
806
Archived Theses
2
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Çoklu ortam uygulamaları destekli farklı öğretim stratejilerinin akademik başarı, öğrenmeye yönelik motivasyon ve materyale bağlanmaya yönelik etkisinin incelenmesi
Araştırmada çoklu ortam uygulamaları destekli farklı öğretim stratejileri ile yürütülen öğrenme sürecinin, öğrencilerin akademik başarılarına, yapılandırmacı öğrenme ortamı algılarına, fen öğrenmeye yönelik motivasyonlarına ve çoklu ortam materyaline bağlanma durumlarına etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Karma araştırma yöntemlerinden yakınsayan paralel desen ile tasarlanan çalışmanın nicel araştırma boyutunda öntest-sontest-kalıcılık testli kontrol gruplu yarı deneysel desen ve nitel araştırma boyutunda durum çalışması yöntemi kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu 2022-2023 eğitim-öğretim yılı ikinci döneminde Tekirdağ ili Marmaraereğlisi ilçesinde bulunan bir ortaokulun iki ayrı sınıfında öğrenim gören 46 yedinci sınıf öğrenci oluşturmaktadır. Araştırmaya katılan 24 öğrenci deney grubunu, 22 öğrenci ise kontrol grubunu oluşturmaktadır. Verilerin toplanması amacıyla araştırmacı tarafından hazırlanan güvenirlilik ve geçerliliği test edilmiş "Akademik Başarı Testi", "Yapılandırmacı Öğrenme Ortamlarını Değerlendirme Ölçeği", "Fen Öğrenmeye Yönelik Motivasyon Ölçeği", "Çoklu Ortam Öğrenme Materyaline Bağlanma Ölçeği" ve "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılmıştır. Uygulama öncesinde deney ve kontrol grubunda bulunan öğrencilerin süreç öncesinde yapılandırmacı öğrenme ortamlarına yönelik algıları, fen öğrenmeye yönelik motivasyonları ve akademik başarı düzeyleri ön test olarak ölçülmüştür. Uygulama sürecinde deney grubunda çoklu ortam destekli buluş yoluyla öğretim, kontrol grubunda ise çoklu ortam destekli sunuş yoluyla öğretim süreci yürütülmüştür. Uygulama süreci 5 hafta yaklaşık 20 ders saati süresinde tamamlanmıştır. Çoklu ortam destekli farklı öğretim stratejilerinin uygulandığı süreç sonrasında deney ve kontrol grubunda bulunan öğrencilerin yapılandırmacı öğrenme ortamlarına yönelik algıları, fen öğrenmeye yönelik motivasyonları, çoklu ortam materyaline bağlanma durumları ve akademik başarı düzeyleri son test olarak ölçülmüştür. Deney ve kontrol grubunda bulunan öğrencilere son test uygulamasından yaklaşık 5 hafta sonra öğrenilen bilgilerin hatırda kalıcılığını değerlendirmek amacıyla akademik başarıları kalıcılık testiyle ölçülmüştür. Nicel verilerin analizinde bağımlı örneklemler t-testi ve bağımsız örneklemler t-testi kullanılırken, nitel veriler içerik analizi yöntemi kullanılarak çözümlenmiştir. Yapılan istatistiksel analizler sonucunda, deney ve kontrol gruplarının son test ile ön test akademik başarı puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde son test lehine farklılık ortaya çıkmıştır. Deney ve kontrol gruplarının son test akademik başarı puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde bir farklılaşma olmadığı görülürken, benzer durum kalıcılık testi akademik başarı puan ortalamalarında da görülmüştür. Yapılandırmacı öğrenme ortamlarına ilişkin deney ve kontrol grupları arasında son test puan ortalamaları ve her bir grubun son test ile ön test puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde farklılaşma olmadığı görülmüştür. Fen öğrenmeye yönelik motivasyonlarına ilişkin olarak kontrol grubunun son test puan ortalamaları ile ön test puan ortalamaları arasında son test lehine anlamlı düzeyde bir farklılaşma görülürken, deney grubunda ise anlamlı düzeyde farklılaşma olmadığı görülmektedir. Grupların fen öğrenmeye yönelik motivasyonları son test puan ortalamaları arasında da anlamlı düzeyde farklılaşma olmadığı tespit edilmiştir. Deney ve kontrol grubunda bulunan öğrencilerin çoklu ortam materyaline bağlanmaya yönelik puan ortalamaları arasında anlamlı düzeyde bir farklılaşma ortaya çıkmamıştır. Bununla birlikte öğrenci görüşlerinden elde edilen bulgularda; öğrencilerin çoklu ortam uygulamalarına yönelik genel olarak öğrenmeyi kolaylaştırdığı, aktarılan bilgiyi somutlaştırdığı, eğlenceli öğrenme ortamı yarattığı ve bilgide kalıcılık sağladığı yönünde düşündükleri görülmüştür. Çalışmada ayrıca öğrenci görüşleri kapsamında buluş yoluyla öğretim sürecinin kısmen zor bulunmasıyla birlikte, düşünmeye sevk ettiren, verimli ve eğlenceli bir strateji olarak görüldüğü belirlenirken, sunuş yoluyla öğretimin ise verimli, eğlenceli ve öğrenmeyi kolaylaştıran bir strateji olarak görüldüğü tespit edilmiştir.
Algoritma ve kodlama eğitiminin bilgi işlemsel düşünme, problem çözmeye yönelik yansıtıcı düşünme ve kodlamaya yönelik tutuma etkisi
Algoritma ve kodlama eğitimi kapsamında ortaokul öğrencilerinin bilgi işlemsel düşünme becerilerine yönelik öz yeterlik algıları, problem çözmeye yönelik yansıtıcı düşünme becerileri ve kodlama eğitimine yönelik tutumlarının belirlenmesi ve çeşitli değişkenler açısından incelenmesi amaçlanmıştır. Gerçekleştirilen çalışmada karma yöntem desenlerinden yakınsayan paralel karma yöntem deseninden yararlanılmıştır. Karma yöntem desenin nicel boyutunda zayıf deneysel desen ve nitel boyutunda ise durum çalışması yöntemi kullanılmıştır. Çalışmada "Bilgi İşlemsel Düşünme Becerisine Yönelik Öz Yeterlik Algısı Ölçeği", "Problem Çözmeye Yönelik Yansıtıcı Düşünce Becerisi Ölçeği", "Kodlamaya Eğitimine Yönelik Tutum Ölçeği" ve "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılmıştır. Çalışmanın nicel katılımcı grubu 2022-2023 eğitim-öğretim yılı bahar döneminde bir resmi okulun ortaöğretim kademesinde öğrenim görmekte olan 5. sınıf öğrencilerinden 172 öğrenci ve nitel katılımcıları yine aynı örneklem içerisinde yer alan 12 öğrenciden oluşmaktadır. Çalışmadan elde edilen verilerin analizinde nicel veriler için bağımlı örneklem t- testi, bağımsız örneklem t- testi, Anova testi ve Pearson korelasyon analizinden yararlanılırken, nitel verilerin analizi ise içerik analiz yöntemi ile çözümlenmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular sonucunda, algoritma ve kodlama eğitimi sonrası öğrencilerin bilgi işlemsel düşünme becerisi öz yeterlik algıları, problem çözmeye yönelik yansıtıcı düşünme becerileri ve kodlamaya yönelik tutumlarında istatistiksel olarak anlamlı bir farkın oluştuğu bulgusuna ulaşılmıştır. Çalışmada ayrıca algoritma ve kodlama eğitimi öncesi ve sonrasında öğrencilerin bilgi işlemsel düşünme becerisi öz yeterlik algıları, problem çözmeye yönelik yansıtıcı düşünme becerileri ve kodlamaya yönelik tutumlarında cinsiyet, bilgisayar ve/veya tablet kullanım süresi ve günlük internet kullanım süresi değişkenlerine göre anlamlı bir farkın olmadığı bulgusuna ulaşılmıştır. Araştırmanın nitel bulguları incelendiğinde, algoritma ve kodlama eğitimi alan öğrencilerin, blok tabanlı kodlama programlarıyla yapılan çalışmaları keyifli, eğlenceli ve ilgi çekici buldukları görülmüştür. Öğrencilerin, almış oldukları eğitim kapsamında kendi oyunlarını tasarladıkları ve gelecekte bilişim teknolojileri alanında meslek edinmeyi düşündükleri belirlenmiştir. Çalışmada ayrıca algoritma ve kodlama eğitimin diğer derslerin öğrenilmesine katkı sağladığı ve algoritma öğrenmenin kodlama becerilerini geliştirmekte faydalı olduğu bulgusuna ulaşılmıştır.
Öğretmenlerin siberkondria düzeyleri ile dijital okuryazarlık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Mobil teknolojiler ve mobil internet ile her an her yerde birçok bilgiye kolayca ulaşılmaktadır. Bu kolay erişim, her bilgiye olduğu gibi bireylerin çevrim içi ortamlarda sağlık bilgilerine de kolayca erişmesini olanaklı hale getirmiştir. Fakat internet vasıtasıyla ulaşılan bilgilerin çok sayıda olması, bu bilgilerin doğruluğu konusunda tereddütler oluşmuştur. Bu durum bireylerde sağlık kaygısını arttırmıştır. Ayrıca alanyazında bireylerin yoğun olarak hastalık haberlerini ve yazılarını takip etmesi olarak isimlendirilen siberkondria (cyberchondria) kavramının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Kontrolsüz ve denetimsiz bir şekilde sağlık haberlerinin yayılması günbegün artar iken Covid-19 pandemi sürecinde daha da artma eğilimi göstermiştir. Bunun sonucu olarak siberkondria açısından risk artmıştır. Alanyazında toplumda siberkondria yaygınlığını önlemek ve şiddetini azaltmak için bazı öneriler sunulmaktadır. Bunlardan bazıları, bireylerin internetten doğru ve faydalı bilgiye ulaşma, bu bilgileri analiz edebilme beceresine sahip olmasıdır. Bu beceriler, son zamanlarda teknoloji ile zaman geçiren bireyler için önem arz eden dijital okuryazarlığı işaret etmektedir. Dijital okuryazarlık becerisi, doğru bilgiye ulaşma, bilgiyi düzenleme ve yorumlama gibi becerileri kapsamaktadır. Bir bireyin ve halkın dijital okuryazarlık seviyesi arttıkça yaşanabilecek olumsuz olayların sayısı ve etkisi azalma eğilimi gösterecektir. Çünkü bu teknoloji ile donatılmış çağda, bilişim teknolojilerinin kullanımı ve bilişim teknolojileri ile elde edilen bilginin doğru bir şekilde işlenmesi önem arz etmektedir. Bu bağlamda tez araştırmasında öğretmenlerin siberkondria düzeylerinin dijital okuryazarlık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. İlgili alanyazın incelendiğinde bu konuyla ilgili tez araştırması ve makalelerin yetersiz olduğu görülmektedir. Yürütülen çalışmaların genellikle Sağlık bilimlerinde yürütüldüğü görülmektedir. Fakat dijital okuryazarlık becerisinin kazandırılması açısından büyük bir öneme sahip olan Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri alanında da bu tür çalışmaların yürütülmesi siberkondria yaygınlığının önüne geçilmesi için disiplinler arası bir bakış açısı getirecektir. Bu açıdan tez araştırmasının öğretmenlerin dijital okuryazarlık becerisi açısından önemli olduğu ve ilgili alanlara katkısı olacağı düşünülmektedir. Araştırmada, nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama yöntemi kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak araştırmacının hazırladığı, ölçek ve demografik verilerden oluşan bir araştırma formu kullanılmıştır. Verilerin toplanması için gerekli etik kurul izni alınmıştır. Araştırmada, öğretmenlerin dijital okuryazarlık ve siberkondria düzeylerini belirlemek için Hamutoğlu vd. (2017) tarafından geliştirilen Dijital Okuryazarlık Ölçeği ile Söyler vd. (2021) tarafından geliştirilen Siberkondria Ciddiyeti Ölçeği-Kısa Formu kullanılmıştır. Elde edilen nicel veriler SPSS 27.0 istatistik paket programı ile analiz edilmiştir. Analiz sürecinde betimsel istatistikler, bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) testinden yararlanılmıştır. Öğretmenlerin siberkondria düzeyleri ile dijital okuryazarlık düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesinde ise Pearson korelasyon katsayısı tekniği kullanılmıştır. Analizler sonucunda elde edilen bulgulara göre öğretmenlerin siberkondria düzeyleri ile dijital okuryazarlık düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmaz iken siberkondria ölçeği alt boyutlarından siber endişe ve siber zorlanma ile dijital okuryazarlık arasında zayıf ve negatif yönde anlamlı ilişkiler tespit edilmiştir. Bu bulguların yanı sıra öğretmenlerin dijital okuryazarlık düzeyleri yaş, cinsiyet, eğitim durumu, ebeveyn olma durumu, çalıştıkları kurum türü, internet için tercih edilen teknolojik aygıt ve internet kullanım amacı değişkenlerine göre anlamlı bir şekilde farklılık göstermektedir. Ayrıca öğretmenlerin siberkondria şiddeti düzeylerinin yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, gelir durumu, ebeveyn olma durumu, kurum türü, kronik bir hastalığa sahip olma durumu, internet için tercih edilen teknolojik aygıt ve internet kullanım amacı değişkenleri açısından bir farklılık göstermediği tespit edilmiştir. Elde edilen bu bulgular kapsamında tez araştırmasında tartışma ve sonuçlar yürütülmüştür.
Öğretmenlerin bireysel yenilikçilik düzeyleri ile yapay zekaya yönelik tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada öğretmenlerin bireysel yenilikçilik düzeyleri ile yapay zekaya yönelik tutumları arasındaki ilişki incelenmektedir. Araştırma, öğretmenlerin bireysel yenilikçilik özelliklerini ve yapay zekaya yönelik tutumlarını analiz ederek bu iki değişken arasındaki ilişkiyi ortaya koymayı hedeflemektedir. Bu araştırmada nicel ve nitel araştırma yöntemlerinin bir arada kullanıldığı yakınsayan paralel karma yöntemi benimsenmektedir. Araştırmanın nicel kısmı ilişkisel tarama modeli, nitel kısmı ise olgubilim (fenomoloji) ile desenlenmektedir. Araştırmanın çalışma grupları, nicel araştırma deseni seçkisiz örnekleme tekniği ile belirlenen Edirne il merkezi ve ilçelerindeki devlet okullarında görev yapmakta olan 550 gönüllü öğretmenden oluşmaktadır. Nitel araştırma deseni ise amaçlı örnekleme yöntemlerinden maksimum çeşitlilik örneklemine göre çeşitli demografik özellikleri içeren ve gönüllü olarak katılım sağlayan 22 öğretmenden oluşmaktadır. Araştırmanın nicel verileri "Yapay Zekaya Yönelik Genel Tutum Ölçeği" ve "Bireysel Yenilikçilik Ölçeği" kullanılarak toplanmıştır. Nitel veriler ise araştırmacı tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmıştır. Nicel verilerin analizinde betimsel istatistikler, bağımsız gruplar t-testi, ANOVA testleri, ilişkileri belirlemek amacı ile pearson momentler çarpımı korelasyonu ve çoklu regresyon analizi kullanılmıştır. Nitel verilerin analizinde ise veriler betimsel analiz v tekniği ile değerlendirilmiştir. Veriler 4 ana tema ve 11 alt tema etrafında yapılandırılan tematik çerçeveye göre kategorize edilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgular kapsamında öğretmenlerin bireysel yenilikçilik özellikleri alt boyutlarına ilişkin analizler ele alındığında en yüksek ortalamanın "Deneyime Açıklık", en düşük ortalamanın ise "Risk Alma" faktöründe olduğu belirlenmiştir. Bireysel yenilikçilik kategorilerinin analizi kapsamında elde edilen bulgulara göre öğretmenlerin büyük bir kısmının "Sorgulayıcı" kategorisinde yer aldığı ve bunu sırasıyla "Öncü", "Yenilikçi", "Kuşkucu" ve "Gelenekçi" kategorilerinin takip ettiği görülmüştür. Araştırmada, öğretmenlerin yapay zekaya yönelik tutumlarının demografik faktörlerden etkilendiği görülmüştür. Cinsiyet, branş, eğitim düzeyi ve okul kademesi gibi değişkenlerin, öğretmenlerin yapay zekaya yönelik tutumları üzerinde anlamlı fark oluşturduğu belirlenirken, mesleki kıdem değişkeni açısından ise anlamlı fark tespit edilmemiştir. Çalışmada ayrıca elde edilen bulgular kapsamında erkek öğretmenlerin yapay zekaya yönelik olumlu tutumlarının daha yüksek olduğu ve ortaokul öğretmenlerinin ilkokul öğretmenlerine, lisansüstü eğitim almış öğretmenlerinin de lisans düzeyinde eğitim almış öğretmenlere kıyasla daha olumlu tutumlar içerisinde olduğu görülmüştür. Öğretmenlerin bireysel yenilikçilik kategorileri ile yapay zekaya yönelik tutumları arasındaki ilişki incelendiğinde bireysel yenilikçilik kategorileri ile yapay zekaya yönelik olumlu ve olumsuz tutumları arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Yenilikçi öğretmenler, yapay zekaya yönelik olumlu tutum puanları açısından diğer öğretmen gruplarına (öncü, sorgulayıcı, kuşkucu) göre daha yüksek puanlar elde etmiştir. Yenilikçi öğretmenlerin olumsuz tutumları ise diğer gruplara göre anlamlı şekilde daha düşük çıkmaktadır. Araştırma sonuçlarına göre, öğretmenlerin yapay zekaya yönelik olumlu tutumları, bireysel yenilikçilik düzeylerine göre anlamlı farklılıklar göstermektedir. Yüksek düzey yenilikçi öğretmenler, orta ve düşük düzey yenilikçi öğretmenlere göre yapay zekaya daha olumlu tutum sergilemektedir. Ayrıca, öğretmenlerin yapay zekaya yönelik olumsuz tutumları da bireysel yenilikçilik düzeyine bağlı olarak farklılık göstermektedir. Yüksek düzey yenilikçi öğretmenlerin olumsuz tutumları, düşük düzey yenilikçi öğretmenlere göre daha düşük çıkmaktadır. Ancak her iki tutum için de etki büyüklüğü düşük düzeydedir. vi Araştırmanın genel bulguları, öğretmenlerin yapay zekaya yönelik olumlu tutumlarının, bireysel yenilikçilik düzeyleri ile önemli bir ilişki gösterdiğini ortaya koymaktadır. Bu sonuç, öğretmenlerin yenilikçi ve gelişime açık bir tutum sergileyen bireyler olarak, yapay zekaya karşı daha olumlu bir yaklaşım sergileme eğiliminde olduklarını göstermektedir.
