1,281
Archived Theses
4
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Sosyolojik kurama katkıları açısından Georg Simmel
Georg Simmel, ilgi alanının çeşitliliğiyle sosyolojiye pek çok yönden katkıda bulunmuştur. Mikro geleneğin de temsilcisi olması bakımından küçük gruplar, toplumsal etkileşim ve alış-veriş kuramı gibi araştırmalarında geniş bir görüşe sahiptir. Ayrıca çatışmacı kuram açısından da önemli katkıları bulunmaktadır. Bu açılardan Simmel'i çağdaş sosyoloji içinde saymak mümkündür.Simmel, sosyolojiyi diğer bilimlerden ayırırken sosyolojinin kendine özgü bir inceleme alanının olduğunu ileri sürmektedir. Bu düşüncesinden hareketle ?formel sosyoloji? kavramını sosyoloji literatürüne kazandırmıştır. Toplum kavramı için gerçekte var olanın iki birey arasındaki etkileşim olduğunu ileri süren Simmel, bu açıdan kişiler arası etkileşimin sayı ile olan ilişkisini belirterek sosyal geometri üzerine odaklanmaktadır. Simmel, bu çerçevede sosyal tiplemelerini de ele almaktadır.Simmel'in önemli çalışmalarından biri de ?Paranın Felsefesi?dir. Bu çalışmada para-değer ilişkisi bileşeninde, paranın modern toplumun gelişimindeki rolü irdelenmektedir. Bu bağlamda para, kimi zaman amaç olurken kimi zaman da araç konumuna geçmektedir.Simmel'in, büyük kentlerin dönüşümü, modern toplumun özü gibi araştırmaları, günümüzde bile yeni çalışmalara ilham kaynağı olmaktadır. Ayrıca etkilendiği düşünsel kaynakların yanı sıra çatışma teorisyenlerini, sembolik etkileşimcileri ve yapısalcıları etkilemiştir. Simmel, özgün yaklaşımları doğrultusunda metodolojik olarak tarihsel, anlamacı ve analitik yorumlarıyla da dikkat çekmektedir.Anahtar Kelimeler: Georg Simmel, Modern Kültür, Çatışmacı Kuram, Formel Sosyoloji, Birey ve Toplum, Paranın Felsefesi
Kitlesel eylemlere katılarak kanunla ihtilafa düşen çocuklar: Batman örneği
Bu araştırmanın amacı; kitlesel hareketlere katılan çocukların nasıl bir profile sahip olduklarını ortaya koymaktır. Söz konusu tez çalışması kapsamında Batman?da kitlesel hareketlere katılmaları sebebiyle 2009?2011 yılları arasında gözaltına alınan 103 çocuk ile görüşme yapılmıştır. Genelde 12?15 yaş aralığında kitlesel eylemlere katılmaya başlayan bu çocukların önemli ölçüde akranları ile birlikte hareket ettikleri görülmüştür. Yine gözaltına alınan çocukların % 24,3?ü tutuklanmış, % 17,5 ise hüküm giymiştir. Bu çocukların ekserisi ?taş atma, yürüyüş yapma ve basın açıklaması yapma? gibi nedenlerden dolayı gözaltına alınmışlardır. Ayrıca bu çocukların mensup olduğu ailelerin % 63,1?inin, özellikle 1990- 1995 yılları arasında başka yerleşim yerlerinden Batman iline göç ettikleri saptanmıştır. Eylemlere katılan çocuklara ilişkin elde edilen önemli bir saptama da, söz konusu çocukların mensup oldukları ailelerde ve akrabalarda özellikle siyasal nedenlerden dolayı tutuklanan, hüküm giyen, illegal örgüte katılan ve faili meçhul olaylara maruz kalmış çok sayıda bireylerin varlığı yönünde elde edilen bulgulardır. Bu husus çocukların da politize olmalarında ve bu olaylara katılmalarında etkili olduğu söylenebilir. Dikkat çekici diğer bir bulgu da araştırma kapsamında görüşülen çocukların önemli bir oranının daha önceden okulla ilişiklerinin kesilmiş olmasıdır ( % 40). Anahtar sözcükler: Kanunla ihtilaf halindeki çocuklar, Kitlesel olaylar, Batman ili
Küresel krizler ve hegemonya ilişkisi
Değişim, evrenin her yanında var olmasından dolayı güç sahipleri ve güç dengeleri değişmektedir. Gücün değişime müdahalesi ve kullandığı yöntemler günümüz koşullarında değerlendirildiğinde, bu müdahalenin değişimin durdurulmasına yönelik eylemlerden ziyade değişimin getirdiklerinin saklı tutularak caydırıcılığı ve ittifakları sürdürmeyi ve değişimi kontrollü olarak gerçekleştirmeyi amaçladığı görülür. Hegemonik değişimin geçmişten geleceğe doğru, ulusaldan küresele küreselden ise bölgesele dönüştüğünü görülmektedir. Kıyasıya bir çatışma ortamının nasıl rıza oluşturularak çıkar ilişkisi halinde yönlendirildiği ise araştırmanın başka bir boyutunu oluşturmaktadır. Çalışma boyunca, küresel hegemonyanın çıkar ilişkileri çerçevesinde araçları elinde bulundurmak ve rakibin edineceği araçları elinden almak gibi oyunlarla hegemonik gücü sürdürebilme ve bunun toplumsala yansıması irdelenmiştir. Bu tez emperyalizmin hegemonik olarak uygulanması ve bu uygulamayı oluşturan şartların kullanım alanıyla ilgili bir değerlendirmedir. Tezin temel varsayımı, hegemonik araçları ellerinde bulunduranların emperyal amaçlarına ulaşacağı şeklindedir. Bu araçları ellerinden kaybedenler ise gücü başka araç sahiplerine devretmektedirler. Bu tezde yöntem olarak karşılaştırmalı tarihselcilik metod kullanılarak teorilerini oluşturup inceledikleri konunun diyalektik çözümleme yapan kuramlar temelinde bir analiz yapılmıştır. Hem kavramların hem de ulus ve tabakaların geçmişten günümüze analiz edilmesi yoluyla geleceğe dair ön deyilerde bulunmak hedeflenmiştir. Çatışmacı kuram eşliğinde yapılan analiz sayesinde, bireyin en temel vasıflarından biri olan çatışmanın çıkar kökenli olarak bireyselden sınıfsala, sınıfsaldan toplumsala doğru geniş bir perspektiften incelenerek değişimin çatışma eksenli açıklamasına gidilmiştir. Küresel çıkarlar göz önüne alındığı zaman çatışmanın şiddeti ve çıkar ilişkileri altında zor ve rızanın birlikte yürüdüğü görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Hegemonya, Güç, Değişim, Kriz, Küreselleşme, Ekonomi, Siyaset
Üniversite gençlerinde şiddet eğilimliliği ve öğrencilerin aile içi şiddete bakış açıları(Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi örneği)
Aile içi şiddet eskiden beri var olan yaygın bir toplumsal sorundur. Aile içi şiddet genel olarak erkeğin kadına uyguladığı şiddet, çocuklara uygulanan şiddet, kardeşler arası şiddet ve ebeveynlere yönelik şiddet olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu şiddet türlerinden en fazla ise kadına ve çocuğa yönelik şiddet karşımıza çıkmaktadır. Aile içi şiddet oldukça yaygın olmasına rağmen mahrem olarak kabul edilmesi sebebiyle bu konuda yapılan çalışmalar sınırlı kalmıştır. Bu çalışmada Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesi?nde okuyan üniversite öğrencilerinin aile içi şiddete bakış açısının, tüm yönleriyle incelenmesi amaçlanmıştır. Geleceğin anne babaları olacak olan bu gençlerin şiddet karşısında takındıkları tutumları onların ilerleyen süreçte eşlerine ya da çocuklarına şiddet uygulayıp uygulamayacaklarını etkileyeceğinden dolayı görüşlerinin tespit edilebilmesi ve şiddetin bir nebze de olsa azaltılabilmesine katkı sağlanabilmesi için bu çalışma yapılmıştır. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesinde okuyan öğrenciler üzerinde yapılan bu çalışmanın örneklemini; 10500 bayan öğrencinin %5i olan 525 bayan öğrenci, 9380 erkek öğrencinin %5i olan 469 erkek öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini toplamda 994 kadın ve erkek öğrenci oluşturmaktadır.Bu çalışmada veri toplama aracı olarak kapalı ve açık uçlu sorulardan oluşan anket ve Likert ölçeği öğrencilere uygulanmıştır. Kahramanmaraş Sütçü İmam Üniversitesinde öğrenim gören üniversite gençlerinin; sosyo-ekonomik düzeyleri, anne-babalarının eğitim durumları, aile içinde şiddet uygulanıp uygulanmadığı ya da gençlerin herhangi bir şiddet türüne maruz kalıp kalmadıkları, şiddet davranışı karşısında ne tür tepkiler verdikleri, şiddetin kaynağı ile ilgili görüşleri, ekonomik, duygusal ya da cinsel şiddete maruz kalıp kalmadıkları, şiddetin öğrenilen bir davranış olup olmadığı ya da genetikle alakalı olup olmadığı, şiddeti aile içerisinde öğrenip öğrenmedikleri, aile de kadına, çocuğa yönelik şiddet ile ilgili görüşleri, şiddetin giderilmesine yönelik çözüm önerileri gibi konulara ilişkin görüşleri tespit edilmiştir. Araştırmadan ortaya çıkan sonuca göre en dikkat çeken nokta kadın ve erkeklerin şiddet ile ilgili farklı görüşlere sahip olmalarıdır. Erkekler kadınlara oranla şiddete daha ılımlı bakmakta ve şiddeti haklı kılacak gerekçeler ortaya koymakta özellikle kadına yönelik şiddetin kaynağını kadınlarda görmektedirler. Araştırmadan elde edilen genel sonuca göre; gençliğin büyük oranı şiddete karşı olumsuz yönde bir tutum içerisindedirler. Anahtar Kelimeler: Aile, Gençlik, Kadın, Şiddet.
Dedikodunun cinsiyeti: Kadın kimliğinin yeniden inşasında dedikodunun rolü
Bu çalışmada ilkin, dedikodu kavramının tanımı, işlevleri ve ilişkili olduğu bazı kavramlar irdelenmiştir. Ayrıca dedikodu cinsiyet bağlamında incelenmiştir. Tarihsel süreç açısından bakıldığında genel olarak dedikodunun bir kadın eylemi olduğu savunulur. Ancak bu tür bir eylem sadece kadınlara değil; erkeklere de ait bir eylemdir. Bu nedenle genel olarak ?orada olmayan kişi hakkında yapılan konuşma? olarak tanımlanan dedikoduyu, sadece kadınlara özgü bir davranış olarak görmek yanlıştır. İnformal bir iletişim türü olarak gerçekleşen dedikodu, insan iletişiminde zararlı yönlerinin çok olmasının yanında bireyler arasında sosyalleşme, dayanışma ve paylaşmanın gerçekleşmesini sağlaması açısından yararlı hatta kimi zaman gerekli bir eylem olarak kabul edilmektedir. Günümüzde medya ve iletişim araçları sayesinde dedikodu kolaylıkla yayılabilmektedir. Dedikodu, önemli bir iletişim türü olarak hem geleneksel hem de gelişmiş toplumlarda görülmekte ve teorik anlamda olumlu ve olumsuz içeriklere karşılık gelebilmektedir. Halk arasında genel olarak olumsuz olduğu düşünülür ancak bunun pozitif işlevlerinin olduğu unutulmamalıdır.İlgili bir literatür taraması ve derinlemesine mülakat kullanılarak gerçekleşen bu çalışmada sosyal bir iletiştim türü olan dedikodu; kadın kimliği bağlamında tartışılmakta ve dedikodunun negatif işlevlerinin yanı sıra pozitif işlevleri üzerinde de durulmaktadır. Ayrıca dedikodu hem kuramsal hem de uygulamalı açıdan ele alınmaktadır. Anahtar Kelimeler: Dedikodu, Söylenti, İnformal İletişim, Kadın
Göç, kimlik, aidiyet: Kültürlerarası iletişim açısından İsveçli Türkler
Avrupa ülkelerinin II. Dünya Savaşı?ndan sonra başlattığı işgücü göçü alımına, göç veren ülke statüsünde katılan Türkiye?nin birçok bölgesinden göçmen işçi, çok sayıda Avrupa ülkesine 1960?lı yılların hemen başından itibaren gitmeye başlamıştır. Başlangıçta çoğu Avrupa ülkesinde misafir işçi statüsünde bulunan Türk göçmenler, 1970?li yıllardan itibaren, özellikle aile birleşimleri neticesinde Avrupa?da kalıcı yerleşimci statüsüne geçmeye başlamışlardır. Türk göçmenlerin Avrupa ülkelerinde yerleşimci olmasıyla birlikte göçmenlerin karşı karşıya kaldığı sorunların niteliği değişiklik göstermeye başlamıştır. Bu sorunların başında kültürel içerikli sorunlar gelmektedir. Göçmenlerin yerleşimci olmaları, entegrasyon konusunu ve bu konunun biçim ve içeriğini gündeme getirmektedir. Bu konuda göçmenlerin olduğu kadar ev sahibi toplumun ve devletin geliştirdiği stratejiler de entegrasyonun biçim, içerik ve boyutlarını etkilemektedir. Göçmenlerin göç tecrübesi ve sonrasında yaşadıkları kültürleşme süreçleri birçok sosyo-kültürel değişimi de beraberinde getirmektedir. Bu değişimler içerisinde, ev sahibi toplumla geliştirilen etkileşim süreçlerine bağlı olarak şekillenen kimlik ve aidiyet algıları günümüzde giderek önem kazanmaktadır. Bu çalışmada; göçmenlerin entegrasyonu, kimlik ve aidiyet algıları ile kültürlerarası iletişim durumları, İsveçli Türkler örneğinde incelenmektedir. 1960?lı yıllardan itibaren başlayan, 1970?li yıllarda hız kazanan ve günümüzde de hâlâ devam eden göç akışı sonrasında İsveç?e yerleşen Türk göçmenlerin entegrasyon durumları, kimlik ve aidiyet algıları, kültürlerarası iletişim pratikleri, karşı karşıya kaldıkları temel toplumsal problemler çalışmanın temel konusunu teşkil etmektedir. Çalışmada ayrıca bir Avrupa ülkesi olarak İsveç?in uyguladığı göçmen politikaları ve göçmenlerin sosyal konumları da incelenmektedir.Çalışmada alan araştırması yöntemine bağlı kalınarak, anket ve mülakat tekniğine dayalı veri toplama araçları kullanılmıştır. Alan araştırması, 1 Temmuz ? 20 Eylül 2011 tarihleri arasında İsveç?in başkenti Stcokholm?de gerçekleştirilmiştir. Anket uygulamasında 612 kişilik bir örneklem grubuna ulaşılmıştır. Derinlemesine mülakatlar ise 30 kişilik bir örneklem grubuyla gerçekleştirilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre İsveçli Türklerin kimlik ve aidiyet algılarının kuşaklar arasında farklılıklar gösterdiği tespit edilmiştir. Birinci ve ikinci kuşak göçmenlerin büyük bir çoğunluğunun kimlik ve aidiyet algıları Türkiye ekseninde şekillenirken, üçüncü ve dördüncü kuşak göçmenlerde çoğul kimlikler ve çifte aidiyet bağlarının oluştuğu görülmüştür. Bunun yanında, İsveçli Türklerin bütünleşme konusunda da birbirinden farklı eğilimler taşıdığı görülmüştür. Bu eğilimler ile kimlik tanımlamaları arasında yakın bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. İsveçli Türkler?in büyük bir çoğunluğu kültürel, dini ve milli değerlerini muhafaza ederek İsveç toplumuyla uyum içerisinde yaşama eğilimi içerisindedir. Bununla birlikte uyum konusunda denge eğilimi gösteren kişilerin varlığı da dikkate değerdir. Marjinalleşme ve asimilasyon eğilimleri ise oldukça azdır. Araştırma sonuçlarına göre İsveçli Türkler ile İsveçliler arasında kültürlerarası iletişimin sınırlı düzeyde gerçekleştiği tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Göç, Kimlik, Aidiyet, Kültürlerarası İletişim, İsveç, İsveçli Türkler.
