Bolu Abant İzzet Baysal University
Anabilim Dalı

Adli Bilimler Anabilim Dalı (disiplinlerarası)

Bolu Abant İzzet Baysal University

22

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

22 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Suç kavramı ve psikolojik yaklaşımlar

Kamu düzenini bozan suç kavramı, sosyal düzenin, kişilerin muhafazası için daha çok gayret gösterilmesini zorunlu kılmaktadır. Suç kavramı, tüm ülkeler için önem arz eden problemlerin başını çekmektedir. Suç hususundaki çalışmalar, suçun sebepleri, yapılış şekilleri, nüfus yapısı ve sosyolojik nitelikleri genelinde hassasiyet göstermektedir. Bilhassa çağdaş devletlerde suç sorunu, geri kalmış devletlere nazaran halkın gündemini meşgul eden endişe verici problem halini almıştır. Söz konusu devletlerde donelere göz atıldığında, suç seviyelerinin endişe verici düzeyde arttığı gözlemlenmektedir. Suç kavramının oluşumunda tesiri olan hususlardan bir tanesi de cemiyetin sosyal-kültürel inşasıdır. Cemiyetin yapısı, suç kavramının tahakkuk temelini oluşturmaktadır. Suçun teması dikkate değer olduğu kadar, suçluluk kavramının tanımlanması hususunda da problem oluşturmaktadır. Bu çalışmada, suç kavramı çatısı altında; suç tarifi ve suç kuramları ile psikolojik yaklaşımlar ele alınarak suçun açıklanmasında kullanılan başlıca psikolojik kuramlar analiz edilip, adli bilimler alanına katkıları açıklanmıştır.

Muhammed Süleyman Birinci
Hitit University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Multipl skleroz ve diğer demiyelinizan hastalıklarda kalpain ile HMGB1/TLR4/NF-κB sinyal yolağı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Demiyelinizan hastalıklar için daha etkili tedavilerin bulunabilmesi açısından sinyal yolakları ve ilişkili oldukları faktörlerin tespiti oldukça önemlidir. Bu doğrultuda; yeni tanılı Multiple Skleroz (MS) ve Nöromiyelitis Optika Spektrum Bozukluğu (NMOSD) hastalarında Kalpain-1 (CLPN1) ve Kalpain-2 (CLPN2) ile HMGB1/TLR4/NF-κB sinyal yolağı arasındaki olası ilişkisinin incelenmesi ve bu proteinlerin İnterlökin 17A (IL-17A) ve İnterlökin 37 (IL-37) sitokinlerine etkisinin belirlenmesi amaçlandı. BAİBÜ Nöroloji polikliniğine başvuran ve yeni tanı almış 18-65 yaş arasındaki MS (n=36), NMOSD (n=9) ve Psödotümör Serebri (PTS, n=28) olgularının BOS örneklerinde CLPN1, CLPN2, HMGB1, TLR4, NF-κB, IL-17A ve IL-37 seviyeleri ELISA yöntemiyle belirlendi. CLPN1 seviyesi MS grubunda NMOSD ve PTS grubundan daha yüksekti. CLPN2 seviyesi MS olgularında PTS olgularından yüksek, NMOSD olgularında ise PTS olgularından düşüktü. Gruplar arasında HMGB1, TLR4, NF-κB, IL-17A ve IL 37 seviyelerinde anlamlı farklılık görülmedi. Ancak, IL-17A ve IL-37 arasında pozitif korelasyon görüldü. Yaş ve cinsiyete bağlı olarak tüm parametrelerde anlamlı farklılık görülmedi. MS olgularında CLPN1 ile HMGB1/TLR4/NF-κB sinyal yolağı arasında pozitif korelasyon görüldü. CLPN2 ile HMGB1 ve TLR4 arasında pozitif korelasyon görüldü, ancak NF-κB ile korelasyon tespit edilmedi. NMOSD olgularında HMGB1/TLR4/NF-κB sinyal yolağı ile CLPN1 ve CLPN2 arasında korelasyon olmadığı görüldü. Tüm gruplarda IL-37 seviyesi IL-17A'dan yüksektir. Bu sonuçlar neticesinde anti-enflamatuar IL-37 seviyesinin tüm gruplarda yüksek çıkmasının nöroprotektif olarak bildirilen CLPN1'in seviyesinin yüksek olmasından kaynaklandığı düşünülebilir. Nöroenflamasyonun erken döneminde CLPN1'in CLPN2'den daha etkin olduğu düşünülebilir. CLPN1 ve CLPN2 etki farkı ve HMGB1/TLR4/NF-κB sinyal yolağı ile ilişkisinin daha kesin verilerle belirlenebilmesi için daha büyük çalışma gruplarında CLPN1'e özgü inhibitörlerle in-vivo ve in-vitro prospektif çalışmalar yapılması önerilmektedir.

HMGB 1KalpainMultipl skleroz+3
Firdevs Uluç
Bolu Abant İzzet Baysal University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

İnsan sesinin manipülasyonu: Akustik analizlerle adli bir inceleme

Suç soruşturmalarına konu olan konuşma kayıtları, suçun sesli tanıklarıdır. Bu tanıklar, kolayca saklanabilip iletilebilme özellikleri nedeniyle olay yerinden elde edilen maddi deliller kadar önem taşır. Kaydedilen konuşma örneği/örnekleri suçun çözümüne ilişkin nicel bir veri sunar. Böylece ceza davalarında kişinin masumiyeti ve suçluluğuna dair ispatı oluşturur. Çalışmada hedeflenen amaç, konuşma sinyalinin kişinin sesini manipüle ettiğinde etkili olan ünlü fonemlere ait formant frekanslarının nasıl etkilendiğini bulabilmektir. Ayrıca şüphelinin manipüle edilmiş ses kayıtları ve orijinal ses kaydı arasında ki formant frekanslar arasındaki benzerlikler ve farklılıklar ortaya koymaktır. Böylece savcılık ve mahkemeler tarafından bilinmeyen ses kayıtlarının kimliğini belirlemede ses uzmanlarına yol göstermektir. Bu çalışmada, 20-55 yaş arası 25 kadın 25 erkek toplam 50 sağlıklı gönüllü birey katılmıştır. Her birey için 5 farklı ses kaydı alınmıştır. Bu beş farklı kayıttan; ilki herhangi bir müdahalenin olmadığı orijinal ses kaydıdır; diğerleri ise her seferinde ses gizleme yöntemlerinden birinin kullanıldığı manipüle edilmiş 4 kayıttan (burun kapama, maske, mendil ve fısıltı) oluşmaktadır. Hazırladığımız iki farklı görev; 1). Hazırlanan kelime listeleri ve 2). Paragrafın okutulmasını içermektedir. Ses kaydı için, Audacity yazılımı, ses analizi için özelleştirilmiş Praat yazılımı kullanıldı. Sekiz ünlü (/a/, /e/, /ı/, /i/, /o/, /ö/, /u/ ve /ü/) fonemin F0, F1, F2, F3 formant frekansları ölçülmüş ve aynı noktadan elde edilen, veriler karşılaştırılmıştır. Ayrıca "Öğretmeni ve arkadaşlarıyla bütün günü beraber geçirir" cümlesinin spektrografik analizi yapılmıştır. Elde edilen spektrogramlar; formant frekanslarının dağılımı, gürültü bileşenleri, frekansların periyodik durumları yönünden incelenmiştir. İstatistiksel analizler IBM SPSS for Windows Version 23.0 paket programında yapıldı. Sonuç olarak, tek hece (üç harfi içeren, ünsüz-ünlü-ünsüz) cümle setinde " formant frekans değerlerinde" kimliği tanımaya yönelik; güvenilir formant frekansları "F0" (güvenilir fonemler /a/,/e/, /ı/, /o/, /ö/, /u/ ve /ü/) ve "F1" (güvenilir fonemler /a/,/e/, /i/, /o/, /ö/, /u/ ve /ü/) olarak bulunmuştur. Konuşmaya yönelik formant frekans değerlerinde kimliği tanımaya yönelik; "F0" (güvenilir fonemler /a/,/e/, /ı/, /o/, /ö/ ve /ü/) ve "F1" (güvenilir fonemler /a/,/e/, /ı/, /o/, /ö/ ve /ü/) formant frekanslarıdır. Spektrogram tiplendirmeleri, adli ses uzmanlarına sesin doğal özelliklerine ne kadar müdahale edildiğini göstererek dokümante edilebilen bir fikir sunmaktadır

