Atatürk University
Anabilim Dalı

Halk Sağlığı Hemşireliği Anabilim Dalı

Atatürk University

218

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Palyatif bakim servisinde yatan hastalarin bakim verenlerinde bakim yükünün belirleyicileri: spiritüel i̇yi oluşluk, umut ve algilanan sosyal destek düzeyi

Bu araştırma palyatif bakım servisinde yatan hastaların bakım verenlerinde bakım yükü, spiritüel iyi oluş, umut ve algılanan sosyal destek düzeyini belirlemek; bakım yükü ile spiritüel iyi oluş, umut ve algılanan sosyal destek arasındaki ilişkiyi değerlendirmek; bakım yükünü etkileyen faktörleri incelemek amacıyla yapılmıştır. Bu araştırma tanımlayıcı ve ilişkisel bir çalışmadır. Bu araştırma 01 Mart-30 Eylül 2024 tarihleri arasında Ankara Etlik Şehir Hastanesi Tıbbi Gözlem Kliniği Palyatif Bakım servisinde yatan hastaların bakım verenlerinde yapılmıştır. Araştırmanın örneklemi toplam 181 bakım veren bireyden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri Kişisel Bilgi Formu, Zarit Bakım Yükü Ölçeği, Spiritüel İyi Oluş Ölçeği, Herth Umut Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzde, ortalama ve standart sapma, bağımsız gruplarda t testi, Oneway ANOVA testi, Pearson korelasyon ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bakım verenlerin yaş ortalamasının 42,97±12,14 ve %74,6'sının kadın olduğu saptanmıştır. Bakım verenlerin bakım yükü puan ortalaması 32,98±13,87'dir. Bakım verenlerin bakım yükü ile spiritüel iyi oluş, umut ve algılanan sosyal destek arasında negatif yönlü yüksek düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Bakım verenlerin, cinsiyet (β=0,664), medeni durum (β=0,715), eğitim durumu (β=0,289), yaşadığı yer (β=0,451), yakınlık derecesi (β=0,346), hastanın medeni durumu (β=0,715), hastanın eğitim durumu (β=0,663), hastanın bağımlılık düzeyi (β=0,488), spiritüel iyi oluş (β=0,602), umut (β=0,398) ve algılanan sosyal destek düzeyinin (β=0,556) bakım yükünün önemli bir yordacısı olduğu belirlenmiştir. Bu değişkenlerin bakım yükü üzerindeki değişimin %69,3'ünü (Adjusted R2= 0,693) açıkladığı saptanmıştır. Sonuç olarak bakım veren bireylerin bakım yükü orta düzeydedir. Bakım verilen bireyin evli, okuryazar, tam bağımlı olması; bakım verenin kadın, evli, ilkokul mezunu, ilçede yaşayan ve hastanın eşi olması; bakım verenin spiritüel iyi oluş, umut ve algılanan sosyal destek düzeyi bakım yükünün önemli yordayıcılarıdır. Bu sonuçlar doğrultusunda bakım veren bireylerin bireysel özellikleri dikkate alınarak bakım yükünün azaltılmasına katkı sağlayabilecek psikososyal ve spiritüel destek, umudu güçlendirme gibi programların planlanması önerilir. Anahtar Sözcükler: Bakım verici; Bakım yükü; Spiritüel iyi oluş; Umut ve Algılanan sosyal destek

Merve Heybet
Selçuk University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Adölesanlara uygulanan çevre temelli eğitim programının çevre dostu davranışlarına ve ekolojik ayak izi farkındalıklarına etkisi

Bu çalışma, adolesanlara uygulanan Çevre Temelli Eğitim Programı'nın çevre dostu davranış ve ekolojik ayak izi farkındalıklarına etkisini incelemek amacıyla; randomize olmayan gruplarda, ön test- son test kontrol gruplu yarı deneysel tasarımda yapılmıştır. Araştırma Konya ilinde bir meslek lisesinde 10. Sınıfta öğrenim gören öğrenciler ile 22 Nisan -24 Mayıs 2024 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışma grubunu 52 müdahale ve 52 kontrol olmak üzere toplam 104 öğrenci oluşturmuştur. Müdahale grubu öğrencilerine üç hafta ve üç oturumdan oluşan Çevre Temelli Eğitim Programı uygulanmıştır. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Çevre Dostu Davranış Ölçeği ve Ekolojik Ayak İzi Farkındalığı Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde ki kare, bağımlı gruplarda t testi ve bağımsız gruplarda t testi kullanılmıştır. Uygulanan Çevre Temelli Eğitim Programı sonrası müdahale grubunun Çevre Dostu Davranış Ölçeği toplam puan ortalamalarının son testte ön teste göre arttığı ve farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,001). Müdahale grubunun Ekolojik Ayak İzi Farkındalık Ölçeği toplam puan ortalamalarının son testte ön teste göre azaldığı ancak bu azalışın istatistiksel olarak anlamlı olmadığı bulunmuştur (p>0,05). Sonuç olarak adolesanlara uygulanan Çevre Temelli Eğitim Programı adölesanların çevre dostu davranışlarını artırırken, ekolojik ayak izi farkındalıklarını artırmada etkili olmadığı bulunmuştur. Bu sonuçlar doğrultusunda adolesanlara çevre eğitimi programları periyodik olarak düzenlenmeli ve halk sağlığı hemşireleri tarafından okul ziyaretleri planlanmalıdır. Anahtar Sözcükler: Adölesan; Çevre eğitimi; Çevre dostu davranış; Ekolojik ayak izi farkındalığı; Hemşire

Neslihan Başaran
Selçuk University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelik öğrencilerine jennning afet hemşireliği yönetim modeli ile verilen simülasyon eğitiminin afete hazırlık algısı ve müdahale öz-yeterliliğine etkisi

Hemşirelik öğrencilerinin afetzedeleri nasıl önceliklendireceklerini, değerlendireceklerini ve yöneteceklerini öğrenmeleri, öğrencilerin afete hazırlıklarını ve müdahale öz-yeterliliklerini geliştirmelerine yardımcı olabilir. Bu araştırmanın amacı hemşirelik öğrencilerine Jenning Afet Hemşireliği Yönetim Modeli'ne dayalı verilen simülasyon eğitimlerinin afete hazırlık algısı ve müdahale öz-yeterliliğine etkisini incelemektir. Bu çalışma randomize olmayan gruplarda, ön test-son test paralel kontrollü yarı deneysel tasarımda yapılmıştır. Araştırma Selçuk Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde öğrenim gören son sınıf öğrenciler ile Ekim 2024-Ocak 2025 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışma popülasyonunu 65 müdahale grubu ve 65 kontrol grubu olmak üzere toplam 130 hemşirelik öğrencisi oluşturmuştur. Çalışmada müdahale grubunda yer alan öğrencilere Jenning Afet Hemşireliği Yönetim Modeli'ne dayalı teorik ve simülasyon uygulamalarını içeren 14 haftalık eğitim programı uygulanmıştır. Kontrol grubu eğitim verilmeyen grup olmuştur. Veriler, Tanıtıcı Bilgi Formu, Hemşirelerde Afete Hazırlık Algısı Ölçeği ve Afete Müdahale Öz-Yeterlilik Ölçeği ile toplanmıştır. Verilerin analizinde ki-kare testi, bağımlı gruplarda t testi, bağımsız gruplarda t testi, McNemar-Bowker ve McNemar testi kullanılmıştır. Uygulanan Jenning Afet Hemşireliği Yönetim Modeli'ne dayalı simülasyon eğitim programı sonrası müdahale grubunun Hemşirelerde Afete Hazırlık Algısı Ölçeği ve Afete Müdahale Öz-Yeterlilik Ölçeği tüm alt boyut ve toplam puan ortalamalarının kontrol grubuna göre son teste arttığı ve bu artışın istatistiksel olarak anlamlı olduğu bulunmuştur (p<0,05). Bu çalışmada Jenning Afet Hemşireliği Yönetim Modeli'ne dayalı simülasyon eğitiminin hemşirelik öğrencilerinin afetlere hazırlık algısını ve müdahale öz-yeterliliğini artırmada etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu bulgu doğrultusunda, hemşirelik eğitim programlarında Jenning Afet Hemşireliği Yönetim Modeli ile yapılandırılmış simülasyon eğitimlerine daha fazla yer verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Afete hazırlık algısı; Afet hemşireliği; Afete müdahale öz-yeterliliği; Hemşirelik öğrencisi

Mehmet Emre Altınkaynak
Selçuk University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ergenlerde sigara prevelansı, sosyal kaygı ve depresyon: Okul tabanlı kesitsel bir çalışma

Ergenlerin sağlığı ve yaşam alışkanlıkları, toplum sağlığı açısından büyük önem taşımaktadır. Ergenlerde sigara kullanımının, sosyal kaygı ve depresyon düzeylerinin belirlenmesi erken müdahaleler için kritik öneme sahiptir. Bu çalışma ergenlerde sigara içme prevalansını, sosyal kaygı ve depresyon düzeylerini belirlemek ve sigara içmeyi etkileyen risk faktörlerini incelemek amacıyla yürütülmüş kesitsel bir araştırmadır. Çalışma 3.636 ergen üzerinde gerçekleştirilmiştir. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Ergenler İçin Sosyal Kaygı Ölçeği ve Temel Depresyon Ölçeği kullanılmıştır. Çalışmada ergenlerin sigaraya başlama yaş ortalaması 14,35±1,62 yıl olarak belirlenmiş ve sigara içme yaygınlığı %9,5 olarak bulunmuştur. Cinsiyet, sınıf düzeyi, aile tipi, ailede ve arkadaş çevresinde sigara içen birey varlığı, sosyal kaygı düzeyi ve depresyon düzeyi sigara içme üzerinde anlamlı risk faktörleri olarak tespit edilmiştir. Özellikle arkadaş çevresinde sigara içen birey bulunması, ergenlerin sigara içme olasılığını 9,627 kat artırırken, ailede sigara içen birey bulunması bu olasılığı 1,412 kat yükseltmiştir. Sosyal kaygı puanındaki her bir birim artış sigara içme olasılığını %1,6, depresyon puanındaki her bir birim artış ise %5,2 oranında artırmaktadır. Sonuç olarak, sigara içme riski taşıyan ergenlerin erken aşamada tespit edilmesi, sosyal kaygı ve depresyon düzeylerinin azaltılması açısından okul hemşireleri ve eğitimciler için önemli fırsatlar sunmaktadır. Bu doğrultuda ergenlerin sosyal becerilerini geliştirmeye yönelik eğitim oturumları ve psikososyal müdahale programları geliştirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Depresyon; Ergen; Prevalans; Risk Faktörleri; Sigara Kullanımı; Sosyal Kaygı.

Elif Ezgi Kaçmaz
Selçuk University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İlkokul birinci sınıfta okuyan öğrencilerde işeme bozukluğu ile ebeveyn tutumu arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu araştırma, ilkokul birinci sınıf öğrencilerinde işeme bozuklukları ile ebeveyn tutumu arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla yapılmıştır. Kesitsel olarak yapılan bu çalışma, Gaziantep İli Şahinbey İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı Ayşe Mustafa Sevcan İlkokulu, Gazi Mustafa Kemal İlkokulu, Dr. Nilüfer Özyurt İlkokulunda Eylül 2018 - Mayıs 2019 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini 982 öğrenci oluşturmuştur. Araştırmada örneklem seçimine gidilmemiştir. Evren örneklem kabul edilmiştir. Araştırmaya katılmayı kabul eden, verilerin toplandığı tarihlerde okulda bulunan ve veri toplama formlarını eksiksiz doldurarak geri gönderen 420 çocuk ve ebeveyni araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmada veri toplama aracı olarak Aile Bilgi Formu, İşeme Bozukluğu Semptom Skoru (İBSS) ve Ebeveyn Tutum Ölçeği (ETÖ) kullanılmıştır. Verilerin istatiksel analizi SPSS 23.0 istatistik paket programında yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde sayı, yüzdelik ve ortalama değerleri hesaplanmış, verilerin normal dağılım gösterip göstermediklerini belirlemek için Normalite Testleri yapılmış ve test sonuçlarına göre normal dağılım gösterdiği saptanmıştır. Verilerin normalite testi sonucuna göre parametrik (t testi, varyans analizi) test yöntemleri kullanılmıştır. Öğrencilerin İBSS puan ortalaması 2,87± 3,66 olarak saptanmıştır. Öğrencilerin %8,6'sında işeme bozukluğu tespit edilmiştir. Ebeveyn Tutum Ölçeği (ETÖ) alt boyut puan ortalamaları incelendiğinde; Otoriter Tutum alt boyut puan ortalaması 24.12± 7.08'dir ve otoriter tutum arttıkça işeme bozukluğunun arttığı tespit edilmiştir (p<0.05). ETÖ İzin Verici Tutum alt boyut puan ortalaması 20.61±5.54'dir ve izin verici tutum ile işeme bozukluğu arasında pozitif yönde çok zayıf düzeyde istatistiksel olarak sınırda anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir (p=0.05). Koruyucu Tutum alt boyut puan ortalaması 35.35±5.79 ve Demokrat Tutum alt boyut puan ortalaması 71.30±9.802 olarak saptanmıştır. Sonuç olarak, ebeveynlerin çocuk yetiştirme tutum ve davranışlarının işeme bozukluklarında etkili olduğu sonucuna varılmıştır.

Ana-babaAna-baba tutumuEnürezis+6
Nihan Bahşi
Sanko University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ortaokul öğrencilerinin kaza geçirme durumları ve kazalardan korunmaya yönelik davranışları

Bu araştırma, ortaokul öğrencilerinin kaza geçirme durumları ve kazalardan korunmaya yönelik davranışlarının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel türdeki bu çalışma Eylül 2019 – Şubat 2020 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın evrenini, Gaziantep ili Şehitkamil İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı Ali Küncülü Ortaokulu'nda 2019-2020 eğitim-öğretim yılında 5., 6. ve 7. sınıfta öğrenim gören 1122 öğrenci oluşturmuştur. Örneklem seçimine gidilmemiştir. Evren örneklemi oluşturmuştur. Çalışma araştırmaya katılmayı kabul eden 480 (katılım oranı %42.7) öğrenci ile tamamlanmıştır. Verilerin toplanmasında sosyodemografik ve okul kazaları ile ilgili özellikleri içeren "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Öğrencilerin Okul Kazalarında Güvenlik Önlemlerine Yönelik Davranış Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 23.0 istatistik paket programında yapılmıştır. Veriler değerlendirilirken yüzdelik, aritmetik ortalama ve standart sapma değerleri hesaplanmıştır. Normalite testi sonucuna göre t testi ve varyans analizi kullanılmıştır. Araştırmanın yapılması için ölçeğin Türkiye için geçerlilik güvenirlik çalışmasını yapan yazardan yazılı izin, etik kurul izni, Millî Eğitim Bakanlığı'ndan ve okul yönetiminden kurum izni, öğrenci velilerinden yazılı izin ve öğrencilerden sözel onam alınmıştır. Çalışma bulgularına göre öğrenciler 9-13 yaş aralığında olup %35.2'si 11 yaşında ve %54.8'i kız öğrencidir. Çalışmaya katılan öğrencilerin %37.1'i 7. sınıf öğrencisidir. Öğrencilerin, Okul Kazalarında Güvenlik Önlemlerine Yönelik Davranış Ölçeği Güvenli Olmayan Davranışlar alt boyut puan ortalaması 67.57±7.01, Güvenli Davranışlar alt boyut puan ortalaması 23.81±7.75, Bina Dışına Yönelik Güvenli Davranışlar alt boyut puan ortalaması 18.98±5.70 ve Servis Aracındaki Davranışlar alt boyut puan ortalaması 10.51±1.63'dür. Öğrencilerin Okul Kazalarında Güvenlik Önlemlerine Yönelik Davranış Ölçeği genel puan ortalaması 163.31±19.23 olarak hesaplanmıştır. Ölçekten alınabilecek maksimum puan 200'dür. Puan arttıkça okul kazalarına yönelik güvenlik önlemleri artmaktadır. Bu durumda öğrencilerin okul kazalarına yönelik güvenlik önlemlerinin yüksek olduğu söylenebilir. Öğrencilerin Okul Kazalarında Güvenlik Önlemlerine Yönelik Davranış Ölçeği puan ortalamalarının sosyodemografik özelliklerine göre karşılaştırılması sonucunda yaş, cinsiyet, sınıf ve annenin eğitim durumu arasında istatiksel açıdan anlamlı düzeyde farklılık saptanmıştır (p<0.05). Anahtar Kelimeler: Okul, Kaza, Okul Kazası, Ortaokul, Okul Sağlığı Hemşiresi

Güvenlik önlemleriKazalarOkul hemşireliği+3
Zeynep Durak
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelerin afetlere yönelik tutum ve davranışları

Bu araştırma Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi' inde çalışan hemşirelerin afetlere karşı tutum ve davranışlarını, afetlere ilişkin tecrübelerini, eğitim gereksinimlerini tespit etmek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel türde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evrenini Başakşehir Çam ve Sakura Şehir Hastanesi'nde çalışan 2143 hemşire oluşturmuştur. Ancak çalışma gönüllülük esasına dayandığı için evrene ulaşılamamış olup %95 güven aralığında olup %5,23 hata oranına sahip 302 hemşire ile tamamlanmıştır. Veriler Tanımlayıcı Özellikler Formu ve Hemşirelerde Afete Hazırlık Algısı Ölçeği (HAHAÖ) ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde; sayı, yüzde, ortalama, Mann - Whitney U testi, Kruskall Wallis H testi, Spearman kolerasyon analizi kullanılmıştır. Çalışma bulgularına göre hemşirelerin yaş ortalaması 25,88±2,21 bulunurken, çoğunlukla kadın (%62,3), bekâr (%76,7), lisans mezunu (%91,7), acil servis hemşiresi (%51,5) ve en fazla 0-3 yıl arası çalışma süresinin olduğu saptanmıştır. Hemşirelerin %73,8'inin afetlere karşı 'kısmen hazır' olarak nitelendirmişlerdir. HAHAÖ'nin Cronbach (α) değeri 0,917 ile oldukça yüksek bulunmuştur. Katılımcıların HAHAÖ'den aldıkları puanlara göre hazırlık alt boyutunda 25,702 (min-max:puan 6-30 puan), müdahale boyutunda 30,202 (min-max:9-45 puan ), afet sonrası boyutunda 17,374(min-max:5-25 puan) puan ve ölçek toplamından ise 73,278 (min- max:puan 20-100) ortalama puan aldıkları tespit edilmiştir. Bu sonuçlar hemşirelerin afet algılarının oldukça yüksek olduğunu göstermektedir. Katılımcıların cinsiyet, eğitim durumu, afet eğitimi türü ve hastane afet planını okuma değişkenlerine göre afet algısı düzeylerinde anlamlı ilişki (p>0,05) bulunmamıştır. Katılımcıların yaş, medeni durum, çalışılan bölüm, afet tatbikatına katılma, afet eğitimi alma değişkenlerine göre afet algısı düzeylerinde anlamlı ilişki (p<0,05) bulunmuştur. Anahtar Kelimeler: Hemşire; Afet yönetimi; Hazırlık; Davranış

Afet tıbbıAfet yönetimiAfetler+4
Büşra Nur Keskinsoy
Sanko University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Küresel salgın bağlamında hemşirelerde meslek algısı ve çaba-ödül dengesi: Karma araştırma

ABu çalışma, küresel salgında görev yapan hemşirelerin mesleki algı ve çaba ödül dengesi algısının değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Nitel ve nicel araştırma yöntemlerinin bir arada kullanıldığı karma yöntem araştırma tasarımı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma, Dicle Üniversitesi Hastanelerinde Haziran 2022- Nisan 2023 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırmanın nicel aşaması 612, nitel aşaması ise 18 hemşire ile yürütülmüştür. Hemşirelik Mesleğine Yönelik İmaj Ölçeği (HMYİÖ), Çaba Ödül Dengesizliği (ÇÖD) Ölçeği ve Yarı Yapılandırılmış Görüşme Rehberi ile çalışmanın verileri toplanmıştır. Nicel verilerin analizi SPSS 26 istatistik programı, nitel verilerin çözümlenmesinde Braun ve Clarke'nin tematik analiz yaklaşımından yararlanılmıştır. Nicel araştırma sonuçlarına göre; hemşirelerin orta düzey mesleki imaj algısına sahip olduğu, hemşirelerin çaba miktarının yeterince ödüllendirilmediğini düşündükleri saptanmıştır. Nitel araştırma sonucuna göre; hemşirelerle yapılan görüşme içeriklerinin analizi sonucunda; "Ödülü Alınamayan Çaba" ana tema olmak üzere çalışmada üç üst tema belirlenmiştir. Bu temalar; 1) Mesleğe İlişkin Çelişkili Algılar, 2) Mesleğin Değerine İlişkin Çelişkiler, 3) Pandemide Mesleğin Değerine İlişkin Çelişkilerin Belirginleşmesi olarak belirlenmiştir. Çalışma bulgularımıza göre, hemşirelik mesleği, derin ve çok yönlü bir meslek olup, eğitim sistemi ve yönetimsel sorunlar çelişkileri artırarak mesleki kimlik ve rollerin belirlenmesinde zorluklara neden olabilmektedir. Toplum, sağlık çalışanı, yönetim etkisi ile mesleki değerle ilgili yaşanan değişimler mesleki değer algılarında değişikliklere yol açabilmektedir. Pandemi ile birlikte, mesleğin değerine ilişkin algılanan çelişkiler belirgin bir şekilde derinleşmiştir. Hemşireler, bu dönemde mesleki rollerini özveriyle ve duygusal yoğunlukla icra ederken, fizyolojik ve psikolojik açıdan ekstra çaba göstermişlerdir. Ancak, sarf ettikleri çabanın maddi ve manevi olarak karşılığını alamadıkları saptanmıştır.