Alışveriş merkezlerinde günlük yaşam ve tüketim kültürü (Elazığ-Akgün AVM örneği)
İnsanlar doğdukları andan itibaren çevresinde bulunan her şeyi tüketme eğilimindedir. Nesneleri, hizmetleri, duygu ve düşünceleri harcamak insanların kontrolsüz olarak yaptığı birer aktivitedir. Tüketim, hayatın her alanında var olan çok boyutlu bir kavramdır. Siyasal, ekonomik, sosyal ve psikolojik birçok boyutu olan tüketim; günlük yaşamımızın vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir. Ürün çeşitliliği, kitle iletişim araçları, maddi olanakların iyileşmesi ve insan psikolojisindeki değişmeler yaşamın her anını tüketime dönüştürmüştür. Özellikle teknolojide yaşanan anlık gelişmeler de tüketimin bir yaşam şekli olmasında etkili olmaktadır. ?Alışveriş Merkezlerinde Günlük Yaşam ve Tüketim Kültürü? adlı çalışmada öncelikle tüketimin teorik boyutu ele alınmaktadır. Çeşitli yönleri ile tüketim açıklandıktan sonra çalışmanın uygulama kısmına geçilmektedir. Akgün Alışveriş Merkezinde 300 müşteriye anket uygulanmıştır. Çalışma süresince tüketicilere; alışveriş ve tüketim konusunda sorular yöneltilmiştir.Literatür taraması ve çalışma sonucunda görülmektedir ki; tüketim, hangi yönü ile ele alınırsa alınsın insan hayatı için çok önemlidir. İnsanlar tüketmeyi araç olarak kullanmaktan ziyade; amaç haline getirmektedir. Tüketim, toplumsal bir etkinliktir ve toplumsal ilişkilerin yeni bir biçimi olarak karşımıza çıkmaktadır. Anahtar Kelimeler: Tüketim, Alışveriş, Alışveriş Merkezi
Sosyal medyanın sosyal hareketler üzerindeki etkisi: Gezi Parkı Platformu
Gerek medya gerekse iletişim teknolojileri yaşamımızda çok büyük bir hızla yer edinmektedir. İletişim teknolojileri bireylere, kendi düşünce ve eserlerini paylaşacakları imkânlar sunmakta, paylaşımların ve tartışmaların temel olduğu bir medya alanı oluşturmaktadır. Sosyal medya alanları geleneksel kitle iletişim araçlarından farklı olarak büyük bir hızla etki alanını genişletmektedir. Sosyal medya kavramı, kullanıcıların birbirleriyle bilgi, görüş ve ilgi alanlarını paylaşarak etkileşim kurmaları için imkan sağlayan online araçları barındırmaktadır. Sosyal medyanın getirdiği iletişim olanakları sivil toplum kuruluşlarının ulaşmakta zorlandıkları hedef kitlelere ulaşmalarını, kolay eyleme geçebilmelerini ve mesajlarını rahat ve hızlıca yayabilmelerini sağlamaktadır. Sosyal medyanın araçlarından olan sosyal paylaşım ağları, kişisel iletişimleri devam ettirmenin alanı olmaktan ziyade, internetin yeni bir kamusal alanı olma özelliğini de taşımamaktadır. Kamusal alan özelliğine sahip sivil toplum kuruluşları da sosyal medya ortamlarını kullanarak savundukları konuların tartışılmasını, mesajlarının yayılmasını, üyelerinin ve destekçilerinin harekete geçirilmesini sağlamaktadır. Sosyal medya, internet kullanan tüm herkesin içinde yer aldığı bir alan özelliği taşımaktadır. Sadece bireyler değil, kuruluşlar açısından da bu alanın içinde yer almak bir zorunluluk haline gelmiştir. Bunun nedeni ise hedef kitle neredeyse, orada olmak zorunluluğudur. Çünkü sosyal medya hedef kitle ile doğrudan iletişimin kurulabildiği alandır. Anahtar kelimeler: Sosyal medya, Sivil toplum, Sosyal hareketler
Afet sosyolojisinde sosyal sermayenin güven boyutunun incelenmesi: 2020 İzmir depremi örneği
Bu çalışma 2020 yılı Ekim ayında İzmir deprem bölgesinde yaşayanların yardımlaşma faaliyetlerine katılma durumunu sosyal sermayenin güven boyutu çerçevesinde ele alarak incelemeyi amaçlamaktadır. Bu amaç doğrultusunda sosyal sermayenin güven boyutunun önemini vurgulayan yaklaşım temel alınmıştır. Afet sonrasında kişilerin sosyal sermayesinin güven boyutu yardımlaşma ve dayanışma faaliyetlerine katılma durumuna etki etmektedir ve çalışmanın temel noktasını oluşturmaktadır. 2020 İzmir Depremi sonrasında deprem bölgesinde yaşayan kişilerin yardımlaşma faaliyetlerine katılma durumu sosyal sermayenin güven boyutuna etkisini ortaya koymaktır. 2020 yılı Ekim ayında İzmir deprem bölgesinde yaşayanların sosyal sermayenin güven boyutunun yardımlaşma faaliyetlerine katılıma etkisinin incelendiği alan çalışmasında elde edilen veriler yoluyla analiz edilmiştir. Bu bağlamda bu çalışmada ilk olarak afet sosyolojisi, sosyal sermaye, yardımlaşma ve dayanışma, güven teorileri tartışılmış ve detaylı bir şekilde incelenmiştir. Yardımlaşma ve dayanışma bölümünde klasik sosyoloji kuramcılarından olan Emile Durkheim'ın dayanışma kavramına yer verilerek detaylandırılmıştır. İkinci bölümde ise araştırmanın metodolojik sınırları belirlenmiştir. Üçüncü bölümde ise araştırmanın verileri analiz edilerek araştırma bulguları sonucunda 2020 İzmir Depreminde yardımlaşma faaliyetlerine katılım bağımlı değişken olarak yer alıp, sosyal sermayenin güven boyutu ve demografik bilgiler bağımsız değişkeni oluşturmuştur. Araştırma bu çerçevede oluşturulmuş ve Lojistik Regresyon modeli kullanılarak araştırma bulgularına ulaşılmıştır.
Geçici koruma altındaki Suriyeli öğrencilerin Türkiye'ye entegrasyonunda eğitimin etkisi
2023 yılında Dünya, pandeminin, savaşların, doğal afetlerin, zorunlu göçlerin yaşandığı, iletişim ve ulaşım ağlarıyla örülmüş global bir yaşam alanı haline gelmiştir. Savaşlar ve politik çıkar çatışmaları, insanları zorunlu ve kitlesel olarak göçe sürüklemiştir. Kötüleşen ekonomik şartlar da bireysel ve ulus ötesi göçleri tetiklemiş, göç alan ve göç veren yerleşim yerlerinde göçün etkilerinin tekrar düşünülmesi gerekliliğini doğurmuştur. Göç, hem göç alan hem göç veren bölgelerde ekonomik, kültürel, sosyal pek çok alanda değişime sebep olur. Hem mekansal hem toplumsal yapının aynı anda değişmesi, göçün öznesini mücadele ederek kazanacağı bir yaşam savaşına sokar. 2011 yılında sınır komşumuz olan Suriye'de meydana gelen savaş ile başlayan göç hareketi, beklenenin üzerinde Suriyelinin ülkemize giriş yapmasıyla sonuçlanmıştır. Zorunlu göçün beraberinde getirdiği, konut, işsizlik, güvenlik gibi temel sorunların aşılması sosyal yapıdaki uyum ve entegrasyon problemlerinin çözülmesiyle birlikte tam olarak gerçekleşebilir. Göç ile gelen Suriyeli nüfusun 2 milyona yakın 18 yaş altı genç nüfus olduğu düşünülürse eğitim sistemimize binen yükün ağırlığı anlaşılabilir. Suriyeden ülkemize yönelik göçün ilk yıllarında geçici çözümlerle bertaraf edilen problemlere, ilerleyen yıllarda daha sistematik çözüm önerileri getirilmiş ve entegrasyonun anahtarı olan dil ve eğitim çalışmalarına önem verilmiştir. Eğitim ve dil öğretimi entegrasyonun öncülü olarak pek çok sosyal sorunun da çözülmesini sağlayacaktır. Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği Projeleriyle de desteklenen Suriyeli öğrencilerin eğitimi halen devam etmekte olan Suriyeli Çocukların Türk Eğitim Sistemine Entegrasyonunun Desteklenmesi (PİKTES) projesiyle sürdürülmektedir. Bu araştırmada, geçici koruma altında bulunan 6-14 yaş aralığındaki Suriyeli çocukların eğitime erişimi, eğitim sürecinde karşılaşılan zorluklar, sosyal entegrasyon çalışmaları ve entegrasyonu etkileyen faktörler, velilerin ve öğretmenlerin entegrasyona yönelik tutumları, uygulanan PİKTES projesi ve proje çıktıları değerlendirilmiştir.
Geçici köy korucuları üzerine sosyolojik bir araştırma
?Köy Korucuları Üzerine Sosyolojik Bir Araştırma? başlıklı bu çalışma, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgelerinde görev yapan Geçici Köy Korucuları üzerinde gerçekleştirilen bir alan araştırmasıdır. Bu araştırmanın örneklemi 245 Geçici Köy Korucusu oluşturmaktadır. Ayrıca bu çalışma kapsamında 18 Geçici Köy Korucusu, koruculuğu bırakmış 5 eski Geçici Köy Korucusu, 12 sivil vatandaş, bazı kamu yöneticileri ve sivil toplum örgütü temsilcileri ile enformel görüşme yapılmıştır. Bu çalışmada, Türkiye Cumhuriyeti güvenlik politikaları içerisinde önemli yer tutan köy koruculuğu sisteminin olumlu ve olumsuz yönleri, köy korucularının sosyo-kültürel ve ekonomik profilleri ile yaşadıkları sorunlar, aşiret yapısı ile köy koruculuğu sisteminin ilişkisi, kamu yöneticileri ile köy korucularının güven ilişkisi araştırılmıştır. Köy korucularının, PKK ve Kürt sorununa bakış açısı, devlet algısı ve bölge insanın koruculuk sistemine yaklaşımı tespit edilmeye çalışılmıştır. Ayrıca köy korucularının, sistemin kaldırılması konusundaki görüşleri ve kaldırılması sonrası oluşabilecek muhtemel durumların belirlenmesi hedeflenmiştir. Anahtar Kelimeler: Köy Koruculuğu Sistemi, Köy Korucuları, Korucular ve PKK
Etnosantrizm ve ötekileştirme perspektifinde siyasal eğilimler: Ardahan ili örneğinde oy verme davranışının sosyolojik analizi
Etnosantrizm ve Ötekileştirme Perspektifinde Siyasal Eğilimler: Ardahan İli Örneğinde Oy Verme Davranışının Sosyolojik Analizi adlı bu çalışma "insan gruplaşmalarının biyolojik değil, simgesel farklılıkları nedeniyle muazzam farklılıklar gösterdiğine" dair çağdaş ve yaygın modernist anlayışın aksine; primordialist grup bağlarının siyasal, sosyal ilişkileri hala derinden etkilediğini ve etnosantrik eğilimlerin genel siyasal eğilimler içinde geniş yer tuttuğunu iddia etmektedir. Bu eksende bu çalışmanın temel amacı; siyaset sosyolojisi perspektifinde, etnosantrizmin sosyal ve siyasal etkileri ile etnosantrik eğilimlerin, genel siyasal eğilimler içindeki yeri ve önemini araştırmak; böylece toplumsal sorunlara gebe etnosantrizme çözüm önerileri ve iyileştirme reçeteleri sunmaktır. Bu doğrultuda kültürel çeşitlilik açısından doğal bir laboratuar görüntüsü veren Ardahan ili örneğinde kalitatif (nitel) ve kantitatif (nicel) yöntemlerin birlikte kullanıldığı, zenginleştirilmiş desen olarak da ifade edilen karma yöntemle alan araştırması yapılmıştır. Alan araştırması için il ve ilçe merkezleri ile merkez ve taşra köylerinde toplam 91 farklı yerleşim noktasında 442 kişi ile yüz yüze derinlemesine mülâkat ve 4 grup ile odak grup görüşmesi yapılmıştır. Görüşmeler sırasında yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmış gerektiği durumlarda mülâkatlar derinlemesine genişletilmiştir. Elde edilen veriler göstermiştir ki toplum tarafından etnisite, mezhep, siyasal ideoloji, sülâle gibi kolektif ve kültürel kimlikler simgesel olmaktan çok, elde olmadan sahiplenilen, Allah vergisi (verili), köklerden gelen, asabiye değerler olarak algılanmakta ve yorumlanmaktadır. Bu primordialist bakış açısı, makro veya mikro düzlemde evlilik ilişkilerinden, siyasal eğilimlere kadar birçok alanda, açık veya örtük tezahürlerle, katı veya esnek etnosantrik eğilimlere neden olmaktadır. Dolayısıyla etnosantrizm, siyasal ve sosyal hayatı derinden etkilediği gibi genel siyasal eğilimler içinde çok geniş bir yer tutmaktadır. Bu bağlamda etnosantrizm anlaşılmadan, 'siyaset' de anlaşılamaz. Anahtar Kelimeler: Siyaset, Etnosantrizm, Öteki(lik), Ötekileştirme, Kimlik, Kültür, Çok-kültürlülük, Demokrasi.
