
492
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Türkiye'de ÇED sürecine halkın katılımının etkinliğinin incelenmesi
Bu çalışmada; Türkiye'de yasal olarak uygulanan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) kapsamında, halkın katılımı sürecinin etkinliği araştırılmıştır. Tezin amaçları doğrultusunda; ÇED ve katılımcılıkla ilgili kuramsal çerçeve incelenmiş ve ÇED'in kavramsal temelleri ve ilkeleri ışığında halkın katılımı sürecinin ÇED içerisindeki yeri ve önemi ortaya konulmuştur. Ayrıca, ÇED'in yasal bir uygulama olması nedeniyle, Türkiye'de ve uluslararası düzeyde konunun hukuksal boyutu incelenmiş, bağlayıcı ve yönlendirici hukuki düzenlemeler araştırılmıştır. Tez kapsamında, halkın katılımının etkinliğini belirleme çalışması 18 örnek ÇED süreci üzerinden yürütülmüştür. Farklı sektörler ve farklı bölgelerde, nihai ÇED sürecinin tamamlanmasının ardından uygulamaya geçen projelerin ÇED ve katılım süreçlerinin incelenmesi kapsamında, örneklere ait halkın katılımı toplantısı tutanakları elde edilmiş ve ilgili ÇED raporları ile birlikte incelenmiştir. Çalışma kapsamında iki farklı gruba anket uygulanmış ve seçilen halkın katılımı toplantı tutanaklarından elde edilen nitel verilerin analizi için MAXQDA 2020 programı kullanılarak tema, kategori ve kodlar belirlenmiş, kodların tutanaktaki sıklık değerlerine göre kod bulutu oluşturulmuştur. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda, ÇED'in en önemli performans ölçütlerinden biri olan halkın katılımının Türkiye'de daha etkin bir sürece dönüştürülmesi gereksinimi olduğu tespit edilmiş ve güçlendirilmesi gereken konulara yönelik öneriler tartışılmıştır.
Belemedik Tabiat Parkının biyotop haritalaması
Biyotop, belirli flora, fauna ve çevresel koşulların bir araya geldiği doğal yaşam alanını ifade ederken, biyotop haritalama, bu alanların detaylı analiz ve haritalandırma süreci olarak, özellikle korunan alanların etkin yönetimi, ekolojik dengenin korunması ve sürdürülebilir planlama kararlarının alınmasında önemli bir araçtır. Ayrıca biyotop haritaları, mekânsal planlamalar için altlık veri niteliğindedir. Bu çalışmada, Adana'nın Pozantı ilçesinde Toros Dağları'nın eteklerinde yer alan Belemedik Tabiat Parkı'nın biyotoplarının belirlenmesi ve haritalanması amaçlanmıştır. Çalışmada, CORINE Biyotop Projesi'nin sınıflandırma sistemi ve NUTS sistemi temel alınarak biyotop tiplerinin kodlaması gerçekleştirilmiş; arazi gözlemleri ve analizler sonucunda 5 ana biyotop kategorisi altında sınıflandırılan 13 alt biyotop tipi detaylı bir şekilde tanımlanmıştır. Araştırma bulguları, özellikle orman biyotoplarının parkın doğal yapısında baskın bir role sahip olduğunu, çalılık ve çayırlık alanların biyolojik çeşitliliğe önemli katkılar sunduğunu, tatlı su ekosistemlerinin ise korunması gereken kritik habitatlar olduğunu ortaya koymaktadır. Sonuç olarak, elde edilen biyotop haritaları, Belemedik Tabiat Parkı'nın ekolojik ve kültürel sürdürülebilirlik hedeflerini destekleyecek planlama ve koruma stratejileri için güçlü bir temel oluşturmakta; bu çalışma, tabiat parklarının yönetiminde biyotop temelli planlama yaklaşımlarına örnek teşkil etmektedir.
Kent içi anayolların yaya olanakları ve erişilebilirlik yönünden değerlendirilmesi için bir model önerisi: Mersin yenişehir ilçesi örneği
Bu çalışma kent içi anayollarının yaya olanakları ve erişilebilirliği yönünde değerlendirilmesinde Mersin kenti Yenişehir ilçesinde yaya ve araç yoğunluğu en fazla olan 22 ana aks ve bölümlere ayrılmış toplam 34 aks üzerinde yürütülmüştür. Çalışma kapsamında geliştirilen yaya aksı olanakları seti yöntemi ile yaya aksı geneli için yaya aksı olanakları seti ve yaya aksı üzerindeki engelli olanakları için yaya olanakları seti değerleri hesaplanmış ve her bir aks için toplam yaya olanakları seti değeri hesaplanmıştır. Yaya aksı olanakları seti toplam değerleri, karşılaştırma ve anlatım kolaylığı yanında farklı değerlendirme ölçütlerinin ortak bir birimle tanımlanmasını sağlamak amacıyla kendi içlerinde ve akslar arasında, en yüksek toplam yaya aksı olanakları seti değeri 100 kabul edilerek endekslenmiştir. Yaya aksı olanakları skalası ve haritası hazırlanmış ve hesaplanan sayısal bulgular araştırma alanının haritası üzerine aktarılmıştır. Tespit edilen uygunluk ve yetersizlik düzeyleri var olan akslarda hangi yönde iyileştirmeler yapılması gerekliliğinin tespiti yanında yeni planlanacak akslarda da bu yönde kararlar alınmasına ve uygulamaların gerçekleştirilmesine olanak sağlaması temelinde kentlerde toplumun tüm kesimi için erişilebilirlik ilkesi doğrultusunda kent içi ulaşım kararlarına altlık oluşturarak yeni bir yaklaşım getirmesi amaçlanmıştır. Bu çalışma ile engelli bireyler ve toplumun tüm kesimi için erişilebilirliği esas alan engelli dostu kentsel alanlar oluşturulurken sosyal kalkınmaya katkı sağlayacak tasarım aşamasındaki plan ve uygulamalar için yerel yönetimlere kent içi ulaşım politikaları belirlenip uygulamaya alınırken katkı sağlaması amaçlanmıştır.
Pinus brutia gençleştirme alanlarında peyzaj onarım çalışmalarında kullanılabilecek doğal odunsu türlerin incelenmesi: Adana Karaisalı örneği
Doğal ya da kültürel etmenlerle tahrip olan orman alanlarının iyileştirilmesi ve doğaya yeniden kazandırılması amacıyla, biyolojik ya da teknik yöntemlerin kullanıldığı peyzaj onarım çalışmalarının yürütülmesi ve bu çalışmalarda, canlı ve cansız materyalin birlikte kullanımı esastır. Canlı materyal kullanımında en yüksek düzeyde etkinlik sağlanabilmesi amacıyla; bitki seçiminin ekolojik koşullara uyumlu, bakım ihtiyacı gerektirmeyen, doğal ve öncü türler arasından yapılması oldukça önemlidir. Bu çalışma, Adana-Karaisalı ilçesine bağlı Çatalan Baraj Gölü kuzeyinde, temel hedefleri açısından peyzaj onarımı yaklaşımıyla örtüşen Silvikültür tekniği ile gençleştirme çalışması yapılan Pinus brutia orman alanında, maki bitki örtüsüne sahip, toplam 11 örneklem parselinde yürütülmüştür. Çalışmada kuzey, batı ve güney bakılara ait eğim ve teras yüzeylerindeki Cistus salviifolius (Ci.sa.), Calicotome villosa (Ca.vi.), Coronilla emerus (Co.em.), Phillyrea latifolia (Ph.la.), Quercus coccifera (Ph.la.) ve Styrax officinalis (St.of.) türlerinin vejetasyon gelişimi gözlemlenmiştir. Sonuç olarak 6 bitki türünden Ci.sa. ve Ca.vi türlerinin tüm bakı ve şartlarda kendini yenileyebildiği ve gelişim gösterdiği; Co.em ve St.of. türlerinin ise yarı gölge ve gölge alanlarda kendini yenileyebildiği tespit edilmiştir. Kuzey bakı, kendini yenileyebilme ve gelişim potansiyeli yönünden en yüksek, güney bakının ise en az düzeyde olduğu gözlemlenmiştir. Çalışmada ayrıca, bitki rejenerasyon potansiyellerinin alandaki örtülülüğe, güneş alma yönüne, bakıya ve arazide yapılan işleme bağlı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Toprak içerikleri açısından ise, büyüme ve gelişimde organik madde, K, Fe'nin etkili olduğu görülmüştür.
Kamusal mekân kullanımında suça maruz kalma korkusu: Ordu Rüsumat sahili örneği
Antik dönemlerden günümüze kadar kentlerde yaşayan insanlar, kent içerisinde zaman zaman farklı işlevler için kullanılan kamusal mekânlar oluşturmuşlardır. Zaman içerisinde kentlerde yaşayan insanların ihtiyaç ve beklentilerinin değişmesi nedeni ile kamusal mekânların kullanım amacının değiştiği birçok araştırmacı tarafından ortaya koyulmuştur. Bu kapsamda günümüz kamusal mekânları küreselleşme, artan nüfus, ekonomik farklılar gibi birçok nedenden dolayı idealize edildiği şekliyle kullanılmamaktadır. Bu farklılaşma kamusal mekân kullanımında suça maruz kalma korkusunu gündeme getirmektedir. Kamusal mekânlarda suça maruz kalma korkusu nedeni ile insanlar kamusal mekânları kullanmaktan kaçınmaktadır. Bu çalışmada kamusal mekânlarda yaşanan suça maruz kalma korkusunu, nedenleri ile birlikte inceleyerek kamusal mekân kullanımı ile arasındaki ilişkiyi ortaya koymak amaçlanmıştır. Bu doğrultuda Ordu kentinde yaşayan bireylerin çalışma alanını kullanırken suça maruz kalma korkusunu ne derece ve neden hissettiği araştırılmıştır. Araştırma kapsamında anket yöntemi ile elde edilen verilerin değerlendirilmesinde SPSS 22.0, bilişsel haritalama yönteminin değerlendirmesinde ArcGıs 10.7 ve sözlü görüşmenin değerlendirilmesinde MAXQDA 2020 yazılımları kullanılmıştır. Sosyo-demografik değişkenler ile ilgili analizler için bağımsız t-testi, tek yönlü ANOVA ve iki değişkenli pearson's korelasyon uygulanmıştır. Kamusal mekân kullanımı üzerinde suça maruz kalma korkusunun yarattığı etki ve bu amaca uygun olarak oluşturulan hipotez, CBS kapsamında en uygun noktasal sıcaklık analizi (optimized hotspot analysis) ile test edilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre suça maruz kalma korkusu, kamusal mekân kullanımını olumsuz yönde etkilemektedir ve mekânsal özellikler ile arasında doğrudan bir ilişki bulunduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, kamusal mekânda suça maruz kalma korkusunu azaltmaya yönelik tasarım odaklı öneriler getirilmiştir.
İstanbul Maltepe-Kartal kıyı şeridi örneğinde rekreasyonel kullanıcı memnuniyetinin belirlenmesi ve olanaklarının değerlendirilmesi
Çalışmanın amacı, İstanbul kentinin önemli kıyı rekreasyonu alanlarından biri olan Maltepe-Kartal kıyı bandı kullanıcılarının rekreasyonel memnuniyet düzeylerini saptamak, rekreasyonel olanaklarını değerlendirmek, olumlu özelliklerin arttırılmasına ilişkin öneriler geliştirmek, peyzaj planlama ve tasarım ölçeklerinde mesleki bakış açısı ile mevcut sorunların çözüm sürecine katkı sağlamaktır. Bu kapsamda öncelikle alana ilişkin doğal ve kültürel veriler toplanmış, sahil bandını ziyaret eden 423 kullanıcıya anket uygulanarak, kullanıcıların rekreasyonel algıları ve memnuniyet düzeyleri ölçülmüştür. Alanda uygulanan gözlem formları ile çalışma alanı rekreasyonel olanakları uzman bakış açısı ile değerlendirilmiştir. Uzman değerlendirmesine yönelik alanın 21 önemli düğüm noktasında (yoğun kullanım, önemli ulaşım hatlarının kesişim noktası, rekreasyonel olanak varlığı) yapılan; arazi formu, bitki çeşitliliği, suya yakınlık, aktivite çeşitliliği, geniş açılı görünüm, yakın çevre gözlemleri, az bulunurluk, kültürel değişimler ve renk malzeme özelliği olmak üzere 9 kriter açısından değerlendirilmiştir. Arazi gözlemleri ve uygulanan anketler doğrultusunda çalışma alanının yoğun kullanım baskısı, yapılaşma baskısı ile karşı karşıya kaldığı, özellikle hafta sonu yoğun kullanım olduğu, kullanım zamanı olarak ise gündüz ve öğleden sonra zaman dilimin sıklıkla tercih edildiği belirlenmiştir. Taşıma kapasitesinin aşıldığı, kalabalığın yoğun olduğu alanlarda piknik amaçlı kullanımın yoğun olması, donatı elemanlarının (çöp kutusu, tuvalet, bank, vb.) ve otopark alanlarının yetersizliği yönetimsel sorunlar olarak görülmektedir. Özellikle İstanbul gibi kalabalık ve kişi başına düşen kentsel açık ve yeşil alan miktarının az olduğu kentlerde, su ve yeşil alan varlığına dayalı rekreasyon olanağı sunan kıyı bandı kullanımlarının varlığı ve sürdürülebilirliği önem kazanmıştır. Tüm kentli bireylerin beğeni ve ihtiyaçlarına yönelik kullanımların bulunması, fiziksel taşıma kapasitesinin aşılmaması, engelli bireylere yönelik tasarımların arttırılması, can ve mal güvenliğine yönelik kaygıların giderilmesi, trafik kaynaklı gürültü ve kirliliğe ilişkin önlemlerin alınması, rekreasyonel planlama ve peyzaj tasarımına yönelik öneriler olarak sıralanmaktadır. Değerlendirmeler sonucunda geliştirilen önerilerin, çalışma alanı ve benzer nitelikteki alanlar için yerel yönetimlere, plancılara ve tasarımcılara yol gösterebileceği düşünülmektedir.
Düzce kentinde dikey bahçe uygulanabilirliğinin araştırılması
Dikey bahçeler, şehirlerde git gide azalan yeşil alanları yerine getirmek ve tek düze betonlaşma arasında alternatif yeşili yaşatmak için ortaya çıkmış en iyi buluşlardan biridir. "Yaşayan Duvar" adıyla da anılan dikey bahçeler, yapıların dış yüzeylerinde ve topraksız ortamda canlı bitki yetiştirilmesi esasına dayalıdır. Geniş bahçelere sahip olmak için yeterli alanın olmadığı ve doğadan kopmuş büyük kentler için ekolojik bir yaklaşım olmasının yanı sıra kentlerde yeşil alanların etkisinin artırılmasına yönelik bir uygulamadır. Binaların ısı kaybını önleme, O₂ oranını artırma, havadaki zehirli gazları, tozu ve kiri içine çekmek gibi birçok işlevsel gereksinimlere cevap verirken, estetik vizyonları sayesinde mekanlara farklı bir mimari boyut kazandırmaktadır. Günümüzde, kentlerdeki yaşamın avantajlarının yanı sıra dezavantajları da göz önünde bulundurularak, kalabalık ve betonlaşmanın doğa – insan uyumunu köreltmemesi adına alternatif yeşille doğal alanlar oluşturup, dikey bahçeleri ön plana çıkarma hedeflenmektedir. Kente sayısız yarar sağlayan dikey bahçeler, kentin insan üzerindeki stresi doğal alan algısıyla yıkarak yapısal yaşantıdan uzaklaştırır. Yapılan çalışmada dikey bahçe tasarımları farklı materyallerle beğeniye sunulmuş ve canlı bitkilerden oluşan tasarımlar kişiler tarafından tercih edilen uygulamalar olmuştur. Bu çalışmanın amacı; ülkemizde ve dünyada örneği bulunan dikey bahçeler incelenilerek, Düzce İli'nin önemli geçiş noktaları için dikey bahçe tasarımlarının bilgisayar programları yardımıyla oluşturulup, uygulanmasının önerilmesidir.
Sağlıklı kentler ve yerel yönetim ilişkisi: Bursa büyükşehir örneği
Dünya genelinde nüfusun hızla artması, sınırlı olan ve tükenen doğal kaynakları etkin kullanmanın önemini göstermiştir. Bu durumda, özellikle gelişmekte olan ülkelerde sunduğu fırsatlar sebebi ile hızlı nüfus artışı olmakta ve kentlerde doğal kaynakların korunmasını sağlamak için kent planlamalarının önemi vurgulanmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü tarafından başlatılmış olan Sağlıklı Kent hareketi; sağlığı amaç edinmiş, huzurlu, yaşanabilir kent olmak için gerekli yapısal değişiklikleri ve ilerleyişi başlatarak, çalışmaları bu kapsamda sürdürmeyi hedefleyen bir kentsel gelişim aracıdır. 1948'de Dünya Sağlık Merkezi, sağlığı'' tamamen fiziksel, zihinsel ve sosyal refah durumu'' olarak tanımlamıştır. 1992'de Birleşmiş Milletler, Çevre ve Kalkınma Rio Deklarasyonu' nunda ise kentlerin ve doğal kaynakların sürdürülebilir gelişimine dikkat çekmiştir. Dolayısıyla "Sağlıklı Şehir ve Sağlıklı Peyzaj'' kavramları özellikle 2012'de yapılan Rio+20 zirveleri ile güncelliğini korumaktadır. Ülkemizde Sağlıklı kent hareketinin uygulanabilirliği için Belediye ve Büyükşehir Kanunu uygun bir zemin hazırlamaktadır. Ülkemizde Sağlıklı kentler proje çalışmaları 1993'te başlamıştır. Sağlıklı Kentler Birliği (SKB), Sağlıklı Kentler hareketinin Türkiye' de gelişmesi, benimsenmesi, uygulanması ve sürdürülebilirliği amacı ile 22 Aralık 2004 Tarihli Resmî Gazete ile tüzel kişilik kazanmış mahalli idare birliğidir. Sağlıklı Kentler Birliği çalışmaları olağan ve olağanüstü meclis toplantıları ve eğitim çalışmaları şeklinde gerçekleşmektedir. Bu araştırmada ilk olarak Dünya Sağlık Örgütü çalışmalarının Türkiye'deki temsilcisi olan Türkiye Sağlıklı Kentler Birliği çalışmalarının genel olarak irdelenmesi, Sonrasında Bursa İli özelinde Sağlıklı Kentler üyesi olan belediyelerin çalışmaları belirlenip, yerel yönetimlerin çalışmalarında birlik faaliyetlerinin faydası, Sağlıklı Kentler Birliğinin bu çalışmalarda ne kadar yer aldığı, birbirlerine sağladıkları katkı, belediyede yönetici pozisyonunda çalışanların Sağlıklı Kentler hakkındaki bilgisi, görüş ve fikirleri sağlıklı ve sürdürülebilirlik kriterleri açısından değerlendirilmiştir. Bu analizler için, çalışma alanı olarak seçilen Bursa ili Sağlıklı Kentler Birliği üye belediyelerin birim müdürlüklerinde anket çalışması yapılmıştır. Sonuç olarak sağlıklı kentler deneyimlerinin gerek büyükşehir gerekse il ve ilçe belediyelerindeki algı durumu ortaya konularak, idareci düzeyinde bir değerlendirme yapılarak bazı öneriler getirilmiştir.
