
614
Arşivlenen Tez
0
DOI Atanmış
0%
DOI Oranı
Anabilim Dalı
UNESCO dünya miras listesinde yer alan İran bahçelerinin sürdürülebilir yönetim açısından değerlendirilmesi
Tarihi değerlerin korunması, bir toplumu ve onu oluĢturan değerleri ve bu değerlerin içerdiği tüm dinamikleri göz önünde bulundurarak korumayı ve geliĢtirmeyi amaçlamaktadır. Bu amaca ulaĢmak için en temel araç, bu değerleri toplumsal ve mekansal yaĢamın bir parçası haline getirmektir. Ġran mimarisi ve bahçe sanatında, mekansal kurgu ve görsel kombinasyonun hareket, dinamizm, simetri, denge ve koruma gibi tüm temel kavramlar, güçlü ve anlamlı bir Ģekilde yer almaktadır. Bu geleneksel uslüp uyum ve düzen sınırlarını aĢan, mahremiyet ve saygıyı çağrıĢtıran, fonksiyonel ve faydalı, gereksizlikten ve aĢırılıktan uzak, kendi kendine yeten bir özellik içermektedir. 2011 yılında (otuz beĢinci oturum sırasında), 1372 Kayıt numarası ile Ġran Bahçe Sanatı ve 9 örnek Ġran bahçesinin UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne alınma karar verilmiĢtir (UNESCO, 2011). "Evrensel değerlere sahip olan bu alanların Dünya Mirası listesine alınması, Ġran Bahçelerinin sürdürülebilir yönetiminde olumlu ve olumsuz etkilerini araĢtırmak, bu alanların sürdürülebilir yönetimi üzerindeki etkilerini değerlendirmek ve bu alanların korunması için daha etkili stratejiler geliĢtirilmesine yardımcı olabilir. Ġran Bahçeleri gibi eĢsiz değerler ve özel yerler, kendi kimliklerini ve sosyal davranıĢlarını içerir. Genellikle tarihi dokuların en eriĢilebilir noktasında konumlanan ve günümüze kadar varlığını sürdürebilen küçük ölçekli mevcüt yeĢil ve açık alanlarının korunması, sıkıĢık kentsel alanların ekolojik sürdürülebilirliği açısından önemlidir. Bu nedenle kapsamlı araĢtırmalarla Ġran bahçelerindeki sürdürülebilirlik faktörlerinin çağdaĢ paradigmalara göre modellenmesi ve sürdürülebilir yönetiminin sağlanması, kalkınmaları açısından yararlı olacaktır. Bu araĢtırma kapsamında konunun tanımı ve problemin saptanması için ayrıntılı literatür taranmasıyla beraber Eski çağlarda Ġran Bahçelerini araĢtıran tarihçiler, gezginler ve bilim insanlarının farklı lisanlarda yayınlanan yazıları ve kitapları araĢtırılıp, UNESCO‟nun Dünya Mirası listesinde yer alan benzer evrensel değerlerin alanında gerçekleĢtirilen projeler ve yasal ve politik sistem, seçilme koĢulları ve genel iĢleyiĢleri incelenerek Dünya Miras Listesinde yer almanın avantaj ve dezavantajları irdelenmiĢtir. Ġran Bahçelerinin Dünya Mirası Listesine adaylık dosyası incelenip 9 bahçenin saha ve anket çalıĢmaları sonucunda, baĢlangıcından günümüze kadar geçen süreçte UNESCO destek projeleri kapsamında gerçekleĢen çalıĢmalar ve teĢvik edici uyarılar sonucu sürdürülebilir yönetimin etkileri araĢtırılmıĢtır. Evrensel değerlere sahip ve geleneksel yöntemlerle oluĢturulan kentsel açık ve yeĢil alanların sahip olduğu fiziksel, ekolojik, ekonomik ve sosyal değerlerin koruma sınırlarının bağlayıcı biçimde belirlenmesi ve çevresindeki tampon zonlarının korunması, bilinçli bir Ģekilde alınan uluslar arası desteklerle sürdürülebilir kent olgusunu geliĢtirmek, giderek artan yoğun ve negatif kentsel geliĢimin etkilerinden korunan çok iĢlevli peyzaj alanların geliĢime olanak sağlar. Ayrıca, bütünsel sürdürülebilir yönetim stratejileriyle kısa ve uzun vadede sürekli ve planlı bir Ģekilde yönetilen ve izlenen koruma ve kalkınma politikalarının uygulanması, yerel halkın ve kamuoyunun Dünya Mirası alanlarına karĢı aidiyet ve sorumluluk duygusunu artıracaktır.
Hiperakümülatör bitkilerin peyzaj tasarımında kullanılması
Dünya genelinde hızla artan nüfus ve sanayileşme faaliyetleri, doğal kaynakların sürdürülemez şekilde tüketilmesine ve çevreye verilen zararın artmasına yol açmaktadır. Özellikle gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde, yenilenemeyen kaynaklar üzerindeki olumsuz etkilerin azaltılması ve bu etkilerin oluşmadan önlenmesi, son yılların en kritik araştırma ve politika konularından biri haline gelmiştir. Bu bağlamda, çevre kirliliğinin en ciddi boyutlarda görüldüğü alanlardan biri olan sanayi bölgeleri, özel bir ilgi odağı haline gelmiştir. Peyzaj uygulamaları, sürdürülebilirlik ve çevre koruma açısından kritik işlevler üstlenmektedir. Son yıllarda, doğal kaynakların korunmasına yönelik geliştirilen yenilikçi yaklaşımlar arasında, hiperakümülatör bitkiler ile yapılan çalışmalar dikkat çekmektedir. Hiperakümülatör bitkiler, ağır metal kirliliğine toleranslı ve bu metallerin birikimini sağlayarak çevreyi temizleyebilen bitki türleri olarak bilinmektedir. Bu bitkiler, sanayi alanlarının neden olduğu çevresel kirliliği azaltmak için doğal bir çözüm sunmakta ve çevre mücadelesinde umut vadetmektedir. Bu çalışma, Kocaeli'nin Dilovası Sanayi Bölgesi'nde ağır metal kirliliğine maruz kalan topraklarda yetişen üç bitki türünün (Ligustrum vulgare, Tilia tomentosa, Olea europaea.) bünyelerinde biriktirdikleri Çinko (Zn), Kurşun (Pb), Bakır (Cu), Krom (Cr) ve Nikel (Ni) oranlarını incelemeyi amaçlamaktadır. Ayrıca, bu bitkilerin aynı türlerinin kirlilik barındırmayan kontrol bölgelerindeki örnekleriyle karşılaştırılarak, mevcut çevresel koşullarda gelişimlerinin nasıl etkiledikleri gözlemlenecektir. Araştırmanın her aşaması, literatür taramaları ile desteklenmiş; alan seçimi, örneklerin toplanması, tanımlanması ve laboratuvar analizleri yoluyla yürütülmüştür. Sonuç olarak, ağır metal kirliliğine sahip bölgelerde uygulanacak uygun bitkilendirme tasarımları ile çevre kirliliğinin azaltılabileceği, bu uygulamaların ekolojik ve ekonomik açıdan nasıl fayda sağlayabileceği değerlendirilmiştir. Bu çalışma ile, çevre kirliliği ile mücadelede yeni yaklaşımlar geliştirilmesine ve sürdürülebilir peyzaj uygulamaları ile ekosistemlerin korunmasına katkıda bulunması hedeflenmektedir.
İstanbul boğaziçi kent mobilyalarının kent kimliği kapsamında irdelenmesi
Kentsel mekân, kentte yaşanan çalışma, sosyalleşme, alışveriş gibi tüm olayların gerçekleştiği yerdir ve toplumun sosyoekonomik ve kültürel yapıları tarafından şekillenmektedir. Kentsel mekân ayrıca toplumun tüm bireylerinin yaşadığı, kamusal ihtiyaçların karşılandığı yerdir. Bu alanlar bir şehrin sağlığı ile doğrudan ilişkilidir ve mekânın kalitesi yaşam kalitesini etkilemektedir. Kullanıcı tarafından oluşturulan bir mekânda, mekânsal kimlik analizine konu olabilecek pek çok unsur bulunmaktadır. Literatürde ilk ve en önemli kriterlerin tarih, coğrafya ve tasarım olduğu gösterilmiştir. Birçok araştırmacı tarafından belirlenen bu kriterler, bölgenin kimlik sahibi olmasının sağlanması açısından oldukça önemli kabul edilmektedir. Kent kimliğine sahip olmak bölgenin kalitesini arttırır ve kullanıcılara iyi bir deneyim sunar. Kullanıcılara sunulan hizmetler açısından kent mobilyaları, kamusal alanların performansına katkı sağlayan en önemli unsurlardan biri olarak kabul edilmektedir. Kentsel alanlar ile kent mobilyaları arasındaki ilişki tasarım, işlev ve yaşam dahil olmak üzere birçok bağlamda tartışılmıştır, fakat kent kimliği bağlamında yeterli çalışma olmadığı görülmektedir. Bu çalışmada, önceki çalışmalarda bu açıdan değinilmemiş kentsel mekanlardaki kent kimliğinin, kent mobilyalarıyla olan ilişkisi araştırılmıştır. İstanbul Boğaziçi bölgesi örneğinde ''kentsel peyzaj mobilyaları ile mekânın kimliği'' arasındaki ilişkinin araştırılması araştırmanın temelini oluşturmaktadır. Kent mobilyaları; mekânsal farkındalığın önemli olduğu dayanıklı, işlevsel ve konforlu olmasının yanı sıra mekâna kimliğine uyum sağlamış şekilde kullanılmalıdır. Bu kapsamda farklı mimari doku açısından değerlendirilmiş bu bölgede farklı tipte birçok kent mobilyası araştırılmıştır. Bu araçların kent kimliğine etkisi değerlendirilirken; donatının mekân kalitesine katkısı ile mekâna uyumu arasındaki ilişki göz önünde bulundurulmuştur. Anahtar Kelimeler: Kentsel Mekân, Kent Mobilyası, Kent Kimliği, Kent İmajı, Kentsel Peyzaj
İstanbul kadıköy Acıbadem ve Hasanpaşa Hahallesi örneğinde yağmur suyu yönetimi
Günümüzde hızlı kentleşme süreci, doğal yüzeylerin geçirimsiz yapılarla yer değiştirmesine neden olmakta ve bu durum kentsel alanlardaki hidrolojik döngüyü önemli ölçüde etkilemektedir. Geçirimli yüzeylerin azalmasıyla birlikte, yağmur sularının yer altına sızması engellenmekte, bu da yer altı su kaynaklarının yenilenmesini zorlaştırmakta ve yüzeysel akışı artırarak suyun doğal çevrimini bozmaktadır. Bu değişim, su kirliliğinin artmasına, toprağın nem dengesinin bozulmasına ve sel ile taşkın risklerinin çoğalmasına neden olmaktadır. Artan nüfus, yaygın yerleşim ve sanayileşme faaliyetleri ile birlikte doğaya yapılan müdahaleler hız kazanmakta; bu faktörler küresel iklim değişikliği ile birleştiğinde taşkın tehlikesi daha ciddi boyutlara ulaşmaktadır (Dilley, 2005). Kentleşmenin çevresel etkileri sonucunda bireylerin erişebildiği temiz su, hava, güvenilir gıda ve yeşil alan miktarında belirgin azalmalar yaşanmaktadır. Bu bağlamda, kentsel alanların sürdürülebilirliğini sağlamak için doğal su döngüsünün korunması ve iyileştirilmesi büyük önem arz etmektedir. Yağmur sularının toprak tarafından infiltrasyonunun sağlanması, bu suların ekolojik yöntemlerle toplanarak değerlendirilmesi ve kentsel hidrolojik işlevlerin sürdürülmesi, sürdürülebilir yağmur suyu yönetiminin temel hedefleri arasında yer almaktadır. Bu doğrultuda geliştirilecek planlama ve uygulamalar, hem ekosistem sağlığının korunmasına hem de kentsel yaşam kalitesinin artırılmasına katkı sunacaktır. Bu çalışmada Acıbadem ve Hasanpaşa mahalleleri, İstanbul'un yoğun yapılaşmış kentsel alanlarından olmaları, geçirimsiz yüzey oranlarının yüksekliği ve yüzeysel akışın etkisiyle taşkın riski barındırmaları nedeniyle inceleme alanı olarak seçilmiştir. Her iki mahalle de, yağmur suyu yönetimi açısından doğal sızma olanaklarının sınırlı olduğu, geleneksel altyapının yetersiz kaldığı ve sürdürülebilir çözümlere ihtiyaç duyulan bölgeler arasında yer almaktadır. Ayrıca, mevcut arazi kullanımı çeşitliliği (konut, eğitim, park vb.) ve belediye tarafından desteklenen iklim uyum politikaları kapsamında bu mahalleler, doğa tabanlı çözümlerin uygulanabilirliğini değerlendirmek açısından uygun örnek alanları sunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Yağmur Suyu Yönetimi, Rasyonel Yöntem, AHP, Uygunluk Analizi
Viyana'da yaşayan Türk göçmenlerin kamusal mekan-çevre etkileşimleri
Kentlilerin ortak kullanımına ve erişimine açık kamusal mekânlar insan-çevre etkileşimi, bakımından incelendiğinde kullanıcıların algı, tercih ve davranışlarını belirleyen pek çok değişken olduğu görülmektedir. Bu bağlamda tez çalışması bu etkileşimde rol oynayan kültür, yaş grubu ve cinsiyet rolünü araştırmayı hedeflemektir.Çalışmada bu kapsamda ilk olarak ailesi veya kendisi Türkiye'den gelmiş ve Viyana'da yaşayan göçmenlerin Viyana'daki kamusal mekân tercihlerini anlamak üzere göçmenler ile anket ve görüşmeler yapılmıştır.Anket ve görüşmeler sonucunda yaş gruplarının farkı kamusal mekân tercihlerine göre belirlenen bir parkta (Oberlaa Kurpark; 45-60 yaş grubu) ve bir cadde de (Kärtner Straße; 20-35 yaş grubu) esas anket çalışması yapılmıştır. Çalışmada iki yaş grubu arasında (20-35, 45-60) algı, tercih ve davranış farkları anlaşılmaya çalışılırken, aynı zamanda grup içinde kadın-erkek kıyaslamalarına da yer verilmiştir.
Analyzing the stance of design against traumatic situations through crisis landscapes
It is a fact that people dwell in built environments. At least partly they project and build themselves. Interpreting, interpreting and responding to objective environmental circumstances according to cultural perceptions of human, cultural, social and communal demans and requests. Worldwide economic and social evolution is often affected by unusual incidents. Internal and external dynamics that can be separated as physical, social, economic and political created the built and non-constructed environment. In these thesis the forces which become crisis when the situation has a revolutionized impact on built environment and consequently on lifestyles, are handled in a different point of view. Within these thesis, crisis refers to both natural disasters and antropogenic situations and the group of words "crisis landscape" refers to the re-formed topography / environment / the piece of earth that fades to surface and structure and that has marked indefinitely by the embedded crisis. Disasters have changed the view of the World. It is the intersection of non physical facts. It is the gathering of continuous violations of economic, social and environmental brinks. Every location on earth is in danger of disasters, so it is not possible to avoid the risk of damage. Alternatively, it is important to balance the risk of damage through designing and building processes like siting, land use and zoning. Science, engineering and planning have proven to be very successfull in convincing people that they can indeed defend themselves against the forces of nature. This has been accompanied by an understanding of the landscape, in which danger is a calculable risk and points of orientation can be identified that can mark such risks. The titles collected here develop a critical approach to landscape from different disciplinary perspectives (geography, city planning, and aesthetics). Through this variety of conceptual and disciplinary lenses, the landscape appears in all its complexity, as a heuristic device not only for asking questions about the present crisis, but also for searching for answers to the contradictions of the present.
Çocukların mekan algısı ve katılımcı tasarım yöntemlerinde rolü: Muş ve Harran yerleşimleri
Mekansal tasarım süreçlerinde çocuğun varlığı ve etkin rol alışı mekanın kalite kriterleri adına büyük önem taşımaktadır. Bir mekan çocuklar için uygun tasarlandığı zaman aslında birçok farklı grubun ortak yararına hizmet edebilir nitelikte olmaktadır. Öte yandan sürekli değişen ve dönüşen mekanda geleceğin yetişkinleri olarak bugünün çocuklarını dahil etmeden yapılacak müdahaleler eksik kalacaktır. Çocuklar mekânsal anlamda ülkemizde birçok sorunla karşı karşıya kalmaktadır. Bu sorunlar yaşanılan yerin kendi dinamiklerine göre değişiklik göstermekte ve her yerde eşit yaşanan bir çocukluk deneyiminden bahsetmek mümkün olmamaktadır. Çocukların mekan tasarım süreçlerine dahil olabilmeleri adına mekan ile kurdukları ilişkinin, ihtiyaçlarının, sorunlarının anlaşılması gerekmektedir. Yetişkinler ile çocuklarının deneyimledikleri mekan birbirinden farklılaşmaktadır. Bu farklardan bir tanesi kullanım amacı ve şeklidir. Çocuk ile yetişkin aynı mekanı farklı işlevler ve ihtiyaçlar üzerinden kullanmaktadır. Farklardan bir diğeri ise ölçektir. Yetişkin ile çocuk arasındaki ölçek farkı mekânsal sınırlar anlamında, mekanı algılamak anlamında, mekandaki hareketlilik anlamında etkili olmaktadır. Mekandaki sınırlar fiziksel olarak karşımıza çıkabileceği gibi görünmez sınırlar olarak da karşımıza çıkabilmektedir. Ancak görünmez sınırlar yine yetişkin ve çocuk arasında farklılık göstermektedir. Yetişkinlerin normlar üzerinden kurdukları görünmez sınırlar çocuklarda deneyime bağlı olarak gelişmektedir. Çocuklar mekanı yetişkinlerden farklı kullanmaktadırlar. Dolayısı ile günümüz çocuklarının mekânla nasıl ilişki kurduklarını ne tür mekânsal ihtiyaçlarının olacağını yetişkinler ve profesyoneller olarak tahmin etmek ve mekan tasarımına çocuk fikirlerini dahil etmek yetişkin bakış açısı ile mümkün değildir. Bu noktada katılım kavramı ön plana çıkmaktadır. Birleşmiş Milletler Çocuk Hakları Sözleşmesi eşitlik ilkesi ile 18 yaşına kadar bütün bireyleri kapsayan hakları tanımlamaktadır. Katılım hakkı da sözleşmenin 12. Ve 13. Maddelerinde açıkça ifade edilmektedir. Günümüz mekan disiplinlerinde yapılan projeler incelendiğinde çocuk odaklı çalışmaların kentlerde yoğunlaştığını görmekteyiz. Çocuk, kentlerde var olan sorunlara yönelik çözüm getirmek amacı ile gerçekleştirilen projelerle ön plana çıkmakla beraber piyasada üretilen projeler dahilinde de bir reklam değeri taşımaktadır. Bu durum uygulama aşamasında katılımcı süreçlerin hem sürat hem de maddi nedenler ile yüzeysel bir şekilde yapılmasına sebep olmakta ve katılımcı tasarım anlam kaybına uğramaktadır. Bu durum katılımcı süreçlerin uygulanmasına yönelik kriterlerin belirlenmesi gerekliliğini getirmektedir. Kırsal mekanın ölçek, fiziksel sınırlar, hareketlilik anlamında kentsel mekanın sağlayamadığı imkanları sağlaması çocukların kendi yaşam alanları ile çok daha rahat iletişim kurmalarına imkan sağlamaktadır. Kırsal mekanda çocuklar yetişkinlerden bağımsız bir kullanım ağına sahiptir. Bu durum özellikle katılımcı tasarım bağlamında ve saha çalışması anlamında büyük bir avantaja dönüşmektedir. Bu çalışma özellikle katılım hakkının mekânsal projeler dahilinde nasıl uygulanabileceğine ilişkin kırsal mekanda bir deneyim birikimi yaratmaktadır. Çalışma katılımcı tasarım içerisinde bir yöntem olarak oyunun 6-12 yaş grubu çocuklar ile nasıl kullanılacağına ilişkin inceleme ve alan çalışması içermektedir.
