Burdur Mehmet Akif Ersoy University
Anabilim Dalı

Sosyoloji Anabilim Dalı

Burdur Mehmet Akif Ersoy University

1.332

Arşivlenen Tez

4

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Diyarbakır'da kadın yoksulluğu üzerine sosyolojik bir araştırma

Yoksulluk, günlük temel ihtiyaçların tamamını veya büyük bir kısmını karşılayacak yeterli gelire sahip olmama durumudur. Yoksulluk ve yoksulluk kriteri ülkeden ülkeye, toplumdan topluma farklılık gösterebilir. Yoksulluğun yaratmış olduğu etkiler de ülkeden ülkeye, toplumdan topluma da farklılık göstermektedir. Türkiye'de ataerkil toplum yapısının varlığı, cinsiyet eşitsizliği gibi nedenler kadınların erkeklere oranla yoksulluk karşısında daha savunmasız olmaları sonucunu doğurmaktadır. Kadınlar erkeklerden daha baskın şekilde yoksulluğu hissetmekte ve yoksullukla mücadele etmektedirler. Kadın yoksulluğu, yoksulluğun bir kadın sorunu haline gelmesini incelemenin yanı sıra aile içi şiddet, erken evlilikler, boşanma, hane içi eşitsizlikler, eğitim eksikliği, kültürel faktörler, ırk ve çalışma gibi kadını ilgilendiren farklı faktörleri de kapsamaktadır. Kadın yoksulluğu üzerine araştırma yapmak amacıyla, örneklem grubu olarak 110 kadın belirlenmiştir. Diyarbakır'da bir alan araştırması planlanarak kadınlara anket uygulanmıştır. Yapılan çalışma sonucunda elde edilen veriler analiz edilmiştir. Kadınların içinde bulundukları sosyal çevre ile yaşam alanlarına dair birçok unsurun araştırılarak değerlendirilmesi ile kadınların yoksulluğa bakış açıları, nasıl etkilendikleri ve yoksullukla mücadele yolları açıklanmaya çalışılmıştır. Kadın yoksulluğunu anlayabilmek ve çözümleyebilmek için yapmış olduğum bu çalışma ile kadın yoksulluğunu, sosyolojik açıdan incelenerek kadın yoksulluğu ile ilgili yapılacak çalışmalara ve yoksulluk ile mücadele politikalarına sınırlı da olsa katkıda bulunulması amaçlanmıştır. Saha araştırması sonucunda elde edilen bulgulara göre kadınların sadece gelir odaklı yoksulluk yaşamadıkları görülmektedir. Yoksul kadınların eğitim, çalışma hayatı, özgürce karar alma gibi hakları da kısıtlanmaktadır. Kadınların ekonomik bağımsızlıklarını kazanması ataerkil toplum yapısı tarafından engellenmektedir. Yoksul kadınların yaşam standartlarını yükseltecek yeterli bir gelişmenin varlığına da rastlanmamıştır. Anahtar Kelimeler: Kadın Yoksulluğu, Diyarbakır, Yoksulluk, Kadın.

DiyarbakırKadınlarYoksulluk+2
Rukiye Çam Kaya
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çalışan kadınların aile içindeki konumu üzerine sosyolojik bir araştırma: Irak/ Erbil örneği

Geçmişten günümüze kadınların işgücü piyasasına dâhil olmada ve işgücü piyasasında tutunmada güçlük çektikleri ve bazı problemlerle karşı karşıya kaldıkları bilinmektedir. Ülkelerin çoğunda karşılaşılan engellerler benzerlik göstermekle birlikte ülkelerin gelişmişlik düzeyine, sosyo-ekonomik yapısına ve piyasaya katılacak olan kadının vasıflılık durumuna bağlı olarak hangi tür engellerin daha baskın olduğu farklılık göstermektedir. Kadının işgücü piyasasına dâhil olması sadece ekonomik hayatı etkilemekle kalmamakta aynı zamanda aile ve toplum hayatını da etkilemektedir. Bu yüksek lisans tezinde Erbil'de ev dışında çalışan evli kadınların aile içerisindeki konumları araştırılmıştır. Araştırma, Erbil'de özel ve kamu sektöründe çalışan evli kadınlar üzerine yapılmıştır. Çalışmada anket tekniği yoluyla veriler elde edilmiştir. Tezde, çalışan kadınların çalışma hayatına dâhil olduktan sonra aile içerisindeki rollerinin/konumlarının önemli derecede değişime uğradığı ve çalışan kadınların iş ve ev yaşamı arasında denge kurabilmek için birtakım stratejiler geliştirdikleri sonucuna ulaşılmıştır.

Aile içi aktivitelerAile içi rollerIrak-Erbil+5
Sheeraz Hamad Hasan
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Tanzimat romanı üzerinden bir inceleme: Batılılaşmanın toplumsal tezahürleri

Sosyoloji ve edebiyat, birbiriyle yakın ilişki içindeki iki disiplindir. Sosyoloji gibi edebiyat da insanların sosyal dünyası, toplumsal uyumu ve değişim isteği ile ilgilenir. Her iki disiplinin ana malzemesi insan ve insanın yaşadığı toplum olunca, toplumsal çözümlemelerde edebiyattan faydalanma sağlıklı sonuçlara varabilmenin de imkânını sağlar. Edebi türler arasında roman, sosyal, ekonomik ve siyasi unsurları içeren metinler olması bakımından sosyolojinin ilgi alanına dâhil olur. Topluma ayna tutan roman, yaşanan toplumsal değişimlerin kaydının tutulduğu bir belge niteliğine de sahiptir. Romanların derinlemesine bir incelemesi Türkiye'de yaşanan değişimlerin önemli bir dökümünü verebilir. Romanın bir edebi tür olarak edebiyatımıza girişi medeniyet dönüşümü de diyebileceğimiz Batılılaşma süreciyle beraberdir. Bu bağlamda Tanzimat romanları topluma dair verilerin yer aldığı önemli metinlerdir. İçine doğduğu toplumsal koşulların izlerini taşıyan Tanzimat romanı, halkı Batılılaşma hakkında bilgilendirmeyi de amaç edinmiştir. İçerdikleri önemli sosyal verilere rağmen romanlar, Türk toplumunu anlamada az başvurulan kaynaklardan olmuştur. Bu çalışmada edebiyatın toplumsal değişmeyi yorumlayan özelliğinden yola çıkarak, Batılılaşmanın toplumsal yansımaları Tanzimat romanı üzerinden incelenmeye çalışılmıştır. Osmanlı toplumunun kültürel dokusunda da önemli değişmelerin yaşandığı Tanzimat sonrası dönem, romanlara yansıdığı şekliyle söylem analizi ile derinlemesine bir çözümlemeye tabi tutulmuştur.

BatılılaşmaEdebiyatEdebiyat sosyolojisi+6
Zeynep Sancaktutan
Ankara Hacı Bayram Veli University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Kürtlerde aidiyet, kimlik ve milliyetçilik: Batman örneği

Bu çalışma, Kürt milliyetçiliğinin gelişmesinde etkili olan toplumsal dinamiklere ve Kürt milliyetçiliğinin niteliklerine odaklanmaktadır. Kürt milliyetçiliğinin gelişiminde etkili olan faktörler içerisinde özellikle modernleşme dinamikleri (göç, kentleşme, sosyo-ekonomik gelişme, ulus devlet bilinci vb.), siyasal dinamikler (Kürt siyasi partiler ve terör örgütleri vb), yanlış devlet politikaları ve uygulamaları, Kürt milliyetçi veya örgüt kontrolündeki medyanın etkisi, 1990'lı yıllarda bölgelerde artan çatışmalar ve son dönemde Ortadoğu'daki gelişmeler gibi unsurlar ele alınıp açıklanmaya çalışılmıştır. Ayrıca çalışmada Kürt milliyetçiliğinin; sosyalizm, din, şiddet ve demokrasi gibi unsurlarla olan ilişkisi de ele alınmıştır. Araştırma, Batman ili özelinde 2014-2015 yılları arasında gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, nitel bir araştırma olan etnografik yöntem tercih edilmiştir. Örneklem olarak amaçlı örneklem ve araştırma tekniği olarak da derinlemesine mülakat teknikleri kullanılmıştır. Araştırmanın örneklem grubunu, Kürt milliyetçiliğini savunan 18-60 yaş aralığında farklı toplumsal statülere sahip kadın ve erkeklerden oluşan 50 kişi oluşturmaktadır. Görüşmecilerden bilgi toplama tekniği olarak yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Çalışmada Kürt milliyetçiliğinin gelişim dinamiği üzerinden özellikle tarihsel süreç içerisinde karşılaşılan veya maruz kalınan hak ihlalleri, bazı modernleşme dinamikleri, PKK terör örgütünün etkisi, kitle iletişim araçlarının ve yayınlarının etkisi ve etnisite eksenli taleplerin etkili olduğu tespit edilmiştir. Bu süreçte Kürtlerin etnik çıkarları temelinde yeni bir Kürt ulusunun inşasının hedeflendiği anlaşılmaktadır. Günümüzde nispeten kitlesel ve örgütlü bir yapıya kavuşan Kürt milliyetçiliğinin etnik temelinde ayrılıkçı bir nitelik arz ettiği söylenebilir. Aynı zamanda Kürt milliyetçiliğini savunan Kürt siyasi parti ve örgütlerinin, Kürt milliyetçiliğinin örgütlenmesi ve tabana yayılması noktasında önemli bir işlev gördüğü saptanmıştır. Bununla beraber Kürt dilinin ve özerklik taleplerinin, Kürt milliyetçiliğinin gelişimini etkileyen diğer önemli unsurlar olarak öne çıktığı dikkat çekmiştir. Kürt milliyetçiliğinin ideolojik temellerinin oluşumunda etkili olduğu varsayılan PKK örgütünün özellikle 1990'lı yıllardan sonra Kürt milliyetçiliğini yoğun bir şekilde kışkırttığı ve provoke ettiği gözlemlenmiştir. Örgütün, sosyalist ideolojisinin yerine milliyetçi söylemlerini öne çıkardığı ve Türk halkı ve devlet karşıtlığı üzerinden bir Kürt milliyetçiliğini inşa etmeye çalıştığı bulgusu elde edilmiştir. Bu durum, Kürt milliyetçiliğinin günümüzde şiddet içeren ayrılıkçı niteliğini sürdürdüğünü ortaya koymaktadır. Araştırma kapsamında görüşülenlerden hareketle Kürt milliyetçiliğinin niteliğinin; seküler, ayrıştırıcı ve dışlayıcı, şiddet unsurlarını içeren, düşmanlık üzerinden kurgulanan, antidemokratik ve tepkisel olduğu tespiti yapılmıştır. Ayrıca tarihsel süreç içerisinde yaşanmış olumsuzluklar üzerinden bir mağduriyet söylemi geliştirildiği ve bu mağduriyet söyleminden beslenen bir Kürt milliyetçiliği inşa edildiği tespiti yapılmıştır. Burada abartı ifadeler ve kurgular da ciddi anlamda yer almaktadır. Bu kapsamda Kürt milliyetçilik söyleminin, yoğun bir nefret ve düşmanlık üretecek bir hafızaya yaslandığı gözlemlenmektedir. Araştırmada saptanan diğer önemli bir husus ise, günümüzde Kürt milliyetçiliğinin niteliğinin PKK örgütü tarafından şekillendirildiğidir.

AidiyetAit oluş sorunuBatman+5
Mert Erekmekçi
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türk savunma sanayi firmalarında görev yapan beyaz yakalı ve mavi yakalı çalışan grupları arasında değişen iş algısı – Ankara ili örneği

Bu araştırmanın amacı, Ankara ilinde bulunan Türk savunma sanayi şirketlerinde görev yapan beyaz yakalı ve mavi yakalı çalışan gruplarının iş algısına ilişkin deneyimleri, duyguları, düşüncelerini tanımlamak ve günümüzde değişen toplum özelliklerinin ilgili grupların iş algısına ne derece etki ettiğini belirlemektir. Bu kapsamda, nitel araştırma yöntemi ile çalışılmış, 53 kişi ile yüz yüze görüşme ve açık uçlu soru formları aracılığıyla veri toplama süreci gerçekleştirilmiştir. Verilerin analizi ise sonuçların hem temalara hem de alt temalara haritalanması ve kodlama yoluyla gerçekleştirilmiştir. İlgili grupların iş algısı, 8 temel tema (i. Bir Sektör Olarak Savunma Sanayi, ii. Bağlılık, iii. Kariyer, iv. İşin anlamı, v. Güven, vi. Kişisel Gelişim, vii. Aile, viii. Kendine Ayrılan Sürede Yapılan Aktiviteler) üzerinden ele alınmıştır. İlgili grupların genel iş algısı ve birbirlerine kıyasla iş algısına ilişkin ayrışan deneyimleri analiz edilmiştir. Bulgular, belirtilen teoriler çerçevesinde tartışılmıştır. İşin algısı konusunda, günümüz toplumuna ilişkin post- modern teorilerde öne çıkan iş hayatının anlamını yitirmesi, gerçekliğin bölünmüş doğrular etrafında örülmesi nedeniyle yaşanılan belirsizlik, kariyer anlamında hedefsizlik, esnek çalışma koşullarının oluşturduğu güvensizlik ortamına göre incelendiğinde Türk savunma sanayi firmalarının post-modern teorilerin öngördüğü koşulları çoğunlukla sağlamadığı görülmüştür. Hem beyaz yakalı çalışan grubu hem mavi yakalı çalışan grubu için iş algısı "anlam" ifade etmektedir. Bununla birlikte, ilgili iki grup ayrı ayrı analiz edildiğinde iş algısına ilişkin yaklaşım farklılıkları görülmüştür. Özetle, eski geleneksel kariyer modelleri ve yeni çok yönlü kariyer modelleri üzerinden iş algısı incelendiğinde Türk savunma sanayi çalışan gruplarında geleneksel kariyer anlayışının yaygın olarak hakim olduğu görülmüştür. Bu araştırma ile savunma sanayinde çalışan kişilerin iş algısını anlayarak bu konuda yapılacak çalışmalara öncü olabileceği düşünülmektedir. Ülkemiz için kritik öneme sahip savunma sanayi şirketlerinin çalışanlarının iş algısı dinamiklerini anlayarak ileride yapılacak politikalara teorik bir altyapı sunabileceği öngörülmektedir. Küresel, yüksek teknolojili, yeniden yapılandırılmış bir iş dünyasında, günümüzde birçok insan güvenlik, kariyer hayatında ilerleme ve emeklilik gibi geleneksel başarının ölçütlerini yeniden gözden geçirmektedir. Savunma sanayi firmalarında bu durum yaygın olarak görülmese bile günümüzde insanların değişen beklentilerine ayak uyduracak insan kaynakları politikaları incelenmelidir.

AnkaraBeyaz yakalıMavi yakalı çalışanlar+4
Amine Büşra Esen
Ankara Hacı Bayram Veli University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Gündelik yaşamda yalnızlık olgusu üzerine sosyolojik bir araştırma

Yalnızlık hemen her insanın deneyimlediği bir duygu ve fiziksel bulunuş olmakla birlikte toplumsal yapıdan ve kültürden etkilenerek farklı anlamlar kazanabilmektedir. Genellikle bir duyguyu anlatan, çoğunlukla edebiyat, sinema, resim gibi çeşitli sanat dalları aracılığıyla romantize edilen veya dezavantajlı gruplarla ilişkilendirilerek dışsallaştırılarak olumsuz anlamlar atfedilen yalnızlık, sosyoloji disiplininde ihmal edilen konulardandır. Belirlenen bu eksiklik doğrultusunda bu çalışma ile gündelik yaşamda yalnızlık olgusunun sosyolojik analizini yapmak amaçlanmıştır. Nitel araştırma üzerinden kurgulanan bu çalışmaya basit rastgele örneklem seçme yöntemi ile Trabzon'da yaşayan 24-82 yaş arasındaki 28 kişi katılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formları aracılığıyla katılımcılarla derinlemesine yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırma bulguları, yalnızlığın anlamlandırılması ve gündelik yaşam deneyimleri temaları altında betimsel analiz tekniği ile yorumlanmıştır. Bulguların analizi sonucunda; yalnızlık algılarının hem kadın-erkek, yaşlı-genç olma bakımından hem de ekonomik duruma bağlı olarak farklılaştığı görülmüştür. Yalnızlığın anlamlandırılması noktasında katılımcıların modernleşme ile ilişkili olarak gönüllü-zorunlu, fiziksel-duygusal, olumlu-olumsuz gibi ikili kümelere başvurduğu saptanmıştır. Gündelik yaşamda yalnızlığa atfedilen olumlu ve olumsuz anlamlar doğrultusunda "yalnız kalma" ve "yalnız kalmama" taktikleri açığa çıkmıştır. Yalnızlığın modern toplumsal yaşamda kişiyi geliştiren, özgürleştiren yönleri olduğu saptanmış; bu doğrultuda gönüllü bir seçim olarak yalnız kalma taktiklerinin yalnız yaşamak ve gündelik yaşamdaki etkinliklere yalnız katılmak olduğu tespit edilmiştir. Katılımcıların yalnız kalmama taktikleri ise duygusal ilişkiler kurmak, evlenmek, çocuk sahibi olmak şeklinde aile ve yakın duygusal ilişkiler temelli oluşmuştur. Benzer biçimde katılımcıların "yalnız kişi" tanımlarına bakıldığında, aile merkezli bir söylem üzerinden bekârları, çocuksuzları, yalnız yaşayanları ve kurum bakımı altında olanları öne çıkardıkları görülmüştür. Ayrıca araştırmada toplumsal yaşamda kolektivizmin güçlü olması nedeniyle bireylerin gündelik etkinlikleri tek başına gerçekleştirmelerinin yadırganacak, damgalayıcı bir eylem olarak algılandığı sonucuna ulaşılmıştır.

