
361
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin hasta güvenliğine ilişkin tutumlarının değerlendirilmesi
Bu araştırma, cerrahi birimlerinde çalışan hemşirelerin hasta güvenliğine ilişkin tutumlarını değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak planlandı. Araştırmanın evrenini, Tekirdağ ve Çanakkale illerinde yer alan 4 hastanenin cerrahi birimlerinde çalışan 409 hemşire, örneklemini ise, basit rastgele örneklem yöntemi ile seçilen 231 hemşire oluşturdu. Araştırmanın verileri, literatür doğrultusunda hazırlanan Çalışan Bilgi Formu ve Sexton ve diğ. tarafından 2006 yılında geliştirilen, Baykal ve diğ. tarafından 2010 yılında Türkçe'ye uyarlanan Hasta Güvenliği Tutum Ölçeği ile toplandı. Veriler SPSS 18.0 programı ile değerlendirildi. İstatistiksel analizler; frekans, yüzde, ortalama, standart sapma, Mann Whitney U, Kruskal Wallis testi ve Spearman Korelasyon Analizi kullanılarak yapıldı. Hemşirelerin Hasta Güvenliği Tutum Ölçeği toplam puan ortalamaları 123,170 ± 24,076 ve orta düzeyde bulundu. Ölçeğin alt boyutlarından, en yüksek puanın 'iş doyumu' alt boyutundan, en düşük puanın ise 'güvenlik iklimi' alt boyutundan alındığı belirlendi. Hasta Güvenliği Tutum Ölçeği toplam puanları ile; hemşirelerin yaşları, mesleki deneyimleri ve haftalık çalışma saatleri arasında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde farkın olmadığı, ameliyathane hemşirelerinin Hasta Güvenliği Tutum Ölçeği toplam puanlarının, cerrahi servis ve yoğun bakım hemşirelerin puanlarından istatistiksel olarak anlamlı derecede yüksek olduğu bulundu. 18-30 yaş grubunda olan hemşirelerin 'yönetim anlayışı' puanı, 31-40 yaş arası olan hemşirelerin puanlarından, haftada 40 saatten fazla çalışan hemşirelerin 'iş doyumu' alt boyutu puanları haftada 40 saatten az çalışan hemşirelerin puanlarından, ameliyathane hemşirelerinin 'ekip çalışması' ve 'güvenlik iklimi' alt boyut puanları cerrahi servis ve yoğun bakım hemşirelerinin puanlarından, ameliyathane hemşirelerinin 'yönetim anlayışı' alt boyutu puanı cerrahi servis hemşirelerinin puanlarından anlamlı derece yüksek bulundu. Cerrahi servis hemşirelerinin 'stresi tanımlama' alt boyut puanının en yüksek olduğu, onu sırasıyla ameliyathane ve cerrahi yoğun bakım hemşirelerinin takip ettiği belirlendi. Sonuç olarak, hemşirelerin hasta güvenliğine ilişkin tutumları orta düzeydedir ve geliştirilmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Cerrahi Birimler, Hasta Güvenliği
Beyin tümörü tanısı konmuş bireylerin fonksiyonel değerlendirilmesi ve algıladıkları sosyal destek sistemlerinin yaşam kalitesi üzerine etkileri
Aksoy, E. Beyin Tümörü Tanısı Konmuş Bireylerin Fonksiyonel Değerlendirilmesi ve Algıladıkları Sosyal Destek Sistemlerinin Yaşam Kalitesi Üzerine Etkileri, Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Yüksek Lisans Tezi, Tekirdağ, 2018. Araştırma, beyin tümörü tanısı konmuş bireylerin fonksiyonel değerlendirilmesi ve algıladıkları sosyal destek sistemlerinin yaşam kalitesi üzerine etkilerini belirlemek amacı ile tanımlayıcı olarak planlandı. Araştırma evrenini; 01 0cak 2015-30 Eylül 2015 tarihleri arasında bir üniversite hastanesinde beyin tümörü tanısı konan 135 hasta oluşturdu; ancak araştırmaya dahil edilme kriterlerine uymayan ve araştırmaya katılmaya istekli olmayan 15 hasta çalışma kapsamı dışında tutuldu. Çalışmaya 01 Ocak – 30 Eylül 2016 tarihleri arasında araştırmaya dahil edilme kriterlerine uyan 120 hasta alındı. 20 hastayla anket ve ölçeklerin anlaşılırlığı kontrol edilmek üzere pilot çalışma yapıldı ve bu hastalar çalışma dışı tutuldu. Örneklemi ise 100 hasta oluşturdu. Veriler; hasta tanılama formu, beyin kanseri tedavisinin fonksiyonel değerlendirme ölçeği, çok boyutlu algılanan sosyal destek ölçeği, EQ-5D genel yaşam kalitesi ölçeği kullanılarak, yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 24.0 istatistik paket programı ile frekans, yüzde, ortalama, standart sapma gibi tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerin yanı sıra, normal dağılımın incelenmesi için Kolmogorov-Smirnov dağılım testi, niteliksel verilerin karşılaştırılmasında Pearson Ki-Kare ve Fisher Exact testi, niceliksel verilerin karşılaştırılmasında iki grup durumunda, parametrelerin gruplar arası karşılaştırılmalarında Mann Whitney U testi, niceliksel verilerin karşılaştırılmasında ikiden fazla grup durumunda, parametrelerin gruplar arası karşılaştırılmalarında Kruskal Wallis testi ve farklılığa neden olan grubun tespitinde Mann Whitney U testi kullanıldı. Araştırmanın sürekli değişkenleri arasında Sperman korelasyon ve regresyon analizi uygulandı. Sonuçlar %95 güven aralığında, ±%5 örnekleme hatası ve p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi. Araştırmaya katılan bireyler, ortalama 50±15,93 yaş aralığında, %54'ü kadın idi. Hastaların ''yaşam kalitesi'' ortalamasının 0,597±0,346; ''günlük sağlık durumu'' ortalamasının 65,400±19,250 olduğu saptandı. Hastaların fonksiyonel durumu değerlendirildiğinde, en düşük puanın "duygusal durum alt boyutu" 15,540±5,235, en yüksek puanın ise "ilave durumlar alt boyutu" 45,870±15,73 olduğu saptandı. Hastaların sosyal destek sistemleri değerlendirildiğinde en düşük puanın "arkadaştan algılanan sosyal destek alt boyutu" 23,490±3,948, en yüksek puanın ise "aileden algılanan sosyal destek alt boyutu" 24,220±3,341 olduğu saptandı. Araştırma bulguları, hastaların fonksiyonel değerlendirilmesi ve algıladıkları sosyal destekler arttıkça, yaşam kalitesinin de arttığını gösterdi. Çalışma bulgularına göre; bakım vermekte olan hemşirelerin, hasta ve yakınlarının gereksinim duyduğu sosyal desteğin sağlanmasında anahtar rol oynamaları nedeniyle, hemşirelik bakımını planlarken hastaların fonksiyonel durumlarını dikkate alarak yaşam kalitesinin yükseltilebilmesi için gerekli girişimleri yapmaları önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Beyin Tümörü, Fonksiyonel Değerlendirme, Sosyal Destek Yaşam kalitesi
Hemşirelerde tükenmişlik, hasta güvenliği ve aralarındaki ilişki: Bir hastane örneği
Hemşirelik mesleği yapısı gereği, birebir insan ilişkileri ile yoğun bir iletişim ve hizmet gerektirir. Bu sebeple hemşirelerin tükenmişlik yaşama ve tükenmenin etkisi ile hasta güvenliğini tehlikeye düşürme riskleri yüksektir. Bu bağlamda, hemşirelerin tükenmişlik düzeyleri ile hasta güvenliği kültürü düzeylerini saptamak ve aralarındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla bu çalışma yapıldı. Araştırmanın evrenini, hastanede görev yapan tüm hemşireler; örneklemini gönüllü olarak katılan 100 hemşire oluşturdu. Veri toplama araçları, "Sosyo-demografik Soru Formu", "Maslach Tükenmişlik Ölçeği" ve "Hasta Güvenliği Kültürü Ölçeği"nden oluşmaktadır. PASW Statistics 18 for Windows istatistik paket programı kullanıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken, tanımlayıcı istatistiksel metotların (Frekans, Yüzde, Ortalama, Standart sapma) yanı sıra normal dağılımın incelenmesi için Kolmogorov - Smirnov dağılım testi kullanıldı. Tüm ölçek puanları normal dağılıma sahip olmadığı için parametrik olmayan istatistiksel yöntemler tercih edildi. İki grup durumunda, parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında Mann Whitney U test kullanıldı. İkiden fazla grup durumunda, parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında Kruskal Wallis testi kullanıldı. Ölçekler arası ilişki için Spearman Korelasyon Analizi kullanılarak değerlendirildi. Elde edilen bulgulara göre; tükenmişlik ile cinsiyet, medeni hal, eğitim durumu, çocuk sahibi olma, çalışılan birim, haftalık çalışma saati ve kıdem arasında anlamlı bir fark bulunmadı. Hasta güvenliği kültürü ile cinsiyet, medeni hal, eğitim durumu, çocuk sahibi olma, çalışılan birim ve haftalık çalışma saati arasında farka rastlanmamakla beraber kıdem ile arasında fark görüldü. Bu sonuçlara göre kıdemli hemşirelerin hasta güvenliği konusunda daha dikkatli olduğu görüldü.
Açık kalp ameliyatı olan hastalar için geliştirilen hasta güvenliği öğretim planının hastaların yaşam kalitesi üzerine etkisi
Açık kalp ameliyatı olan hastalar için geliştirilen hasta güvenliği eğitiminin, hastaların yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla deneysel olarak planlanan bu araştırmanın örneklemini, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Merkezi Kalp Damar Cerrahisi Servisi'ne açık kalp ameliyatı olmak için başvuran, araştırmaya kabul edilme kriterlerini sağlayan 80 hasta oluşturdu (40 deney, 40 kontrol). Kontrol grubundaki hastalar serviste rutin hemşirelik bakımını alırken, deney grubundaki hastalara taburculuk sonrası evde güvenliklerine yönelik planlı eğitim verildi. Veriler, SF-36 Yaşam Kalitesi Ölçeği, Bilgi Düzeyi Belirleme ve Hasta Tanıtım formlarıyla toplandı, tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, Shapiro-Wilk, Student t, Mann-Whitney U, Kruskal Wallis, Wilcoxon Signed Ranks, Pearson Ki-Kare, Fisher-Freeman-Halton, Fisher's Exact testleri ve Spearman korelasyon analiziyle değerlendirildi. Eğitim öncesine göre eğitim sonrası ameliyat yaralarının bakımı, beslenme, boşaltım, göğüs kafesinin korunması, yürüyüş/egzersiz, sosyal faaliyetler, cinsel yaşam ve ilaç kullanımı puanlarındaki değişimler bakımından deney grubundaki değişimler kontrol grubundakilerden yüksek bulundu (p<0.05, p<0.01). Eğitim öncesine göre eğitim sonrası yaşam kalitesi alt boyutlarından fiziksel rol güçlüğü ve genel sağlık algısı puanlarındaki değişimler bakımından deney ve kontrol grubu arasında anlamlı farklılık saptandı (p<0.05). Sonuç olarak, açık kalp ameliyatı olan hastalar için geliştirilen hasta güvenliği öğretim planının hastaların yaşam kalitesi üzerine etkili olduğu saptandı. nra doldurulacaktır
Yoğun bakım hemşirelerinin hastalara fiziksel tespit uygulamaları ve bilgi düzeyleri
Yoğun bakım ünitelerinde, hastaların güvenliğinin sağlanması için yaygın olarak kullanılan yöntemlerden birisi fiziksel tespit uygulamasıdır. Ancak fiziksel tespit uygulamasının hastalarda fiziksel ve psikolojik birçok zarara neden olabileceği belirtilmektedir. Bu çalışmada yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşirelerin fiziksel tespit uygulama durumları ve bu konu hakkındaki bilgi düzeyleri araştırıldı. Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikteki bu çalışma, Ağustos 2018- Aralık 2018 tarihleri arasında, Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi il sınırları içinde bulunan bir devlet hastanesinin, erişkin yoğun bakım ünitelerinde çalışan hemşireler üzerinde yürütüldü (n=83). Araştırma verileri, hemşirelerin demografik özelliklerini içeren bilgi formu ve "Hemşirelerin Fiziksel Tespitlere İlişkin Bilgi Düzeyi, Tutum ve Uygulamaları Ölçeği" ile toplandı. Verilerin istatistiksel analizi NCSS 2007 programında aritmetik ve yüzdelik ortalamalar, Mann-Whitney U testi, Kruskal- Wallis, Pearson korelasyon, Spearman korelasyon ve Student- t testi ile yapıldı. Araştırmada; yoğun bakımda çalışan hemşirelerin, fiziksel tespit kullanımı ölçeğinin bilgi boyutundan ortalama 8,2±1,8, uygulama boyutundan ortalama 36,5±3,8, tutum boyutundan 37,7±4,3 puan aldıkları saptandı. Fiziksel tespit ile ilgili eğitim alan hemşirelerle, almayanlar arasında anlamlı bir farklılık bulunmamıştır (p>0,05). Meslek yıllarıyla arasındaki ilişkiye bakıldığında anlamlı bir fark bulunmazken (p>0,05), yoğun bakımda çalışma süresiyle uygulama puanı arasında anlamlı bir farklılık bulunmuştur (p<0,05). Çalışılan birimler karşılaştırıldığında, yoğun bakımlar arasında anlamlı bir farklılık saptanmıştır (p<0,05). Fiziksel tespit konusunun bilimsel dayanakları olması gerektiği, eğitimlerin arttırılması, yasal düzenlemeler ve alternatif yöntemlerin geliştirilmesi önerilir. Anahtar kelimeler: Fiziksel Tespit, Yoğun Bakım, Hemşirelik, Bilgi
Mastektominin benlik saygısı ve cinsel yaşam kalitesi üzerine etkilerinin değerlendirilmesi
Aygün Topuz, E. Mastektominin Benlik Saygısı ve Cinsel Yaşam Kalitesi Üzerine Etkilerinin Değerlendirilmesi. Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Yüksek Lisans Tezi, Tekirdağ, 2019. Araştırma, mastektominin benlik saygısı ve cinsel yaşam kalitesi üzerine etkilerini belirlemek amacı ile tanımlayıcı olarak planlandı.Çalışmada, mastektomi ameliyatı geçirmiş meme kanserli kadınlar ile meme kanseri tanısı almayan sağlıklı kadınlar değerlendirildi. Araştırmanın örneklemini, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Onkoloji Birimine başvuran 50 hasta kadın ve sağlıklı 50 kadın oluşturdu. Veriler Sosyodemografik Bilgi Formu, Vücut Algısı Ölçeği (VAÖ), Rosenberg Benlik Saygısı Ölçeği (RBS), Cinsel Yaşam Kalitesi Ölçeği (CYKÖ) kullanılarak toplandı.Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, SPSS 21.0 İstatistik paket programı kullanıldı. Kategorik parametrelerin karşılaştırılmasında Pearson Ki-Kare testi ve Fisher Exact test, parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında t testi, ikiden fazla grup durumunda tek yönlü (one way) Anova testi ve farklılığa neden olan grubun tespitinde Bonferroni testi kullanıldı. Ölçekler arası karşılaştırmalarda Pearson Korelasyon Analizi, bağımsız değişkenlerin bağımlı değişkene etkisini incelemek için ise Lineer Regresyon Analizi kullanıldı. Sonuçlar % 95 güven aralığında, p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi.Çalışmamızda ki meme kanserli kadınların yaş ortalaması 38,00 ± 9,718 olup, tanı anında bulundukları yaş ortalaması 39,600 ± 8,864 tür. Meme kanserli olguların çoğunluğunun ilkokul mezunu (%34) ve aylık geliri orta olan (%74) bireylerden oluştuğu görüldü. Kadınların "benlik saygısı" ortalaması 1,180 ± 1,997, "vücut algısı" ortalaması 85,700 ± 15,332, "cinsel yaşam kalite ölçeği" ortalaması 63,380 ± 21,432 olarak saptandı. Vücut algısı ile benlik saygısı arasında pozitif yönde (r=0,509; p=0,000<0,05), cinsel yaşam kalitesi ile benlik saygısı arasında negatif yönde (r=-0,499; p=0,000<0,05), cinsel yaşam kalitesi ile vücut algısı arasında negatif yönde (r=-0,516; p=0,000<0,05) anlamlı ilişki bulunduğu belirlendi.Çalışma bulgularına göre; meme kanserli bireyler psikososyal yönden bütüncül değerlendirilerek, mastektomi sonrası bireylerin beden algısı ve cinsel yaşamı izlenmeli, sağlık çalışanları tarafından gerekli psikolojik destek sağlanmalıdır. Mastektomi sonrası yapılan meme onarımı işlemlerinin sosyal güvence kapsamında ele alınması için çalışmalar yapılması önerilmektedir.
Cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin eğitim öncesi ve sonrası izolasyon önlemlerine uyumlarının değerlendirilmesine yönelik bir çalışma
Araştırma, cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin eğitim öncesi ve sonrası izolasyon önlemlerine uyumlarını değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte planlandı ve uygulandı. Araştırmanın evrenini; Nisan-Kasım 2016 tarihleri arasında Tekirdağ/ Süleymanpaşa ilçesindeki, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi ile Devlet ve Özel Hastanelerin cerrahi kliniklerde çalışan 250 hemşire, örneklemi ise örneklem seçim kriterlerini karşılayan ve çalışmaya katılmaya gönüllü olan 144 hemşire oluşturdu. Literatür bilgileri doğrultusunda ve uzman kişilerin görüşleri alınarak araştırmacı tarafından hazırlanan ''Çalışan Veri Formu'' ve Tayran tarafından (2009) geliştirilen ''İzolasyon Önlemlerine Uyum Ölçeği'' ile elde edilen veriler, SPSS 22.00 istatistik paket programında, uygun istatistiksel yöntemler kullanılarak değerlendirildi. Araştırmaya katılan cerrahi hemşirelerin yaş ortalamasının 28,9±8,49, %91'inin kadın, %56,3'ünün lisans mezunu, %58,3'ünün meslekte beş yıldan daha az, %81,9'unun ise çalışılan birimde beş yıldan daha az çalışma süresine sahip olduğu, %32,6'sının devlet, %36,1'inin üniversite, %31,3'ünün özel hastanelerde, %34,7'sinin servis, %27,8'inin ameliyathane, %37,52'inin yoğun bakım birimlerinde çalıştığı belirlendi. Hemşirelerin eğitimden hemen sonra izolasyon önlemlerine uyum düzeyi 90 puan üzerinden 80,389 ±7,106 olarak saptandı (p< 0,05). Sonuç olarak; cerrahi birimde çalışan hemşirelerin izolasyon önlemlerine eğitim sonrası uyum puanları, eğitim öncesine göre yüksek bulundu. Hemşirelerin izolasyon önlemlerine uyumları konusunda kurumsal desteğin sağlanması, hizmet içi eğitimlerde hemşirelerin mesleki özellikleri ve kurumsal faktörler dikkate alınarak planlamaların yapılması ve eğitimlerin düzenli aralıklarla tekrarlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Cerrahi Hemşire, Eğitim, Hastane Enfeksiyonları, İzolasyon Önlemleri, Uyum.
Kardiyovasküler cerrahi sonrası basınç yarası oluşumunu kolaylaştıran faktörler
Basınç yaraları; morbidite ve mortaliteye neden olabilen, hastanede yatış süresini uzatan, maliyeti ve iş yükünü artıran bir sağlık sorunudur. Erken dönemde risk değerlendirme ile koruyucu bakım uygulanarak önlenebilen basınç yaraları, kaliteli hemşirelik bakımının göstergelerinden biri sayılmaktadır. Bu çalışma, kardiyovasküler cerrahi olan hastalarda basınç yarası oluşumunu kolaylaştıran faktörleri incelemek amacı ile yapıldı. Retrospektif yöntemle hazırlanan çalışmanın evrenini, Sağlık Bilimleri Üniversitesi Kartal Koşuyolu Yüksek İhtisas Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde 1 Ocak 2015- 31 Aralık 2015 tarihleri arasında kardiyovasküler cerrahi operasyonu geçiren ve cerrahi yoğun bakıma alınan tüm hastalar, örneklemini ise yoğun bakımda basınç yarası gelişen 136 hasta ve kontrol grubu için randomize seçilmiş basınç yarası gelişmeyen 136 hasta oluşturdu. Analizlerde SPSS 23.0 programı kullanıldı. Elde edilen veriler ortalama, standart sapma, frekans, oran, minimum, maksimum, Student t Test, Mann Whitney U, Pearson Ki-Kare testi ile değerlendirildi. Araştırma sonucunda; basınç yarası gelişen ve gelişmeyen hastalar arasında yaş, beden kitle indeksi, beslenme şekli, laboratuar bulguları, Braden risk puanı, pozisyon değiştirme süresi açısından anlamlı fark bulundu. Basınç yarası gelişen ve gelişmeyen hastalar arasında cinsiyet açısından anlamlı fark bulunmadı. Basınç yaraları hastaların %73,5'inde sacrum bölgesinde ve %57,4'ünde Evre II düzeyinde olduğu, ortalama 5,68±2,14 günde geliştiği tespit edildi. Sonuç olarak; ileri yaş, anemi, albümin düşüklüğü, nem, hareketsizlik gibi faktörler basınç yarası oluşumunu kolaylaştırmaktadır. Hemşirelik bakım uygulamaları kapsamında riski yüksek olan hastalara erken dönemde risk değerlendirme ile koruyucu bakım önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Basınç Yarası, Cerrahi Yoğun Bakım, Kardiyovasküler Cerrahi
Cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin eğitim öncesi ve sonrası istenmeyen perioperatif hipotermi hakkında farkındalıkları
Araştırma bir Üniversitenin Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi cerrahi birimlerinde çalışan hemşirelerin, eğitim öncesi ve sonrası istenmeyen perioperatif hipotermi hakkında farkındalıklarını değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinde çalışan 260 cerrahi hemşiresi, örneklemini 200 cerrahi hemşiresi oluşturdu. Veriler 01 Şubat-01 Mayıs 2019 tarihleri arasında literatür doğrultusunda araştırmacı tarafından hazırlanan ''Kişisel Bilgi Formu'' ve "İstenmeyen Perioperatif Hipotermi Değerlendirme Formu" aracılığı ile yüz yüze görüşme yöntemi ile elde edildi. Verilerin normal dağılıma uygunluğunda Kolmogorov Smirnov test ve Box Plot grafikler kullanıldı. Normal dağılım gösteren değişkenlerin değerlendirmelerinde Oneway Anova test ve post-hoc Bonferroni test kullanıldı. Normal dağılım göstermeyen değişkenlerde ise gruplara göre değerlendirmelerde Kolmogorov Smirnov test, post-hoc Dunn test; grup içi değerlendirmelerde ise Friedman test ve bonferroni düzeltmeli Wilcoxon Signed Rank test kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık p<0,05 düzeyinde değerlendirildi. Hemşirelerin toplam 41 soru üzerinden hesaplanan istenmeyen perioperatif hipotermi bilgi puan ortalamaları, eğitim öncesi 61,77±13,32, eğitim sonrası 82,76±10,16 ve eğitimden 3 ay sonra 77,56±11,78 olarak saptandı. Eğitim öncesine göre; eğitim sonrası ve eğitimden 3 ay sonra görülen puan ortalamalarındaki artış istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Araştırma bulguları hemşirelerin istenmeyen perioperatif hipotermi farkındalığının eğitim öncesine göre, eğitimden hemen sonra ve eğitimden 3 ay sonra arttığını gösterdi. Perioperatif hipotermiyle ilgili hizmetiçi eğitimlerin düzenli aralıklarla yapılması, İPH önleme yöntemleriyle ilgili standartların oluşturulması, farklı hastane gruplarıyla çalışmanın genişletilmesi önerilir. Anahtar Kelimeler: İstenmeyen hipotermi, Perioperatif hipotermi, Cerrahi hemşiresi, Normotermi
Cerrahi hemşirelerinde eğitim öncesi ve sonrası SBAR iletişim modeli farkındalığının değerlendirilmesi
Araştırma Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinde çalışan cerrahi hemşirelerinde eğitim öncesi ve sonrası, Durum (Situation), Özgeçmiş (Background), Değerlendirme (Assessment), Öneri (Recommendation)'den oluşan SBAR iletişim modeli farkındalığını değerlendirmek amacıyla gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinde çalışan 220 cerrahi hemşiresi, örneklemi ise basit rastgele örnekleme yöntemi ile seçilen 138 cerrahi hemşiresi oluşturdu. Veriler 1 Mart-30 Nisan 2019 tarihleri arasında literatür doğrultusunda araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu" ve ''SBAR İletişim Modeli Değerlendirme Formu" aracılığı ile yüz yüze görüşme yöntemi ile elde edildi. Verilerin değerlendirilmesinde nicel verilerin normal dağılıma uygunlukları Shapiro-Wilk test ve grafiksel incelemeler ile sınandı. Normal dağılım göstermeyen nicel değişkenlerin iki grup arası karşılaştırmalarında Mann- Whitney U test kullanıldı. Normal dağılım göstermeyen üç ve üzeri grupların karşılaştırmalarında ise Kruskal Wallis test ve ikili karşılaştırmaların değerlendirilmesinde Bonferroni-Dunn test kullanıldı. İstatistiksel anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Hemşirelerin toplam 18 soru üzerinden hesaplanan SBAR iletişim modeli farkındalık puan ortalamaları, eğitim öncesi 62.76±28.52, eğitimden hemen sonra 95,05±7,56 ve eğitimden 1 ay sonra 90.90±13.89 olarak saptandı. Eğitim öncesine göre; eğitimden hemen sonra ve eğitimden 1 ay sonra görülen puan ortalamalarındaki artış istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.05). Çalışılan birimler değerlendirildiğinde "ameliyathane hemşirelerinin" eğitim öncesi bilgi puan ortalamaları "yoğun bakım ve cerrahi servislerde" çalışan hemşirelere göre daha düşük bulunurken (54.17±36.82), eğitimden hemen sonra "ameliyathane hemşirelerinin" puan ortalamaları "yoğun bakım ve cerrahi servislerde" çalışan hemşirelere göre en yüksek (99.31±2.78), eğitimden 1 ay sonra ise 93.75±6.69 puan ortalaması ile yüksek bulundu. Araştırma bulguları hemşirelerin SBAR farkındalığının eğitim öncesine göre eğitimden hemen sonra ve eğitimden1 ay sonra arttığını gösterdi. Sağlık hizmetlerinde oluşan iletişim kaynaklı hataları önlemede SBAR'ın etkili olduğu, SBAR ile ilgili eğitimlere düzenli ve sürekli olarak hizmet içi eğitimlerde yer verilmesinin önemli olduğu düşünülmekte ve SBAR iletişim modelininin uygulamada kullanılması önerilmektedir. Anahtar Kelime: Hasta Güvenliği, İletişim, SBAR, Hemşirelik
Lomber laminektomi operasyonu geçirecek hastaların ameliyat öncesi anksiyete düzeylerinin, ameliyat sonrası ağrıya etkisi
Anksiyete ve depresyon ameliyat sonrası ağrı şiddetini etkileyen psikolojik risk faktörleri arasındadır. Bu araştırma, lomber disk hernisi operasyonu geçirecek hastaların ameliyat öncesi anksiyete ve depresyon düzeylerinin, ameliyat sonrası ağrı düzeyleri üzerine etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı tipte yapılmıştır. Haziran 2015- Haziran 2016 tarihleri arasında Namık Kemal Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Merkezi Beyin Cerrahisi Kliniği'nde LDH tanısı ile genel anestezi altında lomber laminektomi ve diskektomi ameliyatı geçiren hastalar çalışmanın evrenini, çalışmayadahil edilme kriterlerine uyan ve katılmayı kabul eden ilk 60 hasta çalışmanın örneklemini oluşturmaktadır. Veriler, araştırmacı tarafından geliştirilen 8 sorudan oluşan "Kişisel Bilgi Formu", 14 sorudan oluşan Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği(HADS)" ve "Görsel Ağrı Skalası(VAS)" kullanılarak toplandı. Lomber disk hernisi (LDH) cerrahisi ile ilgili ameliyat öncesi anksiyete ve depresyon bulguları incelendiğinde; hastaların anksiyete (HAD-A) puan ortalaması 7.60 (SS=3.61), depresyon (HAD-D) puan ortalaması 6.63 (SS=3.68) olarak bulundu. Erkek hastaların HAD-A ve HAD-D puan ortalamaları kadın hastalara göre anlamlı derecede yüksek bulundu. Araştırmaya katılan hastaların ameliyat sonrası VAS puan ortalamaları 5.13 (ss=1.50)olarak hesaplandı. HAD-A alt ölçek puanı ile VAS puanları arasında orta derecede pozitif yönlü ilişki bulundu (r=0.528, p<0.01).HAD-D alt ölçek puanı ile VAS puanları arasında orta derecede pozitif yönlü ilişki bulundu (r=0.569, p<0.01).Bu araştırma ameliyat sonrası şiddetli ağrı yaşama riski olan hastaların ameliyat öncesinde tespitinin mümkün olduğunu göstermektedir. Araştırma sonuçları, ameliyat öncesi anksiyete ve depresyona karşı oluşacak stres cevabını önlemek amaçlı yapılacak erken müdahalenin, ameliyat sonrası ağrı şiddetini düşürdüğünü gösteren kavramsal bir model sağlamaktadır.