Sınıf öğretmenlerinin STEM sınıf içi uygulamaları ve 21. yüzyıl becerileri özyeterlik algılarının çeşitli değişkenler ve öğretmen görüşleri bağlamında incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, sınıf öğretmenlerinin STEM sınıf içi uygulamalarına ilişkin özyeterlikleri ile 21. yüzyıl becerileri özyeterlik algılarını belirlemek, bu kavramlar arasındaki ilişkiyi incelemek ve konuya yönelik öğretmen görüşlerini almaktır. Karma araştırma yönteminin uygulandığı çalışma Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ il merkezlerinde yer alan ve resmi ilkokullarda görev yapmakta olan 414 sınıf öğretmeni ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada nicel verilerin toplanmasında "Kişisel Bilgi Formu", "STEM Sınıf İçi Uygulama Özyeterlik Algı Ölçeği" ve "Öğretmen Adaylarına Yönelik 21. Yüzyıl Becerileri Özyeterlik Algısı Ölçeği" kullanılmıştır. Nitel verilerin toplanmasında ise araştırmacı tarafından hazırlanan yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak Edirne, Kırklareli ve Tekirdağ il merkezlerinde görev yapan ve her ilden 6 öğretmen olmak üzere toplam 18 sınıf öğretmenine uygulanarak görüşmeler kayıt altına alınmıştır. Nicel verilerde IBM SPSS 27.0 paket programı kullanılarak betimsel istatistik, bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü varyans (ANOVA) analizi, korelasyon ve regresyon analizinden yararlanılırken, nitel verilerin çözümlenmesinde ise MAXQDA 2020 programı kullanılarak içerik analizi gerçekleştirilmiştir. Araştırmada sınıf öğretmenlerinin genel olarak STEM sınıf içi uygulamalarına yönelik özyeterlik algıları ile 21. yüzyıl becerileri özyeterlik algılarının yüksek düzeyde olduğu, cinsiyet ve eğitim düzeyi değişkenleri açısından istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar olmadığı bulgusuna ulaşılırken; mesleki tecrübe, STEM eğitimi konusunda bilgi sahibi olma, derslerde STEM etkinliklerine yer verilmesi ve 21. yüzyıl becerileri hakkında bilgi sahibi olma değişkenleri açısından ise istatistiksel olarak anlamlı farklılıklar olduğu bulgusuna ulaşılmıştır. Çalışmada ayrıca sınıf öğretmenlerinin STEM sınıf içi uygulama özyeterlik algıları ile 21. yüzyıl becerileri özyeterlik algıları arasında pozitif yönde, orta düzeyde ve anlamlı ilişkiler bulunduğu görülmüştür. Regresyon analizi sonuçlarına göre ise sınıf öğretmenlerinin 21. yüzyıl becerileri özyeterlik algılarının STEM sınıf içi uygulama özyeterlik algılarını anlamlı düzeyde yordadığı bulgusuna ulaşılmıştır. Nitel veriler kapsamında STEM eğitiminin çoğunlukla yaratıcılık, yaparak-yaşayarak öğrenme, problem çözme becerilerinin gelişimi ve teknolojiyi kullanma yetkinliği ile ilişkilendirildiğine yönelik görüşler sunulmuştur. Ayrıca öğretmenler STEM etkinliklerinin problem çözme ve yaratıcılık becerilerini geliştirdiğini, kalıcı öğrenmeyi desteklediğini, dersleri daha ilgi çekici hâle getirdiğini ifade etmişlerdir. Öte yandan öğretmenler görüşlerinde teknoloji okuryazarlığı, medya okuryazarlığı, problem çözme becerileri gibi alanlarında kendilerini geliştirmeye ihtiyaç duyduklarını, STEM ve 21. yüzyıl becerileri alanında hizmet içi eğitimlere katılma konusunda istekli olduklarını belirtmişlerdir. Bununla birlikte, öğretmenlerin STEM ve 21. yüzyıl becerileri kapsamında meslektaşlarıyla iş birliği düzeylerinin sınırlı olduğu; bu durumun ise bilgi ve deneyim eksikliği ile bireysel çalışma eğilimleriyle ilişkili olduğu görülmüştür. Nicel ve nitel bulgular birlikte değerlendirildiğinde, sınıf öğretmenlerinin kendilerini yeterli hissetmelerine rağmen uygulama sürecinde destek ve rehberliğe ihtiyaç duydukları görülmektedir. Bu doğrultuda, STEM ve 21. yüzyıl becerilerine yönelik kapsamlı hizmet içi eğitimlerin artırılması, öğretmenler arası iş birliğini geliştirecek yapısal düzenlemelerin sağlanması ve sınıf içi uygulamaları destekleyecek materyal ve kaynakların erişilebilir hâle getirilmesi önerilmektedir. Araştırma, sınıf öğretmenlerinin çağdaş eğitim yaklaşımlarına uyum sağlama sürecinde hem güçlü yönlerini hem de gelişime açık alanlarını bütüncül bir bakış açısıyla ortaya koymaktadır.
Öğretmenlerin bilgi okuryazarlığı, dijital yeterlikleri, hayat boyu öğrenme eğilimleri ve mesleki doyumları arasındaki ilişki
Öğretmenlerin bilgi okuryazarlığı, dijital yeterliği ve hayat boyu öğrenme becerileri mesleki anlamda büyük önem arz etmekte olup mesleki doyumlarını da olumlu olarak etkileyebilir. Bu bağlamda araştırmanın amacı öğretmenlerin bilgi okuryazarlığı, dijital yeterlikleri, hayat boyu öğrenme eğilimleri ve mesleki doyumları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Araştırmaya Isparta ilinde farklı kademelerde görev yapan 473 öğretmen katılım sağlamıştır. Katılımcılara Kişisel Bilgi Formu, Bilgi Okuryazarlığı Ölçeği, Dijital Yeterlik Ölçeği, Yaşam Boyu Öğrenme Eğilimleri Ölçeği ve Mesleki Doyum Ölçeği uygulanmış elde edilen veriler SPSS ve AMOS programlarında analiz edilmiştir. Bilgi okuryazarlığı, dijital yeterlik, hayat boyu öğrenme ve mesleki doyum arasındaki ilişki yapısal eşitlik modellemesi (YEM) yoluyla sınanmıştır. Elde edilen bulgulara göre Hayat boyu öğrenme toplam varyansın %33'ünü; mesleki doyum ise %9'unu açıklamaktadır. Bilgi okuryazarlığı, dijital yeterlik, hayat boyu öğrenme ve mesleki doyum birbirini tamamlayan birçok unsurdan oluşmaktadır. Bilgiyi bulma, kullanma ve değerlendirme becerisine sahip öğretmen dijital araçları kullanarak bilgi okuryazarlığı ile dijital yeterliliğe sahiptir. Bu iki yeterlik, öğretmenlerin sürekli öğrenme ve kendini geliştirme süreçlerini destekler. Hayat boyu öğrenme, öğrenen ve gelişen öğretmenin mesleki motivasyonunun artmasına da neden olur. Mesleki doyuma ulaşan öğretmen işinde daha başarılı, daha mutludur. Motivasyon ile de ilişkili olan mesleki doyum, öğretmenlerin mesleki başarılarının yanı sıra kişisel gelişimlerini de olumlu yönde etkilemektedir. Bu bağlamda öğretmenlerin bilgi okuryazarlığı ve dijital yeterliliği yaşam boyu öğrenmeyi, yaşam boyu öğrenmede mesleki doyumu doğrudan etkilemektedir. Dijital yeterliliğin ise mesleki doyumu yaşam boyu öğrenme aracılığı ile dolaylı olarak etkilediği görülmektedir. Sonuç olarak, öğretmenlerin bilgi okuryazarlıklarının ve dijital yeterliliklerinin hayat boyu öğrenmelerini pozitif yönde etkilediği ve bu değişkenlerin ise doğrudan veya dolaylı olarak öğretmenlerin mesleki doyumlarını olumlu yönde etkilediği anlaşılmaktadır.
Yapay zekâ temelli yüz ifadesi destekli uzaktan eğitim uygulamasının geliştirilmesi ve test edilmesi
Uzaktan eğitimde çeşitli nedenlerden (özel hayatın gizliliği, internet alt yapısının yetersizliği vb.) ötürü öğrenciler, görüntülü ve sesli iletişim yerine yazılı iletişimi tercih etmekte olup bu durum öğretmen-öğrenci iletişim ve etkileşiminde bazı sorunlara sebebiyet vermektedir. Öğrencilerin sadece yazılı iletişim yolunu kullandığı derslerde, öğretmen tarafından öğrenci katılım ve motivasyonunun tespit edilebilmesi zorlaşmaktadır. Halbuki yüz yüze eğitimde öğrencilerin yüz ifadelerinden derse olan katılım ve motivasyon öğretmen tarafından rahatça tespit edilebilmektedir. Bu sebeple, öğretmenlerin yüz yüze eğitimde yaşadığı bu rahatlığın uzaktan eğitime uyarlanması büyük önem arz etmektedir. Araştırmada uzaktan eğitimde kullanılmak üzere öğrencilerin yüz ifadelerinin yapay zekâya dayalı tespiti ve bunun öğretmene geri bildirim olarak sunulması üzerine bir web uygulamasının geliştirilmesi amaçlanmıştır. Uygulamanın prototip olarak geliştirilmesi aşamasında gerekli literatür taraması yapılmış, aktif olarak kullanılan bir öğretim yönetim sistemi sanal sınıf modül arayüzü incelemiş ve uzaktan eğitim tecrübesi bulunan uzmanların görüşü alınmıştır. Uygulamanın tasarlanması, geliştirilmesi, iyileştirilmesi ve düzeltilmesi için tasarım tabanlı araştırma yöntemi kullanılmıştır. Geliştirilen uygulama, Burdur Mehmet Akif Ersoy Üniversitesi Ağlasun Meslek Yüksekokulunda bulunan gönüllü 2 öğretim elemanı ve 14 öğrencinin katılımıyla beş ders şeklinde kullanılmış olup kullanım sonrası katılımcılardan yarı yapılandırılmış ölçekle hazırlanmış iki adet görüşme sorusuna cevap vermesi istenilmiştir. Görüşme sonrası, geliştirilen uygulamanın kullanımı ve uzaktan eğitim sürecine yönelik öğretmen ve öğrenci görüşlerinin ayrı ayrı betimsel analizi yapılmıştır. Bulgulara göre katılımcılar, gerçekleştirmiş oldukları uzaktan eğitim sürecinden memnun olduklarını dile getirmiş olup elde edilen genel katılımcı memnuniyeti, kullanılan uygulamanın etkileşime izin veren yapıda olmasıyla ilişkilendirilebilir. Geliştirilen uygulamanın iletişim ve etkileşimi destekleyen yapıda olması, öğretmenlerin dersleri özveriyle işlemesine ve öğrencilerin derslerde aktif rol almasına imkân sağlamıştır.
Öğretmenlerin akıllı tahtaya yönelik öğretim materyalleri geliştirme süreçlerinin incelenmesi: Bir durum çalışması
Öğretmenlerin akıllı tahta kullanımına ilişkin bilgi, beceri ve tutumları üzerine birçok araştırma yapılmış olmasına rağmen bu araçlarda kullanılmak üzere dijital öğretim materyalleri geliştirme süreçleri hakkında yeterli bilgi bulunmamaktadır. Dolayısıyla, bu çalışmanın amacı öğretmenlerin akıllı tahta cihazları üzerinde kullanmaya yönelik olarak kendi öğretim materyallerini tasarlama ve geliştirme süreçlerini betimlemek ve yorumlamaktadır. Çalışma kapsamında öğretmenlerin kendi materyallerini geliştirmelerinin altında yatan sebepler, geliştirdikleri materyaller türleri, kullandıkları araç ve yazılımlar, materyalleri öğrencileri üzerinde kullanma durumları ve edindikleri geribildirimler gibi süreçte yaşadıkları deneyimlerin analiz edilmesi hedeflenmiştir. Çalışma nitel araştırma modellerinden olan durum çalışması şeklinde desenlenmiş olup veriler yarı–yapılandırılmış görüşme formlarıyla elde edilmiş, betimsel analizle çözümlenmiş ve sonuçlar doğrudan alıntılar ile desteklenmiştir. Çalışma grubuna ölçüt örnekleme yöntemi ile farklı illerdeki devlet okullarında görev yapan 10 öğretmen seçilmiştir. Bulgular (a) öğretmenlerin dijital materyalleri geliştirme gerekçeleri ve motivasyonları, (b) öğretmenlerin geliştirdikleri dijital materyal türleri, (c) öğretmenlerin dijital materyal geliştirme sürecini etkileyen faktörler ve (d) öğretmenlerin geliştirdikleri dijital materyalleri kullanım durumları şeklinde dört tema altında özetlenmiş ve tartışılmıştır.
ChatGPTnin ödevlerde kullanılmasına yönelik üniversite öğrencilerinin ve öğretim üyelerinin görüşlerinin incelenmesi
Üretken yapay zekâ eğitim bilimleri de dâhil olmak üzere insan hayatının birçok alanında etkileri gözlemlenen bir teknolojidir. ChatGPT Open AI şirketi tarafından 2022 yılının başlarında geliştirilen yüksek kapasiteli bir doğal dil işleme modelidir. ChatGPT öğrenme ve öğretme yöntemlerini derinden etkileme potansiyeline sahip olması nedeniyle; araştırma, öğrenme ortamında yapay zekânın hâkim olduğu bir geleceğe hazırlıklı olmanın önemine dikkat çekmektedir. Bu araştırma yükseköğretim düzeyinde ChatGPT'nin kullanılması ile ilgili araştırmalarda öğrenci ve öğretim elemanlarının görüşlerini incelemektedir. Bu doğrultuda, ChatGPT'nin yaygın kullanım alanlarında birisi olan ödev amaçlı kullanım durumunun incelenmesi, eğitim alanında üretken yapay zekâ teknolojisinin kullanımına yönelik belirsizliğin aydınlatılmasına ışık tutabilmesi kapsamında çalışma yürütülmüştür. Anket formunda elde edilen veriler üzerinde Jamovi 2.3.28 programı kullanılarak betimleyici analizler gerçekleştirilmiştir. Betimleyici analiz, verilerin organize edilerek temel özelliklerinin özetlendiği ve incelenen olay ya da olgunun mevcut durumunu anlamayı amaçlayan bir analiz yöntemidir. Genel olarak öğrencilerin ChatGPT'yi ödevlerde kullanmayı olumlu karşıladıkları (farklı bakış açıları kazandırma, hayatı kolaylaştırma, zaman tasarrufu, verimlilik sağlama) bunun yanında ChatGPT'nin kullanımı hakkında kararsızlıkların olduğu görülmüştür. Çalışmanın nitel bölümünde ise öğretim elemanlarından oluşan katılımcılara yarı yapılandırılmış görüşme formu uygulanmıştır. Öğretim üyelerinin görüşme sorularına vermiş oldukları cevaplar incelenerek ön kodlama gerçekleştirilmiştir. Sınıflandırma ve doğrulama çalışmaları ölçme ve değerlendirme konusunda eğitim uzmanları yardımıyla veriler sadeleştirilmiş ve organize edilmiştir. Genel olarak öğretim elemanlarının ChatGPT 'nin ödevlerde kullanılmasına ilişkin görüşlerinin olumsuz bir çatı altında toplandığı görülmektedir. Bu bağlamda öğrenciler açısından olumlu (farklı bakış açısı sunma, zaman kazandırma, bilgiye erişim) ve olumsuz (hazırcılık, yüzeysel öğrenme) katkılarının olduğu, öğretim elemanlarına yönelik olarak ise olumsuz (iş yükünü arttırma, ölçmeyi zorlaştırma) ve olumlu (kendini geliştirme, motivasyon arttırır) gibi katkılar olduğu tespit edilmiştir.
Okul öncesine yönelik geliştirilen bilgisayarsız kodlama etkinliklerinin motivasyon, bilgi işlemsel düşünme ve problem çözme becerilerine etkilerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, okul öncesi dönemdeki çocuklarla gerçekleştirilen elektronik materyal tabanlı bilgisayarsız kodlama etkinliklerinin motivasyon, bilgi işlemsel düşünme ve problem çözme becerilerine etkisini incelemektir. Araştırmada, elektronik materyal tabanlı kodlama bilgisayarsız kodlamanın bir türü olarak tanımlanmıştır. Bu kategoriye ait olan Cubetto materyalinde, okul öncesi dönemin gelişimsel özelliklerine uygun iyileştirmeler yapılmıştır. Ayrıca, tamamı etkileşimli olan sekiz farklı kodlama etkinliği geliştirilmiştir. Karma yöntemin kullanıldığı araştırmanın nicel boyutunda, ön test son test kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılmıştır. Nitel boyutunda ise deney grubunda görev yapan iki öğretmenle görüşme yapılmıştır. Araştırmanın deneysel süreci 2022-2023 öğretim yılı güz döneminde bir anaokulunda öğrenim gören 5-6 yaş arası toplam 69 çocukla (33'ü deney, 36'sı kontrol) gerçekleştirilmiştir. Deney grubunda haftada bir ders saati olmak üzere toplam sekiz hafta süresince Cubetto materyaliyle bilgisayarsız kodlama etkinlikleri yapılmıştır. Araştırmanın nicel verileri, motivasyon ölçeği, bilgi işlemsel düşünme becerisi testi ve problem çözme becerisi ölçeğiyle; nitel verileri ise odak grup görüşmesi formuyla elde edilmiştir. Mantık yürütme, algoritma, parçalara ayırma, örüntü tanıma, temsil ve hata ayıklama bileşenlerinden oluşan bilgi işlemsel düşünme becerisi testi araştırmacı tarafından geliştirilmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre deney grubunda yer alan çocukların etkinlik sonrası motivasyon, bilgi işlemsel düşünme ve problem çözme becerilerinde anlamlı bir artış yaşanmıştır. Son testlerde içsel motivasyona yönelik bileşenler, bilgi işlemsel düşünme ve problem çözme becerileri deney grubu lehine anlamlı bir farklılık göstermiştir. Görüşmelerden elde edilen veriler, kodlama etkinliklerinin çocuklara olumlu katkıları olduğunu doğrulamaktadır. Araştırmada ulaşılan sonuçlara dayanarak, okul öncesi dönemde bilgisayarsız kodlama eğitiminin kapsamı ve etkililiğiyle ilgili öneriler sunulmuştur.