DuyguDuygu sosyalizasyonuGünlük yaşam+2
Ecem Çebi
Ankara Hacı Bayram Veli University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İslam medeniyetinde birlikte yaşama pratiği üzerine sosyolojik bir araştırma

Bu yüksek lisans çalışması İslam medeniyetinin, birlikte yaşama kültürünü hangi temel ilke ve prensiplere dayandırdığı, birlikte yaşama kültürüne dair hangi uygulamaları gerçekleştirdiği gibi temalara odaklanacaktır. Bu kapsamda birlikte yaşama kavramı sosyolojik bağlamda ele alınmakta ve İslam Medeniyetinde birlikte yaşama kavramının nasıl uygulandığı ve birlikte yaşama pratiğine dayalı temel argümanlar tartışılmaktadır. Bilindiği üzere farklı unsurlar açısından birlikte yaşamanın ideal bir uygulamasını sergileyen ve üç büyük din için büyük önem arz eden Kudüs, türlü farklılıkları bir arada yaşatabilmiş Endülüs ve yüzlerce yıl süren farklı din, ırk ve mezheplerden oluşan bir toplum tecrübesine sahip Osmanlı devleti gibi örneklerin ortak paydası İslam Medeniyeti olmuştur. Bu tezde ayrıca farklı inanç ve kültürlere sahip insanların birbirlerinin hak ve özgürlüklerini ihlal etmeden bir arada yaşama pratiğini nasıl gerçekleştirdikleri ve bu noktada İslam dininin temel ilke ve değerlerinin nasıl bir rol oynadığı ortaya konmuştur.

Birlikte yaşamaDin sosyolojisiSosyolojik analiz+2
Kübra Kiler
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Dijital sosyoloji bağlamında sosyal medyanın seçmen davranışlarına etkisi

Sosyal medya son yirmi yıl içerisinde gelişen yeni bir mecra olarak; bireyin gündelik hayatta karşılıklı etkileşimle yeniden var olabildiği bir ortama dönüşmüştür. Dijital teknolojilerdeki yenilikler ve gelişmeler toplumsal hayatın her alanında önemli etkilere sahip olduğu gibi kişinin siyasal tercihlerinde de etkileri gözlemlenmektedir. Bireyler sosyal medya aracılığı ile görüş ve fikirlerini paylaşarak gündem oluşturabilmekte ve sosyal medya platformlarında günlük siyasi süreçleri de yönlendirebilmektedirler. Bu çalışmanın amacı; sosyal medyanın seçmen davranışlarına etkilerinin dijital sosyoloji bağlamında araştırılmasıdır. Bu çerçevede kişilerin sosyal medya aracılığıyla siyasal sistem üzerinde etki oluşturmaya yönelik davranışlarının analizi ile dijital platformların kullanım amaçları tespit edilmiştir. Araştırmada, Pierre Bourdieu'nun inşacı yapısalcı eylem kuramının temel kavramlarından olan 'Habitus' ile belirttiği; insanın özellikle çocukluk dönemlerinde eğitim ve aileden gelen davranış kalıplarının katkısıyla gelişen toplumsallaşması ile birlikte sosyal medyanın etkileri incelenmiştir. Araştırmada nicel araştırma yöntemi esas alınarak; odaklanma sorusunun belirlenerek çalışma tasarlanmıştır. Veriler hazırlanan anket formu ile toplanarak, veri analizi ve yorumlanması süreçleri takip edilmiştir. Araştırmada anket formu TUİK Düzey-1 seviyesinde 12 ilde 1003 kişiye uygulanmıştır. Araştırma kapsamında elde edilen bulgular aracılığıyla hazırlanan ölçekler ile katılımcıların; siyasal katılım düzeyi, sosyo-demografik özelliklere göre oy verme eğilimi düzeyi, seçim dönemlerinde propaganda ve politikalardan etkilenme düzeyi, siyasi konularda geleneksel medya kaynaklarından bilgi edinme ile siyasi konularda sosyal medya kaynaklarından bilgi edinme düzeyleri, sosyal medya kullanma sıklığı ve sosyal medyada siyasi paylaşımlara güven düzeylerinin analizleri yapılmıştır. Araştırmanın bulgularına göre; kişiler sosyal medya üzerinden bilgi edinmekteler ve bilgi edindikleri sosyal medya kaynaklarına göre siyasi konulardaki görüşleri farklılaşmaktadır. Kullanıcılar sosyal medyayı siyasal fikirlerin paylaşıldığı ve tartışıldığı özgür bir ortam olarak tanımlamakla birlikte fikirlerin çatıştığı ve manipüle edilebildiği bir ortam olarak da ifade etmektedirler.

Sayısal sosyolojiSeçmen davranışıSeçmenler+1
Tuba Köksal
Ankara Hacı Bayram Veli University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Din ile siyasal eğilimler arasındaki ilişki (Elâzığ ili örneği)

Din ve siyaset kurumları, bireysel ve toplumsal yaşamı farklı şekillerde etkilese de bu iki kurumun ortak amacı insanlar üzerinden güç kazanmaktır. Sosyolojik gerçekleri tartışılmayacak din ve siyaset kurumları, toplumsal ve bireysel yaşam üzerinde söz sahibidir. İktidar mücadelesinin olduğu siyasal ortamların önemli tartışma ve fikir ayrılığı konularından birisi de din-siyaset ilişkisidir. Bu fikir ayrılıklarının temelini siyaset ve dinin toplum üzerindeki etkisi oluşturur. Dinin, seçmenlerin oy verme davranışına etki eden bir olgu olması, siyasal partiler tarafından bir argüman olarak kullanılmasından kaynaklanmaktadır. Yöneten ve yönetilenler arasındaki ilişkilerin düzenlenmesi çerçevesinde, modernleşme ile gelenekselliğin çatıştığı her alanda dinin farklı etkilerinin olması, bu tartışmayı her geçen gün biraz daha alevlendirmektedir. Cumhuriyet'in kuruluşuyla birlikte oluşan yeni yapılanmanın yeni oluşumları ortaya çıkarmasıyla din; din-devlet, iktidar-muhalefet ilişkilerinde sürekli karşı olunan veya benimsenen öznelerden bir tanesi olmuştur. Çok partili yaşamla beraber din, tartışma konusu olmanın yanında, siyasal partilerin görünümünü veya imajını ortaya koyan bir kurum olarak da siyasette yerini almıştır. Bu süreçle beraber din, bazı siyasal taraflara göre bir irtica ve laiklik karşıtı bir unsur olarak görülürken, bazı siyasal kesimlere göre ise toplumun mayası ve en üst değeri olarak görülmektedir. Seçmenler siyasal eylemlerde bulunurken siyasal partilerin ortaya koyduğu dini argümanların destekleyicisi ya da eleştireni olurlar. Seçmenlerin siyasal kimliğini oluşturan etmenlerin başında yer alan dinin, siyasi partilerin politikalarını belirlenmesinde de önemli bir role sahip olması, bu araştırmanın konusunu teşkil etmektedir. Din bireylerin yaşam tarzlarından toplumsal birlikteliklerine kadar birçok alanda güçlü bir etkiye sahiptir. Bu etki ayrıca bireyin siyasal tercihlerinin de belirleyicilerinden birisidir. Din kurumunun bu gücünün ortaya konulması çalışmanın önemini oluşturmaktadır. Seçmen, aday, lider üçgeninde şekillenen siyasal mücadele hiçbir zaman dinden bağımsız olmamıştır. Dini aidiyet, seçmen ve siyasal partilerin kimliklerinin oluşturulmasını da beraberinde getirir. Seçmen davranışlarında ve siyasal partilerin politikalarında dinin etkisinin araştırılması araştırmanın amacını oluşturmaktadır. Hedeflenen amaçla bu çalışmada siyasal partilerin ortaya koyduğu dini politikalar göz önünde bulundurularak Elâzığ ili örneğinde seçmenlerin oy verme davranışında dinin etkisi araştırılmıştır. Alan araştırması yönteminin uygulandığı çalışmada veriler yüz yüze anket tekniği kullanılarak toplanmıştır. Araştırma sonucunda bireylerin siyasal parti liderlerini dini lider olarak görme eğiliminde oldukları anlaşılmıştır. Dini aidiyet hisseden bireylerin siyasal parti ve aday tercihinde dini politikalardan bağımsız hareket etmedikleri görülmüştür. Ayrıca seçmenlerin oy verme davranışında parti politikaları ve liderin dini söylemleri dışında adayların da dini söylemlerinin etkili olduğu anlaşılmıştır.

DinDin-siyaset ilişkileriElazığ+4
Mehmet Fatih Çakar
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Pir ve talip ilişkileri bağlamında Balkanlardan Anadolu'ya Ali Koçlular

Bu çalışma, Ali Koçlular olarak adlandırılan Ali Koç Baba'nın evlatları ve talip topluluklarını pir ve talip ilişkileri bağlamında konu edinmektedir. Ali Koç Baba seyittir ve Koyun Baba'nın halifelerindendir. Anadolu'dan Balkanlara gelmiş önce Vidin'e yerleşmiş Niğbolu'da vefat etmiştir. Osmanlı Devleti ile Ruslar arasında yaşanan 93 Harbi sonrası Ali Koçlular'ın önemli bir kısmı Anadolu'ya göç etmek zorunda kalmış ve Eskişehir'e iskân edilmişlerdir. Ali Koç Baba'nın evlatları ve talip toplulukları hem Balkanlarda hem de Anadolu'da varlıklarını hâlen sürdürmektedirler. Ali Koçlular, Balkanlarda seyit soyu devam eden son aile olarak kabul görmektedirler. Ali Koçlular'a dair literatür incelendiğinde yaşamış oldukları göçün, aile yapılarına ve ocak sistemlerine ne tür etkilerinin olduğu üzerine çalışma ile karşılaşılamamıştır. Literatürdeki eksikliğin giderilmesi amacıyla bu tez ortaya çıkmıştır. Bu çalışma, lisansüstü düzeyde Ali Koçlular'ı konu edinen ilk çalışmadır. Alana derinlemesine nüfuz edebilmek için nitel araştırma yöntemi tercih edilmiştir. Bu kapsamda alan araştırmaları organize edilmiştir. Tezin örnekleminin belirlenebilmesi için amaca yönelik örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Bu çalışmanın örneklemini, Eskişehir'de ikamet eden Ali Koçlular oluşturmaktadır. Alan araştırmaları zamana ve farklı mekânlara yayıldığı için veri kazanımı sabit bir görüşme formu yerine, belirli konular odağında sorular yöneltilerek sağlanmıştır. Esas veriler ise katılımcı gözlem ile elde edilmiştir. Ailenin, Balkanlardan Anadolu'ya yaşamış oldukları göçün pir ve talip ilişkilerine etkilerinin neler olduğunun tespiti için 2017 yılında göçtükleri ve hiç gitmedikleri yerlere yani bugün Bulgaristan sınırında kalan köylerine seyahat düzenlenmiştir. Bu seyahat sürecinden 2022 yılına kadar çeşitli zamanlarda katılımcı gözlem ile alan araştırmaları düzenlenmiştir. Ayrıca Ali Koçlular'ın kendi aralarında tuttuğu önemli kaynaklar ve ilgili Osmanlı Devleti arşiv belgelerinden de faydalanılmıştır. Alandan elde edilen veriler doyum noktasına ulaştıktan sonra analizleri gerçekleştirilmiş ve böylelikle Balkanlardan Eskişehir'e göç eden bir ailenin, ocak sistemlerinin esası olan pir ve talip ilişkilerinin sekteye uğradığı, farklı coğrafyalara dağıldığı ve bu parçalanmanın günümüzde de artarak devam ettiği tespit edilmiştir. Sonuç olarak, Balkanlarda yolu ve erkânı kendi soyu eliyle devam eden son ocak olan Ali Koç Baba ocağı, temsilcileri ve talip toplulukları akademik literatüre kazandırılmıştır. Bunun yanı sıra da yaşamış oldukları göç sürecinin aile yapıları ve ocak sistemleri üzerindeki etkilerinin yaratmış olduğu sonuçlara dikkat çekilmiştir.

AileAlevilikAli Koçlular+6
Hakkı Taşğın
Ankara Hacı Bayram Veli University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çin'in öteki anlayışı: Doğu Türkistan örneği

Bu çalışma Çin'in Doğu Türkistan bölgesinde (Xinjiang) yaşamını sürdürdükten sonra Türkiye'nin Ankara ve İstanbul şehirlerine göç etmek zorunda kalan Uygur Türkleriyle gerçekleştirilmiştir. Yapılan görüşmeler ile Uygur Türklerinin toplumsal alanda karşılaştıkları problemlerin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda çalışma içerisinde Doğu Türkistan ile ilgili ulusal ve uluslararası literatür incelenmiştir. Uygur Türklerinin yaşam deneyimlerini anlamak ve bölgede yaşanılan problemleri tespit etmek adına nitel araştırma yönteminden yararlanılmıştır. Bu doğrultuda konu ile ilgili dokümanlar incelenmiş, ülkelerinden kaçarak İstanbul ve Ankara illerine yerleşen Uygur Türkleri ile derinlemesine mülakatlar yapılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formları ile yapılan mülakatlar sonucunda Çin'de yaşamını sürdüren Uygur Türklerinin demografi, eğitim ve din başta olmak üzere çeşitli toplumsal alanlarda problemlerle karşılaştığı tespit edilmiştir. Ayrıca Uygur Türklerinin ülkelerinde "pis, hırsız, bölücü, ayrılıkçı ve terörist" gibi damgalamalara ve pejoratif söylemlere maruz kaldığı ve Han Çinlileri tarafından toplum içerisinde öteki olarak nitelendirildiği görülmüştür. Bu doğrultuda karşılaşılan problemlerin çözümü için uzun vadeli uyum politikalarına ihtiyaç olduğu tespit edilmiştir.

