağlamadığı bir olgudur. Din kültürü ve ahlak bilgisi öğretmenleri ile imam hatip lisesi meslek dersleri öğretmenleri, bu konuda daha aktif ve yetkin olabileceklerini ifade etmişlerdir. Öğretmenler ders kitaplarında Allah'ın varlığı ve iman konusunun daha ilmî, akli ve mantıki argümanlarla desteklenmesi ve daha anlaşılır bir dil kullanılması görüşünü ileri sürmüşlerdir. Yapılan bu çalışmada verilerin derinlemesine incelendiği, veriler arasındaki ilişkileri ortaya koymayı amaçlayan nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Bu çalışmada araştırma modeli, çalışma grubu, veri toplama araçları, verilerin analizi ve geçerlik güvenirlik çalışmalarına yer verilmiştir. Çalışma grubu belirlenirken problemi geniş bir perspektifte araştırabilmek maksadıyla amaçlı örneklem yöntemlerinden maksimum çeşitlilik yöntemi kullanılmıştır. Bu amaçla araştırmada nitel araştırma türlerinden durum çalışması modeli (örnek olay) kullanılmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen veriler "içerik analiz yöntemi" kullanılarak analiz edilmiş ve mantıksal tutarlılık çerçevesinde sunulmuştur. Araştırmada yöntem, süreç ve sonuç boyutlarının yapısal bütünlük içerisinde olmasına özen gösterilmiştir. Araştırma sürecine ilişkin detaylı kayıt tutularak veriler tekrar analiz edilebilecek şekilde korunmuştur. Araştırmada tarafsız bir bakış açısıyla kişisel değerlendirme ve yanlılıklardan sıyrılmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Allah inancı, Agnostizm, Ateizm, Deizm, Öğrenci, Öğretmen, Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi.
Buhârî'nin Kitâbü'l-iman bölümünün müslüman düşüncesindeki iman tartışmaları bağlamında değerlendirilmesi
İslâmî terminolojide iman; güvende bulunmak, korkmamak, anlamında emn kökünden türemiştir. İman, inanmak ve güven içinde olmak demektir. Terim olarak, Yüce Allah tarafından Hz. Muhammed'e vahyedilenlerin doğru olduğunu kabul edip, inanmak demektir. Bu inanca sahip olana mümin denir. İslâm inancının ilahi vahye dayanması ve imana dair ilkelerin dinde asıl olması nedeniyle iman, kesin ve doğru bilgiye dayanmaktadır. Kelamda iman esasları üç ana bölümde özetlenmiştir. Bunlar uluhiyet, nübüvvet ve ahirettir. Tüm dini inanışlarda olduğu gibi İslâm düşüncesinde inanç ve düşünce iç ve dış faktörlerden az veya çok etkilenmiştir. Özellikle Hz. Peygamber dönemi sonrasında meydana gelen siyasî ve sosyal birtakım hadiseler İslâm'da özellikle iman konusunda birbirinden farklı anlayışların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Hz. Osman (öl. 35/656) dönemi ve sonrasında yaşanan siyasî, hukuki ve sosyal olaylar toplumda derin izler bırakmış, kendinden sonraki dönemleri etkilemiş ve daha sonra ortaya çıkan düşünce ve inanç tanımlarında etkili olmuştur. Bu konulardaki farklı düşünce ve inanç yaklaşımları ekollerin oluşmasında etkili olmuştur. Her ekol bu görüşleri kendi inanç ve düşüncesinde farklı şekillerde delillendirip, değerlendirmiştir. Bunun sonucunda da bu alanda ciddi bir literatür oluşmuştur. Bu alanda ilk yazılı görüş beyan edenler Hâricîler olmuştur. Ardından onların dışlayıcı, tekfire dayanan ve şiddete yönelten iman düşüncelerine ilk tenkitler Kitabu'l-İrca ve Kitabu'l-İman adıyla eserler kaleme alan Mürcie'den gelmiştir. Başlangıçta Hâricîler ve Mürcie arasından yaşanan tartışmalara, Ehl-i Hadîs ve Ehl-i Re'y'de katılmıştır. Ehl-i Re'y'in önde gelen temsilcilerinden Ebû Hanîfe (öl. 150/767) bu alanda yazdığı eserler ve görüşleri ile bu tartışmaların ortasında kalmıştır. Ebû Hanîfe'nin bu konudaki görüşleri Ehl-i Hadîs tarafından tepki almasına neden olmuştur. Bu dönemde dikkat çeken önemli hususlardan biri de Hadis kitaplarının Kitabü'l-İman bölümlerinin ve Ehl-i Hadîs mensuplarının Harici iman anlayışını tenkit etmekten daha çok Ebû Hanîfe ve Mürcie'nin iman görüşlerini eleştirmeleridir.
Kıraat vucûhatı bağlamında medlerin kıraatlara göre ses fonetiği ve morfolojik kıraat açısından değerlendirilmesi
Kıraat ilmi Kurân'ın hem lafız hem anlam hem de fonetik yönünden korunmasına yöne-lik uğraşan bir ilim dalıdır. Muhteviyatında ferşü'l-hurûf ve usûl farklılıkları vardır. Bu tez çalışmasında usûl farklılıklarından olan kıraat vucühatı bağlamında medlerin kıraat-lere göre ses fonetiği ve morfolojik kıraat açısı değerlendirilmiştir. Bir giriş üç ana başlık-tan oluşmaktadır. Birinci bölümde kıraat tanımları yapıldıktan sonra Hz. Peygamber, Sahâbe ve Tâbiîn döneminde kıraat'ın seyri işlenmiştir. Aynı bölümde kıraat ilminin di-ğer İslâmî ilimlerle ilişkisi, faydası ve hükmüne geçilmiştir. Ardından kıraat imamlarının onları temsil eden rumuzları ve kıraatleri sahih, mütevâtir, meşhur, şaz, ahad, müdrec ve mevzu olarak incelenmiştir. Kıraat çeşitleri, eserler ve med mertebelerine göre de değer-lendirilmiştir. İkinci bölümde, med tanımları ve çeşitlerinin (tâbiî, arızî, muttasıl, munfa-sıl, lâzım, lîn, sıla, temkin, tebrie, ıvaz, bedel) tanımları yapılmıştır. Kıraat imamlarına göre medlerin seyri incelenmiştir. Sonrasında üçüncü bölümde ses fonetiğinin tanımları yapıldıktan sonra medd-in ses seyrinin mânaya etkileri araştırılmıştır. Devamında medler morfolojik (sarf) açıdan incelenmiş, medde etki eden aksâm-ı seb'a ve hemzenin nevileri anlatılmıştır. Akabinde şekilsel olarak tez konusuyla irtibatlı kavramlar olan teshil, hazif, harf-i nidâ, işmam, ravm ve i'lal konuları detaylandırılmıştır.
Ebi İshak es-Salebi'nin (el-Keşfü Ve'l-Beyânu an Tefsîr-i'l-Kurâni) adlı tefsirinde Kuran okumalarının dilbilgisi
Bu çalışma, İmam Ebu İshak es-Saʻlebî'nin (el-Keşfü Ve'l-Beyân) adlı tefsirinde bahsettiği Kur'an kıraatlerinin dilbilgisiyle alakalı rehberliğini ele almakta ve kıraatleri ele alma ve dilbilgisel olarak yönlendirme yöntem ve yaklaşımını açıklığa kavuşturmaktadır. Çalışma, bir giriş, dört bölüm ve bir sonuçtan oluşmaktadır. Giriş kısmında es-Saʻlebî'nin biyografisi, kitabı, kıraatler ve rehberlik bilimi yer almaktadır. Birinci bölümde es-Saʻlebî'nin Kuran okumalar'ının dilbisel kılavuzundaki yöntem ve yaklaşımını ele almaktadır. İkinci Bölüm ise el-Merfûât bahsinde geçen Kur'an kıraatleri bölümündeki dilbisel kılavuzundaki yöntem ve yaklaşımını ele almaktadır. Üçüncü bölüm ise el-Mansûbât bahsindeki Kur'an kıraatlerinin dilbilimsel kılavuzundaki yöntem ve yaklaşımını ele almaktadır. Dördüncü Bölüm ise el-Mecrûrât bahsindeki Kur'an kıraatlerinin dilbilimsel kılavuzundaki yöntem ve yaklaşımını ele almaktadır. Beşinci bölüm ise Tevâbi bahsinde geçen Kur'an kıraatlerinin bilbilimsel kılavuzundaki yöntem ve yaklaşımını ele almaktadır. Bunları, çalışmanın en önemli bulgularını ele alan sonuç kısmı takip etmektedir. ANAHTAR KELİMELER: el-Keşfü Ve'l-Beyân, Ebi İshak es-Saʻlebî, Kur'an Kerim, Tefsir, Kıraat, Dilbilgisi. Haziran 2024, 187 Sayfa
Üniversite öğrencilerinde iman ve davranış ilişkisi (İstanbul Şehir Üniversitesi örneği)
Çalışmada imanın gençlerin davranışlarını oluşturmada etkili olup olmadığı tespit edilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın literatür kısmında iman ve davranış ilişkisi ile dayanakları ve davranışlara yansıması yönüyle ahirete iman ele alınmıştır. Çalışmanın alan araştırması kısmında nitel araştırma yöntemlerinden görüşme metodu kullanılmıştır. Bu bağlamda İstanbul Şehir Üniversitesinden 25 öğrenci ile görüşme gerçekleştirilmiştir. Görüşmeciler rastgele yöntemi ile seçilmiştir. Analiz yöntemi olarak da betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Elde edilen verilerde üniversite öğrencilerinin davranışları üzerinde iman esaslarının çok belirleyici bir etkiye sahip olmadığı tespit edilmiştir. Öğrencilerin davranışlarına yön veren temel etkenin genelde seküler ve hümanist değer anlayışı olduğunu düşünülmektedir. Ayrıca gençlerin zihinsel olarak da kavram karmaşası yaşadıkları tespit edilmiştir.
