Trakya University
Anabilim Dalı

Aile Hekimliği Anabilim Dalı

Trakya University

1.116

Arşivlenen Tez

0

DOI Atanmış

0%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Trakya Üniversitesi Aile Hekimliği polikliniklerine başvuran erişkin hipertansif bireylerin tedaviye uyum ve yaşam değişikliği başarısının değerlendirilmesi

Bu çalışmada Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı polikliniklerine başvuran erişkin hipertansiyon hastalarının yaşam tarzı değişikliklerini uygulamaktaki başarısı ve ilaç tedavisine uyum düzeyleri ve bunlar ile sosyodemografik özellikler ve hastalık ilişkili faktörlerin ilişkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızın örneklemini Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı polikliniklerine başvuran ve çalışmayı kabul eden erişkin hipertansiyon hastaları oluşturmuştur. Veriler 46 adet sorudan oluşan anket uygulanarak toplanmıştır. Anket formunda katılımcıların sosyodemografik özellikleri, hastalıkla ve hastalıkla ilişkili yaşam tarzı değişiklikleri ile ilgili 38 soru bulunmaktadır. Ek olarak 8 soru içeren Morisky İlaç Uyum Ölçeği katılımcılara uygulanmıştır. Araştırmaya katılan hastaların 110'u (65,9) kadın, 57'si erkek (34,1) ve yaş ortalamaları 56,8 olarak saptanmıştır. Katılımcıların beden kitle indeksleri ortalamaları 26,6 fazla kilolu; bel çevresi ortalaması kadınlarda ortalama 84, erkeklerde 98 olarak ideal değerlerin üzerinde saptanmıştır. Hipertansiyon tanısı aldıktan sonra katılımcıların 94'ünün (%56,3) tuz tüketimini azalttığı, 16'sının (%9,6) düzenli egzersiz yaptığı, 82'sinin (%49,1) kilo verdiği, sigara içenler arasında 7'sinin (%15) sigarayı bıraktığı, alkol kullananlar arasında 11'inin (%29,7) bıraktığı, 99'unun (%59,3) yağlı yiyecekleri azalttığı, 117'sinin (%70,1) taze sebze ve meyve tüketimini artırdığı saptanmıştır. Meslek grupları arasında işçilerin emeklilere göre zorlanma derecelerinin daha fazla olduğu saptanmıştır (p<0,05). Katılımcıların Morisky İlaç Uyumu Ölçeği skorlarına göre yarısından fazlasının (%51.5) düşük uyum gösterdiği saptandı.Sonuç olarak hipertansiyon hastalarının yaşam tarzı değişikliklerinde çalışanlar arasında daha fazla olmak üzere zorlandıkları ve ilaç tedavisine yarıdan fazlasının düşük uyum gösterdiği belirlenmiştir. Çalışmamız ülkemizde hipertansiyon yönetimine uyum konusunda yeni veriler eklemenin yanında uyumsuzluğa neden olabilecek faktörlerin belirlenebilmesi açısından önemlidir. Hipertansiyon hastalarının hem yaşam tarzı değişikliklerine hem de ilaç tedavisine uyumunu etkileyen faktörlerin incelenerek, sorunların tespit edilmesi, sorunlara ve tedaviye uyumu arttırmaya yönelik eğitim programlarının düzenlenmesinin yararlı olacağı düşünülmektedir.

Hasta uyumuHipertansiyon
Ozan Keleş
Trakya University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Edirne il merkezinde 55-65 yaş arası nüfusun sağlık okuryazarlığı ve aktif yaşlanma tutumlarının değerlendirilmesi

Bu çalışma, yaşlı bireylerin aktif yaşlanma sürecini ve bu sürecin yaşam kalitesi üzerindeki etkilerini derinlemesine anlamayı, böylece hem sağlık profesyonellerinin hem de politika yapıcıların yaşlı nüfusa yönelik daha bilinçli stratejiler geliştirmelerine katkı sağlamayı amaçlamaktadır, Çalışmaya Trakya Üniversitesi Hastanesinden 27.02.2023 tarih ve 03/24 sayılı etik kurul onayı alındıktan sonra başlanmıştır. Kesitsel tanımlayıcı bir çalışmadır. Çalışmaya dahil olma kriterleri; çalışma süresinde Edirne il merkezinde bulunan aile sağlığı merkezine başvurmuş olmak, çalışmaya katılmaya gönüllü olmak ve 55-65 yaş arası olmak olarak belirlenmiştir. Çalışmaya toplamda 387 hasta (E=183, K=204) dahil edilmiştir. Ortalama yaş 59,913,15 yıldır. Cinsiyet, medeni durum, çocuk sahibi olma, emekli olma durumu, mesken durumu, sigara ve alkol kullanım durumu, kronik hastalık durumuna göre Aktif yaşlanma ölçeği ve Yetişkin sağlık okuryazarlığı ölçeği, yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmamıştır (p>0,05). Ancak eğitim durumu, çalışma durumu, sosyal güvencesi, gelir düzeyi durumu, sağlık durumuna göre Aktif yaşlanma ölçeği ve Yetişkin sağlık okuryazarlığı ölçeği yönünden istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0,05). Aktif yaşlanma ölçeği ve Yetişkin sağlık okuryazarlığı ölçeği arasında pozitif yönde istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmıştır (p<0,05). Sağlık okuryazarlığının artırılması, yaşlı bireylerin yaşam kalitelerini iyileştirmeye ve aktif yaşlanma süreçlerini desteklemeye yönelik önemli bir strateji olarak değerlendirilmelidir Sağlık okuryazarlığını geliştirmeye yönelik eğitim programları ve politikalar, yaşlı bireylerin sağlıklı yaşam bilgisini artırabilir ve onları sağlıkla ilgili daha bilinçli kararlar almaya teşvik edebilir, böylece aktif ve sağlıklı yaşlanmalarını destekleyebilir. Anahtar Kelimeler: Aktif yaşlanma, yaşlı hasta, yaşam kalitesi

Aktif yaşlanmaOkul yaşam kalitesi
Salih Emre Özcan
Trakya University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Trakya Üniversitesi Tıp fakültesi öğrencilerinde empati ve duygusal zeka ilişkisinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinde duygusal zeka ve empati ilişkisinin ve ilişkili faktörlerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmamızın evrenini, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi dekanlığından alınan verilere göre, 1770 tıp fakültesi öğrencisi oluşturmaktadır. Minimum örneklem sayısı, hata payı %5, güven aralığı %95 olarak alınarak 316 kişi olarak belirlenmiştir. Çalışmamıza toplam 411 gönüllü öğrenci katılmıştır. Veriler 69 sorudan oluşan anket formu aracılığıyla toplanmıştır. Anket formunun ilk 18 sorusu katılımcıların sosyodemografik özelliklerini belirlemeye yönelik sorulardan oluşmaktadır. Ek olarak katılımcılara 31 soru içeren Bilişsel Duygulanımsal Empati Ölçeği, 20 soru içeren Duygusal Zeka Özelliği Ölçeği Kısa Formu uygulanmıştır. Katılımcıların 233'ü (%56,7) kadın, 178'i (%43,3) erkek ve yaş ortalaması 21,29±2,5 yıl olarak saptanmıştır. Bilişsel Duygulanımsal Empati Ölçeğin'den alınan ortalama puan 90,9±11,02 olarak, Duygusal Zeka Özelliği Ölçeği Kısa Formun'dan alınan ortalama puan 91,18±15,6 olarak hesaplanmıştır. Çalışmamızda cinsiyet, aylık hane geliri, aile tipi ile Bilişsel Duygulanımsal Empati Ölçeği puanları arasında istatistiksel anlamlı ilişki saptanmıştır. Kronik hastalık öyküsü, tıp fakültesi tercih nedenleri ile Duygusal Zeka Özelliği Ölçeği Kısa Formu arasında istatistiksel anlamlı ilişki saptanmıştır. Duygusal zeka ile bilişsel empati arasında pozitif yönlü, duygusal empati arasında negatif yönlü istatistiksel olarak anlamlı korelasyon saptanmıştır. Duygusal zeka ve empatinin birçok bireysel faktöre göre değişiklik gösterdiği görülmektedir. Hasta- hekim iletişimine, sağlık hizmet kalitesine olumlu yönlü katkı sunacağı düşünülen duygusal zeka ve empati becerilerinin gelişimine tıp eğitim müfredatında daha fazla yer verilebilir, gelişiminin önündeki bariyerlerin tespitine yönelik çalışmalar yürütülebilir. Anahtar kelimeler: empati, duygusal zeka, tıp öğrencileri

