Bolu Abant İzzet Baysal University
Anabilim Dalı

Çevre Mühendisliği Anabilim Dalı

Bolu Abant İzzet Baysal University

1.833

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Organize sanayi bölgesi (OSB) ortak arıtma tesislerinde yatırım ve işletme maliyeti katkı paylarının hesaplanmasına ilişkin metodolojik yaklaşım

Nüfusun hızlı artışı ve endüstrileşmenin bir sonucu olarak çevre kirliliği tüm dünyada bir sorun haline gelmiştir. Ortak atıksu arıtma tesislerinin kurulması ile birlikte bu tür sorunların önüne geçilmesi hedeflenmektedir. Ortak atıksu arıtma tesisleri daha çok Organize Sanayi Bölgeleri (OSB) gibi farklı endüstrilerin bir arada bulunduğu yapılarda görülmektedir. Bu bölgelerde farklı sektörlerden birçok işletme yer almaktadır. Ortak atıksu arıtma tesislerinde atıksuyun arıtılmasının bir bedeli vardır ve bu bedel OSB'nde yer alan işletmeler tarafından karşılanmaktadır. Arıtma bedeli hesaplanırken; kirlilik yükü fazla olan işletmelerin arıtma bedeline daha fazla oranda katkı sağlamasına yönelik yaklaşımlar, işletmelerin proseslerini iyileştirmelerine, gerektiğinde üretimde kullandıkları hammaddeleri değiştirmelerine neden olacaktır. Bu çalışmayla OSB'nde atıksu deşarjlarının ve kirletici yüklerinin azaltılması ve yol açtığı çevre kirliliğinin büyük ölçüde önüne geçilmesi hedeflenmiştir.Çalışma kapsamında OSB'de yer alan beş farklı işletmenin kirlilik katkı payları yönetmelikteki hesaba göre ve önerilen formüle göre karşılaştırılmıştır. Bu çalışma sonucunda A işletmesinin ödeyeceği katkı payı %2,26 azalırken, B, C ve D işletmelerinde de sırasıyla %3,23, %35,90 ve %8,56 azalma olmuştur. Diğer yandan E işletmesinin ödeyeceği katkı payı %29,34 artmıştır. Önerilen katkı payı hesaplama yöntemiyle daha hakkaniyetli bir dağılım yapıldığı gözlemlenmiştir.

Mehmet Yüceyurt
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Geri kazanılmış temperli polikristal silikon güneş paneli camının çimento içersinde kum yerine agrega olarak tekrar kullanılması

Fotovoltaik panellerin ülkemizde giderek kullanımı artmaktadır. Kullanım süresi dolan 20-25 yıllık paneller veya hasarlı panellerin geri dönüştürülmeden doğaya bırakılması doğaya, insana zarar vermesinin yanı sıra materyallerin israfına da yol açmaktadır. Bu panellerden kaynaklı cam atıklarının çevreye verdiği kirlilik önemnli boyutlara ulaşmaktadır. Bu çalışmada, güncel hayatta en yaygın şekilde kullaılan panel modellerinden biri olan polikristal silikon fotovoltaik panellerin geri dönüşümünün çalışılması amaçlanmıştır. Bu kapsamda kullanılan fotovoltaik panelin temperli camları küçük parçalar haline getirildikten sonra, farklı kum oranları ile karışım yapılarak, beton harcı malzemesi olarak kullanılmıştır. Oluşturulan harç numuneleri %0, %5, %10, %15, %20 ve %25 oranında oluşturulmuş ve çimento yapılarak özel kalıplara dökülmüştür. Çalışma ortamımdaki zaman probleminden dolayı yedi günlük piriz süresi beklendikten sonra betonun fiziksel testlerine geçilmiştir. Yeni karışımların yoğunlukları, kullanılan cam partiküllerden dolayı kademeli olarak artış gösterdiği gözlemlenmiştir. Yedi günlük kür süresinden sonra tüm numunelerin basınç testleri yapılarak kontrol numunesi ile kıyaslanmıştır. Bu kıyaslamada %15 oranında temperli fotovoltaik cam içeren numune %3,3 daha fazla bir dayanıma sahip olduğu tespit edilmiştir. Su emme kapasitesi ölçümlerinde ise 7200 dakikalık süre sonunda %5'lik numunenin en fazla, %20'lik numunenin ise en az su emme kapasitesine sahip olduğu tesbit edilmiştir. Açık porozite değerleri kontrol numunesinden daha düşük olduğu anlaşılmıştır. Burada %20 temperli cam içeriği bulunan numunenin en az kılcal poroziteye sahip olduğu anlaşılmıştır. Bu çalışmanın en önemli sonuçlarından biri güneş enerjisi panelerinin temperli camlarının çimento karışımı olarak kullanılmasını öneren çevreci bir proje olmasıdır. Ayrıca çimentoda kullanım oranları arttıkça kılcal su emme oranları azaldığı için temellerde yalıtım bakımından önemnli bir inşaat malzemesidir. Ayrıca %15'lik karışım normal konrol numunesinden daha yüksek dayanıma sahip olması da inşaat açısından önemli bir veri olarak değerlendirilmelidir.

Murat Hüseyin Ünsal
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Petrol ve doğalgaz sondaj faaliyetlerinden oluşan sondaj atık çamurlarının solidifikasyon/stabilizasyonu

Bu çalışmada hidrokarbon arama ve çıkarma çalışmaları sırasında oluşan en önemli atıklardan biri olan su bazlı sondaj kesintilerinin bertaraf edilebilirliği ve inşaat yapı malzemesi olarak kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmada Türkiye Petrolleri Trakya Sahası'ndan alınan sondaj kesintileri kurutularak ve kurutulmadan CEM I 42,5 R Portland çimento kullanılarak çeşitli katkı oranlarında (sırasıyla %4, 8, 12, 16 ve 20 ile %2, 4, 6,8 ve 10) TS EN 196-1 uyarınca 0,5 su/çimento oranı ile solidifiye/stabilize edilmiştir. Öncelikle ham materyal karakterize edilmiş (XRF yarı kantitatif element, Atıkların Düzenli Depolanmasına Dair Yönetmelik -ADDDY- parametreleri ve SEM analizleri), ardından dayanım ve dayanıklılık testleri (ultrases geçiş hızı, eğilme ve basınç dayanımları ile atmosferik su emme) ile katılaştırılmış ürünlerin ön değerlendirmesi yapılmıştır. Numuneler 0 katkı ile üretilen şahit harç ile karşılaştırılmıştır. Her iki kesinti için de hem bertaraf edilebilecek miktar hem de dayanım açısından optimum katkı oranı %8 olarak belirlenmiştir. Daha sonra tüm numuneler için ağır metal sızma analizleri yapılmış, dayanım ve dayanıklılık açısından optimum belirlenen numuneler ile de ek sızma analizleri (BTEX, PCB, mineral yağ, TOK ve ÇOK) yapılarak ADDDY kapsamında depolanabilirlikleri belirlenmiştir. Çalışmada başlangıçta tehlikeli sınıfta yer alan ham kesintinin tüm katılaştırılmış numunelerinde tehlikesiz atık sınıfı sağlanmıştır.

Ezgi Fazlıoğlu
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de bitkisel atıklardan elde edilebilecek biyogaz enerji potansiyelinin belirlenmesi

Dünya'da enerji kaynaklarına duyulan ihtiyaç günden güne artış göstermektedir. Gelişmekte olan ülkelerdeki artan nüfus ve bu nüfusun hayat kalitesinin yükselmesi ile beraberinde gelişen teknoloji ve sanayileşme göstermektedir ki ilerleyen yıllarda enerjiye olan talep daha da fazla olacaktır. Artan enerji ihtiyacını giderebilmek adına yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelim artmakta, organik içerikli atıkların enerji kaynağı olarak kullanımı günden güne daha da önem kazanmaktadır. Bu çalışma kapsamında, Türkiye'deki bitkisel atıkların enerji potansiyeli, Türkiye İstatistik Kurumu'nun (TÜİK) bitkisel üretim verileri baz alınarak hesaplanmıştır. Türkiye'nin karasal büyüklüğünün yaklaşık %30,40'ını (233850926,50 daa) tarım alanları oluştururken, tarım alanlarının %66,44'ünü tahıllar ve diğer bitkisel ürünler, %15,81'ini nadas alanları, %3,40'ını sebze bahçeleri, %14,30'unu meyveler, içecek ve baharat bitkileri ve %0,02'sini süs bitkileri alanı oluşturmaktadır. 2017 yılı TÜİK verilerine göre Türkiye'deki bitkilerin ekim alanları; arpa için 24396791 daa, ayçiçeği için 7796217 daa, buğday için 76990818 daa, mısır için 11253140 daa ve pamuk için 5018534 dekardır. Türkiye'de bitkilerden elde edilecek toplam biyogaz miktarı 240673168 m3/yıl, bitkisel atıklardan üretilebilecek biyogazın enerji eşdeğeri 5463,19 TJ/yıl (130460,98 TEP/yıl) olarak hesaplanmıştır.

Simge Çakal
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Uçak bakım merkezi atık yönetimi

İnsanların hayatında uçakla yolculuk etmek vazgeçilmez olmuştur. Bunun en önemli nedeni, yolculuğun emniyetli ve kısa süreli olmasıdır. Emniyetli bir uçuşun sağlanması için, uçaklar belli periyotlarla bakıma girmektedir. Uçaklara yapılan bakım işlemleri esnasında, çok miktarda atık oluşmakta, enerji ve su tüketimleri olmaktadır. Sürekli faaliyet gösteren uçak bakım merkezlerinde atık oluşumu ve bu bahsi geçen tüketimler, hem maliyet hem de sürdürülebilirlik açısından önem arz etmektedir. Bu tez çalışmasında, bir uçak bakım merkezinde oluşan katı, sıvı ve gaz atıkların belirlenmesi, kaynağında ayrıştırılması, geri kazanımı, bertarafı veya yeniden kullanılabilirliği ile ilgili olarak, Atık Yönetimi Yönetmeliği çerçevesinde alternatiflerin belirlenmesi ve uygulanabilirliği incelenmiştir. Ayrıca uçak bakımı sırasında oluşan atık miktarlarının yıllara göre değişimi yorumlanarak karşılaştırılmıştır. Değerlendirme sonucunda , her yıl tehlikesiz atık oluşum yüzdesi azalırken tehlikeli atık oluşum yüzdesinin arttığı gözlemlenmiştir. Bunun sebebi uçak bakımlarının artması ve uçakların yaşlarının artmasından kaynaklı ön görülemeyen uzun detaylı bakımların olmasıdır. Ayrıca insan faktörlerine bakıldığında, atık oluışum hızındaki artışın, hızlı istihdamdan kaynaklı tecrübe yetersizliği ve insanların çevre ile ilgili bilinçsizliklerinden kaynaklı olduğu görülmüştür.

Fatma Zehra Demir
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

II. sınıf düzenli depolama sahası tasarımı: Örnek çalışma

Üreticisi tarafından atılmak istenen ve toplumun huzuru ile özellikle çevrenin korunması bakımından, düzenli bir şekilde bertaraf edilmesi gereken katı maddeleri ve arıtma çamuruna katı atık αdenilir. Günümüze nüfus artışı, gelişen endüstriyel faaliyetler, teknolojik gelişmeler ve tüketim atıklarının değişmesi ile atık miktarı artmakta ve atığın niteliği de değişmektedir. Atık yönetiminin sağlıklı ve doğru αbir şekilde yapılabilmesi için öncelikle atık kompozisyonunun bilinmesi gereklidir. Bu vesileyle, karakterizasyondan sonra atığın ekonomik ve sürdürülebilir kalkınma açısından nasıl değerlendirileceği ve ne şekilde bertaraf edileceği kararı verilebilir. Yönetmeliğe göre belediyeler, evsel ve evsel nitelikli endüstriyel katı atıkların çevreye zarar vermeden bertarafını sağlamak, çevre kirliliğini azaltmak, katı atık depo sahalarından azami istifade etmek ve ekonomiye katkıda bulunmak amacıyla, evsel katı atıklar içindeki değerlendirilebilir katı atıkları sınıflandırarak ayrı toplamak αve bunlarla ilgili tedbirleri almakla yükümlüdürler. Bu projenin kapsamı, öncelik Çorlu ve Çerkezköy Organize Sanayi Bölgeleri'nde olmak üzere Trakya Bölgesi'nde üretilen inorganik içerikli tehlikesiz endüstriyel atıkların bertaraf edilmesi amacıyla, bozulmuş maden arazisi üzerinde II. Sınıf düzenli depolama tesisi inşa edilmesidir.

Ömer Özbil
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Endüstrilerde çalışanların davranış odaklı gözlem sonuçlarının EBA doküman yönetim sisteminde, sıfır kaza hedefiyle risk indeksinin tanımlanması ve iş güvenliği liderlik uygulamaları kapsamında değerlendirilmesi

Endüstrilerde çalışanların davranış odaklı gözlem yapabilmesi ve iş güvenliği kültürünün bilinmesinden çok anlaşılmasını sağlamak amacı ile incelenen tesiste saha bazlı gözlem sonuçları incelenmiştir. Gözlemler hem rutin hem de rutin olmayan faaliyetleri içermektedir. Saha çalışmalarında tez çalışması kapsamında işletmenin üst yönetimi ve çalışanları ile yapılan görüşmeler sonucunda hazırlanmış olan gözlem formları doldurulmuş, çalışanların davranış odaklı değerlendirmeleri yapılmıştır. Daha sonra bu değerlendirme sonuçları eBA Belge, Doküman ve İş Akışı Yönetim Sistemi üzerinde riskli bulgular ve güvenli bulguların girişleri, çalışanların ne kadar gözlem formu verdiği ve bunların hangi bölümlere ait olduğu, açıklamaların da yer aldığı sisteme işlenerek söz konusu verilerin istatistiği tutulmuştur. eBA ya girilen veriler üst yönetimin onayı ile proaktif ve hızlı bir şekilde güvensiz davranışlara müdahale edilmesi ile son bulmuştur. Çalışanlar girdi parametrelerini, yaptıkları gözlemler sonucunda güvenli ya da riskli olarak eBA da tanımlamış ve % Risk hesabında kullanılacak olan Toplam Riskli bulgu adedi excel formatıyla eBA'dan alınmıştır. % Katılımı hesaplayabilmek için sorumlu oldukları gözlem sayıları, riskli bulguyu düzeltecek askiyon sayıları ve doldurulan gözlem form sayıları da otomatik olarak sistem tarafından oluşturulmuş ve bir excel formatı ile eBA'dan alınmıştır. Kaza sıklık oranı ve % Risk oranı karşılaştırılarak endüstride İş Güvenliği Liderliği uygulamaları kapsamında davranış değişikliğine yönelik aksiyon planları oluşturulmuş ve takibe alınmıştır. Bu amaçlar doğrultusunda Eba Sorumluluk ve yetkileri belirlenmiş, eBA davranış komitesi ve Raporlama Sistemi oluşturularak Geleneksel Güvenlik Metotlarının DOGG İle Entegre Edildiği program uygulamaları tanımlanmıştır. Geleneksel Güvenlik Yöntemlerin ağırlıkta olduğu ve Davranış odaklı güvenlik gözlemlerinin ilk uygulanmaya başlandığı 2015 yılı içinde KSO 2,15, %Risk 6,0 iken Geleneksel Güvenlik Metotları ile DOGG'in eBA ile beraber daha aktif kullanıldığı 2016 yılında KSO 0, %Risk 0,20 ye düşmüştür.