Peyzaj karakterleri çalışmalarının entegre havza yönetim modellerinde değerlendirilmesi; Bingöl Çapakçur, Yeşilköy, Yamaç mikrohavzaları örneği
Son yıllarda dünyamızı etkisi altına alan küresel iklim değişikliği, ekstrem hava olayları ve karşı karşıya kaldığımız kuraklık doğal kaynakların hızla bozulmasına yol açmaktadır. Tatlı suya ulaşımın giderek azaldığı günümüzde su yönetimi çalışmaları gün geçtikçe popüler hale gelmektedir. Su yönetimine bütüncül yaklaşım için en çok kullanılan model entegre havza yönetim modelleridir. Bu model havza sakinlerinin sosyo-ekonomik yapılarını ve doğal kaynak yönetimini bir arada ele aldığından dünya üzerinde de en çok uygulanan yönetim modellerindendir. Model kurgulanırken en önemli parametre mevcut arazi kullanımıdır. Bu parametre hem koruma ve geliştirme stratejilerini, hem de sosyo-ekonomik faktörleri doğrudan etkilemektedir.Bu araştırmada Bingöl ilinde 3 havzada model kurgulanmış ve yönetim stratejileri geliştirilmiştir. Model kurgulanırken genel olarak kullanılan CORINE arazi örtüsü yerine daha güncel ve sağlıklı verilerin sağlanacağı düşünülen Peyzaj Karakterleri kullanılmıştır. Bu sayede CORINE arazi örtüsünde yer almayan erozyon sahaları, kayalık alanlar, ulaşım ağları, kuru ve sulu dereler araştırmaya dahil edilerek daha güncel stratejiler geliştirilmiştir. CORINE arazi örtüsünün güncel peyzaj karakter alanlarıyla %45,35 oranında farklılık göstermesi, bu kararın ne kadar doğru olduğunu gözler önüne sermiştir. Araştırma boyunca 193 noktadan 12 farklı kullanım alanından toprak ve bitki örneklemesi yapılmıştır. Bu noktaların ayrıca 12'sinden su örneklemesi de yapılarak su kalitesi yıllık olarak incelenerek mevsimsel değişimler belirlenmiştir. Araştırma sonucunda vejetasyon koruma zonları haritası, toprak kalitesi haritası ve su kalite parametreleri güncel olarak verilmiştir. Yapılan koruma ve geliştirme stratejilerinde bu parametrelerin göz önünde bulundurulması araştırmanın güncelliğini arttırmıştır. Araştırma, havzaların risk haritalarının (erozyon, taşkın, heyelan) modele dahil edildiği öncü çalışmalardandır. Erozyon için kullanılan RUSLE modelinde tüm veri setlerinin yersel ölçümler ile hazırlanmıştır. Dolayısıyla en güncel toprak kaybı haritası da oluşturulmuştur. Araştırma sonucunda 3 havza için risk ve hassasiyet haritaları ortaya konulmuş ve SWOT analizleriyle havza sakinleri araştırmaya dahil edilmiştir. Koruma, kollama ve kalkınma çözüm önerileri havza sakinleri ile entegre bir şekilde ortaya konularak araştırma tamamlanmıştır.
Karasu kent merkezinin çevresel gürültü düzeyinin saptanması
Günümüzde teknolojinin, endüstrinin, ulaşım araçlarının gelişmesi ve artmasıyla birlikte Türkiye'de ve Dünyada, gürültü önemli bir çevre, yaşam ve sağlık sorunudur. Gürültüyü insanlar üzerinde olumsuz etki yaratan, istenmeyen, hoşa gitmeyen rahatsız edici ses topluluğu olarak ifade etmek mümkündür. Gürültü haritaları, özellikle hızlı kentleşme sürecinde hem doğal kaynakların hem de kent insanın yaşam kalitesini arttırmak amacıyla kent planları için önemli bir veridir. Çalışma kapsamında; Karasu belediyesi mücavir alan sınırları içerisinde konut, sanayi, ticaret, turizm merkezi, yeşil alan gibi farklı kullanımlarda ve çevresel gürültünün en büyük sebeplerinden olan, karayolları ulaşımı sağlayan ana arterlerde belirlenen 84 noktada on iki ay boyunca gürültü ölçümleri yapılmıştır. Çalışmanın amaçları, belediye mücavir alan sınırı içerisinde on iki ay boyunca yapılan ölçümler sonucunda kentin gürültünün izin verilen değerleri geçen ve izin verilen değerlere yaklaşan bölgelerinin tespitinin yapılması, aylara, mevsimlere göre ve yıllık ortalama gürültü haritalarının oluşturulmasıdır. Bunun için elde edilen gürültü değerlerinin aylık ve mevsimlik açıdan istatistiksel analizi gerçekleştirilmiştir. Gürültü ölçümleri Svantek 971 model ölçüm cihazıyla gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler Esri ArcGIS 10.1 yazılımı kullanılarak enterpolasyon yöntemi ile gürültü haritaları oluşturulmuştur. Sonuç olarak gürültünün ana sebebinin trafikten kaynaklandığı, gürültünün izin verilen değerleri aşan bölgelerde, ilçeleri bir birine bağlayan İstanbul ve Ankara Caddeleri üzerinde olduğu görülmüştür. Karasu kent merkezinde gürültünün aylara ve mevsimlere göre farklılık gösterdiği bulunmuştur. En yüksek değerler yaz mevsiminde, temmuz ayında ölçülmüştür.
Edirne ilindeki bazı tarihi mekanların floristik çeşitlilik açısından değerlendirilmesi ve bitkilendirme önerileri
Tarihi mekanlar, tarihe doğrudan veya dolaylı şekillerle yön vermiş olan kentlerin imgeleri olarak nitelendirilmektedir. Tarihi mekanlar mimari özellikleriyle, sahip oldukları toplumsal değerleriyle, mekanın bulunduğu çevreyle kentin kültürünü yansıtmaktadırlar. Tarihi mekan çevreleri, toplumların kültürel ve sosyal yapılarına göre inanç, rekreasyon, turizm gibi birçok farklı kullanım potansiyelleri ile ön plana çıkmaktadır. Tarihi mekan çevreleri değerlendirmeye alındığında gerek mimari eser gerekse toplumun yapı taşlarıyla ilgili bilgi vermektedir. Örneğin Osmanlı Devleti döneminde soyu ve kudretliliği temsil eden çınar ağacını döneme tanıklık etmiş tarihi mekanların birçoğunun çevresinde görmek mümkündür. Bu açıdan bakıldığında tarihi mekan çevrelerinin sahip oldukları floristik çeşitlilikle açık ve yeşil alan sistemleri bazında peyzaj mimarlığının inceleme alanlarından biridir. Tarihi mekanlar çevrelerindeki bitki örtüsüyle hem ekolojik hem de görsel bir etki oluşturmaktadır. Bir tarihi mekanın sahip olduğu odunsu ve otsu bitki örtüsü mekanın fiziksel ve düşünsel değerini yükseltmek veya düşürmekte etkili olmaktadır. Bu çalışmanın temel amacı tarih sahnesinde birçok önemli olayın merkezinde bulunan Edirne ilindeki bazı tarihi mekanlar ve çevrelerinin floristik yönden incelenmesi, bu çevrelerin sahip olduğu bitki çeşitliliğiyle ekolojik ve görsel değerlendirmelerinin yapılması, bu değerlendirmeler sonucunda gerekliyse farklı bitkilendirme örneklerinin sunulmasıdır. Bu amaç doğrultusunda Edirne ilinin turizm potansiyelinin yüksek olduğu Sultan II. Bayezid Külliyesi, Eski Cami, Hıdırlık Tabyaları, Tarihi Karaağaç Tren Garı, Selimiye Cami Külliyesi ve Üç Şerefeli (Burmalı) Cami tarihi mekan çevreleri seçilmiştir. Bu alanlarda yerinde gözlem ve el GPS'i (Küresel Konum Sistemleri) yardımı ile mevcut bitkilerin koordinatları altlıklara işlenmiş ve çeşitliliklerin belirlenmesi için istatistiki değerlendirmeler gerçekleştirilmiştir. Buna göre en yüksek bitki çeşitliliği Tarihi Karaağaç Tren Garı'nda, en düşük çeşitlilik ise Hıdırlık Tabyaları'nda çıkmıştır.
Geleneksel ve yeni dönem konut bahçelerinde kullanılan doğal ve egzotik bitki taksonlarının irdelenmesi: Rize ili örneği
Aralarında ayrılmaz bir bağ kurulan insan ve bitki birlikteliği yaşam biçimini etkileyerek kültürün şekillenmesinde büyük rol oynamıştır. Ancak teknolojik ve ekonomik gelişmelerin hızla arttığı günümüzde kültürler gözle görülür bir şekilde farklılaşmakta ve çoğu unutulmaya yüz tutmaktadır. Yapılan bu çalışmada doğal bitki taksonu kullanımının ve tanınırlığının ne seviyede olduğu, kişiler ve bahçeleri arasındaki bağın bitkisel ve demografik veriler ile ilişkilendirilmesi, konut sahiplerinin bitkiler ile olan kültürel bağının irdelemesi amaçlanmıştır. Zengin bitki çeşitliliğine sahip olan Rize ili çalışma alanı olarak belirlenmiş, il sınırları içerisindeki 12 ilçeye bağlı 29 köy ve 24 mahallede olmak üzere toplam 53 ayrı örneklem alanında bulunan 150 farklı konut bahçesinde çalışmalar yürütülmüştür. Haziran-Ekim ayları arasında arazi çalışmaları sürdürülmüş, konut sahipleriyle yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Yerinde yapılan arazi çalışmaları sonucunda 120 familyaya ve 401 cinse ait 603 bitki taksonu tespit edilmiştir. Bunların %45'inin doğal, %55'inin egzotik bitki taksonu olduğu belirlenmiştir. En çok karşılaşılan familya 58 farklı taksona ait Asteraceae olurken, en çok karşılaşılan doğal bitki taksonu Commelina communis L., egzotik bitki taksonu Camellia sinensis (L.) O. Kuntze ve dikilen doğal bitki taksonu Brassica oleracea L. var. viridis L. olmuştur. Kullanım amaçlarına göre 603 bitkinin 511 tanesinin en az bir amaçla kullanıldığı, 408 farklı bitkinin ise çoğunluğu oluşturarak görselliğinden dolayı kullanıldığı tespit edilmiştir. Katılımcıların demografik özellikleri ile görüşme sorularına verdikleri yanıtlar arasında anlamlı bir ilişki olduğu görülmüştür. Konut sahipleriyle yapılan görüşmeler sonucu; en güzel bulunan bitki taksonu Zea mays L. olarak belirlenirken, en çirkin bulunan taksonun Tradescantia fluminensis Vell. olduğu belirtilmiştir. Modern ve geleneksel konut bahçeleri kıstasında incelenen beta çeşitlilik değerlerine göre modern konut tiplerinde çeşitliliğin daha yüksek çıktığı görülmüştür. Bahçelerine doğal bitki taksonlarını dikmeye dikkat ettiğini söyleyen konut sahiplerinin çoğunlukta olduğu bu çalışmada, elde edilen sonuçlar belirtilenin tam aksi olduğunu göstermiştir. Yapılmış olan bu çalışma ile doğal bitki taksonlarına olan ilginin artarak biyoçeşitliliğin korunmasına katkı sağlaması ön görülmüştür.
Kastamonu kenti imar uygulamalarının tarihi kent dokusuna etkilerinin belirlenmesi
Tarihi ve kültürel çevre, atalarımızdan bize kalan bir miras olmanın yanında bizlerin de gelecek nesillere aktarılmasında sorumluluk sahibi olduğumuz yeri doldurulamaz hazinelerdir. Kültürel ve doğal mirasların tarih boyunca koruma ve sürdürülebilirlik dengesinin sağlanarak nesiller boyu aktarılması çok boyutlu ele alınması gereken bir konudur. Tarihi dokuları oluşturan yapılar ve çevresinde şekillenen açık ve yeşil alanlar, tarih boyunca kentlerin en aktif yaşam alanları niteliğinde olmuştur. Tarihi kentsel doku içinde bulunan açık ve yeşil alanlar, formları, bitki türleri, tarihi yapıları gibi sahip oldukları özgün değerleriyle içinde bulundukları kentlerin sosyal, kültürel ve ekonomik yapısı hakkında önemli izler taşımaktadır. Ayrıca yeni yapılaşma alanı ile tarihi çekirdek arasında tampon görevi üstlenerek tarihi dokunun korunmasıyönünden önemli katkı sağlar. Bu sebeple tarihi mirasların tek yapı ölçeğinde değil çevresindeki yeşil alanlarla birlikte korunmasının sağlanması koruma konusunun temelini oluşturmaktadır. Tarih boyunca meydana gelen önemli kırılma noktaları sonucunda kentlilerin yaşam ve çalışma koşullarının değişmesi talep ve ihtiyaçlardaki değişimi de beraberinde getirmiştir. Bunun sonucunda özellikle tarihi kent merkezlerinde meydana gelen sosyal, kültürel ve ekonomik dönüşümler tarihi çekirdekler üzerinde gerçekleşen değişimler üzerinde de etkisini göstermiştir. Çalışmanın amacı; geleneksel konut ve ticaret dokusu ile anıtsal yapıların bir arada bulunduğu Kastamonu Kentsel Sit Alanı'nın uygulanan planlama politikaları doğrultusunda tarihsel süreçteki değişiminin incelenmesi ve bu değişimlerin çalışma alanı içinde bulunan açık ve yeşil alanlar üzerindeki etkisinin değerlendirilmesidir. Amaç doğrultusunda 1970 imar planı, 1979 ve 1990 koruma amaçlı imar planlarıincelenmiş ve plan kararları doğrultusunda kentsel sit alanındaki değişim değerlendirilmiştir. Süreç içerisinde koruma statülerinde ve alansal büyüklüklerde değişimler olduğu belirlenmiştir. Ayrıca alan kullanımlarında değişimler ve sebepleri değerlendirilmeye, planların kentsel sit alanına etkisi ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Kentsel peyzaj planlamada ısı adası oluşumunun uzaktan algılama yönetimi ile analizi; Samsun örneği
Kentlerde nüfus artışı ile birlikte oluşan Kentsel Isı Adası etkisinin, kentin çevresel faktörlerine ve makro ölçekte iklim değişimine varan etkisinin, araştırılma gereği duyulmuştur. Bu amaçla Kentsel Isı Adası olgusu ile yakından ilişkili olan Arazi Yüzey Sıcaklığı'nın çevresel faktörlerden, NDVI, NDBI, Albedo ve Arazi Kullanımı/Arazi Örtüsü değişimi ile ilişkisi uzaktan algılama yöntemi ile incelenmiştir. Landsat 8 OLI/TIRS ve Landsat 7 ETM+ uydu görüntülerinin ham verilerine, Arc Gis 10.2 ve Q Gis 3.16 yardımcı programlarından faydalanılarak algoritmalar uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda Samsun merkez ilçeleri, ilkadım ve Atakum ile kırsalda Bafra ve Ondokuzmayıs ilçelerini içine alan çalışma alanında 2000-2020 yılları arasında yeşil alan miktarı %14,1 oranında azalmıştır. Bu oranın yapılaşmış alanlarda %7,1, çıplak toprak alanlarda ise %7,33 artış olarak paylaşıldığı görülmüştür. Yeşil alanlardaki azalışın Arazi Yüzey Sıcaklığı değerine olan etkisine bakıldığında 2000 yılında maksimum Arazi Yüzey Sıcaklığı 41,75 °C iken, 2020 yılında 43,44 °C'ye çıktığı görülmektedir. Arazi Yüzey Sıcaklığı'ndaki artışın yapılaşmış alan sınfında olduğu görülmüştür. Çalışma alanı genelinde 20 yılda NDVI indeksi 0,05, NDBI indeksi 0,03'lük artış gösterirken, Albedo ise 0,01'lik azalış göstermiştir. Tüm bu bulguların KIA oluşumuna etkisi, UTFVI indeksinin hesaplanması ile nicel olarak tanımlanmıştır. UTFVI haritalarından yapılan alan analizleri sonucunda 20 yılda Yok diliminde %84 azalış, Zayıf diliminde % 104 artış, Orta dilimde % 10 azalış, Güçlü diliminde %15 azalış, Daha güçlü diliminde % 8 artış, En güçlü diliminde % 179 oranında artış görülmektedir. En yoğun artış En güçlü diliminde olmakta ve Kentsel Isı Adası etkisini ortaya koymaktadır.