Ruken Barut Tusun
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yalnızlık algısı ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkide adölesanların okul tükenmişliğinin aracı rolü

Taştekin, S.,Yalnızlık Algısı ve Yaşam Kalitesi Arasındaki İlişkide Adölesanların Okul Tükenmişliğinin Aracı Rolü, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Halk Sağlığı Hemşireliği Programı Yüksek Lisans Tezi, 2024. Bu tanımlayıcı ve ilişki arayıcı araştırma, adölesanlarda yalnızlık algısı ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkide okul tükenmişliğinin aracı rolünü belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma Eylül 2022-Ocak 2023 tarihleri arasında Ankara İl Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı en fazla öğrenci mevcuduna sahip olan Keçiören Şehit Özgür Kara Anadolu Lisesinde öğrenim gören 301 adölesan ile yürütülmüştür. Araştırma verilerinin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, UCLA Yalnızlık Ölçeği Kısa Formu, Çocuklar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Okul Tükenmişlik Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler, Kruskal-Wallis varyans analizi, Mann-Whitney U testi ve Spearman korelasyon analizi uygulanmıştır. Okul tükenmişliğinin aracı rolünü incelemek amacıyla SPSS PROCESS makrosu ile Model 4 kullanılarak aracı değişken analizi kullanılmıştır. Katılımcıların %57,5'i kız, %39,5'i 11. sınıf ve %93 'ünün kardeşi vardır. Katılımcıların annelerinin %40,5'inin, babalarının %43,6'sının eğitim düzeyi lisedir. Katılımcıların %55,8'i öğretmenleri ile olan iletişimlerinden, %72,1'i anne ve babalarıyla ile olan iletişimlerinden %72,5'i kardeşleri ile olan iletişimden memnundur. Araştırma sonucunda adölesanların yalnızlık ve okul tükenmişlikleri ve yaşam kaliteleri orta düzeydedir. Adölesanların yalnızlık ve yaşam kaliteleri arasında orta düzeyde negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Adölesanların yalnızlık ve okul tükenmişliği arasında orta düzeyde pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Adölesanların okul tükenmişliği ve yaşam kalitesi arasında orta düzeyde negatif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Adölesanların yalnızlık ve yaşam kaliteleri arasında okul tükenmişliğinin aracı rolü olduğu bulunmuştur. Araştırma sonuçları doğrultusunda okul sağlığı hemşirelerinin adölesanların yalnızlık, yaşam kalitesi ve okul tükenmişliğine olumlu etki sağlayacak eğitim ve uygulamaları planlaması önerilmektedir.

Sedanur Taştekin
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Göçmen gebelerin sağlıklı yaşam davranışlarının incelenmesi

Araştırma, göçmen olan ve olmayan gebelerin gebelikteki sağlıklı yaşam davranışlarının ve etkili faktörlerin incelenmesi amacıyla karşılaştırmalı tanımlayıcı olarak 15 Aralık 2022-15 Mart 2023 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmanın evrenini Sincan Dr. Nafiz Körez Devlet Hastanesi'nin Kadın Doğum Polikliniklerine başvuran gebeler oluşturmuştur. Araştırma örneklemine ise Kadın Doğum Polikliniklerine başvuran ve dahil edilme kriterlerini sağlayan 60 göçmen ve 75 göçmen olmayan gebe dahil edilmiştir. Veriler, gebelerin tanıtıcı özelliklerinin belirlenmesi için araştırmacı tarafından oluşturulan "Kişisel Bilgi Formu" ve sağlıklı yaşam davranışlarının değerlendirilebilmesi için "Gebelikte Sağlıklı Yaşam Davranışları Ölçeği" aracılığıyla toplanmıştır. Veriler IBM SPSS 25 programı ile analiz edilmiş olup Bağımsız Örneklemlerde t Testi, ANOVA, Mann-Whitney U ve Kruskal Wallis testleri kullanılmıştır. Elde edilen bulgulara göre göçmen gebelerin ölçek toplam puan ortancasının 102.00 ve göçmen olmayan gebelerin ölçek toplam puan ortancasının 111.00 bulunarak göçmen gebelerin göçmen olmayan gebelere göre gebelikte sağlıklı yaşam davranışları toplam puanının daha düşük düzeyde olduğu (p=0.003), alt boyutlar açısından bakıldığında göçmen gebelerin "Gebelik Sorumluluğu", "Hijyen" ve "Seyahat" alt boyutları puanının göçmen olmayan gebelere göre daha düşük düzeyde olduğu (p=0.001), gebelerin "Beslenme", "Fiziksel Aktivite" ve "Gebeliği Kabullenme" " alt boyutları puanının ise göçmen olma duruma göre farklılık göstermediği bulunmuştur (p>0.05). Bu sonuçlar doğrultusunda, göçmen gebelerin gebelikte sağlıklı yaşam davranışları puanlarının düşük bulunması nedeniyle göçmen gebelere hizmet sunumunda yer alan tüm disiplinlerin özellikle hemşirelerin gebelikte sağlıklı yaşam davranışları ölçeği ile gebeleri değerlendirmesi ve sağlıklı yaşam davranışlarını geliştirecek girişimlerin planlanması önerilmektedir.

Ceren Yılmaz
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde bebeği yatan annelerin farkındalıklı emzirme ve emzirme öz yeterliliğinin incelenmesi

Araştırma yenidoğan yoğun bakımda bebeği yatan annelerin farkındalıklı emzirme ve emzirme öz yeterliliğinin incelenmesi ve aralarındaki ilişkinin ortaya konması amacıyla tanımlayıcı-ilişkisel türde yapılmıştır. Araştırma evrenini Ankara ilinde bulunan Etlik Zübeyde Hanım Kadın Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Etlik Şehir Hastanesi'nin Kadın Doğum Hastanesi "Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi Anne Bebek Uyum Servisi'ndeki" 91 anne oluşturmuştur. Araştırma verilerinin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Emzirmede Farkındalık Ölçeği ve Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler IBM SPSS 25 programında değerlendirilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde Shapiro Wilk, Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve Post Hoc Bonferroni testi kullanılmıştır. Araştırmaya katılan annelerin, Emzirmede Farkındalık Ölçeği puan medyanı 43.00, Emzirme Öz Yeterliliği Ölçeği puan medyanı 59.00 bulunmuştur. Annelerin önceki bebek/bebeklerini emzirme süresi ile Emzirmede Farkındalık Ölçeği, ailenin ekonomik düzeyine göre Emzirmede Farkındalık Ölçeği ve Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği, annenin emzirme başarısını değerlendirmesi ile Emzirmede Farkındalık Ölçeği ve Emzirme Öz Yeterlilik Ölçeği toplam puanı arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur. Araştırma sonuçları doğrultusunda hemşirelerin annelerin emzirme farkındalığını ve emzirme öz yeterliliğini arttırmak için emzirmeye ve süt sağmaya devam edebilmesini sağlayacak girişimler yapması önerilmektedir.

Eylül Hilal Özdemir
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Onkoloji hemşirelerinde yaşlanma anksiyetesi, mesleki stres ve psikolojik sağlamlık arasındaki ilişki

Bu tanımlayıcı ilişkisel araştırma, onkoloji hemşirelerinde yaşlanma anksiyetesi, mesleki stres ve psikolojik sağlamlık arasındaki ilişkiyi belirlemek amacıyla yapılmıştır. Araştırma, Aralık 2023 – Şubat 2024 tarihleri arasında Ankara ili sınırları içerisinde yer alan bir onkoloji hastanesinde çalışmakta olan 220 hemşire ile yürütülmüştür. Araştırma verilerinin toplanmasında, Kişisel Bilgi Formu, İlişkisel Yaşlanma Anksiyetesi Ölçeği, Hemşire Stres Ölçeği ve Hemşireler için Psikolojik Dayanıklılık Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde tanımlayıcı istatistikler ve Spearman korelasyon analizleri uygulanmıştır. Araştırmaya dahil edilen onkoloji hemşirelerinin yaş ortalaması 33,3±9,3'tür. Katılımcıların %80,9'u kadın ve %55,5'i 6 ay-5 yıl çalışma deneyimine sahiptir. Araştırma sonucunda onkoloji hemşirelerinde ilişkisel yaşlanma anksiyete, mesleki stres ve psikolojik sağlamlık düzeyi orta düzeyde bulunmuştur. Yaşlanma anksiyetesi ve mesleki stres arasında düşük düzeyli pozitif yönlü ilişki, yaşlanma anksiyetesi ve psikolojik sağlamlık arasında düşük düzeyli negatif yönlü ilişki bulunmuştur (p<0,05). Araştırma sonucunda onkoloji hemşirelerinde mesleki stres ve psikolojik sağlamlık arasında ilişki saptanmamıştır. Araştırma sonuçları doğrultusunda, onkoloji hemşirelerinde yaşlanma anksiyetesinin azaltılmasında mesleki stresin yönetilmesine ve psikolojik sağlamlığın desteklenmesine yönelik hizmet içi eğitim ve uygulamaların planlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, yaşlanma anksiyetesi, stres, psikolojik sağlamlık

AnksiyeteHemşirelikPsikolojik sağlamlık+1
Nilüfer Eroğlu
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yaşlı bireylerde yalnızlık, ölüm kaygısı ve sosyal ağlar arasındaki ilişki

Bu tanımlayıcı çalışmanın amacı toplum içerisinde yaşayan yaşlı bireylerde yalnızlık, ölüm kaygısı ve sosyal ağlar arasındaki ilişkinin belirlenmesidir. Araştırma Ocak 2024-Mart 2024 tarihleri arasında, Yozgat ili merkezinde bulunan bir aile sağlığı merkezine bağlı 65 yaş ve üzeri evreni bilinen olasılıksız örnekleme yöntemi ile belirlenen 250 yaşlı birey ile yürütülmüştür. Araştırmada veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu, Yaşlılar İçin Yaşlılar için Yalnızlık Ölçeği, Ölüm Kaygısı Ölçeği, Lubben Sosyal Ağ Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizinde Mann Whitney U, Kruskal Wallis ve Spearman korelasyon testleri kullanılmıştır. Araştırmaya dahil edilen yaşlı bireylerin yaş ortalaması 70,04±5,65 olduğu, %53,6'sının erkek, %76'sının evli, %47,2'sinin ilkokul mezunu, %97,2'sinin sosyal güvenceye sahip olduğu ve %50,8'inin gelir durumunu düşük olarak değerlendirdiği görülmüştür. Araştırmaya katılan yaşlı bireylerin yalnızlık puan ortalaması 6,94±5,21, ölüm kaygısı puan ortalaması 29,06±25,45 ve sosyal ağ puan ortalaması 31,36±10,46 olarak belirlenmiştir. Kadınlarda yalnızlık ve ölüm kaygısının daha fazla olduğu, bekar yaşlı bireylerin daha fazla yalnızlık yaşadığı, ilkokul mezunu yaşlı bireylerin daha fazla yalnızlık yaşadığı ve gelir düzeyi orta olan yaşlı bireylerin daha fazla sosyal ağa sahip olduğu belirlenmiştir. Yaşlı bireylerde yalnızlık ile ölüm kaygısı ölçeği puanı arasında pozitif ve orta düzey bir ilişki, yalnızlık ve sosyal ağ ölçeği puanı arasında negatif ve orta düzey bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). Yaşlı bireylerde ölüm kaygısı ile sosyal ağ ölçeği puanı arasında anlamlı bir ilişki bulunmazken, arkadaş sosyal ağı ile ölümü düşünme ve tanıklık alt boyut puanları arasında negatif ve düşük düzey bir ilişki bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak yaşlı bireylerin yalnızlık düzeylerini ve ölüm kaygısını hafifletmeye yardımcı olabilecek, yaşlılar arasındaki sosyal bağları güçlendirmeye yönelik, toplum programları, sosyal etkinlikler ve nesiller arası etkileşimi teşvik eden eğitim ve müdahale programlarının geliştirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Ölüm anksiyetesi, sosyal ağlar, yalnızlık, yaşlı birey

AnksiyeteSosyal ağlarYalnızlık+1
Fatma Zafer
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mahkumların sağlık algıları ve sağlığı geliştirme davranışlarının belirlenmesi

Bu araştırma mahkumların sağlık algıları ve sağlığı geliştirme davranışları ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı-ilişki arayıcı türde yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini Eskişehir il sınırları içerisinde bulunan 1 ve 2 Nolu Açık Ceza İnfaz Kurumu'nda bulunan 234 mahkum oluşturmuştur. Araştırmanın verileri Kasım 2023- Ocak 2024 tarihleri arasında, "Sosyodemografik Bilgi Formu" ile "Sağlık Algısı Ölçeği" ve "Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği II aracılığıyla toplanmıştır. Verilerin analizi SPSS programı kullanılarak Independent Sample t testi, One-way ANOVA testi, Pearson Korelasyon analizi ile yapılmıştır. Mahkumların sağlık algısının ortalama puanı 51,43±7,66, sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının ise ortalama puanının 130,41±26,90 olduğu, Sağlık Algısı Ölçeği puanları ile Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği puanları arasında pozitif yönlü, zayıf derecede ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (r=0,319; p<0,001). Mahkumların sağlık algılarının ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının Cezaevi hemşireleri tarafından düzenli ve kapsamlı değerlendirilmesi ve değerlendirme sonrası gereksinime yönelik sağlıklı yaşam biçimini geliştirecek hemşirelik girişimlerinin planlanması ve uygulanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: mahkumlar, sağlık algısı, sağlığı geliştirme davranışları, cezaevi hemşireliği

Şadiye Öztürk
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çalışan hemşire yardımcılarının ve hemşire yardımcılığı programında öğrenim gören öğrencilerin mesleğe ilişkin görüşleri ve bu mesleğin seçiminde etkili olan faktörlerin belirlenmesi

Araştırmada, çalışan hemşire yardımcılarının ve hemşire yardımcılığı programında öğrenim gören özel ve devlet sağlık meslek liselerinin son sınıfında eğitim gören öğrencilerin, mesleğe ilişkin görüşlerinin ve bu mesleğin seçiminde etkili olan faktörlerin belirlenmesi amaçlanmıştır. Tanımlayıcı tipteki araştırmanın evrenini hemşire yardımcılığı programında öğrenim gören öğrenciler için, Ankara'da hemşire yardımcılığı eğitimi veren bir özel okul ve bir devlet okulu, aktif olarak çalışan hemşire yardımcıları için araştırma evrenini, Ankara ilinde bulunan 8 devlet hastanesi, 11 eğitim araştırma hastanesi oluşturmaktadır. Araştırmada örneklem seçimine gidilmemiş, evrenin tamamının örnekleme dâhil edilmesi planlanmıştır. Araştırma, özel ve devlet meslek okullarında hemşire yardımcılığı programında öğrenim gören son sınıf 115 öğrenci ve aktif olarak bir sağlık kuruluşunda çalışmakta olan üç hemşire yardımcısı ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından mevcut literatürden geliştirilerek hazırlanan anket formu kullanılmıştır. Katılımcıların sosyo-demografik özellikleri, meslek seçiminde etkili olan faktörler ve mesleğe ilişkin görüşlerine yönelik ifadelere verdikleri yanıtlar IBM SPSS 26.0 programında ortalama, frekans, yüzde ile değerlendirilmiş olup, ki-kare analizleri uygulanmıştır. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre, hemşire yardımcılığı programında öğrenim gören son sınıf öğrencilerin %68,7 oranında hemşire yardımcılığı mesleğine olumlu bir bakış açıları olsa da başka bir meslek seçme ve üniversite eğitimi alma isteği oranlarının yüksek olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin ve aktif çalışan hemşire yardımcılarının tanımlanan hemşire yardımcılığı mesleğinin görev ve sorumluluklarını yeterince bilmedikleri belirlenmiştir. Her 10 öğrenciden yaklaşık 4 tanesinin aldığı eğitimin mesleki hayatı için yeterli olmayacağını düşündüğü bulunmuştur. Araştırma sonucu doğrultusunda, hemşire yardımcılarının güncel sorunlarının belirlenmesi ve çözüm önerilerinin geliştirilmesinin önemli olduğu düşünülmektedir.

HemşirelikMeslek seçimiYardımcı hemşirelik+2
Rukiye Kevser Sağlam
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Suriyeli göçmen adölesan kız öğrencilerin göç deneyimleri: Yorumlayıcı fenomenolojik analiz araştırması

Bu çalışma, Suriye'den Türkiye'ye zorunlu göçle gelen Suriyeli göçmen adölesan kız öğrencilerin göç deneyimlerini ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır. Nitel araştırma yaklaşımıyla ele alınan bu çalışmanın yönteminde yorumlayıcı fenomenolojik analiz kullanılmıştır. Bu çalışmada Ankara'da lisede öğrenimine devam eden Suriyeli adölesan kız öğrenciler ele alınmıştır. Suriyeli adölesan kızların göçle ilgili deneyimlerini derinlemesine keşfedilmesi ve deneyime verilen anlamın derinlemesine incelenmesi amacıyla annelerle de görüşmeler yapılmıştır. Bu şekilde, Suriyeli adölesan kızların göç deneyimlerine ilişkin sahip oldukları algılamanın incelenen fenomen olarak daha kapsamlı bir biçimde keşfedilmesi sağlanmıştır. Bu amaçla, adölesan göçmen kızlar ve anneleri ile yarı- yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Görüşmeler Eylül 2020- Aralık 2020 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler hem adölesanlar hem de anneleri için aynı başlıkları ele alan sorulardan oluşmuştur. Görüşmelerde göç öncesi, göç sırası ve göç sonrası bağlamında göç sürecindeki deneyimler ele alınmıştır. Görüşme içeriklerinin analizi sonucunda çalışmada altı üst tema tanımlanmıştır. Bu temalar; 1) Tehdit altında yaşam, 2) Tehlikeden güvenliğe geçiş, 3) Geride bırakılan ülkeye yönelik karmaşık duygular, 4) Yeni ülkeye yerleşmenin sancıları 5) Değişim, 6) Geleceğe yönelik beklenti ve planlar olarak betimlenmiştir. Bu çalışma sonucunda göçmen adölesan kızların göçün tüm süreçlerinde pek çok zorlu deneyimler yaşadıkları belirlenmiştir. Bu çalışmada göçmen adölesan kızların göç sürecindeki deneyimleri göz önünde bulundurularak adölesanların topluma yerleşim sürecini kolaylaştırmak ve okul yaşamına entegrasyonu sağlamak amacıyla, gerilim, ayrımcılık, marjinalleşme ve sosyo-ekonomik yoksunlukla mücadele edebilecek programların hazırlanması önerilmektedir.