Hazal Gül Yeşil
Trakya University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi 6. sınıf öğrencilerinde beden algısı ve etkileyen faktörler

Çalışmamızda Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi 6.sınıf öğrencilerinde beden algısı ve buna etkileyen faktörleri irdelemeyi amaçladık. Örneklemimizi Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde 6. sınıfta okuyup, çalışmaya katılmayı kabul eden 226 öğrenci oluşturmuştur. Verilerimiz 79 soruluk bir anket uygulanarak toplanmıştır. Anket formumuzda sosyodemografik özellikler ve yaşam alışkanlıklarıyla ilgili 23 soru, İki Boyutlu Benlik Saygısı Ölçeği'ni içeren 16 soru ve Vücut Algısı Ölçeği'ni içeren 40 adet soru bulunmaktadır. Çalışmamıza katılanların 111'i (%49,1) kadın, 115'i (%50,9) ise erkektir. Kadın öğrencilerin ölçek ortalaması 99,15±20,12 puan iken, erkek öğrencilerinki ise 86,10±24,36 puandır. Analizlerimizde erkek öğrencilerin, düzensiz bile olsa romantik ilişkisi bulunanların, öz saygı düzeyleri yüksek olanların, egzersiz türü olarak direnç/ağırlık egzersizi tercih edenlerin, vücut kitle indeksine göre kilolu olarak kategorize edilen öğrencilerin beden memnuniyetlerinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. (İstatiksel olarak anlamlılıkları sırasıyla; p:0,001 , p:0,001 , r<0,001 p:-0,488 , p: <0,001 , p: 0,022) Katılımcıların fiziksel ya da ruhsal bir hastalığa sahip olup olmaması, diyet ve yeme tutumları, sigara/alkol kullanım alışkanlıkları ve egzersiz süresiyle beden algısı arasında bir ilişki saptanamamıştır. (İlgili parametrelerin p değerleri >0,05'tir.) Bakım harcamaları için ayrılan bütçe ve sosyal medyada geçirilen süre arttıkça ise beden memnuniyetinin düştüğü tespit edilmiştir. (İlgili parametrelerin p değerleri sırasıyla; r:0,010 p:0,172 , r:0,021 p:0,154) Beden algısını etkileyen pek çok parametre olduğu bu çalışmayla birlikte bir kez daha gözler önüne serilmiştir. Bulgularımızdan yola çıkarak; bireyleri düzenli fizik aktiviteye yönlendirerek, sahip oldukları sosyal destek ağlarını güçlendirerek, sosyal medyada geçirdikleri süreyi ve maruz kaldıkları içerikleri düzenleyerek sahip oldukları beden algısının olumlu yönde değiştirebiliriz. Anahtar kelimeler: Beden algısı, öz saygı, sosyal medya

Pelin Kızılırmak
Trakya University
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Edirne ilinde çalışan 1.basamak hekimlerinin nikotin bağımlılığı ve sigara bıraktırmaya yönelik yaklaşımlarının değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı, Edirne ilinde görev yapan aile hekimlerinin sigara kullanım durumları ile nikotin bağımlılık düzeylerinin belirlenmesi ve sigara bırakma konusundaki danışmanlık yaklaşımlarının değerlendirilmesidir. Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikteki bu çalışmada araştırmanın evrenini, il genelinde aktif olarak çalışan 135 aile hekimi oluşturmuş; çalışmaya katılmayı kabul eden ve anketi eksiksiz dolduran toplam 111 hekim dahil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak, katılımcıların sosyodemografik özellikleri, sigara kullanım alışkanlıkları ve danışmanlık hizmetlerine ilişkin görüşlerini içeren yapılandırılmış bir anket formu kullanılmış; nikotin bağımlılığı düzeylerinin belirlenmesinde Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS 25 (Statistical Package for the Social Sciences version 25, lisans no: L-GLBC-8TMLRX) istatistik paket programı aracılığıyla değerlendirildi. p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Çalışmamızdaki hekimlerin %59,5'i erkek, %40,5'i kadındır. Katılımcıların yaş ortalaması 46,1 ± 9,2 yıl olarak hesaplanmıştır. Hekimlerin %31,5'i halen sigara içtiğini, %28'i geçmişte sigara kullandığını ve %40,5'i hiç sigara kullanmadığını ifade etmiştir. Güncel sigara içicilerinde ortalama Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi skoru 3,3 ± 2,5 olarak hesaplanmıştır. Sigara bağımlılık derecesi incelendiğinde %54,3'ü düşük, %34,3'ü orta ve %11,4'ü şiddetli bağımlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Erkek hekimlerde sigara kullanım oranının kadın hekimlere göre daha yüksek olduğu saptanmıştır. Ayrıca sigara kullananların %62,9'u sigarayı bırakmayı düşündüğünü belirtmiştir. Katılımcıların %63,1'i sigara bırakma danışmanlığı konusunda kendilerini yetersiz hissettiklerini bildirmiştir. Bu durumun, özellikle bu konuda herhangi bir eğitim almamış hekimlerde daha yaygın olduğu ve eğitimin, danışmanlık yeterliliği algısını olumlu yönde etkilediği gözlemlenmiştir. Çalışmamızda, aile hekimlerinin büyük çoğunluğu birinci basamağın sigara bırakma danışmanlığı için uygun bir ortam olduğunu belirtmiş; ancak danışmanlık hizmetlerinin sunumunda zaman yetersizliği ve tıp fakültesi eğitimlerinin eksikliği önemli engeller olarak öne sürülmüştür. Özetle, tütün bağımlılığı küresel ölçekte yüksek sağlık yüküne neden olan başlıca önlenebilir faktörlerden biridir ve etkin müdahale gerektirmektedir. Bu bağlamda birinci basamak sağlık hizmetleri, sigara bırakma danışmanlığının uygulanması açısından en erişilebilir ve sürdürülebilir müdahale alanı olarak öne çıkmaktadır. Danışmanlık sürecinin etkinliği ise, aile hekimlerinin mesleki bilgi düzeyi, klinik yeterliliği ve danışmanlık becerileriyle doğrudan ilişkilidir. Bu nedenle, kapsamlı eğitim içerikleriyle desteklenen standart danışmanlık protokollerinin geliştirilmesi ve hekimlerin bu alandaki yetkinliklerinin artırılması, birinci basamaktaki tütünle mücadele kapasitesini güçlendirecektir. Anahtar Kelimeler: nikotin bağımlılığı, aile hekimliği, sigara bırakma danışmanlığı, mesleki eğitim

Aylin Sönmez Çetinkaya
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Trakya Üniversitesi Hastanesindeki klinisyen araştırma görevlilerinin besin-ilaç etkileşimi konusundaki bilgi ve farkındalıklarının belirlenmesi

Besin-ilaç etkileşimlerinin klinik tedavi süreçlerindeki öneminden hareketle, klinisyen araştırma görevlisi hekimlerin bu konudaki bilgi düzeylerini ve farkındalık durumlarını değerlendirmektir. Ayrıca, bu bilgi ve farkındalık düzeylerinin demografik özellikler, uzmanlık alanı, klinik deneyim süresi ve hasta yoğunluğu gibi değişkenlerle olan ilişkisini inceleyerek, sağlık hizmeti sunumunda olası bilgi eksikliklerine dikkat çekmek ve eğitimsel gereksinimleri belirlemek hedeflenmiştir. Çalışmamız, 1 Haziran 2024 ile 31 Ağustos 2024 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde görev yapan 511 klinisyen asistan hekim ile yüz yüze görüşülerek gerçekleştirilmiştir. Veriler, Besin ve İlaç Etkileşimi Bilgi Düzeyi Saptama Ölçeği'nin 21 bilgi sorusu, hekimlere yönelik farkındalık soruları ve sosyodemografik bilgileri içeren toplam 43 soruluk bir anket aracılığıyla toplanmıştır.Katılımcıların 252 kişinin %50,8'i kadın, %49,2'si erkek olmakla birlikte yaş ortalaması 29.3 ± 4,4 olarak hesaplandı. Katılımcıların ölçekten aldığı ortalama puan 11,4 ± 4,2 olarak belirlenmiştir. Bilgi düzeyi sınıflandırmasına göre, hekimlerin %7,5'i düşük, %31,3'ü orta, %44,4'ü iyi ve %16,7'si yüksek bilgi düzeyine sahiptir. Çalışmamızda meslekte aktif çalışma süresi, uzmanlık eğitimindeki süre, günlük ortalama hasta sayısı ile bilgi düzeyleri arasında anlamlı fark saptanmamıştır (p>0.05). Dahili bölümlerdeki hekimlerin bilgi düzeyleri ve farkındalıkları daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Kadın hekimlerin BİE toplam bilgi puanları daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Katılımcıların farkındalıkları arttıkça bilgi düzeyleri de artmaktadır (r = 0,286, p <0,001). Daha önce BİE ile karşılaşan katılımcıların farkındalıkları ve bilgi düzeyleri daha yüksek bulunmuştur (χ²(3) = 9,525, p = 0,023).Hekimlere yönelik eğitim programlarının düzenlenmesi, vaka temelli uygulamalı eğitimlerin artırılması ve klinik uygulamalarda farkındalık oluşturacak rehberlerin geliştirilmesi sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Besin-ilaç etkileşimleri, araştırma görevlisi, farkındalık