Özel yetenekli öğrenciler için yapay zekâ öğretimine yönelik bir öğretim sisteminin geliştirilmesi
Bu çalışmada özel yetenekli öğrenciler için yapay zekâ öğretimine yönelik bir öğretim sisteminin geliştirilmesi amaçlanmıştır. Bu amaca dayalı olarak bir yapay zekâ çerçeve öğretim programı geliştirilmiştir. Bu doğrultuda çeşitli öğrenme etkinlikleri, içerikler ve materyaller hazırlanmış, hazırlanan öğretim sisteminin uygulaması yapılarak sonuçları değerlendirilmiştir. Yöntem olarak gelişimsel araştırma yönteminin Tip1 türü kullanılmıştır. Araştırma sürecinde bir çerçeve tasarım modeli olan ADDIE tasarım modelinden yararlanılarak; analiz, tasarım, geliştirme, uygulama ve değerlendirme basamakları izlenmiştir. Çalışma, 2021-2022 eğitim öğretim yılının ikinci yarıyılında Türkiye'de özel yetenekli öğrencilerin eğitim gördüğü 10 farklı BİLSEM'de uygulanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu, bu BİLSEM'lerde görev yapan 11 öğretmen ve öğenim gören 142 özel yetenekli öğrenci oluşturmaktadır. Uygulama süreci üç aşamada gerçekleştirilmiş ve 10 hafta sürmüştür. Öğrencilerin öğrenme performanslarını değerlendirmek için uygulama öncesinde ve sonrasında bir başarı testi uygulanmıştır. Ayrıca her bir öğrenme etkinliği sonunda öğrencilerin öğrenme görevlerini yapmaları sağlanmıştır. Uygulamanın her bir aşaması sonunda öğretmenlerden öğretim sisteminin uygulama sürecine ve uygulanan her bir etkinliğe yönelik görüşleri alınmıştır. Öğrencilerin başarı testi puan ortalamaları ve öğrenci görevi puan ortalamalarına göre genel olarak başarılı oldukları görülmüştür. Geliştirilen öğretim sisteminden, BİLSEM'lerde bilişim teknolojileri ve yazılım alanında yapılan yapay zekâ çalışmalarında yararlanılması önerilmektedir.
Algoritma öğreniminde gruplar arası işbirliğini destekleyen çevrimiçi bir ortamın tasarlanması ve geliştirilmesi
Sosyal Yapılandırmacı Öğrenme Kuramına göre öğrenmenin merkezinde sosyal etkileşim yer almaktadır. Bu nedenle işbirlikli öğrenme sürecinde gruplar arası etkileşime de yer verilmesi önerilmektedir. Bu tez çalışmasında, gruplar arası eşzamanlı işbirliğini destekleyen çevrimiçi ortamların tasarımında dikkat edilmesi gereken hususların ortaya çıkarılması amacıyla, ALLgorithm isimli bir algoritma öğrenme ortamı geliştirilmiştir. Bunun ardından, lisans düzeyinde "Algoritma Tasarımı ve Geliştirme" dersini alan 38 gönüllü 1. sınıf öğrencisinin ALLgorithm üzerindeki deneyimleri incelenerek ortamın kullanılabilirliği, öğrenci memnuniyeti, gruplar arası işbirliği, çevrimiçi öğrenme topluluğu hissi ve tüm bunları etkileyen tasarım unsurları ele alınmıştır. Ulaşılan sonuçlar, bu tür bir ortamın kullanılabilir olduğunu ve faydalarını göstermek adına olumlu olmuştur. Öğrenciler öğrenme deneyimlerinden yüksek düzeyde memnun kalmış ve sınıf genelinde yüksek düzeyde çevrimiçi öğrenme topluluğu hissi yaşamışlardır. Grup içerisinde tıkandıkları noktalarda diğer gruplardan yardım alabileceklerini bilmek onları motivasyon düşüşü yaşamaktan kurtarmıştır. Öğrenciler ALLgorithm'de özellikle öğretim elemanına yardım talebi gönderilebilmesi, diğer grupların çalışmalarını görüntüleyebilme ve problemin çözümüne ilişkin tartışabilme ögelerinden memnun kalmışlardır. Gruplar arası yardımlaşmayı en olumlu etkileyen arayüz unsurları öğretim elemanına yardım talebi gönderilebilmesi, problemin çözümüne ilişkin tartışabilme ve öğretim elemanının etkinlikleri canlı olarak izleyebilmesi olmuştur. Öğrencilerin gruplar arası yardımlaşmaya yönelik en büyük motivasyonları ise çözüm bulma ihtiyacı, yardım etme isteği, oyunlaştırma ögeleri, sevilen arkadaşların diğer gruplardaki varlığı ve takdir görme arzusudur. Bu doğrultuda, gruplar arası işbirlikli ortamlarda öğrenen-öğretmen etkileşiminin yüksek tutulması, gruplara ortak amaç verilmesi, oyunlaştırma kullanımı ve yakın arkadaşların farklı gruplara dağıtılması dâhil olmak üzere bazı tasarım önerileri ortaya konmuştur.
Öğrencilerin sosyal-duygusal öğrenmelerini desteklemek amacıyla öğretmenlere yönelik geliştirilen çevrimiçi ortamın kullanılabilirliğinin incelenmesi
Bireyin duygu ve düşüncelerinin farkında olması, duygularını yönetebilmesi, empati kurması, ilişki kontrolü yapabilmesi ve sorumlu karar alabilmesini ifade eden sosyal duygusal beceriler, nitelikli bir hayat sürebilmek için önemli bir yere sahiptir. Sosyal duygusal öğrenme alanında yapılan çalışmalar bireyin esenliği için bütün yaşantısı boyunca ilgili becerilere ihtiyaç duyduğunu vurgulamaktadır. Sosyal ve duygusal gelişimin etkili ve kapsayıcı bir şekilde uygulanmasında öğretmenlerin önemli bir rolü vardır. Bu çalışmanın amacı; öğrencilerin sosyal duygusal öğrenme süreçlerini desteklemek amacıyla öğretmenlere yönelik web tabanlı eğitim ortamı tasarlamak ve geliştirilen çevrimiçi ortamın kullanılabilirliğini değerlendirmektir. Çalışma "Geliştirme Araştırması Tasarım Modeli" yöntemi ile yapılan araştırmada ürün tasarım süreci "Hızlı Prototipleme Modeli" ile yürütülmüştür. Hızlı prototipleme modeli ile geliştirilen web tabanlı öğrenme ortamı bilgi toplama (analiz), tasarım, prototip oluşturma, uygulama ve değerlendirme adımları izlenerek oluşturulmuştur. Analiz aşamasında, literatür taraması ile beraber 471 öğretmene "Öğretmenlerin Sosyal Duygusal Yetkinliklerini Değerlendirme Ölçeği" uygulanarak sonuçları analiz edilmiştir. Deneyimsel öğrenme metodolojisi ile öğretmen eğitim programı web tabanlı olarak oluşturulmuştur. Prototip oluşturma sürecinde "Öz Yönetim" becerisi ilkokul, ortaokul ve lise düzeyinde tasarlanmıştır. 5 alan uzmanı öğretim tasarım ilkeleri çerçevesinde prototipi tasarım ve içerik boyutuyla değerlendirmiştir. Uygulama aşamasında farklı kademelerde görev yapan 12 öğretmenin kullanımına açılmıştır. Kullanılabilirlik testi uygulanan öğretmenler ile bireysel görüşmeler yapılarak elde edilen veriler içerik analizi yöntemi ile analiz edilmiştir. Sonuçlar tasarımın öğretmenlerin ihtiyaçlarına ve beklentilerine uygun olarak tasarlandığını, öğrencilerin dijital dünyada sosyal duygusal öğrenme beceri gelişimini desteklemek üzere kullanılabilir bir dijital araç olduğunu göstermektedir.
Yükseköğretim öğrencilerinin çevrimiçi etkileşim deneyimleri
Bu çalışmanın amacı yükseköğretimdeki öğrencilerin, çevrimiçi ortamda etkileşim deneyimlerini durum çalışması yöntemiyle araştırmaktır. Araştırmanın çalışma grubunu, 2022-2023 eğitim-öğretim yılı bahar döneminde, yaşanan deprem nedeniyle uzaktan eğitimle öğrenimlerine devam eden ve belirlenen derse ilişkin çevrimiçi etkinliklere dahil olan 11 lisans düzeyindeki öğrenci oluşturmuştur. Araştırmada ele alınan problem durumu doğrultusunda, çevrimiçi ortamda etkileşimli içerik uygulaması geliştirilmiştir. İçerik tasarım süreci dersin öğretim elemanıyla iş birliği içerisinde yürütülmüş olup araştırmacı, aynı zamanda öğretim tasarımcısı olarak rol almıştır. Yaklaşık beş hafta süren uygulamaların başlangıcında ve sonrasında olmak üzere katılımcılarla iki aşamada görüşmeler gerçekleştirilmiştir. İçerik analizi kullanılarak görüşme verileri analiz edilmiş ve öğrencilerin çevrimiçi ortamda etkileşim deneyimleri ortaya çıkarılmıştır. Çevrimiçi ortamda yükseköğretim öğrencilerinin etkileşim deneyimi; etkileşimin tanımı, öğrenci-öğretici etkileşimi, öğrenci-içerik etkileşimi, öğrenci-öğrenci etkileşimi, etkileşime etki eden unsurlar, ideal etkileşim, uygulamayla etkileşim deneyimi, etkileşim eşdeğerliği olmak üzere sekiz temadan oluşmuştur. Araştırmada ilk olarak çevrimiçi ortamda etkileşim kavramı kapsamlı bir şekilde ele alınmış ve katılımcı deneyimlerinden yola çıkılarak tanımlanmıştır. Ardından bu ortamlardaki etkileşim türlerine ilişkin deneyimler anlaşılmıştır. Bu deneyimler çevrimiçi ortam tasarımına ilişkin derin fikirler sunmaktadır. Araştırmada son olarak etkileşim türü tercihinin öğrenciden öğrenciye göre değişmesinin nedeni ve öğrencilerin çevrimiçi ortamda etkileşim deneyimleri, araştırmanın kuramsal alt yapısını oluşturan Etkileşim Eşdeğerliği Kuramı çerçevesinde ele alınmıştır. Bu ortamlarda öğrenci deneyimlerine dayanarak etkileşim türlerinin değerlendirilmesi, bir sonraki etkileşim deneyimlerinin tasarlanmasına ilişkin fikirler sunmuştur. Öğrenci-içerik etkileşimine ilişkin uygulama bulgularıyla ise öğrenme kaynaklarının geliştirilmesi, çevrimiçi ortam ve etkinliklerin zayıf ve güçlü yönleri hakkında fikir elde edilmesi mümkündür. Araştırmada çevrimiçi ortamda etkileşim deneyiminin sonuçları paylaşılmış olup gelecekteki araştırmalar için öneriler sunulmuştur.
Zihinsel döndürme ve görsel uzamsal belleğin sanal gerçeklik ortamlarında geri getirme performansına etkisi
Bu araştırma kapsamında görsel uzamsal bellek ve zihinsel döndürme kapasitelerine göre öğrenenlerin farklı sanal gerçeklik ortamlarında aldıkları anatomi eğitimine ilişkin geri getirme performansı incelenmiştir. Sanal gerçeklik (SG) ortamı olarak başa takılan gözlük ekipmanı kullanılan sarmalayıcı sanal gerçeklik (S-SG), sesli S-SG ve fare ve klavye ile kontrol edilebilen masaüstü SG olarak üç farklı SG ortamı kullanılmıştır. Araştırma yöntemi 3x2 faktöryel desen ile yürütülmüştür. Araştırmanın çalışma grubunu gönüllü lisans öğrencilerden oluşan ve hiç anatomi eğitimi almamış 167 lisans öğrencisi oluşturmaktadır. Bu araştırmanın veri toplama araçlarını demografik bilgi formu, görsel uzamsal bellek-sayı döndürme testi ve geri getirme performans görevi oluşturmaktadır. Sonuçlar, farklı SG ortamlarında, farklı görsel uzamsal bellek ve zihinsel döndürme kapasitelerine sahip öğrencilerin geri getirme performansları üzerinde etkisinin olmadığını göstermektedir. Bu çalışmadan çıkarılan sonuç, aynı eşdeğer içeriğe, materyale ve etkileşime sahip SG ortamları ve tasarımları sunulursa, öğrenenlerin bu tür ortamlarda aynı veya benzer öğrenme performanslarına ulaşabileceğidir. Bu bağlamda, SG teknolojileri öğrenme sürecine entegre edildiği zaman bedensel katılım düzeyi (bedensel hareket veya fare, klavye ile hareket) veya sarmalayıcılık derecesinden ziyade (masaüstü ekran veya başa takılabilen gözlük) sunulan içeriğin, görselin, materyal ve ortamın etkileşim tasarımı ve eş değerliğinin önemli olduğu söylenebilir. Bu bağlamda bu araştırmanın sonuçları ile hem SG öğrenme ortamlarındaki bireysel farklılıkları dikkate alması açısından, hem alanyazında raporlanan tutarsızlıkların giderilmesine getirdiği katkılar açısından hem de SG ortamlarının tasarım ve eş değer ortamların yaratılmasındaki önemin vurgulanması açısından eğitim teknolojileri, eğitim politikaları ve uygulamaları alanlarında ve teknolojileri kullanarak yatırım yapmak isteyen eğitim ve öğretim kuruluşlarına rehberlik edeceği öngörülmektedir.
Artırılmış gerçeklik destekli vaka temelli öğrenmede türetimci öğrenmenin başarı, kalıcılık, öz-düzenleme ve öz-yeterliğe etkisi
Bu çalışmada, artırılmış gerçeklik destekli vaka temelli öğrenmede öğrencilerin türetimci öğrenme etkinliği olarak öz-açıklama veya odaklı öz-açıklama stratejisi kullanmasının başarı, kalıcılık, öz-düzenleme ve öz-yeterlik üzerindeki etkisini incelemek amaçlanmıştır. Buna ek olarak, öğrencilerin türetimci öğrenme etkinliği olarak kullandıkları öğrenme stratejisinin etkililiğine yönelik görüşleri de incelenmiştir. Çalışmanın katılımcıları, 2023-2024 öğretim yılı güz döneminde bir devlet üniversitesinin Hemşirelik Bölümü'nde öğrenim gören 76 lisans öğrencisinden oluşmaktadır. Karma araştırma yöntemlerinden yakınsak desen kullanılarak gerçekleştirilen çalışmanın nicel bölümü ön test – son test kontrol gruplu, nitel bölümü ise durum çalışması olacak biçimde yürütülmüştür. Çalışmada veri toplama aracı olarak "Kişisel Bilgi Formu", "Başarı Testi", "Öz-düzenleme Ölçeği", "Öz-yeterlik Ölçeği" ve "Yarı Yapılandırılmış Görüşme Formu" kullanılmıştır. Çalışma kapsamında, vaka temelli öğrenme yönteminin kullanıldığı bir dersteki vakalar artırılmış gerçeklikle desteklenmiş ve deney gruplarındaki öğrencilerden, her vaka çalışmasından sonra türetimci öğrenme etkinliği olarak öz-açıklama veya odaklı öz-açıklama yazmaları istenmiştir. Çalışmanın nicel bulgularına göre, türetimci öğrenme etkinliği olarak öz-açıklama veya odaklı öz-açıklama stratejisini kullanan deney gruplarındaki öğrencilerin başarı, kalıcılık ve öz-düzenleme puanları, kontrol grubu öğrencilerine göre anlamlı bir farklılık göstermiştir. Öğrencilerin öz-yeterlik puanlarında anlamlı farklılık, diğer gruplara kıyasla yalnızca odaklı öz-açıklama stratejisini kullanan deney grubunda meydana gelmiştir. Çalışmanın nitel bulguları ise türetimci öğrenme etkinliği olarak kullanılan öğrenme stratejilerinin öğrencilerin öğrenmesini desteklediğini göstermiştir.
Öğrenme analitiği gösterge paneli müdahalesinin öğrencilerin ters-yüz öğrenme ortamındaki ders öncesi hazırlıklarına etkisinin incelenmesi
Sınıf içindeki aktivitelerin ev ödevi olarak, ev ödevlerinin ise sınıf içi aktiviteler olarak yapıldığı ters-yüz öğrenme modelinde öğrencinin ders öncesinde yapacağı hazırlık, etkili bir öğrenme için büyük öneme sahiptir. Bu model ile ilgili çok sayıda çalışma olmasına rağmen öğrencilerin ders öncesi hazırlık ve başarı düzeylerini artırmaya yönelik müdahalelerin test edildiği çalışmalar sınırlıdır. Bu araştırmanın amacı, öğrenme analitiği gösterge paneli müdahalesinin öğrencilerin ders öncesi hazırlık düzeylerine etkisini incelemektir. Ayrıca, ders öncesi hazırlığın genel akademik başarı üzerindeki etkisi de araştırılmıştır. Tek gruplu zayıf deneysel desenle yürütülen çalışmaya Fiziksel Programlama dersine kayıtlı 43 öğrenci katılmıştır. Ters-yüz öğrenme modeline göre yapılandırılan derste öğrenciler sınıf dışı etkinlikleri Moodle Öğrenme Yönetim Sistemi (ÖYS) üzerinden, sınıf içi etkinlikleri ise yüz yüze katılım ile gerçekleştirmişlerdir. Öğrencilerin ders öncesi hazırlık için izlemeleri istenilen videolar ile etkileşimleri özel olarak geliştirilen bir video oynatıcı ile kaydedilmiş ve öğrenme analitiği gösterge paneli üzerinden öğrencilere sunulmuştur. Ders öncesi hazırlık düzeyleri her hafta mini sınavlarla ölçülmüş, genel akademik başarı ise ara sınav ve dönem sonu sınavları ile değerlendirilmiştir. Çalışma kapsamında öğrencilerin, gösterge panelinin kullanıldığı 6 hafta ile kullanılmadığı 6 haftalık dönemdeki, ders öncesi hazırlık düzeyleri karşılaştırılmıştır. Elde edilen bulgular ders öncesi hazırlık düzeyi yüksek olan öğrencilerin genel akademik başarılarının, düşük olanlara göre anlamlı derecede yüksek olduğunu göstermiştir. Ancak, öğrenme analitiği gösterge paneli müdahalesinin öğrencilerin ders öncesi hazırlık düzeylerine anlamlı bir etkisinin olmadığı bulunmuştur.