Göknur Canlı
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Seryum ve lityum teknoloji kritik elementlerinin sucul toksisitesinin araştırılması

Bu Yüksek Lisans Tezi kapsamında, teknoloji kritik elementleri olarak da bilinen nadir dünya elementlerinin en önceliklileri olan Lityum ve Seryum'u Daphnia magna ve Artemia salina akut ve kronik toksisite testleri ile çevresel etkileri incelenmiştir. Sonuçlara göre hem Lityum hem de Seryum hem ışıksız hem de ışık altındaki numunelerde çok daha düşük konsantrasyonlarda Daphnia magna'ya toksik etki etmiş, ışık şiddeti arttıkça toksisitenin çok düşük oranda düştüğü gözlenmiştir. Artemia salina kronik toksisite test sonuçlarına göre, ışık ve doğal organik maddenin etkisinin olmadığı gözlenmiştir. Bunun yanında Artemia salina için kronik toksisite deneylerinde ışık şiddeti arttıkça toksisite azalmış ve doğal organik maddelerin etkileri araştırıldığı numunelerde anlamlı bir etkinin olmadığı gözlenmiştir.

Sema Terzi
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Seriyum'un pomza bazlı inorganık ve organık kompozitler ile adsorpsiyonu

Yeni teknolojik gelişmeler ile Teknoloji Kritik Elementler (TKE)'ler çok önemli ticari anlam kazanmıştır. Kullanım alanlarının başında güneş pilleri ve elektronik sektörü sayılabilmektedir.Bu tez çalışması kapsamında Nadir Toprak Elementlerinden Seryum 'un (Ce) pomza bazlı inorganik ve organik kompozitler ile adsorpsiyonu ve desorpsiyonun prosesi ile geri kazanımı incelenmiştir. Organik kompozitler olarak, yaygın olarak kullanılan poliakrilamid hidrojeller sentezlenmiştir. Şişme ve difüzyon hesapları ile en iyi sonucu veren pomza kaplı poliakrilamid jel ile adsorpsiyon çalışmaları yürütülüp optimum koşullar belirlenmiştir. Manyetik pomza ve poliakrilamid-pomza hidrojeli ile Ce adsorpsiyon verimleri hesaplanarak adsorpsiyon izoterm modelleri çıkarılmıştır. Desorpsiyon ile geri kazanılan seryum 'un aynı kompoziteler ile tekrar adsorpsiyon ve geri kazanım verimleri belirlenmiştir. Buna göre, seryum yüksek oranda adsorpsiyon (>95%) ile giderilirken optimize edilmiş şartlarda desorpsiyonun da yüksek verimle (>%70) ile sağlanabilmektedir. Ancak, 3. geri kazanma sonrası desorpsiyon %40'ın altına inmiştir.

Merve Özker
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Organize sanayi bölgelerinde çevre yönetimi ve İkitelli Galvano Teknik Sanayi Sitesi örneği

Tez çalışmasında öncelikli olarak organize sanayi bölgelerinde çevre yönetimi ele alınmıştır. Bu kapsamda atık, atıksu, emisyon ve iş güvenliği kapsamında değerlendirmeler yapılmıştır. Endüstriyel faaliyetlerden biri olan metal kaplama sanayisi, hızla gelişen sanayi dalları arasında önemli bir yere sahiptir. Metal kaplama sektörünün ele alındığı bu tez çalışmasında, öncelikle sektörde uygulamada olacak süreçler ayrıntılı olarak açıklanmıştır. İncelenen örnek sanayi sitesinde yer alan tesislerden oluşan emisyon, atık ve atıksu kaynakları belirlenerek, oluşan atıksu ve emisyonlarla ilgili alınan önlemler ile yönetmelikler kapsamında değerlendirilmesi yapılmıştır. Oluşan tehlikeli atıkların önlenmesi ve azaltılması ile ilgili bilgiler verilmiştir. Metal kaplama sanayisinden kaplama işlemi sonrası uygulanan durulama banyo işlemi sonrasında çevre kirliliğine sebep olan atıksular incelenmiştir. Oluşan atıksular ortak arıtma tesisinde arıtılmaktadır. Arıtma tesisinde kullanılan prosesler ve deşarj kriterlerine ilişkin bilgiler Su Kirliliği Kontrolü Yönetmeliği kapsamında değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: metal kaplama, organize sanayi bölgesi, atık, atıksu

Sinem Mete
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Binalarda enerji modellemesi, enerji performans analizi ve yenilenebilir enerji kullanımının çevre dostu yeşil bina uygulama örneği kapsamında değerlendirilmesi

Dünyada artan nüfus, teknolojideki ilerleme ve sanayileşme ile birlikte hızla artmaya devam eden enerji ihtiyacı mevcut kaynakların daha etkin kullanımını ve yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelimi gerekli kılmaktadır. Enerji tüketimi ve üretilen enerji miktarı ülkelerin gelişmişlik düzeyleriyle paralel olarak her geçen gün artmaktadır. Yapılan çalışmalarda birçok gelişmiş ülkede enerji tüketiminin büyük bir kısmından binaların sorumlu olduğu ve her yıl binaların enerji tüketimini istikrarlı bir şekilde arttırdığı görülmektedir. Ayrıca binalar sadece büyük miktarda enerji harcamakla kalmayıp, çevre için zararlı olabilecek ve dünyanın iklim değişikliğinde büyük bir rol oynayabilecek önemli miktarlardaki CO2 emisyonlarının sorumlusu olarak da değerlendirilmektedir. Binaların enerji kaynakları kullanımında ve emisyon üretimindeki yüksek payları göz önünde bulundurulduğunda çevre dostu yeşil binalar, gelecek nesillerin sağlıklı bir dünyada yaşamlarına devam edebilmesi açısından büyük önem taşımaktadır. Yeşil binaların sayılarının giderek artması ile birlikte standartlaşma ve sertifikalandırma çalışmaları başlamıştır. Yeşil bina sertifikalandırma kriterleri içerisinden en önemlilerinden biri enerji verimliliği olup, bina enerji performansı çeşitli modelleme programları ile değerlendirilmektedir. Bu çalışma kapsamında, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Çorlu Mühendislik Fakültesi ek derslik binası Design Builder ve Energy Plus simülasyon programları ile modellenerek enerji performans analizi yapılmıştır. Ayrıca ek derslik binası yenilenebilir enerji kullanımı tasarımı ve çeşitli iyileştirme önerileri ile modellenmiş, enerji performans değerlendirme karşılaştırmaları yapılmıştır. Yapılan çalışmada ek derslik binasının mevcut enerji tüketimi toplamı 158836 kWh, yıllık enerji maliyeti 11336 dolar ve yıllık CO2 emisyon miktarı 71812 CO2 kg olarak hesaplanmıştır. Ek derslik binasının yenilenebilir enerji kullanımı ile tasarlanması sonucunda ise; fotovoltaik panel kullanımı ile toplam enerji tüketiminin yaklaşık %33 yıllık enerji maliyetinin ise %45 ve yıllık CO2 emisyon miktarının %37 oranında, toprak kaynaklı ısı pompası kullanımı ile toplam enerji tüketiminin yaklaşık %29 yıllık enerji maliyetinin ise %4,4 ve yıllık CO2 emisyon miktarının %33 oranında ve bina bileşenlerinin iyileştirilmesi ile toplam enerji tüketiminin yaklaşık %26 yıllık enerji maliyetinin %31 ve yıllık CO2 emisyon miktarının ise %30 oranında azaltılabildiği tespit edilmiştir. Çalışma sonucunda ek derslik binasının gerek elektrik tüketiminde gerekse doğalgaz tüketiminde ciddi oranda tasarruf potansiyeline sahip olduğu ve yenilenebilir enerji kullanımı ile ek derslik binasının toplam enerji tüketim, yıllık enerji maliyet ve yıllık CO2 emisyon miktarlarının yüksek oranlarda azaltılabildiği belirlenmiştir.

Özgür Kayın
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sürdürülebilir sıfır atık yönetimi için eğitimalanlarında katı atık oluşumu ve karakterizasyonu

Çalışmada Namık Kemal Üniversitesi Çorlu Mühendislik Fakültesi'nde sıfır atık kapsamında toplanan ve ayrıştırılan atıklar ve geri dönüşümü olmayan atık kutularında ayrıştırılmadan toplanan atıklar belirli periyodlarda tartılıp ayrım yapılarak, fakültede birim zamanda ve kişi başına oluşan toplam atık miktarları ve geri dönüşebilir potansiyele sahip atık miktarları belirlenmiştir. Aynı zamanda Tekirdağ'da bulunan 1 Meslek Yüksekokul, 1 lise ve 1 ilkokulda toplanan geri dönüşebilir atık miktarı belirlenerek karşılaştırmalı değerlendirme yapılmıştır. Çalışma kapsamında aynı zamanda Çorlu Mühendislik Fakültesi'nde fakültede eğitim gören öğrencilerin sıfır atık yönetimine bakış açılarını belirlemeye yönelik bir anket çalışması yürütülmüştür. Elde edilen veriler genel değerlendirme, kadın-erkek ve çevre mühendisliği ve diğer bölüm öğrencileri arasındaki farklılıklar açısından değerlendirilmiştir. Çalışmada elde edilen verilere dayanılarak aynı zamanda bir maliyet çalışması da yapılmıştır. Elde edilen verilere göre ÇMF'de tüm kutularda toplanan atık miktarı yaklaşık 184 kg olarak hesaplanmıştır. Bu değerin yalnızca 27 kg'ı ayrıştırılarak geri dönüştürülmektedir. Tüm okulda tüm atık türleri hesaba katıldığında kişi başına günlük atık miktarı 113 g/kişi-gün olarak bulunmuştur. Diğer eğitim kurumları ile karşılaştırıldığında en fazla atık ÇMF'de toplanmakta ve kişi başına toplanan günlük atık miktarı da en yüksek ÇMF için elde edilmiştir. Anket sonuçlarının değerlendirmesine göre genel olarak bakıldığında fakülte öğrencilerinin sıfır atık ve geri dönüşüm konusunda belirgin bir bilgi birikimine ve isteğe sahip olduğu, çevre mühendisliği öğrencilerinin özellikle bilgiye dayalı bazı sorularda beklendiği üzere daha doğru cevaplar verdiği ve çevre mühendisliği ve kadın katılımcıların, oluşturdukları atıkların geri dönüşüm kutularına atılması hususunda daha hassas davrandığı söylenebilir.

Katı atıklar
Burak Gül
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tekirdağ ili'nde oluşan evsel katı atıkların ilçeler bazında karakterizasyonu

Evsel katı atıkların içeriklerinin belirlenmesinde kullanılan en yaygın yöntem katı atık karakterizasyonu ve maddesel grup analizleridir. Bu çalışmada; Tekirdağ Büyükşehir Belediyesine ait 11 ilçe belediyesinde yüksek gelir düzeyli, orta gelir düzeyli ve düşük gelir düzeyli mahallelerinin, 2016 kış ve yaz dönemlerine ait katı atık karakterizasyonu yapılmıştır. Maddesel grup analizi sonucunda, 2016 yılında tüm atıklar içerisinde mutfak atıklarının %46,16 ile en fazla, hacim metal atıklarının ise %0,38 ile en az olduğu bulunmuştur. Evsel katı atık içerikleri ilçeler bazında incelendiğinde Çorlu ilçesinin kâğıt ve plastik bileşeninde en yüksek yüzdeye sahip olduğu tespit edilmiştir. Doğalgaz olmayan Şarköy, Hayrabolu ve Malkara ilçelerinden gelen atıklarda kül atık bileşeninin en yüksek yüzdeyi temsil ettiği bulunmuştur. Katı atık karakterizasyonu mevsimsel olarak incelendiğinde mutfak, park-bahçe atıkları ve cam -metal gibi geri dönüştürülebilir ambalaj atıklarının yaz mevsiminde artış gösterdiği tespit edilmiştir.

Kübra Gümüş Bayındır
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tekstil sektörü ram bacası uçucu organik bileşiklerinin kaynak ve kontrol yöntemlerinin araştırılması

Çevre Mühendisliği Ana Bilim Dalı'nda Yüksek Lisans Tezi olarak hazırlanan bu çalışmada, tekstil sektöründe kullanılan ram makinelerine bağlı ram bacalarından salınan uçucu organik bileşiklerin (VOC) kaynak ve kontrolü hakkında bilgi verilmiştir. Tekstil sektörünün yoğun olduğu bölgeler uçucu organik bileşiklerin birikimi yönünden risk altında sayılmaktadır. Tekstil sanayisinin yoğun olması sebebi ile Ergene Havzası, hava kirliliği ve uçucu organik bileşiklerin birikimi yönünden ilk sıralarda karşımıza çıkmaktadır. Atmosfere salınan uçucu organik bileşikler sebep oldukları koku problemi ile hissedilmektedir. Bu sebeple kokunun içerik ve kompozisyonu uçucu organik bileşiklerin analizi ile belirlenmektedir. Yapılan bu çalışmada koku emisyonu temel alınarak uçucu organik bileşiklerin kontrolünde kullanılabilecek yöntemlerin araştırılması ve koku giderimi sağlayabilecek pilot ölçekli aktif karbon ile kombine edilmiş scrubber filtre sistemi üzerinde çalışılmıştır. Koku emisyonun yoğun olduğu bir endüstriyel tesiste kurulan sistem 720 000 m3/gün hava temizleme kapasitesi ile çalıştırılmıştır. Olfaktometre cihazı ile yapılan ölçümde koku giriş konsantrasyonu 17 000 KB/m3 iken çıkış koku konsantrasyonu 215 KB/m3 olarak ölçülmüştür.