Adli analizAdli bilimlerAdli vakalar+4
Nasibe Kıvrak
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İdari yargıda hatalı tıbbı uygulamadan açılan tam yargı davalarının sağlık hukuku yönünden değerlendirilmesi

Hatalı tıbbi uygulama son zamanlarda yazılı ve görsel basın ile mahkemeler tarafından sık sık kullanılmaktadır. Hatalı tıbbı uygulama neticesinde zarar gören hastalar idari yargıda tam yargı davası açarak bu zararlarını idareden talep edebilmektedirler. İdare ise bu ödemiş olduğu tazminat miktarını bazen sağlık mesleği mensuplarına mahkemelerin belirlediği kusur oranında rücu edebilmektedir. Bu durum ise sağlık mesleği mensuplarının zamanını almakta, psikolojilerini etkilemektedir. Aynı zamanda tazminat miktarlarını da ödemek zorunda kalmaları neticesinde maddi olarak da zarara girmektedirler. Sağlık mesleği mensupları hatalı tıbbi müdahaleden kaynaklanan tam yargı davaları ile karşılaşmamak için tıp biliminin gerektirdiği, hastaya daha fazla yarar gösteren tıbbi tedaviyi uygulaması, tıbbi özen ve dikkat göstererek hastaya zarar vermeden tıbbi müdahaleyi yapması gerekmektedir. Çalışmada tıbbi müdahale, tıbbi müdahalenin unsurları, hatalı tıbbi müdahale, hatalı tıbbi müdahalenin unsurları, tam yargı davaları, tam yargı davalarının açılabilmesi için ön koşullar, rücu ve Bölge İdare Mahkemelerinin tam yargı davaları ile ilgili vermiş olduğu kesin kararlar ile Danıştay'ın tam yargı davaları ile ilgili vermiş olduğu kesin kararlardan bahsedilmiştir. Çalışmamızda sağlık mesleği mensuplarına yol göstermesi açısından farklı yargı kararlarına değinilmiştir. Yargı kararlarında ne tür hata yapıldığında mahkemelerin hangi kararlar verdiği gözler önüne serilerek sağlık mesleği mensuplarının faydalanması ve bu tür hatalar ile karşılaşılmaması amaçlanmıştır. Çalışmada 2 adet Uluslararası Sözleşmeye, 3 adet Uluslararası Bildirgeye, 1 adet Nizamname, 1 adet Tüzük, 1 adet Etik Kural, 1 adet Yönetmelik, 1 adet Genelge, 1 adet Kanun Hükmünde Kararname, 15 adet Kanun ve 1 adet Anayasa maddesine değinilmiştir. Ayrıca 52 adet Danıştay kararına, 1 adet Anayasa Mahkemesi kararına, 10 adet Yargıtay kararına, 16 adet Bölge İdare Mahkemeleri kararına yer verilmiştir.

Rücu davasıRücu hakkıRıza+4
Emin Hüseyin Şahin
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Mirtazapinin insan biyolojik örneklerinde yüksek performanslı sıvı kromatografisi ile belirlenmesi

Psikofarmakoterapi sırasında biyolojik sıvılarda MRPin belirlenmesi, ilaç etkileşimleri, genetik değişkenlik ve zayıf uyum ile ilgili toksisiteden kaçınmak ve başarılı bir tedavi elde etmek için esastır. MRP ve aktif bir metabolit olan NDM'in tayini için insan plazmasında yeni, hızlı ve hassas, Yüksek Performanslı Sıvı Kromatografi yöntemi geliştirilmiştir. Ayırma, 40 °C'de programlanmış gradyanlı elüsyon kullanılarak ters fazlı bir C18 250 x 4,6 mm i.d., ODS-3 kolonunda gerçekleştirilmiştir. Mobil faz A olarak 20 mM potasyum fosfat tamponu (pH 3.9), asetonitril ve trietilamin (75.0:24.9:0.1, h/h/h) kullanıldı. Mobil faz B, mutlak asetonitrilden oluşmaktadır. İç standart olarak KLZ kullanılmıştır. Yöntem, her analit için iyi belirleme katsayıları (r2 ≥0,9981) ile doğrusallık göstermiştir. Gün içi ve günler arası analiz kesinlikleri (%RSD) MRP ve NDM için sırasıyla 3,4 ve 2,9'dan az bulunmuştur. Yöntemin gün içi ve günler arası doğruluğu (%RE) (-2,8) ile 5,5 arasında hesaplanmıştır. Çalışmada yeni bir ekstraksiyon yöntemi kullanılmış ve MRP ve NDM için mükemmel bir geri kazanım (ortalama) değeri (sırasıyla %94,4, %106,6) elde edilmiştir. Saptama sınırı (LOD) MRP için 0,17 ve NDM için 0,15 ng/mL olduğundan, yöntem spesifik ve duyarlıdır. Bu yöntem tedavilerinde 15-30 mg/gün MRP kullanılan hastalardan (n=62) alınan plazma örnekleri ile uygun şekilde gerçekleştirildi. Elde edilen ve istatistiksel olarak değerlendirilen plazma MRP ve NDM seviyeleri 28.6 ± 13.8 ve 12.3 ± 6.5 (ortalama ± SD)'dir. Açıklanan prosedür nispeten basit, kesin ve özellikle psikiyatri kliniklerinde ve toksikoloji referans laboratuvarlarında rutin terapötik ilaç izleme için uygulanabilirdir.