Kadınların siyasi yaşama katılımında kadın kolları
Çalışmanın temel amacı; Türk toplumunun bugününe ve geleceğine yön veren Türk siyasetçileri arasında kadın siyasetçilerin, siyasi yaşama katılımları ve siyasi yaşama katılımlarına etki eden faktörler ile siyasi partilerde kadın kolları vasıtasıyla, siyasi katılımda bulunan kadınların, siyasi arenada ne derece yer edinebildikleri, ne kadar etkin olabildikleri ve siyasi katılımdan elde ettikleri kazanımları sosyolojik açıdan incelemektir. Türk kadınının Cumhuriyet'in kuruluş yıllarından bugüne değin kazandığı hakların yanı sıra kamusal ve devlet alanlarında yeteri kadar yer alamadığı bir gerçektir. Bugün, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde 79 kadın milletvekili bulunmaktadır. Kadınların mecliste temsil oranı, % 14,3'tür. Oysa bazı Dünya devletlerinde ortalama olarak % 48 oranında kadın temsilinin gerçekleştiği bir süreç yaşanmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti'nde, kadınların özellikle siyasal yaşamda yok denecek kadar az yer almaları ciddi ve güncel bir sorundur. Bu nedenle, anayasal ve yasal anlamda yapılması gereken değişikliklerin ivedilikle gerçekleştirilmesi gerekmektedir. Türkiye'de kadınların siyasetteki eksik temsiline önlem olarak ilk defa CHP bünyesinde, sonrada diğer partilerde oluşturulmuş bulunan siyasi partilerin kadın kolları, kadınları siyasal yaşamda aktif hale getirme amacı taşımaktadır. Ancak kadınların karar alma mekanizmalarında yeteri kadar yer almaması ve dolayısıyla siyasetteki temsil eksikliği, halen Türkiye'de en önemli kadın sorunları içerisinde yer almaktadır. Bu doğrultuda hazırlamış olduğumuz bu tez, Türk siyasetinde yer alan üç büyük siyasi parti olan Adalet ve Kalkınma Partisi'nin (AKP), Cumhuriyet Halk Partisi'nin (CHP) ve Milliyetçi Hareket Partisinin (MHP) kadın kollarında faaliyette bulunan kadınların demografik özelliklerini, siyasi faaliyetlerini, siyasi faaliyetlerini etkileyen faktörleri incelemeyi amaçlamaktadır. Malatya örneği ve üç büyük siyasi parti ile sınırlandırdığımız çalışmamızda sosyo-kültürel ve demografik açıdan Malatya'nın özellikleri ve siyasi parti kadın kollarının yaşadıkları sorunlar, kadınların siyasette aday olması ve seçilmesinin önündeki engeller araştırılarak, bu sorunlara ilişkin toplumsal hayattaki gelişmeler ve yasal anlamda kazanımlar tespit edilmiştir. Çalışmamızdan elde ettiğimiz sonuçlara dayanarak, kadınların siyasi parti kadın kolları içerisinde cinsiyet rolleri ile paralel bir siyasal katılım göstererek, (göstermek zorunda bırakılarak) asıl yönetim kademelerine destek birimleri konumunda bulunduklarını ifade edebiliriz. Anahtar Kelimeler: Siyaset, Kadın, Siyasi katılım, Siyasi parti, Kadın kolları, Seçim sistemleri
Neoliberal dünyada yeni maneviyat arayışları ve neo-özne: Spiritüel faaliyetlere katılan bireylerin deneyimleri üzerine bir çalışma
Geç modern dünyada neoliberal ideoloji bireylerin bedenine ve duygularına sızarak dispositif söylem ve yapılarla onları kontrol etmekte ve denetlemektedir. Neoliberal anlayış bir yandan bireylere sınırsız özgürlük tanırken öte yandan bu özgürlüğü kontrol edecek araç ve pratikleri hegemonik şekilde üretir. Bu dünyanın temel ethosu "mutlu ol", "hazzı yaşa", "zinde kal", "kendi içine dön", "başarılı ol", "sınır tanıma" gibi söylem yapıları ile kurulmakta ve bu yapılar bireyin bedenine, anlam dünyasına tezahür ederek yaşam tarzını biçimlendirmektedir. Birey bu ethosların yarattığı gerilimi aşmak için mutluluk arayışına girmekte, bitip tükenmeyen çabaya sürüklenmektedir. Bu durum literatürde "Homo Sentimentalis'in yükselişi" olarak karşımıza çıkmaktadır. İktidarın duyguları denetleyerek bireyin hangi duygulardan uzak durması veya hangi duyguları benimsemesi gerektiğini dayatır. Birey duygularının yönetimini sağlamak ve ideal duygulara ulaşmak için çeşitli stratejilere ve tüketim pratiklerine başvurmaktadır. Bunlardan biri de son yıllarda yükselişe geçen ve "New Age Hareketlerinin" içinde yer alan spiritüel faaliyetlerdir. Geç modern dönemin popülerleşen, piyasaya eklemlenen ve bireyselleşen maneviyat arayışları olarak da tanımlanan bu yeni çabaların bireylerin gündelik hayattaki deneyimlerini anlamlandırmasında, duygularını ve bedenlerini biçimlendirilmesinde nasıl bir rol üstlendiği sosyolojik bir yaklaşımla araştırılması gereken konular arasındadır. Bu bağlamda söz konusu çalışmada, toplumsal gerçekliğin inşasında ve bireylerin duygularını kontrol etmesinde "alternatif şifa", "bütünsel maneviyat" veya "spiritüel" olarak adlandırılan faaliyetlerin ve grupların rolü, bireylerin söz konusu faaliyetlere dahil olma biçimi ele alınması amaçlanmaktadır. Söz konusu amaç kapsamında amaçlı örneklem yöntemi ile seçilen; yoga, reiki, şifacılık, biyoenerji, alternatif tıp, ayurveda ve benzeri spiritüel destek ağlarına ve eğitim gruplarına katılan 24 birey ile derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Yapılan görüşmeler belli temalar ve alt kodlar doğrultusunda kategorize edilerek tartışılmış ve yorumlanmıştır.
Sahra-altı Afrikalı göçmen kadınların kamusal alanı kullanma biçimleri ve mekân deneyimleri: Burdur kent pratikleri üzerine bir çalışma
Bu çalışma Afrikalı kadınların "kırılgan" konumlarını sorunsallaştırmak ve kadınların "kent hakkı" kavramı bağlamında kamusal mekânlara erişilebilirliğini, eşit ve özgür bir biçimde kullanılabilirliğini tartışmaya açmayı amaçlamaktadır. Kent, hakim eril kültür ile davranış örüntüleri oluşturarak kamusal ve özel alan ayrımını ortaya çıkarmaktadır. Toplumsal cinsiyet ideolojisi bağlamında iş bölümünün temel belirleyicisi olan bu ayrım sadece mekânsal bir ayrım olmayıp, sembolik temelde de kadın ve erkek olmanın kültürel anlamlarını inşa eder. Bu ayrım aynı zamanda kadınların kent ile olan ilişkisini doğrudan etkileyerek daha dezavantajlı bir konumda yer almalarına neden olmaktadır. Kadınların gerek özel alan gerekse kamusal alan içindeki deneyimlerini belirleyen bu dezavantajlı kimliğine aynı zamanda türdeş olmayan farklı kimliklerin eklemlenmesi, çoklu dezavantajlılık ve çoklu ötekilik kavramlarını da gündeme getirmektedir. Nitekim cinsiyet, sınıf, etnisite, din, vatandaşlık, ırk ve benzeri özelliklerin yol açtığı kesişimsel kimlikler ve mekânlar, kadınların gündelik hayat pratikleri ve kent deneyimleri üzerinde önemli bir etkiye sahiptir. Bu bağlamda söz konusu bu çalışma; kesişimsellik yaklaşımından yola çıkarak, türdeş olmayan çoklu kadın kimliğinin (göçmen, renkli, yoksul) kent yaşamı üzerindeki etkilerini konu edinerek, toplumsal cinsiyet perspektifinden kadınların kentsel mekânları nasıl deneyimlediklerini, Burdur'da yaşayan Somalili göçmen kadınların gözünden anlamayı amaçlamaktadır. Araştırmanın örneklem grubunu Burdur'da yaşayan 17 Somalili kadın oluşturmaktadır. Çalışma nitel araştırma tasarımından yola çıkmaktadır. Görüşme tekniği ile elde edilen veriler belli temalar etrafında kategorize edilerek yorumlanmıştır.
Futbol taraftarlığı üzerinden toplumsal kimlik inşa süreçlerinin incelenmesi: Real Madrid ve Barcelona taraftarlığı örneği
Bu çalışma Bask Katalan ayrımı üzerinden İspanya'da ortaya çıkan iç savaşın futbola olan etkileri ve kimlik inşa süreçlerini incelemektedir. Futbolun sadece bir kapitalist endüstri için önemli bir sektör olması haricinde taraftarlar ve topluluklar açısından sosyal bir boyutu olduğu da gözlemlenebilmektedir. Futbolun sadece bir spordan ibaret olmadığını aynı zamanda birçok alanın yansıması olduğu görülmektedir. Futbolun dünya çapında farklı şekillerde ve amaçlarda meydana gelmesi, çeşitli aşamalardan geçmiş olması haricinde kültürel, siyasi ve hatta ekonomik etkileri olduğu bilinmektedir. Bir iktidar halini dönüşen futbolun, dünya siyasi tarihi üzerinde olan etkisi İspanya İç savaşıyla birlikte etnik kimlik, ulusal kimlik, sosyal kimlik üzerinden ayrışmaları da oluşturmaktadır. Barcelona-Real Madrid, Celtic-Rangers bilinen ayrışmalardan sadece birkaçıdır. Bu bağlamda taraftarlık ve aidiyet, futbolu yalnızca bir kapitalist endüstri ve eğlence sektörü olmak konumundan daha öteye taşıyarak, futbol kulüpleri üzerinden toplumsal ve tarihsel kimlik inşalarını mümkün kılmaktadır. Bu amaç doğrultusunda, çalışmada İspanya'da Bask-Katalan ayrımının tarihsel ve toplumsal kökenleri incelenerek, Real Madrid ve Barcelona kulüpleri taraftarlığı üzerinden süregelen toplumsal ayrışma, bütünleşme ve kimlik inşa süreçleri tartışılacaktır.
Sosyal ilişkilerin Türk seçmeninin siyasal davranışına etkisi
Sosyal ilişki, toplumsal yaşamın en temel ve en önemli öğelerinden biridir. Bu önem örgütlü toplumlarda çok daha belirleyici bir özellik sergilemektedir. Sosyal ilişki biçimlerimiz, tutumlarımızı, davranışlarımızı, inançlarımızı, kültürümüzü ve kimliğimizi oluşturmaktadır. Bireylerin davranışlarının oluşmasında ve şekillenmesinde yaşadığı toplumsal yapı içerisindeki birçok faktör etkili olabilmektedir. Sosyal yapının bir parçası olarak birey, ilişkide ve iletişim içerisinde bulunduğu, aile, okul, arkadaş grupları, sivil toplum kuruluşları, siyasi partiler, cemaatler, meslek kuruluşları gibi sosyal gruplardan ve kitle iletişim araçlarından etkilenmekte; bunların etkisiyle siyasal davranışlarını oluşturmaktadır. Seçmen olarak bireyin siyasal davranışının oluşması sürecinde birey çeşitli iç ve dış faktörlere maruz kalmaktadır. Hiç şüphesiz bu faktörler arasında sosyal grupların ve bu gruplarla gerçekleştirilen iletişim sürecinin önemli bir etkisi olduğu düşünülmektedir. Seçmen, siyasal davranışını oluştururken, uyma, ikna ya da itaat duygusu çerçevesinde içerisinde bulunduğu grubun etkisinde kalır. Grup normu ve değerleri doğrultusunda grup üyelerinin bir konuya karşı benzer bir tutum ve davranışı gerçekleştirmeleri beklenmektedir. Sosyal ilişki gruplarının seçmen olarak bireyin, siyasal davranışına etkileri farklı düzeylerde ve şekillerde gerçekleşebilmektedir. Bu sosyal ilişkinin biçimi, sosyal ilişkinin süresi, sosyal ilişkinin oluşturduğu tutumlar ve değerlere göre farklıdır. Ancak, bunların nasıl gerçekleştiği ve ne düzeyde etkilerinin bulunduğunun bilimsel bir araştırma kapsamında tüm yönleriyle ortaya konulması gereği bulunmaktadır. Çünkü, genelde sosyal bilimler alanında özelde de seçmen davranışı çalışmalarında sosyal ilişkilerin seçmen davranışına etkisi bugüne kadar araştırmaya ve değerlendirmeye tabi tutulmamıştır. Bu çalışmada sosyal ilişkilerin seçmenin siyasal davranışına etkisi belirlenmeye çalışılacaktır. Literatürde sosyal ilişkilerin siyasal tercihe etkisine ilişkin bütüncül bir çalışmanın olmaması; çalışmanın temel motivasyonlarından biridir. Bu çalışmada, bireylerin siyasal davranış bağlamında, sosyal ilişki deneyimlerinin açıklanması, keşfedici ve betimleyici nitelikte bir alan araştırması yapılmasını gerekli kılmaktadır. Bu çerçevede, bu çalışmada "Sosyal İlişkilerin Türk Seçmeninin Siyasal Davranışına Etkisi"nin belirlenmesi amaçlanmıştır. Bu yönüyle özgün ve literatüre katkı sağlayacak olan ve Türkiye'nin 12 kentinde yapılan çalışmada nicel veri toplama tekniği kullanılmıştır. Çalışmada alan araştırması yöntemi esas alınarak ve veriler 12 ilde 2579 örneklem üzerinde yüz yüze anket tekniği kullanılarak elde edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre; siyasal sosyalleşme sürecindeki temel rolü dolayısıyla aile, siyasal davranış üzerindeki etkisi olan sosyal grupların başında gelmektedir. Akrabalarla sosyal ilişkilerin siyasal davranışa etkisi sosyal ilişkilerin gerçekleşme düzeyi ile doğru orantılıdır. Komşularla sosyal ilişkiler, farklı kimliğe ve siyasal kültüre ait olan bireylerin sosyal birlikteliği olarak değerlendirildiğinden siyasal davranışa etkisi diğer sosyal gruplara göre çok daha düşük düzeyde görülmektedir. Arkadaşlarla sosyal ilişkilerin sadece sosyal değil siyasal boyutu da bulunmaktadır. Arkadaşlarla sosyal ilişkilerin siyasal davranışa etkisinde meslekte çalışma süresi, arkadaşların siyasal tercih için yönlendirmede bulunması ve arkadaşların siyasi görüşleri önemli faktörler olarak değerlendirilmektedir. Cemaat üyelerinin bir bölümünün cemaatin önde gelenlerinin isteği doğrultusunda bir siyasi parti ya da adaya oy verdiği belirlenmiştir. Bu etkide sosyal çevreden dışlanma endişesi ya da sosyal çevrenin baskısından daha ziyade dini inançların öne çıktığı görülmektedir. STK üyelerinin faaliyetlere katılım düzeyi arttıkça diğer bir ifade ile STK ile sosyal ilişki sıklığı arttıkça bu sosyal grubun siyasal davranışa etkisi de artmaktadır. Anahtar Kelimeler: Sosyal İlişkiler, Sosyal Gruplar, Siyasal Toplumsallaşma, Siyasal Davranış, Seçmen
Sosyolojik boyutlarıyla otizm
Otizm, günümüzde sadece bireyler ile sınırlı özel sorunlara yol açmamış aynı zamanda dünyanın her tarafında görülen, toplumların her kesimini etkileyen ve giderek yaygınlaşan sosyal bir olgu haline gelmiştir. Böylece sosyolojik çalışmalara davetiye çıkartmış ve bu araştırmaya da konu olmuştur. Bu araştırma, Türkiye'deki otizmli bireyleri ve ailelerini kapsayan bir alan çalışması şeklinde yapılmıştır. Çalışma, Türkiye'nin 7 bölgesi ve 14 ilinde, otizmle mücadele amaçlı, otizmli bireylerin aileleri tarafından kurulmuş bulunan 2 vakıf, 15 dernek vasıtasıyla, otizmli çocuğu olan ve çoğu bu kuruluşların yönetim kurulunda görev yapan toplam 42 katılımcıyla görüşmelere dayalı nitel bir araştırma mahiyetinde olmuştur. Bu çalışmayla, otizmin bireysel, ailevi, toplumsal alandaki yansımalarına ilişkin sosyolojik boyutlarının ortaya çıkartılması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, otizmli çocuğu olan katılımcıların bilgi, görgü, yaşantı, temel algı veya yaklaşımlarına başvurulmuştur. Katılımcılardan elde edilen veriler deşifre edilerek betimsel analize tabi tutulmuştur. Veriler bireye, aileye ve topluma ilişkin görünümleri bağlamında 3 tema, 27 kategori ve 203 alt kategoride analiz edilmiştir. Bu analizler sonucunda, otizmli bireylerin ve ailelerinin günlük yaşamlarında ya da toplumsal alanlarda karşılaştıkları güçlükleri veya toplumla sorunlu alanları belirlenmeye çalışılmıştır. Başka bir ifadeyle, otizmin, dar veya geniş alanda bireyleri nasıl etkilediğine, aileleri psikolojik, ekonomik, kültürel, sosyal olarak nasıl kuşattığına, birey ve aile ile toplum arasına nasıl mesafe koyduğuna açıklık getirilmiştir. Ayrıca, bunların, etiketlenme, dışlanma, sosyal izolasyon ve yabancılaşma durumlarına ilişkin veya sosyal yaşamlarına dair pozisyonları etraflı bir şekilde irdelenmiştir. Bu çalışma, çok işlenmemiş bir konuyu ele alması, ilk elden verilerin sahadan toplanması, analiz ve değerlendirme sürecinde ortaya koyduğu bakış açısı, otizmin bireylere ve ailelere ilişkin yansımaları veya toplumsal sonuçları hakkında son derece çarpıcı bulgu ve sonuçlara ulaşılması hususunda tamamıyla özgün bir çalışma olmuştur. Bu çalışma, otizme ilişkin literatürdeki önemli bir eksikliğin giderilmesi, otizm ile sosyoloji arasındaki derin bir bağın varlığına işaret etmesi ve gelecekte yapılacak çalışmalara veya uygulamalara kaynak oluşturması bakımından önemli bir çalışma olmuştur. Anahtar Kelimeler: Otizm, Sosyalleşme, Yabancılaşma, Dezavantajlı Grup
Organik tarım ve gıda piyasaları üzerine sosyolojik bir araştırma
Nüfusun giderek artması ve üretilen besin maddelerinin artan nüfusun beslenme ihtiyacını karşılayamaması sonucu küresel şirketler tarafından GDO'lu ürünler üretilmeye başlanmıştır. Ancak kısa sürede daha çok ürün elde etmeye dayalı olan bu sistem beslenme konusunda çözüm üretmiş fakat toprağı ve insanları kendilerine bağımlı hale getirmiştir. Eğitim seviyesinin yükselmesi ile birlikte GDO'lu ürünlerin insan sağlığına zararları konusunda bilinçlenme artmakta böylece organik ürünlere yönelmede artış yaşanmaktadır. Bu çalışmada toplumu organik tarıma götüren süreçler üzerinde durulmuş ve toplumu doğal ürün kullanmaya yönelten etmenler açıklanmaya çalışılmıştır. Bu bağlamda küreselleşmenin etkisi ile ortaya çıkan organik tarım piyasasının toplumdaki yeri incelenmiş organik tarım ve organik gıda piyasalarının konumu üzerinde durulmuştur. Anahtar Kelimeler: Tarım,organik tarım, organik tarım toplumu, GDO, GDO ve toplum
Küreselleşme olgusunun farklı boyutlarıyla toplumsal yansıması: Küreselleşme karşıtı hareketler (Türkiye örneği)
Küreselleşme, dünya çapında yaşanan ekonomik, kültürel, siyasal ve toplumsal değişim ve dönüşümlerin açıklanması ve anlamlandırılması için kullanılan bir olgu haline gelmiştir. Küreselleşme süreci ile birlikte meydana gelen bu değişim ve dönüşümler beraberinde ciddi sonuçlar, sorunlar ve beklentiler uyandırmıştır. Küreselleşme ile birlikte ortaya çıkan sorunlar temelinde, küreselleşmeye karşı olan bir kesim ortaya çıkmıştır.Uygulamalı bir araştırma olan çalışmamız, dünya çapındaki küreselleşme karşıtı hareket içerisinde yer alan, Türkiye'deki küreselleşme karşıtı oluşumlara üye olan küreselleşme karşıtlarını konu almıştır. Bu çalışma ile, bu üyelerin küreselleşme olgusuna ilişkin temel algılamaları ve yaklaşımları ortaya konmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Ekonomik Küreselleşme, Kültürel Küreselleşme, Siyasal Küreselleşme, Yeni Sosyal Hareketler, Küreselleşme Karşıtı Hareketler
Esnek istihdam politikalarının geçici personele etkileri: Elazığ Eğitim Araştırma Hastanesi örneği
Çalışma, ?Esnek İstihdam Politikalarının Geçici Personele Etkileri: Elazığ Eğitim Araştırma Hastanesi Örneği?ni konu alan bir alan araştırmasıdır.Araştırmanın amacı esnek istihdam politikaları çerçevesinde Elazığ Eğitim Araştırma Hastanesinde çalışan geçici pozisyondaki çalışanların toplumsal konumları, sosyo-kültürel ve ekonomik durumlarını, sorunlarını anlamak, tespit etmek ve ortaya koymaktır. Çalışma 486 personel içinden tesadüfî örneklemle seçilmiş 100 denek üzerine odaklanmıştır.Bu çalışmada elde edilen genel veriler ışığında aşağıdaki sonuçlara ulaşılmıştır. Araştırma grubundaki çalışanlar; genç ve orta yaş grubunda yer alan, birçoğu evli, eğitim durumları lise düzeyinde olan, ekonomik bakımdan alt gruplarda yer almaktadırlar. Çalışanlar; yaptıkları işin karşılığını tam olarak alamadıklarını, mesleki doyum ve bütünleşmelerinin yetersiz olduğunu, çalışma şartlarının ağır ve kötü olduğunu düşünmektedirler. Çalıştıkları pozisyonun şartlarının düzelmesi ve ülkenin genel durumu konusunda karamsardırlar. Çalışanlar, işlerini kaybetmelerine sebep olabileceği düşüncesiyle sendikal hareketlere katılıma mesafeli durmaktadırlar. Bununla beraber, boş zamanlarını daha çok aileleriyle geçirmektedirler.Gelecekte geçici çalışanların, sayıca artacakları ve farklı çalışma alanlarına yayılmaları ihtimali düşünüldüğünde, benzer çalışmalara ihtiyaç artacaktır.