Vakf-ı lâzım ve vakf-ı kabîhleri bilmenin kuran tefsirine etkisi- İmam Secâvendî'nin el-Vakf ve'l-İbtidâ' adlı kitabı örneği-
Araştırma Secâvendî'nin kitabındaki vakf-ı lâzım ve vakf-ı kabîhları detaylı olarak ele alan ve inceleyen bir araştırmadır. Başta Secâvendî'nin el-Vakf ve'l-İbtidâ' adlı kitabı olmak üzere bu alanda telif edilmiş başka kitaplara ve lügat kitaplarına, ayrıca yine vakf ve ibtidâ' âlimlerinin belirlemiş oldukları kural ve kaidelere dayanarak hazırlanmıştır. Amaç vakf-ı lâzım ve vakf-ı kabîhleri tefsir, nahiv ve bu alanla ilgili diğer kaynaklara dayanarak Kur'ânı Kerîm'e tatbik etmek, başka bir deyişle Kur'ânı Kerîm'de bir kelimede vakf yapıldığında (kelimede durulduğunda) ve vasl yapıldığında (durulmayıp kelime geçildiğinde) ortaya çıkan olumlu ve olumsuz manaları göstermeye çalışmaktır. Araştırmacının amaçlarından biri de Secâvendî'nin kendi kitabındaki durulması caiz olmayan yerleri gösterip bunlardan ne kastettiğini açıklamak ve aynı şekilde vakf- ı lâzım ve kabîhların hükümleri hakkında bilgi sunmaktır. Tez bir giriş, üç bölüm, bir sonuç ve kaynakçadan oluşmaktadır. Anahtar Kelimeler: İmam Secâvendî, kıraat, vakf-ı lâzım ve vakf-ı kabîh.
Kastamonu Müftülüğü 1970-2015 yılları arası Şifahi Sorular Defterinin fetva usulü bakımından incelenmesi
Karşılaşılan ve çözüme kavuşturulması için ehline sorulan, şer'î bir meselenin cevaplandırılması demek olan fetva, fıkhın dinamik alanıdır. Hz. Peygamber (s.a.v) ile başlayıp sahâbe ve tabiîn nesli ile devam eden süreç, fetva verme yetkisine sahip uzmanlarca yerine getiriliyordu. Zamanla ihtiyaca binaen kurumsal bir kimliğe kavuşan fetva müessesesindeki fetvalar kayıt altına alınmıştır. 1970-2015 yılları arasında Kastamonu Müftülüğü fetva birimine yöneltilen ve kayıt altına alınan soruların teşkil ettiği iki adet defter, halkın fıkıh anlayışı hakkında vereceği fikir ile dinî, sosyal ve ahlakî hayatına ışık tutması bakımından önem taşımaktadır. Kastamonu Müftülüğünün söz konusu yılları kapsayan fetva defterlerinde akaid, ibadetler ve muamelatla ilgili olmak üzere toplamda üç yüz on dokuz soru ve cevap yer almaktadır. Fetvalar ağırlıklı olarak Kastamonu halkından gelen sorulara verilen cevaplardan müteşekkildir. Bununla birlikte miras ile ilgili Tokat'lı bir vatandaşın sormuş olduğu soruyu da barındırmaktadır. Giriş kısmında tezin konusu, amacı, önemi ve kapsamına değinildikten sonraki bölümde, tezin hazırlanmasındaki yönteme kısaca vurgu yapılmıştır. Çalışmamızı üzerine temellendireceğimiz teorik bilgilerin ele alındığı bölümde, genel olarak fetva, fetva verme yetkisi ve fetva verme kurumları, fetva usûlü hakkında bilgi verilmiştir. Defterlerdeki sorular öncelikle içerdiği konulara göre tasnif edilerek fetva usûlü açısından değerlendirilmiştir. Şifahi sorular ışığında Müslüman bireylerin fetva ve fetva kurumu ile olan ilişkisi bağlamında Türkiye'de fetvanın konumuna değinildikten sonra çalışmadan elde edilen sonuca ve buna bağlı olarak bazı önerilere yer verilmiştir. Ekler kısmında ise, fetva defterlerinin dış kapak özellikleri, iç özellikleri ve fetvaların fıkhî konulara göre tasnifi yer almaktadır. ANAHTAR KELİMELER: Fıkıh, Fetva, Fetva defteri, Müftü, İbadet, Aile Hukuku, Soru-Cevap
Aile hukuku çerçevesinde- Zühaylî'nin "El-Fıkhü'l İslâmî ve Edilletüh" adlı eserinde Hanefî-Şafiî mezheplerinin mukayesesi ve tercihi
İslam hukuku, aile gibi toplumda önemli bir yere sahip olan müesselere çok önem vermiş ve bu alanda gerekli düzenlemeleri yapmıştır. Fukaha İslam hukuku ile ilgili pekçok eser kaleme almıştır. Vehbe ez-Zühaylî de bu alanla ilgili el-Fıkhü'l İslâmî ve edilletüh adlı eseri yazmıştır. Bu çalışmada son dönem İslam hukukçularından Vehbe ez-Zühaylî'nin bu eserinde geçen aile hukukuna dair Hanefîler ile Şafiîlerin ihtilaf ettikleri konular, ihtilaf sebepleri ve Hanefiler ile Şafiilerin ihtilaf ettikleri noktalarda Zühaylî'nin tercihleri ele alınmıştır. Hanefi ve Şafiî mezheplerin ihtilaf etmelerinin temel sebepleri, hüküm istinbat etmede farklı delillere başvurmaları ve nasları farklı yorumlamalarıdır. Anahtar kelimeler: Aile hukuku, mezhep, Hanefî, Şafiî, Vehbe ez-Zühaylî
Kırâat ilminde istişhâd metodu (Keşşâf ve Zâdü'l-Mesîr tefsirleri örneği)
Bu yüksek lisans tezi, İbnü'l-Cevzî'nin "Zâdü'l-Mesîr" ve Zemahşerî'nin "Keşşâf" tefsirlerinde kırâatlerin istişhâd metodu ile nasıl ele alındığını karşılaştırmalı olarak incelemektedir. Araştırma, her iki tefsirde de kırâat farklılıklarını belirlemek ve bunların tefsir metinleri üzerindeki etkilerini detaylı bir şekilde analiz etmek için nitel araştırma yöntemlerini temel almıştır. İbnü'l-Cevzî, hadis ve tefsir ilimlerinde derinleşmiş bir alim olarak, kırâat farklılıklarını çoğunlukla rivayetlere dayanarak yorumlarken, Zemahşerî dil ve belagat bilimlerine olan hakimiyeti ile dilbilimsel analizlere büyük önem vermiştir. Her iki tefsirin kırâat yorumları, İslâmî ilimlerde kırâat çeşitliliğinin anlaşılmasına katkıda bulunmuş ve metodolojik farklılıklar, kırâat ilminin zenginliğini ve çeşitliliğini ortaya koymuştur. Bulgular, İbnü'l-Cevzî ve Zemahşerî'nin kırâatleri farklı metotlarla nasıl ele aldıklarını ve bu yaklaşımların tefsirlerine nasıl yansıdığını göstermiştir. Ayrıca, her iki tefsirin kırâat ilmine olan katkıları değerlendirilmiş ve İslâmî tefsir literatüründe bu eserlerin benzersiz yerlerini belirlemiştir.
Reinhart dozy'nin "Tekmiletu'l-Meâcimi'l Arabiyye" adlı sözlüğündeki Arapça 'ya geçen Türkçe kelimelerin semantik ve fonetik açıdan tahlili
-Reinhart Dozy'nin "Tekmiletu'l-Meâcimi'l Arabiyye" Adlı Sözlüğündeki Arapça'ya Geçen Türkçe Kelimelerin Semantik ve Fonetik Açıdan Tahlili- adlı çalışmamızın -GİRİŞ-kısmında, çalışmamızın amacı ve öneminden bahsedilmiş olup bu sözlük ve müellifi hakkında bilgi verilmiştir. -SEMANTİK- ve -FONETİK- olmak üzere iki bölümden oluşan çalışmamızın birinci bölümünü teşkil eden semantik kısmında ise tespit edilen bu kelimelerin anlam açısından değişim ve farklılıkları tahlil edilmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümü olan fonetik kısmında da bu kelimelerin ses açısından değişim ve farklılıkları değerlendirilmiştir. Çalışmamızın sonunda sonuç, kaynakça ve ekler bölümleri yer almaktadır. Ekler bölümünde çalışmamızın malzemesini teşkil eden kelimeleri bir tablo halinde sunduk. Ayrıca en çok hangi alanlardan kelimelerin Arapça'ya geçiş yaptığını da yine bir tablo halinde belirterek sunma ihtiyacı hissettik. Çalışmamızın amacı Dozy'nin sözlüğündeki Türkçe'den Arapça'ya geçmiş bu kelimelerin tespit edilip uğradıkları semantik ve fonetik değişimleri incelemek, kelimelerin Arap diline intikallerinde uğradıkları bu sessel ve anlamsal değişimlerin ne derecede olduğu ve bu intikal esnasında Türkçe alıntı kelimelerin semantik ve fonetik açıdan ne derece de Türkçe'deki anlamlarından ve söylenişlerinden uzaklaştığı sorusuna cevap bulmaktır. Bununla beraber Türkçe'nin Arap diliyle olan etkileşim düzey yaklaşıklığına vakıf olabilmek ve bu çalışma vesilesiyle Sözlükbilim'e ve Türkoloji çalışmalarına katkı sunmaktır.
