
3,229
Archived Theses
1
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Azo pirazol grubu içeren bazı schıff bazları ve Cu(II) komplekslerinin sentezi, yapılarının aydınlatılması, antibakteriyel aktivitelerinin incelenmesi
Azo pirazol grubu içeren diaminlerin; 3,5-Diamino-4-(3-nitro-fenilazo)-1H-pirazol (N-azo), 3,5-Diamino-4-(3-bromo-fenilazo)-1H-pirazol (Br-azo)'ün furan/tiyofen- 2-karboksaldehit ile katılma tepkimesiyle Schiff bazları; 3-Amino-5-(furan-2-karboksaldimin)-4-(3-nitro-fenilazo)-1H-pirazol (N-fur), 3-Amino-5-(furan-2-karboksaldimin)-4-(3-bromo-fenilazo)-1H-pirazol (Br-fur), 3-Amino-5-(tiyofen-2-karboksaldimin)-4-(3-nitro-fenilazo)-1H-pirazol (N-tk), 3-Amino-5-(furan-2-karboksaldimin)-4-(3-bromo-fenilazo)-1H-pirazol (Br-tk) ve bunların Cu(II) kompleksleri sentezlenmiştir. Azo pirazollerin yapısı, spektroskopik yöntemler (1H-13C NMR, LC-MS, FT-IR, UV-vis), TGA/DTA eğrisi, molar iletkenlik, dönüşümlü voltamogram (CV) ve manyetik duyarlık ölçümleri kullanılarak aydınlatılmıştır. Bileşiklerin Gram negatif bakterilere; E. coli ATCC 11230, P. aeruginosa ATCC 15442, K. pneumonia ATCC 70063 ve Gram pozitif bakterilere; B. cereus NRRL-B-3711, S. aureus ATCC 6538, E. faecalis ATCC 29212, S. Agalactiae ATCC 13813, B. subtilis ATCC 6633 karşı antibakteriyel aktiviteleri disk difüzyon ve mikrodilusyon yöntemleri ile belirlenmiştir. Aktivite sonuçları, Cu(II) komplekslerinin diğerlerinden daha yüksek aktifliğe sahip olduğunu göstermiştir.Anahtar Kelimeler : Azo Pirazol, Schiff Bazı, Cu(II) Kompleksi, Antibakteriyel Aktivite, MİK, Disk difüzyon yöntemi
Tiyo-schiff bazlarında yapısal dönüşümler, metal kompleks verme yatkınlıkları, yapılarının aydınlatılması ve biyolojik aktivitelerinin incelenmesi
Bu çalışmada 2-aminotiyofenol ile benzaldehit halkasına bağlı farklı konumlardaki sübstitüentlerin kondenzasyon reaksiyonu sonucunda 2-aril benzotiyazol türevleri veya tiyo-Schiff bazı sentezlendi. Bu ligantlar argon atmosferi altında ve mikrodalga yöntemiyle olmak üzere iki farklı metotla sentezlenmiştir. Reaksiyonlar sırasında değişik şartların etkisiyle (güneş ışınları, katalizörler vb) oluşan Schiff bazının halkalaşmaya kolayca uğradığı ve benzotiyazol türevlerine dönüşümü gözlendi. Daha sonra sentezlenen ve yapısı aydınlatılan bileşiklerin Ni2+, Cu2+ ve Zn2+ gibi geçiş metalleriyle kompleks oluşturma eğilimleri incelendi. Sentezlenen ligandların yapıları FT-IR, 1H-NMR, 13C-NMR, UV-vis, fluoresans ve TGA gibi spektroskopik yöntemlerle karakterize edildi. Sentezlenen ligandların ve metal komplekslerin antibakteriyal etkileri Gram pozitif ve Gram negatif bakteriler üzerinde disk difüzyon yöntemiyle test edildi.
Bazı yeni 5-benziltiyo tetrazol ve türevi bileşiklerin sentezi yapılarının aydınlatılması ve biyolojik etkinliklerinin incelenmesi
Bu çalışmada, bazı yeni 5-(benziltiyo)-1-alkil(aril)-1H-tetrazol ve 5-(benziltiyo)-2-alkil(aril)-2H-tetrazol türevi bileşikler sentezlenmiştir. Çalışmanın ilk basamağında çıkış bileşiği olarak kullanılan benzil bromür, potasyum tiyosiyanat ile etkileştirilerek benzil tiyosiyanat bileşiği sentezlendi. Sentezlenen tiyosiyanat bileşiği ikinci basamakta ?CN grubu üzerinden, trietil amonyum klorür ve sodyum azür kullanılarak uygun yöntemle tiyotetrazol bileşiğine dönüştürüldü. Bundan sonraki basamakta ise sentezlenen tiyotetrazol bileşiğinin, çeşitli alkil halojenürler yardımıyla alkillenmesi sağlanarak 5-sübstitue-1-alkil(aril)-1H-tetrazol ve 5-sübstitüe-2-alkil(aril)-2H-tetrazol bileşikleri elde edildi. Sentezlenen bileşiklerin yapıları FT-IR, 1H-NMR, 13C-APT, LC-MS teknikleri kullanılarak aydınlatıldı. Son aşamada ise sentezlenen bileşiklerin antimikrobiyal aktiviteleri ile DNA etkileşimleri incelendi.
Silikon yağının emülsifikasyonu ile tekstil yumuşatıcısı geliştirilmesi
Bu çalışmada, farklı emülgatörler kullanılarak emülsifikasyon yöntemi ile organo silikon destekli hidrofilik silikon tekstil yumuşatıcısı elde edilmesi amaçlanmıştır. Polieter fonksiyonel grupları ve diğer geleneksel kimyasal maddeler içeren doğrusal bir blok silikon kopolimerinin farklı emülgatörler, kıvamlaştırıcı ve pH dengeleyici kullanılarak su ile emülsifikasyonu sonucu hidrofilik silikon tekstil yumuşatıcı eldesi amaçlanmıştır. İlk olarak, hidrofilik silikon tekstil yumuşatıcısı, kopolimerin tridesil alckol 6 EO etoksilat emülgatörü varlığında su ile emülsifikasyonu sonucu elde edilmiştir. Burada, tridesil alkol 12 EO etoksilat yardımcı emülgatör, butil karbitol kıvam arttırıcı ve asetik asit pH düzenleyici olarak kullanılmıştır. Çalışmanın ikinci kısmında, farklı emülgatörler ile hidrofilik silikon tekstil yumuşatıcı elde edilmiştir. Elde edilen sonuçların karşılaştırılması yapılmıştır. Emülgatör olarak C12-C14 Alkol polietilen glikol eter, C12-13 Pareth-9, C12-C14 Alkol polietilen glikol eter ve C12-13 Pareth-9 karışımı, Laureth-7, tridesil alkol 12 EO etoxylate kullanılmıştır. Bu çalışmalar sonucunda; FT-IR, görünüş, vizkozite, pH test sonuçları değerlendirilmiştir. Elde edilen sonuçların kullanılan emülgatörler ile uygun sonuçlar verdiği gözlenmiştir. Çalışmalar sonucunda, tridesil alkol 6EO etoksilat emülgatörü ve yardımcı olarak tridesil alkol 12 EO etoksilat ile yapılan çalışmanın FT-IR, görünüş, vizkozite, pH test sonuçlarının diğer emülgatörlere kıyasla daha iyi sonuçlar verdiği gözlemlenmiştir.Emülsifikasyon çalışmaları oda sıcaklığında ve 30 rpm karışma ortamında gerçekleştirilerek berrak görünümlü ürünler elde edilmiştir. Elde edilen ürünlerin FT-IR test sonuçları referans ürün sonuçları ile karşılaştırıldığında %98 oranında uyumlu hidrofilik silikon tekstil yumuşatıcısı elde edilmiştir. Emülsiyonlar, geniş bir pH aralığında, yüksek sıcaklıklarda veya yüksek tuz konsantrasyonlarında aşırı kararlıdırlar. Bu işlemlerin sonunda mikro emülsiyonlar elde edilmiştir. Anahtar sözcükler: Emülsifikasyon, Emülgatör, Hidrofilik, Konsantrasyon, MikroEmülsiyon
Iraktaki Musul barajı ve Türkiyedeki Kralkızı-Dicle barajı etrafındaki toprak ve bitkileri element konsantrasyonlarının karşılaştırılması
In this study, it is aimed to compare the element concentrations in plant and soil samples taken around Mosul dam and Kralkızı-Dicle dam lakes. For digestion of the samples, microwave (MW) oven was used. The measurements were carried out by using inductively coupled plasma-mass spectrometry (ICP-MS). From the results obtained, it was found that (Cr, Cu) trace elements in plants and (Pb, Cu) in soils are lower than the maximum acceptable concentrations (MAC), for both from Iraq and Turkey. Related with studied elements in soil samples, Cd(10938 μg/Kg)in one soil from Iraq, Ni(201313 μg/Kg, 181644 μg/Kg), and Cr(240403 μg/Kg, 162453 μg/Kg) in one by one sample from both Iraq and Turkey are higher than the MAC values. Cd(2813 μg/Kg, 8026 μg/Kg)in one by one plant from both Iraq and Turkey, Pb(14464 μg/Kg)in one plant from Iraq, and Ni(22467 μg/Kg)in one plant form Iraq are higher than the MAC values. Related with the validation, standard reference material (NCSDC73348-Busch branches and leaves-trace elements) were analyzed for the studied elements. The obtained results showed that the results are reliable. It was concluded that toxic trace elements should be determined periodically.
Comparison of element concentrations in water and fish samples from Mosul dam lake in Iraq and Kralkizi-Dicle lakes in Turkey
In this study, it is aimed to compare the element concentrations in water and fish samples taken from Mosul dam and Kralkızı-Dicle dam lakes. For digestion of fish samples, microwave (MW) oven was used. The measurements were carried out by using inductively coupled plasma-mass spectrometry (ICP-MS). From the results obtained, it was found that all trace elements in water are lower than the maximum acceptable concentrations (MAC), for both from Iraq and Turkey. Related with studied elements in fish samples, Cd, Cr and Cu levels in all fish samples were found lower than the MACs (100, 1000 and 20 000 ppb, respectively) while Pb (427 ppb) in one sample and Ni (750 and 895 ppb) in two samples are higher than the MAC value (500 ppb Ni). Related with the validation, standard reference material (SPS-SW2 surface water-trace elements) were analyzed for the studied elements. The obtained results showed that the results are reliable. It was concluded that toxic trace elements should be determined periodically.
Synthesis of 4-(2,6-di-tert-butyl-4-methyl phenoxy) substituted phthalocyanine complexes and investigation of electrochemical and thermal properties
Phthalocyanines are macrocycle compounds with delocalized 18-π electron, consisting of four iminoisoindoline groups. These compounds have potential, applications in several technical areas owing to their electronic structures, stability, physical, and chemical properties. Butylated hydroxy toluene is one of the cresol derivatives substituted with tertiary butyl group which have wider range of applications. In this work, 4-(2,6-di-tert-butyl-4-methylphenoxy)phthalonitrile synthesised from butylated hydroxy tolune (2,6-di-tert-butyl-4-methylphenol) and 4-nitrophthalonitrile. Then phthalocyanine complexes substituted with butylated hydroxy toluene (Li2Pc CoPc, NiPc, CuPc, and ZnPc,) were synthesised. The structures of the synthetic compounds were analysed by various spectroscopic techniques, 1H NMR, 13C NMR, UV-Vis, FT-IR spectroscopy and elemental analysis. The UV-Visible absorption spectra of the metal phthalocyanine complexes showed an intense Q band which started from 669 nm for CoPc, 675 nm Li2Pc, 677 nm NiPc, 679 nm ZnPc, and last one 723 nm of CuPc. Thermal analysis was performed by thermogravimetric (TGA) and differential thermal analysis (DTA) method showed phthalocyanine complexes stable in wide range of temperature (weight lost start from 200, 230, 230, 250, and 250 °C) for (Li2Pc, ZnPc, CuPc, CoPc, and NiPc) respectively. Electrochemical properties were investigated in DMSO by cyclic voltammetry (CV) and square wave voltammetry (SWV). All the metal phthalocyanine complexes showed redox waves both in oxidation and reduction potentials belong to phthalocyanine ring. CoPc complexes have extra redox potential belong to central metal atom cobalt.
Diyabet mellitus tip 2'li hastalarda serum vitamin B12'nin incelenmesi
S Background: Vitamin B12, also called cobalamin, is a water-soluble vitamin contain in the optimal functioning of the hemopoetic, neuro-cognitive and vascular systems. It is involved in DNA synthesis, fatty acid metabolism. Vitamin B12 exerts its physiological effects by facilitating the methylation of homocysteine to methionine which is later activated into S-adenosyl methionine that donates its methyl group to methyl acceptors. Materials and Methods: This study was done in the Azadi Education Hospital Endocrine and Diabetes Unit in Duhok, Iraq. This study was measured using 95 subjects, 70 patients with T2DM, HDL, LDL and FBS, auto analyzer Cobas 6000. Glycated hemoglobin (HPLC D10) was made with an auto analyzer device. Results: In patients with T2DM, serum vit B12 level was significantly lower than the control group. high significant between gender and vitamin B12 deficiency among the non-elderly healthy adult population. Conclusion: As a result of high significant between Vit B12 deficiency with gender group , severe vitamin B12 deficiency this can be illustrate by neither behavior nor influence of estrogen ,genetic variance thus hypothesis to play function .
Lipoprotein (a) levels and risk of cardiovascular diseases among ındividuals with subclinical hypothyroidism
Background: Subclinical hypothyroidism (SCH) is the mildest type of thyroid hormone deficiency and can have adverse effects. It is important to identify patients with subclinical hypothyroidism that has an elevated cardiovascular risk (CVR). The aim of the study was to evaluate Lp (a) value as a cardiovascular risk factor among patients with subclinical hypothyroidism. Materials and Methods: The study included 50 patients newly diagnosed with SCH and 50 healthy controls matched by age and gender. Cobas 6000 was used to analyze the parameters. Results: In subclinical hypothyroidism patients, serum Lp (a), total cholesterol (TC) 152.98 (26.25), and low-density lipoprotein cholesterol (LDL-C) levels 96.54 (24.72) were significantly higher compared to healthy control. In addition, a significant positive association was found for subjects with subclinical hypothyroidism between TSH and anti-TPO (0.489), TC (0.311). However, Lp (a)(0.073), LDL-C (0.278), TG (0.28) levels, showed no significant positive correlation with the levels of TSH. Further more Lp (a) in patient with subclinical hypothyroidism has a significant correlation with APOB (0.407), LDL (0.309), TC (0.314). Conclusion: We concluded that there was an increased concentration of certain CVR variables in SCH patients. The possible benefits could be preventing progression to overt hypothyroidism and initiating adequate therapy to improve lipid parameters.