Changing visions of the city park designs and analysis of design approaches and principles
Public spaces have crucial significance on the collective memory and urban identity in the cities. They form the identity of the city and reflect the collective memory of society. Urban parks are one of the important public spaces and they are cultural heritage of the cities. Park designs bridge from past to future, so they introduce evolutionary process of past and create visions for the future. The representative exemplars of the city park designs form the iconic image of the cities. These democratic public spaces gather urban inhabitants and visitors and contribute to the collective memory. In addition, city parks are the main components of the urban green infrastructure system. They provide natural habitats for urban fauna and space for recreational activities, reduce urban heat island effect and clean the air, can help to manage storm water. Furthermore, urban parks enhance public health and maintain sustainable environments for cities. City parks locates in the intersection area of the sustainability that has environmental, social and economic dimensions. From past to present, the visions of the city park designs have been evolved through changing philosophical worldviews, needs of eras, art movements and scientific and technological innovations. Practices of urban park designs from past to present enable to analyze visions of different time periods clarifying relations with art and science and understand transformation of paradigms during the process. The focus of landscape architecture has evolved from 19th century to present, so it can be claimed that these changes have also influenced the design philosophies and approaches of the city park designs. City parks are the identity elements of the cities in terms of the expression and representation of periodic differences. The representative exemplars form a basis for understanding past conditions and approaches, and developing new visions and strategies for the future. The purpose of the research is to review changing visions of the city park designs based on the design approaches and principles that have evolved from past to present and analyze their design characteristics, strategies and main symbolic elements. In order to achieve this aim, the research is handled in the intersection of art history and scientific & technological innovations during the study to enlighten their influences on the city park designs. The city parks, which are considered as iconic representations of each era, are the significant exemplars for today's park designs. The general question of the research: How the representative exemplars of the city park designs will introduce an approach to form the future urban park designs? The hypothesis of the thesis is "The city park designs will be crucial exemplars for understanding applied practices and developing new visions. Complex park designs will emerge by adding new innovations into the design approaches and strategies of these iconic exemplars throughout new inventions and changing needs of the era. New strategies with technological development will shape the future park designs. As well as each park design represents the characteristics of their eras, they also refer to other periods. In the light of these facts, it can be said that this point is related to evolutionary process. The representative exemplars of the city park designs that have evolved from past to present will play a role in shaping the future visions of the urban park designs". Industrial Revolution is the starting point of the research based on the timeline of the evolutionary process in history. The basic scientific and technological developments were addressed considering Industrial Revolution, modern biology, ecology, invention of computer and internet that have important influences on the city park designs. Meanwhile, art-historical classification was started to use for explanation of changing city park visions from romantic period to present. Art history was classified as romantic, modern, postmodern and post-postmodern eras and this classification formed the main structure of the study. Changes and developments in the historical process considering characteristics of the eras, art, architecture, city planning and landscape architecture disciplines were elucidated in theoretical framework. Literature was reviewed about these developments in the evolutionary process from books, articles, magazines, journals and web sources. Then, twenty-four city park designs, which were designed and implemented after Industrial Revolution, were selected in the first phase considering strong representative exemplars of historical, iconic, and large scale urban parks of the cities based on the values ranging from 2.7 to 1000 hectares. After that, twelve of these urban public parks were selected to investigate in the second phase considering each of three are belongs to Romantic, Modern, Postmodern and Post-postmodern periods. Finally, eight urban public parks, which are strong representative exemplars of historical, iconic and large scale parks considering the periods, were selected for comparative analysis. Each two of them represent respectively romantic, modern, postmodern and post-postmodern periods. Because the city park designs are a case study to understand previous projects and develop new visions, the suggested format for case studies is used for describing evolution of the city park designs and the method is organized by project type 'urban parks' in order to compare and review. In order to determine the iconic images of the representative exemplars of the city park designs through particular characteristics, five symbolic elements were adapted to study including edges, districts, landmarks, nodes and paths. Project facts, characteristics of eras, design philosophies, approaches, concepts, main symbolic elements and architectural and landscape elements of these exemplars clarify periodic differences and some similarities and form the matrix. Outcomes of the research were formed by visualization of data in each chapter. They comprised timeline that demonstrates city park designs in the evolutionary process of art and science involving thresholds, which are scientific discoveries and technological innovations, art movements, world wars, economic crisis, environmental problems, conferences, books that change theoretical framework and the matrix that introduces the profile information of the park designs, characteristics of each era, design philosophies, approaches and concepts of park designs, main symbolic elements, architectural and landscape elements. The representative exemplars of city park designs, which are the iconic representations of each era, are an important base for today's park designs. As a result of the thesis study, it has been proven that these representative exemplars will play a critical role in shaping the future city park designs. Analyzing the applied projects is important in order to understand the urban park designs that have evolved in the intersection of art and science throughout the historical process, form a basis for developing new visions with changing needs of the era and progressive science and technology. The research has demonstrated that each park design represents its own periodic characteristics and approaches, as well as forms the basis of the next design projects. It is anticipated that complex park designs will emerge by adding innovations to the design approaches and strategies of these representative exemplars. Especially technological developments will contribute to the theoretical framework of these urban park designs and will expand the solutions for the environmental problems. The representative exemplars of urban park designs that evolve from the past to the present will play a role in shaping the future visions of the city park designs.
İstanbul'un Anadolu Yakası kıyılarında mesire alanlarının dönüşümü (1839-1938) ve günümüze yansımaları
İstanbul tarihi ile bütünleşmiş değerler arasında, gündelik yaşam unsurlarından biri olan tarihi yeşil alanlar kentin geniş coğrafyasının her noktasında izini hissettiren yerlerdir. Bu alanlar arasındaki mesireler ise, arazi yapısı yönüyle özünde taşıdığı "çayır" kimlikleriyle var olmuştur. Çalışmada, kentin hızla değişen kamusal yaşam alanları ve toplumsal değişimin yarattığı farklı mekan kullanım tercihleri, tarihsel bir süreç analizi anlayışı ile ele alınmaktadır. Bu doğrultuda tez çalışmasının amacı, 19. yüzyıl ve Erken Cumhuriyet Dönemi'nde İstanbul'da yaşayan her sınıfın gezinti başta olmak üzere diğer sosyal aktivitelerini gerçekleştirebildiği mesire alanlarının yeşil alan potansiyelleri esas alınarak, fiziksel durumları ve sosyal açıdan toplum yaşamına etkilerinin kentin Anadolu Yakası kıyılarında incelenmesi ve bu alanların günümüzdeki durumlarının ortaya konmasıdır. Bu doğrultuda, "İstanbul'un 19. yy'dan 20. yy başına kadar fiziksel, sosyal ve siyasal olaylar ışığında mesire alanlarının dönüşümü nasıl olmuştur?" sorusu çerçevesinde Anadolu Yakası kıyıları boyunca seçilen alanlar üzerinde detaylı bir inceleme gerçekleştirilmiştir. Fiziksel ve sosyal değişimin, 19. yy'da kent yaşamının her alanına yansıyan Batı etkili süreç esas alınarak mesireler üzerinden incelendiği çalışmada 1839-1938 arası döneme odaklanılarak mesireler üzerinden bir durum değerlendirmesi yapılmaktadır. Siyasi, idari, toplumsal ve kültürel açıdan birçok kırılmanın yaşandığı bu süreçte, kentlinin gündelik yaşamında 19. yy'dan önce yer edinen ve fiziksel anlamda sınırı olmayan doğal alanlar olarak özünde gezinti (teferrüc) amacı taşıyan mesireler de dönüşüme girmiştir. 20. yy başlarında Cumhuriyet Dönemi ile birlikte Osmanlı etkisinin yerini alan modern yaşam unsurlarıyla yeni kamusal alanlarına kavuşan İstanbul'da, mesireler yüzyıl ortasına değin varlıklarını canlı tutabilmiştir. Bu yeni anlayış içinde düzenlenen parklar ise, mesirelerin tasarlanmış, sınırlı ve tanımlı yeşil alanlara dönüşen hali olarak günümüze ulaşmıştır. Çalışmada, başta literatür kaynakları olmak üzere 19. ve 20. yy dönemlerine ait tarihi haritalar, Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi arşiv belgeleri, tarih yazıcıları, seyahatnameler, kente dair gravürler ve tarihi fotoğraf arşivlerinden yararlanılarak bir kurgu oluşturulmuştur. Bu kurguyu destekleyen en önemli aşama ise çalışma alanlarında gerçekleştirilen ve günümüz durumunu ortaya koyan arazi gezileridir. Arazi çalışmalarında yapılan tespitler ve literatür bilgileri doğrultusunda; eski mesire alanlarının büyük bir kısmının kentin koşulsuz biçimde yaşadığı yapılaşma faaliyetlerinin etkisiyle yok olduğu görülmektedir. Günümüze ulaşabilenler ise arazi bütünlüğünün büyük kısmını yitirmiş olmasına rağmen kamusallığını devam ettirmektedir. Tezin birinci bölümünde, çalışmanın amacı, kapsamı oluşturan temel unsurlar ve bu süreçte izlenen yöntem hakkında detaylı bilgi verilmektedir. İkinci bölümde, mesire kavramı ve bu kavramın tarihte ilişkili olduğu yakın kavramlar ele alınarak aralarındaki ilişki sorgulanmaktadır. Bu bölümde, kavramsal çeşitliliğe dair yapılan açıklamalar ile birlikte belirlenen bir konu akışı çerçevesinde sırasıyla; etimolojik açılım, mesire alanlarının mülkiyet ve buna bağlı olarak arazi kullanım durumu, kültürel peyzaj değerleri, bu alanlara ulaşım koşulları, toplumsal açıdan üstlendikleri roller, mesirelerin ziyaret süreleri ve ziyaret edilme nedenleri olarak belirlenen konu bütünlüğü ele alınmaktadır. Aynı zamanda, mesire kimliğinden bağımsız düşünülmemesi gereken bir diğer önemli unsur olan yabancıların gözlemleri de bu alanlardaki yaşam hakkında değerli ve detaylı bilgiler sunmaktadır. Bu bölümde, kenti belirli süreler içinde, farklı bölgelerini deneyimleyen gezgin ve seyyah izlenimlerine de yer verilmektedir. Ve son olarak, mesireler kadar etkili olmamasına rağmen kent tarihinde manzara potansiyeli ile öne çıkmış olan mezarlık alanlarına değinilmektedir. Üçüncü bölümde, mesire alanlarının dönüşümünün incelendiği Tanzimat ve Erken Cumhuriyet Dönemleri arasından, içinde Tanzimat Dönemi'nin yer aldığı 19. yy'a değin mesirelere genel bir bakışla kent içindeki durumları incelenmektedir. Mesire kavramının ortaya çıkışından evvel, kentin tarihi ve kültürel omurgasını oluşturan Bizans Dönemi sayfiyelerinden başlamak üzere, Osmanlı Dönemi'ne ait mesirelere kısaca değinilerek 19. yy'a kadar kent için hazırlanmış olan tasvirler yorumlanmaktadır. 15. yy'dan 17. yy'a kadar olan zaman aralığında kent için önemli kabul edilen tasvirler, kentin Osmanlı hakimiyetine girmesinden sonraki süreçte yerleşim, ulaşım, açık alan ve önemli mimari eserler açısından öne çıkan unsurları okuyarak yorumlayabilmek adına oldukça önem taşımaktadır. Özünde hanedanın özel mülkü olan hasbahçelerin fiziksel ve sosyal açıdan bir nevi devamı olduğu tespit edilen mesirelerin halka açık yeşil alanlar olduğu kabulünden yola çıkarak yapılan araştırmalarda, 19. yy'a kadar kentte "mesire" olarak tanımlanan yerlerin az olduğu görülmektedir. Dolayısıyla, bu bölümde ele alınan alanlar literatürde "hasbahçe" ya da "bahçe" adıyla ifade edilen yeşil alanlar olmaktadır. Ancak, kent tarihinde 18. yy'da öne çıkan Avrupa Yakası'nda Haliç kıyısındaki Kağıthane Mesiresi ve bu yüzyılın ortaları ile 19. yy'da öne çıkan Göksu-Küçüksu Mesiresi bu durumun dışında kalan yerlerdir. Dördüncü bölümde, mesirelerin dönüşümüne odaklanılan 19. yy'da Tanzimat Dönemi'nden Cumhuriyet'in ilk yıllarına kadar olan süreç içerisinde kent bütününde mesire alanlarının genel durumu üzerinde durulmaktadır. Avrupa ve Anadolu Yakası'ndaki mesirelerin kentin sosyal ve fiziksel özellikleri ile olan ilişkisinin belirlenmesi adına, Batılılaşma süreci ve bu sürecin kamusal yaşamın yeniden biçimlenişi üzerindeki etkileri dikkate alınarak kentin arazi yapısı, merkez (Tarihi Yarımada) ve merkez dışında oluşan yerleşim yerleri ile birlikte değerlendirilmektedir. Takip eden süreçte, Cumhuriyet Dönemi'nin getirdiği yenilik ve değişimlerin mesire alanları üzerindeki etkilerinin "park" kavramı üzerinden bir sorgulaması yapılmaktadır. Bu noktada, 19. yy'da Batılı yaşam unsurlarının etkisinin arttığı İstanbul ile özellikle Avrupa'daki açık yeşil alan kullanımları arasında "park" kavramı çerçevesinde bir karşılaştırma yapılmıştır. Avrupa'daki park hareketlerinin 19. yy öncesindeki gelişim-değişim sürecine dair yapılan bir araştırma ile bu sürecin Osmanlı'daki karşılığı yorumlanmaktadır. Beşinci bölüm, çalışma kapsamında seçilen mesire alanlarının anlaşılabilir ve sıralı bir anlatım kurgusu sağlamak adına oluşturulan bazı konu başlıkları çerçevesinde incelenmesinden oluşmaktadır. Bu bölümde, mesireler ile ilgili literatür kaynakları, arşiv belgeleri, dönem kronikleri, gezgin ve seyyah gözlemleri, fotoğraf arşivleri ve tarihi haritalardan oluşan geniş kapsamlı ve sistemli bir sıra takip edilerek çalışılmıştır. Bahsedilen çalışma araçları, bu alanların günümüze yansıyan durumlarını tespit edebilmek adına her çalışma alanında belirli aralıklarla gerçekleştirilen ve içeriği arazi fotoğrafları ve geziler esnasında edinilen gözlemlerden oluşan arazi çalışmasından elde edilen veriler ile desteklenmektedir. Çalışma alanları tekil olarak konum, topografya, ulaşılabilirlik, yerleşim dokusu, yeşil alan niteliği ve mimari eserler açısından incelendikten sonra altıncı bölümde bütüncül olarak daha tanımlı bir yorum getirebilmek adına toplum yaşamına sosyal açıdan katkıları yönüyle değerlendirilmektedir. Bu bölümde her çalışma alanı için literatür kaynakları, arşiv belgeleri ve arazi gezilerinden elde edilen bilgiler doğrultusunda çalışma alanları ve bulundukları yerleşimlere yönelik bir süreç analizi tablosu hazırlanmıştır. Sözkonusu süreç analizleri bir nevi sentez niteliğinde olup, Bizans Dönemi'nden 20. yy başlarına kadar uzayan geniş bir dönem içinde hazırlanmıştır. Sadece, bazı alanlarda 20. yy ortalarına değin fiziksel/sosyal açıdan ortaya çıkan gelişmelerin önemli olmaları zaman aralığını değişken kılmaktadır. Tablolardan ortaya çıkan süreç analizi, aynı zamanda mesire kimliği öne çıkan çalışma alanlarının belirlenmesi konusunda oldukça belirgin sonuçlar ortaya koymaktadır. Tarihsel süreç analizini takiben, alanların 19. yy'da ve 20. yy başlarında yer aldıkları tarihi haritalar detaylı olarak incelenerek mesirelerin ve yakın çevresinin belirli dönemlerdeki fiziksel alan durumları hakkında yorum yapılabilmektedir. Altıncı bölümde ise, beşinci bölümde detaylı olarak incelemesi yapılan mesire alanları; "fiziksel açıdan (konum, yeşil alan işlevi)", "mimari eserler" ve "sosyal durum" olmak üzere üç temel başlık altında değerlendirilmektedir. Başlık sınıflandırması, çalışma alanları hakkında yapılan araştırmaların neticesinde elde edilen bilgilerin dayandığı ağırlıklı konuların tespiti ile sistematik bir yaklaşım geliştirmek adına oluşturulmuştur. Bu kapsamda, değerlendirmesi yapılan her konuya dair üretilen şematik görseller ve çizelgeler ile toparlayıcı ve sonuca yönelik yorumlar yapılmıştır. Mesire alanları, literatür incelemeleri ve arazi gezileri sonucunda oluşan yorumlar doğrultusunda; "varlığını tamamen yitiren", "varlığını kısmen koruyan" ve "günümüze ulaşmış olan" olmak üzere 3 temel sınıfa ayrılmıştır. Bu sınıflama içinde; "varlığını tamamen yitiren" mesirelerin (Kuşdili Çayırı, Haydarpaşa/İbrahimağa Çayırı, Istavroz Çayırı, Kuleli Bahçe, Vaniköy, Kandilli Setli Mesiresi, Göksu-Küçüksu Mesiresi, Kavacık Mesiresi, Paşabahçe-İncirköy) günümüzde büyük bölümünün yerleşime açılarak yapılaşma faaliyetlerine (konut, ticaret, otopark alanına dönüşüm ve benzeri) maruz kaldığı görülür. "Varlığını kısmen koruyan" mesireler; tarihteki yeşil alan sınırlarını büyük ölçüde yitirmiş olup, geride kalan arazi parçalarının günümüzde birçoğu "park" olmak üzere (Havuzbaşı Mesiresi-Havuzbaşı Parkı, Sultaniye Çayırı-Sultaniye Parkı), çay bahçesi (eski Moda Çayırı-Moda Aile Çay Bahçesi), sahil kıyısı piknik yeri (Çubuklu Mesiresi) ya da çayır işlevini sürdüren yeşil alanlara (Beykoz Çayırı) dönüştüğü tespit edilmiştir. "Günümüze ulaşmış olan" mesirelerin ise; eski yeşil alan kimliklerini park olarak (Fenerbahçe Parkı, Yoğurtçu Parkı ve Baruthane Parkı) devam ettirdikleri görülür. Kent tarihinde, toplumun her kesimi tarafından ziyaret edilen ve doğal alalar olarak sınırları bulunmayan mesire alanları, kentin fiziksel büyüme süreci sonunda kentsel doku içinde kalan yeşil alanlara dönüşmüştür.