Bandırma kıyı bandı örneğinde görsel kalitenin bitkisel yönden belirlenmesi ve değerlendirilmesi
Peyzaj mimarlığı disiplininde önemli bir araştırma alanı olan su kaynakları rekreasyonu için görsel kalite, bitkisel tasarım ve ekolojik planlamalar önemli tasarım uygulama öğelerdir. Kentlerde tabiat unsurlarının az olması, sanayileşmenin ve betonlaşmanın günden güne artması insanların rahat edebilecekleri, dinlenebilecekleri huzurlu ortamlar aramasına neden olmaktadır. Bu bağlamda yaşamsal alanlarda bitkisel tasarım kavramı daha da önem kazanmıştır. Bitkisel tasarım; doğa ve insan arasında sanatsal ve bilimsel objeler de kullanılarak oluşturulan etkili ve sürdürülebilir yapılanmalar olup mevcut kıyı bandı peyzaj yapısının, tercih edilen ve ihtiyaç duyulan peyzaj öğelerinin belirlenmesi, görsel kaliteyi artıracak bitkisel potansiyellerin tasarımın kalitesine etkisi, tasarlanan alanın kullanılabilirliği ve tercih edilebilirliği açısından büyük önem taşımaktadır. Bu bağlamda çalışmanın genel amacı; Bandırma kıyı bandı örneğinde görsel kalitenin bitkisel yönden belirlenmesi ve değerlendirilmesidir. Çalışmanın ilk bölümünde çevre görsel kalite ile ilgili genel bilgiler verilerek çalışmanın konusu ve amacı hakkında bilgi sunulmuştur. İkinci bölümde kuramsal temeller başlığı altında alan yazın araştırması, kaynak özetleri, kıyı alanları ve planlanması, Avrupa Peyzaj Sözleşmesi, görsel kalite, bitkisel tasarım ve bitkilerin Peyzaj Mimarlığı Disiplini ile ilişkisi ve bitki seçim kriterleri hakkında bilgi verilmiştir. Üçüncü bölümde materyal, metot verileri ve bilgileri sunulmuştur. Çalışmanın dördüncü bölümünde anket çalışmasının verileri SPSS programında değerlendirilerek araştırma bulguları değerlendirilmiştir. Çalışmanın tartışma ve sonuç bölümünde Bandırma kıyı bandına yönelik veriler bir bütün olarak değerlendirilerek çalışma kapsamında öneriler sunulmuştur. Araştırmada elde edilen veriler ışığında çalışma alanı Bandırma kıyı bandı ile benzer karakteristik özellikler taşıyan kıyı alanlarında yapılacak bitkisel tasarım ağırlıklı peyzaj çalışmalarına katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Farklı habitat tiplerindeki doğal bitki örtüsünün tür ve kompozisyon düzeyinde tanımlanmasına yenilikçi bir yaklaşım
Peyzajın hem doğal hem de kültürel açıdan en önemli bileşenlerinden birini bitkiler oluşturmaktadır. Bitkiler doğal ortamlarında yaşayabildikleri gibi uygun ekolojik koşullarda kendi doğal ortamı dışında da yaşayabilmektedir. Doğal bitkiler yerel çevre koşullarına en iyi uyum sağlayan bitki türleridir. Birçok estetik ve işlevsel özelliklerinin yanısıra ekolojik açıdan da çevreye yararları bulunmaktadır. Ayrıca Türkiye bitkilerin yayılış ve çeşitliliği bakımından oldukça zengin bir ülkedir. Mevcut bu koşullara rağmen ülkemizde özellikle kentsel alanlarda yapılan bitkilendirme tasarımlarında doğal bitki türlerine yeteri kadar yer verilmemektedir. Bu çalışmanın amacı doğal bitki örtüsünde tespit edilen türlerin ekolojik gösterge değerleri (EIV's) ve doğada bir arada bulunma durumlarını tespit ederek bitkilerin yan yana gelme potansiyellerini ortaya koyarak kentsel bitkilendirmelere ekolojik bir model (eko-bitkilendirme, eko-model) yaklaşımı ortaya koymaktır. Bu kapsamda alandan bitki türleri toplanarak hem doğal bitki türleri tespit edilerek hem de bitkilerin ekolojik istekleri belirlenerek bitki tür çeşitliliği ortaya konulmuştur. Ayrıca doğal bitki kompozisyonlarının dağılım ve yoğunluğunu ortaya koyabilmek için ise "Normalize edilmiş bitki endeksi (NDVI)" kullanılmıştır. Sınırları belli olan benzer ekolojik koşullara sahip tespit edilen bitki gruplarının ve gösterge türlerin ortaya konulabilmesi amacıyla iki yönlü gösterge analizi (TWINSPAN) uygulanmıştır. Çalışma kapsamında CORINE arazi örtüsü sınıflandırmasına göre Düzce Ovası'nda ve ovaya değen noktalarda ki doğal alanlar tespit edilmiş olup orman habitatı, riparian alanlar, kayalık habitatı, bataklık (subasar) alanlar ve mera habitatı olmak üzere 5 farklı habitat türü belirlenmiştir. Bu habitat tiplerinde toplanmış ve teşhis edilmiş olan bitki türlerinin yanyana gelme durumlarının birbirine bağımlı şekilde dağılıp dağılmadığı tespit edildikten sonra gizli değişkenler modeli (LVM's) yardımıyla bitkilerin yanyana gelmelerine dair senaryolar kurgulanmıştır. Ayrıca doğal bitki örtüsünün ekolojik yapısını plan bazında tanımlamak için peyzaj metrikleri kullanılarak leke analizi yapılmıştır. Tür tespitine bağlı olarak bitki kompozisyonları katmanları (ağaç, ağaççık, çalı, otsu, sarılıcı/tırmanıcı)'nın da belirlenmesi ile birlikte ekolojik özelliklerini göz önünde bulundurarak farklı peyzaj alanlarında ekolojik gösterge değerleri belirlenen türler ile bitki gruplarının bitkilendirme tasarımlarında ne şekilde bir arada kullanılacağına dair öneriler getirilmiştir.
Peyzaj mimarlığında kullanılan sert zemin döşeme malzemelerinin görsel etki değerlendirmesi
Araştırma, Ereğli kenti kıyı bandı üzerinde yer alan bir bölge üzerinde sürdürülmüştür. Yapılan çalışma kıyı bandı üzerindeki bölgenin sert zemin döşemesinin mevcut durumu ile iyileştirilmiş hallerinin görsel kalite değerlendirme ölçütlerine bağlı olarak kıyaslanmasından oluşmakta; uzman grubu ve kullanıcı grubu anketleri ile desteklenmektedir. Görsel etki değerlendirmesinde; Çakcı (2007)'nın çalışmasında belirtilen peyzajın görsel etki değerlendirme kriterleri baz alınmıştır. Kıyı bandı üzerindeki çalışma alanına ait görüntülenen 1 adet fotoğraf ve alanın iyileştirilmiş halleri olan 18 adet kurgu tasar görüntüleri araştırmanın ana materyalini oluşturmaktadır. Bu 18 adet kurgu tasar görüntülerinin kullanıcı ve uzman grubundan mekansal karakteristiklere göre değerlendirilmeleri istenmiştir. Araştırmada kullanılan anket sonuçlarının analizine dayanılarak anlamlı sonuçlar elde edilmiştir. Araştırma bulgularının değerlendirilmesi sonucu her bir fotoğrafın; uyumluluk, doğallık, düzenlilik, açıklık, hareketlilik, güvenlilik, heyecan vericilik, güzellik, rahatlatıcılık, etkileyicilik seviyeleri belirlenmiş, uzman grubu ve kullanıcı grubu değerlendirmeleri arasındaki farklar ortaya konmuştur. Sonuçlar ile görsel etki değeri yüksek mekanlar tasarlama ve uygulama aşamasında kullanılacak sert zemin döşeme malzemelerinin seçiminde tasarımcılara ve yerel yönetimlere yön gösterici öneriler sunulmuştur.
Edirne Tunca Nehri havzası peyzaj karakter analizi değerlendirmesi ve peyzaj yönetimi
Günümüzde arazi örtüsü/arazi kullanımı (AÖ/AK) ve iklim değişikliği sebebiyle peyzaj üzerinde değişimler meydana gelmekte ve bu durum ekosistemlerde kayıp ve parçalanmalara sebep olmaktadır. Bu nedenle peyzajların tanımlanması, zaman içerisinde doğal ve antropojenik süreçlerle olan etkileşimlerinin belirlenmesi gerekliliği doğmaktadır. Bu kapsamda çalışmanın amacı, Tunca Nehri havzası peyzajlarının tanımlanması, peyzaj süreçlerinin irdelenmesi, bu süreçleri etkileyen AÖ/AK ve iklim değişikliğinin etkilerinin değerlendirilmesi ile peyzaj hassasiyet durumunun belirlenmesi ve peyzaj koruma ve gelişim stratejilerinin oluşturulmasıdır. Belirlenen amaç kapsamında çalışmanın yöntemi üç aşamada incelenmiştir. İlk aşamada; çalışma alanı sınırları belirlenerek doğal ve kültürel peyzaj envanterinin hazırlanması ile peyzaj veri tabanı oluşturulmuştur. İkinci aşamada, peyzaj karakter analizi, peyzaj fonksiyon analizleri ve peyzaj hassasiyet analizi yapılmıştır. Peyzaj karakter analizi ile peyzaj karakter tipleri ve alanlarının belirlenmesi sağlanmıştır. Peyzaj fonksiyon analizi ile havzanın su, erozyon, habitat, biyolojik çeşitlilik fonksiyonu ve tarihi/kültürel durumu değerlendirilmiştir. Çalışma alanının su (yüzey akış, infiltrasyon, evapotranspirasyon) ve erozyon fonksiyonunun değerlendirilmesinde Soil and Water Asssessment (SWAT) modeli kullanılmıştır. Habitat fonksiyonunun belirlenmesinde, habitatta meydana gelen değişimleri gösterebilmek için leke analizi ile peyzaj metrikleri değerlendirilmiştir. Gelecek AÖ/AK'nın tahmin edilmesinde HÖ-Markov Zinciri yöntemi kullanılarak, geçmiş (2000, 2010) ve mevcut (2020) arazi örtüsü sınıflarının birbirlerine geçiş olasılıklarının değerlendirilmesi ile gelecek AÖ/AK (2050, 2070) tahmin edilmiştir. İklim değişikliğinin havza süreçlerine etkisinin belirlenmesinde küresel iklim modellerinden biri olan HADGEM2-ES modelinin RCP8.5 senaryo çıktıları değerlendirilmiştir. Gelecek AÖ/AK ve iklim değişikliği kapsamında elde edilen veriler SWAT model ile değerlendirilerek gelecek su ve erozyon fonksiyonları tahmin edilmiştir. Peyzaj hassasiyet analizi, bugün ve gelecekte fonksiyon süreçlerinin değerlendirilmesi ile 2020, 2050 ve 2070 yılı peyzaj hassasiyet durumu mikro havzalar düzeyinde belirlenmiştir. Üçüncü aşamada peyzaj hassasiyetleri gözetilerek tarım, orman, yerleşim sektörleri için peyzaj rehberleri oluşturulmuştur. Sonuç olarak; her bir mikro havzanın peyzaj hassasiyet durumunun değerlendirilmesi ile peyzajın koruma, onarım ve yönetim stratejilerinin oluşturulması ve tarım, orman ve yerleşim için sektörel rehberler geliştirilmesinde havza ölçeğinde peyzaj karakter analizi ve peyzaj yönetimi temelli çalışmaların etkili bir araç olduğu ortaya konulmuştur.
Modern ve postmodern süreçte kent parklarının sosyal sürdürülebilirlik açısından değerlendirilmesi
Kentler, tarihsel süreç içerisinde birtakım nedenlerden dolayı taşıdıkları anlam ve fonksiyonlar bakımından farklı biçimlerde gelişip değişime uğramıştır. 18. yüzyılda Sanayi Devrimi ile başlayan yeni üretim biçimleri insanların yaşama şekli ve ilişkilerini doğrudan etkilemiş ve toplumu kapsayan değişim ve yeni düşünce sistemleri sonucunda karşımıza "modern" olarak adlandırılan yeni bir dönemin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Sanayileşme ile beraber gelişmekte olan modern kent kavramı ortak yaşam alanları ile beraber konut, iş ve alışveriş bölgelerini ayrıştırmıştır. Bununla birlikte ortak kullanım alanlarının fonksiyonel bir şekilde kullanılamaması sonucunda sosyal sınıf farkları ortaya çıkmasına ve sosyal ayrışmaların yaşanmasına neden olmuştur. Bu ayrışma sınıfsal ayrımların yaşanmasına sebep olmuş ve Sanayi Devrimi'ni takip eden yıllarda yoğun kentleşme, şehrin yeni yapılanma süreci ve doğal ortamların azalması kentlerde sağlıksız yaşam koşullarını beraberinde getirdiğinden planlı kentsel yeşil alanlar olan kent parklarının önemi giderek artmıştır. Ancak çözüm odaklı kentler olarak; modernizmde sermayenin akışkanlığını kolaylaştırmak yönünde tasarlanan kent parkları, sanayileşme sonrasında kapitalist birikim sürecinde işlevselliğini kaybetmiştir. Modern kent planı birtakım eleştirilere maruz kalarak bu düşünce sistemine olan güven zedelenmiştir. Bu eleştiriler ışığında kentsel yaşamı etkisi altına alan sorunlar ve bu sorunlara çözüm bulmak amacıyla birtakım çalışmalar yapılmıştır. 20. y.y'ın ortasından itibaren ekonomi, ulaşım, iletişim ve teknoloji alanındaki gelişmeler sayesinde tekrardan biçimlenen toplumsal yapının içinde postmodern olgu literatürde kendine bir yer bulmuştur. Ancak, günümüz kent parklarının, postmodern zamanla beraber sosyal yönü ihmal edilmiş ve başka kentsel kamusal mekanlar gibi kent parkları da piyasanın çıkarlarına göre şekillenmiş görünmektedir. Bu tez çalışması, öncelikle parkların modern ve postmodern süreçlerde sosyal sürdürülebilirlik yönünden sahip olduğu rolü irdelemeyi amaçlamıştır. Sonrasında kent parklarının sosyal grupları bir araya getirme özelliği ile dönemler içerisinde yaşanan değişimlerin mekan gelişimi üzerindeki etkisini irdelemiştir. Çalışma yöntemi olarak lazım olan esas bilgilerin elde edilebilmesi için farklı üniversite kütüphanelerinden konuyla alakalı yapılmış ulusal ve uluslararası çalışmalar ve online kaynaklar kuramsal temeller çerçevesini oluşturmuştur. Bir diğer çalışma yöntemi olarak ikincil veri analizine başvurulmuştur. Bu kapsamda kontrol listeleri oluşturulmuş ve çalışma alanlarının sahip olduğu işlevlerin geçmişten bugüne kadar amacına uygun hizmet edip etmemesi karşılaştırılmıştır. Çalışma alanlarının konumları, tarihsel geçirdiği süreç, tasarım ve planlama özellikleri ile bu süreçler içerisinde sahip oldukları işlevler internet üzerinden yapılan çalışmalar ve literatür araştırması ile incelenerek ortaya konulmuştur. Çalışma alanları olarak; modern ve postmodern süreçte planlanıp tasarlanan yurt içi ve yurt dışı kent parkları ele alınmıştır. Modern dönem için yurt içi kent parkına örnek olarak; Gençlik Parkı, yurtdışı örneği ise Central Park seçilmiştir. Postmodern süreçte yapılan yurt içi örnek çalışma alanı Harikalar Diyarı Parkı yurtdışı örneği Disneyland olarak belirlenmişitr. Modern dönem ile birlikte kent parkları, kentsel yaşamda sosyal yönden önemli bir role sahip olmuş ve toplumsal yapıyı şekillendirmek için bir araç olarak kullanılmıştır. Postmodern süreçle birlikte ise kent parkları turizm ve ticari yatırımlar için tasarımın odak noktasına yerleştirilmiştir. Aynı zamanda kent parkları bu süreçte bir dönüşüm içerisine girerek tematik park işlevi ile yeniden hayat bulmuş ve yeni rant alanları oluşturmak için toplumsal işlevlerini kaybetmişlerdir. Kent merkezinde yaşayan alt ve orta gelir sınıflarına özgü kent parkları nicelik ve niteliklerini yitirirken, üst gelir sınıflarıysa kentin çeperlerinde emniyetli ve özel yeni rekreasyon alanları oluşturmuşlardır. Sosyal ayrışmayı pekiştiren bu durumun, sonraki zamanlarda sosyal çatışmaya neden olma ihtimali göz önünde bulundurulmalı ve kentsel mekanın tüm aktörleri kentsel peyzajın en önemli bileşeni olan kent parkları üzerine karar alırken bu durumu dikkate almalıdır. Anahtar sözcükler: Kent parkları, Modernizm, Postmodernizm, Kentsel Mekan, Kentsel Planlama, Sosyal Sürdürülebilirlik.