Acil servislerde çalışan sağlık profesyonellerinin hasta güvenliğine ilişkin tutumları ve hasta güvenliğinde etkili faktörler
Araştırma, acil servislerde çalışan sağlık profesyonellerin hasta güvenliğine ilişkin tutumlarını ve hasta güvenliğinde etkili faktörleri belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak planlandı. Araştırmanın evrenini, Türkiye'de bulunan üç kurum hastanesinin acil servislerinde çalışan 150 sağlık profesyoneli, örneklemi ise sağlık profesyonellerinden araştırmaya alınma kriterlerini karşılayan ve araştırmaya katılmayı kabul eden 143 kişi oluşturdu. İlgili kurumlardan etik kurul ve çalışma izinleri alındı. Araştırmanın verileri, literatür doğrultusunda hazırlanan demografik özellikleri ve çalıştıkları bölüme dair bilgileri içeren "Kişisel Bilgi formu" ve "Hasta Güvenliği Tutum Ölçeği" kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metodlar kullanıldı. Nicel verilerin normal dağılıma uygunlukları Shapiro-Wilk testi ve grafiksel incelemeler ile sınandı. Araştırmaya katılan sağlık çalışanlarının Hasta Güvenliği Tutum Ölçeği'nden ve ölçeğin alt boyutlarından aldıkları puan ortalamaları incelendiğinde "Hasta Güvenliği Tutum Ölçeği" toplam puan ortalaması 3,34± 0,369 (dağılım 2,28-4,43 (3,33)) olduğu saptandı. Alt boyutlarından aldıkları puan ortalamaları değerlendirildiğinde; 3,53± 0,63 (dağılım 1,57-5 (3,57)) puan ile en yüksek alt boyutun "yönetim anlayışı", 3,02±0,84 (dağılım1-5 (3)) puanı ile en düşük alt boyutun "stresi tanımlama" olduğu belirlendi. Çalışma süreleri değerlendirildiğinde; acildeki çalışma süresi 10 yıl ve üzerinde olan sağlık çalışanlarının "çalışma koşulları" alt boyut puanı, çalışma süresi 4-6 yıl arasında olanlara göre anlamlı düzeyde yüksek saptandı (p=0,012; p<0,05). Hasta ya da hasta yakınları ile iletişim sorunu yaşayan sağlık çalışanlarının "iş doyumu" alt boyutundan aldıkları puanlar, iletişim sorunu yaşamayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşük saptandı (p=0,024; p<0,05). Sonuç olarak, hastanelerde sağlık profesyonellerinin hasta güvenliği ile ilgili tutumları değerlendirilirken; çalışma koşullarının, personel yeterliliğinin ve hasta güvenliğinde etkili faktörlerin göz önünde bulundurulması ve hasta güvenliği uygulamaları ile ilgili tüm çalışanlara eğitim programlarının düzenlenmesi ve bu eğitimlerin süreklilik taşıması önerilmektedir. Bu konuda farkındalık yaratılması hasta güvenliği kültürünün yerleşmesi için önem taşımaktadır. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Sağlık profesyonelleri, Acil Servis, Hasta Güvenliği
Afet hemşireliği yönetiminde yetkinlikler ölçeği: Türkçe geçerlilik ve güvenilirlik çalışması
Araştırma, afet hemşireliğine katkıda bulunacağı düşünülerek, afet hemşireliği yönetiminde hemşirelerin yetkinliğini değerlendirmede kullanılacak ölçme aracının hemşirelik literatürüne kazandırılması amacıyla metadolojik ve tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırmanın evrenini, Mart 2018-Mayıs 2019 tarihleri arasında Tekirdağ ili, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezinde görev yapan 238 ve Tekirdağ Devlet Hastanesinde görev yapan 315 hemşire olmak üzere toplam 553 hemşire, örneklemini ise araştırmaya katılmayı kabul eden 450 hemşire oluşturdu. Veri toplama aracı olarak, 13 maddelik "Kişisel Özellikler Formu" ile 43 maddelik "Afet Hemşireliği Yönetiminde Yetkinlikler Ölçeği" uygulandı. Verilerin analizinde sayı/yüzde, açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi, korelasyon analizi, Cronbach Alfa güvenilirlik katsayısı yöntemleri kullanıldı. AHYYÖ'nin çeviri-geri çevirisi yapılarak dil geçerliği sağlandı, daha sonra uzman önerileri doğrultusunda gerekli düzeltmeler yapılarak kapsam geçerliği sağlandı. Toplam ölçek Kapsam Geçerlik Indeksi değeri 0.98 olarak bulundu. AHYYÖ'nin yapı geçerliğini belirlemek için doğrulayıcı faktör analizi yapıldı. Doğrulayıcı faktör analizi sonucunda, ölçeğin 3 faktörlü yapısının geçerli olduğu ve uyum iyiliği testlerinin uygun olduğu bulundu. AHYYÖ'nin test-tekrar test güvenilirliği ile ölçeğin zamana göre değişmezliği test edildi. AHYYÖ'nin iç tutarlılık analizleri sonucunda, Cronbach alfa katsayısının tüm ölçek için 0.963 olduğu, alt boyutlarının 0.881 ile 0.981 arasında değiştiği bulundu. Sonuç olarak; AHYYÖ'nin orijinal ölçekle benzer bir yapıda, Türkçe geçerliği ve güvenirliğinin yüksek olduğu ve Türk hemşirelerin afet hemşireliği yönetiminde yetkinliklerini belirlemede yeterli bir ölçüm aracı olduğu belirlendi.
Hemşirelerin iş motivasyonlarını etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi ve bir örnek uygulama
Bu çalışma cerrahi bölümlerde çalışan hemşirelerin iş motivasyonlarını etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi amacı ile planlandı ve yapıldı. Cerrahi alanda çalışan hemşirelerin iş doyumu ve tükenmişlik düzeyleri sosyodemografik veriler ile beraber analiz edilip karşılaştırılarak cerrahi hemşirelerinin iş doyumu ve tükenmişlik düzeyleri ile etkisinin belirlenmesi amaçlandı. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde cerrahi alanlarda çalışmakta olan 236 hemşire örneklem olarak alınıp yüz yüze anket yöntemi ile anketler uygulandı. Veriler sosyodemografik bilgilerin yer aldığı "Sosyodemografik Bilgi Formu", "Minnesota İş Doyum Ölçeği" ve "Maslach Tükenmişlik Ölçeği" ile toplandı. Toplanan verilerin analizi için PASW® Statistics 18 istatistik paket programı kullanıldı. Tükenmişlik ile ilgili ölçekte; erkeklerin daha çok tükendiği, yaş arttıkça tükenmişliğin azaldığı, yüksek lisans mezunlarının daha çok tükendikleri, vardiyalı çalışanların ve fazla mesai yapan hemşirelerin daha çok tükendikleri bulundu (p<0,05). İş doyumu ile ilgili ölçekte; yaş, meslekteki yıl ve cerrahi alanda geçirilen yıl arttıkça iş doyumunun arttığı, lisans mezunlarının iş doyumlarının daha yüksek olduğu, fazla mesai yapan hemşirelerin ise iş doyumlarının daha düşük olduğu tespit edildi (p<0,05). Sonuç olarak, elde edilen bulgular ile cerrahi alanda çalışan hemşirelerin tükenmişlik alt ölçeklerin ve toplam puanları ile, iş doyumu alt ölçeklerin ve toplam puanlarının sosyodemografik özelliklere göre farklılıkları incelenmiştir. Anahtar kelimeler: Hemşire, Cerrahi Hemşiresi, İş Doyumu, Tükenmişlik
Ameliyathanede gürültü düzeylerinin ameliyat ekibinin stres düzeyleri ve iş yüküne etkisinin değerlendirilmesi
Araştırma bir devlet hastanesinin ameliyathanelerinde, gürültü seviyesini ve gürültünün ameliyathane çalışanlarının iş yükü ve stres düzeyleri üzerindeki etkisini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak gerçekleştirildi. Araştırma verileri Temmuz-Ekim 2019 tarihlerinde genel cerrahi, ortopedi, üroloji ameliyathanelerinde hafta içi günlerde gerçekleştirilen 403 ameliyatta gürültü ölçümleri ve ameliyathane çalışanlarının stres düzeyleri ve iş yükleri değerlendirilerek elde edildi. Veri toplamada, CA 834 gürültü ölçüm cihazı, Durumluk Kaygı Ölçeği (STAI FORM TX-I), NASA-TLX İş Yükü Ölçeği ve Ameliyata ve Ameliyat Ekibine İlişkin Bilgi Formu kullanıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken ortalama, standart sapma, medyan, frekans, yüzde, minimum, maksimum gibi tanımlayıcı tanımlayıcı istatistiksel metotlar, Shapiro-Wilk, Student t, Oneway Anova, Bonferroni, Bonferroni-Dunn testleri, Pearson korelasyon analizi ve Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Örneklem grubuna alınan ameliyatların, %27.5'i üroloji, %41.4'ü genel cerrahi, %31.1'i ortopedi ameliyatı idi. Ameliyatların ortalama süresi 69.84±23.67 dakika sürmektedir. %63'ü açık ameliyat, %75.4'ü genel anestezi altında yapılmakta ve %59.3'ünde hastanın ASA I'dir. Ameliyathane çalışanların yaş ortalaması 34.89±7.41, ameliyathanede çalışma deneyimleri ise 8.00±5.82 yıldır. Çalışanların,%53,3'ü erkek,%37,8'inin (n=17) ameliyathane hemşiresi, %24,4'ü (n=11) cerrah ve %37,8'i (n=17) anestezi ekibindendir. Evre 1 ortalama gürültü düzeyleri ise 63,00±3,50, evre 2 ortalama gürültü düzeyleri ise 62,94±3,75,evre 3 ortalama gürültü düzeyleri ise 63,67±2,81 olarak saptandı. Durumluk kaygı puan ortalaması ise 34,50±6,09 olarak saptandı. Toplam iş yükü düzeyi ise ortalama 56,91±15,67 olarak bulundu. Durumluk kaygı puanları (p<0,01) ve iş yükü puanları (p<0,01) ile gürültü düzeyleri arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptandı. Sonuç olarak, ameliyathanedeki gürültünün Ulusal İş Sağlığı ve Güvenliği Enstitüsü'nün iş yerleri için önerdiği sınır olan 85 dB(A)'ya yakın olduğu, ameliyathanedeki gürültünün ameliyathane çalışanlarının algıladıkları iş yükü ve stres düzeylerini arttırdığı belirlendi. Ameliyathane çalışanlarına gürültü kontrolü eğitimi verilerek bilgilerinin ve farkındalıklarının arttırılması, gürültü ölçümlerinin belirli aralıklarla yapılması, ameliyathanelerde gürültü azaltılmasına ilişkin teknolojilerin kullanılması önerildi. Anahtar kelimeler: Ameliyathane, Gürültü Düzeyi, Stres, İş Yükü
Cerrahi birimlerde çalışan hemşirelere verilen eğitimin hemşirelerin pediatrik ağrı bilgi ve tutumlarına etkisi
Araştırma, cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin pediatrik ağrıya yönelik bilgi düzeylerinin belirlenmesi ve sonrasında online olarak verilecek olan pediatrik ağrı yönetimi konulu eğitimin etkinliğini değerlendirmek amacıyla "ön test-son test girişimsel" bir çalışma olarak planlandı ve uygulandı. Araştırmanın evreninin Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi'nde çalışan 325 hemşire, örneklemini ise çocuk hasta takibinin yapılma potansiyelinin olduğu cerrahi birimlerde görev alan 106 hemşire oluşturdu. Literatür bilgileri ışığında çalışmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgiler Formu" ve Salentra ve ark. tarafından (1999) geliştirilip, Twycross (2004) tarafından düzenlenerek son halini alan "Pediatrik Ağrı Bilgi ve Tutum Ölçeği" ile elde edilen veriler, SPSS 23 istatistik paket programında, uygun istatistiksel yöntemler kullanılarak değerlendirildi. Araştırmaya katılan hemşirelerin ortalama yaşının 28,52±4,82, %81,1'inin kadın, %43,4'ünün evli, %78,3'ünün lisans mezunu ve %36,8'inin üç yıldan az mesleki deneyime sahip olduğu belirlendi. Ayrıca hemşirelerin %24'ünün yetişkin acil ünitesinde çalıştığı, %80,2'sinin çalıştığı birimde çocuk hastaları takip ettiği ve %56,6'sının daha önce pediatrik ağrı konulu bir eğitim aldığı sonucuna varıldı. Hemşirelerin eğitim öncesi Pediatrik Ağrı Bilgi ve Tutum Ölçeği toplam puan ortalaması 4,13±0,43 iken eğitim sonrası 4,33±0,424 olduğu belirlendi (p<0,05). Sonuç olarak; cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin pediatrik ağrı bilgi ve tutumları eğitim öncesine göre yüksek bulundu. Hemşirelerin pediatrik ağrı yönetimi konusunda hizmet içi eğitimlerle desteklenmesi ve eğitimlerin düzenli aralıklarla tekrarlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler:Ağrı, Pediatrik Ağrı, Hemşirelik Bakımı, Ağrı Yönetimi
Ameliyathane çalışanlarının ekip çalışmasına ilişkin görüşlerinin belirlenmesi: Nitel bir çalışma
Araştırma, ameliyathane çalışanlarının, ekip çalışmasına ilişkin görüşlerinin belirlenmesi amacıyla nitel olarak yapıldı. Araştırma, Tekirdağ'da bulunan T.C. Sağlık Bakanlığı'na bağlı bir devlet hastanesinde Kasım 2021-Şubat 2022 tarihleri arasında yürütüldü. Araştırma evrenini, çalışma yapılacak olan hastanenin ameliyathanelerinde çalışan 18'i ameliyathane hemşiresi, 6'sı anestezi uzmanı ve 20'si cerrah olmak üzere toplam 44 ameliyathane çalışanı oluşturdu. Araştırmaya, ölçüt örnekleme yöntemine göre seçilen toplamda 20 ameliyathane çalışanı dahil oldu. Veri toplama aracı olarak açık uçlu 11 sorudan oluşan ''Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu'' kullanıldı. Verilerin analizinde tematik analiz yöntemi çerçevesinde MAXQDA 2020 programı kullanıldı. Ameliyathanede ekip üyeleri, ekip çalışmasını güven, ortak amaç doğrultusunda birleşmek, iş doyumu, zincirin halkası olmak ve arı kovanındaki arılar gibi birlikte çalışmak olarak tanımladılar. Ekip çalışmasını etkileyen, bireylere ilişkin faktörler; mesleki deneyim, empati yapabilmek, fikirlerini açıkça söyleyebilmek, duygular, konuşma tarzı/aksanlı konuşma, yaş, cinsiyet farklılıkları ve stres yönetimi becerisi, ekibe ilişkin faktörler; durumsal farkındalık, liderlik, eş güdümlü çalışmak, iş birliği, hiyerarşi, ameliyat öncesi kısa toplantıların (brifing) yapılması, iletişim, ekip üyelerine aşinalık ve yıkıcı davranışlar, çevresel faktörler; ameliyathane trafiğinin yoğun olması, ameliyathanenin sıcaklığı, cerrahi aydınlatma, ameliyathanedeki fiziki alan yetersizlikleri, gürültü, vakanın acil veya elektif oluşu, yönetime ilişkin faktörler; uzun çalışma saatleri, gelir adaletsizliği, ödüllendirme/destekleme, ekipman eksikliği ve çalışan sayısında eksikliktir. COVID-19 pandemi sürecinde çalışanların anksiyete yaşamaları, iş yükünün artması, kişisel koruyucu ekipmanların kullanılması, ekip üyelerinin farklı birimlerde görevlendirilmesi nedenleriyle ekip çalışması olumsuz olarak etkilenmiştir.
