
375
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Şeker otu (Stevia rebaudiana Bertoni) bitkisinin bazı verim ve kalite özellikleri üzerine farklı azot dozlarının etkisi
Bu tez çalışmasında farklı azot dozlarının Stevia rebaudiana bitkisinin verim (ilk çiçeklenme gün sayısı, bitki boyu, dal sayısı, yeşil herba verimi, yeşil yaprak verimi, kuru herba verimi, kuru yaprak verimi, yaprak/sap oranı, kuru yaprak/sap oranı) ve kalite (steviol glikozit içeriği) özellikleri üzerine etkisi araştırılmıştır. Deneme, 2011-2012-2013 yıllarında Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Araştırma ve Uygulama Arazisinde 4 tekerrürlü olarak tesadüf blokları deneme desenine göre 3 yıl süreyle yürütülmüştür. Ekimler 65 cm sıra arası ve 45 cm sıra üzeri mesafe olacak şekilde yapılmıştır. Her bir parsele fide dikiminden sonra farklı dozlarda (0, 5, 10, 15 ve 20 kg/da N) % 33 N içeren Amonyum Nitrat gübresi uygulanmış ve dikimden önce parsellere ayrıca 8 kg/da potasyum ve fosfor uygulanmıştır. Üç yılın ortalamaları değerlendirilmiş ve elde edilen verilere göre; çiçeklenme gün sayısı açısından en erken çiçeklenme 0 azot dozunda 162. günde görülmüştür. En yüksek bitki boyu 121 cm ile 10 ve 15 kg/da azot dozlarında tespit edilmiştir. En fazla ana dal sayısı 19 adet ile 10 kg/da azot dozunda görülürken, 2675.3 kg/da ile en fazla yeşil herba verimi 15 kg/da azot dozunda görülmüştür. En fazla yeşil yaprak verimi ise 1326.58 kg/da ile 10 kg/da azot dozunda görülürken, en fazla kuru herba verimi 750 kg/da ile yine 15 kg/da azot dozunda belirlenmiştir. En fazla kuru yaprak verimi 381.75 kg/da ile 10 kg/da azot dozunda görülürken, en fazla yaprak/sap oranı 1.09 kg/da ile kontrol grubunda tespit edilmiştir. Steviol glikozit açısından değerlendirildiğinde ise en fazla steviosid miktarı 12.40 ile 5 kg/da azot dozu uygulamasında görülürken, en yüksek rebaudiosid A oranı 5.65 ile 5 kg/da azot dozu uygulamasında görülmüştür. Çalışma sonunda 10 kg/da azot dozunun şeker otu yetiştiriciliği için uygun olduğu ve bitkinin Antalya koşullarında çok yıllık olarak yetiştirilebileceği sonucuna varılmıştır.
Yer fıstığı (Arachis hypogaea L.) germplasmında bazı hastalık ve zararlılara dayanıklılık genlerinin moleküler markerlerle belirlenmesi ve moleküler ıslah yardımıyla ileri hat ve çeşitlere aktarılması
Yerfıstığı tohumlarında yüksek oranda yağ ve protein barındıran, tüm dünyada talep gören önemli bir yağlı tohum bitkisidir. Tropikal ve subtropikal bölgelerde yoğun olarak yetiştirilen yerfıstığı birçok canlı ve cansız stres faktörüne maruz kalmakta ve bitkilerde vejetatif ve generatif gelişimi olumsuz etkilenmektedir. Yumuşak çürüklük, pas ve geç yaprak beneklenmesi hastalıkları ile kök-ur nematodu yerfıstığında gözlenen ve ciddi verim kayıplarına neden olan canlı stres faktörleridir. 256 adet genotipten oluşan yerfıstığı germplasmı bu stres faktörlerine dayanıklılık bakımından çalışılmış ve moleküler markerler kullanılarak karakterize edilmiştir. 186 adet genotipten oluşan dünya yerfıstığı mini kor koleksiyonu da bu germplasm içerisinde değerlendirilmiştir. Moleküler markerlere ait PCR ürünleri agaroz jel ve Fragment Analyzer® sistemi kullanılarak görüntülenmiştir. Yürütülen denemeler sonrası yerfıstığı germplasmında 142 genotip yumuşak çürüklük hastalığına dayanıklı olarak belirlenmiştir. Botanik varyeteler dikkate alındığında ise vulgaris botanik varyetesine ait 56 genotip, fastigiata botanik varyetesine ait 54 genotip ve hypogaea botanik varyetesine ait 28 genotip yumuşak çürüklük hastalığına dayanıklı olarak bulunmuştur. Mini kor koleksiyonunda yer alan 115 genotip ise dayanıklı olarak belirlenmiştir. Pas hastalığına dayanaklılığın tarandığı moleküler çalışmada 9 genotip hastalığa dayanıklı olarak belirlenmiş, dayanıklı genotiplerin çoğunlukla varyete hypogaea botanik varyetesine ait olduğu ortaya konmuştur. Dayanıklı genotiplerin 7 tanesinin mini kor koleksiyonda yer aldığı görülmüştür. Diğer bir fungal hastalık olan geç yaprak beneklenmesinde yapılan karakterizasyonda 15 genotip dayanıklı olarak germplasmda yer almıştır. Taksonomik olarak ise dayanıklı genotiplerin 10 tanesi varyete hypogaea, 4 tanesi varyete fastigiata (2) ve varyete vulgaris (2) botanik varyetelerine ait olarak belirlenmiştir. 1 genotip ise hirsuta botanik varyetesinde yer almıştır. Mini kor koleksiyonda ise 7 genotip dayanıklı olarak ortaya konmuştur. Kök-ur nematoduna dayanıklılık bakımından yapılan moleküler taramada germplasm içerisinde dayanıklı genotipe rastlanmamıştır. Nematod dayanıklı genotipler geliştirmek amacıyla tez çalışması kapsamında melezleme programı oluşturulmuş ve dayanıklı çeşitler, COAN ve NemaTAM, ülkemizde talep gören NC-7 ve runner grubundan Florunner çeşitleri ile melezlenmiş ve dayanıklılık bu çeşitlere aktarılmıştır. Bu tez çalışması ülkemizde yerfıstığında önemli biyotik stres faktörlerine karşı yürütülen en kapsamlı dayanıklılık çalışması olmakla birlikte karakterizasyonun moleküler olarak yapılması ile de ilktir.
Sorgum (Sorghum bicolor (L.) moench) koleksiyonunda Sorgum afitine (Melanaphis sacchari (Zehntner)) dayanıklılık ve uzun boy karakterlerinin moleküler markerler yardımıyla belirlenmesi
Farklı iklim ve çevre koşullarına yüksek adaptasyon yeteneği, etkin su tüketimi, birim alandan sağladığı yüksek miktarda biyokütle gibi özellikler sorgum bitkisini önemli bir enerji bitkisi haline getirmektedir. Uzun bitki boyu özelliğinin biyokütleye olumlu, abiyotik ve biyotik stres faktörlerinin verime olumsuz etkisi sorgum bitkisinde ıslah amaçlarına yön vermektedir. Bu doğrultuda, uluslararası kökenli 561 adet genotipten oluşan sorgum koleksiyonu afit zararına karşı dayanıklılık bakımından moleküler işaretleyiciler yardımıyla çalışılmıştır. Ayrıca, bu koleksiyonda 2 yerde (Antalya ve Konya) afit dayanıklılığı bakımından gözlemler gerçekleştirilmiş ve bu lokasyonlara ait afit örnekleri alınıp tür teşhisi yapılmıştır. Bitki boyu ölçümleri ise 2 yetiştirme döneminde (2013 ve 2014), 2 farklı yerde (Antalya ve Konya) gerçekleştirilmiş, bu yıl ve loksayonlara ait yaprak örnekleri kullanılarak 4 farklı moleküler işaretleyici ile bitki boyu karakterizasyonu yapılmıştır. Sonrasında elde edilen PCR ürünleri hem agaroz jel görüntüleme cihazında hem de yüksek çözünürlüğe sahip Fragment Analyzer® sisteminde görüntülenmiştir. 2013 yılında Antalya'da, tarla koşullarında yapılmış olan bitki boyu ölçümlerinde 353 adet genotip uzun, 196 adet genotip kısa olarak belirlenmiştir. 2013 yılına ait agro-morfolojik ve moleküler verilerin değerlendirilmesiyle seçilmiş olan 53 genotip ve 9 standart çeşit kullanılarak, 2014 yılında Antalya'da yapılan ölçümlerde 57 genotip uzun, 5 genotip kısa; Konya için 52 genotip uzun, 10 genotip ise kısa olarak gruplandırılmıştır. Sorgum afitine karşı dayanıklılık çalışması için yapılan moleküler analizler sonucunda koleksiyonda 91 adet genotip dayanıklı olarak karakterize edilmiştir. Temin edilen yerler dikkate alındığında, belirlenen genotiplerin 27 tanesi USDA'dan sağlanmış olup çoğunlukta Etiyopya kökenli iken, 61 adet genotip ICRISAT'tan tedarik edilmiş olup genelde Güney Afrika, Svaziland ve Leshoto kökenlidir. Dayanıklı olarak belirlediğimiz 3 genotip ise yerel çeşitlerimiz arasında yer almaktadır. Tarla koşullarında yapılan dayanıklılık çalışmalarında Antalya'da 19 adet genotip ve 2 çeşit Rhopalosiphum maidis (mısır yaprak afiti) olarak belirlenmiş olan afit türüne karşı, Konya'da ise 2 genotip Rhopalosiphum padi (buğday yaprak afiti) türüne karşı potansiyel toleranslı olarak değerlendirilmiştir. BSS 507 numaralı genotip hem moleküler analizlerde hem de her iki lokasyonda gerçekleştirilen tarla gözlemlerinde dayanıklı olarak belirlenmiştir.
Farklı tarım sistemlerinde yetiştirilen biber ıslahında genetik araç olarak kullanmaya uygun yapay mutantların seleksiyonu
Ülkemizde melez çeşit ıslahı ve tohumculuğuna devlet eliyle büyük teşvikler yapılmaktadır. Bu kapsamda özel ve kamu girişimcileri daha çok F1 çeşitlerini açarak geliştirdikleri ebeveynleri kullanarak başarılı olan melez çeşitler geliştirmişler ve bunları pazarlamaya başlamışlardır. Ancak yapay mutasyonlarla elit gen havuzunda kullanmaya uygun genetik araçların geliştirilmesi ve bunların melez çeşit ıslahı programlarında değerlendirilmesi ihtiyaç duyulan etkinlik artışını ve bu alanda yabancı firmaların çeşitleriyle rekabeti mümkün kılacaktır. Bu ihtiyaç ve gerekçeden yola çıkarak, dar fakat kullanışlı heterozigot genetik ortamlarda elde edilecek herhangi bir özellikteki yapay mutantları izole ederek bunları karakterize etmek, daha sonra ebeveyn geliştirmede ve o gen havuzu için transgresif açılmaların ve/veya heterotik etkilerin 'aracı' (tools) olarak kullanmak bu tezin temel amacını oluşturmaktadır. Kendine döllenen bir tür olan biberde pratik anlamda heterozisin sınırlı olması nedeniyle, genetik ilerleme bakımından potansiyel arz eden tarla ve örtüaltı yetiştiriciliğine uygun iki adet F1 biber çeşidi 'Mert ve Ergenekon' genetik materyal olarak seçilmiştir. Bu çeşitlerin F1 tohumlarına farklı iki dozda gamma ışını uygulayarak; (a) morfo-fizyolojik ve üreme özelliklerinde ortaya çıkan mutantları F2M2 generasyonunda seçmek ve bunları ışınlanmamış F2 kontrolu ile teyid etmek; (b) Elde edilen mutantları F3M3 generasyonunda teyid etmek, yöntemi oluşturmaktadır. Bunun için bir ışınlama dozunda 1000 adet F1 tohumu kullanılmış, F1M1 bitkilerinden kimerik durum dikkate almak için en az üç farklı yerden meyve ve tohum hasadı yapılmıştır. Tohum elde edilen 1299 F1M1 bitkisinin dölleri olarak F2M2 generasyonunda aile olarak yetiştirilmiştir. Fide devresinde kotiledon ve fide morfolojisi şeklindeki mutagenik değişimler özellikle klorofil mutasyonları açısından gözlenmiştir. Bilahare, antosiyan ve diğer renk farklılıkları, çiçeklenme, meyve şekli ve yapısı, yaprak boyu ve genişliği, bitki boyu, meyve eti sertliği ve kalınlığı gibi pek çok morfofizyolojik özellik incelenmiş; meyve oluşturmayan aileleler kısırlık bakımından değerlendirilmiş, küçük çiçekler veya aşırı çiçeklenen bitkiler potensiyel kısır bitki olarak dikkate alınmıştır. Keza, kısırlık bakımından açılan bir ailenin bütün fertil bitkileri heterozigot haldeki resesiflerin kısırlık kaynağı olarak ayrı ayrı hasat edilip sonraki yıl teyid ve ileri incelemeler için kullanılmıştır. Kısır ve her türlü potansiyel mutant üçüncü generasyonda F3M3 olarak teyid edilmiş, aile bazında kalitatif/kantitatif belirlemeler yapılmış, determinat büyüme, çiçek sapında çok çiçeklilik, dallanma şekli, meyve şekli, rengi ve uzunluğunda ve ayrıca meyve oluşturmayan (kısır) 5 mutant aile saptanmıştır. Bazı tekerrürlü deneme gerektiren kantitatif özelliklerdeki mutantların teyidi ve kısır mutantların yarar bakımından karakterize edilmesiyle bu sayının artması mümkün görünmektedir.
Türkiye'de endemik olarak yetişen Cicer isauricum P.H. Davis'in yayılışı ve canlı stresleri
Fabaceae familyası içerisinde bulunan Cicer L. cinsi 49 taksona sahiptir ve bu taksonlardan 17'si ülkemizde yayılış göstermektedir. Bu çalışma ile Türkiye'de endemik olarak yetişen çok yıllık nohut türlerinden biri olan Cicer isauricum P.H. Davis'in yayılış alanları ve canlı stres etmenleri belirlenmiştir. Endemik olan bu türün sadece ülkemizin C3 karesinin doğusunda (Akseki/Antalya, Alanya/Antalya, Hadim/Konya ve çevresinde) yayılış gösterdiği bilinmekteydi. Ancak bu çalışma ile Antalya kent merkezini kuzeybatıdan çevreleyen Güllük dağlarında bulunan Geyikbayırı köyünde bu türe ait yeni populasyonlar keşfedilmiştir. Türün C3 karesinin genelinde potansiyel yayılım alanı yaklaşık olarak 7000 km2'dir. Bu verilere göre; IUCN (Dünya Doğa ve Doğal Kaynakları Koruma Birliği) tehlike kategorisi "EN" (tehlikede) olarak güncellenmiştir. Yapılan incelemeler sonucunda tür üzerinde etkisi olan canlı stres etmenleri belirlenmiştir. Birincisi nohut bitkisinin en büyük zararlılarından olan yaprak ve taze baklaları tüketerek yaşamını sürdüren yeşil kurt (Helicoverpa armigera Hübner syn. Heliothis armigera Hübner)'tur. Buna ek olarak, çok yaygın olmasa da tür etrafında parazit olarak yaşayan canavar otu (Orobanche sp.) türleri de tespit edilmiştir. Yeşil kurt ve canavar otu türün yeni populasyonlarının keşfedildiği bölgelerde görülmüş ve fenotipik olarak gözlenmiştir. Diğer bir canlı stresi nohutta (Cicer arietinum L.) verim kaybına yol açan en önemli hastalık olan nohut yanıklık hastalığı (antraknoz)'dır. Yanıklığa yol açan hastalık etmeninin tanısı morfolojik olarak ve ribozomal DNA'nın ITS (internal transcribed spacer) bölgesinin dizilenmesi sonucunda moleküler olarak yapılmıştır. Mantar DNA'sına ait ITS bölgesinin dizisi 556 baz çifti uzunluğunda bulunmuştur. Elde edilen diziyle yapılan BLAST analizi sonucunda kültür nohudunda da yanıklığa yol açan mantarın [Ascochyta rabiei (Pass.) Labr.] eşeyli üreme formu Didymella rabiei Kovachevski olduğu belirlenmiştir. Bu tez çalışması ülkemizde Cicer isauricum türünde yapılan ve canlı stres faktörlerini inceleyen ilk çalışmadır.