Utilizing corine land cover data in diverse spatial decision making and management processes
This research work originates from a basic interest in scrutinizing the unexplored symbiotic relationship between the advancements in information technologies and real life complex problems. Generally, the later boosts an intellectual energy in search for solutions to specific everyday life problems, leading to significant innovation in technology. These advancements mainly overpass the expectations of the problem solving goals of the initial phase, marking further progress in technology. Meanwhile, this progression, the utilization of which may provide solutions to several other unexplored real life problems, defines new areas of research to be discovered. The advancements in information technologies have shown the ability to assist human intellect first in understanding and later in handling the complexity of issues in spatial planning and management. The high storage capacities of the machine make possible archiving of big data covering a gradient of spatial scales simultaneously. Furthermore, the high computation abilities of the computer enable multivariable and multiscale analytical processes approaching closer to a holistic handling of everyday life problems. Holistic solutions can be developed only upon all-inclusive understanding of the problem. Within the scope of decision making objectives of territorial planning and management, the properties of the landscape become very crucial. Landscape here is used following the definition in European Landscape Convention (ELC), "as an area whose character is the result of the action and interaction of natural and/or human factors" (EC, 2000, p.2). Similarly, according to Hartshorne (1939), landscape is described as "an outward manifestation of most of the factors at work in the area". One of the main methods of monitoring the properties of the landscape in a territory is land cover assessment. In this context, this work focuses on exploring the potentials in utilizing the land cover monitoring technologies in various spatial decision making and management processes. Following a Problem Oriented Research (POR) method, it defines and makes cases of various situations of decision making circumstances that can benefit from CORINE land cover (CLC) data. CLC data is the product of the land cover monitoring program initiated by European Union in 1985. It is providing periodically (every 6 years) monitored data of land cover in a pan-European scale as an open source. The thesis presents a set of real-life diverse cases being studied and sharing a single common. CLC utilization acts as the common material and method for all cases presented in this thesis. The main analytical phases of each study have been worked in ArcGIS 10.2.2 software. Besides, ArcGIS extension toolboxes like MatrixGreen or ModelBuilder have been used in a specific study. Each case is prepared in the format of an article manuscript being published in internationally recognized scientific journals. First, CLC data are utilized as a mean to measure the landscape fragmentation among broad-leaved forested surfaces (Chapter 2). Landscape fragmentation assessment is a crucial analysis in a territory prior to developing natural conservation management agendas in Europe. The study is theoretically set on the patch-corridor-matrix concept as developed by Forman and Gordon, where patches consist of broad-leaved surfaces as derived from CLC data and corridors as generated by MatrixGreen (MG) toolbox. The territory of Albania is selected as the study area for this article. The results of the study have shown that the combined utilization of CLC data and MG toolbox provide ground to enable rapid landscape fragmentation assessment at landscape scale. This work has been presented in the conference of Digital Landscape Architecture-2017 in Bernburg, Germany. Entitled as "Landscape Fragmentation Assessment Utilizing the Matrix Green Toolbox and CORINE Land Cover Data" it is published as an article in the Journal of Digital Landscape Architecture (JoDLA). The study in chapter 3 presents a method of utilizing CLC data as an environmentally friendly decision making mediator during Territorial Administrative Reform (TAR, on local administrative divisions). The case study and the main focus of this research is the current Albanian TAR (2014). First, CLC data is utilized to measure the landscape fragmentation caused by the new local administrative borders within the recent TAR which results to have not considered the environmental factors of the territory. Furthermore, CLC data is utilized as a criterion for readjusting the local administrative borders of the capital city, Tirana. As a result, the research has shown that CLC data can be a successful input during the local boundaries definition phase of TAR process, minimizing landscape fragmentation caused by the local administrative boundary line. Entitled as "Land cover data as environmentally sensitive decision-making mediator in territorial and administrative reform", this paper is published in the journal Cogent Environmental Science (Taylor & Francis). Next, chapter 4 makes a case of CLC data utilization in disaster risk assessment and fire safety management (DRMFS). It starts with a literature review to identify main factors either causing ignition or motivating the spread of a wildfire event. Consequently, a multi-criteria indexing framework is proposed both for ignition probability and spread capacity. The study makes a case of broad-leaved forested surfaces in the northern Albanian territory as derived from CLC data of 2006. The workflow consists of three stages; multi-criteria inventory for each location (data collection), analyzing and interpreting the gathered data via Analytical Hierarchy Processing (AHP) and clustering them via Jenks natural break method (data interpretation), and finally, indexing every location within the forested surface by their wildfire ignition probability (WIPI) and wildfire spread capacity (WSCI). Later a validation procedure is developed by comparing the results from 2006 CLC data with CLC data of 2012. The results show successful prediction abilities of the model in assessing the wildfire risk. The method developed within this study results successfully in delivering a rapid, not-expensive and reliable wildfire risk assessment model useful for DRMFS agendas. Entitled "A GIS based method for indexing the broad-leaved forest surfaces by their wildfire ignition probability and wildfire spreading capacity" is currently published in the journal of Modelling Earth Systems and Environment (Springer). Finally, in chapter 5 and chapter 6, CLC data utilization is explored within the scope of coastal zone studies. CLC spatial data are used as the raw material of an analytical workflow aiming to analyze the structure of the coastal landscapes and to reveal the transversal continuum of natural landscapes within the coastal zone. The novel approach makes a shift from the classical longitudinal analysis of the coastal lands towards the transversal one. Chapter 5 presents the method applied to the Turkish Mediterranean coast, leading to significant findings of the natural landscapes along the Turkish Mediterranean coast. First, the method introduces two new attributes for each coastal landscape patch; the band and the transversal continuum depth (TCD) values. The band level is the value of the physical connectivity order of each patch in relation with the coastline. Whereas, TCD value refers to the maximum band level a specific landscape patch is providing transversal connectivity for. Moreover, the method is successful in mapping the transversally connected natural landscape mosaics (TCNLMs) in the coastal zone. As a result, there are identified landscape patches which are endangered for being singular connectors within a certain identified TCNLM. Similarly, there are identified artificial landscape patches on the coastline that if restored can provide a transversal continuum for potential TCNLMs. The presented method may assist different analysis within the Integrated Coastal Zone Management (ICZM) initiative and Sustainable Coastal Tourism. The results of this study are served for use by different public administration and governmental bodies such as responsible ministries or local administration. The study presented in Chapter 5 is entitled "Revealing the transversal continuum of natural landscapes in coastal zones - Case of the Turkish Mediterranean coast" and is published in Ocean and Coastal Management journal (Elsevier). The detailed explanation of the method developed in ModelBuilder (ArcGIS) is presented in Chapter 6. Developed as a toolbox, the model is already tested in and resulted to be successfully applicable for another coastal zone having a coastline and land cover data. Furthermore, the model has the potential to be utilized in other contexts like watersheds, by introducing the watercourse line or the perimeter line of the lake by replacing the coastline. The method presented in chapter5 and chapter 6 is projected to be further developed towards a multi-scale transversal analysis of water-centered landscapes. Entitled as "A GIS-based method for revealing the transversal continuum of natural landscapes in the coastal zone" this work is published as an article in MethodsX journal (Elsevier). Besides the core chapters presenting the published articles, the thesis includes an Introduction (Chapter 1) and a Conclusions & Recommendations (Chapter 7) chapter. Chapter 1, presents a brief introduction to the topic focusing on the CLC data emergence in the discourse of sustainability and the age of information technology. It delivers the motivation, objectives, research questions, and the hypothesis behind this research activity. Each article presented here draws significant results and puts forward certain topics as further improvements and future steps. But, common conclusions and comparative discussions are provided in the final chapter of this thesis. In the Conclusions and Recommendations chapter, certain drawbacks and limitations of the research process are discussed, targeting further improvements as future steps of this research. Moreover, a comparative discussion is made by comparing the cases included in this thesis trying to figure out the most appropriate case in which CLC data could be utilized for. As the final conclusion, the collection of works comprising this thesis shows the successful utility of CLC data in diverse spatial decision making and management processes.
An evaluation on urban agriculture practices in Sao Paulo and Istanbul
Urban agriculture, the cultivation of land within city limits for purpose of food supply, has been practiced from time immemorial as a source of food for the inhabitants of the cities, but has become a prominent subject of study in modern times, when the boundaries of city and countryside have become more identified and their distance more marked, urbanization has become more intense and citizens have started to experience unique difficulties in the quality of their life and the access to healthy food. It is often claimed that urban agriculture can solve the problem of hunger and food supply for large cities. This thesis aims to verify the effectiveness of urban agriculture in solving the problems created by modern urbanization by observing examples from two developing cities. This thesis questions the effectiveness of urban agriculture in large scale applications and looks for examples that urban agriculture can be an all-compassing solution to the problems of food supply and sustenance of the whole population of the cities. Urban agriculture is unlikely to turn any city or most households fully self-sufficient in all of the food which they may require. (Mougeot,2000) The thesis consists of two main parts, theoretical framework and case study developed in four sections. Section one consists of a general introduction with a brief summary of the current problems, and solutions and the methodology of the study. In section two, there is a brief introduction to urban agriculture and hypothesis found in much literature with recent examples. Sao Paulo and Istanbul have been chosen because there is a large literature on urban agriculture in developed countries but not in developing countries, and their size in poverty present specific challenges to the food supply to their citizens. Section three makes a comparison between Sao Paulo and İstanbul and talks about the urban agriculture activities in and presents urban agriculture examples from different parts of the city. In the last section, conclusions and recommendations are presented. Academic researches and the actual application of urban agriculture in practice seem to point out that full self-reliance of cities in food production is unlikely: apart from exceptional situation dictated by emergency in case of war, no example of selfrelying cities exist and the percentage of land required to be dedicated to food production would be so large that self-reliance, thou possible, does not seem the immediate purpose of urban agriculture. This research postulates that, on the other hand, urban agriculture, when well planned, can provide employment and relief to large part of the poorer population of large cities, in relatively large scale and in a continuous sustenance. High degrees of food self-reliance are easier to achieve at smaller scales (specific city districts, income groups, households) and for specific food items. (Mougeot,2000) In the case study, with this aim, this research examines urban agriculture in Sao Paulo and Istanbul, two exceptionally large cities in developing countries, with striking similarities in their challenges and potential. Istanbul, the oldest of the two, has experienced Urban Agriculture since classical times, and still preserves example that provide food supply and income generation for families of immigrants from rural Anatolia. For the purpose of this research, these sites have been visited and interview have been conducted with the actors of these gardens. The thesis confirms their endurance, but also how lack of planning and support, a non-sustainable model and missed cooperation between the private and public make the survival of these realities questionable. Sao Paulo has experienced large urbanization in much more recent times and in many ways has much larger problems of poverty and hunger than Istanbul. In such context the thesis has identified and researched at least one remarkable example, the NGO Cidades Sem Fome, offering a working model of urban agriculture that produces food supply and generates income for a sizable number of impoverished families in a sustainable and scalable project. This model not only survives but thrives and expands, and offers a model of development for other countries, potentially also Turkey. The thesis explored this reality with parallel interview and questionnaires with those of the gardens in Istanbul, and highlights their similarities but especially their differences. Therefore, the conclusion of this thesis is that urban agriculture might not offer an all-encompassing solution to the problem of Urbanization, but examples of simple urban cultivation can offer the possibility of food generation and self-sustenance, and access to healthier food, for the poorest inhabitants of the city. This can be achieved with good planning, private initiative, clear property rights and contractual obligations, and with the support if not the active involvement of the public sector.
Büyük ölçekli mekansal planlama ve kentsel tasarım aracı olarak insansız hava aracı ile fotogrametrik çözüm araştırması YYÜ Kampüsü örneği
Günümüzde daha konforlu yaşam standartlarına erişebilmek adına, büyük ölçekli alanlar için yapılacak, kentsel tasarım, mekânsal planlama, afet yönetimi, güvenlik gibi mekânsal uygulama alanları için fotogrametrinin sağladığı 3 boyutlu mekânsal veriler hayati öneme sahiptir. Bunların elde edilmesi için hâlihazırda mevcut olan yöntemler (Uçak ve Uydu temelli), yüksek maliyet, düşük zamansal çözünürlük, düşük mekânsal çözünürlük, uzmanlaşmış insan gücü ihtiyacının fazlalığı gibi dezavantajlara sahiptir. Tüm dünyada hızla gelişmekte olan insansız hava aracı (İHA) tekniği, fotogrametrik anlamda özellikle büyük ölçeklerde (uygulama ölçekleri) yapılacak mekânsal uygulamalarda; düşük maliyet, yüksek zamansal çözünürlüklü, daha az insan gücü gibi avantajlar sağlamaktadır. Tez kapsamında, İHA kullanılarak elde edilen görüntülerin işlenmesi ile üretilen fotogrametrik ürünlerinin (Nokta Bulutu, 3B Ağ Model, SYM, SAM, Ortofoto) Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Kampüs alanında yapılacak Kentsel Tasarım ve Mekânsal Planlama çalışmaları için kullanılabilirliğinin araştırılması amaçlanmıştır.
Parametrik Tasarım Yaklaşımı ile Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi doğu kıyısının düzenlenmesi
PARAMETRİK TASARIM YAKLAŞIMI İLE VAN YÜZÜNCÜ YIL ÜNİVERSİTESİ DOĞU KIYISININ DÜZENLENMESİ ÇANKAYA, Mustafa Cem Yüksek Lisans Tezi, Peyzaj Mimarlığı Anabilim Dalı Tez Danışmanı : Doç. Dr. Onur ŞATIR Temmuz 2019, 69 sayfa Teknolojinin doğa üzerinde hakimiyet kurma düşüncesi 20.yy'da insanoğlunu etkisi altına almış ve 21.yy da ise bu düşünce daha da güçlenerek etkisini göstermiştir. Bir çok bilim dalında, özellikle bilgisayar bilimlerinin gelişmesi ile birlikte ortaya çıkan yazılım kavramı bilimin hem gelişmesini sağlamış hem de bilimi kolaylaştırmıştır. Teknolojinin diğer bilimler gibi Mimarlığı da etkilemesi mimarlık kavramlarını değişime uğratmıştır. Bu değişim Mimarlığı, geleneksel bağlamdan kopararak yeni arayışlara itmiştir. Doğa bilimlerinin odak noktasına konulması ile birlikte Mimarlık, doğada var olan biçimleri araştırmaya başlamış ve bunların tasarımda nasıl uygulanacağına dair fikirler gelişimi üzerine yoğunlaşmıştır. Tezin birinci bölümünde parametrik tasarımın ortaya çıkışı, gelişimi, parametrisizm akımı, parametrik tasarım örnekleri ile tezin amacı ortaya konulmuştur. İkinci bölümde ise parametrik tasarım kavramı ile yapılmış olan çalışmalar taranmış olup bu çalışmalara dair literatür bildirişleri yapılmıştır. Üçüncü bölümde tez kullanılan materyaller açıklanmış ve bu materyallerin hangi metotlar kullanılarak uygulanacağı üzerine bilgi verilmiştir. Dördüncü bölümde tezin konusu olan "Parametrik Tasarım Yaklaşımı ile Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Doğu Kıyısının Düzenlenmesi" ne ait proje önerisi ortaya konulmuş ve bu proje önerisinde elde edilen bulgular belirtilmiştir. Beşinci ve son bölümde ise parametrik tasarım yaklaşımı ile tasarlanmış olan projenin avantajları, dezavantajları geleceği tartışılarak bir çıkarım saptanmıştır. Anahtar kelimeler: Algoritma, Mimari Tasarım, Parametrik Tasarım, Parametrisizm.