Kromatografi-yüksek basınçlı-sıvıMirtazapinPlazma+1
Hatice Özcan
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Farklı dişlenme periyotlarındaki çocuklarda vücut kitle indeksinin diş gelişim düzeyine etkisinin demirjian yaş tayin yöntemi ile değerlendirilmesi

Dişlerin gelişimi, insanlarda intrauterin hayatın 6. Haftasından itibaren başlayan bir süreçtir. Bu diş gelişimi süt dişlenme ve daimi dişlenme süreçleri için ayrı ayrı incelenmektedir. Özellikle pek çok ülkenin hukuk sistemi içerisinde biyolojik yaşın doğru tespiti, suç işleyen çocuklarda ceza düzeyini belirlemede önemli bir yer tutmaktadır. Dolayısıyla diğer yöntemlerde olduğu gibi dişlerin gelişim seviyelerinden de doğru yaş tayini yapılması adli bilimler açısından gereklidir. Farklı diş gelişim ölçümlerine dayanan ölçekler adli bilimler alanında sıklıkla kullanılmakla birlikte bu ölçeklere etki edebilecek parametrelerin ilişkisine dayalı çalışmalar son derece kısıtlıdır. Bu çalışmada erken ve geç karışık dişlenme dönemindeki bireylerin vücut kitle indeksi ile diş gelişimi arasındaki ilişkinin belirlenmesi ve vücut kitle indeksindeki değişimlerin Demirjian yaş tayininin doğruluğuna etkisinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Ankara Üniversitesi Diş Hekimliği Fakültesi Pedodonti Anabilim Dalı'na başvuran çocuk hastaların vücut kitle indeksi ile diş gelişimi arasındaki ilişki incelenecektir. Yaşları 6-12 arasında olan 281 çocuğun vücut kitle indeksi hesaplandıktan sonra, panoramik görüntüler üzerinden Demirjian yöntemi ile diş gelişim durumu değerlendirilmiştir. Sonrasında, elde edilen veriler istatistiksel analizlere tabi tutulmuştur. Genel özet olarak Demirjian yaş tayin metodu, 6-9 yaş arası zayıf çocuklarda 9-12 yaş arası çocuklara göre daha iyi tahmin sonuçları vermekte iken, 9-12 yaş arası normal, fazla kilolu ve obez çocuklarda ise 6-9 yaş arası çocuklara göre daha iyi tahmin sonuçları verdiği saptanmıştır.

DişlerObeziteVücut kitle indeksi+2
Rahime Tuğba Köse
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Postmortem interval tayininde kantitatif gerçek zamanlı polimeraz zincir reaksiyonu ile hücre dışı serbest DNA ve miRNA analizi

Fransız bilim insanı Emanuelle Fodere ilk olarak ölümün tanısını somatik ölüm olarak adlandırmış ve spontan dolaşım, spontan solunum ve merkezi sinir sisteminin geri dönüşümsüz olarak kaybı olarak tanımlamıştır. Ölüm sonrası geçen zaman ise postmortem interval (PMİ) olarak tanımlanmaktadır. Ölüm zamanının bilinmesi adli vakalarda olayların aydınlatılmasında büyük önem taşımaktadır. Postmortem değişiklikler genel olarak erken ve geç dönem olmak üzere iki ayrı grupta değerlendirilmektedir. Farklı nedenlerle gerçekleşen ölüm sonrasında vücutta algor mortis, rigor mortis, livor mortis ve pütrefikasyon gibi benzer değişiklikler meydana gelmektedir. Adli Tıp'ta ölüm zamanı tayininde kanın donma derecesi, sakal ve kılların ölçümü, mide muhtevası, kan şekeri ölçümü, kemik iliği hücreleri, kan pH sının ölçümü gibi fizyolojik ve biyokimyasal değişimler geleneksel yöntemler olarak kullanılmakta ayrıca da adli entomoloji alanın da kullanılmaktadır. Geleneksel yöntemler ve entomolojik veriler çevre şartlarından etkilenebilmekte ve ölüm zamanı tayininde yanılgıya neden olabilmektedir. Çevre şartlarından daha az etkilenen genetik materyaller, son dönemlerde PMİ çalışmalarına dahil edilmiştir. Bu doktora tezi çalışmasında, farklı zaman aralıklarında ratlardan alınan serum örneklerinde, hücre dışı serbest DNA ve seçilen miR-122, miR-133, miR-1; miR-16, let-7e düzeylerinin kantitatif analizleri yapılmış, ölüm sonrası geçen süre arasındaki olası korelasyon ile postmortem interval tayininin araştırılması yapılmıştır. Analiz sonuçları Ct, ΔCt ve ΔΔCt ve fold change ayrı ayrı değerlendirilmiş olup mir-16 ve mir-122'nin diğer miRNA'lara göre istatistiksel olarak tüm zamanlarda daha düşük ΔCt ortalamasına sahip olduğu; mir-16'nın 24. ve 48. saatlerde daha düşük ΔΔCt ortalamasına sahip olduğu; fold chage değişimlerinde ise mir-16'nın 24. saatte en yüksek ortalamaya sahip olduğu görülmüştür. Ölüm sonrası geçen zamanla birlikte hücre dışı serbest DNA tayini için yapılan çalışmada referans genlerimiz olan GAPDH ve ACTB'nin zamanla azaldığı, 0., 6., ve 12. saatlerde, 24 ve 48. saatlere göre istatistiksel olarak daha yüksek ortalamaya sahip olduğu görülmüştür. Bu çalışma postmortem interval tayininde hücre dışı serbest DNA'nın olası etkisi ile ilgili kantitatif olarak yapılan ilk araştırma niteliğindedir.

Adli tıpDNAMikro RNA+3
Duygu Yavuz Kılıçaslan
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Hasta ve yaralı tahliyesinde ambulans helikopterlerinin önemi, uygulamalarının değerlendirilmesi ve helikopter ambulans sisteminin optimizasyonu

Günümüzün en gelişmiş ve en hızlı ulaşım araçları şüphesiz hava araçlarıdır. Hava Ambulans Uçak ve Helikopterleri; sel, deprem, yangın vb. afet durumları ile kazalarda ve acil müdahale gerektiren vakalarda, çeşitli hava koşullarında rahatlıkla seyredebilirler ve ihtiyaca binaen alçak veya yüksek irtifalarda yüksek süratte uçabilirler. Kara ve deniz yoluyla ulaşılması mümkün olmayan yerlere gidebilmeleri, hava yolu ile acil sıhhi tahliyelerde güzergâhların karayolu ve deniz yolu ulaşımlarına nazaran daha esnek şekilde planlanabilmesi vb. pek çok avantajı nedeniyle ambulans uçak ve helikopterleri dünyada ve 2008-2010 yıllarından itibaren ülkemizde yoğun olarak kullanılmaktadır. Bu araştırmada, mevcut imkânlarla (hastane, laboratuar, doktor, sağlık ekibi, teçhizat vb.) bulunduğu yerde müdahale edilmesi mümkün olmayan acil vakalara ulaşılarak, hasta ve yaralıların uygun nitelikteki hastanelere zamanında (Golden Hour) nakledilebilmeleri için Helikopter Ambulans Sisteminin incelenmesi, mevcut istatistiki bilgiler ışığında bugüne kadar yapılan faaliyetlerin gözden geçirilmesi ve sistemin en verimli şekilde sürdürülebilmesi için optimizasyonu hususunda değerlendirmeler yapılacaktır. Amaç; Hava Ambulans Hizmetleri konusunda başta tüm sağlık personeli olmak üzere toplumun her kesiminin farkındalığını arttırarak, ihtiyaç duyulduğunda en kısa zamanda reaksiyon göstermek ve havadan naklin en önemli avantajlarından olan zamanı en iyi şekilde kullanarak hasta ve yaralıların hayatını kurtarmaktır. Hava Ambulans Hizmetleri olmasaydı; bugüne kadar havadan nakledilen yaklaşık 54,260 hasta ve yaralının, diğer nakil vasıtaları ile nakledilirken veya çeşitli nedenlerle (arazi koşulları, olumsuz meteorolojik koşullar, mesafe, vb.) nakledilemedikleri için, ne kadarının hayatını kaybedeceğini tahmin etmek elbette mümkün değildir. Ancak binlerce insanın hayata tutunmasında bu hizmetin ne kadar hayati öneme sahip olduğu rahatlıkla söylenebilir. Bu sistemin doğru bir şekilde analiz edilmesi, anlaşılması, desteklenmesi, verimli ve etkin bir şekilde kullanılması, kaybedilmesi muhtemel bir çok hayatın daha kurtarılmasına vesile olacaktır. Anahtar Sözcükler: Acil Tıbbi Bakım, Ambulans Helikopter, Havadan Acil Nakil, Tıbbi Teçhizat