Gastrostomi bakımında kanıta dayalı hemşirelik bakım paketinin geliştirilmesi ve hemşirelerin uyumunun değerlendirilmesi
Bu araştırma gastrostomi bakımında kanıta dayalı hemşirelik bakım paketinin geliştirilmesi ve hemşirelerin uyumunun değerlendirilmesi amacıyla karma desen araştırma olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahi Yoğun Bakım Ünitesinde Aralık 2021-Haziran 2022 tarihleri arasında 10 hemşire ile, altı hastada toplam 75 uygulama ile yürütülmüştür. Araştırma verileri "Hemşire Tanıtıcı Bilgi Formu", "Gastrostomi Bakımı Soru Formu", "Kanıta Dayalı Hemşireliğe Yönelik Tutum Ölçeği", "Gastrostomi Bakım Paketi Formu", "Gastrostomi Bakım Paketi Uyum Değerlendirme Kontrol Formu" ve "Gastrostomi Bakım Paketi Kullanımına Yönelik Yarı-Yapılandırılmış Görüşme Formu" ile toplanmıştır. Nicel verilerin değerlendirilmesinde Wilcoxon test ve Friedman test kullanılmıştır. Gastrostomi Bakım Paketine uyumun değerlendirilmesinde en az %95 uyum şartı aranmıştır. Nitel verilerin analizinde kalitatif içerik analizi uygulanmıştır. Araştırmada Gastrostomi Bakım Paketi, Sağlık Hizmetlerinde Kalite İyileştirme Enstitüsü önerileri doğrultusunda geliştirilmiştir. Geliştirilen bakım paketi "peristomal alan bakımı", "tüple besleme" ve "tüpten ilaç uygulama" olmak üzere 3 parametre ve 14 elementi içermektedir. Bakım paketinin geliştirilme sürecinden sonra hemşirelere gastrostomi bakım paketi eğitimleri verilmiş, eğitim öncesi ve sonrasında veri toplama formları uygulanmıştır. Gastrostomi Bakım Paketi hemşireler tarafından altı ay süre ile kullanılmıştır. Altıncı ayın sonunda hemşireler ile gastrostomi bakım paketi kullanımına yönelik nitel görüşme gerçekleştirilmiş, "Gastrostomi Bakımı Soru Formu" ve "Kanıta Dayalı Hemşireliğe Yönelik Tutum Ölçeği" tekrar uygulanmıştır. Araştırmada hemşirelerin "peristomal alan bakımı" parametresine uyum oranı %100, "tüple besleme" ve "tüpten ilaç uygulama" parametrelerine uyum oranı %98,66 bulunmuştur. Hemşirelerin gastrostomi bakımı bilgi puanlarında ön test, son test ve 6.ayda istatistiksel açıdan anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Kanıta Dayalı Hemşireliğe Yönelik Tutum Ölçeğinin eğitim öncesi ve 6. ay puanlarında istatistiksel açıdan anlamlı farklılık bulunmuştur (p<0.05). Araştırmanın nitel aşamasında "Gastrostomi Bakım Paketini Kullanmanın Hemşirelik Bakımına Yansıması" ve "Gastrostomi Bakım Paketinin Benimsenmesi" olmak üzere 2 tema ve 6 alt tema ortaya çıkmıştır. Hemşireler gastrostomi bakım paketini kullanmanın profesyonelliği sağladığını, uygulamalarını görünür kıldığını, ekip içerisinde anlaşılırlığı artırdığını, öğretici olduğunu ve bakım paketinin kullanımından sonra bakım paketine karşı düşündükleri iş yükünü artıracağı düşüncesinin aksi yönde değiştiğini ifade etmiştir. Araştırma sonucunda Gastrostomi Bakım Paketinin tüm parametrelerine uyum oranı %95'in üzerinde olup, tüm parametrelere hemşirelerin uyumlu olduğu saptanmıştır. Gastrostomi bakımının standardize edilmesi ve bakımda kalitenin artırılması için kanıta dayalı hemşirelik bakım paketinin gastrostomi ile beslenen tüm hastaların bakımında kullanılması önerilmektedir.
İntraoperatif kontaminasyon risk faktörlerine ilişkin kontrol listesinin geliştirilmesi
Bu araştırma, intraoperatif dönem kontaminasyon risk faktörlerinin saptanmasına imkân sağlayacak bir kontrol listesi geliştirmek amacıyla karma yöntem araştırmalarından sıralı araştırıcı desen kullanılarak 21 Şubat 2022-22 Temmuz 2023 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Araştırma için etik kurul onayı ve kurum izinleri alınmıştır. Kontrol listesinin geliştirilmesinin birinci aşaması olan nitel çalışmada "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılarak Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Gazi Üniversitesi Hastanesi ve Ankara Üniversitesi Hastanelerinde çalışan, maksimum çeşitlilik örneklemesi yöntemi ile belirlenen 24 ameliyathane hemşiresinin steril alan kurarken ve sürdürürken yaşadıkları deneyimler, derinlemesine bireysel görüşmeler yoluyla toplanmıştır. Veriler Colaizzi'nin (1978) içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Ekip ve ameliyat sürecinden kaynaklı kontaminasyonlar, kontaminasyon türleri, steril ortamın sürdürülmesi ve steril alan bozulduğunda yeniden kurulması olmak üzere 5 ana tema oluşturulmuştur. İkinci aşamada intraoperatif dönemdeki kontaminasyon kaynaklarını ve cerrahi alan enfeksiyon risk faktörlerini belirlemek amacıyla sistematik literatür taraması Web of Science, Cochrane, PubMed veritabanlarından gerçekleştirilmiştir. Kontrol listesinin oluşturulmasında Stufflebeam (2000) tarafından geliştirilen kontrol listesi geliştirme basamakları takip edilmiştir. Geliştirilen kontrol listesi Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesinde orantılı tabakalı örnekleme yöntemi ile belirlenen 556 ameliyatta uygulanmıştır. Kontrol listesinden elde edilen toplam risk puanları incelendiğinde; hastaların %1,8'nin çok düşük riskli grupta, %16,2'sinin düşük riskli grupta, 39,3'ünün orta alt riskli grupta, %30,2'sinin orta üst grupta, %10,1'inin yüksek riskli grupta ve %2,5'inin çok yüksek riskli grupta olduğu saptanmıştır. Sonuçlar hastaların büyük çoğunluğunun kontaminasyon bakımından orta ve yüsek derecede riske sahip olduğunu göstermektedir. Bu nedenle intraoperatif kontaminasyon risk faktörlerinin saptanması ve cerrahi alan enfeksiyonlarını önleyici müdahalelerin gerçekleştirilmesi için kontrol listesinin kullanımı önerilmiştir. Anahtar Kelimeler: Cerrahi alan enfeksiyonu, ameliyathane, kontaminasyon, kontrol listesi
Yoğun bakım hemşirelerinin kadaverik donör bakımına yönelik bilgi düzeylerinin, beyin ölümü ve organ transplantasyonuna yönelik tutumlarının değerlendirilmesi
Bu araştırma, yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşirelerin, kadaverik donör bakımı hakkındaki bilgi düzeyleri, beyin ölümü ve organ transplantasyonu hakkındaki tutumları arasındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı ve ilişkisel tipte yapılmıştır. Araştırma iki üniversite hastanesinin 3.basamak yoğun bakım ünitelerinde donör bakımı vermiş olan hemşirelerle Mayıs 2024-Temmuz 2024 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini 154 hemşire oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında "Tanıtıcı Özellikler Formu", "Hemşirelerin Donör Bakımına Yönelik Bilgi Soru Formu", "Yoğun Bakım Hemşirelerinin Beyin Ölümü ve Organ Transplantasyonuna Yönelik Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Hemşirelerin donör bakımına yönelik bilgi puanı ortalaması 7.28±2.08, yoğun bakım hemşirelerinin beyin ölümü ve organ transplantasyonuna yönelik tutum ölçeği puan ortalaması 58.29±7.61 olarak bulunmuştur. Hemşirelerin çalışma süresinin arttıkça bilgi puanlarının arttığı, eğitim düzeyi arttıkça beyin ölümü ve organ transplantasyonuna yönelik tutumlarında rahatsızlık tutumunun azaldığı, donör bakımı ile ilgili eğitim alan hemşirelerin olumlu tutum puanında anlamlı bir artış olduğu ortaya çıkmıştır. Hemşirelerin donör bakımı ile ilgili bilgi düzeyinin yüksek olması, hemşirelerde beyin ölümü ve organ transplantasyonuna yönelik olumlu tutum ile ilişkili bulunduğundan hem temel lisans eğitiminde hem de mezuniyet sonrası hizmet içi eğitimlere ve yoğun bakım hemşireliği sertifika programlarına donör bakımı konusunun dahil edilmesi önerilmektedir.
Total diz artroplastisi uygulanan hastalarda perioperatif bakım kalitesinin ameliyat sonrası ağrı, kinezyofobi ve anksiyete ile ilişkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, total diz artroplastisi uygulanan hastalarda perioperatif bakım kalitesinin kinezyofobi, ağrı ve anksiyete ile ilişkisinin incelenmesi amacıyla prospektif tanımlayıcı- ilişkisel tipte araştırma olarak gerçekleştirilmiştir. Çalışma, Ankara'da bir kamu hastanesinin Ortopedi ve Travmatoloji Kliniğinde 22 Ekim 2023-22 Nisan 2024 tarihleri arasında total diz artroplastisi uygulanan 279 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında, Hasta Tanıtıcı Özellikler Formu, Kaliteli Perioperatif Hemşirelik Bakım Skalası, Tampa Kinezyofobi Ölçeği, Görsel Analog Skala, Durumluluk-Süreklilik Kaygı Ölçeği ve Oxford Diz Skoru kullanılmıştır. Verilerin analizinde tek yönlü varyans analizi, bağımsız gruplarda t testi, nicel değişkenler arası ilişkilerin değerlendirmesinde ise Pearson korelasyon analizi kullanılmıştır. Araştırmaya dahil edilen hastaların %86'sı kadın ve yaş ortalaması 68,09±6,98 olarak bulunmuştur. Çalışma sonucunda hastaların algıladıkları perioperatif hemşirelik bakımı kalitesinin yüksek olduğu belirlenmiştir (124,14±14,14). Hastaların postoperatif erken dönemde orta düzeyde kinezyofobi (38,75±6,72) ve anksiyeteye (37,66±9,44) sahip olduğu saptanmıştır. Hastaların ağrı puanı ortalamasının ise operasyon günü en yüksek (VAS=5,80±1,90) olduğu ve ağrının postoperatif birinci ve ikinci günde giderek azaldığı saptanmıştır. Çalışma sonucunda, kaliteli perioperatif hemşirelik bakımı puan ortalaması ile postoperatif kinezyofobi, anksiyete ve ağrı puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Perioperatif hemşirelik bakımının kalitesinin artması, postoperatif erken dönemde kinezyofobi, anksiyete ve ağrı düzeylerinde azalma sağlamaktadır. Total diz artroplastisi uygulanan hastalara perioperatif süreçte sağlanan nitelikli hemşirelik bakımının, kinezyofobi, anksiyete ve ağrının yönetimini kolaylaştırarak, postoperatif hasta sonuçlarına ve fonksiyonel durumun iyileşmesine katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
İntrakraniyal kanama nedeniyle ameliyat olan hastaların fonksiyonel bağımsızlık düzeyleri ve depresif belirtilerinin yaşam kalitesi ile ilişkisi
Bu araştırma, intrakraniyal kanama nedeniyle ameliyat olan hastaların fonksiyonel bağımsızlık düzeyleri ve depresif belirtilerinin yaşam kalitesi ile ilişkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişkisel tipte yapılmıştır. Araştırma Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Beyin ve Sinir Cerrahi Kliniği'nde Mayıs 2021- Aralık 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini Beyin ve Sinir Cerrahi Kliniklerinde takip edilen 91 hasta oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında "Tanıtıcı Bilgiler Formu", "Nottingham Sağlık Profili", "Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği" ve "Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği" kullanılmıştır. Hastalara klinik yatışının ilk günü "Tanıtıcı Bilgiler Formu" uygulanmış, taburcu olduktan bir ay sonra diğer üç ölçek uygulanmıştır. Hastaların, Nottingham Sağlık Profili birinci bölüm için ortalama puanı 294,76±147,21; Fonksiyonel Bağımsızlık Ölçeği ortalama puanı 83,95±33,98; Hastane Anksiyete ve Depresyon Ölçeği depresyon boyutundan aldıkları ortalama puan 9,76±4,65 olarak bulunmuştur. Hastaların fonksiyonel bağımsızlık düzeylerinin artması ile yaşam kalitesi düzeyinin arttığı, depresyon düzeylerinin artması ile yaşam kalitesi düzeyinin azaldığı saptanmıştır. Araştırma sonuçları, yaşam kalitesi ile fonksiyonel bağımsızlık ve depresyon düzeylerinin ilişkili olduğunu gösterirken; cinsiyet, yaş ve kanamanın olduğu bölge ile yaşam kalitesinin ilişkili olmadığını göstermiştir. Araştırma sonuçları doğrultusunda, intrakraniyal kanama nedeniyle ameliyat olan hastalarda yaşam kalitesi düzeyini etkileyen fonksiyonel bağımsızlık düzeyi ve depresif belirtilerin değerlendirmesinin uzun vadede multidisipliner bir ekip tarafından yapılması önerilmektedir.
Cerrahi yoğun bakım ünitelerinde enteral beslenmenin sağlanmasına yönelik engellerin belirlenmesi: Yoğun bakım hemşirelerine yönelik prospektif çalışma
Araştırma, yetişkin cerrahi yoğun bakım ünitelerinde enteral beslenmenin önündeki engellerin belirlenmesi amacıyla prospektif tanımlayıcı araştırma olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma, 25 Şubat 2023- 25 Haziran 2023 tarihleri arasında Eskişehir Yunus Emre Devlet Hastanesi'nde yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini Eskişehir Yunus Emre Devlet Hastanesi yetişkin cerrahi yoğun bakım ünitelerinde çalışan 180 hemşire oluşturmuştur. Araştırmaya cerrahi yoğun bakım ünitelerinde çalışan 149 hemşire dahil edilmiştir. Verilerin toplanmasında "Yoğun Bakım Hemşirelerine Yönelik Tanıtıcı Bilgiler Soru Formu" ve "Kritik Hastalarda Yeterli Beslenmeye Yönelik Engelleri Değerlendirme Ölçeği- Revize Formu" kullanılmıştır. Soru formları hemşirelerle yüz yüze görüşülerek doldurulmuştur. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde, ortanca, ortalama ve standart sapma), ortalamalar arasındaki farkın değerlendirilmesinde normal dağılım gösterenlerde t-testi ya da tek yönlü varyans analizi testi, normal dağılım göstermeyenlerde Mann Whitney U ya da Kruskal Wallis testi kullanılmıştır. Araştırmada cerrahi yoğun bakım ünitelerinde enteral beslenmenin sağlanmasına yönelik engel olarak görülen durumların sınırlı, kısmen engel görülen durumların ise oldukça yüksek oranlarda olduğu bulunmuştur. Araştırmada, enteral beslenmenin sağlanmasında engel görülen durumlar arasında ilk sırada "akşamları, hafta sonları ve tatillerde diyetisyenin olmaması ya da yetersiz sayıda olması" (%56,4), ikinci sırada ise "diyare nedeniyle beslenmenin durdurulması" (%34,2) yer almıştır. Cerrahi yoğun bakım ünitelerinde enteral beslenmenin sürdürülmesinde ve yönetiminde güçlü kanıt ve öneri sunan rehberlerin kullanılması önerilir. Ayrıca, cerrahi yoğun bakım ünitelerinde enteral beslenmenin sağlanmasına yönelik engelleri önlemeye ilişkin stratejilerin ve kurum politikalarının geliştirilmesi önerilir.