Accessibility of green areas by using network analysis in gis environment case of Erbil city
This study was carried out in 2017 and 2019 to measuring the accessibility of green spaces by usıng network analysis in GIS environment case of Erbil cıty. Firstly, all green spaces digitized in AutoCAD program after that all green areas classified and all roads classified according to speed limitation which include 15km/hour, 25km/hour, 45km/hour and 70km/hour. The quarters border with quarter‟s population digitized to calculate the number of residents which green area service reach. After that all datasets converted to GIS network analysis to measuring the accessibility of green areas for populations within 300m, 600m and 900m distance or 5 minute, 10 minute and 15 minute walking for Mini parks and Neighborhood parks and 5 minute, 10 minute and 15 minute driving for Community parks and District parks, green spaces created by polygons and point, all roads by line, by using tabulate intersection tool within network analysis calculated. Results show that for community parks for 5 minutes driving the %68 of population have accessibility, for 10 minutes of driving there are accessibility for %99 of population and for 15 minutes driving there is accessibility for %100 of population. For District parks with 5 minutes driving %70 of population have accessibility. For 10 minutes driving there is accessibility for %96 of residents and for 15 minutes driving there is %100 accessibility. For the Mini parks with 5 minutes walking %22 of population have accessibility, for 10 minutes walking there is accessibility for %52 of population. For 15 minutes walking %70 of population have accessibility. For neighborhood parks the results show that for 5 minutes walking %43 of population have accessibility, for 10 minutes walking there is accessibility for %71 of residents to District parks. For 15 minutes walking %80 of Erbil city have accessibility. Keywords: Accessıbılıty, Erbil green areas, Netork analysis
Jeoturizm potansiyelinin belirlenmesi: Tendürek dağı (çaldıran-van)
Tendürek Dağı ve yakın çevresi, jeolojik ve jeomorfolojik özellikleri ile yerel, bölgesel, ulusal ve uluslararası ölçekte önemli bir jeolojik miras peyzajıdır. Ancak günümüzde alanın jeolojik miras değerlerinin korunmasını ve jeoturizm potansiyelini konu alan çalışmalar yoktur. Potansiyel jeoturizm peyzajlarında jeoturizm faaliyetleri gerçekleştirilmeden önce, söz konusu peyzajın jeomiras öğelerinin jeoturizm amacıyla değerlendirilmesine yönelik kapsamlı envanter ve değerlendirmelerin yapılması gerekmektedir. Bu bağlamda çalışmanın amacı; Tendürek Dağı (Çaldıran-Van) ve yakın çevresinde jeoturizm potansiyelinin belirlenmesidir. Araştırmada, "örnek durum" yaklaşımı kullanılmıştır. Bu kapsamda ilk olarak, alanda gelecekteki jeoturizm faaliyetlerinde değerlendirilebilecek jeositler belirlenmiştir. Belirlenen jeositlerin jeoturizm potansiyeli; bilimsel-eğitsel, manzara-estetik, koruma, işlevsellik ve turistik değer kriterleri kapsamında, "jeosit değerlendirme formu" ile uzman görüşlerine başvurularak değerlendirilmiştir. Araştırmada 12 adet jeosit tespit edilmiştir. Bulgulara göre jeoturizm potansiyel değeri bakımından; Çaldıran Ovası jeositi ilk sırada, Tendürek Dağı jeositi ikinci sırada, Alikelle Dağı jeositi ise üçüncü sırada yer almaktadır. Bulgulara göre, alandaki jeositlerin jeoturizm potansiyeli değerinde öncelikle; bilimsel/eğitsel, işlevsellik ve turizm değerlerinin etkilidir. Çalışmada, bulgular ve araştırma alanın peyzaj özellikleri çerçevesinde; üç jeorota önerilmiştir. Çalışmanın sonunda, alanın jeoturizm potansiyelinin geliştirilmesi ve değerlendirmesi yanında, jeomiras değerinin korunması için öneriler sunulmuştur. Anahtar kelimeler: Jeolojik miras, Jeolojik miras peyzajları, Jeosit, Jeosit değerlendirmesi, Jeosit değerleri, Jeoturiz, Jeoyol-jeorota
Van kenti Cumhuriyet Caddesinin yeniden düzenlenmesinde kullanıcı tercihlerinin belirlenmesi ve tasarım örneklerinin önerilmesi
Yoğun yapılaşmadan dolayı, kent halkının faydalanabileceği açık yeşil alan miktarının kısıtlı olduğu bir gerçektir. Büyüyen kentlerle birlikte artan nüfus miktarı da bu alanların yetersiz kalmasına neden olmaktadır. Bu nedenle, kentlerde daha yaşanabilir mekanların oluşturulmasında, yol kenarlarının yeşillendirilmesinin katkıları yadsınamaz. Yol kenarlarında yapılan ağaçlandırma çalışmaları, insanlar için hem estetik hem de fonksiyonel yönden oldukça faydalıdır. Bu çalışmada; öncelikle yol kenarlarının ağaçlandırılmasının işlevi ve kent halkına katkıları incelenmektedir. Yol kenarlarının yeşillendirilmesinde kullanılacak bitki türlerinin doğru seçimi ve ağaç dikimlerinin doğru yapılması gerektiği hakkında bilgiler verilmektedir. Bu doğrultuda Van Cumhuriyet Caddesinin mevcut yol kenarı ağaçlandırması incelenmektedir. Kentsel tasarım açısından daha sağlıklı ve nitelikli bir cadde ağaçlandırması için çalışma alanında anket çalışması ve yüz yüze görüşmeler yapıldı. Elde edilen sonuçlar tablolar halinde incelendi ve halkın katılımı ile beraber uzman görüşleri sonucu uygun tasarım kriteri geliştirildi. Anahtar kelimeler: Açık yeşil alanlar, Ana arterler, Cumhuriyet Caddesi, Van, Yol bitkilendirmesi.
Van Gölü doğu kıyı alanlarının görsel peyzaj kalitesi açısından değerlendirilmesi
Bu çalışmada, Van Gölü doğu kıyılarının sahip olduğu rekreasyonel potansiyel ile kıyıların doğal ve kültürel kaynak değeri incelenmiş, sonrasında ise bu alanlardaki peyzaj kalitesinin analiz edilebilmesi için, algısal (duyusal) ve fiziksel değişkenler üzerinden alanların manzara güzelliği değerlendirilmiştir. Görsel peyzaj kalite değerlendirmesi üzerine daha önce yapılmış çalışmalardan faydalanılarak, tez çalışmasını biçimlendirecek "psikofiziksel" yöntemde karar kılınmıştır. Van Gölü doğu kıyı alanlarında belirlenen bölgelerden fotoğraflar çekilmiş ve bu fotoğraflar iki farklı gruba (uzman ve kullanıcı grup) gösterilerek, katılımcılardan, görüntüleri belirlenen ölçütlere göre puanlayıp değerlendirmeleri istenmiştir. Fotoğraflı anket sonucunda, görsel peyzaj kalitesini etkileyen unsurlar ortaya koyularak, kişisel görüş ve düşünceler katılmaksızın istatistiksel analizlerin değerlendirmesi tarafsız bir şekilde yapılmıştır. Katılımcıların mekânları tercih etmelerinde etkili olan parametrelerin belirlenmesi ve mekânların karakteristiğinin ortaya çıkarılması, görsel kalite çalışmasıyla gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmayla, görsel kalite analizi sonucunda katılımcıların tercihleri ile parametreler arasındaki ilişki analiz edilmiş ve mekânsal tercih kriterleri belirlenmiştir. Yapılmış olan görsel peyzaj kalite analizi ve değerlendirmesi sonucunda ileride yapılacak olan tasarım ve planlama çalışmalarında peyzajın görsel kalitesini arttıracak unsurların ortaya koyulduğu düşünülmektedir.
Kent içindeki kamusal alanların, kentsel mekân kalitesi açısından değerlendirilmesi: Van Örneği
Kamusal alanlar, kentli kullanıcının yaşam kalitesini etkileyen alanların başında gelmektedir. Bu tez çalışmasının amacı, kent içindeki kamusal alanların kentsel mekân kalitesini değerlendirmektir. Bu çerçevede kullanıcı değerlendirmelerini de göz önüne alarak kent merkezinde yer alan caddelerin mekân kalitesini etkileyen ilkeler belirlenmeye çalışılmıştır. Bu amaçla, kamusal alanın mekân kalitesini değerlendirmek için Jan Gehl ve Gehl Enstitüsü tarafından "Koruma", "Konfor" ve "Eğlence" olmak üzere üç temel başlık altında tanımlanan 12 Kalite Kriteri çalışmanın yöntemi olarak belirlenmiştir Van kent merkezinde yer alan Cumhuriyet Caddesi ve kent merkezi çeperinde bulunan İki Nisan Bulvarı örneklem alanı olarak seçilmiştir. Seçilen kamusal alanlarda yapılan gözlem, analiz ve kullanıcı anketleri ile 12 kalite kriteri değerlendirilmiştir. Öncelikle, literatür çalışması kapsamında mekan kalitesi, kalite kriterleri detaylı bir şekilde incelenmiştir. Sonraki aşamada, alan çalışması kapsamında önceden belirlenen gün ve saatlerde gözlem, analiz ve kullanıcı anketleri yapılmıştır. Yapılan gözlem ve analizler sonucunda, söz konusu kalite kriterleri; "iyi", "orta", "zayıf" durum kategorisi ile değerlendirilip sırasıyla 3, 2, 1 değerleri ile puanlandırılırmıştır. Sonuç olarak, her kriterde alınan ortalama puanlar temel alınarak kamusal alanların mevcut durumları karşılıklı değerlendirilmiştir. Yapılan çalışmalar sonucunda çalışma yapılan kamusal alanların 12 Kalite Kriteri çerçevesinde, ortalama değerin altında olduğu ortaya konmuştur. Kriterlerin önerileri doğrultusunda kent yöneticileri tarafından kentlinin yaşam kalitesini artıracak mekânsal düzenlemeler yapılmalıdır.
Tarihi kentsel peyzajların Van kent kimliğine etkilerinin değerlendirlmesi
Kentleşme baskısı, kent kimliğinin önemli belirleyicilerini oluşturan tarihi kentsel peyzajlar için bir tehdit oluşturmaktadır. Bu peyzajlar doğa ve insanın ortak eseri olan önemli kültürel peyzajlardır. Tarihi kentsel peyzajlar kente özgün kimlik ve hafıza kazandırmaktadır. Avrupa Peyzaj Sözleşmesine göre kentsel kimliğin sürdürebilirliği tarihi peyzaj karakteri değerlendirmesi yapılarak; tarihi kültürel miras alanlarının yönetilmesi, korunması ve planlaması ile birlikte kent kullanıcılarının geleceğe aktarılması mümkündür. 2011 UNESCO Tavsiye Peyzaj Kararına göre isebu peyzajlar değerlendirilirken çevresi ile birlikte bütüncül bir yaklaşım ile değerlendirilmesi gerektiği söylenmiştir. Bu sayede tarihi kentsel peyzajlar kentsel kimlikte yerini alabilmektedir. Bu araştırmada Urartu, Selçuklu ve Osmanlı gibi çeşitli medeniyetlere ev sahipliği yapmış somut kültürel peyzajların katmanlaştığı Van kentinde tarihi kentsel peyzajların kent kimliğinde oluşturduğu etkilerin incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada literatür taraması yapılarak, kültürel peyzaj alanları olan tarihi kentsel peyzajların seçiminde uzman değerlendirmesi sonrasında kullanıcı odaklı yaklaşım ile410 kişi ile foto-anket çalışması ve 60 yaş üzeri Van'ın yerli aileleri ile sözlü tarih çalışması gerçekleştirilmiştir. Bu sayede zihinlerdeki kent imgeleri, kimlik ve hafıza mekânları belirlenmiştir.Kent kullanıcıları Van'ın merkez ilçelerinde tarihi kentsel peyzajların kent kimliğinin oluşumunda baskın öğeler olduğu sonucuna varılmıştır. Bu anlamda geçmişle bağları sağlayan ve kent kimliğinin oluşmasında etkin olan tarihi kentsel peyzaj öğelerinin ilişkide olduğu çevreleriyle birlikte sürdürülebilirliği için koruma ve geliştirme amacıyla birtakım öneriler geliştirilmiştir.
Küresel iklim değişikliğinin güneş enerjisi özelinde yenilenebilir enerji potansiyeline etkisi ve arazi örtüsü ile ilişkisi: Van örneği
Küresel ısınmanın bir sonucu olan iklim değişikliği birçok çevresel ve yaşamsal sorunu beraberinde getirmiştir. İnsan faktörleri ve fosil yakıt kullanımı ile hızlanan uluslararası iklim değişikliği arenasında birçok çalışma ve proje üretilmiştir. Ayrıca, iklim değişikliği ile mücadele ve iklim değişikliğine uyum sağlama bağlamında birçok çözüm geliştirilmiştir. Uyum ve mücadele için önerilen çözümlerden biri yenilenebilir enerji üretimini ve kullanımını artırmaktır. Yenilenebilir enerji, iklim değişikliği için bir mücadele ve uyum aracı olmakla birlikte aynı zamanda iklim değişikliğinin iklim parametreleri aracılığıyla doğrudan etkilediği bir olgudur. Bu çalışmanın amacı, küresel iklim değişikliğinin güneş enerjisi potansiyelindeki olası etkilerinin ve Van şehrinde arazi örtüsü ve farklı peyzaj alanları ile olan ilişkisinin araştırılmasıdır. Bu çalışmada güneş enerjisi tartışılacaktır; 4 farklı güneş enerjisi potansiyel haritalama yaklaşımı karşılaştırılmıştır. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Kampüsü Güneş Enerjisi Santrali'nin elektrik üretim verileri, hangi haritalama yaklaşımının güneş enerjisi potansiyeli tahmininde Van ili için daha doğru sonuç verdiğini bulmak için kullanılmaktadır. Çalışmanın bir diğer ana veri seti Van Bölge meteoroloji istasyonundan elde edilen Van şehrinin iklim parametreleridir. Bu iklim parametreleri ve NDVI verileri Mann Kendall eğilim testi ile analiz edilmiştir. Analiz edilen iklim parametreleri sonucu iklim değişikliğinin etkileri ve güneş enerjisi potansiyeli için yorumlanmıştır. Bunun yanı sıra CORINE arazi örtüsü değişim haritaları ele alınmış ve Van ili için belirlenen güneş enerjisi potansiyeli yaklaşımı ile karşılaştırılarak arazi örtüsü sınıflarındaki güneş enerjisi potansiyeli ortaya konmuş, bu doğrultuda tespit ve öneriler yapılmıştır. Anahtar kelimeler: Arazi örtüsü arazi kullanımı, CORINE, Güneş enerjisi, İklim değişikliği, Van, Yenilenebilir enerji.
Kent ısı adası etkisinin belirlenmesi ve değerlendirilmesi: Van kenti örneği
Kentler, üzerinde yer aldıkları doğanın topoğrafyasını ve çevresel yapısını değiştirirler. Böylece kentleşmenin etkisi ile bölge; güneşten aldığı radyasyonu daha fazla tutmakta ve bu da şehrin mikro klimasını değiştirmektedir. Bunun sonucunda "kent ısı adası" dediğimiz kavram ortaya çıkar. Kent ısı adasının şiddeti; yapısal yoğunluğa, yeşil alan dağılımına, şehir içinde bulunan yapıların malzemesine, antropojenik ısı üretimine ve kentin geometrik özelliklerine bağlı olarak değişimler göstermektedir. Van kenti; Van Gölü' nün doğu kıyısına, çok az meyilli bir arazi üzerine kurulmuştur. Demografik açıdan çok kozmopolit olan Van şehrine; 1990 yılından itibaren yoğun bir göç yaşanmıştır. Bu süreçten günümüze, şehrin nüfusunda % 38'lik bir artış meydana gelmiştir. Ayrıca sekiz yıl önce bölgede yaşanan deprem sonrası, yoğun ve hızlı bir kentsel dönüşüm süreci başlamış, bu durum kentin peyzajında gözle görülür değişimlere neden olmuştur. Bu çalışmada Van kent merkezinde kent ısı adası oluşumu uydu görüntüleri ve meteorolojik ölçümler vasıtasıyla incelenecektir. Bu oluşumu saptayabilmek için ise; kent merkezi dışında şehirleşmenin yoğun yaşanmadığı veyahut tamamen taşrada kalan üç deney noktası belirlenmiştir. Bu deney noktalarını seçerken Van kent merkezine yakın olması ve benzer iklim olaylarının görülmesi deney noktalarının güvenilirliği açısından önem arz etmektedir. Analizlerde; 1990-2019 tarihleri arasında istasyonlardan ölçülmüş aylık ortalama sıcaklık ve 2001-2018 arası ölçülen MODIS-MOD11C3 (aylık arazi yüzeyi sıcaklığı) verileri incelenecektir. Çalışma alanı olarak Van merkez meteoroloji istasyonunu kullanırken, deney noktaları olarak; Erciş, Gevaş ve Ahlat ilçeleri belirlenmiştir. MODIS uydusundan elde edeceğimiz yüzey sıcaklık verileri ve istasyon verileri ile birlikte, kent ısı adası oluşumu alansal olarak incelenecektir.
Kayak merkezlerinde kar derinliklerinin uzaktan algılamada radar görüntüleri ile incelenerek sürdürülebilir planlama açısından değerlendirilmesi: doğu anadolu bölgesi örneği
ÇalıĢma kapsamında, Doğu Anadolu Bölgesi içerisinde farklı illerde yer alan önemli kayak merkezlerinin (Van/GevaĢ Abalı, Hakkari/Merga Butan, Erzurum/Palandöken Kayak Merkezleri) uzaktan algılanmıĢ RADAR görüntüleri veri seti desteği ile interferometri yöntemi kullanılarak zamansal periyotta (2020-2023 yılları arası) kıĢ sezonunu (aralık, ocak, Ģubat ve mart ayları) kapsayacak Ģekilde kar derinlikleri tespit edilmiĢtir. Sonuç verileri, yer gerçeği verisi olarak meteoroloji istasyonlarından alınan kar derinliği ölçüm verileri ile test edilmiĢtir. Ayrıca elde edilen sonuçlar merkezlerdeki kar kalıcılığının dünya ve Türkiye'de bulunan önemli kayak merkezlerinin kar derinliği ortalamaları ile kıyaslanarak sürdürülebilir planlama açısından değerlendirilmiĢ, planlama ve yatırım açısından önerilerde bulunulmuĢtur. Kar derinliğinin uzaktan algılanmıĢ veri setleri ile tespit edilmesinin amacı, planlanan tesislerin farklı yükseltilerdeki zorlayıcı arazi koĢullarında kar kalıcılığının az maliyetli, doğru ve hızlı bir Ģekilde ölçülmesine ve sürdürülebilir turizm planlamalarına katkıda bulunmaktır.