Şeker otu (Stevia rebaudiana Bertoni) bitkisinde ön uygulama ve farklı ortamların in vitro androgenesis üzerine etkileri
Bu tez çalışmasında, şeker otu olarak bilinen Stevia rebaudiana Bertoni bitkisinde, uygun tomurcuk aşamasının tespiti ve MS temel besin ortamında farklı hormon konsantrasyonları ile farklı ön uygulamaların in vitro androgenesis üzerine etkileri araştırılmıştır. Çalışmada kullanılan şeker otu bitkisinin farklı büyüklükteki tomurcukları alınarak çeşitli boyama yöntemleri kullanılmış ve en başarılı boyama yöntemi ise ethidium bromide ile gerçekleşmiştir. Anter kültürü için en uygun safha olan tek çekirdekli dönem tespit edilmiştir. Tek çekirdekli dönemdeki anterlerin, tomurcuk açılma durumuna göre sınıflandırılması gerektiği tespit edilerek, tomurcuk açılma ve anterlerin gelişme dönemleri arasında ilişki kurulmuştur. Çalışma, birinci yıl denemeleri ve ikinci yıl denemeleri olarak iki yıl boyunca yürütülmüş, birinci yıl elde edilen verilerin ışığında ikinci yıl denemelerine geçilmiştir. Bu amaçla ilk yıl denemerinde herhangi bir ön uygulama yapılmamış, uygun ortamlar tespit edilmiş ve ikinci yıl denemelerinde çalışma genişletilerek 2 ön uygulama, 1 kontrol grubu olmak üzere 3 farklı uygulama olacak şekilde yürütülmüştür. Birinci yıl denemelerinde 11 farklı ortamda yürütülen çalışmada 3 ortamdan kallus, çubuk embriyo ve embriyojenik kalluslar elde edilmiştir. MS 2.0 NAA+0.5 BAP ortamında %13.33 oranında embriyo elde edilmiş, bunu sırasıyla %10 kallus oluşturma oranı ile MS 0.5 2,4-D+0.5 BAP ortamı ve %3.33 kallus oranı ile MS 1.0 NAA+0.5 BAP ortamı takip etmiştir. Birinci yıl yapılan çalışmalarda elde edilen kalluslardan herhangi bir farklılaşma meydana gelmemiştir. İkinci yıl denemelerinde anterlere doğrudan sıcak (+35 °C) ve soğuk (+4 °C) uygulamaları yapılmış ve yapılan uygulamalar arasında farklılık gözlemlenmemiştir. İki kallustan elde edilen %37.5 embriyo oranı ile MS 2.0 NAA+0.5 Kinetin sıcak uygulaması, en başarılı ortam olarak gözlemlenmiş, bu ortamı %7.5 kallus oluşturma oranları ile MS 2.0 NAA+0.5 BAP kontrol ve soğuk uygulaması, MS 1.0 NAA+0.5 BAP kontrol grubu takip etmiştir. Sadece soğuk uygulaması sonucu elde edilen bitkilerden kallus aracılığıyla organogenesis meydana gelmiş, buradan elde edilen bitkiler çoğaltılarak bu bitkilerin stoma sayımı yapılmıştır. Yapılan sayımlarda bu bitkilerin kontrol grubu bitkilerinden bir farkının olmadığı yani diploid karakterde olduğu gözlemlenmiştir.
Tek yıllık nohut (Cicer sp.) türlerinin kuraklığa dayanıklılık için değerlendirilmesi
Bu çalı manın amacı kuraklık/yüksek sıcaklık stresine dayan ıklı nohut genotiplerini seçmek ve bunun için en uygun seleksiyon kriterini belirlemektir. 377 kültür formu ve 68 tek yıllık yabani nohut formu ( Cicer bijugum, C. chorassanicum, C. cuneatum, C. echinospermum, C. judaicum, C. pinnatifidum, C. reticulatum and C. yamashitae ) olmak üzere toplam 445 nohut genotipi kuraklı ğ ın ve yüksek sıcaklı ğ ın artarak ortaya çıktı ğ ı Antalya' da normal ekim tarihinden 2 ay geç olara k ekilmi tir. Her 10 test genotipi arasına konfirmasyon için kuraklı ğ a hassas (ILC 3279 ve ILC 6817) ve kuraklı ğ a dayanıklı (ICC 4958 ve ICCV 96029) genotipler eki lmi tir. Tüm genotipler kuraklık ve yüksek sıcaklık stresine dayanıklılık i çin gözlenmi tir. De ğ erlendirmeler; iki hasssas genotip öldükten sonra 1 (kuraklık/yüks ek sıcaklı ğ ın etkisi yok)- 9 (tüm bitkiler kuraklık/yüksek sıcaklık) skalasına göre y apılmı tır. Đ ki hassas genotipte ve test genotiplerinin ço ğ unda verim kayıpları % 100'e çıkmı tır. Desi (küçük ve kahve rengi taneli) nohutlar genelde kabulilerden (büyük ve kre m rengi taneli) kuraklı ğ a ve yüksek sıcaklı ğ a daha dayanıklıdır. ACC 316 ve ACC 317 desi nohutl arı tarla ko ullarında kuraklık ve yüksek sıcaklı ğ a (>40°C) dayanıklı olarak seçilmi tir. C. reticulatum ' un 4 ırkı ve C. pinnatifidum kuraklık ve yüksek sıcaklık (41.8 o C) stresine dayanıklı olarak seçilmi tir. Tane a ğ ırlı ğ ı çevresel streslerden en az etkilenen ve en yüksek kalıtım derecesine sahip özellik olmu tur ve erken dönem seleksiyon ıslahında kullanılabi lir. ii Nohutta kuraklık ve yüksek sıcaklı ğ a dayanıklılık ıslahında path ve multivaryete analizleri ilk çiçeklenme gün sayısı ve olgunla ma gün sayısının devamlı kuraklık ve yüksek kuraklık stresinden kaçı ta di ğ er fenolojik özellikler, hasat indeksi, biyolojik verim ve bitkide bakla sayısından önce de ğ erlendirilebilece ğ ini göstermi tir. C. reticulatum kültür formu nohutla melezlenebildi ğ i için kısa süreli ıslah programlarında kullanılabilir. ANAHTAR KEL Đ MELER: Nohut, Cicer arietinum , kuraklı ğ a dayanıklılık, yüksek sıcaklı ğ a dayanıklıl
Antalya ilinde yayılış gösteren Sideritis L. (Lamiaceae) taksonlarında genetik ilişkilerin DNA dizi analizi yöntemiyle belirlenmesi
Dünyada 224 cins ve yaklaşık 5.600 türle temsil edilen en geniş çiçekli bitki familyalarından birisi olan Lamiaceae familyası için önemli bir gen merkezi olan ülkemizde, bu familya toplam 45 cins, 565 tür ve 765 takson ile temsil edilmektedir. Lamiaceae familyasında yer alan ve 150'den fazla tür içeren Sideritis cinsi dünyada özellikle Akdeniz havzasında yayılış göstermektedir. Türkiye'de ise 36'sı endemik olan 55 tür ve tür altı seviyede takson ile temsil edilmektedir. Bu çalışmada morfolojik anahtarlar kullanılarak Sideritis cinsine ait bazı türlerin taksonomik olarak belirlenmesinde karşılaşılan zorluklar göz önünde tutularak DNA dizi analizi yöntemiyle genetik ilişkiler belirlenmeye çalışılmıştır. Antalya ilinde doğal olarak yayılış gösteren Sideritis cinsine ait 17 takson 34 lokasyondan örneklenmiş, her lokasyon üç genotiple temsil edilmiştir. Genotiplerden DNA analizleri için yaprak örneği alınmış, bitkinin kalan kısmı ise uçucu yağ analizlerinde kullanılmıştır. Ayrıca çok yıllık bazı türlerde uçucu yağ analizleri dışında toplam fenolik madde analizleri de yapılmıştır. DNA dizi analizleri için kloroplast (trnT ve trnL) ve nüklear ribozomal gen (5.8 S) primerleri kullanılmıştır. Bu gen bölgeleri sekanslanarak türler arasındaki ilişkiler incelenmiştir. Elde edilen sonuçlara göre kloroplast primerleri ile seksiyon düzeyinde başarılı bir ayırım yapılmıştır. Ancak türler düzeyindeki ayırımda başarı sağlanamamıştır. Bu nedenle Sideritis türlerinde taksonomik sorunların aşılmasına yönelik olarak daha kesin sonuçların elde edilmesi için daha çok sayıda primerle çalışılarak daha fazla gen bölgesinin karşılaştırılması gerektiği sonucuna varılmıştır.Sideritis türlerinin uçucu yağ verimi %0.0-0.3 aralığında bulunmuştur. En yüksek değer S. congesta türünün Akseki lokasyonundan (%0.3) elde edilmiştir. İkisi tek yıllık olan 10 populasyon ve 12 genotipe ait toplam 22 adet uçucu yağ örneğinin içerik analizleri sonuçlarına göre toplam 55 bileşik tanımlanmıştır. Bu bileşiklerden ß-pinen, ?-pinen, limonen, linalol, karyofilen oksit, germakren-D ve ?-kadinen bileşikleri hem miktar hem de tanımlandığı örnek sayısı bakımından öne çıkan bileşikler olarak dikkat çekmiştir. Çok yıllık Sideritis türleri arasından seçilen 14 türde toplam fenolik madde miktarları gallik asit eşdeğeri cinsinden belirlenmiştir. Bu türlere ait toplam fenolik madde miktarları 27.5-68.9 mg GAE/g aralığında değişmiştir. En yüksek değer (68.9 mg GAE/g) Akdeniz Üniversitesi yerleşkesinden örneklenen S. stricta taksonunda, en düşük değer (27.5 mg GAE/g) ise Kemer lokasyonundan örneklenen S. albiflora taksonunda tespit edilmiştir.
Bitki moleküler filogenisinde kullanılan bazı gen ve metodların karşılaştırılması
Canlıların sınıflandırılması ve canlı birliklerinin sınırlarının çizilmesi gözleme ve deneye dayalı sistemli bilgi üretmeye başlanmasıyla birlikte karşılaşılan en karmaşık problemlerden biri olmuştur. Bu amaçla araştırmacılar birçok kuram ve metot geliştirerek var olan canlı çeşitliliğini saptamaya çalışmışlardır. Bu çeşitliliği ortaya koyan moleküler sistematik çalışmaları özellikle son 20 yıldır hızla gelişmektedir. Bu gelişme süreci içinde dizi analizlerinin kullanımı ve yeni filogenetik analiz metotlarının bulunması moleküler sistematiğe de katkı sağlamaya başlamıştır. Filogenetik bilgi açısından morfolojik karakterlerin yetersiz olduğu fosil kaynaklarının bulunmadığı durumlarda dizi analizleri filogenetik analizler için çok faydalı olmaktadır. Bu çalışmada, filogenetik çalışmalarda etkin olarak kullanılabilecek gen, gen bölgesi, gen sayısı, genin hücresel lokasyonu (kloroplast, nükleus), gen veya genler için hizalama yöntemleri (alignment) ve hizalama yöntemleri ile hizalanmış veriler yaygın filogenetik analiz yöntemleri ve programları kullanılarak değerlendirilmiştir. Çalışmada dört farklı alignment programı (CLUSTAL W, T-COFFEE, MAFFT, MUSCLE) ve bu programlarda bulunan iki farklı algoritma kullanılmıştır.Filogenetik yöntemlerin karşılaştırılması için uzunluk (?Distance?), Maksimum Olası (Maksimum Liklelihood, ML), Maksimum Parsimoni (Maximum Parsimony, MP) ve Bayes-MCMC (BI) yöntemleri iki farklı veri seti kullanılarak karşılaştırılmıştır. Veri setlerinden birincisi 44 pamuk (Gossypium) türünden oluşturulmuş olup burada ITS1, ITS2, ITS1-ITS2 nüklear ribozomal RNA'ya ait DNA dizileri, ikinci veri seti ise çalı, ağaçsı, otsu, monokotiledon ve dikotiledondan oluşan toplam 60 taksondan ve 5 farklı lokustan (matK, trnH-psbA, accD, rpoC1, rpoB) oluşturulmuştur. Çalışmamız sonucunda yaptığımız analizlere dayanarak kullanılan alignment (hizalama) programlarından olan MAFFT'ın mevcut sekans verilerimizi en uygun bir şekilde hizalayarak doğru Gossypium ağaç topolojisini vermiştir. Aynı zamanda filogenetik metodları analiz etmek için mevcut veriye en uygun subtitüsyon modeli olarak GTR ve TN93 modeli önerilmiştir. Çalışmada kullanılan atmış bitki taksonu için ise bitki gruplarını yüksek posterior probability değerleri ayırt ettiğinden matK, ve trnH-psbA ilgili bitki grubu için markır geni olarak belirlenmiştir.ANAHTAR KELİMELER: Filogeni, moleküler sistematik, biyoinformatik, filogenetik analiz
Dünya susam koleksiyonunun Agro-Morfolojik ve kalite özellikleri bakımından karakterizasyonu ve genetik çeşitliliğin belirlenmesi
Bu çalışma dünya susam koleksiyonunu temsilen 345 susam genotipinin tarımsal performansını, verim ve verim komponentleri arasındaki ilişkiyi, bölgeye uygun çekirdek koleksiyon oluşturulmasını ve yağ oranlarını belirlemek amacıyla 2008-2009 yıllarında Antalya'da yürütülmüştür. Araştırma tesadüf blokları deneme desenine göre iki tekerrürlü olarak düzenlenmiştir. Sap tüylüğü, sap şekli, sap yassılaşması, dallanma durumu, yaprak tüylülüğü, yaprak pozisyonu, yaprak koltuğunda çiçek sayısı, kapsülde karpel sayısı, kapsül tüylülüğü, kapsül çatlatma durumu, çiçek rengi, tohum rengi olmak üzere 12 kalitatif ve ilk çiçeklenme gün sayısı, % 50 çiçeklenme gün sayısı, ilk kapsül yüksekliği, bitki boyu, bitkide dal sayısı, bitkide kapsül sayısı, kapsülde dane sayısı, 1000 dane ağırlığı, tohum verimi olmak üzere 9 kantitatif özellik genotipleri karakterize etmede kullanılmıştır. Daha iyi tohum verimi, erken çiçeklenme, daha fazla dal ve kapsül sayısı, sarı ve kahverengi tohum rengi, mor sap ve kapsül rengi, tüylülük, kapalı kapsül ve determinant büyüme gibi spesifik özelliklere sahip genotipler belirlenmiş ve susam ıslahındaki potansiyelleri değerlendirilmiştir. Verim ve verim komponentleri arasındaki ilişkiler basit korelasyon katsayıları ile belirlenmiş, doğrudan ve dolaylı etkiler path analizi ile açıklanmıştır. Bu analizler neticesinde bitki boyunun en yüksek direkt etkiye sahip olduğu bulunmuştur. Ayrıca dal sayısı ve kapsül sayısı özelliklerinin de bitki boyu ile birlikte verim üzerinde önemli dolaylı etkilerinin olduğu saptanmıştır. Yapılan çoklu karşılaştırma analizleri ise koleksiyonun geniş bir varyasyona sahip olduğunu ve özellikle ilk ve % 50 çiçeklenme gün sayısı, ilk kapsül yüksekliği, bitki boyu ve dal sayısı karakterlerinden etkilendiğini göstermiştir. Ayrıca çekirdek koleksiyon oluşturularak, DNA tabanlı çalışmalar ile yağ asitleri kompozisyonları gibi maliyetli araştırmalarda daha az genotiple çalışma imkânı sağlanmıştır. Kalitatif ve kantitatif karakterler kullanılarak yapılan analizlerle oluşturulmuş olan çekirdek koleksiyonun bütün koleksiyonu optimal olarak temsil ettiği belirlenmiştir.