Modern Türkiye'de kadın öğretim üyelerinin konumuna ve sorunlarına sosyolojik bir yaklaşım
Türk modernleşmesi süreci incelendiğinde devletin modernleşme ideolojisi içerisinde ?kadın?ın; kadının yeni kimliğini edinmesinde de ?eğitim?in önemli bir yeri olduğu anlaşılmaktadır. Türk modernleşme tarihinde özellikle eğitimli kadın, toplumsal düzeyde çağdaşlaşmanın bir simgesi olarak kabul edilmiştir.Bununla birlikte eğitimli olan, özellikle üniversite mezunu hatta yüksek ihtisas sahibi olan kadınlar, aydın rolünü üstlenerek, sosyal ve siyasal yaşamın içerisine katılarak, hatta bu aktivitelerde öncü rol oynayarak toplumda modernleşme bilincinin uyandırılmasında önemli roller üstlenmişlerdir.Diğer taraftan Türk modernleşme sürecinde kadının statüsü çalışma yaşamındaki yeri ile yüceltilmiş, kadının özgürleşiminin çalışma yaşamına katılmasıyla mümkün olabileceği varsayılmış ve bu öngörüyle, kadınların çalışma yaşamına katılmaları özendirilmiştir.Bu araştırmada hem eğitimin zirvesinde olan hem de çalışma yaşamı içerisinde bulunan ve elde edilen istatistikî veriler dâhilinde diğer alanlarda çalışan kadınlara kıyasla daha iyi durumda olduğu varsayılan üniversitelerdeki kadın öğretim üyelerinin durumunun yukarıda anlattığımız gelişmelerle ne derecede örtüştüğü sosyolojik olarak çözümlenmeye çalışılmıştır.Örneklemini 716 kadın öğretim üyesinin oluşturduğu bu araştırmada, anket tekniğinden yararlanılarak, kadın öğretim üyeleriyle ilgili bulgulara ulaşılmıştır. Elde edilen bulgulardan kadın öğretim üyelerinin çoğunluğunun toplumsal kökenlerine göre orta ve orta sınıfın üst kesimlerinden geldiği; unvanları yükseldikçe taşra üniversitelerindeki oranlarının düştüğü, buna karşın merkezi üniversitelerdeki oranlarının yükseldiği; toplumsal cinsiyet bağlamında unvanlarına göre belirli alanlarda yoğunlaştıkları; orta ve üst idari pozisyonlarda daha düşük sayıda temsil edildikleri; akademik unvan basamaklarında terfi ve ilerleme hususunda çok düşük oranda cinsiyet ayrımcılığıyla karşılaştıkları, buna karşın liyakate dayanmayan sadakat ve itaate dayanan (torpil ve kayırmacılık, yöneticiye yakınlık gibi) bir terfi politikasıyla karşılaştıkları; çalışma koşullarıyla ilgili hususlarda, özellikle de aldıkları ücret ile ilgili olarak çoğunluğunun şikâyetçi olduğu ve tatmin olmadığı; iş ortamında kısmen de olsa çatışma yaşadığı; çoğunluğunun evli olduğu ve çocuk sahibi olduğu; çocuk sahibi olanların çocuk sayısına göre tamamına yakınının ?modern aile?yi temsil ettiği; ev-içi rollerde sorumluluğu daha çok kendisinin üstlendiği; evli olan kadın öğretim üyelerinin büyük bir çoğunluğunun ev-içi rolleri eşiyle paylaşmadığı, buna karşın eşinin veya kendisinin bir yakını ve hizmetçi, bakıcıdan yararlanarak yerine getirdiği; bilimsel aktivitelerde bulunduğu ancak yaptığı faaliyetlerin çoğunluğunun kişisel ilerlemesinde etkili olan faaliyetler olduğu, buna karşın ortaklaşa yapılan ve kamu yararına açık faaliyetlerde (proje gibi) fazla yer almadığı; çoğunluğunun çeşitli nedenlerden dolayı siyasete aktif olarak katılmak istemediği; çoğunluğunun dini inancının olduğu ve ?din?i modernleşme ideolojisi kurgusunda olduğu gibi bireyin vicdanında taşıması ve vicdanını rahatlatması gereken bir olgu olarak algıladıkları; modern ve sanatsal olarak nitelendirilen boş zaman etkinliklerine daha yüksek oranda katıldıkları ancak sivil toplum faaliyetleri olarak nitelendirilen dernek, sendika vb. gibi etkinliklere çok düşük bir oranda katıldıkları ve üniversitelerde kadına karşı tacizin cinsel ve duygusal nitelikli olarak çok düşük oranda da olsa yapıldığı sonucuna ulaşılmıştır.Anahtar Kelimeler: Modernleşme ve kadın, Türk modernleşmesi ve kadın, akademisyen kadın, çalışma yaşamında kadın, eğitim sektöründe kadın
Küreselleşme sürecinde kimlikler
Küreselleşme, son yıllarda sıklıkla kullanılan kavramlardan biridir. Kitleiletişim araçlarının gelişmesiyle önemli bir ivme kazanan küreselleşme,günümüzde ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel boyut kazanarak az veya çok tümdünya ülkelerini etkilemeye başlamıştır.Kimlik sosyal bazda kişinin sahip olduğu kültüre bağlı olarak bir var oluşve ifade biçimin en yalın halidir.Kimlik kavramının bireysel olan içeriğinin yanısıra toplumsal özellik kazanarak millî ölçekte kullanımı birey ve toplumetkileşimini sosyo-kültürel yönde etkilemekte ve yönlendirmektedir.Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Kimlik
Sokakta çalışan çocuklar sorununa sosyolojik bir yaklaşım: Diyarbakır örneği
Günümüzde tüm dünyada çeşitli nedenlerle formel ve enformel sektörlerde çalışan çocukların sayısı gün geçtikçe hızla artmaktadır. Çocukların çalışması insan hakları açısından çocukların aleyhine işleyen bir olgudur. Çocukların çalışmasından kaynaklanan hak ihlalleri, çocuk işçiliğinin en kötü biçimlerinde daha görünür olmaktadır. Bu çalışma, çalışan çocuklar sorunsalı içerisinde sokağı çalışma mekanı olarak kullanan ve bundan kaynaklanan tehlikelerle/risklerle karşılaşma olasılığı olan çocukları konu edinmektedir.Bu çerçevede, Diyarbakır kent merkezinde sokaklarda çalışan çocukların; yoksulluk, şiddet, suç, eğitim ve göç gibi değişkenler ile olan ilişkisi saptanmaya çalışılmaktadır. Bu araştırmanın önemli amaçlarından biri, çocukların çalışma yaşamına giriş nedenleri ve çocuğun çalışma yaşamında yer almasıyla, çocuk/toplum açısından ortaya çıkabilecek sorunları öngörülebilir kılmaktır. Çünkü sorunun saptanması, bu sorunlara yönelik çözüm önerileri sunmak için gerekli koşuldur.Bu çalışmanın evrenini Diyarbakır kent merkezinde sokakta çalışan çocuklar oluşturmaktadır. Bu sebeple araştırmaya Diyarbakır kent merkezinde sokakta çalışan, yaşları 6-18 arasında değişen, 347 erkek, 53 kız olmak üzere toplam 400 çocuk katılmıştır. Söz konusu çalışma, 75. Yıl Çocuk ve Gençlik Merkezi'ne devam eden 161, sokakta kurumsal destekten yoksun olarak çalışan 199 ve araştırma için izin alınan sürede sokakta çalışan ve suç isnadı ile Çocuk Şube Müdürlüğüne getirilen 40 çocuk olmak üzere toplam 400 sokakta çalışan çocukla görüşme ve anket çalışması yapılmıştır.Araştırmanın bulgularına göre, sokakta çalışan çocukların çoğunu 11-14 yaşları arasındaki erkek ve okula devam eden çocuklar oluşturmaktadır. Bu çocukların büyük kısmının düşük sosyo-ekonomik düzeydeki ailelerden geldikleri, genellikle kazançlarını ailelerine verdikleri, aileleriyle beraber kaldıkları ve ailelerin de çoğunun son yıllarda kırsal alanlardan terör ve güvenlik olayları nedeniyle göç ettikleri görülmüştür. Çocukların çoğunun sokakta çalışmaya başladıktan sonra okul başarılarının bu durumdan olumsuz etkilendiği veya şiddetin bir çok türüne maruz kaldıkları tespit edilmiştir. Ayrıca bazı çocukların çalışmaya başladıktan sonra çeşitli suçları işledikleri ve bağımlılık yapıcı maddeler kullanmaya başladıkları görülmüştür. Suç işleme davranışı ve madde kullanma alışkanlığını kazanan çocukların, mevsimsel olarak sokakta yaşamaya, evden ve okuldan kaçmaya başladıkları tespit edilmiştir. Sokakta çalışan çocukların homojen bir yapı göstermediği ve sokaktaki en geniş çocuk kitlesini oluşturduğu saptanmıştır. Böylece, sokakta çalışan çocukların kendi aralarında farklı özelliklere sahip çocuk grupları oluşturmalarından dolayı heterojen bir yapı göstermektedir.
Bir sapma türü olarak hırsızlık olgusu üzerine sosyolojik bir araştırma: Elazığ örneği
``Bir Sapma Türü Olarak Hırsızlık Olgusu Üzerine Sosyolojik Bir Araştırma: Elazığ Örneği'' adlı çalışma, bir alan araştırmasıdır.Araştırmanın amacı, önde gelen toplumsal sorunlardan olan, bir sapma ve suç türü olan hırsızlık olgusunu, bu suç türünü işleyen bireyleri, hırsızlık suç türlerini işleyen bireylerin özellikle bu suç türünü işlemelerine etkili olan sosyo-kültürel ve ekonomik değişkenleri sosyolojik bir bakış açısı ile incelemektir.Örneklem grubunu oluşturan hırsızlık suçu şüphelilerinin; genç ve orta yaş grubunda yer aldığı, öğrenim durumları ve ekonomik düzeyleri düşük seviyede olduğu, birçoğunun daha önce hırsızlık suçu sebebiyle gözaltına alındığı ve/veya cezaevinde hırsızlık suçundan dolayı bulundukları saptanmıştır. Beraberinde davranış bozukluğu tedavisi alma oranın yüksek olduğu; sigara, alkol ve uyuşturucu kullanımının yaygın olduğu gözlenmiştir. Hırsızlık şüphelilerinin ailelileri ve çevresi incelendiğinde; benzer şekilde kendilerinde görülen birçok olumsuz özelliğin ailelerinde de mevcut olduğu, arkadaşları arasında hırsızlık suçları başta olmak üzere suç işleme oranın yüksek olduğu araştırmamızda elde edilen veriler ışığında ulaşılan sonuçlardır.ANAHTAR KELİMELER: Suç, Suç Sosyolojisi, Sapma, Hırsızlık, Sosyolojik Suç Kuramları,
Polislerin polislik mesleğine yönelik tutumları üzerine sosyolojik bir araştırma (Kayseri örneği)
Emniyet Teşkilatı ve çalışanları (polisler) halkın güvenliği ile asayiş ve emniyeti sağlamak için kanunlar ile kendisine verilen görevleri yapmaktadır. Polislik mesleği, doğası gereği zor ve stresli bir meslektir. Polislerin görevlerini layıkıyla yapabilmeleri mesleklerini sevmelerine; mesleklerini sevmeleri, mesleklerine yönelik olumlu tutumlara sahip olmalarına; olumlu tutumlara sahip olmaları da, olumsuz tutumlara neden olan etkenleri tespit edip ona göre çözüm bulmaya bağlıdır.Bu bağlamda, ``Polislerin Polislik Mesleğine Yönelik Tutumları Üzerine Sosyolojik Bir Araştırma (Kayseri Örneği)'' adlı bu çalışmada, Kayseri Emniyet Müdürlüğü il merkezinde görev yapan polislerin mesleklerine yönelik seçilmiş bazı konulardaki (polis eğitimi, halkla ilişkiler, polislik mesleği ve meslekî özellikleri, kıyafeti ve ekonomik durumu) tutumlarının ölçülmesi ve çözümlenmesi amaçlanmaktadır.Bu çalışma, İçişleri Bakanlığı-Emniyet Genel Müdürlüğü hiyerarşisi içerisinde Kayseri Emniyet Müdürlüğü bünyesinde, Kayseri il merkezinde görev yapan emniyet hizmetleri sınıfı personeli (polisler) üzerinde gerçekleştirilen bir alan araştırmasıdır. ``Emniyet Hizmetleri Sınıfı Personeli (Polis)'' kavramı, resmi polis bürokrasisinin hiyerarşik yapısı içinde belli mesleksel konumlara sahip olan; rütbeli personel ile polis memurlarını kapsamaktadır. Bu araştırmanın örneklemini Kayseri il merkezinde görev yapan bütün polisler (1962 kişi) oluşturmaktadır.Polislik mesleğindeki mesleksel konumlamaya göre rütbeli polislerin polis memurlarına; büro hizmeti yapan polisler ile terör, kaçakçılık, istihbarat gibi özellikli birimlerde çalışanların çevik kuvvet, koruma gibi sokakta ve nöbet hizmetlerinde çalışanlara göre mesleğe yönelik tutumlarının daha olumlu olması bakımından farklılaşma olduğu dikkat çekmektedir.