Acil servis-hastaneAcil tıpAmbulanslar+3
Ömer Karakuş
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Hızlı ve yavaş üst çene genişletme tedavilerinin palatal ruga morfolojisindeki değişimlere etkisinin adli kimliklendirmedeki önemi

Bu çalışmada hızlı ve yavaş üst çene genişletme tedavisi uygulanmış hastaların palatal ruga morfolojisinde oluşan değişimlerin üç boyutlu olarak belirlenmesi ve adli kimlik tespitinde palatal ruga bölgesinin doğru kullanımının tespiti amaçlanmıştır. Sekiz ilâ 28 yaş arası daha önce ortodontik tedavi görmemiş olan, posterior çapraz kapanışı olan, dil itimi veya parmak emme gibi alışkanlıkları olmayan, palatinal ruga bölgesinde herhangi bir patolojisi bulunmayan, tedavi öncesi ve sonrası alçı modelleri iyi kalitede olan, çekimli ve/veya çekimsiz tedavi edilmiş kız ve erkek bireyler çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışmaya dâhil etme şartlarını sağlayan hastalardan, hızlı üst çene genişletme tedavisi görmüş (1.grup), yavaş üst çene genişletme tedavisi görmüş (2.grup) ve sabit ortodontik tedavi görmüş (3.grup) olmak üzere üç grup oluşturulmuştur. Hızlı ve yavaş ortodontik genişletme tedavisi deney grubunu, sabit ortodontik tedavi kontrol grubunu temsil etmektedir. Hızlı üst çene genişletme (RPE) tedavisi görmüş 24 hasta, yavaş üst çene genişletme (SME) tedavisi görmüş 22 hasta ve sabit ortodontik tedavi görmüş 18 hasta çalışma içerisine dâhil edilmiştir. Hızlı ve yavaş üst çene genişletme tedavisi ve sabit ortodontik tedavi görmüş hastaların alçı modelleri ağızdışı model tarayıcısı (Sirona inEos X5, Dentsply Sirona, Bensheim, Germany) ile tarandı ve STL (stereolitografi) dosyaları şeklinde kaydedildi. Üretilen STL dosyaları Mimics (Materialise Mimics Innovation Suite 23, 3-matic Version Medical 17, Materialise) yazılımına aktarıldı. Lysell'in palatal ruga sınıflandırma yöntemine göre sınıflandırılan rugalar; en öndeki birinci ruga, ikinci ruga ve en arkadaki üçüncü ruga olacak şekilde isimlendirildi. Üst çene palatal ruga antero-posterior (ön-arka) noktalar, transverse noktalar, angular açı ölçüm noktaları, palatal alan ve hacim noktaları işaretlendi. Tedavi başlangıcında alınan alçı modeller (pre-ekspansiyon) T1 olarak, tedavi sonunda alınan alçı modeller (post-ekspansiyon) T2 olarak kaydedildi. Anteroposterior yönde genişletme tedavileri gören hastalarda anteriorda ve mezialde bulunan rugalarının stabil olmadığı tespit edildi. Sabit ortodontik tedavi gören hastalarda ise 2.-3. Ruga bölgesi ve genel olarak distal sonlanım noktalarının stabilite açısından güvenli olmadığı ortaya konuldu. RPE ve SME grubunda transverse-1 ve transverse-2 ölçümlerinde en fazla değişim 1. Rugada ölçülmüştür. Sabit ortodontik tedavi gören kontrol grubunun anteroposterior-1, anteroposterior-2 ve transverse-1 yönlerde mezial sonlanım noktalarının stabilitesinin daha güvenli olduğu sonucuna varılmıştır. Kontrol grubunda transverse-1 ve transverse-2 ölçümlerinde en fazla değişim 3. Rugada ölçülmüştür. Çalışmada elde ettiğimiz sonuçlara göre anteroposterior ve transverse düzlemlerde kontrol grubunda 1. Ruga daha stabil bulunmuştur. Bu tez çalışmasının sonucu olarak elde ettiğimiz bulguların toplumumuzda yapılan palatal tedavilerle palatal ruga bölgesinde görülebilecek değişiminlerde yol gösterici olacağı sonucuna varılmıştır. Buna göre üst çene genişletme tedavileri ve sabit ortodontik tedavinin palatal ruga bölgesinde değişime sebep olacağı ve kimlik tespitinde güvenilir olmayacağı düşünülmektedir.

Adli diş hekimliğiAdli tıpAlveolar kenar artırılması+7
Ersungül Er
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bağlantılı araçlarda nesnelerin interneti siber saldırılarının adli bilişim açısından incelenmesi

Otomotiv sektörü, alandaki ilk görülür araştırma ve geliştirme faaliyetlerinin yaşandığı on dokuzuncu yüzyıl sonlarından 1980'lere kadar neredeyse yüz sene boyunca, mekanik gelişmelerin diğer sektör ve alanlardaki gelişmelere nazaran daha baskın sayıda görüldüğü bir çalışma alanını temsil etmektedir. Öte yandan, dijitalleşme ile görülen yenilikçi adımların, 80'li yılların sonundan günümüze kadar otomotiv sektöründeki değişim ve ilerlemenin temelinde yer aldığını ise söylemek mümkündür. Günümüze kadarki son kırk yılı kapsayan süreç içerisinde, öncelikle araçlarda çift haneli sayılarda kendine yer edinen bilgisayarların var olduğu, sonrasında ise araçların çevreyle etkileşiminin tasarlandığı bağlantılı araç olgusunun sektörün merkezine oturtulduğu görülmektedir. Artan işlem yükünün bir sonucu olarak niceliksel olarak fazlalaşan işlem ünitelerinin varlığı, araçların yapısal güvenliği başta olmak üzere birçok alanda tehdit unsuru haline gelmesine sebebiyet verebilecek potansiyelde saldırı yüzey alanı oluşturmaktadır. Nesnelerin İnterneti fenomeninin sektörde kendine yer edinmesi ile otomobillerin kontrollerinden sorumlu yapıların diğer otomobiller ve/veya diğer ilgili cihazlar ile bağlantı kurmaları durumu ise, halihazırda var olan bu yüzey alanının ayrıca genişlemesine sebebiyet vermektedir. Sonuç olarak, bağlantılı araç elemanları arasındaki bağlantı sayısındaki artış ile üstel şekilde genişleyen saldırı zafiyet yüzeyinin akademik mercekte yeteri kadar irdelenmediği ve bu yolla ilerleyen süreç içerisinde sektör nezdinde duyulan ihtiyacı karşılamakta güçlük çekebileceği tespiti yapılmış olup; bu tez çalışması kapsamında bağlantılı araçlarda Nesnelerin İnterneti kullanımının kullanım alanları belirtilerek, işbu kullanım alanlarının oluşturduğu zafiyetler ve başta zafiyetlerin engellenmesi olmak üzere çözüm önerilerine dair teknikler araştırılmaktadır ve sonuç olarak bir çerçeve önerilmektedir.