Günübirlik cerrahi girişim geçiren hastaların postoperatif dönemde yaşadıkları sorunların belirlenmesi
Araştırma günübirlik cerrahi girişim geçiren hastaların postoperatif dönemde yaşadıkları sorunların değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı türde yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Ankara Nallıhan Devlet Hastanesinde Genel Cerrahi, Ortopedi, Kulak Burun Boğaz, Göz, Üroloji, Kadın Hastalıkları ve Doğum kliniklerinde günübirlik cerrahi girişim geçiren hastalar oluşturmuştur. Araştırma örneklemine, örnekleme dahil edilme kriterlerini karşılayan ve günübirlik cerrahi girişim geçiren 270 hasta dahil edilmiştir. Araştırma verileri araştırmacılar tarafından literatüre dayalı olarak hazırlanan formlar aracılığıyla toplanmıştır. Bu formlardan "Tanıtıcı Bilgiler Formu" ameliyat günü hastalarla yüz yüze görüşülerek, "Ameliyat Sonrası Yaşanabilecek Sorunlar Formu" postoperatif 1.,3. ve 7. günde telefon ile izlem yapılarak uygulanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma), Ki-Kare, Fisher's Exact Test, Freeman Halton, Cochrane Q ve McNemar testleri kullanılmıştır. Taburculuk sonrası yaşanan sorunları etkileyen faktörleri belirleyebilmek için lojistik regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırma bulgularına göre postoperatif 1. günde en fazla yaşanan sorun %84,1 ile ağrı olmuştur. Hastaların genellikle hafif ve orta düzeyde ağrı yaşadığı belirlenmiştir. Postoperatif 1. günde hastaların %60'ı hareket kısıtlılığı, %47,8'i anksiyete-korku, %41,5'i kanama-akıntı-sızıntı, %31,1'i yorgunluk, %25,6'sı uyku problemi yaşamıştır. Yaşanan sorunların 1. günden 7. güne doğru azalma gösterdiği belirlenmiştir (p<0,05). Çalışma sonucunda, taburculuk sonrası yaşayabilecekleri sorunlar ve bu sorunların çözümüne yönelik olarak, hastaların taburculuk sonrası telefonla izlemlerinin sağlanması ve danışmanlık hizmeti verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Günübirlik cerrahi, postoperatif sorunlar, cerrahi hemşireliği
Hematopoetik kök hücre nakli yapılan bireylerde yaşam kalitesi ile ilişkili faktörlerin belirlenmesi
Kayıkcı Gül, E., Hematopoetik Kök Hücre Nakli Yapılan Bireylerde Yaşam Kalitesi ile İlişkili Faktörlerin Belirlenmesi, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Programı Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2023. Araştırma hematopoetik kök hücre nakli (HKHN) yapılan bireylerde yaşam kalitesi ile ilişkili faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Dr. Abdurrahman Yurtaslan Onkoloji Hastanesi Kemik İliği Nakil Ünitesinde araştırma tarihinden en az 2 ay önce HKHN yapılan hastalar oluşturmuştur. Araştırma, örnekleme dâhil edilme kriterlerini karşılayan evreni bilinen örneklem hesabı ile çalışmaya 80 hasta dâhil edilmiştir. Araştırmanın verileri, "Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Kanser Tedavisi Fonksiyonel Değerlendirme Ölçeği- Kemik İliği Transplantasyonu" formları kullanılarak yüz yüze görüşme yoluyla toplanmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde tanımlayıcı istatistikler (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, medyan), Kruskal Wallis, Mann Whitney-U testleri kullanılmıştır. Hastaların tamamı yorgunluk ve anksiyete yaşadığını aktarmıştır. Kilo kaybı, uyku düzeninde bozulma, ağrı, tat kaybı ve cinsel fonksiyonlarda bozulma en sık bildirilen semptomlar iken, kaşıntı, baş dönmesi en az görülen semptomlar olduğu belirlendi. FACT-BMT toplam ölçek puanı (89,84±24,99) hastaların yaşam kalitesinin orta düzeyde etkilendiğini göstermektedir. HKHN uygulanan hastalarda en az düzeyde etkilenen yaşam kalitesi alanının Sosyal Yaşam ve Aile Durumu alt boyutu (21,41±4,92) olduğu belirlendi. Faaliyet Durumu (14,60±6,64), Duygusal Durum (15,75±6,41) ve Bedeni Durum alt boyutlarının (18,50±7,65) en olumsuz etkilenen yaşam kalitesi alanı olduğu bulundu. Hastaların eğitim düzeyi, medeni durumu, gelir durumu gibi sosyodemografik özellikler ile nakil sonrası hastaneye tekrar yatış öyküsünün olması ve kalış süresinin uzaması gibi tedavi süreci özelliklerinin yaşam kalitesini etkilediği belirlendi (p<0,05). Çalışma sonuçlarına göre, HKHN sonrası hastaların yaşam kalitelerini etkileyen faktörlerin belirlenmesi, sürecin yönetiminde fiziksel, sosyal, duygusal açıdan bütüncül yaklaşımla değerlendirerek, problemlerin giderilmesi ve hemşirelik bakımı ile hasta yaşam kalitelerin iyileştirilmesi önerilmektedir.
Kardiyotorasik cerrahi geçiren yetişkin hastaların postoperatif ağrı değerlendirmesinde Renk Çemberi Ağrı Ölçeğinin geçerlilik çalışması
Bu araştırma, "Renk Çemberi Ağrı Ölçeğinin" kardiyotorasik cerrahi geçiren yetişkin hastaların postoperatif ağrı değerlendirilmesinde geçerliliğinin test edilmesi amacıyla metodolojik araştırma olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma Kasım 2021 – Nisan 2022 tarihleri arasında Gazi Üniversitesi Sağlık Araştırma ve Uygulama Merkezi'nde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, kardiyotorasik cerrahi geçiren 152 hasta oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında; "Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu", "Renk Çemberi Ağrı Ölçeği", "Wong Baker Ağrı Ölçeği" ve "Görsel Ağrı Skalası" kullanılmıştır". Ölçeğin Türk toplumuna uyarlanması aşamasında, alan uzmanlarının görüşleri alınarak, Türk toplumunda ağrı yoğunluğunu yansıtan turuncu ve kahverengi renkleri ölçeğe dahil edilmiştir. Ölçeğin geçerliliğinin test edilmesinde kapsam ve ölçüt geçerliliği yöntemleri kullanılmıştır. Kapsam geçerliliği için tüm maddelerin kapsam geçerlilik indeksi hesaplanmış ve değerler kabul edilebilir bulunmuştur. Araştırmada, ölçüt geçerliliğinin test edilmesinde ve uyumun değerlendirilmesinde "Wong-Baker Ağrı Ölçeği" ve "Görsel Ağrı Skalası" kullanılmıştır. Ölçekler arasında pozitif yönlü kuvvetli ilişki ve mükemmel uyum bulunmuştur. Renk Çemberi Ağrı Ölçeği, Türk toplumunda kardiyotorasik cerrahi geçiren yetişkin hastalarda postoperatif ağrı değerlendirmesinde geçerli bir ölçüm aracı olarak kabul edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Ağrı değerlendirmesi, ağrı ölçeği, kardiyotorasik cerrahi, postoperatif ağrı, geçerlilik, hemşirelik bakımı
Kafa içi basınç artışına sendromuna yönelik hemşirelik bakım paketinin geliştirilmesi ve pilot uygulama
Kafa İçi Basınç Artışı Sendromuna Yönelik Hemşirelik Bakım Paketinin Geliştirilmesi ve Pilot Uygulaması. Bu araştırma, kafa içi basınç artışı sendromuna yönelik hemşirelik bakım paketinin geliştirilmesi ve bakım paketinin pilot uygulamasının gerçekleştirilmesi amacıyla eylem araştırması olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma bakım paketinin geliştirilmesi ve pilot uygulaması olmak üzere iki aşamada gerçekleştirilmiştir. Bakım paketi, Sağlık Hizmetlerinde Kalite İyileştirme Enstitüsünün önerileri doğrultusunda geliştirilmiştir. Kapsamlı bir literatür taraması ve analiziyle taslak bakım paketi oluşturulmuştur. Taslak bakım paketinin oluşturulmasında 19 makaleden elde edilen kanıtlardan yararlanılmıştır. Taslak bakım paketine ilişkin Delfi yöntemiyle uzman görüşleri alınmıştır. Kanıtlar ve uzman görüşleri doğrultusunda 5 parametreden oluşan bakım paketi oluşturulmuştur. Araştırmanın pilot uygulaması, Sağlık Bilimleri Üniversitesi, Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi, Beyin ve Sinir Cerrahisi Yoğun Bakım Ünitesinde Ocak-Nisan 2022 tarihleri arasında 16 hemşire ile yürütülmüştür. Araştırma verilerinin toplanmasında, "Hemşire tanıtıcı bilgi formu", "KİBAS hemşirelik bakım paketi kontrol listesi", "KİBAS hemşirelik bakım paketi uyum değerlendirme formu", "Hemşirelerin KİBAS hemşirelik bakım paketi kullanımına yönelik düşüncelerini değerlendiren soru formu" kullanılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre çalışmaya katılan hemşirelerin %75'i kadın cinsiyette olup, yaş ortalaması 25,18±1,55, beyin ve sinir cerrahi yoğun bakım ünitesinde çalışma süresi 1,71±0,65 yıldır. Bakım paketi kullanılarak bakım verilen hastaların yaş ortalaması 50,90±18,3, %51,4'ü kadın ve yoğun bakım ünitesinde kalış süresi 3,09±4,17 gün olarak bulunmuştur. Araştırmada, hemşirelerin bakım paketine uyum oranı %100 olarak bulunmuştur. Hemşireler, kafa içi basınç artışı sendromuna yönelik geliştirilen hemşirelik bakım paketinin kanıta dayalı, bütüncül ve sistematik bakım sağladığını ifade etmiştir. Ayrıca, hemşireler, bakım paketinin bakım uygulamalarında standardizasyon sağladığını belirtmiştir. Kafa içi basınç artışı sendromuna yönelik geliştirilen hemşirelik bakım paketinin, kafa içi basınç artışı sendromu gelişen ya da gelişme riski olan hastaların bakımında kullanımı önerilir.
Hemşirelerın COVID-19 pandemisi öncesi ve sonrası iş veyaşam doyumlarının karşılaştırılması
Amaç: Bu araştırmada hemşirelerin COVID-19 pandemisi öncesi ve sonrası yaşam doyumu ve iş doyumu düzeylerinin belirlenmesi ve bunlar üzerinde etkili olan sosyo-demografik ve mesleki özelliklerin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Gereç-Yöntem: Tanımlayıcı nitelikte olan bu araştırmanın evrenini ŞubatMayıs 2021 tarihlerinde Aydın ilindeki iki kamu hastanesinde görev alan 947 hemşire oluşturdu. Araştırmanın örneklemini ise belirtilen tarihlerde araştırmaya katılmayı kabul eden 407 hemşire oluşturdu. Araştırmanın verileri 'Sosyodemografik Veri Toplama Formu', 'Yaşam Doyumu Ölçeği' ve 'İş Doyumu ölçeği' kullanılarak toplandı. Bulgular: Bu araştırmada hemşirelerin pandemi öncesi ve pandemi sonrası yaşam doyumu (3,13±0,93; 2,62±0,69) ve iş doyumu (3,42±0,69; 3,13±0,94) puan ortalamalarının orta düzeyde olduğu, pandemi sonrası puan ortalamalarının daha düşük olduğu saptandı. Hemşirelerin yaşa, medeni duruma, çocuk sahibi olma durumuna ve eğitim durumuna göre pandemi öncesi ve pandemi sonrası yaşam ve iş doyumları arasında anlamlı bir ilişki saptandı (p<0,05). Sonuç: Bu araştırmada hemşirelerin iş ve yaşam doyumlarının pandemi sonrası dönemde azaldığı saptandı. Hemşirelerin pandemi döneminde iş ve yaşam doyumlarını yükseltmek için akademisyenlere, klinik sorumlu hemşirelerine ve kurum yöneticilerine önemli sorumluluklar düşmektedir.
Acil servis hemşirelerinin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumları
Araştırma,acil servis hemşirelerinin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumlarını belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evreni Türkiye Acil Hemşireleri Derneği sosyal medya hesabına üye olan 1296 hemşire olarak belirlenmiş olup, araştırma örneklemini ise Aralık 2020- Ocak 2021 tarihleri arasında ulaşılabilen ve anketleri tam olarak cevaplayan toplam 249 hemşire oluşturmuştur. Veriler''Kişisel Veri Toplama Formu'' ve ''Yaşlı Ayrımcılığı Tutum Ölçeği'' kullanılarak, internet üzerinde toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistiksel yöntemleri olarak sayı, yüzde, ortalama, standart sapma kullanılmıştır.Araştırma sonuçlarına göre acil servis,%80,7'sinin yaşlı hastalara bakım verirken güçlükle karşılaştığı ve %72,5'inin gerontoloji hemşireliği eğitimi almadığı saptanmıştır. Araştırmada acil servis hemşirelerinin yaşlı ayrımcılığı tutum ölçeğinin toplam puan ortalamasının 86,271±9,043, yaşlıların yaşamını sınırlama alt boyut puan ortalamasının 37.574±4,150, yaşlıya yönelik olumlu ayrımcılık alt boyut puan ortalamasının 29,816±6,089 ve yaşlıya yönelik olumsuz ayrımcılık alt boyut puan ortalamasının 18.81±3.794 olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, acil servis hemşirelerinin yaşlı ayrımcılığına ilişkin olumlu tutuma sahip olduğu saptanmıştır.
COVID-19 pandemi döneminde hemşirelerin çalışma ortamlarının iş doyumları üzerine etkisi
Amaç: Bu araştırma Covid-19 pandemi döneminde hastanelerde çalışan hemşirelerin çalışma ortamının iş doyumu üzerine etkisini tespit etmek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Gereç-Yöntem: Tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olarak yapılan bu araştırma, Ocak-Ekim 2021 tarihleri arasında hastanelerde çalışan 152 hemşire oluşturmaktadır. Araştırma verileri, "Tanıtıcı Bilgi Formu", "Hemşire İş Doyum Ölçeği (HİDÖ)" ve "Hemşirelik İş İndeksi-Hemşirelik Çalışma Ortamını Değerlendirme Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Hemşire İş Doyum Ölçeği toplam puanının (3,07±0,50) yüksek düzeyde olduğu, Hemşirelik İş İndeksi Toplam puanının ise (2,28±0,40) orta düzeyde olduğu tespit edilmiştir. Hemşire İş Doyum Ölçeği Toplam puanı ile Hemşirelik İş İndeksi Toplam puanı arasında pozitif yönlü istatistikçe anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Pandemi servisinde çalışma, gece çalışma ve hasta sayısının yüksek olması iş doyumunu etkilemektedir. Sonuç: Sonuç olarak hemşirelerin çalışma ortamları iş doyumları üzerinde etkilidir.
Karaciğer transplantasyonu yapılan hastaların yaşadıkları biyopsikososyal sorunlar ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
karaciğer yetmezliği olan hastaların yaşama tutunmaları için altın standart tedavi yöntemleri arasında yer almaktadır. Karaciğer transplantasyonu hastaların yaşam sürelerini uzatmasına rağmen, hastaları birçok biyopsikososyal problemlerle (Baş ağrısı, böbrek fonksiyonlarında bozulma, safra kaçağı, stres, anksiyete, duygu durum bozukluğu, sosyal aktivitelere katılamama ve etkili baş etme yöntemlerini kullanamama) karşı karşıya bırakarak yaşam kalitesini olumsuz etkilemektedir. Bu araştırma karaciğer transplantasyonu olan hastaların yaşadıkları biyopsikososyal sorunların ve yaşam kalitesinin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırma 01.03.2019-01.06.2020 tarihleri arasında Gazi Üniversitesi Hastanesi ve Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Organ Nakli birimlerinde takipli 40 hasta ile gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, hasta tanıtım formu ve hastaların yaşam kalitelerini değerlendirmek amacıyla Nottingham Sağlık Profili Ölçeği (NSPÖ) kullanılmıştır. Araştırma verileri, araştırmaya katılan katılımcılarla, COVID-19 önlemleri alınarak yüz yüze yapılan görüşmeler ile toplanmıştır. Hastaların NSPÖ enerji düzeyi (33,3) ve fiziksel mobilite (25,0) alt boyutu puanlarının, sosyal izolasyon (0,0) alt boyutu puanlarına göre yüksek bulunması, karaciğer transplantasyonu sonrası hastaların yaşam kalitelerini en çok etkileyen NSPÖ alt boyutlarının enerji düzeyi ve fiziksel mobilite olduğunu göstermektedir. Çalışmada NSPÖ' nün alt boyutlarına ilişkin Kuder-Richardson-21 iç tutarlılık katsayı değerleri 0,687-0,879 aralığında değişmektedir. Araştırmada, karaciğer transplantasyonu sonrası hastaların yaşadıkları biyopsikososyal problemlerin, katılımcıların yaşam kalitelerini NSPÖ' nün tüm alt boyutlarında olumsuz etkilediği belirlenmiştir. Çalışma sonuçlarına göre; karaciğer transplantasyonu sonrası hastaların yaşadıkları biyopsikososyal problemlerin bilinmesi, buna yönelik hastaların düzenli olarak yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi oldukça önemlidir. Bu nedenle yaşam kalitesi olumsuz etkilenmiş hastalar için yaşam kalitesini yükseltecek ve destekleyecek düzenlemelerle, daha ileri araştırmaların yapılması önerilmektedir.