Üst örtü donatı elemanlarının kent peyzajında yeterlilik düzeyinin belirlenmesi: Bakü örneği
Dünya Sağlık Örgüttü verilerine göre dünya nüfusunun %55'i kentlerde yaşamakta olup, bu oranın 2050 yılında % 68 olması beklenmektedir. Bu verilere dikkat edildiğinde kentsel alanların önemi giderek arttığı görülüp, bu alanlarda yaşam kalitesinin yükseltilmesi, kentin olumsuz taraflarını en az seviyeye indirilmesi gerektiği ve kentlerin daha konforlu alanlara dönüştürülmesi ortaya çıkmaktadır. Yaşadığımız kentsel çevrede rekreasyon amaçlı genel veya özel kullanım alanlarında yer verilen donatı elemanları, konforun ve çevre kalitesinin göstergesi durumundaki oturma, barınma, korunma, kuşatma, ulaşım, danışma, aydınlatma, iletişim, oyun ve spor gibi temel fonksiyonları destekleyip güçlendiren, toplumsal yaşamı kolaylaştırıp kullanıcıların beğenilerini kazanan peyzaj elemanlarıdır. Bu donatı elemanlarından özellikle yaz aylarında daha çok kullanılan açık yeşil alanlarda gölge elemanlarının daha etkin bir eleman olduğu yapılan birçok çalışmayla ortaya konulmuştur. Bu tez çalışmasında Azerbaycan'ın başkenti Bakü'de rekreasyon amaçlı yoğun kullanılan kamusal açık alanlarda üst örtü donatı elemanlarının kent peyzajında yeterlilik düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu doğrultuda Bakü'de yoğun kullanıma maruz kalan ve değişik etkinliklerin gerçekleştiği kamusal açık örnekleme alanları seçilecektir. Seçilen bu alanlarda yerinde incelemeler, gözlemler, ölçümler, fotoğraflama, ilgili kurumlardan bilgiler temin edilerek kullanıcılarla sözlü görüşmeler yapılacaktır. Elde edilen verilerle değerlendirmeler sonucunda üst örtü elemanların yeterli olup olmadığı tespit edilecek, ayrıca olumlu ya da olumsuz örnekler de ortaya konulacaktır. Eksikliği tespit edilen alanlar için üst örtü donatı elemanların oluşturmasına yönelik kullanıcı sayılarının ortalaması dikkate alınarak, gerçekleştirilen etkinlik türüne göre, alanın kimliğine ve ekolojisine uygun yapı malzemeleri ile birlikte öneriler geliştirilecektir. Böylece her iklim koşulunda kamusal açık alanlardan faydalanabilme olanağı artmış olacaktır. Çalışmanın uygulanabilirliği açısından konuyla ilgili paydaşlara katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Sıcak ve serin iklim çim bitkilerinin Van iklim koşullarına uygunluğunun belirlenmesi
Çimler peyzaj alanlarından atletik sahalara kadar yeşil alanların temel yer örtücü bitkileridir. Sürdürülebilir yeşil alanların oluşturulması için bölgesel iklim koşullarına en uygun çim türlerinin seçilmesi ise bir zorunluluktur. Van ekolojik koşullarında geleneksel olarak serin iklim çim bitkileri kullanılmaktadır. Son yıllarda küresel iklim değişikliği nedeniyle bölgenin iklim yapısında farklılıklar gözlenmektedir. Her yıl artan sıcaklık ortalamaları ve kuraklık tehdidi dikkat çekicidir. Serin iklim çim türlerine göre daha yüksek kuraklık ve sıcaklık toleransına sahip sıcak iklim çim bitkilerinin bölgede kullanılabileceği düşünülmektedir. Bu çalışmanın amacı Van ekolojik koşullarında 1700 m rakımda bazı sıcak iklim çim bitkilerinin performanslarını belirlemektir. Çalışma Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Bahçe Bitkileri Uygulama sahasında gerçekleştirilmiştir. Araştırmada sıcak iklim çim bitkilerinden hibrit bermuda çimi (Cynodon dactylon x C. transvaalensis) çeşitleri 'Tifway-419' ve 'Survivor', Zoysia çimi (Z. japonica) 'El-toro' ve hibrit zoysia çimleri (Z. matrella x Z. japonica) 'Türkzoy', 'Anazoy', ve 'MJ-100' kullanılmıştır. Bölgede yaygın kullanılan serin iklim çim türleri (Lolium perenne, Festuca arundinaceae ve F. rubra rubra ve Poa pratensis ) ve bu türlerden oluşan karışım ise kontrol amacıyla kullanılmıştır. Alanda toprak hazırlığı, yabancı ot mücadelesi ve sulama sistemi yerleşimi gibi ön hazırlıklar yapıldıktan sonra 04.05.2023 tarihinde çim tohumu ve 23.05.2023 tarihinde fidelerinin ekim/dikimi gerçekleştirilmiştir. Çalışma kapsamında çeşitlere ait tesis olma hızı, genel çim kalitesi ve rengi, tekstür (doku), çim yoğunluğu, sonbahar/kış dönemi dormansiye girme oranı verileri alınmıştır. Elde dilen sonuçlara göre 'Survivor' bermuda çimi alanda en hızlı tesis olan sıcak iklim çim çeşidi olup onu Tifway izlemiştir. Çalışmada kullanılan sıcak iklim çim türlerinin tamamı dikimden ortalama 6 ay sonra Aralık ayında dormansiye girmeden önce %90 ve üzeri çim örtüsü oluşturmuştur. MJ-100 hariç çalışmada kullanılan tüm sıcak iklim çimleri kabul edilebilir ve üstü çim kalitesini sağlamıştır. Hibrit zoysia Türkzoy ise sonbahar/kış döneminde yeşil rengini ve kalitesini en iyi koruyan sıcak iklim çim çeşidi olarak tespit edilmiştir. Serin iklim çim grubunda ise en iyi performansı çok yıllık çim (Lolium perenne) türü ve türlerin tamamını içeren karışım ile elde edilmiştir. İlk yıl alınan sonuçlar ışığında, hibrit zoysia 'Türkzoy' ve hibrit bermuda çimi 'Survivor'ın Van iklim koşullarında tesis edilecek yeşil alanlarda kullanımı önerilir.
Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi kampüsünde yetişen kuş iğdesi (Elaeagnus angustifolia L.) fenotiplerinin belirlenmesi ve peyzaj mimarlığında kullanımının değerlendirilmesi
Doğal ve doğallaşmış bitkiler yerel ekolojik koşullara en iyi uyum sağlayan bitkilerdir. Bu çalışma kapsamında doğallaşmış türlerimizden olan Elaeagnus angustifolia L. bitkisinin üniversite yerleşkesi ve çevresinde belirlenen, fenotipleri çeşit olma potansiyelleri ve peyzajlarda kullanılabilirlikleri açısından değerlendirilmiştir. İlk olarak gözlem yoluyla meyve, yaprak ve gövde özellikleri ile farklı görünümdekiler seçilmiş, geri kalan bitkiler elenmiştir. Bu eleme sonucunda 90 civarı bitkiden 12 tanesinin potansiyel sahibi olduğu görülerek incelemeye alınmış ve her biri bir tip olarak değerlendirilmiştir. Yıl boyunca gözlem altında tutulan tiplerin mevsimsel olarak değişimleri incelenmiştir. İnceleme kapsamında bitkilerin vejetasyona başlama tarihlerinden yaprak dökümlerine kadar olan süre izlenmiştir. Bu süreçte yaprak özellikleri ve meyve özellikleri ölçümlere tabi tutulmuş ve fotoğraflarla kayıt altına alınmıştır. Görsel olarak da değerlendirilen tiplerin yapılan ölçümleri istatistiksel olarak analiz edilmiş ve kümeleme analizi yapılmıştır. Çalışma sonucunda diğerlerine %52.8749-%61.3078 arasında değişen benzerlik oranlarıyla 4 tipin çeşit olma potansiyellerinin yüksek olduğu tespit edilmiştir. Sonuç olarak E. angustifolia bitkisinin bitkisel tasarımlarda estetik ve fonksiyonel yönden etkili tasarımlarda kullanılabilecek çeşit adayı tipler ortaya konmuştur. Sürdürülebilir ve ekonomik uygulamalar açısından yüksek potansiyele sahip bu tiplerin açık yeşil alanlarda kullanımı için kültüre alınarak kullanımı yaygınlaştırılmalıdır.
Cilo ve Sat Dağları Milli Parkı ve Yüksekova Nehilsazlığı üçgeninde ekolojik ağların planlanması
Dünya genelinde biyoçeşitlilik hızla azalmakta ve bunun en önemli nedenlerinden biri ekosistem işleyişinin (besin döngüsü, verimlilik ve yaban hayatı vb.) ve habitatların bozulmakta olmasıdır. Faklı nedenlerden dolayı bozulan habitatların, birbiri ile doğal olarak oluşan bağlanabilirliği azalmaktadır. Bunun sonucu olarak ortaya çıkan peyzaj yamaları, peyzaj planlamalarının önemli bir konusudur. Hakkari de son yıllarda yaşanan insan müdahaleleri (göç, nüfus artışı vb.) nedeniyle habitat parçalanmalarından etkilenmiştir. Bu tezin amacı, i) Hakkari Cilo ve Sat Dağları Milli Parkı ve Nehil Sazlığı arasında kalan üç bölgede oluşan peyzaj yamaları arasında peyzaj koridorları belirlemek, ii) belirlenen bölgelerde yaban hayatı ölümlerinin nedenlerini ortaya çıkarmak ve iii) yapılan anket sonuç analizleri ve Uzaktan Algılama yöntemleri ile ortaya çıkan haritalar doğrultusunda öneriler sunmaktır. Yapılan anket çalışması ve literatür taramaları ile küçük ve büyük memeliler (özellikle dağ keçisi), sürüngenler ve kanatlıların yaşam alanları belirlenmiştir. Sonuç olarak, üç büyük önemli habitat arasında (Cilo Dağı, Sat Dağı ve Nehil Sazlığı) üç tampon bölge belirlenmiştir. Yapılan bu çalışma, daha önce yapılan bilimsel çalışmalara ek olarak referans gösterilebilecektir.
Maden ocaklarında peyzaj onarım çalışmalarının önemi; Hakkâri maden ocağı örneği
Peyzaj onarımı, doğal afetler veya insan faaliyetleri nedeniyle zarar görmüş veya bozulmuş peyzaj alanlarının ekonomik, çevresel ve sosyal gereklilikler doğrultusunda iyileştirilmesi (rehabilitasyon), çeşitli amaçlarla yeniden kazandırılması (reklamasyon) ve korunması amacıyla planlanması, tasarlanması, uygulanması ve yönetilmesi sürecini ifade eder. Maden ocaklarında yapılacak peyzaj onarım çalışmalarının temel amacı, ilk olarak bozulan ekosistemin yeniden oluşturulması ve iyileştirilmesini sağlamaktır. Bunun yanı sıra, doğal yapısı değişmiş bu alanların farklı amaçlarla kullanılarak geri kazanılması ve geliştirilmesi de hedeflenmektedir. Bu süreç, hem çevresel dengeyi yeniden sağlamak hem de alanları ekonomik ve sosyal açıdan sürdürülebilir hale getirmek için büyük önem taşır. Bu nedenle, maden ocaklarının peyzaj onarımı sürecinde, hangi kullanım seçeneklerinin uygulanacağı ve bu seçeneklerin önceliklerinin dikkatlice belirlenmesi büyük önem arz etmektedir. Doğru kullanım seçeneklerinin seçilmesi ve önceliklendirilmesi, hem ekosistemin başarılı bir şekilde rehabilitasyonunu sağlar hem de alanın gelecekteki sürdürülebilirliği ve çok yönlü kullanımı açısından kritik rol oynar. Bu çalışma, faaliyeti sonlandırılmış bir çinko-kurşun maden ocağının kapalı ocak işletmesi model alınarak gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın amacı, maden faaliyetleri sonucu bozulan alanlar için çeşitli kullanım alternatifleri, bu alternatiflerin öncelikleri ve uygunluk fonksiyonlarının seçilmesidir. Bu doğrultuda, Hakkâri sınırları içerisinde açık ocak madenciliği faaliyetleri sona ermiş bir maden ocağı çalışma alanı olarak belirlenmiştir. Çalışmada öncelikli olarak alanın kültürel ve doğal özellikleri tespit edilmiş, kullanılacak seçenekler için en uygun değerlendirme ölçütleri belirlenmiş ve daha sonra bu ölçütler, kendi içlerinde ilgili alt birimlere ayrılarak detaylandırılmıştır. Çalışmanın amacı, Hakkari'deki maden ocağında açık ocak işletmeciliği sonucunda bozulan sahaların ekolojik rehabilitasyonu için uygun peyzaj onarım tekniklerini kullanarak çözüm önerileri sunmaktır. Araştırma kapsamında, alanla ilgili doğal ve kültürel etmenler incelenmiş ve bu verilere dayalı olarak rehabilitasyon ve revejetasyon modelleme örneği hazırlanmıştır.
Contributing to the well-being of society by making citystreets greener: The case of Runaki Street, Erbil
The WHO, which stands for the World Health Organisation describes health as a reflection of our mental and social well-being. It's not, about being free, from illness or weakness. The natural landscape has a strong beneficial impact on well-being, and people are intrinsically tied to it. This is why there is growing interest among scientists in the incorporation and administration of urban green infrastructure. Urban green areas have also been connected to enhanced physical activity and social interaction, two other favorable health outcomes and behaviors. People's modern lives put them under greater stress, which contributes to mental health problems in cities all over the globe. Urban streets are sites where pedestrians usually come into contact with one another on their daily trips. So, before returning home, people might take a walk and rest on city streets. Thus, urban streets designed to have restorative qualities may improve human mental health. According to these recommendations, it's critical to determine the urban green spaces that support mental health and create green initiatives that make it easier for people to understand the healing properties of these spaces. The triangulation technique approach is used in this research to investigate the connection between well-being and greenery. Whereas the quantitative technique consists of space syntax analysis and a questionnaire survey, the qualitative approach comprises architectural plan analysis, checklists, and photographic recording and assessment. Measurements of spatial layout in terms of accessibility and visual connection were made using a syntax map (Axial). Conversely, questionnaires on Runaki Street, ERBIL were used to assess and thereafter analyze the society's views of its Improving well-being, promoting health, physical activity, fostering cohesion, Restorative, Safety, and Environmental Quality. The results of this study revealed a significant positive correlation. The results from all measuring methods and tools were, for the most part, rather comparable. The study findings indicate a correlation between well-being and the presence of green spaces. Keywords: Erbil Runaki street, Green space, Physical health, Psychological health, Well-being
Ekolojik yapı malzemesi olarak saman balyasının BEP-TR programına göre soğuk iklim bölgelerinde kullanımının araştırılması: Van Gevaş örneği
Bu tez çalışması, enerji tüketiminin ve karbon salınımının azaltılmasına yönelik sürdürülebilir bir çözüm için saman balyasının yapı malzemesi olarak kullanımını incelemektedir. Çalışmanın odak noktası saman balyasının, soğuk ve kuru iklimlerde, özellikle Van ili Gevaş ilçesi koşullarında ısı yalıtımı ve enerji verimliliği açısından performansının BEP-TR yöntemi ile değerlendirmesini içermektedir. Tezde, yapı sektörünün enerji tüketiminin neden olduğu çevresel sorunlara dikkat çekilmiş ve saman balyasının bu sorunlara ekolojik, ekonomik ve pratik bir çözüm sunduğu hipotezi ele alınmıştır. Saman balyasının, ısı yalıtımı, yangın ve nem dayanımı, sismik mukavemet gibi alanlarda etkili bir malzeme olduğu literatürde birçok çalışmada açıklanmaktadır. Çevre dostu ve ekonomik avantajlarıyla sürdürülebilirlik yönü öne çıkmaktadır. Saman balyasının, geri dönüşüm potansiyeli de dikkate alındığında, yapı sektöründe önemli bir alternatif olarak görülmesi mümkündür. Bu nedenle, çalışmada saman balyasının enerji tasarrufu, maliyet etkinliği ve çevresel sürdürülebilirlik konularında farkındalık yaratması amaçlanmaktadır. Ayrıca, Türkiye'de saman balyasının yapı malzemesi olarak daha yaygın bir şekilde kullanılması için gerekli olan mevzuat değişikliklerine katkı sağlanabileceği vurgulanmaktadır. Saman balyası, modern mimaride de uygulanabilir bir seçenek olarak değerlendirilmelidir ve kırsal alanların ötesine taşınmalıdır. Bu doğrultuda, yurtdışı örnekleri ışığında Türkiye'de de yatay mimaride bu tür yenilikçi malzemelerin kullanımının yaygınlaşabileceği görülmektedir. Bu araştırmada, tasarlanan bir konut yapısının BEP-TR simülasyon yazılımı kullanılarak; enerji sınıfı, karbon salınımı ve ısıtma yükü gibi parametreleri analiz edilmiştir. Bu kapsamda tasarlanan projenin, ahşap çerçeveli saman balyası dolgu duvarlı ve betonarme taşıyıcılı bims blok dolgu duvarlı olacak şekilde iki farklı senaryo ile teknik çizimleri yapılmıştır. Bu doğrultuda, BEP-TR yazılımı ile elde edilen EKB'de, ahşap çerçeveli saman balyası dolgu duvarlarının enerji performansının, betonarme bims blok dolgu duvarlarından yaklaşık üç katı daha iyi olduğu tespit edilmiştir. Bu bulgular, saman balyasının soğuk iklim koşullarında tipik yapı malzemelerine kıyasla daha etkili bir ısıl koruma sağladığını göstermektedir.
Peyzaj onarım yaklaşımıyla sulak alanlarda etkinbitkilendirme: Van-Edremit sulak alanı örneği
Bu çalışma, Van ili Edremit ilçesi sınırlarında yer alan Edremit Sulak Alanı'nın peyzaj onarımı kapsamında ekolojik risk faktörlerinin değerlendirilmesi ve alanın sürdürülebilir biçimde rehabilite edilmesi amacıyla etkin bitkilendirme yönteminin uygulanmasını konu edinmektedir. Sulak alanlar; biyolojik çeşitliliği destekleme, su döngüsünü düzenleme, karbon depolama ve iklimi dengeleme gibi önemli ekosistem hizmetleri sunmaktadır. Ancak son yıllarda artan kentleşme, yapılaşma, tarım ve hayvancılık faaliyetleri, plansız otlatma, çevre yolu inşaatı ve evsel atık deşarjı gibi insan kaynaklı müdahaleler, bu alanların doğal yapısının bozulmasına ve işlevlerinin zayıflamasına neden olmaktadır. Edremit Sulak Alanı da bu tehditlere maruz kalan önemli bir doğal sistemdir. Araştırma kapsamında alanın mevcut durumu; yerinde yapılan saha gözlemleri, geçmiş ve güncel uydu görüntülerinin karşılaştırılması, ilgili kurumlarla yapılan görüşmeler ve literatür taramaları ile analiz edilmiştir. Bu incelemeler sonucunda dört temel ekolojik risk faktörü tespit edilmiştir bunlar; arazi kullanımı ve örtüsündeki değişim, bitki örtüsünde verim kaybı, yangın riski, su kalitesinde bozulmadır. Özellikle insan faaliyetlerinden kaynaklı baskıların alanın biyolojik bütünlüğünü zedelediği görülmüştür. Rehabilitasyon sürecine bilimsel dayanak oluşturmak amacıyla, Edremit Sulak Alanı'nın farklı noktalarından 15 toprak örneği alınarak laboratuvar analizleri gerçekleştirilmiştir. Bu analizlerde toprağın pH değeri, elektriksel iletkenliği (EC), organik madde içeriği ve ağır metal varlığı değerlendirilmiştir. Toprakların alkali karakterde olduğu, yüksek organik madde içerdiği ve ağır metal kirliliği bulunmadığı belirlenmiştir. EC değerleri ise bitki gelişimi açısından olumsuzluk yaratmayacak düzeyde bulunmuştur. Toprak özelliklerinden elde edilen veriler doğrultusunda, sulak alan için uygun bitkilendirme stratejileri geliştirilmiştir. Van ili ekolojik koşullarına ve alanın toprak yapısına uyumlu bitki türleri belirlenmiş, bu türlerle gerçekleştirilebilecek bitkilendirme modeli önerilmiştir. Bu model kapsamında, alanın çeşitli bölümlerinde pilot uygulama alanları belirlenmiştir. Önerilen bitkilendirme çalışmaları; sulak alanın flora ve fauna yapısını desteklemeyi, görsel peyzaj kalitesini artırmayı ve ekosistem işlevlerini güçlendirmeyi amaçlamaktadır. Sonuç olarak, bu tez çalışması Edremit Sulak Alanı'nda mevcut ekolojik risklerin bilimsel yöntemlerle değerlendirilmesini sağlamış ve sürdürülebilir peyzaj onarımı için uygulanabilir bitkilendirme stratejileri geliştirmiştir. Çalışma, Van Gölü Havzası'ndaki benzer sulak alanlara da model teşkil edecek nitelikte olup, yerel yönetimler ve çevresel planlamacılar için önemli bir kaynak sunmaktadır.
