
32
Archived Theses
0
DOIs Assigned
0%
DOI Rate
Discipline
Acil servisten yoğun bakım ünitesine yatan COVİD-19 hastalarında PIRO ve CURB-65 skalasının morbidite ve mortalite üzerine belirleyici etkisinin araştırılması
Giriş ve Amaç: Çin'in Wuhan şehrinde 2019 Aralık'da ortaya çıkan ve Dünya Sağlık Örgütü tarafından 11 Mart 2020'de küresel düzeyde pandemi ilan edilmiştir. Covid-19 hastalarının yoğun bakım, servis ya da evde takibine yönelik kararın verilebilmesi için mortalite düzeylerinin ve ihtiyaçlarının hızlıca değerlendirilmesi gerekmektedir. Skorlama sistemlerinin kullanımı, acil servis ve yoğun bakım hekimlerinin hastaları daha etkili ve hızlı değerlendirmelerine yardımcı olabilir. Bu çalışma Covid-19 hastalarında yoğun bakım ihtiyaçları ve mortalite düzeylerinin belirlenmesinde CURB-65 ve PIRO skalalarının kullanılabilirliğini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Materyal ve Metod: Çalışmamızın evren ve örneklemi Amasya Sabuncuoğlu Şerefeddin Eğitim ve Araştırma Hastanesi acil servisine başvuran ve yoğun bakıma yatış kararı alınan hastalar oluşturmaktadır. Hastane bilgi sistemi üzerinden alınan verilerle CURB-65 ve PIRO skorları belirlenmiştir aynı zamanda kan parametreleri kaydedilmiştir. Elde edilen veriler SPSS Statistics 22 veri programı ile kaydedildi. Sürekli değişkenlerin normalliği Shapiro-Wilk's testi, varyansların homojenliği de Levene testi ile incelendi. İki grup arasında farklılık için, İki Ortalama Arasındaki Farkın Önemlilik testi kullanıldı. Nitel değişkenler arasındaki ilişki için Ki-Kare testi kullanıldı. Nicel değişkenler aritmetik ortalama ± standart sapma ve nitel değişkenler sayı ve yüzde biçiminde gösterildi. Nicel değişkenler arasındaki ilişki için pearson korelasyon katsayısı kullanıldı. Bulgular: Çalışmaya 100 hasta dahil edildi. Hastaların %58'i erkek ve %42'si kadındı. Vefat edenlerin %39'u erkek ve %28'i kadındı. Hastaların %67'si yoğun bakımda vefat etmiştir, %33'ü ise yoğun bakımdan servise alınmıştır. Hastaların yaş ortalamaları 68,93 idi. CURB-65 skoru ortalama 2,52, PIRO skoru ortalama 2,79, Glasgow skoru ortalama 12 idi ve yatış günü ortalaması 14,78 bulunmuştur. Hastaların %40'ında ek hastalık yoktu. %5 hastada nörolojik, %6 hastada kanser (CA), %9 hastada ABY+KBY, %5 hastada KKY, %15 hastada HT, %4 hastada Astım-KOAH ve %16'sında DM+HT vardı. Covid-19 hastalarında vefat eden ve servise nakledilen hastalar arasında yaş yönünden istatistiksel olarak anlamlılık saptanmıştır(p<0,001). CURB-65 ve PIRO Skalaları arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0,001). CURB 65 ve PIRO skoru vefat edenlerde servise nakil edilen hastalardan anlamlı olarak daha yüksek saptanmıştır (p<0,001). Glasgow Koma Skoru vefat edenlerde servise nakil edilen hastalardan anlamlı olarak daha düşük saptanmıştır (p<0,05). PLT değeri vefat eden hastalarda servise nakil edilen hastalardan anlamlı olarak daha düşük saptanmıştır (p=0,001). Sonuç: CURB-65 ve PIRO skoru vefat edenlerde servise nakil edilen hastalardan anlamlı olarak daha yüksek saptanmıştır. Tüm gruplar da CURB-65 ve PIRO arasında anlamlı bir ilişki saptanmıştır. CURB-65 ve PIRO skalalarının Covid-19 hastalarının yoğun bakım-servis yatış ve taburculuk kararında ve mortalite belirteci olarak etkili olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Acil Servis, Covid-19, CURB-65, PIRO
Acil servis hemşirelerinin öz-şefkat düzeyleri ile bakım davranışları arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Sağlık hizmetlerinde hasta memnuniyetinin en önemli belirleyicisi hemşirelik bakımıdır. Hemşirelik bakımının temeli ise şefkatli olmaktan geçer. Ancak hemşirelerin kendilerine şefkat göstermeden başkalarına şefkatli davranış göstermeleri mümkün değildir. Öz-şefkat, hemşirelik bakımını etkileyen psikolojik değişkenlerle ilişkilidir ve bakımın kalitesini etkilemektedir. Bu çalışmada acil serviste çalışan hemşirelerin öz-şefkat düzeyleri ile bakım davranışları arasındaki ilişkinin belirlenmesi amaçlanmıştır. Araştırmanın örneklemini 344'ü kadın 125'i erkek olmak üzere 469 hemşire oluşturmuştur. Araştırmanın verileri, hemşireler için Tanıtıcı Özellikler Formu, Öz-Şefkat Ölçeği Kısa Formu ve Bakım Davranışları Ölçeği-24 kullanılarak toplanmıştır. Verilerin normallik testleri sonucunda iki gruplu karşılaştırmalarda Student t testi, 3 ve daha fazla gruplu karşılaştırmalarda Anova testi kullanılmıştır. Anlamlılık seviyesi olarak 0,005 kullanılmış olup, p<0,005 olması durumunda anlamlı farklılığın olduğu, p>0,005 olması durumunda anlamlı farklılığın olmadığı belirtilmiştir. Ölçeklerden elde edilen bulgulara göre hemşirelerin öz-şefkat puanları orta düzeyde, bakım davranışları toplam puanları ise yüksek düzeyde bulunmuş olup bakım davranışları düzeyinin en yüksek yordayıcısı bilgi beceri alt boyutu puan ortalaması olarak saptanmıştır. Hemşirelerin tanıtıcı özelliklerine göre öz-şefkatleri değerlendirildiğinde; kardeşe sahip olma durumu, sosyo-ekonomik durum, meslekte çalışma yılı, acil serviste çalışma yılı, kurumda çalışma şekli ve hemşire olmaktan memnun olma durumunun öz-şefkat düzeylerini istatistiksel olarak anlamlı düzeyde etkilediği belirlenmiştir. Yine hemşirelerin tanıtıcı özelliklerine göre bakım davranışları değerlendirildiğinde; medeni durum, çocuk sahibi olma durumu, kardeş sahibi olma durumu, sosyo-ekonomik durum, meslekte çalışma yılı, acil serviste çalışma yılı, kurumda çalışma şekli, hemşire olmaktan memnun olma durumu ve son beş yılda hemşirelik / hemşirelik bakımı ile ilgili herhangi bir yayın okuma durumunun hemşirelerin bakım davranışlarını istatistiksel olarak anlamlı bir düzeyde etkilediği saptanmıştır. Bu araştırmada öz-şefkat düzeyi ile bakım davranışları arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki belirlenmiştir. Araştırma sonuçları öz-şefkatin, hemşirelerin bakım davranışlarının ve bakım davranışları alt boyutlarının (güvence, bilgi ve beceriler, saygılı olma, bağlılık) önemli bir yordayıcısı olduğunu göstermektedir. Buna göre acil serviste çalışan hemşirelerin öz-şefkat düzeyleri arttıkça bakım davranışları da artmaktadır.
Acil servislerde sarı ve yeşil alanlara başvuran hastaların sağlık anksiyetesi düzeyleri ve siberkondri düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi
Amaç: Bu araştırma acil servislerde sarı ve yeşil alanlara başvuran hastaların sağlık anksiyetesi düzeyleri ve siberkondri düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla gerçekleştirildi. Metot: Araştırma evrenini acil servisin yeşil ve sarı alanlarına kabul edilen hastalar oluşturdu. Araştırmanın örneklemini ise, araştırmayı kabul eden ve araştırma kriterlerine uyan 18 yaş ve üzeri 414 hasta oluşturdu. Araştırma verilerinin toplanmasında "Hastalar İçin Tanıtıcı Özellikler Formu", "Sağlık Anksiyetesi Ölçeği (Kısa Versiyon)" ve "Siberkondriya Ölçeği (SİBKÖ)" kullanıldı. Veri toplama araçları her bir hasta için 15 dakika sürdü. Verilerin analizi SPSS 22 paket programı kullanılarak yapıldı. İstatistiksel analiz için "Bağımsız Gruplarda t Testi", "Mann Whitney U Testi", "OneWayAnova", "Kruskall Wallis" ve korelasyon analizi kullanıldı. Bulgular: Hastaların "Sağlık Anksiyetesi Ölçeği"nden 16,63±7,95; "Siberkondriya Ölçeği"nden 65,86±18,48 aldıkları belirlendi. Araştırmada kadınların, 18-30 yaş aralığında olanların, evli olanların, gelir düzeyi düşük olanların "Sağlık Anksiyetesi Ölçeği"nden aldıkları puanların daha yüksek olduğu saptandı (p<0,05). Diğer taraftan "Siberkondriya Ölçeği"nin toplam puanları ile değişkenler arasında herhangi bir ilişki olmadığı belirlendi (p>0,05). Ayrıca "Sağlık Anksiyetesi Ölçeği"nin genel toplam puan ortalaması ile "Siberkondriya Ölçeği"nin genel toplam puan ortalaması arasında istatistiki olarak anlamlı, pozitif yönde ve orta düzeyde bir ilişki olduğu belirlendi (r= 0,589; p<0,001). Sonuç : Hastaların sağlık anksiyetesinin düşük, siberkondriya düzeyinin ise orta düzeyde olduğu belirlendi. Araştırmada kadınların, 18-30 yaş aralığında olanların, evli olanların, gelir düzeyinin düşük olanların sağlık anksiyetelerinin daha yüksek olduğu saptandı. Hastaların sağlık anksiyeteleri arttıkça, siberkondriya düzeylerinin de arttığı sonucuna varıldı. Anahtar Kelimeler: acil servis, sağlık anksiyetesi, siberkondriya
Aort diseksiyonunda hematolojik parametrelerin prediktif değeri
Giriş ve Amaç: Aort diseksiyonu(AD) hayatı tehdit edici durumlar içerisinde en dramatik ve mortal olanıdır. AD'da klinik çok ani ortaya çıkmakta, doğru tanı ve tedavi yapılmadığı taktirde mortal seyretmektedir. Bu çalışmanın amacı AD tanısı almış hastaların hematolojik parametrelerinin retrospektif değerlendirilip, değerlendirme ile parametrelerdeki değişimlerin hekimleri diseksiyon açısından allert olmaya teşvik edip bu tanıya öncelik vermelerine yardımcı olmaktır. Materyal ve Metot: Retrospektif olan bu çalışmaya Tokat Gaziosmanpaşa Üniversite Hastanesi Acil Servis(AS)'ine Temmuz 2011- Temmuz 2021 tarihleri arasında başvurup AD tanılı 80 hasta dahil edildi. Hastane Enlil HBYS sistemi üzerinden hastaların verileri elde edilerek, hasta sosyodemografik veri toplama formuna kaydedilmiştir. İstatistiksel analizler IBM SPSS Statistics Version 22 paket programında yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama ± standart sapma, yüzdelik dağılımlar, bağımlı örneklem t testi, ki-kare testi ve ANOVA testi kullanıldı. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya AD tanısı almış 53'ü erkek(%66,3), 27'si kadın(%33,8) toplam 80 hasta dahil edilmiştir. Yaş ortalaması 58,80'dir. Hastaların hematolojik parametrelerinin istatistiksel analizinde HGB (hemoglobin), LEN( lenfosit) ve EO (eozinofil) değerlerinde anlamlı düzeyde düşüş, WBC (lökosit), NEU (nötrofil) ve MONO (monosit) değerlerinde anlamlı düzeyde yükselme tespit edilmiştir (p<0,05). Vakalar en fazla ilkbahar(%31,3) ve yaz(%28,8) mevsimlerinde görülmüştür. Hastaların %28,8'inde ek hastalığın olmadığı, %25'inde HT(hipertansiyon), %10 ASKH(aterosklerotik kalp hastalığı), %1,3'ünde DM(diabetes mellitus) ve %1,3'ünde KOAH(kronik obstrüktif akciğer hastalığı) olduğu saptanmıştır. Hastaların 57'sinde(%71,3) AD akut gelişmiştir. Vakaların 53'ünde(%66,3) komplikasyon gelişmemiş, 10'unda(%12,5) kardiyak arrest gelişmiştir. AD tanılı hastaların 30'u(%37,5) hastaneye yatırılmış, 28'i(%35) taburcu edilmiş, 11'i(%13,8) sevk edilmiş ve 9'u(%11,3) vefat etmiştir. Sonuç: Çalışmamız hematolojik parametrelerdeki prediktif değişimlerin AD lehine rol oynayabileceğini göstermiştir. AS hekimlerinin hastanın acile başvurudaki hemogram parametreleri ile önceki hemogram parametrelerini karşılaştırarak AD tanısına öncelik verip vermeyeceklerine yardımcı olabilir. Anahtar Kelimeler: Acil servis, aort diseksiyonu, hematolojik parametreler
Yetişkinlerde venöz kan alma sırasında uygulanan buzzy yönteminin ağrı, anksiyete, kan basıncı ve nabız üzerine etkisi