ErgenlerFenomenolojiGöçmenler+4
Mücahide Öner
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

İnmeli hastalara bakım verenin güçlendirilmesi için yapılan hemşirelik girişimlerinin bakım verenin bakım gücüne etkisi: META-analiz çalışması

Bu çalışmanın amacı, inmeli hastasına bakım verenlerin güçlendirilmesi için yapılan hemşirelik girişimlerinin etkisini inceleyen randomize kontrollü çalışmaları, sistematik inceleme ve meta-analiz yöntemi ile değerlendirmektir. Yedi araştırma sorusu belirlenerek MEDLINE (OVID), WoS, Scopus, ScienceDirect, THE COCHRANE LIBRARY, ClinicalTrials.gov, ProQuest, PubMed, SOBİAD Atıf Dizini, TR Dizin, Ulusal Tez Merkezi, AHRQ veri tabanları taranmıştır. "Stroke", "caregiver", "nursing interventions", "empowerment" kelimeleri taranarak 2556 çalışmadan, 16'sı sistematik inceleme, 15'i meta-analize alınmıştır. Çalışmaların etki büyüklüğü (EB) Hedges'g istatistiği, heterojenitesi I2, metodolojik kalitesi JBI'nın RKÇ'ler için geliştirilen eleştirel değerlendirme aracı ile değerlendirilmiştir. Altı çalışmanın kalitesi yüksek, 10 çalışmanın kalitesi orta düzeydedir. Hemşirelik girişimlerinin bakım verenin yaşam kalitesini yükseltmede (n=7; Hedges'g EB=0.905; p=0.041; %95 GA; 0.030-1.420; I2=%92.3), bakım bilgisini artırmada (n=2; Hedges' g EB=1.444; p<0.001; %95 GA; 0.761-2.126; I2=%73.1), sosyal destek sağlanmasında (n=4; Hedges'g EB=0.592; p=0.041; %95 GA; 0.025-1.159; I2=%86.3), bakım yükü (n=11; Hedges'g EB=-0.465; p=0.001; %95 GA; -0.783-(-0.193); I2=%73.8) ve depresyon belirtilerini azaltmada (n=4; Hedges'g EB=-0.229; p=0.034; %95 GA; -0.441-(-0.017); I2=%10.0) etkili iken baş etme stratejisini geliştirmede (n=4; Hedges'g EB=-0.088; p=0.799; %95 GA; -0.765-0.580); I2=%89.6) ve stresi azaltmada (n=3; Hedges'g EB=-0.442; p=0.651; %95 GA; -2.357- 1.473); I2=%97.3) etkili olmadığı belirlenmiştir. Çalışmaların sistematik inceleme ve meta-analizi sonucunda hemşirelik girişimleri, bakım verenin yaşam kalitesini yükseltmede ve bakım bilgisini artmasında kuvvetli etki, sosyal destek sağlanmasında orta etki, bakım yükü ve depresyon belirtilerinin azaltmasında zayıf etki göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Bakım veren, bakım verme, güçlendirme, inme, meta-analiz

Bakım verenlerBakım verme yüküGüçlendirme+3
Funda Veren
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Geçiş bakım programlarının kalp yetersizliği olan yaşlı bireylerin sağlığına etkisi: Bir sistematik derleme ve meta-analiz çalışması

Bu çalışmada, geçiş bakım programlarının kalp yetersizliği olan yaşlı bireylerin sağlığına etkisinin sistematik derleme ve meta-analiz yöntemi ile belirlenmesi amaçlanmıştır. PubMed, CENTRAL, WOS ve CINAHL veri tabanlarından "heart failure", "transitional care", "aged" ve bunlarla ilişkili terimler kullanılarak 01.11.2001-01.11.2021 tarih aralığı ve İngilizce dil sınırlaması yapılarak tarama gerçekleştirilmiştir. Heterojenlik I2 istatistiği ile, kanıtların kesinliği GRADE kriterleri ile değerlendirilmiştir. Sistematik derleme ve meta-analize dahil edilen 7 çalışmada müdahale grubuna 439, kontrol grubuna 441 katılımcı olmak üzere toplam 880 katılımcı randomize edilmiştir. Dört çalışma "yüksek yanlılık riski", bir çalışma "şüpheli", iki çalışma "düşük yanlılık riski" olarak değerlendirilmiştir. Geçiş bakım programlarının, kalp yetersizliği bilgi düzeyine (MD -1.40, %95 GA -1,92 ile -0,88; orta düzey kanıt kesinliği, I2=%0), öz-bakımı sürdürmeye (MD -5.76, %95 GA -9.91 ile -1.61; çok düşük kanıt kesinliği, I2=%49), öz-bakımda kendine güvene (MD -16.35, %95 GA -18.68 ile -14.01; çok düşük kanıt kesinliği; I2=%31), kalp yetersizliğine bağlı tekrarlı yatışa (RR 0.56, %95 GA 0.47 ile 0.70; düşük kanıt kesinliği; I2=%0), tüm nedenlere bağlı tekrarlı yatışa (RR 0.75, %95 GA 0.64 ile 0.87; orta düzey kanıt kesinliği; I2=%0) etkisi bulunmuştur. Bu sistematik derleme ve meta-analiz çalışmasında sınırlı sayıda çalışmaya ulaşılması, kalp yetersizliği olan yaşlı popülasyona özel geçiş bakım programlarının etkisini ortaya koyabilecek randomize kontrollü deneysel çalışmalarla ilgili literatürdeki kanıt boşluğunu göstermektedir.

Halk sağlığı hemşireliğiHasta bakımıHemşirelik bakımı+4
Ayşe Yücesan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fabrikada çalışan kadınların genital hijyen davranışları ve ilişkili faktörlerin belirlenmesi

Bu araştırmanın amacı fabrikada çalışan kadınların genital hijyen davranışları ve ilişkili faktörleri belirlemektir. Tanımlayıcı desende yürütülen araştırma 1 Eylül 2022 ve 1 Mayıs 2023 tarihleri arasında, Kütahya il sınırları içerisinde bulunan bir fabrikada gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemini 181 mavi yaka kadın çalışan oluşturmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak, araştırmacılar tarafından oluşturulmuş fabrikada çalışan kadınların tanıtıcı bilgilerini, menstrüel hijyen davranışlarını ve fabrika çalışma koşullarını tanımlayan kişisel bilgi formu ve üreme çağındaki kadınların genital hijyen davranışlarını değerlendirmek amacıyla geliştirilmiş Genital Hijyen Davranış Envanteri (GHDE) kullanılmıştır. Verilerin analizde tanımlayıcı analizler için sayı ve yüzde, karşılaştırmalı analizler için bağımsız örneklem t testi ve tek faktörlü ANOVA testi kullanılmıştır. Araştırmaya dahil edilen kadınların yaş ortalaması 35,25±7,6'dır. Kadınların %52,5'i lise mezunu olup, %74,6'sı çocuk sahibidir. Kadınların büyük çoğunluğu fabrikada çalıştıkları günlerde günde 3 veya daha az menstrüel ürün değiştirdiğini ve vajinal duş yapma alışkanlığı olduğunu belirtmiştir. Araştırmada fabrikada çalışan kadınların GHDE puan ortalaması 50,65±0,78 olup, kadınların genital hijyen davranışları istendik düzeyde değildir. Kadınların çocuk sahibi olma durumu, çalıştıkları vardiya saatleri, gelir durumu, menstrüel ürün alımında maddi açıdan zorlanma durumu, fabrika hijyen koşulları, genital hijyen alışkanlıkları ve genital bölgede enfeksiyon durumunda sağlık kuruluşuna başvurma durumu ile GHDE arasında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,05). Bu sonuçlar doğrultusunda fabrikada çalışan kadınların genital sağlık farkındalığının artırılması ve doğru genital hijyen davranışlarını benimsemelerini sağlamak amacıyla genital hijyen konusunda sağlık eğitimleri önerilmektedir.

Genital hastalıklarGenital hijyenKadınlar+2
Sena Kaba
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Adölesanların depresif semptom ve yaşam kalitesi düzeylerinin internet bağımlılığı ile ilişkisi

Çalışma, adölesanlarda görülen depresif semptom, yaşam kalitesi ve dijital ekran kullanım sürelerinin internet bağımlılığı ile ilişkileri değerlendirmek amacıyla kesitsel-ilişki arayıcı araştırma tipinde planlanmıştır. İstanbul'un Başakşehir ilçesinde eğitim veren Ortaokullarda, Şubat-Mayıs 2023 tarihleri arasında yapılan çalışmanın evrenini, 750 öğrenci oluşturmuştur. Çalışmanın örneklemi Power yöntemi ile minimum 254 bulunarak Tabakalı Rastgele örneklem seçimi ile gönüllü 278 öğrenci ile yapılmıştır. Veriler "Kişisel Bilgi Formu", "Young İnternet Bağımlılık Testi-Kısa Form", "Çocuklar için Epidemiyolojik Çalışmalar Merkezi Depresyon Ölçeği" ve "KIDSCREEN-10 Yaşam Kalitesi Ölçeği" ile toplanmış ve SPSS Windows 25.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Adölesanların %65,8'inin kendine ait cep telefonu olduğu ve evlerinde %62,9'unun dijital cihazı olduğu bulunmuştur. Günlük toplam dijital ekran kullanım ortalamalarının 10,57±7,46 saat olduğu ve günlük dijital ekran kullanım süresi artan adölesanların depresyon puanları ile internet bağımlılık puanlarının arttığı fakat yaşam kalitesi puanlarının azaldığı tespit edilmiştir. Çalışmada, internet bağımlılığı ile depresyon ve yaşam kalitesi düzeyi arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0,05). Sonuç olarak, adölesanların yaşam kalitesi puanları arttıkça internet bağımlılığı ile depresyon ve alt boyut puanlarının azaldığı, internet bağımlılığı puanları arttıkça depresyon puanlarının arttığı bulunmuştur. Adölesanların dijital ekran kullanım sürelerinin aşırılığı baz alındığında öncelikli olarak öğrencilere, beraberinde ebeveynler ve öğretmenlere uygun internet kullanımı konusunda farkındalık eğitimlerinin planlaması yapılmalıdır. Okul sağlığı hemşireliği uygulamalarını artırarak adölesanların okul çevrelerinde iyileştirme ve sağlığı geliştirme planlamaları önerilmektedir.

Tuğba Kınay
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Okul çağı çocuklarında astım ve alerjik hastalıklar ile hava kirliliği arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

Çalışma, okul çağı çocuklarında görülen astım ve alerjik hastalıklar ile hava kirliliği arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacıyla kesitsel-ilişki arayıcı araştırma tipinde planlanmıştır. Manisa ilinin Soma ilçesinde MEB'e bağlı 6 ortaokulda Kasım-Aralık 2022 tarihleri arasında gerçekleştirilen çalışmanın evrenini, bu ortaokullarda okuyan 678 öğrenci oluşturmuştur. Çalışmanın örneklemi, evreni bilinen örneklem formülü ile hesaplanmış, 152 olarak bulunmuş ancak katılımcı yaş grubundan kaynaklanabilecek veri kayıpları göz önünde bulundurularak 13-14 yaş grubu kapsamında seçilen okullardaki tüm 7. ve 8. sınıf öğrencileri çalışmaya alınarak 603 öğrenci ile çalışma gerçekleştirilmiştir. Veriler "Tanıtıcı Özellikler Anket Formu", "Uluslararası Çocukluk Çağı Astım ve Alerji Çalışması Veri Toplama Formu" ve "Adölesan Yaşam Biçimi Ölçeği-Beslenme Alt Boyutu" ile toplanmış ve IBM SPSS 21 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Araştırmaya katılan öğrencilerin %88,4'ü kentsel bölgede yer alan okullarda okuduğu, %51,2'sinin evinde sigara içildiği, %31,2'si soba ile ısındığı, %11,6'sında bilinen hastalık öyküsü olduğu bulunmuştur. Kentsel bölgede okuyan öğrencilerin %23,6'sında hayat boyu hışıltı (wheezing), %51,6'sında hayat boyu burun semptomları ve %11,3'ünde hayat boyu egzama görüldüğü bulunmuştur. Hayat boyu hışıltı yaşama durumu ile son 12 ayda evde küf olma durumu arasında anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.05). Hayat boyu burun semptomları yaşama durumu ile kırsal bölgede okuma, sobalı evde yaşama, çocuğun odasında bitki bulunması arasında istatiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.05). Hayat boyu egzama yaşama durumu ile kırsal bölgede okuma, sobalı evde yaşama istatiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.05). Çocukta bilinen hastalık olma durumu astım, alerjik rinit ve egzama için anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak, çoklu regresyon analizinde astım ile ev küfü arasında, rinit ile beslenme alt boyutu arasında, egzama ile ailede alerjik hastalık öyküsü bulunması arasında, her üçü ile de çocuğun hastalık öyküsü arasında istatiksel olarak anlamlı ilişki bulunmuştur (p<0.05). Risk açısından tarama programlarının yapılması ve ailelere eğitim verilmesi önerilmektedir.

Kübra Çakır Göktepe
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Özel gereksinimli çocuklara bakım veren ailelerin güçlü yönleri, zorlukları ve gereksinimlerinin Omaha Sistemi'ne göre değerlendirilmesi

Bu çalışma, bir özel eğitim ve rehabilitasyon merkezinden hizmet alan özel gereksinimli çocukların ailelerinde güçlü yönleri, zorlukları ve gereksinimleri Omaha Sistemi ile değerlendirmek amacı ile tanımlayıcı tasarım tipinde gerçekleştirilmiştir. Rehabilitasyon merkezinde 24 Nisan-27 Mayıs 2024 tarihleri arasında kayıtlı özel gereksinimli çocukların aileleri (N=600) çalışmanın evrenini oluşturmaktadır. Çalışmada, örneklem seçimine gidilmeksizin tam sayım yöntemi kullanılmıştır. Çalışmaya dahil edilme kriterlerini karşılayan 250 kişi katılmıştır. Veriler, Tanıtıcı Bilgi Formu ve Basitleştirilmiş Omaha Sistemi Kavramlarına (BOSK) temelli MyStrengths MyHealthTM (MSMH) mobil sağlık uygulaması ile toplanmıştır. Bu çalışmada katılımcıların en sık Üreme Sağlığı (%93,6; n=234), İstismar (%92; n=230), Bulaşıcı Hastalıklar (%85,6; n=214), İhmal (%85,2; n=213), Yas veya Kayıp (%82,4; n=206), Aile Planlaması (%82,4; n=206), Maneviyat veya İnanç (%81,2; n=203) problemlerinde sorun yaşamadıkları ve güçlü yönleri olduğu belirlendi. Sağlık Hizmeti (n=539), Duygu (n=538) ve Gelir (n=461) problemleri, katılımcıların en sık yaşadığı zorluklardı. Katılımcıların en fazla Sosyal Etkileşim (%46; n=353) ile ilgili "Bilgi Alma/Rehberlik", Ağız Sağlığı (%52,8; n=132) ile ilgili "Tedavi/Bakım", Ağrı (%40,4; n=101) ile ilgili "Sağlık Kontrolü" ve Gelir (% 66,8; n=167) ile ilgili "Sağlık/ Sosyal Hizmetlerin Koordinasyonu" gereksinimleri olduğu saptanmıştır. Katılımcıların güçlü yönleri ile cinsiyet, eğitim düzeyi ve bakım destek kaynakları ilişkilidir (p<0,05). Katılımcıların yaşadığı zorluklar ile medeni durumu ve eğitim düzeyi ile ilişkilidir (p<0,05). Sonuç olarak; BOSK, özel gereksinimli çocuğa bakım veren ailelerin güçlü yönleri, zorlukları ve gereksinimlerinin bütüncül bir yaklaşımla değerlendirilmesine olanak sağlamıştır. Sağlığı koruma ve geliştirmeye yönelik çalışmalarda, ailelerin güçlü yönlerinin belirlenmesi ve geliştirilmesi önerilir.

Omaha sistemi
Seren Demirtaş
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Birinci basamak sağlık kurumlarına başvuran göçmen kadınların kanser taramalarına yönelik bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

Bu araştırma birinci basamak sağlık kurumlarına başvuran göçmen kadınların kanser taramalarına yönelik bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi amacı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma Ekim 2024 - Mart 2024 tarihleri arasında, İstanbul ili Güngören ilçesindeki 30 Ağustos Aile Sağlığı Merkezi (ASM), Güngören Göçmen Sağlığı Merkezi ve Kağıthane göçmen Sağlığı Merkezlerinde gerçekleşmiştir. Araştırmanın örneklemini bu merkezlere başvuran, 18-65 yaş arasında olan ve çalışmaya gönüllü katılan 300 göçmen kadın oluşturmuştur. Araştırma tanımlayıcı ve kesitsel tasarım tipi kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın verileri Sosyo-demografik Veri Formu ve Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi Ki-Kare ve Fisher exact testleri, bağımsız gruplar t-testi, tek yönlü varyans analizi (Anova) ve post hoc (Tukey, LSD) testleri kullanılarak yapılmıştır. Çalışmaya katılan göçmen kadınların genel genel yaş ortalaması 32,980±10,431 yıl olup; %31,7'sinin lisans ve üzeri mezunu olduğu, %67,7'sinin gelir düzeyinin gider düzeyinden az olduğu, %74,3'ünün Türkiye'de 6-10 yıl arasında yaşadığı, %78,3'ünün Suriye'den geldiği belirlenmiştir. Kadınların "Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Toplam" ortalaması 85,667±13,546 (Min=47; Maks=114) olarak saptanmıştır. Çalışmaya katılan göçmen kadınların %51,7'sinin ulusal tarama testlerini bildiği, %92'sinin kanser tarama testlerini gerekli gördüğü saptanmıştır. Kadınların %85'inin rahim ağzı kanseri tarama testi yaptırmadığı, %63,7'sinin kendi kendine meme muayenesi yapmadığı, %88'inin mamografi çektirmediği, %89,3'ünün gaitada gizli kan (GGK) testi yaptırmadığı ve %93'ünün ise kolonoskopi yaptırmadığı belirlenmiştir. Kronik hastalığı bulunan, kanser tanısı alan ve ailesinde kanser öyküsü olan kadınların, diğerlerine göre kanser taramalarına yönelik tutum toplam puanlarının anlamlı düzeyde yüksek olduğu belirlenmiştir. Tarama yaptırmayan veya düzensiz yaptıran göçmen kadınların, herhangi bir şikayetlerinin olmaması (%51,3) nedeniyle taramalara katılmadığı belirlenmiştir. Bu araştırma bulgularına göre göçmen kadınların kanser taramalarına yönelik tutumları olumlu görünmesine rağmen, tarama davranışları düşük bulunmuştur. Bu noktada sağlık çalışanlarının yapacakları müdahaleler, hayati önem arz etmektedir. Göçmen kadınlara kanser taramalarına yönelik farkındalık eğitimlerinin verilmesi ve taramalara katılımın teşvik edilmesi önerilmektedir.

Nurşah Akar
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık çalışanlarının COVID-19 pandemi dönemi sağlıklı yaşam biçimi davranış değişimlerinin incelenmesi

Bu araştırma, COVID-19 pandemisi sonrası sağlık çalışanlarının sağlıklı yaşam biçimi davranış değişiminin incelenmesi amacıyla tanımlayıcı-ilişki arayıcı tipte gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemi İstanbul ili Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde çalışan 297 sağlık çalışanından oluşmuştur. Araştırmanın verileri, "Sosyo-demografik Özellikler Formu" ve ''Sağlıklı Yaşam Biçimi Davranışları Ölçeği'' kullanılarak toplanmıştır. Verilerin analizi için bağımlı ve bağımsız t testi, Pearson korelasyon analizi, Anova analizi kullanılmıştır. Katılımcıların %82,2'si kadın, %72,1'i hemşire/ebe, %48,50'si bekar, %59,60'ı lisansüstü eğitime sahip, %48,80'nin gideri gelirine eşit, %84,80'ninin kronik hastalığı yok, %62'si sigara %75,7'si alkol kullanmamaktadır. Sağlık çalışanlarının pandemi öncesi sağlıklı yaşam biçimi davranışı ölçeğinden aldıkları toplam puan ortalaması (123,40±21,95) ve madde puan ortalaması ise (2,44 ±0,42) olarak hesaplanmıştır. Ölçeğin alt boyutlarından aldıkları ortalama puanlar değerlendirildiğinde ise en düşük puan ortalamasının (17,00±5,50) ve en düşük madde puan ortalamasının (2,12±0,68) "Fiziksel Aktivite" alt boyutunda, "Kişilerarası İlişkiler" alt boyutunun ise en yüksek puan ortalaması (24,84±4,29) ve en yüksek madde puan ortalamasına (2,76±0,47) sahip olduğu görülmüştür. Pandemi öncesi dönemde, yaşın beslenme ve manevi gelişim; yalnız yaşayanların arkadaşları ile yaşayanlara göre stres yönetimi; sigara kullananların kullanmayanlara göre kişilerarası ilişkiler alt boyutu; çalışma yılı ile beslenme ve manevi gelişim alt boyutu anlamlı olarak farklılaşmaktadır (p<0,05). Sağlık çalışanlarının pandemi dönemi sağlıklı yaşam biçimi davranışı ölçeğinden aldıkları toplam puan ortalaması (127,32±22,16) ve madde puan ortalaması ise (2,37±0, 42) olarak hesaplanmıştır. Ölçeğin alt boyutlarından aldıkları ortalama puanlar değerlendirildiğinde ise en düşük puan ortalamasının (15,88±5,22) ve en düşük madde puan ortalamasının (1,98±0,65) "Fiziksel Aktivite" alt boyutunda; "Manevi Gelişim" alt boyutunun ise en yüksek puan ortalaması (23,70±4,52) ve en yüksek madde puan ortalamasına (2,63±0,50) sahip olduğu görülmüştür. Pandemi dönemi sağlık sorumluluğu alt boyutu ile cinsiyet; beslenme ve manevi gelişim alt boyutunun yaş ile; fiziksel aktivite alt boyutunun bekar olanların evli olanlar ile, beslenme alt boyutunun çalışma yılı ile sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının hemşire/ebe grubunun sağlık teknikerleri ile manevi gelişim alt boyutu ile diğer sağlık çalışanlarının (memur, halkla ilişkiler vb.) tıbbi sekreterlerle arasında anlamlı bir farklılaşma olduğu belirlendi (p<0,05). Pandemi öncesi ve sonrası dönem karşılaştırıldığında SYBDÖII'nin tüm alt boyutlarının kendi aralarında anlamlı bir farklılaşma vardır (p<0,05).