Kapalı kapsüllü susam mutantlarının fertilite düzeylerinin karşılaştırılması
Susam (Sesamum indicum L), endüstriyel, nutrasötik ve farmasötik alanlarda kullanılmakta olan fonksiyonel bir kültür bitkisidir. Ancak, yetiştirme ve hasat sorunları nedeniyle üretiminin yapıldığı alanlardaki yerini diğer bitkilere bırakmakta bu yüzden her yıl üretim miktarı azalmaktadır. Susamın makinalı hasadı yapılamamakta; dolayısıyla insan gücüne dayalı çalışılması maliyeti artırmakta ve geniş arazilerde yetiştirilmesini engellemektedir. Susamın tarımında başarıya ulaşmak için olgunlukta ve hasat zamanında tohum kayıplarını azaltacak kapalı kapsüllü genotipler geliştirilerek hasadının mekanize edilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada, susamda dünyada ilk kez gama ışınlarıyla deneysel olarak elde edilmiş kapalı kapsüllü yapay mutantlar (cc'ler, 9 adet) ile doğal kapalı kapsüllü (id) mutantan geliştirilmiş bir ileri hat ve çatlayan kapsüllü iki standart çeşit (Muganlı-57 ve Birkan) kullanılmıştır. Genotiplerin fertilite düzeyleri, fertilite ile ilişkili özellikleri, morfo-fizyolojik özellikleri, verim ve verim komponentleri incelenmiştir. Genotiplerin ortalamaları ve varyans analizi sonuçlarına ait veriler ortaya konmuş ve ?kapalı grup ile açık grup? ve ?cc'ler ile id? arasında ortogonal karşılaştırmalar yapılmıştır. Değerlendirmeler sonucunda, açık grubun fertilite ve verim düzeyleri kapalı gruba göre yüksek bulunmuştur. Bu durumun kapalı kapsüllü mutantlarda negatif pleiotropik etkilerin özellikle fertiliteyi etkilemesiyle verimi düşürmesinden kaynaklandığı sonucuna varılmıştır. Bu negatif yan etkiler neticesinde kapalı grubun kapsülleri irileşememekte ve tohumları çoğunlukla gelişemeyip kavuz kalmaktadır. Elde ettiğimiz verilerde genotiplerin toplam kapsül sayısı bakımından yakın değerler göstermesine rağmen kapalı grubun çok az sayıda iri kapsüle sahip olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca, kapalı grubun kapsüllerinin az sayıda tohum tutabildiği ve fertil tohum yüzdesi bakımından ancak açık gruba yetişebildikleri bulunmuştur. Günümüze kadar yoğun çabayla geliştirilebilmiş id/id ileri hattından daha iyi değerler gösterebilen ham mutant genotiplerin (cc-3'-qu ve cc-6) varlığı fertilite sorunu çözülebildiği takdirde makineli hasatta kullanılabilecek daha avantajlı hatlar elde edilebilineceğine işaret etmektedir.
Bazı tek yıllık Vicia L. türlerinde soğuğa dayanıklılık için potansiyel tarımsal ve biyokimyasal seleksiyon kriterlerinin belirlenmesi
Dünyada bakla (Vicia faba L.) üretim bölgelerinin çoğu canlı ve cansız streslerden olumsuz olarak etkilenmektedir. Sıcaklık stresi ile birlikte kuraklık Akdeniz bölgesi dahil dünyada hakim olan en önemli streslerden biridir. Sıcaklık stresi ile birlikte kuraklığın üstesinden gelmek için, bakla geleneksel olarak sonbaharda ekilmekte ve yemeklik ve yemlik ürün olarak kış boyunca yetiştirilmektedir. Bakla sadece rakımı yüksek bölgelerde soğuğa dayanıklı çeşitler kullanılarak kışlık yetiştirilebilir. Kışlık ekilen baklalar yazlık ekilenlere göre yüksek dane verimi ve zararlılardan kaçma gibi bazı avantajlara sahiptir. Bu çalışmada (i) baklada soğuğa dayanıklı genotipleri seçmek ve gözlemlemek; (ii) Türkiye'de batı Akdeniz bölgesinin rakımı yüksek alanlarında bakla ve yabani türlerinin soğuğa toleransını karşılaştırmak; (iii) soğuğa dayanıklı ve hassas genotiplerde potansiyel tarımsal ve biyokimyasal seleksiyon kriterlerini belirlemek amaçlanmıştır.Bu çalışmada; 2005-2006 ve 2006-2007 yetiştirme sezonlarında fide aşamasında 109 bakla genotipi, 3 koca fiğ genotipi (V. narbonensis L.) ve 2 V. montbretii Fisch. Et C.A. Mey genotipini içeren toplam 114 genotip soğuğa tolerans için gözlemlenmiştir. Genotipler 1 (Soğuğa çok dayanıklı)-5 (Soğuğa çok hassas) görsel skalası kullanılarak soğuğa dayanıklılık için değerlendirilmiştir.Baklada bazı tarımsal özellikler ve soğuğa dayanıklılık için önemli farklılıklar bulunmuştur. Baklanın yabani akrabaları tarımı yapılan baklalardan soğuğa daha dayanıklı bulunmuştur. Bazı renkli genotipler kar örtüsüz -9.6 oC'de soğuktan zarar görmediği halde beyaz çiçekli genotipler zarar görmüştür.Dane ağırlığı olumsuz çevre koşullarından en az etkilenen özellik olup en yüksek kalıtım derecesine sahiptir ve erken dönem seleksiyon kriteri olarak kullanılabilir. Soğuğa dayanıklı baklaların ıslahında path ve çok değişkenli analizleri, biyolojik verimin diğer tarımsal özelliklerin başında değerlendirilmesi gerektiğini göstermiştir. Baklada ACV-51 ve ACV-54 genotipleri soğuğa hassas olarak bulunurken, ACV-42 ve ACV-84 bakla genotipleri ile AWV-1 ve AWV-2 koca fiğ genotipleri soğuğa dayanıklı genotipler olarak seçilmiştir. Bu genotipler ayrıca rakımı yüksek bir alanda (Ürkütlü) soğuğa maruz bırakıldıktan sonra ve soğuk stressiz koşullarda (Antalya) biyokimyasal seleksiyon kriterleri için değerlendirilmiştir. Soğuğa dayanıklı ve hassas genotiplerde hem soğuk hem de sıcak koşullarda; jasmonik asit, ksiloz, fruktoz, glukoz, sakaroz ve toplam şeker içerikleri potansiyel biyokimyasal seleksiyon kriteri olarak araştırılmıştır. Potansiyel seleksiyon kriterleri, stressiz koşullardakine (Antalya) nazaran soğuk koşullarda yetişen (Ürkütlü) genotiplerde daha yüksek bulunmuştur. Bütün bu biyokimyasallar genellikle bakladan ziyade koca fiğ genotiplerinde daha yüksek düzeyde belirlenmiştir.Bu tez çalışması ile genotipler soğuğa maruz bırakıldığında jasmonik asit ve serbest şekerlerin önemli ölçüde arttığı tespit edilmiştir. Sonuçlar; Vicia türlerinde yapraklarda fruktoz düzeyindeki artışların, soğuğa dayanıklılıkla ilişkili olduğunu işaret etmektedir.
Melezleme sonucu elde edilen patates (Solanum tuberosum L.) klonlarının verim ve verim unsurlarının belirlenmesi
Bu çalışma, turfanda patates tarımı yapılan bölgeler için uygun çeşit geliştirmek amacıyla Antalya'da sera, tarla ve in vitro koşullarında yürütülmüştür. Materyal olarak uluslararası patates merkezinden getirtilen in vitro patates bitkilerinden geliştirilen yumrular ile ticari olarak kullanılan patates çeşitleri arasında yapılan melezlemeler sonucu elde edilen gerçek patates tohumları kullanılmıştır. Tarla çalışmaları tesadüf blokları deneme planında 4 tekerrürlü olarak yürütülmüş, 10 klon karşılaştırılmıştır. Araştırma sonucunda, incelenen özellikler bakımından ocak başına yumru verimi hariç diğer özelliklerde klonlar arası farklar önemli çıkmıştır. Ölçümler sonucunda gerçekleştirilen istatistiki analizlerden, 6 nolu klon 1612.8 kg ile dekara yumru verimi bakımından en yüksek değeri vermiştir. Büyük yumru oranı bakımından Klon 6 (% 53.65) ile Klon 9 (% 55.50) ilk sırayı paylaşmışlardır. Ocak başına yumru verimi bakımından da yine Klon 6 (290.63 g) ile Klon 7 (329.25 g) en yüksek değerin oluşturduğu grupta yer almıştır. Gerçekleştirilen bu çalışmada elde edilen veriler değerlendirildiğinde 6 nolu klonun verim bakımından çeşit adayı olarak ümitvar olduğu söylenebilir.
Nohutta (Cicer arietinum L.) çift baklalılık özelliğinin geçiş yeteneği ve görünme derecesi
Dünyada kültürü yapılan nohut (Cicer arietinum L.) türlerinin çoğu çiçek salkımında tek çiçek ve bakla meydana getirmesine rağmen, bazı nohut türleri çift çiçek ve bakla meydana getirmektedir. Çift bakla meydana getiren nohutlar tek bakla meydana getiren nohutlara göre % 18'e varan verim avantajına sahiptir. Ancak, çift bakla oluşumunu sağlayan 's' veya 'sfl' geni gelecek jenerasyonlarda ve melezlerde kendini tam gösteremez. CA 2969 (Kabuli çift baklalı nohut, ?) x ICC 4969 (Desi tek baklalı nohut, ?) ve ICC 4969 (?) x CA 4969 (?) melezlerinin F2 generasyonlarında çift baklalık özelliğinin geçiş yeteneği ve görünme derecesi çalışıldı. Çift bakla oluşumu, gövdenin pigmentli olması ve çiçek rengi kalıtımı da F1 ve F2 generasyonlarında çalışılmıştır. F2 generasyonlarında melezlerin; bitki boyu, ilk bakla yüksekliği, taç genişliği, ana dal sayısı, tek ve çift bakla sayısı, çift baklalık özelliğinin geçiş yeteneği ve görünme derecesi, biyolojik ve dane verimleri, 100 dane ağırlıkları anaçlarla karşılaştırılmıştır. Bitki başına dane veriminin ölçülen karakterlerle ilişkileri incelenmiştir.F1 generasyonunda, bütün döllerin her çiçek sapında tek baklalı, mor çiçekli ve pigmentli (antosyanlı) olması bu özelliklerin sırasıyla çift baklalılık, beyaz çiçeklilik ve pigmentsizliğe (antosyansız) baskındır (dominant) olduğu sonucuna varılmıştır. F2 generasyonlarında; tek:çift çiçek; mor:beyaz çiçek rengi; pigmentli:pigmentsiz gövde açılımının 3:1 oranında olması bu özelliklerin çekinik (resesif) bir gen çifti tarafından kontrol edildiğini ortaya koymuştur. Çift bakla oluşumunu sağlayan genin geçiş yeteneği ve görünme derecesi CA 2969 (?) x ICC 4969 (?) melezinde % 3 ile % 11 arasında; ICC 4969 (?) x CA 2969 (?) melezinde % 3 ile %12 arasında bulunmuştur. Melezler en iyi ebeveynle karşılaştırıldığında transgresif açılımlar bulunmuştur. Çift baklalı transgresif açılma gösteren döller sadece en yüksek verime sahip olan döller değildi, bunlar aynı zamanda tek baklalı anaç genotip ICC 4969'dan % 290 ve çift baklalı anaç genotip CA 2969'dan % 283 daha fazla verim kabiliyetine sahiptiler. Tek bitki dane verimi ile bitkide bakla sayısı ve biyolojik verim arasında istatistiki açıdan önemli ve olumlu ilişkiler bulunmuştur.Sonuçlar kültürü yapılan nohutta dane verimi ve diğer morfolojik-tarımsal özelliklerin açık bir şekilde desi x kabuli veya tersi melezlemeler yapılarak çift bakla özelliği için transgresif açılmış melezlerin seçilerek artırılabileceği kanısına varılmıştır.ANAHTAR KELİMELER: Nohut, Cicer arietinum, çift baklalılık, görünme derecesi, geçiş yeteneği, kalıtım
Pamuk (Gossypıum L.) kromozom substitüsyon hatlarının mikrosatellit markırları kullanılarak belirlenmesi
Pamuk (Gossypium L.) dünya genelinde tekstil endüstrisi için en önemli doğal lif kaynağı ve aynı zamanda önemli bir yağ bitkisidir. Pamuk türleri dünyada Çin, ABD, Hindistan ve Özbekistan'ın da ilk sıralarda yer aldığı 70'ten fazla ülkede yetiştirilmektedir. Pamuk lifleri tekstil için ana kaynak olmakla birlikte lifi, tohumu ve bitkisi ev izolasyon materyali olarak enerji tasarrufunda, proteince zengin hayvan yemi, yağı gıda olarak insan beslenmesinde, bitkisi ise altlık ve biyomateryal olarakta değişik kullanım alanlarına sahiptir.Pamukta ıslah çalışmaları genellikle verim ve lif kaliteleri yönünden seçkin genotipler arasında yapılan melezlemeler ve daha önce geliştirilmiş çeşitlerden seleksiyon çalışmalarına dayanmaktadır. Ancak pamuk ıslah programları kültür çeşitlerinde dar olan genetik çeşitlilikten olumsuz yönde etkilenmektedir. Bu durum araştırıcıları türler arası melezleme ile introgresyona teşvik etmiştir. Türler arası melezlemelerde kompleks antogonistik ilişkiler, farklı ploidi seviyelerinden dolayı sitogenetik farklılıklarla translokasyonlar ve inversiyonlar, kromozom yapısal farklılıkları, linkaj etkisi ile arzu edilmeyen tarımsal özelliklerin varlığı, rekombinasyonun azlığı, erken generasyonlarda introgresyonun kaybolması, kısırlık, Muller-Dobzhansky kompleksi nedeni ile ölümcül epistatik interaksiyonlar ve Mendel açılımının oluşmaması gibi nedenlerden dolayı sorunlar yaşanmaktadır. Kromozom substitüsyon hatlarının kullanılması ile yukarıda sözü edilen türler arası melezlemelerdeki olumsuzluklar ortadan kaldırılabilmektedir.Günümüze kadar pamukta 17 set disomik yabancı kromozom substitüsyon hattı geliştirilmiştir. Bu hatlarda G. barbadense Pima 3-79 hattının bir çift kromozomu veya kromozom kolu hipoaneuploid tabanlı geriye melezleme çalışmaları ile Texas Marker-1 (TM-1) hattına yakın bir izogenik hata transfer edilmiştir. Ancak CS-B hatlarının teşhisinde veya CS-B x CS-B ve CS-B x herhangi bir hat arasındaki melezlemelerde markır yardımıyla seleksiyon (MAS) çalışmalarında kullanılacak moleküler markırlar geliştirilmemiştir.Bu çalışmada 17 CS-B hattının teşhisinde kullanılabilecek genik mikrosatellit (EST-SSR), genomik mikrosatellit (SSR) ve CAPS-mikrosatellit markırlarının belirlenmesi amaçlanmıştır. Ayrıcı bu çalışmada kromozom substitüsyon hatlarının kromozom lokasyonları bilinmeyen DNA markırlarının kromozom lokasyonlarının tespitinde kullanım olanakları araştırılmıştır.Çalışmada 17 CS-B, TM-1 ve Pima 3-79 hatlarından 55 DNA örneği elde edilmiş ve bu DNA örnekleri mikrosatellit ve CAPS-mikrosatellit markırlarının analizlerinde kullanılmıştır. Toplam 3 set olarak elde edilen DNA örneklerinde 225'in üzerinde lokus kullanılarak aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır.Çalışmada kullanılan 17 CS-B hattının CS-B05Sh, CS-B12Sh, CS-B15Sh ve CS-B25 hatları dışındaki bütün kromozom substitüsyon hatlarının teşhisinde kullanılabilecek genik ve genomik moleküler markırlar tespit edilmiştir.G. barbadense Pima 3-79 kromozom ve kromozom kollarını taşıyan TM-1 izogenik hattını TM-1'den ayıran DNA markırları tespit edilmiştir. Kromozom substitüsyon hatlarının genetik yönden taşıdıkları Pima 3-79 kromozom veya kromozom kolları dışında birbirlerine benzer oldukları tespit edilmiştir.Çalışmada bazı CS-B hatlarının diğer CS-B hatları ile fiziksel olarak karışık olduğu belirlenmiştir. Fiziksel olarak karışım içeren CS-B hatlarının birimde bulunan diğer hat bitkiler ile karşılaştırılarak yeniden analiz edilmesi gerektiği saptanmıştır.Çalışmada kullanılan bazı CS-B hatlarında bazı lokuslarda bulunan allellerin kaybolduğu veya translokasyon olayı sonucu diğer kromozomlara transfer olduğu öngörülmüş ve bu konuda daha detaylı çalışmaların yapılması gerektiği belirlenmiştir. Çalışmada öngörülmüş olan CS-B hatlarındaki translokasyonların varlıklarının ve translokasyon modellerinin yeni moleküler markırlar kullanılarak ileriki çalışmalarda teyit edilmesi gerekmektedir. Bu çalışmada kromozom substitüsyon hatlarının DNA markırlarının kromozom lokasyonlarının belirlenmesinde etkin bir kaynak olduğu belirlenmiştir. Yapılan analizlerde 16 MK lokusunun kromozom lokasyonları tespit edilmiştir.Sonuç olarak çalışmada CS-B hatlarından genetik ve fiziksel açıdan saf olan hatların yeni çeşit geliştirme çalışmalarında kullanılabilme postansiyellerinin bulunduğu belirlenmiştir. Ayrıca bu hatların genetik çalışmalarda kullanılarak lif uzunluğu, inceliği ve sağlamlığı yönünden genetik interaksiyonları ve gen etkileşimleri konusunda kullanılabilirlikleri belirlenmiştir.