Amaç: Hastalar kan alma işlemi sırasında ağrı hissedebilir ve anksiyeteye girebilirler. Bu durumun kan basıncı ve nabız üzerine etkileri olabilmektedir. Bu çalışmada hedeflenen ise girişimsel uygulama olan kan alma işlemi sonrasında hastalarda oluşan ağrı hissini ve bununla birlikte oluşabilecek anksiyete, kan basıncı ve nabız üzerine etkilerini belirlemek ve bu etkileri buzzy uygulamasıyla en aza indirgemek amaçlandı. Materyal ve Metot: Çalışma, Tekirdağ il merkezinde bulunan Namık Kemal Üniversite Hastanesi erişkin acil servis biriminde 01.11.2022 - 01.03.2023 tarihleri arasında çalışmaya gönüllü olarak katılan yetişkinler ile randomize – kontrollü prospektif bir çalışma olarak yürütüldü. Araştırma evreni, 01.11.2022 - 01.03.2023 tarihleri arasında araştırmanın yapılacağı birime başvuran 18-65 yaş grubu, Türkçe konuşup anlayabilen yetişkinlerdi. Çalışma örneklemi, belirtilen tarihlerde acil servise başvuran ve araştırma grubu seçim kriterlerini taşıyan yetişkinlerden oluşturuldu. Birimin rutin kan alma uygulaması sırasında her bir gruba kan alma işlemi sırasında uygulanan "buzzy" sisteminin bireyde meydana gelen ağrı, anksiyete düzeyi, kan basıncı ve nabız üzerine etkisinin belirlenmesi üzerine araştırılacağı çalışmada iki örneklem düzeninin de (deney-kontrol) %80 güç, %5 yanılma payı, 0,4' lük etki büyüklüğü ile her bir grupta 78 olmak üzere toplamda 156 hasta çalışmaya dahil edildi. Örneklem hacmi G*Power 3.1.9.6 programı yardımı ile hesaplanmıştır. İstatistiksel analizler için NCSS (NumberCruncher Statistical System) 2020 Statistical Software (Utah, USA) programı kullanıldı. Çalışma verileri değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel metodların (ortalama, standart sapma, medyan, sıklık, oran) yanısıra değişkenlerin normal dağılıma uygunluklarında ShapiroWilk test ve boxplot grafikler kullanıldı. Normal dağılım gösteren değişkenlerin gruplar arası karşılaştırmalarında Student t test kullanıldı. Normal dağılım göstermeyen parametrelerin gruplar arası karşılaştırmalarında ise MannWhitney U test kullanıldı. Normal dağılım gösteren parametrelerin grup içi karşılaştırmalarında pairedsample t testi kullanıldı. Niteliksel verilerin karşılaştırılmasında ise PearsonKi-Kare testikullanıldı. Anlamlılık p<0.05 düzeyinde değerlendirildi. Bu çalışmada yetişkinlerin kontrol ve deney gruplarına atanması işlemi araştırma sonuçlarının güvenirliğini etkileyecek manipülasyonları önlemek amacıyla tabakalandırma ve bloklu randomizasyon yöntemleri kullanılarak yapıldı. Yetişkinlerin tabakalandırılmasında yaş, cinsiyet ve kan alma işleminden korkma durumu gibi kontrol değişkenleri dikkate alındı. Tabakalanan yetişkinler, kontrol ve deney gruplarına kapalı zarf yöntemiyle taraf tutmaksızın atanmıştır. Araştırma gruplarının veri toplama sırası ise kura yöntemiyle belirlenmiş olup, kontrol ve deney gruplarındaki yetişkinlerin birbirine etkilemesi ve girişimde uygulanacak yöntemlerle ilgili karışıklığı önlemek için her bir grubun verileri haftanın belirli bir gününde toplanmıştır. Buna göre kontrol grubu Cumartesi günleri, Buzzy grubu ise Pazar günleri veri toplama işlemi gerçekleştirilmiştir. Veriler "Tanıtıcı Özellikler Formu", "Görsel Analog Skala (GAS)", "Yüz Kaygı Ölçeği", ''Durumluk Kaygı Ölçeği'' kullanılarak toplanmıştır. Bulgular: Çalışmada bireylerin kan alma sırasında uygulanan buzzy yöntemi ve standart kan alma protokolüne göre invaziv girişim sonrası ağrı puanlarının, anksiyete, kan basıncı ve nabız üzerine etkisi incelendiğinde; ağrı, anksiyete, kan basıncı ve nabız kontrolünü sağlamak için kullanılan Buzzy yöntemi istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,001). Sonuç: Çalışmanın bulguları doğrultusunda venöz kan alma işlemi uygulamasında Buzzy cihazının kullanımı ağrı, anksiyete ve nabız üzerine etkisi standart kan alma uygulamalarınagöre olumlu etkileri olduğu sonucuna varıldı. Başta hemşireler olmak üzere tüm sağlık çalışanlarının venöz kan alma işlemi sırasında ağrıyı, anksiyeteyi azaltma konusunda farklı yöntemlerin etkinliği konusunda farkındalıkları artırılmalı ve bununla ilgili daha fazla akademik çalışma yapılmalıdır. Standart kan alma protokolü sırasında hasta konforu ve sağlığı açısından uygulanması kolay ve güvenilir olan Buzzy cihazının kullanılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Ağrı, Anksiyete, Buzzy Sistemi, Kan Alma, Vital Bulgular
112 sağlık hizmetleri ambulans nakil vakalarının retrospektif analizi
Giriş ve Amaç: Bu çalışma 25/02/2022-15/08/2022 tarihleri arasında 112 ile Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Eğitim Araştırma Hastanesine getirilen ve TOGÜ' den başka hastaneye sevk olan hastaların başvuru nedenlerini araştırmak için yapılmıştır. Bu çalışmada hangi tanıyla hastaların nakli, ambulansta neler yapıldığı, konulan ön tanı ile hastane tanılarının tutarlılığı, hastanede bekleme süreleri ve sevk nedenleri göz önüne alınmıştır. Bu çalışma, 112 KKM ambulanslarının yanlış kullanımını belirlemek ve eksikliklerin giderilmesi için ışık tutması amacıyla planlanmıştır. Materyal ve Metod: Retrospektif olarak dizayn edilen bu çalışma Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Hastanesi Acil Servis sarı alandan (ENLİL HBYS sistemi ve hasta dosyaları) ve 112 Komuta Kontrol Merkezi (KKM) kayıtlarından elde edilen veri kayıtları ile gerçekleştirilmiştir. İstatistiksel analizler IBM SPSS Statistics Version 22 paket programında yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama ± standart sapma, yüzdelik dağılımlar, bağımlı örneklem t testi, ki-kare testi kullanılmış olup. p<0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Değerlendirmeye alınan 652 hastanın % 50'si erkek ve %50'si kadındı, %33'ü 65 yaş ve üzeriydi. Vakaların başvuru saatleri dikkate alındığında, en çok başvuru %47,2 ile saat 8-16 saatleri arasındaydı. KKM tarafından vakalar ortalama 1-2 dk içerinde ambulans ekiplerine bildirdikleri, ambulans ekiplerinin bu vakalara bulundukları istasyondan ortalama 61-90 sn'de (%40,3) çıktıkları ve ambulans personelinin ortalama 0-10 dk (%57,2) içerisinde vakalara ulaştıkları belirlendi. Vakaların çoğunun (%35,4) evden alındığı saptandı. 112 KKM ambulansta konulan ön tanılara bakıldığında; en çok %22,3 nörolojik hasta grubu, % 22.1 travma hastaları, %17,3 kardiyak hastalar olduğu gözlemlendi. Hastane tanılarına bakınca; en çok %20,9 travma hastaları, %20,1 kardiyak hastalar, % 18,7 nörolojik hasta grubu olduğu gözlemlendi. 1. basamak sağlık kuruluşunda hastaların acilde kalış sürelerine bakıldığında; 0-1 saat kalan hasta sayısı 2 (%4,5), 1-2 saat kalan hasta sayısı 11 (%25), 2-3 saat kalan hasta sayısı 12 (%27,3), 3 saatten daha fazla kalan hasta sayısı 29 (%65,9) idi. 2. basamak sağlık kuruluşunda meydana gelen vakalardaki hastaların acilde kalış sürelerine bakıldığında; 1-2 saat kalan hasta sayısının 9 (%4,2), 2-3 saat kalan hasta sayısının 9 (%4,2), 3 saatten daha fazla acilde kalan hasta sayısının ise 198 (%91,7) olduğu gözlemlendi. En sık yoğun bakım ihtiyacı nedeniyle TOGÜ acil servisten hastaların sevk edildiği gözlendi. Hastaların %48,2'sinin acil serviste en az 3 saat kaldığı ve %48,5'inin ise ayaktan taburcu edildiği gözlemlendi. Sonuç: Çalışma sonuçlarına göre, yaşlı nüfusun artması ile orantılı olarak ambulans hizmetlerinden daha fazla yararlandığı belirlendi. Bu nedenle 112 ambulans ekiplerinin travmalardan daha çok medikal hastalara hizmet verdiği saptandı. 3. Basamak acil servise getirilen vakaların çoğunun rahatlıkla ayaktan başvurabilecek ve ambulans hizmeti gerektirmeyecek hastalar olduğu gözlendi. Bu sebepten ambulans personeline telekonferans doktor bağlantısı ile olay yerinde müdahale ve nakil uygunluğu belirlemede yetki verilmesi veya doktorlu ambulansların sayısının arttırılması, 112 ve hastane personelinin iş yükünü azaltacağı düşünülmektedir.
Acil servise başvuran akut koroner sendrom tanılı hastalarda frank işareti
Giriş ve Amaç: Koroner arter hastalığı (KAH),dünyada görülen en yaygın kardiyovasküler bozukluklardan olmakla beraber başlıca küresel ölüm nedenlerinden biridir. KAH, miyokardiyal iskemiye yol açar ve kronik koroner sendromlar (KKS) veya akut koroner sendromlar (AKS) olarak ortaya çıkar. AKS tanısı almış hastaların acil servislerde erken tanınması ve erken tedavinin başlanması hayati önem arz eder. Mortaliteyi azaltan, semptomları ortadan kaldıran ve yaşam kalitesini artıran yeterli bir tedavi sağlamak için erken tanı şarttır. Bu çalışmanın amacı acil servise başvuran akut koroner sendrom tanısı almış hastalarda Frank işaretini gözlemlemek ve bu bulgunun değerlendirilmesinin tanı sürecine olan etkisinin nasıl olduğu hakkında bilgi edinmektir. Materyal ve Metot: Tanımlayıcı ve kesitsel tipte olan bu çalışmanın örneklemini Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Hastanesi Acil Servis(AS)'ine Aralık 2022-Ocak 2023 tarihleri arasında başvuran AKS tanısı almış 100 hasta oluşturdu. Veriler araştırmacı iki hemşire tarafından hastalar ile yüz yüze görüşme yöntemiyle hastaların kulak resimlerinin fotoğrafları çekilerek veya veri toplama formundaki kulak resmine işaretlenme yapılarak toplanılmış ve veri toplama formuna kaydedilmiştir. İstatistiksel analizler IBM SPSS Statistics Version 22 paket programında yapılmıştır. Verilerin ortalama±standart sapma ve yüzdelik dağılımlar şeklinde özetlenmiştir. Verilerin değerlelendirmesinde Bağımsız Örneklem T-Testi, Mann Whitney U Testi, Ki-Kare Testi ve ROC Analizi kullanılmıştır.p değeri 0,05 düzeyinde anlamlı kabul edildi. Bulgular: Araştırmaya toplamda AKS tanısı almış 100 hasta katıldı.Araştırmaya katılan AKS tanısı almış hastaların 65 i (%65) erkek olarak bulunmuşken 35'i(%35) kadındır. Çalışmamıza katılan AKS tanısı almış hastaların yaş ortalaması 67,16±13,52 olarak bulundu. Araştırmaya katılan AKS tanısı almış hastaların 50 'sinde (%50) frank bulgusu gözlemlenmiş olup, diğer 50 hastada (%50) bu belirti gözlemlenmemiştir.Frank işareti olan AKS tanılı hastaların 31 hastada (%31) bu belirti sağ kulakta yer alırken ,29 hastada (%29) sol kulakta gözlemlenmiştir.Frank işareti ile nitel değişkenler karşılaştırıldığında cinsiyete göre anlamlı bir farklılık bulunmuştur.Erkekler de bu işaret daha fazladır.(p<0,05) Frank işareti ile nicel değişkenler karşılaştırıldığında ise yaşa göre istatiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmuştur.(p<0,05) Sonuç: Frank işareti gözlemlenebilir, basit noninvaziv etkili bir yöntem olup acil servise başvuran akut koroner sendrom tanılı hastalarda riskin fazla olduğunu gösterir ve sağlık profosyenellerini alert ederek tanı sürecini hızlandırabilir.
Acil servise başvuran hastaların erkek hemşirelere bakış açısı: Hakkari örneği
Bu çalışma, hastaların erkek hemşirelere bakış açısını değerlendirmek amacı ile tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Araştırmanın evrenini 22 Mayıs - 22 Haziran 2023 tarihleri arasında Hakkari Devlet Hastanesi acil servisine başvuran hastalar 18900,çalışmaya katılmayı kabul eden, çalışma kriterlerine uyan 400 hasta da örneklemi oluşturmuştur. Veriler araştırmacı tarafından literatüre uygun hazırlanan anket formu ile toplanmıştır. Verilerin analizinde, SPSS 25,0 paket programı, verilerin değerlendirilmesinde frekans, yüzdelik dağılım ve ki-kare kullanıldı. Araştırma kapsamına alınan hastaların %50'sinin erkek, %88,5 inin de 43 yaş ve aşağısı olduğu saptandı. Hastaların %89,8'i erkek hemşirelerden hizmet aldığını , %95'i hemşireliğin hem kadınların, hem de erkeklerin yapacağı bir meslek olduğunu, %71,3'ü hemşirelerin uygulamalardaki başarılarının cinsiyetten daha önemli bulduğunu, %73,5'i erkek hemşirelerin hastane ortamında her serviste çalışabileceğini ve %67,3'ü erkek hemşirelerin mesleği geliştireceğini ifade etti. Ayrıca hastalar erkek hemşirelerin sağlık hizmetinde %3,5'inin yönetici, %1,3'ünün eğitimci, %3,0'ının araştırmacı, %6,8'inin uygulayıcı ve %74,3 üde bütün rollerde görev almaları gerektiğini belirtti. Araştırmada, hastaların erkek hemşirelere bakış açısı ile ilgili önermeler ile bazı sosyo demografik özellikler arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu (p<0,05).Hastalar tarafından erkek hemşirelerin büyük oranda kabul görüldüğü, hemşirelik mesleğinin cinsiyet ayrımcılığından uzaklaştığı ve hastaların erkek hemşirelere bakış açısının genel olarak pozitif yönde olduğu bulundu. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Hemşirelik Mesleği, Erkek Hemşire.