DamgalamaDoğu TürkistanGöçler+4
Übeyit Berk Demir
Ankara Hacı Bayram Veli University · Lisansüstü Eğitim Enstitüsü
2022
00
DoktoraAçık ErişimTR

Toplumsal korkular üzerine sosyolojik bir araştırma (Fırat Üniversitesi örneği)

Korku duygusu doğuştan var olmasına rağmen korku faktörleri sosyalleşme sürecinde öğrenilerek oluşmaktadır. Bundan dolayı günümüzdeki sosyal yapı ve sistemlerin şekillendirdiği kişilik yapısı, değerler ve tutumlar korku faktörleri temelinde analiz edilmelidir. Bu çalışmada toplumsal korkuların oluşumunda etkili olan faktörler, korku biçimleri, korku ile başa çıkma yöntemleri ve korkunun etki alanları incelenmiştir. Bu çalışma, korkuya neden olan faktörler ve günümüzde hâkim olan parametreler arasındaki ilişkiyi akademik örgüt olarak Fırat Üniversitesi örneği üzerinde sorgulamaktadır. Bu çalışmada evren olarak öğretim elemanları seçilmiştir. Nitel ve nicel araştırma olarak yapılan bu çalışmada mülakat tekniğinde öğretim elemanlarından her unvandan tam temsil sağlanmış olup, örneklem grubu 14 kişiden oluşturulmuştur. Kartopu ve maksimum çeşitlilik örneklemi uygulanmıştır. Anket tekniğinde 1733 öğretim elemanından 315 kişi basit rastgele örnekleme modeli ile seçilmiştir. Anket tekniğinde ise örneklemin tüm kitleyi temsil edebilmesi için örneklem grubumuz unvan olarak 315/1733=0,18 oranıyla kümeleme yapılmıştır. 11 adet demografik, 56 soru korku biçimi, 18 soru ise korku faktörlerinin analizine yönelik sorulardan oluşmuştur. Nicel ve nitel araştırma neticesinde öğretim elemanları arasında korku faktörleri olarak; modernite sonucu değer yitimi, bireyselleşme, kişilik bozukluğu, narsizm, yönetim anlayışı, örgütsel yapı ve rekabet tespit edilmiştir. Bu faktörlerin üniversite içinde neden olduğu en yüksek orana sahip korku biçimleri; dedikodu, itibarsızlaştırma kampanyalarında hedef gösterilmek, insanlara ve adalete inancının kaybolması, mağdur etmek, öfkelenmek veya öfke kontrolünü sağlayamamak, üretken olamamak, ailesi ve ülkesi için faydalı olamamak korkuları bulunmuştur. Nitel araştırma neticesinde, bireyselleşme, narsizm ve rekabete bağlı azalan güven duygusu öğretim elemanları arasında korku duygusunun yaygınlaşmasına neden olduğu bulunmuştur. Geçiş döneminden kaynaklı manevi değerlerin varlığı ise iletişim ağlarının ve yardım etme amaçlı diğerkâmlılığın yani sosyal sermayenin aktif olarak var olmasının nedenidir.

KorkuKorku kültürüSosyal faktörler+2
Ayşe Özpolat
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Mükerrer çocuk suçluluğu: "Bitlis ili örneği"

Son yıllarda, çocukluk döneminde suç işleme oranı giderek artış göstermektir. Çocuk ve suç kavramları birlikte kullanılması istenmeyen bir durum olmasına rağmen bazen aile bazen de akran gruplarının etkisiyle çocuklar suça sürüklenebilmektedirler. Çocukları, yaşamlarının çok erken dönemlerinde suça iten nedenlerin tespit edilmesi, çocuk suçluluk oranının azaltılması açısından önemlidir. Özellikle, suçu meslek haline getiren bireyler üzerinde yapılan çalışmalarda, mükerrer suçlu olma süreçlerinin çoğunluğu çocukluk dönemine ait risk faktörlerine dayanmaktadır. Bu çalışmada, Bitlis ilinde mükerrer çocuk suçluluğu ele alınmaktadır. Çalışma kapsamında, 2016-2017 yılları arasında Bitlis İli Denetimli Serbestlik biriminde suç dosyası bulunan 61 çocukla yüz yüze görüşülmüş, çocuk suçluluğu ile ilgili TUİK verilerinden yararlanılmış ve mükerrer suçlu çocuklara birebir anket formu uygulanmıştır. Araştırmada mükerrer suça sürüklenen çocukların suç geçmişleri ile aile ve akran etkenlerine ilişkin hipotezler kurulmuştur. Örneklem grubu, 15-18 yaş aralığındaki erkek çocuklardan oluşmaktadır. Görüşmelerden elde edilen veriler, Statistical Package for Social Sciences (SPSS) programı kullanılarak analiz edilmiştir. Veriler değerlendirilirken çıkarımsal istatistik metotları kullanılmıştır. Sonuç olarak, çocuğu suça iten risk faktörleri olarak; eğitim düzeyi, ebeveynlerin öğrenim durumu ve çocuğa karşı olan tutumları, çocuğun arkadaş çevresinin zararlı madde alışkanlıkları, yakın çevresinde suçlu kişilerin varlığı ve ailenin sosyo–ekonomik durumu gibi etkenler değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Suç, Çocuk Suçluluğu, Suça Sürüklenen Çocuk, Çocuklarda Mükerrer Suçluluk

BitlisSuçSuç sosyolojisi+1
Özge Cömert
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Pierre Bourdieu sosyolojisi bağlamında eğitim kurumuna eleştirel bir bakış

Eğitim olgusu, sosyolojinin ayrıcalıklı alanlarından biri olagelmiştir. Sosyolojinin iki temel yaklaşımı olan yapısalcı ve çatışmacı yaklaşım bu noktada eğitimin hakkını teslim etmişlerdir. Yapısalcılıkta eğitim bir sosyalleşme aracıdır ve bireyleri toplumsal statü ve rollere hazırlar. Çatışmacı yaklaşım ise eğitimi, toplumsal eşitsizlikleri yeniden üreten bir aygıt olarak okumaktadır. P. Bourdieu, eğitim, toplumsal eşitsizlikleri yeniden üretir noktasında çatışmacı yaklaşımla aynı kanaati paylaşır. Ancak Bourdieu'ye göre burada yeniden üretimi sağlayan yegâne unsur ekonomik alt-yapı değildir. Toplumsal köken, kültürel aidiyet burada etkili olan toplumsal araçlardır. Ona göre, kültürel yatkınlıklar sistemi olarak "habitus" eğitim başarısının belirlenmesinde etkin rol oynamaktadır. Bu okuma biçimiyle Bourdieu, ekonomik indirgemeciliği aşmaya çalışır. Bourdieu, eğitimi bir mücadele mecrası olarak görür, bu yüzden "eğitim kurumu" gibi bir ifade yerine "eğitim alanı" ifadesini kullanmayı tercih etmektedir. Ona göre eğitim sistemi "fırsat eşitliği", "yetenek ideolojisi" ve "sınav" gibi söylemler üzerinden eğitim başarısının/başarısızlığının ardındaki ekonomik ve kültürel eşitsizlikleri gizlemektedir. Eğitim sistemi "yetenek ideolojisi" üzerinden bir ayıklama/eleme işlevi görmektedir. "Ayıklanma veya elenme toplumsal çarpıklıklardan değil bireysel yeteneksizliklerden kaynaklanmaktadır." tezini işleyen pedagojik otorite eğitim yoluyla sağlanan toplumsal yeniden üretimle ilgili "rıza üreten" bir araca dönüşür. Bireylere toplumsal konumlarını benimseten eğitim bu bağlamda "amor fati" olarak izah edilebilir.

Bourdieu, PierreEğitimEğitim sosyolojisi+2
Funda Taş Çetin
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bir değersizleşme biçimi olarak üniversite mezunu işsizliği üzerine sosyolojik bir çalışma

İşsizlik konusu yıllardan beri üzerinde farklı bakış açılarıyla tartışmaların yapıldığı ve farklı ilişkilendirmelerle analizlerin yapıldığı alanlardan bir tanesidir. Ancak son dönemlerde tartışmalarda konu, üniversite mezunlarının emeğinin değersizleşmesi ve işsizlikle bağlantılı olarak ele alınmaktadır. ''Nitelikli emeğin değersizleşmesi'' olgusu, ekonomik, kültürel politik, toplumsal süreçlerle yakından ilişkili olup, toplumların gelişmişlik düzeyine bakılmaksızın, hemen hemen tüm toplumlarda görülmeye başlanmıştır. Günümüzde bireyler, toplumdaki konumlarını elde etmek için belli bir eğitime tabii olurlar. Böylece ekonomik, toplumsal, simgesel sermayelerini ortaya koyarlar. Bireylerin toplum içerisinde sermayelerini arttırma yollarından biri de eğitimdir. Ancak, toplumsal konumunu elde etmek için eğitim hakkını kullanan bireyler, aldığı eğitim neticesinde son dönemlerde uygun bir şekilde istihdam edilememektedir. Bu çalışma, kaynak taramasına dayalı bir mevcut durum değerlendirmesidir. Çalışma; giriş, kavramsal ve teorik çerçeve, üniversiteli işsizliği ve değersizleşme ilişkisi ve sonuç olmak üzere dört bölümden oluşmaktadır. Günümüzde üniversite mezunlarının işsiz kalması, istihdam edilememesi, nitelikli emeğin değersizleşmesi veya değersizleştirilmesine bir örnektir. Bu olgunun yaşanmasında etkili olan en önemli süreçlerden biri, kendini yeniden üreten ve günümüzde etkisini derinden hissettiren 'yeni kapitalizm kültürü' olarak kabul edilmektedir. Günümüz bilgi toplumunda ortaya çıkan bu kültür ile birlikte eşitsizlikler artmıştır. Aynı zamanda bilgi de kapitalist sürecin işlemesinde bir meta haline gelmiştir. Bu bağlamda kapitalizm, kendi sürecine dâhil edemeyip, artı değere dönüştüremediği bilgiyi ve emeği değersizleştirmiştir. Bunun en iyi görünen alanlarından biri ise, 'nitelikli emeğin değersizleşmesi' olgusudur. Ülkeler, 'nitelikli emeğin değersizleşmesi' noktasında birtakım politikalar benimsemektedirler. "Bir Değersizleşme Biçimi Olarak Üniversite Mezunu İşsizliği Üzerine Sosyolojik Bir Çalışma" adlı bu çalışmada ise, Türkiye genelinde, 'üniversite mezunu olan işsizlerin sayısındaki artış' ile 'üniversite mezunlarının eğitimli olmalarına rağmen işsiz kalması' ve 'nitelikli emeğin değersizleşmesi' arasındaki ilişki sorgulanmaktadır. Çalışmanın bulguları, güncel üniversite mezunu işsizliği konusunun önemli olduğunu, Türkiye için de bu konuyla ilgili araştırma sayısının artırılması ve bazı önlemlerin alınması gerektiğini ortaya koymaktadır.

EmekEmek-değer teorisiNeo-liberalizm+3
Muharrem Aslan
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Suriyeli sığınmacıların entegrasyon süreci ve sorunları: Elazığ örneği

Suriye'de 15 Mart 2011'de başlayan rejim karşıtı gösterilerin kısa zamanda ciddi çatışmalara ve ardından da bir iç savaşa dönüşmesi ile birlikte Suriye'den komşu ülkelere doğru ciddi ve dramatik bir insan kaçışı yaşanmaya başlanmıştır. Suriye'de devam eden bu durum milyonlarca Suriyelinin başka ülkelere sığınmak zorunda kalmasına yol açmış ve Suriyelilerin yaşam ve göç sürecinin gelecek kaygılarını artıracak şekilde çok daha karmaşık bir hal alarak devam etmesine neden olmuştur. Bu nedenle öncelikle kısa süreli ve geçici bir durum olarak görülen bu göç olgusu, gün geçtikçe kalıcı bir hal almıştır. Bu durum, göç eden insanları, geçim ve sosyal uyum süreçlerini içeren ve ekonomik, sosyal ve kültürel açılardan genel toplum ile bütünleşmelerini sağlayacak çeşitli stratejiler geliştirme zorunluluğu ile baş başa bırakmaktadır. T.C. İçişleri Bakanlığı Göç İdaresi Genel Müdürlüğü'nün 28.06.2018 tarihli resmi verilerine göre Türkiye'de 3.562.523 Suriyeli bulunmakta ve bu rakamın büyük bölümünü barınma merkezleri dışında yaşamlarını sürdürmekte olan 3.347.905 Suriyeli oluşturmaktadır. Aynı verilere göre Elâzığ ilinde de 11.580 Suriyeli sığınmacı ikamet etmektedir. Bu araştırma kapsamında, Elazığ ilinde ikamet etmekte olan Suriyeli sığınmacıların sosyal, ekonomik ve kültürel entegrasyon süreçlerinin anlaşılması amacına yönelik olarak; iş bulma, meslek edinme durumu ve çalışma koşulları, kazancın temel ihtiyaçları karşılamaya yetip yetmediği, sağlık hizmetlerinden faydalanma durumları ve söz konusu hizmetlerin yeterliliği, çocukların eğitim olanakları, ikamet edilen konutların niteliği ve yeterliliği, yardımlaşma, ayrımcılık ve dışlanma bakımından yerel halkla ilişkilerin durumu gibi konularda, gerçekleştirilen saha araştırmasından elde edilen verilerden hareketle genel bir değerlendirme yapılmaktadır. Elazığ'ın 7 mahallesinde ikamet etmekte olan 60 kişi ile derinlemesine mülakat tekniği kullanılarak yapılan görüşmelerden elde edilen verilere göre Suriyeli sığınmacılar ekonomik, sosyal ve kültürel açıdan uyum ve entegrasyon sürecini zora sokan çeşitli güçlüklerle karşı karşıya bulunmakta ve özellikle geçim sıkıntısı, iş ve çalışma koşulları, sosyal ilişkilerde güven sorunu ve ayrımcılık ve hemen her alanda bir engel olarak karşı karşıya kalınan dil yetersizliği bu güçlüklerin başında gelmektedir. Anahtar Kelimeler: Göç, Suriye, Sığınmacı, Entegrasyon, Sosyal Bütünleşme

BütünleşmeElazığGöçler+5
Gamze Dağdeviren
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ev kadınlarının tüketim alışkanlıklarını belirleyen etmenler: Araban ilçesi örneği

Tüketim, basit bir satın alma edimi dışında sosyal ve kültürel boyutları olan bir süreçtir. Tüketim, ihtiyaçlara dayanmasının yanısıra arzulara da dayanmaktadır. Kadının toplumdaki rollerine göre tüketim alışkanlıkları farklılık göstermektedir. Bu çalışmada kadınların tüketim eğilimlerinin ihtiyaç temelli ve sembolik olarak ayrımı yapılmaya çalışılmıştır. Kadının medya, alışveriş merkezleri, kredi kartları, boş zaman ve tüketici davranışlarını etkileyen sosyo-kültürel etmenlerden olan moda gibi tüketim araçlarının ev kadınlarının tüketim süreçlerine etkisi araştırılmaya çalışılmıştır. "Ev Kadınlarının Tüketim Alışkanlıklarını Belirleyen Etmenler: Araban İlçesi Örneği" adlı çalışmada öncelikle tüketimin teorik boyutu ele alınmaktadır. Çeşitli yönleri ile tüketim açıklandıktan sonra çalışmanın uygulama kısmına geçilmektedir. Bu çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden derinlemesine görüşme kullanılmıştır. Bu kapsamda seksen bir katılımcı ile yüz yüze görüşmeler yapılmış, görüşmelerin ses kayıtları sonradan yazıya dökülüp betimsel analiz yöntemiyle analiz edilmiştir.

Alışveriş merkezleriEv kadınlarıKadınlar+7
Pınar Arslan
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yaşlılık olgusuna sosyolojik bir yaklaşım

Bu tezde yaşlılık, fizyolojik ve psikolojik anlamda yaşanan birtakım değişimlere karşı toplumun geliştirmiş olduğu tutum, değer ve algıları bünyesinde barındıran sosyolojik bir olgu olarak değerlendirilmektedir. Dolayısıyla yaşlılık ve yaşlılık olgusunda meydana gelen değişimlere verilen toplumsal tepkileri, toplumun yaşlı ve yaşlılığa ilişkin değişen algısı çerçevesinde yaşlılık dönemini sosyolojik perspektiften ele almak önem taşımaktadır. Geleneksel toplumlarda "yaşlı", bolluğun, bereketin, saygınlığın ve tecrübenin göstergesi iken; modern toplumlarda bu algıların aksine yaşlı birey daha çok işe yaramazlığın, pasifliğin, geri kafalılığın ve özellikle "yük" olarak görülmenin nesnesi haline gelmiştir. Değişen bu algı yaşlılara duyulan saygıyı, hürmeti azaltmış ve yaşlıların bakımı için aile dışında çeşitli alternatifler geliştirilmesini zorunlu kılmaya başlamıştır. Hızlı sanayileşme ve kentleşme merkezli modernleşme sürecinin yerleşik toplumsal yapıları/değerleri aşınıma uğratması, yaşlılığa ve yaşlılığa dair toplumsal bakış açısı ve tepkilerin de değişmesini beraberinde getirmiştir. Bu da, yaşlı bireyler için çok yönlü bir sorunlar dizisine neden olmaktadır. Fiziksel ve sosyal açıdan yaşanan güç kayıpları, yük olarak görülme, çeşitli toplumsal alanlardan dışlanma, huzurevi gibi yaşlıların bakım hizmetini yürüten çeşitli kurumlara terk edilme vs. bu sorunlar dizisinin bazı örnekleridir. Bu çalışmada yaşlılık olgusu ve ilgili sorunların çeşitli toplumsal etkenlerle ilişkilendirilerek açıklığa kavuşturulması amaçlanmaktadır.