Temsîlî kırâat ve tilâvet âdâbı
İslâm'ın en önemli kaynağı olan Kur'ân-ı Kerîm'i tilâvet etmek, bütün Müslümanlara farzdır. Bu münasebetle Kur'an tilavetini layıkı veçhile öğrenip uygularken, sadece tecvîd kurallarına göre değil tilâvet âdâbına ve temsilî okumaya da riayet etmek gerekmektedir. Nitekim ilâhi kelamın sunduğu mesaj, tam anlamıyla ancak bu şekilde kendini gösterecektir. Kur'an tilâvetinin amacı, onu anlamak ve hayata tatbik etmeye çalışmaktır. Bu açıdan Kur'an'ı temsîlî kırâat ile okumak oldukça önemlidir. Zira Kur'an'ın temsîl üzere okunması âyetlerin manasının canlandırılmasını ve nihayetinde yüce Allah'ın kullarına anlatmak istediği konuların daha belirgin hâle getirilmesini sağlamaktadır. Onu hakkıyla yerine getirebilmek ise Kur'an okuma âdâbına riayetle mümkün olabilmektedir. Nihayetinde bu çalışmada söz konusu iki disiplinin Kur'an'ı okumada derin bir farkındalık oluşturma gibi bir gayede birleştikleri anlatılmaktadır ve bu amaca yönelik olarak birbirlerini destekledikleri gösterilmektedir.
Hadislerde hikmet kavramı ve sünnet-hikmet ilişkisi
Bu çalışmamızda hadislerde hikmet kavramının anlamsal çerçevesi ve sünnet-hikmet ilişkisi incelenmeye çalışılmıştır. Çalışmamız bir giriş ve iki bölümden oluşmaktadır. Çalışmamızın birinci bölümünde giriş, araştırmanın konusu, amacı ve metodu üzerinde durulmuş hikmet kavramının lügat ve ıstılah anlamları verilmiş, kavramın Kur'ân'da ve hadislerde hangi anlamlarda kullanıldığı ortaya konulmuştur. Hadislerdeki inceleme Kütüb-i tis'a bağlamında yapılmıştır. Kavramın daha iyi anlaşılabilmesi için İslami ilimler ve felsefede hangi anlamda kullanıldığı ifade edilmiştir. İkinci bölümde ise, hikmet kavramının sünnetle ilişkisi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda sünnetle hikmet kavramlarının arasındaki ilişkinin daha iyi açıklanabilmesi için sünnet kavramının lügat ve ıstılah anlamları açıklanmış, Kur'ân'da ve hadislerde sünnet kavramının anlam çerçevesi ortaya konulmuştur. Sünnet-hikmet ilişkisi bağlamında nübüvvet ve vahiy olgusu ele alınmış, bu hususta alimlerin farklı görüşlerine yer verilmiştir. Böylece ayet ve hadisler ile bu kavramların kullanımları ele alınarak sünnet-hikmet ilişkisi kurulmaya çalışılmış ve Kur'ân'da Kitâb ile birlikte zikredilen hikmet kavramının bazı ayetlerde sünneti ifade ettiği kanaatine ulaşılmıştır.
Kur'an'da küfür ve gulüv ilişkisi
Çalışmada öncelikle Kur'ân-ı Kerîm'in kâfirlerin davranışlarını beyân ediş biçimi dikkate alınarak küfr kavramı üzerinde durulmuştur. Küfr kavramının sınırını belirlemek için buna yakın bulunan şirk, fısk, fücur, zulüm, nifak, ma'siyet, tuğyan, fitne, bağy, hirâbe kavramlarıyla küfr arasındaki münasebet tespit edilmeye gayret edilmiştir. Aynı amaca binaen bu kavramın zıddı olarak nitelenebilecek; istikamet, vasat, şükür, iman ve takvâ kavramları da incelenmiştir. Kur'ân'da 'küfr'le ilgili verilen bilgilerden hareket edildiğinde, küfrün bir çeşit gulüv (aşırılık) içerdiği, gulüvün küfre sebep olabileceği anlaşılmaktadır. Bu iki kavram arasındaki bağlantının çift yönlü olduğu tespit edilmiştir. Yani küfr kişiyi gulüve yönlendirdiği gibi gulüvün de küfre sebep olabileceği görülmektedir. Bu durum yapılan tarihsel analizden anlaşıldığı gibi, Kur'ân kıssalarında da kendisini göstermektedir. Söz gelimi; Nemrud'un Hz. İbrahim karşısında aşırılık içeren davranışının arka planında onun küfrünün yer aldığı söylenebilir. Tezde küfr ve gulüvü iyileştirme yolları da araştırılmış ve bu cümleden olarak, Kur'ân'daki sevgi kavramının küfr ve gulüvü engellemede oynadığı rol kaydedilmiştir. İslâm'ın vasat (orta yol) dini oluşu, toplusal barış ve güveni sağlaması da bu bağlamda ele alınmıştır. Bunlara ilaveten, İslam'ın toplumda kin ve nefreti yasaklayıp, adaleti, ahde vefayı ve haksızlıkları ortadan kaldırma hedeflerine ilişkin öğretileri üzerinde durulmuştur.
Kur'an kursu öğreticilerinin hadis bilgilerinin düzeyi: Gaziantep örneği
Bu çalışmada Gaziantep ili, Şahinbey ve Şehitkâmil ilçelerinde görev yapan Kur'an kursu öğreticilerinin hadis bilgi düzeyleri ele alınmıştır. Kur'an kursu öğreticilerinin hadis bilgilerinin farkına varmaları ve böylelikle ilgili kurumların gerekli önlemleri almalarına katkıda bulunması amaçlanmıştır. Kuran kursu öğreticileri sadece Kuran'ı öğretmekle değil, aynı zamanda halkı dini konularda aydınlatmaktan da sorumludur. Hadisler irşat faaliyetlerinin vazgeçilmez unsurudur. İslam dininin doğru anlaşılması ve yaşanması irşat faaliyetlerinde sahih hadislerin kullanılmasına bağlıdır. Çalışma kuramsal ve deneysel iki temel bölümden oluşmaktadır. Her bölüm için uygun araştırma yöntem ve teknikleri kullanılmıştır. Araştırmamızın kuramsal bölümünde hadis ilmine dair kavramsal çerçeve verilmiştir. Araştırmanın deneysel bölümünde veri toplama aracı olarak, anket yöntemi kullanılmıştır. Araştırma sonunda; demografik değişkenlere bağlı olarak, ayet, sahih hadis, mevzu hadis ve atasözü içeren ifadelerle ilgili ve hadis usulü konuları ile ilgili farklı cevapların verildiği tespit edilmiştir.
Kur'ân-ı Kerîm'de sayılar
Çalışmamız, Kur'ân'daki sayıların, tefsir, belâgat, fesâhat ve lügat gibi ilimlerle olan münasebetleri çerçevesinde, değişik asırlarda yazılmış farklı kaynaklardan istifadeyle mukayeseli olarak ele alındığı analitik bir çalışmadır. Araştırmamız iki bölümden oluşmaktadır: Giriş kısmında araştırmanın, problemi, amaçları, önemi ve yöntemi ele alınacaktır. Birinci bölümde, asıl olan ana bölüme hazırlık olması için sayılarla ilgili gerekli tanımlar ve ön bilgiler sunulacaktır. Ayrıca burada Kur'an'da zikredilen bütün sayılara dair kapsamlı bir tablo yer alacaktır. İkinci bölümde ise, Kur'ân'da sayılar konusu Kur'ân'ın tamamı taranarak incelenecektir. Burada, Kur'ân'daki sayılar, belirlenen 'yedi' konu başlığı ve bunların tâli başlıkları altında sunularak analiz edilecektir. İnançla ilgili ayetlerde geçen sayılar, fıkhî konularda zikredilen sayılar, âdâb ve ahlakla ilgili ayetlerde geçen sayılar ve kıssalarda geçen sayılar gibi.
Mütekaddimûn ve Müteahhirûn Dönemi müfessirlerinin ortaya koydukları tefsir kurallarının mukayesesi -Taberî ve Alûsî örneği-
"Mütekaddimûn ve Müteahhirûn Dönemi Müfessirlerinin Ortaya Koydukları Tefsir Kurallarının Mukayesesi" adlı bu çalışma iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde tez konusuna ilişkin temel tanımlamalar ve değerlendirmesini yapacağımız konularla alakalı farklı görüşler ele alınmaktadır. İkinci bölümde ise Taberî ve Âlûsî'nin bakış açılarına göre tefsir kaidelerinin uygulanma keyfiyeti ortaya konulmaktadır. Bu çalışmada her iki müfessirin, Kur'an ayetlerini tefsir kaideleri temelinde yorumlamaları, söz konusu tefsir kaidelerini kabul eden diğer bazı müfessirlerin de teyidiyle birlikte değerlendirilmektedir. Teyitlere ise karşılaştırma yapıldıktan sonra yer verilmekte ve böylelikle Taberî ve Âlûsî'nin bu alandaki bilimsel kudret ve yetkinlikleri de isbat edilmiş olunmaktadır. Yanı sıra, tefsir kaidelerinin her bir müfessir için vazgeçilmez derecede öneme haiz olduğu da net biçimde ortaya çıkmış olacaktır. Bu çalışmayla ayrıca yapılmak istenilen, tefsir kaidelerinin Arap Dili, nahvi ve belâgatı gibi pek çok ilimden yararlanılarak oluşturulduğunu tespit etmenin yanı sıra, her bir tefsirin, tefsir kaideleri açısından kendine has meziyetleri olduğunu ve bazı tefsir kaideleri Fıkıh Usulü ağırlıklı olurken, diğer bazılarının da kıraat ilmi ya da makâsıd ilmi gibi daha farklı ilimleri merkeze alarak oluştuğunu ortaya koymaktır. Anahtar Kelimeler: Farklılık, kaideler, tefsir, mukayese, tercih etme, problem, mütekaddimûn âlimleri, müteahhirûn âlimleri.