Kent kimliğinin yansıması olan kent parkların mekân dizimi metodu ile incelenmesi, Bursa kenti örneği
Günümüzde artan kentli nüfus sayısı, çarpık kentleşme, sanayileşme gibi etmenler açık ortak yeşil alanlarına olan ihtiyacın artmasına neden olmaktadır. Açık kullanım alanlarından kentin kimliğini yansıtma noktasında zengin içeriğe sahip olan kent parkları, farklı özelliklere sahip kullanıcı profiline cevap vermesi, açık alan da çeşitli aktiviteler sunması, zengin sosyal iletişim olanakları gibi birçok fonksiyonu bir arada barındırması kentlerin ve kentlinin nefes alma alanları olarak nitelendirmemizi sağlamaktadır. Özellikle pandemi ile açık alanlara artan talep beraberinde toplumsal çeşitlilik ve yoğun nüfusun oluşturduğu birçok sorun ve beklentiyi ortaya çıkarmaktadır. Bu sorun ve beklentilerin analiz edilmesi, ortak kullanım alanlarının kullanıcı çeşitliliğine uygun cevap vermesi ve kullanıcının mekânı kullanma kalitesinin artması açısından önem kazanmaktadır. Yapılan tasarım çalışmalarında kullanıcının mekânsal deneyimlerinin analiz edilmesi ile oluşabilecek sorunlar öngörülüp çözüm olarak farklı alternatiflerin üretilmesi sağlanabilmektedir. Mekânsal bütünlüğün sağlanması mekânsal deneyimin sağlıklı bir şekilde oluşmasına neden olacaktır. Bu noktada kent kimliği ve kentli için önem arz eden kent parklarının mekân dizimi analiz yöntemi ile ele alınması, gerçekleştirilmiş ve yapılması planlanan mekânsal tasarım çalışmalarına yön vererek kullanıcı deneyimlerinin ön planda tutulmasını sağlayacaktır. Çalışma, Osmanlı'nın ilk başkenti olan Bursa'nın kent kimliğinin oluşumu ve yansıtılması noktasında zengin içeriğe sahip olan 4 parkı kapsamaktadır. Aynı zamanda park seçiminde tarihi geçmişi ve kent kimliğini yansıtması belirleyici bir faktör olmuştur. Bu parklar; Reşat Oyal Kültürparkı, Merinos Parkı, Hüdavendigar Kent Parkı ve Vakıf Bera Parkı olarak belirlenmiş ve mekân dizimi yöntemleri DepthmapX 0.8.0 bilgisayar programı ile analiz edilmiştir. Elde edilen sayısal ve grafiksel veriler çerçevesinde yaya hareketinin parkın, kullanılabilirliği, sürdürülebilirliği ve kullanıcı memnuniyeti üzerinde etkisi vurgulanmıştır. Analizler sonucunda; çalışma materyali olan bu 4 park için önerilerde bulunularak yapılması planlanan park tasarımları için de örnek teşkil etmesi amaçlanmaktadır.
Düzce kent merkezi yeşil altyapı bileşenlerinin belirlenmesi ve değerlendirilmesi
Günümüz kentleri, çevre sorunları ve afetlerin en yoğun yaşandığı yerler olmakla birlikte, bu sorunların ana kaynaklarından biridir. Sorunu kaynağında çözmek ise, aslında tek gerçek çözümdür. Bu bağlamda sürdürülebilir kentlere ilişkin birçok yaklaşım, model, plan, vb. geliştirilmektedir. Yeşil altyapı planları bunlardan biridir. Yeşil altyapı planları; sürdürülebilir kent planların geliştirilmesi, uygun alan kullanım kararlarının verilmesi, çevre sorunlarını ve afet riskini azaltması, vb. katkılar sağlamaktadır. Bu tez, amaç dışı alan kullanımları, çevre sorunları ve afet riski olan Düzce kentinde yürütülmüştür. Tezin çıkış noktasını; sürdürülebilir ilkeler/yaklaşımlar temelinde üretilen bir kentsel planlamanın, çevre sorunları ve afet riskinin azaltılmasında etkili bir araçtır, fikri oluşturmaktadır. Bu bağlamda tezin amacı; Çalışma alanındaki kentsel planlamaya katkı sağlayabilecek ve aynı zamanda altlık oluşturacak yeşil altyapı sisteminin bileşenlerini belirlemek ve bu bileşenlerin mevcut durumunu ortaya koymaktır. Ayrıca yeşil altyapı sistemlerinin kente sağlayacağı olası katkılar ortaya konularak, yeşil altyapının geliştirilmesine ilişkin durum değerlendirilecektir. Bu amaç doğrultusunda, öncelikle kent ölçeğindeki farklı planlama yaklaşımları ışığında (imar, statip ve orman amenajman planları) yeşil altyapı bileşenleri belirlenmiştir. Bileşenlerin belirlenmesinde ArcGis 10.5 programı ve çakıştırma analizi kullanılmıştır. Bileşenlerin mevcut durumunun değerlendirilmesinde, koruma/hassasiyet açıdından beş kategori (5: Çok Fazla, 4: Fazla, 3: Orta, 2: Az, 1: Hiç) oluşturulmuştur. Yeşil altyapı planlarının geliştirilmesinin çalışma alanına sağlayacağı katkı; literatür temelinde hazırlanan bir ölçüm formu ile değerlendirilmiştir. Çalışma alanında bir yeşil altyapı planı uygulanabilik durumu ise GZFT (Güçlü, Zayıf, Fırsat, Tehdit) analizi ile irdelenmiştir. Elde edilen bulgular, çalışma alanındaki kentleşme ve kentsel yayılımın, yeşil altyapı bileşenlerini parçaladığını, tehdit ettiğini ortaya koymuştur. Bu durum çözüm yolunu, soruna dönüştürmektedir. Sonuç olarak, çalışma alanında yeşil altyapı bileşenleri belirlenerek, koruma-kullanım ilkesi temelinde öneriler getirilmiştir.
Okul bahçelerinin ekolojik, estetik ve fonsiyonel olarak değerlendirilmesi: Kastamonu kent merkezi örneği
Günlük zamanlarının büyük bir kısmını okulda geçiren öğrenciler ders saatleri dışında sosyal etkinlik, yeme-içme, dinlenme, oyun oynama, spor yapma gibi ihtiyaçlarını okul bahçelerinde gidermektedirler. Bu nedenle okul bahçeleri çok önemlidir ve doğru tasarlandığında birçok olumlu katkısı hem öğrenciler hem de öğretmenler üzerinde hissedilir. Bu tez kapsamında Kastamonu Merkez ilçe mücavir alanı dışında kalan okul bahçeleri öncelikle literatüre bağlı olarak ekolojik tasarım, donatı, erişim-ulaşım, tasarım ve kullanım, güvenlik ve emniyet, boyut, konfor-rahatlık ve bitkilendirme tasarımı ana başlıkları altında puanlama sistemi yardımıyla değerlendirilmiştir. Ayrıca okul bahçesindeki sert-yumuşak zemin alanlar, öğrenci başına düşen alan miktarı, okulların konumu, gürültü seviyesi gibi okul bahçesi tasarımının başarı ölçüsünü belirleyecek bilgiler her bir okul için hazırlanan karneler yardımıyla ortaya çıkartılmış ve bahçelerin başarı durumları belirlenmiştir. Sonrasında çalışma alanı, mevkilere bağlı olarak ve her bölgeye farklı eğitim kademesinden bir okul düşecek şekilde dört farklı bölgeye ayrılmıştır. Oluşturulan bu dört farklı bölgede öğrenci başına düşen yeşil alan miktarı en yüksek olan her kademeden bir okul belirlenmiş ve belirlenen toplam 15 okulda öğretmenlerin ve öğrencilerin bahçeleri hakkındaki görüşlerini öğrenebilmek amacıyla anket çalışması yürütülmüştür. Çalışma kapsamında elde edilen veriler öncelikle okul bazında ortaya konulmuş, daha sonra her bir bölgede aynı kademedeki okullar birleştirilerek kademe ayrımına göre sonuçlar değerlendirilmiştir. Ayrıca farklı bölgelerde bulunan aynı kademelerdeki okullar birbirleriyle karşılaştırılmıştır. Bu değerlendirmeler ışığında Kastamonu'daki okul bahçelerinin birbirine benzer özellikler gösterdiği, öğretmenlerin ve öğrencilerin ihtiyaçlarına yeterince uygun olmadığı, öğrenci başına düşen yeşil alan oranının oldukça düşük olduğu ve öğrencilerin okul bahçelerini özgürce kullanamadığı sonucu ortaya çıkmıştır. Okul bahçeleri sadece erişim-ulaşım kriteri açısından ortalamayı sağlarken ekolojik tasarım, donatı, tasarım ve kullanım, güvenlik ve emniyet, boyut, konfor ve rahatlık, bitkisel tasarım kriterleri açısından çok düşük puanlar almıştır. Anket sonuçlarına göre de ekolojik tasarım konusunda farkındalık, dinlenme alanları, oyun alanı varlığı, bitki yetiştirme alanları, öğrencilere zarar vermeyecek hayvanların varlığı, çeşme ve süs havuzu gibi su varlığı, farklı mevsimlerde kullanım için örtülü alanlar, öğretmenler için özel alanlar, okul bahçelerinin büyüklüğü ve sert zemin miktarı açısından ciddi problemler görülmektedir. Sonuç olarak okul bahçelerinin öğrenci ve öğretmenlerin ihtiyaçlarını tam olarak karşılayamadığı, okullarda yeterince yeşil alan bulunmadığı, öğrencilerin yapay malzemeler ile donatılmış, yoğun olarak sert zemine sahip okul bahçelerini özgür bir şekilde kullanamayarak eğitim gördükleri ortaya çıkmıştır. Anket değerlendirmelerinde öğrenci ve öğretmenlerin okul bahçelerinde pek çok alanı değiştirmek istedikleri ortaya konulmuş fakat bütçe ve profesyonel teknik destek yetersizliği nedeniyle bu eksikliklerin giderilemediği sonucuna varılmıştır.
İç mekân düşey sirkülasyon alanlarından merdivenlerde bitki kullanımı
İç mekânlarda bitki kullanımı her geçen gün önemini artırmakta ve özellikle günümüz modern yapılarında yaygın kullanımları görülebilmektedir. Ancak, iç mekânın önemli bir bileşeni olan düşey sirkülasyon alanlarından merdivenler, genellikle estetik bir müdahale yapılmadan, sadece işlevsel bir eleman olarak düşünülmektedir. Oysaki merdivenlerin, soğuk ve katı görüntüsünün yumuşatılması, estetik ve görsel cazibesinin artırılması ve ferah bir görünüm sergilemesi anlamında, bitki kullanımları olumlu etkiler oluşturması açısından önemlidir. Bu tez çalışmasında, iç mekândaki merdivenlerde bitki kullanımının, estetik, görsel ve psikolojik açıdan faydaları ve gereklilikleri vurgulanmak istenmiştir. Bu çalışma ile iç mekânda, düşey sirkülasyon alanlarından merdivenlerin bulunduğu mekandaki farklı yüzeylere farklı çizgisel özellik gösteren bitkisel uygulamaların, kullanıcı ve tasarımcı üzerindeki etkilerini belirlemek, görsel kalite değerlerini ortaya koymak, kullanım açısından değerlendirmek ve en çok beğendikleri seçenekleri beğenme sebepleriyle birlikte ortaya koymak amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında bitkisel müdahale, merdivenin yanında bulunan duvar yüzeyine, basamaklara, korkuluklara ve basamak/korkuluk olmak üzere 4 farklı yüzey üzerine uygulanmıştır. Duvar yüzeyindeki bitkisel müdahale çalışmalarında doğrusal ve eğrisel çizgi özelliği gösteren iki farklı müdahale yöntemi, çizgilerin yön ve süreklilik açısından farklılıkları üçer farklı seçenek altında incelenmiştir. Basamakta, korkuluklarda ve basamak ve korkuluklarda yapılan bitkisel müdahalelerde oluşturulan bitkisel uygulamanın sürekliliğinin (sürekli, düzgün aralıklı ve değişken aralıklı) etkisini ortaya koyabilmek için ise her bir yüzeyde ayrı ayrı olmak üzere üç farklı seçenek üretilmiştir. Sonuçta, duvar yüzeyine uygulanan bitkilerin biçimsel özelliğinin (eğrisel ve doğrusal çizgi), yön özelliğinin (yatay, düşey ve yatay /düşey), bitkisel uygulamanın sürekliliğinin (sürekli, düzgün aralıklı ve değişken aralıklı) ve diğer üç yüzeye uygulanan bitkisel müdahalelerde ise bitkisel uygulamanın sürekliliğinin görsel algı üzerindeki etkileri ortaya konulmuş olacaktır. Sonuçlar farklı yüzeylere uygulanan bitkisel müdahalelerin, uygulanan bitkisel müdahaledeki çizginin, biçim, yön ve süreklilik farklılıklarının tercihler üzerinde etkili olduğunu ortaya koymaktadır. İç mekânda merdivenlerin bulunduğu alanlarda bitkisel müdahale yapılırken bu sonuçları dikkate almak ve amaca uygun müdahaleler yapmak alan kullanımı ve oluşturduğu görsel etki açısından önemlidir.
Orta ölçekli kentlerde sürdürülebilirlik gösterge setinin oluşturulması: Düzce ve Bilecik illerinde değerlendirilmesi
Kentler insanların yaşam kalitesini artıran sosyo-ekonomik gelişmelerden dolayı çekim merkezi olarak görülmektedir. Nüfus projeksiyonları incelendiğinde 2050 yılına kadar dünya nüfusun üçte ikisinden fazlası kentsel alanlarda yoğunlaşacağı belirtilmektedir. Ancak artan nüfusun ihtiyaçlarının karşılanmasında kentsel alanların kontrolsüz büyümesi doğal kaynaklar üzerinde olumsuz etki yaratmaktadır. Bu yüzden sınırlı doğal kaynakların gelecek nesillerin ihtiyaçları doğrultusunda kullanılarak sürdürülebilir kentleşme anlayışının benimsenmesi gerekmektedir. Sürdürülebilir kentleşme doğal kaynakların rasyonel kullanımını sağlayan, yenilenmeyen kaynakların kullanımını en aza indirgeyen, insanların temel ihtiyaçlarını karşılayarak sosyo- ekonomik açıdan yaşam kalitesinin arttırmayı hedeflemektedir. 1992 yılında Rio Konferansının önemli çıktılarından birisi Gündem 21 belgesi olup, sürdürülebilir kentsel gelişmenin değerlendirilmesinde göstergelerin önemli bir araç olduğu vurgulanmaktadır. Göstergeler kentsel alanlarda mevcut duruma ilişkin bilgileri rasyonel veriler ışığında anlamlılık kazandırır. Bu çalışmanın amacı, orta ölçekli kentlerin sürdürülebilir gelişimini sağlayacak uygun gösterge setlerinin belirlenmesi ve değerlendirilmesine yönelik yöntem yaklaşımı ortaya koymaktır. Bu bağlamda sürdürülebilir kalkınmanın üç temel bileşeni olan çevresel, sosyal ve ekonomik sürdürülebilirliğine yönelik belirlenen göstergeler aracılıyla sürdürülebilirlik performansları hesaplanmıştır. Yapılan değerlendirmeler sonucunda Bilecik ilinin çevresel, sosyal ve ekonomik sürdürülebilirlik açısından performans puanının iyi olduğu tespit edilmiştir. Düzce ilinin çevresel, sosyal ve ekonomik sürdürülebilirlik açısından almış olduğu performans puanı orta olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak bu çalışma gelecek çalışmalarda araştırmacılara sistematik olarak uygun gösterge setlerinin geliştirmelerinde önemli bir yol gösterici niteliğindedir. Böylece göstergeler aracılıyla kentlerin sürdürülebilir gelişimleri ile ilgili karşılaşılan sorunları tespit edilebilmesi ve bu sorunların çözümüne yönelik karar vericilere politika geliştirebilme, geliştirilen politikaların izlenmesi yoluyla gerekli revizyonların yapılmasına olanak sağlamaktadır.
Doğal taş elemanlarının peyzaj uygulamalarında kullanımının değerlendirilmesi: Bursa İnegöl örneği
Doğal taşlar, tarihin en önemli tanıkları olup, ilkel insandan günümüze kadar şekil ve işlev değiştirerek sürekli olarak kullanılmıştır. Ancak, endüstri ve sanayi devrimiyle birlikte ülkemiz giderek doğallıktan uzaklaşmıştır. Çevre koruma bilincinin artmasıyla son yıllarda, kullanım oranları hızla artan beton yapı ve kaplama malzemelerinden doğal malzemelere doğru bir dönüş yaşanmaktadır. Çünkü doğal olmayan her malzeme belli bir süre sonra insan sağlığına ve çevreye zarar vermektedir. Bu nedenle, sert yapılar için kullanılabilecek en doğru seçim doğal taşlardır. Bu çalışmada öncelikli olarak doğal taşların oluşumları, kullanım alanları ve özellikleri incelenmiştir. Doğal taşlar, fiziksel özelliklerine göre uygun alanlarda uygun bir şekilde kullanıldıklarında, uygulamanın estetik olmasının yanı sıra fonksiyonel ve uzun ömürlü olmasını da sağlayabilmektedir. Tezin ilk amacı, doğal taşların peyzaj tasarımlarında yapı malzemesi veya peyzaj öğesi olarak nasıl kullanılabileceği konusunda tasarımcı ve kullanıcılara yol göstermektir. Taş uygulamalarında, tasarımcı kullandığı taşın özellikleri hakkında bilgi sahibi olmalı ve nerede hangi doğal taşın kullanılması gerektiği konusunda doğru kararlar vermelidir. Araştırmanın ikinci bölümünde, doğal taşların dekorasyon amaçlı kullanımlarındaki çeşitlilik ve kullanım alanları ele alınmıştır. Daha sonra, peyzaj uygulamalarında doğal taşların kullanımı üzerine doğru olduğu düşünülen örnekler gösterilmiştir. Peyzaj mimarlığı meslek disiplini içinde önemli yer tutan tasarım ilkelerinin, peyzaj uygulamalarında doğal taş kullanırken dikkate alınması gereken özellikleri vurgulanmıştır. Üçüncü bölümde, araştırma alanı analiz edilip veriler toplanmış ve kullanıcılara anket uygulanmıştır. Çalışma kapsamında sekiz ayrı rekreasyon alanı incelenmiş ve bu alanlarda bulunan doğal taşların değerlendirmeleri yapılmıştır. Bursa İnegöl ilçesinde doğal taş elemanlarının peyzaj uygulamalarında kullanımlarının incelenmesi ise tezin asıl amacıdır. Çalışmanın sonuç ve öneriler bölümünde, ülkemizde peyzaj uygulamalarında kullanılan doğal taşların fiziksel (dayanıklılık, ekonomik, tasarım ve estetik) özelliklerinden ve peyzaj (yürüyüş yolu, duvar kaplaması, heykel vb.) uygulamalarında kullanılabilecek alanlardan bahsedilmiştir.