ModernleşmeSosyal dışlanmaSosyolojik analiz+3
Fatma Bayrak
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeni gelişme alanlarında sosyal ilişkilere bir bakış: Pertek Barış Yapı Kooperatifi örneği

İnsanların barınma ihtiyaçları ve bu mekânlardaki ilişkilerinin tarihi çok eskidir. Birinci Dünya Savaşından sonra yaşam koşullarının iyileşmesiyle birlikte insanların barınma gereksinimi dikkat çekmiştir. Zaman ilerledikçe nüfus artmaya başlamış, ekonomik koşullar iyileşmiş, zevkler değişmiş ve bu gibi durumlar yapılan konut türlerinde farklılıkların meydana gelmesini sağlamıştır. Bu gibi durumlar mekân olgusunda değişimler meydana getirmiş ve ilk değişimler gecekondular üzerinde görülmüştür. Gecekondulaşma, nüfusun hızla artmasına bağlı olarak insanların konut ihtiyacını gidermek için ortaya çıkmış ve şehirleşmenin ilk boyutunu oluşturmuştur. Daha sonra gecekonduları ıslah çalışmaları başlamış ve apartman dairesine doğru geçişler olmuştur. Nüfusun artmasıyla birlikte konutlar yeterli gelmeyince kat sayıları artırılmaya ve toplu konutlar yapılmaya başlanmıştır. Yeni gelişen her alan beraberinde yeni sosyal ilişkileri ve ilişki gruplarını da getirmiştir. Bu tez çalışması da yukarıdaki açıklamayla benzer şekilde, terör olayları sebebiyle Pertek ilçesine yoğun göç dalgasının olması sonucu meydana gelen konut ihtiyacını gidermek için yeni bir alanda kurulan Barış Yapı Kooperatifindeki sosyal ilişkileri ele alan bir çalışmadır. Barış Yapı Kooperatifi Pertek ilçe merkezine araçla 15 dakika uzaklıkta sınırları belirlenmiş bir mekân üzerine konumlandırılmıştır. Evlerin ilçe merkezinden farklı olarak yeni ve betonarme bina olması, dubleks formatta yapılması ve sınırları belirlenmiş bir mekan üzerinde konumlandırılmış olması bu kooperatif alanının kenti andırır nitelikte olmasını sağlamıştır. Bu alana yerleşen insanlarla birlikte yeni sosyal ilişki grupları da doğmuştur. Bu çalışmada amaçlanan, yeni gelişme alanı olan Barış Yapı Kooperatifindeki sosyal ilişkileri incelemektir. Bu amaç doğrultusunda da kooperatif alanında bulunan 21 haneye anket çalışması uygulanmış ve 40 denek ile görüşülmüştür. Elde edilen veriler SPSS Paket Programına aktarılarak elde edilen sonuçlar yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Kent, Sosyal İlişkiler, Pertek, Yeni Gelişme Alanı

Kentsel mekanKooperatif yapılarıKooperatifler+1
Ayşegül Aslan
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Reha Erdem sinemasında erkeklik halleri: Korkuyorum Anne filmi örneği

Sinema günümüzün en önemli kitle iletişim araçlarında biridir. Popüler sinema ürünleri gişe başarısını birinci sırada tutarken bir grup yönetmen sinemaya farklı bir soluk getirmişlerdir. Bu yönetmenler sinemayı ticari bir kazanç konusu olarak görmeyerek kendilerine has bir üslupla oluşturdukları sinema filmlerine imza atmışlardır. Reha Erdem de bu yönetmenlerden biridir. Yaptığı filmlerde kendi sinema dilini başarıyla kullanmış, sinemasal özelliklerini filmlerine yerleştirmiş ve gişe kaygısı gütmeden de başarılı bir sinemacı olunacağını kanıtlamıştır. Filmleri önemli sinema platformlarında ilgiyle karşılanmış ve pek çok ödüle layık görülmüştür. Reha Erdem, insanla ve toplumla ilgili konuları filmlerinin odağına almış bir sinemacıdır. Filmlerinde bilinen anlamda bir gerçeklik algısını reddedip kendi gerçekliğini oluşturmayı başarmıştır. Reha Erdem filmleri, güçlü sinemasal özelliklerinin yanında insana ve topluma dair konuları ele alan güçlü anlatımlardır. Bu çalışma Reha Erdem'in Korkuyorum Anne filminin erkeklik halleri bağlamında incelenmesini konu edinmiştir. Toplumsal cinsiyet rolleri göz önünde bulundurularak erkek cinsiyetinin toplumdaki konumu irdelenmektedir.

Erdem, RehaErkeklikFilm+3
Neslihan Emen
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de engellilikle ilgili sosyal politikaların sosyolojik açıdan değerlendirilmesi

Günümüzde engellilikle ilgili politikalar, teknolojinin gelişmesiyle birlikte büyük bir değişim yaşamıştır. Bu politikalar engelli bireyi topluma dâhil etme, onu toplumun bir parçası haline getirme, onun da engelli olmayan bireylerle aynı haklara sahip olmasını sağlamayı amaçlamaktadır. Ancak bu politikalara rağmen engelli bireyler halen istedikleri yaşam koşullarına sahip değillerdir. Ülkemizde 2000 yılından sonra engellilikle ilgili daha yoğun çalışmalar yapılmıştır. Özellikle 2000 yılından önce engellilere yönelik çalışmalar daha dar kapsamlıyken, 2000 yılından sonra daha geniş kapsamlı politikalar yapılmaya başlanmıştır. Dezavantajlı bir grup olarak görülen engellilerle ilgili büyük adımlar atılmıştır. Engelli aylığı, üç ayda bir alınan yaşlı aylığı engelli ve yaşlıların refah düzeyini arttırmaya yöneliktir. Bunun yanında engelli kişilerin toplumla kaynaşmasını sağlamak için bazı kuruluşlar aktif rol oynamaktadır. Ayrıca engelli kişilerin yanında bir refakatçi olmadan da rahatça dışarı çıkabilmeleri için de çalışmalar yapılmaktadır. Bu yüksek lisans tezinin temel amacı, Türkiye'de engellilikle ilgili sosyal politikaları incelemek, bu politikaları sosyolojik açıdan değerlendirmektir. Yapılan çalışmada engellilere yönelik oldukça önemli adımlar atıldığı saptanmıştır. Ancak engelliler halen büyük zorluklarla karşılaşmaktadırlar. Engellilere yönelik çok daha kapsamlı çözümler üretilmesi gerekmektedir.

Devlet politikalarıEngelli haklarıEngelliler+2
Zuhal Seloğlu
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nurettin Topçu'da batı ve modernizm yaklaşımı

Modern en basit tanımıyla "eskiyi yeniden ayırmak" olsa da pek çok tanımı yapılmıştır. Modernizm temelinde zamana dair bir kavram olmasına rağmen bilhassa 19.yüzyıldan sonra sosyolojik bir kavram halini almıştır. Tanımlar, modernizmin Batı'ya ait olduğunda hem fikirdir. Öyle ki bazı Batılı düşünürler ve oryantalistlerce modernizm, Batı ve dışındakiler anlamına gelmektedir. Modernleşme demek endüstrileşme demek olduğundan Batı dışında kalan geri kalmış ülkeler için modernizm ciddi bir sorun halini almıştır. Teknik olarak ilerleyemeyen bu merkez dışı toplumlar modern Batı'nın hammadde ve pazar arayışı sebebiyle hem modernizme maruz kalmış hem de modernizm tarafından sömürülmüşlerdir. Modernizm bir cihan devletiyken, üst üste yaşadığı yenilgilerle kendine gelemeyen Osmanlı'yı da ilgilendirir hale gelmiştir. Osmanlı yaşadığı sıkıntılı süreci başta kabullenemese de daha sonra bunun çağa ayak uyduramamaktan kaynakladığı kanaatine varmıştır. Osmanlı canhıraş Batı'ya yanaşmaya başlamış fakat Batı'nın modernizminin, sanayileşmeden geçtiğini anlayamamıştır. Doğrudan Batı'dan modernizm adına getirdikleri de yarasına merhem olmamıştır. Bu durum Cumhuriyet dönemi için de devam etmiştir. Cumhuriyet dönemi Türk düşünürlerinin temel kaygısı "Nasıl Batılılaşırız?" olmuştur. Batı ve modernizme yaklaşımlarda öne çıkan ve farkını ortaya koyan isimlerden biridir, Nurettin Topçu. Nurettin Topçu, ülkemizde modernizme yönelik muhalefetin önde gelen isimlerinden biridir. Topçu'yu yaşadığı dönemin Türk düşünürlerinden ayıran en önemli farkı eleştirel düşünebilmesidir. Osmanlı'nın zayıflamasından bu yana bütün mütefekkirlerin ortak kaygısı 'nasıl ayağa kalkarız'olmuştur. Bu soruna getirilen çözüm önerileri Batılılaşma ve modernleşme eksenindedir. Topçu, Cumhuriyet Dönemi modernleşme algısına muhalefet olmuş ve Batıyı döneminin düşünürlerinden farklı olarak ele almıştır. Kendisini benimseyen muhafazakâr çizgiden dahi farklı bir modernizm algısına sahiptir. Topçu Batı modernizmi adına kendi değerlerimizden uzaklaşmamızı şiddetle eleştirmiş, sorunların çözümünün yine kendimizde olduğunu belirtmiştir. Bu yüzyılın makine medeniyeti olduğunu ve insanın hürriyetlerini kısıtladığını belirtmiş, modernizmi, kendine has bir bakış açısıyla, dönemin düşünürlerinden farklı şekilde değerlendirmiştir. Bu yüksek lisans tezinde Nurettin Topçu'nun Batı'ya ve modernizme yaklaşımı ele alınmıştır. Topçu'yu çağdaşı düşünürlerden ayıran bakış açıcı bu çalışmanın yapılma sebebidir. Çalışma başta Topçu'nun eserleri, daha sonra Onu anlatan kitap, makale ve yazıların okunup, incelenmesiyle yapılmıştır.

BatıModernizmTopçu, Nurettin
Sümeyye Okyay
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hırsızlık suçu işleyen çocuklar üzerine sosyolojik bir çalışma: (Bitlis ili örneği)

Sosyal problem olarak suç ve suçluluk, dinamik yapıda bulunması nedeniyle toplumdan topluma değişmektedir. Suç aktörleri incelendiğinde yetişkinlerin suç işlemesi bir problemdir ancak çocuk gibi masum bir varlığın suç işlemesi daha önemli bir problemdir. Bu bağlamda bir çocuk, kendini suç işlemeye yöneltecek herhangi bir unsurun varlığında suç işleyebilmektedir. Çocukları suça sürükleyen etkenler bireysel (ergenlik, depresyon, yetersiz öz denetim vb.) çevresel (okul, iş, akran- arkadaş etkisi vb.), sosyal (aile, göç ve alt kültür vb.) ve ekonomik (işsizlik, yoksulluk vb.) olarak ifade edilebilir. Çocukların suç işleme nedenleri kadar işledikleri suç türleri de önem arz eden bir konudur. Adalet Bakanlığı tarafından ilan edilen adli istatistiklerde çocukların genel olarak mala karşı suçları işlediği tespit edilmiştir. Bu yüksek lisans tezinde malvarlığına karşı suçlardan hırsızlık suçunu işleyen çocuklar ele alınmaktadır. Bu kapsamda Bitlis İl'i ve İlçelerinde ikamet eden ve 1 Ocak 2017-31 Aralık 2017 tarihleri arasında hırsızlık suçunu işleyen çocuklara ait sosyal inceleme raporları incelenmiştir. Çocuklara ait elde edilen veriler tablolara aktarılmış ve sosyolojik bakış açısıyla yorumlanmaya çalışılmıştır. Bu çalışma ile Bitlis ilinde çocukların hırsızlık suçunu işlemesinde aile ve arkadaş kaynaklı etkenlerin baskın olduğu, çocukların genellikle eğitimlerine devam etmediği ve bahse konu olan bu çocukların suçu işlemelerini önlemeye yönelik etkin bir çalışma bulunmadığı saptanmıştır.

BitlisHırsızlıkSosyolojik analiz+3
Esra Hanbay
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yeni kapitalizmin toplumsal denetim aracı-korku kültürü ile kitle iletişim araçları ilişkisi: Türkiye'deki internet haber siteleri örneği

Son yıllarda korku kültürünün toplumda yaygınlık kazanması ve topluma yerleşmesi, bireylerin davranış ve yaşam biçimlerini etkilemiştir. Dolayısıyla korku kültürü ve korkuların toplumsal işlevi toplum açısından, çağımızın en önemli ve en güncel konularından birisidir. 1970'lerden sonra ekonomik sistemde yaşanan değişimler, toplumsal çözülme ve güçlenen bireyleşmeyi beraberinde getirmiş, yeni kapitalizm ile birlikte değişen toplumda, korku, egemen kültür olmuştur. Korkunun, toplumda egemen kültür olması risk toplumu kuramcıları tarafından teknolojinin/bilimin ilerlemesi ve risk bilincinin gelişmesiyle açıklanır. Buna karşılık korku kültürünün yayılmasını, bireyciliğin artması ile paralel, güven sorununun ortaya çıkmasına bağlayan görüşler de vardır. Sanayi sonrası toplum kuramlarında ileri sürülen günümüz toplum yapısının özellikleri, korku kültürünün oluşması ve yeniden üretilmesine uygun bir ortam sağlamaktadır. Çalışmada korkunun toplumda egemen olmasına neden olan sürece ilişkin bu görüşler birlikte ele alınarak değerlendirilmiş, yeni kapitalist sistemin ürünü, toplumsal denetim aracı olan korku kültürünün topluma etkisi ve yayılmasında kitle iletişim araçlarının rolü üzerinde durulmuştur. Batı toplumlarında, kitle iletişim araçlarının, özellikle toplumları etkileme/yönlendirme gücü nedeniyle korku kültürünün yayılmasında büyük rol oynadığı kabul edildiği için çalışmanın kapsamı korku kültürü ile kitle iletişim araçları arasındaki ilişkiler açısından Türkiye'deki son on yıllık süreç olarak belirlenmiştir. Araştırmada korku kültürü ile ilgili Batı toplumlarında yaşanan gelişmelerle Türkiye'deki durumun benzer olup olmadığının tespiti amaçlanmıştır. Toplumda internet kullanımının artmasından hareketle internet haber sitelerindeki manşet haberler ve bazı sözcüklerin kullanım sıklığının yıllar itibariyle durumu ile ilgili içerik analizi yapılmış, kitle iletişim araçları ile korku kültürü arasındaki ilişkinin Türkiye'deki durumunun Batı'daki ile benzer olduğu sonucuna varılmıştır.

Elektronik haberleşmeGözetimKapitalizm+4
Filiz Harputlu
Gazi University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2012
00
DoktoraAçık ErişimTR

Arkadaşlığın sosyolojisi: Değişen arkadaşlık ilişkileri üzerine bir araştırma (Mardin örneği)

Çalışma, arkadaşlık ilişkilerini ve arkadaşlık ilişkilerinde yaşanan değişimleri ilişkisel nedenleriyle anlamayı ve açıklamayı amaçlamaktadır. Arkadaşlık, seçili bir kişiler arası ilişki türüdür. İnsanlar arkadaşlarını kendi iradeleri ile seçtikleri gibi tecrübe ettikleri ilişkileri/eylemleri de kendi iradeleri ile gerçekleştirir. Diğer yandan arkadaşlık ilişkilerinde yaşanan değişimler modernleşme, bireyselleşme, teknoloji gibi bazı nedenlere dayandırılabilir. Çalışma, nitel araştırma yönteminin fenomenolojik yaklaşımı benimsenerek gerçekleştirildi. Maksimum çeşitlilik örneklem tekniğine göre seçilen 40 kişi ile yarı yapılandırılmış görüşme formu ile derinlemesine görüşme yapıldı. Görüşmecilerin sosyo-demografik ve sosyo-ekonomik özellikleri tasnif edilerek arkadaşlıkların kurulması, sürdürülmesi ve sona erdirilmesi ile ilgili deneyimleri ortaya konuldu. Bu deneyimler üzerinden arkadaşlığın ekonomik, siyasi, dini, toplumsal ve psikolojik boyutları ele alındı. Görüşmeler neticesinde arkadaşlık ilişkilerinde bir değişim ve dönüşüm yaşandığı sonucuna varıldı. Modernleşmenin, bireyselleşmenin ve teknolojik gelişmelerin arkadaşlık ilişkilerini etkilediği, arkadaşlığın geçmişe kıyasla değiştiği, değişimin samimiyet yerine yüzeysellik, fedakârlık yerine bencillik yönünde olduğu anlaşılmıştır.