Origanum L. ve Thymus L. cinslerine ait bazı taksonların moleküler karakterizasyonu
Bu çalışmada Antalya il sınırları içerisinde doğal olarak yetişmekte olan bazı Origanum L. ve Thymus L. bitki materyalleri farklı lokasyonlardan toplanmış ve morfolojik özelliklerine göre sınıflandırılmıştır. Her iki cinse ait toplam genoma ait DNA örnekleri izole edilmiş ve farklı DNA markır teknikleri kullanılarak kloroplast, mitokondri ve nüklear genom bilgilerinden yararlanılarak cinslere ait türler tür, lokasyon ve genotip düzeyinde araştırılmıştır. Çalışmada kullanılan örnekler bitkilerin çiçeklenme dönemlerinde, her bir tür için 3 lokasyondan, her bir lokasyondan ise en az üç genotip toplanmıştır. Araştırmada kullanılan toplam genotip sayısı 115 olup 63 adedi Origanum L. ve 52 adedi Thymus L. cinsine aittir. Origanum L. örneklerine ait DNA materyali 21 primer çifti kullanılarak SSR veya diğer adıyla mikrosatellit tekniği ve bir primer çifti kullanılarak SCAR tekniği kullanılarak çalışılırken, Thymus L. genotipleri CpSSR, CAPS-SSR ("CAPS Microsatellite"), CAPS ve DAMD-PZR teknikleri kullanılarak çalışılmıştır. Nüklear ve sitoplazmik genom tabanlı SSR ve SCAR markırlarından yararlanılarak Origanum L. cinsine ait O. saccatum, O. solymicum, O. husnucanbaseri, O. bilgeri, O. minutiflorum, O. majorana, O. onites, O. vulgare subsp. hirtum türleri UPGMA ve PCO analizleri ile karakterize edilmiştir. Türler arasında belirlenmiş olan genetik ilişkiler morfolojik temelde yapılan taksonomik sıralamayı desteklemektedir. Çalışmada Origanum L. türlerinden O. saccatum, O. solymicum, O. husnucanbaseri, O. minutiflorum, O. majorana, O. onites, O. vulgare subsp. hirtum türlerine özgü DNA markırları geliştirilmiştir. Bu DNA markırları, tür teşhisinde kullanılabilecek türe özgü SSR markırları olup, ayrıca türler arası gen akışı ve doğal melezlerin tespitinde kullanılabilecek niteliktedirler. Çalışılan her bir türde oldukça yüksek düzeyde varyasyona neden olan genetik heterozigotluk tespit edilmiştir. Aynı türe ait farklı lokasyonlarda veya aynı lokasyonda gözlenen genetik varyasyonun çeşitli seviyelerde görülmesinde coğrafik ve ekolojik faktörlerin de önemli bir rolü olduğu düşünülmektedir. Çalışmada ayrıca genotiplerin toplanmış olduğu yatay ve dikey lokasyonlar arasında genetik farklılığın bulunduğu ve bu farklılığın uçucu yağ içerikleri ile ilişkili olabileceği ön denemelerle tespit edilmiştir. Bu bağlamda, bu tez kapsamında elde edilen bulguların sadece Origanum L. türlerinin genetik karakterizasyonu ile sınırlı olmadığını, ileride yapılacak ıslah çalışmalarına da ışık tutacak nitelikte olduğunu göstermektedir. Çalışmanın diğer bölümünde ise, Lamiaceae familyasının en problemli cinslerinden biri olan Thymus L. çalışılmıştır. Çalışma materyali olarak Antalya il sınırlarında doğal olarak yetişen T. cilicicus T. revolotus, T. cherlerioides var. isauricus, T. leucotricus var. austroanatolicus, T. zygoides var. lycaonicus, T. sipyleus subsp. sipyleus var. sipyleus, T. sipyleus subsp. sipyleus var. davisianus, T. sipyleus subsp. sipyleus var. rosulans ve T. longicaulis kullanılmıştır. DNA analizleri sonucunda, Thymus L. tür içi ve türler arasındaki genetik farklılığın yüksek düzeyde olduğu DAMD-PZR analizleri ile ortaya konulmuştur. Thymus L. taksonlarının genetik ilişkilerinin ortaya konması amacıyla daha az değişken olan kloroplast ve mitokondri lokusları kullanılmıştır. Thymus L. taksonlarının kloroplast ve mitokondri lokuslarında da DNA düzeyinde varyasyonun varlığı gözlenmiş, ancak bu varyasyonun morfolojik gözlemlerle ortaya konulmuş olan taksonomik sıralamaya uymadığı tespit edilmiştir. Çalışmada elde edilen verilere dayanarak Thymus L. genotiplerinin bir arada incelendiğinde taksonomik sıkıntının bulunduğu ve bu nedenle ileriki çalışmalarda salt Antalya il sınırları değil bütün Türkiye genelinden toplanan örneklerin ITS, MatK ve mikrosatellit markırları yardımıyla tekrar analiz edilmesi gerektiği öngörülmüştür.
Mercimek cinsinde (lens mıller) dayanıklılık gen analogları, peroksidaz ve wrky transkripsiyon faktörü gen ailelerinin polimorfizmi
Dayanıklılık gen analogları, peroksidazlar ve WRKY transkripsiyon faktörleri evrimsel süreçte bitkilerin canlı ve cansız stres faktörlerine karşı dayanıklılık sağlamasında rol oynayan çoklu gen ailelerindendir. Bu çalışmada, mercimek bitkisinde bu gen ailelerinin polimorfizmi araştırılmıştır. Genetik materyal olarak mercimek türlerinden 7 takson; 1 L. culinaris Medik. (kültür formu), 3 L. ervoides (Brign.) Grande, 4 L. lamottei Czefr., 4 L. nigricans (M.Bieb.) Godr, 4 L. odemensis Ladiz., 11 L. orientalis (Boiss.) Ponert, 3 L. tomentosus Ladiz. ile 2 Vicia montbretii (Fish. & Mey) Davis ve Plitmann türü olmak üzere toplam 32 genotip kullanılmıştır. RGA, peroksidaz ve WRKY gen ailelerinin içerdiği korunmuş bölgelerden elde edilmiş dejenere primerler yardımıyla 32 genotipte PCR yöntemi kullanılarak polimorfik ve monomorfik bantlar elde edilmiştir. UPGMA dendogramları oluşturularak türler arası genetik ilişki belirlenmiştir. Toplamda 123 RGA, 22 peroksidaz ve 10 WRKY primeri denenmiştir. Bunun sonucunda 103 RGA, 66 peroksidaz ve 52 WRKY bandı elde edilmiştir. RGA bantlarındaki polimorfizm oranı %83 iken türler arasındaki genetik benzerlik, 0.62 ile 0.90 arasındadır. Peroksidaz bantlarının %89?u polimorfik olup bu gen ailesi bakımından türler arası genetik benzerlik 0.13 ile 0.62 arasındadır. Gözlenen 52 WRKY bandının 47?si polimorfiktir ve polimorfizm oranı %90?dır. Genetik benzerlik ise 0.07 ile 0.63 arasındadır. Sonuçlar göstermektedir ki gen aileleri biyotik ve abiyotik streslere karşı devamlı bir savunma mekanizması içindedir. Tüm genomun çalışıldığı polimorfizm ile kıyaslandığında bu gen aileleri daha hızlı bir evrimsel yol , . Bu çalışmada incelenen PCR tabanlı RGA, peroksidaz ve WRKY markırları ilerde mercimekte haritalama ve farklı gen ifadesi çalışmalarında kullanılabilir.
Adi fiğ (Vicia sativa L.) 'de farklı aşılama yöntemleri ile bakteri (Rhizobium pisi) aşılamasının verim ve azot fiksasyonu üzerine etkisi
Bu araştırma, farklı bakteri (Rhizobium pisi) aşılama yöntemlerinin adi fiğde verim unsurları ve azot fiksasyonu üzerine etkisini belirleyebilmek amacıyla 2013 yılında Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri bölümünde seralarda yürütülmüştür. Bu amaçla 5 farklı (tohuma aşılama, tohum yatağına aşılama, toprakla aşılama, peat ile aşılama, kontrol) Rhizobium bakteri aşılama yöntemi uygulanmıştır. Çalışma tesadüf parselleri deneme desenine göre 6 tekrarlamalı olarak serada yürütülmüştür. Bu tez çalışmasında bitki boyu (cm), yeşil ot verimi (kg/da), nodül sayısı, topraktaki azot içeriği, yaş ağırlık, kuru ağırlık, bakteri sayısı gibi parametreler ile ilgili işlemler yapılmıştır. Tüm uygulamalarda ekim öncesi mezofil bakteri sayımları gerçekleştirilmiş ve uygulama sonrası bakteri sayıları ölçülerek karşılaştırma yapılmıştır. Denemeden elde edilen sonuçlar incelendiğinde; azot içerikleri, nodül sayısı ve bitki kuru ağırlığı bakımından uygulamalar arasında istatistiki olarak % 5 düzeyinde farklılıklar görülmektedir. Azot içeriği açısından en yüksek değer % 0.191 ile tohuma aşılamada, kökteki nodül sayısı bakımından en yüksek değer ise 878 ile tohum yatağına aşılamada görülmüştür. Bunun yanında bitki kuru ağırlığında toprakla aşılama yönteminde en yüksek değer (39.93 g) elde edilirken mezofilik bakteri sayısı bakımından en yüksek değer ise tohum yatağına aşılamada (10.9 x 106) sağlanmıştır
Susam genetik stokunun phyllody hastalığına karşı dayanıklılık bakımından taranması ve moleküler analizi
Bu çalışma, 542 susam genotipinin phyllody hastalığına karşı dayanıklılık bakımından taranması ve moleküler tekniklerle incelenmesi amacıyla 2012, 2013 ve 2014 yıllarında Antalya'da yürütülmüştür. Genotipler araziye augmented deneme deseninde iki yıl süresince ekilmiş ve phyllody hastalığının tarlada gözlemleri alınarak 1-5 sklasına göre değerlendirilmiştir. Tarlada potansiyel dayanıklı olarak belirlenen genotipler serada bir kez daha testlenerek, dayanıklılık doğrulanmıştır. Tarla ve sera koşullarındaki denemelerden hastalıklı ve sağlıklı bitkilerden yaprak ve doku örnekleri alınarak DNA izole edilmiştir. DNA örnekleri doğrudan, nested ve real-time PCR yöntemleriyle analiz edilmiştir. Doğrudan PCR yönteminde P1-P7 primerleri kullanılmış ve yaklaşık 1800 bp uzunluğunda ürün elde edilmiştir. Nested PCR yönteminde ise R16F2n- R16R2 ve Fu5-Ru3 primer çiftleri kullanılmış ve sırasıyla yaklaşık 1240 bp ve 880 bp ürünleri elde edilmiştir. Elde edilen PCR ürünlerinin sekans ve RFLP analizi yapılmış ve bu moleküler analizler sonucu phyllody hastalık etmeni olan fitoplazmalar sınıflandırılmıştır. Bu veriler ışığında pigeon pea witches'-broom (16SrIX-C) ve peanut witches'-broom (16SrII-D) gruplarına ait fitoplazmaların bölgemizde phyllody hastalığına sebep olduğu belirlenmiştir. Daha sonra sekanslardan elde edilen DNA dizilimine göre primer ve probelar dizayn edilerek real-time PCR yöntemi ile hastalık etmeni ırkının hangi grubuna ait olduğu hızlı ve pratik yolla belirlenmiştir. Antalya koşullarında phyllody hastalığını yayan böceğin Orosius orientalis olduğu tespit edilmiş ve bu hastalık vektör böcek yardımıyla ve aşılama yöntemiyle sağlıklı bitkilere başarılı şekilde aktarılmıştır. Sonuç olarak, incelenen 542 susam genotipinden ACS38 ve ACS102 genotiplerinin hastalık etmenine karşı dayanıklı oldukları saptanmıştır.