Gevaş (Van) ilçesinde doğal olarak yetişen Sambucus nigra L.' nın peyzaj mimarlığına uygun genotiplerinin belirlenmesi
Ağaç mürver (Sambucus nigra L.), ılıman iklimlerde geniş bir dağılıma sahip, nemli alanları tercih eden önemli bir bitki türüdür. Türkiye'de, belirgin coğrafi özellikler gösteren bu bitki, yerel ekosistemlerde önemli bir rol oynamaktadır. Yetiştirilmesi kolay olan ağaç mürver, sert iklim koşullarına dayanıklı olup, kırsal alanlarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Tıbbi açıdan, ağaç mürver, geçmişten günümüze bağışıklık sistemini güçlendirici ve çeşitli hastalıkların tedavisinde kullanılan bir bitki olarak öne çıkmaktadır. İçerdiği yüksek C vitamini ve antioksidanlar, sağlık açısından büyük bir önem taşımaktadır. Bu özellikleri sayesinde, ağaç mürver, günümüzde gıda takviyesi ve doğal gıda boyası olarak artan bir talep görmektedir. Peyzaj mimarlığında ise, ağaç mürver estetik ve çevresel faydalar sağlamaktadır. Doğal sınırlar oluşturma yeteneği, ekosistem dengelerine katkıda bulunma ve biyoçeşitliliği artırma gibi işlevleri ile dikkat çekmektedir. İklim değişikliği karşısında, yeşil alanların korunmasında önemli bir kaynak olarak değerlendirilebilir. Van Gevaş ilçesinde yapılan morfolojik analizler, ağaç mürverinin potansiyel süs bitkisi olarak kullanılabilecek bireylerini belirlemiştir. Bu incelemeler, bitkinin estetik değerinin yanı sıra, çevresel faydalarını da ortaya koymaktadır. Ayrıca, biyokimyasal analizlerle meyvelerinin gıda takviyesi ve doğal gıda boyası olarak kullanılabilecek çeşit adayları tespit edilmiştir. Sonuç olarak, ağaç mürver, estetik ve ekolojik yararları yanında gıda ve ilaç sektöründe değerli bir potansiyele sahiptir. Bu çalışmanın bulguları, ağaç mürveri yetiştiriciliğinin ekonomik kalkınma ve sürdürülebilirlik açısından önemini vurgulamakta ve peyzaj açısından elverişliliğini ortaya koymaktadır. Ağaç mürverinin, doğal yaşam alanlarının korunmasına ve yerel ekonomilerin desteklenmesine katkı sağlama potansiyeli, gelecekteki araştırmalar ve uygulamalar için önemli bir fırsat sunmaktadır
Türkiye'de bulunan endemik abies türlerinin makine öğrenme teknikleri kullanılarak iklim değişikliği senaryoları altında habitat dağılımlarının modellenmesi
Ekosistemler ve türler üzerindeki en belirleyici ekolojik etkenlerden biri iklimdir. Günümüzün en önemli sorunlarından birisi olarak tanımlanan iklim değişikliği, orman ekosistemleri üzerinde büyük bir tehdit oluşturmaktadır. Biyolojik çeşitlilik ve karbon tutma yönünden önemli olan orman ekosistemlerinin, iklim değişikliği baskısıyla yayılımı, bileşimi ve fonksiyonlarının büyük oranda değişeceği tahmin edilmektedir. Bu çalışmanın amacı; Türkiye'de endemik olan ve orman ekosistemine ekolojik katkısıyla öne çıkan göknar taksonlarının (Abies nordmanniana subsp. equi-trojani, Abies cilicica subsp. cilicica, Abies cilicica subsp. isaurica, Abies nordmanniana), günümüz ve gelecekteki potansiyel dağılımının tür varlığı verisi ve çevresel değişkenler ile modellenmesidir. Bu doğrultuda, tür dağılımı günümüz için 1970-2000 yıllarına ait iklim verileri ile gelecek için SSP2 4.5 ve SSP5 8.5 senaryolarına göre 2081-2100 zaman aralıklarını kapsayacak şekilde gerçekleştirilmiştir. Bu analizlerin gerçekleştirilmesi için tür dağılımlarının modellenmesinde günümüzde sıkça kullanılan bir yöntem olan makine öğrenme yöntemleri, Coğrafi Bilgi Sistemleri yazılımları yardımıyla kullanılmıştır. Bu tez çalışmasında kullanılan makine öğrenmesi yöntemleri; Maksimum Entropi (MaxEnt), Çoklu Lojistik Regresyon, Multi Layer Perceptron ve Doğrusal Karışım Modeli yöntemleridir. Model sonuçlarının tahmin doğruluğunu ifade eden Receiver Operating Characteristic (ROC) eğrisi, çalışmanın doğruluk analizinin gerçekleştirilmesinde kullanılarak her iki tür içinde 0.999 Area Under Curve (AUC) değeriyle MaxEnt modeli en doğru yöntem olarak belirlenmiştir. MaxEnt modeli gelecek senaryolara uygulanarak türün gelecekteki durumu ve değişim analizleri tespit edilmiştir. Ayrıca, türlerin geleceğe yönelik planlama kararlarına doğrudan etki edebilecek antropojenik etkiler de (nüfus yoğunluğu ve yol ağlarına erişim) analiz edilmiştir. Bu çalışmada elde edilen bulguların, göknar taksonlarının gelecekte sürdürülebilmesi ve korunmasına yönelik güçlü stratejilerin belirlenmesi için kullanılmasına ve tür dağılımlarının belirlenmesi amacıyla yapılacak çalışmalara katkı sağlaması açısından önemli olduğu belirlenmiştir.
Biyofilik tasarım ilkeleri bağlamında Mersin ticaret merkezi gökdelen binası ve yapı gruplarının incelenmesi
Bu çalışmada Mersin ili kent merkezinde bulunan ve kent için oldukça önem arz eden aynı zamanda dünyanın ilk ve tek betonarme gökdeleni olma özelliğini de taşıyan MERTİM Tower binası biyofilik tasarım yaklaşımı çerçevesinde incelenmiştir. Binanın mevcut tasarımı, 14 biyofilik tasarım parametresi açısından değerlendirilmiştir. Biyofilik tasarım parametreleri ışığında MERTİM Tower binası ve yapı gruplarını inceleyerek binanın insan-doğa ilişkisi bakımından verimliliğini ortaya koymak hedeflenmiştir. Mimar Cengiz BEKTAŞ tasarımı olan ve 1989 yapımı bu bina dünyanın ilk ve tek betonarme gökdeleni olma özelliğini de taşımaktadır. Mersin ili merkezinde oldukça hareketli bir lokasyonda bulunan ve kentin neredeyse her yerinden görünen bu yapı günümüzde atıl ve metruk bir durumdadır. Ziyaret edilmesi ve kullanılması güvenlik açısından riskli görülmektedir. MERTİM Tower yapısal özellikleri, fonksiyonel nitelikleri, çevre ile ilişkileri ve kent siluetine etkisi bakımından Mersin ilinin en önemli simgelerindendir. Bu sebeple biyofilik tasarım yaklaşımı bakımından değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yapı ve çevresel ilişkilerinin dört biyofilik tasarım ilkesi açısından ve 14 biyofilik tasarım parametresine uygunluğu değerlendirilmiştir. Binanın mevcut tasarımında bu unsurlardan hangisini ne kadar barındırdığı incelenmiştir. Sonuç olarak biyofilik tasarım öğelerinin bina gruplarına ve çalışma alanlarına entegre edilmesi yönünde öneriler geliştirilmiş ve seçilen bir alanda yeniden tasarım önerisi sunulmuştur.
Kentsel yeşil altyapının ekosistem hizmetleri ve kentsel dirençlilik bağlamında değerlendirilmesi: Van Metropolü örneği
Bu araştırma, Van metropolünde 1990-2024 yılları arasında yaşanan hızlı kentsel mekânsal değişimin, kentsel yeşil altyapı sistemi üzerindeki etkilerini, ekosistem hizmetleri kapasitesindeki bozulmayı ve kentsel dirençlilik bağlamındaki sonuçlarını analiz etmektedir. Araştırmada, Coğrafi Bilgi Sistemleri ve Uzaktan Algılama tabanlı çok katmanlı bir metodoloji benimsenmiştir. 1990-2018 periyodundaki makro ölçekli arazi örtüsü değişimi CORINE verileriyle; 2013-2024 periyodundaki Kentsel Isı Adası ve NDVI dinamikleri Landsat 8 uydu görüntüleriyle; 2018 yılı kentsel dokusu ise Urban Atlas ve MAKS verileriyle analiz edilmiştir. Ekosistem hizmetlerinin nicel değerlendirilmesi Literatüre Dayalı Katsayı Modeliyle, iklim değişikliğinin geçmiş ve mevcut durumu 1938-2020 periyodundaki sıcaklık ve yağış verileriyle, gelecekteki iklim baskıları ise RCP4.5 ve RCP8.5 projeksiyonlarıyla incelenmiştir. Bulgular, Van merkez ilçelerinde 1990-2018 arasında yapay bölgelerde %104,8'lik bir artış yaşandığını, bu büyümenin en yıkıcı etkisinin %50,7'lik kayıpla sulak alanlarda ve %15,2'lik kayıpla orman-yarı doğal alanlarda görüldüğünü ortaya koymuştur. Bu KYA tahribatı, kentin ekosistem hizmetleri kapasitesini çökertmiştir. 1990-2018 arası arazi değişimi, kentin karbon bütçesinde yıllık yaklaşık 39.672 ton CO₂'lik net bir bozulmaya yol açmıştır. 2018 yılı mikro ölçekli analizde, metropol alanının yıllık yaklaşık 4.141,5 ton CO₂ açığı veren bir "karbon kaynağı" olduğu ve yapı salımlarının mevcut kentsel yeşil alanların tutum kapasitesinden 35 kat fazla olduğu saptanmıştır. Dirençlilik analizinde, 2013-2024 arasında, bölgesel iklim trendlerinden bağımsız olarak, KIA şiddetinde istatistiksel olarak anlamlı yaklaşık 1,83 °C'lik bir artış gözlenmiştir. Bu yerel ısınma, NDVI değerlerindeki azalış eğilimiyle doğrudan ilişkilidir. Sonuç olarak, Van Metropolü'nün hızlı ve KYA'yı göz ardı eden kentleşme modeli, kentin ekolojik taşıma kapasitesini aşmıştır. Kent, RCP8.5 senaryosuna göre +5.42°C'yi bulabilecek şiddetli iklimsel ısınma ve istikrarsız yağış projeksiyonları karşısında kritik düzeyde düşük bir dirence sahiptir. 1/5000 ölçekli nazım imar planının öngördüğü yeşil alan hedeflerinin birçoğunun, kentteki mevcut yapı alanlarıyla çakışması nedeniyle gerçekçi ve uygulanabilir olmadığı tespit edilmiştir. Kentin dirençliliğinin artırılması için acil, uygulanabilir ve doğa temelli çözümleri içeren yeni bir planlama paradigmasına ihtiyaç duyulmaktadır.
Açık ve yeşil kamusal alanlarda termal konforun belirlenmesi doğrultusunda envi-met tabanlı kentsel peyzaj modellemesi: Afyonkarahisar kent örneği
İnsan yerleşimleri tarih boyunca iklim koşullarını gözeterek şekillenmiş; doğal yüzeyler, su varlıkları ve bitki örtüsü yaşam alanlarının oluşumunda önemli rol oynamıştır. Ancak günümüzde kentleşmenin hızlanması, geçirimsiz yüzeylerin artması ve yeşil alanların azalması, kentlerin mikroklimasını değiştirerek kamusal açık alanlarda termal konforu olumsuz etkilemektedir. Bu tez çalışması, Afyonkarahisar kentinde kamusal açık alanların mikroklimatik özelliklerini değerlendirmek ve kent genelinde termal konfor düzeylerinin zamansal ve mekânsal değişimini ortaya koymak amacıyla yürütülmüştür. Çalışma alanını kentte yer alan üç meteoroloji istasyonu oluşturmuş; bu istasyonlara ait 2020–2024 dönemine ilişkin meteorolojik veriler Meteoroloji Genel Müdürlüğü'nden temin edilerek Fizyolojik Eşdeğer Sıcaklık (FES) analizleri yapılmıştır. Elde edilen aylık, gündüz ve gece dönemlerine ilişkin ortalamalar karşılaştırılarak istasyonların termal konfor şartları beş yıllık süreçte değerlendirilmiştir. Kent merkezine yakın konumu, açık alan yoğunluğu ve yaya kullanımı açısından önem taşıması nedeniyle Bölge İstasyonu, mikro ölçekli analizler için seçilmiştir. Bu istasyon özelinde ENVI-met ortamında farklı bitkilendirme düzeylerini temsil eden beş senaryo oluşturulmuştur. Mevcut durumun yaklaşık %10 bitkilendirme içerdiği belirlenmiş; buna ek olarak tamamen bitkisiz bir senaryo, %30, %50 ve %75 bitki örtüsü yoğunluğunu içeren senaryolar hazırlanmıştır. Tüm senaryolar, 15 Ağustos 2023 saat 14:00 koşullarını temsil edecek şekilde çalıştırılarak hava sıcaklığı, ortalama radyant sıcaklık (Tmrt), rüzgâr hızı ve hissedilir sıcaklık (FES) üzerindeki etkileri karşılaştırmalı olarak analiz edilmiştir. Sonuçlar, bitkilendirme oranı arttıkça mikroklimanın belirgin biçimde iyileştiğini göstermektedir. Bitki örtüsünün %75'e çıkarıldığı Senaryo 5, hava sıcaklığında 0.5 °C'lik; ortalama sıcaklıkta ise 0.8 °C'lik bir azalma sağlamıştır. Bitki örtüsünün olmadığı Senaryo 2'de sıcaklık 0.3 °C artmıştır. Tmrt değerinde Senaryo 5, maksimum değeri 1 °C; ortalama değeri ise 1.6 °C azaltmıştır. Hissedilir sıcaklık olan FES değerlerinde de Senaryo 5 yaklaşık 0.9 °C'lik bir iyileşme sağlamıştır. Bu bulgular genel olarak, Afyonkarahisar'ın kamusal açık alanlarında bitki yoğunluğunun artırılmasının özellikle yaz döneminde sıcaklık ve radyant sıcaklık değerlerini azaltarak termal konforu iyileştirdiğini; ancak rüzgâr hızını düşürdüğü için tasarım kararlarında yerleşim düzeni, ağaç türü ve ağaç yapısının dikkatle değerlendirilmesi gerektiğini göstermektedir.
Erzurum kent parklarının fiziksel engelli bireyler tarafından kullanım olanaklarının irdelenmesi
Kent parkları, toplumun her kesiminin sosyal ve fiziksel aktiviteler için yararlandığı önemli alanlardır. Ancak bu parkların herkes tarafından etkin bir şekilde kullanılabilmesi için belirli erişilebilirlik standartlarına uygun olması gerekmektedir. Bu standartlar parkların erişilebilirliğini değerlendirerek engelli bireylerin kullanım olanaklarını artırmayı amaçlanmaktadır. Çalışma kapsamında "Erzurum 3 Kent Parklarının Fiziksel Engelli Bireyler Tarafından Kullanım Olanaklarının İrdelenmesi" amaçlanmıştır. TS 9111 ve TS 12576 standartları dikkate alınarak değerlendirme formları oluşturulmuştur. Bu formlarla kent parklarının girişleri, park içi yol güzergahları (yaya yolları, kaldırımlar, rampalar ve merdivenler), peyzaj donatı elemanları (oturma birimleri, çöp kutuları, aydınlatma birimleri, sınırlayıcı elemanları, yönlendirme ve bilgilendirme tabelaları ve çeşmeler) TS 12576 ve TS 9111 standartlarına göre değerlendirilmesi yapılmıştır. Çocuk oyun alanları, tuvaletler, otopark alanları, hissedilebilir yüzeyler, duraklar ve yaya geçitleri ise gözlem değerlendirilmesi yapılmıştır. Daha sonra elde edilen bulgular kendi içlerinde yüzdelik dağılım yapılarak değerlendirilmiştir. Sonuç olarak, kent parklarının fiziksel engelli bireyler için erişilebilirliğini artırmak, daha kapsayıcı ve eşit bir şehir ortamı yaratmak adına önemlidir. Yapılan değerlendirmeler sonucunda 3 kent parkında da engelli bireylere yönelik bir takım olumsuzlukların olduğu tespit edilmiştir. Sadabat Aile Çay Bahçesi %55'lik oranla en uygun park olduğunu, bunu Erzurum Kale Çevresi Kültür Yolu Parkı ve Olimpiyat Millet Bahçesi takip etmektedir. Yapılacak iyileştirmeler, kent parkları tüm vatandaşlar tarafından daha etkin ve güvenli bir şekilde kullanılmasını sağlayacaktır.
Yeşil çatı, yeşil duvar, yağmur bahçesi kullanımlarının uygulama rehberinin geliştirilmesi: Ordu Üniversitesi Cumhuriyet Yerleşkesi örneği
Kentlerde nüfus artışından dolayı tüketimin fazlalaşması, iklim değişikliği, betonarme yapıların çoğalması, yağmur suyunu geçirmeyen yüzeylerin artması, kentsel yeşil alan miktarının azalması gibi bir çok çevresel soruna yol açmaktadır. Bu sorunlara çözüm olarak kullanılan yöntemlerden bir tanesi de yeşil altyapı sistemleridir. Yeşil altyapı sistemlerinin kentlerde farklı uygulama alanları bulunur ve bu uygulama alanlarının kente ve kentliye ekolojik, ekonomik ve psikolojik gibi bir çok faydası bulunmaktadır. Yeşil altyapı sistemlerinin kentlerde en yaygın kullanım alanları yağmur bahçesi, yeşil duvar ve yeşil çatıdır. Günümüzde su tüketiminin artmasından dolayı kullanılabilir temiz su kaynakları giderek azalmaktadır ve bir çok ülke su kıtlığı yaşamaktadır. Yağmur bahçesi, yeşil duvar ve yeşil çatı uygulamaları yağmur suyunun yönetilmesini ve işlenerek tekrar doğaya geri kazanılmasını sağlayarak temiz su kaynaklarının sürdürülebilirliğini sağlamaktadır. Günümüzde pek çok kentte yeşil altyapı sistemleri uygulanmaya başlanmıştır ve kentlerin özeti niteliğinde sayılan üniversitelerde de yeşil altyapı sistemlerinin uygulanması oldukça önem taşımaktadır. Üniversitelerin büyük bir bölümü sürdürülebilirlik politikalarını oluşturmakta ve bu kapsamda stratejik planlarını hazırlamaktadır. Bu çalışma ile Ordu Üniversitesi Cumhuriyet Yerleşkesinin sürdürülebilirlik ilkeleri doğrultusunda kurgulanması amaçlanmaktadır. Araştırma ile birlikte sürdürülebilirliğin en önemli başlıklarından biri olan yeşil altyapı sistemlerinin üniversite yerleşkesine entegrasyonu hedeflenmektedir. Bu kapsamda yeşil altyapı bileşenlerinden yağmur bahçesi, yeşil duvar ve yeşil çatı kullanımları için uygun alanlar belirlenerek tasarım önerileri geliştirilmiş ve yağmur suyu kazanımı ile karbon depolama potansiyeli hesaplanmıştır. Geliştirilen yeşil altyapı kullanımları ile geri kazanılan yağmur suyu miktarı 4 085 501.1 m3 ve yeşil çatı tasarımları ile depolanan karbon miktarı ise 383 250 gr olarak saptanmıştır.