Akran ilişkileriArkadaşlıkDeğişim+5
Mehmet Tan
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Evlilik sorunlarının yaşanmasında eşlerin aile bireylerinin müdahalelerinin etkisi

Araştırmanın temel amacı eşlerin aile bireylerinin evliliğe müdahalelerinin evlilik çatışmalarındaki yerini irdelemektir. Çalışmada bireylerin eşlerinin aile üyeleriyle yaşadığı problemlerin nedenleri ve bu problemlerin eşler arasındaki ilişkilere yansıması üzerine odaklanılmaktadır. Araştırma kapsamında, katılımcılarının Elazığ'da yaşayan gelin, damat, kayınvalide ve kayınbabaların oluşturduğu, toplamda 34 kişiyle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Bu araştırmada evlilikte eşlerin aile bireylerinin müdahalelerinin, evliliğin özellikle ilk dönemlerinde, eşler arasında çatışmaların yaşanmasında ve hatta boşanma kararının alınmasında önemli bir neden olduğu, evlilikte uyum ve mutluluğu azalttığı ve aile müdahalelerinden kaynaklanan problemlerin gelin, damat, kayınvalide ve kayınbabalar tarafından farklı algılandığı saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Aile, Evlilikte Ebeveyn Müdahaleleri, Evlilikte Çatışma.

Aile içi ilişkilerAile müdahalesiAile sorunları+7
Semra Altuğ
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

12-18 yaş arası çocuklarda sosyal medya kullanımı: Elazığ örneği

İnternetin insan yaşamının vazgeçilmez bir parçası olduğu günümüzde her yaştan her kesimden insan sosyal medya kullanıcısı olarak karşımıza çıkmaktadır. Bir veya birkaç sosyal medya hesabı insanlar tarafından aktif olarak kullanılmaktadır. İnsanları yoğun olarak ilgilendiren bir konu olması nedeniyle sosyal medya; son zamanlarda sosyolojik araştırmaların konusu olarak sıkça karşımıza çıkmaktadır. Bu Yüksek Lisans Tezinde Elazığ ilinde bulunan Mustafa Kemal Ortaokulu ve Mehmet Akif Ersoy Lisesi'nden tesadüfî örneklem ile elde edilen 349 öğrenciye anket soruları yöneltilmiş ve 12-18 yaş aralığında olan bu öğrencilerin sosyal medya kullanımları hakkında bilgi edinilmeye çalışılmıştır. Literatür taraması yapılarak sosyal medyanın ne olduğu neleri kapsadığına bakılmış, teorik bilgiler sunulmuştur. Sahadan elde edilen verilere bakıldığında yaş, cinsiyet, ekonomik durum, aile durumları gibi değişkenlerin sosyal medya kullanımını önemli ölçüde etkilediği sonucuna varılmıştır. Yapılan çalışmada öğrencilerin sosyal medyayı yoğun olarak kullandığı görülmektedir. Sosyal medyayı kullanan her öğrencide farklı izlenimler ve davranışlar geliştiği görülmektedir. Ebeveynlerin ve öğretmenlerin gözetiminin faydalı olacağı kanaati oluşmuştur. Anahtar Kelimeler: Sosyal Medya, İnternet, Takipçi, Takip Edilen, Fenomen

ElazığErgenlerFenomenler+3
Melek Karadayı
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
DoktoraAçık ErişimTR

Suriyeli sığınmacı çocukların sosyolojik profili (Elazığ ili örneği)

Suriye'de yaşanan iç savaş, sonrasında büyük bir insani krize dönüşerek küresel ölçekte de büyük bir insanlık sınavı haline gelmiştir. Dünya gündemini etkileyen bu mülteci meselesi ile karşı kaşıya kalan Türkiye'de, milyonlarca Suriyeli sığınmacıya kapısını açmıştır. Suriyeli sığınmacıların yaşadığı trajik durumlar ve özelde de Suriyeli çocukların yaşadığı durumlar konunun ne kadar hassas bir öneme sahip olduğunu göstermektedir. Bu nedenle mülteci grubunun en kırılgan gruplarından biri olan çocukların bugünkü durumları, sorunları, gündelik yaşam pratikleri, yaşadıkları değişim ve dönüşümler ile bunların etkilerinin göç ve sığınmacı olma kimliği altında nasıl deneyimlendiğinin ortaya konulması amaçlanmıştır. Hem savaşa tanıklık hem de zorunlu olarak göç etmek ve bunların etkileri çocukları birçok açıdan zorlamaktadır. Sığınmacı çocuklar yeni ama yabancı oldukları mekânlarda pek çok sorunla karşı karşıya kalmaktadır. Bu zorlukların en başında da eğitimden mahrumiyet, dil sorunu, düşük ekonomik koşullar, çocuk işçiliği ve entegrasyon problemi gibi sorunlar gelmektedir. Çalışma özelinde Elazığ il merkezinde ikamet eden Suriyeli çocukların göç öncesi ve sonrasında hayatlarında ne gibi değişimler olduğu ortaya konulmaya çalışılmıştır. Eğitim, barınma, sosyo-ekonomik durum, karşılaşılan risk ve güvenlik sorunları, sosyal izolasyon ve uyum konusunda yaşadıkları değişim ve dönüşümler bunlardan bazılarıdır. Suriyeli çocukların göç sonrasında eğitim imkanlarından mahrumiyet, düşük ekonomik koşullar içinde yaşama, çocuk işçiliği, dil sorunu, ötekileştirilme ve entegrasyon sorunu gibi problemler ile iç içe oldukları tespit edilmiştir. Çocukların gündelik yaşam pratikleri de bu sorunlar etrafında şekillenmektedir. Bu açıdan çalışma kapsamında Suriyeli çocukların zorunlu göç deneyimleri ve sonrasında hayatlarında ne gibi değişim ve dönüşümlerin olduğunun ortaya koyulması amaçlanmıştır. Suriyeli çocukların sığınmacı olma kimliği altında toplumsal alandaki görünürlüklerinin nasıl şekillendiğinin, bunun entegrasyon sürecine etkilerinin ve çocukların yaşadığı sorunların neler olduğuna yönelik bir durum tespitinin yapılması planlanmıştır. Bu bağlamda da Elazığ il merkezinde ikamet eden 10-18 yaş aralığındaki 308 Suriyeli çocuğa nicel araştırmaya dayalı yarı yapılandırılmış anket formu uygulanmıştır. Verilerin elde edilmesinde ayrıca gözlem ve çocukların ifadelerinin yer aldığı görüşme notlarından da faydalanılmıştır. Anahtar Kavramlar: Göç, zorunlu göç, Suriyeli sığınmacı çocuklar, risk ve problemler, gündelik yaşam pratikleri, entegrasyon

ElazığGünlük yaşam aktiviteleriMülteciler+7
Pelin Kılınç
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Terör kaynaklı iç göç: Nusaybin'den Mardin'e göç edenler üzerine bir araştırma

PKK terör örgütünün çatışma ortamını kırsaldan kentlere taşıması hem toplum hem de kamu güvenliği açısından tehlike arz etmiştir. Bu dönemde can ve mal güvenliği kalmayan, yaşam imkânları kısıtlanan insanlar göç etmek mecburiyetinde kalmışlardır. Hendek/barikat eylemleri nedeniyle yaşanan göç her ne kadar can güvenliği tehlikesini ortadan kaldırmış olsa da, aslında farklı birçok probleminde ortaya çıkmasına neden olmuştur. Çalışma, hendek/barikat eylemleri nedeniyle göç etmek zorunda kalan insanların yaşadıklarını ve hissettiklerini sosyolojik açıdan anlamayı ve açıklamayı amaçlamaktadır. Hendek/barikat eylemleri nedeniyle göç etmek zorunda kalan insanların yaşadıklarına ışık tutmayı amaçlayan bu çalışma, olaylar nedeniyle Nusaybin'den Mardin'e göç edenler arasından 380 kişi ile gerçekleştirilmiştir. Bu 380 kişiye 67 sorudan oluşan bir anket formu uygulanmıştır. Çalışma neticesinde elde edilen görüşme verileri de ayrıca değerlendirmeye alınmıştır. Çalışma sonucunda, göç etmek zorunda kalan insanların maddi-manevi yönden, konut bulma açısından ve psikolojik bakımdan ciddi anlamda çok büyük sorunlar yaşadıkları bulgularına ulaşılmıştır. Göç edenlerin, genel anlamda yaşananların sorumlusu olarak PKK terör örgütünü gördükleri saptanmıştır. Yaşanan olayların kişilerin gerek siyasi görüşlerinde, gerek hayata bakış açılarında, gerek yaşam standartlarında kısacası hayatlarının birçok alanında büyük değişikliklerin yaşanmasına neden olduğu gözlemlenmiştir. Ayrıca göç edenlerin büyük çoğunluğunun, çatışmalar sona erdiğinde ve yaşam koşulları normale döndüğünde eski yerleşim yerlerine geri dönmek istediği anlaşılmıştır.

DışlanmışlıkGöçlerMardin+7
Murat Sarı
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'deki kadın cinayetlerinin sosyolojik analizi

Kadın cinayetleri gerek Türkiye'de gerekse Dünya'da, kökleri eskilere kadar dayanan önemli bir sosyal sorundur. Kadın cinayetlerinin meydana gelmesinde birçok nedenin olduğu bilinmektedir. Bu nedenlerin en önemlisi şiddettir. Şiddet, kadın cinayetleri ve kadına yönelik şiddetin merkezindedir. Bu nedenle kadın cinayetleri araştırılırken şiddet ile ilişkilendirilmesi gerekmektedir. Şiddetin cinsiyet eşitsizliği temelinde kadına yönelmiş hali kadına yönelik şiddeti doğurmakta, kadına yönelik şiddetin en uç ve son noktasında ise kadın cinayetleri yer almaktadır. Kamuoyunda ve yazılı medyada sıkça konuşulan, toplumda bıraktığı olumsuz etkilerden dolayı gündemden düşmeyen kadın cinayetleri, toplumsal dinamiklerin yeniden gözden geçirilmesini zorunlu kılmaktadır. Kadın cinayetlerine ilişkin bilgilerin kısıtlı olması ve bilgilere ulaşmanın zorluğu sebebiyle bu konudaki çalışmalar sınırlı kalmaktadır. Bu çalışmada Türkiye'deki kadın cinayetleri sosyolojik açıdan incelenerek, kadın cinayetleri ile ilgili yapılacak çalışmalara ve kadın cinayetlerinin bir nebze de olsa azaltılabilmesine katkı sağlaması amaçlanmıştır. Bununla birlikte kadın cinayetleri ile ilgili kavramlar ve kuramsal bilgiler esas alınarak, kadın cinayetlerinin altında yatan sosyolojik etmenler açıklanmıştır. Çalışmada yazılı medyada yer almış kadın cinayetlerine ait veriler ve değerlendirmelere yer verilmiştir. Yapılan bu çalışmada nitel araştırmalarda başvurulan yazılı dokümanların incelenmesi yöntemi kullanılmıştır. Toplanan veriler, konuyla ilişkili kitaplar, yüksek lisans ve doktora tezleri, makaleler ve tablolardan oluşan yazılı dokümanlar ile internet kaynaklı verilerden elde edilmiştir. Dokümanlardan elde edilmiş olan verilerden yola çıkarak çalışmanın konusu açıklanmaya ve verileri anlamlı hale getirme yoluna gidilmiştir. Ayrıca çalışmada ele alınan sayısal verilerle konu gerçekçi bir şekilde ortaya konulmaya çalışılmıştır. Çalışmada elde edilen sonuçlara göre şiddetin oluşmasında bireysel ve toplumsal nedenler etki etmektedir. Kadınlar fiziksel, ekonomik, psikolojik ve cinsel şiddete maruz kalmaktadırlar. Kadın cinayetlerine ve toplumsal cinsiyet eşitsizliğine her toplumda ve her dönemde rastlanmaktadır. Kadın cinayetlerinin meydana gelmesinde ekonomik, ailevi, eğitimsel, kültürel, psikolojik ve sosyal psikolojik etmenlerin etkisi büyüktür. Kadın cinayetlerinde failler büyük bir oranda kadının yakın çevresinden çıkmaktadır. Yazılı medya kadın cinayetleriyle ilgili haberlere yer vermektedir. Kadın cinayetlerine ilişkin verilerin elde edilmesinde zorluklar yaşanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kadın Cinayetleri, Yazılı Medya, Şiddet, Cinsiyet Eşitsizliği

CinayetKadın-erkek eşitliğiKadına yönelik şiddet+3
Hakan Tuzcu
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Aile içi şiddetin ortaöğretim öğrencilerinin akademik başarıları ile ilişkisi: Diyarbakır Bağlar örneği

Aile içi şiddet, farklı sorunlara kaynaklık etmesi bakımından günümüzün önemli bir gerçeğidir. Ailede şiddet türlerinin yaşanmasında sosyokültürel, sosyoekonomik ve sosyo-psikolojik faktörler doğrudan etkilidir. Öğrencilerin okul derslerinde akademik başarı kaydetmeleri, içinde bulundukları aile ortamının sahip olduğu şartlara, imkânlara ve ilişkilere bağlıdır. Bu araştırmanın konusu, ailede yaşanan şiddet türlerinin öğrencilerin akademik başarısı ile ilişkisi oluşturmaktadır. Araştırma modeli, iki ve daha çok sayıda bulunan değişken arasındaki ilişkiyi belirlemede kullanılan 'ilişkisel tarama modeli'dir. Başvurulan teknik ise, nicel araştırmalarda sıklıkla kullanılan 'anket tekniği' ve 'ölçek tekniği'dir. Araştırmanın amacı, ortaöğretim kademesinde okuyan öğrencilerin akademik başarı ve başarısızlıklarının aile içi şiddet ile ilişkisinin saptanmasıdır. Böyle bir konunun daha önce literatürde çalışılmamış olması, yapılan bu araştırmanın önemini ortaya koymaktadır. Diyarbakır ili Bağlar ilçesinde bulunan ortaöğretim okullarında okuyan toplam 16.830 öğrenciden 1.750 öğrenci üzerine anket ve ölçek formu yardımıyla uygulanan alan araştırmasında elde edilen veriler SPSS yardımıyla Ki-Kare, T-Testi, ANOVA istatistik teknikleriyle yorumlanmıştır. Araştırmada Bağlar bölgesinde ortaöğretime devam eden öğrenci ailelerinde yaşanan fiziksel şiddetin oranının yaklaşık % 69, psikolojik şiddetin oranının ise % 80 düzeyinde olduğu tespit edilmiştir. Evde yaşanan fiziksel şiddet zamanlarında dersine çalışamadığını veya çalışsa bile verim alamadığını belirten öğrencilerin oranı % 71,4 düzeyinde olduğu tespit edilmiştir. Ailede meydana gelen şiddet türleri içinde en yüksek ortalamanın 'psikolojik şiddet'e ( =2,27; nadiren), ikinci sırada 'fiziksel şiddet'e ( =1,91; nadiren) ait olduğu tespit edilmiştir. En çok fiziksel şiddete maruz kalan okul türü öğrencilerinin sırasıyla Meslek Lisesi ( :2,07), Anadolu Lisesi ( :1,97) ve Fen Lisesi ( :1,84) olduğu saptanmıştır. Diğer taraftan ailede en çok fiziksel şiddete maruz kalan öğrencilerin 8.sınıf not ortalaması 0-50 arasında olanlara ( :2,06) ait olduğu ortaya konulmuştur. Buna karşılık, not ortalaması 81-90 arasında ( :1,78) bulunan öğrencilerin, düşük ortalamaya sahip öğrencilere göre ailede fiziksel şiddete daha az maruz kaldıkları tespit edilmiştir. Sonuç olarak bu araştırma aile içinde şiddetin varlığı ile düşük akademik başarı arasında bir ilişkinin varlığını saptamıştır. Anahtar Kelimeler: Şiddet, Aile İçi Şiddet, Aile, Çocuk, Öğrenci, Akademik Başarı

Aile içi şiddetAkademik başarıOrtaöğretim öğrencileri+1
İrfan Yıldırım
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Eleştirel jeopolitik yaklaşım çerçevesinde Kıbrıs Barış Harekâtı: Gazetelerin incelenmesi (Hürriyet, Milliyet, Cumhuriyet, Milli Gazete)