Acil çalışanlarında iş yeri nezaketsizliği ve stresle başa çıkma tarzlarının değerlendirilmesi
Amaç: Çalışma acil sağlık çalışanlarında iş yeri nezaketsizliği ve stresle başa çıkma tarzlarının değerlendirilmesi amacıyla gerçekleştirilmiştir. Yöntem: Araştırma tanımlayıcı, kesitsel ve ilişki arayıcı tipte yapılmıştır. Araştırma örneklemini bir devlet hastanesi acil servis biriminde görevli 123 acil sağlık çalışanı oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında Tanıtıcı Bilgi Formu, İşyeri Nezaketsizliği Ölçeği (İYNÖ) ve Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBÇTÖ) kullanılmıştır. Veriler sayı, ortalama, standart sapma, yüzde, minimum, maksimum, medyan gibi değerler ve Mann Whitney U, Krusskall Wallis, Kruskal Wallis varyans analizi sonucunda anlamlı fark bulunduğu takdirde farkın hangi gruplar arasında olduğunu belirlemek için Bonferroni düzeltmeli Mann Whitney U testi, Spearman korelasyon ve Çoklu Doğrusal Regresyon testleri analiz edilmiştir. Bulgular: Acil sağlık çalışanlarının İYNÖ puan ortalaması 1,80±0,72, SBÇTÖ alt boyutlarından "Kendine Güvenli Yaklaşım" 2,89±0,58, "İyimser Yaklaşım" 2,75±0,54, "Çaresiz Yaklaşım" 2,19±0,54, "Boyun Eğici Yaklaşım" 2,12±0,53, "Sosyal Desteğe Başvurma" ise 2,69±0,54 puandır. Haftalık 40 saat ve altı çalışanların İYNÖ puan ortalamaları daha düşük tespit edilmiştir. 18-24 yaş aralığında olanların iyimser yaklaşım puan ortalamasının düşük olduğu; evli ve çocuk sahibi olanların, günlük 8 saat ve daha az çalışanların iyimser yaklaşım tarzı ve kendine güvenli yaklaşım tarzı puan ortalamasının daha yüksek olduğu bulunmuştur (p<0,05). Meslekte 11-15 yıl deneyime sahip olanların, günlük 8 saat ve daha az çalışanların, haftalık 40 saat ve daha az çalışanların, mesai saati içinde 100'den az hasta bakanların çaresiz yaklaşım tarzı puan ortalaması daha düşük tespit edilmiştir (p<0,05). Lise mezunu olanların, meslekte 11-15 yıl deneyime sahip olanların, günlük 9-15 saat aralığında çalışanların, haftalık 71 saat ve üzeri çalışanların, mesai saati içinde 151 ve üzeri hasta bakanların boyun eğici yaklaşım tarzı puan ortalamaları daha yüksek bulunmuştur (p<0,05). Günlük 9-15 saat aralığında çalışanların, haftalık 71 saat ve üzeri çalışanların sosyal desteğe başvurma puan ortalamaları daha düşük tespit edilmiştir (p<0,05). İş yeri nezaketsizliği ile stresle başa çıkma tarzları ölçeği alt boyutlarından çaresiz yaklaşım alt boyutu arasında orta düzeyde pozitif yönde (r=0.423; p<0.01) ve boyun eğici yaklaşım alt boyutu arasında düşük düzeyde pozitif yönde (r=0.261; p<0.01) bir ilişki olduğu tespit edilmiştir. Regresyon modeline göre birimden memnuniyet durumu, kronik hastalık durumu ve stresle başa çıkma tarzları ölçeğinin çaresiz yaklaşım alt boyutu değişkenlerinin iş yeri nezaketsizliği ölçeğini anlamlı düzeyde etkilediği bulunmuştur (p<0,05). Sonuç: Acil sağlık çalışanları orta düzeyde işyeri nezaketsizliği deneyimlemektedir. Sağlık çalışanlarının işyeri nezaketsizliği puanı arttıkça çaresiz yaklaşım ve boyun eğici yaklaşım tarzlarını daha fazla kullanmaktadır. Acil sağlık çalışanlarının ve yöneticilerin işyeri nezaketsizliği farkındalıklarının arttırılması, önlemeye yönelik politika ve stratejilerin geliştirilmesi, işyeri memnuniyetinin artırılması ve stresle başa çıkma tarzlarının güçlendirilmesi için hizmet içi eğitimler verilmesi önerilmektedir.
Acil servis çalışanlarında tükenmişlik düzeylerinin iş doyumu üzerindeki etkisi
Günümüzde sağlık hizmetleri, toplumların refahı ve yaşam kalitesi için vazgeçilmez bir rol oynamaktadır. Sağlık profesyonelleri, hastaların yaşamını kurtarmak, iyileştirmek ve sürdürmek gibi kritik görevleri üstlenerek toplum sağlığının korunmasına katkıda bulunmaktadırlar. İş doyumu, bir bireyin işini ne kadar tatmin edici bulduğunu ve işini yaparken duygusal olarak ne kadar memnun olduğunu ifade eden bir kavramdır. Ancak, acil servis çalışanları gibi yüksek stres altındaki sağlık personeli için iş doyumu, işteki stres faktörleri ve tükenmişlik düzeyleri tarafından etkilenebilir. Bu çalışmanın temel amacı, acil servis çalışanlarının tükenmişlik düzeylerinin iş doyumları üzerindeki etkisini incelemektir. Çalışmaya 2016 ve 2023 yıllarında Tokat ili merkez ve ilçelerde görev yapan 183 acil servis çalışanı dahil edilmiştir. Katılımcıların demografik verileri toplanmış, Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve Minnesota İş Doyumu Ölçeğini tamamlamaları istenmiştir. İstatistiksel analizler SPSS 22 programında yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama, standart sapma, medyan, minimum ve maksimum gibi ölçümler, bağımsız örneklem t testi, ANOVA esti, Tukey, LSD ve Tamhane's T2 post-hoc testleri kullanılmıştır. Çalışmamızda tüm istatistiksel analizler için kabul edilen anlamlılık düzeyi (Alpha) 0.05 olarak belirlenmiştir. Araştırmaya 92'si erkek, 91'i kadınların oluşturduğu 183 acil servis çalışanı dahil edilmiştir. Araştırmaya katılanların yaş dağılımına bakıldığında; 44'ü 18-25 yaş, 86'si 26-35 yaş aralığında ve 53'ü 36 yaş ve üzerinde olduğu görülmüştür. Yaş, cinsiyet, medeni durum, gelir durumu gibi birçok parametrenin tükenmişlik ve iş doyumu üzerine istatistiksel olarak etkili olduğu saptanmıştır. Mesleğini severek yapmayan acil servis çalışanlarının tükenmişlik düzeyleri daha fazlayken iş doyumları da daha az olarak saptanmıştır. İstatistiksel analiz, tükenmişlik ile iş tatmini arasında negatif bir korelasyon olduğunu ortaya koymuştur. Tükenmişlik düzeyleri, sağlık sektöründe çalışanlar için ciddi bir endişe kaynağıdır ve bu çalışma, acil servis çalışanlarının bu zorlu çalışma ortamında ne kadar etkilendiğini anlamamıza yardımcı olmuştur. Bu tür araştırmalar, acil servisteki sağlık çalışanlarının çalışma ortamını iyileştirebilir ve onlara daha iyi destek sağlanmasına yardımcı olabilir. Çalışmamızın acil servis çalışanlarının sağlık sektöründeki rolünün daha iyi anlaşılması ve gelecekteki çalışmaların yönlendirilmesi için önemli bir temel oluşturacağı kanaatindeyiz.
Acil servise başvuran intoksikasyon vakalarının retrospektif değerlendirilmesi
Amaç: İntoksikasyon vakaları, acil servislerde sıkça karşılaşılan acil tıbbi durumlar arasındadır ve halk sağlığını tehdit eden önemli bir sorun oluşturmaktadır. Bu çalışma Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Acil Servis'e başvuran intoksikasyon vakalarının incelenip hangi nedenlerle, ne sıklıkla gerçekleştiğinin değerlendirilmesi amacıyla yapılmıştır. Metot: Retrospektif olan bu çalışmaya 01.08.2011- 01.08.2022 tarihleri arasında Gaziosmanpaşa Üniversitesi Acil Servisine başvuran ve Acil Servis I. Basamak Yoğun bakımda tedavi gören intoksikasyon vakaları dahil edilmiştir. Hastane Enlil HBYS sistemi üzerinden hastaların verilerine ulaşılmıştır, hasta sosyodemografik veri toplama formuna kaydedilmiştir. İstatistiksel analizler IBM SPSS Statistics Version 22 paket programında yapılmıştır. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama ± standart sapma, yüzdelik dağılımlar, bağımlı örneklem t testi, ki-kare testi ve ANOVA testi kullanıldı. p <0,05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir Bulgular: Çalışmamıza alınan vakaların sayısı 169, bu vakaların 94'ü (%55,6) kadın, 75'i (%44,4) erkek, vakaların maksimum yaşı 85 minimum yaşı 12, yaş ortalaması 34,33 dür. Kadınlarda intoksikasyon vakalarının fazla olması risk grubu olduğunu göstermektedir. Vakaların aylara göre dağılımı incelendiğinde haziran ve kasım ayı %13,6 ile en fazla intoksikasyon vakası görülen aylar olmuştur, en az intoksikasyon vakası görülen ay ise %3,6 ile eylül ayı olduğu görülmüştür. Eski psikiyatri tanısı toplam puan ortalaması ile intoksikasyonda kullanılan ilaç kategorilerinin dağılım oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır. (p<0,05) Eski psikiyatri tanısı toplam puan ortalaması ile intoksikasyona sebep olan etken kategorilerinin dağılım oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır. (p<0,05) Yatış ayı toplam puan ortalaması ile intoksikasyon sebep olan etken kategorilerinin dağılım oranları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki vardır. (p<0,05) Sonuçlar incelendiğinde, tedavi red veren 17 hasta (%10,1), yatış yapılan 11 hasta (%6,5), yoğun bakım yatışı olan 126 hasta (%74,6), sevk olan 4 hasta (%2,4) ve acilde takip edilip yatış yapılmadan taburcu olan 11 hasta (%6,5) olduğu görülmüştür. Sonuç: İntoksikasyon vakalarının demografik dağılımının genç yetişkinler arasında yüksek olması, genç nüfusun bu tür risklere daha fazla maruz kaldığını göstermektedir. Ayrıca intoksikasyon yönetimi multidisipliner bir yaklaşım gerektiğinden bu konuda diğer branşların da farkındalıklarının artırılması önemlidir. Anahtar Kelimeler: Acil Servis, İntoksikasyon
Üretral kateterizasyon uygulamasında ağrı düzeyinin belirlenmesi
Bu araştırma acil serviste üretral kateterizasyon uygulanan hastalarda yaşanılan ağrı düzeyinin belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırma tanımlayıcı retrospektif tipte bir çalışmadır. Araştırma 22.05.2024-30.06.2024 tarihleri arasında Amasya Sabuncuoğlu Şerefeddin Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servise başvuran üretral kateterizasyon uygulanan hastalar ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklem büyüklüğü araştırma kriterlerine uyan, araştırmayı kabul eden, acil serviste üretral kateterizasyon uygulanan hastalardan oluşmaktadır. Veriler araştırmacı tarafından geliştirilen Veri Toplama Formu ve Sayısal Derecelendirme Ölçeği (NRS) kullanılarak toplanmıştır. Araştırma verilerinden elde edilen sonuçlar IBM SPSS 22 İstatistik (IBM SPSS, Türkiye) yazılımı kullanılarak; tanımlayıcı istatistikler, ortalama, standart sapma, frekans, yüzdelik değerler, Bağımsız Örneklem T Testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (Anova), ve Kruskall Wallis Testi kullanılarak analiz edilerek p<0.05 hesaplandığında istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Çalışmaya 77'si kadın, 73'ü erkek olmak üzere 150 hasta katılmıştır. Hastaların yaş ortalaması 69.99, çoğunluğu evli ve ilkokul mezunudur. Hastaların işlem sırasındaki NRS ortalaması 3.46, daha önce üretral kateterizasyon deneyiminin olduğu, kateterizasyon işlemin de genellikle kayganlaştırıcı kullanıldığı, en sık 16 No'lu kateter kullanıldığı, uygulama sırasında kullanılan jelin en fazla üretra içine uygulandığı belirlenmiştir. Hastaların cinsiyet, medeni durum, daha önce üretral kateter uygulanması, kayganlaştırıcı jel kullanma, kateter boyutu ve jelin sürülme yeri değişkenleri ile NRS arasında anlamlı bir fark görülmemiştir (p>0.05). Eğitim durumu değişkeni ile NRS arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05).