Kastamonu kent merkezinde bulunan tarihi çevrelerin görsel peyzaj kalite değerlendirmesi
Tarihi çevreler, sahip oldukları tarihi, kültürel ve mimari özellikleri ile geçmiş dönemler hakkında detaylar ve ipuçları vermekle birlikte bulundukları kentlere önemli bir değer katmaktadırlar. Kent kimliğini oluşturan eşsiz kültürel değerlere sahip çıkan tarihi çevreler, kentlerin devamlılıklarını sağlamada önemli role sahiptirler. Bu bağlamda, tarihi çevrelerde yapılacak olan görsel peyzaj kalite değerlendirme çalışmaları, gelecekte yapılması planlanan tasarım ve planlama çalışmaları için önemli bir altlık olacaktır. Tez çalışması kapsamında, Kastamonu kent merkezi sit alanı içerisinde bulunan ve şehrin ilk tarihi çevrelerini oluşturan Kastamonu Kalesinin kuzey ve güney rotalarının görsel peyzaj kalitelerinin belirlenmesi hedeflenmiştir. Bu amaç doğrultusunda; oluşturulan rotalar üzerinde belirlenen alanlardan fotoğraflar çekilmiştir. Her rotadan 5 adet olmak üzere toplamda 10 fotoğraf meslek uzmanları tarafından değerlendirme yapılması amacıyla seçilmiştir. Fotoğrafların değerlendirmesi için 6 ana parametre (tarihsellik, uyum, okunabilirlik, mekânsal algı, konfor, kimlik ve aidiyet) ve bunların alt kriterlerini oluşturan 25 alt parametre seçilmiştir. Alanların görsel peyzaj kalite karakterlerini objektif olarak yansıtılması amacıyla 25 kişilik uzman grup tarafından foto-anket değerlendirmesi yapılmıştır. Katılımcıların (+) ve (-) olarak işaretleme yaptığı kriterler gösterge puanı 4 ile çarpılarak toplamda 100 puan üzerinden değerlendirilmiştir. Her bir (+) işaretleme 4 puan ve her bir (-) işaretleme ise 0 puana eşittir. Foto-anket değerlendirmesi sonucunda tüm puanlar Excel programına işlenerek, aritmetik ortalamaları bulunmuş ve her bir rotanın görsel peyzaj kalite puan değerleri hesaplanarak birbiriyle kıyaslaması yapılmıştır. Çalışma sonucunda, Kastamonu Kalesi kuzey rotası görsel peyzaj kalite değerlendirme puanı 66,88 ve Kastamonu Kalesi güney rotası görsel peyzaj kalite değerlendirme puanı 51,68 bulunmuştur. Tüm parametrelerde kuzey rotanın puan değerleri yüksek çıkmış olup, rotada en çok tarihsellik, mekânsal algı, kimlik ve aidiyet parametreleri öne çıkmaktadır. Güney rotada ise öne çıkan parametreler şunlardır; kimlik ve aidiyet, tarihsellik ve okunabilirlik. Elde edilen veriler ışığında, Kastamonu ili tarihi çevrelerinde yapılan görsel peyzaj kalite çalışması ile birlikte gelecekte yapılması planlanan tasarım ve uygulama çalışmalarına rehberlik oluşturabilecektir.
Üniversite kampüsü açık alanlarının mekân kalitesi açısından değerlendirilmesi; Kastamonu Üniversitesi Kuzeykent Kampüsü örneği
Üniversite ve kampüsler; eğitim-öğretim, bilimsel araştırma, barınma, sosyal ve kültürel hizmetler, spor hizmetler gibi donanımlarına sahip olan ve kenti bu donanımlarla destekleyen mekânlardır. Kentlerin gelişim sürecini etkilemesi ve ülkemizde uygulanan eğitim politikası nedeniyle üniversite ve dolayısıyla kampüs sayıları artış göstermektedir. Kullanıcı sayılarının artması ve üniversitelerin kent için önemli noktaya gelmesi sebebiyle bu mekânların planlama ve tasarım sürecine, mekânsal kalite parametrelerinin dâhil edilmesi gerekmektedir. Kaliteli mekânlar oluşturmak; bu alanları aktif hale getirecek, üniversitelerin akademik başarısını, toplum ve kent için verimliliğini artıracaktır. Çalışmanın amacı; kentler ve toplumlar için büyük önem taşıyan üniversite kampüsü açık alanlarını mekânsal kalite parametreleriyle değerlendirmek, yapılan ve yapılacak olan planlama ve tasarım süreçlerine kalite kriterlerinin dâhil edilmesini sağlamaktır. Bu amaç doğrultusunda hala gelişme sürecinde olan Kastamonu Üniversitesi Kuzeykent Kampüsü çalışma alanı olarak seçilmiştir. Mekânsal alan analizleri, anket ve bilişsel haritalama yöntemleri kullanılarak elde edilen veriler doğrultusunda kampüs açık alanları mekân kalitesi açısından değerlendirilmiştir. Kuzeykent Kampüsü açık alanlarında, mekân kalitesini artıracak yönde potansiyellerin mevcut olduğu, kullanım amacı doğrultusunda mekân tanımlamalarının yapılmaması, kullanıcı ihtiyaçlarının esas alınmaması gibi temel sorunlar sebebiyle mevcut potansiyelin kullanılamadığı sonucuna ulaşılmıştır. Kampüs alanında bağlantılılık, herkes için erişim, sosyal alanlar, uygun bitkilendirme, donatı ve peyzaj elemanları gibi konularda eksikliklerin mevcut olduğu görülmüştür. Kampüs alanında her kullanıcı profili için erişimin kolaylıkla ve konforlu sağlanması için uygun tasarımlar yapılması, bitki-kullanıcı-etkinlik etkileşimini destekleyecek nitelikte çalışmalar yapılması gerektiği, kampüs alanında aktif ve pasif rekreatif alanların oluşturulması, doğa gözlem alanları oluşturması gibi öneriler çalışma sonucunda oluşturulmuştur. Ortaya çıkan sonuçlar ve yapılan öneriler; Kuzeykent Kampüsü ve diğer kampüs alanları için tasarımcıya yön verebilecek referans ve nitelikler ortaya koymuştur.
Afete karşı toplumsal ve mekansal dirençliliğin irdelenmesi: Düzce örneği
İnsan nüfusunun giderek artması, yeni yerleşimlere duyulan ihtiyaç ve buna bağlı insan faaliyetleri doğanın ve doğal kaynakların bozulmasına sebep olmuştur. Doğa üzerinde baskı yaratan bu unsurlar, risklerle birleşince afetlere yol açan olayları doğurmuştur. Bu olayların etkilerinin günden güne daha fazla hissedilmesi ve verdiği zararlar bir dizi hazırlık çalışmalarını gündeme getirmiştir. Yaşanan felaketlerin bir sonucu olarak 2005 yılında kabul edilen Hyogo Çerçeve Eylem Planı, afet çalışmalarında dirençlilik kavramını ön plana çıkarmıştır. Daha sonra 2015 yılında Sendai Afet Risk Azaltma Çerçeve Eylem planıyla dirençlilik çalışmalarının yaygınlaştırılmasına ve devam ettirilmesine karar verilmiştir. Bu çalışmanın amacı, yerel düzeyde afete karşı dirençlilik çalışmalarına katkı sağlamak ve afeti yaşamış bir kentte dirençliliği inceleyerek, ölçmek ve değerlendirmektir. Çalışma alanı daha önce çeşitli afetler yaşamış ve yaşamaya devam eden Düzce İli' nin 56 merkez mahallesi olarak belirlenmiştir. Bu alan 2 bölgeye ayrılarak (1999 depreminden önce ve sonra mahalle olan yerler) birbirlerine göre dirençlilik düzeyleri değerlendirilmiştir. Ölçme ve değerlendirme çalışmasında herhangi bir ölçekte coğrafi bir mekanı, Topluluklar için Temel Dirençlilik Göstergeleri (BRIC) ile inceleyen gösterge setinden faydalanılmıştır. Çalışmada, bu alana uyarlanmış 4 boyut (ekolojik, sosyal, ekonomik, mekânsal altyapı) ve boyutların altında yer alan 16 gösterge seçilmiştir. Bu boyut ve göstergeler uzman anketi, AHS (Analitik Hiyerarşi Süreci) ile uzman görüşleri dikkate alınarak ağırlıklandırılmıştır. İlk önce göstergeler elde edilen verilerle analiz edilerek mekânsal olarak yüksek, orta ve düşük şeklinde kategorize edilmiştir. Göstergeler aldıkları katsayılarla çarpılmış ve çakıştırma analizi kullanılarak boyutların haritaları oluşturulmuştur. Boyutlar için de aynı yöntem kullanılmış ve dirençlilik sentez haritası oluşturulmuştur. Bunun sonucunda 1999 depreminden önce mahalle olan yerlerin, 1999 sonrasında mahalle olan yerlere göre düşük dirençlilikte olduğu bulunmuştur. Boyutlar açısından 1999 depreminden önce mahalle olan yerler ekonomik olarak güçlü bir tutum sergilerken, ekolojik, sosyal ve mekânsal altyapı olarak zayıf kalmıştır. Bu çalışma şunu göstermiştir ki, afetten öğrenilen deneyimler yeni oluşturulan bölgelerin daha güçlü olmasını sağlamaktadır. Fakat afeti yaşamış ve zarar görmüş yerlerin de ekolojik, sosyal ve mekânsal altyapı dirençliliği anlamında yönetimde yer alan aktörlerce, afete yönelik önlemler alınmasına ve uygulaması ihtiyaç duyulmaktadır.
Kentsel peyzaqjlardaki bitki yetişme ortamı özelliklerinin ekosistem hizmetleri yönünden incelenmesi: Düzce kent örneği
Kentler nüfusun, yapılaşmanın, sanayinin ve tüm bunlarla beraber gelişen tüketim hızının en fazla olduğu alanlardır. Kentleşme ve sanayileşme toplumun yaşam kalitesini ve olanakları artırırken aynı zamanda birçok olumsuz etkiyi de beraberinde getirmektedir. Bu etkilerden en önemlilerinden biri ve son yılların en büyük sorunu olan iklim değişikliğidir. İklim değişikliğine yol açan sera gazı emisyonlarının yaklaşık %70'inden kentlerimiz sorumludur. Bununla yanında, kentsel yeşil alt yapı, kentin karbon yükünün azaltılmasında önemli bir role sahiptir. Ancak kentsel alanlardaki karbon tutumu ve depolama potansiyeli doğal alanlara kıyasla çok az olması sebebiyle göz ardı edilmektedir. Özellikle karasal ekosistemlerdeki karbonun dörtte üçünü ihtiva eden toprak organik karbonunun kentsel alanlardaki oranı önemsenmemektedir. Toprak organik karbon (TOK) stoklarının bölgesel ve lokal analizi arazi kullanım planlaması açısından oldukça önemlidir. Bu çalışma kapsamında son 30 yıldır kentleşmeye devam eden Düzce kenti için toprak organik karbon miktarını belirlenerek TOK haritaları oluşturulacaktır. Bu kapsamda rastgele belirlenen örneklem noktalarından 0-30 cm derinlikten toprak örnekleri alınmıştır ve laboratuvar analizlerine tabi tutulmuştur. Elde edilen veriler sonucunda Düzce kenti TOK Haritası oluşturulmuştur. Elde edilen haritanın, küresel iklim değişikliğini azaltma kapsamında planlama ve tasarım aşamalarında, yeşil alt yapı sistemini destekleyen çözüm önerilerinin sunulmasında ve ekosistem üzerindeki olumsuz etkilerin azaltılmasında bir altlık olması hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Karbon Stoku, Toprak Organik Karbonu, Ekosistem Düzenleme Hizmetleri
Kent içi yaya ve araç sirkülasyonundaki bitkilendirme standartlarının Düzce örneğinde irdelenmesi
Açık ve yeşil alanlar kentlerin önemli nefes alma ve kentin ekolojik sürdürülebilirliği için önemli merkezleri oluşturmaktadır. Kent içerisinde yaya ve araç yolları kentsel peyzajın önemli yapay koridorları olup ekolojik açıdan da kente önemli katkılar sağlamaktadırlar. Yollar üzerindeki ağaçlar, ağaççık ve çalılar, yer örtücüler ve mevsimlik çiçekler yeşil alanların vazgeçilmezleridir. Araç ve yaya yolları bitkilendirmesi kentin içindeki yeşil dokunun sürekliliğini sağlamakta büyük bir etkendir. Kentlerde bu yönde yapılan bitkilendirmenin gerek uygulamadan gerekse de ekolojik koşullardan kaynaklı sorunları da beraberinde getirmektedir. Bu çalışma kapsamında Düzce kenti kentsel çekirdek ve çevresinde yer alan D-100 Karayolu, Akçakoca Karayolu, 9 bulvar, 18 cadde ve 14 sokağa ilişkin bitkilendirme standartları, bitki tür seçimleri, bitki dikim aralıkları değerlendirilmiştir. Çalışmanın ilk aşamasında literatür ve standartlardan faydalanılarak, bir kriter ve puanlama sistemi geliştirilmiştir. İkinci aşamada çalışma alanındaki örnekler bu puanlama sistemine göre puanlanmış ve çok uygun, uygun ve az uygun olarak üçlü gruplandırma yapılmıştır. Elde edilen verilere göre, tüm bulvarlarda tür seçimi açısından benzer seçimler söz konusu iken dikim standartları açısından farklılık gösterdiği görülmüştür. Sonuç olarak, tercih edilen bitki türü, bitkiler arası mesafe, bitki boyu, taç genişliği, taç altı yüksekliği, ağaç gövde çevresi ve elektrik-levha mesafesi gibi kriterler hem araç hem de yayalar tarafından aktif olarak kullanılan yolların fonksiyonunu doğrudan etkilemektedir.
Lale Devri'nin (1718-1730) Türk bahçe gelişim sürecine etkilerinin değerlendirilmesi İstanbul örneği
Peyzaj, dünyanın var oluşundan itibaren hayatımızda yeri olan ve sadece manzara olarak değerlendirilmesi mümkün olmayan bir kavramdır. İnsanlık tarihi boyunca gerek yerleşik gerekse yerleşik olmayan yaşam şartlarında bile insanlar kendilerine özel yaşam alanları belirlemiş ve bu alanları sınırlandırma eğiliminde olmuşlardır. Yerleşik hayat düzeni insanlık tarihine yerleştikten sonra özellikle yaşam alanlarını daha elverişli şekilde kullanma adına yenilikler yapılarak aktif kullanma alanları oluşturulup peyzajın asıl anlamını kazandığını yapılan araştırmalar ve çalışmalar ışığında görmekteyiz. Yerleşik hayat, insan ihtiyaçlarının artması ve teknolojik gelişmelerin çoğalması ile birlikte önem kazanmış ve peyzaj da hayatımızın iyiden iyiye içine girmiş bir kavram olarak karşımıza çıkmıştır. Tarihsel süreçte peyzajı değerlendirerek "Lale Devri" döneminin ele alınması planlanmaktadır. Bu çalışmada; çeşmeler, yalılar, saraylar, su kemerleri, havuzlar ve Lale Devri döneminde kullanılan sanatsal çalışmalar ele alınarak karşılaştırma yöntemi ile peyzajın önemini ortaya koyduk ve neden gerekli bir disiplin olduğunu aktarmaya çalıştık. Lale Devri, elimizdeki -sınırlıda olsa- kaynaklar, belgeler ve araştırmalar ışığında Osmanlı'nın neredeyse mimari ve peyzaj açısından her alandan beslenerek ortaya koyduğu eserlerle en özel olduğu bir dönemdir. Bu bağlamda günümüz tarihi ve kültürel bahçe gelişimine ışık tutmak amacıyla gerek Osmanlı arşivleri gerekse tüm literatürlerde geçen Lale Devri bahçeleri bilgileri İstanbul'daki bazı Lale Devri eserleri ile karşılaştırmalı olarak irdelenmiş ve peyzaj disiplinin içerisinde estetik ve işlevsel durumları belirlenmiştir. İstanbul ile sınırlı eserler ele alındığında örnek olarak seçilen Çırağan Sarayı, Topkapı Sarayı, III. Ahmed Odası önü, Kandilli Hamdi Bey Yalısı gibi mekânlarda yapılan incelemeler sonucunda Lale Devri dönemine en yakın eserin Çırağan Sarayı olduğu, en uzak eserin ise Hamdi Bey Yalısı olduğu görülmüştür. Sonuç olarak diyebiliriz ki günümüze çok fazla ulaşmış eser olmamakla birlikte günümüze ulaşmış olan eserler incelendiğinde Lale Devri döneminin izlerine rastlanmamaktadır. Anahtar sözcükler: Tarihsel süreç, Lale Devri, peyzaj, sanat
Katılımcı yaklaşım ile korunan alanlarda ekoturizm faaliyetlerinin değerlendirilmesi: Yedigöller Milli Parkı örneği
Ülkemizde son yıllarda turizm sektörüne olan talep, nüfus artışı ve turistik ürün çeşitlendirilmesi ile artış göstermektedir. Yaz aylarında yapılan deniz-güneş-kum odaklı turizme alternatif olarak yılın 12 ayına yayılan ekoturizm, kırsal turizm, yayla turizmi, vb. doğa tabanlı turizm türleri gelişmeye başlamıştır. Türkiye'de ekoturizm faaliyetlerinin gerçekleştiği alanlar incelendiğinde, 2873 sayılı Yasa uyarınca yönetilen korunan alanların ekoturizm faaliyetlerinin yoğun olarak gerçekleştiği alanlar oldukları görülmektedir. Batı Karadeniz Bölgesinde bulunan, Bolu İli doğal ve kültürel olanakları ile ekoturizm faaliyetleri için yüksek potansiyel taşımaktadır ve bu alanların başında 1965 yılında korunan alan statüsü verilen Yedigöller Milli Parkı gelmektedir. Bu çalışmanın amacı, ülkemizde gelişmekte olan ekoturizm kavramın yönelik korunan alan ziyaretçilerinin bakış açısını değerlendirmek, katılımcı yaklaşım ile korunan alanlarda yapılan ekoturizm faaliyetlerinin değerlendirilmek ve Yedigöller Milli Parkı örneği üzerinden irdelenmesidir. Bu tez çalışması kapsamında Yedigöller Milli Parkı ziyaretçilerinin bakış açılarının belirlenmesi için 396 ziyaretçiye sahada anket uygulanmış olup, istatistiki çözümleme ile ziyaretçilerin görüşleri ortaya konulmuştur. Milli Parkların tescili, ilanı, yönetimi, işletilmesi, korunması ve geliştirilmesi konusunda yetkili tek kurum olan Doğa Koruma ile Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile bu Müdürlüğe bağlı İl Şube Müdürlüklerinden alan bazında veriler (Milli Park sınırı, ziyaretçi sayıları, alanla ilgili sayısal haritalar vb.) temin edilmiştir. Katılımcı yaklaşım ile korunan alanlarda ekoturizm faaliyetlerinin değerlendirilmesi amacı ile Milli park yöneticileri, saha çalışanları ve milli parka ziyaretçi getiren tur operatörleri ile mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Yapılan değerlendirmeler sonucunda Yedigöller Milli Parkı özelinde ve Korunan alanlar genelinde ekoturizm faaliyetlerinin uygulanması ve geliştirilmesine yönelik öneriler getirilmiştir.
