Boğaziçi University
Discipline

Sosyal Politika Anabilim Dalı

Boğaziçi University

136

Archived Theses

0

DOIs Assigned

0%

DOI Rate

Discipline

50 Theses
Master'sOpen AccessEN

Future planning and social policy expectations of families with children with down syndrome

What are the future care planning and social policy expectations of mothers who have been caring for their children with intellectual disabilities throughout their lives, in cases where they cannot continue to care for their children? This research question guided the current study, which specifically focused on Down syndrome in the context of intellectual disabilities. Using a qualitative design, data were analyzed thematically based on semi-structured, in-depth interviews with 16 mothers of children with Down syndrome living in Istanbul. As a result of the current study, financial and housing issues come to the fore in mothers' future care planning and social policy expectations for their children with Down syndrome. It is seen that mothers tend to leave as much cash and/or cash-convertible resources as possible for their children's future. In parallel, mothers' social policy expectations included regular cash transfers to ensure a decent standard of living for their children. Regarding residential and housing issues, mothers have a consensus that they want an arrangement where their children's current routines are least affected. Mothers also emphasized a preference for care to continue in the child's familiar home environment, ideally supported by known caregivers. Institutional care was considered only when necessary and as a last option. The findings indicate that mothers question the adequacy and scope of current social policies regarding future care. The study emphasizes the need for social policies that include individualized care plans. These expectations were discussed in relation to current practices in Turkey.

Down syndromeSocial policyTürkiye
Buse Eren
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessEN

Refugee workers in labour movement: Possibilities and limitations of a united struggle in Gaziantep

Capitalism has historically instrumentalised migrant labour to discipline the working class, exacerbating working conditions and fostering competition between migrant and native workers to maximize profits. This competition results in lower wages, longer working hours, and diminished political and organizational capacity for the working class. Despite these challenges, some labour organizations have succeeded in bridging these divisions, fostering solidarity between migrant and native workers. This thesis explores one such example of a united struggle of citizen and Syrian workers in Turkey. Drawing on semi-structured interviews with citizen workers, Syrian workers under TPS, trade unionists, and experts, this research investigates the unionization efforts at the AKBL slipper-shoe factory in Gaziantep, which employs approximately 550 workers. Despite facing rising anti-immigrant sentiment and violence in 2021, Syrian workers played a leading role in the process. Although the unionisation ultimately failed, the united struggle between citizen and Syrian workers reshaped workers' relations, fostering solidarity and changing attitudes. This case shows that while xenophobia is often employed as a tool to undermine efforts, solidarity rooted in labour internationalism can counter such strategies. However, such a struggle has a vulnerable ground and its sustainability depends on factors such as general economic conditions of the country, the political and organisational capacity of the working class, the migration regime in the country, political capacity of far-right politics and the prevalence of anti-immigrant sentiments.

Fırat Çoban
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal dışlanmayı azaltmada bir araç olarak sosyal konutlar

Son birkaç yüzyılda gerçekleşen Sanayi Devrimi, Dünya Savaşları gibi büyük sosyal olaylar birçok insanın hayatında kalıcı sosyal değişikliklere neden olmuştur. Dünya Savaşları sonucunda oluşan ağır tahribat birçok insanı evsiz bırakmıştır. Ayrıca Sanayi Devrimi ve bu devrimle birlikte hızlanan kentleşme süreci, içerisinde çok miktarda evsizin bulunduğu büyük kentlerin oluşmasına sebep olmuştur. Ekonomik buhranlarla birlikte gelen yoksulluk, hem tarımda hem de sanayide yaşanan makineleşme, insan hayatını daha da zorlaştırmıştır. İnsanların hayatlarını devam ettirebilmeleri için en temel gereksinimlerinden biri olan barınma hakkı birçok insan için karşılanması pek mümkün olmayan bir ihtiyaca dönüşmüştür. Bu süreçte birçok ülke yoksul vatandaşlarının konut sorununu çözebilmek için çeşitli formüller geliştirerek onların belirli şartlarda ev sahibi olmasını sağlamıştır. Sosyal Konut Projesi olarak adlandırılan ve günümüzde oldukça etkin bir sosyal politika aracı olarak kullanılan bu proje neredeyse her ülkede farklı şekillerde uygulanmakta, Türkiye'de de özellikle son yıllarda giderek yaygınlaşmaktadır. TOKİ tarafından inşa edilen sosyal konutlar hak sahiplerine 270 ayda ödemekle yükümlü oldukları düşük taksitler karşılığında satılmaktadır. Sosyal konut sistemi yoksulluk ve dışlanma riski ile karşı karşıya kalan insanlara uygun şartlarda barınma olanağı sağlayarak onların tekrar toplumla bütünleşmesini temin eden bir sosyal bir proje olarak ortaya çıkmasına rağmen bu amaçlara hizmet edip etmediği tartışma konusu olmuştur. Çeşitli makale ve bilimsel yayınlar incelendiğinde sosyal konut projesinin etkinliğinin çeşitli sebeplerden dolayı azaldığı ve buna bağlı olarak da sosyal konut sisteminin sorgulanır hale geldiği belirtilmektedir. Buna ek olarak, sosyal konutlarda yaşayan insanların kendini daha çok dışlanmış hissettiği yönünde veriler de bulunmaktadır. Azımsanmayacak sayıda bilim insanı tarafından savunulan bu görüşlerin incelenmesi önem arz etmektedir. Sosyal dışlanmayı azaltmada bir araç olarak kullanılan sosyal konutların dışlanmayı azaltmak bir tarafa artırdığına dair görüşlerin incelenmesi çalışmayı aynı zamanda özgün bir niteliğe kavuşturmaktadır. Önemli ve yüksek maliyetli bir sosyal politika aracı olan sosyal konutlarla ilgili yapılan akademik çalışmaların yok denecek kadar az olması, çalışmanın önemini artırmış ve araştırmanın alanında önemli bir boşluğu dolduracak özelliğe sahip olmasını sağlamıştır. Bu çalışma, sosyal konutları kavramsal açıdan irdelemekle kalmayıp, konutların ulusal ve uluslararası ölçekte incelemesine yer vermekte ve sosyal dışlanmayı azaltıcı özelliklerini derinlemesine tartışmaktadır. Çalışmada sosyal konut sisteminde mevcut durumun analizi yapılmakta son kısımda ise sosyal konut sisteminin daha verimli uygulanabilmesi için görüş ve önerilere yer verilmektedir. Anahtar Kelimeler: sosyal politika, sosyal dışlanma, sosyal konut, barınma hakkı, sosyal içerme, geri ödeme, konut hakkı, yoksulluk, dezavantajlılık.

DışlanmışlıkKonutKonut alanları+4
Kenan Sahillioğlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Öğrenci - işçilerin güvencesizlik süreçleri: Çankırı örneği

Bu tez, eğitimlerini devam ettirebilmek için yeterli gelire sahip olmayan üniversite öğrencilerinin gelir/ek gelir elde edebilmek için çalışmaya karar verdikleri andan itibaren, içinde bulundukları güvencesiz çalışma koşullarını ve gündelik yaşam pratiklerini incelemeyi amaçlamaktadır. Piyasadaki ücretlerin ve istihdam koşullarının üzerinde belirleyici etkisi ol(a)mayan öğrenci-işçiler, işgücü piyasası ile tamamen işverene bağımlı bir şekilde çalışma ilişkisi kurarlar. İşte bu bağımlı çalışma ilişkisi öğrenci-işçilerin güvencesizliklerinin en önemli nedenlerindendir. Bu çalışmada, lisans seviyesinde eğitim alan ve düzenli/düzensiz bir işte çalışan öğrencilerin, öğrenci-işçilerin, maruz kaldıkları güvencesizlik halleri, nedenleri ve sonuçları Çankırı örneği bağlamında ele alınmaktadır. Çalışmanın temel soruları, öğrenci-işçilerin çalışma koşullarının görünen bir portresini sunmaktan öte, aynı zamanda bu portrenin arka planını oluşturan kapitalist istihdam biçimlerini de sorgulayacak şekilde hazırlanmıştır. Çankırı Karatekin Üniversitesi'nde lisans eğitimi alan ve aynı zamanda bir işte çalışan yirmi (20) öğrenci ile yapılan yarı-yapılandırılmış mülakatlar neticesinde niteliksel bir analiz ortaya konmuştur. Bu analiz neticesinde, öğrenci-işçilerin hem çalışma koşulları açısından hem de sosyal güvenlik konumları açısından güvencesizliğe maruz kaldığı ve bu durumun öğrenci-işçilerin üniversite ve çalışma hayatlarının yanı sıra, sosyal yaşantılarını ve edindikleri kimlikleri de etkilediği iddia edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Güvencesizlik, güvencesiz istihdam, öğrenci işçiler, sosyal politika

GüvencesizlikSosyal politikaÇalışan gençler+5
Ali Özkesen
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de 2005 yılı sonrası çocuk haklarının gelişimi

İnsan hakları bağlamında tarihsel süreçte yavaş yavaş ilerleyen çocuk hakları konusu, "Ülkemizde çocuklar, karşılaşmaları olası risklere karşı koruma altında mıdır?'' sorusundan hareketle ele alınmıştır. Çocuk haklarına ilişkin uluslararası düzenlemelerin yasal mevzuata nasıl yansıdığı, mevcut yasaların uygulamada ne ölçüde maksada ulaştığı, çocuk hakları ile ilgilenen kurum ve kuruluşların hedef, görev ve işleyişleri değerlendirilecektir.

Çocuk Hakları SözleşmesiÇocuk haklarıÇocuklar+1
Burcu Şüheda Şimşek
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de sosyal yardımların sosyal refah üzerindeki etkisi

Toplumların ve ülkelerin bireyleri sosyal ve ekonomik risklere karşı korumak için geliştirdikleri sosyal koruma sistemi, sosyal güvenlik, sosyal hizmet, sosyal transfer ve sosyal yardım uygulamaları olmak üzere farklı kurgulanmıştır. Ülkelerin siyasi, ekonomik ve sosyal yapılarına göre değişkenlik gösteren sosyal koruma sistemi uygulamalarından sosyal yardımlar, ortak amaç olarak yoksulluğu, yoksunluk ve çeşitli sebeplerden kaynaklanan refah kaybını önlemeyi benimsemişlerdir. Ancak sosyal yardımların birçok ülkede hiçbir katkı alınmadan verilmesi, ekonomik etkinlik tartışmalarına yol açmıştır. Sosyal yardımların finansman kaynağının kamu olması ve kaynağın temel refah göstergesi olan ülke gelirinden sağlanması, sosyal yardımlar ve gelir ilişkisinin araştırılmasını gerekli kılmıştır. Türkiye'de sosyal yardımların kurumsallaşma sürecinin yakın bir geçmişi olmasına rağmen, sosyal yardımların ekonomide önemli bir maliyet oluşturduğu algısı yerleşmiştir. Bu çalışmada, Türkiye'de 2002 yılından sonra kurumsallaşma sürecine giren sosyal yardımların ülkede kişi başı gelir üzerindeki etkisi tahmin edilmeye çalışılarak, sosyal yardımların uzun dönemde ekonomik üretimde nasıl bir etkisinin olduğu araştırılmıştır. Sosyal yardımların kişisel refah üzerindeki etkisinin istatistiksel olarak anlamlı ve pozitif olduğu bulunan çalışmada, üretim fonksiyonunda yer alan işgücü ve sermaye değişkenlerine eğitim, sağlık ve sosyal yardımları temsil eden değişkenler eklenmiştir. EKK yöntemiyle analiz edilen ekonometrik modelde, sosyal yardımların refah üzerindeki anlamlı ve pozitif etkisine karşın, sağlık ve eğitim göstergelerini temsil eden değişkenlerin refah üzerindeki pozitif etkisinin daha fazla olduğu bulunmuştur. Sosyal yardımların eğitim ve sağlık alanında çeşitlenerek verilmesi, kişisel refahın artışında güçlü bir katkı sunacaktır. Anahtar Kelimeler: Sosyal yardımlar, refah, ekonomik büyüme, gelir, sosyo-ekonomik eşitsizlik

Ekonomik büyümeGelirlerSosyal refah+1
Nergis Dama
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal yardımlar ve hizmetler bağlamında sosyal politikaların yerelleşmesi

Sosyal yardımlar ve hizmetler merkeziyetçi bir açısıyla, merkezden ya da yerindelik ilkesi gereği, yerel yönetimler eliyle yerelden sunulabilmektedir. Tercih edilen seçenek, ülkenin sahip olduğu çeşitli özellikler doğrultusunda belirlenmektedir. Ayrıca, ülkelerin kültürel, tarihi, demografik ve coğrafi yapıları da sosyal politikaların sunumunda nasıl bir yol benimseneceğini direkt olarak etkilemektedir. Ancak bazen, dünyada yaşanan olaylar ve değişen konjonktür doğrultusunda, ülkeler bir sistemi mecburen benimsemek durumda da kalabilmektedirler. II. Dünya Savaşı'na kadar daha çok sivil toplumla ve aile kurumuyla yürütülen sosyal politika faaliyetleri, sonraları devletlerin sorumluluğu altına daha fazla girmeye başlamış ve sosyal refah devleti uygulamaları, sosyal politika sunumunda ağırlık kazanmaya başlamıştır. İlerleyen süreçte, toplumsal yapılarda meydana gelen değişimler, başka bir dönüşümü daha zaruri kılmıştır. Artan nüfusla beraber, muhtaç sayısının yükselmesi ve ihtiyaç sahiplerinin ihtiyaçlarının çeşitlenmesi, yerel yönetimlerin sosyal yardım ve hizmetlerin sunumunda daha fazla rol almalarını gerektirmiştir. Diğer taraftan, küreselleşme olgusuyla beraber, merkezi yönetimlerin ellerindeki yetkilerin bir kısmını yerel birimlere ve uluslararası kuruluşlara devretmeleri, merkezi otoritenin zayıflamasına sebep olmuştur. Sosyal alanda da zayıflayan devlet, yerel yönetimler aracılığıyla, tekrardan ağırlığını hissettirmeye çalışmaktadır. Bu yönüyle de yerel yönetimlerin, kaybolan devlet yetkilerini yeniden canlandırdığı söylenebilir. Bütün yetkilerin tek bir merkezde toplanması bazen halkın yönetime katılmasını engelleyebilir. Bu noktada yerelleşme, karar alma süreçlerine halkın dahil edilmesiyle birlikte, demokratikleşme aracı olarak görülebilir. Türkiye'de sosyal politika uygulamaları, diğer bütün kamusal alanlarda olduğu gibi, geçmişten gelen bir kültürün de etkisiyle merkeziyetçi bir yapıya sahiptir. Ancak, değişen toplumsal yapı ve ihtiyaçların çeşitlenmesi, Türkiye'de de bu alanda bir reformun yapılması gerekliliğini ortaya çıkarmıştır, çünkü Ankara'da üretilen politikalar, Kars'ta yaşayan insanların ihtiyaçlarına tam olarak çözüm getirememektedir. Halka yakınlığı sayesinde, bölge insanının ihtiyaçlarını daha iyi tahlil edebilecek olan yerel yöneticiler, bu ihtiyaçların giderilmesi konusunda çok daha etkili hizmetleri vatandaşa sunabileceklerdir. Anahtar Kelimeler: Sosyal yardım, sosyal hizmet, sosyal politika, yerelleşme, yerele devir, yerel yönetimler, yerindelik