Antalya doğal florasından toplanan düğmeli yonca (medicago orbicularis l.)'nın morfolojik ve moleküler karakterizasyonu
Bu çalışma, Antalya dogal florasından toplanan ve özellikle mera alanları için önem teşkil eden tek yıllık yonca türlerinden Dügmeli yonca (Medicago orbicularis L.)'nın morfolojik ve moleküler karakterizasyonunu yapmak amacıyla yürütülmüştür. Toplama çalışmaları sonucunda 45 Medicago orbicularis L. genotipi belirlenmiştir. Genotiplerin bulundugu noktaların GPS ile koordinatları belirlenmiş, kültür koşullarında ve doğal yaşam alanlarında bazı tarımsal özellikleri incelenmiştir. Ayrıca genotiplerin morfolojik ve moleküler karakterizasyonu yapılmıştır. Materyal olarak kullanılan 45 Medicago orbicularis L. genotipi 2 yıl süreyle tarla denemesine alınmıştır. Materyalin ekimi, Batı Akdeniz Tarımsal Araştırma Enstitüsü Tarla Bitkileri Bölümü deneme alanında, tesadüf blokları deneme deseninde iki tekerrürlü olarak her genotip 20 Ocak olacak şekilde yapılmıştır. Ekimde her ocağa üç tohum atılmış, çıkışlar sağlandıktan sonra seyreltme yapılarak tek bitki bırakılmıştır. Ekim işlemi sıra arası 1 m ve sıra üzeri 0.5 m olacak şekilde düzenlenmiştir. Araştırma sonucunda, Medicago orbicularis L. türünün verim potansiyelleri ortaya konmuş ve genetik ilişkileri saptanmıştır. Elde edilen veriler değerlendirildiğinde Medicago orbicularis L. türünün Antalya doğal florasında 6-1223 m aralığında bulunduğu tespit edilmiştir. M orbicularis L. genotiplerinin doğal florada alınan gözlem ve ölçümlerinde bütün genotiplerde büyüme şekli yatık, çiçek rengi sarı olarak belirlenmiştir. Genotiplerin yaprakçık eni 2.5-11.0 mm, yaprakçık boyu 4.0-16.5 mm, yaprakta ve baklada tüylülük 1-3 değerleri arasında, bitki boyu 18.0-58.4 cm, bitkide bakla sayısı 2.5-46.0 adet arasında değiştiği gözlenmiştir. Tarla denemelerinin iki yıllık ortalamalarında incelenen özelliklerde büyüme şekli ve çiçek rengi doğal florayla benzer şekilde yatık ve sarı olarak tespit edilmiştir. Bakla kıvrım yönünün bütün genotiplerde ters saat, yaprakçık şekli orbicular, bakla şeklinin lentiform şeklinde oldugu belirlenmiştir. Genotipler yeniden sürme özelliği göstermemişlerdir. İncelenen diğer özelliklerde ise yaprakçık eni 8.3-14.1 mm, yaprakçık boyu 10.6-15.4 mm, bitki boyu 35.1-73.2 cm, bitkide bakla sayısı 117.5-767.0 adet, boğum arası uzunluğu 3.6-6.9 cm, % 50 çiçeklenme gün sayısı 139.5-161.0 gün, tam çiçeklenme gün sayısı 147.5-169.5 gün, son çiçeklenme tarihi 184.0-215.5 gün, ekimden ilk olgun bakla oluşumuna kadar geçen gün sayısı 168.0-194.5 gün, ekimden son olgun bakla oluşumuna kadar geçen gün sayısı 198.0-222.5 gün, bitki ömrü 210.5-239.5 gün, 1000 dane ağırlığı 1.70-3.60 g, bakla kıvrım sayısı 3.2-4.3 adet, baklada tane sayısı 12.0-17.9 adet, bakla ağırlığı 0.107-0.256 g, bakla kabuğu kalınlığı 2.0-3.6 mm, yeşil ot verimi 134.1-655.0 g/bitki, kuru ot verimi 37.6-173.3 g/bitki, kes verimi 57.1-355.7 g/bitki, tohum verimi 5.8-20.8 g/bitki, yaprakta ve baklada tüylülük 1-2 değerleri arasında değiştiği saptanmıştır. Moleküler veriler incelendiğinde Medicago orbicularis L. genotiplerinin çok sayıda ana ve alt grup oluşturduğu belirlenmiştir. ANAHTAR KELiMELER: Tek yıllık yonca, Antalya doğal flora, morfolojik karakterizasyon, moleküler karakterizasyon
Kompozit arpa populasyonlarının tarımsal özellikler bakımından değerlendirilmesi üzerinde araştırmalar
KOMPOZIT ARPA POPULASYONLARININ TARIMSAL ÖZELLİKLER BAKIMINDAN DE?ERLENDİRİLMESİ ÜZERİNDE ARAŞTIRMALAR Cengiz TOKER (Yüksek Lisans Tezi) Bu çalışma, 1993 yılının bahar döneminde, yarı kurak bir bölge karekterindeki Burdur İline bağlı Bucak İlçesinin Ürküt lü Kasabasında, 7 kompozit arpa populasyonunun tarımsal özelliklerini kontrol olarak kullanılan yerel populasyonlar, yerel çeşitler ve saf çeşitler ile karşılaştırmalı olarak belirlemek üzere yürütülmüştür. Deneme, dört tekerrürlü Tesadüf Blokları Deneme Desenine göre düzenlenmiş ve ölçülen onyedi tarımsal özellik için varyans analizi, ortogonal karşılaştırma ve Duncan Testi yapılmıştır. Değerlendirmeler sonucunda; kompozit populasyonlar inin kontrollara göre biyolojik verim, başaklanma süresi, başakta dane sayısı, bitki boyu, başak boyu, bayrak yaprağı ayası boyu, bayrak yaprağı ayası eni, bayrak yaprağı ayası alanı ve yaprak sayısı bakımından genellikle üstün değerler gösterdiği gözlenmiştir. Bununla birlikte Populasyon-4-Kavuzlu ve Populasyon-4-Çıplak genellikle düşük değerleriyle kompozit populasyonlar in ortalamalarını düşürmüştür. Bununla beraber Populasyon-1, Alt Populasyon-1, Populasyon-2, Populasyon-3 ve Populasyon-5 ölçülen özellikler bakımından diğer genotiplere oranla üstün bulunmuştur. Kontrol olarak kullanılan ve köy populasyonlar ından seçilen Kılınç-Siyah ve Ki 1 ınç-Beyaz ' ı n özellikle bindane ağırlığı, biyolojik verimi, dane verimi ve hasat indeksi dikkat çekici bulunmuştur. ANABİLİM DALI: TARLA BİTKİLERİ JÜRİ : Doç. Dr. M. ilhan ÇAÖIRGAN (Danışman) Prof. Dr. Süer Yüce Prof. Dr. Metin B. YILDIRIM YIL: 1993 SAYFA: 53
Susamda verim, verim komponentleri ve yağ miktarının varyasyonu ve verimle ilişkili özellikler
ÖZ SUSAMDA VERİM, VERİM KOMPONENTLERİ VE YAĞ MİKTARININ VARYASYONU VE VERİMLE İLİŞKİLİ ÖZELLİKLER Bülent UZUN Yüksek Lisans Tezi, Tarla Bitkileri Anabilim Dalı Danışman: Prof. Dr. M. İlhan ÇAĞ1RGAN Aralık 1997, 43 Sayfa Bu çalışma, farklı büyüme özellikleri gösteren toplam yirmi değişik susam (Sesamum indicum L.) çeşit ve hattının, agronomik performansım, varyans komponentlerini, kalıtım derecesini ve verim ile verim komponentleri arasındaki ilişkileri belirlemek üzere 1996 yılı yaz döneminde yürütülmüştür. Deneme, Tesadüf Blokları Deneme Desenine göre iki tekerrürlü olarak düzenlenmiştir. Tek bitki verimi, bitkide kapsül sayısı, kapsülde dane sayısı, 1000-tohum ağırlığı, ilk kapsül yüksekliği, bitki boyu ve yağ miktarı gibi verimle ilişkili özelliklerin ölçülmesiyle elde edilen verilere varyans analizi, Duncan testi ve ortogonal karşılaştırmalar uygulanmıştır. Bundan başka, ölçülen her bir özellik için geniş anlamda kalıtım derecesi tahminleri yapılmıştır. Verim ve verim komponentleri arasındaki ilişkiler basit korelasyon katsayılanyla belirlenmiş, korelasyon katsayıları özelliklerin ilişkideki nisbi önemini anlamak için, path katsayısı analiziyle direkt ve indirekt etkilere parçalanmıştır. Değerlendirmeler sonucunda, Çin orijinli ZZM-0830 hattı ölçülen özellikler bakımından genelde üstün değerler göstermiş ve standart çeşit Muganh-57'yi bu özellikler bakımından geride bırakmıştır. Bu hatların oluşturduğu populasyonda, ilk kapsül yükseldiği %77 ile en yüksek kalıtım derecesine sahipken, tek bitki verimi %38 ile en düşük kalıtım derecesine sahip özellik olmuştur. Korelasyon ve path katsayısı analizleri sonucunda, bitkide kapsül sayısının susamda dane verimini belirleyen en önemli özellik olduğu bulunmuştur. ANAHTAR KELİMELER: Susam, varyans komponentleri, kalıtım derecesi, korelasyon, path katsayısı JÜRİ: Prof. Dr. M. İlhan ÇAĞIRGAN Prof. Dr. Metin B. YILDIRIM Doç. Dr. Sadık ÇAKMAKÇI
Türkiye susam (Sesamum indicum L.) populasyonlarında bazı özelliklerin varyasyonu ve verim ile kalite tipi hat geliştirme olanakları
Ülkemizde yetiştirilen yerel susam populasyonlarının önemli bazı özelliklerinin varyabilitesini saptamak, bu varyabiliteden saf hat seleksiyonu ile yüksek verim tipi, yüksek yağ tipi, yüksek oleik asit tipi ve yüksek linoleik asit tipi hat geliştirme olanaklarını araştırmak amacıyla, 1993-1996 yılları arasında yürütülen bu çalışmada elde edilen önemli sonuçlar aşağıda sunulmuştur. Türkiye'de kültürü yapılan yerel susam çeşitlerinin X99. 60' sınırı iki karpelli (4-lokuslu) ve 550.40'nın dört karpelli (8-lokuslu) ; %94.82'sinin tek kapsüllü ve %5.18'nin üç kapsüllü olduğu saptanmıştır. Tohum kabuğu rengi bakımından %48.93'nün kahverengi, %30.11'nin sarı, %\ 2. 83 'nün beyaz, %7.18'nin koyukahve rengi ve %0.95'nin siyah tohumlu olduğu belirlenmiştir. Marmara bölgesinde daha çok sarı (%73.08), Ege bölgesinde daha çok kahverengi (%38.09) ve beyaz (%34.86), Akdeniz bölgesinde daha çok kahverengi (%87.68) ve G.Doğu Anadolu'da ise daha çok koyukahverengi (%47.88) ve kahverengi (3537.22) tohumlu yerel çeşitlerin kültürü yapılmaktadır. Populasyonların ortalama olarak yaprak şekilliligi bakımından %48.36'smın parçalı, %51.73'nün düz veya hafif yırtmaçlı olduğu; sap tüylülügü bakımından %80.19'nun çıplak veya çok kısa, %19.14'nün seyrek ve %1.25'nin sık tüylü olduğu; kapsül tüylülügü bakımından ise %42.61'nin çıplak veya çok kısa, %47.24'nün seyrek ve %11.57'sinin sık tüylü olduğu saptanmıştır. Türkiye susam populasyonlarının tamamının dallanan ve kapsüllerini çatlatan bitki tiplerinden oluştuğu, gelişme süreleri bakımından ise daha çok erkenci ve orta erkenci olgunlaşma grubunda yer aldıkları saptanmıştır. Dallarını ve ilk kapsüllerini yukarıda oluşturan populasyonların daha çok orta geççi grupta, aşağıda oluşturan populasyonların ise daha çok erkenci grupta yer aldığı gözlenmiştir. 85Türkiye susam populasyonlarının ortalama 244.1 oranında yağ içerdiği ve populasyonlar arasında %16.8 ( %35. 1 -51. 9 ) oranında bir değişim aralığı olduğu saptanmıştır. Palmitik asit içeriğinin %8. 7-10.2 arasında, stearik asit içeriğinin %4. 0-5.0 arasında, oleik asit içeriğinin 241.1-47.2 arasında ve linoleik asit içeriğinin 238.2-43.4 arasında değişim gösterdiği, ayrıca çok düşük miktarlarda miristik, palmitoleik ve arasidik asit bulunduğu saptanmıştır. Türkiye'nin farklı ekolojik bölgelerinde yetiştirilen yerel susam çeşitleri arasında yağ içeriği ve yağ asitleri bakımından belirgin farklılıklar bulunmuştur. Kuzey enlemlerinden güney enlemlerine doğru inildikçe düzenli olarak palmitik ve linoleik asit içerikleri azalırken, yağ, stearik ve oleik asit içeriklerinin arttığı saptanmıştır. 1993 yılında 72 susam populasyonu içinden verim, yağ, oleik ve linoleik özellikleri bakımından 8 üstün populasyon belirlenmiş, 1994 yılında bu populasyonlardan amaçlanan özellikler ile ilgili toplam 800 (8x100) adet tek bitki örneklenmiş, 1995 yılında ise bu teksel örneklerden üstünlük gösteren toplam 160 (8x20) adet hattan 16 (8x2) adedi yüksek verim, yağ, oleik ve linoleik tipi hat olarak seçilmiştir. 1996 yılında Tesadüf Blokları Deneme Desenin1 de 4 tekerrürlü olarak denenen 16 hat arasında, verim tipi hatlardan TR 3821560 ve TR 3821593 hatları sırasıyla 107.41 ve 106.16 kg/da verimle ilk iki sırada yer almışlardır. Her iki hattın kontrole (Muganlı-57) göre 216.9 ve 215.9 daha yüksek verimli olduğu belirlenmiştir. TSP 933749 hattı 263.25 oranla diğer tüm hatlar arasında en yüksek yağ içeren hat olarak belirlenmiştir. Bu hattın kontrole göre 25.98 daha yüksek yağ içeriğine ve 214.52 daha yüksek yağ verimine sahip olduğu saptanmıştır. 86Oleik tipi hatlar arasında %45.69 ile TSP 933229 hattının en yüksek oleik, linoleik tipi hatlar arasında %45.96 ile TSP 932410 hattının en yüksek linoleik asit içerdiği saptanmıştır, %45'in üzerinde oleik asit içeren TSP 933229 ve TR 3821512 hatları yüksek oleik tipi, %45'in üzerinde linoleik asit içeren TSP 932410 ve TSP 932403 hatları yüksek linoleik tipi hatlar olarak belirlenmiştir. Oleik tipi hatların linoleik tipi hatlara göre oleik/linoleik oranlarının daha yüksek, iyot değerlerinin daha düşük olduğu belt rlenmiştir. Bu sonuç, oleik tipi hatların yag stabilitesinin linoleik tipi hatlara göre daha yüksek oldugununu göstermiştir. Korelasyon ve stepwise regresyon analizleri sonucunda, tohum verimi; yag verimi, hasat indeksi, bitki tohum verimi ve 1000 tohum ağırlığı ile 0.01 düzeyinde önemli ve olumlu, ilk kapsül yüksekliği ile 0.01 düzeyinde önemli ve olumsuz ilişkiler vermiştir. Yag içeriğinin genel olarak linoleik asit ile olumlu, oleik asit ile olumsuz ilişkiler verdiği belirlenmiştir. Ancak, yüksek yag içeriği yönünden yapılacak seleksiyonlarda yag kalitesinde önemli bir değişiklik olmayacağı tespit edilmiştir. Yüksek oleik veya yüksek linoleik asit içeriği yönünden yapılacak seleksiyonlarda ise; oleik asit artarken linoleik asidin, linoleik asit artarken oleik, stearik ve palmitik asidin önemli oranlarda düşüş göstereceği saptanmıştır.
Nohutta (cicer arietinum L.) yapay mutasyon spektrumu ve frekansı üzerinde araştırmalar
oz NOHUTTA (Cicer arieünum L.) YAPAY MUTASYON SPEKTRUMU VE FREKANSI ÜZERİNDE ARAŞTIRMALAR Cengiz TOKER Doktora Tezi, Tarla Bitkileri Anabilim Dalı Danışman: Prof.Dr. M. İlhan ÇAĞIRGAN Aralık 1997, 123 Sayfa Bu çalışma Burdur İlinin sınırlan içinde Bucak İlçesi yakınlarındaki Ürkütiu Kasabası'nda ( yaklaşık 37° 04' Kuzey, 30° 12' Doğu, denizden yüksekliği 1014 m) yan-kurak bir çevrede 1995-96 yıllarında yetiştirilmiş dış kaynaklı ve bölgesel olarak adapte olmuş iri daneli nohuttlann Mı generasyonunda gamma ışınlarına duyarlılığını belirlemek için ve M2'de açılma gösteren aileler üzerinden mutasyon spektrumu ve frekansını belirlemek için yürütülmüştür. ispanyol Populasyonu, Aydın 92 çeşidi, ILC 482 hattı, Ürkütlü yerel populasyonu ve FLIP 83-47C hatanın yaklaşık olarak 2000 tohumu bir 60Co kaynağından 100, 200, 300, 400, ve 500 Gy'lik gamma ışınlan ile ışınlanmışür. Mı generasyonunda, kontrollü koşullar altında fide boyu ve tarla koşullannda çimlenmeden sonra yaşayan bitki sayısı, çimlenme yüzdesi ve olgunlaşma gün sayısı 1995 'de genotipler üzerine mutagenik etkileri belirlemek için kaydedilmiştir. Genellikle, optimum muamele dozu genotipten genotipe değişmiştir. Mı generasyonunda tüm yaşayan bitkiler her doz ve genotip için ayn ayn hasat edilmiştir. M2 generasyonu 1996' da yazlık ekilerek Mı bitki-dölü olarak yetiştirilmiştir. M2 generasyonunda, herhangi bir özelük için aile içindeki normal görünüşlü bitkilerden ve muamele edilmemiş kontrolden farklılık gösteren tipler potansiyel mutant olarak seçilmişlerdir. M2 generasyonunda seçilen mutantlann mutasyon spektrumu yaprak ve yaprakcık, bakla ve dane, bitki habitusu, klorofil eksikliği ve çiçek karakterlerine ve diğer özelliklerine göre sınıflandırılmıştır. Mutasyon frekansı M2 aile temeli üzerine hesaplanmıştır. Dane verimi, biyolojik verim, hasat indeksi, bitki boyu, bitkide bakla, dane ve dal sayısı, 100-dane ağırlığı ve baklada dane sayısı gibi verim ve verim ile ilişkili özellikler karşılaştırma amacıyla kaydedilmiştir. Genel olarak korelasyon analizi, dane veriminin; biyolojik verim, hasat indeksi, bitki boyu, bitkide bakla ve dal sayısı ve 100-dane ağırlığı ile önemli bir şekilde ilişkilendiğini götermiştir. ANAHTAR KELİMELER: Cicer arietinum L., iri daneli nohut, yapay mutasyon, mutasyon spektrumu, mutasyon frekansı, verim ve verim kriterleri, korelasyon JÜRİ: Prof.Dr. M. İlhan ÇAĞIRGAN Prof. Dr. Metin B. YILDIRIM Doç.Dr. Kenan TURGUT
Determinant ve indeterminant susamların (Sesamum indicum L.) verim ve verim komponentleri bakımından değerlendirilmesi