Yeliz Tahiroğlu
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Küçükkuyu, güre ve dikili koylarında toplam karbon(TC), toplam organik karbon(TOC, inorganik karbon(IC), toplam azot(TN) ve C/N oranlarına bağlı olarak kıta içi kirliliğin araştırılması

Bu çalışmanın amacı, Küçükkuyu, Güre ve Dikili deniz sedimanlarındaki toplam organik karbon (TOC), inorganik karbon (IC), toplam karbon (TC) ve toplam azot (TN) konsantrasyonlarını tespit ederek kirliliğin kıta içi yada denizel kaynaklı olup olmadığını açığa çıkarmaktır. Çalışma kapsamında Küçükkuyu, Güre ve Dikili bölgelerinde sırasıyla 13.0-28.0 m, 13.20-16.0m ve 10-19 m derinliklerde karot numuneler alınarak Namık Kemal Üniversitesi Merkez Laboratuarında analiz edilmiştir. Küçükkuyu, Güre ve Dikili bölgesinde TOC değerleri sırasıyla 10.35-20.36, 8.14-16.40 ve 2.71-12.60 g/kg arasında ölçülmüştür. En yüksek TOC konsantrasyonları Küçükkuyu'da bulunmuştur. IC konsantrasyonları her üç nokta için (Dikili, Güre ve Küçükkuyu) sırasıyla 5.64-9.43, 3.67-9.94 ve 6.05-8.71 g/kg ölçülmüştür. Her üç sondaj noktası için IC kirlilik kaynağının benzer olduğu tespit edilmiştir. Her üç sondaj noktasında toplam azot kirliliği kaynağının da benzer olduğu bulunmuştur. En yüksek azot konsantrasyonları Küçükkuyu' da ölçülmüştür. Güre' de diğer iki sondaj noktasına göre daha az azot konsantrasyonu ölçülmüştür. TOC/TN <10 olması durumunda organik kirliliğin kaynağının kıta içi aktivitelerden kaynaklanmadığı belirtilmiştir. Küçükkuyu, Güre ve Dikili'de sırasıyla TOC/TN oranları 6.5-16.97, 12.33-46.89 ve 2.82-14.48 aralığında değiştiği tespit edilmiştir. Bu durumda en yüksek TOC/TN oranı Güre bölgesinde bulunmuştur. Diğer numune noktalarında da ölçülen organik maddenin ana kaynağının kıta içi(karasal) olduğu söylenebilir.

Sevinç Yümün
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Alüminyum işleme ve kaplama endüstrisi atıksularının karakterizasyonu ve geri kazanım alternatiflerinin araştırılması

Alüminyum kaplama tesislerinde proses içinde farklı ünitelerde farklı kirlilik profilleri ortaya çıkmaktadır. Emaye kaplama kısmında daha yoğun kirlilik yüküne sahip atıksu çıkışı gerçekleşmektedir. Yıkama ünitelerinde daha az yoğun kirliliğe sahip atıksu oluşumu söz konusudur. Eloksal kaplama ünitelerinden daha asidik sular çıkmakta olup çelikle birleştirmenin gerçekleşeceği ünitelerde yıkama ve şekillendirme amaçlı kullanılan sular daha yağlı ve KOİ'si yüksek atık sulardır. Tüm bu sular üretim sonucu birleşip atıksu arıtma tesisine verilmektedir. Bu çalışmada; Tekirdağ ilinde kurulu bulunan iki adet alüminyum kaplama tesisinden kaynaklanan atıksuların karakterizasyonları ve arıtma tesisinde arıtıldıktan sonra proses içinde tekrar kullanılabilirliği araştırması yürütülmüştür. Ayrıca bu iki alüminyum tesisinde, arıtılan suyun tekrar kullanılabilirliğinin değerlendirilmesi için uygulanan ileri arıtma yöntemlerinin karşılaştırılması yapılmıştır. Mevcut arıtma tesislerinden çıkan atıksular kimyasal arıtma yöntemi uygulanarak arıtılmaktadır. Atıksular arıtıldıktan sonra deminerilizasyon, ultrafiltrasyon ve ters ozmos işlemlerine tabi tutularak Askıda Katı Madde (AKM), Kimyasal Oksijen İhtiyacı (KOİ), ağır metaller vb. kirlilik parametrelerinin giderimi ve yeniden kullanılabilirliği araştırılmıştır. Kimyasal arıtmadan sonra pH, AKM, KOİ parametrelerinin optimum giderim verimlerinin hangi değerde sağlandığı, giderim verimi oranları, ileri arıtım yönteminin uygulanabilirliği ve geri kazanılan suyun oranı araştırılmıştır. Anahtar Kelimeler: Deminerilizasyon, alüminyum endüstrisi, kimyasal arıtma, proses kullanım suyu

Hicran Kaya
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

NFC-doplu TiO2 fotokatalistine maruz bırakılmış aktif çamurun gerçek evsel atıksu biyodegradasyonundaki performansının ve yenilenebilirliğinin değerlendirilmesi

Son yıllarda evsel ve endüstriyel atıksularda biyolojik ayrışmaya dirençli kirleticilerin tespiti sonrasında yeni ileri arıtım teknikleri gelişmiştir. Bu anlamda heterojen fotokatalitik ileri oksidasyon prosesleri son yıllarda özellikle üzerinde yoğun çalışmaların yürütüldüğü önemli teknikler arasında yer almaktadır. Bu proseslerde, heterojen yarı iletken özelliğe sahip olan Titanyum Dioksit (TiO2), ucuz olması ve toksik olmamasına ilave olarak yüksek aktif optik özellikleri ve kimyasal stabilitesi nedeniyle çok çeşitli organik kirleticilerin dekompozisyonunda oldukça yaygın kullanılmaktadır. Ancak; güneş ışığının sadece %3'ü ile %5'ini emebilme özelliğinden dolayı son zamanlarda literatürde TiO2'ye güneş ışığında da fotokatalitik reaksiyona girebilme kabiliyetinin kazandırılabilmesi için, uygun geçiş metalleri (N, C, F, B, P, Ag, Au, Zn, Cu…vb.) ile ya da başka elementler yardımıyla doplanarak oksidasyon gücünün arttırılmasına yönelik çalışmalara çok sık rastlanılmaktadır. Fakat bu çalışmalarda, özgül yüzey alan ve yüksek katalitik özelliklere sahip nanopartiküler yapıdaki bu doplanmış fotokatalistlerin, özellikle bir sonraki arıtma kademesi olarak tercih edilen aktif çamur sistemleri üzerinde şok etkisi yaratabildiği ve bunların biyodegradasyonunda işletme aşamasında problemlerle karşılaşılabileceği belirtilmektedir. Bu nedenle söz konusu fotokatalistlerin aerobik biyolojik arıtma prosesi üzerindeki davranışını anlamak oldukça önemli olup; bu çalışmada yeni nesil bir nanopartikül olan NFC-doplu TiO2 toz fotokatalistinin, karbon kaynağı olarak evsel ve çoğu endüstriyel atıksu ile benzer KOI fraksiyonlarını içeren pepton karışımlı sentetik bir atıksu ve gerçek evsel atıksuyun aerobik biyodegradasyonu üzerine etkisi, respirometrik olarak tespit edilmiştir. Bu amaçla fotokataliste maruz bırakılmış ve bırakılmamış aktif çamurun oksijen tüketim hızındaki değişim respirometrik teknikler kullanılarak akut ve kronik seviyede hem sentetik hem de gerçek atıksular (evsel) için deneysel olarak tespit edilirken, bu süreçte aynı zamanda aktif çamurun performansındaki değişimi ortaya koymak için yeni nesil dizileme çalışması ile tür analizi yapılarak akut ve kronik maruziyet sonrası nasıl bir değişim gerçekleştiği ortaya konulmuştur. Buradaki amaç; nanopartiküler yapıdaki fotokataliste maruz bırakılmış ve bırakılmamış aktif çamur popülasyonunun (peptona ve gerçek evsel atıksuya aklime edilmiş), aerobik ortamda sentetik ve gerçek atıksular için davranışını respirometrik tekniklerle tanımlamak, karşılaştırmak ve gerçek evsel atıksu arıtma tesisi verimi üzerindeki etkisini değerlendirmektir. Böylece, özellikle evsel atıksularda antibiyotik kalıntılar gibi biyodegredasyonu zor olan organik maddelerin gideriminde yaygın olarak kullanılan nanopartiküllerin, geleneksel aktif çamur sistemlerindeki davranışı sentetik atıksularla karşılaştırmalı olarak değerlendirilmiştir. Analiz sonuçlarına göre, gerçek evsel atıksu ile beslenen aktif çamur, içerdiği mikrokirleticiler nedeniyle pepton ile beslenen aktif çamura göre TiO2 nanopartikülünden daha fazla etkilenmiştir. Tür analizi açısından değerlendirildiğinde, gerçek atıksudaki mikrokirleticilerin varlığı, aktif çamurda bulunması tercih edilmeyen flamentli bakterilerin, kontrol örneğinde dahi ortamda bulunmasına sebep olmuşlardır. Her iki reaktörde de akut maruziyet sonrası KOİ giderim verimi, oksijen tüketim hızı ve faydalı türler inhibe olmuştur. 30 günlük kronik maruziyet sonrası, her iki reaktörde de flamentli bakteriler baskın hale gelmiştir. Evsel atıksu reaktörü, pepton reaktörüne göre KOİ giderim verimi ve oksijen tüketim hızı açısından daha fazla inhibe olmuştur. Evsel atıksu reaktöründe KOİ giderimi neredeyse ortadan kalkmış, pepton reaktöründe ise %60 civarında kalmıştır. Yenilenebilirlik deneylerine göre, pepton reaktörü aktif çamurunda flamentli bakteri varlığı azalmıştır ve aktif çamurda olması istenilen bakteri cinslerinde artış gözlemlenmiştir. Pepton reaktöründe oksijen tüketim hızındaki inhibisyon devam etmiş, ancak KOİ giderim verimi %19 civarında iyileşmiştir. Evsel atıksu reaktöründe ise ne KOİ giderim veriminde ne de oksijen tüketim hızındaki inhibisyonda düzelme gözlemlenmiştir. Tür analizine göre evsel atıksu reaktörü aktif çamurunun kendisini az da olsa toparlayabildiği ama flamentli bakterilerin ortamda hala baskın olması sebebiyle mikroorganizmaların organik maddeye ulaşamayarak tüketemedikleri yorumu yapılmıştır.

Gökçe Faika Merdan
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İstanbul Kavacık mevkiinde tem otoyolundan kaynaklanan gürültünün haritalanması ve gürültü perdesi modelinin uygulanması

Gürültü, insanlar üzerinde olumsuz etkiler yaratan ve hoşa gitmeyen sesler olarak ifade edilmektedir. Büyükşehirlerde gürültü haritalarının bir an önce hazırlanarak, her bölgedeki gürültü seviyelerinin ortaya konulması, gürültü bariyeri uygulanabilecek alanlarda fizibilite çalışmalarının yapılması, gerekli noktalara gürültü bariyerleri yerleştirilerek; okul, hastane ve konutlar gibi hassas ve çok hassas kullanım alanlarında, ulaşımdan kaynaklanan gürültü kirliliği önlenmesi gerekmektedir. Bu çalışmamızda da otoyol kenarındaki Beykoz Kavacık Mevkii Hisar Evlerinde yaşayan insanların maruz kaldığı gürültü kirliliği önlemeye yönelik çalışmalar üzerinde durulmuştur. Bölgenin sayısal haritaları kullanılarak, SoundPlan 7.4 programıyla Beykoz – Kavacık mevkiindeki Otoyolundan kaynaklanan karayolu gürültüsü için, bölgenin gürültü haritaları hazırlanmıştır. Hisar evlerindeki gürültü rahatsızlığından dolayı, mevcut gürültü düzeylerini indirmek için çözüm önerisi olarak otoyol kenarına 4 metre yüksekliğinde tek taraflı yutucu özelliğe sahip gürültü bariyeri önerilmiştir. Gürültü bariyeri yapıldıktan sonra SoundPlan 7.4 programı kullanılarak oluşan yeni durumdaki gürültü haritaları hazırlanarak mevcut durumdan ne kadar gürültü seviyesi azaltımı olacağı hesaplanmıştır. Yapılan gürültü bariyeri modelleme çalışmaları sonucunda konut alanındaki gürültü düzeylerinin sınır değerlerinin sağladığı oluşturan gürültü haritaları ile görülmüştür. Anahtar Kelimeler: Gürültü, gürültü haritası, otoyol gürültüsü, çevresel gürültü düzeyi, SoundPlan 7.4, gürültü bariyeri

Ankara-İstanbul karayoluTrafik gürültüsü
Süleyman Savaş
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tekstil boyası üretim prosesi atıksularının kimyasal oksidasyon ve adsorpsiyon yöntemleri ile arıtımı

Nüfus artışının, endüstriyel gelişmenin ve kentleşmenin hızlı olması dünyada birçok ülkede ciddi ekonomik, sosyal, politik ve en önemlisi olan çevresel sorunları da beraberinde getirmiş ve süreç çevresel kirlilik paralelinde olumsuz yönde ilerlemektedir. Artan çevresel kirlilikler çevrenin özümseme kapasitesinden daha fazla yüklerin oluşmasına neden olmaktadır. Yaşamımızı idame ettirdiğimiz ekolojik çevremiz bu paralelde Hava, su ve toprak aşırı kirletici yüklere maruz kalmaktadır. Su ortamlarına boşaltılan Endüstri atıklar, evsel atıklara oranla çevresel açıdan çok daha büyük bir tehlike oluşturmaktadır. Endüstri atık suları genelde içerdiği kimyasal maddelerin bileşimi yönünden büyük salınımlar gösterir. Boya üretim endüstrisi özellikle milli gelirimizde önemli katkısı olan tekstil sektörüne hizmet sağlamaktadır. Yaklaşık 10.000 farklı pigment ve boya tekstil sektöründe girdi olarak kullanılmaktadır. Kullanılan bu boyaların %50 den fazlası da azo boyar maddelerdir. Boya üretim tesislerinde farklı kimyasallar kullanılır iken tekstil sektöründe de boyar maddelerin kullanımın yanında farklı yardımcı kimyasal maddeler de kullanılmaktadır. Azo boyar maddeler karsinojen aromatik aminlere ayrılması nedeni ile çevreye zararlı yüksek derecede kirletici özelliğine sahip toksik maddeler olması açısından da önem arz etmektedirler. Bu çalışmada tekstil boya ve kimyasal üretimi yapan bir sanayi tesisinin kimyasal arıtma çıkışından alınan atık su numunelerine toz aktif karbon Adsorpsiyon, Fenton ve Ozon oksidasyon arıtma prosesi uygulanarak KOİ ve Renk giderim verimleri incelenmiştir. Boya üretim sanayine ait iki ayrı atık su numunesinde yapılan deneyler sonucunda, adsorpsiyon deneylerinde toz aktif karbon miktarı arttıkça ph5 de maksimum KOİ giderim veriminin %66, renk giderim veriminin %99-100 olduğu görülmüştür. Fenton oksidasyon deneylerinde maksimum verimin %60 KOİ, %99 renk giderim verimi ile sabit 5000 mg/l hidrojen peroksit kullanımına karşılık 5000 mg/l Demir (II) sülfat konsantrasyonunda gerçekleştiği görülmüştür. Ozon oksidasyon deney sonuçlarına bakıldığında maksimum KOİ giderim veriminin 240dk ozonlama süresinde %19-28, renk giderim veriminin aynı ozonlama sürelerinde maksimum %55-62 arasında gerçekleştiği görülmüştür.