Sosyal hizmetlerSosyal politikaSosyal yardım+2
Esat İpek
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

İnsan-mekân ilişkisi bağlamında 'Yaşlı dostu mekânlar'

Mekân, genel kanının aksine; durağan ve statik değil, değişken ve dinamik bir olgudur. Sosyal aktörlerin talepleri, etkileri ve katılımlarıyla birlikte sürekli olarak kendini yeniden üretebilen bir kavramdır. Kent, içinde barındırdığı mikro ve makro mekânlarla birlikte bireylerin, toplumsal hayat, etkileşim ve iletişimlerinin gerçekleştirilmesine fırsat veren büyük bir sahnedir. Bu sahnede yaşayan tüm bireylerin gereksinim duyduğu, toplumsal ve mekânsal hayata katılım düzeylerinde sağlanması gereken fırsat eşitliği ve ulaşılabilirlik birçok araştırmanın bulguları arasında yer almıştır. Demografik yapı içinde artan yaşlı nüfus oranlarıyla birlikte; toplumsal hayatın önemli aktörlerinden olan yaşlılar da; sosyal politika çalışmalarının odak noktası hâline gelmiştir. Tüm bireyler gibi yaş almakta olan bireyler için de, temel hak olan sosyal katılım ve iletişimin desteklenmesinin yanı sıra psikolojik, mekânsal, kültürel ve sosyo-ekonomik açılardan da güçlendirmesini öngören aktif yaşlanma kavramı, son zamanlarda öne çıkarak, sosyal politikanın olduğu kadar sosyoloji, gerontoloji, sağlık, sosyal hizmetler gibi diğer disiplinlerin de yönlendirici bir kavramı olmuştur. Bu çalışmanın amacı, mikro ve makro kentsel tasarım öğeleriyle birlikte aktif yaşlanmayı destekleyen ve sosyal hayat içinde yaşlı katılımının maksimum düzeye yükseltilmesinine imkan veren öneriler doğrultusunda, ortaya konulan 'yaş dostu mekân'ların tasarlanması ve üretilmesine dikkat çekmektir. Bunu gerçekleştirebilecek analizler için yapılan nitel araştırmada; 15 tasarımcı, 21 sosyal disiplin uzmanı ile kurum bakımda olan 16 yaşlı ve bu kuruluşlarda hizmet veren 13 sosyal hizmet uzmanı olmak üzere, toplamda konuyla teması olan 65 bireyle derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın sonucunda ortaya çıkan temalar ışığında literatür ve kavram çalışması, mekân ve insan ilişkilerinin dönüşüm tarihçesi incelenmiş ve gerçekleştirilen görüşme analizleriyle birlikte konu ele alınarak öneriler oluşturulmuştur. Çalışma için hazırlanan öneriler; mikro ve makro mekân düzeyi olmak üzere iki ana başlıkta ele alınarak, sınıflandırılmış ve mekânsal modelleme önerileri sunulmuştur. Yaş dostu mekânların üretilmesi için hazırlanan makro mekân önerileri; kentsel dönüşümle birlikte dış mekânlar, ulaşım ağları, kamusal alanlar, alışveriş mekânları, parklar ve sağlık hizmetleriyle ilgili iyileştirmeler olarak yer alırken, mikro mekânlarla ilgili olarak ise; kapalı alışveriş mekânları, aile yanında ve kurum bakımında yaşayan yaşlı bireyler için konut ve barınma önerileri, yaşlı kullanım referansıyla yapılacak imar düzenlemeleri yer almaktadır. Önerilerin yaşlı ve yaş alan bireyler için engelsiz bir sosyal hayatın kurgulanmasına yönelik yapılması gereken sosyal ve mekânsal planlama düzenlemelerine katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Ayrıca bu bağlamda konuya açıklık getirebilmek üzere, barınma konusunda yaşlı mikro mekân önerilerine ilişkin mimari tasarım görselleri de hazırlanmıştır. Çalışmanın kendisinden sonra 'yaş dostu mekân'ların hayata geçirilmesi için kentsel yenileme ve dönüşüm planlamalarına zemin hazırlarken; aynı zamanda sosyal politikalara katkı sunması ve mekânsal tasarım çalışmalarına da yön vermesi hedeflenmektedir.

MekanMekan tasarımıMekansal özellikler+3
Nihal Arda Akyıldız
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Dünya Bankası ve İslam Kalkınma Bankası'nın yoksullukla mücadele politikaları: 2002 sonrası Türkiye örneği

Yoksulluk, bugünkü en önemli sosyo-ekonomik problemlerinden biridir. Uluslar zengin veya fakir olsa dahi yoksulluk herzaman güncel kalmaya devam etmektedir. Başlangıçta yoksulluğun azaltılması uluslararası ekonomik kuruluşlar için öncelik olmamasına rağmen, uyguladıkları politikalara yapılan yoğun eleştiriler nedeniyle, bu kuruluşların zamanla önemli öncelikleri arasında yer almaya başlamıştır. Bu çalışmada, Dünya Bankası ve İslam Kalkınma Bankası küresel yoksullukla mücadele politikaları, yaklaşımları, stratejileri, etkinliği ve bunların nasıl değiştiği 2002 sonrası Türkiye bağlamında ele alınmış ve değerlendirilmiştir. Bunun için ilk önce yoksulluğun çeşitli tanımları ve ölçüm yöntemleri üzerinde durulmuştur. Ardından yoksulluk konulu raporlar incelenmiştir. Bunu takiben dünyada yoksulluğun boyutları gelir ve gelir dışı göstergeler ile araştırılmıştır. Yoksullukla mücadelede kalıcı bir çözüm için, bu sorunla mücadelede etkili politikaları içeren uluslararası işbirliğine ihtiyaç vardır. Uluslararası ekonomik kuruluşlar arasında bu işbirliği ve koordinasyonu sağlayabilecek en önemli kuruluşlar İslam Kalkınma Bankası ve Dünya Bankası'dır. Ancak, küresel yoksullukla mücadelede Dünya Bankası'nın öne çıkan çabaları tek başına yeterli değildir. Bu konuda yoksullukla doğrudan ilgili olan, İslam Kalkınma Bankası gibi kuruluşlar da Dünya Bankası'yla yoksulluk konusunda koordineli çalışmalar yapmalıdır. Bunun yanında, ulusal hükümetler de yoksulluğu önlemeyi gündemlerinin en başına koymalı ve kapsamlı yoksulluğu azaltma politikaları belirleyerek kararlılıkla uygulamaya çalışmalıdır.

Dünya BankasıSosyal politikaSosyoekonomik sorunlar+2
Enes Aslan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Sosyal inovasyon ve Türkiye: potansiyeli, dinamikleri ve sosyal inovatif çalışmaları desteklemede devletin rolü

Bu çalışma, toplumsal sorunların çözümünde ve ihtiyaçların karşılanmasında yeni yollar olarak bilinen sosyal inovasyonun Türkiye'deki durumunu, bilinirliğini, dinamiklerini ve potansiyelini analiz etmekte ve devletin bu süreçte üstlenebileceği rolleri ortaya koymaktadır. Bu doğrultuda, dünyada sosyal inovasyon ekosistemini destekleyecek politika uygulamaları incelenmiştir. Yine sosyal inovasyonun sosyal politika açısından önemi irdelenerek Türkiye'de kamu tarafından desteklenen sosyal inovatif uygulamalar literatüre kazandırılmıştır. Türkiye'de sosyal inovasyonun desteklenmesinde devletin üstlenebileceği rolleri araştırmak üzere sosyal inovasyon ile alakalı olabilecek altı bakanlıktan çeşitli kademelerde 25 kişi ile yarı yapılandırılmış mülakatlar gerçekleştirilmiştir. Yapılan mülakatlar ve değerlendirmeler; uygulamada örneklerine rastlanmasına rağmen Türkiye'de sosyal inovasyon kavramının büyük ölçüde bilinmediğini ve diğer gelişmiş ülkelere nazaran bu alanın daha yavaş gelişmekte olduğunu; toplumsal ihtiyaç ve sorunların çözümünde sosyal inovasyonun önemli enstrümanlardan biri olarak görülebileceğini, insani ve sosyal kalkınmanın hızlanmasında sosyal inovasyon perspektifinin yaygınlaşması ve kurumsallaşmasının Türkiye açısından önemli bir potansiyeli içinde barındırdığını, bu çerçevede Türkiye'de devletin sosyal inovasyonun gelişmesine dönük çeşitli roller üstlenmesi gerekliliğini ortaya çıkarmıştır. Bu bulgular ışığında, Türkiye'de devletin sosyal inovasyonun kurumsallaşması ve yaygınlaşması sürecinde önerilen politika araçları ve eylemler "Sosyal İnovasyon Yol Haritası" ile tanımlanmıştır. Bu yönüyle özgün bir nitelik taşıyan çalışma ile temel sosyal inovasyon alanlarının belirlenerek politika ve eylem planlarının revize edilmesi ve ilgili yasal altyapının oluşturulması gerekliliği ortaya koyulmuştur. Sosyal inovasyon kümelerinin kurulması; yenilikçi finans modellerinin geliştirilmesi, parasal olmayan kaynakların alternatif kullanımının sağlanması ve kamusal alanda sosyal inovasyon atölyelerinin kurulması bahse konu yol haritasının öne çıkan başlıklarından bazılarıdır.

Destekleme politikalarıDevlet desteğiDevlet yardımı+5
Muradiye Ateş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
11
Master'sOpen AccessTR

Korunmaya muhtaç çocuklar: Ankara çocuk evleri üzerine niteliksel bir araştırma

Ülkemizde kurum bakımı, uzun yıllar korunmaya muhtaç çocukların bakımı ve korunması konusunda akla ilk gelen yaygın bir hizmet türü olmuştur. Kurum bakımı, temel ihtiyaçlar olan beslenme, giyim ve barınma ihtiyaçlarını karşılıyor olsa da aile ortamı ile benzerlik göstermediği ve bilişsel, psikolojik ve sosyal ihtiyaçları yeterince karşılayamadığı anlaşılmıştır. Kurum bakımının olumsuz yönlerini gidermek amacıyla çocukların fiziksel ihtiyaçlarının karşılanmasının yanı sıra toplumla entegrasyonu sağlanmış, ayakları üzerinde durabilen, geleceğe umutla bakabilen, yaşamının her devresinde ihtiyaç duyacağı kazanımları elde etmiş ve bilişsel, sosyal, psikolojik yönden gelişimini sağlamış sağlıklı bireyler yetiştirmek için korunmaya muhtaç çocuklara yönelik yeni hizmet modeli olarak çocuk evi hizmeti ortaya çıkmıştır. 2000 yılında pilot uygulama ile başlayan çocuk evleri hizmeti hedeflenen olumlu sonuçları vermesi ile 2005 yılından itibaren ülkemizde korunmaya muhtaç çocuklar için verilen yaygın bir hizmet modeli olmuştur. Aile yanında bakım hizmetlerinden faydalanması mümkün olmadığı durumda zaruri bir hizmet olarak görülen çocuk evi hizmeti diğer kuruluş bakım hizmetleri arasından tercih edilen ve önemsenen bir hizmettir. Bu çalışmada yaygınlaştırılan ve tercih edilen çocuk evi hizmetine geçişin dezavantajlı görülen kurum bakımından hangi durumlarda farklılık gösterdiği, beklenen hedefleri karşılayıp karşılamadığı, çocuklar tarafından çocuk evlerinin nasıl görüldüğü, çocukların bu hizmete karşı düşünce, tutumu ve çocuk evleri hizmetine genel bakışı ortaya koymak amaçlanmıştır. Sonuç olarak, çocuk evleri hizmeti çocukların beslenmesi, giyim, barınma gibi fiziksel ihtiyaçlarını, eğitim ve sağlık ihtiyaçlarını, ilgi, sevgi ve değer gibi duygusal ihtiyaçlarını, ev içi ve yakın çevre iletişimleri ile toplumla iç içe yaşayarak toplumsal ihtiyaçlarını karşıladığı ve gelecekte yaşamlarını kolaylaştıracak belli kazanımları verdiği açığa çıkarılmıştır. Çocuk evi hizmeti çocuklara her türlü imkan sunsa da ev ortamının fiziksel benzerliği dışında duygusal bağ anlamında aile ortamı ile benzerlik göstermediği ve ailenin yerini tutamayacağı çocukların görüşlerinden anlaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çocuk Evi Hizmeti, Korunmaya Muhtaç Çocuk, Aile

AnkaraKorunmaya muhtaç çocuklarSosyal politika+2
Derya Keten
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Master'sOpen AccessTR

İslamda sosyal politika uygulamaları: İslam ülkeleri ve Türkiye

İslâmda sosyal politika uygulamaları sosyal adaletin ve eşitliğin sağlanması temeline dayanmaktadır. İslâm, kişilere ve devletlere toplumun refahına yönelik birtakım sorumluluklar yüklemektedir. Bu anlamda İslâm'da sosyal devlet esastır. Devlet, bireylerin temel ihtiyaçlarını karşılamakla ve yaşam koşullarını iyileştirmekle yükümlüdür. Yükümlülüklerini yerine getirirken de toplumun her kesimine adaletli olması gerekmektedir. İslâm'da eşitsizlikleri azaltıcı ve refah ortamını iyileştirici etkiye sahip olan en önemli araç zekâttır. Zekât yoksulluğun azaltılmasına, gelir dağılımı adaletsizliklerinin giderilmesine ve istihdam artışına katkı sağlamaktadır. Bunun yanı sıra faiz yasağı ekonomik kalkınma ve sosyal refahın artışına, toplumun her kesimine hitap etmesi ve sürdürülebilir olması bakımından katkı sağlamaktadır. Bazı çalışmalar göstermektedir ki, İslâm ülkeleri gerek ekonomik gerekse sosyal refahı artırmaya yönelik uygulamalarında İslâmi bir bakış açısı geliştirememişlerdir Dolayısıyla İslâm ülkelerinde refah politikaları oluştururken, mevcut politikaların toplumsal koşul ve ihtiyaçlara ne kadar uyum sağladığı göz önünde bulundurulmalıdır. Bu tez çalışmasında, İslâm'da sosyal politika uygulamaları ve 57 İslâm ülkesinin sosyal politika uygulamaları incelenmiştir. Ayrıca İslâmi sosyal politika araçlarının İslâm ülkelerinde ne kadar yer edindiği araştırılmıştır. İslâm ülkelerinin sosyal politika uygulamalarına bakıldığında İslâmi uygulamaları tam anlamıyla benimsemedikleri görülmüştür. Bazı ülkeler İslâmi prensiplere göre belirlenen sosyal politikaları devlet aracılığıyla uygulamış olsa da, gerekli kurumsal altyapı oluşturulamadığı için sorunlar yaşanmaktadır ve sosyal politika uygulamaları merkezi hale getirilememektedir. Diğer bir husus ise, İslâm ülkelerinin politika geliştirmeye yönelik işbirliklerinde zayıf kaldıklarıdır. İslâm ülkeleri arasında siyasi ve ekonomik işbirliklerinin artması, ortak platformlar kurularak sosyoekonomik düzeyi oldukça kötü olan ülkeleri kalkındırmada bir araya gelmeleri gerekmektedir. Böyle bir yaklaşım ulusal kalkınma ve uluslararası işbirliklerinin dini ve kültürel temeller geçekleşmesine katkı sağlayacaktır.