Edebiyat sosyolojisi bağlamında Mehmed Akif Ersoy
Mehmed Âkif'in toplum sorunları karşısında edilgen bir yapıdan ziyâde, toplumun eksik, kusurlu yanlarını deşifre eden edebî bir üslûp tercihiyle, sosyal hayat içerisinde şiiriyle nasıl etken bir rol oynadığını, toplumu yönlendirmek, topluma yeni ufuklar açabilmek yönünde nasıl da canhıraş çabaladığını, şiirlerinin bütününde görebilmek mümkündür.Mehmed Âkif yaşadığı devri bütün genişlik ve derinliği ile şiirlerinde yansıtmaya çalışmış bir şairdir. XX. yüzyılın ilk çeyreğinde Türk milletinin içinde bulunduğu acıları, sevinçleri, ümitleri ve hayal kırıklıklarını manzum bir tarih, bir roman, bir hikâye, bir destan havası içinde anlatmaya çalışmıştır. Eserlerindeki kişiler de aydın, cahil, yobaz, züppe, şehirli, dinli, dinsiz, sarhoş, gariban, külhanbeyi, vs. gibi toplumun hemen her kesiminden insanlardır. Çevre olarak da saray, konak, câmi, sokak, bayram yeri, savaş yeri, mahalleler, köhne evlerin odaları, oteller vs. şeklinde yaşadığı devrin bütün hususiyetlerini aksettiren yerleri seçmiştir. Çalışma tarzı olarak, önce görüp incelemeyi, sonra şiir taslakları kurup onun üzerinde çalışmayı prensip edinmiştir. Müşahede ve kompozisyona büyük önem vermiştir. Şiirinde kapalılık yok gibidir. Her şeyi açık açık yazmaya çalışmış, müphem duygulardan, yüce ve fizik ötesi mefhumlardan ve süslü hayallerden uzak durmuş, adeta toplumun aynası olmuştur şiirleriyle. Şiirlerinde şahsî üzüntüleri, arzu ve istekleri yok gibidir. Toplumun dertlerini konu edinmiş, toplum adına gülmeye ve ağlamaya çalışmıştır. Kötülerle, fakirlikle ve gerilikle mücadeleyi esas gaye edinen Âkif, sanatının bütününde toplumu anlatmıştır.Anahtar kelimeler: Mehmed Âkif Ersoy, toplum, fert, kültür, şiir.
Kadın yoksulluğu üzerine sosyolojik bir araştırma: Elazığ örneği
Yoksulluk, birtakım ihtiyaçların karşılanamaması anlamına gelen geniş kapsamlı ve çok yönlü bir kavramdır. Bu nedenle yoksulluğu tam olarak açıklayabilmek için mutlak/göreli yoksulluk, insani yoksulluk, kent yoksulluğu, çalışan yoksullar ve kadın yoksulluğu gibi kavramlar türetilmiştir. Bu kavramlardan biri olan kadın yoksulluğu, yoksulluğun toplumsal cinsiyet boyutuyla alakalıdır.Günümüzde pek çok kadın yeterli bir eğitime sahip değildir ve kadınların çoğu ücretsiz aile işçisi konumundadır. Çalışan kadınlar ise düşük ücretlerle ve sigortasız işlerde çalışmaktadırlar. Bu nedenlerden dolayı kadınlar mağdur olmakta ve yoksul kadınların sayısı giderek artmaktadır. Yoksullar içinde kadınların sayısının artması ve kadınların yoksulluktan daha çok etkilenmeleri nedeniyle kadın yoksulluğu olgusu daha fazla önem kazanmıştır. Kadın yoksulluğu, yoksulluğun bir kadın sorunu haline gelmesini incelerken; aile içi şiddet, erken evlilikler, boşanma, eşin evi terk etmesi, hane içi eşitsizlikler, eğitim eksikliği ve çalışma gibi kadını ilgilendiren durumları da ele almaktadır.Kadın yoksulluğu üzerine araştırma yapmak amacıyla, örneklem grubu olarak 100 yoksul kadın belirlenmiştir. Bu kadınlar üzerine Elazığ'da bir alan araştırması planlanarak anket çalışması yapılmıştır. Yapılan çalışma sonucunda elde edilen veriler analiz edilmiştir. Bu çerçevede literatür taraması sonucunda oluşturulan teorik kısımla, alan araştırması sonuçları birleştirilerek bu tez hazırlanmıştır.Anahtar Kelimeler: Yoksulluk, Kadın, Kadın Yoksulluğu, Toplumsal Cinsiyet, Ayrımcılık
Öğretmen kimliği: Sınıf öğretmenleri üzerine sosyolojik bir çalışma (Malatya örneği)
Kimlik, hem bireysel hem de toplumsal yanımızı içermektedir. Bireyin kendi kendisini nasıl gördüğü, hem de toplum tarafından nasıl görüldüğü kimlik kavramının konularıdır. Bireyin kendisini nasıl algıladığı, bu noktada önem teşkil etmektedir. Çünkü birey, toplumsal yapı içindeki diğer bireyler aracığıyla kendini tanımaktadır. Çalışmamızda öğretmen kimliği, kimliğin mesleki boyutlarıyla ele alınmıştır. İlköğretimde görev yapan sınıf öğretmenlerinin kimlik, bireysel kimlik durumları ile mesleki kimlik algıları açıklanmıştır.Öğretmenlik mesleği, günümüzde eğitim kurumu ile ilgili olup; sosyolojik açıdan ise sosyal, kültürel, tarihsel, ekonomik, bilimsel ve teknolojik boyutları ile birlikte değerlendirilmiştir. Günümüzde öğretmenlik mesleği, ödenen ücret ve sağlanan olanaklar noktasında yeterli düzeye ulaşamamıştır. Öğretmenlik mesleğini etkileyen birtakım süreçler, öğretmenin toplum içindeki statüsünü ve değerini de giderek zayıflamaya başlamıştır. Bu nedenle öğretmen kimliği kavramı önem kazanmıştır. Öğretmen kimliği; öğretmenlerin sosyo- demografik özellikleri, mesleki özellikleri, başarı düzeyleri, mesleki bilgi ve becerileri kullanma düzeyleri, toplumsal yapıdaki konumları ve yaşam tarzları gibi durumlarını da içermektedir.Öğretmen kimliği üzerine çalışma yapmak amacıyla evren içerisinde rasgele seçilen örneklem olarak 350 sınıf öğretmeni belirlenmiştir. Bu öğretmenler üzerine Malatya'da bir alan araştırması planlanarak anket çalışması yapılmıştır. Yapılan çalışma sonunda toplanan veriler analiz edilmiştir.Anahtar Sözcükler: Kimlik, Bireysel Kimlik, Sınıf Öğretmeni, Mesleki Kimlik Algısı,
Karacadağ yöresinde TKV tarafından uygulanmış kırsal kalkınma projelerinin yöre halkı ve kalkınmışlığı üzerine sosyal etkileri
Kırsal kalkınma sadece ekonomik bir temel üzerinde inşa edilemeyecek kadar çok boyutlu değişkenleri kapsayan, toplumsal değişmeyi büyük oranda öngören bir bütünlük olması nedeniyle, çözümü de çok kapsamlı, farklı meslek disiplinleriyle ilişkili ve çok aktörlüdür. Kırsal kalkınma kırsal alanda yaşayanların tarımsal etkinliklerine devam etmeleri için, nelerin yapılması gerektiğinin ortaya çıkarmayı hedeflemektedir. Kırsal kalkınma çalışmalarının nasıl yapıldığı kadar, nasıl organize edildiği de son derece önemlidir. Genellikle kırsal alanda istihdam yaratma yönünde özel sektörün kar beklentisi düşük olduğundan bu yörelere yatırım yapma ihtimali çok düşük görünmektedir. Bu nedenle kalkınma çalışmalarının sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte yapılabileceği düşünülmektedir. Bu konuda ülkenin birçok kırsal bölgesinde çalışmış olan Türkiye Kalkınma Vakfı (TKV), Diyarbakır'da olumsuz gelişme potansiyelini görerek, tarımsal üretim olanaklarının çok kısıtlı olduğu Karacadağ köylerinde, ciddi anlamda ilk sivil sayılabilecek kırsal kalkınma çalışmalarında öncülük yapmıştır.Bu çalışma, 1989?1998 yılları arasında Karacadağ yöresinde TKV' nin 13 ayrı köy ve bu köylerde uyguladığı 21 değişik projenin, yaratmış olduğu etkinin değerlendirmesi amacıyla yapılmıştır. TKV'nin başarısının değerlendirilebilmesi için aynı yörede TKV'nin kırsal kalkınma çalışmaları yapmadığı 13 adet köy kontrol grubu olarak seçilmiş ve iki grubun karşılaştırılması yapılmıştır. ?üretim alanlarında uzmanların görüşlerine önem verilmesi? ve ?köy kalkınması için işgücünün ücretsiz verilmesi? gibi kilit sorgulamalarda; TKV'nin çalışma yaptığı köylerde; çalışma yapılmamış köylere göre daha olumlu sonuçlar alınmıştır.Anahtar Kelimeler: Toplumsal değişim, Kırsal Kalkınma, Türkiye Kalkınma Vakfı
Anomi ve yabancılaşma bağlamında İstanbul'daki kapkaç olaylarına bakış
Günümüzde önemli toplumsal sorunlardan biri haline gelen kapkaç olaylarını İstanbul örnekleminde incelemeyi amaçlayan `Anomi ve Yabancılaşma Bağlamında İstanbul'daki Kapkaç Olaylarına Bakış' adlı bu çalışma, bir alan araştırmasıdır.Araştırmanın temel amacı; Türkiye'de son zamanlarda önde gelen toplumsal olaylardan olan kapkaç olaylarını, bu suç türünü işleyen bireyleri, kapkaç türlerini ve özellikle bu suç türünü işlemelerinde etkili olan sosyo-kültürel ve ekonomik değişkenleri sosyolojik bir bakış açısıyla incelemektir.Kapkaç suçunun en yoğun olarak görüldüğü İstanbul örnekleminde gerçekleştirilen bu alan araştırması verilerine göre, örneklem grubunu oluşturan kapkaç suçu mahkûmlarının; başta gençler olmak üzere çocuk ve orta yaş grubunda yer aldığı saptanmıştır. Ayrıca araştırma sonuçları, kapkaç suçunu işleyen bireylerin öğrenim durumları ile ekonomik seviyelerinin düşük olduğunu; birçoğunun daha önce de kapkaç suçu sebebiyle gözaltına alındığı ve/veya ceza evinde kapkaç suçundan dolayı ceza çektiklerini ortaya koymuştur. Bu kişilerde sigara, alkol ve uyuşturucu kullanımının yaygın olduğu gözlenmiştir. Kapkaç mahkûmlarının aileleri ve çevreleri incelendiğinde; benzer şekilde kendilerinde görülen birçok olumsuz özelliğin ailelerinde de mevcut olduğu; arkadaşları arasında kapkaç suçu başta olmak üzere suç işleme oranının yüksek olduğu araştırmada elde edilen veriler ışığında ulaşılan sonuçlardır.
Değişim sürecinde Türkiye'de organize suçluluk üzerine sosyolojik bir araştırma
Bu çalışma, Türkiye'de değişim süreciyle ilintili olarak organize suçların ortaya çıkışını, köklerini, yapı ve faaliyetlerini sosyolojik olarak incelemektedir. Diğer bir ifade ile bu çalışma, organize suç olgusunu ülkemizde son dönemlerde meydana gelen ekonomik, sosyal, siyasal, kültürel ve konjonktürel dinamiklerine bağlı olarak irdelemeyi amaçlamaktadır. Bu çerçevede tez çalışması, Türkiye'de organize suçluluğun, işlenme yöntemi ve organize suçların faaliyet alanları konusunda geniş bir literatür sunmaktadır.Ülkemizde organize suçların ortaya çıkmasında ve yaygınlaşmasında; ekonomik yapılarındaki istikrarsızlık, yüksek enflasyon ve para piyasalarındaki yapay iniş ve çıkışlar, ülke yönetiminde kısa süreli siyasi otorite boşlukları, çıkarılan yasaların yeterince uygulanmaması, bürokratik ve siyasal alandaki kollayıcı unsurların varlığı, yıllardır süren terör, kent yapılarının çözülmesi ve kentlerin aşırı kalabalıklaşması, artan kentsel gerilim, değerler alanında yaşanan köklü dönüşümler, kabadayılık kültürü, ciddi rant alanlarının varlığı, kolaycıl yollardan yükselme ve zenginleşme teamülleri, liberalleşme eğilimleri ve yanlış özelleştirme politikaları gibi çok sayıda faktör önemli bir yer tutmaktadır.Bu tez çalışmasında, özellikle 1980'li yıllardan başlayarak ve 90'li yıllarda daha da hızlanarak gelişen siyasal ve ekonomik gelişmelerin (ekonomik kriz ve serbest piyasa ekonomisindeki gelişmeler gibi), organize suç örgütlerinin yaygınlaşmasında ve farklı boyutlar kazanmasında ki etkisi ele alınmıştır. 2000'li yıllardan sonra ülkemizdeki organize suç yapılanmaları ciddi bir şekilde dönüşüme uğramıştır. Bu organizasyonlar son dönemlerde özellikle modern işletme mantığı ile daha profesyonel bir nitelik kazanmıştır. Diğer bir ifade ile organize suç örgütleri günümüzde basit aile ve hemşerilik ilişkisi yanında, uzmanlaşmaya ve profesyonelliğe dayanan, daha karmaşık bir şekilde yapılanan, paravan iş bitiriciler kullanan ve daha rasyonel tercihler içerisinde hareket etmeye çalışan bir özellikte örgütlendikleri dikkat çekmektedir. Günümüzdeki koşullara paralel olarak organize suç örgütleri, genelde kârın yüksek, riskin düşük olduğu alanlarda yeni faaliyet alanlarına yönelerek daha rasyonel ve bilinçli davrandıkları bir gerçektir.Anahtar Kelimeler: Organize Suçluluk, Değişim, Türkiye.