Yasemin Kayhan
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tekstil endüstrisinde kullanılan boyar maddeler, zararlı kimyasal içerikleri ve ozon oksidasyonu ile arıtılmalarının koi ve renk bileşenleri üzerine etkisi

Endüstri atıklarının su ortamlarına boşaltılması, çevresel açıdan evsel atıklara oranla çok daha büyük bir tehlike oluşturmaktadır. Endüstri atık suları genelde içerdiği kimyasal maddelerin bileşimi yönünden büyük salınımlar gösterir. Tekstil endüstrisi, dünyada binlerce farklı boyayı ve pigmenti kullanmaktadır. Sektörde kullanılan tüm boyaların % 50'den fazlası azo boyalardır. Bunlar genellikle en az bir veya her ikisi de aromatik grup olan iki radikale bağlı en az bir ve en fazla dört azo grubu içerir. Pamuğun artan kullanımı da ayrıca reaktif boyaların kullanımında önemli artışlara neden olmuştur. Ancak reaktif azo boyalar karsinojen aromatik aminlere ayrılması sebebiyle potansiyel olarak çevreye zararlıdır ve yüksek derecede önem arz ederler. Bu çalışmada, tekstil endüstrisinde kullanılan boyar madde türlerinden seçilen örneklerin bilinen kirletici içeriklerine göre nasıl değişiklik gösterdikleri ve atık su kirliliğine ne düzeyde etki sağladıkları KOİ değerleri ölçülerek incelenmiştir. Tekstil endüstrisinde kullanılan boyar maddelerden hazırlanan sentetik atık su örnekleri ileri arıtma tekniklerinden ozonlama yöntemi ile arıtılmaya çalışılmıştır. Boyama proseslerinde birçok yardımcı kimyasal da kullanıldığı düşünüldüğünde sadece boyar maddelerin tekstil atık sularının kirliliğine tek başına yüksek oranda etki ettiği görülmüştür. Ozon oksidasyonu yönteminin boyar madde yapılarını parçalayarak renk moleküllerini bozduğu ve böylece renk giderimi için oldukça etkili bir yöntem olduğu gözlemlenmiştir. Reaktif, asit, dispers ve optik beyazlatıcı boya gruplarından örneklerle yürütülen deneylerde alkali ortamda oldukça belirgin bir düzeyde renk giderimi sağlanmış, renk giderim verimleri % 99'lara ulaşmıştır. Yüksek pH ortamı KOİ giderimlerinde de etkili olup düşük pH ortamına göre iki kat fazla verim sağlamıştır.

Meltem Bayram
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir devlet hastanesindeki elektromanyetik alan (EMA) tespiti ve sağlık çalışanlarına olası sağlık etkileri

Bu araştırma, Çorlu Devlet Hastanesinde çeşitli noktalarda Elektromanyetik alan (EMA) ölçümlerinin sınır değerlerinin üzerinde olup olmadığının tespiti ve sağlık çalışanlarının üzerindeki etkilerini belirlemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmada, elektromanyetik alanların sağlık çalışanlarında etkilerinin belirlenmesi amacıyla farklı değişkenlerden oluşan 24 sorunun bulunduğu bir anket 80 çalışana yapılmış ayrıca elektromanyetik alan haritası çıkarılması için Elektromanyetik alan ölçümleri yapılmıştır. Veriler bilgisayar ortamında tanımlayıcı istatistikler kullanılarak değerlendirilmiştir. Analiz sonuçlarına göre baş ağrısı, halsizlik, sinirlilik, yorgunluk, unutkanlık ve cinsel isteksizlik ile hastane çalışanlarının bulunduğu kat arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,05). Diğer rahatsızlık türleri ile çalıştığı kat arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmamıştır (p>0,05). Sonuçlar göstermektedir ki, elektromanyetik radyasyona yakından maruz kalan sağlık çalışanlarında yakınmaların görülme sıklığının daha fazla olduğu tespit edilmiştir.

Özbuğ Aksan
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Organik peroksit üreten bir kimya endüstrisi atık suyunun karakterizasyonu ve arıtılabilirlik çalışması

Günümüz, su kullanan imalat sanayinin ortaya çıkardığı atık suların çevreye zararlı pek çok kimyasal içerdiği koşulları yaratmaktadır. Bölgemizde, havzanın atık sular ile kirletilmesini önlemek için ortak arıtma tesislerine atıkların en yüksek verimde arıtılmış olarak gönderilmesi hedeflenmektedir. Bu çalışma, tesisin atık su şartlarını sağlayabilmesi için kimi yöntemleri önermektedir. Bu kapsamda, fizikokimyasal prosesler (koagulasyon ve flokulasyon ve aktif karbon adsorpsiyonu), oksidasyon (ozonlama), biyolojik arıtma (aktif çamur) ve bu yöntemlerin birleşiminin deneyler aracılığı ile test edilmesi temel yöntemi oluşturmaktadır. En yüksek verime ulaşabilmek için, öncelikle atık suyun faz ayrımı ile yağı alınıp, daha sonra kimyasal arıtma (koagülasyon-flokülasyon), adsorpsiyon, ozonlama ve biyolojik arıtma yöntemleri uygulanmıştır. Dengeleme havuzundan alınan numunelerle yapılan çalışmalarda kimyasal arıtma %58 FeCl3 ve % 40 (alüm), kimyasal arıtma çıkış suyuna uygulanan adsorpsiyon %81, ozonlama %39 ve biyolojik arıtma ile %64 giderim verimi elde edildiği gözlenmiştir. Deneyler, alternatif atık su arıtma tesisi için öncelikle oluşan yağın atık su arıtma tesisine karışmasını engellemek amacıyla DAF (Çözünmüş Hava Yüzdürmesi) sisteminin kurulması gerektiğini göstermiştir. Daha sonra kimyasal arıtmanın kurulması ardından adsorpsiyon ve son adım ozonlama reaktörü kurulması gerekliliği ortaya çıkmıştır. Anahtar kelimeler: Ozon, koagulasyon-flokulasyon, adsorpsiyon, arıtma

Betül Süel Altan
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ambalaj atıklarının toplanmasında karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri

İnsanın yaşadığı her yerde üretim, üretimin olduğu her yerde de tüketim olmaktadır. Üretilen herhangi bir ürününü taşımak, korumak, güzel göstermek, sunmak, satış yapmak vb. için ambalaj malzemeleri kullanılmaktadır. Ambalajsız ürünler yok denecek kadar azdır. Bazen kağıt/karton bir koli, bazen plastik bir kap, bazen cam bir kavanoz, bazen teneke bir kutu ambalaj olarak karşımıza çıkmaktadır. İçindeki ürünü aldıktan sonra ortada kalan ambalaj malzemeleri atık olarak hızla çevremizi kirletmektedir. Oluşan bu ambalaj atıklarını insanlar evlerinden, ofislerinden, arabalarından kısacası yaşam alanlarından uzaklaştırmak istemektedirler. Ancak doğru yapılmayan atık yönetimleri ambalaj atıklarının çevre kirliliğine yol açmasına sebebiyet vermektedir. Bilinçsiz tüketiciler, hatalı yerel yönetimler, tüketim çılgınlığı, bu kirliliği arttırmaktadır. Ambalaj atıklarının tekrardan ham madde olarak kullanılabilme olanakları mevcuttur. Ambalaj atıkları, çeşitli proseslerden geçirilerek tekrardan ham madde haline getirilebilmektedir. Bu sayede doğal kaynakların korunması, enerji tasarrufu, çevre kirliliğinin azalması gibi durumlar oluşmaktadır. Ancak ambalaj atıklarının geri kazanılabilmesi için doğru atık yönetimleri yapılmalıdır. Ambalaj atıklarının geri kazanılması sonucu ciddi kaynak tasarrufları olduğu aşikardır. Bu çalışmada ambalaj atıklarının toplanmasında karşılaşılan sorunlar ve çözüm önerileri belirlenmiştir.

Hakan Güneş
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bitkisel atık küllerinin yapı malzemesi olarak kullanılabilirliğinin araştırılması

Bitkisel atıklar; tarımsal faaliyetler sırasında, bitkisel ürünlerin üretilmesi ve işlenmesinden kaynaklanan, büyük miktarı değerlendirilemeden kalan, bir kısmı gübre olarak değerlendirilebilen ve genellikle çeşitli bertaraf yöntemleriyle değerlendirilmesi gereken, ürün olarak kullanılamayan sap, küspe ve kabuk gibi atıklardır. Bitkisel atıkların oluşmasında, üretilen ürünlerin miktarlarının yanında, iklim, coğrafya, eğitim ve sosyoekonomik etkenler de mevcuttur. Nüfusun artmasıyla tarımsal üretim artmakta ve bu durum bitkisel atıkların miktarlarının da artmasına neden olmaktadır. Enerji ve hammadde ihtiyacının artması bitkisel atıkların yenilenebilir enerji veya yapı malzemesi olarak kullanılabilirliği üzerinde araştırmalar yapılmasına önayak olmuştur. Enerji ihtiyacının artmasıyla, son yıllarda dünyada ve ülkemizde yenilenebilir enerji kaynaklarının önemi artmış olup, organik atıkların enerji kaynağı olarak kullanılabilmesi büyük önem kazanmıştır. Yapı malzemelerinde en önemli maliyetlerden birisi çimentodur. Çimento üretimi için farklı küllerin geri dönüşümü ve atık döngüsünü sağlamak amacıyla dünyada giderek önem kazanmaya başlamıştır. Bu yöntemler, atık depolama alanı ihtiyacını asgari düzeye indirir ve bu alandaki maliyetleri azaltarak çevre dostu ikincil malzemeler üretilmesini sağlayabilmektedir. Bu çalışmada bitkisel atıkların küllerinin harç yapımında kullanılabilirliği üzerinde çalışmalar yapılmıştır. Çalışmalar neticesinde referans numunesine en yakın değerleri veren harç numunesi F2 kodlu fındıkkabuğu külü ilaveli numunelerdir. Eğilme dayanımı 7,62 MPa, basınç dayanımı 31,19 MPa, ultrases geçiş hızı değeri 3,97 km/s ve su emme yüzdesi de %6,49 olarak bulunmuştur.

Bitkisel atıklar
Hasan Kumaş
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Evsel atık su arıtma çamurunun kurutma parametrelerinin araştırılması

Günümüzde nüfusun her geçen gün artması doğaya atılan atıkların artışına neden olmaktadır. Yeryüzünde görülen kirlilik seviyesindeki artışın önüne geçebilmek için insanoğlu çeşitli önlemler almaktadır. Bu nedenle nüfus artışına paralel olarak atık su arıtma tesis sayısı hızla artmakta bu da arıtma çamuru miktarlarında büyük artış gözlenmesine sebep olmaktadır. Atık su arıtma tesisi çamurları, depolanmaları ve nakliyeleri aşamasında çeşitli sorunlara neden olabilecek yüksek nem içeriğine sahip çamurlardır. Bu nedenle, söz konusu çamurların kurutulması önemli bir işlemdir. Laboratuvar ölçekli bu çalışmada atık su arıtma tesisi çamurlarının kurutulması için mikrodalga ve konveyör kurutma yöntemleri, kuruma süreleri ve enerji tüketimleri bazında incelenmiştir. Kurutma deneylerinde cam kap içinde 20 g, 40 g ve 60 g ağırlıklarında çamur kullanılmıştır. Mikrodalga kurutma denemeleri denemeler 360 W, 600 W ve 800 W güç, 2450 MHz frekansta, konveyör kurutma denemeleri ise 1,8 m bant boyunda, 60±1 oC, 70±1 oC ve 90±1 oC sıcaklıklarda, 0,2 m/dak sabit bant hızında ve 1 m/s hava hızında yapılmıştır Mikrodalga gücünün artması ile enerji tüketimi artmıştır. En az enerji tüketimi 800 W ve 60 g değerlerinde 0,015 kWh olarak ölçülmüştür. Kuruma zamanları dikkate alındığında da aynı değerler söz konusudur. Kurutma sıcaklığının artması ile kuruma süresi azalmış, enerji tüketimi azalmıştır. En az enerji tüketimi 90 oC ve 20 g değerlerinde 4,1 kWh olarak ölçülmüştür. Her iki kurutma sisteminden en uygununun zaman ve enerji açısından 800 W değerinde belirlenmiştir. Ürün daha geniş kaba yerleştirilip yüzey alanı genişletildiğinde daha fazla miktarda kurutma yapılabilir. Çalışmanın sonuçları değerlendirildiğinde her iki kurutmanın kurutma mekanizmaları farklı olduğu için farklı kuruma süreleri gözlendiği ve mikrodalga kurutmanın hacimsel ısıtmadan dolayı konveyör kurutmaya göre daha hızlı gerçekleştiği ortaya konulmuştur.