Ameliyathanede ve acil serviste görev yapan sağlık profesyonellerinin gürültü hassasiyetleri ve dikkat düzeylerinin belirlenmesi
Ameliyathane ve acil serviste görev yapan sağlık profesyonellerinin gürültü hassasiyeti ile bilinçli farkındalık düzeyleri arasındaki ilişkiyi ve gürültünün sağlık profesyonelleri ile hastalar üzerindeki etkilerini inceleyen bu çalışma; 200 sağlık profesyonelinden (127 kadın, 73 erkek) oluşan bir örneklemle gerçekleştirilmiştir. Veriler; Tanıtıcı Özellikler Formu, Weinstein Gürültü Hassasiyeti Ölçeği (WGHÖ) ve Bilinçli Farkındalık ve Dikkat Ölçeği (MAAS) ile toplanmıştır. Verilerin dağılım uygunluğu testleri sonrası iki gruplu karşılaştırmalarda Student t testi, üç ve daha fazla gruplu karşılaştırmalarda Anova testi kullanılmış; anlamlılık seviyesi p<0,005 olarak belirlenmiştir. WGHÖ puan ortalaması 93,44±8,44 olup yüksek gürültü hassasiyetine işaret ederken, MAAS puan ortalaması 72,89±11,65 ile orta-yüksek bilinçli farkındalık düzeyini göstermiştir. Gürültü; istenmeyen seslerin birleşimi olarak tanımlanmakta olup, literatür incelendiğinde ameliyathane ve acil serviste sıklıkla 70 dB(A)'yı aşarak Dünya Sağlık Örgütü'nün önerdiği sınırları geçmektedir. Bu durum; sağlık profesyonellerinde dikkat dağınıklığına ve hata riskine yol açarak tedavi performansını ve hasta sağlığını olumsuz yönde etkilemektedir. Gürültü hassasiyetinin en yüksek belirleyicileri 15 yıl ve üzeri meslek deneyimi (115,11±9,34) ve bekarlık durumu (96,44±8,85); bilinçli farkındalığın en yüksek belirleyicileri ise bekarlık (85,76±7,79) ve 15 yıl üzeri deneyim (84,71±9,60) olarak saptanmıştır. Kadınlar (102,02±12,50), 36-55 yaş grubu (110,28±8,72), bekarlar ve yüksek eğitimliler (98,16±7,66) daha yüksek gürültü hassasiyeti sergilerken; bekarlar ve deneyimli profesyoneller daha yüksek MAAS puanlarına sahiptir (p<0,005). Gürültü iii hassasiyeti ile bilinçli farkındalık arasında yüksek düzeyde pozitif bir ilişki bulunmuş (r=0,771, p=0,001); regresyon analizi, gürültü hassasiyetinin bilinçli farkındalığı olumlu yönde etkilediğini doğrulamıştır (β=0,654, p<0,001). Ancak, orta düzey deneyimli (6-15 yıl) profesyonellerin düşük MAAS puanları (65,73±9,56; 66,41±8,84); tükenmişlik veya stresle ilişkilendirilmiştir. Gürültünün psikolojik ve fizyolojik olumsuz etkileri, özellikle dikkat dağınıklığı; mesleki performansı ve hasta bakım kalitesini tehdit etmektedir. Bu nedenle; gürültü kaynaklarının tespiti ve yönetimi kritik öneme sahiptir. Gürültü azaltıcı teknolojiler, ses yalıtımı, farkındalık temelli eğitimler ve stres yönetimi programları önerilmektedir. Gelecekteki çalışmalar; gürültü hassasiyetinin uzun vadeli etkilerini ve müdahalelerin etkinliğini daha ayrıntılı incelemelidir. Anahtar Kelimeler: Ameliyathane, Acil Servis, Sağlık Profesyonelleri, Gürültü Hassasiyeti, Dikkat
Acil servis hemşirelerinin duygusal emek davranışları ve alarm yorgunluk düzeylerinin belirlenmesi
Bu çalışma, acil servis hemşirelerinin duygusal emek davranışları ile alarm yorgunluğu düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Acil servis, yoğun duygusal etkileşimin yaşandığı ve hem hastaların hem de hasta yakınlarının yüksek düzeyde duygusal tepki gösterebildiği bir birimdir. Bu nedenle hemşirelerin duygusal tepkilerini profesyonel çerçevede yönetmeleri büyük önem taşımaktadır. Araştırmanın örneklemini 167'si kadın, 231'i erkek olmak üzere toplam 398 hemşire oluşturmuştur. Veriler Tanıtıcı Özellikler Formu, Alarm Yorgunluğu Ölçeği ve Duygusal Emek Davranışları Ölçeği kullanılarak toplanmıştır. Örneklem hesaplaması, evreni bilinen örneklem formülü temel alınarak %95 güven aralığı ve %5 hata payıyla gerçekleştirilmiştir. Bulgular, duygusal emek davranışı ile alarm yorgunluğu arasında pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki olduğunu göstermiştir (r=0.551; p=0.001). Hemşirelerin duygusal emek düzeylerinin genel olarak yüksek olduğu, yüzeysel, derinlemesine ve doğal duygu gösterimi alt boyutlarında da benzer şekilde yüksek puanlara sahip oldukları belirlenmiştir. Bu durum, acil servis gibi stres düzeyi yüksek ortamlarda duygusal emek davranışının daha görünür hale geldiğine ilişkin literatürle uyumludur. Cinsiyet, yaş, medeni durum, çocuk sahibi olma, eğitim ve mesleki örgüt üyeliği gibi değişkenlerin duygusal emek üzerinde anlamlı etkisi olmadığı; buna karşın meslekte çalışma yılı, acil serviste çalışma yılı ve meslekten memnuniyet düzeyinin anlamlı farklılık oluşturduğu saptanmıştır. v Araştırmada alarm yorgunluğunun hemşirelerde orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak, acil servis hemşirelerinin yüksek düzeyde duygusal emek harcadıkları, orta düzeyde alarm yorgunluğu yaşadıkları ve bu iki değişken arasında anlamlı bir ilişki bulunduğu ortaya konmuştur.
Acil servise göğüs ağrısı ile gelen hastalarda NT-proBNP'nin miyokard infarktüsünü öngörmede prediktif değeri
Akut koroner sendrom (AKS) dünya çapında önde gelen mortalite nedenidir ve Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ)'nün tahminine göre her yıl 17,9 milyon can kaybına sebep olmaktadır ve bu ölümlerin üçte biri 70 yaşın altındaki bireylerde erken yaşta meydana gelmektedir. AKS hastane yönetimi, zamanın kritik olduğu bir acil kardiyovasküler süreçtir ve multidisipliner, protokole dayalı bir yaklaşım gerektirir. Hastane süreci, erken tanı, hemodinamik stabilizasyon, uygun reperfüzyon stratejisinin seçimi ve komplikasyonların önlenmesi üzerine yapılandırılmıştır. AKS tanısında klinik, laboratuvar ve elektrokardiyografi (EKG) temel taşları oluşturur. Laboratuvar değerleri olarak kreatin kinaz ve troponin çok yaygın kullanılmaktadır. Bu araştırma Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Acil Servisi'ne göğüs ağrısı ile başvuran hastaların NT-proBNP'nin miyokard infarktüsünü öngörmede prediktif değerini araştırmayı amaçlamaktadır. Araştırma tanımlayıcı retrospektif tipte bir çalışma olarak planlanmıştır. Gaziosmanpaşa Üniversitesi Acil Servisine 01.01.2019- 01.01.2024 tarihleri arasında göğüs ağrısı ile başvuran ile başvuran vakalar arasından hasta ve kontrol grubu olmak üzere iki ayrı grup seçilmiştir. Akut miyokard infarktüsü (AMI) tanısı alan kardiyak enzimler ve NT-proBNP çalışılmış vakalar hasta grubu olarak, göğüs ağrısı ile gelen kardiyak enzimler ve NT-proBNP çalışılmış sağlıklı bireyler ise kontrol grubu olarak seçilmiştir. Takip edilen olgular retrospektif olarak incelenmiştir. Troponin değeri 100 ve üzeri olan hastalar çalışmaya dahil edilmiştir. Çalışma gruplarının genel özellikleri hakkında bilgi vermek amacı ile tanımlayıcı analizler yapılmıştır. Sürekli değişkenlere ait veriler ortalama±standart sapma şeklinde; kategorik değişkenlere ilişkin veriler ise n (%) şeklinde verilmektedir. Normal dağılan nicel değişkenlerin gruplar arasındaki ortalamalarını karşılaştırırken İki ortalama arasındaki farkın önemlilik testi ve tek yönlü varyans analizinden yararlanılmaktadır. Normal dağılmayan nicel değişkenlerin gruplar arasındaki dağılımlarını karşılaştırırken Mann Whitney U testi ve Kruskal Wallis testinden yararlanılmaktadır. Nitel değişkenler arasındaki ilişki olup olmadığını değerlendirmek için çapraz tablolardan ve pearson ki-kare testinden yararlanılmaktadır. Nicel değişkenler arasındaki korelasyon için Spearman korelasyon katsayısı kullanıldı. p değerleri 0.05'den küçük hesaplandığında istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Hesaplamalarda hazır istatistik yazılımı (SPSS 22.0 Chicago, IL, USA) kullanılmıştır. Sosyodemografik veriler (yaş, cinsiyet vb.), ICD 10 tanıları, kardiyak enzimler (kütle CK MB, troponin vb.), NT-proBNP, kan parametreleri (Hgb, Plt, MPV, N/L, Plt/L oranları vb.) analiz edilmiştir. Çalışmamıza; AKS tanısı ile başvuran ve anjiyo raporları ile koroner patolojisi doğrulanan toplam 405 hasta dahil edilmiştir. Vakalar %63 (255) erkek, %37 (150) kadın hastadan oluşmaktaydı. NT-proBNP değerleri karşılaştırıldığında RCA ve CX 'e göre RCA+CX lezyonu olanlarda anlamlı yüksek saptandı (p < 0.05). NT-proBNP değerleri kadınlarda 5176 (1494-13678), erkeklere 2505 (569,8-11064) göre daha yüksek saptanmıştır (p < 0.05). NT-proBNP ile troponin arasında pozitif ilişki vardır ve istatistiksel olarak anlamlıdır (p<0,001). Çalışmamızda inmeli hastaların %63' ünün erkek %37' sinin kadın olduğu görüldü. Çalışmamızda AKS tanısı konulan hastalarda risk faktörleri arasında en sık hipertansiyon görüldü. Çalışmaya dahil edilen AKS tanılı 405 hastadan, %19,5 (79) hastada herhangi bir koroner arter patolojisi saptanmamıştır. Tek damar patolojileri içerisinde en fazla %23,5 (95) ile LAD lezyonu görülürken en az CX %13,6 (55) lezyonu görülmüştür. RCA+CX tıkanıklığı %10,9 (44) olarak saptanırken, çoklu damar tıkanıklığı olan hastaların oranı %18,0 (73) olarak saptanmıştır. Toplam hastaların %1,5'inde herhangi bir ek hastalık saptanmamıştır. Tek başına hipertansiyon (HT) %7,7, koroner arter hastalığı (KAH) %16,3 saptanırken, HT+KAH %25,9, HT+DM (diyabetüs mellitüs) %9,1, HT+DM+KAH %13,8 ve diğerleri ise %25,7 olarak saptanmıştır. NT-proBNP değerleri karşılaştırıldığında RCA ve CX 'e göre RCA+CX lezyonu olanlarda anlamlı yüksek saptandı. AK'de kreatinin değerleri LAD lezyonu olanlarda RCA tıkanıklığı olanlara göre daha yüksek saptandı. CK- MB kütle 'ye bakıldığında lezyonu olamayanlarda RCA ve birden çok damar tıkanıklığı olanlara göre daha düşük saptandı. CRP / LYM oranına bakıldığında koroner lezyon saptanmayanlarla, LAD, RCA ve CX lezyonu olanlara göre oran daha yüksek saptandı. Troponin / Kreatinin oranına bakıldığında RCA+CX lezyonu olanlarda, birden fazla damar tıkanıklığı olanlara göre daha yüksek saptandı. CRP'ye bakıldığında lezyon saptanmayanlarda LAD, RCA ve CX tıkanıklığı olanlara göre yüksek saptandı. NT-proBNP değerleri kadınlarda 5176 (1494-13678), erkeklere 2505 (569,8-11064) göre daha yüksek saptanmıştır. NT-proBNP ile troponin, yaş, MPV, PDW, P-LCR, RDW –SD, kalsiyum, nötrofil, kreatinin, CK –MB kütle, NE / LYM, PLT / LYM, CRP / LYM, TROP / KREA, WBC, eozinofil ve bazofil arasında ilişki saptanmıştır.
Acil servis çalısanlarının ahlaki duyarlılığı ile palyatif bakım hakkındaki düşünceleri ve bilgi düzeyleri
Giriş ve Amaç: Acil servisler palyatif bakım ihtiyacı olan hastaların sıklıkla başvurduğu ve bazen sistemden kaynaklanan problemler nedeniyle oldukça zaman geçirdikleri birimlerdir. Bu koşullarda acil servis çalışanlarının palyatif bakım hastaları ve hasta yakınları ile iletişimi oldukça yoğundur. Hastalara etkili bakımın sağlanması için, acil tıp hizmeti sağlayan personelin, acil serviste palyatif ve yaşam sonu bakımın temin edilmesinde yeterli bilgi birikim ve donanımına sahip olmaları gerekmektedir. Bu çalışma ile acil servis çalışanlarının palyatif bakım hakkındaki bilgi düzeyleri, eğitim durumları, yaşam sonu bakıma olan yaklaşımlarının incelenmesi ve bunun ahlaki duyarlılık ile ilişkisinin olup olmadığını araştırmak amaçlanmıştır. Böylece acil servis çalışanlarının palyatif bakım konusunda farkındalığı oluşturulmuş olacaktır. Materyal ve Metot: Kesitsel ve tanımlayıcı tipte olan bu çalışmanın örneklemini Tokat ve Kayseri il merkezinde çalışan 100 acil servis çalışanı oluşturdu. Veriler, acil servis çalışanlarının sosyo-demografik özelliklerini ve palyatif bakım hakkındaki görüşlerini içeren anket formu ile Ahlaki Duyarlılık Anketi kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama ± standart sapma, yüzdelik dağılımlar, t-testi ve Anova testi kullanıldı, p<0,05 anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya 48'i erkek, 52'si kadın ve yaş ortalaması 32,16±7,91 olan toplam 100 acil servis çalışanı katıldı. Katılımcıların büyük çoğunluğunun (%63) daha önce palyatif bakım eğitimi almadığı belirlendi. Palyatif bakım puan ortalaması 49,10±8,25 ve ahlaki duyarlılık ölçeği toplam puan ortalaması 78,73±20,97 olduğu saptandı. Katılımcıların etik duyarlılıkları yüksek olmakla beraber; palyatif bakım hakkındaki bilgi düzeyleri ortaydı. Acil servis çalışanlarının Ahlaki Duyarlılık Anketi toplam puanları üzerinde ''cinsiyet, eğitim, meslek, palyatif bilgi, kurumda hizmet içi eğitim ' durumları arasında istatiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmedi (p>0,05). Palyatif bakım anketinin Ahlaki Duyarlılık Anketi ile karşılaştırılması sonucu ''Ölüm konusu ile ilgimin olmamasına çalışırım''(p=0,003)(F=6,168) ifadesi dışında diğer ifadelerde anlamlı bir farklılık belirlenemedi (p>0,05). Sonuç: Palyatif bakım ve ahlaki duyarlılık konularında farkındalık yaratmak için mezuniyet öncesi palyatif bakım eğitimlerine ve mezuniyet sonrası hizmet içi eğitimlere ihtiyaç vardır. Bilgilerin güncel tutulması için eğitimlerin belirli aralıklarla tekrarlanması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Acil Servis, Ahlaki Duyarlılık, Yaşam Sonu Bakımı, Palyatif Bakım,Bilgi Düzeyi.