Ferhat Kumaş
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Trakya üniversitesi Tıp Fakültesindeki intörn hekimlerin genel afete hazırlık inancının değerlendirilmesi

Afetler, sağlık üzerindeki olumsuz etkileri ve toplumsal yükü nedeniyle önemli bir halk sağlığı sorunudur. Bireylerin afet hazırlık düzeyi, zarar görme riskini doğrudan etkiler. Bu çalışma, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi intörn hekimlerinin afet hazırlık durumunu ve etkileyen faktörleri inceleyerek farkındalığı artırmayı, eğitimleri geliştirmeyi ve sağlık çalışanlarının hazırlık düzeyini yükseltmeyi amaçlamaktadır. Çalışmamızın örneklemi, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi intörn hekimlerinden oluşan 243 gönüllü katılımcıdan oluşmaktadır. Veriler, 55 sorudan oluşan anket formuyla toplanmıştır. Anket formu; sosyodemografik özellikler ve afetlere hazırlık durumuyla ilişkili değişkenleri inceleyen 10 soru ile 45 maddeden oluşan Genel Afet Hazırlık İnanç Ölçeği'ni içermektedir. Katılımcıların yaş ortalaması 23,3 ± 1,3 olup, Genel Afet Hazırlık İnanç Ölçeği'nden aldıkları ortalama puan 168,8 ± 18,8 saptanmıştır. Çalışmamızda, cinsiyet, afet konulu kitap okuma, afet tıbbı eğitimi alma, bireysel afet çantası bulundurma, afet yaşama deneyimi, meslek hayatı ve bireysel hayat için afete hazırlıklı olma gibi değişkenlerin, genel afete hazırlık inançlarını anlamlı şekilde etkilediği saptanmıştır. Çalışmamız, intörn hekimlerin afet hazırlık düzeylerini artırmak için teorik eğitimlerin yanı sıra uygulamalı tatbikatların da gerekli olduğunu ortaya koymaktadır. Bulgular, afet hazırlığının yalnızca farkındalık oluşturmayı değil, aynı zamanda pratik beceri kazandırmayı da kapsaması gerektiğini göstermektedir. Tıp müfredatına afet psikolojisi ve pratik müdahale tekniklerinin eklenmesi, bu alandaki eksikliklerin giderilmesine katkı sağlayacaktır. Sağlık çalışanlarının afetlere hazırlık kapasitesinin artırılması, toplum sağlığının korunmasında kritik bir rol oynayacaktır. Anahtar Kelimeler: Afet, Afete Hazırlık, Afet Tıbbı, Tıp Öğrencileri

Evin Algan
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

İntörn hekimlerin periyodik sağlık muayenesi hakkındaki bilgi düzeylerinin incelenmesi

Çalışmamızın amacı Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki intörn hekimlerin periyodik sağlık muayenesi hakkındaki bilgi düzeylerini ve etkileyen faktörleri değerlendirmek, eksik yönleri belirlemek ve farkındalık yaratmaktı. Çalışmamız tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Çalışmanın örneklemi Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki 295 intörn hekimden oluşmaktadır. Veriler 33 adet sorudan oluşan sosyodemografik özellikleri ve periyodik sağlık muayenesi hakkındaki bilgilerini sorgulayan araştırmacı tarafından hazırlanmış anket ile toplanmıştır. İntörn hekimlerin periyodik sağlık muayenesi ile ilgili sorulan 25 soruda doğru yanıt ortalamaları 11,91±3,32 (%47,6) olarak hesaplanmıştır. Türkiye için önerilen birinci basamakta periyodik sağlık muayenesi rehberi hakkında bilgi sahibi olduğunu düşünen intörn hekimlerin bilgi düzeyinin daha yüksek olduğu bulunmuştur. Aile hekimliği ve iç hastalıkları rotasyonunu alan ve almayan katılımcılar arasında bilgi düzeyi açısından anlamlı bir fark olduğu görülse de diğer rotasyonların istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşturmadığı görüldü. Çocuklara yönelik periyodik sağlık muayenelerinde halk sağlığı rotasyonunun, yetişkinlere yönelik periyodik sağlık muayeneleri hakkında aile hekimliği rotasyonunun, geriatrik dönem için ise halk sağlığı ve aile hekimliği rotasyonlarının istatistiksel olarak anlamlı fark oluşturduğu görülmüştür. Kanser taramaları için ise halk sağlığı ve genel cerrahi rotasyonlarının istatistiksel olarak anlamlı bir fark oluşturduğu izlenmiştir. İntörn hekimlerin folik asit desteği, prematüre retinopatisi ve gelişimsel kalça displazisi taraması, yetişkinlere yönelik kilo takibi, kolonoskopi ile kolon kanseri taraması gibi konularda bilgi düzeylerinin 61 yüksek, çocuklarda D vitamini desteği, özgül öğrenme güçlüğü taramaları, yetişkinlerde lipit taraması, tiroit hormon taramaları, bazı kanser taramaları gibi konularda bilgi eksiklikleri olduğu görülmüştür. Sonuç olarak intörn hekimlerin Türkiye için önerilen birinci basamakta periyodik sağlık muayeneleri hakkında belli konularda bilgi düzeyi yüksek olsa da geliştirilmeye açık yönleri bulunmaktadır. Uygulamalı eğitimin teşviki ve uygun eğitim materyallerinin geliştirilmesine önem verilebileceğini ayrıca koruyucu hekimlik uygulamalarının hekimliğin temeli olduğunu ve tüm branşların bu konuda söz hakkı ve katkı imkanı olduğunu düşünmekteyiz. Anahtar kelimeler: periyodik sağlık muayenesi, bilgi, intörn hekimler, Aile Hekimliği

Ahmet Güler
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi son sınıf öğrencilerinin kontraseptif yöntemler hakkındaki bilgi düzeyinin değerlendirilmesi

Çalışmamızın amacı, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi son sınıf öğrencilerinin kontraseptif yöntemler konusundaki bilgi düzeyinin belirlenmesi ve aynı zamanda bu konu hakkındaki farkındalıklarının arttırılmasıdır. Çalışmamız tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Çalışmanın örneklemini, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi son sınıfında öğrenim gören 230 öğrenci oluşturmuştur. Veriler, 18 soruluk sosyodemografik özellikler, doğal korunma yöntemleri ve kombine oral kontraseptif (KOK) kontrendikasyonlarını içeren sorular ile 25 çoktan seçmeli maddeden oluşan Kontraseptif Bilgi Değerlendirme Ölçeği'ni kapsayan bir anket aracılığıyla toplanmıştır. Çalışmamızda yer alan katılımcıların yaş ortalaması 24,2±1,3 yıl olarak saptanmıştır. Katılımcıların %55,2'si kadın, %48,2'si erkektir. Katılımcıların %42,2'si cinsel olarak aktiftir. Cinsel aktif bireyler arasında en sık tercih edilen korunma yöntemi %78,4 oranı ile kondom olurken, bunu sırasıyla %9,3 ile OKS ve %5,2 ile geri çekme yöntemi takip etmektedir. Katılımcıların Kontraseptif Bilgi Değerlendirme Ölçeği'nden aldığı ortalama puan 14'tür. Kadınların erkeklere kıyasla ölçek ortalama puanı anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Yeterli bilgiye sahip olduklarını düşünenlerin ortalama puanı, düşünmeyenlere kıyasla anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Son 3 ayda etkili kontraseptif yöntem kullananların ortalama puanı, kullanmayanlara kıyasla anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Çocuk sahibi olma korkusu olanların ortalama puanı, bu korkuya sahip olmayanlara göre anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. Sonuç olarak, tıp fakültesi son sınıf öğrencilerinin kontraseptif yöntemler konusunda yeterli bilgi düzeyine ve farkındalığa sahip olmaları hem bireysel sağlık kararları hem de toplum düzeyinde etkili danışmanlık yapabilmeleri açısından büyük önem taşımaktadır. Bu süreçte Aile Hekimliği rotasyonları, öğrencilerin bilgi düzeylerini anlamlı biçimde artırmakta ve klinik pratiğe hazırlanmalarını desteklemektedir. Mezuniyet sonrası birinci basamakta hizmet verecek olan hekimlerin bu bilgi ve farkındalıkla donatılması, kontrasepsiyon konusunda toplumun bilinçlendirilmesine de doğrudan katkı sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: kontrasepsiyon, bilgi düzeyi, tıp öğrencileri, Aile Hekimliği, farkındalık