Şifa bağlamında Kur'ân'ı Kerim'de geçen yiyecekler ve içecekler
Hastalıklardan korunmak, tedaviden önce gelir. Bu itibarla sağlığı korumak ve hastalanmamak için tedbirler almak gerekmektedir. Bulaşıcı virüslerin sebep olduğu salgınlar, uzun tedavi süreçleri gerektiren çaresi bulunamayan ve çoğu kez ölümle sonuçlanan müzmin hastalıklar; bağışıklık sisteminin güçlü olmasını, temiz, doğru, sağlıklı, dengeli beslenmenin gereğini ve önemini ortaya koymaktadır. Kur'ân-ı Kerîm'de inanç esasları, ibadetler ve ahlak konuları ile müminlere ruhen sağlıklı olmanın, şifa kaynağı olan besinleri zikretmek suretiyle de beden sağlığını korumanın yolları gösterilmektedir. Hastalıklardan korunmak ve sağlıklı olmak için faydalı besinler tüketmek gerekmektedir. Âyet taraması neticesinde Kur'ân-ı Kerîm'de adı geçen 22 çeşit besin maddesi olduğu tespit edilmiştir. Bu araştırmada konu ile ilgili kavramlar, âyetlerde adı geçen besinlerin zikredilme nedenleri ve insan sağlığına olan faydaları izah edilmeye çalışılmıştır. Son olarak da elde edilen kazanımlar ve değerlendirmeler sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Şifa, Kur'ân-ı Kerîm, Yiyecekler, İçecekler
Hadislerde bereket duaları
Pek çok kültür ve medeniyette öne çıkan bereket kavramı, gerek beşerî dinlerde gerekse ilâhi dinlerde önemli bir yere sahip olan temel bir kavramdır. İslâm dininin temel kaynakları olan Kur'an ve sünnet ekseninde bereket olgusu incelendiğinde, bu kavramın sadece matematiksel birtakım verilerle izah edilemeyecek kadar geniş ve zengin bir anlam yelpazesine sahip olduğu da görülmektedir. Bu çerçevede kişisel ve sosyal ilişkilerinde dua merkezli bir hayat benimseyen Hz. Peygamber bu dualarını "bereket" kavramı üzerine inşa etmeyi de ihmal etmemiştir. O, yeri geldikçe bazı kişileri, olayları, yer ve zaman dilimlerini bereket telakkisi ile karşılamış, maddî ve mânevi pek çok hayrı barındıran bereket dualarını da ashâbının üzerinden eksik etmemiştir. Resûlüllah'ın gerek şahsında gerekse de dualarında bereketin yansımalarını gören, onun tavsiye ve uygulamalarını kendilerine rehber edinen sahâbe ise gerek şahsî, gerekse de sosyal ilişkilerinde bereket içerikli dua ve lafızları kullanmaya itina göstermiş, böylelikle bereketi merkeze alan bir yaşam tesîs edilmeye çalışılmıştır. Bu tez çalışmasında; Hz. Peygamber tarafından haklarında bereket duası yapılan bazı sahâbiler, kendileri için yapılan bu dualar ekseninde inceleme konusu yapılmış, Resûlüllah'ın dualarında hayırhâhlık odaklı yaklaşımı ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bununla birlikte onun bazı mekân ve zaman dilimleri, yiyecek ve içeceği de bereket ile vasıflandırdığı, bilhassa bunlar için bereket içerikli dualar ettiği de görülmektedir. Bu bağlamda tez, Hz. Peygamber'in bereket içerikli dualarını tespit ederek değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda çalışmada, Hz. Peygamber'in bereket duasına konu olan söz konusu bu rivâyetler, Kütüb-i tis‛a çerçevesinde ve bereket ile ilgili belli başlı lafızlar dikkate alınarak tespit edilmiş, belirlenen hadisler çeşitli açılardan sınıflandırıldıktan sonra ricâl ve tabakat kaynaklarından faydalanılarak rivâyetlerin sıhhat yönleri incelenilmiştir. Ayrıca tespit edilen rivayetler; başta hadis şerhleri olmak üzere klasik hadis kaynakları ve modern kaynaklardan faydalanılarak değerlendirilmiştir.
İroni üslubu ve Kur'ân-ı Kerim'de kullanımı
Batı menşeli bir kavram olan ironi, Fransızca bir kelime olup "Söylenen sözün tersini kastederek kişiyle veya olayla alay etme" şeklinde tanımlanmaktadır. İroni kullanımı günümüz edebiyatında daha ziyade güldürü manası taşımaktadır. Arap Edebiyatı'nda da tehekküm, suhriyye ve istihza gibi kavramlarla ifade edilmektedir. Kur'ân-ı Kerim'i doğru anlayabilmek şüphesiz Kur'ân ilimlerini bilmek, Kur'ân'ın üsluplarını tanımak ve bu üslupların kullanım amaçlarını doğru öğrenmekle mümkündür. Bir belagat üslubu olan ironi, Kur'ân'daki îcâzın bir parçası olup anlatımda etkiyi artırmış, kelama güzellik ve edebî zevk katmıştır. Tezimizin konusu olan ve Kur'ân-ı Kerim'de yaygın olarak kullanılan üsluplardan biri olan ironi üslubu Kur'ân'ın doğru anlaşılabilmesi konusunda önemli bir rol üstlenmektedir. Çalışmamız bir giriş, iki bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın konusunu, amacını, önemini ve yöntemini kısaca anlatmaya çalıştık. Ayrıca, ironinin kavramının tanımı, ironi üslubunun ortaya çıkışı ve tarihsel gelişimi, edebiyatta kullanılan ironi türleri hakkında bilgi verdik. Birinci bölümde, ironi kavramının Arap dilinde karşılığı, ironi ile anlam yakınlığı bulunan kavramlar ve belagat sanatları, Arap Edebiyatında ironinin ortaya çıkışı, klasik ve modern eserlerde nasıl ele alındığı, belagat açısından ironinin kullanım nedenleri ve hedefleri hakkında bilgi verdik. Ayrıca, ironi üslubunun Kur'ân-ı Kerim'de kullanım nedenleri ve hedeflerini detaylı bir şekilde ele aldık. İkinci bölümde, edebi bir sanat olan ironinin Kur'ân üslubundaki yansımalarını, Kur'ân-ı Kerim'de kullanılan ironi türlerini, öğelerini, uygulama biçimlerini ve kullanılan kalıpları örnekleriyle birlikte detaylı bir şekilde inceledik. Ayrıca, Kur'ân-ı Kerim'de kullanılan ironi üslubunun İslam'a davet ve irşad yönünden bağımsız olamayacağını düşündüğümüzden söz konusu üslubu dini tebliğ ve eğitim metodolijisi açısından da değerlendirmeye çalıştık. Sonuç kısmında ise çalışmamız boyunca elde ettiğimiz bilgilerin bir değerlendirmesini yaptık. Anahtar kelimeler: İstihza, Alay, Mizah, Kinaye, İroni, Hiciv, Tehekküm.
Kur'ân tefsirinde "Ehl-i Beyt" yorumları –Şia ve Şia dışı tefsirler özelinde-
Çalışmamızda Şia ve Şia dışı tefsir kaynaklarında Ehl-i beyt hakkındaki verileri tespit etmeye çalıştık. Şia ve Şia dışı tefsirlerde Ehl-i beyt hakkında nazil olduğu düşünülen, Ehl-i beyt olarak tevil edilen ve Ehl-i beytin faziletini beyan eden ayetler, ayetlerin yorumları ve yorumları desteklemek üzere delil olarak getirilen rivayetleri ortaya koymayı hedefledik. Çalışmamızın birinci bölümünde Ehl-i beyt terkibinin dönemsel anlamını incelemeye çalıştık. Bu terkibin her dönemde farklı manada kullanılıp her asrın siyasi ve dini ortamına göre anlam değişikliğine uğradığını tespit ettik. Çalışmamızın ikinci bölümünde Şia dışı klasik rivayet ve dirayet tefsirlerinde Ehl-i beyt ile tefsir edilen ayetlerin yorumlarını ve rivayetleri inceledik. Şia dışı müfessirler Ehl-i beyt hakkındaki ayetlerin ve rivayetlerin net olarak Ehl-i beyt fertlerinden kime delalet ettiğine çok dikkat etmeksizin Ehl-i beytin fazileti hakkında düşünmüşlerdir. Çalışmamızın üçüncü bölümünde Şia'nın tefsirlerini inceledik. Öncelikle Şia dışı tefsirlerde Ehl-i beyt olarak tevil edilen ayetlerin hemen tamamının Şii tefsirlerinde de Ehl-i beyt olarak yorumlandığını gördük. Fakat tekrara düşmemek adına Şia tefsirlerini incelediğimiz bölümde bunlara yer vermedik. Şia kaynaklarında "Ehl-i beyt" ya da "Ehl-i beyt imamları" olarak tefsir edilen birçok ayet daha tespit ettik. Şii müfessirler Ehl-i beyt hakkındaki her ayeti tefsir ederken, Ehl-i beyt fertlerinin kim ya da kimler olduğunun bilinmesi için çok çaba göstermişlerdir. Çünkü bu isimler onlara göre, ümmetin imamı yani yöneticisi olacaklardır. Şii tefsirlerdeki yorumlarda ayetlerde kastedilenlerin kimler olduğu yanında ayetlerde "Ehl-i beyt" ile kastedilenlerin, kendi inanç ve düşünce sisteminde ifadesini bulan kişiler olması arzularının da tefsirlere yansıdığını gördük. Ayetlerin tevilinde Ehl-i beyt olarak yer alan rivayetlerin bir kısmı, ayetin anlamını ortaya koymaya yönelik olmayıp, ayetin anlam alanını örneklendirmek için verilmiş birer misal ya da tefsirin kaleme alındığı dönemde yapılmış örnek birer yorum olarak da değerlendirilebilir. Bazı ayetlerin başka yorumları ve bu yorumları destekleyen rivayetler de tefsirlerde yer almaktadır. Biz çalışmamızda Ehl-i beyt yorumlarını ve bu yorumları destekleyen rivayetleri tespit etmeye çalıştık. Ehl-i beyt dışındaki diğer yorumları ve onları destekleyen rivayetleri, çalışmamızın sınırları dışında kaldığı için araştırmamıza dâhil etmedik.