Kekiğin kimyasal bileşiminin tespiti ve biyolojik aktivitelerinin incelenmesi
Ülkemizde yaygın olarak kullanılan kekik bitkisi, çok yıllık otsu bitkidir.Kekik bitkisi taşıdığı uçucu yağ nedeniyle tıp, kozmetik ve gıda sanayiinde kullanılır. Eski çağlarda ise kekik halk arasında baharat ve ilaç olarak bilinen ve kullanılan bir bitkidir. Dünya Sağlık Örgütü (WHO),kekik bitkisinin 20 bin türe yakın bulunduğunu ve bu türlerin genellikle tedavi amaçlı kullanıldığını belirtmiştir.Günümüzde birçok bitkinin içeriğinde uçucu yağ bulunmaktadır.Bitkilerden alınmış olan ekstraktın tedavi amaçlı kullanımı, Çin'de M.Ö 2700 yılına kadar uzanmaktadır. Deneme sınama yoluyla dünyada olduğu gibi ülkemizde de birçok şifalı bitki tedavi amaçlı kullanılmaktadır. Bazı tedavi amacıyla kullanılan bitkilere Hitit Dönemi'ne ait reçetelerde bile rastlanmıştır. Ülkemizde tedavi amacıyla kullanılan bitki türü sayısı, yaklaşık olarak 140 kadardır. Ancak ülkemizde kullanılan halkın kullandığı bitki türü, çok daha fazladır. Halk arasında kekik olarak bilinen thymus ve origanum türlerinin baharat olarak ve antimikrobiyal, antidiyabetik ve antioksidan amaçla çay ve suyu şeklinde çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanımı yaygındır. Thymus ve origanum türleri, taşıdıkları uçucu yağın dışında flavanoit, fenilasit, etanoit gibi fenolik maddeler, saponinler ve iridoitler gibi önemli aktiviteleri ve toksisiteleri özellikle de genotoksik etkileri üzerinde çalışmalar oldukça azdır. Bu tez çalışmasının amacı, Kastamonu bölgesinde yetişen kekiğin thymus praecox cinsinin toplanması ve kimyasal bileşimi ile biyolojik aktiviteleri üzerine araştırmalar yapmaktır. Bu hazırlık aşamalarından sonra tezde belirlediğimiz bitki türünün ekstraksiyon işlemlerinin yapılması ve ekstraksiyon işlemi sonrasında kekikten elde edilen ekstraktların içinde biyolojik aktivitelerinin tespit edilmesi ve var olan yapıların kimyasal özelliklerinin kromatografik analizleri yapılarak, HPLC analizi ile ilgili bileşenlerin yüzdelerinin incelenmesi amaçlanmıştır.
Meme kanserli hastalarda serum total antioksidanlar ve melatonin hormon düzeylerinin belirlenmesi
Breast cancer is the most common type of cancer in women worldwide. Cancer of the breast is a heterogeneous disease related to different biological characteristics and clinical actions. The cells of the breast divide without control. Melatonin is a hormone that is synthesized and released by the pineal gland in the brain and responds to the sleep/wake cycle in the body. Melatonin acts as a free radical scavenger and antioxidant. Antioxidants are substances that protect cells against free radicals and cause delay or prevent oxidation. The aim of this study is the determination of serum total antioxidants and melatonin levels on patients with breast cancer and compare them to the healthy group. In this thesis, enzyme-linked immunosorbent assay (ELISA) was used to determine serum total antioxidant levels and high-performance liquid chromatography (HPLC) was used to measure the serum levels of melatonin in humans. According to our results, serum total antioxidants and melatonin levels in both the patient and control groups reached a maximum at 2:00 in the night and declined to a minimum at 9:00 in the morning but it was significantly high in the control group compared to the patient group.
Investi̇gati̇on of amounts of vi̇tami̇ns, stress bi̇omarkers, glutathi̇one and ami̇no aci̇d i̇n blood serum of pati̇ents wi̇th breast cancer
Summary: Breast cancer is the most common type of cancer among women in the world, in this study, blood samples were drawn from 45 breast cancer and 32 healthy control group individuals and their serums were separated The amounts of fat-soluble vitamins (A, E, β-carotene), water-soluble vitamins (C, B1, B2, B3, B5, B6, B9 and B12), stress biomarkers (4-HNE, MDA), GSH, GSSG and amino acids in blood serums were determined by HPLC. The decrease in the amount of fat and water-soluble vitamins in patients with breast cancer compared to the control group, excluding vitamins C, B5 and B12, was statistically significant (p<0.001). The amounts of lipid peroxidation products 4-HNE and MDA were higher in cancer patients compared to the control group (p<0.05). Compared to the control group, there was a decrease in the amount of GSH and an increase in the amount of GSSG in cancer patients (p<0.01). The GSH/GSSG ratio of breast cancer patients was found to be lower than the control group (p<0.01). Levels of valine, tryptophan, glycine, histidine, thronine, proline, cysteine and asparagine were increased in the serum of cancer patients compared to the control group, while leucine, isolatinine, phenylalanine, methionine, lysine, alanine tyrosine, glutamic acid, aspartic acid, arginine, glutamine and decrease in the amount of serine amino acids were observed (p<0001). As a result, it was observed that there was a decrease in the amount of water and fat-soluble vitamins and GSH in the serum of breast cancer patients, an increase in the amount of stress markers (MDA, 4-HNE) and GSSG, and changes in the amount of amino acids. From these results, it can be said that a serum-based screening test may be useful for the diagnosis of breast cancer.
Yüzey aktif madde içeren çamaşırhane atık sularının elektrokoagülasyon yöntemi ile arıtımı ve geri kazanım potansiyeli
Yüzey aktif maddeler birçok alanda önemli bir yer tutan geniş kimyasallar grubudur. Bu alanlar temizlik, tekstil, boyama ve daha birçok uygulamada çeşitlilik göstermektedir. Suda veya sulu bir çözeltide çözündüğünde yüzey gerilimini etkileyen (çoğunlukla azaltan) yüzey aktif maddeler, hidrofilik ve hidrofobik kısımlardan oluşmaktadır. Bu tez çalışması kapsamında yüzey aktif madde içeriği yüksek olan gri su sınıfındaki çamaşırhane atık sularının arıtımı ve geri kazanım potansiyeli incelenmiştir. Çamaşırhaneler, otel, restoran ve hastane gibi kurumlara hizmet veren, yüksek hacimde su kullanan ve buna bağlı olarak da yüksek oranda atık su oluşumuna neden olan işletmelerdir. Gri su sınıfında olan bu atık sularda askıda katı madde, Kimyasal Oksijen İhtiyacı (KOİ), Toplam Organik Karbon (TOK), renk, iletkenlik ve pH parametreleri ön plana çıkmaktadır. Arıtıldıktan sonra tekrar prosesin farklı aşamalarında kullanılma potansiyeline sahip olan bu sular, deşarj edilmektedir. Biyolojik, fiziksel ve kimyasal arıtma yöntemleri gibi geleneksel arıtma yöntemleri çamaşırhane atık sularının arıtımında askıda katı madde, yüzey aktif madde ve renk gideriminde yetersiz kalmaktadır. Bu sebeple atık su arıtımında daha güvenli, etkili ve çevre dostu olduğundan ileri arıtma yöntemleri tercih edilmesi gerekmektedir. Bu yöntemler arasından yüzey aktif madde içeren atık suların arıtımında elektrokoagülasyon ve elektroflotasyon oldukça etkilidir. Bu çalışmada çamaşırhane atık sularının arıtımı için elektrokoagülasyon prosesinde alüminyum elektrotlar tercih edilmiş olup, elektroflotasyon için ise demir elektrotlar kullanılmıştır. Yapılan optimizasyon çalışmaları sonucunda 4,5 pH, 7,89 mA/cm2 akım yoğunluğu ve 7 dk çalışma değerleri belirlenmiş olup, bu koşullar altında arıtma verimleri yüzey aktif madde için % 93-97, renk için % 98 ve bulanıklık için % 99 olarak hesaplanmıştır. Elde edilen sonuçlar göstermiştir ki, elektrokoagülasyon metodu, çamaşırhane atıksularının arıtılması ve tekrar kullanımında oldukça yüksek potansiyel taşımaktadır.
Investigation of some biochemical parameter in five different Salonum melongena L. cultivars
This study aimed to determine and compare varietal variations in five eggplant varieties with diverse phenotypes sampled from Turkey (dark and light eggplant) and Nigeria (white garden egg, bitter apple and bitter tomato). The concentrations of amino acids, vitamins, and stress biomarkers analysed using HPLC; and the total phenolic content (TPC), total flavonoid content (TFC) total antioxidant capacities (TAC) based on ABTS and DPPH assays using spectrophotometer were investigated and compared. Our findings determined the concentration of 19 amino acids in all varieties ranging from 23.5 – 33625.4 μg/g DW, with the lowest and highest determined for leucine and lysine, respectively. Based on RDA, all of the varieties can contribute to dietary adequacy in terms of histidine, lysine, methionine, phenylalanine, threonine, tryptophan and white garden egg and bitter apple varieties had adequate amounts of valine. Likewise, all the varieties were nutritionally low in leucine. Additionally, the concentration of 12 vitamins determined, ranging from 0.13 – 2543.02 μg/g DW with the lowest and highest for vitamin A and vitamin B5, respectively. Relative to the RDA, all the varieties are excellent sources of the water-soluble vitamins; some are nutritionally significant in terms of vitamin A (white garden egg, bitter apple and bitter tomato) and vitamin E (dark eggplant and bitter tomato). 4-Hydroxynonenal ranging from 24.6 – 48.3 µg/g DW was determined, with the lowest and highest for bitter apple and white garden egg respectively. The concentration of MDA ranging from 1.50 -18.41µg/g DW. All the varieties of eggplant used in this study contained both reduced (GSH) and oxidized (GSSG) forms of glutathione. GSH levels were found to range from 364.85 – 5930.32 µg/g. The white garden egg had the highest amount of both GSH and GSSG while the bitter tomato and dark eggplant had the lowest GSH and GSSG levels, respectively. The TPC (706.30 – 1260.32 μg GAE/g) was determined in the following order -light eggplant < bitter tomato< bitter apple< dark eggplant< white garden egg. While the TFC (167.50 – 356.51 μg QE/g) was determined in the following order- bitter apple < light eggplant< bitter tomato< dark eggplant< white garden egg. For the TAC, the scavenging activity for the ABTS radical (365.44 – 809.52 µg/g) was higher than for the DPPH radical (83.86 - 243.02 µg/g). The white garden egg exhibited the highest TAC in both assays while the bitter tomato and bitter apple had the lowest in the ABTS and DPPH assays, respectively. Our findings highlighted a wide disparity in the levels of the nutrients, stress biomarkers, TPC, TFC and TAC within and between the eggplants sampled from the different countries attributed to varietal difference and growth conditions. This presents opportunities for dietary inclusion and other stakeholders to select and develop improved plant varieties
Tıbbi ve aromatik bitkiler kullanarak kişiye özelağız bakım ve kozmetik ürünlerinin geliştirilmesi
İnsanların günlük bakımlarının başında ağız sağlığı gelmektedir. Ağız sağlığı denilince bunun en temel yapı taşı olarak diş fırçalamak gelmektedir. Diş fırçalamak bakıldığında fiziksel bir temizleme işlemi olarak görülmektedir. Temizlik işlemi sayesinde diş çürüklerine karşı koruma, ağız kokusunun giderilmesi, diş eti hassasiyetinin korunması ve diş yapısının beyaz olarak görülmesi amaçlanmaktadır. Bu amaçlar doğrultusunda, temizlik için genelde yardımcı ajan ve çeşitli etken maddeler kullanılmaktadır. Fakat bu etken maddelerin bazıları sağlık açısından önemli derece risk ihtiva eder. Bizim çalışmamızda tehlikeli grup kimyasallar yerine diş yapısının sağlığını etkilemeyecek tıbbi bitki ekstreleri kullanılmıştır. Sonuçlara bakıldığında ürünler sadece sodyum bikarbonat ve çok düşük derecede potasyum sorbat eklenerek uzun vadeli mikrobiyolojik üreme engellenmiştir.
Biyoaktif yeni benzimidazol aren rutenyum organometalik bileşiklerinin sentezi ve karakterizasyonu
Aren rutenyum kopleksleri 50 yıldır bilinmektedir. İlk aren rutenyum komplekslerinin sentezi ve karakterizasyonu sonrasında başlangıçta katalizör olarak bulundu. Daha sonra biyo-organometalik kimyanın ortaya çıkmasıyla biyolojik olarak aktif oldukları belirlendi. Bu çalışmada [Rutenyum4(p-simen)4(µ-N∩N)2(µ-OO∩OO)2] [(CF3SO3)4] (N∩N= Bütilen-1,4-bisbenzimidazol (bbim)) genel formülüne sahip biyolojik aktif tetranükleer aren rutenyum kompleks bileşikleri, Rutenyum2(p-simen)2(µ-OO∩OO)Cl2 (OO∩OO= 2,5-dioksido-1,4-benzokinon (dobq), 1,4-benzokinon-2,5-dikloro-3,6- dioksido (dClbq), 1,4benzokinon-2,5-dibromo-3,6-dioksido (dBrbq), Oksalat (oxa) ve 1,4-naftokinon-5,8-dioksido (donq))'nun gümüş triflorometansülfonat ile reaksiyona sokulması, ardından karşılık gelen N∩N bağlayıcılarının eklenmesi ile hazırlanmıştır. Biyolojik aktif aren rutenyum bileşikleri IR, UV-VIS, 1H, 13C NMR spektroskopisi ve ESI-MS spektrometresi dahil standart tekniklerle karakterize edildi. Aren rutenyum bileşiklerinin termal bozunma ölçüm verileri incelendi. Bu ölçümler Termogravimetrik analiz (TGA) ve Diferansiyel termal analiz (DTA) teknikleri ile yapıldı. Anahtar Kelimeler: Aren rutenyum, Bisbenzimidazol, Supramoleküler kimya, Termal bozunma
The use of BINAP.PDCl2 as a homogenous catalyst in the hydrogenation of nitroalkan and nitroarenes in aqueous medium
Amino compounds are of great importance as raw materials used in the synthesis of valuable organic molecules such as dyes, polymers, pesticides, antioxidants, drugs and agrochemicals. Amino compounds are an integral part of many important natural products due to their enzyme inhibitors and antibiotic effects. Recently, synthetic organic chemists have focused on the synthesis of naturally occurring and unnatural primary amines to study the relationship between structure and biological activity. Classical hydrogenation methods have various disadvantages due to the use of molecular hydrogen at high pressures and temperatures and special equipment requirements. The method developed in this study and the homogeneous catalyst to be used for hydrogenation reactions will be introduced to the literature for the first time, and it has been possible to develop an industrially important method by obtaining products in a shorter time and at higher yields. Primary amines, which are additives of these highly productive products, aliphatic and aromatic nitro compounds in aqueous medium, sodium borohydride (NaBH4) as hydrogen source and 2,2'-Bis (diphenylphosphine) -1,1'-binaftil] palladium (II) as homogeneous catalyst) was converted to aniline derivatives using chloride (BINAP.PdCl2). In the study, since the reactions were carried out under ultrasonic conditions, the synthesis of primary amine derivatives was carried out at lower temperatures, even at room temperature and in a short time. The primary amines obtained in the studies have been proven with IR, 1H and 13C NMR spectra. Moreover, reduction reactions were performed with the synthesized PdCu@MWCNT nanoparticles and the results were compared. Keywords: Hydrogenation, Primary amine, Homogeneous catalyst, Nitroaren, Ultrasonic conditions.