Sevgi Acaray
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Meme kanserinden sağ kalan kadınlara uygulanan sosyal bilişsel teori temelli fiziksel aktivite programının sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi ve fiziksel aktivite düzeyine etkisi

Çalışmanın amacı, Sosyal Bilişsel Teori temelli fiziksel aktivite geliştirme (SoBFAG) programının meme kanserinden sağ kalan kadınlarda sağlıkla ilişkili yaşam kalitesi ve fiziksel aktivite düzeyine etkisini değerlendirmektir. Araştırmada tek kör, ön test- son test randomize kontrollü deneysel tasarım kullanılmış olup sonuç değişkenleri ön test, 3. ve 6.ayda değerlendirildi. Çalışmanın örneklemini İstanbul ilindeki bir vakıf üniversitesi hastanesi Tıbbi Onkoloji Bilim Dalı'na 2020-2024 yıllarında başvuran 84 meme kanseri tanısı almış hastalar (deney grubu 42, kontrol grubu 42) oluşturdu. Çalışmada veriler, Hasta Tanıtıcı Bilgiler Formu, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi-Kısa, EORTC QLQ-C30 ve EORTC QLQ- BR23 Meme Kanserine Özgü Yaşam Kalitesi Ölçekleri, FACIT Yorgunluk Ölçeği, Egzersiz Öz Yeterlik Ölçeği, Çok boyutlu Egzersiz Sonuç Beklentisi Ölçeği, Egzersiz Hedef Belirleme Ölçeği, Egzersiz Planlama ve Zamanlama Ölçeği, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği, Fiziksel Aktivite Yakın Çevre Ölçeği ile toplandı. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 49,94 ± 7,44 olup %45.24'ü 3.evrede tanı almıştı. Araştırma verileri, SoBFAG uygulanan kadınların program öncesi ve program sonrası (3.ay) fiziksel aktivite seviyelerinin, sosyal destek ve hedef belirleme puanlarının arttığı (P<0,005); yaşam kalitesi, yorgunluk ve diğer bilişsel süreçlerde anlamlı bir farkın olmadığı bulunmuştur. Sonuç olarak, bilişsel süreçlerin ele alındığı fiziksel aktivite müdahaleleri meme kanserinden sağ kalan kadınlarda fiziksel aktivite seviyesini arttırabilir. Bunun yanında yasam kalitesi, yorgunluk ve bilişsel süreçlerin etkilenmesi için bireylerin psikososyal süreçleri ele alınarak daha uzun sureli müdahaleler planlanmalı, izlem süreleri uzatılmalıdır.

Fiziksel aktiviteHalk sağlığı hemşireliğiMeme kanseri+2
Şura Kaya
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

HIV/AIDS tanılı bireylerin klinik sonuçlarının 95-95-95+95 Birleşmiş Milletler küresel hedefleri kapsamında değerlendirilmesi: Türkiye örneği

Amaç/Giriş: HIV/AIDS, kontrol altına alınamaz ise olumsuzlukları da beraberinde getirebilecek bir halk sağlığı sorunudur. Bu bağlamda HIV/AIDS'i kontrol altına alabilecek bir girişim olan Birleşmiş Milletler 95-95-95+95 küresel hedefinin araştırılıp uygulanması gerekmektedir. Bu araştırma da Türkiye'de HIV/AIDS tanılı bireylerin klinik sonuçlarının 95-95-95+95 Birleşmiş Milletler küresel hedefi kapsamında değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Bu araştırma, tanımlayıcı-kesitsel tasarım tipinde, 10 Ekim 2024 – 10 Haziran 2025 tarihleri arasında İstanbul Üniversitesi- Cerrahpaşa Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi, Enfeksiyon Hastalıkları ve Klinik Mikrobiyoloji Anabilim Dalı polikliniğinden takipli 295 kişi ile yapılmıştır. Veriler "Tanımlayıcı Özellikler Formu" ve "Berger- HIV ile İlgili Damgalama Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Nonparametrik ve parametrik testlerle analiz edilmiştir. Bulgular: Araştırmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 34,31±11,05'dir. %82,4 (n=243)'ü erkek, %65,4 (n=193)'ü heteroseksüel, %69,5 (n=205)'i bekâr, %33,6 (n=99)'sı üniversite mezunudur. Bireyler tanıyı %30,2 (n=89) ile başka bir amaçla test yaptırdıklarında tesadüfen öğrenmişler, bulaş yolu %50,5 (n=149) ile cinsel temas, tanı sonrası tedaviye başlama süresi %55,9 (n=165) 0-4 hafta içerisinde, tedaviye uyumları %66,1 (n=195) var, %81 (n=239) CD4 seviyeleri artmış, HIV RNA seviyesi %66,8 (n=197)'i negatiftir. 95-95-95+95 kapsamında birinci 95 göstergeleri; tanıyı tesadüf öğrenenler %60 (n=177), nasıl bulaştığını bilenler %62,5 (n=175)'tir. İkinci 95 göstergesi; tedaviye erken (1ayda) ulaşma %55,9 (n=165)'dur. Üçüncü 95 göstergeleri; Uyum gösterenler %66,1 (n=195), bağışıklık uyumu gösterenler %81 (n=239), viral yük baskılaması olumlu %66,8 (n=197)'dir. Dördüncü 95 göstergesi; toplam damgalama yüksek düzeyde (M:106, x̄:106,55 ± 22,55), alt boyutlarından içselleştirilmiş damgalama yüksek düzeyde (M:40; x̄:38,01± 8,05) bulgulanmıştır. Sonuç: Bu çalışma HIV/AIDS tanılı bireylerin klinik sonuçlarının 95-95-95+95 Birleşmiş Milletler küresel hedeflerinin bütüncül kapsamda değerlendirilmesine olanak sağlamıştır. Halk sağlığını koruma ve geliştirmeye yönelik çalışmalarda mevcut durumun ulusal ve uluslarası düzeyde belirlenip geliştirilmesi önerilmektedir.

AIDSHIVHIV enfeksiyonları+1
Leman Yörür Meğreli
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Makine öğrenmesi temelli bir mobil uygulamanın fazla kilolu ve obez kadınlarda fiziksel aktivite düzeyine etkisi: Randomize kontrollü çalışma

Kadınlarda fiziksel inaktivite, tüm dünyada ve Türkiye'de giderek artış gösteren, önemli bir halk sağlığı sorunudur. Fiziksel inaktiviteye bağlı olarak gelişen, obezite ve diyabet gibi bulaşıcı olmayan hastalıklar yüksek mortalite ve morbidite düzeyleriyle ilişkilidir. Bu tez çalışması makine öğrenmesi temelli bir mobil uygulamanın fazla kilolu ve obez kadınlarda fiziksel aktivite düzeyine etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Deneysel çalışmanın örneklem grubunu 35-60 yaş arasında, Beden Kitle İndeksi (BKİ) 25 ve üzeri olan 80 kadın oluşturmuştur. Katılımcılar, makine öğrenmesi temelli mobil uygulamanın sunulduğu müdahale grubuna veya standart fiziksel aktivite önerileri alan kontrol grubuna rastgele atanmıştır. Fiziksel aktivite seviyeleri Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ), günlük egzersiz süresi ve günlük adım sayıları kullanılarak değerlendirilmiştir. Veriler 12 haftalık bir süre boyunca izlenmiştir. Fiziksel aktiviteyi etkileyen bilişsel ve sosyal faktörlerle ilgili veriler aylık olarak toplanmıştır. Çalışmada deney grubundaki kadınların girişim sonrası 3. ay günlük adım sayısı, günlük egzersiz süresi ve IPAQ puan ortalamalarının kontrol grubundaki katılımcılara göre anlamlı derecede artış gösterdiği bulunmuştur (p<0,05). Fiziksel aktivite davranışını etkileyen faktörlerin değerlendirilmesinde ise Bilişsel Davranışçı Fiziksel Aktivite Ölçeği, Egzersiz Öz Etkililik Ölçeği ve Kadın Fiziksel Aktivite Öz Değer Ölçeği toplam puanlarının 3. ay ölçümlerinde deney grubundaki kadınlarda kontrol grubuna göre daha yüksek olduğu bulunmuştur (p=0,000). Çalışma sonunda elde edilen fiziksel aktivite verileri ile günlük davranışsal verilerin dahil edildiği basitleştirilmiş XGBoost modeli, en yüksek tahmin performansını (R²=0,50, RMSE=4,3) göstermiş ve fiziksel aktivite hedeflerine uyumun temel belirleyicileri olarak öz-yeterlik, sosyal ve fiziksel çevresel faktörler, algılanan engeller, günlük adım sayıları ve egzersiz geri bildirimini tanımlamıştır. Tez çalışması, geliştirilen makine öğrenmesi temelli mobil uygulamanın orta yaş kadınlarda fiziksel aktivite düzeyleri ile bilişsel davranışçı fiziksel aktivite tutumları, egzersiz öz etkililik düzeyleri ve fiziksel aktiviteyle ilişkili öz değer algılarını iyileştirmede etkili olduğunu ve gerçek zamanlı verilerin müdahalelerin kişiselleştirilmesindeki önemini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Fiziksel Aktivite, Obezite, Makine Öğrenmesi

Ezgi Hasret Kozan Çıkırıkçı
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Mobil uygulama destekli sağlığı geliştirme programının adölesanların obezite, fiziksel aktivite ve stres düzeyleri üzerine etkisi

Araştırmanın amacı; adölesan bireylerin sağlıklı seçimler yapmaları, sağlıklı yaşam biçimi davranışları geliştirmeleri ve kendi sağlık sorumluluklarını üstlenmeleri konusunda destekleyici bir müdahale olan, Mobil Uygulama Tabanlı Adölesan Sağlığını Geliştirme Programı (ASGE-FABES)'nın, adölesanların sağlıklı beslenme, obezitenin önlenmesi, fiziksel aktivite, stres yönetimi ve ruh sağlığı üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Çalışmada ön test, son test ve takip ölçümlerini içeren "tekrarlayan ölçümlü" tasarım kullanılmıştır. Örneklemi Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Milli Eğitim Bakanlığına bağlı, Çanakkale Ortaokulu ve Canbulant Ortaokullarında öğrenim gören 11-15 yaş arası 76 (38 kişi deney ve 38 kişi kontrol) adölesan oluşturdu. Araştırmada 24 haftalık Mobil Uygulama Tabanlı Adölesan Sağlığını Geliştirme (ASGE-FABES) Programı uygulandı. Araştırma verileri "Sosyo-demografik Özellikler Bilgi Formu'', "Adölesan Beslenme Bilgi (ABEB) Ölçeği'', "Adölesan Fiziksel Aktivite Bilgi (AFAB) Ölçeği'', "Adölesan Yaşam Biçimi (AYB) Ölçeği'', "Adölesan Sağlıklı Yaşam Biçimi Seçimleri (ASYBS) Ölçeği'' ve "Yenilenmiş Çocuk Anksiyete ve Depresyon (ÇADÖ-Y) Ölçeği'' Mobil Uygulama Tabanlı (Asge-Fabes) Adölesan Sağlığını Geliştirme - Fiziksel Aktivite, Beslenme, Stres Yönetimi Programı kullanılarak toplandı. Veriler girişim öncesi ve girişim sonrası 1. Hafta, 3. ay ve 6. ay sonrası izlem olarak dört farklı zaman noktasında toplanmıştır. Çalışmaya katılan adölesanların, girişim öncesi tanıtıcı özellikleri, bilişsel ve davranışsal değişkenleri açısından benzerdi. Girişim sonrası deney ve kontrol grubunun BKI ve Kilo ortalamalarında anlamlı bir farklılık gözlenmedi. Mobil Uygulama Tabanlı ASGE-FABES programı uygulanan deney grubunda, program sonrası fiziksel aktivite davranışları, beslenme ve fiziksel aktivite bilgi düzeylerinde ve sağlıklı yaşam biçimi seçimlerinde anlamlı artış saptandı. Anksiyete ve depresyon düzeylerinde anlamlı farklılık saptanmadı. Sonuç olarak, beslenme ve fiziksel aktiviteye ilişkin bilgi düzeyleri ile sağlıklı yaşam biçimi davranış puanlarında da anlamlı düzeyde artış gözlenmiştir. Adölesanlarda, sağlık bilgilerinin geliştirilmesi ve sağlıklı yaşam biçimi davranışlarının kazandırılması için, fiziksel aktivite ve stres yönetimi gibi sağlık davranışlarını destekleyecek okul sağlığı hemşireleri, ebeveynler ve eğitimcilerin de dahil olduğu çok boyutlu, mobil uygulama tabanlı sağlığı geliştirme programlarının geliştirilmesi önerilmektedir

Cumali Yıldızdal
İstanbul University-Cerrahpaşa · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Annelere verilen problem çözme eğitiminin anneler ile çocukların problem çözme becerileri ve çocukların aile içi ilişkileri algılarına etkisi

Öztaş, D., Annelere Verilen Problem Çözme Eğitiminin Anneler ile Çocukların Problem Çözme Becerileri ve Çocukların Aile İçi İlişkileri Algılarına Etkisi, Hacettepe Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Halk Sağlığı Hemşireliği Programı Doktora Tezi, Ankara, 2020. Günlük yaşam, içerisinde pek çok problemi barındırmakta, bu problemler bireylerin yaşamları üzerinde belirleyici olmaktadır. Bu nedenle bireylere problem çözme becerisinin kazandırılması önemle ele alınması gereken konular arasındadır. Bireylerin ilk eğitim ve öğretim yeri olan ailede, ebeveynlerin özellikle de çocukların primer bakımından sorumlu olan annenin iyi bir problem çözme becerisine ve iletişim becerisine sahip olması çocukları açısından da önemlidir. Annelere yaratıcı drama yöntemi ile verilen problem çözme eğitiminin, annelerin ve çocukların problem çözme becerileri ile çocukların aile içi ilişkileri algılarına olan etkisini değerlendirmek amacıyla yapılan araştırmada; yarı- deneysel araştırma desenlerinden "benzer olmayan kontrol gruplu ön test-son test düzeni" kullanılmıştır. Ankara İli Pursaklar İlçesi'ne bağlı Saray İlkokulu'nda 2018-2019 Bahar Yarıyılında öğrenim gören ilkokul dördüncü sınıf öğrencilerinin annelerine uygulanan eğitimler yaratıcı drama yöntemi ile verilmiştir. Araştırmanın ön test ve son test değerlendirmelerinde annelere "Kişilerarası Problem Çözme Envanteri", çocuklara "İlköğretim Düzeyindeki Çocuklar İçin Problem Çözme Envanteri" ve "Çocuklar İçin Aile İlişkileri Ölçeği" uygulanmıştır. Araştırma verileri tanımlayıcı istatistikler, "Mann Whitney U" testi, Spearman's Rho korelasyon katsayısı ve Friedman's Analizi ile kontrol edilmiştir. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Araştırmada, annelere yaratıcı drama yöntemi ile verilen problem çözme eğitiminin annelerin problem çözme becerilerini arttırdığı (p<0,05), çocukların problem çözme becerileri üzerinde etkili olmadığı (p>0,05) belirlenmiştir. Annelere yaratıcı drama yöntemi ile verilen problem çözme eğitiminin çocukların aile içi ilişkileri, engelleyici olarak algılamasında etkili olduğu (p<0,05) saptanmıştır. Araştırmanın bulgularına göre annelere yaratıcı drama yöntemi ile verilen problem çözme eğitiminin, okul sağlığı hemşireliğinde sağlığı koruma ve geliştirme müdahale programları kapsamında kullanılabilir bir yöntem olduğu söylenebilir. Okul sağlığı hemşireliği uygulamaları kapsamında sağlığın korunması, geliştirilmesi ve sürdürülmesi amacıyla yaratıcı drama yöntemi ile verilen problem çözme becerisi eğitimlerinin çocuklara da verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Problem çözme, çocuk, anne, eğitim, yaratıcı drama, aile ilişkileri, okul sağlığı, hemşirelik

Aile içi ilişkilerAlgıAnne eğitimi+7
Duygu Öztaş
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Adölesanlarda sağlık kontrol odağı ve öz yeterliliği güçlendirmeye yönelik yapılan çözüm odaklı görüşmelerin sağlığı geliştiren yaşam biçimi davranışlarına etkisinin belirlenmesi

Bu çalışma, sağlık kontrol odağı ve öz yeterliliği güçlendirmeye yönelik yapılan çözüm odaklı görüşmelerin, sağlığı geliştiren yaşam biçimi davranışlarına etkisinin değerlendirilmesi amacı ile yapılmıştır. Araştırmada ön test- son test kontrol gruplu yarı deneysel düzen kullanılmıştır. Çalışmanın müdahale grubunu 1. Okulda öğrenim gören 28 öğrenci, kontrol grubunu ise 2. okulda öğrenim gören 30 öğrenci oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak kişisel bilgi formu ve sağlığı geliştiren davranışlar ölçeği kullanılmıştır. Müdahale grubundaki katılımcılarla 6 Şubat-12 Mayıs 2017 tarihleri arasında hafta bir gün toplamda 9 oturum olacak şekilde çözüm odaklı yaklaşım kullanılarak görüşmeler yapılmıştır. Uygulama sonrası her iki grubada sağlığı geliştiren davranışlar ölçeği tekrar uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde Statistical Package for Social Science (SPSS) 22.0 programı kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler için ortalama ± standart sapma, demografik özellikler ile ön test–son test ve karşılaştırmalarında Bağımsız Örneklem t Testi, Bağımsız iki kategorik değişken arasında ilişki olup olmadığını belirlemek için Ki-Kare Testi ve ANCOVA analizlerinden yararlanılmıştır. Araştırmada sağlık kontrol odağı ve öz yeterliliği güçlendirmeye yönelik yapılan çözüm odaklı görüşmeler sonrasında, müdahale grubunu oluşturan adolesanların sağlığı geliştiren yaşam biçimi davranışları ölçeğinden aldıkları genel ve tüm alt boyutlara ilişkin puanların ön test puanlarına kıyasla istatistiksel olarak anlamlı bir şekilde arttığı belirlenmiştir. Çözüm odaklı yaklaşım ile yapılacak olan görüşmelerin okullarda sağlığı geliştirme kapsamında planlanacak uygulamalarda hemşireler tarafından kullanılması; farklı örneklem grupları ve farklı konular için, randomize kontrol gruplu araştırmaların yapılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Çözüm odaklı yaklaşım, sağlığı geliştirme, sağlık kontrol odağı, öz yeterlilik, hemşirelik, okul

ErgenlerGörüşme yöntemiHemşirelik+5
Funda Aslan
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Çözüm odaklı kısa süreli yaklaşımın akran zorbalığı ile baş etme becerileri üzerine etkisinin belirlenmesi

bu çalışma çözüm odaklı kısa süreli yaklaşımın adolesanların akran zorbalığı ile baş etme becerileri üzerine olan etkisini değerlendirmek amacı ile yapılmıştır. Araştırmada randomize olmayan gruplarda ön test-son test kontrol gruplu tasarım kullanılmıştır. Çalışmanın müdahale grubunu Çankaya ilçesinde bulunan bir okulda öğrenim gören 34 sekizinci sınıf öğrencisi, kontrol grubunu ise aynı ilçede bulunan benzer özelliklere sahip başka bir okulda öğrenim gören 34 sekizinci sınıf öğrencisi oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak Kişisel Bilgi Formu ve Ergen Akran İlişkileri Belirleme Ölçeği kullanılmıştır. Müdahale ve kontrol grubundaki öğrencilere uygulama öncesi Kişisel Bilgi Formu ve Ergen Akran İlişkileri Belirleme Ölçeği uygulanmıştır. Daha sonra müdahale grubundaki öğrencilere 06 Mart - 28 Nisan 2017 tarihleri arası haftada bir ders saati olmak üzere toplamda sekiz oturum çözüm odaklı kısa süreli yaklaşım uygulanmıştır. Uygulama bittikten hemen sonra müdahale ve kontrol grubundaki öğrencilere Ergen Akran İlişkileri Belirleme Ölçeği tekrar uygulanmıştır. Oturumların sonlanmasından bir ay sonra ise izlem ölçümleri uygulanmıştır. Verilerin değerlendirilmesi Statistical Package for Social Science (SPSS) 22.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler için ortalama ± standart sapma, sayı ve yüzdelik gösterimi ile ortanca minimum-maksimum değerleri kullanılmıştır. Araştırmada çözüm odaklı kısa süreli yaklaşım uygulaması sonrası müdahale grubunu oluşturan öğrencilerin Ergen Akran İlişkileri Belirleme Ölçeği zorbalık toplam son test puanı, sözel zorbalık, duygusal zorbalık ve fiziksel zorbalık son test puanı ile duygusal mağdurluk, fiziksel mağdurluk ve mağdurluk toplam son test puanı kontrol grubuna göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur (p<0,05). Bu sonuçlar doğrultusunda kısa süreli çözüm odaklı yaklaşımın sağlığı geliştirme uygulamaları temelinde okullarda gerekli eğitimi alan hemşireler tarafından zorbalıkla mücadelede etkin bir yöntem olarak kullanılması ve farklı örneklem grupları ve farklı konular için randomize çalışmaların yapılması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Çözüm odaklı kısa süreli yaklaşım, zorbalık, öğrenci, adolesan, hemşirelik.