Mikro-öğrenme stratejisi odaklı e-değerlendirme görevlerinin çoklu ortam tasarım ilkelerine göre tasarlanması, geliştirilmesi ve değerlendirilmesi
Değerlendirme materyallerinde metin ve görsellerin birlikte sunulması 'Değerlendirmede Çoklu Ortam Kullanımı' olarak nitelendirilmektedir. Bu çalışmada mikro-öğrenme stratejisi odaklı çoklu ortamla değerlendirme görevlerinin (ÇODG) tasarlanması, geliştirilmesi ve değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Bütünsel Tasarım Tabanlı Araştırma modeli çerçevesinde yapılandırılan araştırma; yaratıcı tasarlama, test etme-analiz ve uygulamalı test etme olmak üzere üç döngüde gerçekleştirilmiştir. Yaratıcı tasarlama döngüsünde hedef belirleme, kavramsal tasarım ve geliştirme adımlarının üçlü ilişkisi ile tasarlanan ve geliştirilen ÇODG, test etme-analiz döngüsünün test etme ve analiz adımlarında uygulanmış ve değerlendirilmiştir. Öğrencilerin ÇODG'ye yönelik kalite algılarını ölçmek için çoklu ortamla değerlendirme görevleri kalite algısı dereceli puanlama anahtarı geliştirilmiştir. "Pedagojik kalite algısı", "içerik kalitesi algısı" ve "teknolojik kalite algısı" DPA'nın ölçütleri olarak belirlenmiştir. İlk uygulamadan elde edilenlere göre öğrencilerin ÇODG'ye yönelik pedagojik, içerik ve teknolojik kalite algıları iyi düzeydedir. Geliştirilen ÇODG, ikinci döngüden elde edilen bulgular doğrultusunda uygulamalı test etme döngüsünün geliştirme, test etme ve analiz adımları ile yeniden düzenlenmiş ve uygulanmıştır. Uygulamalı test etme döngüsünde yeniden düzenlenen ÇODG'de farklı olarak bilgisel görseller hareketli (animatik) bilgisel görsellere dönüştürülmüş, tebrik sesleri kaldırılıp yerine konfeti canlandırmaları eklenmiş, ön alıştırmanın geri bildirim ekranlarında yer alan dekoratif görseller kaldırılmış, ÇODG'nin içeriği mikro-öğrenme stratejisine göre yeniden düzenlenmiştir. İkinci uygulamanın sonucunda öğrencilerin ÇODG'ye yönelik pedagojik kalite, içerik kalitesi ve teknolojik kalite algıları oldukça iyi düzeyde oldukları bulunmuştur. Yeniden düzenlenen ÇODG'nin, öğrencilerin kalite algıları açısından birinci uygulamaya göre yüksek seviyede olduğu görülmüştür.
Üretken yapay zekâ araçlarının kodlama eğitiminde kullanımının incelenmesi: ChatGPT örneği
Üretken yapay zekâ araçları günümüzde eğitimde çok çeşitli alanlarda kullanılmaktadır. Bu araçlardan biri olan ChatGPT günümüzde eğitimde farklı alanlarda kullanılmaya başlanan yapay zekâ destekli bir sohbet botu olarak karşımıza çıkmaktadır. Erişime açıldığı tarihten itibaren yüksek bir kullanıcı kitlesine ulaşmıştır. Kullanıcının yazdıklarını anlayıp anlamlı cevaplar sunabilmesi eğitsel olarak farklı alanlarda kullanımına imkân sağlamaktadır. Bununla birlikte ChatGPT'nin kod üretebiliyor olması onu diğer sohbet botlarından ayırmaktadır. ChatGPT'nin kod üretebiliyor olması onu programlama eğitiminde de kullanılabilecek bir araç konumuna getirmiştir. Bu çalışmada ChatGPT'nin bu yönü analiz edilerek kodlama eğitimi üzerindeki etkisi incelenmiştir. Çalışma nitel araştırma desenlerinden durum çalışması deseni ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma İstanbul'da bulunan özel bir üniversitedeki Dijital Oyun Tasarımı bölümünde eğitim görmekte olan 21 öğrenci ve daha önce ChatGPT kullanmış aynı bölümden 5 akademisyen ile gerçekleştirilmiş, 11 başlık altında 99 kod oluşturulmuştur. Çalışma sonucunda ChatGPT'nin kodlama öğreniminde rehberlik yapma, hata ayıklama ve anlık geri bildirim sağlama gibi konularda etkili bir araç olarak kullanılabileceği, öğrencilerin öğrenme hızını artırırken bağımsız öğrenme becerilerini geliştirmelerine de katkı sağladığı tespit edilmiştir. Öğretmenler açısından, ders planlamasında zaman tasarrufu sağlama ve öğretim süreçlerinde destek olma gibi çeşitli avantajlar sunmaktadır. ChatGPT'nin olumsuz yönleri olarak da bu aracın bağımlılığa yol açabileceği ve problem çözme becerilerini zayıflatabileceği belirtilmiştir. Ayrıca, eksik veya hatalı bilgi sunma riski, yanlış öğrenmelere yol açabilecek bir durum olarak görülmüştür. ChatGPT'nin motivasyonu artırabileceği ancak aşırı kullanımında yüzeysel öğrenmelere yol açabileceği belirlenmiştir. Yaratıcılık üzerinde ise doğru kullanıldığında olumlu etkiler sağlayabileceği, ancak aşırı bağımlılık durumunda yaratıcı düşünmeyi olumsuz etkileyebileceği belirtilmiştir. ChatGPT'nin eğitimde etkili bir araç olabilmesi için stratejik ve dengeli kullanımı önemli görülmüştür.
Özel yetenekli öğrencilerin robotik öğrenme sürecindeki duygularının sosyal duygusal öğrenmelerine ve bağlılıklarına etkisinin modellenmesi
Çalışmanın amacı özel yetenekli öğrencilerin bağlılıklarını artırmak için robotik öğrenme sürecinde deneyimledikleri duyguların derinlemesine araştırılarak duygu, öğrenme yaklaşımları ve sosyal duygusal öğrenmenin öğrenci bağlılığına etkisini test eden bir model ortaya koymaktır. Tez iki aşamada yürütülmüştür. Birinci aşamada duygular derinlemesine irdelenmiş; ikinci aşamada duygu, sosyal duygusal öğrenme ve öğrenme yaklaşımlarının bağlılık üzerindeki etkisine yönelik bir model oluşturularak test edilmiştir. Birinci aşamada 72 özel yetenekli öğrenciyle sekiz hafta görev tabanlı robotik etkinlikleri yürütülmüştür. Veriler toplanırken, görüşme, gözlem, yansıma raporları ve ölçekler kullanılmıştır. Verilerin analizinde betimsel istatistikler, eşli gruplar t-testi ve betimsel analiz kullanılmıştır. Analizler sonucunda öğrencilerin duygularının, öğrenme yaklaşımlarının ve sosyal duygusal öğrenmelerinin bağlılık üzerinde önemli rol oynadığı belirlenmiştir. Öğrencilerin %81'inin derin öğrenme yaklaşımını benimsediği; sosyal duygusal öğrenme puanlarında dönem sonunda, dönem başına göre anlamlı bir artış olduğu ve öğrencilerin robotik etkinliklerini yaparken olumlu duygular deneyimledikleri; korku, kaygı ve üzüntü gibi olumsuz duyguların çok az öğrenci tarafından ifade edildiği belirlenmiştir. Çalışmanın ikinci aşamasında duygu, sosyal duygusal öğrenme ve öğrenme yaklaşımlarının bağlılığa etkisini ölçmeye yönelik bir model oluşturularak yapısal eşitlik modeliyle test edilmiştir. Veriler 231 özel yetenekli öğrenciden çevrimiçi toplanmıştır. Modelin uyum indislerinin kabul edilebilir ve mükemmel değerler arasında olduğu belirlenmiştir. Duyguların bağlılık üzerindeki etkisine sosyal duygusal öğrenme ve öğrenme yaklaşımlarının aracılık ettiği saptanmıştır. Modelin, öğrenci bağlılığındaki varyansın %87'sini açıkladığı ortaya konmuştur. Buradan hareketle özel yetenekli öğrencilerin bağlılığını artırmak için, öğrencilerin olumlu duygular deneyimleyebileceği, derin öğrenme yaklaşımının ve sosyal duygusal öğrenmelerinin dikkate alındığı öğrenme ortamlarının tasarlanması önerilebilir
Tersine mentorluk sürecinde teknoloji mentorlarına yönelik hazırlanan çevrimiçi eğitimin etkililiğinin incelenmesi
Günümüzde bilgi ve teknolojideki hızlı değişimlerden eğitim ortamları da etkilenmekte ve öğrenme-öğretme süreçlerinde teknoloji kullanımı giderek yaygınlaşmaktadır. Bu doğrultuda, yükseköğretim seviyesinde teknolojinin etkili bir biçimde kullanılması için tüm öğretim elemanlarının teknoloji ile ilgili yeterliklerinin geliştirilmesi önem arz etmektedir. Hacettepe Üniversitesi Sürdürülebilir Öğretme ve Öğrenme Merkezi (STL), üniversitede görev yapmakta olan öğretim elemanlarının teknolojik becerilerini geliştirmek ve derslerinde teknolojiyi etkili kullanmalarını desteklemek üzere "Öğretim Elemanlarına Yönelik Teknoloji Mentorluk" programını uygulamaktadır. Bu programda, bilişim alanındaki bölümlerin başarılı öğrencileri ile teknoloji konusunda eğitim ihtiyacı olan öğretim elemanları eşleştirilerek, mentor-menti çiftlerinin 5 hafta boyunca düzenli olarak teknoloji ile ilgili etkinlikler üzerinde çalışmaları hedeflenmiştir. Geçmiş dönemlerde yapılan Teknoloji Mentorluk programına yönelik katılımcı görüşleri olumlu olsa da programa mentorluk yapmak üzere başvuran öğrencilerin kendilerini sürece hazırlayacak bir mentorluk eğitimine ihtiyaç duydukları gözlemlenmiştir. Bu araştırmada, TMP'de mentorluk yapmak isteyen öğrencilere yönelik TME tasarlanmıştır ve bu eğitimin etkililiği incelenmiştir. Bu çalışma nicel ve nitel araştırma yöntemleriyle tasarlanmıştır. Araştırma grubu, Hacettepe Üniversitesi BÖTE bölümündeki Teknoloji Planlaması ve Uygulamaları dersini alan öğrencilerden oluşmaktadır. Araştırmada veri toplama aracı olarak ön test-son test ve yarı yapılandırılmış görüşme formları kullanılmıştır. Sonuçlar, TME'nin öğrencilerin mentorluk yeterlikleri üzerinde istatistiksel açıdan anlamlı bir şekilde olumlu etki bıraktığını ortaya çıkarmıştır. Mentorların görüşleri, TME'nin mentorluk becerilerine katkı sağladığını ve bu sayede süreçte etkili olduklarını göstermektedir. Mentilerin görüşlerine göre mentorların etkili iletişim kurmaları, hevesli, sistematik ve planlı olmaları, mentorların mentorluk becerisinde yeterli olduklarını ortaya koymuştur. Anahtar Kelimeler: mentorluk, tersine mentorluk, teknoloji mentorluğu, mentor eğitimi.
E-öğrenme ortamlarında öğrenme analitiklerine dayalı yardım arama panelinin tasarımı
Bu araştırmanın amacı e-öğrenme ortamlarında öğrenme analitiklerine dayalı bir yardım arama panelinin tasarlanmasıdır. Araştırma gelişimsel araştırma yaklaşımına göre desenlenmiştir. Araştırmada süreç modeli olarak ADDIE modeli kullanmış ve panel geliştirme süreci analiz, tasarım, geliştirme, uygulama ve değerlendirme olmak üzere beş aşamada gerçekleştirilmiştir. Analiz sürecinde öğrenenlerin yardım arama paneli kapsamında beklentilerinin belirlenmesi amacıyla 21 lisans öğrencisi ile odak grup görüşmesi gerçekleştirilmiştir. Uygulama süreci farklı üniversitelerde lisans programına kayıtlı 302 öğrenci ve bu öğrencilerin derslerine giren 5 öğretim üyesi ile yürütülmüştür. Değerlendirme sürecinde öğrenenlerin özelliklerine göre yardım arama panelindeki davranış örüntülerinin keşfedilmesi amacıyla 89 öğrencinin verisi analize dahil edilmiştir. Öğrenenlerin yardım arama eğilimlerini ve başarı yönelimlerini belirlemek amacıyla özbildirime dayalı veri toplama araçları kullanılmıştır. Öğrenenlerin yardım arama eğilimleri; araçsal yardım arama, yönetsel yardım arama, yardım aramadan kaçınma olarak ele alınmıştır. Başarı yönelimleri olarak öğrenme-yaklaşma yönelimi ve performans-yaklaşma yönelimi araştırmaya dahil edilmiştir. Yardım arama panelinde 21 metrik üzerinden altı farklı öğrenme yaşantısı amprik olarak tanımlanmıştır. Bunlar; 1) içerik, 2) değerlendirme, 3) amaca yönelik bildirim, 4) doğrulamaya yönelik bildirim, 5) ayrıntılandırmaya yönelik bildirim ve 6) yardım kaynağı olarak içerik şeklindedir. Öğrenme yaşantıları ile öğrenen özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amacıyla konfigüral frekans analizi işe koşulmuş ve analiz sonucunda 46 öğrenen profili ortaya çıkmıştır. Sonuç olarak, etkili yardım arama olarak kavramsallaştırılan araçsal yardım arama ve öğrenme yaklaşma eğilimi yüksek öğrenenlerin tüm öğrenme yaşantıları ile yüksek etkileşime geçtikleri ve etkili öğrenme yaşantısının bu öğrenen profili üzerinden modellenebileceği görülmüştür.
Çevrimiçi öğrenme ortamında çerçeveleme dürtme stratejilerinin kullanılmasının üniversite öğrencilerinin başarı ve motivasyonuna etkisi
Bu çalışmanın amacı, çevrimiçi öğrenme ortamında çerçeveleme dürtme stratejilerinin kullanılmasının üniversite öğrencilerinin başarı ve motivasyonuna etkisini incelemektir. Çalışma, bir devlet üniversitesinin Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi Bölümü'nde 2020/2021 öğretim yılı bahar döneminde uzaktan eğitim yoluyla yürütülen "BTE 224 Bilişimde Öğrenme ve Öğretim Yaklaşımları" dersi kapsamında, 54 lisans öğrencisi ile yürütülmüştür. Araştırma, karma araştırma yöntemlerinden yakınsak paralel desene göre desenlenmiştir. Toplamda 10 hafta süren çalışmanın ilk haftasında katılımcılar seçkisiz olarak 2 gruba ayrılmıştır; birinci grup ödülün korunması ve negatif çerçeveleme dürtme stratejisi alan, ikinci grup ise ödülün kazanılması ve pozitif çerçeveleme dürtme stratejisi alan grup olarak belirlenmiştir. Ayrıca tüm öğrenenlere öntest ile birlikte gruplararası farkın olup olmadığını inceleyebilmek için "Öz-kontrol ve Öz-yönetim Ölçeği" uygulanmıştır. İkinci, dördüncü, altıncı ve sekizinci haftalar öğrenenlere yönerge ile birlikte görevler verilmiştir. Üçüncü, beşinci, yedinci ve dokuzuncu haftalar ise öğrenenlerin tamamladıkları görevler değerlendirilip hem ödülün korunması-kazanılması hem de negatif-pozitif çerçeveleme dürtme stratejileri kullanılmıştır. Son hafta ise, sontest ve öğrencilerin motivasyon düzeylerini belirleyebilmek amacıyla "Motivasyon Ölçeği" uygulanmıştır. Nitel verileri toplamak amacıyla tüm öğrencilere "Çerçeveleme Dürtme Stratejilerini Tercih ve Değerlendirme Formu" verilmiş ve 12 öğrenci ile yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Çalışmanın nicel bulguları, ödülün korunması ve negatif çerçeveleme dürtme stratejisi uygulamasının, ödülün kazanılması ve pozitif çerçeveleme dürtme stratejisi uygulamasına göre başarı ve motivasyon üzerinde pozitif ve anlamlı etkisi olduğunu ortaya koymuştur. Bu sonucu destekleyici olarak, çalışmanın nitel bulguları da ödülün korunması ve negatif çerçeveleme dürtme stratejilerinin öğrencilerin derse karşı çaba, motivasyon ve başarılarını arttırması açısından ödülün kazanılması ve pozitif çerçeveleme dürtme stratejisine göre daha avantajlı olduğunu göstermiştir.