Düzce yöresine ait propolislerden hazırlanan ekstraktların bazı kimyasal ve biyolojik aktivitelerinin belirlenmesi
Propolis, eski çağlardan bu yana birçok alanda kullanılmakta olan Apidae ailesinden Apis mellifera türü bal arıları tarafından toplanan doğal bir üründür. Propolis, yapışkan, reçinemsi bir madde olmasının yanı sıra içeriğinde bulunan farklı bileşenler propolisin kullanım alanını belirlemektedir. Propolisin fenolik ve flavanoid içeriği sebebiyle antibakteriyel, antiviral, antifungal, antiülser, antiinflamatuvar, antioksidan ve antikanser gibi çeşitli biyolojik aktivite göstermektedir. Türkiye'de propolis üzerine birçok çalışma yapılmış olmakla birlikte bu çalışmalarda kullanılan propolise ait lokasyon bilgisinin verilerek kimyasal kompozisyonlarının belirlendiği çalışmalar oldukça azdır. Literatüre bilgi kazandırmak amacıyla yapılan bu çalışmada Düzce ilinden toplanan propolis örneklerinden farklı çözücüler kullanılarak ekstraktları hazırlanmıştır ve bu çözücüler için % verim sonuçları hesaplanmıştır. Hazırlanan ekstraktların fenolik ve flavanoid içerikleri belirlenerek propolis ekstraktlarının in vitro şartlarda C6 glial tümör hücre hattı üzerinde etkinliğini göstermek amacıyla WST-1 testi ile % canlılık çalışılmıştır. Sonuç olarak; farklı çözücüler ile hazırlanan ekstraktlar için % verim, fenolik ve flavanoid bileşen miktarında farklılıklar olduğu görülmüştür En yüksek verim sonucu etanolik ekstraksiyon yöntemi ile elde edilmiştir. En yüksek fenolik içerik 40.04 (mg GA/g) ve en yüksek flavanoid içerik 2,30 (mg QE/g) etanol-su karışımının kullanıldığı ekstraksiyon yöntemi ile elde edilmiştir. Ayrıca C6 glial tümör hücreleri ile yapılan çalışmada propolis ekstraktının konsantrasyonu arttığında % canlılığın azaldığı gösterilmiştir. Propolisin hücre hattı üzerine farmakolojik etki göstermesi sebebiyle ilaç veya koruyucu/yardımcı madde olarak kullanımına olanak tanıyabilir. Anahtar sözcükler: C6 glial tümör hücresi, Ekstraksiyon, Fenolik / Flavanoid bileşen, Propolis, % Canlılık.
Propolisten elde edilen ekstraktların ilaç koruyucu maddesi olarak kullanılması ve formülasyonu
Bu çalışmada Düzce proplisinin etanolik ve sulu ekstraktları hazırlanmış, bu ekstrelerin fenolik ve flavanoid madde miktarları belirlendikten sonra farmasötik bir oral süspansiyon formülasyonunda paraben bazlı yapay koruyucu yerine antimikrobiyal koruyucu olarak kullanılmışlardır. Ekstraktların flavanoid ve fenolik madde tayinleri UV Spektrofotometre kullanılarak belirlenmiştir. Etanolik ekstraktların fenolik madde ve flavanoid içeriği sulu ekstraktlardan yüksek bulunmuştur. Formülasyonlarda piyasada yapay koruyucu olarak paraben kullanılan ürünlerin yapay koruyucu miktarlarının 0.5, 1, 2 ve 4 katı kullanılarak test ürünler üretilmiştir. Geliştirilen formülasyonlar C derece farmasötik üretim şartlarında gerçekleştirilmiştir. Kontrol grubu olarak farmasötik oral bir süspansiyon referans bir ürün seçilmiş ve ayrıca koruyucusuz formülasyon da geliştirilerek takip edilmiştir. Ürünler 40 °C'de %75 bağıl nem içeren etüvlerde 1 hafta, 2 hafta,1 ay ve 2 ay olmak üzere stres koşullarında bekletilerek belirtilen periyotlarda mikrobiyolojik analizlere alınmışlardır. Mikrobiyolojik analizlerde Avrupa Farmakopesi (EP) baz alınarak ekim ortamları belirlenmiş ve hazırlanmıştır. Mikrobiyolojik ekim sonuçlarına göre, son periyot olan 2.ayın sonuna kadar referans ürünle aynı etkiyi etanolik ekstrakt göstermiştir. Bu ekstraktın 2 ve 4 katı kullanımlarının olduğu formülasyonlarda 2 ay sonunda üreme gözlemlenmemiştir. Sulu ekstraktlarda ise tüm konsantrasyonlarda üreme gözlemlenmiştir. Bu çalışmaya göre etanolik propolis ekstresi, oral süspansiyonlarda antimikrobiyal koruyucu eksispiyan olarak değerlendirilebilir.
Derin ötektik çözücüye dayalı mikroekstraksiyon tekniği ile gıda numunelerinde sudan boyalarının tayini
Baharat örneklerinde Sudan boyalarının (I–IV) ekstraksiyonu ve tayini için yeni bir derin ötektik çözücü (DÖÇ) kullanılarak ultrasonik destekli mikro ekstraksiyon tekniği yardımıyla çevre dostu, basit bir yöntem gerçekleştirilmiştir. Bu yöntemde DÖÇ bileşimi, DÖÇ hacmi, ultrasonik süresi, sıcaklığı ve santrifüj süresi gibi optimizasyonu etkileyen parametreler araştırılmış ve optimize edilmiştir. Geliştirilen yöntemin analitik performansı kabul edilebilir düzeydedir. R2 değerleri 0,9989'dan yüksek ve tayin limitleri 1,17 μg g-1'den küçüktür. Geliştirilen mikroekstraksiyon yönteminin uygulanabilirliği ve doğruluğu için iki farklı konsantrasyon (10–50 μg g-1) acı biber, kırmızı toz biber, kimyon ve sumak baharatlarına eklenmiştir. Bu baharatlardan birkaçının Sudan I ve IV boyaları içerdiği bulunmuştur. 10 μg g-1 Sudan boyası konsantrasyonu kullanıldığında, ilave edilmiş numuneler için geri kazanım değerleri % 85,55 ile % 99,29 arasında ve bağıl standart sapmalar <% 3,17 olarak bulunmuştur. Sonuçlar, geliştirilen yöntemin baharat örneklerinde Sudan boyalarının ekstraksiyonu ve tayini için başarıyla uygulanabileceğini göstermiştir.
4-metil-2-okso-2H-kromen-7-il metakrilat ve metil metakrilat kopolimerlerinin termal ve elektriksel özellikleri üzerine grafit oksitin etkisi
The random copolymers of 4-methyl-2-oxo-2H-chromen-7-yl methacrylate (COUMA) and methyl methacrylate (MMA) P(COUMA8.9%, 24%, 36%, 49%, 65%-co-MMA) were prepared via the conventional free radical polymerization method. The copolymers were characterized by 1H-NMR, FT-IR, UV-vis, TGA and DSC instruments. A kinetic study of the thermal decomposition of P(COUMA49%-co-MMA) COMCOP1 and P(COUMA49%-co-MMA)/ GO 16 wt.% COMCOP1/GO 16wt.% was investigated using thermogravimetric analysis with non-isothermal methods selected for analyzing solid-state kinetics data. The average activation energy values were calculated via FWO and KAS models in a period of α = 0.10 - 0.70. The average values of activation energy obtained from Kissinger method for COMCOP1 and COMCOP1/GO 16 wt.% were 94.5 kJ mol-1 and 101 kJ/mol, respectively. Whereas, those of estimated by FWO method were 103.5 and 87.0 kJ/mol. This study indicated that well-defined single chain polymer molecule (SCPM) via intramolecular cyclobutane formation could be obtained by the intrachain photodimerization of coumarin groups under UV irradiation at 365 nm diluted solution of COMCOP1. The photodimerization of coumarin groups in the copolymer was confirmed by UV-vis, FT-IR and 1H-NMR instruments. Electrical and dielectric behaviors of the composites having a semi-conductor behavior filled with GO at various filler loadings were investigated. The activation energy values based on DC conductivity for COMCOP1 loaded GO 10 wt.% and 12 wt.% were decreased from 0.206 to 0.069 eV. Also, the Ea values estimated for COMCOP2 loaded GO 12 wt.% and 13.6 wt.% were 0.0580 eV and 0.0859 eV , respectively.
İsatin-β-karbohidrazon, tiyokarbohidrazon türevlerinin sentezi, karakterizasyonu ve antioksidan aktivitelerinin incelenmesi
Bu tezde; 1-Benziliden-5- (2-oksoindolin-3-iliden) karbohidrazon, 1- (4-hidroksi benziliden) -5- (2-oksoindolin-3-iliden) tiyokarbohidrazon, 1- (4-hidroksi benziliden ) -5- (2-oksoindolin-3-iliden) karbohidrazon, 1- (3-etoksi-4-hidroksi benziliden) -5- (2-oksoindolin-3-iliden) karbohidrazon, 1- (4-dimetilamino benziliden) - 5- (2-oksoindolin-3-iliden) karbohidrazon, 1- (2-hidroksi benziliden) -5- (2-oksoindolin-3-iliden) karbohidrazon, 1- (4-hidroksi-3-metoksi benziliden) -5- (2-oksoindolin-3-iliden) karbohidrazon, 1- (3-hidroksi-4-metoksi benziliden) -5- (2-oksoindolin-3-iliden) tiyokarbohidrazon, 1- (4-hidroksi-3,5-dimetoksi benziliden ) -5- (2-oksoindolin-3-iliden) karbohidrazon, asidik ortamda etanol içindeki isatin-β-tiyokarbohidrazonlar, karbohidrazonlar ile aldehit türevlerinin reaksiyonu sonucunda sentezlendi. Ürünlerin kimyasal yapıları, 1H NMR, 13C NMR, IR ve elementel analiz ile doğrulandı. Erime noktası, renk ve çözünürlük gibi fizikokimyasal özellikler belirlendi. Tüm bileşiklerin in vitro antioksidan aktivitesi 1,1-difenil-2-pikril hidrazil (DPPH) serbest radikal süpürme yöntemi ile belirlenmiştir. Sentezlenen bileşiklerin tümü, gallik asit standardından daha düşük antioksidan aktivite gösterdi ve sıralama 2>4>9>7>8>5>3>1>6 şeklindedir.