Sağlıklı kentler bağlamında sağlıklı sokak kavramının irdelenmesi: Kastamonu Belediye Caddesi örneği
Sağlık, rutin yaşamın sürdürülebilirliği açısından önemli bir yaşam kaynağıdır. İnsanların fiziksel, ruhsal ve sosyal açıdan sağlıklı olmasında kentlerin ve kentlerdeki kamusal mekânların kalitesi de oldukça önemlidir. Bu nedenle iyi bir yaşam kalitesi elde etmek için sağlıklı kent yaratmada sağlıklı mekânlar oluşturmanın büyük rolü vardır. Sağlıklı kentler insan sağlığını esas alan, yaşam kalitesini artıran, yeni mekanlar oluşturan, sosyal etkileşimi sağlayan, eşit, güvenli, sürdürülebilir, sağlıklı, yeşil bir kent oluşturan ve bu ortamı sağlayabilen kentlerdir. Bunun için her zaman sağlıklı kamusal mekanlara ihtiyaç vardır. Kamusal mekân olan sokaklar insanlar için sosyal etkileşimin ve iletişimin olduğu, günlük ihtiyaçlarını karşıladığı ve aktivitelere katıldığı yerlerdir. Ancak günümüzde sadece ulaşım için planlanan sokaklar insanlar için çekiciliğini kaybetmiştir. Artan araç trafiği, hava kirliliği, gürültü gibi sorunların fiziksel çevreyi bozması sonucu insan odaklı mekân olma özelliğinden uzaklaşan sokakların tekrar bu özelliğinin kazandırılması ve daha sağlıklı, başarılı, kaliteli, güvenli, aktif yerler olması amacıyla sağlıklı sokak yaklaşımı benimsenmiş ve irdelenmiştir. Sağlıklı sokaklar toplum sağlığını hedeflemek, insan dostu ortamlar yaratmak, sokakların fiziksel yapılarını iyileştirerek çevre sorunlarını azaltmak ve sosyal etkileşimi güçlendirerek eşitsizliklerin kalkmasına yardımcı olmayı hedeflemektedir. Sağlıklı sokaklar uygulaması sokakların nasıl görünmesi gerektiğinden ziyade kullanıcıların fiziksel ve zihinsel sağlığını iyileştiren uzun vadeli bir model oluşturmaktadır. Bu bağlamda çalışma bazı hipotezlerle desteklenmektedir. Bunlar: sokağın kalitesini ölçerken kamusal mekân kalite kriterleri ve sağlıklı sokak kriterlerinin birlikte kullanılmasıyla sokağın daha sağlıklı, kaliteli mekân olması, sokakların sadece araçlar için planlanmayıp, insan odaklı planlanan yerler haline getirilmesi çalışmayı desteklemektedir. Çalışmada Kastamonu kent merkezinde kentsel sit alanı sınırları içerisinde yer alan tarihi yapıların ve yapılarda gerçekleştirilen ticari faaliyetlerin ağırlık kazandığı bir aks olan Belediye Caddesi ele alınmıştır. Bu cadde kent içinde merkezi konumda yer alan ve yoğun kullanılan bir koridordur. Çalışma kapsamında belirlenen Belediye Caddesi'nde ilk olarak gözlem yoluyla sağlıklı sokak kriterlerine ilişkin tespitler fotoğraflanarak belgelenmiştir. Alandaki ses düzeyi ölçülerek gürültü olarak tanımlanıp tanımlanamayacağı belirlenerek kullanıcıların sağlıklarında olumsuz bir etki yapıp yapmayacağı belirlenmiştir. Alandaki yaya ve araç yoğunluğunu belirlemek amacıyla hafta içi ve hafta sonu olmak üzere sabah, öğle ve akşam saatlerinde sayımlar yapılarak yaya ve taşıt yoğunluğu ve bu yoğunluğun zamansal değişimi ortaya konulmuştur. Caddeyi aktif olarak kullanan bireylerle ve konuyla alakalı uzman kişilerle yapılacak anket çalışması yapılarak kullanıcılar için bu yerin anlamı ve toplanan puanlarla caddenin ne derece sağlıklı olup olmadığına dair durum tespiti yapılmıştır. Toplanan veriler bilgisayar ortamına aktarılarak radar grafiği oluşturulmuş, verilerin yüzde değerleri, aritmetik ortalamaları ve standart sapma değerleri hesaplanmıştır. Çalışma sonucu Belediye Caddesi'nin sağlıklı sokak haline getirilmesi için gerekli tasarım önerileri sunulmuştur.
Ilıman iklim koşullarında park ve bahçelerde kullanılan çim türlerinin kuraklık stresi altında incelenmesi
Küresel iklim değişikliğinin neden olduğu kuraklığın, günümüzün ve geleceğimizin kaçınılmaz sorunu olduğu açıktır. Kuraklığın artmasına sebep olan gereksiz ve bilinçsiz kullanılan su miktarını azaltmak alınabilecek önlemlerden biridir. Çim alanların su isteği fazla olmasına rağmen çok geniş alanlarda kullanılması durumu bu çalışmanın konusunu belirlemede yardımcı olmuştur. Çim türlerinin hatalı seçimi ve buna paralel olarak yanlış sulama stratejileri ile böylesine büyük alanların sulanmasında çok fazla su israf edilmektedir. Yapılan çalışma ile kuraklığa daha dayanıklı türlerin az su tüketimiyle bu soruna çözüm olabileceği ve bu türlerin su kıtlığında bile gelişimini sürdürebileceği düşünülmektedir. Sera ortamında, gündüz sıcaklık 25°C, gece sıcaklık 20°C ve yaklaşık olarak %70 nem oranı ile ılıman iklim şartları sağlanmıştır. Çalışmada piyasa araştırması yapılarak, sıklıkla kullanılan iki farklı çim karışımı seçilmiştir. Her iki karışım için, 5'er viyol olmak üzere toplam 10 viyol çim ekimi gerçekleştirilmiştir. İlk bir ay boyunca tüm viyollere haftada 2 kez olmak üzere aynı sulama rejimi uygulanırken, ikinci ay boyunca her bir karışım için 5 farklı sulama rejimi ile sulanmıştır. İkinci ayın sonunda ise kısa biçim yapılarak yine aynı sulama takvimine devam edilmiştir. Bir ay daha bu döngü sağlanarak son kez kısa biçim gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında sürgün boyu uzunluğu, yaş-kuru ağırlıklarının ölçümü yapılmıştır. Alınan örneklerle laboratuvar ortamında biyokütle analizi gerçekleştirilmiştir. Sürgün boyu ve yaş-kuru ağırlık ölçüm sonuçları ile Tek yönlü Varyans Analizi (One-way ANOVA) yapılmıştır. Biyokütle analizi sonucu nem, kül, klor, flor, karbon, azot, hidrojen miktarı elde edilmiştir. Bu veriler, ölçülmüş olan boy ve yaş kuru ağırlıklarla birlikte PCA (Temel Bileşen Analizi) ve Cluster (Kümeleme) analizleri yapılarak değişkenler arasındaki ilişkiler irdelenmiştir. Uygulamalar sonucunda her iki karışımında haftada bir kez sulanarak, kısa biçime dayanıklı olduğu ve tekrar yeni sürgün verdiği görülmüştür. Ilıman iklim bölgesinde bulunan veya iklim değişikliği sonucu ılıman iklim bölgelerine dönüşecek alanlarda, çim uygulaması gerçekleştirilirken Festuca arundiacea, Lolium perenne ve Poa pratensis türlerinin daha az su tüketimiyle geliştiği sonucuna varılmıştır.
Geleneksel yapıların kent ekosistemine uyum bağlamında irdelenmesi, Kastamonu kentsel sit alanı örneği
Kastamonu şehri, Tarih öncesi dönemlerden günümüze kadar birçok farklı medeniyete ev sahipliği yaptığı için zengin bir kültürel mirasa sahiptir. Bu mirası günümüze kadar taşımayı başarmış olan şehir hem kültürel hem de doğal potansiyeller bakımından çeşitlilik gösteren geleneksel yerleşim alanları ve kentsel imaj unsurları barındırmaktadır. Doğu-batı yönünde yükselen yamaçların ortasından kuzey-güney doğrultusunda akan Karaçomak Çayı etrafında gelişmiş olan şehir merkezinde farklı dönemlere ait tarihi yapıların değerli örnekleri varlığını sürdürmektedir. Bu karakteristiklerle önemli bir Anadolu kenti olmayı başaran ve araştırma alanı olarak tercih edilen Kastamonu Kentsel Sit Alanı, temel olarak iki ana başlıkta incelenmiştir. İlk olarak kentsel sit alanı içerisinde yer alan geleneksel dokuları oluşturan yapılar, yapıldıkları döneme ait medeniyetlerin kültürleri, sosyo-ekonomik durumları, kimlikleri, inançları, toplumsal yapıları değerlendirilmiştir. Bu değerlendirmenin sonucunda kentsel gelişim ve tasarım kriterleri, kentsel imaj unsurları ve geleneksel dokular ortaya konmuştur. İkinci aşamada, aynı zamanda geleneksel dokuların şekillenmesinde de başlıca rol oynayan topoğrafya, iklim ve arazi örtüsü bileşenleri üzerinden kent ekosistemi incelenmiştir. Kentsel gelişimi şekillendiren başlıca faktör olan topoğrafyanın geleneksel yapılar üzerindeki etkileri değerlendirildikten sonra, güncel yapılaşma yoğunluğuna bağlı olarak meydana gelmiş olan yapay topoğrafya üzerinden günümüz Kastamonu kent ekosistemi üzerinde etkili olan dinamikler ortaya konmuştur. Eğim, bakı ve yükselti kriterleri üzerinden çok ölçütlü risk analizine tabi tutulan yapay topoğrafya; güneşlenme, arazi örtüsü/arazi kullanımı sınıfları, rüzgâr ve yağış bileşenleriyle birlikte yorumlanarak şehrin gelişimi, bu bileşenler doğrultusunda tartışılmıştır. Günümüz kent ekosistemini şekillendiren bu başlıca unsurların geleneksel yapıların oluşmasında etkili olan unsurlarla karşılaştırılması önemli çıkarımların yapılabilmesini sağlamıştır. Yapılan değerlendirmeler, kentleşme politikalarındaki önceliklerin geleneksel göstergelerden beslenmediği, yapı imar düzenlemelerinde kent kimliğini oluşturan doğal-kültürel imaj unsurlarının yeterince önemsenmediği, kent ekosisteminin sürdürülebilirliğinin ve afet risk taşıyan bazı unsurların göz ardı edildiği neticesine ulaştırmıştır. Son olarak, kültürel mirasını günümüze kadar taşıyabilmiş önemli bir Anadolu şehri olan Kastamonu'nun, geleneksel yapılarından feyz alınarak gelecek nesillere aktarılabilmesini sağlayabilecek öneriler getirilmiştir.
Peyzaj mimarlığında yağış suyu yönetimi ve yağmur bahçelerinin değerlendirilmesi
Bu çalışmada, Yağış Suyu Yönetimi kavramı, Yağış Suyu Yönetimi sistemleri incelenmiş ve Dünya genelinde Yağış Suyu Yönetimi kavramı ile ilgili olarak kullanılan kavram, yaklaşım ve uygulamalar belirlenerek, bu anlayışların ülke bazında çıkış noktaları, birbirini kapsayan ve ayrılan özellikleri ve Dünya'nın çeşitli yerlerindeki önemli örnekler incelenmiştir. Uygulama aşamasında, yağmur bahçelerini oluşturan farklı kalınlıkta toprak katmanı ve malzeme kompozisyonlarından oluşan yağmur bahçesi modülleri kurulmuş, bu farklı bileşenleri içeren grupların yağmur bahçelerinin ana işlevleri olan kirletici giderimi, drenaj/infiltrasyon ve bitki gelişimi etkinliklerine olan etkileri araştırılmıştır. Çalışma için Düzce ilinde bulunan Düzce Üniversitesi kampüsünde, araştırma serası yanında bulunan açık alan üzerine, üçer tekrarlı altı grup olarak, on sekiz adet yağmur bahçesi modülü kurulmuştur. Kurulan yağmur bahçesi modüllerinde, farklı bileşenler olarak 30 cm ve 50 cm derinliğinde toprak katmanı ve 15 cm fındık kabuğu ve 15 cm odun kömürü ek katmanları kullanılmıştır. Uygulama çalışmaları, ölçümler ve analizler bu yağmur bahçeleri üzerinde yapılmıştır. Ek katman olarak 15 cm odun kömürü içeren Grup 5 ve 6, yağmur bahçelerinin tüm ana işlevlerini içeren birleşik verimlilik analizinde genel olarak en iyi performans gösteren gruplar olarak ortaya çıkarken, ek katmanı olmayan ve 30 cm toprak karışımı içeren grup 1 en kötü performans gösteren grup olmuştur. Bu tez çalışması ile yağış suyu yönetimi ilgili kavram, yaklaşım ve uygulamalar ve Dünya'dan önemli örnekler belirlenip incelenmiş, yağmur bahçelerini oluşturan farklı kalınlıkta toprak katmanı ve malzeme kompozisyonlarının, yağmur bahçelerinin ana işlevleri olan kirletici giderimi, drenaj/infiltrasyon ve bitki gelişimi performanslarına etkileri tespit edilmiş , ulusal ve uluslararası ölçekte yapılacak olan yeni yağmur bahçelerine yardımcı olabilecek bilgiler bulunmuş ve alanındaki çalışmalara katkı sağlayacak yeni bakış açıları ve bulgular elde edilmiştir.