DinRefah ekonomisiSosyal adalet+6
Ülkü İstiklal Ortakaya
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Yerel halkın Türkiye'deki Suriyelilere bakışı: Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa, Hatay ve Adana örnekleri

Yerel Halkın Türkiye'deki Suriyelilere Bakışı başlıklı bu çalışmanın amacı, Türkiye'de çadır/konteyner kentlerin bulunduğu 5 ilde (Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa, Hatay, Adana) yerel halkın Suriyelilere yönelik bakışını, gruplar arası ilişkiler bağlamında anlamaya çalışmaktır. 2011 yılında Suriye'de başlayan iç savaşın hem bölge hem de Türkiye açısından önemli sonuçları olmuştur. Türkiye açısından en önemli toplumsal sonucu sayısı 3 milyonu geçen Suriyeli akınıdır. Günümüzde başta sınır illeri olmak üzere hemen hemen her ilde Suriyelilere rastlanmaktadır. Uzun sayılacak bir süredir Türkiye'de bulunan Suriyelilerin geri dönmeme ihtimali her geçen gün artmaktadır. Yerel halkın Suriyelilere yönelik bakışını anlayabilmek amacıyla yapılan bu araştırmada karma yöntem kullanılmıştır. Araştırmanın nicel saha çalışması kısmında hazırlanan soru kâğıdı çadır ve konteyner kentlerin kurulmuş olduğu 5 ilde toplam 1380 kişi ile yüz yüze görüşülmek suretiyle uygulanmıştır. Veriler SPSS 20 programı aracılığı ile analiz edilmiştir. Araştırmanın nitel kısmında ise çadır/konteyner kentlerin kurulmuş olduğu 5 ildeki 19 sivil toplum kuruluşu ile yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına genel olarak baktığımızda, artan Suriyeli nüfusa paralel olarak araştırma kapsamındaki illerde ekonomik ve toplumsal bazı sorunlar ortaya çıkmıştır. Başlangıçta misafir olarak görülen Suriyelilerin zamanla kalıcı hale gelmesinin yerel halkın Suriyelilere yönelik bakışını olumsuz yönde etkileyeceği varsayılsa da benzer göç deneyimleriyle karşılaştırıldığında Türkiye'de görece yüksek bir hüsnü kabulün varlığı düşünülebilir.Var olan sorunların daha da büyümemesi ve yerel halkla Suriyelilerin bir arada huzur içinde yaşaması için toplumsal uyum çalışmalarının bir an önce başlaması gerekmektedir.

GaziantepGöçmenlerHatay+7
Leman Yeşim Yılmaz
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Ruhsal-duygusal engelli bireylerin istihdamına yönelik bütüncül bir değerlendirme

Bu çalışma kapsamında, ruhsal-duygusal engelli istihdamında var olan sistemin mevcut durumu değerlendirilerek, ruhsal-duygusal engelli birey ve ailesi, alanda çalışan meslek elemanları, işverenler ve ilgili sivil toplum kuruluşlarının ruhsal-duygusal engelli istihdamına ilişkin görüşlerinin derinlemesine incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler doğrultusunda da ruhsal-duygusal engellilerin istihdamında ihtiyaçları ön plana alan kapsamlı politikaların sunulması ve uygulama önerilerinin geliştirilmesi hedeflenmiştir. Bu bağlamda Ankara, Bolu, Elazığ ve İstanbul illerinde ikamet eden 37 ruhsal-duygusal engelli, 8 ruhsal-duygusal engelli birey ailesi, 18 meslek elemanı, 8 sivil toplum kuruluşu üyesi, 6 işveren ve işveren temsilcisinden veriler toplanmıştır. Nitel araştırma yöntemi kullanılarak hazırlanan bu çalışmada, katılımcıların isteğine bağlı olarak ses kaydı veya araştırmacı tarafından not alınarak yarı yapılandırılmış görüşme formları aracığıyla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Ses kayıtları ve alınan notlar öncelikle metne aktarılmış, sonrasında MAXQDA 2024 paket programı kullanılarak içerik analizi yapılmıştır. Analiz sonucunda veriler istihdam sürecindeki zorluklar ve etkileri, istihdamda paydaşların rolü ve gereksinimleri, istihdama yönelik mevcut durum, politikalar ve iyileştirmeler olarak 3 temaya ayrılmıştır. Araştırmanın bulguları ile istihdamın ruhsal-duygusal engelli birey için hayati bir öneme sahip olduğu, kurumlar arası iletişimin koordinasyonun yetersiz olduğu, damgalamanın çok katmanlı bir yapıya sahip olduğu, destek sistemlerinin yeterince çalışmadığı sonucuna varılmıştır. Araştırmadan elde edilen sonuçlar doğrultusunda ruhsal-duygusal engellilerin istihdamı bağlamında ruhsal-duygusal engellilerin paydaşlarına ve politika üreticilere yönelik önerilere yer verilmiştir.

Mustafa Akgün
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Cumhuriyet dönemi Türkiye'sinde yaşlılık politikaları: Yasal metinler üzerinden eleştirel bir inceleme

Bu çalışma, Cumhuriyet dönemi Türkiye'sinde yaşlılık politikalarının yasal/politika metinleri üzerinden nasıl kurulduğunu, hangi normatif ve ideolojik dayanaklarla meşrulaştırıldığını ve yaşlı bireyin bu metinlerde hangi söylemlerle temsil edildiğini eleştirel söylem analizi ile incelemiştir. Araştırma veri seti Fairclough'un üç düzeyli modeli, ve Wodak'ın tarihsel yaklaşımıyla birlikte dönemsel olarak uygulanmış, MAXQDA 2024 ile sistematik kodlama ve eş-görünüm okumaları yürütülmüştür. Bulgular, metin düzeyinde teknokratik-idarî retoriğin süreklilik arz eden durumda olduğunu; muhtaçlık/koruma ekseninin erken dönemden itibaren güçlü kaldığını, 2000'ler sonrasında hak temelli dilin belirginleşmesine rağmen sıklıkla performans, etkililik ve mali disiplin söylemleriyle dengelenerek araçsallaştırıldığını göstermiştir. Söylemsel uygulama düzeyinde üretim-dolaşımın merkezinde bakanlıklar, başkanlıklar, kalkınma planları ve strateji belgeleri yer almış; AB uyumu ve kurumlar arası yönetişim mekanizmaları dili biçimlendirmiştir. Toplumsal pratik düzeyinde ise aile merkezli bakım rejiminin hegemonik kaldığı, buna paralel kurumsal/yerel kapasite vurgusunun arttığı saptanmıştır. Covid-19 sonrası dönem, yaşlı bireyin kırılganlık ve risk yönetimi üzerinden yeniden tanımlandığı bir kırılma olarak belirginleşmiş; dijitalleşme, izolasyon ve gözetim temaları meşrulaştırma stratejilerine ilişkilendirilmiştir. Sonuç olarak, Türkiye'de yaşlılık alanında hak öznesi konumuna yönelik ilerlemeler bulunsa da, kurumsal ve söylemsel düzeyde bütüncül ve kalıcı bir yapının yerleştiğine dair bulgular sınırlı görünmektedir. Yardım-idare hattının parçalılığını aşan, uzun dönemli bakımın sağlık-sosyal hizmet-yerel yönetim eksenlerinde bütüncül entegrasyonunu, erişim ve kalite için izleme-değerlendirme göstergelerini, cinsiyet ve engellilik kesişimselliğini ve sürdürülebilir finansmanı önceleyen bir yapıya ihtiyaç duyulduğu ortaya konulmuştur. Çalışma, söylem analizini refah rejimi tartışmalarıyla birleştirerek kuramsal katkı sunmuş, dönemsel, tekrarlanabilir bir kod çerçevesiyle yöntemsel yenilik önermiş, karar vericiler için hak temelli, kanıt odaklı politika tasarımına dönüştürülebilir çıkarımlar üretmiştir.

Ömür Çetinkaya
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Üniversite öğrencilerinin internet bağımlılığının sosyal zekâ ve öz-yeterlik algısı üzerindeki etkisi

Bu araştırmanın amacı, üniversite öğrencilerinin internet bağımlılığı ile sosyal zekâ ve öz-yeterlik algısı arasındaki ilişkiyi incelemektedir. Araştırma dâhilinde, üniversite öğrencilerinin internet bağımlılık düzeyleri ile sosyal zekâ ve öz-yeterlik algısı arasındaki ilişkiyi anlamak, bu ilişkinin niteliğini ve yönlendirici faktörleri belirlemek istenmektedir. Bu kapsamda, öncelikle internet bağımlılığı, sosyal zekâ ile öz-yeterlik kavramları ve kuramsal yaklaşımları ele alınmış, ardından internet bağımlılığının bu iki yapıyla ilişkisi örnek çalışmalar çerçevesinde incelenmiştir. Dijital dönüşümün söz konusu ilişkiler üzerindeki etkisi de özel olarak tartışılmış, konuyla ilgili Türkiye'den ve uluslararası literatürden araştırmalara yer verilmiştir. Araştırma kapsamında, nicel ve nitel araştırma yönteminin birlikte kullanıldığı karma desen tercih edilmiştir. Araştırmanın nicel kısmında üniversite öğrencilerinin internet bağımlılık seviyeleri ile sosyal zekâ ve öz-yeterlik durumlarının belirlenmesi ve bu durumun birbirlerinin etkileyip etkilemediklerini tespit etmek amaç edinilmiştir. Nitel çalışma kapsamında ise üniversite öğrencilerinin internet bağımlılığı ile sosyal zekâ ve öz-yeterlik algısı hakkında detaylı bilgi edinilmesi hedeflenmektedir. Araştırmanın nicel bölümünde ilişkisel tarama modeli, nitel kısmında ise fenomenolojik yaklaşım kullanılmıştır. Araştırmanın, nicel bölümü genel tarama modelinde tasarlanmıştır. Araştırmada, alan araştırması ile anket verilerinin analizi ve sonuçlarının değerlendirilmesinde "IBM SPSS for Windows v.26.0" istatistiksel paket programı ve Microsoft Excel 2019 office paket programları kullanılmıştır; yarı yapılandırılmış görüşme formlarının, görüşmelerin analizinde ise MAXQDA 2020 nitel analiz programı ve betimsel analiz yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın nicel bulguları kapsamında sosyal zekâ ve internet bağımlılığı arasında pozitif yönlü bir ilişki tespit edilmiştir. Bu durumda, internet kullanımının sosyal zekâyı düzeyinin artmasına etkisi olduğunu söylemek mümkündür. İnternet bağımlılığı ile akademik öz-yeterlik arasında ise negatif yönlü bir ilişki bulunmuştur. Böylece, internet bağımlılığı arttıkça akademik öz-yeterlik algısı düşmektedir. Araştırmanın nitel bulgularında ise kontrollü ve işlevsel internet kullanımının akademik çalışmalara faydalı olabileceği yönünde sonuçlar elde edilmiştir. Araştırmanın kapsamında elde edilen sonuçlarla birlikte internet bağımlılığı konusundaki farkındalığı artırmak ve üniversite öğrencilerinin dijital dünyayla daha sağlıklı ilişkiler kurmalarını teşvik etmek, sosyal zekâ ve akademik öz-yeterlikleri üzerine kendilerini geliştirebilecek uygulamalar hayata geçirmek; kullanılabilecek önlemler ve müdahaleler hakkında bilgi sağlamak hedeflenmektedir.

Merve Çağlayan Öztürk
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Master'sOpen AccessEN

Refugee women's employment in Turkey's humanitarian response to the Syria crisis: A qualitative documentary analysis

Eight years ago, first flow of refugees started to cross the Turkish-Syrian border, fleeing a bloody civil war that started to tear their lives apart while looking for a fresh new start in a new country. Soon after, these refugee flows turned into a humanitarian crisis that no longer seeks emergency actions for its problems but instead necessitates permanent integration strategies that would ease life for both Turkish and Syrian societies. This thesis examines how and to what extent humanitarian actors approach the labor market integration of the Syrian refugee women in Turkey. The thesis relies on exploratory qualitative analysis of documents produced by five prominent humanitarian actors, namely Yuva Association, Support to Life Association, Turkish Red Crescent, Association for Solidarity with Asylum-Seekers and Migrants, and United Nations agencies in the post-2016 period, which was the year that the work permits for the Syrians under the temporary protection was issued. The thesis argues that the selected humanitarian actors adopt an approach that fits in between the Basic Needs Approach and the Instrumentalist Approach according to Olivius' categorization of humanitarian responses to refugee women. The thesis finds that, although the humanitarian actors in Turkey acknowledges the importance of gender mainstreaming in their rhetoric, this acknowledgement is not reflected in their discourse on livelihood programs. Refugee women mostly appears in the humanitarian actor discourses on basic needs programs.

WomenRefugeesSyria+4
Şeyma Nazlı Gürbüz
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

An analysis of rehabilitation policies in Turkeyfrom the perspective of disability rights activists

Access to rehabilitation services for people with disabilities is considered as a human rights issue in the Convention on the Rights of Person with Disabilities (CRPD). Along with the ratification of CRPD and implementation of the 2005 Turkish Law on Disability, Turkey experienced a modest welfare expansion especially in services and social transfers to people with disabilities. In this context, the thesis examines the perspectives of disability rights activists on the contemporary rehabilitation policies while situating their perspectives in a historical trajectory of rehabilitation policy changes in Turkey. The thesis draws on two types of data: documents and in-depth interviews. First, documents analysed in this thesis include media reflections of debates around rehabilitation policies, relevant legislations, policy documents and available data on rehabilitation services. Second, eight interviews were conducted with disability rights activists from six NGOs in İstanbul, İzmir and Bursa between January and March 2019. Both documentary analysis and thematic analysis of interviews demonstrate that rehabilitation services in Turkey still considerably diverge from a human rights approach to disability. The thesis identifies the following four obstacles against the full adoption of a human rights approach to disability in Turkish rehabilitation policies: 1) the domination of the medical model of disability in rehabilitation services in Turkey, 2) inadequacy of rehabilitation services in meeting the need, 3) insufficiency of social security coverage, and 4) inefficacy of rehabilitation services in taking individual differences among beneficiaries into account that limits its potential.