Böbrek yetmezliğinde vitamin D düzeyi ile bazı biyokimyasal ve fizyolojik parametrelerdeki değişikliklerin ilişkisinin incelenmesi
Kronik böbrek hastalığı, aylar veya yıllar boyunca böbrek fonksiyonlarında ilerleyici bir kayıptır ve kardiyovasküler hastalık, anemi veya perikardit gibi tanınmış komplikasyonlarından birine yol açabilir. Kronik böbrek hastalığı, böbrek hastalığının son aşaması için iyi bilinen bir risk faktörüdür. Vitamin D eksikliği kronik böbrek hastalığı (KBH) toplumda yaygındır. KBH önemli bir halk sağlığı sorunu olarak kabul edilmiştir ve KBH hastalarında total ve kardiyovasküler morbidite ve mortalite riski yüksektir. Vitamin D eksikliğinin KBH ile ilişkili genel morbidite ve mortalite de rol oynayabileceğini gösteren artan epidemiyolojik veriler vardır. Bu çalışma, vitamin D seviyesi ile 25-hidroksivitamin D (25-OH-D) serum seviyesi, üre, kreatinin, kalsiyum, potasyum, glikoz, fosfat, toplam protein, albümin, HGB dahil olmak üzere bazı biyokimyasal belirteçler arasındaki ilişkiyi araştırmak için yapılmıştır. Kronik böbrek yetmezliği olan Bağdat-Irak'taki Al-Kindy hastanesinde kronik böbrek hastalığı olan 100 hastadan, Ağustos 2019 ile Kasım 2019 tarihleri arasında alınan örnekler; kontrol grubu olarak 25 sağlıklı bireyle karşılaştırılmıştır. Serumlar hastanın kan örneklerinden ayrılmış ve biyokimyasal çalışmalara tabi tutulmuştur. Bu çalışmada, bazı biyokimyasal parametrelerin ortalama değerlerinin kronik böbrek yetmezliğinin saptanması için önemli olduğu bulunmuştur. Sonuçlar kan üre, kreatinin, glikoz, CA, P, K, HGB, hastalar ve sağlıklı kontroller arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğunu göstermiştir (P <0.005). Ayrıca vitamin D 25-OH-D düzeyleri kategorilerinin dağılımını kaydederken, vakaların% 33'ünün eksik,% 50'sinin yetersiz ve sadece% 17'sinin kontrolde ise sırasıyla % 4, % 64 ve % 32 olduğu tespit edilmiştir. Üre seviyesi dışında tüm parametrelerin vitamin D ile anlamlı bir korelasyon göstermediği belirlenmiştir. ANAHTAR KELİMELER:Vitamin D, kan, LDL, HDL, kolesterol, diyabetik, serum
Bazi dermatolojik cilt bakim ürünlerinin lipid oksidasyon ortamında kinetik incelenmesi
BAZİ DERMATOLOJİK CİLT BAKİM ÜRÜNLERİNİN LİPİD OKSİDASYON ORTAMINDA KİNETİK İNCELENMESİ HÜSEYİN KASTRATİ KASTAMONU ÜNİVERSİTESİ FEN BİLİMLERİ ENSTİTÜSÜ KİMYA ANA BİLİM DALI DANIŞMAN:DR. ÖĞR. ÜYESİ TEMEL KAN BAKIR İnsan vücudu gün içerisinde ışınlarına maruz kalır ve bu durum insanın en büyük organı olan deride kolaylıkla reaksiyona girebilen reaktif oksijen türlerinin (ROS) oluşumunu hızlandırır. Deride kanser dahil bir çok hastalığın sebepleri arasında olan bu türlerin zararlı etkilerini durdurmak amacı ile, krem formülasyonlarında antioksidan katkılar kullanılmaktadır. Krem formülasyonlarının fizikokimyasal özelliklerinin aydınlatılması için bir çok in vitro ve in vivo çalışmalar oluşturulmuştur. Bu çalışmada endüstriyel cilt bakım ürünü olarak satılan dört farklı krem örneğinin antioksidan aktivite ve kapasite tayinleri, deri oksidasyon ortamının simülasyonu için yağ/su emülsiyonu ve ayrıca fosfolipid içerikli yağ/su emülsiyon ortamı kullanılarak gerçekleştirildi. Üç farklı bölümde incelenen bu çalışma; birinci bölümde pH 5.5 ve 35 ° C'de Cu (II) varlığında linoleik asit (LA) emülsiyon oksidasyonuna etkileri ferrik tiyosiyanat (Fe(III) SCN) metodu ve tiyobarbütirik asit (TBARS) metodu kullanılarak; ikinci bölümde krem örneklerinin antioksidan aktivite tayinleri için 1,1-diphenyl-2-picrylhydrazyl radikal sönümleme (DPPH) metodu kullanıldı. Üçüncü bölümde, krem örneklerinin UV B (50 uW / cm2, 306 nm) ile indüklenen fosfolipit içeren yağ / su emülsiyonu oksidasyonu üzerindeki etkisi, Fe (III) SCN yöntemi ve konjuge dien tayinleri kullanılarak aynı anda araştırıldı. Aynı zamanda oksidasyon sırasında yağ asidi içeriğinin belirlenmesi için gaz kromatografisi (GC-MS) kullanıldı. Buna göre örnek 1 ve örnek 2 krem örneklerinin, oksidasyon ürünlerinden primer ve sekonder ürünleri inhibe ettiği, örnek 3 ve örnek 4'ün ise prooksidan özellik gösterdiği tespit edildi. Örnek numuneleri için aynı sonuçlar DPPH metodu ile teyit edildi. Deri simülasyon ortamında gerçekleştirilen kinetik incelemelerde ise primer oksidasyon ürünleri için hız sabitleri örnek 4>örnek 3> Kontrol Grubu> Örnek 1> Örnek 2 sıralamasını izledi. Konjuge dien oluşumları açısından, Örnek 4 için oksidasyonun gelişim aşaması yaklaşık 50. Dakikadan sonra ,örnek 3 için ise yaklaşık 70. dakikadan sonra, örnek 1 ve 2 için ise yaklaşık 140. dakikadan sonra başladığı gözlendi. Eş zamanlı olarak gerçekleştirilen GC-MS analizlerinde, oksidasyonun gelişme aşamasında 17 ve 19 karbon sayılı yağ asitlerinin düşük karbon sayılı sekonder ürünlere parçalanmasının, 1 ve 2 nolu krem numunelerinde 3 ve 4 nolu krem numulerine kıyasla daha az oranda gerçekleştiği gözlendi. ANAHTAR KELİMELER: UV B radyasyonu, Antioksidan, Ferrik tiyosiyanat (Fe(III)SCN) metodu, Konjugedien metodu, Deri model emülsiyonu Ocak 2020, Sayfa, ..... Bilim Dalı: 201
Kızartma yağına vaks eklenmesinin yağ emilimi ve bazı kalite parametreleri üzerine etkisi
Ayçiçek yağı, kızartma işlemlerinde yaygın olarak kullanılan yağlardan birisidir. Kızartma için kullanılan yağlar, kızartılan malzeme tarafından emilirler. Yağ emilimini etkileyen en önemli faktörler; sıcaklık, süre, ön işlem, farklı bileşenlerin eklenmesi olarak sıralanabilirler. Ayrıca, kızartma işlemi yağların peroksit, renk, serbest yağ asitliği gibi kalite parametrelerini etkilemektedir. Kızartma koşullarını modellemek ve optimize etmek için yanıt yüzey yöntemi (YYY) uygulandı: zaman (2-10 dakika), sıcaklık (150-180°C) ve vaks miktarı %0-1,5. Deney tasarımında yağ emilimi ile birlikte patates kızartmalarının nem miktarı da tepki olarak takip edildi. Modelleme ile yağ emiliminin en düşük olduğu (%9) ve aynı zamanda kızartılan patateslerin %29 neme sahip olduğu kızartma koşulları süre 9 dk, sıcaklık 152 °C ve vaks oranı %1,5 olarak belirlendi. Program tarafından verilen optimum koşullarda yağ emilimi deneysel olarak %9,2 bulunmuş olup teorik sonuç ile yakın derecede bağdaşmaktadır. Optimum koşullarda Ayçiçek yağına vaks eklenmeden kızartılan patateslerde ise yağ emilimi %10,2'dir. Optimum koşullarda gerçekleştirilen günde 10 kez olmak üzere 5 gün boyunca yapılan kızartma çalışmaları boyunca peroksit değerlerinin 50 kızartma sonrası vakslı yağda (10,6 meq/kg yağ) vaks içermeyen yağa (21,2 meq/kg yağ) göre daha düşük olduğu belirlenmiştir. Ancak; serbest yağ asitliği, renk, yağ asidi kompozisyonu açısından kızartma süresince vakslı ve vakssız yağlarda benzer bir eğilim gözlenmiş ve değişimin önemsiz (p<0,05) seviyede kaldığı tespit edilmiştir.
4-morfolinoasetofenondan türeyen yeni kalkon ve hidrazon türevlerinin sentezi ve biyolojik aktivite çalışmaları
Çağımızın en önemli hastalıklarından biri olan kanserden dolayı 2012 yılında 14 milyondan fazla kişinin bu hastalığa yakalandığı Uluslararası Dünya Araştırma Fonu verilerinde kayıtlıdır. Kanser tedavisinde kullanılan ilaçlara karşı direnç gelişmesi, ilaçların yan etkisinin fazla olmasından dolayı yeni ilaçların tasarımına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu amaçla başlangıç maddesi 4'-morfolinoasetofenon kullanılarak; kalkon türevleri (1-13) ve hidrazon türevleri (14-35) sentezlenmiş ve yapıları elemental analiz (CHNS), IR, 1H NMR, 13C NMR, 19F NMR, HETCOR, HSQC, HMBC, COSY, TOF-MS ve LC-MS gibi teknikleri ile aydınlatılmıştır. Sentezlenen bileşiklerin antikanser aktiviteleri, referans ilaç 5-Fluorourasile (5-Fu) ile karşılaştırıldığında C6 ve HeLa hücre kültürlerine karşı test edilmiştir. Sonuçlara göre bileşik 3 (IC50 12.80 µg/mL) ve bileşik 6 (IC50 4.16 µg/mL) C6 hücresine karşı hücre seçiciliği göstermişlerdir. Ayrıca bu yeni bileşiklerin karbonik anhidraz I (CAI), karbonik anhidraz II (CAII) ve piruvat kinaz M2 (PKM2) enzim aktiviteleri belirlenmiştir. CA I enzimine karşı yirmi molekül inhibisyon etkisi göstermiştir. En yüksek inhibisyon etkisine sahip molekül 45 µM IC50 değeri ile 16 nolu bileşiktir. 8 nolu bileşik 2.20 µM gibi çok düşük bir AC50 değeri ile PKM2 enzimini aktive etmiştir. Anahtar Kelimeler: kalkon, hidrazon, antikanser aktivite, hCA I and II, PKM2.
Deri içine ilaç gönderimi gerçekleştirecek polimer destekli karbon nanotüp mikro iğne dizisi fabrikasyonu
Hastalık tedavilerinde oral yolla alınan ilaçların mide bağırsak kanalında ve böbreklerde emilimi ve enzimatik çözünümü yetersiz olduğundan deri altı ilaç enjeksiyonu daha çok tercih edilen bir yöntemdir. Fakat hem uygulama aşamasındaki sorunlar hem de kullanılan ilaç dozu ile tesiri kıyaslandığında görülmektedir ki bu yöntemin de yetersiz yanları bulunmaktadır. Bu nedenle geleneksel enjektör-iğne kullanımı ile gerçekleştirilen deri altı ilaç enjeksiyonu yerini yeni ilaç gönderim yöntemlerine bırakmaya hazırlanmaktadır. Yeni yöntemlerin başında mikro iğne (Mİ) enjeksiyonu ile deriyi hedef alan ilaç gönderimi gelmektedir. Deri altı ilaç enjeksiyonundan kaynaklı olumsuzlukların en başında uygulama aşamasında hastaya verdiği acı, uygulanan bölgede meydana gelen kanama ve deformasyon ve bu nedenlerden dolayı hastada oluşan iğne korkusu ve endişe ön plana çıkmaktadır. Diğer taraftan Mİ kullanılarak deriye ilaç gönderiminde, iğnelerin boyutları çok küçük olduğundan bu yöntem hastada acı hissi, kanama ve deformasyon oluşturmamakta ve böylece iğne korkusu ve endişeye yol açmamaktadır. Ayrıca Mİ kullanımı oldukça pratik olduğundan herhangi bir teknik beceri gerektirmeden hastanın kendisi tarafından kolayca uygulanabilir ve böylece geleneksel enjektör-iğne kullanımında meydana gelen kazalardan ve yaralanmalardan da kaçınılmış olur. Mİ enjeksiyonu ile hedef alınan deri, antijen bakımından oldukça zengin hücrelere ev sahipliği yapmaktadır. Derideki epidermis tabakası çok sayıda langerhans hücreleri barındırırken, dermis tabakasında da dendritik hücreler bulunmaktadır. Bu nedenle ilaçların deri altına değil de deriye gönderilmesi ile hem ilacın etkisi arttırılmış hem de kullanılan ilacın dozajını düşürebilme imkanı sağlanmış olur. Büyük bir potansiyele sahip olan Mİ ile ilaç gönderim yönteminin yaygın olarak kullanılması için birçok araştırmacı tarafından farklı malzeme ve fabrikasyon teknikleri kullanılarak farklı işlevselliğe sahip Mİ çeşitleri üretilmektedir. Yöntemin uygulanabilirliği ve başarısı büyük ölçüde Mİ'lerin kolay üretilebilmesi ve işlevselliğine bağlıdır. Bu nedenle fabrikasyon aşamasında üreticiye kolaylık ve yapısal esneklik sağlayabilecek bir malzemenin seçilmesi büyük öneme sahiptir. Mİ'lerin yapısını oluşturan malzemenin silikon veya metaller arasından seçilmesi, fabrikasyondaki işlem basamaklarını büyük ölçüde arttırmakta, üretim süresini uzatmakta ve maliyeti yükseltmektedir. Ayrıca fabrikasyonunun yukarıdan aşağı yerine aşağıdan yukarı yaklaşımla gerçekleştirilmesi Mİ'nin yapısında ölçeklendirmeye ve büyük bir esnekliğe izin vermektedir. Sentezindeki esneklik ve kolaylık göz önüne alındığında karbon nanotüpün (KNT) Mİ yapımında kullanılabilecek ideal bir malzeme olduğu görülmektedir. Tek adımdan ibaret KNT sentezi ile kanal dahil Mİ'yi meydana getiren bütün bileşenlerin oluşturulabilmesi fabrikasyonda önemli ölçüde kolaylık sağlamaktadır. Yapılan literatür araştırmasında silikon, metal, cam ve polimer gibi malzemeler kullanılarak Mİ yapımı birçok grup tarafından rapor edilirken, KNT tabanlı Mİ fabrikasyonunun sadece bir grup tarafından rapor edildiği görülmüştür. Rapor edilen çalışmada üretilen Mİ dizisindeki iğne sayısının sadece 9 olduğu görülmekte ve bu sınırlı sayıdaki kanal aracılığı ile ilaç gönderiminin uzun zaman aldığı düşünülmektedir. Ayıca Mİ'ler ile yapılan ilaç gönderim testlerinde derinin iğne ucuna uyguladığı baskı nedeniyle ilaç gönderim hızının büyük ölçüde düştüğü de rapor edilmiştir. Bu soruna Mİ'nin deriye girdikten sonra bir miktar geri çekilmesi veya Mİ'nin ucunun eğik bir biçimde tasarlanması gibi çözümler önerilmektedir. Fakat Mİ'ler çok kısa olduğundan pratik olarak geri çekilmeleri mümkün olmayabilir. Bu sebeple önerilen projesinin amacı, deriye ilaç gönderimi yapacak, dikey KNT yığınlarından oluşan, polimer ile desteklenmiş, uçları deri baskısını engelleyen orijinal bir başlığa sahip, içi boş kanallı Mİ'ler dizisi fabrikasyonu ve bu Mİ'lerin dayanıklılığının ve ilaç gönderim hızının test edilmesidir. Önerilen projede kimyasal buhar çökeltme (KBÇ) yöntemi kullanılarak dikey olarak büyütülecek olan KNT'ler, Mİ'lerin iskelesini oluşturacaktır. KNT'lerin sentezlenmesine aracılık eden Fe katalizör parçacıklar SiO2 alttaş üzerine optik litografi ve elektron demeti buharlaştırma tekniği kullanılarak içi boş halkalar şeklinde konulacak ve böylece sadece bu bölgelerden KNT büyümesi sağlanacaktır. Sonuç olarak dikey olarak büyüyecek KNT yığınları içi boş, silindirik Mİ'lerin şeklini alacaktır. KNT yığınlarından oluşan bu yapı gözeneklere sahip olduğundan fiziksel baskılara karşı az dayanıklıdır. Bu durumun üstesinden gelmek için gözenekler döndürmeli kaplama cihazı kullanılarak polietilenglikoldiakrilat (PEGDA) polimer ile doldurulacak ve böylece yapı mekanik olarak sağlamlaştırılacaktır. PEGDA ile desteklenen KNT Mİ'ler dış deri tabakasını (stratum corneum) aşarak deriye nüfuz edebilecek dayanıklılığa ulaşacaktır. PEGDA'nın KNT'ler ile kuracağı kimyasal bağlar sayesinde yığındaki her bir KNT kimyasal olarak işlenmiş olacaktır. Böylece işlenmemiş KNT'lerin literatürdeki tartışmalı toksisitesi de biyo uyumlu PEGDA ile kaplanmalarıyla ortadan kaldırılacaktır. Gözeneklerin dolması ile artan polimerin tabana yığılması ile Mİ'leri tabandan destekleyecek ve silikondan ayrılmasını sağlayacak bir polimer tabaka oluşacaktır. Litografi ve sentez parametrelerinin değiştirilmesi ile çeşitli boyutlarda KNT Mİ fabrikasyonu gerçekleştirilebilir. Bu da farklı boy ve çaplarda Mİ üretimine olanak sağlamaktadır. Mİ'lerin ucundaki deri baskısını engelleyeceği düşünülen başlık da bölgesel katalizör desenleme ve litografi sayesinde yine KNT sentezi sırasında oluşacaktır. İlaç gönderim hızını arttırmak amacıyla bir dizide en az 25-100 arası Mİ olması düşünülmektedir. Böylece literatürdeki KNT tabanlı Mİ çalışmasında elde edilen ilaç gönderim süresini 3-10 kat arasında iyileştirmeyi planlanmaktayız. Fabrikasyon ve polimer katkısının ardından Mİ'ler, polidimetilsiloksan (PDMS)'den üretilecek, uygulamayı kolaylaştıracak olan bir düzeneğe monte edilecektir. Bu düzenek sayesinde üretilecek olan KNT Mİ'ler halihazırdaki ince serum hortumlarına veya enjektöre monte edilerek kullanılabilecektir. Mİ'lerin dayanıklılığı ve sıvı gönderim hızı hidrojel ve ölü sıçan derisi üzerinde test edilecektir. KNT Mİ'ler test öncesi ve sonrası SEM ile görüntülenecek ve böylece dayanaklılığı ve yapısında bozulma olup olmadığı kontrol edilecektir. Önerilen projenin başarılı bir şekilde sonuçlanması ile üretimi kolay, ölçeklenebilir ve maliyetli düşük olmasının yanı sıra acı vermeyen, kansız ve yüksek ilaç gönderim hızına sahip bir Mİ geliştirilecektir. Üretimindeki avantajlar göz önüne alındığında, KNT Mİ'lerin uygulamada kendine yer bulma potansiyelinin oldukça yüksek olduğu görülmektedir.