Simülasyon temelli eğitimin yanık hastalarına bakım verenlerin bakıma hazır olma durumlarına ve bakım verme yüküne etkisi
Daha sonrAraştırma, senaryo temelli simülasyon yöntemi ile verilen taburculuk eğitiminin yanık hastalarına evde bakım veren bakım vericilerin bakıma hazıroluşluk durumuna ve bakım verme yüküne etkisinin belirlenmesi amacıyla randomize kontrollü çalışma olarak yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini Hacettepe Üniversitesi Erişkin Hastanesi Yanık Ünitesinde ve Gülhane Eğitim Araştırma Hastanesi Yanık Merkezinde 15.11.2020 tarihinden itibaren yatarak tedavi olan yetişkin hastalara evde bakım veren yakınları oluşturmuştur. Çalışmanın örneklemine 60 kişi dahil edilmiştir. Çalışmada katılımcılar blok randomizasyon yöntemi ile gruplara atanmıştır. Araştırmada veriler 13.03.2021-22.03.2022 tarihleri arasında araştırmacı tarafından hazırlanan soru formları, "Bakıma Hazır Oluşluk Ölçeği" ve "Bakım Verme Yükü Ölçeği" ile toplanmıştır. Araştırmanın uygulanmasında kontrol grubunda yer alan bakım vericilere taburculuktan önce standart taburculuk eğitimi verilmiştir. Simülasyon grubuna ise standart eğitimden sonra simülasyon temelli eğitim verilmiştir. Tüm katılımcılara eğitim öncesi ve sonrası Bakıma Hazır Oluşluk Ölçeği yüz yüze uygulanmıştır. Taburculuktan bir ay ve üç ay sonra Bakım Verme Yükü Ölçeği telefonla uygulanmıştır. Ayrıca 3. ayın sonunda yanık hastalarının yaşadıkları sorunlar değerlendirilmiştir. Her iki grupta da çalışmayan kadınlar büyük çoğunlukta ve bu kadınlar çoğunlukla yanık hastasının eşi veya annesi olduğu belirlenmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması simülasyon grubunda 43,77±9,84 yıl, kontrol grubunda 44,53±11,49 yıl bulunmuştur. Sosyo-demografik veriler açısından iki grup arasında anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir (p>0.05). Bakım vericilerin eğitim öncesi Bakıma Hazıroluşluk Ölçek puanları bakımından istatistiksel olarak anlamlı derecede bir farklılık bulunmamakta iken eğitim sonrası simülasyon grubunun puan ortalaması istatistik olarak anlamlı derecede daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Gruplar arasında taburculuk sonrası 1. ve 3. ayda bakım verme yükü ölçek puanı bakımından istatistiksel olarak anlamlı derecede bir farklılık bulunmaktadır (p<0,05). Buna göre, taburculuk sonrası 1. ve 3. ayda kontrol grubunda bakım verme yükü ölçek puanı deney grubuna göre daha yüksektir. Ayrıca simülasyon grubundaki bakım vericilerin evde bakım verdiği yanık hastalarında kontrol grubuna göre daha az sorun görülmüştür ve bu fark istatiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Araştırma sonucunda simülasyon temelli taburculuk eğitiminin bakım vericileri bakıma hazırlama ve bakım verme yüklerini azaltma konusunda standart eğitime göre etkili olduğu belirlenmiştir. Simülasyon temelli eğitimin taburculuk eğitiminde kullanılması önerilmektedir.
Konjenital kalp hastalığı nedeniyle ameliyat olan çocukların ebeveynlerinde travma sonrası büyümenin değerlendirilmesi
Bu çalışma, konjenital kalp hastalığı nedeniyle ameliyat olan çocukların ebeveynlerinde travma sonrası büyümenin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini, Ankara Şehir Hastanesi'nde konjenital kalp hastalığı nedeniyle ameliyat olan ve Eylül 2019-Mart 2020 tarihleri arasında hastaneye başvuran çocukların ebeveynleri oluşturmuştur. Araştırma örneklemine, konjenital kalp hastalığı nedeniyle ameliyat olan 27 çocuğun ebeveyni dahil edilmiştir. Araştırma verileri ''Sosyodemografik Bilgi Formu'', ''Travma Sonrası Büyüme Ölçeği'', ''Olayların Etkisi Ölçeği'' ve ''Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği'' ile hastane ortamında, katılımcılarla yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Araştırmada, konjenital kalp hastalığı nedeniyle ameliyat olan çocukların ebeveynlerinin travma sonrası büyüme puanı 71,67±13,54 olarak bulunmuştur ve sosyal destek algısı ile yaşanan olayın etkisinin travma sonrası büyüme üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir. Çalışma sonucunda konjenital kalp hastalığı olan çocukların ebeveynlerinde travma sonrası büyümeyi ve etkileyen faktörleri araştıran yeni çalışmalar yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Travma sonrası büyüme, ebeveyn, çocuk, konjenital kalp hastalığı ldurulacaktır
Yoğun bakım ünitelerinde endotrakeal tüpe bağlı basınç yaralanması görülme oranlarının ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi
Bu araştırma yoğun bakım ünitelerinde endotrakeal tüpe bağlı basınç yaralanması görülme oranının ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı tipte gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Dışkapı Yıldırım Beyazıt Eğitim ve Araştırma Hastanesi Anestezi, Dahili ve Cerrahi Yoğun Bakım Üniteleri'nde Mart 2021-Haziran 2022 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemini, yoğun bakım ünitelerinde endotrakeal entübasyon uygulanan 146 hasta oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında, "Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu", "Braden Risk Değerlendirme Ölçeği", "Nutrisyonel Değerlendirme Testi" ve "Endotrakeal Tüpe Bağlı Basınç Yaralanması Değerlendirme Formu" kullanılmıştır. Hastalar endotrakeal tüp ilişkili basınç yaralanması gelişimi açısından 24 saatte bir değerlendirilmiştir. Her bir hasta için en az 2, en fazla 14 gözlem yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Pearson Ki Kare Testi, Mann Whitney U Testi, Student T Testi ve Binary Logistic Regresyon Analizi kullanılmıştır. Araştırma sonucunda hastaların %80,14'ünde endotrakeal tüp ilişkili basınç yaralanması geliştiği belirlenmiştir. Endotrakeal tüp ilişkili basınç yaralanmasının %56,41 oranla 3-4. günlerde geliştiği ve basınç yaralanması gelişme süresinin ortalama 4,42±1,72 gün olduğu saptanmıştır. Araştırma sonuçları, beden kitle indeksinin endotrakeal tüp ilişkili basınç yaralanması gelişimi ile ilişkili olduğunu göstermiştir. Araştırma sonuçları doğrultusunda, endotrakeal entübasyon yapılan hastaların endotrakeal tüp ilişkili basınç yaralanması gelişimi açısından değerlendirilmesi ve basınç yaralanmalarını önlemeye yönelik stratejilerin uygulanması önerilmektedir.
Günübirlik cerrahi geçiren çocuk hastalarda ebeveynler için postoperatif ağrı değerlendirme ölçeği kısa formunun Türkçeye uyarlama, geçerlilik ve güvenilirlik çalışması
Bu araştırma "Ebeveynler İçin Postoperatif Ağrı Değerlendirme Ölçeği Kısa Formu"nun günübirlik cerrahi geçiren çocuk hastalarda Türkçeye uyarlama, geçerlilik ve güvenilirlik çalışmasının yapılması amacıyla metodolojik araştırma olarak gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Çocuk Hastanesi Kulesi Çocuk Cerrahi Servisi'nde Aralık 2020-Aralık 2021 tarihleri arasında yürütülmüştür. Çalışma örneklemini günübirlik cerrahi geçiren çocuk hastaların 150 ebeveyni oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında "Çocuk Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu", "Ebeveyn Tanıtıcı Bilgi Formu", "Ebeveynler İçin Postoperatif Ağrı Değerlendirme Ölçeği Kısa Formu" ve "Ağrı Yüz Ölçeği Dikey Formu" kullanılmıştır. Ölçeğin geçerliliğinin test edilmesinde dil, kapsam, yapı ve ölçüt geçerliliği yöntemleri kullanılmıştır. Ölçeğin güvenilirliği ise iç tutarlılık analizi ve testin iki yarıya bölünmesi yöntemi ile değerlendirilmiştir. Kapsam geçerliliğine yönelik tüm maddeler için kapsam geçerlilik indeksi hesaplanmış ve değerlerin kabul edilebilir aralıkta olduğu görülmüştür. Yapı geçerliliği için açıklayıcı faktör analizi ve doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Açıklayıcı faktör analizi sonucunda madde 5'in çıkarım değeri 0,30'dan düşük olduğu için ölçekten çıkarılmış ve 9 maddeden oluşan iki faktörlü yapıda bir ölçek elde edilmiştir. Doğrulayıcı faktör analiziyle hesaplanan uyum değerleri kabul edilebilir sınırlar içerisinde bulunmuştur. Ölçüt geçerliliği için "Ağrı Yüz Ölçeği Dikey Formu" kullanılmış ve her iki ölçeğin ölçüm sonuçları ilişkili bulunmuştur. İç tutarlılık analizi sonucuna göre ölçeğin Cronbach alfa değeri 0,759 bulunmuştur. Sonuç olarak "Ebeveynler İçin Postoperatif Ağrı Değerlendirme Ölçeği Kısa Formu"nun 9 maddeden ve iki alt boyuttan oluşan Türkçe formu geçerli ve güvenilir bir ölçme aracı olarak kabul edilmiştir.
Obstetri ve jinekoloji ameliyatı olan hastaların ve onlara bakım veren hemşirelerin mahremiyet hakkındaki farkındalık ve tutumları
Bu araştırma, obstetri ve jinekoloji ameliyatı olan hastaların ve onlara bakım veren hemşirelerin mahremiyete ilişkin farkındalık ve tutumlarının değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Çalışma, Ankara Bilkent Şehir Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum kulesinde Aralık 2020-Haziran 2021 tarihleri arasında obstetri ve jinekoloji ameliyatı olan 75 hasta ve onların bakımını yapan 112 hemşire ile yürütülmüştür. Araştırmanın verileri, hemşireler için "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Mahremiyet Ölçeği", hastalar için "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Hasta Mahremiyeti Farkındalık ve Tutum Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Araştırma verilerinin istatistiksel analizinde Mann-Whitney U testi, Kruskal Wallis testi, t-testi ve One-Way ANOVA testi kullanılmıştır. Hemşirelerin mahremiyet ölçeği toplam puan ortalaması 4,47±0,53, hastaların ölçek toplam puan ortalaması ise 3,55±0,63 bulunmuştur. Çalışmada hemşirelerin mahremiyete ilişkin farkındalık/özen durumları yüksek/çok yüksek bulunmuştur ve hemşirelerin neredeyse tamamı hasta mahremiyetini ihmal etmediğini ifade etmiştir. Hastaların yarısından fazlası orta ya da yüksek düzeyde mahremiyet ihlali deneyimlediğini ifade etmiştir. Hemşirelerin öğrenim durumuna, Hasta Hakları Yönetmeliğini (HHY) okuma, kurs, eğitim gibi etkinliklere katılma ve mahremiyeti anlamlandırma durumlarına göre mahremiyet ölçeği puanları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Hastaların yaş, öğrenim düzeyi, daha önce hastaneye yatma deneyimi, tek kişilik odada kalma, HHY'ni okuma durumlarına göre ölçek puanları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Çalışma bulguları, hastaların ve hemşirelerin mahremiyete ilişkin farkındalık ve tutumlarında farklılık olduğunu göstermektedir. Sonuç olarak, hemşirelerin ve hastaların mahremiyete ilişkin farkındalık ve tutumlarının karşılaştırıldığı farklı cerrahi kliniklerde daha geniş örneklemle çalışmalar yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hasta mahremiyeti, mahremiyet, hasta, hemşirelik
Hastaların yanık sonrası kaşıntı deneyiminin yaşam kalitesine etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, yanık sonrası iyileşme döneminde ortaya çıkan kaşıntıya yönelik geliştirilen ölçeğin geçerlik ve güvenirliğini yapmak, kaşıntı yaşayan hastaların yaşadıkları deneyimleri belirlemek ve kaşıntının hastanın yaşam kalitesine etkisini değerlendirmek amacı ile yapılmıştır. Araştırma iki aşamada yürütülmüştür. Araştırmanın birinci aşaması, kaşıntının şiddetini ve hasta üzerindeki etkilerini değerlendirmek için geliştirilmiş olan "12-Maddeli Kaşıntı Şiddeti Ölçeği"nin Türkçe geçerlik ve güvenirliğini test etmek amacı ile metodolojik yöntemle yürütülmüştür. Araştırmanın ikinci aşamasında, kaşıntının yaşam kalitesine etkisi ve hastaların kaşıntıya yönelik deneyimleri karma araştırma yöntemi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini 01/09/2018-01/01/2021 tarihleri arasında Kartal Dr. Lütfi Kırdar Şehir Hastanesine yanık nedeniyle başvuran ve yanık sonrası kaşıntı deneyimleyen hastalar dahil olmuştur. Araştırmanın birinci aşamasına 120 hasta, ikinci aşamasına da 120 hasta alınmıştır. İkinci aşamaya alınan 120 hastadan 11'i ile derinlemesine bireysel görüşme yapılmıştır. Çalışmada veriler Hasta Tanıtım Formu, Kaşıntıya İlişkin Bilgi Toplama Formu, Görsel Analog Skalası, 12-Maddeli Kaşıntı Şiddeti Ölçeği, Yanığa Spesifik Sağlık Ölçeği ve Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu ile toplanmıştır. "12-Maddeli Kaşıntı Şiddeti Ölçeği"nin, iç tutarlılık güvenirlik katsayısı 0.79 olarak saptanmış, yanık sonrası dönemde ortaya çıkan kaşıntıyı değerlendirmede "güvenilir" bir ölçüm aracı olduğu belirlenmiştir. Çalışma kapsamına alınan bireylerin hafif dereceden şiddetli dereceye kadar kaşıntı yaşadıkları (3.00-19.00), kaşıntı ortalamalarının orta şiddette ( 8,91± 3,90 ) kaşıntıyı işaret ettiği, yaşam kalitesi puan ortalamasının ise 0,71±0,16 olduğu belirlenmiştir. Çalışmada hastanede yatış süresi, yanık derinliği, yanık genişliği, yanan vücut bölgesi, greft varlığının hastaların yaşamış oldukları kaşıntı şiddeti üzerinde etkili olduğu ve kaşıntı şiddeti açısından gruplar arasındaki farkın anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0,05). Derinlemesine görüşmeler ile yanık hastalarının kaşıntı ile baş etmede zorlandıkları, kaşıntının hastanın günlük yaşam ve aile yaşantısı üzerine etkisi olduğu, fiziksel ve ruhsal etkilerinin olduğu ve hastanın kaşıntının tedavisine ilişkin deneyimlerinin olduğu saptanmıştır. Sonuç olarak, bu çalışmadan elde edilen bulgular, kaşıntının şiddeti, dağılımı ve sürekliliği arttıkça hastalar tarafından dayanılmaz bir semptom olarak algılandığını, kaşıntının yanık hastalarının yaşam kalitesini azaltan önemli bir faktör olduğunu göstermiştir. Sağlık çalışanlarının yanık sonrası kaşıntının önemi ve olumsuz etkileri konusunda eğitilmesi, yatan hastaların değerlendirilmesinde, kaşıntıya ilişkin değerlendirme ölçekleri kullanılması ve yanık sonrası kaşıntı tedavisinde, kaşıntı iyileştirmesine yönelik protokoller oluşturulması önerilmektedir.