Hadis kaynaklarında Hz. Ömer'in mektupları
Bu çalışmada, hadis kaynaklarında Hz. Ömer'in mektupları incelenmiştir. Tez çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde araştırmanın konusu ve sınırlılıkları, önemi, metodu ve kaynakları ele alınmış; ardından mektupların sened ve metin açısından değerlendirilmesi sırasında karşılaşılan bazı hadis terimleri başlıklar hâlinde kısaca tanıtılmıştır. Bu bölümde ayrıca Hz. Ömer'in hayatına giriş yapılmış; Hz. Ömer'in soyu, nesebi, Müslüman oluşu ve halifelik döneminden bahsedilmiştir. Daha sonra ilmî konumuna yer verilmiş, özellikle tezin içeriği ile bağlantılı olarak Hz. Ömer'in hadisçiliği ve fıkıhçılığı ayrı başlıklar oluşturularak kısa bir çerçevede özetlenmiştir. Fıkıhçılığına özel bir alt başlık ayrılmış ve usûl hakkındaki görüşlerini ortaya koyan meşhur iki mektup ele alınmıştır. İkinci bölümde Hz. Ömer'in mektupları konularına göre tasnif edilerek tahrîci yapılmıştır. Mektuplar içeriklerine göre başlıklandırılmış, her bir rivayet sened ve metin açısından karşılaştırmalı olarak incelenmiş ve sıhhat dereceleri üzerine değerlendirmeler yapılmıştır. Elde edilen veriler neticesinde mektupların kaynaklarına, sıhhat derecelerine, râvilerine, konularına, gönderilen kişilere göre dağılımı tespit edilmiş ve tablolar halinde sunulmuştur. Ayrıca, mektuplar çerçevesinde Hz. Ömer'in hüküm verme üslûbu maddeler hâlinde özetlenmeye çalışılmıştır. Sonuç bölümünde ise araştırma neticesinde elde edilen bulgular ve karşılaşılan durumlar kısaca özetlenmiştir.
Nehiy ayetleri bağlamında Allah'ın insan hayatına müdahalesi ve deizm
Deizm, Tanrı'nın insan hayatına müdahalesini reddetmektedir. Onun her türlü gücünü kabul edip müdahalesini reddeden tepkisel bir akımdır. Vahyi ve nübüvveti reddeden deistler onun yerine aklı ve doğayı esas alarak, Tanrı ile iletişimi kesmişlerdir. İslam inancında Allah, insana ve aklına yardımcı olmak için vahiy ve nübüvvetle desteklemiştir. Allah, vahiy ve nübüvvetle insana baskı ve zorbalıkta bulunmamıştır. Vahiy ve nübüvvet; insana tebliğde bulunmuş, yol göstermiş ve yardımcı olmaya çalışmıştır. Allah, insana teklifte bulunmuş, irade, dileme ve eyleminde özgür bırakmıştır. Gücünün ölçüsünde sorumlu kılmıştır. Allah'ın insana yönelik emir ve nehiyleri insanın faydasına olan, insanı koruyan ve onu saygın kılan ilkeler bütünüdür. Tüm bu emir ve nehiyler insan aklının kabul ettiği kurallar bütünüdür. İnsan, en sonunda kendi dilemesi, iradesi, kararı ve eyleminde özgürdür. Allah'ın, insana ve hayata yönelik teklifi bir rahmet ve değerdir. İnsana yönelik büyük bir lütuftur. İslam inancında Allah, insan ile iletişimi, dikey ve süreklidir. Bu süreçte Allah, her an iletişime açıktır. Yaratılış itibariyle insanın isteklerinin, arzularının, tercihlerinin ve bu tercihleri neticesinde sonuçlarının olduğu belirtilmiştir. Vahiy ve nübüvvet, insanın irade sahibi olduğunu, taşıdığı sorumluluklar ve görevlerinin olduğunu bildirmiştir. Bu kapsamda nehiy ayetlerinin engellemeye çalıştığı konuların, aslında vicdan sahibi herkesin sorun yaşadığı konular olduğu bir gerçektir. Anahtar Sözcükler: Allah, Deizm, İnsan, Nehiy, Vahiy
Genetiği değiştirilmiş tarım ürünlerinin İslam hukuku açısından fıtrata müdahale bağlamında değerlendirilmesi
Bilimin ilerlemesi ve teknolojinin baş döndürücü hızda gelişmesi insanoğlunun çeşitli alanlarda çok derin araştırma ve çalışmalar yapmasına imkân tanımaktadır. Bu imkânlar dâhilinde kullanılan yöntem ve tekniklerle canlıların en küçük yapıları olan hücrelerindeki DNA'larına müdahale edilmek suretiyle yaratılışlarından çok farklı yapıda canlılar ortaya çıkabilmektedir. Özellikle bu tekniklerin temel gıda maddelerini oluşturan tarım ürünlerinde uygulanması konuyu toplumun ilgi alanına dâhil etmektedir. Zira bu ürünler çoğu insanın günlük tükettiği yiyecek ve içeceklerde hammadde olarak kullanılmaktadır. Hayatının her alanını Allah'ın emirleri doğrultusunda düzenlemek zorunda olan Müslümanlar bu konuda yapacakları çalışmaları da O'nun çizdiği sınırlar dâhilinde kontrollü olarak yapmak durumundadırlar. Bu sınırlara riayet edebilmek için öncelikle konunun bilimsel olarak açıklığa kavuşturulması gerekmektedir. Bunun için biyoteknoloji alanında çalışmalar yapan bilim insanlarının araştırmaları son derece önem arz etmektedir. Bu çalışmada tarım ürünlerinin genetik yapılarının değiştirilmesi bilimsel açıdan incelenmiş, ne şekilde ve hangi amaçlar için elde edildiğine yer verilmiştir. Bu ürünler İslam Hukuku açısından öncelikle fıtrata müdahale açısından ele alınmış ardından meşruiyeti hakkında değerlendirme yapılmıştır.
Konulu tefsir bağlamında et-Tefsiru'l-Mevdui li Suveri'l-Kur'ani'l-Kerim isimli eserin incelenmesi
Kur'an'ı anlama arayışı ilk dönemden itibaren hep var olmuştur. Hz. Peygamber döneminde karşılaşılan her problem veya anlaşılmayan herhangi bir konu Hz. Peygamber tarafından açıklığa kavuşturulmuştur. Sonraki dönemlerde yeni sorun ve konuların ortaya çıkmasıyla bu yeni sorun ve konuların çözümünü Kur'an'da arama çabası hep var olmuştur. Günümüz ihtisaslaşma döneminde ise Kur'an'daki her bir konunun Kur'an'ın bütünlüğü içerisinde ele alınıp ayrıntılı bir şekilde açıklanması veya surelerin kendi içerisinde anlam haritasının ortaya çıkarılmaya çalışılması demek olan Konulu Tefsir, Kur'an'ı anlama gayretinin bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır. İncelediğimiz et-Tefsiru'l-Mevdui li Suveri'l-Kur'ani'l-Kerim isimli eser, sure eksenli Konulu Tefsir olarak Kur'an'ın tamamını bir usule göre tefsir eden ilk eserdir. Birinci bölümde, tefsir kelimesinin sözlük ve terim anlamları incelenmiş, ilk müfessir olan Hz. Peygamberin Kur'an'ı tefsir etme yöntemi ve sahabenin tefsir etme şekli ele alınmıştır. Yanı sıra tefsir ilminin önemi, Kur'an'ı tefsir edecek kişide bulunması gereken özellikler ile tefsir ekolleri incelenmiştir. Bu bağlamda konulu tefsirin -Tefsiru'l-Mevdui- sözlük ve terim anlamları incelenmiş, konulu tefsirin çeşitleriyle ilgili yapılan çalışmalar hakkında bilgiler verilmiş ve konulu tefsirin tarihi ve önemine dair bilgiler aktarılmıştır. İkinci bölümde ise eserin temel özellikleri genel bir yaklaşım çerçevesinde tespit edilerek zikredilmiştir. Daha sonra eserin tefsir metodolojisi incelenmiş ve farklı surelerden örnekler verilerek eserde takip edilen yöntem belirlenmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda eserin tefsir yöntemini daha iyi anlamak ve eserde takip edilen yöntemin eserin başında ifade edilen usule uygun olup olmadığını tespit etmek için örnek sure incelemesi yapılmıştır. Bu çerçevede verilen örnekler üzerinde konuya ilişkin kanaat ve tespitler ortaya konulmuştur. Çalışma tezin sonuç kısmıyla tamamlanmıştır.
Ceza muhakemesi hukukunda ispat vasıtası olarak şahitlik (İslam ve merî hukuk mukayeseli)
Ceza muhakemesinde, tarafların iddia ettiği vakaların ispatı amacıyla en sık başvurulan delillerin başında tanık delili gelmektedir. Bu çalışmada, tanık delilinin İslam ceza muhakemesi hukuku ve yürürlükteki (merî) ceza muhakemesi hukukundaki yeri ayrı ayrı ele alınarak, bu iki hukuk sisteminin böylesine önemli bir ispat vasıtasını kendi iç dinamikleri çerçevesinde nasıl düzenledikleri ve hangi değeri atfettikleri ortaya konulmaya çalışılmıştır. İslam ceza muhakemesi hukukunda, âlimlerin çoğunluğuna göre şahit delili kesin delil olarak nitelendirilmektedir. Bu, İslam hukuku doktrininde güvenilir şahitler tarafından usulüne uygun olarak yapılan şahitliğin hâkimi bağlayıcı nitelikte olduğu ve hâkimin buna göre hüküm vermek zorunda olduğu anlamına gelmektedir. İslam hukuku şartlarına uygun olarak sunulan şahit delilinin hâkimi bağlayıcı niteliği, şahitlik yapabilme şartlarının titizlikle belirlenmesine ve hatta şahitlerin güvenilirliğinin araştırılması amacıyla tezkiye kurumunun oluşturulmasına yol açmıştır. Yürürlükteki ceza muhakemesi sisteminde ise tanık delili, takdiri deliller arasında yer almaktadır. Bu nedenle, hâkim, yargılama sırasında alınan tanık ifadeleriyle bağlı olmayıp, yargılama sonucunda vereceği hükmü serbestçe oluşturabilir. Bununla birlikte, hâkim, dava sonucunda açıkladığı kararında hangi delillere neden itibar ettiğini veya etmediğini gerekçeleriyle birlikte açıklamakla yükümlüdür.