Adli bilimlerAdli bilişimAdli tıp+7
Özgür Öney
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

AMATEM'de yatarak tedavi gören bireylerin demografik özellikleri ve farkındalık düzeylerinin araştırılması

Bu çalışmanın amacı 28 merkezdeki yatarak tedavi gören yani bağımlı olduğunu kabul etmiş ve bu durumdan kurtulmaya çalışan bireylere yönelik anket uygulayarak madde kullanımına başlama yaşı, cinsiyet, tedaviye karar verme nedenleri gibi konuların incelenmesi, aynı zamanda tedavi gören bireylerin AMATEM merkezleri ile ilgili biliş düzeylerinin ölçülmesidir. Araştırmaya 662 erkek, 38 kadın olmak üzere toplamda 700 kişi dahil edilmiştir. Araştırma verileri araştırmacı tarafından oluşturulan bir anket ile toplanmıştır. Bu anket iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde yaş, cinsiyet, gelir, eğitim ve medeni durum gibi sosyodemografik bilgileri içeren sorular yer almaktadır. Ayrıca birinci bölümde katılımcılarının madde kullanım öykülerine yönelik sorulara da yer verilmiştir. İkinci bölümde ise yardım ve hukuki düzenlemeler, madde kullanımının belirtileri ve etkileri, kişisel tutum ve görüşler, bağımlılığa neden olan faktörler alt başlıklarından oluşan Madde Bağımlılığı Farkındalık Ölçeği kullanılmıştır. Anket ve ölçek toplamda 35 sorudan oluşmaktadır. Bu çalışmanın veri analizinde öncelikle anket sorularından elde edilen yanıtların frekans ve yüzde değerleri verilmiştir. Madde Kullanımı Farkındalık Ölçeğine yönelik güvenirlik ve faktör analizi ile normallik testi yapılmıştır. Bağımsız örneklem t testi, ANOVA, korelasyon testi ile birlikte analize devam edilmiştir. Yapılan frekans analizleri sonucunda katılımcıların 64,38'inin bekar olduğu ve %36'sının anne-babasının boşanmış olduğu ve en birinin hayatta olmadığı görülmüştür. Yaş gruplarına bakıldığında ise 26-35 arası yaş grubunun %45,21 ile en büyük grubu oluşturduğu görülmüştür. Katılımcıların %22,10'u ilkokul mezunuydu. Lisans mezunu olanlar ise tüm katılımcıların yalnızca %8,44'ünü oluşturuyordu. Katılımcılar tarafından en çok kullanılan madde türü %20 ile sigara idi. Bunu takip eden maddeler ise %17,72 ile esrar, %17,54 ile alkol, %13,25 ile eroin ve 12,12 ile hap kullanımı idi. Çalışmamızın sonuçlarına göre katılımcıların %42,70'i ailesi istemediği için madde bağımlılığı tedavisi kararı almıştır. Katılımcıların %18'i iş ve sosyal yaşamda karşılaştığı zorluklar, %13'ü sağlık sorunları, %11'i de yasal zorunluluk nedeniyle madde bağımlılığı tedavisi kararı aldığını belirtmiştir. Katılımcıların %63,30'unun gelir getirici bir işte çalışmadığı ve %72,40'ının gelirini yeterli bulmadığı görülmüştür. Bu çalışmanın sonuçlarına göre katılımcıların %66,09'u madde bağımlılığı nedeniyle işini bırakmıştı. Katılımcıların %18,45'inin ailesinde de madde bağımlısı bir birey bulunmaktaydı. Ayrıca %8,7'sinin ailesinde madde bağımlılığı tedavisi gören bir birey bulunmaktaydı. AMATEM'de ücretsiz olarak madde bağımlılığı tedavisi görebileceğini bilenlerin oranı %73,39'du. Sağlık Bakanlığı ve Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı gibi kurumlarca yeterli seviyede konu ile ilgili bilgilendirme yapıldığını düşünenlerin oranı ise %64,81'di. Tüm katılımcıların %32,60'ı madde bağımlılığı nedeniyle bir suça karıştığını beyan etmiştir. Ayrıca %17,31'i suçu nedeniyle ceza infaz kurumunda kaldığını da beyan etmiştir. Madde kullanımına başlama nedenleri sorulduğunda ise katılımcıların %22,8'inden sosyal çevrelerindeki arkadaşlarının madde kullanımı nedeniyle başladıkları yanıtı alınmıştır. Katılımcıların %14,4'ü yaşanılan çevre, %12,3'ü kişisel merak ve %10,4'ü ailevi sorunlar nedeniyle madde kullanımına başladığını beyan etmiştir. Ayrıca katılımcılara Madde Bağımlılığı Farkındalık Ölçeği uygulanmıştır ve kadınların farkındalık düzeylerinin erkeklere göre anlamlı olarak daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Yaş grubuna göre bakıldığında ise 36-45 yaş grubundaki katılımcıların toplam farkındalık düzeyleri diğer yaş gruplarından anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca toplam farkındalık puanının katılımcıların eğitim durumlarına, çalışma durumlarına ve medeni durumlarına göre farklılık göstermediği bulunmuştur. Madde kullanımı farkındalık düzeyi toplam puanı ve alt boyut puanları, AMATEM'den ücretsiz tedavi hizmeti alabileceğini bilen kişilerde anlamlı farkla daha yüksek bulunmuştur. Madde kullanımı farkındalık düzeyi toplam puanı ise, ilgili kurumlar tarafından yeterince bilgi verildiğini düşünen katılımcılarda anlamlı farkla daha yüksektir. Madde kullanımı farkındalık toplam puanı değerlendirildiğinde, ebeveynleri hayatta olmayan katılımcıların farkındalık düzeylerinin, diğer grupların farkındalık düzeylerinden anlamlı farkla daha düşük olduğu tespit edilmiştir.

AMATEMBağımlılıkDemografi+3
Fatma Ceren Öztürk
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ranunculus L. cinsine ait toksik bazı bitkilerin GC-MS ile analizi

Düğün çiçeği ailesi olarak da bilinen Ranunculaceae Juss. familyası, toksik alkaloitler üretmesi nedeniyle adli kimya ve adli toksikolojide büyük önem taşımaktadır. Bu alkaloitler oldukça zehirlidir ve yutulmaları halinde insanlara ve hayvanlara ciddi zararlar verebilir ve hatta ölümlere neden olabilir. Bu çalışmada Ranunculus illyricus L. subsp. illyricus ve Ranunculus arvensis L.'in anatomik yapılarının ve kimyasal içeriğinin aydınlatılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda bitkilerin anatomik yapıları ışık mikroskopu ile incelenmiş ayrıca metanol ve aseton ekstrelerinin kimyasal içeriği aydınlatılmıştır. Anatomik çalışmalar için bitkiler %70'lik etil alkolde korunmuştur. Bitki kısımlarından hazırlanan anatomik preparatlar Sartur reaktifi ile hazırlanmış ve ışık mikroskopu ile incelenmiştir. Bitkilerin hangi ana etken madde gruplarını içerdiği, bitkilerin kurutulmuş çiçekli herbalarının bir öğütücüde toz hale getirildikten sonra kalitatif olarak incelenmesi ile tespit edilmiştir. Agilent 6890 kromatograf ve 5973 N kütle seçici detektörden oluşan GC/MS sistemi, uçucu ve yarı uçucu bileşiklerin analizi için (5%-fenil)-metilpolisiloksan (HP-5ms veya dengi) (30x0.25x0.25) kolon ile kullanılmıştır. R. illyricus subsp. illyricus'un gövde enine kesiti disk şeklinde olup, epidermada stoma ve örtü tüyleri yer almaktadır. R. arvensis'in gövdesi yanlardan basık olup orta kısmı boş olarak gözlenir. Epiderma stoma ve örtü tüyleri taşır. R. illyricus subsp. illyricus'un yaprak enine kesitinde yaprak bifasiyaldir ve palizat parankiması çoğunlukla 1 sıralı, nadiren 2 sıralıdır. R. arvensis'in yaprağı monofasiyal olup, mezofilde palizat ve sünger parankiması gözlenmemiştir. Her iki yaprağın epiderması hem alt hem de üst yüzeyde stoma ve örtü tüyleri taşımaktadır. R. illyricus subsp. illyricus'un metanol ekstresinin Gaz Kromatografisi-Kütle Spektrometresi (GC-MS) ile analizinde 38, aseton ekstresinde ise 25 madde tespit edilmiştir. R. arvensis'in metanol ekstresinde 18, aseton ekstresinde ise 10 madde tespit edilmiştir. Bitkinin dokularının anatomik yapısı zehirli bir bitkiyi teşhis ve tayin etmede yararlı bilgiler verebilir. Ekstrelerin kimyasal içeriğinin analizi ile seçilen iki bitkinin kimyasal yapıları da aydınlatılmış. Bu analizler zehirlenme vakalarında zehirli bitkilerin teşhisinde ve tayininde önemli yararlar sağlayacaktır.