Kıbrıs Türkiye için hem jeopolitik hem de stratejik açıdan oldukça değerlidir. Kıbrıs'ın kontrolünün başka bir toplum ya da devletin elinde olması Türkiye'yi zora sokacak durumların yaşanmasına neden olabilecektir. Bu nedenle Türkiye 20 Temmuz 1974 tarihinde adaya bir harekât düzenleyerek Kıbrıs'ın en azından belirli bir oranının Kıbrıslı Türklerin kontrolünde kalmasını sağlamıştır. Fakat bu harekâtı gerçekleştirmeden önce içeride ve dışarıda harekâta sebep olacak haklı gerekçelerin oluşturulması ve bu gerekçelerin kamuoyuna doğru anlatılması gerekmekteydi. Dönemin hükümeti bu gerekçeleri iç ve dış kamuoyuna aktarabilmek için eleştirel jeopolitik yöntemleri kullanmıştır. Çalışma, 37. Hükümetin Kıbrıs Barış Harekâtı sürecindeki söylem ve eylemlerini eleştirel jeopolitik açıdan değerlendirmektedir. Kitle iletişim araçlarının popüler yapıları ciddi bir ekti gücüne sahiptir. 37. Hükümet de bu etki gücünü kullanarak, kamuoyunda bir fikir birlikteliği oluşmasını sağlamıştır. 20 Temmuz 1974 günü geldiğinde Türk kamuoyu Kıbrıs Barış Harekâtı'nın destekçisi ve savunucusu halini almıştır. Böylece 37. Hükümet Kıbrıs ile ilgili yaptığı eylemlerde Türk kamuoyundan hiçbir eleştiri almamıştır. 37. Hükümet'in göstermiş olduğu bu çaba, eleştirel jeopolitik bir hamledir. Basın söylemleri yolu ile temsiller ve tasavvurlar oluşturularak, mağdur Kıbrıs ve Kıbrıslılar, kurtarılmış ve "Yavruvatan Kıbrıs"ın kurulması için ilk hamle gerçekleştirilmiştir. Bu kapsamda 37. Hükümetin kuruluş günü olan 26 Ocak 1974 tarihinden, Harekât günü olan 20 Temmuz 1974 tarihine kadarki Hürriyet Gazetesi, Milliyet Gazetesi, Cumhuriyet Gazetesi ve Milli Gazete'deki haberler gün gün incelenmiş, oluşturulan söylem, temsil ve tasavvurların eleştirel jeopolitik yaklaşımla izi sürülmüştür. Anahtar Kelimeler: Kıbrıs, Eleştirel Jeopolitik, Popüler Jeopolitik, Söylem, Gazete Analizi

Barış harekatıEleştirel jeopolitikGazeteler+5
İsmail Baydili
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
DoktoraAçık ErişimTR

Türkiye'de hayırseverlik kültürü: Zengin bağışçılar üzerine sosyolojik bir araştırma

Modern kapitalist sistemin ve yenidünya düzeninin sonucu olarak ulusal ve küresel çaptaki gelir dağılımı adaletsizliği, zenginler ile yoksullar arasındaki mesafenin açılıp derinleşmesine yol açmaktadır. Hayırseverliğin yoksullukla birlikte pek çok sosyal ve ekonomik problemlerin çözümüne katkı sağlayacağı aşikârdır. Bu bakımdan başta bireyler olmak üzere devletlere, ulusal ve uluslararası kuruluşlara ve sivil toplum kuruluşlarına önemli vazifeler düşmektedir. Zenginlerin hayırseverlik ilgileri ve yüksek miktarlardaki bağışları, bireysel ve kurumsal bağışlar düzleminde genel toplumsal sorunlara çözüm arayışlarında önemli katkılar sağlamaktadır. Bu nedenle zenginlerin hayırseverlik algı ve davranışları, hayırseverlik kültürüne katkıları bu araştırmanın temel konusunu oluşturmaktadır. Bu araştırmanın yapılma nedenlerinden biri, zenginler üzerine yapılan çalışmalara katkı sağlayacağı düşüncesidir. Çünkü ülkemizde zenginler ve hayırseverlik ilişkisinin sosyolojik bağlamda irdelenmediği tespit edilmiştir. Bu araştırma, zenginlerin hayırseverlik kültürünü ve bu kültürün alt bileşenlerini tanımak ve betimlemek amacıyla Türkiye'nin doğusundan, ortasından ve batısından temsilen olmak üzere üç ilde ikamet eden (Malatya, Konya ve İstanbul) bazı zengin aile ve kişilerle gerçekleştirilen bir alan araştırmasıdır. Araştırmada, gözlem ve derinlemesine mülakatın yapıldığı nitel bir yöntem izlenmiştir. Araştırmanın örneklem grubu ise 45 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada bağışta bulunma nedenleri arasında pek çok etmenin yer aldığı tespit edilmiştir. Bunların arasında dinî inanç ve tutumlar, empati kurma, huzur ve mutluluk psikolojisine erişmek, sosyal sorumluluk ve sosyal adalet, sosyal dayanışma ve yardımlaşma gibi unsurlar öne çıkmaktadır. Ayrıca, hayırseverlik kültürüne önemli katkılarıyla birlikte siyasi ve ekonomik kazanımlar elde etmek, statü ve prestiji artırmak, zenginliği hayırseverlik üzerinden teşhir etmek gibi amaç ve eğilimler de zengin hayırseverliğinin önemli bir yönünü oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hayırseverlik, Bağış, Zenginler, Yoksulluk, Sosyal Adalet, Sosyal Yardımlaşma, Sosyal Dayanışma, Gönüllü Kuruluşlar

Bağış yapmaBağışçılarHayırseverlik+3
Gültekin Eroğlu
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Boşanan kadının durumu (Elazığ ili örneği)

Aile resmi olarak evlilik bağıyla oluşturulurken; evliliğin son bulması da boşanma ile gerçekleşmektedir. Toplumsal açıdan ailenin devam ettirilmesi neslin devamlılığı ve çocukların toplumsallaştırılması bakımından önemlidir. Boşanmanın sonuçları çiftler, çocuklar ve çiftlerin aileleri açısından çeşitli sorunlara neden olabilmektedir. Yapılan pek çok araştırma, sosyo-kültürel konumu açısından kadının boşanma sonrasında daha çok sorunla karşı karşıya kaldığını ortaya koymuştur. Kadının boşanma sonrasındaki deneyiminin önemli olması ve literatürde bu konuya dair kapsamlı çalışmaların azlığı kadının boşanma sonrasındaki durumunun araştırılmasını gerekli kılmıştır. Bu çalışmanın amacı, kadının boşanma sonrasındaki durumunu ortaya koymaktır. Bu amaçla, boşanan kadının karşılaştığı sorunları yine kadının gözüyle görebilmek ve bu bakış açısıyla çözümler öngörebilmek için kadının demografik özellikleri, evlenme süreci, evlilik hayatı, aile desteği, ailede boşanma tecrübesi ve boşanma sürecinde yaşanan gelişmeler incelenmiştir. Çalışmanın evrenini Elazığ'ın şehir merkezinde yaşayan 2003-2014 yılları arasında resmi olarak boşanmış (tekrar evlenmemiş) 2175 kadından oluşmaktadır. Örneklemimiz ise 114 boşanmış kadındır. Çalışmanın bulguları amaçlar, alt amaçlar ve hedefler doğrultusunda oluşturulmuş ve altı aşamada değerlendirilmiştir. Bu aşamalar, boşanan kadının sosyo-demografik özellikleri, aile kökenine ilişkin bulgular, evliliğe ilişkin bulgular, evlilik sürecinde aileler arası ilişkiler ve etkileşime dair bulgular, boşanmaya ilişkin bulgular ve boşanma sonrasına ilişkin bulguları içermektedir. Ayrıca kadının eğitim düzeyi, yaş, evlilik biçimi ve süresi, çocuk sayısı, gelir düzeyi, ailenin evlilik sırasında ve boşanma sürecinde desteği, aile içi şiddet durumu, boşanma nedenleri, boşanma sırasında yaşanan olaylar, sorunlarla baş etme stratejileri, boşanmayı engelleyen etmenler, yeniden evlilik düşüncesi ve boşanma sonrasında yaşanan gelişmeler araştırmanın bulguları bölümünde yer almaktadır. Çalışmamızda boşanan kadınların eğitim seviyesinin düşük olduğu, evlilik öncesinde ve evlilik sırasında çalıştıkları fakat boşanma sonrasında çalışma hayatına daha fazla katıldıkları ortaya çıkmıştır. Diğer taraftan boşanan kadınların çoğunluğunun "çocuk yaşta" evlendiği, ailesinin evlilik kararında önemli derecede etkili olduğu ve çoğunluğunun ise görücü usulüyle evlendiği sonucuna ulaşılmıştır. Ayrıca boşanmaya ilişkin bulgular, boşanan kadınların evliliğine ilişkin geçimsizlik belirtilerinin evliliklerinin ilk zamanlarında başladığı, boşanma kararını veren ve mahkemeye başvuran tarafın kendisi olduğu bulunmuştur. Diğer taraftan önemli bir bulgu, kadınların gerçek boşanma nedenleri ve resmiyetteki boşanma nedenleri arasındaki farklılıktır. Zira resmiyette boşanma nedeni "şiddetli geçimsizlik" olan kadınların gerçek boşanma nedeninin aldatma olduğu ortaya çıkmıştır. Boşanma sonrasında kadının durumuna ilişkin bulgular, kadınların yaşadığı en önemli sorunun ekonomik problem olduğu, "bir kadın olarak" yaşadığı sorunun ise çevrenin dedikodusu olduğu ortaya çıkmıştır. Diğer taraftan boşanan kadının kendi boşanmasına ilişkin çevresinin tutumunun çoğunlukla "toplumsal baskı ve dedikodu" aracı olarak algıladığı ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Ailenin Devamlılığı, Evlilik, Kadın ve Boşanma.

BoşanmaBoşanmış kadınlarElazığ+2
Ümran Cihan
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
DoktoraAçık ErişimTR

Parçalanmış ailelerin yoksulluğu ve geçinme stratejileri: Elazığ örneği

Parçalanmış yoksul aileler, yoksulluk, sosyal dışlanma ve diğer sosyal problemlerin en fazla yaşandığı aileleri ifade etmektedir. Bu çalışma, yoksul ailelerin parçalanma şekillerini, yoksulluğa nasıl bulaştıklarını ve yoksulluktan kurtulmak için nasıl çaba gösterdiklerini ele almayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda kadın yoksulluğu ve çocuk yoksulluğu kavramları analiz edilerek parçalanmış ailelerin yoksulluğunun diğer ailelerin yoksulluğundan farkı ortaya konmaya çalışılmaktadır. Ayrıca kadın hane reislerinin geçinme stratejileri irdelenmektedir. Parçalanmış ailelerin yoksulluğuna ışık tutan bu araştırma, Elazığ ilinde 195 hanede gerçekleştirilmiştir. Bu haneleri yöneten kadınlara 77 sorudan oluşan bir anket uygulanmıştır. Buna bağlı olarak ortaya çıkan görüşme verileri de ayrıca değerlendirmeye alınmıştır. Araştırma sonucunda, hane reisi olan kadınların iş olanaklarından yeterince yararlanamadıkları, mecburiyetten dolayı ağır işlerde, düşük ücretlerle çalışmak zorunda kaldıkları, aile parçalanması neticesinde sosyal dışlanmayı ve yoksulluğu daha çok yaşadıkları, bulgularına ulaşılmıştır. Parçalanmış ailelerde çocuk işçiliğinin nispeten yaygın olduğu gözlemlenmiştir. Nafaka ve ölüm aylığı alma oranlarının son derece düşük olduğu saptanmıştır. Geçinme stratejileri ile ilgili olarak, uzun vadeli planlar yapamadıkları, günübirlik strateji geliştirdikleri ortaya çıkmıştır. Ayrıca son yıllarda gelişen sosyal devlet anlayışının parçalanmış yoksul ailelerin yoksulluklarını nispeten hafiflettiği anlaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Parçalanmış aile, yoksulluk, kadın yoksulluğu, çocuk yoksulluğu, sosyal dışlanma, geçinme stratejileri

ElazığKadınlarParçalanmış aileler+2
Ömer Şükrü Yusufoğlu
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
DoktoraAçık ErişimTR

Diyarbakır'da yeni zenginliğin mekânsal ve toplumsal yansımaları: Diclekent ve Metropol örneği

Son yıllarda ortaya çıkan ekonomik canlılıkla beraber yükselen yeni zengin sınıf, Diyarbakır'da kendini mekânsal ve kültürel bir farklılaşmayla ortaya koymaktadır. Daha yeni kurulan bir yerleşim alanı olarak Diclekent ve Metropol semtleri bünyesinde barındırdığı lüks konutlar, rezidanslar, güvenlikli siteler, restoran ve kafe gibi zenginlere hitap eden mekânlarla dikkatleri üzerine çekmektedir. Araştırmada gösterişçi tüketimle kendilerini ifade etmeye çalışan zenginlerin sosyo-kültürel dünyasına ışık tutulmaya çalışılmış, ortaya çıkan yeni zenginliğin mekânsal tezahürlerine yönelik bütünleyici bir fotoğraf ortaya koymak amaçlanmıştır. Diyarbakır'daki yeni zenginliğin toplumsal ve mekânsal yansımalarını odak noktası olarak belirleyen bu araştırma, Diyarbakır'ın Diclekent ve Metropol semtlerinde yapılan saha araştırmasına dayanmaktadır. Saha araştırmasında toplam 51 kişi ile derinlemesine mülakat yapılmıştır. Araştırmada zenginlerin mekânla kurdukları ilişki, zenginliğin gündelik hayatı ve mekânı nasıl biçimlendirdiği ve zenginliğin tüketimle olan organik bağları ortaya çıkarılmaya çalışılarak zenginlerin dünyasına ışık tutulmaya çalışılmıştır. Diyarbakır'daki iktisadi ve sosyo-kültürel değişim kentsel mekânın ve sosyo-kültürel hayatın şekillenmesine etki etmektedir. Ekonomik zenginleşme beraberinde yeni bir zengin sınıfın ortaya çıkmasını sağlamakta; ortaya çıkan yeni zenginler ise yerel dinamiklerin de etkisiyle kendilerine ait bir zenginlik kültürü oluşturmaktadır. Sonuçta yeni zenginliğin mekânsal, kültürel ve sınıfsal olarak Diclekent ve Metropol semtlerinde cisimleştiğini söylemek mümkündür. Anahtar Kelimeler: Diyarbakır, Mekân, Tüketim, Zenginlik, Gösterişçi Tüketim, Türedi Zenginler

DeğişimDiyarbakırGösterişçi tüketim+7
Nazife Gürhan
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2015
00
DoktoraAçık ErişimTR

Perdeye yansıyan gurbet, Türk dış göçü ve sinema: 1971-1994 yılları arası dış göç temalı filmlerin analizi

Görsel unsurlar, sosyolojinin son dönemlerde önemle kullanmaya başladığı veri kaynaklarındandır. Toplumsal süreçlerin analizinde, perdeye yansıyan filmler de önemli bir veri kaynağı olabilmektedir. Özellikle güncel dönem yoğun göç örnekleri, zaman sürecinde bu tür görsellerden okumaları gerekli kılmaktadır. "Perdeye Yansıyan Gurbet, Türk Dış Göçü ve Sinema: 1971-1994 Yılları Arası Dış Göç Temalı Filmlerin Analizi" başlığı altında işlenen bu çalışma, 1971 ile 1994 yılları arasında Türk Sineması tarafından filme alınan Türk dış göçü temalı filmlerin, sosyolojik analiz teknikleri yoluyla, göç kuramları ekseninde tartışıldığı bir çerçeveye sahiptir. Çalışma, göç sosyolojisi, sinema sosyolojisi, görsel sosyoloji bağlamında oluşan bir bakış açısına sahiptir. Metodolojik olarak film okumalarından betimlemeler yapmayı hedefleyen çalışma, Türk yönetmenlerin dış göçle ilgili seçilen ve ulaşılabilen 20 filmine odaklanmıştır. Filmlerde genel ve 56 karakter üzerinden içerik okumalarına odaklanılmış; gerekli kaynak taramaları yapılmıştır. Her film en az iki kez izlenmiş ve notlar alınmıştır. Veriler nitel ve nicel olarak değerlendirilmiştir. Araştırma, toplam beş bölümden oluşmaktadır. İlk iki bölüm kavramsal analiz üzerine kuruluyken, üçüncü bölüm metodolojik süreci özetlemektedir. Dördüncü bölüm bulguların analizinden oluşmaktadır. İlk kısımda filmlerin sinemasal ve toplumbilimsel genel içerik tanımları yapılmaktadır. İkinci ve üçüncü kısımlarda film okumaları, göç kavramları (göç tipi, göç nedenleri, göçmen tipi, cinsiyet, göç kararı, iş yeterliliği, göçün yasal karakteristiği, göç edilen hedef ülke, göçe iten ve çeken faktörler, göçün sonucu) ve toplumbilimsel kavramlar (yabancılaşma, anomi, bürokrasi, sosyo-ekonomik sınıf, sapkınlık, seçkinler, yaşam biçimi, toplumsal rol ve statüler, cinsiyet, toplumsallaşma, stereotip, değerler ve değer çatışmaları, diğer kavramlar) üzerinden yapılmıştır. Son kısımda ise, okumalarla yapılan içerik analizini daha öteye taşıyabilecek, sosyoloji için yeni bir yaklaşımla göstergebilimsel analiz, 3 filmin seçme sekanslarında denenmiştir. Burada görüntüsel anlatım, gösterge çözümlemesi ve ikili karşıtlık, gösterge, gösteren ve gösterilen gibi unsurlar dikkate alınmıştır. Beşinci bölüm sonuç ve önerilerden oluşmaktadır. Çalışma sonucunda elde edilen veriler, göç sürecinin sinemasal anlatımının dönem verileriyle örtüştüğünü ortaya koymaktadır. Bunun yanında, kullanımında çekinceler olmasına rağmen, film gibi görsel unsurların, göç gibi belirli konularda, toplumsal süreçlerin takibinde veri kaynağı olarak kullanılabileceği ve bunun gerekliliği ortaya konulmuştur.