Arıtma çamuru
Tuğçe Ekici
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yapı kimyasallarının çevresel etkilerinin yaşam döngüsü değerlendirme kapsamında irdelenmesi

Nüfusun artması, insanların tüketim alışkanlıklarının değişmesi ve ihtiyaçlarının artmasıyla çevre problemleri ortaya çıkmaktadır. Günümüzde çevreye yapılan tahribatın boyutları genişlemekte dolayısıyla çevre problemleri giderek daha fazla kamuoyunun dikkatini çekmektedir. Bu nedenlerle, çevreyle ilgili politikalar her geçen gün gelişmektedir. Sürdürülebilirlik kavramı, böylece ortaya çıkmıştır ve yapı sektörünü de etkilemektedir. Yapı kimyasallarının yaşamları boyunca çevreye olumsuz etkileri olmaktadır. Çevreye dost yaklaşımlarla binaların üretilmesi ve çevresel etkilerinin değerlendirilmesi gerekmektedir. Yaşam Döngüsü Değerlendirme (YDD) böylece ortaya çıkan, malzemelerin ya da hizmetlerin yaşam boyunca tüm aşamalardaki çevresel etkilerinin değerlendirilmesi için kullanılan bir yöntemdir. Tez kapsamında; dünyada ve Türkiye'de en fazla kullanılan ısı yalıtım malzemeleri yaşam döngüsü değerlendirmesi yöntemi kullanılarak irdelenmiştir. Bu malzemeler; Taşyünü, Cam Yünü, Ekstrüde Polistiren Köpük (XPS), Genleştirilmiş Polistiren Köpük (EPS) ve Poliüretan Köpüktür (PUR). Bu ısı yalıtım malzemelerinin yaşam döngülerinde hammadde elde edilmesi, üretim, kullanım, ulaşım ve atık olarak bertaraf gibi farklı aşamalarda çevreye salınan atık ve emisyonları değerlendirilmiştir. Yapı sektöründe kullanılan kimyasallara ilişkin çevresel etkiler esas olarak üretim ve hammadde elde edilmesinden kaynaklanmakta; en önemli etkiler arasında enerji tüketimi ve sera gazı salınımları bulunmakta, malzemeye bağlı olarak hammadde tüketimi ve atık oluşumu da önem arz etmektedir. Buna göre sera gazı salınımları bakımından CO2 eşdeğeri dikkate alındığında: Poliüretan > EPS > XPS > Cam Yünü >Taş Yünü olarak ortaya çıkmaktadır. İrdelenen bu kimyasalların 2019 yılı birim maliyetleri dikkate alındığında ise; geri ödeme süresi 8,4 yıl ve aylık net tasarruf miktarı 49,79 TL/m2 ile XPS en yüksek değere sahiptir. En düşük aylık tasarruf miktarı ise 48,18 TL/m2 olarak taş yünü ve cam yünü malzemelerinden sağlanmaktadır Anahtar kelimeler: Yapı sektörü, Kimyasallar, Yaşam döngüsü değerlendirme, Karbondioksit salınımı

Yapı-çevre ilişkisi
Caner Özercan
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Taş ocaklarında atık yönetimi ve isg uygulamaları

Çalışma 10 pilot firma üzerinde incelemeler yapılarak oluşturulmuş olup, taş ocaklarındaatık yönetimi ve İSG uygulamalarını konu almaktadır. Atık yönetimi açısından, evsel ve endüstriyel atıklar incelenmiştir. Ortaya çıkan atık çeşitleri ve miktarları, pilot firmaların çalışan sayısı ve kapasiteleri ile ilişkilendirilerek grafikler ile incelemeler yapılmıştır. Atıkların firmalardaki kontrollü yönetimlerinden, geri dönüşüm ve bertaraf süreçlerine kadar olan tüm aşamalarından sırası ile bahsedilmiştir. Oluşan atıkların miktarının; firmalardaki, yürütülen çalışma yöntemi, çalışma süresi, çalışan sayısı ve kullanılan ekipmanlar ile doğru orantılı olduğu sonucuna varılmıştır. İş sağlığı ve güvenliği açısından ise, çok tehlikeli sınıfta yer alan taş ocaklarında doğru bir yönetim sistemi ile güvenli çalışma koşullarının oluşturulması incelenmiştir. Bu yönetim sistemi kapsamında, planlı bir çalışmanın temeli olan dökümantasyon uygulamaları ele alınmıştır. Genel, personel ve sahadökümantasyon uygulamaları olarak üç başlık altında derlenen bilgiler ve örnek dökümantasyonlar çalışma kapsamında sunulmuştur. Bu şekilde yönetim sağlanması durumunda ramakkala olaylarda ve iş kazalarında azalma olduğu gözlenmiştir. Yönetimin doğru dökümantasyon uygulamaları ile sağlanması durumunda; üretimin, çalışma alanının ve çalışanın sürekli olarak güvenliğinin sağlanacağı sonucuna varılmıştır.

Atık yönetimiTaş ocaklarıİş güvenliği+1
Emre Kırcalı
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ergene havzasında hava kirliliğinin sağlık etkilerinin araştırılması

Atmosferik hava kirleticilerinin insan sağlığına etkileri bilinmektedir. Ergene Havzası özellikle kış mevsiminde ısınma kaynaklı hava kirleticilerinin etkisi altında bulunmakta, meteoroloji, kent yerleşimleri ve endüstriyel faaliyetler de kirliliği arttırıcı etki göstermektedir. Bu çalışmada çocuk ve yetişkinlerde solunum ve kardiyovasküler sistemlerine bağlı hastalıklar temelinde muhtemel hava kirliliği-meteoroloji-sağlık ilişkisi incelenmiştir. Çalışmada, Edirne, Kırklareli, Tekirdağ illeri ile Çerkezköy ve Çorlu ilçelerindeki hastanelerden temin edilen epidemiyolojik veriler ile günlük hava kirletici ve meteorolojik veriler kullanılmıştır. Ocak-Aralık 2016 döneminde solunum sistemi hastalıklarına bağlı hastane başvurularının 214.369 olduğu ve havzanın demografik yapısına göre çocukların bu hastalık türünde daha fazla tedavi gördüğü tespit edilmiştir. Kardiyovasküler hastalıklarında yetişkinlerin daha fazla müracaatı olduğu ve bu hastalık sınıflarında toplam başvuruların 106.820 olduğu görülmüştür. Havza genelinde iki hastalık türüne bağlı toplam mortalite vakalarının sayısı 677 kişidir. Hastane başvuruları ısınma dönemlerinin yaşandığı Ocak-Nisan ve Ekim-Aralık ayları arasında yoğunluk göstermiştir. Havzadaki PM10 kirliliğinin yıl içerisindeki seyri, hastane başvurularıyla benzer bir trend göstermiştir. Çalışmada hava kirliliği, meteoroloji ve epidemiyoloji verileriyle gerçekleştirilen faktör analiziyle, hava kirliliğinin ve yerel meteorolojinin solunum ve kardiyovasküler sistem hastalıkları üzerindeki etkili faktör miktarları %99 güven aralığında anlamlı sonuçlarla tespit edilmiştir.

Sevcan Altıntaş
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Organize sanayi bölgesine ait karışık atıksu arıtma tesisinin sera gazı emisyonlarının modelleme metoduyla tahmini ve optimizasyonu

Son yıllarda, atıksu arıtma tesisleri iklim değişikliğine sebep olan kaynaklardan birisi olarak kabul edilmektedir. Atıksu arıtma tesislerinde oluşan başlıca sera gazı emisyonları; karbondioksit (CO2), metan (CH4) ve nitröz oksit (N2O)'dir. Sera gazı emisyonu, atıksu arıtma tesisindeki işletme prosesi, elektrik tüketimi, çamur arıtımı, taşıma ve kimyasal tüketim faaliyetlerinden kaynaklanmaktadır. Bu çalışmanın amacı; Tekirdağ'da bulunan karışık atıksuların arıtıldığı bir Organize Sanayi Bölgesine ait atıksu arıtma tesisinde oluşan sera gazı emisyonlarının (CO2, CH4, N2O) tahmin edilmesi ve optimizasyon yapılmasıdır. Bu çalışmada, atıksu arıtma tesisinin sera gazı emisyonları, WaCCliM'in alt organizasyonu olan ECAM web tool programı kullanılarak hesaplanmıştır. Çalışma iki bölümde incelenmiş olup, farklı aylardaki sera gazı emisyonu tahminleri yapılmış ve sonuçları karşılaştırılmıştır. Atıksu debisinin artması ve yük miktarının değişkenliği sonucunda en yüksek emisyon 226.573 kgCO2eşdeğer/ay ile Aralık ayında oluşmuştur. Yaz aylarındaki sera gazı emisyon sonuçlarına göre en yüksek emisyon 195.174 kgCO2eşdeğer/ay ile Temmuz ayında oluşmuştur. Çalışmadan elde edilen sonuçlara göre arıtma tesislerindeki emisyon kaynağı elektrik enerjisi tüketimi ve çamur yönetimi olduğu sonucuna varılmıştır. Emisyonların minimize edilmesi için yenilenebilir enerji kaynaklarının kullanımının arttırılması ve çamur bertarafını azaltması önerilmektedir. Model programı hızlı ve sonuç odaklı olmasına karşın, kentsel atıksu arıtma tesislerine yönelik modellenmiştir. Programın endüstriyel atıksu arıtma tesisleri için de geliştirilmesi öngörülmüştür.

Cansu Mıstıklar
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Güneydoğu Marmara denizinde Gemlik (Bursa) – Bandırma (Balıkesir) arası deniz sedimanlarının kirlilik analizleri ve ekolojik sonuçlarının değerlendirilmesi

Bu çalışma kapsamında Güney Doğu Marmara Denizi'nde Gemlik (Bursa) - Bandırma (Balıkesir) arası deniz sedimanlarının kirlilik analizleri ve ekolojik sonuçları çalışılmıştır. Gemlik-Bandırma arası deniz suyu tuzluluk değerleri ortalama binde 22 olup diğer denizlerimize göre azdır. Gemlik ve Bandırma Körfezleri'nden alınan kor numuneler çoğunlukla az çakıllı, kumlu silt-kil ve siltli kildir. Bu numunelerin jeokimyasal analizleri LIBS ve ICP-OES yöntemleriyle yapılarak değerlendirilmiştir. Değerlendirmede Zenginleşme Faktörü (EF), Kontaminasyon Faktörü (Cfi), Kirlilik Yükleme İndeksi (PLI), Ekolojik Risk İndeksi, Kirlilik İndeksi (PI), Jeolojik Birikim İndeksi (Igeo) değerleri hesaplanmıştır. Çalışmada biyondikatör olarak foraminiferler kullanılmıştır. ICP-OES analiz sonuçları indekslerle değerlendirildiğinde özellikle kadminyum, nikel ve çinko elementlerinin Gemlik ve çevresinde kabuk kökenli olmadığı zenginleşme olduğu belirlenmiştir. İndeks hesaplamaları biribirleri ile örtüşen sonuçlar vermiştir. Kirli olarak tanımlanan bölgelerde çoğunlukla maden cevherleşmelerinin, gemi trafiğinin, sanayinin yoğun olarak bulunduğu görülmüştür. Organik madde analizlerinde % Azot, % TC, %IC ve %TOC değerleri çoğunlukla <1 olarak elde edilmiştir. Organik madde oranlarının yüksek olduğu lokasyonlar özellikle killi ve siltli anoksidan ortamlar olup, bu lokasyonlarda ağır metal açısından da kirliliklerin yoğun olduğu görülmüştür. Çalışma alanında zengin bir foraminifer topluluğu (Adolosina clarensis, Ammonia compacta, Ammonia parkinsoniana, Ammonia tepida, Cribroelphidium poeyanum, Cycloforina contorta, Elphidium crispum, Lobatula lobatula, Massilina guelteriana, Miliolinella elongata, Pseudotriloculina laevigata, Rosalina brody, Sigmoilinita costata, Spiroloculina excavata, Spiroloculina angulosa, Textularia bocki, Quinqueloculina leavigata, Quinqueloculina seminula, Quinqueloculina stalkeri, Quinqueloculina stelligera) saptanmıştır. Elde edilen foraminiferlerin tanımlanması sonucu foraminiferlerin 14 cins ve 20 tür olduğu belirlenmiştir.

Melike Önce
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tekstil endüstrisi atıksularının sülfat radikali-bazlı oksidasyon yöntemleriyle arıtılması

Bu çalışmada tekstil endüstrisi atıksuların arıtımı için kullanılan ileri oksidasyon yöntemlerinden Persülfat ile Peroksimonosülfat oksidasyon yöntemleri kullanılmıştır. Yapılan araştırmaya göre kullanılan atıksu işletim ve üretim koşullarından dolayı oldukça fazla KOİ ve renk içeriğine sahiptir. Atıksularda genel olarak bulunan pH, KOİ, renk, askıda katı madde, amonyak vb. kirleticiler sebebiyle bu kirleticilerim gideriminde verimliliği arttırmak için ileri oksidasyon yöntemlerinin tercih edilmektedir. Çalışmada tekstil endüstrisi atıksuyunun UV/PS ve UV/PMS oksidasyonu ile arıtımında en iyi organik madde ve renk giderimi sağlanan KOİ/PS ve KOİ/PMS oranı ve pH değeri belirlenmiştir. Teksitl atıksuyunun arıtımında KOİ, TOK, UV254, UV280 ve renk (RES436, RES525 ve RES620) konsantrasyonlarının değişimi zamana bağlı olarak incelenmiştir. Tekstil atıksularının arıtılmasında UV/PS ve UV/PMS oksidasyonu renk giderimi olarak birbirine yakın giderim sağlamış ve %95'in üzerinde renk giderimi her iki proseste de elde edilmiştir. Atıksuyun arıtımında KOİ, TOK gibi organik madde içeriğinin arıtımı karşılaştırıldığında ise UV/PS oksidasyonu ile daha yüksek giderim gözlenmiştir. UV/PS oksidasyonu ile KOİ/PS 1/5 oranında ve pH 7 değerinde %86,5 KOİ, %65,7 TOK giderimi elde edilirken, UV/PMS oksidasyonunda ile KOİ/PMS 1/10 oranında ve pH 7 değerinde %67,3 KOİ, %36,9 TOK giderimine ulaşılmıştır. Sonuç olarak tekstil atıksularının arıtımında organik madde ve renk giderimi açısınında UV/PS oksidasyonunun UV/PMS oksidasyonundan daha iyi olduğu kanısına varılmıştır.

Özlem Şensoy
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Deri sanayi atıksularından krom(vı) ve sülfatın farklı aktif karbon adsorpsiyonlarıyla giderimi

Deri sanayiden kaynaklanan atıksuların karakterizasyonu karmaşık bir yapıya sahip olup, yüksek miktarda organik ve inorganik madde içermektedir. Deri atıksularının arıtılmasına yönelik literatürde birçok arıtım metodu denenmiştir. Bu çalışmada ise adsorpsiyon yöntemi ile sülfat ve krom(VI) giderimi incelenmiştir. Adsorban olarak iki farklı türde aktif karbon kullanılarak, bu aktif karbonların giderim verimleri karşılaştırılmıştır. Adsorbanlar, farkı dozlarda, farklı sürelerde ve farklı pH' larda atıksulara ilave edilmiş ve bu değişkenlerinde adsorpsiyon üzerine etkisi incelenmiştir. Çalışma sonucunda giderimin her iki adsorbanda yüksek olduğu pH=4' te, adsorban olarak granül aktif karbon ile yapılan adsorpsiyon sonucunda elde edilen giderim veriminin, hindistan cevizi aktif karbonuna göre daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sülfat gideriminde 60 dk karıştırma sonrasında en yüksek adsorpsiyon verimine ulaşıldığından dönüm noktası 60 dk, krom(VI) gideriminde ise 120 dk karıştırma sonrasında en yüksek adsorpsiyon verimine ulaşıldığından dönüm noktası 120 dk olarak tespit edilmiştir.