Veri destekli öğretime yönelik bir bilgi sisteminin özelliklerinin belirlenmesi
Öğretmenlerin, öğretimsel karar almada eğitsel veriye başvurmaları, ilgili alanyazında araştırılagelen bir konudur. Veri destekli öğretim kapsamındaki bu uygulamalar, öğretimsel kararların niteliğini belirlemede büyük bir rol oynamaktadır. Bu araştırmada, veri destekli öğretime yönelik bir bilgi sisteminin özelliklerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırma, yapılandırmacı temellendirilmiş kuram deseninde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın çalışma grubunu, ortaöğretim düzeyinde görev yapan ve çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 13 farklı branştan 32 öğretmen oluşturmaktadır. Veriler görüşme yoluyla toplanmıştır. Veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından geliştirilen yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılmıştır. Araştırma desenine uygun olarak, başlangıç ve odaklı olmak üzere iki aşamalı nitel veri analiz tekniği kullanılmıştır. Veri analizi sürecinde, sürekli karşılaştırma yöntemine uygun olarak, gerek toplanan veri ile kategorilerin karşılaştırılmasına gerekse ilgili alanyazın ile karşılaştırmaya başvurulmuştur. Araştırma bulguları doğrultusunda, veri destekli öğretime yönelik bir bilgi sisteminin özellikleri; süreç, teknoloji, paydaşlar ve veri boyutlarıyla açıklanarak sunulmuştur. Süreç boyutu, hazırlık, uygulama ve değerlendirme aşamalarını içermektedir. Teknoloji boyutunda katılımcı öğretmenlerin halen kullandıkları bilgi teknolojisi araçları ve geleceğe yönelik bilgi teknolojisi araçları hakkındaki beklentileri kategorileri yer almaktadır. Paydaşlar boyutunda beş paydaş belirlenmiştir. Belirlenen paydaşlar; okul rehberlik servisi, okul idaresi, meslektaşlar, veliler ve iş çevresi şeklindedir. Veri boyutunda, öğretmenler tarafından vurgulanan eğitsel veri türlerine yönelik bulgular sunulmuştur. Araştırma sonucunda veri destekli öğretime yönelik bir bilgi sisteminin özellikleri belirlenerek UML (Unified Modeling Language, Birleşik Modelleme Dili) kullanım senaryoları diyagramları aracılığıyla görselleştirilmiştir. Araştırma sonuçlarına bağlı olarak gelecekteki araştırmalar ve uygulama alanına yönelik olarak çeşitli öneriler sunulmuştur.
Farklı öğrenme analitiği türlerine dayalı öğrenme panellerinin tasarımı
Bu çalışmada, farklı analitik türlerine (betimleyici, tanılayıcı, yordayıcı, yönergeli) dayalı öğrenme panelinin tasarlanması, bu tasarım sonucunda geliştirilen öğrenme paneli öğelerine ilişkin eğilimlerin veri yönelimli olarak belirlenmesi ve bu eğilimlerin öğrenen özelliklerine göre incelenmesi amaçlanmaktadır. Bu çalışma tasarım tabanlı araştırma yöntemi temele alınarak yürütülmüştür. İlk olarak odak grup görüşmeleriyle öğrenen beklentileri belirlenmiştir. Ardından bu beklentiler temelinde tasarım kararları belirlenmiştir. Tasarım kararlarının belirlenmesi sürecinde çeşitli aşamalarda uzman görüşleri alınmıştır. Tasarlanan öğrenme paneli bir kitlesel açık çevrimiçi ders platformunun yapısına uygun olarak geliştirilmiştir. Öğrenme paneli öğrenenlerin kendi istek ve ihtiyaçlarına göre ayarlanabilir öğrenme paneli olarak yapılandırılmıştır. Öğrenme panelinde yer alan öğeler için makine öğrenmesi algoritmaları ve çeşitli kural tabanlı önerilerden yararlanılmıştır. Bu öğelerin bir bölümü değerlendirme etkileşimlerine (uyarlanabilir yetkinlik testleri) yönelik bilgiler sağlarken bir bölümü zaman yönetimine, bir bölümü ise içerik etkileşimlerine (video, alternatif içerikler vb.) yönelik bilgiler sağlamıştır. Geliştirilen öğrenme paneli 121 katılımcıyla uygulanmıştır. Ayarlanabilir öğrenme panelindeki bireyselleştirmelere dayalı öğrenenlerin hangi öğrenme paneli öğelerini ve özelliklerini kullanmayı tercih ettikleri belirlenmiştir. Bu eğilimlerin öğrenen özelliklerine (öz-düzenleme ve başarı hedefi yönelimleri) göre farklılaşma durumları ortaya konulmuştur. Araştırma sonucunda öğrenenlerin bireyselleştirilebilir öğrenme panelini arzu ettikleri ve aktif olarak kullandıkları görülmüştür. Öğrenenler tüm analitik türlerini içeren bir öğrenme panelini arzu ederken en çok mevcut öğrenme durumlarını özetleyici ve gelecekteki olası başarı tahminlerini içeren öğrenme paneli öğelerini kullanmayı tercih etmişlerdir. Öz-düzenleme stratejileri yüksek öğrenenler en çok başarı tahminlerini içeren ve buna yönelik yol haritaları sunan öğrenme paneli öğelerini tercih etmişlerdir. Bu araştırmanın sonuçları eğitim kurumları, üniversiteler ve tasarımcılar için öğrenme paneli tasarımına yönelik önemli bulgular içermektedir.
Bilgisayar programlama öğretiminde eğitsel robot kullanımı için tasarım, geliştirme ve uygulama ilkeleri
Bu çalışmada bilgisayar programlama öğretiminde eğitsel robot kullanımı ile ilgili dinamikler belirlenerek robotların öğrenme ortamlarına bütünleştirilmesi için tasarım, geliştirme ve uygulama ilkelerini ortaya çıkarmak amaçlanmaktadır. Bu kapsamda tasarım tabanlı araştırma yöntemiyle üç durum çalışması gerçekleştirilmiştir. İlk durum çalışmasında Hacettepe Üniversitesi Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi (BÖTE) bölümü 2012-2013 bahar döneminde "BTÖ202-Programlama Dilleri II" dersine kayıtlı 67 öğrenci, ikinci durum çalışmasında 2013-2014 güz döneminde "BTÖ201-Programlama Dilleri I" dersine kayıtlı 65 öğrenci, üçüncü durum çalışmasında 2014-2015 bahar döneminde "BTÖ216-Görsel Programlama" dersine kayıtlı 28 öğrenci çalışma gruplarını oluşturmaktadır. Başlangıçta robot tanıtım ve kurulumları gerçekleştirildikten sonra dersin teorik kısmına paralel olarak robot uygulamaları yapılmıştır. Alan notları tutularak yapılan uygulamalarda öğrencilerden dönem boyunca yansıma raporları alınmıştır. İlk iki durum çalışmasında ayrıca gönüllü öğrencilerle görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın sonuçları robotların öğrencilerin ilgisini çekerek derse karşı motivasyonlarını yükselttiğini ve en uygun öğrenme ve öğretme yaklaşımının proje tabanlı öğrenme olduğunu ortaya koymuştur. Yansıma, görüşme ve alan notlarının nitel analizleri sonucunda işbirlikli takım çalışmaları ile robot etkinliklerini gerçekleştiren öğrencilerin rekabet ve yarışmadan ziyade paylaşma ve yardımlaşmayı tercih ettikleri belirlenmiştir. Kolaydan zora ve iyi tanımlanmamış problemler temelinde ders içeriğinin kısa teorik bilgi ve daha fazla uygulamaya dayalı olmasının önemi ortaya çıkmıştır. Öğrenme ortamı, robot donanım ve yazılımı, takım yapısı, robot etkinlik ve projeleri ile ilgili bazı zorluk ve problemlerin olduğu da ortaya çıkmıştır. Ayrıca öğrencilerin cinsiyet ve bilgisayar programlama deneyimine göre eğitsel robotları kullanmanın onların motivasyonlarını etkilemediği ortaya çıkmıştır. Son olarak bir uygulama programı ve modeli önerisine yer verilmiştir.
Oyunlaştırılmış e-değerlendirme ortamlarında öğrencilerin yardım arama davranışları
Teknolojinin gelişimi öğrenme süreçlerini etkilemiştir. Öğrenmenin iyileştirilmesi ya da artırılmasına yönelik kullanılan değerlendirme sistemleri teknolojinin gelişimi ve ihtiyaçlar ile birlikte değerlendirme sistemleri yeniden şekillenmiştir. Gelişen değerlendirme sistemleri ile birlikte farklı amaçlar çevresinde şekillenen değerlendirme sistemleri çalışmalar içerisinde yerini almıştır. Öğrenmeyi iyileştirmek ve öğrencinin performansını artırmak için bir öğretim tasarımı yapılır. Ardından öğrenciler bir öğrenme süreci içine dahil edilir. Dahil oldukları öğrenme süreçlerinde öğrenciler birçok zorlukla karşılaşabilmektedirler. Bu zorluklar ile baş etmek için bir yardıma başvurabilmektedirler. Alanyazın içerisinde yardım arama davranışının üç türünden bahsedilir. Bunlar; a.yönetici b.araçsal ve c. Yardım aramadan kaçınma. Araçsal yardım arama, talep edilen yardımın, öğrenenin problemi çözmesine yardımcı olacak şekilde sınırlı iken yönetici yardım arama ise doğrudan problemi çözmeye odaklanır. Bu çalışmada yardım arama davranışları öğrencilerin psiko- eğitsel özellikleri ile ilişkisine bakılmıştır. Öğrencilere öğretim programı içerisinde yer alan 5. Sınıf matematik dersi kazanımları ile uyumlu çoktan seçmeli soruların bulunduğu bir e- değerlendirme sistemi tasarlanmıştır. Sistem içerisinde öğrencilerin zorlandıkları noktada oyunlaştırılmış yardım alma seçenekleri sunulmuştur. Dört farklı yardım arama seçeneği bulunmaktadır. %50 Şans, Seyirciye Sor, Sen Cevapla (yönetici yardım arama) ve İpucu (araçsal yardım arama). Öğrencilerin yardım alma seçenekleri ile ön bilgi düzeyleri, amaç yönelimleri ve motivasyon bileşenleri arasındaki ilişkiye bakılmıştır. Araştırmada ortaya çıkan bulgular doğrultusunda ön bilgi düzeyleri ile yarım arama arasında anlamlı bir ilişki bulunurken öğrencilerin matematik dersine ilişkin motivasyonları ve matematik dersi öğrenmelerindeki amaç yönelimleri ile yardım arama türleri arasındaki ilişki literatürden farklı bir örüntü oluşturmuştur. Çıkan örüntü öğrenci görüşleri ile birlikte değerlendirilerek açıklanmıştır.
Öğretmen adaylarının yürütücü işlev becerilerinin ayrık duygular ile etkileşiminin bilgisayar simülasyonu ortamında incelenmesi
Bu çalışmada bilişsel süreçleri anlama ile denetlemeyi kapsayan ve öğretmenler için en temel yeterliklerden biri olduğu vurgulanan yürütücü işlev becerileri ile öğretmen duygularının ve duygu geçişlerinin etkileşiminin bilgisayar simülasyonu temelinde hazırlanan bir dizi öğretim görevinde incelenmesi amaçlanmaktadır. Katılımcılar bir devlet üniversitesinde öğrenim gören öğrenciler arasından seçilmiştir. Araştırmada EEG, EDA, yüz verileri üzerinden duygu tanımlaması yapılmıştır. Veriler, olay ilişkili osilasyonlar, sıralı örüntü madenciliği ve fark analizleri aracılığıyla analiz edilmiştir. Araştırmanın sonuçları öğretmen adaylarının öğretim görevinde mutluluk, şaşkınlık, korku ve nötr/tarafsız olma halini kalıcı olarak deneyimlediğini, zaman zaman tarafsızlık halinden şaşkınlık ve korku deneyimlemeye geçiş yaşandığını göstermektedir. Araştırmanın bir diğer sonucu ise öğretmen adayları pozitif değerlikteki bir duyguyu deneyimlerken simülasyondaki öğretim görevinde sunulan görevin türüne göre sergiledikleri performansın değiştiğidir. Örneğin öğretmen adayları mutluluk deneyimlerken yeni bir müdahale yöntemini gerektiren bir görevle karşılaştıklarında doğru müdahale yöntemi uygulayabilmişlerdir. Fakat şaşkınlık deneyimlerken kuralı sürdürmeleri gereken durumla karşılaştıklarında yanlış müdahale yöntemi uygulama eğilimi göstermişlerdir. Benzer durum negatif değerlikteki küçümseme ve kızgınlık için de geçerlidir. Öğretmen adayları buldukları müdahale yöntemini tekrar uygulamaları gereken bir uyaranla karşılaştıklarında, küçümseme deneyimliyorlarsa doğru müdahale yöntemi uygulama eğilimi göstermişlerdir. Fakat kızgınlık halinde iseler yanlış müdahale yöntemi uygulamış oldukları gözlemlenmiştir. Ayrıca katılımcıların duygu durumlarına göre yürütücü işlev becerisi incelendiğinde negatif durumlarda nötr durumlara göre çalışma belleği performansı ve güncelleme performansının daha iyi olduğu bulunmuştur.
Dijital bağımlılık ile dijital risk alma, doğru kullanım, bilişsel esneklik ve duygu düzenleme ilişkisinin incelenmesi
Dijital bağımlılık özellikle ergenlerde ve üniversite öğrencilerinde, önceki nesillere oranla artan bir ivmeyle kendini göstermektedir. Öğrenciler dijital deneyimleri boyunca çok sayıda riskle karşı karşıya kalmaktadır. Dijital riskler ile dijital bağımlılık arasındaki ilişkide çeşitli psikolojik ve bilişsel değişkenlerin rolünün anlaşılması önemlidir. Bu çalışmanın amacı üniversite öğrencilerinin dijital bağımlılık ile dijital risk alma, doğru kullanım, bilişsel esneklik ve duygu düzenleme becerileri arasındaki çoklu ilişkileri, dolaylı etkileri ve aracı rolleri incelemektir. İlişkisel tarama yöntemi kullanılan bu araştırmanın veri toplama süreci 44 farklı yükseköğretim kurumu ile 2022 öğretim yılının güz döneminde üç aşamalı olarak yürütülmüştür. Veri toplama sürecinin ilk aşamasına 304; ikinci aşamasına 342; üçüncü aşamasına ise 1564 farklı üniversite öğrencisi gönüllü katılım göstermiştir. Araştırmanın veri toplama sürecinde "Kişisel Bilgi Formu", "Dijital Bağımlılık Ölçeği", "Dijital Risk Alma Ölçeği", "Dijital Vatandaşlık Ölçeği (Doğru Kullanım Boyutu)", "Bilişsel Esneklik Ölçeği" ve Duygu Düzenleme Ölçeği" kullanılmıştır. Öğrencilerin dijital risk alma düzeylerini belirlemek amacıyla kullanılan "Dijital Risk Alma Ölçeği" bu araştırma kapsamında geliştirilmiş olup ölçeğe ilişkin geçerlik ve güvenirlik analizi bulguları sunulmuştur. Veriler Açımlayıcı Faktör Analizi (AFA), Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) ve Yapısal Eşitlik Modellemesi (YEM) yöntemleri ile analiz edilmiştir. Araştırma kapsamında alanyazın eşliğinde öngörülen bir hipotez çoklu aracılık modeli test edilmiştir. Gerçekleştirilen çoklu aracılık modeli analizi sonucunda dijital risk alma ile dijital bağımlılık arası ilişkide, bilişsel esneklik ve duygu düzenleme değişkenlerinin aracı rol üstlendiği; doğru kullanım değişkenine ilişkin aracılık testlerinin ise anlamlı sonuç vermediği belirlenmiştir. Bu araştırma sonucunda, dijital riskler ve dijital bağımlılığa yönelik geliştirilecek öğretim tasarımı süreçlerinde, psikolojik ve bilişsel değişkenlerin sürece dahil edilmesine yönelik öneriler sunulmuştur.
Üniversite öğrencilerinin çoklu görev davranışları ve çoklu görev algıları ile öz düzenleme becerileri arasındaki ilişki
Bu tez çalışmasında üniversite öğrencilerinin çoklu görev algıları ve özdüzenleme becerileri arasındaki ilişkiyi incelemek amaçlanmıştır. Katılımcılar, elverişli örneklem ile ulaşılan ve veri toplama aracını gönüllü olarak dolduran 544 yükseköğrenim öğrencisinden oluşmaktadır. Veriler; kişisel bilgi formu, "Özdüzenleyici Öğrenme Ölçeği", araştırmacı tarafından geliştirilen "Algılanan Çoklu Görev Ölçeği", "Uygulama Temelli Çoklu Görev Anketi" ve "Etkinlik Temelli Çoklu Görev Anketi" ile toplanmıştır. Verilerin analizinde betimsel istatistikler, tek yönlü varyans analizi, bağımsız örneklem t testi ve korelasyon analizi kullanılmıştır. Çalışma sonucunda öğrencilerin ders çalışırken en fazla "Whatsapp", "Youtube" ve "Instagram" uygulamalarını kullandıkları; basılı materyal ve oyun oynarken çoklu görev etkinliği olarak en fazla müzik dinledikleri; evde ders çalışırken en fazla basılı materyal okuma ve telefonla konuşma etkinliklerini yaptıkları; Öğrenme Yönetim Sistemi kullanırken en fazla başka Öğrenme Yönetim Sistemlerini birlikte kullandıkları görülmüştür. Öğrencilerin cinsiyet, ailesiyle birlikte kalması ve akademik başarılarına göre çoklu görev puanlarının istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermediği belirlenmiştir. Özdüzenleme becerileri ve çoklu görev algıları arasında özdüzenlemenin izleme boyutu dışındaki tüm boyutlarında istatistiksel olarak anlamlı zıt yönlü bir ilişki olduğu bulunmuştur. Özdüzenlemenin izleme boyutu ve çoklu görev arasındaki pozitif ilişki ile ilgili olarak izleme becerisine sahip öğrencilerin performanslarını daha iyi takip edebilmelerine bağlı olarak performansla ilgili çoklu görev algılarının daha yüksek olduğu söylenebilir. Sonuç olarak yapıcı-engelleyici çoklu görev yaklaşımını temel alarak, öğrenciler arasında çoklu görevi engellemeye çabalamak yerine, yapıcı çoklu görevler yapabilmeleri için öğrencilerin özdüzenleme becerilerinin geliştirilmesi üzerine yoğunlaşılmasının engelleyici çoklu görev ile ilgili bir çözüm olabileceği ileri sürülebilir.