Ebû Amr ed-Dânî'nin Kur'ân ilimlerindeki etkileri ve telif yöntemleri
ed-Dânî geniş ilim ve funûn sahibidir. Bütün eserleri zengin ilmi seviyesiyle benzerlerinden farklıdır. O asr-ı saâdetten günümüze Kuran ilimleri ve kıraatler alanında en çok telifte bulunan kişilerden biridir. Eserlerinde daha önce kimsenin bahsetmediği yüzlerce konuyu ele almış, tarif ve ıstılahlar getirmiştir. Kendisinden sonraki alimler de bu konularda onu takip etmişlerdir. Kuran ilimleri ve kıraat alanında ed-Dânî'den sonra gelip onu zikretsin ya da zikretmesin kendisinden nakilde bulunmayan ve metodundan etkilenmeyen neredeyse hiçbir müellif yoktur. Hatta ed-Dânî'den sonra gelen büyük alimlerin bazı eserlerinde ed-Dânî'nin sözünü aktarmadığı hiçbir sayfa yoktur. Kıraat ve Kuran ilimleri kitaplarında kendisinden sonrakiler tarafından öncü, ilmi geniş, sözü çok olup kabul gördüğü için ed-Dânî'den yüzlerce nakil bulunmaktadır. Kıraat alimlerinin çoğunluğu ed-Dânî'nin söz ve görüşlerini nakletmekle kalmayıp kabul edip itimad etmektedir. Onlar, onun görüşlerini, bu alanda bir esas, sutun ve delil olarak görüp başkalarının sözlerine tercih etmektedir. Bu ilimde onu dayanak olarak görüp bir konudaki son sözü ona havale etmektedirler. ed-Dânî teliflerinde anlaşılır bir dil kullanmış olup genellikle kitabı başında metodunu ve telif sebebini açıklamaktadır. Yine kitaplarında hadis-i şerifleri muttasıl bir senetle rivayet etmektedir. Hocalarının ve diğer selef alimlerinin sözlerinden istişhadda bulunup bu sözlerini de muttasıl senetle sahibine isnat ederek aktarmaktadır. ed-Dânî'nin kitapları basılıp Dünyâ'nın dört bir tarafına yayılmıştır. Onun kıraat, Kur'an ve tecvit ilimlerindeki teliflerinin büyük kıymeti vardır. Muhakkikler kendilerini onun kitaplarının tahkikine adamış, yayınevleri yüzlerce kez onları basmışlardır. İlim talebelerinin birbiriyle yarışmadığı, tahkik ve basımının yapılmadığı ed-Dânî'nin hiçbir yazma eseri neredeyse bulunmamaktadır. Onun kitapları alanının öğrencileri için büyük bir öneme sahiptir. bu eserler alanında bir kaynak, otorite ve bir mercidir.
Fıkıh çerçevesinde İslam şehirciliği ve mimarisi
Bu tezde İslam dünyasında şehir planlamasının önemine odaklanılmakta ve İslam hukukunun bu planlamadaki etkileri incelenmektedir. İslam şehirciliği, İslam'ın öğretileri doğrultusunda şekillenmiş olup, İslam öncesi ve sonrası dönemlerle karşılaştırıldığında farklı özellikler taşımaktadır. Bu çalışmada Batılı araştırmacıların İslam hukukunun şehir planlaması üzerindeki etkileri hakkındaki görüşleri de ele alınmış ve bu görüşler üzerinden İslam şehircilik anlayışının benzerlikleri ve farklılıkları ortaya konmuştur. İslam şehircilik anlayışını ortaya koymak üzere; İslam dünyasında şehirlerin dini, sosyal ve ticari merkezler olarak planlanması ve bu planlamanın İslam hukukuna dayalı prensiplerle şekillenmesi açıklanmıştır. İslam hukukunun şehir planlamasındaki etkilerini kabul eden ve etmeyen Batılı araştırmacıların görüşleri değerlendirilmiş, bu değerlendirmelerle İslam şehircilik anlayışının evrenselliği ve etkisi vurgulanmıştır. İslam ve Avrupa şehircilik yaklaşımları arasındaki benzerlikler ve farklılıklar ele alınmış, bu yaklaşımların şehirlerin şekillenmesindeki etkileri tartışılmıştır. Tarihi süreçte İslam şehirciliğini açıklamak üzere; İslam mimarisi ve şehircilik anlayışının tarihi süreçte nasıl geliştiği ve 18. yüzyıldan itibaren Avrupa şehircilik anlayışının benimsenme süreci ele alınmıştır. Bu sürecin İslam şehir kavramını nasıl tartışılır hale getirdiği anlatılmıştır. Bu tez, İslam şehircilik anlayışının derinlemesine incelenmesi ve İslam hukukunun şehir planlamasındaki etkilerinin daha iyi anlaşılması amacıyla genel bir çerçeve sunmayı hedeflemektedir.
İzmirli İsmail Hakkı'nın felsefe ve kelâmı birleştirme çabaları
İzmirli İsmail Hakkı (1868-1946) Osmanlı Devleti'nin sonu ile Cumhuriyet'in ilk döneminde yaşamış, İslâmî ilimlerin birçok alanında eserler kaleme almış, ele alıp incelediği dinî konularda rasyonel ve eleştirel bakış açısına sahip çok yönlü bir âlimdir. Kelâm ilmini, yaşadığı dönemin ilmî ihtiyaçlarına cevap verme konusunda yetersiz bulmuş, bu ilmin usûl, yöntem ve muhtevâ açısından günün ihtiyaçlarına cevap verebilecek şekilde yeniden düzenlenmesini gerekli görmüştür. İzmirli, Osmanlılar'ın son döneminde yaşanan oldukça karışık ve problemli bir ortamda, başta kelâm ilmi olmak üzere, İslâm düşünce anlayışının yeniden canlanması için büyük çaba göstermiştir. Batı'da meydana gelen ve hızla yayılan bilimsel ve teknik gelişmeleri yakından takip etmiş, inşâ etmeyi ve yazmayı hedeflediği Yeni İlm-i Kelâm'ı bu gelişmeler ışığında oluşturmak istemiştir. Batı'da ortaya çıkan ve İslâm inanç sistemini tehdit eden zararlı düşünce ve akımlarla da mücadele eden İzmirli, bu akımların yanlış düşüncelerini, yine onların delillerini kullanarak çürütmüştür. İslâm düşüncesi ve Batı felsefesinin birbirini tamamladığını düşünen İzmirli İsmail Hakkı, çağın problemlerine bu iki sistemi birleştirerek çözüm arama çabası içinde olmuştur.
Murtazâ Mutahharî'ye göre kazâ ve kader
İnsan ve Allah arasındaki ilişkinin bir yansıması da "kazâ ve kaderdir." Çünkü insanın fiillerinin hem Allah'a hem de insana ait yönü bulunmaktadır. Hz. Peygamberin vefatından sonraki dönemlerde bu iki kavram üzerinde ihtilâfların olduğu bilinmektedir. İslâm dini mensuplarınca bu konu hakkında farklı değerlendirmeler yapılmıştır. Aynı şekilde Şîa mezhebinde de bu konunun erken dönemde tartışma yarattığı bilinmektedir. Son dönem Şiî âlimlerinden olan Murtazâ Mutahharî de bu konu hakkındaki kanaatlerini felsefî bir bakış açısıyla ele almaktadır. Yaşadığı coğrafyada materyalist düşüncenin etkisinin gençleri olumsuz manada etkilediğini düşünmüş ve bunu önlemek için birçok meseleyi gençlere anlatmak istemiştir. Kazâ ve kader meselesi de bunlardan bir tanesidir. Eş'arî ve Mu'tezile mezheplerinin bu konudaki kanaatlerine de yer vererek meseleyi ele almıştır. Onun ilahî takdir manasında kader kavramını kabul ettiği ancak insanın özgür olduğu fikrini benimsediği görülmektedir. "Ne cebr vardır ne de tam serbestlik; ikisinin ortası bir hal vardır" sözü bunu ifade etmektedir. Onun olmazsa olmaz kabul ettiği adâlet, akıl ve irade kavramlarını vurgulaması bu sözün içini doldurur niteliktedir. Konuyu genel manada nedensellik kanunlarıyla ele almaktadır. O bu kanunlar çerçevesinde özgür bir insan figürüne inanmaktadır. Hatmî ve gayrı hatmî kader düşüncesini ise "bedâ" kavramı üzerinden açıklamaktadır. Yaşadığı dönemin meşhur bir âlimi olan Mutahharî'nin bu konuya yaklaşımının Şiî düşüncesindeki kader görüşünün açığa çıkması açısından oldukça önemlidir. Bu açıdan Şîa ve diğer bazı mezheplerin ortak görüşlerinin ya da farklı görüşlerin ortaya konması kelâm ilmine zenginlik katacağı öngörülmektedir.
İmam Râfiî'nin Şerhu'l-Müsned adlı eserindeki şerh metodu
Şâfiî mezhebinin önemli kaynaklarından, imam Şâfiî'nin Müsned adlı eserine yapılmış şerhlerden olan Şerhu'l Müsned Şâfiî mezhebi kaynakları içinde önemli bir yer tutmaktadır. Şerhu'l-Müsned'i telif eden İmam Râfiî ilmi sahalarda daha çok fakih kimliğiyle tanınmaktadır. Biz bu eserde onun fakih kimliğinin yanında muhaddis ve şârih kimliğinin fakih olması kadar ön planda olduğunu ortaya koymaya çalışacağız. Râfiî eserinde hadis ilminin inceliklerini rivayetler çerçevesinde ele alıp işlemektedir. Râfiî Müsned'te yer alan rivayetlerin sıhhat açısından değerlendirmesini yapmış ve hadisleri meşhur hadis kaynaklarından rivayetlerle destekleyerek hadislerin muteber sahih rivayetler olduğunu ortaya koymaya çalışmıştır. Ayrıca rivayetlerin künhüne vakıf olmak ve Şârî'nin rivayetlerdeki maksadını anlamak için fıkhi istinbat metotlarını kullanmaktadır. Râfiî sened ve metin açısından rivayetlerin tahlilini yapmaktadır. Sened tahlilinde râvîleri detaylı bir şekilde cerh-ta'dil yöntemlerini kullanarak tespit etmektedir. Rivayetlerin sened ve metninde bilinmeyen kelimeleri tahlil etmekte ve gerekli açıklamaları yapmaktadır.