Tıbbi bitkilerde antikanserojen bileşiklerin HPLC-MS ile tayini ve izolasyonu
İçerdikleri biyoaktif bileşikler nedeniyle tıbbi bitkiler, insanlığın başlangıcından günümüze kadar tedavi amacıyla kullanılmıştır. Bu tez çalışmasında günümüzde kullanımları popüler olan antikanserojen bileşiklerden Curcumin ve Resveratrolün 5 farklı bitki materyalinde tayini ve izolasyonu amaçlanmıştır. Çalışmanın ilk aşamasında HPLC-DAD cihazı ile tayin işlemi gerçekleştirildi. Bu amaçla bitki materyalleri 8 farklı çözücüde ve iki farklı ekstraksiyon metoduyla ekstrakte edildi. Resveratrol ve Curcumin için ölçüm basamağında optimum çalışma koşulları belirlenerek bu koşullar altında bitki ekstraktları analiz edilip bulgular karşılaştırıldı. Buna göre, Resveratrol en fazla zerdeçal bitkisinde (26.45 µg/g), en az kuşburnu bitkisinde (0.48 µg/g) bulunurken, Curcuminin ise sadece zerdeçal bitkisinde (32.54 mg/g) bulunduğu gözlendi. Çalışmanın ikinci aşamasında izolasyon için yeterli miktarda curcumin içeren zerdeçal bitkisine izolasyon işlemi uygulandı. İzolasyon işlemi TLC, kolon kromatografisi ve preparatif HPLC-UV yöntemleriyle gerçekleştirildi. Ayrıca izolasyon için katı:çözücü oranı taraması yapılarak ekstraksiyon için uygun oran tespit edildi. Curcuminin yanı sıra demetoksicurcumin ve bisdemetoksicurcumin gibi curcumin türevlerinin (curcuminoidlerin) de izolasyonu gerçekleştirildi. İzole edilen bileşiklerin yapı tayinleri LC-MS, UV, NMR ve FT-IR spektroskopileri yardımıyla yapıldı.
1,3,4-tiyadiazol bileşiklerinden elde edilen yeni azo boyarmaddelerin sentezi ve absorpsiyon özelliklerinin incelenmesi
2-Amino-1,3,4-tiyadiazol ve 5-merkapto-2-amino-1,3,4-tiyadiazol bileşiklerinden yola çıkılarak diazolama yöntemiyle, kenetleme bileşenleri olarak 3-amino-5-metil pirazolon, 3-amino-1-fenil-5-metil pirazolon ve barbütirik asit kullanmak suretiyle beş yeni azo boyarmadde sentezi gerçekleştirilmiştir. Elde edilen bileşiklerin 1H-NMR, FT-IR spektroskopik yöntemleri yapı tayini yapılmıştır. Ayrıca sentez bileşiklerin UV-Vis. absorpsiyon spektrumları da alınmış ve sonuçlar incelenmiştir.
Bazı α -lipoik asit türevi 1,3,4-tiyadiazol bileşiklerinin sentezi, karakterizasyonu ve antioksidan aktivitelerinin incelenmesi
Bu tez çalışmasında, kimyanın pek çok alanında olduğu gibi, özellikle endüstride, tıp ve eczacılıkta geniş kulanım alanlarına sahip olan 1,3,4-tiyadiazol bileşiklerinden, α-lipoik asit türevi tiyadiazol bileşikleri sentezi, karakterizasyonu ve antioksidan aktivitelerinin incelenmesi gerçekleştirildi. Tiyosemikarbazitlerden halka kapanması mekanizması ile elde edilen bileşikler, farklı sübstitüe grupların tiyadiazol yapısına bağlanması ile çeşitlendirildi. Bileşiklerin 1H-NMR, 13C-NMR ve IR analizleri ile yapı karakterizasyonu değerlendirildi ve bileşiklere ait çözünürlük, renk ve erime noktası gibi fizikokimyasal özellikler gösterildi. Ayrıca bu çalışmada 1,1-Difenil-2-Picril Hidrazil (DPPH) serbest radikal temizleme yöntemi kullanılarak yeni sentezlenmiş bileşiklerin antioksidan aktiviteleri, suda çözünen bir antioksidan olan askorbik aside ve sentez basamağının başlangıç molekülü olan α-lipoik asit standardına göre kıyaslandı. Buna göre hesaplanan IC50 değerlerine göre moleküllerin antioksidan aktiviteleri, Askorbik Asit > 5-(4-(1,2-dithiolan-3-yl)butyl)-N-(2- methoxyphenyl)-1,3,4-thiadiazol-2-amine > 5-(4-(1,2-dithiolan-3-yl)butyl)-N-(4- methylphenyl)-1,3,4-thiadiazol-2-amine > 5-(4-(1,2-dithiolan-3-yl)butyl)-N-phenyl-1,3,4- thiadiazol-2-amine > 5-(4-(1,2-dithiolan-3-yl)butyl)-N-methyl-1,3,4-thiadiazol-2-amine > 5- (4-(1,2-dithiolan-3-yl)butyl)-N-methyl-1,3,4-thiadiazol-2-amine > N-(3-chlorophenyl)-5-(4- (1,2-dithiolan-3-yl)butyl)-1,3,4-thiadiazol-2-amine > N-cyclohexyl-5-(4-(1,2-dithiolan-3- yl)butyl)-1,3,4-thiadiazol-2-amine > N-(2-chlorophenyl)-5-(4-(1,2-dithiolan-3-yl)butyl)- 1,3,4-thiadiazol-2-amine > Lipoik Asit sıralamasını izled
Yeni dipirido[3,2-a:2′,3′-c]fenazin türevlerinin sentezi, karakterizasyonu ve dna etkileşimlerinin çalışılması
Bu çalışmada, yeni dipirido[3,2-a:2′,3′-c]fenazin-10,11-imidazolon-2 ligandı ve bu ligandın nikel ve kobalt metalleriyle oluşturduğu oktahedral nikel ve kobalt komplekslerinin sentezi, karakterizasyonu ve DNA etkileşimleri üzerinde çalışılmıştır. 1,10 fenantrolin-5,6-dion'dan yola çıkarak dipirido[3,2-a:2′,3′-c]fenazin-10,11-imidazolon-2 (DPPZ-idzo) ligandı sentezlenmiş. Daha sonra bu ligandın [Ni(phen)2(dppz-idzo)]2+ ve [Co(phen)2(dppz-idzo)]3+ metal kompleksleri sentezlenmiştir. Elde edilen ligand ve metal komplekslerin karakterizasyonu FT-IR, 1H-NMR, 13C-NMR, ESI-MS analiz yöntemleriyle karakterize edilmiştir. Komplekslerin DNA etkileşimleri UV-Vis titrasyonu, floresans, viskozimetri ve agaroz jel elektroforezi metotlarıyla çalışılmıştır. UV-Vis titrasyonlarına göre her iki kompleksin de yüksek bağlanma sabitleriyle (sırasıyla 4,7 × 105 M-1, 6,7 × 105 M-1) DNA'nın baz çiftleri arasına girerek interkalasyon yaptığını göstermektedir ve kobalt kompleksi nikel kompleksinden biraz daha kuvvetli bağlanmıştır. Yapılan viskozimetri ve floresans çalışmaları da bu sonucu desteklemektedir. Elektroforez çalışmalarında kompleksler düşük konsantrasyonlarda nükleaz etkisi göstermiştir ve yine cobalt kompleksinin nükleaz aktivitesi daha yüksektir. Sonuçlar, her iki kompleksin de interkalasyonla DNA'ya nispeten yüksek bağlanma sabitleri ile bağladığını göstermektedir.
Seçili organik kirleticilerin eser seviyelerde tayinlerine yönelik farklı mikroekstraksiyon stratejilerinin geliştirilmesi
Örnek hazırlama, birçok kimyasal analizin ilk ve en önemli basamağıdır. Son zamanlarda örnek hazırlamada, organik çözücü tüketimini ve aynı zamanda ekstraksiyon süresini önemli derecede azaltan mikroekstraksiyon yöntemlerine artan bir ilgi vardır. Mikroekstraksiyon tekniklerinin en önemli avantajı, klasik sıvı-sıvı ekstraksiyon yöntemlerinde kullanılan yüksek hacimde çözücü yerine mikrolitre seviyesinde çözücülerin kullanılmasıdır. Bu çalışmada, farklı ortamlardaki bazı hedef organik analitlerin belirlenmesinde kullanılabilecek yeni mikroekstraksiyon esaslı örnek hazırlama yöntemlerinin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Hedef analitler olarak parabenler, fungisitler, herbisitler ve insektisitler seçilmiş, bu analitlerin krem, meyve suyu, çevre suyu ve pekmez gibi değişik örneklerden ekstraksiyonları için dört farklı mikroekstraksiyon yöntemi geliştirilmiştir. Bu yöntemler genel olarak efervesan destekli mikroekstraksiyon, matriks-katı faz dispersiyon, supramoleküler çözücü esaslı mikroekstraksiyon, manyetik katı-faz ekstraksiyon, homojen sıvı-sıvı ekstraksiyon ve dağıtıcı sıvı-sıvı mikroekstraksiyon gibi farklı örnek hazırlama stratejilerinin tek başına veya birleştirilerek uygulanmasını kapsamaktadır. Örnek hazırlama sonrasında seçilen analitlerin kromatografik analizleri ultraviyole dedektörlü yüksek-performans sıvı kromatografisi (HPLC- UV) veya gaz kromatografisi-kütle spektrometresi (GC-MS) ile yapılmıştır. Tüm bu yöntemlerde, analitlerin ekstraksiyon verimini etkileyen değişkenlerin optimizasyonu her seferinde bir faktör yaklaşımı kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Belirlenen optimum deneysel koşullarda yöntemlerin analitik performansları doğrusallık, gözlenebilme limiti, tayin limiti ve tekrarlanabilirlik parametreleri dikkate alınarak değerlendirilmiştir. Ardından yöntemlerin doğruluğu, farklı konsantrasyon seviyelerinde olacak şekilde analitlerin ilave edildiği gerçek örneklerin tekrarlı analizleri ile araştırılmıştır. Son olarak, yöntemler literatürde yer alan diğer yöntemlerle karşılaştırılmış ve yeni geliştirilen yöntemlerin avantaj ve dezavantajları tez kapsamına sunulmuştur.
Synthesis and DNA interactions of pyridine-benzimidazole and saccharine-containing heteroleptic metal complexes
In this thesis, platinum(II) and palladium(II) sachharinate complexes with N-donor heterocyclic ligands have been synthesized and their interactions with DNA have been studied. The ligands, namely 2,6-bis(NH-benzimidazol-2-yl)pyridine (L1) and 2,6-bis(N-methyl-benzimidazol-2-yl)pyridine (L2) were synthesized from the precursor 2,6-dicarboxypyridine. The following platinum(II) and palladium(II) complexes were obtained from these ligands: tetra-saccharinatopalladium(II) [Pd(sac)4]K2 (1), trans-diaqua-disaccharinatoplatinum(II) trans-[Pt(sac)2(H2O)2](sacH) (2), saccharinato-2,6-bis(NH-benzimidazol-2-yl)pyridinepalladium(II) [Pd(L1)(sac)](sac)•5H2O (3), saccharinato-2,6-bis(NH-benzimidazol-2-yl)pyridineplatinum(II) [Pt(L1)(sac)](sac)•2,5H2O (4), saccharinato-2,6-bis(N-methyl-benzimidazol-2-yl)pyridinepalladium(II) [Pd(L2)(sac)](sac) (5) and saccharinato-2,6-bis(N-methyl-benzimidazol-2-yl)pyridineplatinum(II) [Pt(L2)(sac)](sac) (6), respectively. The Kb values obtained from the UV experiments are 0,08 × 105 M-1 (1); 0,26 × 105 M-1 (2); 2 × 105 M-1 (3); 3 × 105 M-1 (4); 2 × 105 M-1 (5); 3 × 105 M-1 (6) respectively. According to the experimental results, the Pt(II)-complexes bind to the DNA comparatively more stronger than the Pd(II)-complexes. In addition, the metal complexes derived from L1 ligand damaged to the DNA in lower concentration in comparison to those complexes derived from L2 ligand was observed. The interactions of the compounds with DNA were studied by UV-Vis titration, fluorescence, viscometer, gel-electrophoresis methods. The metal complexes were characterized by 1H-NMR, UV-Vis, FT-IR, ESI-MS and MALDI-TOF MS.