Rekreasyonel faaliyetlerin ekosistem bileşenlerine etkilerinin mesafe ile değişimlerinin belirlenmesi: Yedigöller Milli Parkı örneği
Korunan alanlarda rekreasyonel faaliyetler, dünyada ve ülkemizde gün geçtikçe artmaktadır. Milli parklar da korunan alan niteliğinde olup, turizm ve rekreasyon için yüksek kaynak değerlerine sahiptirler. Literatür araştırması, rekreasyonun etkilerini tespit etmeye çalışan, sınırlı alan gözlem verilerine göre yapılmış araştırmaların varlığını gösterse de, farklı rekreasyonel faaliyetlerin etki zonlarını belirlemeyi hedefleyen çalışmaya rastlanmamıştır. Çalışmanın amacı, hassas ekosistemlere sahip olan Yedigöller Milli Parkı'nda rekreasyonel faaliyet tiplerine bağlı olarak ekosistem bileşenlerinde oluşan değişimlerin belirlenmesi, değişimlere bağlı ekolojik etki zonlaması yapılması, sürdürülebilir turizm ve kaliteli rekreasyonun sağlanması için etki yönetim kararlarının belirlenmesidir. Çalışmanın sonuçları, yeşil mutabakat kapsamında peyzaj yönetiminin iyileştirilmesi için önleyici, erken tahmin olanağı sağlayacak ve orman içindeki korunan alanların izlenmesi ve yönetimi için karar destek sistemi oluşturacaktır. Bu amaçla, Aşıkkutlu (2013)'ün çalışmasında, rekreasyonel olanak niteliğine bağlı olarak saptanan olanak sınıfı mesafeleri kullanılmıştır. Bu çalışmaya göre alanda yapılaşmanın yoğunluğuna ve rekreasyonel kullanım tipine bağlı olarak farklı genişliklerde beş farklı zon dikkate alınmıştır. Kamp alanı, piknik alanı, bungalov (yapılaşma) alanı, parke kaplamalı araç yolu ve patika yol kullanımlarındaki tüm zonlardan, 20m*20 m'lik alanlarda, 3 adet rastgele seçilmiş noktalardan örnekler alınmıştır. Gözlem formlarından yararlanarak kaynak değerlerin mevcut durumu tespit edilmiştir. Ayrıca rekreasyonel kullanım tipine bağlı kullanıcı yoğunluğu da gözlemlenmiştir. Bu çalışmalar alanda mevsimlere bağlı olarak 1 sene boyunca sürdürülmüştür. Faaliyetlerin vejetasyona ve toprağa olan baskıları, alan gözlem formlarından elde edilen puanlamaya göre belirlenmiştir. Gözlem formları, aktivite alanlarında doldurulmuş, puanlara göre ekosistem bileşenlerinin durum analizi yapılmıştır. Tüm verilerin zonlara ve kullanımlara göre farklarını belirlemek için varyans analizi uygulanmış ve çıkan farkın yorumlanması için Tukey analizi yapılmıştır. Elde edilen bulgular sonucunda rekreasyonel faaliyet tiplerinin etkileri zonlanmış olup, Aşıkkutlu (2013)'ün çalışmasında kullandığı olanak sınıfı mesafeleriyle karşılaştırılması yapılmıştır. Form değerlendirme puanına ilişkin ortalamaların karşılaştırıldığı Tukey testi sonuçlarına göre ekolojik göstergeleri en olumsuz etkileyen kullanım tipleri yapılaşma ve piknik kullanımları olarak saptanmıştır. Etki zonlarına uygun yönetim kararları belirlenmiştir. Anahtar Sözcükler: Ekosistem, Rekreasyon ekolojisi, Rekreasyon olanak dağılımı, Toprak, Vejetasyon
Kastamonu kentsel sit alanı sokak mobilyaları için bir tasarım rehberi önerisi
Kent kimliği barındırdığı canlı ve cansız bütün unsurların tarihi ve kültürel gelişimi, coğrafi konumu, barındırdığı elemanların karakteri gibi doğal ve beşeri faktörlerden etkilenmiştir. Geçmişten günümüze gerçekleşen kitlesel göç ve nüfus artışı sonucu oluşan hızlı kentleşme, teknolojik gelişmeler, toplum yapısındaki değişimler, mimarideki ve sokak mobilyalarındaki tekdüzelik gibi etmenler kent kimliğinin yapısını bozmuş ve sürekliliğini tehdit eder hale gelmiştir. Kastamonu birçok medeniyete ve tarihi olaya ev sahipliği yapmış, hali hazırda çok sayıda tarihi ticari alana ve geleneksel konuta sahiptir. Kent barındırdığı değerlerle tarihi kimliğe sahip olmasına rağmen Kastamonu kent dokusunun ön plana çıkamadığı tespit edilmiştir. Bu duruma tarihi dokuya uygun planlama ve tasarım yaklaşımlarında eksiklikler olması, gerekli müdahalelerin yapılmasında geç kalınmasına bağlı olarak bozulmalar yaşanması, yapılan sağlıklaştırma çalışmalarının tek yönlü olması, kent kimliği ile uyumlu sokak mobilyalarının eksikliği gibi faktörlerin sebep olduğu belirlenmiştir. Bundan dolayı Kastamonu Kentsel Sit Alanı'nda konumlandırılan sokak mobilyalarına yönelik tasarım rehberi önerisine ihtiyaç duyulmaktadır. Çalışmanın amacı; sokak mobilyalarına yönelik tasarım rehberi oluşturarak Kastamonu kent kimliğini korumak, sürdürülebilirliği sağlarken mekânsal kaliteyi ve yaşam kalitesini arttırmak, kullanıcılar arasında eşitlik sağlamaktır. Çalışma kapsamında tarihi kimliği ile ön plana çıkan kentlerdeki sokak mobilyaları incelenmiştir. Kentsel sit alanında bulunan sokaklarda analizler yapılmıştır. Mevcut sokak mobilyaları irdelenmiş ve kullanıcı görüşleri dikkate alınmıştır. Yapılan çalışmalar sonucunda incelenen sokakların birçoğunda sokak mobilyalarının sayıca yetersiz olduğu tespit edilmiştir. Mevcuttaki sokak mobilyalarının tarihi doku ile uyumlu olmadığı görülmüştür. Kentsel sit alanı kullanıcılarının sokak mobilyalarından memnun olmadığı tespit edilmiştir. Çalışmanın sonucunda Kastamonu Kentsel Sit Alanı sokak mobilyaları için tasarım rehberi oluşturulmuş ve bazı standartlar belirlenmiştir. Tasarım Rehberi önerisi doğrultusunda Belediye Caddesi ve İbni Neccar Sokak örnekleri ele alınıp görselleştirme yapılmıştır.
Kentsel dönüşüm uygulamalarına yönelik yöre halkının algı ve tutumu: Kuzeykent mahallesi (Kastamonu) örneği
Bu çalışmada, Kastamonu kenti Kuzeykent Mahallesi'nde yapılan kentsel dönüşüm uygulamalarına yönelik yöre halkının görüşleri ve beklentileri irdelenmektedir. Kentsel dönüşüm, kentin eskimiş bölgelerinin canlandırılması amacıyla gerçekleştirilmektedir. Kuzeykent Mahallesi'nde de eski ve çürümüş binaların yıkılıp yerine yeni, sağlam ve çok katlı binaların yapımı yoluyla kentsel dönüşüm projeleri uygulanmıştır. Yöre halkının bu projelerden etkileri ve beklentilerinin ortaya konulması amaçlanan çalışmada, 446 kişiye anket çalışması uygulanmıştır. Elde edilen veriler, yaşanılan yere ve kentsel dönüşüme ilişkin görüşlerden oluşmaktadır. Anket verilerine bağımsız t testi ve tek yönlü varyans uygulanmıştır. Bu analizler ile halkın kentsel dönüşüme olan bakış açıları ortaya konulmuş ve çalışma alanı için uygulanan mevcut durum planlama açısından irdelenmiştir. Çalışma, katılımcıların birçoğu kentsel dönüşümün komşuluk ilişkilerine zarar vermesi, fiyat artışlarının olması, doğal alanların azalması gibi nedenlerden dolayı olumsuz düşüncelere sahip olabilmektedirler. Proje uygulamaları süresince, bölge sakinlerine hem ekonomik hem de sosyal açıdan yeni yerleşim olanakları sunmak önemli olmaktadır. Bu kapsamda, ortak alanlar oluşturularak, sosyal etkileşimlerin geliştirilmesi ve güçlendirilmesi sağlanmış olacaktır. Çalışmanın en önemli sonucu, burada yaşayan kişilerin süreçte etkin olarak yer alması gerektiği olmaktadır. Yine çalışmada, Kuzeykent Mahallesi özelinde yapılan kentsel dönüşüm projelerine yönelik fiziksel, sosyal, kültürel ve yasal boyutları tartışılarak öneriler sunulmuştur. Çalışmanın bundan sonra yapılacak çalışmalara katkı sağlanması ve yol göstermesi beklenmektedir.
Kent mobilyalarında yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı
Bu tezde yenilenebilir enerji kaynakları ve kent mobilyaları hakkında bilgi verilmiştir. Çalışma sonucunda, Düzce Üniversitesi Yerleşkesi 'ne etkin bir şekilde yenilenebilir enerji kaynaklarını kullanan kent mobilyalarının çevreye entegre edilmesinin gerekliliği ortaya konmuştur. Planlamacılar, peyzaj mimarları, işletmeler ve en önemlisi kurumlar artık hepimizin yaşadığı çevreyi inşa etmenin yeni yollarını düşünmeye zorlanıyor. Çevre bilinciyle birleşen teknolojik yenilikler, bina ihtiyaçlarının enerji verimliliği, yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımı ve malzeme geri dönüşümünün sağlanması olduğu mikro mimariden makro mimariye kadar kaliteli kentsel çözümler için artık vazgeçilmezdir. Bu nedenle ekolojik konulara her zaman duyarlı olan kentsel mobilya tasarımcıları, çevre dostu kriterlere dayalı inşaatlara yönelik artan talebi etkin bir şekilde karşılayabilecek akıllı şehir tasarımları, sokak aydınlatması, fotovoltaik otopark ve dış mekan mobilya modüler sistemleri oluşturmuştur. Bu bağlamda, geleceğin tasarımcılarının eğitim gördüğü yerleşkeler de muhakkak akıllı kentsel mobilyaların bulunması büyük bir gerekliliktir.
Turizme yönelik kritik yeşil altyapı ve biyoklimatik konfor sınıflandırmasına dayalı bir yöntem önerisi: TR-22 (Balıkesir -Çanakkale) Güney Marmara Bölgesi örneği
İklim değişikliği, kentleşme ve turizm arasındaki karşılıklı etkileşim, turizm destinasyonlarının doğal ve kültürel kaynak değerleri üzerinde artan bir baskı oluşturmaktadır. Bu durum hem turizm faaliyetlerinin sürdürülebilirliğini hem de destinasyonların çekiciliğini olumsuz yönde etkilemektedir. Artan sıcaklıklar, ekstrem hava olayları ve ekosistem bozulmaları, özellikle açık hava etkinliklerine dayalı destinasyonlarda biyoklimatik konforun sağlanmasını zorunlu kılmaktadır. Bu doğrultuda, ziyaretçi deneyimini destekleyen ve iklimsel riskleri azaltan mekânsal planlama çözümlerinin geliştirilmesi gerekmektedir. Bu çerçevede biyoklimatik konforu artıran, doğal kaynakların sürdürülebilir kullanımını destekleyen ve çok işlevli yapısıyla öne çıkan yeşil altyapı, turizm planlamasında stratejik bir planlama aracı olarak değerlendirilmiştir. Çalışmada örneklem alan olarak seçilen TR22 (Çanakkale ve Balıkesir illeri) Güney Marmara Bölgesi hem iklimsel kırılganlığı hem de sahip olduğu turizm potansiyeli nedeniyle kritik bir bölge olarak değerlendirilmiştir. Bu kapsamda, yeşil altyapı ve biyoklimatik konforun mekânsal bütünlük içerisinde ele alındığı özgün bir planlama yaklaşımı geliştirilmiştir. Yöntemsel olarak çalışma iki temel analiz eksenine dayanmaktadır. İlk aşamada, yeşil altyapının stratejik yerleşimini sağlamak amacıyla dört ana mekânsal modelin (mekânsal form, yeşil örtü, gri örtü ve arazi kullanımı değişikliği) bütünleştirildiği Coğrafi Bilgi Sistemi (CBS) tabanlı Kritik Alan Tespit Modeli (CADM) kullanılmıştır. Bu modelde Sayısal Yükseklik Modeli (SYM), Normalleştirilmiş Bitki Örtüsü Fark Endeksi (NDVI), Kentsel Yoğunluk Endeksi (UDI) ve güncel Arazi Kullanımı/Arazi Örtüsü verileri kullanılarak, yeşil altyapı açısından öncelikli müdahale bölgeleri belirlenmiştir. Böylece yeşil altyapı bölgeleri çevresel ve sosyo-kültürel boyutlar çerçevesinde turizm planlaması açısından değerlendirilmiştir. İkinci aşamada ise, turizm tercihlerini ve sezonlarını etkileyen temel iklimsel parametrelerin (sıcaklık, nem, rüzgâr vb.) mekânsal dağılımını ortaya koymak amacıyla biyoklimatik konfor düzeyleri, HCI-Urban (Holiday Climate Index) yöntemiyle değerlendirilmiştir. Analizler hem 12 aylık değerlendirmeler hem de mevsimsel periyotlar üzerinden gerçekleştirilmiştir. Analiz ve değerlendirmeler sonucunda, turizm faaliyetlerinin yürütüldüğü dönemlerdeki destinasyonların biyoklimatik konfor düzeyleri mekânsal olarak ortaya konmuştur. Elde edilen bulgular ışığında, biyoklimatik konfor ve yeşil altyapı entegrasyonu ile turizm planlaması için alt ölçekli uygulama planlarına ve üst ölçekli mekânsal stratejilere entegre edilebilecek bütüncül öneriler geliştirilmiştir.
Derna eski kentinde, libya'da kentsel tasarım ve peyzaj mimarlığı kriterlerine göre yer ve iklim ile doğal ve kültürel değerler için kentsel senaryoların tasarımı
Bu tez çalışması, Derne Eski Kenti'nin çöl iklim koşulları altında maruz kaldığı kentsel ısı adası etkilerini, bitki örtüsü kaybını ve tarihî dokunun tehdit altındaki kültürel peyzaj değerlerini bütüncül bir yaklaşımla değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Uzaktan algılama, coğrafi bilgi sistemleri (CBS), istatistiksel modelleme ve açıklanabilir yapay zekâ tekniklerinin birlikte kullanıldığı bu araştırma; hem bilimsel geçerliliği yüksek çıktılar üretmiş hem de pratikte uygulanabilir senaryo önerileri ortaya koymuştur. Çalışmada 1991–2024 dönemine ait Landsat ve Sentinel-2 uydu verileri kullanılarak LST, NDVI ve SUHII gibi göstergeler hesaplanmıştır. Morfolojik analizler için 2B (yapı yoğunluğu, geçirimsiz yüzey) ve 3B (bina yüksekliği, gökyüzü görüş faktörü) göstergeler türetilmiştir. 300 m grid bazlı peyzaj metrikleri analiz edilmiş, modelleme ve makine öğrenmesi ile LST üzerindeki belirleyici değişkenler açıklanabilir hâle getirilmiştir. Elde edilen sonuçlara göre; yapı hacmi yoğunluğu, bina yüksekliği ve düşük SVF değerleri LST'yi anlamlı şekilde artırmaktadır. NDVI ile LST arasında negatif bir ilişki belirlenmiş; bitki örtüsünün bulunduğu bölgelerde LST ortalama 3–4 °C daha düşük bulunmuştur. Geliştirilen doğa temelli senaryoların uygulandığı pilot alanlarda LST %18 oranında azalmış, NDVI %25 artmıştır. SHAP analizine göre LST üzerinde en etkili değişkenler BVD (%47,9), NDVI (%22,8) ve BH (%17,4) olmuştur. Bu çalışma, tarihî kentlerde sürdürülebilir mikroiklim planlaması için çok disiplinli ve veri temelli bir model önermekte; uzaktan algılama ve açıklanabilir yapay zekâ destekli analizlerin karar vericilere rehberlik edebileceğini göstermektedir.
Sürdürülebilir peyzaj planlama ve tasarımı için kentsel alanlarda iklim parametrelerinin ve iklim bölgesi temelli morfolojik yaklaşımın iklim senaryoları ile değerlendirilmesi
Libya'nın kuzeydoğusunda yer alan Tobruk Eski Kenti'nde, çöl ikliminin etkisi altında gelişen kentsel ısı adası (UHI) fenomeni, bitki örtüsü azalışı ve tarihî çevre üzerindeki baskıları, entegre bir yöntem çerçevesinde ele almayı amaçlamaktadır. Araştırmada uzaktan algılama teknolojileri, Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS), nicel istatistiksel analizler ve açıklanabilir yapay zekâ yöntemleri eşgüdüm içinde kullanılarak hem bilimsel hem de uygulamaya dönük sonuçlara ulaşılmıştır. 1991 ile 2024 yılları arasındaki Landsat ve Sentinel-2 uydu görüntüleri temel alınarak LST (yüzey sıcaklığı), NDVI (bitki örtüsü indeksi) ve SUHII (ikincil kentsel ısı adası yoğunluğu) gibi çevresel göstergeler hesaplanmıştır. Morfolojik yapı ise hem iki boyutlu (yapı yoğunluğu, geçirimsiz yüzey oranı) hem de üç boyutlu (bina yüksekliği, gökyüzü görüş faktörü - SVF) değişkenlerle analiz edilmiştir. 300 metre çözünürlüklü grid sisteminde yapılan peyzaj metrik analizleri, LST üzerindeki etkili faktörlerin belirlenmesini sağlamış; yapay zekâ temelli modellemeler aracılığıyla bu değişkenlerin etkileri açıklanabilir şekilde ortaya konmuştur. Araştırma bulguları, yapı hacmi yoğunluğunun, bina yüksekliğinin ve düşük SVF oranlarının yüzey sıcaklıklarını anlamlı biçimde artırdığını göstermiştir. NDVI ile LST arasında negatif yönlü bir ilişki saptanmış; bitki örtüsünün bulunduğu alanlarda sıcaklıkların ortalama 6–7 °C daha düşük olduğu tespit edilmiştir. Geliştirilen doğa tabanlı çözüm senaryolarının uygulandığı pilot bölgelerde yüzey sıcaklığı %21 oranında azalırken, NDVI değeri %28 oranında artış göstermiştir. SHAP analizi sonuçlarına göre LST'yi en fazla etkileyen değişkenler yapı yoğunluğu (%50,9), NDVI (%25,8) ve bina yüksekliği (%20,4) olmuştur. Bu tez çalışması, tarihî kentlerde mikroiklim düzeyinde sürdürülebilirlik ilkelerine dayalı peyzaj planlamasına yönelik veri odaklı, disiplinlerarası bir model önerisinde bulunmakta; özellikle uzaktan algılama ve açıklanabilir yapay zekâ yaklaşımlarının karar alma süreçlerine nasıl entegre edilebileceğini örneklemektedir.