Bu çalışmanın amacı determinant ve indeterminant özellik bakımından açılma gösteren F2 ve F3 populasyonlarmda ve durulmuş hatlardan oluşan verim denemelerinde, iki büyüme tipindeki bitkileri verim ve verim komponentleri bakımından karşılaştırmaktır. dt45 geni içeren populasyonlardan tek bitki seleksiyonuyla geliştirilen F5 kademesindeki ileri hatlar ile, bu populasyonlardan seçilen tek bitkilerin yerli çeşitlerle melezlenmesinden oluşan 45 adet F2 populasyonu, ayrıca ileri hatlardan oluşan üç ayrı verim denemesi Tesadüf Blokları Deneme Deseninde iki tekerrürlü olarak 1996 yılında ekilmiştir. 1997 yılında kapsül sayısı bakımından F2 populasyonundan seçilen üstün özellikte toplam 90 adet determinant, 90 adet indeterminant tip tek bitkiler, ayrıca ileri hatlardan oluşan verim denemelerinden ümitli görülen determinant tip hatlar seçilerek tek bir verim denemesi halinde ekilmiştir. F2 generasyonunda tek bitki verimi bakımından 3 determinant tip populasyon indeterminant populasyonunu geçerken, F3 generasyonunda 12 determinant tip alt populasyon indeterminant populasyonu geçmiştir. F2 ve F3 generasyonlarında L.T.15 ve 6xMug determinant populasyonları tek bitki verimi yönünden aynı populasyondan seçilen indeterminantları geçmişlerdir. Verim denemelerinde 5-27/1 ve T.B-11 hatları kapsül sayısı bakımından kontrolü geçmiştir. T.B-9 hattı 1996 yılında kontrolü geçmiş, 1997 yılında ise üst sıralarda yer almıştır. Bu hatlar verim bakımından her iki yılda üst sıralarda yer almışlardır. ANAHTAR KELİMELER : Sesamum indicum L., determinant, indeterminant, verim ve verim komponentleri, populasyon, büyüme tipi
Pamukta (Gossypium hirsutum L.) hasadın kalite üzerine etkisi
Bu çalışma pamukta makinalı ve elle hasadın kalite üzerine etkilerini belirlemek amacıyla, Aydın ili, Efeler, Koçarlı, İncirliova, Söke, Germencik ve Nazilli ilçelerinde 2016 üretim yılında yapılmıştır. Çalışmada Gloria pamuk çeşidi materyal olarak kullanılmıştır. Deneme tesadüf parselleri deneme desenine göre iki faktörlü olarak yürütülmüştür. Çalışmada, çırçır randımanı, lif uzunluğu, lif inceliği lif kopma dayanıklılığı, lif uzunluğu uyumu indeksi, lif olgunluğu, kısa lif içeriği, lif parlaklığı, lif sarılık derecesi, lifteki çepel sayısı ve lif rengi özellikleri incelenmiştir. Çalışmada, lokasyonlar (ilçeler) arasında çırçır randımanı, lif inceliği, lif uzunluğu, lif kopma dayanıklılığı ve elyaf yansıma değeri özellikleri yönünden, önemli oranda, hasat yöntemleri arasında ise çırçır randımanı, lif inceliği, lif olgunluğu, lif kopma dayanıklılığı, elyaf yansıma değeri, elyaf sarılık değeri ve lifteki çepel sayısı özellikleri yönünden önemli oranda farklılık olduğu, lokasyon x hasat yöntemi interaksiyonunun ise, çırçır randımanı, lif inceliği, lif olgunluğu, lif uzunluğu, lif uzunluğu uyumu indeksi, lif kopma dayanıklılığı, özelliklerinde önemli olduğu saptanmıştır. Ayrıca tüm lokasyonlarda makine ile toplanan pamukların lif rengi 1-2 derece daha düşük çıkmıştır. Çalışmada, çırçır randımanı, lif olgunluğu, lif kopma dayanıklılığı, elyaf yansıma değeri, lif çepel sayısı ve lif rengi özellikleri yönünden elle hasadın, lif inceliği ve elyaf sarılık değeri özellikleri yönünden ise makinalı hasadın daha uygun olduğu saptanmıştır. Anahtar Kelimeler: Pamuk, Hasat, Kalite
Antalya bölgesi ekolojik koşullarında farklı ekim zamanlarının adi fiğ (vicia sativa L.)'in ot ve tohum verimleri ile protein oranlarına etkisi üzerine bir araştırma
öz ANTALYA BÖLGESİ EKOLOJİK KOŞULLARINDA FARKLI EKİM ZAMANLARININ ADİ FİĞ (Vida satha L.)' İN OT VE TOHUM VERİMLERİ İLE PROTEİN ORANLARINA ETKİSİ ÜZERİNE BİR ARAŞTIRMA Bilal AYDINOGLU Yüksek Lisans Tezi, Tarla Bitkileri Anabilim Dalı Danışman: Doç. Dr. Sadık ÇAKMAKÇI Ocak 1999, 65 sayfa Bu çalışma 1997-1998 yıllarında Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi deneme tarlasında yürütülmüştür. Çalışmada adi fiğ {Vida sativa L.) kışlık ve yazlık olarak 9' ar farklı zamanda ekilmiştir. Yeşil ot ve tane verimi ile ilgili bazı özellikler yönünden ekim zamanları arasındaki farklılıklar araştırılmıştır. Kışlık ekimlerde tane ham protein oram hariç diğer tüm özellikler yönünden ekim zamanları arasındaki farklılıklar önemli bulunmuştur. Çalışma sonucunda en uygun ekim zamanının kışlık ekimlerde 1-20 Kasım, yazlık ekimlerde ise Mart ayı başı olduğu sonucuna varılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Adi fiğ {Vida sativa L.), ekim zamanı, verim, protein oram JÜRİ: Doç. Dr. Sadık ÇAKMAKÇI Prof. Dr. İbrahim BAKTIR Doç. Dr. Bülent SAMANCI
RAPD markerlerini kullanarak Türk susam (Sesamum indicum L.) populasyonlarında genetik uzaklıkların analizi
Susamda kapalı kapsüllülük mutant karakterine bağlı moleküler markerlerin belirlenmesi
oz SUSAMDA KAPALI KAPSÜLLÜLÜK MUTANT KARAKTERİNE BAĞLI MOLEKÜLER MARKERLERİN BELİRLENMESİ Bülent UZUN Doktora Tezi, Tarla Bitkileri Anabilim Dalı Danışman: Prof. Dr. M. İlhan ÇAĞIRGAN Ocak 2002, 95 sayfa Susamda kapalı kapsüllülük mutant karakterine bağlı markerler belirlemede AFLP ve RAPD teknikleri, bulk segregant analizi ile ortak olarak kullanılmıştır. Üçü yapay ve biri doğal olmak üzere dört ayrı mutant F2 populasyonunun hazırlandığı çalışmada, bu populasyonlara ait bireylerden elde edilen bulk DNA' lar, susamda kapalı kapsüllülük mutant karakterine bağlı markerler belirlemede kullanılmıştır. Toplam 72 farklı AFLP primer kombinasyonu ve 12 RAPD primeri, ilgili özellik bakımından farklılık bulmak üzere susam genomunu taramıştır. Sadece AFLP markerleriyle 6840 lokusun tarandığı çalışmada, iicoRI+AAG/Msel+CAT primer kombinasyonunun, kapalı kapsüllülük mutant karakteri ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Bulkları meydana getiren bireylerin DNA'larının aynı markerle analizlenmesi sonucunda, 258 bp uzunluğundaki trans markerin, susamda kapalı kapsüllülük mutant karakterine sıkıca bağlı olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, 5'-AGTCGTCCCC sıralamak "H5" RAPD primerinin kapalı kapsüllülük mutant karakteri ile ilişkili olduğu bulunmuştur. Sunulan bu çalışmayla, AFLP analizinin uygulanması ve bağlı moleküler markerlerin belirlenmesi susam genusunda ilk defa gerçekleştirilmiştir. ANAHTAR KELİMELER: Susam, Sesamum indicum L., kapalı kapsüllülük, AFLP, RAPD, bulk segregant analizi, moleküler markerler JURI: Prof. Dr. M. İlhan ÇAĞIRGAN Prof. Dr. M. Emin TUGAY Prof. Dr. Metin B. YILDIRIM Doç. Dr. Hüseyin BASIM Doç. Dr. A. Naci ONUS
Mısırda (Zea mays L. ) ekim zamanında tohum tutma ve diğer bazı özellikler üzerine etkileri
ÖZET MISIRDA (Zea mays L.) EKİM ZAMANININ TOHUM TUTMA VE DİĞER BAZI ÖZELLİKLER ÜZERİNE ETKİLERİ Safinaz YASAK Yüksek Lisans Tezi, Tarla Bitkileri Anabilim Dalı Danışman: Prof Dr. M. Emin TUGAY Haziran 2002, 69 sayfa Bu araştırma Antalya koşullarında iki farklı yerde, üç farklı mısır çeşidi ile (Arifiye, Ant-90, TTM 81-19) farklı ekim zamanlarının tane tutma ve diğer bazı özellikler üzerine etkilerini araştırmak amacıyla 2001 yılında yürütülmüştür. Deneme tesadüf blokları deneme deseninde kampüsde 4, Aksu'da 3 tekerrürlü olarak kurulmuştur. Ekim zamanlan ana parselleri, çeşitler alt parselleri oluşturmuştur. Kampüsde 11 farklı ekim zamanı 26 Mart tarihinden 23 Ağustos'a kadar, Aksu'da 8 farklı ekim zamanı 2 Mayıs tarihinden 9 Ağustos'a kadar yaklaşık 15'er gün ara ile ekilmiştir. Bir yıllık sonuçlara göre her iki yerde de ekim zamanlan arası farklılıklar, ilk koçan yüksekliği, koçan püskülü gösterme tarihi, tepe salkımı gösterme tarihi, bitki biyolojik verimi, bitki tane verimi ve hasat indeksi istatistiki olarak önemli çıkmıştır. Çeşitler arası farlılıklar her 3d yerde de incelenen karakterler bakımından istatistiki olarak önemli bulunmuştur (Kampüsdeki bitki tane verimi, 1000 tane ağırlığı, koçan tane verileri dışında). Ant - 90 ve TTM 81-19 çeşitlerinin Arifîye çeşidinden daha iyi performans gösterdiği görülmüştür. En uygun ekim zamanının ana üründe 26 Mart - 17 Mayıs, ikinci üründe 12 Haziran - 6 Temmuz dönemleri olduğu saptanmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Ekim zamanı, tane tutma, verim, sıcaklık, bağıl nem, çiçeklenme. JÜRİ: Prof. Dr. M. Emin TUGAY Doç. Dr. Bülent SAMANCI Yard. Doç. Dr. Zekeriya AKMAN
Kanola (Brassica napus ssp. oleifera L.) çeşitlerinde sıra arası uzaklığın verim ve verim unsurları üzerine etkisi
Bu çalışma, Aydın ekolojik şartlarında farklı sıra aralıklarının kışlık kanola çeşitlerinde verim ve verim unsurları üzerine etkisini ortaya koyabilmek ve en uygun sıra aralığını saptamak amacıyla yapılmıştır.Deneme, 2008-2009 üretim sezonunda, Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi uygulama çiftliğinde yürütülmüştür. Araştırmada dört kışlık kanola çeşidi (Licord, Oase, Californium, Orkan) ve üç farklı sıra aralığı (13, 26 ve 39 cm) denenmiştir. Çalışmada, tane verimi, bitki boyu, bitkideki yan dal sayısı, bitkideki harnup sayısı, harnuptaki tohum sayısı, bin tane ağırlığı ve yağ oranı özellikleri incelenmiştir.Çalışmada farklı sıra aralıklarının, bitki boyu, bitkideki yan dal sayısı, bitkideki harnup sayısı, harnuptaki tohum sayısı ve tohum verimi üzerine önemli etkisinin olduğu saptanmıştır.Tohum verimi yönünden en yüksek değer her dört çeşitte de 13 cm sıra aralığından elde edilirken; en düşük verim 39 cm sıra aralığından elde edilmiştir. Aydın koşulları için en uygun çeşitlerin ise ?Orkan ve Californium'' olduğu saptanmıştır.Anahtar Kelimeler : Kanola, bitki sıklığı, verim ve verim öğeleri, yağ oranı.
Seksüel ve apomiktik üreyen bazı arabis türlerinin in vitro rejenerasyonu genetik transformasyonu ve sitolojik özelliklerinin belirlenmesi
ÖZET SEKSÜEL VE APOMİKTİK ÜREYEN BAZI ARABİS TÜRLERİNİN İN VİTRO REJENERASYONU, GENETİK TRANSFORMASYONU VE SİTOLOJİK ÖZELLİKLERİNİN BELİRLENMESİ Kemal Melik TAŞKIN Doktora tezi, Tarla Bitkileri Anabilim Dalı Danışman: Prof.Dr. Kenan TURGUT Haziran 2003, 83 Sayfa Bu çalışmada bazı Arabis türlerinin {A. drummondii, A. holboellii ve A. gunnisoniand) üreme biyolojileri ile in vitro rejenerasyon yetenekleri ve Agrobacterium tumefaciens aracılığı ile genetik transformasyonları araştırılmıştır. In vitro rejenerasyon çalışmalarında, farklı Arabis türlerinin steril şartlarda çimlendirilmiş bitkilerden alınan yaprak, kotiledon, hipokotil ve kökler ile saksılarda yetiştirilmiş bitkilerinden alınan olgunlaşmamış embriyoları, değişik bitki büyüme düzenleyiciler (6- benzilaminopurin, Thidiazuron, a-naftalen asetik asit ve 2,4-diklorofenoksi asetik asit) eklenmiş Murashige ve Skoog (MS, 1962) ortamlarındaki rejenerasyon kapasiteleri incelenmiştir. Kallus oluşumu 10 gün içerisinde başlamıştır. Adventif sürgünler, kültürün 4. haftasından itibaren oluşmuştur. Organogenez hipokotil, kök ve olgunlaşmamış embriyolardan Arabis bitkisi türüne bağlı olarak meydana gelmiştir. Sürgünler %1 oranında sukroz içeren V2 MS besin ortamında köklendirilmiştir. Bu rejenerasyon protokolü daha sonra transgenik Arabis gunnisoniana bitkisi elde etmek için kullanılmıştır. Transformasyon çalışmalarında ise in vitro'da. steril şartlarda çimlendirilmiş A. gunnisoniana bitkilerinden alınan hipokotil eksplantları, pBJ40 taşıyan Agrobacterium tumefaciens susu ile ko-kültive edilmiştir. Transgenik sürgünler 50 mg/1 Kanamisin içeren MS besin ortamlarında seçilmiştir. Kanamisin'e dirençli sürgünlerden elde edilen bitki DNA'lannda NPTII geninin varlığı PCR ile onaylanmıştır. Sitolojik araştırmalarda ovul- temizleme yöntemi ile embriyo kesesi gelişimi ve flow sitometri analizleri ile Arabis türlerinin tohum meydana getirme şekilleri ortaya çıkarılmıştır. Apomayotik embriyo kesesi gelişimi Taraxacum tip diplospori ile meydana gelmiştir. Flow sitometrik tohum analizi ise tohumların pseudogami ile oluştuğunu göstermiştir. ANAHTAR KELİMELER: Arabis, apomiksi, in vitro rejenerasyon, Agrobacterium, transformasyon, embriyo kesesi gelişimi, flow sitometri JÜRİ Prof. Dr. Kenan TURGUT (Danışman) Prof. Dr. M. Emin TUGAY Prof.Dr. Rüştü HATİPOĞLU Doç.Dr. Hüseyin BASIM Doç.Dr. A. Naci ONUS
Seçilmiş arpa (Ordeum vulgare L. ) ve buğday (Triticum spp. ) genotiplerinde bazı özelliklerin Antalya koşullarında belirlenmesi
ÖZET SEÇİLMİŞ ARPA (Hordeum vulgare L.) ve BUĞDAY (Triticum spp.) GENOTÎPLERÎNDE BAZI ÖZELLİKLERİN ANTALYA OVA KOŞULLARINDA BELİRLENMESİ Ahu ÇINAR Yüksek Lisans Tezi, Tarla Bitkileri Anabilim Dalı Danışman: Prof. Dr. M. Emin TUGAY Ocak 2003, 100 sayfa Bu araştırma Antalya koşullarında iki farklı yerde, 47 ekmeklik buğday, 16 makarnalık buğday ve 46 arpa genotipi ile, bu genotiplerin bazı özelliklerinin Antalya Ova koşullarında belirlenmesi amacıyla Kasım 2001 - Haziran 2002 döneminde yürü tülmüştür. Deneme üç tekerrürlü tesadüf blokları deneme deseninde, Kampüsde ve Aksu'da kurulmuştur. Genotipler ekmeklik buğdaylar, makarnalık buğdaylar, iki sıralı arpalar ve altı sıralı arpalar olmak üzere 4 ana gruba ayrılmış ve denemenin sağlıklı olarak yürütülebilmesi ve değerlendirilebilmesi için, tesadüf bloklarına uygun olması açısından, her deneme grubunun genotip sayısı en çok 20-25 arasında tutulmuştur. Denemenin ilk yılından elde edilen sonuçlara göre, ekmeklik buğdaylar, makarnalık buğdaylar, iki sıralı arpalar ve altı sıralı arpalar sıralamasıyla, çimlenmeden başaklanmaya gün sayısı 118.7-141.3, 127.3-148.7, 137.0-153.3, 140.0-152.3 gün, san olum süresi 176.0-183.7, 173.3-183.3, 182.0-187.3, 184.0-186.0 gün, tane doldurma süresi 39.7-60.7, 33.3-48.7, 30.7-49.7, 32.7-46.0 gün, bitki boyu 42.7-1 15.1, 62.4-128.7, 54.7-78.4, 69.8-87.7 cm, başak uzunluğu 6.6-14.0, 6.4-9.1, 6.9-11.7, 6.2-8.1 cm, başakta başakcık sayısı 13.2-27.2, 14.2-22.5,17.7-28.9, 15.6-22.7 adet, başakta tane sayısı 32.6-88.0, 22.0-65.8, 16.9-31.0, 36.7-49.8 adet, tek başak verimi 1.07-3.41, 1.21- 2.91, 0.77-1.69, 1.56-2.41 g, bin tane ağırlığı 38.3-57.6, 44.0-59.3, 41.3-64.2, 43.1-55.6 g, hasat indeksi 25.4-79.3, 25.8-52.0, 41.1-57.5, 45.0-53.8 değer aralıklarında değişim göstermiştir. ANAHTAR KELİMELER: Ekmeklik Buğdaylar, Makarnalık Buğdaylar, İki Sıralı Arpalar, Altı Sıralı Arpalar, Genotip, Verim, Kalite JÜRİ: Prof. Dr. M. Emin TUGAY Prof. Dr. M. Birkan YILDIRIM Doç. Dr. Cengiz TOKER
Ege bölgesi ekmeklik buğdaylarında kurağa dayanıklılık özelliklerinin saptanması
Ege bölgesi koşullarında özellikle tane dolumu döneminde meydana gelen kuraklıklar verimde büyük ölçüde düşüşlere neden olmaktadır. Bu amaçla, Golia 99, Basribey 95, Cumhuriyet 75, Sagittario, Pamukova 97 ve Negev ekmeklik buğday çeşitlerinin kuraklığa toleransları değerlendirilmiştir. Çalışma, 2007-2008 ve 2008-2009 yıllarında sulu ve susuz koşullarda tarla denemeleri, saksı denemeleri ve çimlenme gözlemleri olmak üzere 3 aşamada yürütülmüştür.Tarla çalışmalarının ilk yılında, bitki boyu, metrekarede başak sayısı, başakta başakçık sayısı, yaprak kuruma oranı, başakta tane sayısı, tane verimi ve hasat indeksi yönünden; ikinci yılda ise; metrekarede başak sayısı, başaklanma gün süresi, başakta başakçık sayısı, tane dolum süresi, başakta tane sayısı, bin tane ağırlığı ve hasat indeksi yönünden uygulamalar x çeşit interaksiyonunun önemli olduğu saptanmıştır.İncelenen özellikler birlikte değerlendirildiğinde, susuz koşullara dayanıklılık yönünden tarla çalışmalarında bitki boyu, metrekarede başak sayısı, yaprakkuruma oranı ve bitki örtüsü sıcaklık değişiminin; saksı çalışmalarında PEG uygulamasında bayrak yaprağı duruş açısı, kardeşlenme öncesi NVDİ değeri ve sapa kalkma döneminde kök uzunluğunun; çimlenme çalışmalarında ise PEG uygulamasında koleoptil uzunluğunun dikkate alınması gerektiği sonucuna varılmıştır. Çeşitler karşılaştırıldığında ise Cumhuriyet 75, Negev ve Sagittario çeşitlerinin susuz koşullarda daha verimli olabileceği ve bu çeşitlerin kuraklığa dayanıklılığı amaçlayan ıslah çalışmalarında başarıyla kullanılabileceği söylenebilir.