Küreselleşme ve kent yoksulluğu olgusuna sosyolojik bir yaklaşım
Yoksulluk, yirmi birinci yüzyılın ilk yıllarını yaşadığımız bu günlerde küreselleşme sürecinin etkisiyle içinden çıkılmaz bir duruma doğru evirilmektedir. Tüm alanlarda yaşanan değişim, dönüşüm doğal bir şekilde kendini toplumdaki problemlere de yansıtmaktadır. İnsanlığın var oluşuyla yaşıt kabul edebileceğimiz yoksulluk olgusu, gün geçtikçe yeni boyutlar kazanmakta ve özellikle küreselleşme çağında değişen dünyada kendi payına düşeni fazlasıyla almaktadır.Küreselleşme ile birlikte kent yoksulluğu olgusu daha da önemli hale gelmektedir. Kentleşme oranlarının artması yanında ekonomik alanda yaşanan post ? fordist dönüşüm beraberinde işsizlik, ücretlerin düşürülmesi, taşeronlaştırma v.b sorunlar beraberinde kent yoksulluğuna yol açmaktadır. Bu çalışmada, küreselleşen dünyada gün geçtikçe derinleşen yoksulluk konusu, kent yoksulluğu bağlamında irdelenmektedir. Küreselleşme çağında yeni boyutlar kazanan yoksulluk olgusu, kent yoksulluğu çerçevesinde ele alınırken gelişmiş ülkelerin gökdelen altlarında, sokaklarda ve köprü altlarında karton kutularda yaşayan, çöplerden beslenen, potansiyel suçlu olarak görülen bireyler artık küresel kentler başta olmak üzere tüm büyük şehirlerin gerçeği haline gelmektedir.Buradan hareketle kentsel yoksulluk sorunu, gerek ulusal gerekse de uluslararası alanda toplumsal bir problem olarak gün geçtikçe kronikleşen bir hâl almaktadır. Küresel dünyanın kentleri varsıl-yoksul arasındaki uçurumun en net gözlemlendiği yerler olarak dikkat çekici öneme sahiptir. Bunun için de özellikle kentlerin, yoksulluğun oluşumu ve gelişimine etkisi açısından bu alanların üzerinde önemle durulması gerekli olduğu ileri sürülebilmektedir.Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Kent Yoksulluğu, Yeni Kentsel Yoksulluk Kapitalizm.
Elazığ'da yarım kalmış projelerin sosyal maliyeti
Elazığ, Cumhuriyetin kuruluşundan günümüze kadar ekonomik, sosyal ve kültürel gelişim açısından jeostratejik konumunu ve önüne çıkan fırsatları tam olarak değerlendirebildiğini söylemek mümkün değildir. Bununla birlikte Doğu Anadolu illeri arasında iyi bir gelişmişlik seviyesi yakalamış ancak, Türkiye genelinde ortalama bir seviyede kalmıştır.Avrupa Birliğine girme surecinde olan ülkemizde Elazığ, Avrupa Birliği kriterlerine uyum aşamasında önüne çıkan imkânları en verimli biçimde kullandığı takdirde; İlin ekonomik, sosyal ve kültürel dokusu bütünüyle hızlı bir gelişme göstereceği beklenmektedir. Elazığ var olan tüm güzelliklerine böylesi bir görüntüyü de ekleyerek, çağdaş ve modern bir kent olmanın avantajlarını yakalayacaktır. Bu bağlamda ilin gelişme ivmesi yukarıya doğru devamlı artış göstereceği şüphesizdir.Elazığ'ın başlangıçta 5084 sayılı Teşvik Yasası dâhilinde olmaması İl'e gelecek yeni yatırımları önemli ölçüde engellemekte ve diğer illerle arasında haksız rekabet oluşmasına neden olmakta idi. Bu durum İlin geleceği açısından büyük dezavantaj teşkil etmekte olup; Teşvik yasasına dâhil edilmesi ile birlikte bu sıkıntı az da olsa giderilmiştir.Ülkemizin ve Elazığ'ın en önemli problemi olan işsizliğin önüne geçebilmek için ise işgücü piyasasının ihtiyaçları belirlenerek, eğitim-istihdam ilişkisinin kurulması gerekmektedir. Bu bağlamda kalkınmada en önemli unsurun beşeri sermaye olduğu gerçeğinden hareketle, bütçeden eğitime ayrılan payın mutlak surette arttırılması kaçınılmazdır.Elazığ'ın gelişip kalkınmasında il potansiyellerinin en iyi şekilde değerlendirilmesinde, mevcut kaynakların verimli ve gerçekçi kullanımı ve bunlara dayalı olarak küçük ve orta ölçekli sanayinin desteklenmesi ve geliştirilmesi büyük önem taşımaktadır. Bunun için de, mevcut sanayi yapısı profilinin ortaya konulması, gelişme imkân ve kabiliyetinin belirlenmesi, geleceğe yönelik yeni yatırım hedef ve stratejilerin tasarlanması ve uygulanması da üzerinde ciddiyetle durulması gereken hususların başında gelmektedir.ANAHTAR KELİMELER: Yatırım, Sosyal Maliyet, Sosyal Fayda, Sermaye, İstihdam, İşsizlik.
Küreselleşme sürecinde Türkiye'de dini hayatın dönüşümü ve dindarlığın yeni bazı görünümleri üzerine sosyolojik bir araştırma
?Küreselleşme Sürecinde Türkiye'de Dini Hayatın Dönüşümü ve Dindarlığın Yeni Bazı Görünümleri Üzerine Sosyolojik Bir Araştırma? adlı çalışma nitel araştırma yöntemi kullanılarak Elazığ il merkezinde yapılan uygulamalı bir alan araştırmadır. Bu çalışmada kurumsal anlamda küreselleşmenin siyasi, ekonomik, kültürel boyutlarının yanında din ile olan bağlantısı kurulmaya çalışılmıştır. Küreselleşme ve din etkileşimi başlığı altında ise, küreselleşme ile din arasında kurulan ilişkiden hareketle dindarların dini, siyasi, ekonomik, kültürel, vb. alanlarda sergilemiş oldukları davranışlar anlaşılmaya, analiz edilemeye çalışılmıştır.Söz konusu çalışmada dindarlar küreselleşmenin toplumsal sonuçları bağlamında din algısı, dinde otorite ve dini örneklik sorunu, dünyevileşme, dini cemaate bakış, tüketim kültürü, kredi kartı kullanımı, katılım bankalarına bakış, faiz ve kar payı algısı, siyasi katılım, AB'ye bakış, AK Partiye bakış vb. açıları sosyolojik açıdan analiz edilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda dindarların dini, siyasi, kültürel, ekonomik alanlardaki zihniyet algılarının nasıl bir değişim geçirdiği ortaya konulmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, din, küreselleşme ve din etkileşimi, dini çeşitlilik, dünyevileşme, dinin araçsallaştırılması, metalaşma, dini çoğulculuk, dinin geri dönüşü, yeni muhafazakârlık.
Görünürlük uzamlarında kamusallık, denetim, mahremiyet: İstanbul örneğinde kameralı gözetimin sosyo-politiği
Kentsel mekânların kameralı gözetimi risk, korku ve yüksek suç oranları ile karakterize olan çağdaş kent yaşamının hayati bir bileşeni haline gelmiştir. Kameraların kent mekânlarındaki hızlı yayılımı, bazı kriminolojistler tarafından risk yönetimi stratejilerine dayalı yeni bir kriminoloji yaklaşımının göstergelerinden biri olarak değerlendirilmektedir. Bu değerlendirme, kameraları bir suç önleme enstrümanı olarak seferber etme sürecinde neo-liberal kent yönetiminin gündeme getirdiği kimi gerekirliklerin rolünü dikkate alma yönündeki bir eğilimi de içermektedir. Küresel pazarın yatırımcıları ve tüketicileri için daha cazip bir uğrak haline gelme arayışında kent, güvenli ve istikrarlı bir yer olmaya zorlanmakta ve kameralar, bu türden mekânların gerçekliğinin değilse bile imajının üretilmesinde hayati bir fonksiyon yerine getirmektedir. Kentsel mekânların metalaşması sonucunu da doğuran bu sterilleştirme süreci, sahte kamusallıkların üretilmesinden de sorumlu tutulmaktadır. Kent yaşamına özgü karmaşıklığı yönetme ve farklılıkları bir arada tutma yetisinden yoksun olan çağdaş kent kamusallığı, bir türdeşleşme süreci ile karakterize olmaktadır. Bu durum da, kendi başına, kentsel mekânların kameralı gözetim ile denetlenmesi girişimini anlamlı hale getirmektedir.Bu çalışmada, kameralı gözetimin kent tecrübesi ve daha genelde kentsel kamusallık üzerindeki olası etkiselliğinin araştırılması amaçlanmaktadır. Çalışmanın kuramsal hareket noktasını, yetkin ifadesini Panopticon'da bulan, bakış ile iktidarı özdeşleştirme eğiliminin eleştirel bir yeniden değerlendirmesi oluşturmaktadır. Söz konusu bağlamda, `bakışın idaresi' çalışmanın anahtar nosyonu olarak öne çıkmaktadır. Buradan hareketle, kamerada temsil olunan bakışın kentsel mekânlara dâhil olma ve bu mekânların haricine düşme biçimleri anlaşılmaya çalışılmaktadır. Bu amaca yönelik olarak gerçekleştirilen alan araştırmasında, İstanbul'da kameralarla gözetlenmekte olan kamuya açık 14 ayrı noktada 469 kişi ile görüşülmüştür. Alan araştırması sonucu elde edilen veriler kameraların mevcudiyetine ilişkin farkındalık, kameralarla gözetleniyor olmanın denetim ve mahremiyete ilişkin içerimleri, bir pratik olarak kameralı gözetimin söylemsel kuruluşu ve güvenlik retoriğinin bu bağlamdaki yeri gibi parametre ve sorunlar esas alınarak analiz edilmiştir.Bu veriler ışığında, kamerada cisimleşen bakışın idaresinde iki faktör özellikle önemli görülmektedir: kameraların anonimlikle karakterize olan mekânlarda konumlandırılmış olması ve güvenlik retoriği. Verilerin analizi; kameraların mevcudiyetinin ona atfedilen belli bir güvenlik işlevi üzerinden onaylandığını, kameraların risk ve güvenlik terimlerine de konu olabilecek anonim mekânlarda konumlandırılmasının uygun görüldüğünü, bununla birlikte kamerada cisimleşen bakışın her halükarda mekânın dışına düşme eğilimi taşıdığını ve özellikle veri güvenliği ile ilgili endişelerin cari olduğunu ortaya koymuştur. Bunlara ilaveten, suiistimal endişesi ile güvenlik retoriğinin görece naif olmayan bir alımlanışı arasında ve yine suiistimal endişesi ile yasal/hukuki düzenlemeye yönelik talepte bulunma arasında pozitif yönlü korelasyonlar saptanmıştır. Yasal/hukuki düzenlemeye yönelik taleplerin de kameraların mekânsal dağılımından ziyade görüntü verilerinin güvenliğine ilişkin olduğu görülmektedir. Mekânların anonimliği ve güvenlik retoriğinin yanı sıra, veri güvenliği ve verilerin kullanımını düzenleyen mekanizmaların da kamerada temsil olunan bakışın indirgenemez hariciliğinin telafisinde önemli bir işlev üstleneceği anlaşılmaktadır. Kamerada temsil olan bakışın kentsel mekânlara dâhil olması ve kent tecrübesinin bir bileşeni haline gelmesi, onun idare edilebilirlik kapasitesi ile ilgilidir.Anahtar Kelimeler: Kameralı gözetim, kentsel kamusallık, denetim, mahremiyet, bakışın idaresi, kentsel mekân, kent tecrübesi, güvenlik
Sosyal bir sorun olarak fuhuş olgusu: Diyarbakır genelevi örneği
Bu araştırma, toplumda her dönemde sosyal bir sorun olarak varolan fuhuş olgusunu yasal ve yasal olmayan yönüyle ele alan, nitel bir çalışmadır. Fuhuşa yol açan ekonomik, sosyal, psikolojik, kültürel, biyolojik, teknolojik, cinsel sebepler ve fuhuş sektöründe yer alanların sorunları tespit edilmeye çalışılmıştır.Araştırmacı tarafından literatür taraması yapıldıktan ve gerekli izinler alındıktan sonra, Diyarbakır Genelevinde bulunan yasal fuhuş mağduru 51 kadınla derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Bu görüşmeler ve gözlemler neticesinde elde edilen veriler araştırmada sunulmuştur. Araştırma, Diyarbakır Genelevinde bulunan kadınlarla yapılmış olmasına rağmen, yalnızca Genelev kadınları ve yasal fuhuş olgusu üzerine değerlendirmeler yapmaktan öte veriler içermektedir.Araştırmanın sonucunda, kadınların hayat hikayelerinden yola çıkılarak fuhuşun sebepleri ortaya konulmuştur. Fuhuş sektöründe yer alanların ekonomik, cinsel, psikolojik sömürüye maruz kaldıkları bulgularına ulaşılmıştır.Anahtar Kelimeler: Yasal Fuhuş, Genelev, Olgu
53 Numaralı Adana Şer'iyye Sicili 1808?1821 (H.1223?1237)
Hazırlamış olduğum H.1223?1237 (M.1808?1821) 53 numaralı Adana Şer'iye Sicili adlı çalışmada sözü edilen dönemde Adana'nın siyasi, sosyal, iktisadi faaliyetleri ve yine aynı çerçeve içerisinde Osmanlı Devleti ile olan ilişkileri incelenmiştir.Bu çalışmamızda Adana'da ki siyasi kimlik, bu kimlikte rol alan aşiretlerin iskânı hakkında bilgi verildikten sonra; Adana'da ki mahalleler, idari ve şer'i görevliler, esnaf grupları, para birimi ve nüfusu hakkındaki bilgiler elde edildikten sonra incelenerek değerlendirilmiştir.
Çocuk sosyolojisi bağlamında ailelerin çocuklarına bakış açılarının değerlendirilmesi (Elazığ ili örneği)
Çocukluk yılları, bireyin gençlik, yetişkinlik ve yaşlılık dönemlerindeki yaşantısının yönünü belirleyen, sosyal hayata uyum sağlamayı öğrendiği, ileriki hayatında kendisine gerekli olacak bilgi ve becerileri edindiği yıllar olması nedeniyle büyük öneme sahiptir. Toplumun geleceği olarak görülen çocukların, toplumsal hayat içerisindeki konumunun, sosyalleşmesinin, ailesiyle ve diğer sosyal çevresiyle ilişkilerinin araştırılması oldukça gereklidir.Çocuk sosyolojisi bağlamında anne babaların çocuklarına, çocukluğa, anne baba ? çocuk ilişkisine ve çocuğun sosyalleşmesine bakış açısının ele alınmasının amaçlandığı bu araştırma, 2009 ? 2010 öğretim yılında Elazığ il merkezinde bulunan 12 ilköğretim okulunun 5. sınıflarında öğrenim gören çocukların anne ve babalarından 418'inin görüşlerine başvurularak gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, anket tekniği kullanılmış ve anne babalara anne baba ? çocuk ilişkisi, çocuğun yetiştirilmesi ve sosyalleşmesi; kardeşler arası ilişkiler; arkadaşlar arası ilişkiler; çocuğun öğrenim hayatı ve meslek seçimi; çocuğun boş zaman etkinlikleri, ilgi alanları, alışkanlıkları, istekleri, oyun, kitle iletişim araçları, tüketim, çalışma hayatı, spor, sağlık, suç ve çocuk haklarıyla ilgili sorular sorulmuştur.Araştırmada, anne babaların çocuklarıyla yaşadıkları ilk 5 sorunun kardeşler arası iletişim, beslenme, okul, çocuğun istekleri ve aile içi kurallara uyma konusundaki sorunlar olduğunu ifade ettiği; anne babaların çocuklarını yetiştirirken en çok önem verdikleri 5 değeri çocuğun eğitimli olması, dini değerlere bağlı olması, dürüst olması, ahlaklı olması ve ailesine bağlı olması şeklinde ifade ettiği; ilkokul mezunu anne babaların en yüksek oranla otoriter, ortaokul ve lise mezunu anne babaların en yüksek oranla koruyucu, üniversite ve yüksek lisans / doktora mezunu olan anne babaların ise en yüksek oranla demokratik çocuk yetiştirme tutumunu benimsediği şeklindeki birçok sonuca ulaşılmıştır.Anahtar Kelimeler: Çocuk, Çocukluk, Çocuk Sosyolojisi, Çocukluk Sosyolojisi, Çocuğun Sosyalleşmesi, Anne Baba ? Çocuk İlişkisi.