Gizem Köz
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Edirne ilinde aile sağlığı merkezlerinde görev alan hekimlerin gelişimsel kalça displazisi tanısı ve tedavisi hakkındaki bilgi düzeyi ve tutumları

Gelişimsel kalça displazisi, doğum öncesinde normal gelişen kalça ekleminin çeşitli faktörler nedeniyle anatomik ilişkisinin bozulduğu dinamik bir hastalıktır. Erken teşhis edilmediğinde ciddi sağlık sorunlarına yol açabilir. Bu araştırmada, Edirne'de aile sağlığı merkezlerinde görev yapan hekimlerin gelişimsel kalça displazisi konusundaki bilgi düzeyleri ve tutumları değerlendirilmiştir. Çalışma, 01.06.2024 - 31.08.2024 tarihleri arasında birinci basamak sağlık hizmetlerinde görev yapan 135 aile hekiminden çalışmaya katılmayı kabul eden 106 aile hekimi ile yürütülmüştür. Araştırmacılar tarafından hazırlanan anket formu, katılımcıların sosyodemografik özelliklerini, bilgi düzeylerini ve tutumlarını değerlendiren 41 sorudan oluşmaktadır. Katılımcıların genel bilgi puanı ortalaması 19,93 (±3,78), tarama bilgi puanı 9,77 (±2,47), tedavi bilgi puanı 19,36 (±3,22) ve toplam bilgi puanı 49,07 (±7,5) olarak bulunmuştur. Aile hekimliği süresi, çalışma statüsü ve gelişimsel kalça displazili çocukları takip etme durumu ile bilgi düzeyi arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Ancak, kliniğinde daha fazla bebek tarayan (p=0,013), Sağlık Bakanlığı'nın hizmet içi eğitimlerine katılan (p=0,042), rehberlerini kullanan (p=0,002), literatür okuyan (p<0,001) ve bilgisini yeterli gören (p=0,001) hekimlerin bilgi düzeyi anlamlı derecede yüksek bulunmuştur. Sonuçlar, aile hekimlerinin gelişimsel kalça displazisi konusundaki bilgi düzeyinin yeterli olduğunu, ancak güncel bilimsel verilere erişimin artırılması gerektiğini göstermektedir. Bu bağlamda, hekimlerin düzenli eğitimlerle desteklenmesi, rehber dokümanların erişilebilirliğinin artırılması ve kanıta dayalı uygulamalara teşvik edilmesi önerilmektedir. Aile hekimleri, gelişimsel kalça displazisinin erken teşhisinde ve yönlendirilmesinde kritik bir role sahiptir. Bu nedenle, tarama ve takip süreçlerinin daha etkin hale getirilmesi, hastalığın erken tanısını ve tedavisini kolaylaştıracaktır.

Ayyüce Yıldırım
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Edirne ilinde çalışan aile hekimlerinin ve aile hekimliği asistanlarının tıbbi uygulama hataları (malpraktis) hakkında bilgi düzeyleri, tutum ve davranışları

Bu çalışma, Edirne ilinde görev yapan aile hekimleri ve aile hekimliği asistanlarının malpraktis konusundaki bilgi düzeylerini, tutum ve davranışlarını değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Çalışma kapsamında gönüllü 195 aile hekimi ile yüz yüze görüşme yöntemi kullanılarak veri toplanmıştır. Veriler, 35 sorudan oluşan bir anket aracılığıyla elde edilmiştir. Bu anket, katılımcıların sosyodemografik özelliklerinin yanı sıra, malpraktis konusundaki bilgi düzeylerini ölçmeye yönelik hazırlanmıştır. Katılımcıların %51,8'i erkek, %48,2'i kadın olup yaş ortancası 28 olarak belirlenmiştir. 30 yaş ve üzeri olan, erkek ve meslekte 5 yıl ve üzeri deneyime sahip olan hekimlerin malpraktis bilgi puanlarının istatistiksel olarak anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu görülmüştür. Aile hekimi asistanlarının yaş ortalaması daha düşük ve malpraktis konusundaki bilgi düzeyi pratisyenlere göre daha az saptanmıştır. Katılımcıların ortalama bilgi puanı 7,77 (±2,23), ortancası ise 8 (2–14 arası) olarak bulunmuştur. Mesleki görev tanımına hâkim olduğunu düşünen hekimlerin bilgi puanları, hâkim olmadığını belirtenlere göre daha yüksektir. Ayrıca halen tıbbi sorumluluk sigortası yaptırmış olan hekimlerin bilgi düzeyi, daha önce sigortası olup şu anda olmayanlara kıyasla anlamlı biçimde yüksektir. Öte yandan, malpraktis davalarının hekim performansına etkisi ve dava riski ile sigorta yaptırma durumu arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Katılımcıların önemli bir kısmı malpraktisle ilgili yasal düzenlemeler hakkında yeterli bilgiye sahip değildir. Tıp eğitimi ve medya başlıca bilgi kaynakları olarak öne çıkarken, bilimsel kaynaklardan yeterince faydalanılmadığı görülmüştür. Sonuç olarak, malpraktisle ilgili bilgi eksikliklerinin ve yasal farkındalık yetersizliklerinin giderilmesi amacıyla tıp eğitiminde daha kapsamlı bir yaklaşımın benimsenmesi gerektiği, sigorta kapsamı ve işleyişi hakkında hekimlerin bilinçlendirilmesinin önemli olduğu, ayrıca hekimlerin malpraktis kaynaklı psikolojik yükle başa çıkabilmeleri için psikososyal destek mekanizmalarının güçlendirilmesi gerekmektedir. Anahtar kelimeler: malpraktis, bilgi, Aile Hekimliği

İnci Kılıç
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Algılanan beden okuryazarlığı ölçeğinin Türkçe geçerliğinin hesaplanması

Bu çalışmada, Sum ve arkadaşları tarafından geliştirilen ''Perceived Physical Literacy Instrument'' ölçeğinin Türkçe geçerliğinin hesaplanması hedeflenmiştir. Çalışmamızda orijinalinden Türkçe'ye çevrilen Algılanan Beden Okuryazarlığı Ölçeği'nin geçerlik ve güvenirlik analizleri sonucunda 3 alt boyut ve 9 maddeden oluşan beşli likert tipi bir ölçek elde edilmiştir. Alt boyutlar; bilgi ve anlayış, fiziksel yeterlilik, kendini ifade etme ve iletişim olarak tanımlanmıştır. Ölçek toplam varyansın %66,28'ini açıklamaktadır. Ölçeğin güvenirlik bulguları; Cronbach alfa değeri = 0,836; McDonald omega katsayısı = 0,894 ve test-tekrar test katsayısı = 0,69 olarak hesaplanmıştır. Ölçeğimiz Trakya Üniversitesi'ndeki 14 fakülte ve Devlet Konservatuvarı'nda görev yapan, yaş ortalaması 47,70 olan; 160'ı (%49,4) kadın, 164'ü (%50,6) erkeklerden oluşan 324 öğretim üyesine rastgele seçilerek uygulanmıştır. Çalışmamıza katılan öğretim üyelerinin; %34,6'sı Dr. Öğr. Üyesi, %33'ü Doç. Dr. ve %32,4'ü Prof. Dr. unvanına sahip olup üniversitedeki görev süresi 4 yıldan az ile 30 yıl ve üzeri arasında değişmekteydi. Çalışmamızda fiziksel aktiviteleri kısıtlayan sağlık sorunu bildiren bireylerin algılanan beden okuryazarlığı düzeyleri sağlıklı bireylere göre anlamlı derecede düşük bulunmuştur. Akademik yaşamda daha uzun süre geçiren gruplardaki bireylerin algılanan beden okuryazarlığı düzeyi diğer gruplardaki bireylere göre daha yüksek bulunmuştur. Katılımcıların algılanan beden okuryazarlığı düzeyi ile yaş, cinsiyet, unvanları, çalıştıkları birimler, çalışma süreleri, vücut kitle indeksi, sigara kullanımları, alkol kullanımları ve kronik hastalıkları arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. Sonuç olarak çalışmamızdan elde edilen veriler, Türkçe'ye çevrilen Algılanan Beden Okuryazarlığı Ölçeği'nin ülkemizde yüksek eğitim düzeyine sahip yetişkin bireyler için geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğunu ortaya koymaktadır. Ölçeğimizin daha geniş topluluklarda geçerlik ve güvenirlik analizleri yapılarak yeni çalışmalarla desteklenmesine ve beden okuryazarlığının sağlık üzerindeki etkilerini ele alan daha kapsamlı araştırmalara ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar kelimeler: Beden okuryazarlığı, sağlık okuryazarlığı, egzersiz, ölçek, geçerlik