Bazı pamuk (Gossypium hirsutum L.) çeşitlerinin melezlenmesi ile oluşturulan F1 populasyonlarında melez azmanlığının belirlenmesi
ÖZET BAZI PAMUK {Gossypium hirsutum L.) ÇEŞİTLERİNİN MELEZLENMESİ İLE OLUŞTURULAN Fj POPULASYONLARINDA MELEZ AZMANLIĞINTN BELİRLENMESİ Metin Durmuş ÇETTN Yüksek Lisans Tezi,Tarla Bitkileri Anabilimdalı Danışman : Doç.Dr. Bülent SAMANCI Ocak 2004, 51 sayfa Bu araştırmanın amacı, bazı pamuk çeşitleri Nazüli-87, Çukurova-1518, Delcerro, Çun S2 ve X-700 arasında melezlemelerle elde edilen Fi populasyonlarında verim ve verim ile ilgili özellikler bakımından heterosis, heterobeltiosis değerlerinin ve korelasyon katsayılarının belirlenmesi olmuştur. Araştırma 2002 yılında iki lokasyonda (Akdeniz Üniversitesi Kampüsü ve Antalya Serik ilçesi), tesadüf blokları deneme desenine göre 3 tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Dekara kütlü verimi için heterosis değerleri kampüste % -6.42 ile % 21.71, Serik'te % -10.38 ile % 66.70 arasında bulunurken; heterobeltiosis değerleri kampüste % -10.29 ile % 18.51, Serik'te ise % -19.38 ile % 51.37 arasında bulunmuştur. Araştırmada hem çeşitlerde hem de melezlerde dekara kütlü verimi ile bitki boyu, meyve dalı sayısı, bitkide koza sayısı ve bitki kütlü verimi arasında pozitif yönde; % 50 çiçeklenme gün sayısı, olgunlaşma gün sayısı ve erkencilik arasında ise negatif yönde önemli korelasyonlar bulunmuştur. ANAHTAR KELİMELER: Pamuk, Gossypium hirsutum L., Heterozis, Heterobeltiyozis, Korelasyon JÜRI: Doç.Dr. Bülent SAMANCI Doç.Dr. Hüseyin GÖÇMEN Yrd.Doç.Dr. Bülent UZUN
Pamukta türler arası ve tür içi melez populasyonların F2 ve F3 generasyonlarında verim, verim kompanenetleri ve lif kalite özelliklerinin karşılaştırılması
Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma ve Uygulama Çiftliğinde 2009 ve 2010 yıllarında yürütülen bu araştırma ana ebeveyn olarak seçilen Aşkabat 100, Aydın 110, Sealand 542 (G. barbadanse L.), GW Teks ve TAM94L-25 (G. hirsutum L.) genotipler ile baba ebeveyn olarak seçilen Carmen, Şahin 2000 ve SG 125 (G. hirsutum L.) genotiplerinin line tester yöntemine uygun olarak 2006 yılında melezlemesi ile başlamıştır. Tek koza yöntemine uygun olarak oluşturulan F2 ve F3 generasyonları sırasıyla, 2009 ve 2010 yıllarında, ebeveynler ve 15 melez kombinasyonuna ait tohumlar 1 sıra 6 m uzunluğunda ve 4 tekerrürlü tesadüf blokları deneme desenine uygun olarak ekilmiştir. Melez kombinasyonların F2 ve F3 generasyonlarındaki verim, verim komponentleri ve lif kalite özellikleri karşılaştırılmıştır. Melez populasyonların F2 ve F3 generasyonlarındaki verim ve lif kalite özellikleri birlikte değerlendirildiğinde, Aşkabat 100 x SG 125, Aydın 110 x SG 125, TAM94L?25 x Carmen ve TAM94L 25 x SG 125 melezlerinde uygulanacak tek bitki seleksiyonu ile kabul edilebilir verim potansiyeli ve iyileştirilmiş lif uzunluğuna sahip pamuk hatların geliştirilebileceği sonucuna varılmıştır. Bu çalışma aynı zamanda seleksiyon yapılacak melez populasyonların belirlenmesinde ebeveynlerin genel uyuşma yeteneği etkilerinin tek başına yeterli olmadığı, türler arası melez populasyonlarında melezlerin F1, F2 ve F3, türler içi melez populasyonlarında ise melezlerin F1 ve F2 generasyon ortalamalarının dikkate alınmasının daha yararlı olabileceğini ortaya koymuştur.
Tek yıllık nohut türlerinde (Cicer sp.) herbisitlere dayanıklılık için gözlem ve seleksiyon
Ekmeklik buğdayda (Triticum aestivum L.) farklı besin maddesi içerikteki yaprak gübrelerinin verim, verim öğeleri ve bazı kalite özelliklerine etkisinin belirlenmesi.
Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü deneme alanlarında 2010-2011 buğday üretim sezonunda yürütülen bu çalışmada Aydın ilinde yüksek verim potansiyeline sahip Pamukova 97, Golia 99, Sagittario ve Negev olmak üzere seçilen dört farklı buğday çeşidinin kardeşlenme ve sapa kalkma dönemleri arasında yaprağa uygulanan mikro besin içerikli Country, Cyto-Wachs, K-Sparrow ve Boroline yaprak gübrelerinin verim ve özellikle kalite üzerine olan etkilerinin ve verim-kalite etkileşimlerinin araştırılması hedeflenmiştir. Çalışmada verim potansiyeli ve verim analizi için bitki boyu, metrekarede başak sayısı, tane verimi, bin tane ağırlığı, başakta tane sayısı şeklinde verim öğelerinin yanı sıra kalite hakkında önemli bilgiler veren protein ve nişasta miktarları saptanmıştır. Sonuç olarak incelenen özellikler birlikte değerlendirildiğinde; yaprak gübrelerinin tane verimi üzerine olumlu etkisi görülmüştür, çeşit ve gübre etkileşimi olumlu yönde gözlenmiştir. Denemenin sadece bir yıl yapılmış olması ve yaprak gübre uygulamalarının vejetasyon döneminde bir defada gerçekleştirilmiş olması nedeniyle sonuçların daha sağlıklı yorumlanması için çalışmanın en az iki yıl daha yürütülmesi önem taşımaktadır.Anahtar Sözcükler: Buğday, verim, kalite parametreleri, yaprak gübrelemesi, çeşit
Farklı pamuk çeşitlerinde ilk sulama zamanlarının bazı agronomik ve teknolojik özellikler ile koza tutumuna etkisi
Büyük Menderes Ovası koşullarında, Ege Bölgesinin standart pamuk çeşitlerinden olan, Nazilli 84 ve Nazilli M-503'ün farklı çiçeklerime yoğunluklarında yapılan ilk sulamanın, bazı morfolojik, agronomik ve lif teknolojik özelliklerine etkisini belirleyerek en uygun ilk sulama zamanının saptanması amacıyla yapılan bu çalışma, bölünmüş parseller deneme deseninde iki faktörlü ve üç tekrarlamalı olarak yürütülmüştür. Araştırmada, ilk sulama zamanı olarak; çiçeklerime öncesi (taraklanma başlangıcından on gün sonra), çiçeklerime başlangıcı (%25 çiçeklerime), %50 çiçeklerime ve çiçeklerime doruğu (çiçeklerime başlangıcından on gün sonra) olmak üzere 4 farklı uygulama zamanı seçilmiştir. Yapılan çalışmada ilk sulama zamanının, boğum sayısı, odun dalı, meyve dalı, tek bitki koza sayısı, erkencilik oram, çırçır randımanı, 100 tohum ağırlığı ve lif mukavemeti üzerine etkili olmadığı, buna karşılık, dekara kütlü verimi, bitki boyu, boğumarası uzunluğu, lif inceliği ve lif uzunluğu üzerine etkili olduğu saptanmıştır.
Organik ve inorganik gübre uygulamalarının anason (Pimpinella anisum L.) çeşit ve ekotiplerinin verim ve kalitesi üzerine etkisinin belirlenmesi
Bu çalışmada; organik ve inorganik gübre uygulamalarının Anason (Pimpinella anisum L.) çeşit ve ekotiplerinin verim ve kalitesi üzerine etkisi belirlenmeye çalışılmıştır. Deneme 2005 yılında, Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü arazisinde Bölünmüş Parseller Deneme Desenine göre üç tekrarlı olarak kurulmuştur. Denemede Türkiye'de kültürü yapılan ve belirli üretim bölgelerine göre isimlendirilen üç farklı anason ekotipi ve bir tescilli çeşit ile altı farklı gübre kullanılmıştır. Ana parsellere; kontrol, ticari gübre, ahır gübresi, organik gübre, ticari gübre x organik gübre ve ticari gübre x ahır gübresi kombinasyonu uygulanmıştır. Alt parsellerde; Çeşme, Fethiye (Seki) ve Denizli (Acıpayam) orijinli ekotipler ve Gölhisar çeşidine ait tohumlar kullanılmıştır. Bu çalışma sonucunda; anason bitkisinde en yüksek tohum veriminin (1 14.5 kg/da) ticari gübre uygulaması ile Gölhisar çeşidinden, en düşük tohum veriminin (30.4 kg/da) ise kontrol uygulaması ile Denizli ekotipinden olduğu belirlenmiştir. Uçucu yağ oranının en yüksek değeri (%1.863) ticari gübre x organik gübre uygulaması ile Çeşme ekotipinden, en düşük değeri ise kontrol (% 1.267) uygulaması ile Gölhisar çeşidinden elde edilmiştir. Uçucu yağın en önemli bileşeni olan Trans- anethol oram % 97.50-98.49 arasında değişmiştir. Organik gübre uygulaması ve organik-inorganik gübre kombinasyonu uygulamasında uçucu yağın veriminin arttığı, fakat gübre uygulamalarının uçucu yağın bileşenlerini etkilemediği belirlenmiştir. Anahtar sözcükler: Anason, Pimpinella anisum L., Organik gübre, Ticari x organik gübre kombinasyonu, Uçucu yağ.
Farklı dozde azotlu, gübre (0, 4, 8, 12, 16 kg/da saf azot) uygulamalarının biralık arpanın (Kaya ve Şerife Hanım) verim, kalite ve agronomik özellikler üzerine etkisi
-IV- ÖZ Arpa Türkiye de yaygın olarak yetiştirilen, bir tahıl bitkisidir. Nemli koşullarda çok iyi gelişmektedir ve fazla sıcaklık ve soğuktan hoşlanmamaktadır. Ayrıca, organik madde içeriği yüksek, milli ve nötr topraklarda daha iyi yetişmektedir Bu çalışmanın amacı, iki biralık arpa çeşidinin agronomik, verim ve kalite özellikleri üzerinde azot dozunun etkisini incelemektir. Bu sebeple, beş farklı azot dozu kullanılmıştır. Bunlar 0, 4, 8, 12 ve 16 kg/da' dır. Azotlu gübrelemenin yansı ekim ile birlikte, diğeri kardeşlenme döneminde uygulanmıştır. Denemede yer alan, çeşitler Şerife Hanım ve Kaya' dır. Bu deneme, 2003-2004 döneminde Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi deneme alanlarında, tesadüf blokları deneme deseninde üç tekerrürlü olarak yürütülmüştür. Sonuç olarak, Kaya ve Şerife Hanım için, yüksek verim ve kaliteyi sağlayan en iyi azot dozları 4 ya da 8 kg/da' dır. Üretimin ekonomik olmasını sağlamak amacıyla, gübre fiyatları da düşünüldüğünde, yüksek verim ve kaliteli ürün için 4 kg/da saf azot miktarının yeterli olabileceği sonucuna varılmıştır. ANAHTAR KELİMELER: Arpa, verim, azotlu gübreleme, kalite, maltlık arpa.
Bezelyede ekim sıklıklarının verim parametreleri üzerine etkisi
Bezelyede verim ve verim parametreleri arasındaki ilişkileri ve verim üzerineetkilerin saptanması amacıyla yapılan bu çalışmada iki farklı bezelye çeşidi(Endavor ve Bolero), iki ekim zamanı (güz ve bahar) ve üç farklı sıra üzeri mesafe(5-10-15) kullanılmıştır. Deneme, tesadüf blokları deneme deseninde ve dörttekerrürlü olarak yürütülmüştür. Araştırmada verim parametreleri varyans analizi,basit korelasyon katsayıları, path analizi, faktör analizi ve step-wise regresyonanalizi modelleri ile değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Bezelye, Ekim Zamanı, Sıra Üzeri Mesafe, KorelasyonKatsayısı, Path Analizi, Faktör Analizi, Step-Wise Regresyon Analizi.
Kolza (Brassica napus ssp. oleifera L.) çeşitlerinde ekim zamanlarının verim ve verim unsurları üzerine etkisi
ÖZETKolza (Brassica napus ssp. Oleifera l.) Çeşitlerinde EkimZamanlarının Verim Ve Verim Unsurları Üzerine EtkisiAdnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Tarla Bitkileri Bölümü denemearazisinde 3 kolza çeşidi, 4 farklı zamanlarda ekim yapılarak, ekim zamanlarınınverim ve verim unsurları üzerine etkisini belirlemek, Aydın iline en uygun ekimzamanının ve çeşidi tespit etmek için yapılan bu çalışma, bölünmüş parseller denemedeseninde ve üç tekrarlamalı olarak 2005-2006 üretim sezonunda yürütülmüştür.Araştırmada, Licrown, Licord ve Bristol çeşitleri, 2005 yılında l Kasım, l5Kasım, l Aralık ve 15 Aralık tarihleri olmak üzere 4 farklı ekim zamanındaekilmiştir.Bu çalışmada, kolza çeşitlerinde farklı ekim zamanlarının, bitki boyu, yan dalsayısı, gövde çapı, bin tane ağırlığı ve tohum verimi üzerine ise önemli etkisininolduğu saptanmıştır.Sonuç olarak, verim yönünden en uygun ekim zamanının 1 Kasım, en uygunçeşidin ise ?Licrown? çeşidi olduğu saptanmıştır.