Hemşirelerin kardiyopulmoner resüsitasyon bilgi düzeyleri ve kaygı durumlarının değerlendirilmesi
Giriş ve amaç: Kardiyopulmoner arrest (CPA) dünyanın birçok ülkesinde önde gelen ölüm nedenlerindendir. CPA vakalarında hastanın kurtulmasında, acil ve uygun kardiyopulmner resüsitasyon (CPR) yapılması önemlidir. Bu sebeple özellikle acil ve yoğun bakım servislerinde görev yapan hemşireleri büyük sorumluluklar beklemektedir. Yeni yaklaşım ve tedavileri bilmenin yanı sıra, CPR esnasında endişeyi kontrol edebilmek büyük önem taşır. Çalışmamız hemşirelerin kardiyopulmoner resüsitasyonda hem bilgi düzeyini hem de bilgi düzeylerinin kaygı duruma etkisini değerlendirmek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Materyal ve Metot: Çalışmanın evren ve örneklemini Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi acil servis, yoğun bakım ve servislerinin her birinden 30 kişi olmak üzere 90 hemşire oluşturmuştur. Veriler, hemşirelere yönelik "Sosyodemografik Anket Formu", ''Penn State Endişe Ölçeği'' ve ''Kardiyopulmoner Resüsitasyon Bilgi Soruları'' uygulanarak elde edilmiştir. Verilerin istatistiği IBM SPSS Statistics 19, SPSS inc.an IBM Co., Somers, NY ile yapıldı. Nicel değişkenler arasındaki ilişki için pearson korelasyon katsayısı kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların %67,77'si kadın, % 53,3'ünün evli olduğu belirlenmiştir. Kadınların yaş ortalaması 29,78 iken, erkeklerin yaş ortalaması 62,68dir. Toplam CPR puanı ile cinsiyet, yaş ve medeni durum karşılaştırıldığında gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Toplam penn ile cinsiyet karşılaştırıldığında kadınların erkeklerden daha fazla endişeli olduğu anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır. Araştırmaya katılan acil hemşirelerinin toplam CPR puanı ile diğer hemşirelerin toplam CPR puanı arasında anlamlı düzeyde farklılık bulunmuştur. Sonuçlar: Çalışmamızın sonuçları değerlendirildiğinde; acilde çalışan hemşirelerin CPR sorularına verdiği doğru yanıt ortalamalarının yüksek olduğu, toplam penn değerinin ise düşük olduğu saptanmıştır. Sonuçlar doğrultusunda simülasyon merkezi kurulması ve CPR kurslarının farklı metotlarla birlikte (interaktif eğitim, eğitici filmler, referans kitaplar gibi) uygulanması sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Resüsitasyon, Hemşire, Kaygı, Bilgi düzeyi.
Periferik intravenöz kanülasyon uygulamasında soğutucu sprey uygulamasının ağrı üzerine etkisi
Giriş ve Amaç: Acil servislere başvuran hastaların değerlendirilmesi hastaların triajı ile başlar. Tanı, tedavi ve planlanan girişimler hastanın tıbbi durumuna göre öngörülen süre içerisinde yapılmalıdır. Acil servislerde ilk değerlendirme sonrası hastaların birçoğuna periferik intravenöz kanülasyon (PİK) işlemi uygulanmaktadır. Son zamanlarda hastaların PİK işlemi esnasında ağrı çekmemesi için ilaç dışı yöntemlerin kullanılabilirliği ön plana çıkmaktadır. Fakat araştırılmış yöntemler acil servis pratiklerinde yer bulamamıştır. Çalışmamızın amacı bu işlem sırasında daha pratik olan soğutucu spreyin oluşan ağrıya etkisini incelemektir. Materyal ve metot: Prospektif olarak yapılan araştırmanın örneklemini Tokat Gaziosmanpaşa Araştırma ve Uygulama Hastanesine 29 Aralık 2018-29 Ocak 2019 tarihleri arasında başvuran 205 hastadan oluşturuldu. Veriler 8 soruluk sosyodemografik anket formu, NRS (Sayısal Derecelendirme Ölçeği) ve Beck Anksiyete Ölçeği uygulanarak toplandı. Verilerin hesaplanmasında SPSS hazır istatistik paket formu kullanılmış olup, p<0,05 anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya toplam 205 kişi dahil edildi. Hastaların % 62.9'u ise kadın, %37.1'i erkek idi. Çalışmaya dahil edilen hastaların 105'ine soğuk sprey kullanılarak PİK uygulandı. Soğuk sprey kullanılan hastaların %87.0'ı sonraki PİK girişimlerinde bu uygulamayı tercih edeceğini bildirdi. Soğuk sprey kullanılmayan hastaların hissedilen ağrı değeri 5,21±2,38 iken soğuk sprey kullanılanların ağrı değeri ise 2,00±2,04 olarak hesaplandı. Soğuk sprey kullanımının ağrıyı anlamlı bir şekilde düşürdüğü görüldü. Beck Anksiyete değerlerine bakıldığında ise soğuk sprey kullanılmayan hastaların değeri ile sprey kullanılanların anksiyete değeri arasında anlamlı bir fark bulunmadı. PİK işlemi sağ ve sol antekübital bölgeden yapılanlar arasında hissedilen ağrı bakımından anlamlı bir fark bulundu (p<0,05). Hastalara uygulanan inraketlerin boyutlarına göre ağrı düzeylerindeki farklılığın anlamlı olduğu görüldü. 20 gauge inraketteki ağrı düzeyi 4,04±2,62 iken 22 gauge intraket kullanıldığındaki ağrı düzeyi 2,65±2,54 olarak hesaplandı. Sonuç: Çalışmamız, soğuk spreyin PİK uygulamasındaki ağrıyı azaltmada etkin bir yöntem olduğunu göstermiştir. Soğuk spreyin oda havasında bekletilebilmesi, uygulama esnasında hastaya doğrudan temas etmemesi ve uygulama sonrası beklemeye gerek olmaması bu uygulamayı diğer yöntemlere göre daha pratik ve uygulanabilir yapmaktadır. Anahtar Kelimeler: acil servis, ağrı, buz spreyi, intravenöz kanülasyon
Acil servise başvuran palyatif bakım hastalarının beslenme alışkanlıklarının incelenmesi
AS'e başvuran PB hastalarının beslenme alışkanlıklarını etkileyen faktörleri değerlendirmeyi ve mevcut problemleri açığa çıkarıp, önlemek adına önerilerle doğru beslenme alışkanlığı kazandırmayı ve bu sayede hastaların yaşam kalitesini artırmayı amaçladık. Tanımlayıcı ve kesitsel tipte olan bu çalışmanın örneklemini Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Hastanesi Acil Servisine başvuran 150 palyatif bakım hastası oluşturdu. Veriler sosyo-demografik özelliklerini ve beslenme öz-yeterlilik durumunu içeren anket formu, Beck Depresyon Anketi ve Barf Bulantı Anketi kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama±standart sapma, yüzdelik dağılımlar, t-testi ve Anova testi kullanıldı, p<0,005 anlamlı kabul edildi. Araştırmaya toplamda 150 palyatif bakım hastası katıldı. Araştırmaya katılan palyatif bakım hastalarından 70'i (%46,7) kadın olarak bulunmuşken, 80'i (%53,3) erkektir. Çalışmamızda palyatif bakım hastalarının yaş ortalaması 60,17±11,58 olarak bulundu. Hastaların 106'sı (70,7) şiddetli seviyede depresif belirtiler göstermektedir. Hastaların 75'i (%50) düşük beslenme öz-yeterliliğe sahipken, 75'inin (%50) yüksek beslenme öz-yeterliliğe sahip olduğuna ulaşıldı. Katılımcıların 29'u (%19,3) şiddetli bulantı, 42'si (%28,0) ise kusma olarak bulantı anketine katılım sağladı. Ölçek puanları arasındaki ilişkiyi incelediğimizde BDÖ ile BARF arasındaki r =0,405 pozitif yönlü ve zayıf ilişki olduğu belirlendi. Ölçek puanları arasındaki ilişkiyi incelediğimizde BÖY ile BARF arasında r=-0,352 negatif yönlü zayıf ilişki olduğu hesaplandı. Acil Servise gelen palyatif bakım hastalarının aylık gelirlerine göre BDÖ ile BÖY ölçeklerinin toplam puanları arasında anlamlı bir fark gözlenmezken BARF ölçeği arasında anlamlı fark bulundu (F=8,878) (p=0,001). Katılımcıların palyatif bakım takibi olanlarla palyatif bakım takibi bulunmayanların BDÖ anketinden aldıkları toplam puanlar karşılaştırıldığında istatistiksel olarak fark bulundu (t=2,049) (p=0,046). Son dönemde artan depresif belirtiler hastanın beslenmesini olumsuz yönde etkiler. Bunun üstesinden gelmek için psikolojik destek gerekmektedir. Yetersiz beslenme sonrası kilo kaybeden hastalarda beslenme durumunu korumak veya iyileştirmek için enteral beslenme önerilmektedir. Acil serviste görevli sağlık çalışanları hastaların yaşam kaliteleri ile ilgilenmeli, onlara emosyonel ve psikososyal destek sağlamalıdır.
Acil servis ve yoğun bakım hemşirelerinin çalışma ortamlarının hasta güvenliği tutumuna etkisi
Giriş: Sağlıklı çalışma ortamı hasta güvenliğini sağlamada önemli bir unsurdur. Hemşirelerin çalışma sahasında daha verimli çalışma ortamlarının sağlanması, hasta güvenliği ve hemşireler açısından büyük önem taşımaktadır. Çalışma ortamının hemşireler tarafından nasıl algılandığı ve hasta güvenliği tutumuna etkisinin ölçülmesi, hemşirelik bakım süreçleri ve hasta sonuçları için önemlidir. Amaç: Bu çalışmanın amacı acil servis ve yoğun bakım servis hemşirelerinin çalışma ortamlarının hasta güvenliği tutumuna etkisini belirlemektir. Yöntem: Tanımlayıcı kesitsel tipte olan çalışmanın örneklemini Çorum İli Erol Olçok Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servis ve Yoğun Bakım Servislerinde çalışan, araştırmayı katılmayı kabul eden 71 hemşire oluşturmuştur. Veriler hemşirelere yönelik "Hemşire Tanıtım Formu", "Çalışma Ortamı Ölçeği" ve "Hasta Güvenliği Tutumu Ölçeği" kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS-20 paket programı kullanılmıştır. Verilerin analizinde sayı, yüzde, ortalama, bağımsız gruplarda t testi, Mann-Whitney U-testi, Anova, Kruskal Wallis ve Spearman Korelasyon testleri kullanılmış olup, p < 0,05 ise sonuçlar anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Hemşirelerin yaş ortalaması 31,89±7,13 iken %52,1'i kadın, %47,9'u erkek, %54,9'u mesleğini isteyerek seçmiş, %60,6'sı çalıştığı klinikten memnun, %53,5'i ayda 9 ve üzerinde nöbet tutmaktadır. Katılımcıların Çalışma Ortamı Ölçeği toplam puan ortalaması 86,69±13,01 ve Hasta Güvenliği Tutumu Ölçeği toplam puan ortalaması 145,55±21,71'dir. Cinsiyet ile iş doyumu arasında, yaş ile stresi tanımlama arasında, medeni durum ile çalışma koşulları arasında, çalıştığı klinikten memnun olma durumu ile iş doyumu ve hasta güvenliği tutumu arasında, hasta hayatını etkileyecek bir hata yapma durumu ile iş doyumu, ekip çalışması ve hasta güvenliği tutumu arasında istatistiksel açıdan anlamlı ilişkiler saptanmıştır (p <0, 05). Çalışma Ortamı Ölçeği ile Hasta Güvenliği Tutumu Ölçeği arasında pozitif yönde orta düzeyde istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki bulunmuştur (p < 0,05). Sonuç: Araştırmanın bulguları hemşirelerin Çalışma Ortamı Ölçeği ve Hasta Güvenliği Tutumu Ölçeği toplam ve alt boyutlarından aldıkları puan ortalamalarının orta düzeyde olduğunu ve çalışma ortamının hasta güvenliği tutumlarını pozitif yönde etkilediğini göstermiştir. Olumlu çalışma ortamı algılarının artırılması hasta güvenliğini artırmak için önemlidir. Anahtar Kelimeler: Hemşire, Acil Servis, Yoğun Bakım, Çalışma Ortamı, Hasta Güvenliği
Acil servise başvuran KOAH hastalarının hastalık ve dispne şiddeti ile COVİD-19 korkusu ve ölüm kaygısı düzeyi arasındaki ilişki
Kronik Obstrüktif Akciğer Hastalığı (KOAH) olan bireylerde en sık görülen semptomların başında dispne gelmektedir. Hastalık ve hastalığa bağlı semptomlar, komplikasyon ve ataklarla sürekli karşılaşan KOAH'lı bireyler yoğun ölüm kaygısı yaşayabilmektedirler. Yeni tip koronavirüs (Covid-19) ölümcül sonuçları olan, insanlarda korku oluşturan bir salgındır. Çalışma KOAH tanısı alan bireylerde hastalık ve dispne şiddeti ile Covid-19 korkusu ve ölüm kaygısı düzeyleri arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi amacı ile yapılmıştır. Tanımlayıcı-ilişki arayıcı nitelikteki bu araştırma 15 Şubat 2021-1 Nisan 2021 tarihleri arasında Tokat Devlet Hastanesi acil servisine 40 yaş ve üzeri KOAH tanısı ile başvuran 144 hasta ile yapılmıştır. Araştırmanın verilerinin toplanmasında Kişisel Bilgi Formu, Medical Research Council Dispne Skalası (MRC), Modifiye Borg Dispne Skalası, KOAH Değerlendirme Testi-CAT, Koronavirüs Korku Ölçeği (KKÖ), Ölüm Kaygısı Ölçeği (ÖKÖ) kullanılmıştır. İstatistiksel değerlendirmede sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, Ki Kare Testi, Kruskal Wallis Varsyans Analizi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA) kullanılmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 66,39±9,72'dir. KOAH Değerlendirme Testi CAT skorunun 56 hastada yüksek düzeyde, 35 hastada ise çok yüksek düzeyde olduğu saptanmıştır. Araştırmaya katılan bireylerin %88,9'unun 1. derece akrabası Covid-19 tanısı aldığı, %95,1'inin komşusunun Covid-19 tanısı aldığı, %43,8'ünün kendisini Covid-19 tanısı aldığı belirlenmiştir. Covid-19 Korkusu Ölçeği'nde hastaların aldıkları toplam ortalama puan 16,92±6,36'dır. Ölçeğin Minimum ve Maximum değerleri ise sırası ile 7,00 ve 29,00 olarak bulunmuştur. Çalışmada Ölüm Kaygısı Ölçeği'nde 52 hastanın ölüm kaygısı düzeyi ağır olarak bulunmuştur. 48 hastanın ölüm kaygısı hafif düzeyde bulunurken 44 hastanın ise ölüm kaygısı düzeyinin orta düzeyde olduğu görülmektedir. Hastaların 57'sinin şiddetli dispnesi bulunmaktadır. Cinsiyet, meslek ve sigara kullanma durumuna göre hastaların ölüm kaygısı arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmıştır (p < 0.05). KOAH süresi, derecesi, hastaneye başvuru sıklığı, kronik hastalık varlığı, evde oksijen ve nebül tedavisi alma, Covid-19 tanısı alma, izole edilme ve Covid-19 bulaşması ile ilgili kaygı düzeylerine göre ölüm kaygısı puanları istatiksel olarak anlamlı saptanmıştır (p < 0.05). KOAH tanısı olan bireylerin dispne şiddeti ile ölüm kaygısı ve Covid-19 korkusu puan ortalamaları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p < 0.05). KOAH hastalarının çoğunda ölüm ve Covid-19 korku düzeyleri yüksektir. Ev hanımı ve kadın olma, KOAH ve kronik hastalık özellikleri Ölüm Kaygısı ve Covid-19 korkusu açısından dikkatle değerlendirmelidir. KOAH olan bireylerde Covid-19 korkusu ve ölüm kaygısı düzeylerinin değerlendirilmesi ve KOAH yönetimi için ise planlı eğitimler verilmesi önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Covid-19 Korkusu, Dispne, KOAH, Ölüm Kaygısı.