ActivismHandicapped rightsDisabled persons+5
Anıl Gencelli
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Devlet okulunda okuyan Suriyeli mülteci çocukların eğitimsel iyi olma hali: İstanbul'da bir nitel araştırma

Starting from 2011, Turkey has been putting forth crucial efforts towards the education of Syrian refugee children. With the 2014 regulations, the Turkish government has made the decision to include Syrian students in public schools and phase out temporary education centers (TEC). This thesis explores the Syrian refugee children's perspectives and interpretations on their education in the light of child well-being perspective. Konu and Rimpela's (2002) "School Well-being Model" is used as an analytical framework in this study. In-depth semi-structured interviews were carried out with 12 Turkish-speaking Syrian children strongly supported by humanitarian organizations and recruited through a refugee community center located in Sultanbeyli, Istanbul. The findings of the research reveal that children are highly motivated to get an education and very eager to learning. Despite the children's high motivation to be successful in education, they are placed in a highly-supported environment and their intense psychological investments towards education, the thesis demonstrates that they still face serious difficulties in the Turkish education system that negatively affect their school adjustments and well-being in education. Disadvantaged position in the education to due language barrier, perceived unfair measurement, and evaluation systems, fear of losing their fluency in their mother tongue, discrimination and exclusion occurred in their vertical and horizontal relationships in school are the recurrent themes in children's subjective experiences. Thus, this thesis concludes that comprehensive and inclusionary social and education policies have to be developed by taking into account Syrian children's capabilities, actual needs and their sense of fairness in education.

EducationEffectiveness of trainingEducation activities+5
Simla Serim
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Attitudes of young Turkish workers towards private pension plans

Having established public pension schemes since the 1940s, Turkey introduced the voluntary private pillar in the early 2000s and launched the auto-enrolment in the private pension plan for all employees under 45 in 2016. Nevertheless, around 60 percent opted-out out the private pillar. This thesis explores the attitudes of young workers towards private pension plan in Turkey and the factors that young workers refer to in explaining their decisions to stay in or opt out of the private pension plan. The thesis relies on a qualitative study that includes 29 semi-structured interviews with working young people between the ages of 18 and 30 in two types of workplaces in the public and private sectors, namely municipalities and shopping centers. Using thematic analysis of interview data, the thesis offers an analysis of young workers' attitudes towards the retirement, their motivations for opting out and staying in the private pension plan, their attitudes towards auto-enrolment and their reasons for trust and mistrust towards the private pension plan. The thesis finds that young workers are generally ill informed about pensions and have a myopic attitude towards retirement, which also shape their attitudes towards the private pension plan. While the nudge, in the form of auto-enrollment, helped some young workers to stay in the private plans, the thesis suggests that most of those stayed in does not see private pension plans as a long-term saving plan. The nudge, however, failed to keep most young workers in the private pension plans, who referred to their current financial needs, preferring other saving mechanisms, high retirement age and mistrust towards the state, the state of the economy and private insurance companies as reasons for their decision to opt-out.

Individual retirementPensionYoungs+3
Müge Gülmez
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Reclassifying the Turkish welfare regime in the light of child well-being indicators

This study reexamines the welfare regime clustering of Turkey based on the data of child well-being across OECD countries between 2014 and 2017. In the previous literature, Turkish welfare regime is characterized as part of the Southern European (Spain, Portugal, Greece, and Italy) cluster. This thesis argues that the clustering of the Turkish welfare regime would be different from the previous literature's finding, if child well-being indicators were taken into consideration. The thesis relies on the OECD's following child well-being dimensions: material well-being, educational well-being, health and safety, risk behaviors. This thesis suggests that in terms of child well-being indicators, Turkey diverges from Southern Europe, and it resembles Latin American countries (Chile, Mexico, and Brazil). While a comparative analysis of social policy development in different countries lies beyond the scope of this thesis, the discussion presented in the study draws attention to the important role of family policies in determining the child well-being outcomes and suggests that gendered family policies appear as an essential factor affecting child well-being outcomes.

WelfareWelfare stateWelfare economy+3
Didem Gürbüz
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Master'sOpen AccessEN

Public-private partnership in Turkish healthcare provision: The city hospital model

The city hospital program has been the latest example of the public-private partnership (PPP) paradigm in the Turkish healthcare system, which has transformed the role the public sector plays in public service provision. This thesis examines the city hospital model as a case study of PPP that has emerged out of a process of policy transfer and an interplay of public and private actors within policy transfer networks. In this regard, this thesis explores the policy networks, motivations of actors to involve in these networks, political dynamics behind the introduction of PPP in healthcare provision in Turkey, and the perceptions, contributions and resistances of different actors about this introduction. This thesis relies on participant observation and a comprehensive review of legal and policy documents. The analysis has unveiled four key findings. First, the model emerged out of the government's relationing to epistemic communities and is an example of policy transfer in which the state was voluntarily involved and appreciated contributions of private actors. Second, the model was implemented in a top-down, undemocratic manner, with critical details of projects not disclosed to the public. Third, the lack of expertise of the public sector created information and power asymmetries, which resulted in pushing the public sector into a passive role and the empowerment of private actors. Fourth, rapid implementation of the PPP model in healthcare without ample planning is in line with the appreciation of health care as a short-termist economic growth strategy that is capable of yielding popular support and legitimacy.

HospitalsPublic-private partnershipHealth services+3
Çağla Gün
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessEN

The effect of diagnosis-related groups on clinical autonomy in Turkey: The physician's perspective

Since the 2003 Health Transformation Programme, Turkey's health care system has been subjected to significant changes in financing, provision, and regulation. The diagnosis-related groups (DRGs) is among these regulations, which was fully introduced in 2013 to control increasing health care spending and secure efficient utilization of resources through standardization of reimbursement for medical services. This thesis explores physician perceptions of the impacts of the Health Transformation Programme and more specifically of the DRGs on their clinical autonomy. The thesis relies on an exploratory qualitative study that includes 14 in-depth semi-structured interviews with physicians from different specialities working at public and private hospitals (excluding university hospitals). The findings of this research reveal that physicians perceive clinical autonomy as key to appropriately performing their profession based on scientific evidence, and they feel that the reform and the DRG model negatively affected their clinical autonomy. The thesis argues that the implementation of the diagnosis-related group transformed medical practice into an optimization problem that involves balancing incomes and expenses of the hospitals and meeting the medical needs of patients. While the thesis demonstrates that physicians still enjoy a partial autonomy in navigating the DRG model by resorting to formal and informal strategies to serve the patients, the overall impact that these strategies have may remain limited unless the problems of the DRG model are addressed systematically.

PhysiciansHealth expendituresPrice application based on diagnosis+1
Püren Aktaş
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Sofradaki evsizlik: Hayata Sarıl Lokantası'nda ihtiyaç söylemi

This thesis is based on a year of ethnographic research in the Hayata Sarıl Restaurant which is a soup kitchen serving free food for the homeless in Istanbul. It scrutinizes how, from what perspective, and for what aim the needs of the homeless are interpreted by the volunteers working there. 'Needs-talk', conceptualized by Nancy Fraser, refers to the ways needs are interpreted and it is an institutionalized part of the political discourse in welfare states (1989). This thesis indicates that for the Hayata Sarıl, homelessness is a process starting as a familial and social exclusion. It is deepened as a psychological problem through traumas. Then, it results in a lifestyle where finding a socially meaningful job does not matter to the homeless anymore. Accordingly, homeless people are considered in need for sociality, psychological support, and discipline the most. The state is responsible for creating concrete, human rights-based solutions, society is responsible for socially including the homeless, and the homeless are responsible for giving efforts to be housed again. This needs-talk aims for the homeless to change and become citizens who can exercise their rights. The study also shows that volunteers use victim-blaming and structure-blaming discourses of homelessness at the same time, which indicates that these discourses may well coexist. The thesis concludes that having more homeless people in the positions of volunteerism or jobs can help the relationship between 'housed' volunteers and homeless diners to be stronger and also the homeless to politicize their unspoken needs claims.

Homeless personHomelessnessWelfare state+3
Şeyma Dursunoğlu
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Exploring agency problems in the Turkish private pension system: Pension sector employee perspectives

The existing literature on Turkey's private pension system highlights the limited financial literacy of its participants, which may lead to agency problems. Through a qualitative exploratory study on pension sector employee perspectives, this thesis examines agency problems in the Turkish private pension system in the context of its governance structure. The study relies on semi-structured in-depth interviews with 16 employees from eight pension companies, three portfolio management companies, and one of the regulatory and supervisory organizations. The analysis relies on a thematic content analysis of the interview data. The thesis finds that pension sector employees believe agency problems are prevalent in the private pension system, particularly in the relationship between pension companies and participants. It identifies four major agency problems: the provision of insufficient information to prospective participants, offering pension funds that mismatch participants' risk preferences, the provision of insufficient information to participants about the performance of their funds, and making investments to their group companies at the expense of participants' interests. The thesis suggests that these problems may negatively affect the rate of returns for participants and the efficiency of the system. It concludes that the state's regulatory role of the in the private pension system is more critical in the Turkish case than in countries where secondary pillars are partially monitored through industrial relations in the absence of collective voice mechanism and contract-based governance structure.

PensionPension fundsPension system+2
Remziye Gül Aslan
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Master'sOpen AccessEN

Gender equality and taxation: A critical analysis of Turkish tax policy

Despite developments in women's role in contemporary societies they still face inequalities in different forms, including taxation which exacerbate the existing gender bias in various ways. In that regard, the examination of taxation policies and their gender equality outcomes is of great importance due to the interconnection between citizenship, tax obligation, and representation. Aiming to address the gap in the literature, this thesis examines gender bias in terms of Turkish tax policy based on women's different roles as production, consumption, and reproduction. It is revealed that direct taxes exacerbate indirect gender bias by applying lower tax rates on riskier investment tools that are found to be used less by women. On the other hand, tax policies endorse women's inclusion into production by providing tax deductions. Notwithstanding that, it is also seen that regarding consumption, taxes aggravate gender bias by applying high rates of value-added tax on the products that are solely and indispensably used by women (or used for child care). By conducting a gendered analysis of electoral seats, political agendas, and voluntary gender quotas, these findings are found related to the lack of political representation of women. Furthermore, it is concluded that the tax system and tax collection method in Turkey exacerbates women's tax consciousness, which results in women relinquishing their political representation. Hence, it is revealed that the gender discriminations arising from Turkish tax policy and the lack of political representation of women are interrelated matters.

Constitutional tax policySexual and gender minoritiesPolitical representation
Dilara Aydoğuş
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Breast cancer patient pathways to treatment in Turkey's internal healthcare market: A qualitative study

The importance of managing non-communicable diseases, such as cancer, has been viewed as a vital component of Universal Health Coverage (UHC) due to their worldwide high prevalence, significant disease burden, and sometimes life-long medical ramifications for patients. Having been deemed an achiever of UHC, Turkey has implemented an internal market for healthcare to achieve equal access to healthcare. Against this background, this thesis explores breast cancer patients' experiences of access and pathways to treatment in private hospitals offering publicly-funded services (PHOPS) in Turkey. It examines the factors that shape these pathways and the implications of these pathways for patients. This thesis relies on a thematic analysis of an exploratory qualitative study that includes 12 semi-structured in-depth interviews conducted between July and August 2021 with female breast cancer patients using private hospitals. It reveals two interrelated factors that shape patient pathways during the diagnosis and treatment stages: the projected cost of treatment and barriers to accessing integrated medical care. Based on these two factors, two distinct patient pathways, insured and underinsured patient pathways, are identified. While patients with private health insurance alongside compulsory general health insurance experience easy access to timely and effective treatment (insured pathway), those who only count on the latter deal with complicated processes of accessing treatment such as combining different providers (underinsured pathway). The thesis concludes that the insurance status of patients has a significant influence on experiences of access and pathways to treatment in PHOPS.

Universal health coveragePhysical healthPatients+7
Zeynep Kesici
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessEN

An examination of diabetes policy in Turkey: A qualitative documentary analysis

The World Health Organization (WHO) reports that Diabetes Mellitus is the 9th leading cause of death globally, accounting for about 2 million annual deaths as of 2019. Turkey is one of the countries with the highest prevalence of diabetes. Turkey's position in diabetes outcomes worldwide needs explanation as it has a relatively strong healthcare system and allocates a significant budget to the management of diabetes and its complications. In this context, this thesis explores the policy factors explaining Turkey's failure. Using Walt and Gilson's policy triangle framework, this thesis presents a comprehensive analysis of diabetes policy in Turkey by examining Turkey Diabetes Programme 2015-2020 and the transcriptions of Diabetes Parliament meetings held between 2015-2018. The thesis reveals a wide gap between policy and implementation, the lack of cooperation among diabetes actors and inadequate recognition of social determinants of health (SDoH) in Turkey's national diabetes programme. Turkey's adoption of a vertical-like, disease-centred, treatment-focused and group-based approach in the management of diabetes may have contributed to the failure of its diabetes policy.

Primary health careDiabetes mellitus-type 1Diabetes mellitus-type 2+7
Ekin Ekici
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessEN

Political discourse and health communication during the COVID-19 pandemic in Turkey: A critical analysis

When the COVID-19 pandemic hit, governments had to devise policies to respond to a novel situation with imperfect and uncertain information. Developing government discourses to make meaning out of these unprecedented circumstances has been a key component of the pandemic response. This thesis examines how the Turkish government discourses have constructed the relationship between the state and citizens in terms of their respective responsibilities during the pandemic. Focusing on the government discourses in two significant turning points during the pandemic in Turkey, the thesis applies Political Discourse Analysis to analyze 27 speeches delivered by President Erdoğan and Health Minister Koca. The thesis finds that these discourses have served political aims that go beyond the pandemic response. As political communication, these discourses have served political goals through its framing of the pandemic as a naturalized event outside of its control and the government as a strong and proactive leader in pandemic response with past healthcare reforms being treated as evidence for its current success. As health communication, government discourses were often evidence-based, informative, and persuasive. However, the limitations of the broader social policy environment have undermined the effectiveness of this otherwise successful health communication. In the context of the uneven and inadequate financial support for affected households that could facilitate their compliance with public health measures, these discourses have created a framework where individuals are "responsibilitized" in protecting their own and others' health regardless of their ability to do so.

COVID 19Critical discourse analysisPandemics+4
Tuğba Zeynep Şen
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessEN

A qualitative study on the perspectives of HIV activists on HIV disclosure in Turkey

The literature suggests that public health measures, which are vital to preventing the HIV epidemic, and the right to privacy of people living with HIV often come into conflict. Public health measures follow a strategy to combat the epidemic that focuses on identifying the HIV status of people living with HIV and taking measures to stop transmission. However, this strategy raises privacy and confidentiality concerns for people living with HIV. The thesis seeks to understand how HIV activists manage the tension between public health measures and the rights of people living with HIV as they develop their perspectives on sharing HIV status. Within the scope of the research, one-on-one structured in-depth interviews were conducted with eight HIV activists. The findings of this thesis are based on a thematic analysis of the interviews. The findings of the thesis are presented under three headings: Experiences of people living with HIV while disclosing their HIV status, HIV activists' perspectives on disclosing their HIV status, and factors affecting the decisions of people living with HIV to disclose their HIV status. The main finding of the thesis is that the HIV activists interviewed embrace the idea that HIV disclosure is not an obligation. In justifying this idea, the participants pointed to the discrimination they were exposed to after disclosing their HIV status, the fatigue of disclosing their HIV status to everyone and informing the disclosed people about HIV, the right to privacy and the Undetectable=Untransmittable campaign.