FilmGurbetGöçler+3
Mustafa Demir
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Toplumsal cinsiyet açısından kadın girişimciliği: Elazığ İş Kadınları Derneği (ELİKAD) üyeleri üzerine sosyolojik bir araştırma

Günümüzde yaşanan bilimsel ve teknolojik gelişmeler; neo-liberal politikalar, kadınların çalışma hayatındaki konumlarını değiştirerek görünürlüğünün artmasına olanak tanımıştır. Özellikle kadın girişimciliği noktasında değerlendirildiğinde bu görünürlüğün dikkat çekici oranda artmış olduğu da gözlemlenmektedir. Bu çalışmada, kadın girişimcilerin işgücü piyasasındaki konumlarının mevcut toplumsal cinsiyet rolleri açısından nasıl belirlendiği incelenmiştir. Ataerkil toplum yapısında, toplumsal cinsiyet nedeniyle kadınlara ve erkeklere farklı toplumsal roller yüklenmektedir. Bu nedenle erkek ve kadın arasında toplumsal hayata katılma düzeyinde farklılıklar vardır. Buna göre erkek; evin ekonomik gereksinimini karşılamak, kadın ise; evin bakım işlerini ve çocukların sorumluluğunu almak durumundadır. Ayrıca girişimciliğin kadınlar tarafından ne derece benimsendiği, kadınların girişimcilik sürecinde karşılaştıkları sorunları ve bu sorunların toplumsal cinsiyetle bağlantılarını ve girişimciliğin kadınların genel olarak toplumsal konumlarında ne ölçüde bir değişim meydana getirdiği Elazığ örneğinden yola çıkılarak incelenmiştir. Bu çalışmada, nitel araştırma yöntemi ve derinlemesine mülakat tekniği kullanılmış ve bu çerçevede çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren Elazığ İş Kadınları Derneği'ne üye on kadın girişimci ile yüz yüze görüşme yapılmıştır. Yapılan çalışma sonunda elde edilen bulgular değerlendirilmiş ve yorumlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Girişimcilik, Kadın Girişimciliği, Toplumsal Cinsiyet.

Cinsel kimlikElazığGirişimciler+4
Esra Köroğlu
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Suriyeli göçmenlerle yaşanan sorunlar üzerine sosyolojik bir araştırma: Hatay ili örneği

Günümüzde yaşanan sıcak gelişmeler, iç savaşlar ve terör olayları dünyada bitmeyen bir mülteci sorununa neden olmuştur. Suriye'de yaşanan iç savaş, günümüzde en büyük göçmenlik krizini ve trajedisini yaratmıştır. İç savaşın bütün şiddetiyle yaşandığı Suriye'den sadece can güvenliği için başka ülkelere göç emek zorunda kalanlar, göç ettikleri yerlerde de başka sorunlarla karşı karşıya gelebilmektedirler. Bu çerçevede araştırmamız, Suriye'de yaşanan iç çatışmalardan dolayı Hatay iline yerleşen mültecilerin, yerleşik halkla ne tür sorunlar yaşadıkları ve bu sorunların yarattığı çatışma alanlarına odaklanmıştır. Bu kapsamda, hem mültecilerden hem de yerel halktan toplam 57 kişiyle görüşmeler yapılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda; Suriyelilerle Hatay halkı arasında gerçekleşen sorunların başında, Suriyeli mültecilerin düşük ücretle çalışması ve hayat pahalılığının artması yer almaktadır. Bu sorunların yanında iki halk arasında kültürel farkların olması ve medyanın yer yer kışkırtıcı bir dil kullanması, durumu daha ileri bir noktaya getirmiş ve tarafların birbiri ile karşı karşıya gelmelerine neden olmuştur. Tez çalışmasında özellikle bir tarafı rahatsız eden sorunların diğer taraf için de farklı sorunlar teşkil ettiği ve bu sorunların birbiriyle bağlantılı olarak sorunlar yumağına yol açtığı ortaya çıkmıştır. Anahtar Kelimeler: Mülteci, Hatay, Suriye, Çatışma

GöçlerGöçmenlerHatay+7
Hayriye Döner
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Lise gençliği değer yargıları: Malatya Lisesi örneği

Değer kavramı yüzyıllar boyunca üzerinde konuşulan konular arasında yer almış, felsefi tartışmalara konu olmuş, kişilerin yargılarıyla, toplumların yaşamlarıyla, ahlâkî ilkeler ve inançlarıyla ilişkilendirilmiş, farklı şekillerde tarif edilmiş, fakat üzerinde uzlaşılmış bir tarifi yapılamamıştır. Değer, bireylerin kişisel ve toplumsal olarak neye ne zaman ne kadar önem verdikleri ile ilgili bir kavramdır. Toplumun sürekliliği, düzeni, emniyeti, mutluluğu, barış içinde yaşaması, eşitlik, adalet, özgürlük, sevgi, saygı çerçevesinde mutlu bireyler ve aileler oluşturması, değerler sisteminin toplum tarafından içselleştirilmesiyle alakalıdır. "Lise Gençliğinin Değer Yargıları: Malatya Lisesi Örneği" adlı bu çalışma Malatya merkezinde bulunan bünyesinde Anadolu ve Genel Lise öğrencisini barındıran Malatya Lisesi'nde 200'ü kız, 155'i erkek olmak üzere toplam 355 öğrenci üzerinde yapılmıştır. Küme örnekleme yöntemiyle evrenden öğrenci seçimi yapılmış her sınıf düzeyinde cinsiyetler dikkate alınarak %25'lik bir örneklem grubu oluşturulmuştur. Betimsel bir çalışma olan bu araştırmada veriler anket ve ölçek araçları kullanılarak toplanmış, SPSS programı ile analize tabi tutulmuştur. Çalışmada değerlerin bir kavramsal çerçevesi oluşturularak sosyolojik açıdan değerlerin önemi üzerinde durulmuş, lise gençliğinin sosyal, dini, ailevi değerleri değer yargıları açısından betimlenmeye çalışılmıştır. Araştırma sonucunda gençlerin milli ve manevi değerlere önem verdikleri, dinin eylem boyutlarını yerine getirmede pasif davrandıkları, aile ve arkadaşlık değerlerini oldukça önemsedikleri, bireysel, toplumsal ve modern değerlere katılımlarının yüksek olduğu görülmüştür. Bunun yanında hayat görüşü, yaşam biçimi, gelecek beklentisi konularında gençlerin kendilerini farklı gördükleri, bireysel zihinlerde ve toplumsal yaşamda değerlerin yozlaştığı gençler tarafından önemli sorunlar olarak ortaya konmuştur. Anahtar Kelimeler: Değer, Norm, Tutum, İnanç, Gençlik

Değer yargısıDeğerlerGençler+4
Mahmut Dişkaya
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Güvencesizliğin sosyolojisi: Tuzla Tersaneler Bölgesi çalışanları üzerine bir araştırma

Bu çalışma, Tuzla Tersaneler Bölgesi, gemi inşa sektöründeki çalışma ilişkileri kapsamında ortaya çıkan güvencesizliğin çalışanlar üzerindeki çok yönlü (toplumsal, kültürel, psikolojik, politik vb.) etkilerini konu edinmektedir. Tersane işlerinde çalışanların deneyimlediği, çalışma şartlarının neden olduğu güvencesizliğin, oluşumunda ve gelişiminde rol oynayan faktörler ve güvencesiz şartlarda çalışan kesimlerin anlam dünyaları bütüncül bir bakış açısıyla irdelenmektedir. Ayrıca güvencesizliğin yarattığı ve dayattığı belirsiz ve riskli durumlar ile başa çıkma stratejileri konusunda tersane çalışanlarının kendi bakış açıları ve beklentilerinin tespiti amaçlanmaktadır. Alan araştırmasına dayanan bu doktara tezi, İstanbul/Tuzla Tersaneler Bölgesi'ndeki gemicilik işlerinde, taşeron ve gündelik olarak istihdam edilen 301 tersane çalışanına 70 sorudan oluşan anket formu uygulanarak gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler yapılan gözlemler ve enformel görüşmelerle desteklenmiştir. Araştırma bulguları bağlamında şu tespitlere ulaşılmıştır: Gemi inşa sektöründe çalışanlar kötü çalışma şartları, düşük ücret, sosyal hakların zayıflatılması vb. boyutları/sonuçlarıyla güvencesizliği derinlikli bir şekilde deneyimlemektedir. Taşeronluk uygulamalarıyla geçiciliği, belirsizliği yoğun yaşayan tersane çalışanlarında iş güvencesizliği algısı artmaktadır. Gemi inşa sektöründe iş kazalarının yaşanmasında güvencesiz çalışma ortamı ve koşulları büyük etkendir. Yaşanan güvencesizlikler çalışanların fiziksel ve psikolojik sağlıklarını olumsuz etkilemekte ve sosyal yaşam dünyalarını bozarak dayanışma bağlarını zayıflatmaktadır. Tersane çalışanları arasında düşük ücret ve ödemelerdeki belirsizlikler süreklileşmiş borçlu bir yaşamı dayatmaktadır. Çalışanlar arasındaki yaygın güvencesizlik sendikal faaliyetlere yaklaşımı geriletmekte ve onların örgütlenmelerini engellemektedir. Bu bağlamda güvencesizlik, işveren/sermaye karşısında kırılgan ve savunmasız bir varoluşun, kötü şartlarda, düşük ücrete ve sürekli iş güvencesizliği algısının, iş yaşamında yaygın istikrarsızlığın vb. durumların egemen olduğu bir yaşam şeklini dayatmaktadır. Sosyolojik bir travma halinin yarattığı örselenmişliğin genelleşmiş hali olan güvencesizlik, toplumsal açıdan yoksulluğun, yalnızlaştırılmanın, dışlanmanın, ötekileştirilmenin, sömürülmenin yeni boyutunu oluşturmaktadır. Anahtar Kelimeler: Güvencesizlik, Esneklik, Gemi İnşa Sektörü, Tersane, Neo-liberal Politikalar, Tuzla Tersaneler Bölgesi, Prekarya.

Gemi inşaat sektörüGemi inşaatıGemi inşaatı endüstrisi+4
Mevlüt Yılmaz
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
DoktoraAçık ErişimTR

Çingeneliği anlamanın imkânı: Çingeneler üzerine sosyolojik bir araştırma (Malatya örneği)

Bu doktora çalışmasında, Malatya'da ikamet eden Çingenelere sosyolojik açıdan yaklaşılmakta, bu kapsamda; Çingenelerin sosyo-kültürel/ekonomik/politik özellikleri, dini yaşamları, değişen meslekleri, genel olarak başta dışlanma ve yoksulluk olmak üzere deneyimledikleri sorunlar ve bu sorunlarla baş etme stratejileri, Çingene olmayanlarla ilişkileri ve gelecekten beklentileri gibi konulara yoğunlaşılmaktadır. Çalışma, Malatya ilinde ikamet eden 249 katılımcıya uygulanan anketin yanı sıra görüşme ve gözlem verileriyle de desteklenen bir alan araştırmasına dayanmaktadır. Araştırma bulguları bağlamında, Malatya'da yaşayan Çingenelerin eğitim düzeylerinin düşük olduğu, erken yaşta evlenmenin yaygın olduğu, genelde marjinal işlerde çalıştıkları, işsizliği, yoksulluğu, güvencesizliği yoğunluklu deneyimledikleri, Çingene olmayanlarla ilişkilerinin sınırlı olduğu, çeşitli dışlanma pratiklerine maruz kaldıkları, sağlıksız konutlarda barındıkları ve suç işleme düzeylerinin yüksek olduğu gibi bulgulara ulaşılmıştır. Öte yandan, Çingenelerin sosyo-tarihsel arka planından hareketle "Çingenelik"in inşasında ve kamusal alanda yeniden üretilmesinde genel olarak Çingenelere yönelik mit, söylence, önyargı, damga gibi faktörler dizisinin etkili olduğu bulgulanmıştır. Anahtar Kelimeler: Çingeneler, Çingenelik, Çingene Kültürü, Çingene Kimliği, Dışla(n)ma, Ötekilik, Dezavantajlılık, Marjinallik, Malatya.

Dezavantajlı gruplarDışlanmışlıkKimlik+7
Muhammet Fırat
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yaşlanma sürecinde karşılaşılan sorunların yaşam kalitesine olan etkileri: Elazığ ili örneği

Yaşlılık süreci pek çok değişim ve sorunun yaşandığı çok yönlü ve karmaşık bir süreçtir. Yaşlılık dönemi kendi içerisinde birçok farklı özelliği ve değişimleri barındırdığı için tek ve genel bir tanımı bulunmamakta ve farklı şekillerde tanımlanmaktadır. Yaşlılık sürecinde kaliteli bir yaşam geçirmek yaşlılar açısından oldukça önemli bir faktördür. Bu çalışma, yaşlı bireylerin yaşlılık süreçlerinde karşı karşıya kaldıkları sorunların, onların yaşam kaliteleri üzerinde nasıl bir iz bıraktığını ele almayı amaçlamaktadır. Bu kapsamda yaşlılık sürecinde ortaya çıkan sorunlar ve yaşam kalitesinin parametreleri analiz edilerek, bu sorunların yaşlı bireylerin yaşam kalitelerini ve yaşam doyum seviyelerini hangi açılardan ve ne ölçüde etkilediği ortaya konulmuştur. Yaşlılık sürecinde yaşanılan sorunlara bağlı olarak yaşlı bireylerin yaşam kalitelerinin hangi düzeylerde olduğunu ortaya koymayı amaçlayan bu araştırma, Elazığ ilinde 50 yaşlı birey üzerinde uygulanan 61 sorudan oluşan bir görüşme formu ile gerçekleştirilmiştir. Araştırma sonucunda, yaşlı bireylerin maddi durum, sağlık durumu, sosyal durum ve duygusal durum açısından istenilen düzeyde olmadıkları yaşlı bireylerin verdikleri cevaplar gözlemlerden anlaşılmıştır. Ayrıca araştırmada yaşlı bireylerin bu süreçten memnun olmadıkları ve yaşlılık sürecini daha çok hastalık, muhtaçlık, fazlalık vb. gibi olumsuz değer yargılarıyla tanımladıkları saptanmıştır. İçerisinde bulunduğu yaşam sürecini olumsuz olarak algılayan ve yaşadığı sorunlara bağlı olarak bu süreçten memnun olmayan bireylerin yaşam kalitesi açısından olumsuz bir dönem geçirdiği bulgusuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Yaşlanma, Yaşlılık, Yaşlı Sorunları, Yaşam Kalitesi

Yaşam kalitesiYaşlanmaYaşlılar
Merve Sefa Demir
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2016
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hükümlülerin topluma kazandırılmasında denetimli serbestliğin rolü: Malatya ili örneği