Kendi kendine öğrenme bağlamında bilgisayar okuryazarlığının incelenmesi: Bilişsel etnografik çalışma
Bu tez çalışmasında daha önce hiç bilgisayar kullanmayan çocukların bilgisayarı kendi kendine öğrenme süreçleri, yaşadıkları kültürel bağlam çerçevesinde incelenmiştir. Teknolojinin hayatın her alanında etkili olduğu ve insanların daha çok "kendi kendine öğrenme"ye yöneldiği günümüz koşulları, araştırma konusunu bilgisayar eğitimi açısından önemli kılmaktadır. Araştırma konusuna uygun olarak daha önce hiç bilgisayar kullanmayan çocuklara ulaşmak amacıyla ülkemizin sosyoekonomik düzeyi düşük ve dijital uçurumun belirgin biçimde hissedildiği bölgelerinden olan Güney Doğu Anadolu Bölgesi kırsalındaki bir köy tercih edilmiştir. Araştırma deseni olarak nitel araştırma yöntemlerinden etnografinin bir türü olan "bilişsel etnografi" kullanılarak, bilişsel süreçlerin kültürel temelleri değerlendirilmiş ve otantik verilere ulaşılmıştır. Araştırma etnografik çalışmaların doğasına uygun olarak, iki seneye yayılan uzun süreli bir katılımlı gözlem sürecini içermektedir. Çalışma grubu 46 çocuktan (17 kız, 29 oğlan) oluşmakta olup yaşları 6-11 arasında değişmektedir. Çalışma süresince çocukların bilgisayarla baş başa kaldıklarında, kendi öğrenmelerini nasıl organize ettikleri ayrıntılı olarak gözlemlenmiştir. Süreç içerisinde öğrencilere basit ipuçları verilerek, merak uyandırmaya yönelik sorular sorularak ve gruplar oluşturmalarına müsaade edilerek, öğrenme durumlarının bu yönlendirmelerden ve işbirlikli çalışmalardan nasıl etkilendiği incelenmiştir. Verilerin analizinde, açık kodlama ve aksiyal kodlama yöntemleri kullanılmıştır. Açık kodlama ile elde edilen 853 kod, yapılan revizyonlarla 174 koda indirgenmiş ve 10 kategori altında toplanmıştır. Çalışma sonucunda ortaya çıkan bulgular, çocukların kendi kendine bilgisayar öğrenme süreçlerinde basit yönlendirmeler yapılmasının ve gruplar oluşturmalarının, genel olarak olumlu sonuçlar doğurduğu yönündedir. Yaş ve cinsiyet değişkenine göre çocukların öğrenme davranışlarında önemli farklılıklar gözlemlenmiştir. Çalışma sonuçları, kültürel altyapının eğitsel süreçlere etkisi ve bu etkinin ülkemizin eğitim politikaları açısından değerlendirilmesi bağlamında derinlemesine veriler sunmaktadır.
Video-içi biçimlendirici değerlendirme ortamında öğrenen-değerlendirme etkileşimlerinin incelenmesi
Öğretimsel video 20. yüzyılın başlarından itibaren kullanılmaya başlanmış ve elde edilen sonuçlarla öğrenme sürecindeki etkililiği üzerine günümüze kadar birçok araştırma yapılmıştır. Özellikle e-öğrenme ortamlarında video kullanımı gelişen teknoloji ile artmış, zaman ve mekan esnekliği sağlayan e-öğrenme ortamlarına entegre edilmiştir. Kullanılan öğretimsel videolar ortamın sunduğu etkileşim ile öğrenene sunulmuş, öğrenenlerin içerik ile etkileşimleri ortam ve video oynatıcı ile sınırlandırılmıştır. Eğitimde yeni yaklaşımlarla birlikte öğrenen-öğrenme ortamı arasındaki etkileşim öğrenenlerin daha iyi yapılandırılmış ortamlarda, sadece ortam ile sınırlandırılmadan içeriklerle de etkileşime girmelerine olanak sağlamaktadır. Bu etkileşim için içerikler öğrenenlere etkileşimli öğretimsel videolar olarak sunulmaktadır. Yapılan alan yazın taraması sonucunda etkileşimli öğretimsel video kullanımlarının sadece içerik olarak değil de değerlendirme sürecinin bir parçası olarak da kullanıldığı, ancak bu süreçte etkileşimli videonun öğrenene sunulup değerlendirme sürecinin klasik yöntemle yapıldığı görülmüştür. Bu çalışmanın temel amacı, öğretimsel video içeriklerinin etkileşimli olarak öğrenene sunulacağı biçimlendirici değerlendirme ortamının oluşturulması ve bu ortamda öğrenenlerin ortam ve öğretimsel video içerikleriyle etkileşim davranışlarının incelenmesidir.
Başa takılan görüntüleyiciler için geliştirilmiş sanal gerçeklik ortamlarının öğrenme ve buradalık algısı üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmada başa takılı görüntüleyiciler için geliştirilmiş sanal gerçeklik uygulamalarının etkili bir ders destek materyali olma potansiyeli incelenmiştir. Çalışmada biçimlendirici araştırma yönteminin tasarım vakası alt yöntemi kullanılmıştır. Çalışma iki pilot uygulama ve bir nihai uygulama olmak üzere üç aşamada gerçekleştirilmiştir. Birinci pilot uygulamada Oculus Rift DK2, ikinci pilot uygulamada Samsung Gear VR SM-R323, nihai uygulamada ise Oculus Rift DK2 ve VR Box 2.0 sanal gerçeklik gözlükleri kullanılmıştır. Her birine beş olmak üzere pilot uygulamalara toplam 10 öğrenci katılmıştır. İki deney (deney 1 ve deney 2) ve bir karşılaştırma grubunun her birine 32 olmak üzere nihai uygulamaya toplam 96 öğrenci katılmıştır. Bunun yanında ilk pilot uygulamaya bir, nihai uygulamaya üç öğretim elemanı dâhil olmuştur. Deney 1 grubu kuramsal ders anlatımı ve sanal gerçeklik uygulamalarına, deney 2 grubu sadece sanal gerçeklik uygulamalarına, karşılaştırma grubu ise sadece kuramsal ders anlatımına katılmıştır. Uygulama öncesi ve sonrası bütün öğrencilere yangın bilgi testi uygulanmıştır. Uygulama sonrası ise deney gruplarında ek olarak sanal ortamda buradalık ölçeği ve üç boyutlu sanal öğrenme ortamları değerlendirme ölçeği uygulanmıştır. Ayrıca yarı yapılandırılmış görüşme formları aracılığıyla öğrenci ve öğretim elemanlarından sanal gerçeklik uygulamalarına yönelik görüşleri alınmıştır. Uygulama sonrası deney ve karşılaştırma gruplarının ders başarıları istatistiksel olarak anlamlı şekilde artmıştır. En yüksek artış deney 1, en düşük artış ise karşılaştırma grubunda bulunmuştur. Sanal gerçeklik uygulamaları, deney gruplarında bulunan öğrencilerin tamamında yüksek seviyede buradalık algısı yaratmıştır. Katılımcılar genel olarak sanal gerçeklik uygulamalarına yönelik olumlu görüş bildirmiştir. Bulgular incelendiğinde sanal gerçeklik uygulamalarının sınıf ortamında etkili bir ders destek materyali olarak kullanılabileceği sonucuna varılmıştır.
Öz-güdümlü öğrenmelere yönelik değerlendirmeler için bilgisayarlı sınıflama test sistemine katılım profillerinin incelenmesi
Bu araştırmada ortaokul 5. sınıf öğrencilerinin kendi öğrenmelerini yönetebilmelerine olanak sağlayacak öz-güdümlü öğrenmelere yönelik bilgisayarlı sınıflama test sistemi tasarlanmış ve geliştirilmiştir. Bu kapsamda öğrencilerin geliştirilen bu e-değerlendirme sistemine katılımları ile güdülenme stratejileri arasındaki ilişkiye bakılmıştır. Ayrıca öğrencilerin sisteme yönelik yarar algıları ile sistemi ileride kullanma niyetleri arasındaki ilişki de incelenerek bir profil analizi ortaya konulmuştur. Araştırmanın çalışma grubu 2199 ortaokul beşinci sınıf öğrencisinden oluşmaktadır. Bu öğrenciler Ankara ve İzmir'de bulunan ikişer ortaokul ve Konya'da bulunan üç ortaokul olmak üzere toplamda yedi okulda öğrenimlerini sürdürmektedirler. Geliştirilen sistemde öğrencilerin kendi öğrenmelerini değerlendirebildikleri ve matematik dersinde yer alan kazanımlara sahip olup olmama durumlarını (kazanım bazlı yetkinliklerini) öğrenebilmeleri sağlanmıştır. Bu kapsamda ortaokul 5. sınıf öğretim programı matematik dersi kazanımları incelenmiş ve Milli Eğitim Bakanlığı ve alan uzmanları desteği ile bu kazanımlara yönelik sorular hazırlanmıştır. Sistemin en önemli özelliklerinden biri de uyarlanabilir test yapısında olmasıdır. Öğrenciler sistemi üç hafta boyunca kullanmıştır. Uygulamanın sonunda öğrencilerden veriler araştırmanın amacına yönelik olarak öz-bildirime dayalı ölçekler ile toplanmıştır. Öğrencilerin sistem kullanımlarının sonucunda etkileşim verileri katılım yapısı ortaya konmuştur. Araştırmada öğrencilerin katılım durumları ile güdülenme stratejileri arasındaki ilişki irdelenmiştir. Katılım düzeyleri ile sınav kaygısı, öz yeterlik ve görev değeri ile aralarında pozitif yönde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca öğrencilerin sisteme yönelik yarar algıları ile sistemi ileride kullanma niyetleri arasında da pozitif yönde bir ilişki bulunmuştur. Öğrencilerin e-değerlendirme sistemini kullanma niyetlerinin ise güdülenme stratejileri ve sisteme ilişkin tasarım özelliklerinden etkilendiği bulgusuna ulaşılmıştır. Bunun yanı sıra üstbilişsel farkındalığı yüksek olan öğrencilerin sistemi ileride kullanma niyetinde olduğu görülmüştür.
Mobil öğrenmenin akademik başarıya etkisi üzerine yapılan deneysel çalışmaların karşılaştırılması
Geçmişten günümüze kadar mobil öğrenme alanında sürekli gelişmelerin olduğu dikkat çekmektedir. Bu çalışma mobil öğrenme alanında yapılan deneysel çalışmalara ait verileri farklı açılardan karşılaştırmayı ve elde edilen sonuçlara göre mobil öğrenmenin akademik başarı üzerindeki etkisine göre yeni çalışmalara zemin oluşturmayı amaçlamaktadır. 2005-2016 yılları arasındaki 12 yıllık süreçte mobil öğrenme alanında uygulanan deneysel çalışmalar bu tez kapsamında incelenmiş ve sonuçları karşılaştırılmıştır. Çalışmada "Tarama Yöntemi" kullanılmış ve bu yöntemle çalışma kapsamına dahil edilen veri tabanları ayrıntılı olarak incelenmiştir. Mobil öğrenme alanında ulaşılan 381 adet çalışma deneysel olup olmaması açısından incelenmiş ve sadece deneysel olan 73 adet çalışmaya ait veriler kullanılmıştır.Veriler ortak özelliklerine göre 3 ayrı tabloda gruplandırılmış ve SPSS 22.0 Programı ile birçok farklı analiz yapılmıştır. Çalışmalar yapıldıkları yıllara göre incelendiğinde deney grubuna yapılan mobil öğrenme sonucunda akademik başarıdaki artışın anlamlı düzeyde olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Yerli ve yabancı literatürdeki yayınlarla yapılan analizler sonucunda yerli literatür için anlamlı farklılık bulunmazken yabancı literatürde yapılan çalışmalar için anlamlı farklılık bulunmuştur. Deneysel çalışma türlerine göre yüksek lisans tezleri için anlamlı farklılık bulunmazken, doktora tezleri, makale ve bildiriler için mobil öğrenmenin akademik başarıya etkisi anlamlı düzeyde bulunmuştur. Çalışma türleri üzerinde ön test-son test uygulanarak yapılan deneysel çalışmalar sonucunda ise doktora tezleri, makale ve bildiriler için anlamlı farklılık bulunurken, yüksek lisans tezleri için anlamlı farklılık bulunamamıştır. Tek gruba yapılan deneysel çalışma türündeki çalışmalarda ise anlamlı farklılık bulunmuştur. Son olarak yerli ve yabancı literatürde yapılan çalışmalardan ön test- son test uygulanan deneysel çalışmalara ait sonuçlarda yerli literatür için p değeri hesaplanamadığından farkın anlamlı olup olmadığıyla ilgili yorum yapılamazken, yabancı literatürdeki çalışmalar için anlamlı farklılık bulunmuştur.
Ortaokul öğrencilerinin geliştirdiği oyun ve robot projelerinde probleme dayalı öğrenmenin problem çözme ve bilgi işlemsel düşünme becerilerine etkisi
Yapılan çalışmada mBlock programlama aracı ile Probleme Dayalı Öğrenme Yöntemi kullanılarak yapılan oyun ve robot projelerinin ortaokul 6. sınıf öğrencilerinin problem çözme becerileri ve bilgi-işlemsel düşünme becerileri üzerindeki etkilerinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada yarı deneysel desenlerden ön test-son test kontrol gruplu araştırma modeli kullanılmıştır. Yapılan çalışma kapsamında veri toplamak için Serin, Bulut Serin ve Saygılı (2010) tarafından geliştirilen Çocuklar İçin Problem Çözme Envanteri ve Korkmaz, Çakır ve Özden (2016) tarafından geliştirilen Bilgi-İşlemsel Düşünme Beceri Düzeyleri Ölçeği kullanılmıştır. İlgili ölçme araçları 2018-2019 güz yarıyılında Van ili Edremit İlçesinde bulunan Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bir devlet okulunda eğitime devam eden 57 altıncı sınıf öğrencisine uygulanmıştır. Deney grubuna probleme dayalı öğrenme yöntemi kontrol grubuna ise geleneksel öğrenme yöntemi kullanılarak ders verilmiştir. Araştırmada elde edilen verilerin çözümlenmesinde SPSS 20 paket programı aracılığıyla bağımlı örneklem t-testi, bağımsız örneklem t-testi ve iki yönlü varyans analizi kullanılmıştır. Yapılan deneysel işlem öncesinde deney grubu ve kontrol grubu öğrencilerinin problem çözme becerileri ve bilgi-işlemsel düşünme becerilerinin ortalama puanları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Dolayısıyla deney ve kontrol gruplarındaki öğrencilerin öğretim öncesi bilgi-işlemsel düşünme becerilerinin ve problem çözme becerilerinin denk olabileceği varsayılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda deney grubu öğrencilerinin son test puanları kontrol grubu öğrencilerinin son test puanlarına göre anlamlı düzeyde artış göstermiştir (p<0,05). Bu durum kullanılan öğretim yöntemi yani probleme dayalı öğrenme yönteminin öğrencilerin bilgi-işlemsel düşünme becerileri ve problem çözme becerileri üzerinde olumlu etkisi olduğunu göstermiştir. Öğrencilerin problem çözme becerileri ve bilgi-işlemsel düşünme becerileri cinsiyete göre anlamlı düzeyde farklılık göstermemiştir (p>0,05). Ayrıca öğrencilerin deney-kontrol grubunda olmalarının ve cinsiyetlerinin öğrencilerin problem çözme becerileri ve bilgi-işlemsel düşünme becerileri üzerinde ortak etkisinin anlamlı düzeyde olmadığı sonucuna varılmıştır (p>0,05). Bilgisayar sahipliği ile ilgili bulgular incelendiğinde ise bilgisayar sahibi olmayan öğrencilerin bilgi-işlemsel düşünme puanları ve problem çözme puanları anlamlı düzeyde daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Kontrol grubunda bilgisayar sahibi olan öğrencilerin problem çözme ortalama puanları 𝑋̅= 2,86 iken bilgisayar sahibi olmayan öğrencilerin ortalama puanları 𝑋̅=2,99'dur. Deney grubunda bilgisayar sahibi olan öğrencilerin problem çözme ortalama puanları 𝑋̅= 3,15 iken bilgisayar sahibi olmayan öğrencilerin ortalama puanları 𝑋̅=3,46'dır. Bu bulguların olası nedenlerini anlayabilmek için bilgisayar sahibi olan on beş öğrenci ile odak gurup görüşmesi yapılmıştır. Yapılan görüşmelerden elde edilen bulgulara göre öğrencilerin kişisel bilgisayarlarını eğitim, araştırma vb. faaliyetlerden çok yoğun bir şekilde oyun oynama ve sosyal medyada vakit geçirme amacıyla kullandıkları sonucuna ulaşılmıştır. Bundan yola çıkarak ebeveynlerin çocukların bilgisayar kullanımlarını gözlemlemelerinin ve kontrol altında tutmalarının, çocuklarının bilgisayarın ve internetin olumsuz etkilerinden korunmasına yardımcı olabileceği öneriler kısmında ifade edilmiştir.
Ortopedik engelli bireylerin internet bağımlılığı ve teknoloji kullanımlarının incelenmesi
Geçmişten günümüze bakıldığında teknoloji sürekli gelişmektedir. Gelişen teknoloji ile birlikte insanların hayatlarına yeni teknolojiler entegre edilmektedir. Bu teknolojilerin olumlu ve olumsuz özellikleri insanların yaşamlarını etkilemektedir. Bu bağlamda teknolojiyi kimin ve ne amaçla kullandığı önemlidir. Bu tez çalışmasında ortopedik engelli bireylerin teknolojiyi ne amaçla kullandıkları araştırılmıştır. Bu tez çalışmasının öncelikli amacı ortopedik engelli bireylerin engel yüzdeleri ile teknoloji kullanımları arasındaki ilişkiyi incelemek, teknoloji kullanım profillerini betimlemektir. Bu amaçla ilk olarak ortopedik engelli bireylere internet bağımlılığı ölçeği ve kişisel bilgi formu uygulanmış, ortopedik engelli bireylerin internet bağımlılık düzeyleri belirlenmiştir. İnternet bağımlılık ölçeği sonucuna göre internet bağımlılık puanları en yüksek ve en düşük olan bireylerle yarı yapılandırılmış görüşme yoluyla nitel veriler toplanmıştır. Çalışmanın örneklemini, 2017 yılı Ocak ayı-2018 yılı Aralık ayı arasında Van ilinin İpekyolu ve Tuşba ilçelerinde bulunan 200 ortopedik engelli birey oluşturmaktadır. Bu çalışmada hem nicel hem de nitel veriler toplanmıştır. 200 kişiye uygulanan internet bağımlılık ölçeği ve kişisel bilgi formu araştırmanın nicel verilerini oluşturmuştur. Nicel verilerle elde edilen sonuçlara göre internet bağımlılık puanları yüksek ve düşük olan 10'ar birey ile yarı yapılandırılmış görüşme uygulanmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme araştırmanın nitel kısmını oluşturmuştur. Araştırmanın nicel verileri SPSS 22 sürümü ile analiz edilmiştir. Araştırma verilerinin bilgileri kodlanarak SPSS programına kaydedilmiştir. Veriler sırasıyla temel istatiksel ölçülerle (aritmetik ortalama, frekans, yüzde) özetlenmiştir. Normal dağılım gösteren verilerin analizinde, ikili karşılaştırmalar için bağımsız örneklemler t testi, çoklu grup karşılaştırmalarında ise tek faktörlü varyans analizi (ANOVA) testi uygulanmıştır. Farklılığın hangi gruptan kaynaklandığını tespiti için yapılan Scheffe testi ile çözümlenmiştir. Bulguların yorumlanmasında 0,05 anlamlılık düzeyi esas alınmıştır. Normal dağılım göstermeyen verilerin analizinde ise Kruskall Wallis H, Mann Whitney U ve iki değişken için Kay-Kare testleri uygulanmıştır. Araştırmanın nitel verileri ise ise Microsoft worde aktarılmıştır. Daha sonra tema ve bu temalara ait kodlar oluşturulmuş, bunların yüzde ve frekans değerleri tablo şeklinde sunulmuştur. Araştırma sonucunda ortopedik engelli bireylerin internet bağımlılık ölçümleri engel yüzdelerine, internet kullanım süresine, internet kullanım amacı, internet kullanım zaman dilimi, meslek grupları, evde oyun oynamalarına göre farklılaşmaktadır. Farklılaşmayan değişkenler ise cinsiyet, eğitim durumları, birlikte yaşadıkları kişiler, engelliliğin doğuştan veya sonradan olma durumudur. Anahtar Sözcükler İnternet Bağımlılığı, Bağımlılık, Problemli İnternet Kullanımı, Ortopedik Engelli.