Adli toksikolojiAnatomiBitkiler+7
Ali Sürgüveç
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Monoamin oksidaz a (MAOA) RS1465108 polimorfizmi için PCR-RFLP yöntemi optimizasyonu ve bu polimorfizmin şizofreni hastalarında agresyona etkisinin belirlenmesi

Şizofreni, bireylerin halüsinasyonlar ve hezeyanlar gibi pozitif belirtiler ya da asosyal davranış, künt duygulanım, kendini ifade edememe gibi negatif belirtiler sebebiyle toplamdan uzaklaştığı ciddi bir hastalıktır. Şizofreni hastalarında agresyon görülme oranının genel populasyona kıyasla daha yüksek olduğu bildirilmiştir. Şizofreni hastalarında agresyonun genetik varyasyonlar da dahil olmak üzere farklı etmenleri bulunmaktadır. MAOA geni şizofrenide agresyonu etkilediği düşünülen genetik faktörlerden bir tanesidir. Bu nedenle bu yüksek lisans tez çalışmasında MAOA rs1465108 polimorfizminin şizofreni hastalarında agresyona etkisi Türk populasyonunda ilk defa araştırılmıştır. Çalışmaya 61 şizofreni hastası dahil edilmiştir. MAOA rs146408 polimorfizmi için Polimeraz Zincir Reaksiyonu-Restriksiyon Fragment Uzunluk Polimorfizmi (PCR-RFLP) yöntemi optimize edilmiş ve hastaların genotipleri bu yöntem ile analiz edilmiştir. Hastaların agresyon seviyeleri Buss- Perry Saldırganlık Ölçeği kullanılarak değerlendirilmiştir. Ek olarak, agresyona etki edebilecek intihar olasılığı, çocukluk çağı travması ve dürtüsellik gibi diğer etkenler sırasıyla İntihar Olasılığı Ölçeği, Çocukluk Çağı Travma Ölçeği ve Barratt Dürtüsellik Ölçeği ile değerlendirilmiştir. Şizofreni hastalarının MAOA rs1465108 polimorfizmi genotip frekansları AA (homozigot yabanıl) için %26,2, AG (heterozigot) için %16,4 ve GG (homozigot varyant) için %57,4 olarak belirlenmiştir. Buss-Perry Saldırganlık Ölçeği puanları açısından genotipler arasında anlamlı bir fark olmadığı bulunmuştur (p>0,05). Bununla birlikte, MAOA rs1465108 polimorfizmi ile İntihar Olasılığı Ölçeği öfke/dürtüsellik alt boyutu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Sonuç olarak, Türk şizofreni hastalarında MAOA rs1465108 polimorfizminin agresyona etkisi olmadığı belirlenmiştir.

Monoamin oksidazPolimeraz zincirleme reaksiyonuPolimorfizm-genetik+4
Sariye Aybüke Yıldırım
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nesnelerin interneti (IoT) teknolojisinin adli bilişim açısından incelenmesi

Gelişen teknoloji ile birlikte en sık duyduğumuz kavramlardan biri de şüphesiz nesnelerin interneti (Internet of Things – IoT) olmaktadır. Gün geçtikçe çevremiz bu cihazlarla çevrilmekte, hayatlarımız daha da dijitalleşmektedir. Dijitalleşen hayatlar, insanlara kattığı kolaylık ve verimliliğin yanı sıra suç araştırma ve soruşturmalarında da bazı kolaylıklar ve zorluklara neden olmaktadır. Nesnelerin interneti teknolojisine sahip birçok cihaz, suç araştırmalarında kullanılabilecek değerli bilgiler barındırabilir. Konum bilgisi, rota gibi insan hareketlerinin yanında akıllı araç sistemlerinde kapı açma/kapama zamanları, ağırlık sensörlerinden elde edilen veriler ile araç içerisinde kaç kişinin yer aldığı, emniyet kemerlerinin takılı olup olmadığı; bina/ev içerisindeki sensörler vasıtasıyla izinsiz bir şekilde girilip girilmediği, yangın çıkmış ise çıkış noktası ve zamanı gibi birçok veriye ulaşılabilir. Nesnelerin interneti cihazlarının suç araştırması yürütenlere sağladığı kolaylığın yanında bazı zorlukları da bulunmaktadır. Sürekli yeni cihazların ve farklı teknolojilerin çıkması, klasik adli bilişim yöntemleri ile veriye ulaşmanın güçlüğü ve adli bilişim uzmanlarının bu konuda yeterli tecrübeye ulaşamamış olması, adli bilişim yazılım ve donanımlarının henüz bu teknolojiye tam olarak yanıt verememesi başlıca zorluklardandır. Söz konusu zorlukları aşabilmek adına bu çalışmada; günlük hayatımızın her alanında yer almaya başlayan ve uzaktan birçok işlem yapmaya imkân veren nesnelerin interneti teknolojisinin adli bilişim açısından incelenmesi ve söz konusu incelemelere kaynak oluşturması amaçlanmaktadır.

Adli bilimlerAdli bilişimBilişim teknolojisi+1
Zafer Özkara
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Alkol bazlı el dezenfektanlarının analizi için yöntem geliştirilmesi ve alkol içeriklerinin mevzuat kapsamında hukuki değerlendirmesi