Elçin Genç
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Meşrubat sanayi atıksularının arıtımında elektrokoagülasyon ve kimyasal koagülasyon yöntemlerinin değerlendirilmesi

Tüm dünyada günlük hayatın temel ihtiyaçları arasında yer alan içecekler, bu özelliklerine bağlı olarak uluslararası ticaretin en önemli unsurlarından birisi konumundadır. Genel olarak hacmi, önemi, ürün çeşitliliği ve özellikleri dikkate alındığında alkolsüz içecek sektörünün çevresel etkileri ve sürdürülebilirliğinin değerlendirilmesi, özellikle önem kazanmaktadır. İçecek üretiminde, ürün gruplarının formülasyonuna bağlı olarak çok çeşitli maddeler kullanılmakta ancak ürünün temel bileşenini su oluşturmaktadır. Hammadde olmasının yanısıra proseste şişelerin, şurup hazırlama, dolum ve karıştırma ekipmanlarının yıkanmasında, soğutma ve zemin temizleme işlemlerinde yoğun şekilde su tüketilmektedir. Bu işlemler ve üniteler aynı zamanda prosesin başlıca atıksu oluşum noktalarıdır. Genel olarak içecek endüstrisi atıksuları şurup ve içeceklerin dökülmesinden, şişe, kutu, ekipman ve makinelerin yıkanmasından, makine ve ekipmanların bakım ve yağlanmasından kaynaklanan pek çok kimyasal maddeyi içeren ve etkin şekilde arıtılmaları potansiyel çevresel etkileri nedeniyle büyük önem taşıyan atıksulardır. Bu çalışmada meşrubat üretimi konusunda faaliyet gösteren bir tesisten alınan atıksuların öncelikle elektrokoagülasyon ve kimyasal koagülasyon yöntemleri ile arıtılabilirlikleri, sonrasında ise bu koagülasyon yöntemleri ile adsorpsiyon yönteminin ardışık kullanılanımı incelenmiştir. Fe elektrotların kullanıldığı elektrokoagülasyon ve koagülant olarak FeCl3•6H2O'nun kullanıldığı kimyasal koagülasyon yöntemleri KOİ giderim verimleri esas alınarak değerlendirilmiştir. Deneyler sonucunda KOİ giderim veriminin elektrokoagülasyon yöntemi ile %42, kimyasal koagülasyon yöntemi ile %23 olarak gerçekleştiği görülmüştür. Bu çalışmaların ardından elektrokoagülasyon ve kimyasal koagülasyon çıkış sularından KOİ gideriminde, adsorpsiyon yönteminin etkinliği belirlenmeye çalışılmıştır. Adsorbent olarak aktif karbonun kullanıldığı deneylerde, elektrokoagülasyon çıkış suları için %42, kimyasal koagülasyon çıkış suları için ise %36 giderim verimi elde edilmiştir.

Ece Sever
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Meriç-Ergene nehir havzası sedimentlerinde ağır metal kirliliğinin tespiti

Çalışmada Meriç-Ergene Havzası'nda sediment örneklerinde ağır metal birikiminin tespit edilmesi hedeflenmiştir. Bu amaçla Meriç-Ergene Nehri Havzası'nda, 1 yıllık süre içinde Temmuz 2020 ve Aralık 2020 olmak üzere 2 farklı periyodda kirletici kaynak ilişkisi ve memba-mansap ilişkisi göz önüne alınarak seçilmiş 41 örnekleme noktasında toplanan 82 sediment numunesinde, 3 yarı metal, 11 metal ve TOK konsantrasyonlarının tespiti yapılmış, elde edilen sonuçlar kirlilik faktörü değerleri ve çeşitli istatistiksel değerlendirmeler ile birbirleri ile ilişkileri ve kaynak dağılımları açılarından değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçlar genel olarak değerlendirildiğinde havzada endüstriyel alanda ölçülen TOK ve ağır metal değerleri, tüm örnekleme noktaları için ve 2. dönem (Aralık 2020) örneklemesi için yüksek seviyelerde tespit edilmiştir. TOK ölçümleri ortalamaları tüm istasyonlar için %0,7-8,6 arasında değişmiştir. Ağır metal seviyeleri de literatür değerleri ile karşılaştırıldığında özellikle endüstriyel alanlar için yüksek seviyelerde bulunmuştur. Ağır metalde endüstriyel ve evsel deşarj kaynaklı olduğu bilinen pek çok metal birbirleri ile yüksek korelasyon vermiş TOK değerleri ile ağır metal türlerinin korelasyonu da 0,01 güven aralığı için pek çok metal için yüksek seviyelerde tespit edilmiştir. Çalışmada ağır metal ve örnekleme noktaları bazında kümeleme analizi gerçekleştirilmiştir. Ağır metal gruplarının enüdstriyel ve tarım+evsel kirlenmeyi gösteren iki gruba ayrıldığı belirlenmiştir. Örnekleme noktalarının kümeleme analizinde ise belirgin üç küme analiz edilmiş ve HCA sonuçlarının örnekleme noktalarının kirletici kaynak grup dağılımlarını ve özellikle tarımsal ve endüstri yoğun bölgelerin ağır metal konsantrasyon dağılımlarındaki ayrımı net bir şekilde ifade ettiği belirlenmiştir. Çalışmada, sedimentlerde ağır metal kirliliğinin boyutu her bir örnekleme noktası için zenginleşme faktörü (EF), kirlenme faktörü (CF), kirlilik yükü indeksi (PLI), jeoakümülasyon faktörü (Igeo) ve potansiyel ekolojijk risk indeksi (PERI) gibi çeşitli indeksler ile belirlenmiştir. Çalışma sonuçlarında, özellikle endüstri yoğun bölgelerdeki sedimentlerdeki örnekleme noktaları için hesaplanan tüm indeksler yoğun kirlenmeyi işaret etmektedir. Bölgede Cd açısından referans alanlarında, tarım yoğun alanlarda ve endüstri yoğun alanlarda orta ve/veya şiddetli kirlenme olduğu görülmüştür. Endüstri yoğun alanlarda özellikle Cd, Cr, Cu, Pb ve Zn'nin değerleri tüm indekslerde orta ve/veya yoğun kirlenmeyi işaret etmiştir. Tarım yoğun bölgelerdeki bazı noktalarda da tüm indekslerde Cd, Cu ve Pb açısından düşük, orta veya yoğun kirlenme görülmüştür. Bu durumun kullanılan gübre ve pestisitlerdeki ağır metallerden kaynaklandığı düşünülmüştür.

Hazal Kaçar
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kınıklı dere havzası kum yatakları ve yeraltı suları ilişkilerinin değerlendirilmesi

Günümüzde dünya nüfusunun hızla artması ve ülke ekonomilerinin büyümesi ile birlikte doğal kaynaklardan yararlanma ihtiyacı da bu bağlamda artış göstermekte ve kaynaklar üzerindeki baskı giderek artmaktadır. Bu çerçevede gelişen çevresel duyarlılık özellikle madencilik ve tarım gibi birçok sektörün üretim kalıplarında değişiklik yapılmasını zorunlu kılmaktadır. Madencilik faaliyetleri dünyanın en eski endüstrilerinden biridir. Teknolojiyle paralel olarak madencilik faaliyetleri de gelişmekte, daha zor şartlar da dahi kolaylıkla faaliyet yapılmaktadır. Madenlere olan taleplerin artışıyla madencilik alanlarında bir genişleme, yeraltı ve açık işletmeler açısından bir büyüme söz konusu olmuştur. Bununla birlikte her iki işletme türü için de daha önceden imkânsız gibi görünen derinliklere inmek mümkün olmuş, daha geniş maden çukurları oluşturulmuştur. Bu gelişmeler aslında madencilik alanına girmemekle birlikte, çalışma yöntemleri açısından aynı tür etkinliklerin görüldüğü kum ve taş ocaklarında da görülmektedir. Genellikle açık işletmede, diğer madencilik yöntemlerine nazaran, daha büyük çevresel bozulma ve etkilere neden olunmaktadır. Bu bağlamda artan taş ocakları, başta alan kaybı olmakla birlikte su kaynakları, biyolojik çevre ve bölge peyzajı üzerinde birçok değişiklik meydana getirmektedir.Tez kapsamında; Kınıklı Dere Havzası kum yatakları ile havzadaki yeraltı suları arasındaki ilişkiler değerlendirilmiştir. Havzada 15 ayrı örnekleme noktasından farklı derinliklerden toplam 28 toprak numunesi alınmıştır. Toprak numunelerinde; pH, elektriksel iletkenlik, organik karbon, hacim ağırlığı, tekstür ve higroskopik nem analizleri yapılmıştır. Elde edilen bulgulara göre; sızıntı gözenekleri hacmi 1931-5828 m³/ha/m arasında bulunmuştur (ortalama 3800 m³/ha/m). Bu gözenek hacmi 1 m² alana düşen 193-583 mm (ortalama 380 mm) yağışı depolayabilecek kapasitededir. Depolanabilecek su kapasiteleri Çorlu'ya düşen yıllık yağış miktarının yaklaşık yarısına eşdeğerdir. 1 ha alana düşen yağışın 1m derinliğe kadar sızıntı gözeneklerini doldurması halinde, 80-160 kişinin yıllık su ihtiyacının karşılanabileceği hesaplanmıştır. Marmara Ereğlisi'nin kayıtlı nüfusunun (2018 için) yaz mevsiminde 10 kat arttığı göz önüne alındığında; su ihtiyacı 8.3 milyon m³ olarak hesaplanmaktadır. Bu suyun üretilebilmesi için 2186 ha (21 855 9 dönüm) kum veya kumlu arazi gerekmektedir. Anahtar kelimeler: Kınıklı Dere Havzası, kum yatakları, su üretimi, su ihtiyacı, yeraltı suları

Khalıd Alı
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İçme sularından nanofiltrasyon ile demir ve mangan giderimi

Bütün dünyada ve ülkemizde de olduğu gibi yeraltı, yerüstü sularını koruma bilinci artmaktadır. Dünya çapında yükselmekte olan nüfus, gıdaya olan ihtiyacın artmakta olması, tarımsal faaliyetler, sanayileşmenin artması, küresel ısınma ve insandan kaynaklanan sorunlar – erozyon gibi-, kullanılabilir yeraltı su havzalarında kirlenmeye ve azalmaya sebep olmuştur. Yakın zamanda su havzalarından kaynaklı dünya çapında anlaşmazlıklar olabileceği düşünülmektedir. Bir ülkenin sahip olduğu temiz su havları, o ülkenin zenginliği olacaktır. İçme suyuna bağlı sıkıntılar ülkemizde de görülmektedir. Dünya üzerinde bazı ülkeler, kullanılamayan su havzalarını arıtarak içilebilir seviyeye getirmişlerdir. Bazı ülkeler ise içilemez dedikleri deniz suyunu içilebilecek seviyeye kadar arıtmaya başlamışlardır. Bu problemler kaynaklı insanlığın membran teknolojilerinden beklentileri büyüktür. Membran teknolojileri ile yapılan çalışmalara her gün bir yenisi eklenmektedir. Henüz ekonomik olmasa da içme suyu problemini bir manada çözebileceğini göstermiştir. Bu çalışmada; içilebilir su havzaları gibi bir zenginlik yarışında, membran teknolojisi gibi günümüzde hızla gelişen teknolojilerden biri olması nedeniyle ülkemize takviye yapmak amacıyla ve ülkemizde içme suyu sıkıntısı yaşanmaması amacıyla hazırlanmış bulunmaktadır.

Ayşe Didem Buluş
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Evsel çamaşır yıkama sonucu oluşan mikroplastik ve mikrolif oluşumunun değerlendirilmesi

Günümüzde en önemli kirlilik problemlerinden biri olan mikroplastikler, ülkemiz kaynakları için büyük tehdit oluşturmaktadır. Mikroplastikler, çok sayıda çevresel ortamda bulunmaları ve salınımlarının giderek artması dolayısıyla, kaynaklarının belirlenmesi ve oluşumlarının en aza düşürülmesi için iyi takip edilmesi gereken bileşenlerdendir. Bu çalışma, Tekirdağ ilinde, farklı kompozisyonlardaki tekstil ürünlerinin çamaşır makinesinde yıkanması ile atıksuya deşarj edilen mikroplastik ve mikrolif miktarının deney çalışmaları ile belirlenmesini ve yıllar boyunca bu mikroplastikler ve mikroliflerin birikiminin, dinamik model kapsamında, hassasiyet analizi ile değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Deney çalışmalarında, çamaşır makinesi giderinden toplanan atıksu, farklı boyutlarda filtrelerden geçirilerek, filtrede tutulan mikroplastikler ve mikroliflerin ağırlıkları tespit edilmiştir. Daha sonra dinamik sistem modeli kurularak, mikroplastikler ve mikroliflerin 2017-2030 yılları arasında birikimi, bölgesel nüfus dinamikleri ve toplumsal davranışlar da dikkate alınarak, bir stok-akış diyagramı üzerinde incelenmiştir. Literatür taraması ve anket çalışması, model için veri teşkil etmiştir. Modelin simülasyonu ve deney çalışmalarından elde edilen sonuçlar karşılaştırılarak incelenmiştir. Bu çalışmanın sonucunda, kullanılan 200 µm, 100 µm, 50µm, 5µm filtreler içinde verimliliği en yüksek olanın, 200µm filtre olduğu belirlenmiştir. Bunun yanı sıra model simulasyon sonuçlarına göre mikroplastik-mikrolif kirlilik birikiminin belirlenen zaman aralığında 30-200 ton arasında olacağı tahmin edilmektedir. Bu değer aralığının, deney çalışmaları ve de karakteristik özellikleri benzer olan farklı bölgelerde yapılan çalışmaların sonuçları ile tutarlılık gösterdiği görülmüştür. Buna göre çamaşır makinelerine takılacak bir aparat ile mikroplastik-mikrolif salınımını azaltıcı girişimlerin bu kirliliğin azaltılmasında etkili olacağı sonucuna varılmıştır.