Mekan dizimi ve zihinsel haritalama yöntemleri ile Ordu kent merkezinin mekan okunabilirliğinin değerlendirilmesi
Yoğun insan nüfusun ortak yaşam alanları olan kentler; insan eliyle gerçekleşen faaliyetlerin etkisiyle büyük bir değişim ve dönüşüm geçirmektedir. Bu değişimler; kent mekanlarının fiziksel yapısını ve sosyal yaşantıyı önemli ölçüde etkilemektedir. Mekanın fiziksel yapısından kaynaklanan özellikler ile mekan kullanıcısının algısıyla ilişkili olarak mekan okunabilirliği; kentsel tasarım ve planlama süreçleri için öne çıkan bir kavramdır. Bu çalışma ile; nüfus yoğunluğu ve yapılaşma oranı hızla artan Ordu kent merkezinde yaşayan kişilerin fiziksel çevrelerine ilişkin algılarını ve bu algıların mekansal temsilleri nasıl şekillendirdiğini belirlemek, kent merkezinin fiziksel özellikleri ile kişilerin zihinsel temsilleri arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Bu doğrultuda kent merkezinin okunabilirliğinin değerlendirilmesinde; mekan dizimi yöntemi (space syntax) ve zihin haritalama yöntemlerinden faydanılmıştır. Mekan dizimi; mekanın sahip olduğu biçimsel özellikler ve sosyal yapı arasındaki etkileşimi tanımlamak üzere geliştirilen analitik bir yöntemdir. Yöntemin uygulanmasında; depthmapX 0.8.0 yazılımı kullanılarak bağlantılılık, küresel, yerel entegrasyon ve anlaşılırlık değerleri hesaplanmıştır. Zihin haritalama yöntemi ise; kişilerin mekanı tanımlama biçimlerini, mekansal duygu, deneyim ve bilgilerini ölçmek adına kullanışlı bir araçtır. Verilerin elde edilmesinde katılımcıların çizdiği zihinsel haritalar, Lynch'in kentsel imajı oluşturan unsurlarına (sınırlar, yollar, bölgeler, odak noktaları, işaret ögeleri) göre tek tek incelenmiştir. Dizimsel analiz sonuçlarına göre yüksek değerler alan diğer cadde ve sokaklar; kent içindeki insan faaliyetlerinin yoğun olduğu, çoğunlukla kafe ve restoranlar, oteller, yüksek yoğunluklu ticari işletmelerin bulunduğu Düz ve Şarkiye mahallelerinde yer almaktadır. Aynı zamanda bu mahalleler, zihin haritalarında en sık çizilen kent unsurlarının yer aldığı bölge olmuştur. Kent merkezinin kişiler tarafından okunabilirliğinin daha kolay olduğu bu bölümünün kent kimliğini güçlendirecek şekilde planlanması ve iyileştirilmesi önem taşımaktadır.
Doğadan kopan materyallerin tekrar doğaya kazandırılması: Peyzaj mimarı bakış açısı ile tasarımlar
Çevresine ve doğaya karşı duyarsızlaşan insanoğunun doğa farkındalığı da her geçen gün zayıflamaktadır. Çevreye karşı duyarsızlaşma ve azalan farkındalık kentlerin doğa üzerindeki olumsuz baskısını da orantısız bir şekilde artırmaktadır. Toplumsal farkındalığın yükseltilmesinde ise sanatın gücü azımsanamayacak kadar büyüktür. Ancak farkındalığın gelişmesine etki edecek olan sanat akımlarıyla eser üreten sanatçılar ve sanat ürünleri Türkiye'de de bulunmasına rağmen, hem literatürde hem de toplum genelinde bilinirliği düşüktür. Bu çalışmada, bahçe sanatının doğuşuyla başlayarak 1960'lı yıllarda ortaya çıkan Arazi Sanatı (Land Art), Doğa Sanatı (Nature Art) ve Ekolojik Sanat (Ecological Art) gibi çevresel sanat akımları ele alınmıştır. Çalışma kapsamında, doğal materyallerin tekrar doğaya kazandırılması düşüncesiyle, peyzaj mimarlığı perspektifinden Ordu İli'nin belirli noktalarına özgü sanatsal tasarımlar gerçekleştirilmiştir. Bununla birlikte tasarımların, Ordu kentine ve kent halkına sağlayacağı katkılar, toplumsal etkileri ile dünyaya ve gelecek nesillere yönelik olumlu sonuçları değerlendirilmiştir. Ayrıca, peyzaj mimarlığı eğitimine bu sanat akımlarının dahil edilmesi sonucunda oluşacak mesleki etik ve toplumsal etkiler vurgulanarak doğa temelli sanatların yaygınlaştırılmasına altlık oluşturulmuştur. Çalışma, çevresel sanat akımlarına yönelik literatür eksikliğini gidermeyi; geri kazanım, sürdürülebilirlik, çevre sorunları, doğal kaynakların korunması, iklim değişikliği, ekolojik denge ve toplumsal farkındalık gibi konulara farklı bir perspektiften katkı sunmayı amaçlamaktadır. Ayrıca, Ordu İli'nde çevresel ve sanatsal açıdan değer taşıyan eserler üreterek kentin dokusuna, turizm potansiyeline, toplumsal ve sanatsal niteliğine, ekosistemine ve çevresel bilincine katkı sağlamayı hedeflemektedir. Çalışma, sel ve fırtına gibi doğal afetler veya budama ve tarım atıkları gibi insan etkisiyle doğadan kopan doğal materyallerin sanatsal bir ifadeyle tekrar doğaya kazandırılması fikri üzerine inşa edilmiştir. Bu materyaller, doğanın kendi döngüsüne zarar vermeden sanatsal bir kimlik kazandırılarak, çevresel sanat eserleri olarak doğaya ve topluma etkide bulunmuştur. Bu yaklaşım, estetik bir deneyim sunmanın yanı sıra sürdürülebilirlik vurgusu yaparak doğa, insan ve sanat arasındaki bağı güçlendirmektedir. Sonuç olarak, sanatın yalnızca estetik bir değer taşımadığı, aynı zamanda topluma ve çevreye farkındalık kazandırmada etkili bir araç olduğu vurgulanmıştır. Ayrıca Ordu İli'ne doğayla uyumlu ve sürdürülebilir bir kent niteliği kazandırılmasına yönelik katkılar oluşturulan sanat eserleri kentin ilgisi ve kullanımına sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Arazi Sanatı, Çevresel Sanat, Doğa Sanatı, Ekolojik Sanat, Sürdürülebilirlik
Görme gereksinimi olan bireylerde peyzaj algısı : ordu ili altınordu ilçesi kıyı şeridi peyzajı örneği
Bir kentin yaşanılabilir olması için özel gereksinimli bireyler gibi dezavantajlı gruplara yönelik toplumsal farkındalıkla yapılan hizmetler önemli parametrelerdendir. Toplumda dezavantajlı gruplar diğer sağlıklı bireyler gibi kamusal mekanları rahatça kullanabilmelilerdir. Bu çalışmanın amacı görme gereksinimi olan bireylerin Ordu İli Altınordu İlçesi kıyı şeridi peyzajını nasıl algıladıklarını Gömülü Teori ve Bilişsel Haritalama yöntemi ile tespit etmektir. Araştırma iki ana aşamadan oluşmaktadır. Araştırma ile görme gereksinimi olan bireylerin Ordu İli Altınordu İlçesi kıyı şeridi peyzajını algılayış biçimlerinin belirlenmesi, bireylerin kıyı şeridi peyzajını deneyimlemesinde bilgi sahibi olunması, peyzajı algılayışlarında duyusal referans noktalarının belirlenmesi hedeflenmiş olup bu hedeflerin Gömülü Teori yöntemiyle gerçekleştirilmesi ilk aşamayı; görme gereksinimi olan bireylerin mekân okuma becerilerinin ölçülmesi, okunabilirlik dağılımlarının belirlenmesi, işaret ögelerinin belirlenmesi hedeflerinin Bilişsel Haritalama yöntemi ile gerçekleştirilmesi ikinci aşamayı oluşturmaktadır. Bu kapsamda görme engelli bireylerin kıyı şeridi deneyimlerinde bilgi sahibi olunmuş, duyusal referans kullanım sıraları belirlenmiş, duyusal referansların mekânsal referanslara dönüştüğü ve bu referansların neler olduğu saptanmış ve duyuların birbirleriyle bağlantılık durumu ağ haritasında gösterilmiştir. Katılımcıların bilişsel haritalarından bireylerin mekân okuma becerilerinin ölçülmüş okunabilirlik dağılımlarının belirlenmiş ve işaret ögelerini belirleyebilme oranları saptanmıştır. Bu bağlamda görme gereksinimi olan bireyler için tasarım sürecine etkin katılımı, çoklu duyusal deneyimlere olanak tanıyan mekânların geliştirilmesi önemli bir yol sağladığından kıyı şeridi bölgeleri için öneriler geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Bilişsel Haritalama, Duyusal Referanslar, Gömülü Teori, Görme Engelli, İşaret Ögesi, Mekan Okuma, Peyzaj Algısı
İstanbul yeşil dokusunun mekânsal analizi ve ekolojik tasarım bağlamında irdelenmesi
Yeşil alanlar sağlamış olduğu ekonomik, çevresel, kültürel ve sosyal faydalar ile hemen hemen tüm canlıların hayat döngüsünde önemli bir rol oynamakta ve kent peyzajını oluşturan önemli unsurların başında gelmektedir. İstanbul'da 2018-2023 yılları arasında gerçekleştirilen bu çalışma, dini alanlar, özel alanlar, hastane bahçeleri, korular, meydanlar, mezarlıklar, kampüsler, parklar ve tarihi alanlar olmak üzere dokuz farklı kategoriye ayrılan 36 yeşil alanda yapılan arazi çalışmalarıyla belirlenen odunsu bitki taksonlarının envanterini çıkarmayı, seçilen örnek alanlarda odunsu bitki tür çeşitliliğini ve benzerliğini ortaya koymayı, ayrıca türlerin mekânsal dağılımını analiz etmeyi amaçlamaktadır. Çalışma, ilk aşamada güncel odunsu bitki taksonlarını belirleme ve ilgili alanlarda yapılan arazi çalışmalarıyla ilgili analizleri içermektedir. Toplamda 512 odunsu bitki taksonu tespit edilmiş olup, bunların dağılımı dini alanlarda 105, özel alanlarda 242, hastane bahçelerinde 139, korularda 267, meydanlarda 119, mezarlıklarda 171, kampüslerde 263, parklarda 171 ve tarihi alanlarda ise 220 olarak belirlenmiştir. Çalışmanın ikinci aşaması, odunsu bitki tür çeşitliliğini ve benzerliğini değerlendirmeye yöneliktir. Bu kapsamda, literatürde yaygın olarak kullanılan Shannon-Wiener (H') indeksi ile tür çeşitliliği değerlendirilmiş ve Bray-Curtis benzerlik indeksi kullanılarak hiyerarşik kümeleme analizi yapılmıştır. Metrik olmayan çok boyutlu ölçekleme yöntemiyle, örnek alanlardaki odunsu taksonlar incelenmiş ve benzerliklerinin yüksek olduğu yakın alanlar ile daha az ve farklı benzerlikler gösteren uzak alanlar belirlenmiştir. Sonuç olarak, İstanbul'un odunsu bitki çeşitliliği bakımından zengin olduğu ve en yüksek odunsu bitki tür çeşitliliğinin diğer alanlara kıyasla korularda olduğu belirlenmiştir. Özel alanlarda ise egzotik odunsu bitki türlerinin sayısı diğer alanlara göre daha yüksektir.
Permakültürün kent dirençliliğini artırmada bir araç olarak kullanılma potansiyelinin irdelenmesi
Günümüzde dünya nüfusunun yarısından fazlası kentlerde yaşamaktadır. Hızlı ve yoğun kentleşme ise şehirleri afetlere, streslere ve şoklara karşı savunmasız hale getirebilmekte, ekonomik, sosyal ve çevresel maliyetler ortaya çıkarabilmektedir. Bu maliyetlerden bazıları, temel hizmetlere erişimde zorluklar, doğal kaynakların sürdürülebilirliğinin risk altına girmesi, hava, toprak ve su kirliliği ve artan sera gazı emisyonlarıdır. İnsan faaliyetleri kaynaklı olarak hızla artan sera gazı emisyonları iklim değişikliğine sebep olmakta, bu da kentlerde "ısı adası" etkisi dahil birçok soruna yol açmaktadır. İklim değişikliğinin ortaya çıkarabileceği bir diğer risk de yağış rejiminde düzensizlikler ve bunun sonucunda taşkın ve kuraklığın sıklaşması ve şiddetlenmesidir. Kent yaşamını etkileyebilecek aniden gelişen olaylar yani şoklar da söz konusu olabilmektedir. İBB Planlama ve İmar Dairesi Zemin ve Deprem İnceleme Müdürlüğü yayınları, T.C. İstanbul Valiliği İl Afet Acil Durum Müdürlüğü'nin çalışmaları ve Dünya Bankası'nın verilerine göre ülkemiz için tehdit oluşturan şoklardan en önemlisi depremdir. Günümüze dek birçok deprem olayı yaşanmış olup, İstanbul'da yıkıcı bir depremin yaşanacağı öngörülmektedir. Kentleri tehdit eden bir diğer şok ise salgın hastalıklardır. Uzmanlar COVID-19 sonrası, gelecekte başka pandemilerin de söz konusu olabileceğini ifade etmektedirler. Bütün bu etkenler kentlerin sürdürülebilirliği ve kent direncine tehdit oluşturmaktadır. Kentlerin bu zorluklarla başa çıkabilme kapasitesi, yani kentsel dirençlilik, günümüzde büyük önem taşımaktadır. Kentsel direnç, kentlerin bu tür şoklar ve streslerle başa çıkabilme, uyum sağlama ve hızla toparlanma yeteneğidir. Bu bağlamda, kentsel dirençliliği artırmak için çeşitli stratejiler geliştirilmektedir ve bunlardan biri de permakültürdür. Bunlara karşı kentsel dirençlilik, permakültür gibi kentsel çevreyi iyileştirecek stratejiler kullanılarak artırılabilir. Permakültür doğadan öğrenmeye ve doğal unsurlarla birlikte çalışmaya dayalı bir sürdürülebilir yaşam tasarımı bilimidir ve kentler dahil olmak üzere her ölçekte yerleşimde ve dünyanın neredeyse her bölgesindeki koşullarda uygulanabilir. Permakültür kavramı 1979'da "Permaculture One" isimli kitapla resmi olarak ortaya çıktığından beri, gittikçe bilinirliği artmakta ve uygulamaları dünyanın çeşitli yerlerinde görülmeye başlanmaktadır. Ülkemizde de örnekleri bulunmaktadır. Fakat çoğunlukla kırsal alanlardaki uygulamalar ile varlığını sürdürmekte, bilimsel literatürde yeni yeni yer bulmaktadır. Özelikle sayısal veriye dayalı çalışmalar oldukça az olduğundan permakültür literatürünü bu yönde geliştirmek önemli bir adım olacaktır. Bu çalışmada, permakültür alanlarının kentsel dirençlilik üzerindeki etkisini hesaplayabilmek için uzman görüşlerini temel alan bir ölçüm yöntemi geliştirilmesi hedeflenmiştir. Bunun için ilk adım olarak literatürden yola çıkarak, kentsel direncin tüm gösterge, alt gösterge ve değişkenleri ortaya konulmuştur. İkinci aşamada uzman görüşleri alınmış, bunların sonucunda iklim değişikliği, deprem ve salgın hastalıklar olmak üzere üç ana tehditle ilgili en önemli değişkenler belirlenmiştir. Bunlar şu şekildedir; maliyetler (girdi maliyetleri, işçilik maliyetleri, enerji maliyeti, su maliyeti), yaratılan değer (kullanım suyu üretim miktarı, içme suyu üretim miktarı, katı atıkların kaynağa dönüştürülme oranı, enerji üretim miktarı), su (bölgenin kuraklık oranı, yüzeysel akışa geçen su miktarı, sulama etkinliği, alanda üretilen suyun kalitesi), toprak (toprağın tuttuğu karbon miktarı, su tutma kapasitesi, topraktaki organik madde miktarı, toprağın elektriksel iletkenliği, toprağın asiditesi), bitki (yetiştirilen bitkilerin yerel/egzotik oranı, karbon tutma miktarı, alanın ürettiği gıda miktarı), kapsayıcılık (alan evrensel tasarım ilkeleri kapsamında tasarlanmış olması, alanın her yaş grubundan kullanıcılara yönelik faaliyetler sunuyor olması), eğitici işlev (ziyaretçilerin sürdürülebilir ve dirençli yaşama bilgisine katkısı). İkinci aşamada, Analitik Hiyerarşi Süreci (AHP) kullanılarak ölçümde kullanılacak her bir değişkenin önem ağırlıkları belirlenmiştir. Üçüncü aşamada, her bir değişkenin alanda ölçülebilmesi için değer aralıkları belirlenmiş yani ölçeklendirme yapılmıştır. Bu sayede ölçüm tablosu oluşturulmuştur. Son aşamada, ölçüm tablosunun çalışırlığını kontrol etmek ve permakültürün kent direncine etkilerine dair sayısal veri elde edebilmek amacıyla İstanbul'daki araştırma sahası seçilen Beykoz Ekolojik Yaşam Parkı ve Permakültür alanında ölçümler yapılmıştır. Ölçüm tablosunun ölçülebilir değişkenlere ve doğru aralık değerlerine sahip olduğu görülmüştür ve bu sebeple tabloda değişikliğe gidilmemiştir. Yapılan ölçümlere göre bu alanın potansiyel olarak kent direncine sağlayabileceği katkının %64'ünü sağladığı tespit edilmiştir. Bu sayede permakültürün kent direnci üzerinde olumlu etkiler oluşturduğu sayısal verilerle ortaya konulmuştur.