Günahkâr müminlerin âhirette cezalandırılacağını bildiren âyetlerin tefsiri
Yüce Allah, insanoğlunu mükemmel bir şekilde yarattıktan sonra ona cüz'î irade ve akıl vermiştir. Bu sayede insan, küllî iradenin takdir buyurduğu yaşantının yanı sıra kendi hayatı hakkında seçimler yapabilmektedir. Bu seçim her konuda olabildiği gibi dini yaşantı içinde geçerlidir. Kişi, yüce Allah'ın kendisine verdiği akıl ve cüz'î irade sayesinde inkâr ve iman edebilmektedir. İman ettiği halde günah işleyebilmekte veya kendini günahtan uzak tutmaya gayret etmektedir. Dünya hayatının cazip gelmesi, şey-tana uyması, nefsinin kötü arzu ve isteklerine göre hareket etmesi, yaratılışındaki zafi-yetler nedeniyle kişi günaha girebilmektedir. Günahkâr kişinin âhiretteki durumu ise iman edip etmemesine göre değişmektedir. Mümin olmayan kişi, yaratanı inkâr veya şirk ile en büyük günahı işlemiş olur. Şartlarına uygun iman etmeden ölmesi duru-munda ebedi kalmak üzere cehenneme atılır. Mümin olan kişi ise, ölmeden işlediği günahlarına samimi bir kalp ile tövbe ederse günahları affolunur. Tövbe etmeden öl-düğü takdirde âhiretteki durumu yüce Allah'a kalmıştır. O, ister affeder ve cennetine koyar, isterse cehennemde cezasını çektikten sonra cennetine alır.
İslam, Hıristiyanlık ve Yahudilik'te nübüvvete dair kavramlar
Bu çalışma, Yahudilik, Hıristiyanlık ve İslam'da peygamberlerin sıfatlarını karşılaştırmalı bir yaklaşımla ele almaktadır. Tevrat, İncil ve Kur'an'da yer alan peygamberlik ile kavramlar ve onların nitelikleri detaylı bir şekilde incelenmiştir. Araştırmanın ilk bölümünde, Yahudilikte peygamberlik kavramı ele alınmış, Tevrat ve Talmut'ta yer alan peygamberler ile ilgili kavramlar, görevlerine, niteliklerine ve Yahudi teolojisindeki önemlerine odaklanılmıştır. Musa, İbrahim, Davud ve diğer önemli Yahudi peygamberlerin sıfatları, Tevrat, geleneksel Yahudi tefsirleri ve Talmud'daki yorumlar ışığında ele alınmıştır. İkinci bölümde, Hıristiyanlıkta peygamberlik konusu irdelenmiştir. İncil'de yer alan peygamberlik kurumu hakkında kavramlar, özellikleri, İsa'nın peygamberlik rolü ve Hıristiyan teolojisindeki yeri üzerinde durulmuştur. Hıristiyanlıkta peygamberlerin Tanrı'nın mesajını yayma görevleri ve kilise babalarının yazılarındaki yorumlar detaylandırılmıştır. Üçüncü bölümde ise, İslam'da nübüvvet kurumu ele alınmıştır. Kur'an'da yer alan nübüvvet kurumu ile ilgili kavramlar, elçilerin görevleri, nitelikleri ve İslam teolojisindeki yeri ele alınmıştır. Hz. Muhammed'in son peygamber olarak rolü, elçilerin nitelikleri ve görevleri konu edilmiştir. Kur'an'da nübüvvet ile ilgili geçen kavramlar, Kur'an ayetleri, klasik ve modern tefsirler, sözlükler ışığında incelenmiştir. Araştırma, nübüvvet kurumunun her üç dinin temel kaynakları ve teolojisinde nasıl şekillendiğini, bu kurunun semavi dinlerde ortak ve farklı yönleri ele alınmıştır. Aynı zamanda Nübüvvet kurumunun tarihsel süreçte geçirdiği değişim ve değişimleri konu edilmiştir. Nitel bir yöntemle gerçekleştirilen bu araştırma, üç dinin kutsal metinleri bağlamında nübüvvet kurumunu karşılaştırmalı olarak değerlendirmekte ve semavi dinlerde bu konunun derinlemesine anlaşılmasına katkı sağlamayı hedeflemektedir.
Şia'da imamet teolojisinin temelleri
Şia mezhebinin bazı tarihsel olaylara, Kur'an ayetlerine ve hadislere dayanarak kendini nasıl konumlandırdığı ve bu dayanakların mezhebin inanç sistemini nasıl etkilediği ve bu etkilerin Şia ile diğer İslam mezhepleri arasındane gibi farklılıklar oluşturduğu önemli bir husustur.Şia mezhebinin inanç sisteminin merkezinde yer alan İmamet doktrinine odaklanacak olan bu çalışmada, Şia'nın imamet anlayışının temellerini tarihsel olaylar, Kur'an ayetleri ve hadisler bağlamında bütüncül bir perspektifle incelemek hedefindedir. Bilindiği üzere İmamet, Şia inancının temel taşlarından biri olup, Şia'ya göre imamlar, Hz. Muhammed'in soyundan gelen ve ilahi olarak belirlenmiş rehberlerdir. Şia'ya göre Hz. Ali, Kalem-Kırtas hadisesinde ve Gadir-i Hum'da Hz. Muhammed tarafından açık olarak ilk halife olarak tayin edilmiş, ancak bunun gerçekleşmesi mümkün olamamıştır. Bu çalışmada, söz konusu tarihsel durumun Şia'nın oluşum sürecindeki ve inanç sistemi üzerindeki etkileri İmamet anlayışı bağlamında ele alınmıştır. Şia,İmamet anlayışını şekillendirirken bazı ayetleri dayanak olarak kullanmış ve genellikle bağlamından kopartılarak İmamet anlayışını desteklemek için kullanılan bu ayetler ve yorumlarıyla da Şia, diğer İslam mezheplerinden farklılaşmıştır. Bu çalışmada, Şia'nın Kur'an tefsirinde benimsediği yöntemler ve bu yöntemlerin mezhebin inanç ve pratiklerine etkileri de analiz edilmiştir. Ayrıca Şia, Hz. Muhammed'in Ehl-i Beyt'ini ve özellikle Hz. Ali'yi üstün kılan hadisleri öne çıkarmış ve bu hadisleri İmamet doktrinini desteklemek için kullanmıştır. Bu bakımdan Şia'nın hadislerden nasıl bir meşruiyet kaynağı oluşturduğu, bu hadislerin güvenilirliği ve Şia doktrininde nasıl kullanıldığı da çalışmada tahlil edilmiştir.
Kur'ân-ı Kerîm'de adâvet kavramı ve adâvetin fert ve toplum hayatına yansıması
"Kur'ân-ı Kerîm'de Adâvet Kavramı ve Adâvetin Fert ve Toplum Hayatına Yansıması" başlıklı Yüksek Lisans Tezimiz, Kur'ân-ı Kerîm rehberliğinde "adâvet" kavramı özelinde incelenmiştir. Araştırmamızın amacı "adâvet" kavramının sınırlarını tespit etmek ve adâvetincahiliye dönemi fert ve toplumuna yansımasını tahlil ederek günümüz Müs-lümanlarına fayda sağlayacak sonuçlar ortaya çıkarmaktır. Bu amaç doğrultusunda tez çalışmamızın birinci bölümünde "adâvet" kavramı, kavramın eş anlamlıları ve zıt an-lamlılarının tespit edilmesi için kadîm sözlüklerde anlam taramaları yapılmıştır. Ayrıca düşmanlığa sebep olan kavramlar ve "adâvet" kavramının şiirlerde kullanımı da ince-lenmiştir. İkinci bölümünde Kur'ân'da "adâvet" kavramı ile ilgili ayetler tespit edilmiş ve konularına göre düzenlenerek müstakil başlıklar altında işlenmeye çalışılmıştır. Üçüncü bölümünde Kur'ân'ın inzal olduğu cahiliye dönemi toplumunda "adâvet" kav-ramının fert ve topluma yansıması değerlendirilmiştir. Tez çalışmamız hakkında genel bir değerlendirme yapılarak araştırmamız sonlandırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Kur'ân, Tefsir, Toplum, Fert, Adâvet.