Çevre suyu örneklerindeki bazı fungisitlerin sıvı kromatografisi ile tayinleri öncesinde manyetik katı- faz mikroekstraksiyon ile zenginleştirilmesi
Bu çalışmada, çevre suyu örneklerindeki seçilen bazı fungisitlerin manyetik katı-faz mikroekstraksiyon ile zenginleştirildiği bir analitik yöntem geliştirilmiştir. Azoksisitrobin, klorotalonil, siprodinil ve trifloksisitrobin seçilen fungisitlerdir. Mikroekstraksiyon sonrasında fungisitlerin kromatografik analizleri ultraviyole dedektörlü yüksek performans sıvı kromatografisi ile yapılmıştır. İlk olarak Zonguldak bölgesinden toplanan ham kömür numunesine uygulanan kül giderme işlemiyle birlikte karbon malzeme elde edilmiş ve ardından karbon malzemeden tek basamakta kalsinasyon yöntemiyle manyetik özellikte C/Fe3O4 kompoziti üretilmiştir. Gerekli karakterizasyon işlemleri sonrasında, C/Fe3O4 kompoziti çevre suyu örneklerindeki fungisitlerin manyetik katı-faz mikroekstraksiyonunda adsorbent olarak kullanılmıştır. Adsorbent miktarı, desorpsiyon çözücüsünün türü ve hacmi, adsorpsiyon ve desorpsiyon süresi, iyon şiddeti ve pH gibi mikroekstraksiyon verimliliğini etkileyen deneysel parametreler optimize edilmiştir. Belirlenen en uygun mikroekstraksiyon koşullarında azoksisitrobin, klorotalonil, siprodinil ve trifloksisitrobin için ortalama ekstraksiyon verimleri sırasıyla %71, %44, %41 ve %70 olarak bulunmuştur. Azoksisitrobin, klorotalonil, siprodinil ve trifloksisitrobin için metot algılama limitleri sırasıyla 0,4 µg/L, 0,6 µg/L, 1,1 µg/L ve 0,8 µg/L olarak bulunmuştur. Fungisitler için bulunan bağıl standart sapma değerleri gün-içi ve günler-arası tekrarlanabilirlik olarak sırasıyla % 6,6 ve % 6,9'dan daha düşük bulunmuştur. İlgili fungisitlerin Zonguldak bölgesinden toplanan çevre örneklerinden mikroekstraksiyonu verimli bir şekilde yapılmıştır. Standart madde ilavesi yapılan çevre suyu örnekleri için geri kazanım değerleri % 71 ile %106 arasında değişim göstermiştir.
Polietilenglikol esaslı blok kopolimerin sentezi ve karakterizasyonu
Bu tez çalışmasında, Poli((etilen glikol) metil eter-b-laktid-b-ɛ-kaprolakton) (mPEG-b-PLA-b-PCL) ve poli(ɛ-kaprolakton-b-laktid-b-(etilen glikol)-b-laktid-b-ɛ-kaprolakton) (PCL-b-PLA-b-PEG-b-PLA-b-PCL), halka açılma polimerizasyonu (ROP) ve klik kimyası yöntemlerinin birleştirilmesi ile başarılı bir şekilde elde edilmiştir. Halka açılma polimerizasyonu kullanarak iki bloklu Poli(etilen glikol) metil eter-b-laktid) (mPEG-b-PLA) ve üç bloklu PLA-b-PEG-b-PLA kopolimerleri sentezlendi. (mPEG-b-PLA) ve (PLA-b-PEG-b-PLA) blok kopolimerleri 2-bromopropiyonil bromür ile kondenzasyon tepkimesi sonucu brom son uçlu mPEG-b-PLA-Br ve Br-PLA-b-PEG-b-PLA-Br blok kopolimerleri hazırlandı. Hazırlanan mPEG-b-PLA-Br, Br-PLA-b-PEG-b-PLA-Br blok kopolimerleri NaN3 varlığında nükleofilik yerdeğistirme reaksiyonu ile azit uçlu mPEG-b-PLA-N3 ve diazit uçlu N3-PLA-b-PEG-b-PLA-N3 blok kopolimerlerine dönüştürüldü. Alkin uç fonksiyonlu poli(ɛ-kaprolakton) (PCL-alkin) polimeri, katalizör olarak kalay (II) 2-etil- hekzanoat ve başlatıcı olarak farklı propargil grubları kullanılarak, ε-kaprolakton monomerinin halka açılması polimerizasyonu yöntemiyle sentezlendi. Klik reaksiyonu, mPEG-b-PLA-N3 ve N3-PLA-b-PEG-b-PLA-N3 blok kopolimerleri ile PCL-alkin polimerleri arasında Cu(I) katalizörlüğünde gerçekleştirilerek mPEG-b-PLA-b-PCL ve PCL-b-PLA-b-PEG-b-PLA-b-PCL blok kopolimerleri elde edidi. Elde edilen polimer yapıları, nükleer manyetik rezanans (1H NMR), jel geçirgenlik kromotografisi (GPC), Kızıl Ötesi Spektroskopisi (FTIR) teknikleri kullanılarak aydınlatıldı.
Su örneklerindeki benzofenon tipi UV filtrelerinin yüksek performans sıvı kromatografisi ile tayinleri için manyetik nanopartikül destekli homojen sıvı-sıvı mikroekstraksiyon yönteminin geliştirilmesi
Bu çalışmada, çevre sularından üç benzofenon tipi UV filtresinin (4-hidroksi benzofenon, 2,4-dihidroksi benzofenon ve 2-hidroksi-4-metoksi benzofenon) ekstraksiyonu için hızlı ve basit bir homojen sıvı-sıvı mikroekstraksiyon yöntemi geliştirilmiştir. Mikroekstraksiyon sonrasında, benzofenon tipi UV filtrelerinin kromatografik analizi, yüksek performans sıvı kromatografisi-ultraviyole dedektörü ile gerçekleştirilmiştir. Mikroekstraksiyon aşamasında, hidrofilik özelliği değiştirilebilir bir çözücü olan di-(2-etilhekzil) fosforik asit kullanılmıştır. Başlangıçta, bu çözücünün hidrofilik formu alkali bir çözelti içinde oluşturulmuş ve daha sonra analitleri ekstrakte eden hidrofobik formu ise bir mineral asit ilavesiyle elde edilmiştir. Ekstraksiyon işlemi tamamlandıktan sonra, hidrofilik özelliği değiştirilebilir çözücünün numune çözeltisinden ayrılması ve geri alınması için modifiye edilmemiş Fe3O4 manyetik nanopartikülleri kullanılmıştır. Manyetik geri kazanım işlemi, çözücünün fosforik asit grubunun nanopartiküllerin yüzey metal atomları ile kompleksleşmesine dayalı olarak oldukça etkili bir şekilde gerçekleşmiştir. Mikroekstraksiyon verimliliğini etkileyen deneysel parametreler optimize edilmiştir. En uygun ekstraksiyon koşullarında, ekstraksiyon verimleri üç benzofenon tipi UV filtresi için %69-93 olarak bulunmuştur. Analitler için metot algılama limitlerinin 0,7 ile 0,8 µg/L aralığında olduğu bulunmuştur. Yöntemin kesinliği bağıl standart sapma olarak hesaplanmış ve %7,9'dan daha düşük bulunmuştur. Benzofenon tipi UV filtrelerinin çeşitli çevre sularından mikroekstraksiyonu verimli bir şekilde gerçekleştirilmiştir. Standart madde ilave edilen su örneklerinden elde edilen geri kazanımlar %80-103 olarak bulunmuştur.
N-kumarin ve N-triazol fulgimitlerin sentezi ve fotokromik / floresans özellikleri
Bu tez çalışmasının temel amacı; fotokimyasal dönüşüm verebilen, N-kumarin ve N-triazol gruplar bağlı yeni fulgimit türevleri ile oksindol ve N-kumarin naftalimit türevleri içeren fotokromik bileşikleri sentezlemek ve bileşiklerin fotokromik ve floresans özelliklerini araştırmaktır. Tez beş ana bölüm ve eklerden (EK_A ve EK_B) oluşmaktadır. Birinci bölümde fotokromizmin tanımı ve kısa tarihçesi; fotokromik bileşiklerin özellikleri, uygulama alanları ve sınıflandırılması yer almaktadır. Bu bölümde ayrıca yeni sentezlenen bileşiklerin kısa (öz) literatür özetleri yer almaktadır. İkinci ve üçüncü bölümler sırasıyla yeni N-kumarin ve N-triazol gruplar bağlı yeni fulgimit türevleri ile oksindol ve N-kumarin naftalimit türevlerine ait sonuç ve tartışmaları içermektedir. Dördüncü bölüm, araştırmanın deneysel sonuçlarını (materyal ve yöntem) ayrıntılı şekilde vermektedir. Son olarak, beşinci bölümde tezin sonuç ve öneriler kısmı yer almaktadır. İkinci bölüm (BÖLÜM 2) tezin ana bölümünü oluşturmaktadır. Bu bölümde floresan-anahtar görevi yapabilen (fluorescence-switchable) N-kumarin ve N-triazol grupları taşıyan yedi yeni fotokromik fulgimit türevi, karşı geldikleri fulgidlerden çıkılarak sentezlenmiş ve bu bileşiklerin fotokromik / floresans özellikleri ayrıntılı şekilde araştırılmıştır. Sentezlenen N-kumarin bağlı yeni fulgimitler sırasıyla: (E)-3-(1- (2,5-dimetilfuran-3-il) etiliden)-1-(2-okso-2H-kromen-6-il)-4-(propan-2-iliden)pirolidin-2,5-dion (6E); (E)-3-(disiklopropilmetilen)-4-(1-(2,5-dimetilfuran-3-il)etiliden)-1-(2-okso-2H-kromen-6-il)pirolidin-2,5-dion (7E); (E)-3-(adamantiliden)-4-(1-(2,5-dimetilfuran-3-il)etiliden)-1-(2-okso-2H-kromen-6-il)pirolidin-,5-dion (8E); (E)-3-(1-(2-metil-5-feniltiyofen-3-il)etiliden)-1-(2-okso -2H-kromen-6-il)-4-(propan-2-iliden) pirolidin-2,5-dion (9E) bileşikleridir. N-triazol bağlı yeni fulgimitler ise sırasıyla: (E)-3-(1-(2,5-dimetilfuran-3-il)etiliden-1-(1H-1,2,4-triazol-3-il)-4-(propan-2-iliden) pirolidin-2,5-dion (10E), (E)-3-(adamantiliden)-4-(l-(2,5-dimetilfuran-3-il)etiliden) -1-(1H-1,2,4-triazol-3-il)pirolidin-2, 5-dion (11E) ve (E)-3-(l-(2,5-dimetiltiyofen-3-il)etiliden)-4-(propan-2-iliden)-1-(1H-1,2, 4-triazol-3-il)pirolidin-2, 5-dion (12E) bileşikleridir. Fulgimitlerin sentezinde kullanılan fulgidler, bu çalışmada kullanılmak üzere literatürde yer alan Stobbe Kondenzasyonu ile yeniden sentezlenmiş ve bu çalışma saf (E)-izomerleri kullanılmıştır. Sentezlenen yeni fulgimitler [halka açık form (o-form)] çözücü içerisinde UV ışınına maruz bırakılmaları sonucunda yüksek konjugasyona sahip halka kapalı formlara (c-formlara) dönüşmeleri nedeniyle, renksiz (veya soluk sarı) halden, renkli çözeltilere (turuncu-mor) dönüştükleri görülmüştür. Halka kapalı form içeren renkli çözeltiler görünür (Vis) ışığa maruz bırakıldıklarında ise c-form izomerler, tekrar halka açık form izomerlere dönüştükleri görülmüştür. Yeni N-kumarin ve N-triazol fulgimitlerin halka açık formları (o-formlar) görünür bölgede yoğun floresan özellik sergilemektedir. O-form izomerler fotoreaksiyon ile c-form izomerlere dönüştürüldüklerinde ise floresans şiddetlerinde büyük ölçüde sönümlenmeler gözlenmiştir. Örneğin; toluen içindeki pss aşamasında kumarin bağlı fulgimitlerin floresans emisyonları, o-formlarına (5E-8E) kıyasla, sırasıyla %66, %47, %44 ve %91 oranlarda sönümlendiği görülmüştür. C-form izomerlerdeki gözlenen sönümlenme FRET tipi enerji transferi ile açıklanmıştır. Tezin üçüncü bölümünde (BÖLÜM 3), fotokromik olması beklenen birbirlerinden tamamen farklı iki moleküler yapı üzerinde sentetik çalışmalar yapılmıştır. Bunlardan ilki oksindol türevleri ve ikincisi ise N-kumarin naftalimit türevleridir. Hem oksindol türevininden hem de N-kumarin naftalimit türevininden nihai fotokromik ürünü izole edilemedi.