Kullanımı çok yeni olmamakla beraber özellikle Covid-19 salgını sonrası kullanımının toplum nezdinde aşırı derecede arttığı alkol bazlı el dezenfektanlarının üretiminde veya kullanımında yapılacak yanlışların gerek halk sağlığını gerekse halk sağlığını korumayı amaçlayan kamu otoritelerini yakından ilgilendirdiği bilinmektedir. Çalışmada alkol bazlı el dezenfektanlarının kimyasal içeriklerinin hem halk sağlığı kapsamında toksisite doğurmayacak şekilde üretilmesi ve kullanılması hem de kamu idareleri ve kanun koyucu tarafından tanzim edilecek yasal düzenlemelere ışık tutması için tespitine yönelik yöntem geliştirilmiştir. Bu amaçla piyasada bulunan birbirinden farklı üreticiler tarafından üretilen farklı marka el dezenfektanları yöntem geliştirmek adına numune olarak toplanmıştır. Toplanan numuneler gaz kromatografisi ile tepe boşluğu tekniği ve FID dedektörü kullanılarak analiz yöntemi geliştirmek için kullanılmıştır. Çalışmada stok çözeltiler hazırlandıktan sonra belirli konsantrasyonlarda oluşturulan kalibrasyon örnekleriyle kalibrasyon eğrisi çizilmiş ve geliştirilen yöntem valide edilmiştir. Daha sonra geliştirilen yöntemle elde edilen bulgular ortaya konmuş ve ürün açıklamalarında yazan alkol çeşidi ve oranı ile karşılaştırma yapılmıştır. Alkol bazlı el dezenfektanlarının tabi olduğu mevzuat da yöntemle birlikte açıklanmıştır. Ortaya çıkan sonuçlar ile ürün açıklamaları karşılaştırılmış örneklem kapsamında ürün açıklaması ile analiz sonrası ortaya çıkan gerçek sonuçlar arasında karşılaştırma yapılarak farklı marka ürünlerde bulunan açıklamalar ile elde ettiğimiz sonuçlar arasında bulunan benzerlik ve farklılıklar ortaya konmuştur.

Adli uygulamalarAsetonitrilBiyosidal etkiler+7
Ertan Tosunoğlu
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Maddi ve usul hukuku bağlamında çevreyi ilgilendiren faaliyetlerden doğan sorumluluğun sağlık hakkı ile ilişkili öne sürülmesi

Üçüncü kuşak insan haklarından biri olarak değerlendirilen çevre hakkı anayasanın 56. maddesinde güvence altına alınmıştır. Bu maddeye göre sorumluluk sadece devlete değil vatandaşlara da yüklenmiştir. Sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşamak temel bir insan hakkıdır. Sağlık hakkı ve yaşam hakkıyla da ilişkilendirilebilir. Günümüzde korunması gereken alanların kirletilmesi ve yaşanmaz hale gelmesi sıkça medyada gündeme gelmektedir. Çevrenin kirletilmesinin küresel ısınma gibi küresel çapta sonuçları gelecek kuşakları da etkileyecektir. Bu yüksek lisans tezinde idarenin faaliyet izni vermesi sonucunda hukuka uygun olarak faaliyetlerini sürdürenler de dahil olmak üzere çevreye ve sağlığa olumsuz etkisi bulunan eylemler/faaliyetler sağlık hakkı bakımından, sorumluluk ve usul hukuku bakış açısıyla incelenmiştir. Faaliyet kavramı üretim, tüketim ve hizmet faaliyetlerini kapsamaktadır. Faaliyetin başlaması, denetimi ve son bulması çevre hukuku çerçevesinde ele alınmıştır. Çevreyi kirletenlerin zararı tazmin sorumluluğu da uygulamadaki örnekler vasıtasıyla incelenmeye çalışılmıştır.

Hukuki sorumlulukKirlilikMaddi hukuk+7
Kezban Çıtak
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yangın olgularına adli antropolojik bakış açısı

Ülkemizde afetler zaman zaman meydana gelmektedir. Afetler sonrasında can ve mal kaybı yaşanması kaçınılmazdır. Olay yeri inceleme çalışmalarında gösterilen titizlik hayatını kaybeden felaket kurbanlarının kimliklendirilmesinde oldukça büyük rol oynamaktadır. Bulunan insan kalıntılarının doğru bir şekilde uzmanlar tarafından incelenmesi sonucunda hayatını kaybetmiş kişilerin doğru kimliklendirilmesi için adli antropolog, diş hekimi, biyolog, entomolog bir arada çalışmalıdır. Yangın afetine maruz kalmış felaket kurbanlarının kemiklerinde yüksek ısıdan dolayı belirli değişimler görülmektedir. Bu değişimler bireylerin ölüm şeklini, insan kaynaklı yangınlarda ise yangının nasıl başlatıldığını ortaya koymakta ve felaket kurbanlarının kimliklendirilmesinin doğru yapılmasını sağlamaktadır.

Adli antropolojiAdli tıpAfetler+4
Harika Aydan Erdoğan
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeni nesil opioidlerin bağımlılık tedavisinde kullanılan naltrekson ve metabolitinin analizleri için yenilikçi yaklaşımların geliştirilmesi

Yeni psikoaktif maddelerden olan Opioid grubu bileşenlerin kullanımı (OUD) gittikçe büyüyen bir küresel problemdir. Bu bağımlılığın önüne geçmek için Naltrekson (NTX), son 50 yıldır yaygın olarak kullanılan bir opioid antagonistidir. Majör metaboliti olan 6-β-Naltreksol uzun biyoyararlanımı sayesinde Naltreksonun gösterdiği etkinin devamlılığını sağlar. Buna rağmen naltrekson ve ana metaboliti olan 6-β-Naltreksol için kullanılan ekstraksiyon yöntemleri ve analiz teknikleri halen çok sınırlıdır. Bu çalışma kapsamında sentetik biyolojik numuneler kullanılarak Naltrekson ve ana metaboliti(6-β-Naltreksol) için hassas, hızlı ve düşük tayin sınırlarına ulaşılabilen bir yöntem oluşturularak farklı kromatografik tekniklerle birlikte yeni analitik geliştirilmesi amaçlanmaktadır. Geliştirilen LLE yöntemi, ICH Kılavuzlarına göre tamamen valide edilmiştir ve yöntemin LOQ değerleri sırasıyla 0,5 ve 0,3 ng/mL, yöntemin LOD değerleri NTX ve 6BNTX için 1 ng/ml bulunmuştur. Validasyon parametreleri optimize edilmiş yöntemin yeterince kesin ve doğru olduğunu göstermiştir.

BağımlılıkKromatografi-yüksek basınçlı-sıvıMetabolitler+4
Ceren Hacer Bozmaoğlu
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Prodinorfin (PDYN) RS910080 polimorfizminin alkol kullanım bozukluğunda depresif belirtilere etkisi