Lise öğrencilerinin siber saldırganlık eğilimlerinin bazı değişkenlere göre incelenmesi
Bu araştırmanın amacı siber saldırganlık kavramını tanımlamak ve lise öğrencilerinin siber saldırganlık eğilimini çeşitli değişkenlere göre incelemektir. Bu amaç için hazırlanan Siber Saldırganlık Ölçeği geliştirilmiştir. Bu araştırma nicel araştırma desenlerinden olan betimsel türde tarama modeline örnektir. Araştırmanın çalışma grubunu 2018-2019 eğitim öğretim yılında Van ili İpekyolu ve Edremit ilçelerinde öğrenimlerine devam eden öğrencilerden oluşmaktadır. Ölçek, açımlayıcı faktör analizi için 1573 öğrenci, doğrulayıcı faktör analizi için 188 öğrenci olmak üzere toplam 1761 öğrenciye uygulanmıştır. Açımlayıcı faktör analizine katılan öğrencilerin %54,2'u kadın (n= 852), %45,8'i erkek (n=721) öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmanın verileri, araştırmacı tarafından alan yazın incelenerek oluşturulan Siber Saldırganlık Ölçeği ve demografik bilgi formu kullanılarak toplanmıştır. Ölçeğin geçerliliğini araştırmak için KMO ve Bartlett testi, açımlayıcı ve doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Elden edilen veriler SPSS 22.0 ve LISREL 8.8 paket programları kullanılarak analiz edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda Cronbach's Alpha Güvenirlik kat sayısı tüm ölçeğe ilişkin 0,92 (>0,70) olarak tespit edilmiştir. Ölçeğin 6 faktörlü yapısı, doğrulayıcı faktör analizinden elde edilen uyum istatistiklerine göre doğrulandığı tespit edilmiştir. Siber Saldırganlık ölçeğinin doğrulayıcı faktör analizinin uyum indeksleri: RMSEA değeri 0,076, AGFI indeksi 0,72, NNFI değeri 0,93, NFI değeri 0,91 ve CFI değeri 0,94'tür. Siber Saldırganlık Ölçeği 6 faktörlü yapısının doğrulayıcı faktör analizinden elde edilen uyum istatistiklerine göre doğrulanmıştır. Veri analizinde t-testi, ANOVA, Scheffe testleri uygulanmıştır. Ayrıca yapılan analizler ölçeğin "Görsel ve Cinsel Siber Saldırganlık", "Huzursuzluk Verme ve Alay Etme", "Kullanıcı Hesabına Yönelik Siber Saldırganlık", "Tehdit", "Dışlama" ve "Sahte Hesap" olmak üzere 6 faktörde toplandığı görülmüştür. Bu bağlamda Siber Saldırganlık Ölçeği altı faktör altında toplanan, 32 maddeden oluşan bir ölçektir. Analizler ölçeğin, bireylerin siber saldırganlık davranışlarını ölçmeye yönelik geçerlik ve güvenilir bir araç olduğunu ortaya koymuştur. Araştırmanın bulgularına göre lise öğrencilerinin siber saldırganlık eğilimleri okul türü, cinsiyet, internet kullanım süresi, ebeveynlerin internet kullanması, kullandıkları sosyal ağlara, sosyal ağlarda anonim olmasına, öğrencilerin ebeveynlerine karşı sosyal ağ tutumuna, odaya sahip olması ve sosyal ağlarda etkileşimli olmasına, bilgisayara sahip olmasına göre anlamlı farkın olduğu tespit edilmiştir.
Ters yüz sınıf modelinin ortaöğretim düzeyinde uygulanabilirliğinin öğretmen algılarına göre incelenmesi
Ters yüz sınıf modeli günümüz eğitim sisteminde önem kazanan yapılandırmacı yaklaşımla farklı öğretim stratejilerinin geliştirilmesinde önemli bir hale gelmiştir. Ters yüz edilmiş sınıfların eğitimde kullanımının avantaj ve dezavantajlarının araştırıldığı, ters yüz öğrenme uygulamalarını içeren örneklerin sunulduğu çalışmalara alanyazında rastlamak mümkündür. Ayrıca öğrenci ters yüz öğrenme hazırbulunuşluk düzeyinin belirlenmesine yönelik ölçek uyarlama çalışması örneği de Türkçe alanyazında yer almaktadır. Fakat ters yüz öğrenme modelinin farklı öğretim kademelerinde ne derece uygulanabilir olduğunu belirlemeye yönelik çalışmaya rastlanmamıştır. Bu tez çalışmasında ters yüz öğrenme modelinin ortaöğretimde uygulanabilirliğinin öğretmenlerin yaş, cinsiyet, branş, teknoloji okuryazarlığı düzeyleri, teknoloji kullanabilme yeterlilikleri, hitap ettiği hedef kitlenin özelikleri, öğretmenlerin çalıştıkları okulun özellikleri gibi değişkenlere göre incelenmiştir. Betimsel tarama modelinde yürütülmüş olan bu çalışma araştırmanın çalışma grubunu Van İli İpekyolu, Edremit ve Tuşba ilçelerindeki MEB ortaöğretim kurumlarında çalışan öğretmenler oluşturmuştur. Araştırmacı tarafından geliştirilen dört adet ölçek formu ile nicel veriler toplanmıştır. Yapılan alanyazın taramasında çalışmanın amacına uygun ölçme ve değerlendirme aracına rastlanmadığından ölçeklerin geliştirilmesinde ölçek geliştirme süreci uygulanmıştır. Hazırlanan bu ölçekler çalışma grubundaki öğretmenlere uygulanmıştır. Nicel verilerin analiz işlemleri SPSS programında gerçekleştirilmiştir. Bulguların sunulması ve sonuçların değerlendirilmesi araştırma problemleri doğrultusunda ölçek özellikleri dikkate alınarak yapılmıştır.
Etkileşimli e-kitap oluşturulması, öğretmen adaylarının gelecekte etkileşimli e-kitap kullanımı hakkındaki düşünceleri
Bu çalışmanın amacı Bilişim Teknolojileri öğretmen adaylarının etkileşimli e-kitap oluşturulması sürecindeki deneyimlerini ve gelecekteki etkileşimli e-kitap kullanım durumlarına yönelik görüşlerini belirlemektir. Çalışma grubunu 2017-2018 döneminde Eğitimde Materyal Tasarımı ve Kullanımı dersini almış olan ve çalışmaya gönüllü olarak katılan 16 öğretmen adayı oluşturmaktadır. Çalışma grubundaki öğretmen adaylarına etkileşimli e-kitap oluşturmaya yarayan uygulama ve etkileşimli e-kitabın yapım aşamaları anlatılmıştır. Öğretmen adaylarından, 2018-2019 öğretim yılı güz dönemi içerisindeki Özel Öğretim Yöntemleri dersi kapsamında proje ödevi olarak etkileşimli e-kitap oluşturmaları ve kullanmaları istenmiştir. Öğretmen adaylarının etkileşimli e-kitap oluşturması ve kullanmasının ardından çalışma kapsamında yapılacak tüm aşamalar bittikten sonra, öğretmen adaylarının etkileşimli e-kitap hakkındaki görüşleri yapılandırılmış sorulardan oluşan bir görüş formu yardımı ile toplanmıştır. Bu formlardan elde edilen veriler detaylı olarak incelenmiştir. Elde edilen bulgulara göre öğretmen adaylarının büyük bir çoğunluğu atandığında etkileşimli e-kitapları kendi derslerinde kullanacağını ifade etmiştir. Etkileşimli e-kitap hazırlarken karşılaşılan en büyük zorluğun kullanılan uygulamaya yabancılık çekmeleri ve en sıkıcı tarafının titiz bir tasarım ortaya koymanın olduğunu belirtmişlerdir. Ayrıca öğretmen adayları etkileşimli e-kitap hazırlamanın en eğlenceli yanının öğrenciler için faydalı ve özgün bir şey yapmak olduğunu ve etkileşimli e-kitap kullanılan derslerin ilgi çekici olduğunu düşünmektedirler. Aynı zamanda öğretmen adayları yazılı ve sözlü anlatımın yoğun olduğu pedagoji derslerinin etkileşimli e-kitap kullanmak için uygun olduğunu ve bu derslerde etkileşimli e-kitabın daha faydalı olacağı kanaatindedirler. Anahtar Sözcükler Eğitimde materyal tasarımı, etkileşimli e-kitap, z-kitap, proje tabanlı öğrenme
Bilgisayar ve öğretim teknolojileri öğretmen adaylarının STEM (FeTeMM) eğitimine yönelik görüş ve tutumları
Bu çalışmada Türkiye'de bir üniversitenin Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi bölümünde 7. ders dönemine kayıtlı olan 30 öğretmen adayının 'Eğitim Ortamlarında Teknoloji Uygulamaları' dersinde bir dönem boyunca STEM (FeTeMM) eğitimi ve uygulamaları, mühendislik, teknoloji ve bu disiplinler arasındaki ilişkiye yönelik tutumlarını ve görüşlerini belirlemek amaçlanmıştır. Öğretmen adaylarının STEM eğitimi ve uygulamaları hakkındaki görüşlerini belirlemek amacıyla karma desen kullanılmıştır. Çalışmada veriler, uygulamalı ders öncesinde ve sonrasında demografik veri anketi, STEM tutum ölçeği ve yarı yapılandırılmış görüşme formu ile toplanmıştır. Elde edilen bulgulara göre öğretmen adaylarının; cinsiyet, kişisel bilgisayar sahibi olma durumlarının STEM eğitimine yönelik tutumlarında anlamlı bir farklılık göstermediği saptanmıştır. Sadece 20 yaş grubundaki öğrencilerin STEM öntest ve fen öntest sonuçlarının 22 yaş grubuna göre anlamlı bir farklılık gösterdiği sonucuna varılmıştır. STEM eğitimi ve uygulamaları sayesinde bu eğitime yönelik düşüncelerinin olumlu yönde değiştiği, önyargılarının azalıp bu alanlara yönelik ilgilerinin arttığı tespit edilmiştir. STEM eğitiminin öğretim programlarında yer alması gerekliliğini vurgulayıp, bu eğitimi alan öğretmenlerin; öğrencilerin eleştirel ve yaratıcı düşünme becerilerini geliştirmede, problem çözme becerilerinde ve derslere yönelik ilgilerini arttırmada önemli rol oynayacağını belirtmişlerdir. Öğretmen adayları mezun olduktan sonra STEM eğitimini kendi derslerinde de kullanmak istediklerini belirtmişlerdir.
Öğretim elemanlarının artırılmış gerçeklik teknolojisini ders materyali olarak kabullerinin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı, yükseköğretimde Artırılmış Gerçeklik (AG) teknolojisinin ders materyali olarak kullanılmasına yönelik öğretim elemanlarının görüşlerinin Teknoloji Kabul Modeline (TKM) göre incelenmesidir. Yapılan araştırmada örneklem belirlenmesinde amaçlı örneklem yöntemi kullanılmıştır. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesinde görev yapmakta olan 11 öğretim elemanı örneklem olarak seçilmiştir. Araştırmada, nitel araştırma yöntemlerinden durum çalışması deseni kullanılmışır. Veri toplamak için görüşme tekniği kullanılan çalışmada, yarı yapılandırılmış görüşme soruları kullanılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme soruları, geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmış olan TKM ölçeğinde bulunan her bir faktörü anlam ve kapsam olarak temsil edecek şekilde hazırlanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre öğretim elemanları AG teknolojisi ile hazırlanmış öğretim materyallerini ders ortamlarında kullanabileceklerine dair olumlu görüş sunmuşlardır. Bununla birlikte elde edilen diğer bulgular araştırmanın sonuç ve tartışma bölümünde ele alınmıştır. Son olarak araştırmanın sonuçları doğrultusunda yükseköğretimde teknoloji kabulü ve AG kullanımı için öneriler sunulmuştur.
Otizm spektrum bozukluğu olan bireylere yönelik eğitim teknolojisi alanında yapılan çalışmalar: Sistematik bir derleme
Bu araştırmanın amacı uluslararası düzeyde 2010 ve 2019 yılları arasında otizm spektrum bozukluğu (OSB) olan bireylere yönelik eğitim teknolojisi alanında yapılmış ve SSCI dizinine giren hakemli dergilerde yayınlanmış akademik makaleleri sistematik bir şekilde incelemektir. Bu amaçla; eğitim teknolojilerinin OSB'li bireylerin farklı beceri alanları üzerindeki performanslarını değerlendiren 2010 ve 2019 yıllarında Web of Science dizini içerisindeki dergilerde yayınlanmış toplam 105 adet makaleye ulaşılmıştır. Ulaşılan makaleler içerisinde erişime kapalı olan 17 adet makale ile tam metin olmayan 27 adet makale, araştırma kapsamı dışında bırakılarak 61 adet makale ile araştırma tamamlanmıştır. Veri analiz yöntemi olarak içerik analizi yöntemi kullanılmış olup veriler derinlemesine incelenmiştir. Yapılan analizler sonucunda öne çıkan bulgular ise şöyledir; Eğitim teknolojileri konusunda en yoğun 2012 ve 2018 yıllarında çalışılmıştır. Çalışmalarda yoğun olarak erkek örneklem grubu tercih edilmiştir ve genellikle "1-3" örneklem büyüklüğü kullanılmıştır. Ağırlıklı olarak da "3-10" yaş aralığı tercih edilmiştir. Çalışmalar içerisinde tek denekli araştırma modeli en sık tercih edilen araştırma modeli olmuştur. Çalışmalarda yoğun olarak etkililiği incelenen bağımsız değişkenler "program ve uygulamalar" olup en çok tercih edilen yöntem "bilgisayar özelliği bulunan cihazlar aracılığıyla verilen eğitim" olmuştur. Ağırlıklı olarak tercih edilen öğrenme ortamları okul ortamları olmuştur. İncelenen makalelerde genel olarak "sosyal beceriler" üzerinde odaklanılmıştır. İncelenen çalışmalardan elde edilen tüm sonuçlar birleştirildiğinde eğitim teknolojilerinin ve bu doğrultuda gerçekleştirilen müdahale yöntemlerinin OSB'li bireyler üzerinde oldukça etkili olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu araştırma güncel akademik yayınları kapsaması, 2010-2019 yılları ve bu yıllar arasındaki SSCI dizinine giren dergilerde yayınlanan tüm akademik yayınları içermesi ve geniş kapsamlı olması nedeniyle alan yazındaki diğer çalışmalardan ayrılmaktadır.
Oyunlaştırma yöntemiyle tasarlanan blok tabanlı robotik ve kodlama eğitiminde ortaokul öğrencilerinin bilgisayarca düşünme becerileri ve kodlamaya ilişkin öz-yeterlik algılarının incelenmesi
Çalışmanın amacı, BTRK kursundaki kazanımlardaki konuları oyunlaştırma yöntemi ile öğrencilerin kodlamaya ilişkin bilgisayarca düşünme becerilerine ve öz-yeterlik algıları arasında bir ilişki olup olmadığını araştırmaktır. Ayrıca araştırmaya katılan öğrencilerin cinsiyet değişkeni açısından incelenmesi de çalışmanın diğer amacı arasında yer almaktadır. Çalışmada, nicel araştırma yöntemlerinden ön test-son test kontrol gruplu yarı deneysel desen kullanılmıştır. Araştırmanın örneklemini Van ilinin Muradiye ilçesinde yer alan Fatih Sultan Mehmet Ortaokulunda öğrenim görmekte olan 6.sınıf öğrencilerinden toplam 48 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışma Muradiye Robotik ve Kodlama Atölyesinde BTY öğretmeni tarafından iki faklı grupla yapılmıştır. Araştırmanın katılımcıları kolay ulaşılabilir örneklem tekniği ile belirlenmiştir. Katılımcılar Halk Eğitim bünyesinde açılan BTRK kursuna kayıt yaptıran öğrencilerden gönüllü olarak çalışmaya katılım gösterenler arasından seçilmiştir. Araştırmanın deneysel uygulama süreci 2022-2023 eğitim öğretim yılı ikinci döneminde Halk Eğitim bünyesinde açılan BTRK kursu kapsamında 6 hafta süresince planlar, etkinlikler, rozetler, madalyalar, unvanlar ve ödüllerle zenginleştirilmiştir. Çalışmada kodlama becerilerini öğretmek için eğitim sürecinin robotik öğretiminde Arduino tabanlı programlanabilir eğitim robotları tercih edilmiştir. Bu robotların programlanmasında ise Mblock 5 yazılımı kullanılmıştır. Çalışmada yer alan tüm çalışma grubu sınıflarda süreç aynı anda başlayıp aynı anda bitmiştir. Deney grubuna oyunlaştırma yöntemi kontrol grubuna ise geleneksel öğrenme yöntemi kullanılarak ders verilmiştir. Veri toplama aracı olarak çalışma grubunun demografik verilerinin elde edildiği kişisel bilgi formu, Korkmaz, Çakır ve Özden (2016) tarafından geliştirilen Bilgisayarca Düşünme Ölçeği ve Altun ve Kasalak (2018) tarafından geliştirilen "Blok Tabanlı Programlamaya İlişkin Öz-Yeterlik Algısı Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen verilerin çözümlenmesinde SPSS 26 paket programı aracılığıyla bağımlı örneklem t-testi, bağımsız örneklem t-testi, iki yönlü varyans analizi ve korelasyon testi kullanılmıştır. Yapılan deneysel işlem öncesinde deney grubu ve kontrol grubu öğrencilerinin kodlamaya ilişkin öz-yeterlik algıları ve bilgisayarca düşünme becerilerinin ortalama puanları arasında anlamlı bir fark bulunmamıştır (p>0,05). Dolayısıyla deney ve kontrol gruplarındaki öğrencilerin öğretim öncesi bilgisayarca düşünme becerilerinin ve kodlamaya ilişkin öz-yeterlik algıları benzer olabileceği varsayılmıştır. Yapılan araştırma sonucunda deney grubu öğrencilerinin son test puanları kontrol grubu öğrencilerinin son test puanlarına göre anlamlı düzeyde artış göstermiştir (p<0,05). Bu durum oyunlaştırma yönteminin öğrencilerin bilgisayarca düşünme becerileri ve kodlamaya ilişkin öz-yeterlik algıları üzerinde olumlu etkisi olduğunu göstermiştir. Öğrencilerin deney-kontrol grubunda olmalarının ve cinsiyetlerinin öğrencilerin kodlamaya ilişkin öz-yeterlik algıları ve bilgisayarca düşünme becerileri üzerinde ortak etkisinin anlamlı düzeyde olmadığı sonucuna varılmıştır (p>0,05).