Hastane öncesi acil sağlık çalışanlarının hasta güvenliği ve düşmelere yönelik bilgi ve tutumları
Bu çalışma, hastane öncesi acil ambulans çalışanlarının, hasta transferinde hasta güvenliği ve düşmeye yönelik bilgi ve tutumlarını belirlemek amacıyla yapılmıştır. Tanımlayıcı türdeki bu araştırmanın örneklemini Tokat ili ve ilçelerinde Hastane Öncesi Acil Sağlık Hizmetleri'nde görevli olan ve çalışmaya gönüllü olarak katılan 201 sağlık çalışanı oluşturmuştur. Araştırma verileri Kişisel Bilgi Formu ve Hasta Güvenliği Tutum Ölçeği ile toplanmıştır. Araştırmacılar tarafından Google-Forms aracılığıyla hazırlanan anket formu online ağlar üzerinden linklerle katılımcılara iletilmiştir. Araştırma verileri SPSS for Windows 25.0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Veriler frekans, yüzde ve ortalama olarak sunulmuştur. Normal dağılıma sahip verilerde iki bağımsız grup arasında bağımsız t testi, ikiden fazla bağımsız grup karşılaştırılmasında tek yönlü varyans analizi uygulanmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak alınmıştır. Araştırmada katılımcıların %46.3'ü kadın, %54.2'si 26-35 yaş aralığında, %18.9'u hemşire, %35.3'ünün çalışma yılı 0-5 yıl arasındadır. Araştırmada Hasta Güvenliği Tutum Ölçeği toplam puanı 152±26.04'tür. Ölçeğin alt boyutlarında iş doyumu puanı 33.52±11.16, ekip çalışması puanı 44.00±8.9, güvenlik iklimi puanı 18.63±4.49, yönetim anlayışı puanı 25.28±6.98, stresi tanımlama puanı 15.19±5.51, çalışma koşulları puanı 16.35±5.25'dir. Katılımcıların %68.7'sinin hasta taşımada sedyeyle ilgili sıkıntı yaşadığı, %33.3'ünün hasta düşmesine şahit olduğu, %18'inin hasta düşürme vakası olduğu, %12.4'ünün düşme raporu yazdığı, ambulansta düşmelerin sık olduğu vaktin %42.8 gece %34.8' gün içinde olduğu saptanmıştır. Araştırmada hastane öncesi acil sağlık çalışanlarının hasta güvenliği tutumlarının orta düzeyde olduğu ve sağlık çalışanlarının eğitim ihtiyacı olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Hastane öncesi sağlık çalışanlarına hasta güvenliğine yönelik eğitimlerin verilmesi, çalışanların düşme bildiriminde desteklenmesi ve ambulanstaki transfer araçlarının bakımlarının sık aralıklarla yapılması önerilebilir. Anahtar kelimeler: Ambulans, Düşme, Hasta Güvenliği, Hastane Öncesi Sağlık Çalışanları, Hasta Transferi
Palyatif bakım hastalarının ölçülebilir vitamin düzeylerinin değerlendirilmesi
Palyatif Bakım (PB) servislerinde yatan hastalarda vitamin eksikliği için risk faktörleri olan; yeterince güneş ışığından yararlanamama, yaşlılık, obezite, malabsorbsiyon durumları, antikonvülsan ve glikokortikoid gibi ilaçların çoklu kullanımı, kronik inflamatuar hastalıkların bulunması sıkça karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma ilePB servisinde yatmakta olan hastaların yatışları sırasında alınan kan örnekleri aracılığı ile ölçülebilir vitamin düzeylerini değerlendirerek bu düzeylerin komorbidite sıklığı, hastanede kalma süresi ve mortalite ile ilişkisini araştırmayı amaçladık. Retrospektif, tanımlayıcı bu çalışmanın örneklemi Erzincan İl Sağlık Müdürlüğü Binali Yıldırım Üniversitesi Mengücek Gazi Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nin Göğüs Hastalıkları PB Servisinde tedavi gören PB hastalarından oluşturuldu. Hastaların verileri Hastane Bilgi Yönetim Sistemi (HBYS) aracılığıyla, laboratuvar tetkik istemleri ve Modifiye Charlson Komorbidite İndeksi (mCCI) kullanılarak toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde ortalama ± standart sapma, yüzdelik dağılımlar, t-testi ve Anova testi kullanıldı, p<0,05 anlamlı kabul edildi. Çalışmaya 77'si kadın 67'si erkek ve yaş ortalaması 75,22 ± 14,12 olan 144 hasta katıldı. Hastanede kalma süresi ortalama 19,80 ± 18,54 gündü. Exitus olan hasta sayısı 85 (%59,9) iken, hayatta olan 57 (%40,1) hasta vardı. Bu iki grup arasında yaş ortalamaları sağ kalım ile karşılaştırıldığında exitus olan hastaların hastanede kalma süre ortalamaları hayatta olan hastalara göre daha fazlaydı. mCCI'ya göre puan dağılımına bakıldığında 144 katılımcının ortalama 5,27 ± 2,02 puan aldığı saptandı. Göğüs Hastalıkları PB hastalarının; Pulmoner Emboli (%46,5), Kalp Akciğer Hastalıkları (%30,6) ağırlıklı gruplardan oluşmakta idi. Hastane başvuruları açısından değerlendirildiğinde hastaların PB servisine yatışı öncesindeki hospitalizasyon ve poliklinik-acil başvuru sayılarının daha fazla olduğu bulundu. PB hastalarının folat düzeyi hastanede yatış süresine göre değerlendirildiğinde folat düzeyi < 5,3 ng/mL olanların hastanede kalma sürelerinin daha fazla olduğu belirlendi. Hastaların vitamin D düzeyleri ile ölüm oranları karşılaştırıldığında; genel olarak exitus olan hastaların vitamin D düzeylerinin düşük olduğu belirlendi. Exitus olan hastaların sadece %9'unda (n=13) vitamin D düzeyinin normal sınırlarda olduğu saptandı. Hemoglobin düzeyi düşük olan hastaların hastanede yatış süreleri daha uzun olmasına rağmen hastaneye başvuru sayısı anemisi olmayanlardan farklı değildi. Akut faz reaktanı parametreleri olarak CRP ve ferritin karşılaştırıldı ve aralarında düşük de olsa pozitif bir korelasyonun olduğu tespit edildi. PB servislerinde yatan hastaların bütünsel bakış açısıyla tekrar tekrar değerlendirilmeleri, hasta ve hasta yakınlarının yaşam kalitelerinin arttırılması için eğitimli ve deneyimli destek ekipleriyle çalışılmalıdır. Hastanın ihtiyaçlarına ve hastalıklarına uygun olarak PB servislerinin spesifik branşlar açısından ayrıştırılması sağlanmalıdır. Vitamin düzeyleri ayrıntılı olarak değerlendirilmeli ve gerektiğinde replasmanları uygulanmalıdır.
Pandemi ve pandemi dışı birimlerdeki sağlık çalışanlarında COVİD-19'un psikolojik etkileri
Giriş ve Amaç: Aralık 2019'da Çin'in Wuhan kentinde ortaya çıkan Covid-19, Dünya Sağlık Örgütü tarafından 11 Mart 2020' de küresel pandemi ilan edilmiştir. Pandemi servislerinde uzun nöbetler, artan temas riski, yakınlarına bulaştırma korkusu ve salgının mortalitesinin yüksek olması, sağlık çalışanlarında stresi artırmış, fiziksel ve psikolojik sorunların oluşmasına neden olmuştur. Bu çalışmada, sağlık çalışanlarında Covid-19'un psikolojik etkilerini değerlendirmek amaçlandı. Materyal ve Metod: Çalışmanın evren ve örneklemini Sivas Numune Hastanesi'nde 55 pandemi dışı ve 55 pandemi servisinde çalışan gönüllü katılımcılar oluşturmuştur. Gönüllülere Koronavirüs Anksiyete Testi (CAS), Uykusuzluk Şiddet İndeksi ve Hasta Sağlığı Anketi-9 (PHQ-9) uygulanmıştır. Veriler SPSS-22 programı kullanılarak kaydedilmiştir. İstatistiksel yöntem olarak İki Ortalama Arasındaki Farkın Önemlilik testi ya da Tek Yönlü Varyans Analizinden ve Pearsonki-kare testlerinden faydalanıldı. Bulgular: Katılımcıların %49,1'i evli, %50,9'u bekardı. %40 katılımcı çocuk sahibi iken %60 katılımcı değildi. Katılımcıların %6,4'ü lise, %67,3 üniversite, %11,8 yüksek lisans mezunuydu. Çalışma süresi; 0-4 yıl %48,2, 5-9 yıl %21,8, 10 yıl ve üzerinde %30'du. CAS ölçeğinden 0-8 puan %93,6 ve 9 ve üzeri %6,4'tü. Uykusuzluk Şiddeti İndeksi değerlendirildiğinde 0-7 puan %52,7, 8-14 puan %32,7, 15-21 puan %9,1, 22-28 puan %5,5'ti. Sağlık Anketinde; 0-4 puan %30,9, 5-9 puan %31,8, 10-14 puan %18,2, 15-19 puan %7,3, 20-27 puan ise %11,8'di Sonuçlar: Pandemi servisinlerinde çalışanların %85,7'sinde, pandemi dışı servislerde %14,3'ünde şiddetli depresyon saptandı. CAS ölçeği yüksek olanların uyku problemleri fazlaydı. Uykusuzluk Şiddet İndeksi yüksek olanların hepsi pandemi servisi çalışanlarıydı. PHQ-9'da orta derece ve şiddetli depresyona sahip olanların çoğunluğunun pandemi servisinde çalıştığı saptandı. Pandemideki sağlık çalışanları psikolojik olarak desteklenmelidir. Anahtar Kelimeler: Pandemi, Sağlık Çalışanları, Covid-19, Depresyon, Uykusuzluk, Anksiyete
Timpanik alın ve boyun vücut sıcaklık ölçümlerinin değerlendirilmesi
Amaç: Bu çalışmada amaç acil serviste en çok kullanılan vücut sıcaklık bölgesi ve yönteminin güvenirliğinin araştırılmasıdır. Bu nedenle vücut kor sıcaklığına yakın değerler veren timpanik vücut sıcaklık değeri ile alın sıcaklığı ve karotis arter cilt sıcaklığı değerlerinin karşılaştırılarak hangisinin timpanik değere daha yakın sonuç verdiği araştırılacaktır. Materyal ve Metod: Araştırmanın evrenini Şubat-Mart 2021 tarihleri arasında Tokat Gaziosmanpaşa Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesi Acil Servisine başvuran 18-65 yaş arası bireyler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemini ise araştırmaya dahil olma kriterlerine sahip ve araştırmaya katılmayı kabul eden 502 hasta oluşturmuştur. Hastaların kişisel verileri 'Hasta tanıtım formu'na, ölçüm verileri ise 'Hasta gözlem formu'na kaydedilmiştir. Timpanik ölçümler; 'Braun ThermoScan 7 IRT 6520' ile, alın ve boyun karotis arter sıcaklıkları ise 'Braun No touch+touch thermometer BNT400B' ile ölçülmüştür. Ortam sıcaklığı ve nemi ise Baby & Plus ısı ve nem ölçer ile kaydedilmiştir. Aynı hastanın vücut sıcaklıkları, aynı ve tek araştırmacı tarafından önce timpanik ateş ölçer ile ölçüldü. Ardından alın sıcaklığı ve karotis arter cilt sıcaklığı ölçümleri yapılmıştır. Ölçümler tüm hastalarda; sol kulak, orta alın ve sol boyun karotis arter üzerinden yapılmıştır. Tüm ölçümlerde ölçüm sonucu sabitlenene kadar 2-3 kez ölçüm yapılmış sabit değer kaydedilmiştir. Veriler MedCalc V20.110 programı deneme sürümü ile analiz edildi. Timpanik sıcaklık, boyun karotis arter cilt sıcaklığı ve alın sıcaklığının karşılaştırılmasında Tekrarlı Varyans Analizi kullanıldı ve çoklu karşılaştırmalar Bonferroni testi ile incelendi. Timpanik sıcaklık ile boyun ve alın sıcaklığı arasındaki uyumun incelenmesinde Bland-Altman yöntemi ve Sınıf İçi Korelasyon Katsayısı kullanıldı. Ortalama farkların sıfırdan farklılığı Tek Örnek T Testi ile incelendi. Önem düzeyi, p<0,050 olarak alındı. Bulgular: Timpanik sıcaklığı, alın sıcaklığı ve boyun karotis arter cilt sıcaklığı ortalamaları sırasıyla 37,30°C, 36,67°C ve 36,99°C olarak bulunmuştur. Timpanik, Alın ve Karotis arter cilt sıcaklığı ortalama değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0,001). Bland-Altman yöntemine göre; Timpanik sıcaklık ve Alın sıcaklığı değerlerinin farklarının ortalaması 0,633 olarak elde edilmiş ve elde edilen bu fark ortalaması 0'dan istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Alt uyum sınırı -0,454 iken üst uyum sınırı 1,719 olarak elde edilmiş ve Timpanik sıcaklık ve Alın sıcaklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı orta düzeyde bir uyum elde edilmiştir (ICC=0,726; p<0,001). Timpanik sıcaklık ve boyun karotis arter cilt sıcaklığı yöntemlerinden elde edilen sıcaklık değerlerinin farklarının ortalaması 0,309 olarak elde edilmiş ve elde edilen bu fark ortalaması 0'dan istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,001). Alt uyum sınırı -0,606 iken üst uyum sınırı 1,223 olarak elde edilmiş ve Timpanik sıcaklık ile Boyun Karotis Arter cilt sıcaklığı arasında istatistiksel olarak anlamlı iyi düzeyde bir uyum elde edilmiştir (ICC=0,807;p<0,001). Sonuç: Ortalama Alın sıcaklığı, ortalama Boyun Karotis Arter Cilt sıcaklığından daha düşüktür. Alın ve Timpanik sıcaklıklar arasında orta derecede anlamlı bir uyum varken , Boyun Karotis Arter cilt sıcaklığı ve Timpanik sıcaklık arasında iyi düzeyde anlamlı bir uyum elde edilmiştir. Boyun Karotis Arter cilt sıcaklığı acil servis ortamında hasta değerlendirmesinde kullanılabilir bir bölgedir. Kritik hasta takibinde diğer bölgeler ile beraber değerlendirme yapılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Acil Servis, Termometre, Alın Sıcaklığı, Timpanik Sıcaklık, Karotis Arter Cilt Sıcaklığı.