Emrah Bektaş
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tekirdağ ili tıbbi atık yönetimi ve COVID-19 pandemi koşulları etkisinin değerlendirilmesi

Kentsel tıbbi atık yönetiminde gelecek dönemlerde ve ihtiyaç halinde kapasite ve direnci sağlayabilecek bir tıbbi atık sisteminin oluşturulmasının ancak doğru envanter ve takip sistemi ile mümkün olabilir. Bu kapsamda çalışmada, Tekirdağ ili sınırları içinde tüm sağlık kuruluşlarından toplanıp, tıbbi atık sterilizasyon tesisine gönderilen tıbbi atık miktarlarının Ocak 2018-Mart 2021 periyodu boyunca zamana, sağlık kuruluşu türüne ve atık kodlarına göre değişimi belirlenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre ilde 2018 yılında 959.071 kg, 2019 yılında 937.929 kg, 2020 yılında 1.272.478 kg ve 2021 yılının ilk üç ayında 354.378 kg atık toplanmıştır. Genel olarak en yüksek atık miktarları Aralık-Ocak aylarında toplanmaktadır. Devlet hastanelerinden toplanan atıkların toplam tıbbi atıklar içinde yüzdesi 2018, 2019, 2020 ve 2021 yıllarında sırasıyla %68; %69; %74 ve %76'dır. Toplanan atıkların atık kodlarına göre dağılımına bakıldığında 180103 kodlu "Enfeksiyon önlemek amacı ile toplanmaları ve bertarafı özel işlemlere tabi olan tehlikeli atıklar" tüm atıkların ortalama %98,6'sını oluşturmaktadır. Hesaplama sonuçlarına göre ilde kişi başına oluşan tıbbi atık miktarları; 0,89-1,28 kg/kişi-yıl arasında ve yatak başına oluşan tıbbi atık miktarları 1,06-1,35 arasında değişmiştir. Kişi başına tıbbi atık miktarları yıllar boyunca artış göstermiş ve özellikle Covid-19 pandemi sürecinde yüksek miktarlara ulaşmıştır. Tekirdağ ilinde nüfus projeksiyonları gerçekleştirilerek geleceğe yönelik tıbbi atık tahminleri yapılmıştır ve hesaplama sonuçlarına göre ilde tıbbi atık miktarlarında 2050 yılında %50 civarında artış beklenmektedir. Çalışma kapsamında Covid-19 sürecinde ilde tıbbi atık miktarlarının değerlendirilmesi için pandemi sürecini kapsayan 01 Nisan 2020-31 Mart 2021 tarihleri arasında Tekirdağ'da ortalama aylık atık miktarı 111.039 kg olarak hesaplanmıştır. Süreçte ilde toplanan ve sterilize edilen tıbbi atık miktarı belirlenen periyodda boyunca yaklaşık ortalama 3,7 ton/gün değerindedir. Yapılan hesaplamalar sonucu ilde 01 Nisan 2020-31 Mart 2021 periyodunda toplam 1.960 ton/yıl ekstra atık yükü gerçekleştiği ve bunun %43'ünün maske kullanımından, %39'u izole hastalardan ve %18'inin hastanelerdeki Covid-19 tedavisinden kaynaklandığı tespit edilmiştir.

Nur Zafer
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tekstil endüstrisi atıksularının ileri oksidasyon yöntemleri ile arıtımı

Tekstil endüstrisi atıksuları yüksek kirlilik konsantrasyonuna sahip, organik ve inorganik maddelerin fazla bulunduğu atıksulardır. Ayrıca tekstil endüstrisi en çok su kullanan endüstriler arasında yer aldığından çevreye olan etkileri oldukça fazladır. Oluşan atıksuların geleneksel arıtım yöntemleriyle arıtılmalarının zorlukları nedeniyle ileri oksidasyon süreçleri ile arıtılmaları son yılların araştırma konusu haline gelmiştir. Bu çalışmada tekstil endüstrisi atıksuyunun karakterizasyon çalışması yapılmış ve PS/UV, H2O2/UV, O3 ve O3/H2O2 oksidasyon süreçlerine tabi tutulmuştur. PS/UV oksidasyon sürecinde 120 dakika sonunda %77 KOİ giderim verimi ile yasal limitler sağlanmıştır. 15 dakika sonunda %94 renk giderimi elde edilirken 5 saatin sonunda %76 TOK giderimi gözlenmiştir. H2O2/UV prosesinde 150 dakika sonunda %86 giderim verimi ile yasal limitler sağlanmıştır. Renk giderimi ise PS/UV sürecine kıyasla daha yavaş olmuş, 180 dakika sonunda %94 verim elde edilebilmiştir. TOK giderimi ise 5 saatin sonunda %74 olmuştur. O3 oksidasyonu yüksek pH (11) değerinde daha etkili olmuştur ancak %27 KOİ ve %75 renk giderim verimi ile yasal limitler sağlanamamıştır. O3/H2O2 sürecinde ise sisteme eklenen H2O2 yüksek pH'da ozonlama sürecine kıyasla KOİ gideriminde yetersiz kalmıştır. %15 KOİ ve %80 renk giderim verimi sonucunda yasal limitler sağlanamamıştır. Elde edilen veriler neticesinde en verimli sürecin PS/UV oksidasyon sürecinin olduğu ancak maliyet karşılaştırılması yapıdığında H2O2/UV sürecinin daha ekonomik olduğu sonucuna varılmıştır.

Ezgi Ünal Yılmaz
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fenton ve foto-fenton oksidasyon yöntemleri ile tekstil endüstrisi atıksularının arıtımı

Tüm dünyada günlük hayatın temel ihtiyaçları arasında yer alan tekstil endüstrisi, bu özelliklerine bağlı olarak uluslararası ticaretin en önemli unsurlarından birisini oluşturmaktadır. Genel itibariyle üretim kapasitesi, üretilen ürünlerin çeşitliliği ve ürünlerin özellikleri dikkate alındığında tekstil endüstrisinin çevreye olan etkisi ve sürdürülebilirliğinin değerlendirilmesi son derece büyük ölçüde önem oluşturmaktadır. Tekstil endüstrisinin üretiminde, ürün gruplarının formülasyonuna bağlı olarak çok çeşitli maddeler kullanılmaktadır, ancak ürünün temel bileşenini su oluşturmaktadır. Haşıllama, yıkama ve haşıl giderme, ağartma, merserizasyon, boyama ve apreleme proseslerinde kullanılan su potansiyel çevresel etkileri nedeniyle büyük önem taşıyan atıksuları oluşturmaktadır. Bu çalışmada organik madde ve renk içeriğine sahip tekstil endüstrisi atıksuyunun Fenton ve Foto-Fenton oksidasyon yöntemleri ile arıtımı araştırılmıştır. Yapılan Fenton oksidasyonu arıtım çalışmalarında en iyi KOİ, TOK ve renk giderimi 200 mg/L Fe+2 ve 300 mg/L H2O2 konsantrasyonunda ve pH 3 değerinde olduğu gözlenmiştir. Tekstil endüstrisi atıksuyunun arıtımında, Fe+2/H2O2: 200/300 mg/L ve pH 3 değerinde Fenton oksidasyonu ile %90,4 KOİ, %84,2 TOK, %91,6 UV254, %90,6 UV280, %98,4 RES436, %99,3 RES525 ve %99,6 RES620 giderimi elde edilirken, Foto-Fenton oksidasyonu ile %93,2 KOİ, %88,9 TOK, %97,2 UV254, %96,2 UV280, %97,5 RES436, %99,7 RES525 ve %99,9 RES620 giderimi görülmüştür. Fe+2/H2O2: 50/75 mg/L değerlerine kadar Fe+2 ve H2O2 konsantrasyonları azaltığında Fenton oksidasyonu ile organik madde ve renk giderimi önemli ölçüde azalırken, Foto-Fenton oksidasyonu ile arıtım devam etmiştir. Sonuç olarak Fenton oksidasyonu ile daha uzun sürelerde veya daha fazla Fe+2 ve H2O2 kullanımı organik madde ve renk giderimi elde edilebilirken, Foto-Fenton oksidasyonu ile daha kısa sürede veya daha az Fe+2 ve H2O2 kullanımı ile arıtım sağlanmaktadır.

Çağla Çalık
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çamaşır yıkamadan kaynaklanan mikrolif birikiminin sistem yaklaşımı ile modellenmesi

Bu çalışmada, Tekirdağ, Kırklareli ve Edirne illerinde evsel çamaşır yıkama faaliyeti sebebiyle sucul sistemlerde biriken mikrolif miktarı, dinamik sistem modelleme yöntemi ile incelenmiştir. Bu kapsamda bölge nüfusu, çamaşır yıkama sıklıkları, filtrasyon, atıksu arıtma verimi ve mikrolif deşarjı ile ilgili parametreler oluşturulmuş ve bu parametrelerin birbirleri ile ilişkisi matematiksel olarak belirlenmiştir. Sonuç olarak, proje bölgesinde mevcut şartlar altında 2035 yılı sonuna kadar çamaşır yıkama faaliyetinden kaynaklanan mikrolif birikiminin yaklaşık 500 tona ulaşması tahmin edilmektedir. Ayrıca, bu değişkenlerin uzun vadede mikrolif birikimine olan etkisinin Monte Carlo Hassasiyet Analizi ile incelenmesi için iki farklı senaryo üretilmiştir. 1. senaryoda, arıtma veriminde ileri tekniklerin kullanıldığı ve çamaşır makinelerinde atıksu giderine filtre takılmasının zorunlu halde getirilmesi durumunda mikrolif birikimi incelenirken, 2. senaryoda kumaş teknolojisinde yapılacak iyileştirmelerle kumaş yıkanması esnasında lif dökümünün önüne geçilmesi ve de toplumda çamaşır yıkama alışkanlığının azaltılmasına yönelik uygulamaların bu birikime olan etkisi ele alınmıştır. Senaryo 1'de, proje süresince mikrolif birikiminin 25 ile 450 ton arasında değişeceği görülmektedir. Bu değer, Senaryo 2'de proje süresince 30-150 ton arasında değişmektedir. Sonuç olarak, kirliliğin kaynağında önlenmesine dair girişimlerin (kumaş teknolojisinin arttırılması gibi), uzun vadede kirliliği temizleme çalışmalarına kıyasla sucul sistemlerde biriken bu partiküllerin azaltılmasında daha etkili olacağı görülmüştür.

Onur Turan
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Trakya bölgesinde biyogaz potansiyelinin belirlenmesi

Hızlı nüfus artışına paralel olarak oluşan atık miktarlarında da artış görülmektedir. Günümüzde atıkların bertarafı için kullanılan konvansiyonel yöntemler, bu atıkların çevreye zarar vermeyecek şekilde tekrar kullanımına ya da enerji elde edilmesine uygun olamamaktadır. Son yıllarda, çevrede olumsuz etkilere sebep olabilecek atıkların enerji değerleri dikkate alınmaya başlamış ve enerji elde edilebilecek bertaraf yöntemlerine olan yönelim artış göstermektedir. Trakya bölgesi, nüfusun yoğun olduğu, sanayi, tarım ve hayvancılık faaliyetlerinin iç içe yürütüldüğü, Türkiye için önemli bir coğrafik bölgede yer almakta olup, enerji potansiyeli yüksek katı atık üretimi de fazla miktarlardadır. Bu çalışmada, Trakya bölgesindeki biyogaz potansiyeli, hayvansal atıklar, bitkisel atıklar, arıtma çamurları ve kentsel katı atıklar dikkate alınarak belirlenmiştir. Trakya bölgesinin biyogaz potansiyeli belirlenirken yıl bazındaki Türkiye İstatistik Kurumu (TÜIK) verileri kullanılmıştır. Bu çalışmada, 2010 yılı toplam biyogaz potansiyelinin 203.267,64 m3/gün, 2015 yılı toplam biyogaz potansiyelinin ortalama 243.882,45 m3/gün ve 2020 yılı toplam biyogaz potansiyelinin ortalama 260.776,79 m3/gün olduğu tespit edilmiştir. Sanayileşme ile birlikte hızlı nüfus artışı yaşayan Trakya bölgesinde biyoenerji potansiyeli yüksek atık miktarlarında da artış meydana gelmiş ve biyogaz üretim potansiyeli hızlı bir şekilde artmıştır. Sonuç olarak, tükenmekte olan fosil yakıtların yerine, hem Trakya bölgesinde hem de ülkemiz genelinde yenilenebilir temiz enerji kaynakları içerisinde yer alan biyogaz enerjisi kullanılarak, atıkların en uygun şekilde bertarafı ve ekolojik bir yaklaşım ile enerji elde edilmesi mümkün olabilmektedir.

BiyogazBiyokütleEnerji+1
Elif Cantekin
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Atık taban küllerinin stabilizasyon/solidifikasyon yöntemiyle harçlarda kullanılabilirliği

Kömürün yanması sonucu uçucu kül, cüruf, taban külleri gibi çeşitli atıklar oluşmaktadır. Atık taban külleri (ATK), yakma kazanlarının diplerinde oluşan iri boyutlu katı kalıntıyı temsil etmektedir. Bu oluşan taban küllerinin depolanması sırasında yüksek alan ihtiyacı ve sızma ile çevreye verebileceği zararlar önemli çevresel problemlerdendir. Bu atıkların stabilizasyon/solidifikasyon (S/S) yöntemi ile harç/beton üretiminde çimento veya kum ikamesi olarak kullanımı son yıllarda çalışılan önemli konulardandır. Çimento üretiminin çeşitli çevresel etkilerinin (sera gazları) ve maliyetinin yüksek olmasından dolayı çimento kullanımının azaltılması ve yerine ikame olabilecek malzemelerin belirlenmesi ve ayrıca kumun da doğal bir mineral olmasından dolayı kum kullanımının yerine ikame edilebilecek maddelerin değerlendirilmesi de çevresel açıdan önem teşkil etmektedir. Bu çalışma ile çimento ve kum kullanımının azaltılması, Trakya Bölgesi'nde oluşan ATK'lar için gerekli olan depolama alanlarının azaltılması ve S/S yöntemi ile ATK'ların belli oranlarda çimento ve kum ile yer değiştirerek harç/beton kullanımı gibi çeşitli amaçlarla kullanılabilirliğinin sağlanması ile inşaat sektöründe ekonomik bir girdiye dönüştürülmesi hedeflenmiştir. Çalışma sonuçlarında S/S yöntemi ile ATK'nın belli oranlarda çimento ve kum yerine kullanılabileceği ortaya konmuştur. Ayrıca üretilen harçların sızma testi ile oluşturacakları toksisite değerlerinin de maksimum değerleri aşmadığı görülmüştür.