Alkol kullanım bozukluğu çevresel ve genetik faktörlere bağlı kronik ve tekrarlayan bir beyin rahatsızlığıdır. Alkol tüketimi için yoğun istek duyma, alkol tüketiminde kontrolü kaybetme ve yoksunluk zamanlarında negatif duygu durumları ile karakterizedir. Dünya sağlık örgütünün verilerine göre alkolün tüketimi sonucu meydana gelen 2012 yılındaki ölümler dünya genelindeki toplam ölümlerin %5,9'unu oluşturmaktadır. Alkol kullanım bozukluğu görülen bireylerde saldırganlığın arttığı, karar verme yetisinin ise azaldığı ve böylelikle suça yatkın hale geldikleri bilinmektedir. Alkol kullanım bozukluğunun genetik etkilerinin belirlenmesi için yapılan çalışmalarda araştırılan genlerden biri de PDYN'dir. Bu çalışmaların bir kısmında PDYN gen polimorfizmleri ile alkol bağımlılığına yatkınlık arasında anlamlı ilişki gözlenmiştir. PDYN geni kappa opioid reseptörlerine bağlanan dinorfinleri kodlar ve dinorfinlerin reseptörleri ile birlikte depresif etkilere neden olduğu bilinmektedir. Bu nedenle bu yüksek lisans tez çalışmasında Türkiye'de alkol kullanım bozukluğu tanısı alan bireylerde PDYN rs910080 polimorfizminin, depresif belirtilere etkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Çalışmaya Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'nda tedavi gören alkol kullanım bozukluğu tanısı konan 100 erkek birey dahil edilmiştir. Hastaların depresif belirtileri Beck Depresyon Envanteri-II (BDE-II) kullanılarak değerlendirilmiştir. PDYN rs910080 gen polimorfizmi ise Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PCR=Polymerase chain reaction)-Restriksiyon Parça Uzunluk Polimorfizmi (RFLP=Restriction Fragment Length Polymorphism) yöntemiyle belirlenmiştir. PDYN rs910080 polimorfizmi için belirlenen alel frekansları A aleli için %66 (n:132), G aleli için ise %34 (n:68) olarak saptanmıştır. Çalışmaya katılanların depresif skorlarının ortalaması 22,66±11,75 (0-49) olarak bulunmuştur. BDE-II toplam puanları PDYN 910080 polimorfizmi genotiplerine göre karşılaştırılmış ve PDYN rs910080 genotipleri ile depresif belirtilerin yoğunluğu arasında ko-dominant, A-dominant ve A-resesif modellere göre anlamlı ilişki gözlenmemiştir (p=0,674; p=0,443; p=0,525, sırasıyla). Bununla birlikte AA genotipli bireylerin depresif belirti yoğunluğunun (23,56±11,17), GG genotipli bireylerle karşılaştırıldığında (19,78±11,92) daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak, alkol kullanım bozukluğu olan Türk bireylerde PDYN rs910080 polimorfizminin depsresif belirtilere etkisi olabileceği görülmüştür. Bu bulgumuzun desteklemesi için daha çok bireyin dahil edileceği ileri çalışmaların gerekli olduğu düşünülmüştür.

Affektif bozukluklarAlkolle ilgili bozukluklarBelirti ve semptomlar+4
Mukaddes Asena Yıldırım
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Alkol kullanım bozukluğu tanısı alan bireylerde PDYN RS2281285 gen polimorfizminin depresif belirtilere etkisi

Alkol kullanım bozukluğu (AKB), beyindeki ödül ve stres yollarındaki değişikliklerle ilişkilidir. Bu değişiklikler, alkol kullanım bozukluğu olan bireylerde duygusal anlamda strese ve dolayısıyla kontrolsüz bir şekilde alkol arayışına yol açabilir. Kappa opioid reseptörleri (KOR) için PDYN geni tarafından kodlanan dinorfinler (DYN), endojen peptit ligandıdır. KOR/DYN etkileşimi, insanlarda anhedonik/disforik (isteksizlik, hayattan keyif alamama) etkilere neden olmaktadır. Alkol kullanım bozukluğu tanısı olan bireylerde olumsuz duygu durumları sonucu ortaya çıkan şiddetli alkol tüketme isteğini, KOR/DYN sistemi etkileyebilmektedir. Bu çalışmada, alkol kullanım bozukluğu tanısı almış bireylerde PDYN rs2281285 gen polimorfizminin depresif belirtilere olan etkisi araştırılmıştır. Bu amaçla, çalışmaya Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'na ilk defa başvuran AKB tanısı olan Türk erkekleri (n=100) dahil edilmiştir. PDYN rs2281285 gen polimorfizmi, Polimeraz Zincir Reaksiyonu (PCR)-Restriksiyon Parça Uzunluk Polimorfizmi (RFLP) yöntemi ile analiz edilmiştir. Bireylerdeki depresif belirtiler, Beck Depresyon Envanteri-II ile ölçülmüştür. PDYN rs2281285 gen polimorfizminin A ve G alellerinin frekansları sırasıyla %80 ve %20 olarak bulunmuştur. Genotip frekansları AA için %62, AG için %36 ve GG için ise %2 olarak hesaplanmıştır. Bu polimorfizm için genotip ve alel frekansları Hard-Weinberg dengesi ile uyumludur (p>0,05). AKB'li bireylerin depresif belirti yoğunlukları AA genotipli bireylerde (21,84±11,38), AG+GG genotipli bireylere göre (24,00±12,36) daha düşük bulunmuştur. Bununla birlikte, PDYN rs2281285 gen polimorfizmi genotipleri arasındaki bu farkın, istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlenmiştir (p>0,05). Sonuç olarak bu çalışma, PDYN rs2281285 gen polimorfizminin AKB'si olan Türk erkeklerinde, depresif belirtiler üzerinde bir etkisinin olmadığını göstermektedir.

AlkolizmAlkolle ilgili bozukluklarBelirti ve semptomlar+4
Rabia Yurdakul
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bilgisayarlı tomografi ile elde edilen pubis görüntülerinden cinsiyet tayini

İnsan iskeletleri kalıntılarından biyolojik profilin elde edilmesi adli antropologlar ve diğer adli araştırmacılar için oldukça önemlidir. Adli Antropologlar kimliklendirmenin önemli bir parçası olan cinsiyet tayini için genel olarak morfolojik ve metrik metodlar kullanırlar. İskelet parçaları her zaman bir bütün olarak bulunmadığı için cinsiyet tayininde belirli kemiklerin kullanımı da göz önünde bulundurulmalıdır. Bu çalışmann konusu, coxa kemiğinin pubis bölümündeki seksüel dimorfizmi bilgisayarlı tomografi görüntüleri üzerinden biyometrik açıdan ele almaktadır. Bu çalışmada Azerbaycan Cumhuriyetinin, Bakü şehrinde bulunan M.A. Topçubaşov'un adını taşıyan Bilimsel Cerrahi Merkezinin arşivindeki BT görüntülerinden 26 kadın, 47 erkek olmak üzere toplam 73 bireye ait bilgisayarlı tomografi görüntüsü kullanılmıştır. Çalışmada pubis bölgesinden önceden belirlenmiş ve bu konuyla ilgili çalışmalarda kullanılmış 4 metrik ölçüm uygulanmıştır.

Adli antropolojiAdli bilimlerAdli tıp+6
Askar Asgarli
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Opiyat bağımlılığı tedavisinde kullanılan buprenorfin/nalokson kombinasyonunun analizi için yenilikçi yaklaşımların geliştirilmesi

Opiyatların zaman içinde uzun süreli ve tekrarlı olarak kullanılmasının (OUD) yaygınlığı son on yılda benzersiz sayılara ulaşmış, aşırı doz ölüm oranlarını ve buna bağlı olarak da sosyoekonomik yükü artırmıştır. Dilaltı buprenorfin/nalokson tablet kombinasyonu opiyat bağımlılığı için etkili bir tedavi sağlamaktadır. Kısmi m-opioid reseptör agonisti olan buprenorfinin 4: 1 oranında kombinasyon halinde antagonist nalokson ile formüle edilen dil altı tablet, opioid bağımlı hastalar için etkili bir çekilme ve idame tedavisi sunmakta ve aynı zamanda farmakodinamik özelliklerinin iyi tolere edilmesi ile daha düşük kötüye kullanım potansiyeline sahip olması gibi avantajlar taşımaktadır. Bununla birlikte buprenorfin/nalokson için kullanılan yenilikçi ekstraksiyon yöntemleri ve analiz teknikleri halen çok sınırlıdır. Bu çalışma kapsamında buprenorfin/nalokson için yüksek hassasiyete sahip, hızlı ve düşük tayin sınırlarına ulaşılabilen HPLC bazlı bir yöntem geliştirilmesi amaçlanmıştır.

BağımlılıkBuprenorfinKromatografi+3
Elif Pınar Başarır
Ankara University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2023
00