Oğulcan Yediveren
Boğaziçi University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessEN

Retirement age and beyond: Pension reforms in Turkey and welfare retrenchment

In response to concerns that early retirement policies had a detrimental effect on the actuarial balance and that resources were diverted from the state budget to pay for social security organizations' deficits, Turkey's pension system was restructured during the 1990s and 2000s. With 1999 reforms, retirement age conditionality was implemented in addition to the contribution days and premium payments conditions. This change was applied retroactively, and thus has adversely affected people who started working before the law was implemented. Millions of people ended up having to wait until a much later age to gain retirement rights, although they have satisfied the previous conditions. In the 2000s, several pension reforms were enacted regarding pension calculations that led to significant decreases in pensions, resulting in further losses for this group of people. In time, people affected by the 1999 reform organized around a common cause, which came to be popularly known as 'People Who Encountered the Age Obstacle in Retirement' (Emeklilikte Yaşa Takılanlar - EYT) movement. This thesis critically assesses to what extent the 1999 and subsequent pension reforms in the 2000s and their outcomes that resulted in the EYT phenomenon in Turkey can be examined under the welfare retrenchment discussion by employing qualitative methods. In addition to the comprehensive desk research for capturing the historical development of pension systems in Turkey, a semi-structured, in-depth interview was conducted with 13 EYT individuals in the study's second phase.

PensionPension systemRetirement age+4
Gözde Zeynep Üçkol
Boğaziçi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Yaşlı mutluluğunu belirleyen faktörlerin analizi

Dünya nüfusu ve içerisindeki yaşlı nüfus oranı hızlı bir şekilde artmaktadır. Bu çalışma 65 yaş üstü yaş almış bireylerin hangi koşul ve durumda mutlu olduğu, formel ve enformel desteklerin varlığının mutluluklarına etkisi ve bunları karşılama durumunu incelemek amaçlanmıştır. Ankara İli ve merkez ilçelerinde yer alan 65 yaş üstü yaşlı bireyler ile gerçekleştirilmiştir. Bu araştırmanın örneklemi maksimum çeşitlilik (nicel) ve amaçlı örnekleme (nitel) ile belirlenmiştir. Çalışmanın örneklem kriterlerini Ankara' da yer alan 65 yaş üstü yaşlı bireylerin gönüllük esası çerçevesinde katılım gösterme ve bilişsel durum değerlendirme testi şeklinde belirlenmiştir. Bu kriteleri taşıyan 228'i kadın, 212 erkek (nicel-440) ve 17 erkek, 10 kadın (nitel-27) katılım ile araştırma süreci yürütülmüştür. Araştırma karma yöntem desenlerinden biri olan yakınsayan paralel desen kullanılmış olup, nicel ve nitel bulguların elde edilmesi eş zamanlı gerçekleşmiştir. Nicel verilerin toplanması aşamasında Butler ve Kern (2016) tarafından geliştirilen ve ölçeğin Türkçeye uyarlaması Demirci ve diğerleri (2017) tarafından yapılmış olan beş boyutlu PERMA ölçeği ve Sosyo-Demografik anket kullanılmıştır. Yaşlı bireylerin bilişsel durumunu değerlendirme testi uygulandıktan sonra PERMA ölçeğinin çalışmanın örnekleminde iyi oluş seviyesini ölçmede başarılı olup olmadığı ölçüm modeli incelenerek kontrol edilmiştir. Ölçüm modelinde yer alan gözlenen değişkenlerin gizil değişkenleri temsil etme kabiliyeti, AMOS 23.0 programı ile doğrulayıcı faktör analizi (DFA) yapılarak kontrol edilmiştir. DFA öncesinde ölçekte yer alan ifadelerin faktör yükleri incelenmiş ve ölçek maddelerinin kendi boyutunu ne derecede ölçtüğü açıklanan ortalama varyans (AVE) skorları ile kontrol edilmiştir. İlk olarak ölçüm modelinin kabaca kendi gizil yapılarını ölçmede ne derece başarılı olduğu AVE, bileşik güvenilirlik katsayısı (CR) ve Cronbach alfa değerleri ile kontrol edilmiştir. AVE, CR ve Cronbach alfa değerlerinin iyi ya da kabul edilebilir sınırlar içinde olduğu görülmektedir. Nitel verilerin toplanması sürecinde ise on bir soruluk yarı-yapılandırılmış görüşme formu araştırmacı tarafından oluşturulmuş ve katılımcılara uygulanmıştır. Elde edilen nicel verilerin analiz aşamasında betimsel analiz '' parametrik ve nonparametrik testler'' kategorisinde fark analizleri kapsamında ilk olarak iki alt grubu olan değişkenlerin t testi analizleri yapılmış sonrasında ikiden fazla alt grubu olan değişkenler için ANOVA-Welch ve Brown-Forsythe testleri yapılmıştır. Nitel (yarı-yapılandırılmış) görüşmeler içerik analizi ile gerçekleştirilmiştir. Nitel ve Nicel veriler ayrı ayrı analiz edilmiş olup yakınsayan paralel desenin doğasına uygun şekilde nitel ve nicel sonuçlar ilişkilendirilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre yaşlı bireylerin mevcut olan sosyo demografik bilgiler, eşe ilişkin bilgiler ve sağlık durumları, yaşadığı yer, ekonomik durum ve toplum içerindeki birey ve toplumsal sorunlar açısından değerlendirilerek iyi oluş/mutluluk düzeyleri ele alınmıştır. Yaşlı bireylerin yaşamları büyük oranda rutin olan yaşamsal hayatın içinde, yalnız kalan ve yoksullaşan sağlık koşulları nedeni ile kendilerine yetememesinden kaynaklı, bireysel çeşitli sosyo-kültürel ve ekonomik sorunlar yaşandığı gözlemlenmektedir. Bu araştırma bu belirtilen tüm koşulların iyi oluş/mutluluk boyutunu değerlendirmeleri açısından dikkat çekerken, yaşlı bireyleri ilgilendiren bireysel ve toplumsal konuları içeren değişkenlerin de kapsamlı şekilde incelenerek iyi oluş/mutluluk düzeylerine etkisi yönünden değerlendirmeye alınmıştır Yaşlı bireylerin, yaşlılık ve mutluluğa, aile içerisindeki kişiler arası ilişkilerine, özlemlerine ve aktif ve sağlıklı yaşlanmanın ve kuşaklar arası etkileşime ilişkin konuların yaşlı bireylerde yaşamda karşılığı olan mutlulukları üzerine etkisinin sonuçları dikkat çekicidir. Bu çalışmada elde edilen sonuçlar ışığında toplumda yaşlı mutluğunun desteklenmesi için tüm yaşam dinamiklerinin iyileştirilmesi önerilmektedir.

MutlulukSosyal hizmetlerSosyal politika+2
Zuhal Ayhan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın yoksulluğu ve sosyal dışlanma ilişkisi: Mamak örneği

Çalışma; yoksulluğun en görünür biçimlerinden olan kadın yoksulluğunun, sosyal dışlanma bağlamında incelenmesi, yoksulluğun kadınlaşması diye tabir edilen durumun sosyal dışlanmaya sebep olup olmadığı, oluyorsa hangi açılardan etkide bulunduğunu açıklamayı amaçlamaktadır. Yoksulluk, gelişmekte olan ve az gelişmiş ülkeler için iktisadi, toplumsal ve siyasal açılardan en büyük ve baş edilmesi en zor olan sorunlarından biridir. Müstakil olarak bile sorun oluşturan yoksulluk, başka sorunları da beraberinde getirerek yoksulluğun yenilenerek dönüşümüne, kısırdöngüye girmesine, çevresine başka sorunları da katarak sorunun çözülmesinin zorlaşmasına sebep olmaktadır. Bu bağlamda yoksulluğun sebeplerinin, söz konusu ekonomi ve toplumsal yapı bağlamında araştırılması, tespit edilen sorunların çözümü için projeler geliştirilmesi yoksullukla mücadelenin bir yönünü oluşturmaktadır. Kadın yoksulluğu, özel bir sorun olması dolayısıyla özel politikalar gerektirmektedir. Kadının çalışma hayatına kazandırılması, onun sosyal statüsünü de hak ettiği düzeye çıkaracak, sosyal dışlanma denilen durumu etkisiz bırakacaktır. Sosyal dışlanma, yoksulluk ve dezavantajlılık durumuyla beraber anılmakta olup sosyal, politik, iktisadi ve kültürel etkilerle beslenmektedir. Bir taraftan sosyal dışlanma yoksulluğun bir nedeni olarak görülürken, diğer taraftan yoksulluk sosyal dışlanmanın bir unsuru olarak görülmektedir. Sosyal politika araçlarının sosyal dışlanmayı minimize edecek hatta yok edecek yollar izlemesi bir zorunluluk olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma, sosyal dışlanma kavramının tanımlanmasından başlayıp, ortaya çıkış nedenleri ve türlerini tespit edip, yoksullukla çakıştığı noktanın belirlenmesini ve buna yönelik mücadele yollarının izlenmesini amaçlamaktadır. Dışlanma ile yoksulluk arasında ne tür bir ilişkinin olduğunu belirlemek de çalışmanın amaçları arasında yer almaktadır. Sosyal dışlanma ve kadın yoksulluğu arasındaki ilişkiyi Ankara'nın Mamak ilçesinde yaşayan kadınlar dâhilinde inceleyen bu çalışmada nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Mamak Belediyesi'nden sosyal yardım alan, Gülveren ve Bahçeleriçi Mahalleleri'nde yaşayan kadınlarla görüşmeler (mülakat) yapılmıştır. Çalışmada kartopu örneklem yöntemi kullanılmıştır. Araştırma verileri, derinlemesine mülakat yöntemiyle elde edilmiştir. Araştırmada, katılımcılara açık uçlu sorular yöneltilmiştir. Katılımcıların bilgi, duygu ve görüş düzeyleri anlaşılmaya çalışılmıştır. Kadınlara toplumsal yaşamda kendilerini nasıl gördükleri, günlük yaşamlarında ve toplumsal hayata katılımlarında yaşadıkları zorluklar, ekonomik durumlarının yeterlilik düzeyleri, hayatlarından memnun olma durumlarını anlamaya yönelik düşünceleri sorulmuştur.

Ankara-MamakKadınlarSosyal dışlanma+2
Sümeyye Gülşen Soylu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessEN

The influence of Ghana's social welfare system on the vulnerabilities

Despite the numerous welfare interventions in Ghana, there are still many vulnerabilities including poverty, streetism, unemployment, and domestic violence. This calls for the scrutiny of the welfare agencies, interventions, and their effects on the vulnerabilities they target. Despite studies on vulnerabilities and welfare interventions in Ghana, limited research has established the association between the two. This study, therefore, sought to interrogate the influence of the welfare system's interventions on vulnerabilities in the Accra metropolis. In-depth interviews (N=37), surveys (N=152), and observations (in seven welfare agencies) were conducted with 189 participants. The quantitative data were organized using SPSS version 27, while the qualitative data were analyzed using Creswell's data analysis spiral. Key causes of vulnerabilities identified include poverty, unemployment, domestic violence, and lack of information. Key roles played by welfare agencies in the country include preventing the emergence of vulnerabilities, remediating problems, and educating people on social issues and interventions. The welfare interventions have had various positive effects, such as enhanced employment, increased school enrollment, and attitudinal change in communities. However, there were non-insignificant associations between welfare interventions and employment performance, family functioning, and building relations according to the beneficiaries. This finding hints at a difference in the expectations of welfare officials and beneficiaries concerning the import of welfare interventions in people's lives and raises questions about the evaluative approach adopted by the welfare agencies. Some negative effects of the interventions are people's exposure to violence and inhibition of social development. At the same time, key challenges faced in welfare delivery include limited government commitment to social development, resource constraints, and political interference in welfare delivery. The study, therefore, recommends the implementation of more comprehensive evaluative mechanisms and increased government commitment to social development. Keywords: Effects of interventions, interventions, poverty, roles of interventions, social development, social welfare, vulnerability.

COVID 19Economic growthGhana+3
Jamal Appıah-kubı
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Sosyal refah kavramının Avrupamerkezci doğasına meydan okumak: İslam düşüncesinden alternatif bir söylem-Said Nursi örneği

Refah kavramı, din düşüncesi başta olmak üzere felsefe, sosyoloji, psikoloji ve iktisat gibi birden çok disiplin altında tartışılmaktadır. Refah kavramının ilişkili olduğu alanın genişliği, bu kavram hakkında tek bir tanım getirilmesini güçleştirdiği gibi refahı olumsuz olarak etkileyen alanları da çeşitlendirmektedir. Bu çalışmada ise refah kavramı, İslam düşüncesi ve Avrupmerkezci düşünce çerçevesinde tartışılmıştır. Dolayısıyla, bu çalışma, refah kavramının daha farklı olarak hangi alanlardan etkilendiğini göstermek açısından önemlidir. Hermeneutik yöntem ile yapılan bu tartışmada, Avrupamerkezci düşüncenin doğası, refahı olumsuz olarak etkileyen bir unsur olarak, İslam düşüncesinin doğası ise refahı olumlu olarak etkileyen bir unsur olarak kabul edilmiştir. Böylece, bu çalışma, Avrupamerkezci düşüncenin doğasının refahı neden ve nasıl olumsuz olarak etkilediği ile İslam düşüncesinin doğasının refahı neden ve nasıl olumlu etkilediğini eleştirel bir şekilde analiz etmeyi amaçlamıştır. Bu amaca yönelik olarak, Avrupamerkezci düşünce hakkında oluşan eleştirel literatür ve söylem analiz edilmiştir. Bu analizde, Avupamerkezci düşüncenin etnikmerkezci, ötekileştirici, sömürgeci, oryantalist, seküler, kapitalist ve modernist bir doğaya sahip olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca bu analiz, Avrupamerkezci düşüncenin doğasının insan sürekliliği ve rutinleri üzerinde yıkıcı ve kırıcı etki gösterdiğine, bu olumsuz etkinin ise ontolojik kaygı ve tahakküme neden olduğuna işaret etmiştir. İslam düşüncesinin, Avrupamerkezci düşüncenin kaygı ve tahakküme neden olan doğasına karşı neden ve nasıl bir alternatif olduğunu anlamak için ise İslam düşünürü Said Nursi'nin söylemi analiz edilmiştir. İslam düşüncesine yönelik analizde ise bu düşüncenin adâlete, şefkate, yardımlaşmaya ve dayanışmaya sahip bir doğası olduğu görülmüştür. Bu olumlu etki, İslam düşüncesinin doğasının ontolojik güven'e neden olduğuna işaret etmiştir. Bu söylemin temellendirilmiş kuram yöntemi ve ilgili literatür çerçevesinde analiz edilmesi neticesinde ise refahın insan için ontolojik bir gereklilik olduğu tespit edilmiştir. Refah hakkında tespit edilen bu ontolojik gereklilik ise ontolojik kaygı-ontolojik güven diyalektiğinin bir sentezi olarak, ontolojik refah teorisi şeklinde kavramlaşmıştır. Nursi'nin ontolojik refah teorisine dair söylemi, içerik ve söylem analizi yöntemleri ile analiz edildiğinde, Allah'ın ontolojik refahın mutlak öznesi, insan ve varlıkların ise ontolojik refahın mutlak nesnesi olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca bu analizde Kur'an, Hz. Muhammed (asm), İslamiyet, zekât ve adâlet gibi kişi, olgu ve kavramların ontolojik refaha dair vahye dayalı epistemolojik bilgi kaynakları olduğu görülmüştür. Böylece, ontolojik refahın, İslamî söylemin Tevhidî düşüncesinin bilgi kaynakları ile sağlandığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Avrupamerkezcilik, İslamiyet, Modernite, Ontolojik Güven, Ontolojik Kaygı, Ontolojik Refah, Said Nursi, Sosyal Refah