Ekmeklik buğday yeni ıslah hatlarında bazı agronomik ve kalite özellikleri
ÖZETAdnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi deneme arazisinde, Aydın ilikoşullarında bazı ileri ekmeklik buğday hatları ve bölge standart çeşitlerinin verim vekalite yönünden karşılaştırılması üstün özellikli genotiplerin belirlenmesi amacıylayapılmış olan bu çalışma, 3 tekerrürlü olarak sıra arası 20 cm, uzunluğu 5 m olan 6sıralı parsellere ekilmiştir.Araştırmada, bitki boyu, başaklanma süresi, çiçeklenme süresi, başak boyu,başak eni, bayrak yaprak kın uzunluğu, bayrak yaprak açısı, bayrak yaprak alanı,metre karede başak sayısı, başakta başakçık sayısı, başakta tane sayısı, tek başakverimi, bin tane ağırlığı, hektolitre ağırlığı, protein oranı, sedimantasyon değeri,düşme sayısı, gluten gibi bazı verim ve kalite özellikleri incelenmiştir.ncelenen genotipler verim ve kalite özellikleri bakımından birliktedeğerlendirildiğinde; 2, 3 ve 8 no'lu genotiplerin olumlu değerler taşıdığıbelirlenmiştir.Sonuç olarak, 2, 3 ve 8 no'lu genotipler, standart çeşitler ilekarşılaştırıldığında bu genotiplerin verim ve kalite yönünden uygun değerlertaşıyabileceği söylenebilir. Ayrıca 2, 3 ve 8 no'lu hatların daha sonraki çalışmalardakullanılması gerektiği belirlenmiştir.
Menemen koşullarında ikinci ürün tarımına uygun silajlık mısır çeşitlerinin belirlenmesi
Bu çalışmada 17 adet mısır çeşidinin ikinci ürün silajlık üretimine uygunluğu ile başta hasıl verimi olmak üzere diğer bazı agronomik özellikleri incelenmiştir. Araştırmanın bitki materyalini kamu kuruluşları tarafından ıslah edilmiş olan 3 adet (TTM 813, Side, Akdeniz) mısır çeşidi ile, özel tohum firmalarından sağlanan 14 adet (Montani, Bolson, Premier, Bc 678, T?602, Mataro, Donana, Luce, Vero, Gs 308 (ayb 936), Isıdoro, G 9244, Dkc 5783, Dk 585 ) mısır çeşidi oluşturmaktadır. Deneme 23 Haziran 2005 tarihinde Ege Tarımsal Araştırma Enstitüsü uygulama tarlalarında, tesadüf blokları deneme desenine göre 4 tekerrürlü olarak kurulmuştur. Çalışmada; tepe püskülü çıkarma gün sayısı, koçan püskülü çıkarma gün sayısı, bitki boyu (cm), koçan yüksekliği (cm), yaprak sayısı (adet/bitki), sap çapı (mm), koçan çapı (mm), kuru madde oranı (%), hasıl verimi (kg/da), kuru madde verimi (kg/da), yaprak kuru madde oranı (%), koçan kuru madde oranı (%), sap kuru madde oranı (%) özellikleri incelenmiştir. Yapılan varyans analizi sonucunda çeşitler arası farklılık Tepe püskülü çıkarma gün sayısı, Koçan püskülü çıkarma gün sayısı, Bitki boyu, Koçan yüksekliği, Sömek çapı, Koçan çapı, Koçan kuru madde oranı, Sömek kuru madde oranı özeliklerinde istatistikî açıdan önemli, diğer özellikler bakımından fark önemsiz bulunmuştur. Denemeye alınan çeşitler tepe püskülü çıkarma gün sayısı bakımından incelendiğinde; Dkc 5783 ve Dk 585 mısır çeşitlerinin sırasıyla 47.2 gün ve 49.2 gün ile en düşük, Side ve Akdeniz mısır çeşitleri ise 56.5 gün ve 55.5 gün ile en yüksek değerleri aldıkları saptanmıştır. İncelenen çeşitler koçan püskülü çıkarma gün sayısı bakımından değerlendirildiğinde; Dkc 5783 mısır çeşidinin 51.3 gün ile en düşük, Dk 585 ve T 602 çeşitlerinin ise 52.5 gün ile ikinci sırada yer aldıkları, buna karşılık Akdeniz ve Side mısır çeşitlerinin 60.2 gün ve 55.5 gün ile en yüksek değerleri aldıkları belirlenmiştir. 47 Kuru madde oranının Akdeniz mısır çeşidinde % 40 ile en yüksek, G 9244 mısır çeşidinde ise % 29 ile en düşük değeri aldığı tespit edilmiştir. Denemeye alınan çeşitlerden; Vero mısır çeşidinden 7621 kg/da ile en yüksek, TTM 813 çeşidinin ise 5889 kg/da ile en düşük hasıl verimleri elde edilmiştir. İncelenen özellikler ile hasıl verimi (kg/da) arasındaki korelasyon katsayıları değerlendirildiğinde; kuru madde verimi, bitki boyu, koçan çapı, koçan yüksekliği ve koçan kuru madde oranı özellikleri ile önemli ve pozitif; koçan püskülü çıkarma gün sayısı, tepe püskülü çıkarma gün sayısı ve sap kuru madde oranı özellikleri ile önemli ve negatif korelasyon olduğu görülmüştür. Sonuç olarak; bölgemizde yapılacak çalışmalarda ve ikinci ürün silajlık mısır üretimlerinde yüksek verimli ve erkencilik özellikleri nedeniyle Dkc 5783 ve Vero çeşitlerinin başarı ile kullanılabileceği öngörülmüştür.
Aydın ekolojik koşullarında farklı ekim zamanı ve sıra aralığının çemen (Trigonella foenum-graecum L.)'in verim ve kalite özelliklerine etkisi
Bu arastırma, Aydın ekolojik kosullarında farklı ekim zamanı ve sıra aralığının çemenin bazı morfolojik ve agronomik özelliklere etkisini belirlemek amacıyla gerçeklestirilmistir. Deneme 2005-2006 ve 2006-2007 yıllarında Adnan Menderes Üniversitesi, Ziraat Fakültesi, uygulama çiftliğinin Tarla Bitkileri Bölümü deneme arazisinde bölünmüs parseller deneme desenine göre 4 tekrarlamalı olarak yürütülmüstür. Arastırmada 7 farklı ekim zamanı (15 Ekim, 15 Kasım, 15 Aralık, 15 Ocak, 15 Subat, 15 Mart ve 15 Nisan) ve farklı sıra arası (20 cm, 40 cm, 60 cm) denenmistir. Arastırmada, çıkıs süresi, bitki boyu, bitkide dal sayısı, ilk bakla yüksekliği, bakla uzunluğu, bitki basına bakla sayısı, baklada tohum sayısı, bitki basına tohum verimi, tohum verimi, bin tane ağırlığı, hektolitre ağırlığı, müsilaj oranı, sabit yağ oranı ve sabit yağ verimi özellikleri incelenmistir. Çalısma da, farklı ekim zamanlarının incelenen tüm özellikler üzerine önemli etkisi olduğu saptanmıstır. Çemen bitkisinde en yüksek tohum veriminin (1.yılda 355.0 kg/da, 2.yılda ise 366.0 kg/da) ve sabit yağ oranının (1.yılda %17.5, 2.yılda ise %15.6) 15 Kasım tarihli ekim zamanı ve 60 cm sıra arası kombinasyonundan elde edildiği bulunmustur. Bu arastırmanın sonucunda; Aydın ekolojik kosulları için çemen bitkisinin (Trigonella foenum-graecum L.) her iki deneme yılına da en uygun ekim zamanının 15 Kasım tarihi ve sıra arasının da 60 cm olduğu belirlenmistir. 2007, 99 sayfa Anahtar Sözcükler: Çemen, Trigonella foenum-graceum, Ekim Zamanı, Sıra Arası, Verim ve Verim Öğeleri
Farklı zamanlarda uygulanan hümik asit ve çinko (Zn) dozlarının pamukta (G. hirsutum L.) verim, verim komponentleri ve lif kalite özellikleri üzerine olan etkisinin saptanması
Söke'de Selim TANMAN'nın arazisinde Carmen pamuk çesidinin, ekimi yapılarak humik asit uygulama yöntemi ve dozunun verim, verim komponetleri ve lif kalite özellikleri üzerine etkisini belirlemek, en uygun uygulama yöntemi ve dozunun belirlenmesi için yapılan bu çalısma, tesadüf bloklarında bölünmüs parseller deneme deseninde yürütülmüstür. Hümik asit uygulama yöntemleri arasında önemli farklılıklar olusmamıs. Toprak altı uygulama dozları erkencilikte, yüz tohum agırlıgında, koza kütlü agırlıgında ve verimde önemli farklılıklar olusturmustur. En yüksek verim toprak altı 200 gr/da doz uygulamasından elde edilmistir. Çinko uygulaması verim, verim komponetleri ve lif kalite özellikleri üzerine etkisini ve en uygun dozun belirlemek için tesadüf blokları deneme deseninde 2006 yılında yürütülmüstür. Çinko uygulamasında bitki boyu, erkencilik ve ilk beyaz çiçek üstü bes bogum uzunlugunda farklılıklar istatiksel olarak önemli, lif kalite özelliklerinde ise önemsiz bulunmustur. Uygulama dozlarının verim üzerinde olumlu bir etkisi olusmasa da en yüksek verim degeri 75 g/da dozunda gerçeklesmistir. lk beyaz çiçek üstü bes bogum uzunlugunda uygulama dozları arasında farklılık olusmamıs ancak en yüksek deger 75 g/da dozunda gerçeklesmistir. En yüksek erkencilik kontrolde gerçeklesmis ve artan doz uygulamasının erkenciligi azalttıgı belirlenmistir.
Farklı pamuk türlerine ait çeşitlerin diallel melezlerinde önemli agronomik ve teknolojik özelliklerin kalıtımının saptanması
Nazilli Pamuk Araştırma Enstitüsünde yürütülen bu çalışmanın materyalini Gossypium hirsutum L. türünden Carmen, Nazilli 84 S, Gürelbey ve farklı türlerin [(G. hirsutum x G. barbadense F1) x (G. arboreum x G.thurberi x G. hirsutum)] melezlenmesinden elde edilmiş olan Delcerro çeşitleri ile bunların yarım diallel melezleri oluşturmaktadır. Bu çalışmada, oluşturulan populasyonda uygun anaç ve melezlerin belirlenmesi ve üzerinde durulan dokuz özellik bakımından genel ve özel uyuşma yetenekleri, heterosis ve heterobeltiosis değerleri, kalıtım dereceleri ve diğer genetik parametrelerin belirlenmesi hedeflenmiştir. Genel uyuşma yeteneği tüm özelliklerde, özel uyuşma yeteneği ise bitki kütlü pamuk verimi, koza kütlü pamuk ağırlığı ve çırçır randımanında önemli bulunmuştur. Bitki kütlü pamuk verimi ve koza kütlü pamuk ağırlığında olumlu, koza sayısında olumsuz heterosis ve heterobeltiosis, diğer özelliklerde ise olumlu heterosis fakat olumsuz heterobeltiosis değerleri hesaplanmıştır. Elde edilen genetik parametrelere göre bitki kütlü pamuk verimi ve koza kütlü pamuk ağırlığı özelliklerinin en az bir gen çifti tarafından idare edildiği tahminlenmiştir. Çırçır randımanı ve 100 tohum ağırlığında yüksek, diğer özelliklerde düşük kalıtım derecesi elde edilmiştir. Bitki kütlü pamuk verimi ve koza kütlü pamuk ağırlığı için dominant, çırçır randımanı, erkencilik oranı, 100 tohum ağırlığı, lif uzunluğu ve lif kopma dayanıklılığı için eklemeli, bitkide koza sayısı ve lif inceliği için ise hem dominant hem de eklemeli gen etkilerinin önemli olduğu saptanmıştır. 2007, 95 sayfa Anahtar Sözcükler Pamuk, Heterosis, Heterobeltiosis, Genel Uyuşma Yeteneği, Özel Uyuşma Yeteneği
Farklı pamuk genotipleri ile bunların F1 melez populasyonlarında verticilliuma karşı dayanıklılığın ve bazı tarımsal özelliklerin kalıtımının saptanması
Gossypium hirsutum L. türüne ait 5 ana ve 3 baba genotipin line x tester uyarınca melezlenmesi sonucu oluşan 15 melez populasyon verim, verim komponentleri, lif kalite özellikleri, koza içi verim kompenentleri ve Verticillium dahliae Kleb.'e dayanıklılığın genetik yapısı yönünden değerlendirilmiştir. İncelenen özellikler yönünden uygun anaçlar, ümitvar melezler ve heterotik etkiler incelenmiştir. Çalışma Nazilli Pamuk Araştırma Enstitüsünde hastalıkla bulaşık tarlada ve iklim odası koşullarında yürütülmüştür.Genel uyuşma yeteneği varyansının, özel uyuşma yeteneği varyansına oranına göre; hasta bitki oranı, tarla denemesi hastalık enfeksiyon şiddeti, çırçır randımanı, bitki boyu, tek koza kütlü ağırlığı, kozada tohum verimi, kozada lif verimi, kozada tohum sayısı, tohumda lif verimi, lif esnekliği, lif yeknesaklığı, lif iplik olabilirlik özellikleri yönünden eklemeli gen etkileri; iklim odası hastalık enfeksiyon şiddeti, pamuk kütlü verimi, lif verimi, erkencilik, bitkide koza sayısı, metrekarede tohum verimi, metrekarede lif verimi, metrekarede koza sayısı, yüz tohum ağırlığı, kozada çenet sayısı, çenette tohum sayısı, tohumda lif sayısı, tek lif ağırlığı, lif uzunluğu, lif inceliği, lif mukavemeti özellikleri yönünden eklemeli olmayan gen etkileri saptanmıştır.İncelenen özelliklerin tümü yönünden Nazilli 84, Carmen, Şahin 2000, DPL 5690 ve Acala Maxa uygun anaçlar olduğu bulunmuştur. Öte yandan incelenen özelliklerin çoğu yönünden Şahin 2000 x Carmen, Nazilli 84 x Carmen, Sg 125 x Acala Maxa, Şahin 2000 x Acala Maxa, Nazilli 84 x Fibermax 819 ve Şahin 2000 x Fibermax 819 kombinasyonlarının ümitvar melezler olduğu belirlenmiştir.
Ekmeklik buğday (Triticum aestivum L.) çeşitlerinde bitki sıklığı ve azot dozlarının verim, verim unsurları, agronomik ve kalite özellikleri üzerine etkileri ve özelikler arası ilişkiler
Bu çalışma 2003?2004 ve 2004?2005 yıllarında Adnan Menderes Üniversitesi Ziraat Fakültesi Araştırma ve Üretim Çiftliğinde, tesadüf blokları bölünen bölünmüş parseller deneme desenine göre yapılmıştır. Artan gübre dozlarında (0?8?16?24 kg/da) ve farklı bitki sıklıklarında (300?500?700 bitki/m2) bazı ekmeklik buğday çeşitlerinin (Gönen-Cumhuriyet-Golia) verim ve kalite özelliklerinin belirlenmesi amacıyla yürütülmüştür. Söz konusu çeşitlerin tane verimi ile verim komponentleri ve bazı kalite unsurları belirlenmiştir.Azot dozu ve bitki sıklığı uygulamalarının incelenen özelliklerin çoğu yönünden yıllara göre farklı olduğu gözlenmiş, bu nedenle özellikler yıllar arasında ayrı ayrı değerlendirilmiştir. Özellikler arası ilişkileri incelenmek için korelasyon analizinden faydalanılmıştır.Sonuçta, yüksek verim için her iki yılda da 16 kg/da azot dozu daha ekonomik bulunurken, bitki sıklıkları arasında 500 bitki sıklığının optimum olduğu ayrıca, çeşitler arasında en yüksek verimin Golia çeşidinden elde edildiği saptanmıştır. Verimden farklı olarak kalite parametrelerinde (düşme sayısı hariç) 24 kg/da azot dozuna kadar artış kaydedilmiştir. Uygulanan gübre dozlarında 24 kg/da gibi yüksek bir azot dozuna kadar çıkılmasına rağmen protein oranı istenilen seviyelere taşınamamıştır. Buna karşın özellikle yaş gluten ve gluten indeks değerleri her çeşitte iyi sonuçlar ortaya koymuştur. Kalite parametrelerinde 300 veya 500 bitki sıklığında en yüksek sonuçlara ulaşılmıştır. Bazı esansiyel aminoasitlerin en yüksek azot dozlarında kontrol azot uygulamasının altında değerler verdiği belirlenmiştir.