İnsanın varlık içindeki yeriyle toplum içindeki konumu ve bu konumun Kur'ân-ı Kerîm'e yönelmesine etkisi
Kâinatta sebepsiz ve amaçsız var olan hiçbir şey yoktur. Hepsi bir maksada, bir gayeye yönelik olarak yaratılmıştır. Kur'ân-ı Kerîm'de geniş bir şekilde yer alan yaratılış tüm mahlûkatı kapsamaktadır. Bir varlık olarak insanın yaratılış amacı ise, yaratıcısını bilip ona kulluk etmek ve mükellef olduğu sorumlulukları yerine getirmektir. İnsan akıl sahibidir ve kendine verilen ilim ile hikmetli bir şekilde yaratıldığını ve bu durumun da bir yaratıcı gerektirdiğini bilmelidir. İnsan, Yüce Allah`ın varlığını birliğini tanımaya tabiî bir eğilim göstermektedir. Kur`ân-ı Kerîm ve hadisler fıtratın, insanın çevresel etkilerden bağımsız olarak özünde var olduğunu vurgulamaktadır. Allah Teâlâ insana, tercihini iyiyi ve kötüyü özgürce seçebilme iradesi vermiştir. Kur'ân-ı Kerîm'de bütün insanlara tevhîde yönelmeleri emredilmektedir. Ancak insan özünde var olan eğilimini tek başına geliştirme gücüne sahip değildir. Dolayısıyla aile başta olmak üzere kendisine iyiyi ve güzeli öğretecek kişilerin bulunması gerekmektedir. İnsan sosyal bir varlıktır ve yaşadığı toplumla etkileşim halindedir. Fıtrat, aile, arkadaş çevresi ve bunların dışında kalan diğer unsurlar insanın karakter oluşumunda doğrudan ve dolaylı olarak önemli rol oynar. En mükemmel şekilde yaratılan insan, toplumsal hayat içerisinde öğretmen, doktor, yönetici, devlet başkanı, idareci, memur, işçi, zengin, fakir, eğitimli vb. roller üstlenmiştir. Verilen statü, ilim ve imkânlar insanın imtihanı içindir. İnsanın dünyaya geliş amacı, mülkün gerçek sahibi olan Allah Teâlâ'ya kulluk etmektir. İnsanın kişisel ve toplumsal hayatını yönlendiren, şekillendiren, değiştiren ve kendi gereklilikleri doğrultusunda düzenleyen önemli unsurlar ekonomi (refah) ve dindir. Refahın insan üzerinde ciddî bir etkisi vardır. İnsanın dinî yaşayışına da sirâyet ettiği bir gerçektir. İnsanlığın her döneminde ilk sırayı almış olan ve insanın yaşayışında ciddi karşılık bulan ekonomik refah olumlu ve olumsuz yönleriyle Kur`ân-ı Kerîm`e de konu olmuştur. Bireyin giyim kuşamından, içinde bulunduğu çevreye, geleceğe dair beklentilerinden, dünya görüşüne ve insanlarla ilişkilerinden toplumda gördüğü kabule kadar tüm durum ve etkileşimler onun sosyo-ekonomik düzeyiyle alakalıdır. Sosyo-ekonomik düzeyi belirleyen ise gelir düzeyi, meslek, eğitim seviyesi, sosyal sınıf gibi bazı özelliklerdir. İnsanın dünya malıyla kibirlenip, sahip olduğu imkân ve zenginlik karşısında şımarmaması aynı zamanda bu nimetleri veren Allah Teâlâ`yı unutmaması gerektiği Kur'ân-ı Kerîm'de anlatılmaktadır. Bu itibarla çalışmamızda, sosyal statülerin dinî açıdan nasıl kullanıldığı ve elinde imkânları bulunduğunda insanoğlunun bu nimetleri nasıl değerlendirdiği, Kur'ân-ı Kerîm'e konu olan bazı şirk örnekleri ve Allah'ın ve Hz. Peygamberin övgüsüne mazhar olan bazı şahsiyetler üzerinden incelenmiştir. Dolayısıyla bu çalışmada insanın toplumsal statü ve konumlarının dine ve Kur'ân'a yönelmesindeki etkisi ortaya koyulmaya çalışılmıştır. Çalışmamızda konumuzla alakalı âyet-i kerîmeler tespit edilerek, mümkün olduğunca ilk kaynaklara başvurulmaya çalışılmıştır. Tefsirlerinden faydalanılmış, konumuz geniş bir içeriğe sahip olduğu için mevcut diğer ilmî kaynaklara da müracaat edilmiştir. Literatür taraması yapılmış, yayımlanmış kitap ve makaleler araştırılmış, internet siteleri, dijital bilgi bankaları taranmış, ulaşılan kaynaklar incelenerek çalışmanın içerisinde konu bütünlüğünü bozmadan değerlendirilmiştir.
Kurtubî'nin el-Câmi' li-Ahkâmi'l-Kur'ân adlı tefsirinde sîbeveyhi'nin yeri
el-Câmiʿ li-ahkâmi'l-Kurʾân ve'l-mübeyyin limâ tezammenehû mine's-sünneti ve âyi'l-furkân isimli tefsir, İslâmî ilimler sahasında önemli bir eser olarak kabul edilir ve Kurtubî'nin derin dini ve dilbilim bilgisini ortaya koymaktadır. Bu tezde yirmi ciltten oluşan el-Câmi- li'-Ahkâm adlı tefsirde Sîbeveyhi'nin gramer teorilerinin işlevi ve yansımaları detaylı bir biçimde incelenmiştir. Bu bağlamda Kurtubî, dil ve gramer bilgisi açısından dönemin önde gelen dil bilimcilerinden biri olan Sîbeveyhi'ye üç yüz altmış üç defa referansta bulunmakta olup bu referanslar konu başlıklarına göre sistematik bir şekilde kategorize edilerek tahlil edilmiştir. Bu referansların bazıları tefsirin farklı yerlerinde aynı mesele veya benzer mesele için tekrarlanmıştır. Sîbeveyhi'nin özellikle Arapça dilinin kuralları ve yapısı konusundaki katkıları, Kurtubî'nin tefsirine ciddi bir derinlik katmıştır. Bu yönüyle, Kurtubî'nin tefsirinde Sîbeveyhi'nin konumu şematize edilmiş, hangi alanda ne kadar yer verdiği belirlenmiş, İslâmî ilimler ve Arap dili üzerindeki tesiri ile Kurtubî'nin ayet yorumlarında anlam inşasında nasıl işlev gördüğü ortaya konmaya çalışılmıştır.
Zâhid el-Kevserî'nin en-Nüketü't-Tarîfe bağlamında Ebû Hanîfe'yi müdafaası
Bu tez çalışması, İslam hukuk tarihinde hadis ve fıkıh metodolojileri arasındaki tatışmalara odaklanmakta ve bu çerçevede Ebû Hanîfe'ye (ö. 150/767) yöneltilen hadis karşıtlığı eleştirilerini, Zâhid el-Kevserî'nin (ö. 1952) kaleme aldığı en-Nüketü't-Tarîfe fî't-Tehâdüsi ʿan Rudûdi İbn Ebî Şeybe ʿalâ Ebî Hanîfe adlı eseri ekseninde değerlendirmektedir. Kevserî, bu reddiyesinde, İbn Ebû Şeybe'nin el-Musannef'te Ebû Hanîfe'nin 125 meselede sünnete muhalefet ettiğine dair ileri sürdüğü iddialara ilmî bir savunmayla karşılık vermektedir. Araştırma, Kevserî'nin savunma yaklaşımını metot, içerik ve delil temelli analiz ederek hem klasik fıkıh usûlünü hem de Kevserî'nin dönemine özgü savunmacı ilmî geleneği gözler önüne sermektedir. Kevserî ve İbn Ebû Şeybe'nin (ö. 235/849) ilmî konumları, yaşadıkları dönemler ve yaklaşımları karşılaştırmalı biçimde ele alınmış; en-Nüketü't-Tarîfe'nin yapısı ve üslubu incelenmiş, eserin sadece polemik değil, sistematik bir ilmî müdafaa niteliği taşıdığı ortaya konmuştur. Kevserî'nin savunmasında sened tenkidi, metin analizi ve fıkıh usûlü ilkelerini birlikte kullanması, Ebû Hanîfe'nin yönteminin hem rivayet hem dirayet temelli olduğunu göstermektedir. Bu yaklaşımla, eleştirilerin büyük kısmının metodolojik farklılıklardan ve bilgi eksikliğinden kaynaklandığı belirlenmiştir. Bu bağlamda en-Nüketü't-Tarîfe, sadece bir reddiye metni değil; aynı zamanda fıkıh-hadis ilişkisini yeniden düşünmeye sevk eden, mezhepler arası ilmî tartışma geleneğine katkı sunan ve klasik usûl düşüncesini günümüz akademik düzlemine taşıyan kıymetli bir eserdir. Bu çalışmayla birlikte, Zâhid el-Kevserî'nin entelektüel mücadelesi, Hanefîliğin rivayetle dirayet arasındaki dengeyi gözeten usûl anlayışı ve Ebû Hanîfe'nin ilmî mirası yeni bir perspektifle yeniden değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Hadis-Fıkıh Tartışması, Hanefî Usûlü, Ebû Hanîfe, Zâhid el-Kevserî, en-Nüketü't-Tarîfe
Kur'ân-ı Kerim'de Allah'ın isimlerinin geçtiği âyetlerle olan tenâsübü
İnsanoğlu yüce Allah'a kullukta bulunmak için yaratılmıştır. Bu görevi yerine geti-rebilmesi için her şeyden önce Allah'ı tanıması gerekir. Yüce Allah'ı tanımanın en güzel yolu O'nun Esmâ-i Hüsnâ'sını bilmektir. "Esmâ-i Hüsnâ", en güzel isimler demektir. Kur'ân'da en güzel isimlerin Allah'ın olduğu bildirilmektedir. Âyetlerde geçen her bir ismin konumu itibariyle içinde bulunduğu âyetle gerek lafız gerekse anlam bakımından birçok bağlantısı vardır. Biz çalışmamızda Kur'an'da Allah'ı nitelemek üzere müfred ve mürekkep kavramlar olarak yer verilen isimlerin geçtiği âyetle ilgisini ve bu ilgi çerçevesinde verdiği mesajları tespite çalıştık. Genelde âyet sonlarında gelen, ancak âyet başlarında ve ortalarında da görülen Al-lah'ın isimlerinin asıl amacı, Allah'ı tanıtmaktır. Allah'ı tanımak O'na inanmayı ve kullukta bulunmayı gerektirir. Bu yönüyle bütün isimlerin insanoğlunu Allah'a kul-luğa davet etme fonksiyonu söz konusudur. Bununla beraber âyetlerde gelen isimle-rin genel olarak tevhide davet, tövbeyi teşvik, Hz. Peygamber'i (s.a.s) ve salih amel işleyen müminleri teselli ve tebşîr, Allah'a inanmayanları ve azgınlıkta bulunanları azabıyla tehdit bağlantıları kurulurken, âyet içindeki isimlerin birbirini destekleyip teyit ettiğini ve yüce Allah'ın azametini ve kemâl-i kudretini ortaya koyduğunu görmekteyiz.