AvrupamerkezcilikManevi iyi oluşModernlik+7
Mehmet Tezyetiş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal politika uygulaması olarak Türkiye'de koruyucu aile sistemi: karşılaştırmalı bir analiz

Çalışmanın amacı: Türkiye'de uygulanan koruyucu aile modelinde çeşitli nedenlerle devlet koruması altına alınan çocukların ve aynı şekilde ailenin de yaşadığı süreçlerin tespitidir. Bu tespitler esnasında doğrudan veya dolaylı yönden uygulanan politikaların, aksayan yönlerinin dünyadaki uygulanan örneklerle karşılaştırılması, etkilerinin incelenerek yeni sosyal politikalar üretilmesi yönünde tavsiyelerde bulunarak, çözüm yolları için literatüre katkıda bulunmak temel amaçtır. Çalışma yöntemi: Bu çalışma aileler ve çocukların uyum sürecine, yönelik uygulamalı bir araştırmadır. Çalışmanın genel bakış açısı ve merkezinde koruyucu aile politikasının uygulanması esnasındaki edinilen tecrübelerin gündeme getirilmesidir. Uygulanan politikalara istinaden yapılan derinlemesine mülakatlarda elde edilen bulguların, mevcut durumun iyileştirilmesine yönelik bir sosyal politika uygulaması için referans verilmiştir. Çalışmanın sonuçları: Bu çalışmada kullanılan karşılaştırmalı etki analizi yönteminin yapılması için saha çalışması yapılmış, koruyucu aileler ve koruyucu aile dernekleri ile görüşülmüştür. Türkiye karşılaştırması için sistemin en fazla hareket gördüğü dört büyük şehir, Ankara, İstanbul, İzmir ve Denizli şehirleri seçilmiştir. Koruyucu aile dernekleri ve aileler ile temasa geçilmiş, (20) yirmi aile ile yüz yüze mülakat, (3) üç aile ile de internet üzerinden anket formu ile görüşülmüştür. Ankara ve İzmir'de görüşülen ailelerin haricinde, 10 (on) aile iletişim kurulmuş ancak çekincelerinden dolayı görüşmeyi kabul etmemişlerdir. Aileler ile kurum arasında iletişim eksikliğinin olması en dikkat çekici konulardan biridir. Devletin kendi kurumları arasında koordinasyon eksikliği, okulların çocuklara bakış açıları, biyolojik ailelerin koruyucu ailelerin sosyal ve aile çevrelerinin tutumları incelenmiştir. Türkiye ve Dünyadaki uygulamaların karşılaştırılmasında farklılıklar vardır. Sosyal ve kültürel yapıların ve uygulama yöntemlerinin, ülkelere göre değişiklik gösterdiği yapılan literatür taramalarında incelenmiştir. Dünyadaki koruyucu aile sisteminin işleyişinin farklı bir yönü özellikle Avrupa ülkelerinde sivil toplum kuruluşları, dernekler, ajanslar yerel yönetimlerin denetiminde daha aktif çalışmaları göze çarpmaktadır. Türkiye'de ise bu yönde sadece koruyucu aile dernekleri aktif bir pozisyon almaktadırlar. Bu şekliyle izlenen sosyal politikalarda, sivil toplum kuruluşlarına, vakıflara vb. gönüllü organizasyonlara yönelik çalışmalara daha çok ağırlık verilmelidir. Anahtar Kelimeler: Koruyucu Aile, Çocuk Koruma Politikaları, Türkiye ve Dünyada uygulamaların karşılatılması, Sosyal Politika Önerileri

Grup odaklı sosyal hizmetKoruma politikalarıKoruma tedbirleri+6
İbrahim Ataç
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Sosyal devlet anlayışı çerçevesinde sağlık çalışanlarının mesleki tükenmişlik düzeyi ve iş doyumu ilişkisi: "Ankara ili acil sağlık hizmetleri örneği"

Sağlık insanoğlu için en önemli nimetlerden biridir. Her birey farklı koşullarda yaşamasına rağmen sağlık aynı düzeyde öneme sahiptir. Sağlık hizmeti bu noktada kaynakları etkin ve doğru yöntemlerle hayata geçirmeyi gerektirir. Ülkelerin sunmuş oldukları sağlık hizmetleri ise vatandaşına sağladığı bir sosyal politika aracıdır. Bu bağlamda Sağlık hizmetlerinin etkinliği ve bütünlüğü sosyal devlet anlayışı çerçevesinde değerlendirmeyi gerektirir. Mesleki Tükenmişlik kavramı özellikle insan odaklı çalışılan meslek gruplarının başında yer alan sağlık çalışanlarının hizmet bütünlüğünü aksatmaktadır. Yaşanılan tükenmişlik durumu ise iş doyumunu azaltmaktadır. Bu çalışmanın amacı, başarılı bir sağlık hizmeti sunumunda çalışanların bilgi ve tecrübesinin yanı sıra memnuniyet ve fedakârlık düzeylerinin önemli bir role sahip olduğu bu doğrultuda yaşamış oldukları mesleki tükenme durumu ve iş doyumunu birlikte değerlendirebilmektir. Bu değerlendirme sonucunda elde edilen bulgular doğrultusunda literatüre katkı sağlayıcı önerilerin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada artan mesleki tükenmişlik sorunsalı ele alınmış olup, iş doyumu ile etkileşim içerisinde olduğu sos yo demografik değişkenler; cinsiyet, yaş, medeni durum, eğitim düzeyi, aylık hane geliri, meslekte geçirilen süre bağımsız değişkenleri ile değerlendirilmesi hedeflenmiştir. Çalışmanın yöntemi olarak nicel yöntem kullanılmıştır. Tüm çalışma popülasyonlarında demografik özelliklere göre kategorize edilmiş gruplarda, Maslach Tükenmişlik Ölçeğinde yer alan duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve kişisel başarı alt kategorilerinde alınan puanlar ile Minnesota İş Doyum Ölçeğinde alınan puanlar arasındaki ilişki Regrasyon Analizi ile karşılaştırılmış, Pearson korelasyon katsayısı ile incelenmiştir. Çalışmanın bulgularında tüm gruplarda İş doyumu ile tükenmişliğin alt grupları arasında anlamlı düzeyde negatif yönde ve güçlü düzeyde ilişki saptanmıştır. İş doyumu ile duygusal tükenme ve duyarsızlaşma alt kategorileri arasında negatif yönde güçlü düzeyde anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Kişisel başarı alt kategorisi ile de iş doyumu arasında pozitif yönde zayıf düzeyde ilişki tespit edilmiştir. Sonuç olarak, iş doyumu, çalışanların tükenmişlikleri ile ilişkilidir. Sosyal politika belirleyicileri için bu ilişkinin göz önünde bulundurulması fayda sağlayabilir. Anahtar Kelimeler: Sosyal Devlet, Sosyal Politika, Sağlık Hizmetleri, Mesleki Tükenmişlik, İş Doyumu

Acil servisAcil tıp servisleriAnkara+7
Özlem Bağlar
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti'nden Türk Kızılay'ına sosyal yardımlar(1868-2000)

Bu tez Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti'nin kuruluşu ile Cumhuriyet döneminde Kızılay ismiyle faaliyetine devam eden Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti'nin günümüze kadar gelen sosyal yardımlarını analitik bir perspektifle ele almaktadır. Osmanlı Hilâl-i Ahmer Cemiyeti Trablusgarp, Balkan, Çanakkale savaşlarında cephe gerisinde sahra hastaneleri açarak yaralıları tedavi maksadıyla mühim bir görev ifa etmiştir. Cemiyeti Cumhuriyet döneminde Türkiye Hilâl-i Ahmer Cemiyeti ismin alarak daha çok deprem, sel ve salgın hastalıklar gönüllü sağlık hizmetlerinin yürütülmesinde etkili olmuştur. Bunların yanı sıra 1923-25 yıllarında Türkiye Hilâl-i Ahmer Cemiyeti, Yunan ve Türk nüfusunun mübadelesinde vapurlar ve aşevleri ile büyük gayret sarf etmiştir. Yunanistan'dan ülkemize gelen Türk nüfusu Türkiye'nin çeşitli vilayetlerine iskân edilerek müstahsil hale getirilmiştir. İkinci Dünya Savaşı'na gelindiğinde Yunanistan'da meydana gelen açlık ve kıtlık yüzünden Kurtuluş ve Dumlupınar isimli erzak taşıyan yardım gemileri gönderen Kızılay Yunanistan'dan gelen savaş mağduru 1000 çocuğun da Türkiye'de bir süre bakımını üstlenmiştir. 1950 yılına gelindiğinde Bulgaristan'da zorunlu göçe tabi tutulan Türk'ler için Kızılay Çorlu'da göçmen hastanesi açarak onların tedavilerini üstlenmiş ve Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanı ve Cumhurbaşkanı düzeyinde yardımlarla göçmenlerin iskanı için faaliyetlerde bulunmuştur. Gelen muhacirlerin Kızılay tarafından iaşe ve ibatesi sağlamış ve daha sonra onları inşa edilen göçmen evlerinde iskân edilmiştir. Bulgaristan Muhacirleri çeşitli mesleklere sahip olduğundan ülkenin kalkınmasında önemli rol oynamışlardır. Kıbrıs Barış Harekatı'nda adaya huzur ve barışın gelmesi için din, dil, ırk ayırt etmeksizin adaya çeşitli yardımlarda bulunmuştur. 1963-65 yıllarında kurulan Kıbrıs Kızılay Hastanesi adada uzun yıllar faaliyette bulunmuştur. Kıbrıs Barış Harekatı'nda adaya huzur ve barışın gelmesi için din, dil, ırk ayırt etmeksizin adaya çeşitli yardımlarda bulunmuştur Kızılay 1980-90'lı yıllara gelindiğinde yurt dışındaki yoksul ülkelere sosyal yardımlara ağırlık vererek birçok ülke için dünya çapında bir sembol olmaya başlamıştır. Sırpların katliam gerçekleştirdiği Bosna Hersek'e Kızılay aracılığıyla önemli miktarda sosyal yardım gönderilmiştir. 2000'li yıllara doğru kurumsallaşma yoluna giden Kızılay 1999 yılına gelindiğinde Marmara Depremi için ve Düzce Depremi'nde çadırkentler kurulmasında Kızılay önemli rol oynamıştır.

Hilal-i AhmerHilal-i Ahmer CemiyetiKızılay+4
Cüneyt Uğurlu
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Dijitalleşmenin iş performansı, iş tatmini ve örgütsel bağlılık üzerine etkileri

Dijitalleşme, işletmelerin sadece mekanik süreçlerinde değil örgütsel dinamiklerinde de değişim ve dönüşümlere neden olmaktadır. Üretim süreçlerinde yaşanan dijital dönüşüm, çalışma ortamını etkilemekte ve farklı fırsatları ve riskleri içinde barındırmaktadır. Buradan hareketle çalışmanın temel amacı, çalışanların dijitalleşme algıları ile iş tatmini, iş performansı ve örgütsel bağlılık arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırma için nicel bir alan çalışması yapılmış ve gerekli veriler, Ankara İvedik Organize Sanayi Bölgesinde faaliyet gösteren firmaların çalışanlarından anket yoluyla elde edilmiştir. Çalışmada, dijitalleşme algısı ile iş tatmini, iş performansı ve örgütsel bağlılık değişkenleri arasında ilişkileri inceleyen bütüncül bir model geliştirilmiştir. Araştırmada kurulan modelin ve bu modele dayalı hipotezlerin test edilmesi için yapısal eşitlik modellemesi yöntemi kullanılmıştır. Araştırma bulgularına göre dijitalleşme algısının, iş performansını ve iş tatminini anlamlı ve pozitif olarak etkilediği görülmektedir. Diğer yandan, analiz sonuçlarına göre dijitalleşme algısının örgütsel bağlılığa olan etkilerinin pozitif ancak istatistiksel olarak anlamlı olmadığı görülmüştür. Sonuçların hem literatür hem de uygulamacılar için önemli ipuçları sunduğu değerlendirilmektedir.