Rabia Balcı
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Hipertansif hastalarda sistemik immün-inflamasyon indeksi: Olgu-kontrol çalışması

Çalışmamızın amacı Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine hipertansiyon tanısıyla başvuran hastalar ve sağlıklı bireyler arasında Sistemik İmmün İnflamasyon İndeksi'ni (SII) karşılaştırmak, SII değerlerinin hipertansif bireylerde inflamatuar yanıtı yansıtma potansiyeli incelemek ve elde edilecek bulguların SII'nın hipertansiyon için erken dönemde kullanılabilecek bir belirteç olup olamayacağının anlaşılmasına ışık tutmaktır. Çalışmamız retrospektif tipte bir olgu-kontrol çalışmasıdır. Çalışmamız Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesine başvuran 655 hasta ve 669 sağlıklı bireyden oluşmaktadır. Hastaların yaş ortalaması 61,25±12,7 idi ve %46'sı kadınlardan oluştuğu saptanmıştır. Sağlıklı bireylerin yaş ortalaması 46,24±8,7 olarak hesaplanmış olup, %61'i kadınlardan oluşmaktadır. Hasta grubunun %27,2'sinde yalnızca hipertansiyon tanısı mevcut olup, %76,8'inde ek komorbid hastalıklar mevcuttu. Hasta grubunun %97'si eski tanılı HT, %3'ü yeni tanılı HT hastasıydı. Hasta ve sağlıklı grup arasında SII değerleri arasında anlamlı farklılık vardı. Sadece hasta grubu dikkate alındığında yeni HT tanısı almış hastaların SII düzeyleri eski tanılı HT hastalarına göre daha yüksekti. Yalnızca HT olan ve HT ile beraber diğer komorbid hastalığı olan hastalarda SII düzeyleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmadı. Hasta grubunda kadın ve erkeklere ait SII değerleri arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık bulunmuş olup, kadın hastalarda SII düzeylerinin daha yüksek olduğu dikkat çekmiştir. SII değeri 520.45 olarak alındığında hipertansif hastaları öngörmede tanısal değeri olduğu görülmüştür. Bu değer için öngörülen sensitivite %52,4, spesifite %83,6, pozitif prediktif değer %75,7 ve negatif prediktif değer %64,2 olarak bulunmuştur. Sonuç olarak, Sistemik İmmün İnflamasyon İndeksi, hipertansiyonun inflamatuvar bileşenlerini yansıtabilen, kolay erişilebilir ve düşük maliyetli bir biyobelirteç olarak öne çıkmakta olup; bu sayede birinci basamak sağlık hizmetlerinde erken tanı ve izleme katkı sunabileceği gibi, hipertansiyon tedavisinde inflamasyon baskılayıcı stratejilerin de hedeflenmesine olanak sağlayabilir. Anahtar kelimeler: Hipertansiyon, inflamasyon, sistemik immün-inflamasyon indeksi

Melike Sena Akyar
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Edirne il merkezindeki yaşlılarda kırılganlık ve fiziksel aktivite ilişkisi

Çalışmamızda Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine kayıtlı, 65 yaş ve üzeri bireylerin fiziksel aktivite düzeyleri ve kırılganlık durumları arasındaki ilişki ile bunları etkileyen faktörlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın örneklemi, Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine kayıtlı 65 yaş ve üzeri 408 bireyden oluşmaktadır. Veriler, katılımcıların sosyodemografik özelliklerini ve sağlık ile ilişkili değişkenlerini sorgulayan 12 soru, FRAİL Ölçeği ve Yaşlılar İçin Fiziksel Aktivite Ölçeği'nden oluşan bir anket yardımıyla toplanmıştır. Katılımcıların %54,9'u kadın, %45,1'i erkek olup yaş ortalaması 72,47±6,58 yıl saptanmıştır. FRAİL Ölçeği'ne göre katılımcıların %17,2'si kırılgan, %39,7'si kırılganlık öncesi, %43,1'i dinç bulunmuştur. Yaşlılar İçin Fiziksel Aktivite Ölçeği'nden aldıkları skorların ortalaması 99,45±74,45 olarak hesaplanmıştır. Çalışmamızda Edirne il merkezindeki yaşlılar örnekleminde kırılganlık skoru arttıkça fiziksel aktivite skorlarının azaldığı saptanmıştır (r=-0,557, p<0,001). Dinç olan yaşlılarda fiziksel aktivite skoru anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur (p<0,001). Yaş, yaşlılık sınıfları, cinsiyet, medeni durum, çocuk sayısı, yaşanılan ailenin yapısı, en uzun süre yaşanılan yer, eğitim düzeyi, çalışma durumu, sosyal güvence, algılanan gelir düzeyi ve alkol kullanımı ile kırılganlık dereceleri arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Yaş, yaşlılık sınıfları, cinsiyet, yaşanılan ailenin yapısı, eğitim düzeyi, çalışma durumu, sosyal güvence ve alkol kullanımı ile fiziksel aktivite skorları arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Sağlık sistemine erişimin ilk noktası olan Aile Hekimliği'nde, kırılganlığa yatkınlığı olan yaşlı nüfusun değerlendirilmesi önemlidir. Bütüncül bir yaklaşım ve kapsamlı değerlendirme ile bireylerin kırılganlıklarını etkileyen faktörler belirlenmeli, bu faktörlere yönelik kişiselleştirilmiş müdahale ve önerilerde bulunularak daha iyi bir sağlık hali, yaşam kalitesi ve fonksiyonellik amaçlanmalıdır. Anahtar kelimeler: kırılganlık, fiziksel aktivite, yaşlılar, birinci basamak, Aile Hekimliği

Sinan Doğru
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Edirne il merkezindeki postmenopozal kadınların fiziksel aktivite düzeylerinin yaşam kalitesine etkisi

Kadınların yaşam sürelerinin önemli bir kısmını menopoz sonrası dönemde geçirmesi, bu dönemde yaşam kalitesinin artırılmasını toplum sağlığı açısından önemli bir hedef haline getirmiştir. Bu araştırma, 50–65 yaş arası postmenopozal kadınlarda fiziksel aktivite düzeyi, sosyodemografik özellikler ve yaşam kalitesi arasındaki ilişkileri değerlendirmek amacıyla yürütülmüştür. Katılımcılara Birinci Basamakta Fiziksel Aktivite Ölçeği, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu-Türkçe ve sosyodemografik özellikleri içeren bir anket uygulanmıştır. Daha yüksek eğitim ve gelir düzeyi, evli olma ve çalışma hayatına katılım yaşam kalitesini olumlu etkilerken; yüksek beden kitle indeksi, bel çevresi, kronik hastalık varlığı, sigara kullanımı ve fazla doğum sayısı yaşam kalitesini olumsuz etkilemiştir. Yapılan regresyon analizinde; eğitim düzeyi, kronik hastalık varlığı, doğum sayısı ve fiziksel aktivite düzeyinin fiziksel sağlık puanını; bel çevresi, sigara kullanımı ve fiziksel aktivitenin psikolojik sağlığı; medeni durum, sigara kullanımı ve fiziksel aktivitenin sosyal sağlığı; medeni durum, mesleki durum ve fiziksel aktivitenin ise çevresel sağlığı anlamlı düzeyde etkilediği belirlenmiştir. Katılımcıların büyük kısmı hareketsiz grupta yer almış, fiziksel aktivite düzeyi arttıkça yaşam kalitesinin tüm alanlarında anlamlı artış saptanmıştır. Sonuçlar, düzenli fiziksel aktivitenin postmenopozal dönemde yaşam kalitesini artırdığını göstermekte olup, bu doğrultuda fiziksel aktiviteyi teşvik eden, sağlıklı yaşam alışkanlıklarını destekleyen birinci basamak programlarının yaygınlaştırılması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: postmenopozal kadın, yaşam kalitesi, fiziksel aktivite