Akran zorbalığıErgenlerHemşirelik+2
Ebru Öztürk Çopur
Hacettepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kadın üniversite öğrencilerinde toplumsal cinsiyet rolü stresi ve etkileyen etmenler

Bu çalışma, kadın üniversite öğrencilerinde toplumsal cinsiyet rolü stresi ve etkileyen etmenleri belirlemek amacıyla Nisan- Mayıs 2018 tarihleri arasında kesitsel tipte yürütülmüştür. Araştırmanın evreni; Ege Üniversitesi'ne bağlı tüm fakültelerde 2017-2018 öğretim yılında kayıtlı olan ve devam eden 14901 kadın öğrenciden oluşmaktadır. Araştırma örnekleminin, % 50 görülme sıklığı, % 95 güven düzeyi, % 5 sapma ve 2.0 desen etkisi ile hesaplanarak 750 kadın üniversite öğrencisinden oluştuğu belirlenmiş ve 856 öğrenci ile yürütülmüştür. Çalışmada öncelikle küme örnekleme yöntemi ile fakülteler belirlenmiştir. Daha sonra tabakalı örnekleme yöntemi ile araştırmaya alınacak öğrencilerin bölümlere ve sınıflara göre sayıları belirlenmiştir. Araştırma verileri; araştırmacı tarafından literatür incelenerek oluşturulan 'Kişisel Bilgi Formu' (18 soru), Bayar ve arkadaşları (2017) tarafından geliştirilen 'Kadın Toplumsal Cinsiyet Rolü Stresi Ölçeği (KTCRSÖ)', ve Kuzgun ( 1972) tarafından geliştirilen daha sonra Eldeleklioğlu (1996) tarafından revizyonu yapılan 'Ana-Baba Tutum Ölçeği (ABTÖ)' ile toplanmıştır. Araştırmanın yürütülmesi için etik kurul izni ve katılımcıların gönüllü olurları alınmıştır. Verilerin analizi; SPSS 25.0 paket programı ile yapılmış, tanımlayıcı istatistiksel değerlendirmede ise sayı, yüzde dağılım, ortalama, standart sapma kullanılmıştır. Öğrencilerin toplumsal cinsiyet rolü stres düzeyi ve etkileyen faktörler arasındaki ilişkiyi saptamak için Kruskall Wallis ve Mann Whitney U testi, ölçekler arasındaki ilişkiyi saptamak için Spearman's Korrelasyon testi kullanılmıştır. Öğrencilerin yaş ortalaması 21 ± 2.0, % 98.9'u bekar ve % 82.9'u ise çekirdek aileye sahiptir. Kadın öğrencilerin % 45.8' inin doğduğu yer Ege Bölgesi, % 45.9'unun en uzun yaşadığı yer il, % 61.0'inin annesi ev hanımı, % 31.4'ünün ise babası serbest olarak çalışmaktadır. Birinci sınıfta öğrenim gören (93.0), 1-2 kardeşi olan (92.0), asgari ücret üstü gelire sahip olan (91.0), 'herhangi bir dine inanmıyorum' (97.0) diyen, annesi çalışan (93) ve anne babası anlaşarak evlenen (91) kadın üniversite öğrencilerinin, KTCRSÖ puan ortancasının yüksek olduğu bulunmuştur. Öğrencilerin KTCRSÖ puan ortancası ile yaş grubu, en son mezun olduğu okul ve aile tipi arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır. KTCRSÖ ve demokratik anne baba tutum ölçeği puanları arasında ise pozitif yönde, çok zayıf düzeyde anlamlı ilişki olduğu belirlenmiştir (r= 0.069, p< 0.05). Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini önlemeye yönelik kadınların; eğitim, istihdam ve sağlık alanından eşit ve ihtiyaçları oranında yararlanabilmesi sağlanmalıdır. Toplumsal cinsiyet rolü ve stresi ile ilgili farkındalığı sağlamak amacıyla ilköğretim ve lisede cinsiyet eşitliğine yönelik eğitimler verilmelidir. Toplumsal gelişimin sağlanabilmesi ve geleneksel toplumsal cinsiyet algısının değiştirilebilmesi için bu eşitsizliğin yeniden üretildiği düşünülen tüm alanlarda denetim sağlanmalı, önleyici ve iyileştirici sosyal politikalar üretilmelidir. Anahtar Kelimeler: Toplumsal cinsiyet rolü; toplumsal cinsiyet rolü stresi; toplumsal cinsiyet; kadın toplumsal cinsiyet rolü stresi; Üniversite

Cinsel kimlikCinsiyet rolleriKadınlar+2
Melika Sarıtepe
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Eş şiddeti mağduru kadınlara uygulanan teorilerüstü model temelli eğitim ve danışmanlık programının etkinliğinin belirlenmesi

Bu araştırma, şiddet mağduru kadınlara yönelik geliştirilen "Teorilerüstü Model" temelli eğitim ve danışmanlık programının, kadınların ilişki değişim aşamalarına, karar verme dengelerine, öz-yeterliliklerine olan etkisini incelemek amacıyla tek grup ön-test son-test yarı deneysel desende yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini bir adliyenin Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddet Suçları Soruşturma Bürosu'na Mart-Eylül 2018 başvuran, çalışmanın dahil edilme ve araştırma dışında bırakma ölçütlerine uyan eş şiddeti mağduru 40 kadın oluşturmuştur. Şiddet mağduru kadınlardan, Adalet Baknlığı'ndan, yerel etik kuruldan ve ölçeklerin sahibinden yazılı onamlar alınmıştır. Teoriler üstü modele dayandırılan eğitim ve danışmanlık programı öncesinde; veriler birey tanıtım formu, eş şiddeti türünü belirleme aracı, şiddet mağduru kadının değişim aşamaları ölçeği (ŞMKDA), telefon görüşme formu ve yarı yapılandırılmış görüşme formu ile yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. ŞMKDA ölçeğinin, Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışmaları Uysal Toraman ve Yıldırım (2018) tarafından yürütülmüştür. Şiddet mağduru kadınlara dört oturum ve her oturum 45 dk olacak şekilde, şiddete yönelik bilgilendirici ve haklarını öğretici eğitimler verilmiştir. Eğitimlerden sonra 1.ay, 3. Ay ve 6.ay izlemler yapılmıştır. Bununla birlikte eğitim programından sonraki 4.ay ve 5.aylarda kadınları güçlendirmeye yönelik eğitim sonrası araştırmacı tarafından telefon ile motivasyonel görüşmeler yapılmıştır. Teorilerüstü modelin kullanıldığı çalışmalarda girişimin etkisinin en az altı ay sonra ortaya çıktığı gerçeğinden yola çıkarak, 6. ayda son izlem yapılmıştır. Programın başlangıcında, 1.ay, 3. ay sonunda altıncı ayda yapılan son izlemde kadınların değişim aşamaları, karar dengesi ve özyeterlilikleri değerlendirilmiştir. Altıncı ayın sonunda eğitim ve danışmanlık programına katılan sekiz şiddet mağduru kadınla odak grup görüşmesi yapılmış ve program hakkındaki görüşler nitel veri olarak toplanmıştır. Şiddet mağduru kadınların girişim öncesi (ön izlem) ve sonrası 2. İzlem (1.ay), 3. İzlem (3.ay) ve 4. İzlem (6.ay) (son izlem)' de belirlenen dört farklı zamanda yapılan izlemlerde, belirlenen değişim aşamaları arasındaki fark istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). Şiddet mağduru kadınların hiçbirinde değişim aşamasında gerileme olmamıştır, %97.1'inde değişim aşamasında ilerleme saptanmış ve %2.9'unda aşama değişimi olmamıştır. Girişim öncesi izlem ile altıncı ay izlem arasındaki aşama değişimlerinin, istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir (p<0.01). Şiddet mağduru kadınların eğitim ve danışmanlık programı öncesi ve sonrasında "ilişkide artılar" ve "ilişkide eksiler" alt ölçeğinin program öncesi ve sonrası puan ortalamaları arasındaki farkı anlamlı bulunmuş ayrıca "İlişkide Çekici Gelen Durumlar" ve "İlişkide Çekici Gelen Durumlarda Kendine Güven" ölçeğinin program öncesi ve sonrası puan ortalamaları arasındaki farkında anlamlı olduğu saptanmıştır (p<0.01). Sonuç olarak bu çalışma şiddet mağduru kadınların şiddete yönelik korunma davranışlarını, ilişki değişim aşamalarını, karar dengesi algısını ve özyeterliliklerini geliştirmiştir. Şiddet mağdurlarının başvurduğu kurumlarda hemşireler örnek eğitim ve danışmanlık modelini kullanabilirler. Anahtar sözcükler: Teorilerüstü model; eş şiddeti; hemşire; eğitim; danışmanlık

Aile içi şiddetBilgi verici danışmanlıkDanışmanlık+4
Nilüfer Yıldırım
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gökkuşağının görünmeyen yüzü: Seks işçisi transseksüel bireylerle ilgili fenomenolojik bir çalışma

Bu araştırmanın amacı, seks işçisi transseksüel bireylerin deneyimleri ve karşılaştıkları sorunlara ilişkin görüşlerinin belirlenmesidir. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik yaklaşım (olgu bilimi) deseni kullanılmıştır. Araştırmada veri toplamak amacıyla 1 açık uçlu soru ve 12 kapalı uçlu sorudan oluşan tanıtıcı bilgi formu ve 10 açık uçlu sorudan oluşan yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme formu kullanılmıştır. Veri analizi MAXQDA 2018 programı kullanılarak içerik analizi yöntemiyle yapılmıştır. Katılımcı 10 seks işçisi trans kadının yaşları 20- 44 arasında değişmektedir. Katılımcılardan 5 bireyin eğitim durumu lise iken, bir kişi ilkokul, 4 kişi ise üniversite mezunudur. Bilgi formunda yer alan gelir durumuyla ilgili olarak sorulan soruya 6 kişi gelir giderden az yanıtını verirken, 2 birey gelirinin giderlerinden daha fazla olduğunu 2 kişi ise gelir ve gider durumunun denk olduğunu ifade etmiştir. Görüşme yapılan 10 bireyden 6'sı genel sağlık sigortasından, 3 kişi özel sağlık sigortasından faydalanmaktadır. 1 kişinin ise hiç bir sağlık güvencesi bulunmamaktadır. Yapılan çalışmada trans seks işçiliği olgusu üç tema altında okuyucuya sunulmuştur. Bu temalardan 'Gökkuşağının Sırları' teması, bireylerin hem seks işçiliğiyle ilgili hem de cinsel yönelimleri olarak transseksüel kimlikleriyle biriktirdikleri yaşam deneyimleri ve bu deneyimler sonucunda kendilerini ve çevreyi algılayış biçimlerini ortaya koymayı amaçlamaktadır. Gökkuşağının sırları temasının altında cinsel kimlik algısı, kabullenilme, benlik algısı, toplumsal çevre algısı alt temaları bulunmaktadır. Tüm bu süreçlerde yaşadıkları sorunları betimleyen kodların oluşturduğu temalar ve bunların toplandığı tema ise 'Madalyonun Öteki Yüzü' olarak ifade edilmiştir. Madalyonun Öteki Yüzü temasının altında, Çalışma Koşulları, Şiddet, Ötekileştirme, Homofobi, Damgalanma ve Ayrımcılık alt temaları bulunmaktadır. Son olarak sağlık hizmetlerinden yararlanma durumları, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlara ilişkin algıları, alkol ve uyuşturucu kullanımına ilişkin görüşleri ise 'Onların Sağlığı' temasının altında toplanmıştır. Onların sağlığı teması altında ortaya çıkan alt temalar, cinsel yolla bulaşan enfeksiyon algısı, alkol, uyuşturucu kullanımı ve sağlık hizmet algısı şeklinde olmuştur. Sonuç olarak, bu çalışma ile seks işçisi transseksüel bireylerin yaşam deneyimleri ve bunları algılayış biçimleri, karşılaştıkları sorunlar ve bu sorunlarla ilgili görüşleri, son olarak ta sağlık ihtiyaçları ve sağlık hizmetlerinden yararlanma durumları bir olgu olarak ortaya konmuştur. Şimdiye kadar bu alanda yapılmış çalışmalar sistematik veriler için yeterli değildir. Özellikle hemşirelik alanında yapılan çalışmalar arasında seks işçisi bireyler ve transseksüel bireyler ile ilgili yapılmış çalışmaların sayısı parmakla sayılacak düzeydedir. Bu alanda yapılacak çalışmaların artması toplumsal bilincin artmasını sağlayacaktır. Anahtar Kelimeler: Transseksüel, Seks İşçiliği, Fenomolojik Araştırma, Sağlık

Cinsel sağlıkFenomenolojiLGBT+4
Gözde Hazal Yılmaz
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Vardiyalı ve vardiyasız çalışan işçilerin depresyon, anksiyete ve stres durumları ile etkileyen faktörlerin karşılaştırılması

Araştırma, vardiyalı ve vardiyasız çalışan işçilerin depresyon, anksiyete ve stres durumları ile etkileyen faktörlerin karşılaştırılması amacıyla Mart –Nisan 2019 tarihleri arasında yürütülmüştür. Karşılaştırmalı tanımlayıcı araştırmanın evrenini, İzmir Çiğli'dekibir ağır sanayi fabrikasında çalışan 150 vardiyalı ve İzmir Torbalı'daki üç iş yerinde çalışan 140 vardiyasız olmak üzere toplam 290 işçi oluşturdu. Çalışmada örneklem seçimine gidilmedi evrenin tamamına ulaşılmaya çalışıldı. Araştırmanın yapıldığı tarihte iş yerinde olmayanlar, araştırmaya katılmak istemeyenler nedeniyle 150 kişilik vardiyalı gruptan 140 kişiye, 140 kişilik vardiyasız gruptan 130 kişiye ulaşıldı. Veriler araştırmacılar tarafından oluşturulan "Tanıtıcı Bilgi Formu" ve "Depresyon, Anksiyete, Stres Ölçeği (DASÖ)" kullanılarak, karşılıklı görüşme yöntemiyle, etik izinler alındıktan sonra toplanmıştır. SPSS 23.0 for Windows (Statistical Package for Social Science for Windows) paket programı kullanılarak p<0,05 anlamlılık düzeyinde istatistiksel olarak değerlendirilmiştir. Vardiyalı grubun %95,7'si ve vardiyasız grubun % 60,8'i erkektir. Vardiyasız grubun %51,4'ü ve vardiyasız grubun %61,5'i geliri giderinden azdır. Vardiyalı grubun %45,7'si ve vardiyasız grubun %36,3'ü yeterli ve dengeli beslenmediğini düşünmektedir.Vardiyalı grubun depresyon toplam puanının ortalaması 10,7±8,09, vardiyasız grupta ise 6,14±6,28, vardiyalı grupta anksiyete toplam puanın ortalaması 9,48±7,05 vardiyasız grupta 6,14±6,28 vardiyalı grupta stres toplam puan ortalaması 14,58±7,78 vardiyasız grupta 10,18±7,48'dir. Vardiyalı çalışan işçilerde medeni durum, işinden memnun olma, yeterli ve dengeli beslenme değişkenlerinin depresyon, anksiyete ve stres puanını, vardiyasız çalışan işçilerde ise cinsiyet ve işinden memnun olma değişkeninin depresyon, anksiyete ve stres puanını etkilediği belirlenmiştir (p <0,05). Yapılan çalışmada vardiyalı grupta çalışan işçilerin vardiyasız gruba göre depresyon, anksiyete ve stres toplam puan ortalamaları daha yüksektir. Vardiyalı grupta depresyon, anksiyete ve stres puanı evli, işinden memnun olan, yeterli ve dengeli beslenmediğini düşünenlerden etkilenmektedir. Gerek vardiyalı, gerekse vardiyasız grupta depresyon, anksiyete ve stresi etkileyen faktörler göz önüne alınarak eğitim programları düzenlenebilir, işçilere baş etme yöntemleri, işverenlere de alınması gereken önlemler konusunda bilgi verilebilir. Anahtar Kelimeler: Vardiyalıve vardiyasız çalışma; Depresyon, stres, anksiyete; Çalışan sağlığı

AnksiyeteDepresyonStres+4
Hüseyin Boğurcu
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

İlkokul öğrencilerinde sağlık inanç modeline dayalı eğitim programının oyun alanı kazalarından korunma davranışlarına etkisi

Giriş: Yaralanmalar açısından riskli bir grup olan ilkokul çağında, oyun alanlarında meydana gelen kazalar çocukların sağlıklarını önemli derece tehdit etmektedir. Ayrıca ciddi yaralanmalara neden olmaktadır. Bu araştırmanın amacı, ilkokul öğrencilerinde oyun alanı kazalarından korunmaya yönelik sağlık inanç modeline dayalı olarak geliştirilen eğitim programının, öğrencilerin oyun alanı kazalarından korunma davranışlarına etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu araştırma, ön-test son-test kontrol gruplu düzende deneysel bir izlem çalışmasıdır. Araştırma, İzmir İli Konak İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü'ne bağlı Rıza Özmenoğlu İlkokulu'nda, Eylül 2016-Haziran 2017 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırma örneklemini, girişim grubundan 62, kontrol grubundan 62 öğrenci oluşturmuştur. Girişim ve kontrol grubunun randomizasyonunda yaş, cinsiyet, yaralanma riski puanı olmak üzere üç kriter göz önüne alınmıştır. Veri toplamada Öğrenci Tanıtım Formu, Yaralanma Davranışı Risk Kontrol Listesi (YRKL) ve Yaralanma Tutum Ölçeği (YTÖ) kullanılmıştır. Veriler öğrencilerle yüz yüze görüşme tekniği ve ailelere kapalı zarf gönderme tekniği ile toplanmıştır. Araştırmada ön-test değerlendirilmesi yapıldıktan sonra girişim grubu öğrencilere oyun kazalarından korunma konusundaki tutum ve davranışlarını olumlu yönde geliştirmek amacıyla sağlık inanç modelinin temel kavramları doğrultusunda her biri 40'ar dakika olan dört oturum şeklinde eğitim programı uygulanmıştır. Eğitim programından iki hafta sonra, her iki gruba son-test uygulanmış, Mart ve Haziran 2017 aylarında izlemleri yapılmıştır. Eğitim sonrası izlemlerde girişim grubu öğrencilere "Güvenli Oyun Oynayalım" isimli eğitim kitapçığı dağıtılmıştır. Kontrol grubunda ise herhangi bir girişimde bulunulmamıştır. Veriler, sayı-yüzde dağılımı, ortalama-standart sapma, ki-kare analizi, tekrarlı ölçümlerde varyans analizi, bonferroni testi, iki ortalama arasında farkın önemlilik testi, pearson korelasyon analizi, girişim ölçek ve alt boyutlardaki değişimi yordama oranı doğrusal regresyon analizi ile değerlendirilmiştir. Girişim ve kontrol grubundaki öğrencilerin son 6 ay içinde okulda oyun alanında kaza geçirme durumları ki-kare testi ve son 6 ay içinde oyun alanında yaralanma durumları yates düzeltmeli ki-kare testi ile karşılaştırılmıştır. Bulgular: Girişim grubu öğrencilerin yaş ortalaması 9.41±0.69, kontrol grubunun 9.48±0.62'dir. Girişim grubundaki öğrencilerin %53.2'si 10 yaşında ve %59.7'si erkek, kontrol grubundaki öğrencilerin %54.8'i 10 yaşında ve %56.5'i kızdır. Girişim ve kontrol grubu öğrenciler arasında homojen dağılım saptanmıştır (p>0.05). Eğitim programı sonrası; girişim grubunun kader alt boyutu puan ortalamaları kontrol grubuna göre anlamlı şekilde azalmıştır. Kader alt boyutunda zaman, grup*zaman ve grup etkileşimi açısından puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Kırılganlık/ciddiyet ile önlenebilirlik alt boyutu puan ortalamaları kontrol grubuna göre anlamlı şekilde artmıştır. Kırılganlık/ciddiyet ile önlenebilirlik alt boyutunda zaman, grup*zaman ve grup etkileşimi açısından puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak ileri düzeyde anlamlı bir fark belirlenmiştir (p<0.05). Girişim grubunun YRKL toplam puan ortalamaları kontrol grubuna göre anlamlı şekilde azalmıştır. YRKL toplam puan ortalamaları grup ve zamana göre karşılaştırıldığında zaman, grup*zaman ve grup etkileşimi açısından puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark belirlenmiştir (p<0.05). Eğitim programının etki düzeyinin kader (d=0.65), kırılganlık/ciddiyet (d=0.56), önlenebilirlik alt boyutunda (d=0.42) ve yaralanma risk puanında (d=0.54) orta düzeyde olduğu saptanmıştır. Tüm alt boyutlarda ve yaralanma risk değerlendirmesinde çalışma gücü yüksek düzeyde bulunmuştur. Girişimin kader alt boyutu puanını 0.664 kat azalttığı, kırılganlık/ciddiyet alt boyutu puanını 0.581 kat arttırdığı, önlenebilirlik alt boyutu puanını 0.530 kat arttırdığı ve yaralanma risk puanını 0.645 azalttığı belirlenmiştir. Sonuç: İlkokul öğrencilerinde oyun alanı kazalarından korunmaya yönelik sağlık inanç modelinin temel kavramlarına dayalı eğitim programının öğrencilerin tutumlarını değerlendirerek davranış değişimi sağlamada bilimsel bir yol gösterici olduğu ortaya konmuştur. Anahtar Sözcükler: İlkokul; kazalar; sağlık inanç modeli; hemşirelik; okul sağlığı