COVID-19 pandemisinde hemşirelerin ikincil travmatik stres yaşama ve stresle başa çıkma durumları: Tokat ili örneği
Bu araştırma, COVID-19 pandemisinde Tokat ili merkezinde çalışan hemşirelerin travma sonrası stres belirtilerini, ikincil travmatik stres düzeylerini, etkileyen faktörleri ve hemşirelerin baş etme yollarını incelemek amacıyla yapılmıştır. Bu ilişki arayan tanımlayıcı türdeki çalışmanın örneklemini Tokat il merkezindeki bir devlet ve bir üniversite hastanesinin acil servis, ameliyathane, yoğun bakım ve doğum kliniğinde çalışan ve araştırmayı kabul eden 269 hemşire oluşturmuştur. Araştırmada "Hemşire Tanıtıcı Bilgiler Formu'', ''İkincil Travmatik Stres Ölçeği (İTSÖ)'', ''Travma Sonrası Stres Belirtileri Ölçeği (TSSBÖ)'' ve ''Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği (SBÇTÖ)'' kullanılmıştır. Veriler ortalama, standart sapma, frekans, yüzde, minimum, maksimum değerler, Mann Whitney-U, Kruskal Wallis ve regresyon analizi ile test edilmiştir. Hemşirelerin %58,7'si kadın, %41,3 erkek iken hemşirelerin yaş ortalaması 30,15 ± 5,312, %27,9'u travmatik bir yaşantıyı dinlemiş, %36,3'ü bireysel travmatik bir olay yaşamış, %58,4'ünün çalışma süreleri COVID-19'dan etkilenmiş, %23,3'ü COVID-19 salgını süresince başka birime görevlendirilmiştir. Katılımcıların ikincil travmatik stres puanı 23,01 ± 12,89 ve travma sonrası stres belirtileri puanı 56,41 ± 20,65'tir. Hemşireler stresle başa çıkma tarzlarından en sık kendine güvenli yaklaşımı (14,86 ± 3,78), en az ise boyun eğici yaklaşımı (7,00 ± 2,81) kullanmaktadır. İTSÖ puan ortalaması doğum servis hemşirelerinden sonra ikinci sırada acil servis hemşirelerinde yüksek düzeyde bulunmuştur. Travmatik bir olay dinleme (p < 0,01) ve stresle baş etme yöntemi varlığı (p < 0,05) ikincil travmatik stres üzerinde anlamlı yordayıcılar olarak saptanmıştır. Araştırmanın bulguları hemşirelerin İTSÖ alt boyut ve toplam puan ortalamalarının düşük düzeyde, TSSBÖ toplam puan ortalamasının orta düzeyin üzerinde olduğunu göstermiştir. Cinsiyet, COVID-19 bulaşma endişesi, stresle baş etme yöntemi varlığı, haftalık çalışma saati, COVID-19 pandemisinde başa birime görevlendirme, travmatik bir yaşantıya şahit olma ve travmatik bir olay yaşama ikincil travmatik stres açısından önemli faktörlerdir. Ruh sağlığı sorunu olanlar, stresle baş etme yöntemi olmayanlar, haftalık çalışma saati az olanlar, COVID-19 pandemisinde çalışma saatleri etkilenen bireyler, COVID-19 pandemisi süresince başka birime görevlendirilenler, travmatik bir yaşantıyı dinlemeye maruz kalanlar, bireysel bir travmatik yaşam öyküsü olmayanlar, COVID-19 pandemi döneminde ruhsal destek programından yararlananlar travma sonrası stres belirtileri açısından riskli gruplardır. Hastanelere göre hemşirelerin stresle başa çıkma tarzları ölçeği alt boyut puan ortalamaları, İTSÖ toplam puanı, TSSBÖ toplam puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunmamıştır. İkincil travmatik stresi ve travma sonrası stres belirtilerini önlemek veya azaltmak amacıyla risk faktörlerinin göz önünde bulundurulması, bu doğrultuda önlem alınması, eğitim/psikolojik destek sağlanması ve sağlık politikalarının düzenlenmesi önerilir.
Ortopedik cerrahi girişim sonrası hastaların klinikte ve evde yaşadıkları sorunlar ve bağımlılık düzeyleri
Bu çalışma, ortopedik cerrahi girişim geçiren hastaların ameliyat sonrası klinikteki üçüncü gün ve taburculuk sonrası birinci ayda evde yaşadıkları sorunların belirlenmesini ve bakım bağımlılık düzeylerinin değerlendirilmesini amaçlamaktadır. Bu çalışma prospektif tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir araştırmadır. Araştırma bir devlet hastanesinin Ortopedi ve Travmatoloji Kliniğine yatışı kabul edilen ortopedik cerrahi girişim geçiren 18 yaş ve üzeri 113 hasta ile yürütülmüştür. Veriler Kişisel Bilgi Formu, İzlem Formu ve Bakım Bağımlılığı Ölçeği ile toplanmıştır. Veriler ortalama, standart sapma, ortanca, minimum – maksimum, sayı ve yüzde, McNemar, McNemarBrowker, eta kare (η2), Cohen's d, Kruskal Wallis-H testi ve çoklu karşılaştırmalarda Dunn testi ve Lineer regresyon analizi ile test edilmiştir. Çalışmamızda hastaların yaş ortalaması 58,19 ± 13,39 olup, %62,8'i kadındır. Ortopedik cerrahi girişim geçirmiş hastalarla yapılan çalışmamızın sonuçları incelendiğinde ameliyat bölgesinde kızarıklık, şişlik, hassasiyet, akıntı, ısı artışı belirtileri, beslenme ve boşaltım aktivitelerindeki yaşanan sorunlar taburculuk sonrası evde birinci ayda azaldığı görülmüştür. Hastalar klinikte ve evde en çok öz bakım uygulamalarını gerçekleştirmede zorlanma ve hareket kısıtlığı problemleri yaşamakla birlikte yaşadıkları sorunların taburculuktaki birinci ayda azaldığı görülmüştür. Katılımcıların üçüncü günde bakım bağımlılıkları puan ortalaması 40,26 ± 12,73 iken birinci ayda 58,89 ± 13,48 olarak değişmiştir (p < 0,001). Hastaların protez, kırık, vertebra, omuz RC (RotatarCuff Sendromu), menisküs, protez gruplarına göre travması olan grubun bakım bağımlılığı puan ortalaması daha yüksek bulunmuştur. Lineer regresyon modelinde bağımsız değişkenler bağımlı değişkenin %17'lik kısmını açıklanmış ancak bağımsız değişkenlerin istatistiksel olarak anlamlı saptanmamıştır. Sonuç olarak, hastaların klinikteki üçüncü güne kıyasla taburculuktaki birinci ayda bakım bağımlılıklarında azalma görülmüştür. Ortopedi hastalarının yüksek düzeyde hareket kısıtlığı ve bakım bağımlılığı yaşadığı sonucuna varılmıştır. Hastaların ağrı ve anksiyete durumlarının giderilmesi ile iyileşme inançlarında artış ve bağımlılık düzeyleri azalma belirlenmiştir. Gelecekte yapılacak çalışmalarda hastaların bağımlılık düzeylerini azaltacak girişimlerin yapılması, kliniklerde tüm cerrahi girişim süreci boyunca hastalara psikolojik desteğin artırılması önerilmektedir
Acil serviste çocuklarda damar yolu açma işlemine yönelik oluşan korku ve anksiyete üzerine müzikli-hareketli oyuncakların etkisi
Bu çalışma; 4-6 yaş grubu çocuklarda damar yolu açma işlemi öncesi çocuğu işleme hazırlamaya yönelik dikkati başka yöne çekme yöntemi olarak kullanılan müzikli-hareketli oyuncakların, çocuğun yaşadığı korku ve anksiyete üzerine etkisinin belirlenmesi amacıyla randomize kontrollü, deneysel olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini Temmuz2018-Kasım 2018 tarihleri arasında Tokat Devlet Hastanesi Çocuk Acil Servisine başvuran ve damar yolu açılması işlemine gerek duyulan 4-6 yaş arası tedavi için başvuran çocuklar, örneklemini ise vaka seçim kriterlerine uyan 60 çocuk ( kontrol:30, deney:30) oluşturdu. Veri toplama araçları olarak; Bilgi Formu, Çocuk Korku Ölçeği (ÇKÖ) ve Çocuk Anksiyete Skalası- Durumluluk (ÇAS-D) Formu kullanıldı. Ayrıca çocukların işlem öncesi, sırası ve sonrası korku ve anksiyete puanları ile birlikte fizyolojik parametreleri (nabız, solunum ile oksijen saturasyonu değerleri) ve ağlama süreleri kayıt edildi. Çocukların korku düzeyi, çocuğun yanındaki ebeveyni ve araştırmacı tarafından da ÇKÖ formu ile değerlendirildi. Deney grubundaki çocuklara müzikli-hareketli oyuncak eşliğinde damar yolu açıldı. Veriler ortalama, standart sapma, frekans ve yüzdelik dağılım, normal dağılım gösteren verilere ki-kare testi, bağımsız gruplarda t testi, varyans analizi, normal dağılım göstermeyen verilerde Mann-Whitney U testi, Kruskal- Wallis testi, tekrarlı ölçümler için tek faktörlü varyans analizinin parametrik olmayan karşılığı olan Friedman testi, ikili kıyaslamalarda Wilcoxon testi ile SPSS 20.0 paket programı kullanılarak değerlendirildi. Araştırma sonucunda; deney ve kontrol grubundaki çocukların damar yolu açma işlemi sırasında korku ve anksiyete puanları karşılaştırıldığında aralarında istatiksel olarak anlamlı bir fark bulunmadı(p˃0,05). Ayrıca çocukların işlem sırası fizyolojik parametreleri (nabız, solunum, oksijen saturasyonu) ve ağlama süresi yönünden de deney ve kontrol grupları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık olmadığı saptandı(p>0,05) Sonuç olarak; damar yolu açma işlemi sırasında çocukların korku ve anksiyetelerini azaltmak amacıyla dikkati dağıtma yöntemi olarak kullanılan müzikli-hareketli oyuncakların etkili olmadığı bulundu (p>0,05). Gelecekteki araştırmaların, müzikli-hareketli oyuncakların uygulaması etkinliğinin farklı ağrılı ve stresli uygulamalarda ve farklı yaş gruplarında kanıt temelli çalışmalarla desteklenmesi ve farklı dikkati dağıtma yöntemleri ile karşılaştırılması şeklinde yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler Çocuk, Korku, Anksiyete, Damar yolu açma, Dikkati farklı yöne çekme, Oyuncak
Acil servis ve diğer birimlerde görev yapan hemşirelerin umutsuzluk düzeyi ve empatik eğilimlerinin belirlenmesi
Giriş ve Amaç: Hemşirelik; bilgi ve beceriyi bir arada bulunduran uygulamalı, hümanistik yaklaşım izleyen disipliner bir meslek olmakla birlikte; bireye, aileye, topluma hastalık halinde tedavi sağlayıcı olarak, sağlık halinde koruyucu hizmetleri sunan bu konunda yeterli eğitimi almış uzman kişilerce sunulan profesyonel bir meslektir. Bu çalışma farklı alanlarda görev yapan hemşirelerin empatik eğilim düzeyleri ve umutsuzluk düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemek amacıyla tanımlayıcı olarak yapılmıştır. Materyal ve metot: Çalışmanın evren ve örneklemini Tokat Gazi Osman Paşa Araştırma ve Uygulama Hastanesinde, Tokat Devlet Hastanesinde ve Niksar Devlet Hastanesinde acil servis ve diğer birimler kapsamında dahiliye- cerrahi servislerinde çalışan ve çalışmaya gönüllü olan 162 hemşire dahil edilmiştir. Veriler çalışmaya katılan hemşirelere yönelik "sosyodemografik anket formu", "Beck Umutsuzluk Ölçeği" "Empatik Eğilim Ölçeği" ile toplanmıştır. Veriler "SPSS" hazır istatistik yazılımı kullanılarak değerlendirilmiştir. İstatistik analizlerde p<0,05 ise sonuçlar anlamlı kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 123'ü (%75,9) kadın, 39'u (%24,1) erkek 162 hemşire dahil edilmiştir. Hemşirelerin 50'si (%30,9) acil servislerde görev yaparken, 112'si(%69,1) dahiliye ve cerrahi servislerde görev yapmaktadır. Empatik eğilim puanı ile Beck umutsuzluk puanları arasında negatif yönde bir ilişki belirlenmiştir (p<0,001). Hemşirelerin empatik eğilim ölçeğinden aldıkları puan arttıkça beck umutsuzluk ölçeğinden aldıkları puanların azaldığı dikkat çekmektedir. Hemşirelerin cinsiyetleri ile empatik eğilim düzeyi arasında istatiksel bir anlamlılık sağlanmıştır. Çalışmada yer alan kadın hemşirelerin empatik eğilim Ortalama ± Standart Sapma puanı 66,07±12,76 olup, erkek hemşirelerin aldıkları Ortalama ± SS puanı 60,56±13,74 bulunmuştur (p= 0,024). Acil servis ve Dahili- Cerrahi servislerde çalışan hemşireler arasında beck umutsuzluk ölçeğinin alt ölçeği motivasyon kaybında anlamlı fark bulunmuştur. Acil serviste görev yapan hemşirelerin motivasyon kaybı ölçeğinden aldıkları puanın dahili- cerrahi serviste görev yapan hemşirelerden aldıkları puandan fazla olduğu dikkat çekmektedir. Çalışmaya katılan acil servisi ve dahili- cerrahi servislerde çalışan hemşirelerin empatik eğilim düzeyleri arasında fark bulunamamıştır. Acil servis ve dahili- cerrahi serviste çalışan hemşirelerin empatik eğilim puanlarının birbirine yakın olduğu dikkat çekmektedir. Sonuçlar: Çalışmamızın sonuçları değerlendirildiğinde empati kurma yeteneği hemşirelik mesleğinde önemli bir yere sahip olduğu bilinmekte, umutsuzluk ise hemşirelik mesleğini ve insan yaşamını olumsuz etkilemektedir. Hemşirelerin artan umutsuzluk düzeyleri, çalıştıkları birimler ve kişilik özelliklerine göre empatik eğilim düzeylerinin değiştiği ve buna yönelik hemşirelerin çalıştığı kurumlarda ve hemşirelik adayı yetiştiren kurumlarda eğitimler verilerek empatinin; hemşirelikte, hasta bakım ve kalitesinde önemli olan yeri artırılabilir. Anahtar Kelimeler: acil servis, umutsuzluk, empati, acil hemşireliği