Fiziksel aktiviteKadın sağlığıPostmenopoz+1
Nefise Sinem Alpay Işık
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Edirne il merkezindeki 18 yaş üstü bireylerde antibiyotik kullanımına dair bilgi ve tutumların değerlendirilmesi

Enfeksiyonlarla mücadelede önemli bir silah olan antibiyotiklerin yanlış kullanımları sonucu oluşan antibakteriyel direncin hızlı artışı küresel çapta sağlık sorunu oluşturmaktadır. Bu araştırmada Edirne merkez nüfusunun antibiyotikler hakkında bilgi ve tutumunun değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Katılımcılara sosyodemografik özelliklere ve antibiyotiklere yönelik sorular ve Akılcı Antibiyotik Kullanımına Yönelik Bilgi-Tutum Ölçeği içeren anket uygulanmıştır. Katılımcıların bilgi ölçeği puan ortalaması 47,80 ± 8,79 ; tutum ölçeği puan ortalaması 68,47 ± 10,34 olup, bilgi ve tutum düzeyi orta-yüksek olarak belirlenmiştir. Ek olarak, aralarındaki ilişkinin pozitif yönde orta düzeyde olduğu ve bilgi arttıkça tutumun da artığı saptanmıştır. Katılımcıların %60,76'sı son bir yıl içinde antibiyotik kullandığını, %52,91'i antibiyotik direncini duyduğunu belirtmiş ve bilginin kaynağı olarak en çok hekim veya diğer sağlık çalışanlarının olduğu gözlemlenmiştir. Direnç nedenleri konusunda insan davranışları hakkında farkındalık olumlu düzeyde iken çevre, atıklar, tarım ve hayvancılık konusunda hala bilgi eksiklikleri devam etmektedir. Genç yaş, memur olmak, eğitim düzeyinin yüksek olması ve kronik hastalık olmayışı bilgi puanını arttırırken, yapılan regresyon analizinde, puanı etkileyen en belirleyici faktörün eğitim olduğu görülmüştür. Tutumu arttıran faktörlerin kadın cinsiyet, yüksek eğitim ve gelir düzeyi olduğu belirlenmiştir. Sonuç olarak kişilerin akılcı antibiyotik kullanımı hakkında bilgi ve tutumları yeterli olsa da, yaygın kullanım ve Tek Sağlık konusundaki bilgi eksiklikleri devam etmektedir. Aile hekiminin bireylerle ilk temas noktası ve kolay ulaşılabilir olması nedeniyle toplumda doğru ve güvenilir bilginin yayılımı konusunda önemli bir konumdadır. Anahtar kelimeler: akılcı antibiyotik kullanımı, antibiyotik direnci, Tek Sağlık

Akılcı ilaç kullanımıAntibiyotikler
Elif Özge Elveren Solak
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Edirne il merkezinde yaşayan yaşlılarda sosyal desteğin yaşam kalitesine etkisi

Yaşlılık dönemi çeşitli zorluklarla birlikte gelir. Bu süreçte aile, arkadaşlar ve toplumdan alınan sosyal destek, yaşlıların günlük yaşamlarına katılımını artırarak yaşam kalitelerini önemli ölçüde etkiler. Bu çalışma, Edirne il merkezinde yaşayan yaşlı bireylerde sosyal desteğin yaşam kalitesine etkisini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmaya Edirne il merkezindeki 23 aile sağlığı merkezine kayıtlı, 65 yaş ve üzeri 406 kişi katılmıştır. Araştırma verileri, bireylerin sosyodemografik özellikleri, sosyal destek ve yaşam kalitesi ile ilgili bilgilerin sorgulandığı soruların yer aldığı, Çok Boyutlu Algılanan Sosyal Destek Ölçeği ve Kısa form-12 Yaşam Kalitesi Ölçeği'nden oluşan toplam 52 soruluk anket aracılığıyla elde edilmiştir. Çalışmamız 210 kadın, 196 erkek katılımcı ile gerçekleştirilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 71,59±6,37 saptanmıştır. Algılanan sosyal destek toplam puanı 58,83±13,29, Kısa form-12 yaşam kalitesi fiziksel bileşen puanı 45,06±10,83, mental bileşen puanı 49,75±10,17 olarak bulunmuştur. Araştırmamızın bulgularına göre; cinsiyet, bireyin ve eşinin eğitim düzeyi, çalışma durumu, kronik hastalık varlığı ile sigara kullanım durumu, algılanan sosyal desteği anlamlı düzeyde etkilediği görülmüştür. Evli, yüksek eğitim seviyesine sahip, sosyal güvencesi bulunan, kendi evinde yaşayan, kronik hastalığı olmayan ve ilaç ya da yardımcı araç kullanmayan bireylerin yaşam kalitesinin daha yüksek olduğu bulunmuştur. Algılanan sosyal destek ile yaşam kalitesi arasında pozitif ilişki saptanmıştır. Aile hekimliğinin temel ilkeleri doğrultusunda yapılan biyopsikososyal değerlendirme, yaşlı bireylerin sosyal destek ihtiyaçlarını ve yaşam kalitelerini etkileyen faktörleri anlamamızı sağlar. Aile hekimlerinin bu bütüncül yaklaşımı, yaşlılardaki sosyal destek eksikliğini belirleyerek bu desteğin artırılmasına olanak tanır. Böylece yaşlıların psikolojik iyilik hali ve sosyal katılımı güçlenir, bu da yaşam kalitelerini yükseltebilir. Anahtar kelimeler: yaşlı, sosyal destek, yaşam kalitesi, aile hekimliği

Aile hekimliğiSosyal destekYaşam kalitesi+1
Selma Nedzhmı Nedzhıb
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Trakya Üniversitesi Hastanesi'ne başvuran Tip 2 diyabet hastalarında beslenme tutumu ve D vitamini düzeylerinin diyabet regülasyonu ile ilişkisi

Tip 2 diyabetes mellitus, dünya genelinde sıklığı artan, yaşam kalitesini azaltan ve kronik komplikasyonları nedeniyle önemli düzeyde hastalık yüküne yol açan metabolik bir bozukluktur. Hastalığın yönetiminde farmakolojik tedavinin yanı sıra bireylerin beslenme tutumları, fiziksel aktivite düzeyleri ve mikro besin ögeleri açısından durumları glisemik kontrolün sağlanmasında kritik bir rol oynamaktadır. Bu çalışma, tip 2 diyabetes mellitus tanılı bireylerde beslenme tutumu ve D vitamini düzeylerinin glisemik regülasyon ile ilişkisini incelemek amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel bir tasarımla yürütülmüştür. Araştırma, 01 Ekim 2024 ile 31 Mart 2025 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Diyabet ve Obezite Polikliniğine başvuran, en az bir yıldır tip 2 diyabetes mellitus tanısına sahip olan ve son üç ay içinde glikozillenmiş hemoglobin, son altı ay içinde serum 25-hidroksivitamin D düzeyi ölçülmüş toplam 323 erişkin birey ile gerçekleştirilmiştir. Çalışma verileri, sosyodemografik özellikleri, diyabet hastalığının seyrine ilişkin klinik bilgileri ve beslenme alışkanlıklarını içeren anket ile Beslenme Tutum Ölçeği kullanılarak yüz yüze toplanmış; biyokimyasal ölçümler hastane bilgi yönetim sisteminden elde edilmiştir. Katılımcıların ortalama yaşı 60,3±11,1 yıl olup yüzde 52,9'u kadındır. Serum 25- hidroksivitamin D düzeyi ortalaması 23,0±9,8 ng/mL, glikozillenmiş hemoglobin ortalaması yüzde 7,7±1,7 ve açlık glukozu ortalaması 140,4±44,4 mg/dL'dir. Beslenme tutumu ile 25- hidroksivitamin D düzeyi arasında pozitif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Ayrıca 25-hidroksivitamin D düzeyleri ile glikozillenmiş hemoglobin ve açlık kan şekeri değerleri arasında negatif yönde anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Bu bulgular, serum 25-hidroksivitamin D düzeyinin ve beslenme tutumlarının glisemik regülasyonun önemli belirleyicileri olduğunu göstermekte; birinci basamak sağlık hizmetlerinde tip 2 diyabetin yönetiminde yaşam biçimi temelli bütüncül yaklaşımların güçlendirilmesinin gerekliliğini ortaya koymaktadır. Anahtar kelimeler: Diabetes Mellitus, Tip 2; Vitamin D; Beslenme Değerlendirmesi; Glisemik Kontrol; Glikozile Hemoglobin; Aile Hekimliği