Eğitim programlarıGüvenlikKazalar+4
Bennur Koca
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Diyette sodyum kısıtlama ölçeği'nin geçerlilik ve güvenilirliği

Araştırma, "Diyette Tuz Kısıtlama Ölçeği (DTKÖ)"nin Türkçe formunun dil uyarlaması, geçerlilik ve güvenilirliğini değerlendirmek amacıyla metodolojik olarak planlanmıştır. Araştırmanın evrenini, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Kardiyoloji ve Kalp Damar Cerrahisi' ne bağlı yataklı birimlerde tedavi gören ve kardiyoloji polikliniğine başvuran KY tanısı ve tuz kısıtlı diyet önerisi almış bireyler oluşturmuştur ( N=8000). Araştırmanın örneklemine, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'ne Mart-Kasım 2017 tarihlerinde başvuran, yatarak ve ayakta tedavi alan, kişi, yer, zaman oryantasyonu olan, KY tanısı olan ve tuz kısıtlı diyet önerisi almış, araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden bireyler alınmıştır (n=300). Veri toplama aracı olarak, Tanıtıcı Bilgi Formu, Diyette Tuz Kısıtlama Ölçeği ve Diyete Uyum Hakkındaki İnançlar Ölçeği kullanılmıştır. Ölçeğin geçerlilik çalışmasında; dil geçerliliğini sağlamak için, ölçeğin Türkçeye çevirisi ve geri çevirisi yapılmıştır. Dil geçerliliği sağlandıktan sonra, içerik geçerliliği için ölçek uzman görüşüne sunulmuştur. Uzman görüşleri, Davis tekniği kullanılarak değerlendirilmiştir. Uzman görüşlerine göre, tüm maddelerin Kapsam Geçerlik Oranları ve Kapsam Geçerlilik İndeksi 0.80'in üzerinde bulunmuştur. Ölçeğin ön uygulamasından sonra, veriler yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak toplanmıştır. Bireylerin verdiği cevaplar, araştırmacının kendisi tarafından ölçeğe işaretlenmiştir. Ölçeğin kapsam geçerliliği için, Açıklayıcı ve Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) yöntemi kullanılmıştır. Temel Bileşenler Analizine göre ölçek orijinal yapısına uygun olarak üç faktör altında yer almıştır. Ancak maddeler farklı faktörler altında toplanmıştır. DFA uyum indeksleri değerleri kapsam geçerliği için uygun kriterler arasında bulunmuştur (x2/df=2.02, RMSEA=0.07, CFI=0.94, NFI=0.93, NNFI=0.93, SRMR=0.05, GFI=0.94, AGFI=0.92). Ölçeğin ölçüt geçerliliği için Diyete Uyum Hakkındaki İnançlar ölçeği ile korelasyon katsayıları incelenmiş ve aralarında anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu bulgulara göre, Diyette Tuz Kısıtlama Ölçeği Türk toplumu için geçerli bir ölçme aracı olduğu belirlenmiştir. Diyette Tuz Kısıtlama Ölçeği'nin güvenilirlik çalışması için ilk olarak, madde-toplam puan korelasyonları incelenmiştir. Madde-toplam puan korelasyon değerleri 0.30-0.84 arasında bulunmuştur ve istatistiki açıdan anlamlıdır. Madde ayırt etme gücünü belirlemek amacıyla yapılan T-test'i sonuçlarına göre de gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca maddelerin anlamlı düzeyde ayırt etme gücüne sahip olduğu belirlenmiş ve madde çıkarma işlemine gidilmemiştir (p<0.001). Ölçeğin Cronbach alfa değeri 0.92, alt boyut Cronbach alfa değerleri ise; 0.83 ile 0.97 arasında bulunmuştur. Diyette Tuz Kısıtlama Ölçeği'nin zamana göre değişmezliğini belirlemek için, ölçek birinci uygulamadan iki hafta sonra 50 kişiye tekrar uygulanmış ve iki ölçüm arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. İlk ve son ölçümler incelendiğinde; alt boyut toplam puan ve ölçek toplam puan korelasyonları arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p<0.001). Bu bulgulara göre, Diyette Tuz Kısıtlama Ölçeği'nin Türk toplumu için güvenilir bir ölçme aracı olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, "Diyette Tuz Kısıtlama Ölçeği" (DTKÖ) Türk toplumu için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracıdır. Ölçeğin birinci ve ikinci basamak sağlık kuruluşlarında hemşireler ve diğer sağlık profesyonelleri tarafından tuz kısıtlı diyet önerisi almış KY hastalarının diyete uyumlarının belirlenmesi amacıyla kullanılması ve tuz kısıtlı diyet önerisi almış, farklı hastalık tanısına sahip örneklem gruplarında da geçerlilik ve güvenilirliğinin yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Kalp Yetersizliği, Tuz Kısıtlı Diyet, Geçerlilik, Güvenilirlik

DiyetDiyet tedavisiGüvenilirlik ve geçerlilik+4
Ebru Konal
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hastanın sağlığa bağlılığı/katılımı ölçeği' nin Türkçe formunun geçerlilik ve güvenilirliği

Bu araştırma "Hastanın Sağlığa Bağlılığı Ölçeği' nin Türkçe formunun geçerlilik ve güvenilirliğini incelemek amacıyla yapılmıştır. Metodolojik çalışmanın evrenini Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesinde Mart 2017-Şubat 2018 tarihleri arasında kronik hastalığı olan ve Dâhili kliniklerde yatarak/ayaktan tedavi gören tüm hastalar oluşturmuştur. Olasılıksız örneklem yöntemi ile seçilen kronik hastalığı olan 260 gönüllü hasta araştırma örneklemini oluşturmuştur. Araştırma verileri, Sosyo-demografik Bilgi Formu, Hastanın Sağlığa Bağlılığı Ölçeği ve Hasta Aktiflik Düzeyi Ölçüm Aracı (PAM) ile toplanmıştır. Ölçeğin dil geçerliliği çeviri-geri çeviri yöntemi ile sağlanmıştır. Graffigna ve ark. (2015) tarafından geliştirilen özgün adı Patient Health Engagement Scale (PHE-s) olan Hastanın Sağlığa Bağlılığı Ölçeği' nin içerik/kapsam geçerliliği için uzman görüşüne başvurulmuş, Genel Kapsam Geçerlilik İndeksi (KGİ) 0.88 bulunmuştur. Kendall Uyuşum Katsayısı Korelasyon değeri de, Kendal W= 0.199 olarak elde edilmiştir (p < 0.05). Ölçeğin yapı geçerliliğini belirlemek için Temel Bileşenler Analizi ve Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) yapılmış, faktörün tek boyutlu olduğu öz değerine (4.2) ve Scree Plot grafiği değerlendirilerek ölçeğin özgün formun kavramsal yapısına uygun olarak tek faktörlü yapıda olduğuna karar verilmiştir. DFA sonucuna göre, oluşan modelin özgün ölçek modeli ile uyum gösterdiği saptanmıştır (x2/df=2.12, RMSEA=0.066, CFI=0.99, NFI=0.99, NNFI=0.99, SRMR=0.06, GFI=0.98). Ölçeğin ölçüt/bağımlı geçerliliğinde Hasta Aktiflik Düzeyi Ölçüm Aracı (PAM) kullanılmış ve her iki ölçek arasında güçlü, olumlu yönde ve çok anlamlı bir korelasyon bulunmuştur. Hastanın Sağlığa Bağlılığı Ölçeği' nin (PHE-s) Türkçe formunun iç tutarlılık güvenilirlik Cronbach alfa değeri 0.95 bulunmuştur. Madde-madde korelasyon katsayıları 0.68-0.87 arasında ve madde–ölçek toplam puan korelasyon katsayıları 0.86 ile 0.95 arasında değişmektedir. Madde analizi kapsamında %27 üst ve %27 alt grupların madde puanı arasındaki fark Independent Sample T testi ile sınamıştır ve grup ortalamaları arasında tüm test maddeleri için p < 0.05 düzeyinde anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır. Zamana karşı değişmezliğini belirlemek için ölçek, iki hafta ara ile 30 hastaya uygulanmış ve iki ölçüm arasında çok güçlü, olumlu yönde ve çok anlamlı ilişki bulunmuştur (r=0.99, p<0.01). Hastanın Sağlığa Bağlılığı Ölçeği' nin (PHE-s) kronik hastalığı olan bireylerin sağlığa bağlılık düzeylerini belirlemek amacıyla kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu bulunmuştur. Ölçek öz yönetim becerileri eksik olan hastaları daha yüksek sağlık risk grubuna girmeden önce belirleyebilme, erken girişimleri uygulayabilme, hasta ve sağlık sistemi için hem zamanı hem de kaynakları daha etkin kullanma olanağı sağlayan bakım planlarının geliştirilmesinde kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Hastanın Sağlığa Bağlılığı, Kronik Hastalık, Geçerlilik, Güvenilirlik

Güvenilirlik ve geçerlilikHasta katılımıHastalar+7
Esin Ateş
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Planlı davranış teorisine dayalı kadına yönelik eş şiddeti eğitim programının hemşirelerin/ebelerin şiddet olgularına yönelik yaklaşımlarına etkisi

Giriş: Kadına yönelik eş şiddeti neden olduğu akut morbidite, mortalite ve kadın sağlığındaki kronik etkilerinden dolayı önemli bir halk sağlığı sorunudur. Hemşire ve ebelerin kadına yönelik şiddetteki rol ve sorumlulukları şiddeti saptamak, mağdurlara bakım vermek ve uygun kaynaklara yönlendirmektir. Bu açıdan hemşire ve ebelerin şiddet olgularına yönelik yaklaşımlarının belirlenmesi, farkındalıklarının arttırılması ve şiddete uğrayan kadına destekleyici ve yardım edici girişimlere yönelik çalışmaların yapılması şiddetle mücadelede önemlidir. Araştırmanın amacı; planlı davranış teorisine dayalı kadına yönelik eş şiddeti eğitim programının hemşirelerin ve ebelerin şiddet olgularına yönelik yaklaşımlarına etkisini değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma, randomize kontrollü ön test-son test düzeninde deneysel tasarımda yapılmıştır. Araştırma Denizli il merkezindeki 58 Aile Sağlığı Merkezinde aile sağlığı elemanı kadrosunda çalışan hemşire ve ebelerle Aralık 2016-Ağustos 2017 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırma girişim grubundan 50, kontrol grubundan 49 hemşire ve ebe ile tamamlanmıştır. Hemşire ve ebeler çalıştıkları Aile Sağlığı Merkezlerine göre yaş ve eğitim durumları göz önünde bulundurularak randomize edilmiştir. Veri toplamada, Birey Tanıtım Formu, Sağlık Çalışanlarının Kadına Yönelik Eş Şiddeti Konusunda Tutum ve Uygulamaları Ölçeği, Sağlık Çalışanlarının Kadına Yönelik Eş Şiddeti Bildirimi Yapma Niyeti/Davranışı Ölçeği ve kadına yönelik eş şiddeti bildirim formu kullanılmıştır. Araştırmanın başında girişim ve kontrol grubuna ön test değerlendirilmesi yapılmış, daha sonra girişim grubuna haftada bir kez, 60 dakikadan oluşan dört haftalık eğitim programı uygulanmıştır. Her iki gruba da eğitim programından iki hafta sonra son test, üç ay sonra 1. izlem, altı ay sonra 2. izlem değerlendirmeleri yapılmıştır. Araştırma verileri yüzyüze görüşme ve kâğıt kalem tekniği kullanılarak araştırmacı tarafından toplanmıştır. Araştırma için Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu'ndan, araştırmanın yürütüldüğü kurumdan ve katılımcılardan etik izin alınmıştır. Veriler; sayı-yüzde dağılımı, ortalama-standart sapma, ² analizi, tekrarlı ölçümlerde çift yönlü varyans analizi, bağımsız gruplarda t testi, tekrarlı ölçümlerde tek yönlü varyans analizi ve Bonferroni düzeltmeli eşleştirilmiş iki grup arasındaki farkın t testi ile SPSS 22.0 programında analiz edilmiştir. Bulgular: Girişim grubu hemşire ve ebelerin yaş ortalaması 39.660.61, kontrol grubunun 39.360.54, girişim grubunun %14.0'ı hemşire, %86.0'ı ebe, kontrol grubunun %8.2'si hemşire, %91.8'i ebedir. Girişim grubunun %52.0'ı lisans, kontrol grubunun %51.0'ı ön lisans mezunudur. Grupların kadına yönelik eş şiddeti konusundaki tutum ve uygulamaları ölçeği puan ortalamalarında grup, zaman ve grup*zaman etkileşimi açısından anlamlı düzeyde farklılık (p<0.001) bulunmuştur. Ölçeğin "hazır hissetme", "kendine güven", "uygulayıcının kontrol eksikliği", "profesyonel destekler" ve "şiddet araştırması" alt boyutlarında, kontrol grubuna göre ön test değerlendirmesi dışında tüm ölçüm zamanlarında istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur. Ölçeğin "konuyu açmada rahatlık", "uygulamadaki engeller" ve "uygulayıcının sonuçları sorgulaması" alt boyutlarının puan ortalamalarının analizi sonucunda ise gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmazken (p>0.005), zaman ve grup*zaman etkileşimi açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılık (p<0.001) saptanmıştır. Grupların kadına yönelik eş şiddeti bildirimi yapma niyeti/davranışı ölçeği puan ortalamaları karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı farklılık bulunmazken (p>0.005) zaman ve grup*zaman etkileşimi açısından anlamlı farklılık (p<0.001) bulunmuştur. Kadına yönelik eş şiddeti bildirim formu doldurmada, girişim ve kontrol grubu arasında yapılan istatistiksel analizde her iki grup arasında ön test ve izlemler sonunda istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Programın, hemşire ve ebelerin kadına yönelik eş şiddeti konusundaki tutum ve uygulamaları puan ortalamalarına etki düzeyinin büyük (d=0.886), kadına yönelik eş şiddeti bildirimi yapma niyeti/davranışı ölçeği puan ortalamalarına etki düzeyinin küçük (d=0.434) olduğu saptanmıştır. Sonuç: Bu sonuçlar eğitim programının hemşire ve ebelerin kadına yönelik eş şiddeti olgularına yönelik yaklaşımlarını geliştirmede etkili olduğunu göstermektedir. Anahtar Kelimeler: Kadına yönelik eş şiddeti; planlı davranış teorisi; eğitim programı; hemşirelik; ebelik.

EbelerEğitim programlarıHalk sağlığı hemşireliği+7
Nazan Koştu
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Hemşirelerin geri dönüşüm davranışlarını geliştirmede hastane geri dönüşüm programının etkinliğinin değerlendirilmesi

Giriş: Günümüzde çevre kirliliğinin en önemli nedenlerinden biri atık miktarlarındaki artıştır. Geri dönüştürülebilir atıkların, evsel atık ve tıbbi atıklara karışması ekonomik ve çevresel yük getirmekte, atıkların kaynağında doğru ayrıştırılması önem arz etmektedir. Bu araştırmanın amacı, hemşirelerin uygulamaları sırasında ortaya çıkan atıklara yönelik yürütülen "Hastane Geri Dönüşüm Programı"nın geri dönüşüm davranışları ve atık miktarları üzerindeki etkisinin belirlenmesidir. Gereç ve Yöntem: Ön test son test kontrol gruplu deneysel araştırma, Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Genel Cerrahi ABD ve Kalp Damar Cerrahisi ABD'nda Haziran 2017-Şubat 2018 tarihleri arasında yürütülmüştür. Araştırma, girişim grubundan 32, kontrol grubundan 32 hemşire ile tamamlanmıştır. Araştırmada ilk olarak kliniklerin bir haftalık atık ölçümleri yapılmış ve hemşirelere Hemşire Tanıtım Formu, Çevresel Davranış Ölçeği ve Sürdürülebilir Hastane İçin Geri Dönüşüm Ölçeğinin ön test uygulaması yapılmıştır. Ardından girişim grubuna Planlı Davranış Teorisi'ne dayalı oluşturulan Hastane Geri Dönüşüm Programı kapsamında, eğitim ve video gösterimi yapılmış; Yeşil Üniversite Kitapçığı ve broşürler verilmiş, kliniklere geri dönüşüm kutuları konulmuştur. Programın sonlanmasından iki hafta sonra, bir haftalık atık ölçümleri yapılarak ölçeklerin son test uygulaması yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 20.0 paket programı, LİSREL 8.8 paket programı ve G-Power yazılımı kullanılmıştır. Girişim ve kontrol gruplarının homojenliğini değerlendirmek için ki-kare testi ve Friedman testi kullanılmıştır. Veriler, sayı, yüzde, ortalama, medyan, minimum, maksimum, standart sapma değerleri, Shapiro-Wilk testi, Student t Test, Mann-Whitney U testi, Paired Sample (Bağımlı gruplar) t test ve Wilcoxon İşaret Sıra testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Bulgular: Hemşirelerin yaş ortalaması 34,42±7,62; %96,9'u kadın, %53,'i evli, %85,9'u lisans mezunudur. Mesleki çalışma süreleri, ortalama 11,80±8,08 yıldır. Hemşirelerin %57,8'i doğa yürüyüşü/gezisi yapmaktadır ve %4,7'i bir çevre grubuna üyedir. Hemşirelerin %34,4'ü oturduğu apartmanda geri dönüşüm için atıklarını ayırmaktadır. Girişim ve kontrol grubundaki hemşirelerin Çevresel Davranış Ölçeği ön test son test puan farkı incelendiğinde, gruplar arasında istatistiksel düzeyde anlamlı farklılık bulunmamıştır (p>0.05). "Sürdürülebilir Hastane İçin Geri Dönüşüm Ölçeği" toplam ve alt boyut puanlarının ön test son test puan farkı gruplar arasında incelendiğinde; tutum (p=0.001), algılanan davranış kontrolü (p=0.016), algılanan/koşullar durumlar (p=0.001), davranış niyeti (0.040), geri dönüşüm davranışı (p=0.029) boyutlarında istatistiksel düzeyde anlamlı farklılık saptanmıştır. Davranış sonuçları (p=0.846), davranış sonuçlarının önemi (p=0.366), öznel norm (p=0.195), algılanan beklentiler (0.343), beklentilerin önemi (p=0.850), kolaylaştıran koşullar/durumlar (p=0.054) boyutlarında ise anlamlı farklılık saptanmamıştır. Bütün ölçek toplamı ele alındığında ise Hastane Geri Dönüşüm Programının girişim grubunun istatistiksel düzeyde fark yarattığı tespit edilmiştir (p=0.001). Path Analizi ile oluşturulan iki ayrı modelde; algılanan davranışsal kontrolün (Model 1:β=2.47, p<0.05; Model 2: β=2.57, p<0.05) niyet üzerinde etkili olduğu; niyet değişkenindeki toplam değişimin Model 1'de %19'luk, Model 2'de ise %16'lık kısmını açıkladığı belirlenmiştir. Model 2'de ise "Hastane Geri Dönüşüm Programı "nın (β=2.14, p<0.05) tutum üzerinde anlamlı etkisi olduğu ve tutum değişkenindeki toplam değişimin %7'lik kısmının açıkladığı saptanmıştır. Atık ölçümleri ele alındığında, evsel ve kesici delici atık miktarlarındaki değişimin gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermediği (p>0.05); girişim grubuna ait tıbbi atık miktarlarında kontrol grubuna göre anlamlı bir azalma olduğu (p=0.003), geri dönüştürülebilir atık miktarlarında ise anlamlı bir artış olduğu görülmüştür (p=0.001). Sonuç: Bu çalışmanın sonuçları, Planlı Davranış Teorisine dayalı oluşturulan Hastane Geri Dönüşüm Programının hemşirelerin geri dönüşüm davranışları ve geri dönüştürülebilir atık miktarları üzerinde olumlu etkisi olduğunu göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Planlı Davranış Teorisi; hastane geri dönüşüm programı; hemşire; geri dönüşüm davranışı, sürdürülebilirlik.