Laparoskopik kolesistektomi uygulanacak hastaların cerrahi korku düzeylerinin ameliyat sonrası anksiyete ve mobilizasyon durumlarına etkisi
daha sonra doldurulacaktır
Total diz protezi ameliyatı sonrası hastaların konfor düzeylerinin öz bakım gücüne etkisi
Bu çalışma total diz protezi ameliyatı sonrası hastaların konfor düzeylerinin öz bakım gücüne etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak, Gebze Devlet Hastanesinin Ortopedi Servisi'nde Mart 2023- Mart 2024 tarihleri arasında total diz protezi uygulanan, çalışmaya katılmayı kabul eden ve çalışma kriterlerine uyan 109 hasta ile gerçekleştirildi. Total diz protezi uygulanan, araştırmaya dahil edilme kriterlerine uygun olan hastalara bilgilendirme yapılarak Gönüllü Bilgilendirilmiş Onam Formu imzalatıldıktan sonra ameliyat sonrası dönemde Tanıtıcı ve Klinik Özellikler Formu, Genel Konfor Ölçeği (GKÖ), Öz bakım Gücü Ölçeği (ÖBGÖ) kullanılarak veriler elde edildi. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken, istatistiksel analizler için SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) sürüm 26 programı (IBM Corp., Armonk, NY, USA) kullanıldı. Hastaların GKÖ toplam puan ortalamasının 123,34±15,31, ÖBGÖ toplam puan ortalamasının 75,81±14,11 olduğu; hastaların konfor düzeyi arttıkça öz-bakım gücünün de arttığı belirlendi. Postoperatif ağrı düzeyinin hastaların genel konforunu olumsuz, idrar çıkış sayısı ve öz bakım gücünün konfor düzeyini olumlu etkilediği görülürken; postoperatif ağrı düzeyinin hastaların öz bakım gücünü olumsuz; eğitim düzeyi ve genel konforun ise olumlu yönde etkilediği bulundu.
Meme kanseri nedeniyle cerrahi girişim geçiren hastalarda taburculuk öncesi bilgi gereksinimlerinin belirlenmesi
Amaç: Meme kanseri tanısı konulan ve buna bağlı olarak cerrahi girişim geçiren hastalarda taburculuk öncesi bilgi gereksinimlerini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Gereç ve Yöntemler: Araştırmanın verileri kurum izni ve etik kurul izni alındıktan sonra İstanbul'da bulunan bir üniversite hastanesinde iki merkezli olarak Nisan-Mayıs 2024 tarihleri arasında 60 hasta ile yüz yüze görüşülerek toplandı. Verilerin toplanmasında "Tanıtıcı Özellikler Formu" ve "Hasta Öğrenim Gereksinimleri Ölçeği" kullanıldı. Bulgular: Hastaların Hasta Öğrenim Gereksinimleri Ölçeği'ne ait genel puan ortalaması 216,57±27,95 (aralık: 115-250) olarak bulundu. Hastaların yaş ortalaması 53,38±11,30 yıl, %81,7'sinin evli, %86,7'sinin çocuk sahibi olduğu, %58,3'ünün lise ve üzeri eğitim aldığı, %75'inin aktif olarak bir işte çalışmadığı, %93,3'ünün sağlık güvencesi olduğu ve %80'inin daha çok il merkezlerinde yaşadığı, sadece %23,3'ünün düzenli olarak egzersiz yaptığı, %23,3'ünün sigara kullandığı belirlendi. Hastaların Hasta Öğrenim Gereksinimleri Ölçeği alt gruplarından aldıkları önemlilik düzeyleri incelendiğinde, en yüksek önemlilik düzeyi puanının "tedavi ve komplikasyonlar" (4,54±0,49); en düşük önemlilik düzeyi puanının ise "duruma ilişkin duygular" (4,09±0,89) alt boyutuna ait olduğu belirlendi. Öğrenim gereksinimleri 50 yaş ve altı grupta, lise ve üzeri eğitim kurumlarından mezun olanlarda, geliri giderinden az olanlarda, düzenli egzersiz yapanlarda anlamlı derecede yüksek olduğu belirlendi (p<0,05). Sonuç: Meme cerrahisi geçiren hastalarda taburculuk eğitimlerinin hastaların ihtiyaçları doğrultusunda planlanması, eğitimin yetkin sağlık profesyonellerince yapılması ve farklı hastalarla daha kapsamlı çalışmaların yapılması önerilir. Anahtar kelimeler: Meme Cerrahisi, Eğitim Gereksinimi
Abdominal cerrahi girişim geçirecek hastaların sağlık okuryazarlığı düzeylerinin sağlık algısı ve kaygı üzerine etkisi
Araştırma abdominal cerrahi girişim geçirecek hastaların sağlık okuryazarlığı düzeylerinin sağlık algısı ve ameliyata özgü kaygı üzerine etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini İstanbul ilinde bir şehir hastanesinin genel cerrahi servisinde 27 Kasım 2023-22 Şubat 2024 tarihleri arasında abdominal cerrahi girişim geçirecek hastalar oluşturdu. Araştırmanın örneklemi G-power (versiyon 3.1.) paket programı ile 143 olarak hesaplandı ve araştırma örnekleme dahil edilme kriterlerine uyan 145 hasta ile tamamlandı. Veriler, araştırma için etik kurul, kurum izni ve hastalardan sözlü ve yazılı izin alındıktan sonra "Veri Toplama Formu", "Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (SOYÖ)", "Sağlık Algısı Ölçeği (SAÖ)" ve "Ameliyata Özgü Kaygı Ölçeği (AÖKÖ)'' kullanılarak ameliyattan bir gün önce yüz yüze görüşme tekniğiyle toplandı. Araştırmanın istatistiksel hesaplamaları SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) yazılımı (versiyon 26) kullanılarak yapıldı. Araştırma verileri incelendiğinde; hastaların yaş ortalamasının 51,48±12,97 yıl, %61,4'ünün kadın, %86,2'sinin çocuk sahibi, %60,7'sinin eğitim düzeyinin ilköğretim ve altında olduğu, %53,1'inin sağlığını iyi olarak değerlendirdiği belirlendi. Erkek cinsiyetin, artan eğitim düzeyinin ve sağlığını iyi olarak değerlendirmenin hastaların sağlık okuryazarlığı düzeyini artıran bağımsız değişkenler olduğu saptandı. Hastaların SOYÖ toplam puan ortalaması 102,48±15,21, SAÖ toplam puan ortalaması 50,08±7,40 ve AÖKÖ toplam puan ortalaması 25,77±7,48 olarak hesaplandı. Hastaların sağlık okuryazarlığı düzeyi ile sağlık algısı düzeyi arasında istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki olduğu saptandı. Hastaların ameliyata özgü kaygı düzeyi ile sağlık okuryazarlığı düzeyi ve sağlık algısı arasında istatistiksel olarak anlamlı ve negatif yönlü bir ilişki olduğu saptandı. Araştırma sonucunda sağlık okuryazarlığı düzeyi artarken sağlık algısının da arttığı, ameliyata özgü kaygı düzeyinin ise azaldığı belirlendi. Buna göre sağlık algısını artırmak ve ameliyata özgü kaygı düzeyini azaltmak için sağlık okuryazarlığının geliştirilmesi gereklidir. Bu konuda hemşirelerin danışman ve eğitici rolüne özgü hemşirelik girişimlerinin planlanması ve uygulanması, ayrıca araştırmanın sonuçlarının genellenebilmesi için örneklem sayısının artırılarak konu ile ilgili daha fazla araştırma yapılması önerilebilir.
Böbrek nakli olan hastaların umutsuzluk ve yorgunluk düzeylerinin belirlenmesi
Daha sonra doldurulacaktır.
Ortopedik cerrahi girişim geçiren hastaların algıladıkları sosyal desteğin ameliyat sonrası ağrı ve günlük yaşam aktivitelerine etkisi
Çalışma ortopedik cerrahi girişim geçiren hastaların algıladıkları sosyal desteğin ameliyat sonrası ağrı ve günlük yaşam aktivitelerine etkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı ve ilişki arayıcı olarak yapıldı. Çalışmanın örneklemini 2022 yılı Şubat- Temmuz aylarında "Keşan Devlet Hastanesi Ortopedi Cerrahi Kliniği" nde yatan ve ortopedik cerrahi girişim geçiren 200 hasta oluşturdu. Verilerin toplanmasında literatüre dayalı olarak hazırlanan "Hasta Tanıtıcı Bilgi Formu", "Görsel Kıyaslama Ölçeği (GKÖ)" "Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği (ÇBASDÖ)" ve Katz Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği (GYAÖ) kullanıldı. Çalışma öncesinde etik kurul ve kurum izni alındı. Çalışmanın istatiksel analizinde SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) sürüm 26 (IBM Corp., Armonk, NY, USA) programı kullanıldı. Çalışmada elde edilen sonuçlar değerlendirildiğinde, hastaların sosyal destek ölçeğinden aldıkları puan ortalamasının 59,89±22,66 (aralık:12-84) puan ve orta düzeyde olduğu, ameliyat sonrası 0. günden 5.güne kadar ağrı skor ortalaması sırasıyla 6.10±1.81, 5.96±1,94, 5.06±1.98, 4.26±1.83, 3.59±1.71 ve 3.15±1.49 olarak ölçüldüğü ve orta düzeyde olduğu (p<0.05), hastaların GYAÖ toplam puan ortalaması, 14,69±2,15 (aralık:7-18) olarak hesaplanıp buna göre günlük yaşam aktivitelerinde bağımsız oldukları, algılanan sosyal destek puanı arttıkça ağrı skorunun azaldığı (p<0,001), algılanan sosyal destek ile günlük yaşam aktiviteleri arasında pozitif yönlü kuvvetli ilişki (p<0,001), algılanan sosyal destek ile ağrı skoru arasında negatif yönlü kuvvetli ilişki (p<0,001), ağrı skoru ile günlük yaşam aktiviteleri arasında negatif yönlü kuvvetli ilişki bulunmuştur (p<0,001). Sonuç olarak algılanan sosyal destek düzeyi arttıkça, ameliyat sonrası ağrı azalmakta ve günlük yaşam aktivitelerinde bağımsız olma durumları artmaktadır.
Koroner arter bypass greft cerrahisi sonrası görülen semptomların öz-bakım gücüne etkilerinin belirlenmesi
Bu araştırma koroner arter bypass greft cerrahisi sonrası görülen semptomların öz-bakım gücüne etkilerinin belirlenmesi amacıyla planlandı. Tanımlayıcı ve kesitsel tipteki bu araştırma Mart-Ağustos 2021 tarihleri arasında koroner arter bypass greft cerrahisi geçiren, İstanbul'da bir Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kardiyovasküler Cerrahi Servislerinde yatan ve çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 223 hasta ile gerçekleştirildi. Araştırmada veriler, 'Hasta Bilgi Formu', 'Kalp Cerrahisi Semptom Envanteri' ve 'Öz Bakım-Gücü Ölçeği' kullanılarak toplandı. Veriler SPSS (Statistical Package for the Social sciences) 25 paket programı ile analiz edildi. Verilerin analizinde; tanımlayıcı ve ilişki arayıcı istatiksel yöntemler olarak frekans, yüzde, ortalama, standart sapma, Kolmogorov-Smirnova, Mann-Whitney U, Kruskal Wallis ve Kruskal Wallis z testleri ve Pearson ve Spearman korelasyon analizi kullanıldı. Hastaların semptom şiddeti toplam puan ortalaması 33,36±17,88, öz bakım gücü toplam puan ortalaması 89,63±21,43 olarak bulundu. Semptom şiddeti toplam puan ortalamalarının öz bakım gücü toplam puan ortalamalarıyla negatif yönde çok ileri derecede anlamlı bir ilişkisi olduğu (r=-0,229; p<0,001); cinsiyet (Z=-2,132, p=0,033), düzenli egzersiz yapma durumu (Z=-2,377, p=0,017) ve hastanede yatış süresinin (KW=11,033, p=0,004) hastaların semptom şiddeti puan ortalamaları üzerinde; cinsiyet (Z=-2,565, p=0,010), eğitim durumu (KW=6,469, p=0,039), çalışma durumu (Z=-2,116, p= 0,034), düzenli egzersiz yapma durumu (Z=-3,748, p=0,001) gibi değişkenlerin ise öz bakım gücü puan ortalamaları üzerinde anlamlı bir etkisinin olduğu bulundu. Koroner arter bypass greft cerrahisi geçiren hastaların çeşitli semptomlar yaşayabileceği göz önüne alınmalı ve öz bakım gücünü arttıracak hemşirelik uygulamalarının hemşirelik bakımlarına entegre edilmesi ve koroner arter bypass greft cerrahisi sonrası öz bakım davranışlarının çeşitli ölçüm araçları kullanılarak değerlendirilmesi önerilir. Anahtar kelimeler: KABG, semptom, öz-bakım gücü, hemşirelik
Kalp cerrahisi sonrası hastalara verilen taburculuk eğitiminin iyileşme ve yaşam kalitesi üzerine etkisi
Hızlı gelişen günümüzün dünyasında sedanter yaşam, hava kirliliği, hazır yiyecek/içecek, ulaşım araçlarının çokluğu, tütün ve alkol kullanımı ve bunlara bağlı eşlik eden hastalıkların artmasıyla birlikte kalp ve damar hastalıklarının birincil mortalite nedeni olarak gösterilmesine neden olmuştur. Birincil yaklaşımlardan olan açık kalp ameliyatı, tıbbi tedaviye oranla semptomsuz, kaliteli ve daha uzun bir yaşam beklentisi sağlaması nedeniyle tercih edilmektedir. Araştırma, kalp cerrahisi sonrası verilen taburculuk eğitiminin iyileşme ve yaşam kalitesi üzerine etkisini belirlemek amacıyla randomize kontrollü, ön test-son test kontrol gruplu deneysel tasarımda, Mart 2022- Temmuz 2023 tarihleri arasında iki Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin Kalp ve Damar Cerrahisi ABD yatan 70 hasta ile planlandı ve gerçekleştirildi. Araştırmanın verileri 'Hasta Kişisel Bilgi Formu', 'Çok Boyutlu Yaşam Kalitesi Ölçeği', 'İyileşme Kalitesi-40 Anketi' ve 'Telefonla İzlem Formu' kullanılarak yüz yüze ve telefon aramaları aracılığı ile toplandı. İlk yüz yüze görüşmede hastalara taburculuk eğitimi anlatıldı, eğitim kitapçığı ve mobil uygulama verildi. Kontrol grubuna standart hastane eğitimi verildi. %95 güven aralığında ve anlamlılık düzeyi p<0,05 altında değerlendirilen araştırmanın sonuçlarına göre; verilen taburculuk eğitiminin hastaların iyileşme kalitesi düzeyi ve yaşam kalitesinin istatiksel olarak daha yüksek olduğu, deney grubunda görülen komplikasyonların daha az olduğu ve bilgi düzeyinin daha yüksek olduğu görüldü.