Zeynep Taşpınar
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezine başvuran kronik hastalığı olan bireylerde akılcı ilaç kullanımının yaşam kalitesi üzerine etkisi

Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine başvuran kronik hastalığı olan bireyleri dahil ettiğimiz bu çalışmada akılcı ilaç kullanımının yaşam kalitesi ile ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Kronik hastalığı olan ve düzenli ilaç kullanan 423 birey çalışmamıza katılmıştır. Veriler 51 soruluk anket formu ile elde edilmiştir. Anket formu sosyodemografik ve ilaç kullanımıyla ilgili bilgiler, 21 sorudan oluşan Akılcı İlaç Kullanımı Ölçeği ve 12 sorudan oluşan Short Form-12 Yaşam Kalitesi Ölçeği'nden oluşmuştur. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, Mann-Whitney U, Kolmogorov Smirnov, Shapiro-Wilk, Kruskal-Wallis, Pearson, Spearman testleri kullanılmıştır. Analizlerde anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Katılımcıların 222'si kadın, 201'i erkekti. Katılımcıların yaş ortalaması 59,12±14,01olarak saptanmıştır. Katılımcıların akılcı ilaç kullanımı puan ortalaması 34,77±5,23'tir. Katılımcıların %61'i akılcı ilaç kullanımı bilgi düzeyi açısından yeterlidir. Birtakım değişkenlerin akılcı ilaç kullanımı, yaşam kalitesinin fiziksel ve mental alt boyutlarını etkilediği saptanmıştır. Üriner sistem hastalığı olan bireylerin akılcı ilaç kullanım puanlarının anlamlı derecede düşük olduğunu saptandı. Diyabet, dislipidemi, kardiyovasküler, gastrointestinal ve kas-iskelet hastalıklarının Short Form-12 fiziksel bileşen özet puanlarını anlamlı derecede düşürdüğü saptandı. Kronik hastalıklar ve mental bileşen özet puanları arasında anlamlı bir farklılık saptanmadı. Akılcı ilaç kullanımı ve Short Form-12 fiziksel bileşen özet puanları arasında pozitif yönlü ilişki tespit edildi. Çalışmamızda akılcı ilaç kullanımı ve yaşam kalitesini etkileyen bazı etkenler saptanmış ve akılcı ilaç kullanımı düzeyleri ile fiziksel yaşam kalitesi arasında pozitif yönlü ilişki bulunmuştur. Akılcı ilaç kullanımı bilgi düzeyinin artırılması ile bireylerin yaşam kaliteleri artabilir. Anahtar kelimeler: kronik hastalıklar, ilaç kullanımını değerlendirme, yaşam kalitesi

Akılcı ilaç kullanımıKronik hastalıkYaşam kalitesi
Begüm Milon
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Edirne il merkezindeki 50-65 yaş arası erişkinlerin kanser tarama programları hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

Bu çalışma, Edirne il merkezinde yaşayan 50-65 yaş arası bireylerin ulusal kanser tarama programları hakkındaki bilgi, tutum ve davranış düzeylerini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Kanser taramaları konusunda farkındalığın artırılması, erken tanı oranlarını yükseltmek ve tarama hizmetlerinin etkinliğini geliştirmek açısından katkı sağlamak amaçlanmaktadır. Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikteki bu araştırma, 08.11.2024–28.02.2025 tarihleri arasında Edirne il merkezinde gerçekleştirilmiştir. Evreni, aile sağlığı merkezlerine kayıtlı 50– 65 yaş arası bireyler oluşturmuş olup çalışmaya gönüllü olarak katılan 401 kişi dahil edilmiştir. Veriler, araştırmacı tarafından literatür taranarak oluşturulan ve "Kanser Taramalarına Yönelik Bilgi Ölçeği" ile "Kanser Taramalarına Yönelik Tutum Ölçeği (Kısa Form)"u içeren 65 soruluk anket formu ile toplanmıştır. Katılımcıların yaş ortalaması 56,45 ± 4,59 olup, %50,9'u erkek ve %49,1'i kadındır. Katılımcıların bilgi ölçek puanı ortalaması 18,18 ± 2,44, tutum ölçek puanı ortalaması ise 44,35 ± 5,38'dir. Katılımcıların %60,6'sı yeterli düzeyde bilgiye sahiptir. Katılımcıların %54,9'una kanser taraması önerilmiş, %44,1'i en az bir kez tarama yaptırmıştır. Tarama önerilerinin en sık aile hekimleri (%60,9) tarafından yapıldığı saptanmıştır. Cinsiyet, medeni durum, alkol kullanımı, egzersiz yapma, birinci derece akrabasında kanser öyküsü bulunma ve sağlık çalışanlarından öneri alma durumları ile tarama yaptırma arasında istatistiksel olarak 45 anlamlı ilişki bulunmuştur. Kadınların bilgi düzeyi erkeklerden anlamlı derecede yüksektir. Aile hekiminden bilgi alan katılımcıların bilgi puanları daha yüksektir. Bilgi ve tutum puanları arasında zayıf düzeyde pozitif ve anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Edirne il merkezinde yaşayan 50–65 yaş arası bireylerin kanser taramaları konusundaki bilgi düzeyi genel olarak yeterli ve ortalama tutum olumlu olsa da, taramaya katılım oranı Dünya Sağlık Örgütü'nün önerdiği hedefin (%70) altındadır. Aile hekimlerinin yönlendirme ve bilgilendirme faaliyetleri, bireylerin tarama davranışlarını artırmada kritik öneme sahiptir. Toplum temelli sağlık eğitimlerinin yaygınlaştırılması ve birinci basamakta danışmanlık hizmetlerinin güçlendirilmesi, kanser taramalarına katılım oranlarını yükseltebilir. Anahtar Kelimeler: Kanser taramaları, bilgi, tutum, davranış, aile hekimliği

Dilan Çilak
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin osteoporoz farkındalığı

Osteoporoz, kemik mineral yoğunluğunun azalması ve kemik dokusundaki yapısal bozulma sonucunda kırık riskinin arttığı ilerleyici bir kemik hastalığıdır. Osteoporozda kemiklerin dayanıklılığı azalır ve daha kırılgan hale gelir. Yaşlanan nüfusla birlikte, osteoporoza bağlı kırıkların artacağı öngörülmektedir. Bu çalışmada, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin osteoporoz hakkındaki farkındalığının saptanması amaçlanmıştır. Yapılan örneklem hesabında %95 güç ve %5 hata payı ile 316 öğrenci ve intörn doktor örneklem için yeterli bulunmuştur. Çalışma 358 gönüllü katılımcıyla yapılmıştır. Katılımcılara sosyodemografik verilere ek olarak anket soruları uygulanmıştır. Çalışmamıza dahil olan 358 katılımcının 215'i kadın (%60,1), 143'ü (%39,9) erkektir. Katılımcıların yaş ortalaması 21,87 ± 2,12 yıl bulunmuştur. Çalışmamızdaki katılımcıların %87,4'ü osteoporozla ilgili bilgileri olduğunu belirtmiştir. Çalışmamızda ailede osteoporoz ve kırık öyküsü gibi değişkenlerle bilgi düzeyi arasındaki ilişkiler de incelenmiş, ailesinde osteoporoz öyküsü bulunan katılımcıların bilgi düzeyinin daha yüksek olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %25,4'ü bilgi düzeyinin yeterli olduğunu düşünmekteydi. Bilgi düzeyinin yeterli olduğunu düşünenler soruların yaklaşık yarısına doğru yanıt vermiştir. Osteoporoz bilgi sorularındaki cevaplara göre genel olarak üst sınıflarda bilgi düzeylerinin arttığı görülmüştür. Osteoporoz bilgi sorularına verilen yanıtlar ile cinsiyet arasında anlamlı ilişki saptanmamıştır. Sonuç olarak çalışmamızda, öğrencilerin temel düzeyde bilgi sahibi oldukları ancak tanı yöntemleri, erken tarama bilinci ve koruyucu yaklaşımlar konusunda eksikliklerinin bulunduğu saptanmıştır. Bu durum, tıp eğitiminde osteoporozun yalnızca teorik bilgilerle sınırlı kalmayıp, uygulamalı ve multidisipliner bir yaklaşımla ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca, yalnızca öğrencilerin değil, toplumun genelinde de osteoporoz farkındalığının artırılması büyük önem taşımaktadır. Bu süreçte birinci basamak sağlık hizmetlerinin, toplumun bilgilendirilmesi, risk gruplarının belirlenmesi ve koruyucu sağlık davranışlarının kazandırılmasında önemli bir yere sahiptir.