Identifying green infrastructure strategies for planning the urban landscapes: The case of Amman, Jordan
Cities and urban areas have become the primary locations that attract people and dominate large parts of the earth's landmass. Over the past few years, urban populations have doubled, and cities have expanded dramatically at the expense of agricultural and rural areas until urban populations have reached 56% of the world's population. Nowadays, the adverse effects of expansion and pressure on ecosystem services in cities have begun to appear significantly, such as habitat destruction, lack of agricultural land, climate change, droughts, floods or heat waves, so it was necessary to find logical urban solutions that help cities to rehabilitate their resources and provide services to their residents efficiently; hence the concept of green infrastructure emerged. Green infrastructure is a strategic plan for natural or semi-natural areas that supports ecosystem services at all scales and includes green and blue spaces. This plan has several benefits for urban cities, such as mitigating the effects of climate change, conserving water resources, increasing green spaces, providing recreational places and protecting habitats. It also has social and health benefits such as providing healthy, physically and mentally safe spaces and assisting residents to receive urban services more efficiently. This thesis adopts the concept, definition, and application of green infrastructure in Amman, one of the ,Middle East's most important, well-known cities. Amman was chosen because of its historical and cultural importance; also, it is Jordan's political and financial capital. This study aims to increase public green spaces in Amman by applying green infrastructure strategies to solve the city's issues, such as urbanization, water shortage, desertification, and climate change. The study relied on two main methodologies: producing and analyzing GIS maps to analyze the reality of the city and find a projection of the future plan, and the second is a questionnaire for experts perceptions and decision-makers to assess the city's issues and find a plan from the point of view of experts and academics. The results of this thesis, through a combination of map analysis and questionnaire analysis, showed that some green infrastructure strategies are applicable to improve the local environment of the city and use water harvesting techniques in line with the city's topography, precipitation, and annual temperatures. It was also proposed that the existing road network be utilized and rehabilitated as a green network to connect existing and proposed green spaces. The result was an increase in green spaces from 2% to 4% of the city's green area and an increase in per capita green space from 3.466 meters to 5.0 meters of green space. The city's issues were also summarized according to the results of the questionnaire, such as water shortage, land use changes, lack of green space, desertification, heat waves, and tourism development. The future comprehensive plan was evaluated according to expert opinions and map analysis to confirm the city's determinants and green infrastructure elements.
Kültürel peyzajda kullanılan bitkilerin taşıdıkları anlamların kolektif hafızadaki sürekliliği üzerine bir araştırma
İnsanlar dünyayı karışık bir yığın olarak görmek istemezler; onu anlamaya, ona hükmetmeye çalışırlar. Kültürel peyzaj kavramı burada devreye girmekte, çevrenin anlamlandırılmasında aracı olmaktadır. Kültürel peyzaj tasarımında çevrenin tanımlanmasındaysa bitkiler rol oynamaktadır. Bitkiler, kültürel zenginlikleri taşıyan araçlardır fakat günümüzde simgesel anlamları ve insan psikolojisi üzerindeki etkileri göz ardı edilmektedir. Bu çalışma, peyzaj tasarımında kullanılan bitkilerin taşıdıkları anlamların toplum hafızasındaki yerinin tespiti amacıyla yapılmıştır. Bitkilerin kültürel anlamlarını inceleyen kaynaklar baz alınarak kültürel peyzajda tasarımında kullanılan, anlam bakımından kaynaklarda çokça bahsedilen 10 bitki seçilmiştir ve katılımcılar tarafından bilinen anlamlarının tespit edilebileceği anket oluşturulmuştur. Anket 5 bölümden oluşmaktadır. İlkinde ankete katılım onayı alınmaktadır. İkincide katılımcıların bitkilerin kültürel anlam taşıdığı fikrine katılma durumlarının tespiti, üçüncüde katılımcı profillerinin tespiti, dördüncüde bitkilerin taşıdığı kültürel anlamların katılımcılar tarafından bilinirlik oranının tespiti, beşincide bitkilerin anlamsal ve fiziksel özelliklerinin kişiler üzerinde bıraktığı etkilerin ve bu bitkilerin katılımcılar için öneminin tespiti amaçlanmıştır. Anket İstanbul'da yaşayanlara uygulanmıştır. Sonuçların veri analizi IBM SPSS 26 istatistik paket programı aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Toplam 418 kişiye uygulanan ve 411 kişinin tamamladığı anket sonucunda Servi (Cupressus sempervirens) bitkisinin "boy", Zeytin (Olea europaea) bitkisinin "barış", Kara Çam (Pinus nigra) bitkisinin "kudret", Kayın (Fagus sylvatica) bitkisinin "mutluluk", Meşe (Quercus cerris) bitkisinin "sağlamlık", Çınar (Platanus orientalis) bitkisinin "uzun ömür", Salkım Söğüt (Salix babylonica) bitkisinin "boyun eğmişlik", Ak Kavak (Populus alba) bitkisinin "ululuk/büyüklük", Elma (Malus sp.) bitkisinin "murat", Ardıç (Juniperus sp.) bitkisinin "korunma" anlamının daha çok anımsandığı tespit edilmiştir. Sonuç olarak bu çalışma, kültürel peyzajın sadece fiziksel çevreyi değil, aynı zamanda toplumların tarihsel, sosyal ve kültürel kimliklerini de yansıttığını ortaya koyarak bu alandaki bilgi birikimine katkı sağlamaktadır. Çalışma sonuçlarına göre bitkilerin kültürel anlamlarının muhafazası ve sürekliliği amacıyla, peyzaj tasarımcıları ve yerel yönetimler için sunulabilecek önerilerden biri, kamu alanlarının tasarımında geleneksel ve kültürel anlamı olan bitkilere öncelik verilmesidir. Bu hem kültürel mirasın korunmasına hem de kolektif hafızanın güçlendirilmesine katkıda bulunabilir. Ocak 2025, 146 sayfa Anahtar kelimeler: kültürel peyzaj, sembolik bitkiler, kolektif hafıza, bitki anlamları
Türkiye'de peyzaj düzenlemelerinde doğal bitki türü kullanımında karşılaşılan sorunların tespitine yönelik bir çalışma
Bu tez çalışması, Türkiye'de peyzaj düzenlemelerinde doğal bitki türlerinin kullanımında karşılaşılan sorunları belirlemeyi ve bu sorunların çözümüne yönelik stratejiler geliştirmeyi amaçlamaktadır. Türkiye'nin zengin biyolojik çeşitliliği ve doğal bitki örtüsü, peyzaj düzenlemelerinde kullanılabilecek geniş bir potansiyel sunmasına rağmen, doğal bitkilerin peyzaj uygulamalarında yeterince değerlendirilmediği görülmektedir. Çalışma kapsamında, peyzaj mimarlarının doğal bitki kullanımına ilişkin tutumları, bilgi düzeyleri ve karşılaştıkları engeller, Türkiye genelinde 319 peyzaj mimarının katılımıyla gerçekleştirilen bir anketle incelenmiştir. Araştırma bulguları, peyzaj mimarlarının doğal bitkileri ekolojik uyum (%69,91) ve estetik faydaları (%19,43) nedeniyle tercih ettiklerini ancak bilgi eksikliği (%57,5), estetik algılar ve müşteri beklentilerinin bu tercihleri sınırladığını göstermektedir. Katılımcıların %94,04'ü bilgi düzeylerinin artırılması halinde doğal türlere yönelme eğiliminde olduklarını ifade etmiştir. Ayrıca, peyzaj düzenlemelerinde doğal bitki kullanımını artırmak için dijital bilgi kaynaklarının ve eğitim programlarının önemine dikkat çekilmiştir. Geleneksel bilgi kaynakları, dijitalleşmenin etkisiyle önemini yitirmekte, ancak akademik kaynaklar ve üniversiteler bilgi ediniminde önemli bir yer tutmaktadır. Araştırma sonuçlarına dayanarak, doğal bitki kullanımını teşvik etmek için bazı stratejiler önerilmiştir. Peyzaj mimarları ve tüketicilere yönelik eğitim programlarının geliştirilmesi, fidanlıklarda yerel doğal türlerin çeşitliliğini artırmaya yönelik çalışmaların yapılması ve müşteri farkındalığını artıracak iletişim kampanyalarının başlatılması gerektiği belirtilmiştir. Bunun yanı sıra, doğal bitkilerin estetik potansiyelini vurgulayan tasarım rehberleri ve uygulama örneklerinin hazırlanması, bu türlerin peyzaj düzenlemelerinde daha yaygın kullanımını sağlayabilir. Kamu projelerinde doğal bitkilerin kullanımını teşvik edecek politikaların geliştirilmesi ve bu süreçte mali teşviklerin sağlanması da önerilmektedir. Ayrıca, doğal türlerin genetik kaynakları, çevresel adaptasyon yetenekleri ve ekonomik değerleri üzerine yapılacak bilimsel araştırmaların artırılması, bu alandaki bilgi boşluklarını doldurabilir. Sonuç olarak, bu çalışma, Türkiye'de doğal bitkilerin peyzaj düzenlemelerinde kullanımına ilişkin mevcut durumu analiz etmiş ve bu türlerin daha geniş çapta kullanımını teşvik edecek stratejiler geliştirmiştir. Doğal bitki kullanımının yaygınlaştırılması, sürdürülebilir peyzaj uygulamalarının desteklenmesine ve ekosistem dengesinin korunmasına önemli katkılar sağlayacaktır. Bu bağlamda, uygulayıcılar, tüketiciler ve politika yapıcılar arasında güçlü bir iş birliği gereklidir.
Değişen peyzajın psikofizyolojik aktiviteler üzerindeki etkileri
Günümüzde kentsel ve kırsal peyzajlar, doğal ve insan kaynaklı etkenlerle hızlı bir dönüşüm geçirmektedir. Bu peyzaj değişimleri, bireylerin psikolojik ve fizyolojik sağlığı üzerinde önemli etkiler yaratmakta; peyzaj öğelerindeki farklılıklar stres düzeyleri, zihinsel iyi oluş ve fizyolojik tepkileri belirlemektedir. Bu tez çalışması, değişen peyzajın psikofizyolojik aktiviteler üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. 150 katılımcıyla yapılan deneysel uygulamada, aynı alanın yıllar içerisinde dönüşmüş hallerindeki peyzaj görselleri gösterilerek bireylerin göz bebeği hareketleri, duyusal anket sonuçları ve öznel geri bildirimleri analiz edilmiştir. Bu bağlamda, peyzajın zamana bağlı değişimlerinin bireylerin psikolojik durumları ve fizyolojik tepkileri üzerindeki etkilerini çok yönlü olarak incelemek, çevresel faktörlerin insan sağlığı ve yaşam kalitesi üzerindeki rolünü derinlemesine anlamaya katkı sağlamaktadır. Bu da peyzaj mimarlığı mesleğinin insan sağlığı üzerindeki etkisini ve önemini bir kez daha vurgulamaktadır. Elde edilen bulgular, peyzaj değişiminin bireylerin psikolojik durumları ve fizyolojik tepkileri üzerinde anlamlı etkiler yarattığını ortaya koymuştur. Bu çalışma, peyzajın yalnızca görsel bir unsur değil, aynı zamanda zihinsel ve bedensel sağlığı etkileyen çevresel bir faktör olduğunu vurgulayarak, insan-merkezli peyzaj tasarımlarının gerekliliğine dikkat çekmektedir. Psikofizyolojik yaklaşımla desteklenen bu çalışma, özellikle değişen çevre koşullarına uyum sağlayacak nitelikte sürdürülebilir peyzaj planlamalarının önemine işaret etmektedir. Bu yönüyle tez çalışması, peyzaj mimarlığında kullanıcı odaklı tasarım anlayışına bilimsel bir zemin sunmakta ve gelecekteki disiplinler arası araştırmalar için ön açıcı bir kaynak niteliği taşıyarak gelecek çalışmalara kaynak oluşturacaktır.
Kentsel açık-yeşil alanların çevresel performansının değerlendirilmesi: Bornova (İzmir) ilçesi örneği
Kentsel açık-yeşil alanlar bir kente önemli katkılar sağlayan fiziksel ögelerdir. Bir kent için açık-yeşil alanların niteliği ve yeterliliği oldukça önemlidir. Kentli için sınırlı da olsa doğayla buluşma noktası olan açık-yeşil alanların çevresel performanslarının değerlendirilmesi gelişmesine ve korunmasına yönelik önemli adımlardır. Ülkemiz planlama aşamalarına bakıldığında, kentsel açık-yeşil alanlara yönelik gerekli önemin verilmediği anlaşılmaktadır. Diğer yandan kentlerimizde açık-yeşil alan uygulamalarının, uluslararası standartlarla da çeliştiği görülmektedir. Bu bağlamda, tez çalışmasında; kentsel açık-yeşil alanların sürdürülebilir planlanmasına, tasarımına ve yönetimine ışık tutmak amacıyla çevresel performanslarının ölçülmesi için Albayrak (2017) tarafından ortaya konulan bir yöntem kullanılmıştır. Bu yöntem modifiye edilmiş ve Bornova ilçesindeki Âşık Veysel Rekreasyonel Alanı, Atatürk Parkı ve Büyük Park da uygulanmıştır. Araştırma yöntemi; yedi ana ve yirmi alt ölçütten oluşmaktadır. Sonuçların değerlendirilmesinde 40-49, 50-59, 60-79 ve 80 ve üzeri puan skalası kullanmıştır. Burada 40- 49 çok kötü, 50-59 kötü, 60- 79 iyi, 80 ve üzeri çok iyi performans göstermiştir. Bu araştırma sonucunda: Âşık Veysel Rekreasyonel Alanının performansı 71, Atatürk Parkının performansı 65, Büyük Parkın performansı 71 puandır.
Mevcut doğal ve kültürel yapı ile çevre düzeni plan kararları uyumunun doğa koruma alanları bazında irdelenmesi: İzmir ili-Çeşme ilçesi örneği
Türkiye iklimsel özellikleri ve coğrafi konumundan dolayı doğal, kültürel ve tarihsel kaynaklar bakımında zengin bir ülkedir. Çalışma alanı olan İzmir ili Çeşme ilçesi de özel kanunlara tabi alanlar ve koruma alanları statüsünde çok fazla özel planlama kararına ihtiyaç duyan alana sahip olmasının yanında ülkemizdeki önemli turizm yerleşimlerinden biridir. Günümüzde bu kaynakların koruma kullanma dengesinin sağlanabilmesi için çok yönlü araştırmalar yapılmaktadır. Bu çalışma; ana materyalini oluşturan İzmir ili Çeşme ilçesi genelinde yer alan doğa koruma alanlarına dair hazırlanmış rapor, makale, tez ve haritaların incelenerek mevcut doğal ve kültürel yapının, hazırlanmış olan güncel çevre düzeni plan ve raporları ile bilgisayar ortamında NetCAD programı yardımı ile sayısal ortamda karşılaştırılması sonucu elde edilen verilerin değerlendirilmesiyle ileriye yönelik yapılacak çalışmalara ışık tutmayı amaçlamaktadır. Ülkemizde doğa koruma alanlarının planlamasındaki sıkıntılar ve çevre zararlarının her geçen gün arttığı gerçeği göz önünde bulundurulduğunda yapılacak bu ve benzeri çalışmalar gelecekteki araştırma ve planlama çalışmalarına yol gösterici olacağı için önem taşımaktadır.
Türkiye'deki kentsel tasarım yarışmalarının peyzaj mimarlığı yönünden incelenmesi
Kentsel Tasarım kavramının tarihsel bir süreçle, izlerini ve gelişimini takip etmek mümkün olmasına rağmen, bu kavramın hala kesin denebilecek bir tanımı bulunmamaktadır. Bu tartışmalı ve kapsamlı kavram; planlama, tasarım ve sanat disiplinleri için kentlere dair doğru düşünme yöntemleri geliştirmek için bir fırsat haline gelmekte ve söz konusu disiplinlerin kolektif katkılarıyla kendisini var etmektedir. Kentsel Tasarım olgusunu, bir profesyonel alandan ziyade, ilgili meslekleri bir araya getirebilen, tanıştıran, etkileşime sokan ve bu sayede sürekli büyüyen, gelişen bir agora olarak kabul etmek gerekebilir. Kentsel Tasarım; özellikle adını verdiği ve şartnamesini şekillendirdiği yarışma türlerinin ortaya çıkmasıyla çeşitli tartışmaları gündeme getirmiştir. Planlama ve Tasarım temelli meslekler arasında yetkinlik çekişmelerini tetikleyen, akademi için yeni, anlaşılmaya ve içi doldurulmaya çalışılan bir kavram olarak ortada dururken, bir yandan bu yarışmalar neticesinde bir araya gelen/gelmek zorunda kalan konular, jüriler, kolektif yarışmacı ekipler, kendilerini yeni bir çalışma alanı ve yönteminin içinde bulmuşlardır. Peyzaj mimarlığı özelinde ilgili tüm aktörler için kentsel tasarım kavramının doğurduğu sıkıntılar, fırsatlar, süreçler ve sonuçlar bu çalışmanın konusunu oluşturmaktadır.
Kırsal kalkınmaya dayalı doğa turizmi potansiyellerinin araştırılması: Van ili örneği
Bu araştırma ile; kırsal kalkınmaya dayalı doğa turizmi potansiyelleri belirlenmesi hedeflenmiş olup Türkiye'nin Doğu Anadolu Bölgesinde yer alan Van İli, materyal olarak seçilmiştir. Araştırma sırasında Van'ın hem fiziksel açıdan doğa turizmi potansiyelleri araştırılmış, hem de yörenin ve yöre halkının kırsal kalkınmaya dayalı gerçekleştirilmesi planlanan doğa turizmi girişimlerinin sosyolojik açıdan uygunluğu incelenmiştir. Araştırma sırasında, literatür taramaları ve anket çalışmalarıyla bulgular toplanmıştır. Toplanan bulgular bütüncül olarak değerlendirilerek, Van'ın kırsal kalkınmaya dayalı doğa turizmi faaliyetlerinin uygulanmasındaki potansiyelleri araştırılmıştır. Ayrıca uygulamayı kısıtlayan kriterler de ortaya koyulmuştur. Değerlendirme sonucunda Van'ın doğal ve kültürel peyzaj değerleriyle doğa turizmi potansiyellerine sahip olduğu anlaşılmıştır. Yine yöre halkının doğa turizmi kapsamındaki faaliyetlerde yer almak istemesi, ekonomik gelir kaynağı olarak görmesi ve ayrıca doğa turizmi faaliyetleri kapsamında sosyolojik gelişme, yörenin tanınırlığının artması gibi beklentilerinin olması, kırsal kalkınmaya dayalı doğa turizmi faaliyetlerinin yöre halkına ve yöreye, kırsal kalkınma adına katkı sağlayacağı sonucuna varılmıştır. Anahtar sözcükler: Doğa turizmi, kırsal kalkınma, Van.