Aleviliği anlamanın imkâni: Alevi deyişlerinin ve gülbanglarının Kavalcık köyü örneğinde sosyolojik analizi
Alevilik, teoride ve pratikte, inançta ve uygulamada sahip olduğu farklı özellikleriyle en çok ilgi çeken konulardan biridir. Farklı platformlarda, çeşitli yönleriyle ele alınan Alevilikle ilgili tartışmalarda, Alevilik nedir? Aleviler kimdir? sorularına birbirinden çok farklı cevaplar verilmekte; bağdaştırılması mümkün olmayan tanımlar, yorumlar ve değerlendirmeler yapılmaktadır. Bundan dolayı, Aleviliğin doğru anlaşılmasını güçleştiren tanım çeşitliliği, kavram kargaşası ve kafa karışıklığı yaşanmaktadır. Bu da, Aleviliğe ilgi duyanlar kadar, Alevilerin de kendilerini ve inançlarını algılamalarını; ortak paydalarda buluşmalarını güçleştirmektedir.Aleviliği anlamayı amaçlayan bu araştırma; alevi deyişlerinden ve gülbanglarından hareketle soruna yaklaşmakta ve Aleviliğin farklı anlam ve boyutlarına ışık tutmaktadır. Araştırmada, Alevilik konusunda yaşanan karmaşa, Aleviliğin sahip olduğu özelliklerin yanında konuyla ilgilenen araştırmacıların formasyonlarından ve ideolojik yaklaşımlarından da kaynaklandığı tespit edilmiştir. Bu yaklaşımla, Aleviliğin kaynağı ve aktarma aracı niteliğinde olan gülbangların ve deyişlerin, mevcut literatür ve saha çalışmasına dayalı gözlem ve görüşmeler sonucunda elde edilen veriler esas alınarak tahlil edilmesiyle Alevilik, bütün yönleriyle bir bütünlük içinde anlamaya çalışıldı. Yapılan tahlillerde, gülbanglarda ve deyişlerde/nefeslerde, Alevilik inancının ana öğelerinin kronolojik ve hiyerarşik bir sıra içinde yer aldığı saptandı. İnancının kaynağı olan Hak/Allah, Muhammed-Ali ile başlayan hiyerarşi, Ehl-i Beyt, On iki İmam, On Dört Masum-i Pak, On Yedi Kemerbest, Erenler (Evliyalar), Hacı Bektaş-ı Veli ve Hızır isimlerinin rahmetle anılmasıyla devam eder. Sıralama, sistemde ?ötekiyi? temsil eden Yezid'in, bazen de Muaviye ve Mervan'nın lanetle anılmasının ardından, Aleviliğin insan ve toplum anlayışı ve Hu, Hu ile sona ermektedirBu araştırmada, Aleviliğin bir inanç sistemi olduğu yönündeki görüşler doğrulandı. Sözlü kültüre dayanan, özünü, Ehl-i Beyt'e duyulan sevgi ve bağlılığın oluşturduğu bu inancın hem teolojik hem de dünyevi (sosyolojik) boyutu olduğu saptandı.Müminlerine göre, özgün/biricik olan Aleviliğin kaynağı nur, aktarma biçimi sır, kabul edenler de seçilmiş topluluktur. Yapılan tahlillerde ise, Alevilik inancının; Ehl-i Beyt'in ve bu soydan gelenlerin ve onların yaşadığı olayların, Anadolu'da coğrafi koşulların, merkezi yönetimle geliştirilen ilişki biçiminin, başka bir ifadeyle ilişkisizliğin neden olduğu baskıların, dönemin siyasi ve sosyal koşulların, İslam öncesi inançların oluşturduğu bir yaklaşımla algılanması sonucunda ortaya çıktığı tespit edildi.Aleviliğin, bir taraftan yaşatılmaya çalışılan geleneksel yapısı, diğer taraftan şehirlerde yönünü bulmaya çalışan modern anlayışı ve dinamik nüfusuyla gelecekte de en çok tartışılan konulardan biri olacağı öngörülmektedir.Anahtar Kelimeler: Alevilik, Alevi Kimliği, Deyiş, Gülbang, Yedi Ulu Ozan, Seyyid, Talip
Yeni bir toplumsal dönüşüm sürecinin üretim birimi olarak: Teknoparklar
Sosyolojik araştırmaların ilk kaynağı, toplumları daha iyi anlama arzusu olmuştur. Bu çalışmada, Bilgi Toplumunu ve onun simgesi olan teknoparkları anlamak ve niteliklerini kavramak amacı ile yapılmış bir alan araştırmasıdır.Son 50?60 yılda ekonomide meydana gelen dönüşümlerin simgesi haline gelen teknoparkların, sosyo-ekonomik yansımalarını ortaya koymak amacıyla yapılan bu çalışmada; Teknopark terimi, teknolojinin en üst düzeyde kullanıldığı yer anlamından çok; toplumların bir gelişme göstergesi, yeni bir sosyal olgu, yeni meslek formları, günümüz toplumunda değişimi hızlandıran bir kurum, yeni bir üretim birimi, yeni üretim ilişkilerinin, yeni üretim tarzlarının, yeni çalışma hayatının oluşturduğu, yeni bir ifade tarzı, yeni bir organizasyon ve değişen yaşam tarzlarına cevap niteliği taşıyan kavramlar bütünü olarak kullanılmıştır. Bu çalışma teknopark olgusunun ifade ettiği kavramlar bütününü, söz konusu yeni sürecin mevcut yapısını anlamayı amaçlamaktadır. Biliyoruz ki, üretim tarzlarının değişmesi ile toplumsal değişim arasında sıkı bir ilişki vardır. Bu amaçla Türkiye'deki teknoparkların yukarıda sayılan nitelikler doğrultusunda incelenmesi amaçlanmıştır.Bilgi Toplumunun simgesi teknoparklarda, bildiğimiz üretim sürecinden farklı olarak; üretim ilişkilerinin (giriş-çıkış saatleri, işveren-işgören arasındaki ilişki) esnekleştiği, ekonomik kazancın ikinci plana itildiği, bayan çalışan (Ar-Ge) sayısının arttığı, bireysel ifadenin (katılımcılık) ve yaratıcılığın öne çıktığı, bilginin girdi olduğu, bilgi düzeyi aynı kişi veya kişilerden oluşan bir çalışma profiline/üretim sürecine doğru gidildiğini göstermektedir. Bu değişim nitel bir çalışma ile ortaya konmaya çalışılmıştır.Anahtar Kelimeler: Teknopark, Teknoloji, İnovasyon, Üretim Tarzı, Bilgi Toplumu, Kültür.
Sporda fanatizm: Futbol seyircileri üzerine sosyolojik bir araştırma (Elazığ örneği)
Sporda Fanatizm: Futbol Seyircileri Üzerine Sosyolojik Bir Araştırma (Elazığ Örneği) Mehmet ÖCALAN Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Ana Bilim Dalı Günümüzde, sporun her alanında şiddetin giderek yaygınlaşmasına karşın, bu konudaki akademik çalışmalar oldukça sınırlıdır. Özellikle futbol sahalarında, şiddet ve holiganizm, kontrol edilemez boyutlara ulaşmıştır.Avrupa ülkelerinde özellikle de İngiltere'de, 1960'lardan başlanarak, günümüze kadar pekçok araştırma yapılmış, özellikle futbol ve şiddet konusunda, değişik çözüm önerileri getirilmiştir. Yapılan araştırmalarda, şiddete eğilimi olanlar ve şiddete başvurma nedenleri tespit edilmiştir. Bugün ülkemiz, ciddi bir futbolda şiddet gerçeğiyle karşı karşıyadır. Hemen hemen her maçtan önce, maç sırasında veya maçtan sonra, şiddet yanlıları sahneye çıkmakta ve olay çıkarmaktadırlar. Maç yapmak için deplasmana giden takımları ve taraftarlarını istenmeyen olaylardan korumak için, emniyet güçleri, geniş güvenlik tedbirleri almaktadır. Maç bittikten sonra, takımlar ve taraftarlar da şehir dışına kadar yolcu edilmesine rağmen, yine de istenmeyen olaylar olmakta ve bu olaylar, artarak devam etmektedir. Bu çalışma, Elazığ ili futbol seyircilerinden 700 kişiye, anket uygulamak suretiyle gerçekleştirilmiştir. Araştırmada, seyircilerin demografik özellikleri, saha içinde ve saha dışındaki davranışları, diğer takım taraftarları hakkındaki düşünceleri ve fanatizm hakkındaki görüşleri öğrenilmeye çalışılmıştır. Anket, mülakat ve gözlem sonuçlarından elde edilen veriler ışığında; 1- Elazığspor seyircilerinin; yaş ortalaması, en sık maçlara gidenlerin özellikleri, öğrenim durumları, mesleksel dağılımları, ekonomik durumlar, boş zaman değerlendirme etkinlikleri, tespit edilmeye çalışılmıştır.IV 2- Seyircilerin, şiddet içeren davranışları arasında, en fazla görülenin, sözlü sataşmalar olduğu tespit edilmiştir. Sözlü sataşma ve küfür, sırasıyla hakemlere, karşı takım oyuncularına karşı, takım taraftarlarına ve kendi oyuncularına yönetilmektedir. Diyarbakırspor ve Malatyaspor maçlarında, küfür oranı ve şiddetin dozunun arttığı tespit edilmiştir. 3- Seyirci davranışları eğitim, yaş, ekonomik durum ve meslek değişkenleri ile karşılaştırılmıştır. Şiddet içeren davranışların, daha çok maddi durumları kötü olan gençler, öğrenciler ve ortaokul mezunları arasında olduğu görülmüştür. Ayrıca, bu araştırmada, seyircilerin %50' sinin, hiçbir şekilde küfür etmediği tespit edilmiştir. 4- Bu araştırmada seyircilerin, futbol hakemleri, karşı takım sporcuları, taraftarları ve güvenlik kuvvetleri hakkındaki görüşleri de incelenmiştir.
Toplumsal değişme ve eğitim etkileşimi
Bu araştırmada, toplumsal değişme ve eğitim arasındaki ilişki ve etkileşim incelenmektedir. Toplumsal değişmelerin eğitim ve eğitimin de toplumsal değişmeler üzerindeki etkisi incelemenin temel konusunu oluşturmaktadır. Konuyla ilgili kavramlar, kuramlar, olgular, teorik bir yaklaşımla ele alınmıştır. Araştırmanın konusunu oluşturan kavramlar, tanımlar, kuramlar, olay ve olgulardan başlanarak, Türk eğitim sisteminin tarihsel gelişimi konuyu sınırlamıştır. Araştırmaya başlanırken ilk önce kavramlar tanımlandıktan sonra, araştırmaya ilişkin ortaya konulan kuramlar verilerek sosyolojik bir çerçevede bakılmaya çalışılmıştır. Bir ileriki aşama ise toplumsal değişme ve eğitim arasındaki etkileşimi ortaya koyabilmek için eğitim kavramı da ele alınmıştır. Toplumla bağlantıları kurularak, toplumu nasıl etkilediği hakkında bilgiler verilmiştir. Toplumsal kurumlarında çeşitli yönlerden eğitimi etkileyerek, toplumsal değişmeye yön verdiği açıklanmaya çalışılmıştır. Nihayet, araştırmadan elde edilen sonuçlara göre, toplumsal değişme gerek kurum boyutunda ve gerekse olgu ve olay boyutunda eğitim kurumunu etkilemekte ve aynı derecede ondan etkilenmektedir. Bu ilişkide bazen, toplumsal yapı, kurumlar, olaylar ve olgular değişmeye neden olup hızlandırırken, bazen de eğitim kurumu veya sistemi değişmeyi oluşturur ve hızlandırır. Bu nedenle bu iki kavram arasında neden - sonuç aramak yerine bir etkileşimin varlığı dikkati çekmektedir. Bundan dolayı, toplumsal değişme ve eğitim arasındaki ilişki, bir etkileşimden ibaret olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Değişme, toplumsal değişme, eğitim, eğitim ve toplumsal değişme
Yeni kentlilerin kente uyum sürecinde karşılaştıkları sosyo-ekonomik problemler ve tüketim alışkanlıklarında meydana gelen değişmeler
vnı ÖZET Yüksek Lisans Tezi YENİ KENTLİLERİN KENTE UYUM SÜRECİNDE KARŞILAŞTIKLARI SOSYO EKONOMİK PROBLEMLER VE TÜKETİM ALIŞKANLIKLARINDA MEYDANA GELEN DEĞİŞMELER. Ebru ÖZGÜR Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı 2003, Sayfa 70 Türkçe Özet ; Kırsal bölgelerimizden kentlerimize olan göç ve göç edenlerin, kentsel çevrenin gerektirdiği bazı koşullan hazırlayarak veya uygulayarak, kentte oturan birer birey haline gelmeleri, yani kentlileşmeleri, yalnız büyük kentlerimizi değil, bütün toplumumuzu ilgilendiren sorunlardan biri olarak görülmektedir. Kırsal bölgelerimizden kentlerimize olan içgöçün, 1950 yılından beri hızla arttığı kentlerimizde, nüfus artışı ile birlikte iş, konut, yol, su, elektrik gibi temel ihtiyaçlar arasında, dengesiz bir gelişme olduğu anlaşılmaktadır. Görünür baza ekonomik faktörleri, içgöç nedeni olarak ileri süren kaynaklar, kente göç edenlerin, geldikleri kırsal bölgelerin, sosyo-ekonomik yönlerden, en düşük seviyedeki bireyleri oldukları ve tarımda makineleşme sonucu işsiz kalarak, kente göç etmekten başka çare bulamadıkları izlenimini vermektedir. Köy ve şehrin hayat tarzları, gelenek ve görenekleri, kültürleri, iş alanları, işbölümü bakımından birbirinden farklıdır. Köyden şehre göç eden insanların, eski davranış ve alışkanlıklarım, örf ve adetlerini, geldikleri yerde bırakmadıkları aşikardır. Göç sırasında, kültürleri de beraberlerinde şehre gelmektedir. Şehre göçle birlikte, göç edenlerin şehirdeki gelirleri, çalıştıkları işler, yerleşim şekilleri ve barınakları bakımından, değişmeler olduğu gözlenmektedir.IX Tüm bu değişikliklerin yanında, şehre göçle birlikte, yeni tüketim kalıplan benimsenmiş ve kentlilerin alışverişlerinde gösterdikleri davranışlar, örnek alınmaya başlanmıştır. Burada, aslında verilmek istenen mesaj; "biz de artık kentliyiz" 'dir. Acaba bu gerçekleşmiş midir? Biz de bu araştırmamızda, kırsal alanlardan göç etmiş bulunan kimselerin, tüketim alışkanlıklarındaki değişmelerin, derecesini ve yönünü tespit etmeye çalıştık. Anahtar sözcükler : Göç, içgöç, kentlileşme, uyum, kültür, sosyal ve kültürel değişme, tüketim alışkanlıkları.