Koroner arter bypass greft cerrahisi geçiren hastalarda tele hemşirelik danışmanlığının semptom kontrolü ve öz bakım gücüne etkisi
Amaç: Koroner arter bypass greft cerrahisi geçiren hastalarda taburculuk sonrası tele hemşirelik danışmanlığının semptom kontrolü ve öz bakım gücüne etkisini incelemek amacıyla randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak yapıldı. Yöntem: Araştırma Temmuz 2022- Temmuz 2023 tarihleri arasında İstanbul ilindeki bir şehir hastanesinin kardiyovasküler cerrahi kliniğinde koroner arter bypass greft cerrahisi geçiren 36'sı deney, 36'sı kontrol grubunda olmak üzere toplam 72 hasta ile gerçekleştirildi. Araştırma öncesinde gerekli etik kurul onayı, kurum izinleri, hastalardan yazılı onam ve ölçek sahiplerinden izinleri alındı. Veriler, Hasta Tanıtım Formu, Kalp Cerrahisi Semptom Envanteri, Telefonla Danışmanlık Formu ve Öz Bakım Gücü Ölçeği ile toplandı. Deney ve kontrol grubu hastalarla yoğun bakım servisine yatışında görüşülerek hasta bilgi formu uygulandı. Kontrol grubu hastalara taburculuğun ilk 24 saatinde ve taburculuk sonrası 3. haftada Kalp Cerrahisi Semptom Envanteri ve Öz Bakım Gücü Ölçeği telefon ile ulaşılarak uygulandı. Deney grubu hastalara ise taburculuğun ilk 24 saatinde, birinci haftada, ikinci haftada ve üçüncü haftada telefonla arama protokolü doğrultusunda danışmanlık hizmeti verilerek Kalp Cerrahisi Semptom Envanteri ve Öz Bakım Gücü Ölçeği uygulandı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS yazılımı versiyon 26 (IBM Corp, Armonk, NY,USA) programı kullanıldı. Sonuçlar, %95 güven aralığında anlamlılık ise p<0,05 altında değerlendirildi. Bulgular: Araştırma gruplarına (deney ve kontrol) göre hastaların tanıtıcı özelliklerinde istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmadı (p>0,05) ve grupların homojen olarak dağılım gösterdiği saptandı. Gruplar karşılaştırıldığında ilk ve son ölçüm Kalp Cerrahisi Semptom Envanteri puanlarının tele hemşirelik danışmanlığı verilen deney grubunda, kontrol grubuna göre istatistiksel olarak anlamlı derecede düşük olduğu (p<0,001); her iki ölçümde deney grubunda kalp cerrahisi ilişkili semptomların kontrol grubuna göre daha düşük düzeyde görüldüğü belirlendi. Grup içi karşılaştırmada hem deney hem de kontrol grubunda ilk ölçüme göre son ölçümde kalp cerrahisi ilişkili semptomların istatistiksel olarak anlamlı derecede azaldığı saptandı (p<0,001). Grup içi karşılaştırmada deney grubunda ilk ölçüme göre son ölçümde öz bakım gücünde istatistiksel olarak anlamlı derecede bir artma görülürken (p<0,001), kontrol grubunda ilk ölçüme göre son ölçümde öz bakım gücünde istatistiksel olarak anlamlı derecede bir değişim saptanmadı (p>0,05). Sonuç: Koroner arter bypass greft cerrahisi sonrası tele hemşirelik ile verilen danışmanlığın hastaların taburculuk sonrası kalple ilişkili semptomları azaltmada ve öz bakım gücünün arttırmada etkili olduğu bulundu.
Total tiroidektomi uygulanan hastalarda zencefil ve nanenin ameliyat sonrası bulantı kusma üzerine etkisi
Bulantı kusma cerrahi girişim sonrası sıklıkla görülen semptomdur. Tiroidektomi sonrasında bulantı kusma hasta için oldukça rahatsız edici bir deneyimdir. Fitoterapi bulantı ve kusmayı önlemede etkili tamamlayıcı ve alternatif (TAT) uygulamalardan biridir. Bu çalışma, tiroidektomi cerrahisi uygulanan hastalarda zencefil ve nanenin ameliyat sonrası bulantı ve kusma üzerine etkilerini belirlemek amacıyla randomize kontrollü deneysel bir çalışma olarak yapıldı. Araştırma, Bezmialem Vakıf Üniversitesi Genel Cerrahi Servisinde Şubat 2021- Ağustos 2022 tarihleri arasında elektif tiroidektomi yapılan ve araştırma kriterlerine uyan 81 hasta (Zencefil grubu=27, Nane grubu=27, kontrol grubu=27) ile gerçekleştirildi. Girişim grubundaki hastalara ameliyattan sonraki dönemde 2., 6., ve 24. saatlerde hastalara uçucu yağı inhalasyon yoluyla uygulandı. Grupların 2., 6. ve 24. saatlerde ağrı, bulantı-kusma sayısı, şiddeti ve antiemetik kullanımları "Vizüel Analog Skalası ve 24. saatin sonunda "Rhodes Bulantı-Kusma İndeksi" puanı ile değerlendirildi. Girişim grubunun ameliyat sonrası 6. saatte bulantı ve kusma sayısının ve şiddetinin kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük olduğu belirlendi (p<0,05). Girişim grubunun ameliyat sonrası 2., 6. ve 24. saatlerde bulantı sayısı ve şiddetinin, ameliyat sonrası 2. ve 6. saatlerde kusma sayısı ile şiddetinin kontrol grubuna göre daha düşük olduğu bulundu. Her üç grupta da bulantı ve kusma sayısı ile şiddetinin ameliyat sonrası 6. saatte en yüksek olduğu görüldü. Sonuç olarak, zencefil ve nane uygulamasının tiroidektomi sonrası 6. saatte gelişen bulantı ve kusmanın önlenmesinde (sayısı ve şiddeti) etkili ve güvenli olduğu ve antiemetik kullanımını azalttığı bulundu. Bu sonuçlar doğrultusunda ameliyat sonrası dönemde hastalarda bulantı ve kusmanın önlenmesinde zencefil ve nane kullanılması önerilebilirç
Kolonoskopi işlemi sırasında kullanılan sanal gerçeklik gözlüğünün yaşam bulguları, ağrı ve anksiyete düzeyine etkisi
Kolonoskopi, hasta açısından rahatsız edici, ağrıya ve anksiyeteye yol açan bir işlemdir. Bu durum hastaların ekiple iş birliği yapmalarını, yaşam bulguları ve memnuniyetini de olumsuz olarak etkilemektedir. Bu sorunların önüne geçmek için sıklıkla işlem sırasında analjezi ve sedasyon kullanılsa da kolonoskopiye bağlı gelişebilecek komplikasyonları artırabilmektedir. Sedasyon kullanımına alternatif olarak farmakolojik olmayan yöntemlerin kullanılması önerilmektedir. İşlem sırasında sanal gerçeklik gözlüğü dikkati başka yöne çekmek için kullandırılan yan etkisi olmayan, hastanın ağrı ve anksiyetesini azaltarak iyileşmesini hızlandıran yeni bir yöntemdir. Bu bilgiler ışığında hemşirelik uygulamalarında tercih edilebilecek bir teknik olup, kolonoskopi işlemi sırasında kullanılan sanal gerçeklik gözlüğü dikkati başka yöne çekmeyi sağlayan yan etkisi olmayan uygulamalarının kullanıldığı sınırlı sayıda çalışma bulunmaktadır. Bu araştırmanın amacı, kolonoskopi işlemi sırasında kullanılan sanal gerçeklik gözlüğünün yaşam bulguları, ağrı ve anksiyete düzeyine etkisi belirlemek amacıyla randomize kontrollü deneysel olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini; 1 Eylül 2020 – 1 Eylül 2021 tarihleri arasında Sağlık Bilimleri Üniversitesi İstanbul Prof. Dr. Cemil Taşçıoğlu Şehir Hastanesinin Endoskopi ünitesine kolonoskopi yaptırmak için başvuran ve araştırmaya alınma kriterlerine uyan 60 hasta (deney: 30, kontrol: 30) oluşturdu. Araştırmanın verileri; "Tanıtıcı Bilgi Formu" "Durumluk-Sürekli Anksiyete Ölçeği [State-Trait Anxiety Inventory (STAI TX I-II)]", "Visual Analog Skala-Pain (VAS-P)", "Yaşam Bulguları İzlem Formu" ve "Sanal Gerçeklik Gözlüğü Uygulamasına İlişkin Memnuniyet Durumunun Değerlendirmesi" formları ile toplandı. Deney grubundaki hastalara işlem süresince 3-10 dakika arasında değişen, müzik fonlu 360° sanal gerçeklik gözlüğü deniz kenarı ve deniz altı videolardan izlemek istediği ve istediği zaman değiştirebileceği videolar izletildi. Her iki grupta da işlem öncesi ve sonrası yaşam bulguları, ağrı ve anksiyete puanları değerlendirildi. Yalnızca deney grubundaki hastalara sanal gerçeklik gözlüğünden memnuniyet durumları soruldu. Deney ve kontrol grubundaki hastaların yaşam bulguları karşılaştırıldığında gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık belirlenmedi (p>0,05). Deney grubundaki hastaların işlem sonrası STAI-I düzeyinin işlem öncesine göre istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşük olduğu görüldü (p<0,001). Hastaların kolonoskopi işlemi sonrası Vas ağrı puanları incelendiğinde; deney grubundakilerinin ağrı puanının istatistiksel olarak anlamlı derecede daha düşük olduğu bulundu (p<0,001). Deney grubundaki hastaların sanal gerçeklik video uygulamasından memnun olma düzeyinin yüksek olduğu ve uygulama yapılan hastaların tamamının sanal gerçeklik gözlüğü uygulaması ile tekrar kolonoskopi işlemi yaptırmak istedikleri belirlendi. Bu sonuçlar doğrultusunda hastaların memnuniyetini artırması nedeniyle ağrı, anksiyete ve yaşam bulgularını olumsuz etkileyen ağrılı ve invaziv her türlü işlemler sırasında sanal gerçeklik gözlüğünün kullanılması, daha büyük örneklem gruplarıyla çok merkezli randomize kontrollü çalışmaların yapılması önerilmektedir.
Cerrahi kliniklerde çalışan hemşirelerin bakım odaklı hemşire-hasta etkileşimine yönelik tutum ve davranışları
Cerrahi hemşireliği ameliyat öncesi, sırası ve sonrası dönemde hastanın hemşirelik bakımını planlayan, uygulayan ve değerlendiren sağlık profesyonelidir. Cerrahi hemşireleri cerrahi sürecin tüm aşamasında hastayla etkileşim halindedir. Hemşirelerin davranış ve tutumlarının, hemşire –hasta etkileşimi üzerinde güçlü etkileri olduğu belirtilmektedir. Literatürde, sağlıklı /hasta birey ile kurulan kişilerarası ilişkinin hastalar üzerinde iyileşmeye yönelik motivasyonu, hastalık ve tedaviye uyumu, hasta memnuniyetini arttırdığı bildirilmektedir. Bu araştırmanın amacı, cerrahi kliniklerde çalışan hemşirelerin bakım odaklı hemşire-hasta etkileşimine yönelik tutum ve davranışlarını incelemektir. Araştırmanın örneklemini, bir üniversite hastanesinin cerrahi kliniklerinde çalışan 176 hemşire oluşturdu. Araştırmanın verileri hemşire bilgi formu ve Bakım Odaklı Hemşire-Hasta Etkileşimi Ölçeği aracılığı ile toplandı. Veriler SPSS 26.0 istatistik programı ile değerlendirildi. Sonuçlar; %95 güven aralığında anlamlılık ise p<0,05 altında değerlendirildi. Hemşirelerin bakım odaklı hemşire hasta etkileşimlerinin önemliliği puanın 337,41±13,32; yeterliliği puanın 313,01±19,38 ve uygulanabilirliği puanın 311,93±22,83 olduğu belirlendi. Hemşirelerin bakım odaklı hemşire hasta etkileşimlerinin önemliliğine yönelik tutumlarının ve davranışlarının yeterliliğine ve uygulanabilirliğine yönelik tutum ve davranışlarından daha olumlu olduğu görüldü. Bakım odaklı hemşire-hasta etkileşimi önemlilik düzeyine etki eden bağımsız faktörlerin kadın cinsiyet [β=0,40; t=2,24; p=0,026], artan eğitim düzeyi [β=0,40; t=7,11; p<0,001], mesleği sevdiği için seçme durumu [β=1,05; t=4.84; p<0,001] ve kişilerarası ilişkilerde sorun yaşamama durumu olduğu; bakım odaklı hemşire-hasta etkileşimi yeterlilik düzeyine etki eden bağımsız faktörlerin eğitim düzeyi [β=0,21; t=1,31; p<0,001] ve mesleği sevdiği için seçme durumu [β=0,89; t=3,18; p=0,002] olduğu; bakım odaklı hemşirehasta etkileşimi uygulanabilirlik düzeyine etki eden bağımsız faktörün mesleği sevdiği için seçme durumu [β=0,78; t=2,61; p=0,010] olduğu belirlendi. Anahtar kelimeler: cerrahi hemşireliği, hemşirelik bakımı, hemşire – hasta etkileşimi, tutum
Cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin iş yükü ve tükenmişlik algısının yaşam doyumuna etkisi
Araştırma, cerrahi birimlerde çalışan hemşirelerin iş yükü ve tükenmişlik algısının yaşam doyumuna etkisini belirlemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. Araştırma evrenini bir eğitim ve araştırma hastanesi cerrahi biriminde Mart 2024 – Mayıs 2024 tarihleri arasında çalışan hemşireler, örneklemini ise G-power (versiyon 3.1) ile hesaplama sonrası kriterleri karşılayan 188 hemşire oluşturdu. Araştırma öncesinde araştırmanın yapıldığı kurum ve İstanbul Üniversitesi-Cerrahpaşa Sosyal ve Beşeri Bilimler Etik Kurulu'ndan, ayrıca ölçekleri Türkçe'ye uyarlayan yazarlardan gerekli izinler alındı. Veriler, "Kişisel Bilgi Formu", "İş Yükü Ölçeği", "Maslach Tükenmişlik Ölçeği" ve "Yaşam Doyum Ölçeği" kullanılarak ve yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Araştırmada elde edilen bulgular %95 güven aralığında anlamlılık ise p<0,05 altında değerlendirildi. İstatistiksel hesaplamalar SPSS (Statistical Package for the Social Sciences) sürüm 26 programı ve Amos 24 programları (IBM Corp., Armonk, NY, USA) ile yapıldı. Cerrahi hemşirelerin yaş ortalamasının 32,56±7,51 yıl, %90'ının kadın, %56'sının eş ve/veya eş ve çocuklarıyla yaşadığı, %90'ının çekirdek aile yapısına sahip olduğu, %93'ünün lisans ve üzeri bir eğitim aldığı, %66'sının gelirini orta olarak ifade ettiği belirlendi. Ayrıca %75'inin haftalık 45 saat ve üzerinde çalıştığı, %69'unun 5 yıldan fazla bir mesleki deneyiminin olduğu, %56'sının günlük 10'dan fazla hastaya bakım verdiği, %88'inin vardiya sistemiyle çalıştığı, %21'inin kronik bir hastalık tanısı olduğu, %3'ünün ruhsal bir sorun yaşadığı, %23'ünün sigara, %10'unun ise alkol tüketimi olduğu ve %47'sinin herhangi bir maddi ya da manevi destek görmediği mevcut bulgulardan saptandı. Cerrahi hemşirelerin İş Yükü Ölçeği ve Yaşam Doyumu Ölçeği puan ortalamaları sırasıyla 40,78±6,51 ve 11,72±3,98; Maslach Tükenmişlik Ölçeği "duygusal tükenme", "duyarsızlaşma" ve "kişisel başarı" alt boyut puan ortalamaları ise sırasıyla 23,60±7,44; 8,18±4,62 ve 21,22±4,16 olarak bulundu. Birçok faktörün iş yükünü, tükenmişlik algısını ve yaşam doyumunu etkilediği; mesleki iş yükünün duygusal tükenmeye yol açtığı; duygusal tükenmenin yaşam doyumunu azalttığı ve duyarsızlaşmaya neden olduğu; ancak hemşirelerin yaşam doyumundaki azalmaya rağmen meslekte duyarsızlaşma üzerinde etkisi olmadığı saptandı.