Batılı ülkelerde ceza infazının bel kemiği haline gelmiş olan Denetimli Serbestlik ülkemizde de yakın bir zamanda kullanılmaya başlanmıştır. Bu sistem sayesinde, suça karışmış olan kişiler toplum içerisinde sorumluluk alarak, sosyal hayata adaptasyon süreçleri hızlandırılmaya çalışılmaktadır. Bu çalışma, suçlu olarak görülen insanların topluma yeniden kazandırılıp kazandırılamayacağını, Denetimli Serbestlikte eğitim ve iyileştirmenin bu konudaki rolünü ortaya çıkarmayı amaçlamıştır. Çalışma, Ocak 2014-Ocak 2015 tarihleri arasında Malatya ili örneğinde, sistemden seçilen 75 kişiden elde edilen verilere odaklanmıştır. Yapılan hesaplamalarda toplam kişi sayısının 803 kişi olduğu saptanmıştır. Her gruptaki kişilerin yüzde onu alınarak anket uygulanmıştır. Yapılan hesaplamalarda, dört grupta toplam 75 kişiye: SAMBA' dan 49, Öfke Kontrolünden 13, HAYDE' den 10 ve ÇMP' ye katılanlardan 3 kişiye anket uygulanmıştır. Bunun için Denetimli Serbestlik Sisteminin uygulanışı ve sonucunda hükümlü, sanık veya şüphelilerin Denetimli Serbestlik kapsamında ıslahının, iyileştirme ve eğitiminin mümkün olup olmadığı tartışılmaktadır. Takip edenlerin tespiti toplumsal süreçler içinde birer gerekliliktir: Denetimli Serbestlikte eğitim ve iyileştirme etkinliğinin değerlendirilmesi bir ihtiyaçtır. Denetimli Serbestliğin kişinin tekrar suç işlemesini önlemede daha işlevsel hale gelmesi amacıyla mevcut uygulamanın incelemesinin yapılması gerekmektedir. Bunların yanında sistemin eksik yönleri ile uygulamadaki aksaklıklarının da tespit edilmesi gerekmektedir. Bu çalışma, Malatya ili örneğinde bir durum tespiti yapmayı hedeflemektedir. Çalışma, kaynak taraması, kayıtlar ve anket verileri üzerinden konuyu işlemektedir. Çalışma üç ana bölümden oluşmaktadır. İlk olarak giriş kısmı yer almaktadır. Birinci bölümde, Denetimli Serbestlik Sisteminin ne anlama geldiği, uygulamaları ve temel ilkeleri tanımlayan kavramsal ve kuramsal çerçeve yer almaktadır. İkinci bölümde, çalışmanın metodolojisi yer almaktadır. Üçüncü bölümde ise bulgular üzerinde durulmaktadır. Çalışmanın bulguları bölümünde hedef ve amaçlar doğrultusunda alt başlıklar oluşturularak beş aşamada ele alınmıştır. Bu aşamalar; hükümlünün, sosyo-demografi, hane halkı ve aile, ekonomik durum, suç ve Denetimli Serbestlik süreci ile ilgili bulgulardır. Son olarak sonuç ve öneriler üzerinde durulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Denetimli Serbestlik, Eğitim ve İyileştirme, Topluma Kazandırılma, Grup Çalışmaları.

Ceza infaz kurumlarıDenetimDenetimli serbestlik sistemi+4
Semra Porsuk
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Nilüfer Göle'de "Batı-dışı modernlik"in bir imkânı olarak Türk modernleşmesi

Sosyal bilimcilerin kavram analizleri bilinen teorik çalışmalardandır. Modernleşme ve yönü uzun yıllardan beri tartışılan konular arasında yer almaktadır. Bu çalışma, Nilüfer Göle'nin ötekine akan kavramlarının, imkânlarının derinleştirilmesine odaklanarak, Türk modernleşmesini okumasında başat bir kavram olan "Batı-dışı modernlik"i ele almıştır. Metedolojik olarak bu konu, Göle'nin kavramları, eserleri ve söyleşileri üzerinden söylem analizi ile okunmaya çalışılmıştır. Araştırma üç bölümden oluşmuştur. Araştırma yazarın kavramlarını birbirlerini etkilemeleri bağlamında ele aldığından, sözü edilen "eleştirel" okuma, kavramların sorunsallaştırdığı noktalar üzerinde yoğunlaşmaktadır. Göle'nin kavram haritasının "eleştirel" analizi, kavramların doğası, imkânları ve sınırlılıkları ekseninde yapılmaya çalışılmaktadır. Yazarın kavram haritasının hem imkânı hem de buhranı olarak görülen "farklılık ve farklılığa bakış açısını" analiz edebilmek için, kavramların Türk modernleşme tarihindeki yansımaları gösterilmeye çalışılmıştır. Böylelikle yazarın, Türk toplumunun modernleşme sürecinin paradigmal zeminindeki konumu belirlenmeye çalışılmıştır. Göle'nin kavram örüntülerinin imkânları; gelenek-modernlik köprüsü ve ötekilik bağlamında derinleştirilmiştir. Çalışmanın kamusal alana hâkim olan bakış açısının çözümlenmesi, farklılığın kazanımlarını elde ettikten sonra, diğer farklılıkları ötekileştirmesi, kendini kültür bütününün temsilcisi olarak görmesi olarak ifade edebilecek "ötekisiz dünya" algısını kırmak için gerekli olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Batı-dışı modernlik, karşılaşma, eşzamanlı modernlik, iç içe girişler, Nilüfer Göle

Göle, NilüferModernleşmeModernlik+2
Esra Erol Altınışık
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ücretli ev içi hizmette çalışan kadınların deneyimleri ve gündelik direniş biçimleri: Taktikler ve stratejiler

Doğal, gündelik ve sıradan olarak tanımlanan gündelik hayat, cinsiyet temelli eşitsizliklerin yeniden üretildiği ve deneyimlendiği pratikleri içinde barındırır. Bu pratikler ev içi alanda daha görünür hale gelerek kadınlık normunu belirlemekte ve cinsiyet rollerinin farklılaşmasını sağlamaktadır. Dolayısıyla özel alanla özdeşleştirilen kadınların ev içindeki emekleri görünmez kılınırken, ücretli başka bir evde sergiledikleri emekleri de diğer emek biçimlerine göre değersizleştirilmektedir. Kadınlar, hem kendi ücretsiz ev içi emeklerinde hem de ücretli olarak gittikleri ev içi hizmetlerinde farklılaşan cinsiyet rollerini ve tahakküm ilişkilerini deneyimleyerek, kendi özneliğini yeniden inşa etmektedirler. Buradan hareketle söz konusu bu çalışma; ücretli ev içi hizmette çalışan kadınların gündelik rutinini tesis etme, sürdürme ve koruma pratiklerinin neler olduğuna odaklanarak, "ev" mitinin yarattığı kırılganlığı sorunsallaştırmayı amaçlamaktadır. Bu kırılganlığın yarattığı güç ve iktidar ilişkileri ile baş etme "stratejilerinin" ve "mikro direniş" biçimlerinin neler olduğunu araştırmak çalışmanın temel amacı arasında yer almaktadır. Direnme, temel anlamda insanların gündelik hayatlarından sürekli olarak karşılaştıkları iktidar ilişkileri içinde yaşadığı zorluk, baskı ve haksızlıklara karşı varlığını sürdürebilmek için vermiş olduğu bir mücadele biçimidir. Çalışmanın amacı kapsamında amaçlı örneklem yöntemi ile seçilen ve Muğla'nın Ortaca ilçesinde yaşayan ücretli ev hizmeti veren 20 kadın ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yapılan görüşmeler belli temalar ve alt kodlar doğrultusunda kategorize edilerek tartışılıp yorumlanmıştır.

AtaerkilCinsiyetDireniş+4
Kübra Gümüş
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

6 Şubat depremi sonrası dayanışmayı okumak: Burdur ili örneği

Dayanışma en temel anlamı ile toplumda ortak çıkarlara, ortak değerlere, ortak inançlara ve ortak duygular ışığında ortaya çıkan eylem olarak tanımlanmaktadır. Bu bağlamda bu çalışma deprem sonrası yardım faaliyetlerini "Karşılıklı Yardımlaşma" kavramı üzerinden ele almaktadır. Karşılıklı yardımlaşma, anarşist düşünür olan Kropotkin'in ortaya attığı bir kavramdır. Kropotkin, karşılıklı yardımlaşmanın insanın içinde olan bir dürtü olduğunu ifade eder. Karşılıklı yardımlaşma hayvanlar arasında türlerin yaşamlarının devamı için gerekli olduğu kadar; insanlar arasında da insanın gelişmesi için önemlidir. Karşılıklı yardımlaşma, insanın içinde bulunan doğal bir dürtüdür. Kropotkin insanların, birbirleri için karşılıklı yardımlaştıkları görüşündedir. 6 Şubat 2023 Kahramanmaraş merkezli deprem, Türkiye'nin 11 ilini etkilemiştir. Sonrasında hemen hemen bütün illerde yardım faaliyetleri gerçekleşmiştir. Gerçekleşen yardım faaliyetleri gerek formel kurumlar desteğinde gerekse de enformel kurumlar desteğinde gerçekleşmiştir. Bu süreçte formel kurumlardan tamamen bağımsız olarak, vatandaşlar da örgütlenmiş ve bireysel ve grup olarak da yardı faaliyetleri gerçekleştirmişlerdir. Bu çalışma, vatandaşların bireysel olarak katılım gösterdiği dayanışma ağı özelinde ele alınmıştır. Çalışmada, gönüllü olarak katılım gerçekleştiren 20 görüşmeci ile görüşme formu üzerinden nitel bir araştırma gerçekleşmiştir. Gönüllülerin resmi kurumlardan destek almamaları dikkate alınmış olup, gerçekleştirdikleri yardım faaliyetleri, Kropotkin'in karşılıklı yardımlaşma kavramı ekseninde analiz edilmiştir. Bu bağlamda çalışmada öncelik olarak dayanışma kavramı, literatür taraması ile ele alınmıştır. Sonrasında karşılıklı yardımlaşma kavramı ekseninde anarşizm ideolojisi ve Kropotkin anarşizmi literatür taraması ile ele alınmış olup; karşılıklı yardımlaşma kitabının analizine de yer verilmiştir. Çalışmanın son bölümünde ise görüşmecilerin ifadeleri doğrultusunda karşılıklı yardımlaşma kavramı ile analiz gerçekleşmiştir.

AnarşiAnarşizmDayanışmacılık+1
Sıla Berfin Söylemez
Burdur Mehmet Akif Ersoy University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Çalışan kadınların sağlık bilincinin sosyolojik analizi (Malatya örneği)

Tıbbi olduğu kadar sosyal ve kültürel bir olgu olan sağlık, sosyolojinin ilgilendiği önemli konulardan biridir. Sağlığı sosyal ve kültürel süreçler ve değişkenler açısından ele alan sağlık sosyolojisi, sağlığın diğer sosyal kurumlarla olan ilişkisini gözler önüne sererek, hem bireysel hem de toplumsal sağlığa önemli katkılar sağlayan bir alandır. Günümüzde temel değerlerden biri haline gelen sağlık, sosyal ve kültürel açıdan değerlendirildiğinde önemli gelişmelerin ve değişimlerin yaşandığı bir alan olarak dikkat çekmektedir. Bu gelişmelerin en önemlilerinden biri de sağlık bilgisinin toplumsallaşmasıdır. Bireylerin sağlığa olan ilgilerinin ve bilgilerinin arttığı bu süreç, sosyal ve kültürel alanda önemli sonuçlar doğurmaktadır. Bu çalışma, çalışan kadınların sağlık bilincini ve bu bilincin düzeyini sosyal ve kültürel süreçler bakımından ele alarak açıklamaya çalışmaktadır. Çalışan kadınların sağlığını, sağlığa etki eden sosyal ve kültürel faktörler açısından ele alarak, sağlık bilgisinin toplumsallaşması sürecini toplumsal dinamikler ele alınarak irdelemektedir.

Muzaffer Çağlar Kurtdaş
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2013
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sosyolojik açıdan Mevlâna'nın ölüm olgusuna yaklaşımı

Ölüm, birçok düşünür ve çeşitli disiplinler tarafından ele alınan bir olgudur. Ölüm olgusu, toplumsal ve kültürel yapı ve/veya yapılara göre farklı anlamlar içerir. Sözgelimi, geleneksel toplumlar 'ölüm' ile içli dışlı iken; modern toplumlarda ölüm, en önemli korku unsurlarından birisi olarak değerlendirilmiş ve ötelenmiştir. Postmodern dönemdeki toplumsal yapı içerisinde ise ölüm, üstesinden gelinmeye çalışılan bir husus gibi değerlendirilmiştir. Bu amaçla bu dönemde 'ölüm', tüketici bedenin oluşumunda önemli bir faktör olmuştur. Bu dönemde ölümsüzlüğe ulaşmak ve yaşlanmayı geciktirmek için sağlık, beslenme ve estetik gibi alanlar önem kazanmıştır. Toplumların tarihsel süreç içerisindeki değişimine göre farklı anlamlar kazanan ölüm olgusu, bu olgu üzerindeki değerlendirmelerde bulunan düşünürlere göre de farklı anlamlar içermektedir.Ölüm olgusu üzerinde değerlendirmelerde bulunan ve yaşadığı topluma bu değerlendirmeleriyle yön veren düşünürlerden birisi Mevlâna'dır. Mevlâna'nın ölüm olgusuna ilişkin yaklaşımı, aynı zamanda bu çalışmanın temasını oluşturmaktadır. Mevlâna'ya göre ölüm, özlemin bittiği kavuşmanın başladığı 'an'dır. Modern zamanın içini boşalttığı kavramlardan biri olan ölüm olgusuna Mevlâna pozitif bir anlam yüküyle yaklaşır. Mevlâna için 'ölüm' yokluk, tükeniş ve bitiş değil, aksine bu dünya da ruhun bedene mahkum hapis hayatının sona ermesi ve hürriyetine kavuşmasıdır. Bu açıdan Mevlâna çağlar ötesinden günümüzü aydınlatacak bir bakış açısı sunar. Anahtar kavramlar: Ölüm, modernite ve ölüm, postmodernite ve ölüm, Mevlâna'ya göre ölüm, varlık-yokluk, ölüm korkusu

Din sosyolojisiMevlana Celaleddin-i RumiModernite+2
Pelin Budak
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Ortadoğu halklarının gözüyle Arap Baharı

Bu çalışma, Ortadoğu' daki sosyal hareketlere yönelik bir sosyolojik çözümleme girişimidir. Ortadoğu' da "Arap Baharı" olarak adlandırılan sosyal hareketlerin özellikle toplumsal, siyasal ve ideolojik karakteristikleri, halkın toplumsal sorunları algılayışları tartışılmaktadır.Bu alanda yapılacak çalışmaların çıkış noktası, olguyu başkalarının gözüyle değil, Ortadoğuluların gözüyle görmeye ve anlamaya çalışmak olacaktır.. İncelenen ülkelerde birbirini izleyen ya da doğrudan etkileyen sosyal hareketler ele alınacaktır. Bunun amacı, hareketlerin toplumsal koşulların etkisi altında geçirdiği yapısal, ideolojik hatta eylemsel değişmeleri incelemektir. Böylece, Arap coğrafyasında yaşanan hareketlerin içinde yer aldıkları toplumsal yapı ile etkileşim içinde geçirdikleri değişimin daha ayrıntılı bir değerlendirmesini yapmak olanaklı olacaktır. Ayrıca Ortadoğu'daki değişen dengeleri ve bu değişimin dinamiklerini ortaya koyarak toplumun yapısındaki yenilenmeyi çözümlemek amaç edinilecektir. Çalışmanın amacı modernleşme sürecine giren Ortadoğu ülkelerinde ortaya çıkan ve önemli sonuçlar doğuran yeni sosyal hareketlerin, yapısal ve düşünsel özelliklerini çözümlemektir. Ortadoğu bölgesindeki 20 kişilik görüşmeler sonucunda halkın neye ve niçin tepki gösterdikleri sosyolojik anlamda tartışılacaktır. Ayrıca Ortadoğu ülkelerindeki sosyal yapıların değişiminden kaynaklanan demokratik çözümlemelerin değerlendirmesi yapılacaktır. Anahtar Kelimeler: Ortadoğu,Arap Baharı,Sosyal Hareketler,Yeni Sosyal Hareketler

Arap BaharıAraplarOrta Doğu+1
Fatma Solmaz
Fırat University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2014
00