PerformansSayısallaştırmaÖrgütsel bağlılık+2
Büşra Koru Uzkurt
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İlkokul öğrencilerinin küresel iklim değişikliği farkındalığının analizi

İklim değişikliği konusunda erken yaşta yüksek farkındalık, uzun vadede beklenen iklim değişikliği çıktıları üzerinde olumlu etkilere sahiptir. İklim değişikliği farkındalığı dinamiklerini keşfetmek, iklim değişikliği ile ilgili eğitim politikası sorularına ışık tutabilir. Çocukluk eğitimi politika uygulamaları, önleyici ve uygun maliyetlidir. Bu bağlamda çalışmada, Türkiye'deki ilkokul öğrencilerinin küresel iklim değişikliği farkındalıkları analiz edilmekte ve elde edilen bulgular doğrultusunda ilkokul öğrencilerinin yüksek farkındalık olasılıklarını artıracak sosyal politika önerileri sunulmaktadır. Çalışmada, 2021-2022 eğitim-öğretim yılında Türkiye'nin Ankara ilinin, Keçiören ilçesindeki 3 okulun 23 şubesinde öğrenim gören üçüncü ve dördüncü sınıf öğrencilerinden örneklenmiş birincil veriler (N=370) kullanılmıştır. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen bir anketle toplanmıştır. 31 maddeden elde edilen puanlamaya göre örneklem ortalama farkındalık puanı 16.12 (maksimum 31) olarak hesaplanmıştır. İkiye ayrılan farkındalık puanları, hesaplanan ortalama puandan büyük veya ona eşit puanlar için "yüksek", bu puandan düşük puanlar için "düşük" olarak atanmıştır. Örneklemdeki öğrencilerin %48.92'sinin küresel iklim farkındalığı puanının yüksek olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların %83.24'ü küresel iklim değişikliğinin gerçek olduğuna inanırken, %84.05'i küresel iklim değişikliği konusunun çok önemli olduğuna inanıyor ve %43.51'i bu konuda çok endişelidir. Katılımcı öğrencilerin yaklaşık %47'si küresel iklim değişikliği kavram bilgisini ölçmek için sunulan 14 ifadenin 6.58'inden haberdardır. Bununla birlikte %53'ü iklim değişikliğinin nedenlerini ölçmede sunulan 7 ifadenin 3.71'inden haberdar iken %58'i iklim değişikliğinin sonuçlarını ölçmede sunulan 10 ifadenin 5.8'inden haberdardır. Böylece en yüksek farkındalık puanı; küresel iklim değişikliğinin sonuçları, ardından küresel iklim değişikliğinin nedenleri ve son olarak da iklim değişikliği kavram bilgisi alanında olmuştur. Sırasıyla sınıf ve okul; aile ve arkadaşlar; İnternet; televizyon; kitap ve dergiler; filmler; müze, hayvanat bahçeleri ya da akvaryumlar; gazeteler; diğer kaynaklar ve son olarak radyo, iklim değişikliği için mevcut bilgi kaynakları arasındaydı. Öğrenciler iklim bilgisini nereden alacaklarına ilişkin tercihlerini ise sınıf ve okul; kitap ve dergiler; aile ve arkadaşlar; İnternet; televizyon; filmler; müze, hayvanat bahçeleri ya da akvaryumlar, gazeteler, diğer kaynaklar ve radyo olarak sıraladılar. İlkokul öğrencilerinin yüksek (düşük) iklim değişikliği farkındalık puanına sahip olma olasılıklarının belirleyicileri, Stata 15 programı kullanılarak Lojistik Regresyon Analizi (LRA) yöntemiyle tahmin edilmiştir. Öğrencilerin yaşı, fen bilgisi ders notu, sınıf mevcudu, öğretmeninin görev süresi, devam ettikleri okul, öğretmeninin cinsiyeti, sınıf seviyesi, sınıf mevcudu ile sınıf seviyesinin etkileşiminin yüksek iklim değişikliği farkındalık puanına sahip olma olasılığının istatistiksel olarak anlamlı belirleyicileri olduğu bulunmuştur. Spesifik olarak, değişken ortalamasında bir ilkokul öğrencisinin yüksek iklim farkındalığına sahip olma olasılığı 0.485 olarak tahmin edilmiştir. Öğrencilerin yüksek farkındalık olasılıkları ile öğrenci cinsiyeti, kardeş sayısı, doğum sırası, anne-baba eğitim düzeyi, anne-babanın iş durumu ve hayat bilgisi ders notu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Diğer taraftan karma etki (hiyerarşik ya da çok düzeyli) LRA tahmin denemelerinde okul, sınıf ve şube düzeyinde istatistiki olarak anlamlı varyasyona dair kanıt bulunamamıştır. Anahtar Sözcükler: Çocuk, Eğitim, Farkındalık, İlkokul Öğrencileri, Küresel İklim Değişikliği, Lojistik Regresyon, Sosyal Politika

FarkındalıkLojistik regresyon analiziSosyal politika+2
Emine Çalışır
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın dayanışmasının trans-yaşlı kadınlar üzerinden fenomenolojik bir incelemesi: Ankara örneği

Küresel bir olgu olarak eşitsizlik, birçok toplumsal grubu etkilemektedir. Bu eşitsizliklerin farklı türleri vardır ve bazı toplumsal gruplar eşitsizliğin birden çok türünü aynı anda deneyimlemektedir. Transseksüel- yaşlı kadınlar toplumsal cinsiyete, yaşa ve sınıfsal koşullara dayalı eşitsizlikleri aynı anda deneyimleyen bir gruptur ve sosyal devlet erişememekte; sosyal politika uygulamaları geliştirmemektedir. Ayrıca yaşlılar için var olan sosyal politika uygulamalarından da etkin biçimde faydalanamamaktadırlar. Eşitsizliğin birden çok türü ile mücadele etmek ve sosyal politika uygulamaları vasıtasıyla karşılaştıkları sorunları çözememek transseksüel- yaşlı kadınlar arasında enformel bir dayanışma meydana getirmiştir. Bu çalışma, transseksüel- yaşlı kadınların enformel dayanışma ilişkilerini keşfetmeye odaklanmıştır. Enformel dayanışmanın kimler arasında, hangi maddeler üzerinden, nasıl ve neden geliştiği; dayanışmaya kabul ve dışlama süreçleri çalışmanın konusu kapsamındadır. Bu doğrultuda yedi transseksüel-yaşlı kadınla yarı yapılandırılmış görüşme formu üzerinden derinlemesine mülakatlar yapılmıştır. Transseksüel-yaşlı kadınların dayanışma ağında arkadaşlar ve aile ön plandadır. Dayanışma maddeleri genellikle yaşamın devamı için gerekli beslenme, giyinme, barınma gibi temel ihtiyaçlardır. Katılımcıların yoksullaşmasındaki en büyük etken ise enformel sektörde çalışmak zorunda olmaları sonucu çalışma haklarından yoksun kalmalarıdır. Şartların iyileştirilmesi için sosyal politika uygulamaları hakkında bilgilendirilmeleri, sosyal politika uygulamalarının ulaşılabilir olması, sosyal yardımların nakdi olması ve sosyal yardımların eşit ve adil bir şekilde dağıtılması gerekmektedir. Ayrıca çalışma şartlarının devlet tarafından düzenlenmesi sorunun yeniden üretimine ket vuracak önemli bir noktadır. Anahtar Kelimeler: Dayanışma, Sosyal Politikalar, Transseksüel, Yaşlılık

DayanışmaYaşlılık
Lutfiye Aktan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'deki Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları (SYDV) çalışanlarının asgari gelir desteği uygulamasına yönelik görüşleri

Sosyal yardımlar, özellikle nakdi yardımlar yoksullukla mücadelede çözüme en hızlı ulaştıran sosyal politika araçlarından biridir. 2022 yılı itibariyle Türkiye'de 49 farklı sosyal yardım programı uygulanmaktadır ve son yirmi yılda sosyal yardımlara bütçeden ayrılan pay tam dört katına çıkmıştır. Yoksullukla mücadelede tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de kaynakların en etkin kullanılabileceği ve ülkemize en uygun yöntemler belirlenmeye çalışılmakta ve ona göre yeni politikalar oluşturulmaktadır. Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Vakıfları (SYDV), Türkiye genelinde tüm il ve ilçelerde örgütlenmiş kurumsal yapıları ve sahada deneyimli çalışanları ile kamusal sosyal yardımların dağıtımında en etkili kurumdur. Bu çalışmada Türkiye genelindeki SYDV çalışanlarına yönelik anket uygulanarak Asgari Gelir Desteği (AGD) Uygulamasına yönelik görüşleri araştırılmıştır. Çalışmada kartopu anket yöntemi kullanılmış ve 379 sosyal yardım ve inceleme görevlisine ulaşılarak mevcut sosyal yardımlara yönelik algıları, sosyal yardım istihdam ilişkisi ve asgari gelir desteği uygulaması ile AGD'nin ülkemizde nasıl uygulanabileceği konusundaki düşünceleri araştırılmaya çalışılmıştır. Bir sosyal yardım türü olarak AGD konusunda SYDV inceleme ve araştırma görevlileriyle yapılan alanında ilk çalışma olması ve sonuçları itibariyle politika yapıcılara önemli çıktılar vermesi bakımından önem arzetmektedir. Özellikle sosyal yardım artı dönem olarak nitelenen önümüzdeki süreçte Türkiye'de sosyal yardımların nereye evrilebileceği konusunda sahadaki uygulayıcıların görüşleri bundan sonra yapılacak çalışmalara da yol gösterecektir.

Asgari gelir desteğiSosyal Yardımlaşma ve Dayanışma VakfıSosyal politika+3
Ayşe Hilal Sayan Koytak
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de yaşlılık ve uygulanan sosyal politikalar

Bilimsel ve teknolojik ilerlemeler, sağlık hizmetlerinin yaygınlaşması ve yaşam süresi artmış, doğum oranlarının azalması ile dünya hızlı şekilde yaşlanmaya başlamıştır. Doğum ve ölüm oranlarındaki farkla birlikte demografik yapı da değişmeye başlamıştır. Dünya genelinde insanlar uzun yaşamaktadırlar. Yaşlılık hem gelişmiş ülkeler hem de gelişmekte olan ülkeler açısından önemli olmakla birlikte sağlık, sosyal güvenlik, eğitim, istihdam alanlarını ve özellikle de aile hayatını etkilemektedir. Son yıllardaki araştırmalar dünyada ve Türkiye'de demografik yapının değiştiğini ve yaşlı birey nüfusunun arttığını göstermektedir. Sosyal politika, devletlerin sosyal refahını ve toplumun bir arada olmasını sağlayan ve sosyal barışın, adaletin ve gelişmenin sağlanması için uygulanacak çalışmaların ve politikaların tamamını kapsamaktadır. Bu nedenle devletlerin uyguladıkları bu politikaların toplum ihtiyaçlarına uygunluğu ve devamlılığı önem arz etmektedir. Yaşlı birey nüfusunun Türkiye'de de artmasıyla yaşlılık kavramının önem kazanması ile birlikte, büyüyen yaşlı nüfus için de bir takım sosyal politikaların uygulanması ve mevcut politikaların geliştirilmesi önem arz etmektedir. Sosyal politika kapsamında yaşlılık önemli bir konu olmakla birlikte, ülkeleri sosyal, ekonomik, sağlık, kültürel vb. alanlarda etkilemektedir. Bu tez çalışmasında yaşlılık ve yaşlılık ile ilgili sosyal politika uygulamaları öncelikle literatür taraması yöntemiyle incelenmiş ve yaşlılık kapsamında Türkiye'de uygulanan sosyal politika uygulama örnekleri incelenmiştir. İkinci aşamada Ankara ili Çankaya ilçesinde yaşayan 65 yaş ve üzeri bireylerin seçilerek hazırlanan görüşme formunda yer alan sorular iletilmiştir. Çalışma kapsamında soruları yanıtlayan gönüllüler ile yapılan görüşme sonucunda elde edilen veriler veri toplama aracına göre ayarlandı ve 65 yaş ve üzeri bireylerin yaşlılık ile ilgili sosyal politika uygulamalarına yönelik görüşlerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Türkiye'deki yaşlılıkla ilgili sosyal politika uygulamaları ve bu uygulamalardan faydalanma ve memnuniyet durumları hakkında bilgi verilmesi amaçlanmıştır. Görüşmeler sonucunda 65 yaş ve üzeri bireylerin Türkiye'de uygulanan sosyal politika uygulamalarından haberleri olduğu kadar memnun oldukları ve yaşlılık sürecinde sahip oldukları uygulamaların geliştirilmesini talep ettikleri tespit edilmiştir.

Muhammed Baran Karaduman
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Göçmen çocuklara yaygınlaştırılan şartlı eğitim yardımı programı'nın çocuklar üzerindeki etkisini anlamaya yönelik nitel bir araştırma

Tarih boyunca sürekli göç alan ve göç veren Türkiye'nin özellikle 2011 yılında Suriye'de yaşanan iç savaş sonrasında göçmen nüfusu her yıl artmaya devam etmiştir. Türkiye içerisinde dört milyona yakın kayıtlı Suriyeli göçmen bulunmaktadır. Göçmenler arasında incinebilirlik durumları en fazla olan ise çocuklardır. Özellikle göç sürecinden sonra eğitime erişimleri kısıtlı hale gelen Suriyeli göçmen çocuklar için bir takım eğitim çalışmaları planlanmıştır ve uygulanmıştır. Bu uygulamalardan birisi Şartlı Eğitim Yardımı Programı'dır. 2003 yılından itibaren Türkiye'de ulusal düzeyde uygulanan Şartlı Eğitim Yardımı Programı'nın, 2017 yılında göçmen çocukları da kapsaması kararı alınmıştır. Göçmen çocuklara yaygınlaştırılan Şartlı Eğitim Yardımı Programı'nın nakit bileşeni ve çocuk koruma bileşeni olmak üzere iki bileşeni bulunmaktadır. Böylece okula düzenli devam eden göçmen çocuklara eğitim yardımı sağlanırken aynı zamanda devamsızlık yaptığı için yardımı durdurulan çocukların hanelerine çocuk koruma ekipleri tarafından ziyaretler düzenlenmektedir ve bir dizi sosyal çalışmalar yapılmaktadır. Bu tez çalışması; göçmen çocuklara yaygınlaştırılmış olan Şartlı Eğitim Yardımı Programı'nın nakit ve çocuk koruma bileşeni ile beraber Suriyeli göçmen çocuklar üzerindeki doğrudan veya dolaylı etkilerini nitel araştırma yöntemi ile anlamayı amaçlamıştır.

Sosyal politika
Saime Demirel
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoctorateOpen AccessEN

Sustainable development goals in lower-middle income economy: Relevancy and outlook in Cameroon

Since 2000 the United Nations had adopted two major global agendas namely the Millennium Development Goals and the Sustainable Development Goals. The latter is expected to entail the covering of larger landscape involving 17 goals that enclose economic, environmental and social dimensions of sustainability. However in realizing these goals, nations do not start at equal line given their delay or advancement in term of development making therefore some of them closer or much farer away of achievement's point. Hence this research aims at analysing if lower-middle income country like Cameroon is on right pathway to achieve the 2030 agenda relatively to poverty ending and shared prosperity within short prescribed deadline and considering the huge institutional, political, economic, sociocultural and environmental challenges it has to address purposely. In this regards, a documentary research concerning the topic have been carried out, drawn mostly from official policy documents, reports as well as articles and an interview guide was applied to respondents working in various sectors of civil society across the country allowing to gather their inherent expert's insights. Collected data have been analysed systematically and thematically using the qualitative method of content analysis over several aspects of research namely extreme poverty, social poverty, social protection (social safety nets), basic services as well as shared prosperity. The findings and interpretations have put into evidence that the country is unlikely to achieve targets on poverty ending and social inequality reduction by 2030 notwithstanding expected relative positive trend concerning social poverty and social protection (social safety nets). Likewise they have shown that the concerned UN global targets are worthy to get implemented in Cameroon considering their higher ambition comparing to existing national targets. They outline also issue of relevancy regarding adopted thresholds (extreme poverty's international threshold and minimum wage) which are set to measure extreme poverty and social poverty proposing instead multidimensional approach. Throughout the conclusion, recommendations have been made in order to improve the pace of mentioned targets' achievement, especially concerning the funding strategies of sustainable development undermined heavily by neo-colonialist system while integrating also Cameroon's historical background.

Haman Adama Mohamadou
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Refah devletinin yeniden yapılandırılmasında alternatif arayışları: Toplumsal bir güç olarak sosyal sermaye yaklaşımının etkisi

Sosyal sermayenin göstergesi olan, topluluk içindeki etkileşimlerden kaynaklanan sosyal güven, norm, karşılıklılık gibi değerlerin; sosyal ağlara dahil olma, toplumsal hoşgörü, sivil ve siyasi katılım gibi pratiklerinin ve bireylerin refah devlet sorumluluk algılarının bölgeler açısından ne ölçüde değişkenlik göstereceğinin Ankara ili Çankaya ve Mamak ilçelerine bağlı mahalleler kapsamında incelendiği bu tez çalışmasında, enformel sosyal güvenlik ağları kabul edilebilecek sosyal sermaye bileşenlerinin yerel düzlemde karşılaşılan sorunların aşılmasında, faydasının varlığının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Sonuçlar özellikle güven parametresinin, ikamet edilen ilçe, eğitim seviyesi ve gelir düzeyi ile ilişkili olduğunu ve bunun da sosyal sermayeye anlamlı şekilde etki ettiğini, yanı sıra iki ilçe sakinleri özelinde sosyal sermaye yapısının farklı göstergeler açısından değişkenlik arz ettiğini ortaya koymuştur.