HarçTaban külüÇimento+1
Gülbahar Günay
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Persülfat ve Peroksimonosülfat Oksidasyonu ile Kentsel Atıksuların Arıtımı

Kentsel atıksu arıtımında konvansiyonel arıtma yöntemlerine alternatif olarak ileri oksidasyon prosesleri kullanılmaya başlanmıştır. Bu deneysel çalışma kapsamında konvansiyonel arıtma yöntemlerine alternatif olması açısından PS/UV-C ve PMS/UV-C proseslerinin kentsel atıksu içerisindeki KOİ ve TOK kirlilik parametrelerinin giderimi için kullanılabilirliği araştırılmış ve proseslerin performansları değişen koşullar altında karşılaştırılmıştır. PS/UV-C ve PMS/UV-C prosesleri için ekonomik analiz karşılaştırması da yapılmıştır. Giriş atıksu numunesi olarak gerçek bir kentsel atıksu arıtma tesisinin giriş atıksuyu kullanılmıştır. KOİ ve TOK parametrelerinin PS/UV-C ve PMS/UV-C prosesleriyle giderilmesi üzerine başlangıç oksidan konsantrasyonunun (5, 10, 15, 20 ve 25 mM) etkisinin araştırıldığı çalışmalar sonucunda en yüksek giderim verimi PS/UV-C prosesiyle yakalanmıştır. 25 mM persülfat konsantrasyonunda 180 dakika reaksiyon süresi sonunda giriş numunesinin doğal pH değerinde (7,6) sırasıyla %95 KOİ ve %92 TOK giderim verimleri elde edilmiştir. KOİ ve TOK parametrelerinin PS/UV-C ve PMS/UV-C prosesleriyle giderilmesi üzerine giriş atıksu numunesi başlangıç pH değerinin (4, 7, 9 ve 11) etkisinin belirlenmesi amacıyla 25 mM oksidan konsantrasyonunda deneysel çalışmalar yürütülmüştür. Yürütülen deneysel çalışmalar sonucunda en yüksek giderim verimi PS/UV-C prosesiyle elde edilmiştir. Başlangıç pH değerinin 4 olması durumunda KOİ için %97 ve TOK için %98 giderim verimleri elde edilmiştir. Yapılan maliyet karşılaştırması sonucunda en etkin ve maliyet olarak uygun proses PS/UV-C prosesi olarak bulunmuştur. En yüksek KOİ ve TOK giderim verimleri için elektrik tüketimleri sırasıyla 73,3 kWh/m3 ve 71,2 kWh/m3 olarak hesaplanmıştır. Gerçekleştirilen deneysel çalışmalardan elde edilen sonuçlar ışığında PS/UV-C ve PMS/UV-C prosesleriyle kentsel atıksulardan KOİ ve TOK parametrelerinin etkin bir şekilde giderildiği bulunmuştur.

Atık suKOİKentsel atık sular+1
Mir Servan Uçkan
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Deri endüstrisi proses atıksularının koagülasyon, UV/PS ve nanofiltrasyon yöntemi ile arıtımı

Deri endüstrisi üretim prosesi adımlarından kaynaklı kirlilik seviyesi yüksek atıksu oluşturmaktadır. İçerisinde bulunan proteinler, yağ, krom bileşikleri, kireç, sodyum sülfat ve sodyum hidroksit, hacimleri çok fazla ve en önemli kirlilik parametrelerindendir. Bu çalışmada, deri endüstrisinin üç aşamasında bulunan yıkama, pikle ve yağ giderme ünitelerinden kaynaklanan atıksular ile çalışma yapılmıştır. Bu atıksuların alum ile çöktürme işleminden sonra persülfat (UV/PS) ile kirlilik giderimi ve en son adım olarak nanofiltrasyon yapılarak atıksu arıtımı araştırılmıştır. KOİ sonuçları ile karşılaştırılması yapılarak optimum miktarlar belirlenmiştir. Atıksuyun geri kazanımı amacıyla öncelikle alum ile çöktürme yapılarak optimum tercih edilen 100 mg/L alum konsantrasyonu ve pH 7 belirlenmiştir. UV/PS oksidasyon çalışmalarında, Yıkama ünitesi atıksuyu için 8000 mg/L S2O8 konsantrasyonu ve pH 8 ve Yağ giderme ünitesi atıksuyu için 16000 mg/L S2O8 konsantrasyonu ve pH 6 optimum seçilmiştir. Pikle ünitesi atıksuyu için UV/PS oksidasyonu verimsizliği gözlemlenmiştir. Nanofiltrasyon sistemi ile 4 bar basınç altında NP030 filtresi kullanılarak farklı pH'larda KOİ giderimi karşılaştırılması yapılmıştır. Yıkama ve Yağ giderme ünitelerinde en iyi KOİ giderim verimi pH 7 değerinde elde edilmiştir. Sonuç olarak deri üretimi sırasında yıkama ve yağ giderme ünitelerinde oluşan atıksuların koagülasyon, UV/PS ve nanofiltrasyon sistemi ile oluşan atıksuyun geri kazanımı mümkün olduğu görülmüştür.

Deri endüstrisiEndüstriyel atık suKOİ+2
Feriha Karaca
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Entegre atık yönetim sistemleri için alternatif taşıma yöntemleri

Atıkların en az maliyet ve çevresel yük ile yönetimi son zamanlarda döngüsel ekonomi açısından önem kazanmıştır. Bu çalışmada, atıkların demiryolu ve karayolu ile taşınmasına ilişkin alternatifler tanımlanarak, bu alternatiflerin, çok ölçütlü karar verme kapsamında, maliyet, çevre ve sosyal ölçütler kullanılarak karşılaştırılması, Right Choice (2.0) karar verme model yazılımı kullanılarak belirlenmiştir. Model için gerekli veriler anket ve kaynak taraması ile elde edilmiştir. Bu kapsamda, atık taşımacılığının karayolu ile yapılması, Alternatif 1 ile gösterilirken, demiryolu ile yapılması, Alternatif 2 (dorse ve çekici ile birlikte), Alternatif 3 (sadece dorse) ve Alternatif 4 (sadece atık) ile temsil edilmiştir. Sonuç olarak, Alternatif 4 ile belirtilen atık transferinin sadece atıkların vagonlara yüklenerek (çekici ve dorse kullanılmadan) yapılması optimum seçenek olarak belirlenmiştir. Buna göre, Alternatif 4'ün işletme-bakım maliyetinin düşük olması, bir diğer deyişle bu ölçüt üzerinde yüksek performans göstermesi ve işletme-bakım maliyeti ölçütünün paydaşlar tarafından yüksek göreceli önem ile derecelendirilmesi rol oynamaktadır. Aynı şekilde, Alternatif 4 için gerekli personel sayısı diğer alternatiflere göre düşüktür. Demiryolu taşımacılığı ile taşımada atıkların bekleme süresi ve operasyonel iş yüküne duyulan ihtiyaç önemli ölçüde azalmaktadır. 1000 ton atığın karayolu üzerinden transferinin yapılması yaklaşık 50 tır (50 ayrı sefer) ile sağlanırken, demiryolu için 2 (atıkların çekici ve/veya dorse ile taşınması durumunda) ya da 3 (sadece atıkların taşınması durumunda) trene ihtiyaç olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Atık yönetimi, Çevresel yük, Döngüsel ekonomi, Karar verme modeli, Maliyet

Atık yönetimiDöngüsel ekonomiKarar verme modelleri+1
Fatih Kamaoğlu
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Su ve kanalizasyon hizmetlerinde iş sağlığı ve güvenliği uygulamaları

Büyükşehirlerde, içme suyu ve kanalizasyon hizmetleri arasında yer alan su ve kanal arızası, bakım ve onarımı, kanal ve depo temizliği, abone bağlantısı, şebeke imalatı ve kanal yapımı çalışmaları su ve kanalizasyon idareleri tarafından yerine getirilmektedir. Su ve kanalizasyon hizmetlerini yürütmekle görevli bu idareler, çalışanlarının iş güvenliği risklerini azaltmak ve iş kazalarını önlemek için iş sağlığı ve güvenliği tedbirlerini almak, alınan tedbirlere uyulup uyulmadığının izlemek, denetlemek ve uygunsuzlukların giderilmesini sağlamakla yükümlüdür.Bu çalışmada, örnek olarak TESKİ Genel Müdürlüğünün iş sağlığı ve güvenliği organizasyon yapısı ve idarede uygulanan iş sağlığı ve güvenliği yönetim sistemi incelenerek yapılan çalışmalara yer verilmiştir. Genel Müdürlükte meydana gelen iş kazalarının incelenerek organizasyon yapısının ve yönetim sisteminin etkinliği sorgulanmış alınması gereken tedbirler belirlenmiştir.

KazalarRiskSu ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü+2
Bülent Osman Paker
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Organik peroksit içeren atıksuların kombine elektrokimyasal proseslerle arıtılabilirliği

Organik peroksit üretimi ve atıksu oluşumu karmaşık bir yapıya sahip olup, yüksek miktarda organik ve inorganik madde içermektedir. Organik peroksit içeren atıksuların arıtılmasına yönelik literatürde mevcut bir çalışma bulunmamaktadır. Bu çalışmada ise elektrokimyasal oksidasyon(EKO) yöntemi ile birlikte kimyasal arıtma metodu olarak kireç ve demir sülfat, oksidasyon olarak hipoklorit, persülfat, ozon yöntemleri farklı deney koşullarında çalışılmıştır. Elektrokimyasal oksidasyon deneylerini gerçekleştirmek için bir cam reaktör, 1 L, kesikli sürekli karıştırılan reaktör kullanıldı. Dikey olarak yerleştirilmiş iki elektrottan oluşmaktadır: (i)paslanmaz çelik anot, toplam alanı 25 cm2 (5 cm×5 cm) ve (ii) aşağıdaki boyutları olan bir paslanmaz çelik elektrot olan katot: 5 cm×5 cm. Elektrotlar elektrotlar arasındaki boşluk 1.0 -4.0 cm'ye ayarlanmıştır. Voltaj, bir BK-Precision kaynağıyla (0-30 V, 0-5 A) ayarlandı. 80 mL'lik reaksiyon karışımı, 15 dakika boyunca 240 rpm'de karıştırıldı. Test sıcaklığı, reaktör ceketine bağlı olarak 25 °C'de tutuldu Kimyasal maddeler, farkı dozlarda, farklı sürelerde ve farklı pH' larda atıksulara ilave edilmiş ve bu değişkenlerinde mevcut kirleticilerin giderimi üzerine etkisi incelenmiştir. Çalışma sonucunda pH=3, pH=6.5, pH=9 ve pH=11'de elektrokimyasal oksidasyonsonucunda KOİ giderimi 20000 mg/L'den 8340 mg/L'ye azalmıştır. Kimyasal arıtma işlemi sonrası elektrokimyasal oksidasyon işlemi sonunda pH=2'de atıksu KOİ'si 7530 mg/L'den 4560 mg/L'ye azalmıştır. Hipoklorit oksidasyonu ve EKO işlemi sonucunda KOİ değeri 17120 mg/L'den 5600 mg/L'ye azalmıştır. Persülfat ve EKO işlemi sonunda KOİ değeri 20000 mg/L'den 2 saat sonunda 8560 mg/L'ye azalmıştır.

Elektrokimyasal oksidasyonKimyasal arıtmaKimyasal oksidasyon+1
Demet Darcan
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Modifiye edilmiş cüruf atıkların adsorbsiyon verimliliğinin tekstil atıksuları örneğinde değerlendirilmesi

Bu tez çalışmasında demir çelik endüstrisinde oluşan cüruf atıklarının, atıksu arıtma sistemlerinde adsorbent olarak kullanılabilirliği araştırılmıştır. Bu kapsamda sentetik boyar madde içeren atıksu ve tekstil endüstrisinden alınan atıksu ile hazırlanan numunelerde adsorpsiyon çalışmaları yapılmıştır. Adsorbent olarak kullanılan cüruf, demir malzemelerle kaplanarak etkinliği arttırılmaya çalışılmıştır. Sentetik atıksu numunesi ve tekstil endüstrisi atıksuyunda adsorpsiyon çalışmalarında adsorpsiyona etki eden parametrelerin (pH, adsorbent miktarı, sıcaklık vb.) optimizasyon çalışmaları yapılmıştır. Daha sonra yapılan analiz sonucunda Langmuir, Freundlich, D-R ve Temkin izoterm grafikleri oluşturulmuştur. Sentetik atıksu numunesinde; Cüruf ile yapılan adsorpsiyon çalışmalarında R2 sabiti 0,98 ile Frendliuch izoterm mekanizmasına uygun bulunmuştur. DKC ile yapılan çalışmalarda R2 0,999 ile Langmuir izoterm modeline uygun çalıştığı söylenebilir.

AbsorpsiyonAdsorbentlerAdsorpsiyon kinetiği+2
Burak Sarıgül
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Fenton ve koagülasyon - fenton yöntemleri ile kimya endüstrisi atıksularının arıtımı

Tüm dünyada kimya endüstrisi çevreyi kirleten en önemli sanayi dallarından birisi olup, önlem alınması gereken sektörlerin başında yer almaktadır. Kimya endüstrisi atıksuları genel olarak yüksek KOİ konsantrasyonuna sahiptir. Bu çalışmada Fenton ve Koagülasyon - Fenton oksidasyon prosesleri kullanılarak kimya endüstrisi atıksuyunun arıtımı araştırılmış ve her iki proseste de işletmeye etki eden parametrelerin etkisi ve en iyi giderim elde edildiği koşullar belirlenmiştir. Koagülasyon prosesinde PAK, FeCl3 ve PAKS koagülantları ile farklı koagülant dozları ve pH değerlerinde arıtım çalışmaları yapılmış olup, en iyi arıtım sağlanan koagülantın PAK olduğu ve 500 mg/l PAK dozunda ve pH 8 değerinde en yüksek giderim verimine ulaşıldığı görülmüştür. Bu şartlar altında kimya endüstrisi atıksuyunun koagülasyonu sonunda %62,6 KOİ, %44,3 TOK, %89,5 AKM ve %87,6 Bulanıklık giderimi elde edilmiştir. Koagülasyon sonrası Fenton oksidasyonu (Fe+2: 3750 mg/l, H2O2: 4250 mg/l, pH: 3, süre: 60 dak) ile atıksuda %79,3 KOİ, %63,5 TOK, %76,1 AKM ve %99,8 Bulanıklık giderimi gözlenmektedir. Koagülasyon sonrasında Fenton oksidasyon prosesi ile arıtılmış atıksuda, toplam KOİ giderimi %92,4, TOK giderimi %79,7, AKM giderimi %96,6 ve Bulanıklık giderimi %99,8 olarak elde edilmiştir. Kimya endüstrisi atıksuyunun sadece Fenton oksidasyonu (Fe+2: 2000 mg/l, H2O2: 5000 mg/l, pH: 3) ile arıtımında ise %70,5 KOİ, %52,7 TOK, %82,0 AKM ve %98,6 Bulanıklık giderimi elde edilmiştir. Sonuç olarak, kimya endüstrisi atıksuyunun Fenton ve Koagülasyon-Fenton prosesleri ile arıtımı karşılaştırıldığında, Koagülasyon sonrası Fenton oksidasyonu ile arıtım sonunda daha yüksek KOİ, AKM ve Bulanıklık giderim verimlerine ulaşılabilmektedir.

Arıtma yöntemleriFentonKimya endüstrisi+2
Seda Metin
Tekirdağ Namık Kemal University · Fen Bilimleri Enstitüsü
2022
00