Güneş pillerinde boya olarak mono karboksilik asit sübstitüe çinko ftalosyaninlerin kullanılması
Bu çalışmada 4-terbutilfenoksi sübstitüe grupları içeren, 2-karboksifeniletinil (ZnPc3) ve 2-karboksietinil (ZnPc4) bağlayıcı grupları bulunan ftalosyaninlerin sentez ve karakterizasyonu ile boya duyarlı güneş pili (DSSC) uygulamaları gerçekleştirilmiştir. Sentezlenen ZnPc3 ve ZnPc4 boyaların FTIR, UV-Vis, H-NMR ve PL eğrileri alınarak karakterizasyonları gerçekleştirilmiştir. Ayrıca sentezlenen boyaların CV ve SWV teknikleri ile elektrokimyasal karakterizasyonları gerçekleştirilerek HOMO ve LUMO enerji düzeyleri belirlenmiştir. Boyaların HOMO ve LUMO enerji düzeyleri ile DSSC'lerde kullanımı ve güneş pili verim özellikleri ile ilişkileri araştırılmıştır. Bu çalışmada ayrıca hidrotermal yöntemle farklı sıcaklılarda TiO2 NP'ler sentezlenmiş ve bu NP'ler XRD, FE-SEM ve DRS ile karakterize edilmiştir. Fenil grubuna bağlı karboksi bağlayıcı grubunun güneş pili verim özelliklerinin fenil grubu bulunmayan karboksi bağlayıcı grubuna göre kısmen daha yüksek görülmektedir. Sentezlenen ftalosiyanin boyalar arasında en yüksek güneş pili verimi 2-karboksietinil bağlayıcı gruplu (ZnPc4)'ün CDCA aggregasyon önleyici eklenmiş ile hazırlanan örnekte olduğu bulunmuştur. Hazırlanan güneş pillerinin ayrıca elektrokimyasal empedans spektroskopisi (EIS) çalışmaları gerçekleştirilmiştir. ZnPc4'ün EIS sonuçlarına göre en düşük direnç, en uzun elektron ömrüne ve en kısa elektron taşıma süresine sahip olduğu bulunmuştur. Bu çalışma ile, DSSC'lerde kullanılan fotoanotlara boyaların tutunmasında etkin rol oynayan bağlayıcı gruplarına fenil grubunun eklenmesinin güneş piline etkisi incelenmiştir. DSSC'lerde yakın infrared bölgeyi kuvvetli soğurabilen iki yeni AB3 tipi ftalosyanin kazandırılmış ve DSSC uygulamaları için alternatif boyaların geliştirildiği nispeten yüksek güneş pili verimliliğine sahip sistemler geliştirilmiştir.
Evaluation biological activity of 1,2,4-triazole mannich base
Biological evaluation of a 1,2,4-triazole mannich base that has been synthesized for interesting behavior in the pharmacological area. This study investigated and evaluated multiple biological characters of a derivative triazole compound synthesized by other researchers. Multiple assays were performed like antimicrobial (for bacterial and a fungal), antioxidant, and anticancer to know its ability as an agent versus of those health damage factors. Antimicrobial test managed based on agar disc diffusion, in the antioxidant assays used DPPH•, ABTS•+, OH• radical scavenging activity methods, used S. cerevisiae yeast cells and treated with the compound to measure vitamins (A, C, E) and MDA inside it and role of the compound as an antioxidant, and measured cytotoxic activity for two different cell lines which are MCF-7 and Hep-G2. The results of this study show that a positive role of a derivative 1,2,4-triazole mannich base as antimicrobial and antiradical assays, like fungal growth inhibition, is more than bacterial, OH• radical scavenging activity is higher than the standard BHT and other radical forms, but didn't exhibit feasibility activity to reduce both cancer cell lines.
Kinolin sübstitüe ftalosiyanin sentezi ve optik özellikleri
Ftalosiyaninlerin (Pcs) koordinasyon kimyasında en önemli ve ilgi gören bileşikler sınıfında yer almalarının sebebi, sahip oldukları yaygın kullanım alanlarıdır. Yakıt pilleri, lazer teknolojisi, sıvı kristal, optik veri depolama, fotodinamik terapi (PDT) ve elektrofotografi gibi birçok uygulama alanına sahiptirler.Kinolin molekülü sahip olduğu geniş π-elektronik yapısı ve halkasındaki N atomundan dolayı oldukça ilgi çekici kimyasal ve elektronik özelliklere sahiptir. Bu özelliklerinden dolayı biyolojik araştırmalarda ve malzeme bilimi alanında oldukça sık kullanılmaktadır. Kinolin-sübstitüe ftalosiyaninler lüminesans özellikler de göstermektedir.Ftalosiyaninlerin (Pcs) koordinasyon kimyasında en önemli ve ilgi gören bileşikler sınıfında yer almalarının sebebi, sahip oldukları yaygın kullanım alanlarıdır. Yakıt pilleri, lazer teknolojisi, sıvı kristal, optik veri depolama, fotodinamik terapi (PDT) ve elektrofotografi gibi birçok uygulama alanına sahiptirler. Bu çalışmada, 4-nitroftalonitril ile 8-hidroksikinolinin nükleofilik sübstitüsyon reaksiyonu sonucunda 4-(8-oksokinolin)ftalonitril (1) sentezi yapılmıştır. CoCI2 (2), ZnCI2 (3) ve CuCI2 (4) metal tuzları varlığında halka kapanması sonucu toplam dört adet 8-hidroksikinolin halkası içeren metaloftalosiyaninler sentezlenmiş ve karakterizasyonu yapılmıştır.
The determination of some biological activities of Cucurbita pepo leaves
This thesis aims to conclude the antioxidant activity of Cucurbita pepo (a kind of pumpkin fruit) leaves in vitro to grade Cucurbita pepo leaves as a potential source of antioxidant phytochemicals vegetables because of containing many vitamins and minerals that can be utilized for decreasing or treatment of the threat of various diseases such as cardiac diseases, nervous disorders, cancer, diabetes mellitus and gouty arthritis, etc. Material and methods: this study is accomplished for determining antioxidant activity for ethanol, as well as acetone extracts of Cucurbita pepo leaves, the antioxidant, the antioxidants vitamin contents, the anticancer, as well as the antimicrobial activities of the leaves were determined. Results: The results of our study revealed that the Cucurbita pepo leaves acetone and ethanolic extracts had high radical scavenging activities against ABTS+•, OH•, and DPPH• radicals, Furthermore the results of our study showed that the leaves extracts had a high total flavonoid, total phenolic content. The results of our study also revealed that the leaves extracts content of vitamins had only trace amounts of vitamin A and E, but had no vitamin C content. And the vitamins showed no antioxidant effect from vitamins (C, A, and E) of the extracts samples treated with saccharomyces cerevisiae yeast and against MDA. The results of our study also revealed that the acetone and ethanolic leaves extracts samples had no effect on hepatocellular carcinoma, while the acetone leaves extracts decreasd breast cancer effects, and the ethanolic extract showed a higher effect decreasing human breast cancer than Doxorubicin which is a breast cancer therapy. And finally the antimicrobial activity was as the following: the acetone extract of the leaves showed activity against all the bacteria and fungus strains, the antimicrobial activity of the acetone extract against the E.coli strain was: 47.36%, the K. pneumonia: 75%, the B. megaterium: 64%, the S. aureus: 57.8%, and the C. albicans: 58.3% . While the antimicrobial activity of the ethanolic extract of the leaves showed activity only against the B. megaterium: 60%, the S. aureus: 47.36%, and the C. albicans: 58.3%, but showed no effects against the E.coli and the K. pneumonia strains. Conclusion: Our experiments, reviled that Cucurbita pepo leaves contain significant phytochemicals, that have numerous significant health benefits, as well as having the ability to reduce or inhibit several diseases. And finally Our experimental results showed that Cucurbita pepo leaves have antibacterial and fungicidal properties, due to the saponins, tannins, flavonoids, and alkaloids contents of Cucurbita pepo leaves. Keywords: Antioxidant, Cucurbita pepo leaves, Phytochemicals, Vitamins, Minerals.
Comparison of some bioactive compounds of four medicinal plants
In this study, determination of the antioxidant activity, total phenolic content (TPC) and Total flavonoid content (TFC) as well as some bioactive compounds in four medicinal plants is aimed. The plants: Urtica dioica, Peganum harmala, Citrullus colocynthis and Syzygium aromaticum clove were subject to test. The extraction technique used in this study included maceration extraction by employing methanol as a solvent. The obtained values are between 0.2-574 mg/g for TPC, 0.4-8.4 mg/g for TFC, 11.3-484 mg/g for FRAP, and 123-1979 mg/g MCC. Further, HPLC was utilized to evaluate the extrcats obtained. THe bioactive compoubds were determined by using HPLC – DAD device.
Zeytin çekirdeklerinden aktif karbonun sentezi ve karakterizasyonu
Activated carbon synthesis has previously been described to include the use of biomasses, like Olive seed. In addition, the use of H2SO4 concentration, stirring time, and pyrolysis temperature as chemical activation agents in the synthesis stage has not been studied until now. In this experiment, olive seeds were burned in an inert gas atmosphere to produce activated carbon. It was determined that the active carbons were produced by treatment of H2SO4 in the ranges of concentrations from 10% ,25% and, 40%, stirring time between 4-16 hours, and temperatures between 550-650 oC were measured. Conductivity, FTIR, SEM, and BET measurements were used to characterize the adsorbents. In the pre - concentration process, factors including pH, stirring time, and beginning volume was varied for optimisation of analytical parameters. The adsorbent produced using optimal parameters (modified with 40% sulfuric acid, stirred for 16 hours and obtained at 650 oC) was used to determine toxic elements in natural waters at the optimized preconcentration pH conditions (pH 5 for Pb) and 60 minutes of stirring time as the optimum for Pb. Multi-element determinations were made using the ICP - MS technique in these studies. Pb concentrations in natural waters ranged from 1.3 to 2.1 ppb (ng / ml), when pre - concentration techniques were used under optimal conditions. All of the elements examined were determined to be less than the World Health Organization's limit levels.
Şeker destekli sıvı-sıvı mikroekstraksiyon ve ardından yüksek performans sıvı kromatografisi ile meyve reçellerindeki organofosforlu pestisitlerin tayini
Pestisitler, tarımda ürün kalitesini ve verimini artırmak için yaygın olarak kullanılan kimyasal maddelerdir ve bu maddelerin tüketiciler üzerinde olumsuz sağlık etkileri meydana getirdiği bilinmektedir. Geçmiş yıllarda, hem ham hem de işlenmiş birçok meyve ve sebzede pestisit kalıntısı tespit edilmiştir. Reçel, her mevsim tüketilmek üzere çeşitli taze meyve ve sebzelerden yaygın olarak üretilen işlenmiş bir gıda ürünüdür. Şeker, meyve özü, asitlik düzenleyici ve koruyucular gibi bazı bileşenlerin kıvamlı bir karışım elde edilene kadar kaynatılmasıyla hazırlanmaktadır. İçeriğinde çeşitli tarım ürünleri olması, reçel ürünlerinde bulunabilecek pestisit kalıntısı şüphesini artırmaktadır. Meyve reçellerinde, pestisit kalıntılarının tespit edildiğine dair bazı yayınlanmış raporlar bulunmaktadır. Bu çalışmada, meyve reçellerinde bazı organofosforlu pestisitlerin (fenitrotiyon, fosalon, profenofos ve klorpirifos) belirlenmesine yönelik şeker destekli sıvı-sıvı mikroekstraksiyon (SD-SSME) yöntemi sunulmaktadır. SD-SSME, suyla karışabilen bir organik çözücü ile analitlerin ekstraksiyonuna ve ardından dışardan eklenen veya numunede doğal olarak bulunan şeker sayesinde organik fazın ayrılmasına dayanan bir numune hazırlama yöntemidir. Bu çalışmada sunulan prosedür, reçel numunesinin asetonitril-su karışımı ile kısa süre çalkalanmasını, ardından faz ayrımı için santrifüjlemeyi ve toplanan asetonitril fazının yüksek performans sıvı kromatografisiyle doğrudan analizini içermektedir. Numune hazırlama basamağında kullanılan tek kimyasal asetonitrildir ve numune matrisinin yüksek şeker içeriği, faz ayrılmasını tetiklediği için ekstraksiyon sürecini oldukça hızlandırmıştır. Suyla karışabilen çözücünün türü, çözücü-su karışımının bileşimi ve hacmi, çalkalama süresi ve pH gibi ekstraksiyon verimliliğini etkileyen bazı parametreler incelenmiştir. Optimal deneysel koşullarda, incelenen analitler için %81-89 aralığında ekstraksiyon verimleri bulunmuştur. Ayrıca, 50–5000 μg/kg aralığında iyi bir doğrusallık (r2≥0.9992) ve 25 μg/kg'dan daha düşük metot algılama limitleri (LOD) elde edilmiştir. Yöntemin doğruluğu ticari olarak temin edilen vişne, çilek, böğürtlen, kayısı ve mavi yemiş reçelleri ile araştırılmıştır. Standart madde ilave edilmiş reçel örneklerinden %89-107 aralığında iyi geri kazanımlar elde edilmiştir.
Yeni naftalimit türevlerinin biyolojik aktivitesi
Naftalimit türevleri antitümör, antiprotozoal, antibakteriyel ve antiviral ajanlar için çekirdek iskele görevi sağladığından farmakolojik öneme sahip aromatik heterosiklerdir. DNA'ya bağlanma özelliği sayesinde antiproliferatif etki göstererek etki eder. Son yıllarda birçok literatür özeti hazırlanmış ve naftalimitlerin yapı aktivite ilişkileri incelenmiştir. Yapılan çalışmalarda naftalimit halka sisteminin DNA baz çiftleri arasına interkalasyon yaparak bağlandığı ve halkanın çeşitli noktalarından yapılan sabstitüsyonlarla çeşitli aktiviteler elde edildiği anlaşılmıştır. Bu çalışmada, naftalimit iskeleti anhidrit oksijeni üzerinden diaminopridin halkasını amin kollarından birinden bağlayarak elde ettiğimiz 2-(2-amino-4-bromo-pridin)-1H-benzo[de]isoquinoline-1,3(2H)-dione (G1) ve pridin azotu üzerinden alkilleyerek elde ettiğimiz katyonik bileşik (G2) sentezlenmiştir. Elde edilen bileşiklerin karakterizasyonu FT-IR, 1H-NMR, 13C-NMR, ESI-MS analiz yöntemleriyle gerçekleştirilmiştir. DNA etkileşimleri üzerinde çalışılmıştır. Bileşiklerin DNA etkileşimleri UV-Vis titrasyonu, floresans, yarışmalı floresans, viskozimetri ve agaroz jel elektroforezi metotlarıyla çalışılmıştır. Çalışma sonuçlarında anlaşıldığı üzere G1 bileşiğinin DNA ile etkileşimi zayıftır ve büyük ihtimalle kısmi interkalasyon olarak etki etmektedirler. Fakat katyonik bileşiğin (G2) ise spektrofotometrik yöntemlerle yapılan çalışmalarda DNA'ya interkalasyon yaptığı tespit edilmiştir. Bileşikler agaroz jel elektroforezinde plazmit DNA'ya hasar vermemiştir.