Mersin kenti Kültürpark toplanma alanları ve Cumhuriyet Meydanı'nın fonksiyonellik açısından incelenmesi
Peyzaj Tasarımında; kent meydanlarının planlanmasında en önemli etken insandır. İnsan ihtiyaçları ve fonksiyonları düşünülerek yapılan mekânsal düzenlemeler bu noktaların kentlerin odak merkezi haline gelmesini sağlayacaktır. Bu araştırmada; Mersin Kent Merkezi'nde bulunan 5 adet meydan seçilmiştir. Başarılı bir meydan tasarımı için düşünülecek birçok tasarım kriteri vardır. Kentin konumu ve meydanların genel durumları göz önüne alınarak ağırlıklandırma (çoklu kriter) yöntemi ile 15 değerlendirme kriteri ve 3 alt değerlendirme kriteri belirlenmiştir. Alanında uzman 54 kişiye anket yapılarak belirlenen 15 değerlendirme kriteri için ankette çıkan sonuçlara göre çarpan kriterleri (çarpan kriteri 3-çarpan kriteri 2-çarpan kriteri 1) verilmiş ve temsil dereceleri belirlenmiştir. Değerlendirme kriterleri meydanlara uygulanmış ve her bir kriter için elde edilen toplam kriter puanı çarpan kriteriyle çarpılarak aldığı toplam puanlar elde edilmiştir. Meydanlar toplamda en az 0 en çok 183 puan alabilmektedir. Aldıkları puanlara göre girdikleri temsil grupları belirlenerek değerlendirme yapılmıştır. Buna göre; Cumhuriyet Meydanı 156 puan (Çok yüksek puanlı meydan), Bjk 100.Yıl Meydanı 110 puan (Yüksek puanlı meydan), Mersin İdman Yurdu Meydanı 116 puan (Yüksek puanlı meydan), Fenerbahçe Meydanı 186 puan (Çok yüksek puanlı meydan), Galatasaray Meydanı 198 puan (Çok yüksek puanlı meydan) almıştır.
Büyüksu çayı havzasının ekosistem hizmetlerinin belirlenmesi ve peyzaj onarım açısından değerlendirilmesi
Akarsular, ekosistem hizmetlerinin sürekliliğinde temel rol oynayan dinamik doğal sistemlerdir. Su temini, habitat sağlama, taşkın düzenlemesi, su kalitesinin korunması ve biyolojik çeşitliliğin desteklenmesi gibi birçok hizmeti doğrudan veya dolaylı olarak sunarlar. Ancak kentleşme, arazi kullanımı değişiklikleri, endüstriyel ve evsel atık deşarjı, kanalizasyon hattına dönüştürme, iklim değişikliği ve habitat parçalanması gibi etkenler bu hizmetleri olumsuz yönde etkilemektedir. Bunun sonucunda akarsuların sağladığı ekosistem hizmetlerinin miktar ve kalitesinde ciddi kayıplar yaşanmakta; bu durum yalnızca ekolojik dengeyi değil aynı zamanda insan refahını da tehdit etmektedir. Bu tez çalışması, Bolu ili sınırlarında yer alan Büyüksu Çayı Havzası'nda ekosistem hizmetlerinin durumunu ortaya koymayı ve onarım gerektiren alanları belirlemeyi; bu doğrultuda akarsu peyzaj onarımı için strateji ve alan düzeyinde önerilerin geliştirilmesini amaçlamaktadır. Çalışmanın temel hedefi, artan kentleşme, nüfus baskısı, arazi kullanımındaki değişiklikler ve akarsu yataklarına yapılan müdahaleler nedeniyle işlevini yitiren akarsu sistemlerini doğa temelli çözümlerle yeniden işlevsel hale getirmektir. Bu tez çalışması kapsamında öncelikle çalışma alanının doğal ve kültürel peyzaj özellikleri analiz edilmiştir. İlk aşamada ekosistem hizmetleri, hem peyzaj fonksiyonları hem de arazi örtüsü kapasitelerine göre belirlenerek ayrı ayrı haritalandırılmış, ardından bu iki yaklaşım birleştirilerek bütünleşik ekosistem hizmetleri haritası oluşturulmuştur. İkinci aşamada baskın arazi örtüleri (orman, tarım ve yerleşim) haritalandırılmış ve bütünleşik ekosistem hizmetleri haritası ile entegre edilmiştir. Böylece peyzaj onarımı gerektiren alanlar ortaya konmuştur. Elde edilen bulgular, orman alanlarının yüksek düzeyde ekosistem hizmeti kapasitesine sahip olduğunu; buna karşılık tarım ve yerleşim alanlarında bu kapasitenin düşük seviyelerde kaldığını göstermektedir. Bu doğrultuda düşük ve orta düzey ekosistem hizmetine sahip alanlar önceliklendirilmiş; orman, tarım ve yerleşim arazi örtüsüne özgü peyzaj onarım önerileri strateji ve alan düzeyinde, peyzaj karakter tipleri odağında değerlendirilmiştir. Sonuç olarak çalışma, ekosistem hizmetlerinin arazi örtüsü ile birlikte ele alınmasının akarsu havzalarında sürdürülebilir, yerel ve doğa temelli müdahale yaklaşımlarının geliştirilmesine olanak sunduğunu göstermektedir. Elde edilen bulgular hem akademik literatüre katkı sağlamakta hem de kurumlar, yöneticiler ve karar vericiler için örnek bir model sunmaktadır.
Düzce kentsel açık ve yeşil alanların planlamasında kent yönetimi ve katılımcılık
Yaşadığımız varlığını sürdürdüğümüz dünyada her şey bir değişim halindedir. Bu değişim, kentlerin tarihsel süreçte dönüşerek günümüzdeki hallerine ulaşmasına neden olmuştur. Son yıllarda, kent içindeki estetik ve mimari yapıların bir parçası olan kentsel açık yeşil alanlar, katılımcılık olgusu ve çevre koşullarına uygun planlamalarla önem kazanmaktadır. Açık ve yeşil alanlar, insanlara doğa ile baş başa kalma, oyun, yürüyüş yapma, farklı spor ve kültürel aktivitelere katılma fırsatları sunmaktadır. Ancak, bu alanlardaki iyileştirmeler genellikle yetersiz kalmaktadır. Bu çalışma, Düzce Belediyesi hizmet sınırı alanı kapsamındaki açık ve yeşil alanların planlama ve tasarım sürecinde katılım sistemlerine yönelik bir envanter, analiz ve sentez çalışması için kapsamlı bir yol haritası sunmayı amaçlamaktadır. Düzce kent merkezine odaklanan bu araştırmada, açık ve yeşil alanların planlanmasında katılım düzeylerini ve aşamalarını belirlemek; hangi katılım yöntemlerinin uygulandığını, bu yöntemlerin etkinliğini ve katılımın yarattığı etkileri değerlendirmek hedeflenmektedir. Ayrıca, paydaşların ve kullanıcıların görüşleri doğrultusunda bu alanların yeniden planlanması sürecinde, literatürde tanımlanan katılım süreçlerinin pratikte nasıl bir fark yarattığını, katılımın farklı düzey ve yöntemlerini belirlemek ve bu yöntemlerin etkisini değerlendirecek kriterleri belirlemek amaçlanmaktadır. Çalışma, Düzce Belediyesi hizmet sınırları içerisindeki kent merkezinde yer alan açık ve yeşil alanlarla sınırlı olup, bölgenin katılım süreçlerine dair genel bir çerçeve sunmayı hedeflemektedir. Araştırma kapsamında, bakanlıkların taşra teşkilatı çalışanlarına 463 anket uygulanmıştır. Yerel halkla yapılan anketler ise Kültür, Mergiç, Bahçelievler, Çamlıevler, Demetevler, Esentepe, Güzelbahçe ve Yeşiltepe mahallelerinde yapılmış; 45 pilot çalışma dahil toplam 1186 kişiye ulaşılmıştır. Bu çalışma sonucunda elde edilen bilimsel veriler, kentlerin yönetiminde ve açık yeşil alan planlama süreçlerinde uygulanan katılım yöntemlerinin etkinlik düzeylerini değerlendirmek için bir çerçeve sunmuştur. Katılım yöntemlerinin nasıl geliştirilebileceği tartışılmış ve etkin yöntemlerin geliştirilmesine yönelik öneriler getirilmiştir. Kent yönetimine katılım düzeyleri analiz edilerek literatüre katkı sağlanmıştır. Anahtar Sözcükler: Açık ve yeşil alan planlaması, Düzce, Katılımcılık, Kent Yönetimi
Çocuk dostu sokakların fonksiyonel açıdan irdelenmesi:Kocaeli kenti örneği
Yoğun yapılaşma ve trafik yükünün artmasıyla kentler giderek çocuklar için uygun olmayan, güvensiz mekânlar haline gelmektedir. Çocuklar, kentsel alanları bağımsız olarak veya ebeveynleriyle birlikte yeterince kullanamamaktadır. Çocukların içinde bulunduğu mekânlar ve fiziksel çevresi, çocuğun kişiliğini ve davranışlarını etkilemektedir. Çocuğun birey olmasında, sosyalleşmesinde ve gelişiminde etkileşimde bulunduğu kentsel alanlar büyük öneme sahiptir. Gelişen teknoloji ve artan kentleşme ile birlikte oyun alanlarının sayıca az olması, ilgi çekici olmayan tasarımlara sahip olması ve güvenlik eksikliği, çocukların dış mekândan uzak büyümesine neden olmaktadır. Bu durum, çocukların gelişimini olumsuz etkilemektedir. Çocuk Dostu Kent Girişimi, çocuğun gelişiminin toplum için önemini göz önünde bulundurarak, fiziksel çevrede yer alan cadde ve sokakları çocuklar için daha yaşanabilir mekânlar haline getirmek için çaba sarf eden bir girişimdir. Sokaklar, çocuklar için doğal ve kolay erişilebilir bir oyun mekânı sunmalıdır. Literatür taraması sonucunda, yapılan çalışmaların; sokakları daha çocuk dostu yapmak için rehber, yol güvenliği eğitim klavuzu, Play Street (Oyun Sokağı) ve trafik sakinleştirme ile okula güvenli ulaşım aktiviteleri üzerine yaklaşımlar geliştirildiği saptanmıştır. Tüm bu çocuk dostu çalışmalar, bütüncül bir süreç içinde uygulandığında çocuk dostu kentler elde edilebilir. Bu noktadan hareketle bu çalışmada, Kocaeli ili Körfez ilçesinde "çocuk dostu sokak" uygulaması yapılmış sokaklar uzman gözüyle uygunluğunun irdelenmesi amaçlanmıştır. Çalışma kapsamında uzman görüşlerine başvurularak gözlem formu hazırlanmış ve çalışma alanında uygulanmıştır. Bu sayede hem çalışma alanının çocuk dostu sokak olmaya uygunluğu hem de bu sokakların kendi aralarındaki karşılaştırılması yapılarak çalışma alanı olan sokağın uygunluk derecelendirilmesi yapılmıştır. Bu çalışma sonucunda çocukların güvenli, düzenlenmiş çevresi olan, etkinlik alanlarına sahip ve herkesin eşit koşullarda kullanabildiği "çocuk dostu sokakların" peyzaj tasarımı açısından daha etkin mekânlara dönüşmesi için önerilerde bulunulmuştur. Çalışmanın amacı; Kocaeli ili Körfez ilçesindeki uygulama yapılan sokağın; "çocuk dostu" olma kriterlerine göre geliştirilen gözlem formlarıyla birlikte değerlendirilmesidir.
Kent parklarının karbon ayak izi potansiyelinin belirlenmesi: Seka Park örneği (İzmit)
Küresel ısınma modern yaşamın bedelidir. Küresel ısınma; iklim değişikliği, deniz suyu sıcaklığında artış, biyoçeşitlilik kaybı, orman yangınları, vb. çevre sorunlarını beraberinde getirmiştir. Sorunun çözümü, küresel ısınmaya sebep olan "karbon salımının" azaltlımasıdır. Bu tezin çıkış noktası, "kentsel açık yeşil alanlar, karbon ayak izini azaltmaya katkı sağlar" fikridir. Kentsel açık yeşil alanlar, kentlerin karbon yutak alanları olarak kabul edilmektedir. Karbon depolama, açık yeşil alanların özelliğine göre değişmektedir. Tezin hipotezi "her kentsel açık yeşil alan karbon ayak izini azaltmaya katkı sağlamaz" fikrini savunmaktadır. Çalışma İzmit (Kocaeli)'in önemli kent parklarından olan Seka Park 1. ve 2. Etap'ta yürütülmüştür. Çalışma; mekansal kullanımlara (bina, sert zemin yeşil alanlar) ilişkin nitel-nicel değerlendirmeler, karbon ayak izine ilişkin hesaplamalar ve karbon absorbsiyon-stoğuna ilişkin hesaplamalar temelinde yürütülmüştür. Karbon ayak izine ilişkin hesaplamalarda; öncelikle karbon salımına doğrudan ve dolaylı yoldan neden olan kaynaklar (benzin, dizel, lpg, doğalgaz, elektrik, su tüketimi) belirlenmiş ve tüketim ortaya konulmuştur. Tüketim miktarı belirlenen kaynakların, IPCC Tier 1 ve Tier 2 yaklaşımında yer alan formüller ile karbon ayak izi hesaplanmıştır. Karbon absorbsiyonu Net Birincil Üretim (NPP) hesaplama yöntemi ile hesaplanmıştır. Karbon stoğu IPCC Tier 1 yöntemi ile hesaplanmıştır. Bulgular, 350 m2 çalışma alanında (45.321,15 m2 bina, 54.678,85 m2 sert zemin, 250.000 m2 yeşil alan) 5.577,602x10-3 Gg CO2 karbon salımı, yıllık 2.257.27x10-3 Gg CO2 karbon absorbsiyonu, 836,63x10-3 Gg CO2 karbon stoklama gerçekleştiğini ortaya koymuştur. Bu değerler çalışma alanının karbon depolama performansının düşük olduğu şeklinde yorumlanmıştır. Sonuç olarak, çalışma alanının karbon yutağı olmasına ilişkin öneriler geliştirilmiştir. Ayrıca kent parklarının karbon yutak alanı olarak planlanması ve tasarımına ilke ve esaslar vurgulanmıştır. Anahtar Sözcükler: Küresel Isınma, Karbon Ayak İzi, Açık Ve Yeşil Alanlar, Kent Parkı, Seka Park
Yedigöller Milli Parkı'nda rekreasyonel faaliyetlerin toprak ve bitki örtüsü üzerine ekolojik etkileri
ÖZET Teknolojinin gelişmesinin yanı sıra nüfus ve kentleşmenin artışı ile insanların açık hava rekreasyonu faaliyetlerine olan talebi artmaktadır. Bu nedenle zengin doğal ve kültürel kaynaklara sahip olan, kullanıcılara rekreasyonel olanaklar sunan milli parklar ve diğer korunan alanlar birçok kişi tarafından ziyaret edilmektedir. Ancak bu ziyaretler olumsuz çevresel etkiye sahiptir ve doğal alanların kaynak değerlerinde bozulmalara neden olabilmektedir. Bilim adamları doğal alanlardaki ziyaretçi etkilerini inceleyen, değerlendiren ve gözleyen çalışmalara rekreasyon ekolojisi çalışmaları demişlerdir. Bu gibi bilgiler etkilerin belirlenmesi ve tanımlanmasına, etkilerin sonuçlarının kolaylıkla anlaşılmasına ve etkinin hafifletilmesi, onarılması ve yönetilmesinde çok önemlidir. Rekreasyonel etkileri belirleyen unsurlar ise kullanımın tipi, miktarı, zamanı, alanın özellikleri olarak sıralanmaktadır. Bu çalışmanın amacı, hassas ekosistemlere sahip olan Yedigöller Milli Parkı'nda rekreasyonel faaliyet tiplerine bağlı olarak toprak yapısına olan etkileri belirlemek ve alanın sürdürülebilir kullanımı sağlamaktır. Anahtar Kelimeler: Korunan alanlar, Rekreasyon, Etki, Toprak, Milli parklar, Yedigöller Milli Parkı
Düzce kenti örneğinde yeşil alanların yaşam kalitesine etkileri
Yaşam kalitesi kavramı konusunda birçok bilim dalı uzun yıllardır çalışırken, peyzaj mimarları yaşam kalitesi kavramı üzerine son yıllarda çalışmaya başlamıştır. Bu çalışmalar kapsamında kentsel yaşamın öğelerinden biri olan açık yeşil bölgelerin yaşam kalitesini etkileyen faktörlerden biri olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu çalışmada açık ve yeşil bölgelerin yaşam kalitesi üzerine etkileri üzerinde çalışılmıştır. Açık ve yeşil bölgelerin yaşam kalitesi üzerinde etkisi ve kaliteli yaşamın arttırılmasına yönelik yeşil alanların önemini belirlemek bu çalışmanın başlıca amaçlarındandır. Çalışmaya yeşil alanlar ve yaşam kalitesi ile ilgili akademik araştırmalar yapılarak başlanmıştır. Batı Karadeniz Bölgesi'nde bulunan, Karadeniz ve Marmara iklim özelliklerini taşıyan, Ankara ve İstanbul gibi büyük şehirlerin ulaşımını sağlayan karayolu üzerindeki konumundan dolayı göç alan kent olan Düzce Kent çalışma alanı olarak seçilmiştir. Çalışma alanında aktif yeşil alan envanteri çıkarılmış imar için uygunluğuyla karşılaştırılarak eksiklikler ortaya konulmuştur. Çalışma alanına ilişkin yapılan anket çalışması araştırmanın ana materyalini oluşturmaktadır. Örneklem alanda yaşayan bireylerin yeşil alan kullanım özellikleri, yeşil alandan beklentileri ve yeşil alan memnuniyet düzeyleri anket aracılığıyla araştırılan konular olmuştur. Araştırma sonucunda çalışmaya başlarken kurulan hipotezlerin doğrulukları yorumlanmıştır. Sonuç olarak yeşil alanların yaşam kalitesine rekreasyonel açıdan fayda sağladığı, açık ve yeşil bölgelerin yaşam kalitesi düzeyini arttırdığı kanıtlanmıştır.