Hatice Gürgen Şimşek
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Sağlıklı olmayı desteklemeye yönelik eğitim programının yaşlıların yaşam kalitesi, bütünlük duygusu ve psikolojik sağlamlıkları üzerine etkisi

Bu çalışmanın amacı, sağlıklı olmayı desteklemeye yönelik salotajenik modele dayalı eğitim programının yaşlıların yaşam kalitesi, bütünlük duygusu ve psikolojik sağlamlıkları üzerine etkisini belirlemektir. Bu çalışma, randomize kontrollü ön test-son test düzeninde deneysel tasarımda yapılmıştır. Araştırma, Şubat-Haziran 2018 tarihleri arasında Bornova bölgesinde bulunan Çamdibi 20 Nolu Aile Sağlığı Merkezi'nde yürütülmüştür. Çalışma evrenini, uygulama süreci ve kurum çalışanları ile işbirliği sağlanması durumu göz önüne alınarak Çamdibi 20 No'lu ASM'de yer alan bir aile sağlığı birimine kayıtlı bulunan 65 yaş ve üstü yaşlı bireyler oluşturmuştur (N= 400). Araştırmanın örneklem büyüklüğünün hesaplanmasında güç analizi yönteminden yararlanılmıştır. Etki büyüklüğü, orta etki büyüklüğü alınarak (d=0.50), %80 güç ve %95 güven düzeyinde en az örnek büyüklüğü kontrol grubu için 40 kişi, girişim grubu için 40 kişi olmak üzere, toplam 80 kişi olarak belirlenmiştir. Araştırma süreci içerisinde örneklem kayıpları yaşanabileceği için hesaplanan kişi sayısının %10 fazlasının uygun olacağı düşünülmüştür Sonuç olarak her bir grup için 45 kişinin alınmasına karar verilmiştir. Araştırma verilerinin toplanmasında, Sosyo-demografik Özellikler Veri Formu, Katz Günlük Yaşam Aktiviteleri Ölçeği, Yaşlılar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği, Yaşam Kalitesi Ölçeği Türkçe Kısa Sürümü, Bütünlük Duygusu Ölçeği ve Kısa Psikolojik Sağlamlık Ölçeği kullanılmıştır. Araştırma verileri, araştırmacı tarafından yüz yüze görüşülerek toplanmıştır. Eğitim programı, girişim grubuna haftada bir kez 60 dakikalık beş oturum şeklinde uygulanmıştır. Eğitim programında anlatım, deneyimleri paylaşma, göster-yaptır, role play, video izlemi gibi yöntemler kullanılmıştır. Eğitim planı Salutojenik Model temel kavramları doğrultusunda araştırmacı tarafından oluşturulmuştur. Araştırmanın yapılabilmesi için Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Klinik Araştırmalar Etik Kurulu onayı ve İzmir İl Sağlığı Müdürlüğü'nden yazılı izinalınmıştır. Verilerin istatistiksel analizinde SPSS 20.0 (Stastical Package for Social Science) paket programı kullanılmıştır. Girişim grubunu oluşturan yaşlıların yaş ortalaması 71.76±6.43 olup, % 62.2'si erkektir. Yaşlıların, % 75.6'sı ilkokul mezunu, %80.0'ı evli ve % 77.8'i emeklidir. Kontrol grubu yaşlıların, yaş ortalaması 69.00±5.64 olup, % 57.8'i erkektir. Yaşlıların % 68. 9'u ilkokul mezunu, % 86.7'si evli, % 51.1'i emeklidir. Girişim ve kontrol grubu yaşlıların eğitim sonrası Yaşam Kalitesi Ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Yaşam Kalitesi Ölçeği'nin alt boyutlarına bakıldığında, girişim ve kontrol grubu yaşlıların eğitim sonrası "Fiziksel Alan", "Psikolojik Alan" ve "Çevre Alanı" alt boyut puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunduğu belirlenmiştir (p<0,05). Girişim ve kontrol grubu yaşlıların eğitim sonrası Yaşlılar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). Yaşlılar İçin Yaşam Kalitesi Ölçeği'nin alt boyutlarına bakıldığında, girişim ve kontrol grubu yaşlıların eğitim sonrası "Duyusal İşlevler", "Özerklik", "Geçmiş, Bugün ve Gelecek Aktiviteler", "Ölüm ve Ölmek", "Yakınlık" alt boyut puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). Girişim ve kontrol grubu yaşlıların eğitim sonrası Bütünlük Duygusu Ölçeği puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmış; ancak Kısa Psikolojik Sağlamlık puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p>0.05). Bunun yanısıra, girişim ve kontrol grubu yaşlıların eğitim sonrası Bütünlük Duygusu Ölçeği'nin "Anlamlılık ve Yönetilebilirlik Alt Boyutları" puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0.05). Eğitim programının etki düzeyinin Yaşam Kalitesi Ölçeği'nin "Fiziksel Alan (d=0.67), "Psikolojik Alan" (d=0.55) ve "Sosyal İlişkiler Alanı" alt boyutunda (d=0.62) orta düzeyde ve "Çevresel Alan" alt boyutunda (d=0.96) yüksek düzeyde olduğu saptanmıştır. Yaşam kalitesi Ölçeği'nin tüm alt boyutlarında çalışma gücü yüksek düzeyde bulunmuştur. Çalışmadan elde edilen sonuçlar ve bulgular doğrultusunda, salutojenik modele dayalı eğitimin yaşlı bireylerin yaşam kalitesi ve bütünlük duygusu üzerinde olumlu etkisinin olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Yaşlı; Yaşam Kalitesi; Salutojenik Model; Bütünlük Duygusu; Hemşirelik.

BütünlükEğitim programlarıGeriatri+5
Deniz Eren
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ergenlerde sağlık okuryazarlığı ölçeğinin geçerlilik ve güvenirliği (ESOÖ)

Araştırma, Ghanbari ve ark.(2016) tarafından geliştirilen "Ergenlerde Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği (ESOÖ)"nin Türkçe formunun dil uyarlaması, geçerlik ve gü-venirliliğini değerlendirmek amacıyla metodolojik olarak planlanmıştır. Araştırmanın evrenini, Konak İbn-i Sina Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ve Betontaş Anadolu Lisesi'nde 9, 10, 11 ve 12. sınıflarda okuyan ergenler oluşturmuş-tur ( N=1495). Araştırmanın örneklemine, Şubat- Haziran 2018 tarihleri arasında Konak İbn-i Sina Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi ve Betontaş Anadolu Lisesi'nde 9, 10, 11 ve 12. sınıflarda okuyan araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 15-18 yaş aralığındaki ergenler oluşturmuştur (n=440).Veri toplama aracı olarak, Tanıtıcı Bilgi Formu ve Ergenlerde Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği kullanılmıştır. Ölçeğin geçerlik çalışmasında; dil geçerliği için, ölçeğin İngilizceden Türkçeye çevirisi ve daha sonra Türkçeden İngilizceye çevirisi yapılmıştır. Dil geçerliği sağ-landıktan sonra, içerik geçerliği için ölçek farklı sağlık alanlarında uzman 15 öğretim üyesinin görüşüne sunulmuştur. Uzman görüşleri, Davis tekniği kullanılarak değer-lendirilmiştir. Uzman görüşlerine göre, tüm maddelerin Kapsam Geçerlik Oranları ve Kapsam Geçerlilik İndeksi 1,00 olarak bulunmuştur. Ölçeğin kapsam geçerliği için, Açıklayıcı ve Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) yapılmıştır. Açıklayıcı Faktör Ana-lizi'ne göre ölçek orijinal yapısına uygun olarak sekiz faktör altında yapılanmış ancak bazı maddeler farklı faktörlerde toplanmıştır. DFA uyum indeksleri değerlerinin kapsam geçerliği için kabul edilebilir değerler içerisinde olduğu bulunmuştur (x2/df=2.259, RMSEA=0.05, CFI=0.86, NFI=0.77, NNFI=0.85, SRMR=0.06, GFI=0.83, AGFI=0.81). Bilinen gruplar geçerliği analizinde, ergenlerin yaşının ve lise düzeyinin ölçeğin toplam skoruna ve "öz yeterlilik","okuma","kullanma" ve "algılama" alt boyut skoruna duyarlı olduğu belirlenmiştir. Ölçek faktörlerinin, er-genlerin yaş, lise düzeyi ve cinsiyetinden düşük seviyede etkilendiği belirlenmiştir. Bu sonuçlara göre, Ergenlerde Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği'nin Türk toplumu için geçerli bir ölçme aracı olduğu saptanmıştır. Ergenlerde Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği'nin güvenirlilik çalışması için ilk olarak, madde-toplam puan korelasyonları incelenmiştir. Madde ölçek toplam korelasyon değerlerinin 0.10-0.60 arasında, her bir maddeden elde edilen bağıntı değerlerinin 0.63-0.87 arasında ve toplam puanlar arasındaki bağıntı katsayısının ise 0.91 olduğu belirlenmiştir. Tüm maddelerin madde-toplam ölçek puan korelasyonu için hesaplanan p değerinin istatistiksel olarak anlamlı olduğu ve böylece ölçekten madde çıkarılmayacağı saptanmıştır (p<0.001). Ölçeğin, Cronbach alfa değerinin 0.93, alt boyut Cronbach Alpha değerlerinin ise; 0.76 ile 0.84 arasında olduğu tespit edilmiş-tir.Ergenlerde Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği'nin test tekrar test yöntemi ile zamansal olarak değişim göstermediğini tespit etmek için ölçek birinci uygulamadan iki hafta sonra 50 kişiye tekrar uygulanmış ve iki ölçüm arasındaki ilişki değerlendirilmiştir. Buna göre faktörler ve madde puanlarının tamamının zamansal olarak değişim gös-termediği tespit edilmiştir (p>0.050). Bu sonuçlara göre, Ergenlerde Sağlık Okurya-zarlığı Ölçeği'nin Türk toplumu için güvenilir bir ölçme aracı olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, "Ergenlerde Sağlık Okuryazarlığı Ölçeği" (ESOÖ) Türk toplumu için geçerli ve güvenilir bir ölçme aracıdır. Ölçeğin; birinci ve ikinci basamak sağlık kuruluşlarında hemşireler ve diğer sağlık personeli tarafından ergenlerin sağlık tanı-lamasını ve danışmanlığını yaparken, bireylerin sağlık okuryazarlık düzeyinin değer-lendirilmesi amacıyla kullanılması ve farklı etnik kökenli ergenler veya farklı nitelik-teki liselerde okuyan ergenler gibi örneklem gruplarında da geçerlik ve güvenirliliğinin yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Sağlık Okuryazarlığı, Ergenlik, Geçerlik, Güvenirlilik

ErgenlerGüvenilirlik ve geçerlilikSağlık okuryazarlığı+2
Ceren Akdeniz
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Temel yaşam desteği eğitiminde simülasyon ve klasik eğitim yöntemlerinin karşılaştırılması

Amaç: Araştırmanın amacı, temel yaşam desteği eğitiminde simülasyon ve klasik eğitim yöntemlerinin karşılaştırılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Araştırma, randomize kontrollü deneysel bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini, Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi'nde 2017-2018 eğitim öğretim yılı bahar döneminde 2. sınıfta öğrenim gören 302 hemşirelik öğrencisi oluşturdu. Evrenden örnekleme kaç kişinin alınacağı power (güç) analizi ile belirlendi. Araştırmanın örneklemini, randomizasyon yöntemi ile seçilen simülasyon grubunda 50 öğrenci ve klasik eğitim grubunda 50 öğrenci olmak üzere toplam 100 hemşirelik öğrencisi oluşturdu. Veriler, her iki grupta eğitimden önce ve sonra veri toplama araçları ile toplandı. Elde edilen verilerin istatistiksel analizleri için SPSS (Statistical Package for Social Sciences) 25.0 versiyon paket programı ve güç analizi için G-Power yazılımı kullanılarak yapıldı. Araştırma kapsamında oluşturulan formların geçerlilik analizlerinde kapsam geçerliliğini değerlendirmek üzere uzman görüşü alındı ve pilot uygulama yapıldı. Uzman görüşleri için "Kapsam Geçerlik İndeksi (KGİ) ve Kendall's W testi kullanıldı. Formların güvenirlik analizinde ise, Kuder Richardson 20 katsayısı kullanıldı.Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı bulgular; yüzde, ortalama, standart sapma ve ortanca olarak ifade edildi. Ön test ve son testte simülasyon ve klasik eğitim gruplarının temel yaşam desteği toplam puan ortalamalarının normal dağılıma uygunluğı Shapiro-Wilk testi ile değerlendirildi. Test sonucuna göre ön testte simülasyon ve klasik eğitim gruplarının temel yaşam desteği bilgi düzeyi ve uygulama becerisi toplam puan ortalamalarının normal dağılıma uygun olduğu belirlendi (p>.05).Simüle ve klasik eğitim grupları arasında nominal değişkenlerde dağılımların benzerliği testi için demografik değişkenler ve diğer niteliksel verilerin karşılaştırılmasında Pearson Ki-kare testi, numerik verilerin gruplararası karşılaştırılmalarında bağımsız gruplarda t testi (Independent Samples Test) kullanıldı. Eğitim öncesi ve sonrası grup içinde alınan puanların karşılaştırılmasında McNemar testi, temel yaşam desteği bilgi ve becerisi ile ilgili doğru yanıtlama ve beceri yeterliliği puanlarınınkarşılaştırılmasında Pearson Ki-kare testi kullanılmıştır. Eğitim öncesi ve sonrası temel yaşam desteği bilgi düzeyi ve uygulama becerisi puanlarının karşılaştırılmasında ve eğitimin etkinliğinin belirlenmesinde tekrarlı ölçümlerde varyans analizi ANOVA (Repeated Measures ANOVA) yapıldı. Bulgular: Araştırmaya katılan tüm öğrencilerin yaş ortalaması 21.06±1.20'dır. Simülasyon grubunun % 20.0'ı erkek, % 80.0'ı kız; klasik eğitim grubunun ise, % 22.0'ı erkek, % 78.0'ı kızdır. Öğrencilerin mezun oldukları liseler değerlendirildiğinde; simülasyon grubundaki öğrencilerin % 2.0'ı sağlık meslek lisesi, % 98.0'ı diğer liseden; klasik eğitim grubundaki öğrencilerin ise, % 4.0'ı sağlık meslek lisesi, % 96.0'ı diğer liseden mezundur. Öğrencilerin çalışma durumu değerlendirildiğinde; simülasyon grubundaki öğrencilerin % 2.0'ının çalıştığı, % 98.0'ının çalışmadığı; klasik eğitim grubundaki öğrencilerin ise, % 4.0'ının çalıştığı, % 98.0'ının çalışmadığı belirlendi. Ön testte simülasyon ve klasik eğitim grubu temel yaşam desteği bilgi düzeyi toplam puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmamıştır (p=.474). Son testte ise, simülasyon ve klasik eğitim grubu temel yaşam desteği bilgi düzeyi toplam puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlenmiştir (p=.018). Ön testte temel yaşam desteği uygulama becerisi toplam puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmamıştır (p=.142). Son testte ise, temel yaşam desteği uygulama becerisi toplam puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardır (p<.001). Simülasyon yöntemi ile verilen eğitimin temel yaşam desteği bilgi düzeyi üzerine orta düzeyde (Etki büyüklüğü: 0.058, p<.016), temel yaşam desteği uygulama becerisi üzerine ise yüksek düzeyde (Etki büyüklüğü: 0.315, p<.001) etkisinin olduğu saptanmıştır. Sonuç: Simulasyon grubundaki öğrencilerin temel yaşam desteği bilgi düzeyi ve uygulama becerisi klasik eğitim grubuna göre daha yüksektir. Simülasyon yöntemi ile verilen eğitimin temel yaşam desteği bilgi düzeyi ve uygulama becerisi üzerine etkisinin klasik eğitim yöntemi ile verilen eğitimden daha etkin olduğu saptanmıştır. Öğrenci hemşirelerin temel yaşam desteği konusunda gereksinimlerinin belirlenmesi, eğitimlerin güncellenmesi, eğitim sonrası öğrencilerinin memnuniyet düzeylerinin ölçülmesi, simulasyon eğitiminin kalıcılığınını değerlendirilmesi önerilir. Anahtar kelimeler: Temel yaşam desteği; simülasyon eğitimi; klasik eğitim; hemşirelik.

Acil hemşirelikBenzetim tekniğiBenzetim yöntemi+7
Tuğba Gültekin
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
DoktoraAçık ErişimTR

Aspirasyonsuz hızlı aşı uygulama tekniği ile manuel basınç uygulamasının 4-6 aylık bebeklerde ağrı düzeyi ve ağlama süresine etkisi

Bu araştırma, 4-6 aylık bebeklerde DaBT-IPA-Hib (5' li karma) aşı uygulamasında, aşı öncesinde enjeksiyon bölgesine uygulanan 10 sn. manuel basıncın ve aspirasyonsuz hızlı enjeksiyon tekniğinin, ağrı düzeyine ve ağlama süresine etkisini karşılaştırmak amacıyla gerçekleştirilmiş, çift kör randomize kontrollü deneysel bir araştırmadır. Araştırmanın evrenini, Nisan-Ağustos 2015 tarihleri arasında Çankırı Halk Sağlığı Müdürlüğü'ne bağlı Merkez Cumhuriyet ve Aksu Aile Sağlığı Merkezlerine 5'li karma aşısı için başvuran tüm bebekler oluşturmuştur. Araştırmanın örneklemi, %95 güvenirlikte ve %80 teorik güç ile 128 bebek olarak belirlenmiştir. Aşı uygulanan bebekler; manuel basınç, aspirasyonsuz hızlı enjeksiyon tekniği, hem aşı enjeksiyonu öncesi manuel basınç hem de aspirasyonsuz hızlı enjeksiyon tekniği ve kontrol grubu olmak üzere 32'şer kişilik 4 gruba ayrılmıştır. Her bir girişim ve kontrol grubu kendi içinde cinsiyet açısından eşleştirilmiştir. Araştırmada örneklem grubunun randomizasyonu, tabakalandırma ve bloklu randomizasyon yöntemi ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın yürütülebilmesi için Ege Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Klinik Araştırmalar Etik Kurul'undan ve araştırmanın yürütüldüğü kurumdan yazılı izin alınmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, "Bebek Tanıtım Formu", "Yenidoğan Bebek Ağrı Ölçeği (NIPS)", "Video Kamera" ve kalp atım hızı ile oksijen saturasyon düzeylerinin belirlenmesinde "Pulse Oksimetre Cihazı" kullanılmıştır. Çalışmada, ASM'ye gelen bebekler ebevynlerinden sözlü ve yazılı onam alındıktan sonra kura yöntemi ile 4 çalışma grubundan birine dahil edilmiştir. Aşı işlemi öncesi, sırası ve sonrasında bebeğin ağrı düzeyinin ve ağlama süresinin belirlenebilmesi için çekilen video görüntüleri araştırmacıdan bağımsız 2 ağrı uzmanı tarafından NIPS kullanılarak değerlendirilmiştir. Araştırma verileri, SPSS 20,0 (Statsistical Package For Social Sciences) paket programı kullanılarak değerlendirilmiştir.Girişim ve kontrol gruplarındaki bebeklerin cinsiyetleri, yaş (ay), kilo, boy, kilo persantil değerleri ve IM uygulama sayıları açısından benzer olduğu belirlenmiştir. Araştırmada işlem sırası ve sonrasında her üç girişim grubundaki bebeklerin hem ağrı puan ortalamalarının hemde ağlama sürelerinin(sn) kontrol grubundaki bebeklere göre daha düşük olduğu saptanmıştır (p=0.001). Bebeklerin ağlama süreleri(sn) ile işlem sırasındaki ve sonrasındaki ağrı puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak güçlü ve pozitif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Hem girişim hem de kontrol grubundaki bebeklerin işlem sırasındaki ve sonrasındaki ağrı puan ortalamaları arttıkça ağlama sürelerinin(sn) de arttığı belirlenmiştir. İşlem sırası ve sonrası için kalp atım hızı ortalamasındaki en düşük yükselmenin aspirasyonsuz hızlı enjeksiyon tekniği grubundaki bebeklerde olduğu ve farkında istatistiksel olarak önemli olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Ayrıca; aspirasyonsuz hızlı enjeksiyon tekniği grubundaki bebeklerin işlem öncesi, sırası ve sonrasında oksijen saturasyon ortalamaları diğer üç gruptaki bebeklere göre istatistiksel açıdan anlamlı olarak daha düşük bulunmuştur (p<0.05). Ancak bu gruptaki iki bebeğin işlem öncesinde ağrılarının olması ve oksijen saturasyon ortalamalarının işlem öncesinden itibaren düşük seyretmiş olması grubun oksijen saturasyon ortalamasını düşürmüştür. Ayrıca, bu gruptaki bebeklerin işlem öncesi, sırası ve sonrası oksijen saturasyon düzeyleri arasında anlamlı bir farkın olmaması ve oksijen saturasyon ortalamalarının işlem öncesinden itibaren düşük seyretmiş olması da grubun oksijen saturasyon ortalamasının diğer üç gruba göre düşük çıkmasının nedeninin uygulanan aşı ve yöntemden kaynaklanmadığını göstermiştir. Aşı uygulanan 4-6 aylık bebeklerde "Manuel Basınç" ve "Aspirasyonsuz Hızlı Aşı Uygulama Tekniği" nin aşı enjeksiyonuna bağlı ağrının giderilmesinde ve ağlama süresinin azaltılmasında etkili ve yararlı olduğu sonucuna varılmıştır. Aşı enjeksiyonu uygulamalarında ağrının giderilmesi için kolay, hızlı ve hazırlık gerektirmeyen non-farmakolojik yöntemlerin kullanılması ve etkilerinin izlenmesi önerisinde bulunulmuştur.