Depresyonun sosyolojik açıdan incelenmesi: Elazığ örneği
m ÖZET Doktora Tezi Depresyonun Sosyolojik Açıdan İncelenmesi M.Ruhat YAŞAR Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Ana Bilim Dalı Şimdiye kadar, genel olarak sadece, psikolojik ve psikiyatrik bir hastalık olarak değerlendirilen depresyonun, gerek nedenleri ve gerekse sonuçlan itibariyle ekonomik, ruhsal maliyeti yüksek olan sosyal bir problem olduğunu söyleyebiliriz. Ülkemizde ve araştırma evrenimizde, sürekli arttığı tespit edilen bu hastalığın, sosyal-ekonomik yapıyla karşılıklı ilişkileri vardır. İntihar olgusunda en büyük paya sahip olan bu hastalığın, ümitsizlik, çaresizlik ve yabancılaşmayla iç içe geçen görünümü, sosyal yapı ve sosyal çözülme bağlamında sosyolojik bir analizi gerekli kılmaktadır. Bu anlamda, cinsiyet, yaş, eğitim düzeyi, kişilik, zihniyet-dindarlık, sosyal sum; meslek, gelir durumu, aile geçmişi ve aile yapısı, evlilik ilişkileri, coğrafî köken ve ikâmet yeri, göç, sosyal hareketlilik ve sosyal ilişki düzeyi gibi çeşitli sosyo-ekonomik değişkenlerin, depresyonla yalandan ilgili olduğu tespit edilmiştir. Bu çalışma, Elazığ Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi'nde ve Sigorta Hastanesi Psikiyatri Bölümü'nde yatarak tedavi gören depresyon hastaları üzerinde yapılmıştır. Anket ve mülakat yaparak görüştüğümüz 100 hastanın 58'ini erkekler, 42'sini ise, kadınlar oluşturmaktadır. Görüştüğümüz kişilerin büyük kısmım orta yaştaki evliler oluşturmaktadır. Çoğunluğu, alt sosyo-ekonomik düzeydeki düşük eğitimli kişilerden oluşan bu hastaların, sosyal köken itibariyle de, alt tabaka ailelerden geldiklerini ve genel olarak şehirde ikamet ettiklerini söyleyebiliriz. Araştırmamızda, hastaların genel olarak iki sorun nedeniyle depresyona girdiklerini söyleyebiliriz. Bu iki genel sorun, aile huzursuzluğu ve ekonomik sorunlardır. Hastaların çoğunun, bu iki sorunu ve bu sorunların sonucu olan farklı sıkıntıları, ağırlığı kişiden kişiye değişse de, genelde iç içe geçmiş sorunlar olarak birlikte yaşadıklarım, yani bu sorunların sadece, biriyle karşı karşıya olmadıklarını söyleyebiliriz. Ayrıca, hastaların yaşadıkları bu sorunlarının,IV genelde çocukluk yıllarına kadar götürülebilecek bir süreklilik taşıdığını ifade edebiliriz. Geçmişte, aile içi huzursuzluklara, çatışmalara ve baskılara şahit olan hastaların, bugün de ailelerinde, aşağı yukarı aynı sorunları tekrar yaşadıklarını veya bu sorunlarına, ayrıca, farklı sorunların eklendiğini söyleyebiliriz. Aile içi sorunlar ise, genelde, ekonomik sorunlarla iç içe olup, iletişimsizlik, geçimsizlik ve terk etme sorunundan, boşanma ve aldatmaya kadar uzanan bir dizi sorunu kapsamaktadır. Yine, geçmişte, maddi sıkıntılar nedeniyle sorunlar yaşayan hastaların da, aynı şekilde bugün, alt sınıf üyesi olmanın sorunlarıyla karşı karşıya kaldıklarını ifade edebiliriz. Hastaların yaşadıktan ekonomik sorunlar ise, genelde yapısal sorunlarla ilgili olup, işsizlikten, aşırı borçlanma ve para sıkıntısına, dolandırılma, iflas ve hacizden çalışma sorunlarına kadar uzanan ciddi sorunlardır. Genel olarak, hastaların ağır nitelikteki birden fazla sosyo-ekonomik sorunu aynı anda ve kronikleşecek kadar sürekli olarak yaşamaları, onların tükenerek depresyona girmelerinde önemli bir rolü olmuştur. Bu ciddi sorunlarına rağmen sosyal destekten yoksun ve yalnız olmaları, onların hastalanmaları üzerinde etkili olmuştur. Anahtar Sözcükler: Depresyon, sağlık-hastalık, sosyal ilişki, sosyo-kültürel yapı, toplumsal hareketlilik, göç, sosyal sınıf, aile, evlilik, anomi, yabancılaşma.
Tüketim kültürünün yeni yüzü: Elazığ örneği
"Tüketim Kültürünün Yeni Yüzü: Elazığ Örneği" Metin GÜLTEKİN Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı 2004; Sayfa: XI+219 Tüketim kültürü, toplumsal ilişkilerin tüketim ilişkileri çerçevesinde anlam kazandığı bir kavramı ifade etmektedir. Nesnelerin bireysel ihtiyaçların büyük bir çoğunluğunu karşılaması, bu süreci doğurmuştur. Yani toplum içindeki bireylerin birbirleriyle olan dayanışma gereksinimleri, nesneler tarafîndan ikame edilir olmuştur. Böylece toplumdaki sosyal bağların gereksizleşmesi süreci gündeme gelmiştir. Buna bağlı olarak, toplumsal ilişkilere anlam veren değerler alanının üretimi, kişiler arası ilişkiler bağlamından çıkarak, kişilerle nesneler arası ilişkiler sürecine aktarılmış olmaktadır. Bu süreçte, her nesne belli düzeyde, sosyal anlamla yüklenmiştir ve nesneler topluca, sosyal statünün belirlenmesiyle denkleşerek, toplumsal gereksinimlerin karşılanması bağlamında yapılaşmıştır. Artık nesneler tekil anlamlarından çıkarak, bir nesneler sistemi olarak anlam kazanmıştır. Bu bağlamda tüketim, toplumsal bir etkinliktir ve toplumsal ilişkilerin yeni bir biçimi olarak dönüşmüştür. Tüketimin toplumsal bir ilişki biçimi olarak gelişmesinde, ürün bolluğunun mevcudiyeti temel olmakla birlikte, nesnelerle ilişkinin toplumsal bir nitelik kazanmasının tarihsel koşullar da bulunmaktadır. Bunlar; Batı toplumlarında doğan modernizmin ve kapitalizmin doğurduğu koşullardır. Günümüzde küreselleşmeyleIll beraber modernizmin, kapitalizmin ve tüketim kültürünün sonuçlarının da küreselleşmesi ile karşı karşıya kalınmış bulunulmaktadır. Bu çalışma, belirtilen bu gelişme süreci bağlamında, araştırma alanımızda görülen değişimi ele almayı amaçlamıştır. Çalışmada ulaşılan bulgular, genel anlamda tüketim kültürünün, yerleşmekte olan bir olgu olduğunu göstermiştir. Ancak özellikle gelir düzeyindeki kısıtlamaların ve geleneksel değerlerin yoğun etkisinin, tüketimin kültürel bir görünüme bürünmesinde, engelleyici iki temel faktör olduğu ortaya çıkmıştır. Fakat söz konusu toplumsal değerlerin, tüketim süreci içerisinde giderek nesnelleştiği görülmüş ve bu sürecin uygulama alammızdaki tüketim ilişkilerini farklı ve özgün bir niteliğe büründürdüğü sonucuna varılmıştır. Anahtar Sözcükler: Tüketim kültürü, sosyal yapı, sosyal değişme, modernleşme, azgelişmişlik, geleneksellik, modernizm, postmodernizm, küreselleşme, yaşam tarzları.
Sekiz yıllık zorunlu eğitimin sosyal sonuçları (Sivrice ilçesi örneği)
T ins lea Sekiz Yıllık Zorunlu Eğitimin Sosyal Sonuçları (Sivrice İlçesi Örmeği) Serhat YABANCI Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilin* Dalı 2004, Sayfa: X + 100 Bu araştırmanın amacı; sekiz yıllık zorunlu eğitimin yürürlüğe girmesinden itibaren toplum üzerinde oluşturduğu etkileri tespit etmektir. Bu bağlamda, öğretmen, muhtar ve imamların görüşlerine dayalı veriler elde edilip, amaca uygun tespitler yapılmıştır. Sekiz yıllık zorunlu eğitim sisteminin, toplum üzerindeki etkileri konusunda bazı değerlere ulaşılmış ve çerçevede sosyolojik bir değerlendirilmesi yapılmıştır. Genel olarak araştırma dört bölümden oluşmuştur. Bu araştırmada aşağıdaki konular ele alınmıştır: Birinci bölümde; sekiz yıllık eğitimin sosyal sonuçlarının ele alındığı araştırma hakkında bilgiler yer almaktadır. Problemin durumu ve araştırmanın yöntemi hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölüm; araştırmanın teorik kısmından oluşmaktadır. Araştırmanın kuramsal çerçevesi çizilip, araştırmayla ilgili teorik bilgilerden bahsedilmiştir. Üçüncü bölüm; araştırma sonucunda elde edilen bulgular verilmiş ve bunlarm analizi yapılmıştır. Elde edilen veriler daha sonra yorumlanmıştır. Son bölümde ise; araştırma sonucunda elde edilen verilere bağlı olarak, sonuçlar verilip, önerilerde bulunulmuştur.
Küreselleşme sürecinde terörizm
Bu çalışma, küreselleşen dünyada terörizmin; izlediği yolu, küreselleşme sürecinden etkilenimini göz önünde tutarak geçmişten geleceğe terörizmin ortaya çıkış biçimlerini, özellikle de küreselleşmenin terörizme olan etkilerini konu edinmektedir. Çalışmanın amacı; terörizmin toplumsal nedenlerini ve sosyal kurumlarla olan ilişkilerini belirtmek ve terörizmin, uluslararası boyutunun önemini ortaya koymaktır. Bunun için de küreselleşme sürecinde uluslararası ilişkiler, siyaset ve terörizm ilişkisini açıklama amacındadır. Çalışma, giriş ve yedi bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde çalışmanın konusu, amacı ve yöntemi ele alınmıştır. Birinci bölümde küreselleşmenin kavramsal çerçevesi verilmiştir. İkinci bölümde terör ve terörizm kavramları ile terörizm ile ilgili şiddet, anarşi, nihilizm, saldırganlık ve bu gibi kavramlar üzerinde durulup terörizmin toplumsal nedenleri açıklanmıştır. Üçüncü bölümde terörizmin ideoloji, örgüt ve şiddet unsuru üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölümde uluslararası terörizmin, kavram çerçevesi ve nitelikleri detaylı olarak açıklanmıştır. Beşinci bölümde tarihsel süreç içinde çeşitli terörizm hareketleri üzerinde durulmuştur. Altıncı bölümde terörizmin felsefe ve teorileri açıklanmıştır. Yedinci bölümde ise enformasyon çağı ve küreselleşme bağlamında terörizm ele alınarak küreselleşmenin terörizme olan ekonomik, teknolojik, hukuki, siyasal ve sosyo-kültürel etkileri açıklanmıştır Anahtar Sözcükler : Terör, Terörizm, Küreselleşme, Anarşi, Uluslararası Terörizm
Kadınların kırdan kente yeniden yerleşime cevabı: Elazığ'da Keban Barajı Kadın Göçmenleri örneği
m ÖZET Doktora Tezi KADINLARIN JORDAN KENTE YENİDEN YERLEŞİME CEVABI: Elazığ'da, Keban Barajı Kadın Göçmenleri Örneği İlknur ÖNER Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı 2004; Sayfa:XX+370 Bu çalışmada, anneler ve kızlarının, Elazığ'a yerleşimlerinden 20 yıl sonraki deneyimleri ele alınarak "Keban Barajı Kadın Göçmenlerinin Yeniden Yerleşime Cevaplan" incelenmektedir. Çalışmada, uygun politika ve planlama stratejileri önerilerek gelişme projesinden etkilenen kadınlar ve ailelerinin mevcut pozisyonları anlaşılmaya çalışılacaktır. Araştırmada bir grup soru ve hipotez gözden geçirilerek, yüz yüze, yarı yapılanmış görüşmeler, gözlemler ve ikincil kaynaklardan faydalanılmıştır. Çalışma, Elazığda takip edilebilen ailelerden seçilen, 80 anne, 80 bekar kız ve 15 evli kızdan oluşan toplam 175 kadın üzerine odaklanmıştır. Kadınların cevap ve deneyimleri; ücretli çalışma, eğitim, karar verme mekanizmasına katılım, akrabalık ve çevre ile ilişkileri ve şehirdeki hizmetlerin kullanımı, seçme hakkının kullanımı, elde edilen maddi kaynakların kullanımı gibi alanlarda incelenmiştir. Bu yolla, yeniden yerleşim sonrasına gösterdikleri cevap farklılıklarıyla, kadınların genel pozisyonlarındaki etkiler anlaşılmaya çalışılmıştır. Bulgular, kadınların farklı cevaplan olduğuna işaret etmektedir. Bu farklılıklar, nesiller arasında gözlenmiştir. Kadınların bireysel düzeyde yaşadıkları deneyimler ve rollerindeki değişimlerin, toplum içindeki pozisyonlarının görünümüyle örtüşmesinde farklılıklar gözlenebileceği belirlenmiştir. Cevapların aktif, pasif, geriye çekilme veya dönüşüm türlerinde olabileceği görülmüştür. Bu, onların yeni çevrelerinde kendilerince aktif katılımcılar olduğunu göstermektedir. Kadınların pozisyon ve rollerindeki değişimlerin çok yönlülüğünden dolayı farklı zamanlarda yapılan çalışmalarda, farklı görünümler verebilecekleri ve bunların farklı kavramlarla ifade edilebilecekleri tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Kadın, göç, Keban, yeniden yerleşim, ücretli çalışma.
Feminist söylem açısından Türk kadını
ÖZET Yüksek Lisans Tezi FEMİNİST SÖYLEM AÇISINDAN TÜRK KADINI HİLAL MUZOĞLU Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyoloji Anabilim Dalı 2004, Sayfa: 63 Osmanlı 1939'da ilan ettiği Tazminat Fermam ile birlikte Avrupa'nın sadece ekonomik açıdan değil sosyal, kültürel ve siyasi alanda da kendisinden daha ileri bir düzeyde olduğunu kabul eder. Bu nedenle Avrupa'nın bu üstünlüklerini yakından takip edebilmek için Batıya öğrenciler göndermeye başlar. Bu öğrenciler Osmanlı'ya geri döndüklerinde Avrupa'nın kültürel hayatını Batılı eserleri tercüme ederek topluma aktarmaya çalışırlar. Böylece bu dönemde Avrupa'da yankı bulan eşitlik, özgürlük ve feminizm gibi fikirler Osmanlı toplumunda yer edinmeye başlar. Bu düşünceler zaman içerisinde Osmanlı toplumunda yayılır ve Türk kadını da bu gelişmelerden etkilenerek kendi haklarını dile getirir. Bu araştırma Türkiye'de feminizmi tarihi süreç içerisinde Türk kadınının sosyal, siyasi ve ekonomik hayatta bulunduğu konumu itibariyle irdelemeyi amaç edinmektedir. Araştırma üç ana bölümden oluşmaktadır. Araştırmanın birinci bölümünde araştırmanın amacı, konusu ve metodu hakkında bilgi verilmiştir. Araştırmanın ikinci bölümünde Batı dünyasında feminizmi ortaya çıkaran sosyal ve kültürel hareketler incelenmiştir.Ayrıca Avrupa'daki modern ve postmodern feminist akımların ne anlama geldiği ortaya çıktıkları tarihi süreç dikkate alınarak gözden geçirilmiştir. VAraştırmanın üçüncü bölümünde ise Türkiye de feminizmin oluşumu ve gelişim aşamaları, tarih süreç dikkate alınarak incelenmiştir. Bu aşama feminizmin Türkiye de fikir olarak gündeme geldiği Tanzimat dönemi ile başlar. Bu dönemde, Osmanlı aydınlan Türk kadınının toplum içinde yer edinebilmesi için eğitilmesi gerektiğini yazılarında dile getirirler. II. Meşrutiyet dönemine gelindiğinde Türk kadınının sosyal konumuyla ilgili farklı ideolojiler (Muhafazakarlar, Batıcılar, Türkçüler) görüş bildirir. Bu görüşlerin buluştukları ortak nokta ise Türk kadınının yıllardır içine saklandığı kabuğunu kırıp çıkması ve medeniyetin gelişmesi için kendisini eğitmesi üzerinde odaklaşır. Cumhuriyet döneminde ise Atatürk Türk kadınına Kurtuluş savaşında gösterdiği başarının ödülü olarak seçme, seçilme hakkım armağan eder. Ayrıca İsviçre Medeni Kanunu'nu kabul ederek çok eşliliği kaldırır. 1950'lerden 1970'lerin ortalarına kadar geçen dönemde ise Türk kadını, kırsal kesimdeki kadınları eğitmek ve bilinçlendirmek için canı gönülden hizmet eder. 1970'lere gelindiğinde ise Türk kadım, fabrikada ve evde gün içerisinde yoğun bir şekilde çalışarak ezilen kadınları baskı altından kurtarmak için onların erkeklerle birlikte sınıf mücadelesine girmelerini ister. 1980 sonrası döneme gelindiğinde ise Türkiye'de feminizm doruk noktasına ulaşır ve kendisini net bir şekilde ifade etmeye başlar. Türk kadını bu dönemde kendisini baskı altına alan ataerkil düzene başkaldırır ve farklı feminist söylemlerde bu sorunu dile getirir. Aynı zamanda bu dönemde ilk defa kadınlar sorunlarını birlikte dile getirmek için örgütlenerek birçok sayıda kadın dernekleri kurarlar ve feminist hareketler gerçekleştirirler. Anahtar Kelimeler: Feminist, ataerkil, eşitlik, özgürlük VI