Acil servis çalışanlarının intihar girişiminde bulunan olgulara yönelik tutumlarının tükenmişlik ve iş doyumu ile ilişkisi
Giriş ve Amaç: Her geçen gün intiharların sayısı artmaktadır. Bu yüzden intiharlar önemli bir sosyal ve kamu sağlığı sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Acil sağlık hizmetleri, intihar eden kişilerin müdahale edildiği ilk yerdir. İntihar eden bireylerin tedavisinde ve intiharların önlenmesinde önemli rol oynayan acil sağlık çalışanları, bu vakalarla sıklıkla karşılaşmaktadır. Bu sebeple, intihar durumunda acil sağlık personellerinin intihar eğilimlerine karşı tutumları ciddi öneme sahiptir. Planlanan bu çalışmanın amacı; acil servislerde sıkça rastlanan intihar girişimi olan hastalara yönelik acil servis çalışanlarının tutum ve davranışlarını saptamak ve bunları iş doyumu ve tükenmişliğin etkileyip etkilemediğini belirlemektir. Materyal ve Metot: Çalışmanın örneklemini Tokat ve ilçelerindeki tüm acil servislerde çalışan 282 sağlık personeli oluşturup, tanımlayıcı bir korelasyon çalışmasıdır. Veriler; kişisel bilgi formu, intihar girişiminde bulunan olgulara yönelik acil sağlık çalışanlarının tutumları ölçeği (İGYTÖ), mesleki tükenmişlik ölçeği (MTÖ) ve mesleki doyum ölçeği (MDÖ) kullanılarak anket yöntemiyle toplandı. Verilerin değerlendirilmesinde; yüzdelik dağılım, ortalama±standart sapma, ortanca (min-max), t-testi, Anova ve Pearson Korelasyon testleri kullanıldı, p< 0.05 anlamlı kabul edildi. Bulgular: Çalışmaya 159'u kadın, 123'ü erkek ve 193'ü evli, 89'u bekar toplam 282 sağlık personeli katıldı. Katılımcıların intihar girişiminde bulunan hastalara karşı olumlu tutuma sahip oldukları fakat bunun; yaş, cinsiyet, eğitim düzeyi, meslek, medeni durum, çalışma süresi, haftalık çalışma saati ve nöbet tutup tutmama gibi değişkenlerin intihar olgularına ilişkin tutumu etkilemediği belirlenmiştir. İGYTÖ ile alt boyutları arasında anlamlı, pozitif, orta veya zayıf korelasyon bulunurken; İGYTÖ ile MTÖ arasında negatif, çok zayıf ve anlamlı ilişki bulunmuş; İGYTÖ ile MDÖ arasında ise pozitif, çok zayıf anlamlı ilişki olduğu saptanmıştır. Sonuç: Acil servis çalışanlarının intihar girişiminde bulunan olgulara yönelik tutumları olumlu olmakla beraber bu düzeyin arttırılması için mesleki doyumda artış ve tükenmişlikte azalma olması gerekmektedir. İntihar vakalarına karşın sağlık çalışanlarına mezuniyet öncesi ve sonrası eğitim programlarında yer verilmesi ve psikiyatri servisi ile koordineli olarak işbirliği sağlanması faydalı olacaktır. Anahtar Kelimeler: Acil Servis, Sağlık Personeli, İş Doyumu, Tükenmişlik, İntihar Girişimi
Akut apandisit tanısında alvarado skorlama sistemi ile apandisit inflamatuar yanıt skoru etkinliğinin karşılaştırılması
Amaç: Akut Apandisit (AA) acil servise halen en çok başvuru sebepleri arasında yer almakla beraber, en sık akut batın ve cerrahi girişim gerektiren sağ alt kadran ağrısı sebebidir. Basit, yeni başlangıçlı AA olgularında hızlı ve etkili bir şekilde tanı konulmazsa çok hızlı bir şekilde ilerleyebilir. Ve bu ilerleyiş perforasyonla birlikte morbidite ve mortalite oranlarında artışa sebebiyet verebilir. Tanı koymaya yardımcı hızlı ve güvenilir skorlama sistemleri ile gereksiz ameliyatlar, perforasyon oranları ve hastanede kalış süresinde artışın önüne geçilmektedir. Biz bu çalışmamızda güvenilirliği birçok çalışmayla kanıtlanmış Alvarado Skoru ve kısmen daha yeni olan AIR Skorunun etkinliğini karşılaştırmayı amaçladık. Materyal-Metod: Bu çalışma prospektif olarak planlanıp, 202 hasta dâhil edilmiştir. Bu hastaların 152 tanesi hasta grubu, AA tanısı alıp ameliyat edilen ve 50 tanesi kontrol grubu, karın ağrısı şikâyetiyle acil servise gelip, cerrahi konsültasyon istenen fakat AA tanısı almayan hastalardan seçildi. Çalışmamıza gönüllü olan, 7-65 yaş aralığıda, gebe olmayan, kronik hastalığı bulunmayan ve son bir hafta içinde antibiyotik tedavisi almayan hastalar dâhil edilmiştir. Olgularda semptomlar, bulgular, fizik muayene ve laboratuar sonuçları kaydedildi. Verilerin istatistiği IBM SPSS Statistics 19, SPSS inc., an IBM Co., Somers, NY ile yapıldı. Bulgular: AA grubundaki 152 hastanın 70'i %46,1 kadın iken 82'si %53,9 erkekti. Erkek / kadın oranı 1,17 / 1 bulunmuştur. Ortalama yaş hasta grupta 29,18±16, kontrol grupta 39,42±16,2 ve toplamda 31,72±16,61 olarak tespit edilmiştir. İki grubun ortalamaları aralarında yaş değişkeni açısından anlamlı bir fark bulunmuştur p<0,001. CRP değeri ortalaması hasta grupta 32,74 ±51,83, kontrol grubunda 44,67±51,63 bulunmuş olup, gruplar arası istatistiksel fark bulunamamıştır p=0,159. Alvarado Skoru ortalaması hasta grupta 6,83±1,75, kontrol grubunda 3,06±1,9 ve AIR Skoru ortalaması hasta grupta 6,46±2,51, kontrol grubunda 4±1,73 olarak bulunmuştur ve istatistiksel olarak anlamlıdır p<0,001. Alvarado Skorundaki bir birimlik artış, hastalık üzerinde 5,836 katlık bir artışa p<0,000, AIR Skorundaki bir birimlik artış, hastalık üzerinde 0,634 katlık bir artışa p=0,018, CRP değerindeki bir birimlik artış da hastalık üzerinde 0,986 katlık bir artışa neden olmuştur p=0,010. Çalışmamız değerlendirildiğinde Alvarado Skoru %88 sensivite, %80 spesifite ve AIR Skoru %65 sensivite, %82 spesifiteye sahip olarak bulunmuştur. Alvarado Skorunun AIR Skoruna göre tanı koymada daha üstün olduğu görülmektedir. Sonuç: Alvarado Skoru ve AIR Skoru etkinlikleri karşılaştırıldığında Alvarado Skoru daha anlamlı, kullanışlı, basit, ekstra masraf gerektirmeyen ve tanı koymada daha başarılı bir skorlama sistemi olarak bulunmuştur. Anahtar kelimeler: Akut apandisit, Alvarado Skorlama Sistemi, AIR Skorlama Sistemi, Akut İnflamatuar Yanıt Skoru.
Hemşirelik öğrencilerinin acil tıp hemşireliğine ilişkin algılarının metafor analizi
Amaç:Acil tıp hemşireleri; henüz tanı almamış acil tıbbi girişim ihtiyacı olan her yaş grubundaki hasta/yaralı kişiye uygun hemşirelik bakımını mümkün olan en kısa sürede uygulayan sağlık profesyonelidir. Yapılan araştırmanın amacı, hemşirelik öğrencilerinin acil tıp hemşireliğine ilişkin bakış açılarını metaforlar aracılığıyla ortaya çıkarmaktır. Acil tıp hemşireliğinin nasıl algılandığının ortaya koyulması yaşanan problemlerin saptanmasına, mesleğin daha iyi analiz edilmesine ve acil tıp hemşireliğinin gelişmesine katkı sağlayacaktır. Materyal ve Metod: Araştırmanın evrenini Gaziosmanpaşa Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik bölümünde 2018-1019 eğitim-öğretim döneminde öğrenim gören birinci, ikinci, üçüncü ve dördüncü sınıf öğrencileri oluşturmaktadır. Araştırmanın örnekleminde 200 öğrenci yer almaktadır. Bu araştırma nitel araştırma yöntemlerinden biri olan metafor (mecaz) yöntemi ile desenlenmiş olup tanımlayıcı bir çalışma niteliğindedir. Araştırmaya katılanlar amaçlı örneklem yöntemiyle seçilmiştir. Çalışma verileri, araştırmacılar tarafından geliştirilmiş iki bölümden oluşan yarı yapılandırılmış anket formu ile elde edilmiştir. Yarı yapılandırılmış anket formunun birinci bölümünde, katılımcılar ile ilgili kişisel verilerin tespitine yönelik maddeler yer almaktadır. İkinci bölümünde ise, "Acil tıp hemşireliği.....…gibidir. Çünkü……." ifadesine yer verilmiştir. Çalışma verilerinin analiz edilmesi ve yorumlanmasında içerik analizi tekniği kullanılmıştır. Öğrencilerin üretmiş oldukları metafor ve gerekçeleri çalışmada temel veri kaynağı olarak kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmanın bulgularına göre, katılımcılar "acil tıp hemşireliği" kavramı ile ilgili 182 anlamlı metafor üretmiştir. En sık tekrar edilen meteforlar karınca(f=13), arı(f=11), Hızır (f=8), anne(f=8) ve cankurtaran(f=7) metaforları olmuştur. Üretilen metaforlar ortak özellikleri bakımından incelenerek 5 farklı kavramsal kategori altında sınıflandırılmıştır. Bu kategoriler; bulundurması gereken özellikler bakımından acil tıp hemşireliği(f=59), olumsuz yönleri ve zorlukları açısından acil tıp hemşireliği(f=39), önemi açısından acil tıp hemşireliği(f=33), işleyiş ve çalışma ortamı açısından acil tıp hemşireliği(f=20), sosyal destek sağlayıcı olarak acil tıp hemşireliği(f=31)'dir. Öğrencilerin üretmiş olduğu metaforların çoğunlukla ''bulundurması gereken özellikler bakımından acil tıp hemşireliği'' kategorisinde toplandığı görülmüştür. En fazla metafor bulunduran ikinci kategori ise ''olumsuz yönleri ve zorlukları açısından acil tıp hemşireliği'' kategorisidir. Birinci sınıf öğrencilerinin görüşleri ''olumsuz yönleri ve zorlukları açısından acil tıp hemşireliği'' kategorisi üzerinde, ikinci ve üçüncü sınıf öğrencilerinin görüşleri ''bulundurması gereken özellikler bakımından acil tıp hemşireliği'' kategorisi üzerinde, dördüncü sınıf öğrencilerinin görüşleri ise ''önemi açısından acil tıp hemşireliği'' kategorisi üzerinde yoğunlaşmıştır. Araştırma kapsamı içinde olan (n=182) öğrencilerin büyük çoğunluğu ''mezuniyet sonrasında acil serviste çalışmak ister misiniz'' sorusuna ''evet (%=73,1)'' cevabını vermiştir. Sonuç: Hemşirelik öğrencilerinin üretmiş olduğu metaforların acil tıp hemşiresinde bulunması gereken özellikler, acil tıp hemşiresinin temel görevleri ve acil tıp hemşireliğinin mesleki zorluğu üzerine yoğunlaştığı görülmüştür. Kavramsal kategoriler katılımcıların cinsiyeti bakımından incelendiğinde anlamlı bir fark görülmemiştir. Kavramsal kategorilerin dağılımının öğrencilerin eğitim gördüğü sınıf seviyesine göre farklılık gösterdiği görülmüştür. Sonuç olarak; hemşirelik öğrencileri acil hemşireliğinin zor ve yorucu bir meslek olduğunu düşünmesine rağmen acil tıp hemşireliğine karşı bakış açılarının olumlu olduğu görülmüştür.