AspirasyonAğlamaAğrı+6
İlknur Göl
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Motivasyonel görüşme programı'nın tip 2 diyabet tanılı yetişkinlerin hastalıkla başetme ve uyumlarına etkisi: Bir eylem araştırması

Amaç: Araştırmanın amacı, Roy Uyum Modeline göre yapılandırılmış motivasyonel görüşme programının Tip 2 diyabetes mellitus tanısı konmuş yetişkin katılımcıların hastalıkla başetme ve uyumuna etkisini incelemektir. Yöntem: Araştırma, nitel ağırlıklı araştırma desenlerinden eylem araştırması türlerinden özgürleştirici/geliştirici/eleştirel eylem araştırması olarak tasarlanmıştır. Araştırmanın evrenini, Akdeniz Üniversitesi Endokrinoloji ve Metabolizma Polikliniği'ne kayıtlı Tip 2 diyabetes mellitus tanısı konmuş yetişkin katılımcılar oluşturmuştur. Araştırma, Tip 2 Diyabetes mellitus tanısı konmuş 10 gönüllü katılımcı ile yürütülmüştür. Veriler, sosyodemografik ve diyabete ilişkin bilgi formu, başetme ve uyum süreci ölçeği, Tip 2 diyabet öz-etkililik ölçeği ve diyabet özbakım aktiviteleri anketi kullanılarak ve Roy Uyum modelinde yapılandırılan motivasyonel görüşme oturumları ile toplanmıştır. Çalışmada hem nicel hem de nitel veriler elde edilmiştir. Nitel verilerin güvenirliği için kappa analizi, nicel verilerin güvenirliği için Cronbach Alpha ve nicel verilerin analizi için Friedman testi kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmanın sonunda Roy uyum modeline yapılandırılan motivasyonel görüşme oturumlarının tip 2 diyabetes mellitus tanısı konmuş katılımcıların başetme uyum, diyabet öz-etkililik ve diyabet özbakım aktiviteleri düzeylerinin artmasında etkili olduğu saptanmıştır. Ayrıca katılımcıların metabolik değerlerinin (A1c, APG, LDL, Trigliserid, Kilo, BKİ) öntest, sontest ve izlem testi sonuçları üzerin de de olumlu etkisi olduğu görülmüştür. Sonuç: Bulgulara dayalı olarak, Roy Uyum modeline yapılandırılan motivasyonel görüşme oturumlarının Tip 2 diyabetes mellitus tanısı konmuş yetişkin katılımcıların hastalıkla başetme ve uyum, diyabet öz-etkililik ve diyabet özbakım aktivitelerini arttırmada hemşirelik uygulaması olarak kullanılması önerilmektedir.

Leyla Muslu
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelik öğrencilerinin klinik uygulamaları sırasında kesici/delici alet yaralanma durumları ve ilişkili faktörler

Bu çalışma, Uşak Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik Bölümünde okuyan hemşirelik öğrencilerinin klinik uygulamaları sırasında kesici/delici alet yaralanma durumları ve ilişkili faktörleri incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Araştırmanın evreni, Uşak İli Uşak Üniversitesi Hemşirelik bölümünde okuyan 462 öğrenciden oluşmuştur. Evrenin tamamına ulaşılması hedeflendiğinden herhangi bir örnekleme yöntemi kullanılmamıştır. Araştırma örneklemini araştırmaya katılmaya gönüllü olan 402 hemşirelik öğrencisi oluşturmuş ve araştırmaya katılım oranı % 89'dur. Veri toplamada literatür doğrultusunda hazırlanan anket formu kullanılmıştır. Veriler, 15 Mayıs-30 Haziran 2015 tarihleri arasında araştırmacı tarafından kağıt-kalem tekniği ile toplanmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 16.0 paket programı kullanılmıştır. Öğrencilerin yaş ortalaması 21,2±2,07' olup, çoğunluğu kadındır (%76,1). Klinik uygulamaları sırasında öğrencilerin % 44,8'i kesici/delici alet yaralanması yaşadıklarını, % 51,7'si bu yaralanmayı rapor etmediklerini belirtmiştir. Öğrencilerin % 58,7'si uygulama alanındaki sağlık risklerine ilişkin güvenlik önlemleri bilgisi aldığını, % 41,3'ü güvenlik bilgisine sahip olmadıklarını belirtmiştir. Öğrencilerin % 60,2'si Hepatit-B aşısı, % 76,4'ü tetanoz aşısı olmadığını ifade etmiştir. Öğrencilerin % 37,8'i bir kez kesici/delici alet yaralanması yaşarken, % 30,6'sı iki kez, % 31,7'si üç ve üzeri sayıda yaralanma yaşamıştır. Hemşirelik öğrencilerinin öğrenim gördükleri sınıflara göre kesici/delici alet yaralanma durumları arasında, istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır (X²=13,946, p=0,003). Öğrenim yılı arttıkça delici aletle yaralanma durumu 1,48 oranında artmakta, sağlığını korumaya yönelik güvenlik önlemleri konusunda bilgi verilmeyenlerde verilenlere göre delici aletle yaralanma durumu 4,2 kat daha fazla görülmektedir. Lojistik regresyon analizine göre kesici/delici alet yaralanmalarında en önemli faktör olarak, güvenlik önlemleri konusunda bilgi verilme durumu saptanmıştır. Öğrencilerin kesici/delici yaralanmalarının % 51,7'si resmi olarak bildirilmemmiştir. Öğrencilerin öğrenim gördükleri sınıfı, daha önce iş sağlığı ve güvenliği bilgisi alması ve hemşire olarak çalışması kesici/delici yaralanma durumlarının bildirimlerinde etkili olduğu saptanmıştır (p <0.05). Bu bulgular ışığında hemşirelik öğrencileri, okul yönetimi ve sağlık kurumları tarafından kesici/delici alet yaralanmaları konusunda gerekli iş sağlığı ve güvenliğine yönelik önlemler hakkında staj öncesi gerekli bilgilendirmeler yapılmalıdır.

Öğrenciler-hemşirelikİğne yaralanmalarıİş güvenliği
Seher Satılmış
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İzmir ilinde tedavi gören tip 1 diyabetli çocukların epidemiyolojik özelliklerinin incelenmesi

Bu araştırma, İzmir ilinde çocuk endokrinoloji polikliniği olan Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi, Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi ve Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi merkezlerinde takip edilen Tip 1 diyabetli çocukların epidemiyolojik özelliklerini belirlemek amacıyla "diyabet izlem kartları" retanımlayıcı (retrospektif) incelenerek yapılmıştır.Araştırmanın evrenini bu 3 kurumda takip edilen 1079 Tip 1 Diyabetli çocuk oluşturmaktadır. Veri toplama aracı olarak Ege Üniversitesi çocuk endokrinoloji polikliniğinde kullanılan "diyabet izlem kartı" temel alınarak ve literatür doğrultusunda "Tip 1 diyabetli çocuk tanılama formu" geliştirilmiştir. "Diyabet izlem kartlarında" var olan bilgilerden daha kapsamlı veri toplama aracı geliştirilmiştir. Hasta dosyalarından ulaşılamayan 723 (% 67) ailenin bilgilerine telefon edilerek ulaşılmıştır. Araştırma sonucuna göre, çocukların % 51.3'ü Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, % 20.5'i Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesinde, % 28.2'si Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde takip edilmektedir. Çocukların % 42.9'u 10-14 yaş grubunda ve yaş ortalamaları 12.23, % 51.3'ü kız, % 48.7'si erkektir. Çocukların % 8.9'u 8 yaşında tanı almıştır. Çocukların % 60.2'si İzmir'de, % 39.8'i çevre ve diğer illerde yaşamaktadır. İzmir ilinde yaşayanların % 14.5'i Bornova ilçesinde yaşamaktadır. Çocukların % 62.1'i 6 ay anne sütü almış, % 66.5'i 6 aydan sonra ek gıdaya, % 14.1'i 6. ayda formula mamaya, % 30'u 12. ayda inek sütüne başlamıştır. Çocukların % 49.5'i tanı almadan önce suçiçeği, % 35.4'ü tanı almadan önce son 1 yıl içerisinde enfeksiyon geçirmiş, enfeksiyon geçirenlerin % 74.6'sı ÜSYE geçirmiştir. Çocukların % 32'si tanı almadan önce son 1 yıl içerisinde stres yaşamış, yaşayanların % 45.5'inin stres nedeni aile içi sorunlardır.Çocukların % 15.5'inin anne babası arasında akrabalık, % 7.9'unun 1.derece akrabalarında Tip 1 diyabet vardır. Çocukların % 95.6'sı insülin kullanmakta, insülin kullananların % 92.2'si enjeksiyon, % 3.4'ü infüzyon pompası kullanmaktadır. Enjeksiyon uygulayanların % 67.7'si, okula giden ve insülin enjeksiyonu kullananların % 60.5'i enjeksiyonu kendisi uygulamaktadır. İnsülin kullananların % 85.7'si hızlı ve uzun etkili insülin tipini kullanmaktadır. Okula gidenlerin % 60.9'u beslenmesini kendisi düzenlemektedir. 6-12 yaş grubu çocukların % 26.6'sının, 13-18 yaş grubu çocukların % 37.3'ünün en son HbA1C değerleri yüksektir. Anahtar Kelimeler: Tip 1 Diyabet, Epidemiyolojik özellik, Çocuk

Nazlı Şebnem Çarkçı
Ege University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Menopoz döneminde depresyon ve uyku problemlerinin yaşam kalitesi ile ilişkisinin belirlenmesi

Araştırma, menopoz döneminde kadınların depresyon ve uyku problemlerinin yaşam kalitesi ile ilişkisinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Kesitsel tipte yapılan çalışma 01.11.2022 - 01.02.2023 tarihleri arasında Balıkesir Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesinde yürütülmüştür. Örneklem büyüklüğünü, Balıkesir Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniğine menopoz tedavisi için başvuran 450 kadın oluşturmuştur. Araştırmanın örneklem büyüklüğü ise, evreni bilinen durumlarda örneklem hesaplama formülü kullanılarak, %95 güven aralığı, %5 hata ile 200 kadın olarak belirlenmiştir. Analizlerde tanımlayıcı istatistiksel metotlar, bağımsız t testi, tek yönlü varyans analizi, Bonferroni kullanılmıştır. İleri analizler için Pearson korelasyon ve regresyon analizi uygulanmıştır. Araştırma verileri; menopozdaki kadınların sosyodemografik özellikleri ile Beck Depresyon Ölçeği(BDÖ), Pittsburgh Uyku Kalite İndeksi(PUKİ) ve Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçesi(MÖYKÖ) ile toplanmıştır. Menopozdaki kadınların "Beck Depresyon Ölçeği-BDÖ" ortalaması 17.57±11.54, "Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi-PİKU" ortalaması 9.73±2.96, "Menopoza Özgü Yaşam Kalitesi Ölçeği-MÖYKÖ" alt puanları vazomotor alan ortalamasının 4.21±1.68, psikososyal alan ortalamasının 3.47±1.50, fiziksel alan ortalamasının 3.63±1.29 ve cinsel alan ortalamasının 3.27±1.93 olarak bulunmuştur. Sağlık personellerinin menopoz dönemindeki kadınlara holistik bir yaklaşım sunup, menopoz semptomlarıyla baş etme yöntemleri konusunda danışmanlık vermesi, kadınların menopoz dönemindeki yaşam kalitesini olumlu yönde etkileyecektir.

Öncü Pınar Bayır Albayrak
Balıkesir University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kamu sağlık kuruluşlarında çalışanların iş güvenliği kültürü ve güvenlik iklimi algısının güvenli davranışları üzerine etkisi

Bu araştırma, birinci ve ikinci basamak kamu sağlık kuruluşlarında görev yapan personellerin işyerinde bulunan iş güvenliği kültürü ve güvenlik iklimi algısının onların güvenli davranışları üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla yapıldı. Kesitsel tipteki bu araştırma, Ocak 2022- Aralık 2023 tarihleri arasında Balıkesir ili Susurluk ilçesinde bulunan Sağlık Bakanlığı'na bağlı tüm kamu sağlık kuruluşlarında görev alan 255 kişiden, araştırmaya katılmaya gönüllü olan 247 çalışan ile yürütüldü. Araştırmanın bağımlı değişkenleri güvenlik uyumu ve güvenlik katılımı davranışlarıdır. Araştırma verileri, "Kişisel Veri Toplama Formu", "Güvenlik İklimi Ölçeği", "Güvenlik Kültürü Anketi" ve "Güvenli Davranış Ölçeği" ile Google Forms aracılığıyla online olarak toplandı. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, medyan, minimum-maksimum, Pearson korelasyon analizi, t testi, ANOVA (Posthoc: Tukey HSD, Posthoc: Games Howell) / Kruskal Wallis H testi (Bonferroni düzeltmeli), lineer regresyon analizi kullanıldı. Anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edildi. Katılımcıların %65.2'si kadın, yaş ortalaması 35.79±9.55, %57.1'inin öğrenimi ön lisans ve lisans düzeyindedir. Grubunun %76.5'i ikinci basamakta çalışmakta, %78.5'i sağlık personeli, %85.2'si sağlık hizmeti verilen hastayla temasın daha çok olduğu birimlerde çalışmaktadır. Çalışanların %27.1'i 1-5 yıl, %51.4'ü 11 yıl ve üstü mesleki deneyime sahip, %49.8'i kurumda 1-5 yıl arasında çalışmakta ve %53.7'sinin gündüzleri mesai usulüyle çalıştığı bulundu. Araştırmaya katılanların Güvenlik iklimi puanı 3.52±0.91, olup güvenlik iklimi algı düzeyleri yüksek bulundu. Çalışanların, güvenlik kültürü anketi bileşenlerinden en yüksek puanı raporlama kültürü ölçeğinden (4.25±1.25), en düşük puanı ise kadercilik ölçeğinden (3.00±1.40) aldığı bulunup güvenlik kültürü algı düzeyleri yüksektir. Güvenli davranış ölçeği alt boyutlarından güvenlik uyumu ve güvenlik katılımından alınan puanlar sırasıyla 4.09±0.86 ve 3.91±0.92 olup grubun güvenliğe uyma ve güvenliğe katılma davranışlarının yüksek düzeyde olduğu bulundu. Öğrenim düzeyi lise ve altı olanların, sağlık hizmeti verilmeyen yerlerde ve nöbetsiz olarak çalışanların diğerlerine göre güvenlik uyumu ve güvenlik katılımı puanı anlamlı yüksekti (p<0.05). Birinci basamak ve ikinci basamak sağlık kuruluşunda çalışmaya göre güvenlik uyumu ve güvenlik katılımı puanı arasında anlamlı fark bulunmadı (p>0.05). Güvenlik farkındalığı, raporlama kültürü ve İSG kapsamında hak ve yükümlülük bilme durumunun güvenlik uyumu puanını etkilediği bulundu (F=82.178, p<0.001). Güvenliğe uyma davranışını, güvenlik farkındalığı ve raporlama kültürü arttırırken, İSG kapsamında hak ve yükümlülükleri bilmenin azalttığı görüldü. Çalışılan bölüm, güvenlik farkındalığı, çalışanların katılımı ve raporlama kültürünün güvenlik katılımını etkilediği bulundu (F=66.053, p<0.001). Doğrudan sağlık hizmeti verilmeyen bölümlerde çalışanların ve güvenlik farkındalığı, çalışanların katılımı ve raporlama kültürü düzeyleri yüksek olanların daha fazla güvenliğe katılma davranışı gösterdiği bulundu. Sonuç olarak güvenlik kültürü bileşenlerinden güvenlik farkındalığı ve raporlama kültürü arttıkça güvenli davranışın arttığı bulunurken güvenlik ikliminin güvenli davranışı etkilemediği bulundu. Anahtar Kelimeler: Güvenli davranış, güvenlik iklimi, güvenlik kültürü, iş sağlığı ve güvenliği, sağlık sektörü.

Burcu Donat
Balıkesir University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir kamu çocuk hastanesinde çalışan hemşire ve ebelerin çocuk istismarı ve ihmalinin belirti ve risklerini tanılama düzeyleri

ÖZET BİR KAMU ÇOCUK HASTANESİNDE ÇALIŞAN HEMŞİRE VE EBELERİN ÇOCUK İSTİSMARI VE İHMALİNİN BELİRTİ VE RİSKLERİNİ TANILAMA DÜZEYLERİ Araştırma, hemşire ve ebelerin çocuk istismarı ve ihmalinin belirti ve risklerini tanılama düzeylerinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel tipte yapılmıştır. Çalışma, 15.01.2023-31.08.2023 tarihleri arasında İzmir S.B.Ü Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde yapılmıştır. Araştırma örneklemini, İzmir S.B.Ü. Dr. Behçet Uz Çocuk Hastalıkları ve Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görev yapan tüm ebe ve hemşirelerden örneklem seçimi yapılmadan evrenin tamamına ulaşılmaya çalışılmış olup araştırmaya katılmayı kabul eden ve alınma kriterlerini taşıyan 500 hemşire ve ebe oluşturmuştur. Araştırma verileri; "tanıtıcı bilgi formu", "Çocuk İstismarı ve İhmalinin Belirti ve Risklerinin Tanılanması Ölçeği- 'ÇİİBRTÖ' " ile toplanmıştır. Verilerin istatistiksel değerlendirilmesinde student's t testi, ANOVA (post hoc: Bonferroni) testi, ki-kare testi ve korelasyon analizi testleri kullanılmıştır. Hemşire ve ebelerin "Çocuk İstismarı ve İhmalinin Belirti ve Risklerinin Tanılanması Ölçeği" toplam puan ortalaması 3.84±0.42, "İstismarın Çocuk Üzerindeki Fiziksel Belirtileri" alt boyut puan ortalaması 3.98±0.38 ile en yüksek, "İstismar ve İhmalin Çocuktaki Davranışsal Belirtileri" alt boyut puan ortalaması 3.91±0.40, "İhmalin Çocuk Üzerindeki Belirtileri" alt boyut puan ortalaması 3.91±0.66, "İstismar ve İhmale Yatkın Ebeveyn Özellikleri" alt boyut puan ortalaması 3.62±0.66, "İstismar ve İhmale Yatkın Çocukların Özellikleri" alt boyut puan ortalaması 3.52±0.64 ile en düşük ve "Çocuk İstismarı ve İhmalinde Ailesel Özellikler" alt boyut puan ortalaması 3.91±0.62 olarak bulunmuştur. Verilen verilere göre hemşire ve ebelerin çocuk istismarı ve ihmalinin belirti ve risklerini tanılama konusunda yeterli bilgiye sahip olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Araştırmamızda eğitim durumu lisansüstü olan, meslekte ve çocuk hastanesinde çalışma süresi 10 yıldan fazla olan, istismar/ihmale uğramış çocukta görülen bulguları tespit etmede kendini yeterli bulan, adli vaka kavramı hakkında bilgisi olan, çalışma yaşamında çocuk istismarı ve ihmali olgusu/şüphesi ile karşılaşan hemşire ve ebelerin "Çocuk İstismarı ve İhmalinin Belirti ve Risklerinin Tanılanması Ölçeği" toplam puan ortalamalarının diğer katılımcılara göre anlamlı derecede daha yüksek olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Çocuk istismarı ve ihmalinin belirti ve risklerinin lisans eğitim müfredatlarına zorunlu ders olarak eklenmesi, çalışan hemşire ve ebeler için de düzenli aralıklarla hizmet içi eğitimler ile çocuk istismarı ve ihmali konusunda farkındalığın ve bilgi seviyesinin arttırılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Çocuk, ebe, hemşire, ihmal, istismar.

Ecem Sak
Balıkesir University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00