Yeni asetil kolin esteraz inhibitörlerinin sentezi
Modern kimyanın gelişmesi ile birlikte, yeni metotlar kullanılarak, doğaya zarar vermeden sentezlenen bileşiklerin sayısı artmıştır. Yeşil kimya ilkelerini kullanarak sentezlenen çok bileşenli reaksiyonlar, gösterdikleri biyolojik aktivitelerinden dolayı ilgi çekici araştırma konusu haline gelmiştir. Bu çalışmada tek bir kapta tiyobarbitürik asit, glukoz ve çeşitli amino asitler kullanılarak kaynaşmış heteroksiklik pirimidin yapısına sahip üç yeni bileşik sentezlenmiştir. Sentezlenen bileşiklerin asetilkolin esteraz enzim inhibitör aktiviteleri araştırılmıştır. Elde edilen maddelerin saflaştırılması kromatografik yöntemlerle yapılmıştır. Bileşiklerin yapı analizi FT-IR, ¹H-NMR ve ¹³C-NMR ile yapılmıştır.
Synthesis, characterization and quantum chemical calculations of substituted 1,2,4-triazole derivatives
This thesis are planned in two main stages experimental and theoretical studies. Stage 1: Synthesis and characterization of structures to be studied in the thesis In this step, N-phenyl-2- (thiophene-2-carbonyl) hydrazine-1-carbothioamide and N-ethyl-2- (thiophene-2-carbonyl) hydrazine-1-carbothioamide were obtained by the reaction of thiophene-2-carbohydrazide with phenyl isothiocyanate and ethyl isothiocyanate respectively in the presence of ethyl alcohol. The obtained N-phenyl-2-(thiophene-2-carbonyl) hydrazine-1-carbothioamide and N-ethyl-2- (thiophene-2-carbonyl) hydrazine-1-carbothioamide was added base (KOH) to give the ring closure reaction. result of the ring closure reaction is obtained the 4-phenyl-5- (2-thiophene) -2,4-dihydro-3H-1,2,4-triazole-3-thione and 4-ethyl-5-(2-thiophene)-2,4-dihydro-3H-1,2,4-triazole-3-thione. The 4-phenyl-5- (2-thiophene) -2,4-dihydro-3H-1,2,4-triazole-3-thione compound obtained in the second step was converted to compound 1- (3-methyl-3-mesityl) -cyclobutyl-2 - {[5- (thiophen-2-yl) -4-phenyl-4H- 1,2,4-triazol-3- yl] sulfanyl}-ethanone by reaction with 2-chloro-1- (3-methyl-3-mesityl-cyclobutyl) -ethanone in dry acetone containing potassium carbonate. Also 4-ethyl-5-(2-thiophene)-2,4-dihydro-3H-1,2,4-triazole-3-thione which was prepared in a second step is reacted with four different coumarin compounds to obtain compounds containing coumarin, 3,4,5-trisubstituted 3,4,5-trisubstituted 1,2,4-triazole sulfonyl compounds. Organic compounds prepared by us have been experimentally characterized by spectroscopic methods such as FT-IR, 1H-NMR, and 13C-NMR after beıng purified by appropriate purification methods. Stage 2: Theoretical characterization of the substances to be synthesized in the thesis: In addition to the characterization studies of the experimentally obtained compounds, theoretical calculations were made at the cc-PVDZ basis set level by using the Gaussian 09W and GaussView 5.1 packages of molecules and the Density Functional Theory (DFT) method. As a result of the studies, it was seen that experimental and calculated values were in good agreement. The molecular electrostatic potential (MEP), charge distribution on the atoms, and thermodynamic parameters for all compounds were evaluated. Different parameters were calculated for all compounds using B3LYP/cc-Pvdz, those parameters are including energy of the highest occupied molecular orbital (EHOMO), energy of the lowest unoccupied molecular orbital (ELUMO), energy bandgap ( ΔE = ELUMO - EHOMO), dipole moment (μ), hardness (ɳ), softness (σ), electronegativity (χ), electrophilicity index (ω), nucleophilicity (ε) index and The fraction of transferred electrons (ΔN) which is related to transfer electron between the inhibitor and metal surface.
PMMA-co-PHEMA, PMMA-co-PnBMA ve PnBMA-co-PHEMA kopolimerlerinin sentezi, karakterizasyonu ve lens materyali olarak kullanımının araştırılması
Kontakt lens kullanıma en uygun çeşitleri yapabilmek ve biyomedikal alanlarda uygulaması olan materyallerin sentezi ve fiziksel özelliklerinin geliştirilmesi için araştırmalar yapılmaktadır. Monomerlerin çeşitli kombinasyonları bu materyallerin fiziksel ve kimyasal özelliklerini değiştirebilmektedir. Bu çalışma kapsamında, hem lens materyali olan hem de biyomedikal ve teknoloji alanlarında uygulaması olan polimetilmetakrilat (PMMA), polihidroksietilmetakrilat (PHEMA) ve poli(n-butilmetakrilat) (PnBMA) polimerlerini farklı kombinasyonlarda ve bileşimlerde içeren PMMA-co-PHEMA (PMMA/PHEMA: 1/1; 1/2; 2/1), PMMA-co-PnBMA (PMMA/PnBMA: 1/1; 1/2; 2/1) ve PnBMA-co-PHEMA (PnBMA/PHEMA: 1/1; 1/2; 2/1) rastgele kopolimerleri Azobisizobütironitril (AIBN) başlatıcısı kullanılarak geleneksel radikalik polimerleşme yöntemi ile sentezlendi. Sentezlenen kopolimerlerin karakterizasyonu; Azaltılmış Tam Yansıma Fourier Dönüşümlü İnfrared Spektroskopi (ATR-FTIR), Nükleer Magnetik Rezonans Spektroskopisi (1H-NMR), Jel Geçirgenlik Kromatografısi (GPC), Diferansiyel Taramalı Kalorimetre (DSC), Termogravimetrik Analiz (TGA) teknikleri ile yapıldı. Film formda hazırlanan kopolimerlerin UV-VİS ölçümleri, dalga boyuna bağlı (325-700 nm) olarak yapılarak, optik bölgede kırma indisleri (RI) hesaplandı. Kopolimerlerin denge su içerikleri (EWC) gravimetrik yöntemle (24 saat ve 48 saat sonra) belirlenerek, oksijen geçirgenlik (Dk) değerleri hesaplandı. Homopolimerlerin ve kopolimerlerin FTIR spektrumları karşılaştırılarak, kopolimerizasyon oluşumu moleküler düzeyde gözlendi. GPC sonuçlarına göre; polimerizasyonun başarılı olduğu bulundu. Kopolimerlerin 1H NMR spektrumları kopolimerizasyonun başarılı bir şekilde gerçekleştiğini göstermiştir. DSC termogramlarından camsı geçiş sıcaklıkları (Tg) bulunarak, kopolimer yapılarının oluştuğu belirlendi. TGA sonuçları kopolimerlerin yüksek sıcaklık değerlerine kadar termal olarak kararlı olduğu göstermektedir. Tüm örnekler için görünür bölge optik geçirgenlik oldukça yüksek bulundu. PMMA-co-PHEMA ve PMMA-co-PnBMA kopolimerlerinin UVA (325-400 nm) geçirgenliğinin oldukça yüksek olmasından dolayı, kopolimerlerde UVA ışınlarına karşı korumayı sağlayacak ek kimyasalların kullanımının gerekli olabileceği sonucuna varıldı. Kopolimerlerin RI değerlerinin literatürdeki lens materyalleri için bulunanlarla uyumlu olduğu görüldü. PMMA-co-PnBMA kopolimerlerinde EWC değerlerinin çok düşük olması, bu kopolimerlerinin kontakt lens materyali olarak kullanılamayacağını göstermiştir. Bu sonuçlardan yola çıkarak, PMMA-co-PnBMA kopolimerlerinin kemik çimentosu ve dental komposit resin olarak kullanılmasının daha doğru olacağı, ancak kontakt lens materyali olarak kullanılacaksa bazı su tutucu ek monomerlerle yeni kopolimerlerin oluşturulması önerilmektedir. PMMA-co-PnBMA kopolimerlerinde çok düşük su tutma kapasitesi bulunmuştur. Bu durumda kontakt lens materyali olarak önerilmesi pek doğru olmayacaktır. PnBMA-co-PHEMA kopolimerlerde 24 saat sonunda PHEMA oranı artığında (1/1 ,1/2) EWC değeri artarken PnBMA oranı (1/1 , 2/1) artığında EWC değerinin azaldığı gözlenmiştir. PnBMA-co-PHEMA kopolimerlerin görünür bölge optik geçirgenliği diğer örneklere göre daha düşük olarak ölçülürken, bu grupta en yüksek optik geçirgenlik (1/1) örneğine aittir. Nem tutuculuk (EWC) ve oksijen geçirgenliği bakımından en iyi sonuçlar PnBMA-co-PHEMA kopolimerleri için elde edilmiştir. PnBMA-co-PHEMA kopolimerlerinin UVA (325-400 nm) geçirgenliğinin diğer iki kopolimere göre daha düşük ancak kontakt lens materyali olarak kullanım için diğerleri gibi yüksek olduğu tespit edilmiştir. Dk değeri (48 saat) BH1 için 88.5 BH2 için 28.57 olarak bulunmuştur. Bu sonuçlara göre PnBMA-co-PHEMA kopolimerleri kontakt lens materyali olarak umut vadetmektedir. Böylece farklı bileşimlerdeki kopolimerlerin lens malzemesi olarak kullanımının uygunluğunun araştırılması yanında optik özelliklerine bileşimin etkisi de araştırılmış oldu. Bunlara ilaveten PMMA-co-PnBMA kopolimerlerinin film formlarına çekme deneyleri yapılarak filmlerin mekanik özellikleri incelendi. PMMA-co-PHEMA ve PnBMA-co-PHEMA kopolimerlerinin filmleri kırılgan olduğu için mekanik test uygulanamadı.
Di-(2-etilhekzil) fosforik asit esaslı supramoleküler çözücü ile çay örneklerinden organofosforlu pestisitlerin mikroekstraksiyonu
Bu çalışmada, di-(2-etilhekzil) fosforik asit kullanılarak yeni bir supramoleküler çözücü (SUPRAS) hazırlanmış ve bu çözücünün çay içeceklerinden organofosforlu pestisitlerin mikroekstraksiyonunda uygulanabilirliği araştırılmıştır. Tarımsal üretimdeki yaygın kullanımları dolayısıyla fenitrotiyon, fosalon ve klorpirifos model organofosforlu pestisitler olarak seçilmiştir. SUPRAS temelli mikroekstraksiyon yöntemi ekstrakte edilen analitlerin eşzamanlı ayrılması ve analizi için yüksek performans sıvı kromatografisi-ultraviyole dedektörü (HPLC-UV) ile birleştirilmiştir. Numune hazırlama yöntemi di-(2-etilhekzil) fosforik asit, tetrahidrofuran ve sulu numuneden oluşan üçlü bir karışım içerisinde analitlerin kendiliğinden oluşan SUPRAS fazına ekstraksiyonuna dayanmaktadır. SUPRAS bölgesinin sınırlarını gösteren faz diyagramı oluşturulmuş ve SUPRAS fazındaki koaservat damlacıklarının şekli, boyutu ve yapısal özellikleri optik mikroskop kullanılarak incelenmiştir. Di-(2-etilhekzil) fosforik asit hacmi, tetrahidrofuran hacmi, iyonik şiddet ve ekstraksiyon süresi gibi ekstraksiyon yönteminin performansını etkileyen bazı parametreler kapsamlı bir şekilde araştırılmış ve optimize edilmiştir. Optimize edilmiş koşullarda ekstraksiyon verimleri ve zenginleştirme faktörleri sırasıyla % 77–98 ve 15–19 aralığında elde edilmiştir. Kalibrasyon grafikleri, tüm pestisitler için 0,9994'ten büyük belirleme katsayılarıyla 25–1000 μg/L konsantrasyon aralığında doğrusallık göstermiştir. Ayrıca hedef analitler için düşük algılama limitleri (6–10 μg/L) ve iyi tekrarlanabilirlik (<%9,5) elde edilmiştir. Son olarak, önerilen yöntem farklı çay örneklerinin analizinde başarıyla uygulanmış ve ekleme yapılan numunelerde organofosforlu pestisitlerin bağıl geri kazanımları % 82-106 aralığında bulunmuştur.
Pullu sazan (Cyprinus carpio)' da bakır sülfatla uyarılmış toksisiteye karşı polenin koruyucu etkisi
Bu çalışmada sazanlarda (Cyprinus carpio) polenin bakır sülfata karşı koruyucu etkisinin araştırılması amaçlandı. Balıklara 0,5 ve 1 mg/L konsantrasyonlarında iki farklı doz olarak bakır sülfat uygulandı. Bakır sülfat uygulanan balıklara eş zamanlı olarak 5 mg/kg polen enjekte edildi. Deneme 14 gün sürdü ve 7. ve 14. günlerde balıklardan doku örnekleri (karaciğer, böbrek ve solungaç) alındı. Doku örneklerinde malondialdehit düzeyi, katalaz, glutatyon peroksidaz ve glutatyon-S-transferaz aktiviteleri ile redükte glutatyon düzeyi incelendi. Bakır sülfat verilen grupların doku malondialdehit düzeylerinin kontrol grubuna göre istatistiksel olarak yüksek olduğu gözlendi (p < 0.05). Bakır sülfat ile aynı anda polen uygulanan gruplarda doku malondialdehit düzeyleri tek başına bakır sülfat uygulanan gruplara göre daha düşük bulundu (p < 0.05). Tek başına polen uygulanan grupta doku malondialdehit düzeyleri kontrol grubuna göre azaldı (p < 0.05). Bakır sülfat uygulanan gruplarda doku katalaz ve glutatyon peroksidaz aktiviteleri ve redükte glutatyon düzeyleri kontrol grubuna göre anlamlı olarak azalırken, doku glutatyon-S-transferaz aktiviteleri anlamlı olarak arttı (p < 0.05). Bakır sülfat ile aynı anda polen uygulanan gruplarda doku katalaz ve glutatyon peroksidaz aktiviteleri ve redükte glutatyon düzeyleri tek başına bakır sülfat uygulanan gruplara göre istatistiksel olarak daha yüksek iken, doku glutatyon-S-transferaz aktiviteleri anlamlı olarak daha düşüktü (p < 0.05). Tek başına polen uygulanan grupta doku katalaz ve glutatyon peroksidaz aktiviteleri ve redükte glutatyon düzeyleri kontrol grubuna göre arttı (p < 0.05). Bu artış doku glutatyon-S-transferaz aktiviteleri için önemsiz bulundu (p > 0.05).