Yapay zekâ uygulamaları ile kodlama eğitiminin algoritmik düşünme yeterlikleri ve derse yönelik tutumlara etkileri
Bu çalışmanın amacı yapay zekâ uygulamaları ile kodlama eğitiminin algoritmik düşünme yeterlikleri ve derse yönelik tutumlara etkilerini incelemektir. Bu çalışmada kontrol gruplu ön test son test yarı deneysel desen kullanılmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu Van ili Muradiye ilçesinde bir ortaokulda 2022-2023 eğitim-öğretim yılında 5. sınıfta eğitim gören 60 öğrenci oluşturmaktadır. Çalışma grubu deney ve kontrol grubuna ayrılmıştır. Deney grubu öğrencileri ile yapay zekâ uygulamalarından Pictoblox AI ve Mblock AI programları ile çalışılmıştır. Kontrol grubu öğrencileri ise MEB Bilişim ve Yazılım dersi programındaki etkinliklere dayalı olarak bilgisayarsız kodlama ve akış diyagramları kullanılmıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında Akkuş, Özhan ve Kan (2019) tarafından geliştirilen "Ortaokul Öğrencileri İçin Kodlamaya Yönelik Tutum Ölçeği", Gülbahar, Kert ve Kalelioğlu (2018) tarafından geliştirilen "Bilgi İşlemsel Düşünme Becerisine Yönelik Öz Yeterlik Algısı Ölçeği" ve öğrencilerin demografik bilgilerinin alındığı "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Kontrol ve deney grupları karşılaştırıldığında kodlamaya yönelik tutum ve algoritmik düşünme yeterlik ön test puanlarında fark gözlemlenmezken, son test puanlarında deney grubu lehine fark gözlemlenmiştir. Deney grubu öğrencilerinin algoritmik düşünme yeterlik ve kodlamaya yönelik tutum son test puanları, ön test puanlarından yüksek çıkmıştır. Kontrol grubu öğrencilerinin algoritmik düşünme yeterlik ve kodlamaya yönelik tutum ön test ve son test puanları arasında fark çıkmamıştır. Kontrol grubu öğrencilerinin cinsiyete göre algoritmik düşünme yeterlik ve kodlamaya yönelik tutumlarında ön test ve son test puanları arasında fark gözlemlenmemiştir. Deney grubu öğrencilerinin cinsiyete göre algoritmik düşünme yeterlik son test puanlarında erkekler lehine fark tespit edilse de kodlamaya yönelik tutumlarının cinsiyete göre ön test ve son test puanları arasında fark bulunmamıştır. Kontrol grubu öğrencilerinin BİT (bilgi ve iletişim teknolojileri) kullanma sürelerine göre algoritmik düşünme yeterlilik puanları arasında fark çıkmazken, BİT kullanma süreleri ile kodlamaya yönelik tutum puanları arasında son testte fark çıkmıştır. Bu farklılığın 1 yıl ile 4 yıl, 1-2 yıl ile 4 yıl ve 3 yıl ile 4 yıl arasında olduğu görülmüştür. Ancak BİT başında harcanan ortalama sürenin algoritmik düşünme yeterlik ve kodlamaya yönelik tutum puanları üzerinde bir fark bulunmamıştır. Deney grubu öğrencilerinin BİT kullanma sürelerine göre algoritmik düşünme yeterlik ve kodlamaya yönelik tutum ön test puanları arasında fark bulunmazken, son testte bir fark tespit edilmiştir. Bu farklılığın BİT kullanan öğrencilerin algoritmik düşünme yeterlik son test puanları 1 yıl ile 1-2 yıl, 1-2 yıl ile 4 yılları arasında görülürken, kodlamaya yönelik tutum son test puanlarında ise 1 yıl ile 4 yıl, 1-2 yıl ile 4 yılları arasında görülmüştür. Deney grubu öğrencilerinin BİT Başından harcanan ortalama süreye göre algoritmik düşünme yeterlik ön test-son test puanları arasında fark çıkmamıştır. Benzer şekilde kodlamaya yönelik tutum ön test-son test puanları arasında da fark gözlemlenmemiştir. Elde edilen sonuçlar doğrultusunda öğrencilerin algoritmik düşünme yeterlik ve kodlamaya yönelik tutum düzeylerinin arttırılması amacıyla eğitim programlarında yapay zekâ uygulamalarına daha fazla yer verilmesi önerilebilir. Anahtar sözcükler: algoritmik düşünme becerisi, kodlama, tutum, yapay zekâ
Üniversite öğrencilerinin çevrimiçi öğrenme ortamlarındaki duygu durumları ve işlemsel uzaklık algılarının incelenmesi: Bir karma yöntem araştırması
Bu çalışmada üniversite öğrencilerinin çevrimiçi öğrenme ortamlarındaki duygu durumları ve işlemsel uzaklık algıları incelenmiştir. Çalışmada sıralı açıklayıcı karma yöntem deseni kullanılmış ve çalışma için gerekli veriler 2022-2023 eğitim-öğretim yılında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesinde öğrenim gören 468 öğrenciden toplanmıştır. Çalışmanın nicel boyutunda Online Dersler İçin Ergen Duygu Ölçeği ve Revize Edilmiş İşlemsel Uzaklık Ölçeğinin Uyarlama Çalışması, nitel boyutunda ise yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak veriler toplanmıştır. Toplanan nicel veriler SPSS 23 programı ile nitel veriler ise içerik analizi yöntemiyle analiz edilmiştir. Çalışma sonrasında elde edilen veriler doğrultusunda genel olarak öğrencilerin duygu durumları orta seviyededir. Kadın öğrencilerin kaygı düzeyleri erkek öğrencilere göre daha yüksek olarak bulunmuş ve yaşa bağlı olarak anlamlı farklılıklar saptanmıştır. Öğrencilerin çevrimiçi derste kullandıkları cihazın duygu durumları üzerinde etkisi gözlemlenmiş; bilgisayar kullanan öğrenciler genellikle daha olumlu duygular yaşarken akıllı telefon kullanan öğrenciler daha yüksek sıkıcılık ve umutsuzluk duygularını deneyimlemişlerdir. Kişisel bilgisayara sahip olan öğrenciler daha olumlu hissetmişlerdir. İşlemsel uzaklık algısı genel olarak yüksek düzeydedir; öğrenci-öğretmen etkileşimine yönelik işlemsel uzaklık seviyeleri en yüksek, öğrenci-öğrenci etkileşimine yönelik işlemsel uzaklık seviyeleri ise en düşük olarak belirlenmiştir. Ders materyalleri konusunda öğrencilerin genellikle olumsuz bulgular vermesi, iletişim problemleri, teknik sorunlar ve materyal eksikliği gibi faktörler öğrencilerin işlemsel uzaklık algılarını etkileyebileceğine işaret etmektedir.
Ergenlerde ve yetişkinlerde dijital obezite
Bu araştırmanın amacı, ergenlerde ve yetişkinlerde dijital obezite kavramının incelenmesidir. Araştırma kapsamında, bağımlılık, obezite, dijital obezite, dijital oyun bağımlılığı, sosyal medya bağımlılığı, cihaz bağımlılığı, internet bağımlılığı, tıkınmalı izleme ve teknolojik cihazlardan kaynaklı oluşan sağlık problemleri incelenmiştir. Anılan kavramlar, dijital obeziteye neden olan ve dijital obezite sonucu doğan sonuçlar olarak öngörüldüğünden dolayı bu kavramların incelenmesi amaçlanmıştır. Bu süreçte bireylerin dijital obezite düzeylerinin anlaşılması için bir ölçek geliştirilme ihtiyacı duyulmuş, alanyazında yapılan araştırmalarda dijital obezite ölçeğine rast gelinemediğinden dijital obezite ölçeği geliştirilmiştir. Araştırma sürecinde uzman görüşleri sonucunda yapılan düzeltmelerden sonra 46 maddeden oluşan bir taslak ölçek oluşturulmuş 289 katılımcıdan Google formlar aracılığıyla veri toplanılmıştır. Yapılan geçerlilik, güvenirlik ve açımlayıcı faktör analizleri sonucunda 25 maddeden oluşan bir dijital obezite ölçeği geliştirilmiştir. Geliştirilen ölçek 5 faktörden oluşmakta bu faktörler, dijital oyun bağımlılığı, sosyal medya bağımlılığı, cihaz-internet bağımlılığı, tıkınmalı izleme ve sağlık problemleri olarak adlandırılmıştır. Geliştirilen ölçek dijital obezite düzeyini 5 faktörle ölçebilen geçerli ve güvenilir bir ölçektir. Geliştirilen dijital obezite ölçeği için 223 bireyin katılımıyla yeniden veriler toplanmış, doğrulayıcı faktör analizi yapılmıştır. Çalışmada ölçek maddelerine ek olarak, katılımcıların demografik özelliklerini belirlemek amacıyla, kişisel bilgi formu oluşturulmuş ve ölçeğe eklenmiştir. Araştırma, bir ana problem ve 12 alt problemden oluşmaktadır. Ana problem katılımcıların dijital obezite düzeylerini, alt problemler ise katılımcıların dijital obezite düzeylerinin, yaşa, eğitim durumuna, yaşadığı yere, anne eğitim durumu, baba eğitim durumu, internete sahip olma durumu, telefon kullanmaya başlama yaşı, sosyal medya kullanmaya başlamaya yaşı, dijital oyuna başlama yaşı, günlük ortalama ekran süresi, günlük ortalama dijital oyun oynama süresi ve günlük internete bağlı olma durumlarına göre farklılıkları olarak belirlenmiştir. Her bir alt problemin, ölçek alt boyutlarına göre analiz sonuçları belirlenmiş ve tartışılmıştır.
Öğretmenlerin yapay zekaya yönelik farkındalık düzeyi ve algıları
Bu araştırmanın amacı, öğretmenlerin YZ teknolojilerine yönelik farkındalık ve algı düzeylerini incelemektir. Araştırma, nicel araştırma yöntemlerinden tarama modeli çerçevesinde desenlenmiştir. Veri toplama aracı olarak, YZ farkındalığı ile algısına yönelik ifadeler içeren 51 maddelik Likert tipi " YZ Farkındalık Ölçeği" kullanılmıştır. Çalışma grubunu, Türkiye'deki devlet ve özel okullarda görev yapan çeşitli branşlardan 440 öğretmen oluşturmaktadır. Veri toplama süreci çevrim içi anket formu aracılığıyla gerçekleştirilmiştir. Elde edilen veriler, SPSS 26.0 paket programı ile analiz edilmiş; betimsel istatistiklerin yanı sıra verilerin normal dağılıma uygunluğu Shapiro-Wilk testi ile değerlendirilmiştir. Değişkenler arası farkın test edilmesinde T testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Ayrıca, farkındalık ve algı puanları arasında ilişki olup olmadığını belirlemek amacıyla Pearson korelasyon analizi uygulanmıştır. Araştırma bulgularına göre, öğretmenlerin YZ'ye yönelik farkındalıklarının branş değişkeninde ve kıdem yılı değişkeninde anlamlı farklılık gösterdiği; algı düzeylerinin ise cinsiyet ve öğrenim durumu gibi demografik değişkenlerden etkilenmediği bulunmuştur. Ayrıca, farkındalık ile algı arasında pozitif yönde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular doğrultusunda, öğretmenlerin hem teknik hem de pedagojik yönden donanımlarını artıracak, YZ okuryazarlığını destekleyecek hizmet içi eğitimlerin geliştirilmesi önerilmektedir.
Ortaöğretim öğrencilerinin dijital ayak izi farkındalıkları ve bilgi güvenliği farkındalıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmanın amacı, ortaöğretim düzeyindeki öğrencilere yönelik olarak dijital ayak izi farkındalık ölçeği geliştirmek ve dijital ayak izi farkındalığı ile bilgi güvenliği farkındalığı arasındaki ilişkiyi incelemektir. Dijital ayak izi, bireyin çevrimiçi ortamlardaki davranışlarının tamamının kayıt altına alınması ile birey adına oluşan sanal bir kimliktir. Bilinçsiz internet kullanımı ile olumsuz bir sanal kimlik oluşmakta ve bireyin hayatını farklı dönemlerde olumsuz anlamda etkileyebilmektedir. Olumlu sanal kimlik oluşmasın da farkındalığın artmasının önemi büyüktür fakat bu farkındalık düzeyinin ne seviyede olduğunun da bilinmesi de önem arz etmektedir. Bu kapsamda ortaöğretim düzeyindeki öğrencilere yönelik bir DAFÖ (dijital ayak izi farkındalık ölçeği) geliştirilmiştir. Ölçek kişisel veri paylaşımı farkındalığı, kişisel veri paylaşımı uygulaması, sosyal medya kullanım farkındalığı ve sosyal medya kullanım uygulaması olmak üzere dört alt boyuttan oluşmaktadır. Araştırmanın ikinci boyutu olan dijital ayak izi farkındalığı ile bilgi güvenliği farkındalığı arasındaki ilişkinin incelenebilmesi için Güldüren, Çetinkaya ve Keser (2016) tarafından geliştirilen ve gerekli izinleri alınan Ortaöğretim Öğrencilerine Yönelik Bilgi Güvenliği Farkındalık Ölçeği ile araştırmacı tarafından geliştirilen Dijital Ayak İzi Farkındalık Ölçeği farklı bir gruba birlikte uygulanmıştır. Araştırmanın sonuçlarına bakıldığında dijital ayak izi farkındalığı ve bilgi güvenliği farkındalığı arasındaki ilişkinin yüksek olduğu görülmüştür. Sosyal medya kullanımı ve veri paylaşımı konularında farkındalığa sahip olan katılımcıların bunu uygulama oranları da yüksektir. Araştırma sonuçları arasında en düşük sayılabilecek ilişkinin saldırı ve tehditler ile mahremiyet arasında olduğu görülmüştür.
Öğrencilerin akademik erteleme davranışlarının öğrenme analitikleri bağlamında modellenmesi
Bu çalışmada öğrencilerin çevrimiçi öğrenme ortamındaki etkileşim izleri kullanılarak akademik erteleme davranışlarının modellenmesi amaçlanmıştır. Bu kapsamda öğrencilerin ödev gönderim davranışları incelenerek; öğrenciler, akademik erteleme yapıp yapmadıklarına göre gruplandırılmış ve bu grupların Moodle etkileşim verileri aracılığıyla tahmin edilmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya 2020-2021 yılı Bahar Dönemi Veri Tabanı Yönetim Sistemleri dersine kayıtlı 55 üniversite ikinci sınıf öğrencisi katılmıştır. 11 haftalık veri toplama sürecinden sonra 16 tane öznitelik belirlenmiştir. Öznitelikler erken aktivite ve geç aktivite olmak üzere iki gruba ayrılmıştır. Erken aktivite öznitelikleri ödevlerin ilk yüklenildiği tarih ile son gönderim tarihinden bir gün öncesini kapsarken, geç aktivite öznitelikleri ödevin son gönderim tarihini ve bu tarihten bir gün sonrasını kapsamaktadır. Birinci araştırma sorusu kapsamında öğrencilerin etkileşim verileri kullanılarak farklı sınıflama modellerinin öğrencinin akademik erteleme davranışını tahmin etme başarısı araştırılmıştır. Elde edilen bulgulara göre en iyi sınıflama başarısını kategorik değişkenlerle %90 doğru sınıflama oranında Lojistik Regresyon göstermiştir. İkinci araştırma sorusu kapsamında ise 16 öznitelik arasından en önemli 5 öznitelik belirlenmiş ve öğrencilerin SCORM paketlerindeki aktivite sayısı, sisteme girişlerindeki benzersiz gün sayısı, forum, quiz ve ödev bileşeni aktivite sayıları akademik erteleme davranışlarını belirlemede önemli değişkenler olarak bulunmuştur. Son olarak grupların akademik başarıları arasında farklılık olup olmadığı incelenmiş ve akademik erteleme yapmayan öğrencilerin yapan öğrencilere göre daha yüksek dönem sonu puanı elde ettiği görülmüştür. Sonuç olarak, öğrencilerin çevrimiçi ortamlarda akademik erteleme davranışlarını belirleyebilmek için alternatif bir yöntem geliştirilmiş ve bu yöntem ile birlikte öğrencilerin erteleme davranışlarının müdahalesiz bir şekilde ölçülmesi sağlanmıştır. Bu model, ileriki çalışmalar da ertelemeye ilişkin müdahale yöntemlerinin geliştirilmesinde önemli olacaktır.