Nurgül Başaran
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Mesleki ve teknik lise öğrencilerinin Endüstri 4.0 kapsamındaki beceri düzeylerine ilişkin algı: Ankara ili örneği

Bu araştırmanın amacı, mesleki ve teknik lise öğrencilerinin Endüstri 4.0 kapsamındaki beceri düzeylerine ilişkin algıyı incelemektir. Nicel yönteme göre tarama modeli ile desenlenen araştırma neticesinde "21. Yüzyıl Becerileri Düzeyine İlişkin Algı Ölçeği" geliştirilmiştir. Araştırmada Ankara il merkezi içerisinde bulunan 7 adet Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesinde, Endüstriyel Otomasyon Teknolojisi, Makine Teknolojisi, Elektrik-Elektronik Teknolojileri ve Bilişim Teknolojileri alanlarında öğrenim gören, basit tesadüfi örneklem yoluyla seçilen 834 öğrenciye ölçek uygulanmıştır. Ölçeğin geçerlik ve güvenirlik analizleri tamamlandıktan sonra yapılan araştırma verilerinin analizi SPSS 27 ve AMOS 26 paket programları ile yapılmıştır. Ölçeğin toplam ve alt boyutlarında yapılan karşılaştırmalarda t-testi ve ANOVA testi uygulanmıştır. Anlamlı farklılık meydana gelen durumlarda çoklu karşılaştırmalara uygun olan Posthoc (LCD) testi kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre, erkek öğrencilerin yaşam ve kariyer beceri düzeylerinin kız öğrencilerden daha yüksek olduğu görülmüştür. Öğrencilerin sınıf düzeyi yükseldikçe 21. yüzyıl becerileri düzeyine ilişkin algılarının arttığı, kendi tercihi ile mesleki ve teknik eğitimi seçen öğrencilerin 21. yüzyıl becerileri düzeylerine ilişkin algılarının daha yüksek olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca hanehalkı gelir düzeyinin yüksek olmasının öğrencilerin 21. yüzyıl becerileri düzeyine ilişkin algısının yüksek olmasında etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bunun yanı sıra Aselsan, Cezeri Yeşil Teknoloji ve Şehit Mehmet Şengül Mesleki ve Teknik Anadolu Liselerinde öğrenim gören öğrencilerin 21. yüzyıl becerileri düzeyine ilişkin algıları diğer proje kapsamında olan mesleki ve teknik liselerden yüksek puanlara sahiptir. Sonuç olarak mesleki ve teknik lise öğrencilerinin 21. yüzyıl becerileri düzeyine ilişkin algılarının toplam ölçek puanı bakımından yüksek puanlara sahip olduğu sonuçlarına ulaşılmıştır.

21. yüzyılAnadolu meslek liseleriEndüstri 4.0
Pınar Salih
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Doğu Anadolu Projesi (DAP bölgesi) kapsamında bulunan illerde faaliyet gösteren bölgesel kalkınma ajanslarının kadın istihdamına etkisi

Kalkınma her yerde aynı zamanda ve oranda gerçekleşmemektedir. Kalkınmışlık düzeyi, ülkeler hatta aynı ülkenin farklı bölgeleri arasında da değişiklik görülebilmektedir. Oluşan bu bölgesel eşitsizlikler bazı bölgelerde yüksek oranlarda seyrederken bazı bölgeler de daha düşük seyretmektedir. Ülkemizde bölgeler Düzey-2 olarak 26 bölgeye ayrılmıştır. Doğu Anadolu Projesi (DAP) kapsamında yer alan beş adet Düzey-2 bölgelerin sosyo-ekonomik gelişmişlik seviyesine bakıldığında ise sondan ikinci bir gelişmişlik seviyesinde olduğu görülmektedir. Meydana gelen bölgelerarası ve bölge içi dengesizliği gidermek maksadıyla kurulan bölgesel kalkınma ajanslarının burada rolü büyük olmuştur. DAP bölgesi illerine bakıldığında ise ataerkil bir toplum yapısının hâkim olması, toplumsal cinsiyet rolünün baskıları, cinsiyetçi iş bölümü politikaları, bölgenin kendine has özelliklerinin geliştirilememesi gibi nedenler ile kadın istihdamı olumsuz etkilenmektedir. Kalkınma ajanslarının oluşan olumsuzlukları giderebilmesi için bölgenin şartlarının iyi anlaşılıp, değerlendirilmesi ve çalışmaların bu yöne kaydırılması gerekmektedir. Araştırma DAP Bölgesi kalkınma ajanslarından destek almış kartopu örneklem yoluyla seçilmiş 25 kadın katılımcıyla derinlemesine görüşmeler yapılarak sorular sorulmuştur. Görüşme verilerinin işlenmesi kodlama yöntemiyle gerçekleştirilmiştir. Desteklerden yararlanan kadın katılımcıların görüşlerine endeksli olarak öncelikle kalkınma ajanslarının kadın istihdamına etkilerinin, yeterliliğinin anlaşılarak sonrasında konu ile ilgili belirlemeler ve önerilerde bulunulması amaçlanmıştır. Ajans desteklerinin katılımcılara olumlu etkileri, eleştirileri ve önerileri paylaşılarak çalışmanın amacını güçlendirilmek istenmiştir. Ayrıca bölgede yaşayan kadınların sorunları, bölgedeki kadın katılımcılar tarafından bizzat anlatılmaya çalışılarak, kadın istihdam bakımından yapılan düzenlemelerin daha çok nerelere odaklanılması gerektiği yönüne ışık tutacağı düşünülmektedir. Kodlama analiziyle elde edilen bulgular sonucunda, kalkınma ajanslarının destekleriyle elde edinilen faydalar olarak uzmanlaşma, verimlilik artışı, girişimcilik alanında yarar sağlanmıştır. Bulgular sonucunda en çok faydalanmanın uzmanlaşma alanında olmasının sebebi de eğitim desteklerinden yararlanan kadınların çoğunlukta olmasından dolayıdır. Katılımcıların çoğu nitelikli ve devamlı personel zorluğu çektiğinden, başvuru sırasında herhangi bir zorluk yaşamadığından ve bunu da ajans personelinin ilgi ve alakası sayesinde olduğundan ancak ajansın yeterli destek sağlamadığını, en azından zamanın şartlarına göre desteklerin öneminden bahsetmişlerdir. Bölgedeki kadın istihdam sorununu ise eğitimin önemi üzerinde durulmuştur. Bölgede çalışmak isteyen kadınların eğitim seviyesinin düşük olmasından dolayı nereden başlayacağını bilememesine yol açtığından, bilenlerin ise ataerkil toplum yapısı ve yıldırma/baskılar ile vazgeçirilmeye çalışılması, ev, aile ve çocuk sorumluluğunun kadınların üzerinde olması gibi nedenler ile kadın istihdamının olumsuz seyrettiğinden bahsedilmiş ve eleştirilmiştir.

Esma Aksoy
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Göçmen karşıtlığının göçmenlere yönelik sosyal politikalara etkisi- Almanya ve Türkiye üzerine inceleme

1942 Beveridge Raporu'ndan beri küreselleşme karşısında eski etkinliğini yitirse de sosyal refah, geliri yeniden dağıtıcı, müdahaleci ve düzenleyici özellikleriyle medeniyete katkı sunmaya devam etmektedir. Bu katkı sürerken, Avrupa'dan tüm dünyaya yayılan ve sosyal devletin koruması altında olması gereken göçmenlere yönelik olarak bir karşıtlık geliştiği görülmektedir. Bu karşıtlık, medya, siyasi aktörler ve bireyler eliyle kalınca çizgilerle çizilmektedir. Sosyal devletlerin sınır güvenliği endişesi, göç politikalarının içine nüfuz etmiştir. Göç ile ilgili tartışmaların güvenlikçi yaklaşım temelinde yeniden şekillenmesi bir yana, göçün refah ve sosyal haklar ekseninde de ele alınması gerekmektedir. Sermayenin serbest dolaşımına izin veren küreselleşmenin göçü kısıtlamaya çalışması aşırı sağın çelişkisidir. Kısıtlayıcı önlemler kayıt dışılığa ve düzensiz göçe sebep olurken, refah devletinin de zayıflamasını hızlandırmaktadır. Refahın yaratıcısı, yerli- yabancı ayrımı yapılmadan herkestir. Refah devleti , salt kamu harcamaları yapan devlet değil, insan ve insaniyetle ilgilenen devlettir. Avrupa'nın güvenlik algısı artık askeri güvenlikten ziyade sosyal ve ekonomik güvenlik ekseninde olduğu için bunu tehdit eden her unsur gibi göçmenler de tehditkar kabul edilmektedir. Refah şovenizmine dönüşen göçmenlere yönelik sosyal harcamalar, toplumda tepkiyle karşılanmaya başlamaktadır. Böylece göç denilince, insani ve ekonomik gerekçeler değil güvenlik endişelerinin dile gelmesi olağan hale gelmektedir. Almanya'da bu yıl 61. yıl dönümü olan İşgücü Göçü'nün bu politik rüzgarın etkisiyle, zaman zaman aşırı göçmen karşıtlığı şeklinde yansımaları olmaktadır. Tarihi itibariyle ırkçılıkla anılır olan ve kıta Avrupası sosyal refahının önemli temsilcisi olan Almanya'da, göçmenler aşırı yararlanıcılar olarak görülmekte, Avrupa toplumunu istila ettikleri iddia edildiği için, sosyal politikalar oluşturulurken yerleşik tepkiler de göz önünde bulundurulmaktadır. 2011 Suriye İç Savaşı'ndan kaçıp sınırlarımıza gelen sığınmacılar için, Avrupa'dan yayılan göçün güvenlikleştirilmesi olgusu ve halk arasında yayılmaya başlayan göçmen karşıtlığı sebebiyle, sosyal politikaları bu çerçevede güncelleme gereği ortaya çıkmaktadır. Misafir kelimesiyle dayatılan bir geçekten, artık yerleşik duruma geçmiş ve hatta vatandaşlık bağı ile o ülkelere bağlı hale gelmiş yeni kuşaklar vardır. Göçmenler Almanya'da işgücü arzını karşılayan, refah düzeyini arttıran ancak yeri geldiğinde hala '' öteki'' olarak kabul edilen yine de göç literatüründe öteki tanımına bütün yönleriyle uyan önemli bir konudur. Almanya'da zaman zaman yükselen ve zaman zaman eyleme dönen göçmen karşıtlığı karşısında Alman hükümetinin mevcut sosyal politika araçlarını kullanarak sosyal politikaları nasıl kullandığı konusu; Türkiye'de sosyal tansiyonun yükselmesi durumunda atılacak adımları göstermesi açısından önemlidir. Anahtar Sözcükler: Göçmen Karşıtlığı, Nefret Söylemi, Güvenlikleştirme, Uluslararası İşgücü Göçü, Geçici Koruma, Sosyal Politika, Refah Devleti.

Düzensiz göçUluslararası göçYasadışı göç+2
Meltem Uzunpınar
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Suriyeli sığınmacılara yönelik politikalarda insani eylem kuruluşlarının rolü: Türk Kızılay örneği

Bu çalışmada Türk Kızılay'ın, özellikle Suriye Mülteci krizine müdahalesi ile genişleyen insani eylem sahasındaki yürütmüş olduğu faaliyetlerini; sürecin ilk zamanlarını, ilerleyerek kronikleşmesini ve günümüzde devam eden şekliyle kapsamlı ve bütünü anlamaya yönelik olarak araştırılmıştır. Çalışmada evren olarak seçilen Türk Kızılay'ın göç alanında çalışan yöneticilerinin tecrübe ve görüşleri ile sürecin nasıl ilerlediği ve söz konusu süreç ile Türk Kızılay'ın göç yönetim tercihlerinin nasıl değişerek geliştiği hususlarında önemli bulgular elde edilmiştir. Araştırma esnasında Türk Kızılay'ın göçe müdahalesinin insani ilkeler, paydaş ilişkileri ve iş birlikleri, kendi öz birikim ve reaksiyon verebilme gücü, şeffaflığı ve hesap verebilirliği ile Suriye kaynaklı mülteci krizine ve ihtiyaç sahibi tüm kişiler için geliştirdiği program/proje ve faaliyetler değerlendirilmiştir. Yürüttüğü faaliyetlerin bütününde insani eylem sahasında yarattığı fark, farkındalık ve model teşkil etme yolunda faydalandığı yaklaşımları, bütüncül olarak uygulayabilme becerisi anlaşılmaya çalışılmıştır. İnsani eylem sahasına olan müdahalesinde tahsis ettiği iş birlikleri vasıtasıyla hızla büyüyerek etkin ve etkili faaliyetler yürütebilmesinin dinamikleri incelendiğinde, tercih ettiği yaklaşımlar ve bu yaklaşımları doğru şekilde uygulayabilme çabası en önemli unsur olarak belirmektedir. Türk Kızılay mülteci krizinin ilk zamanlarında daha çok ihtiyaca yönelik acil durum müdahalesi faaliyetleri ve krizin yönetiminde devleti destekleyici rolü ile ön plana çıkmıştır. İlerleyen süreçte tüm faaliyetlerini, daha insani ve temel insan haklarını savunan 'Hak Temelli' anlayışı benimseyerek kurguladığı bulgularda karşımıza çıkmaktadır. İnsani krizlerde ihtiyaç odaklı, anlık ve acil durumlardaki yardımlar için çoğunlukla benimsenen muhafazakâr ve dini inanış doğrultusunda şekillenen yardım modellerinin aksine hak temelli yaklaşımda insani yardımın hedefi temel insani haklar üzerine oturtulmaktadır. Mevcut literatürde hak temelli yaklaşım incelendiğinde, insani yardımın ve ihtiyaçların ötesinde temel insani hakların savunuculuğunu yasal düzlem üzerinden tartışan bir bakış açısı göze çarpmaktadır. Bu çalışmada, politik söylemlere ve yasal zemin odağına takılması yönündeki eleştirilere rağmen hak temelli yaklaşımın insan onuruna daha yakışan bir model olarak insani eylem boyutu ele alınmıştır. Türk Kızılay'ın yürüttüğü faaliyetler araştırıldığında, kuramsal çerçeve başlığı altında hak temelli yaklaşımın göç ve insani eylem örgütleri ilişkisi değerlendirilmiş, bulgu başlıkları altında hak temelli anlayışın eyleme dökülmesi hususu derinlemesine tartışılarak literatüre katkı sağlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Geçici Koruma, Hak Temelli Yaklaşım, İnsani Yardım, İnsani Eylem, İnsani Kriz, Suriyeli Sığınmacı Krizi, Türk Kızılay

Muhammet Oğuz Yücel
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00