Birinci basamak sağlık hizmetleriOsteoporozÖğrenciler-tıp
Selin Nur Çalışkan
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tıp fakültesi 4, 5 ve 6. sınıf öğrencilerinde mesleki benlik saygısı ve iletişim becerileri arasındaki ilişki

Bu çalışma, Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde klinik dönem öğrencilerinin iletişim becerileri ve mesleki benlik saygısı düzeylerini, bu kavramları etkileyen faktörleri ve aralarındaki ilişkiyi değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. 2022-2023 eğitim-öğretim yılında 4., 5. ve 6. sınıfta öğrenim görmekte olan ve çalışmaya katılmayı kabul eden toplam 456 öğrenciye, sosyodemografik özellikleri içeren ve iki farklı ölçme aracını kapsayan anket uygulanmıştır. Bulgulara göre, öğrencilerin iletişim becerileri genel olarak yüksek bulunmuş; yaş, cinsiyet, sınıf düzeyi, annenin eğitim durumu, sosyal etkinliklere katılım gibi faktörlerin bu beceriler üzerinde anlamlı etkileri olduğu saptanmıştır. Klinik deneyim süresi arttıkça iletişim becerilerinde artış gözlenmiş; özellikle altıncı sınıf öğrencileri daha yüksek puanlar almıştır. Mesleki benlik saygısı düzeyi literatüre göre yüksek bulunmuş; bu değişken cinsiyet, akademik başarı algısı, kariyer hedefi, tıp fakültesi tercih nedeni ve ekonomik koşullardan anlamlı düzeyde etkilenmiştir. İçsel motivasyonla meslek seçen öğrencilerin mesleki benlik saygısı daha yüksek, meslek değiştirmeyi düşünenlerin ise daha düşüktür. Çalışmada ayrıca iletişim becerileri ile mesleki benlik saygısı arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir. Bu bulgular, tıp eğitiminde yalnızca bilişsel değil, duygusal ve sosyal gelişimi destekleyen bütüncül yaklaşımların önemini ortaya koymakta ve tıp öğrencilerinin mesleki kimlik gelişimini destekleyici programlara duyulan ihtiyacı vurgulamaktadır.

Aile hekimliğiMesleki benlik algısıÖğrenciler-tıp öncesi+1
Merve Koca
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Edirne il merkezindeki evlilik raporu için başvuran bireylerin cinsel sağlıkla ilgili bilgi düzeyleri

Çalışmamızın amacı, Edirne il merkezindeki evlilik raporu almak için başvuran bireylerin cinsel sağlık bilgi düzeyinin belirlenmesi ve bu konu hakkındaki farkındalıklarının arttırılmasıdır. Çalışmamız tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Çalışmanın örneklemini, Edirne il merkezinde bulunan 59 aile hekimliği birimine başvuran 380 katılımcı oluşturmaktadır. Veriler, sosyodemografik özellikler, cinsel yolla bulaşan hastalıklar ve bulaş yolları, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonlardan korunma davranışları ile 40 maddeden oluşan Cinsel Sağlık Bilgi Testi'ni kapsayan bir anket aracılığıyla toplanmıştır. Çalışmamızda yer alan katılımcıların yaş ortalaması 28.9±4,089 olarak hesaplanmıştır. Katılımcıların %57,63'ü kadın, %42,37'si erkektir. Katılımcıların %74,5'i evlendikten sonra aile planlaması kullanmayı düşündüklerini belirtmiştir. En çok tercihe edilen yöntem kondom olup, seçim nedeni kolay kullanım olarak ifade edilmiştir. Cinsel sağlık bilgi testi puan ortalaması genel olarak orta düzeyde bulunmuş, kadınların puanı erkeklerden anlamlı derecede yüksek saptanmıştır. Yapılan regresyon analiziyle öğrenim düzeyi (p<0,040), sağlık çalışanı olma (p<0,016), yerleşim yeri (p<0,007) ve aile planlaması düşüncesi (p<0,047) toplam puan üzerinde artırıcı etki göstermiştir (R2=0,026). Bilgiyi okuldan veya sağlık personelinden alanların puanı daha yüksektir. Katılımcıların çoğu evlilik öncesi cinsel sağlık eğitimi almak istediğini ve sağlık personelini en güvenilir kaynak olarak gördüğünü belirtmiştir. Sonuç olarak toplumda cinsel sağlık farkındalığını artırmak içim aile hekimleri ve sağlık personelinin aktif rol alması gereklidir. Aile hekimliği birimlerinde verilecek düzenli eğitimler, bireylerin sağlıklı kararlar almasına katkı sağlayarak hem bireysel hem de toplumsal sağlık için önemli kazanımlar sunacaktır

Aile hekimliğiAile planlamasıBilgi+2
Damla Çevik Fener
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Trakya Üniversitesi Hastanesinde takipli erişkin Tip 2 Diyabetlilerde Akdeniz diyetine bağlılık durumu ve trigliserit-glikoz indeksi arasındaki ilişki

Diyabet yönetiminin en zorlu unsurlarından biri, hastaların yaşam tarzı değişikliklerine uyumunu objektif olarak takip edebilmektir. Yaşam tarzı değişiklikleri içinde tıbbi beslenme tedavisine uyum başat roldedir. Bu çalışmanın amacı, Trigliserit-Glikoz (TyG) indeksinin, Tip 2 Diyabetli hastalarda Akdeniz diyetine bağlılık durumuyla olan ilişkisidir. Kesitsel tasarımlı bu çalışma, Kasım 2024 – Nisan 2025 tarihleri arasında Trakya Üniversitesi Hastanesi Diyabet ve Obezite Polikliniği'nde takip edilen 252 Tip 2 Diyabetli hasta ile gerçekleştirilmiştir. Hastaların beslenme düzeni Akdeniz Diyeti Bağlılık Ölçeği (MEDAS) ile puanlanmış, metabolik durumları ise hastane yönetim bilgi sisteminde son altı ay içindeki en güncel laboratuvar verileriyle hesaplanan TyG indeksi ile analiz edilmiştir. İstatistiksel değerlendirmede diyet bileşenlerinin etkisi adımsal regresyon, indeksin ayırt etme gücü ise ROC analizi ile incelenmiştir. Çalışma grubunda, MEDAS toplam puanı ile TyG indeksi arasında çok güçlü bir ters orantı saptanmıştır (r = -0.765; p <0.001). Regresyon analizleri, TyG indeksini düşürmede en etkili beslenme alışkanlıklarının şekerli/gazlı içecek kısıtlaması, ana yağ olarak zeytinyağı kullanımı ve kuruyemiş tüketimi olduğunu ortaya koymuştur. Çalışmanın en çarpıcı bulgusu, TyG değeri 8,97'nin altında olan bireylerin Akdeniz diyetine güçlü bir bağlılık gösterdiğinin (MEDAS ≥9) %85,7 duyarlılık ve %85 özgüllük oranıyla tahmin edilebilmesidir. Ayrıca bu çalışmada düzenli fiziksel aktivite ve bu aktivitenin sıklığının hem diyet uyumunda hem de insülin direnci üzerindeki etkililiği gösterilmiştir. TyG indeksi, Tip 2 Diyabetli hastalarda sadece insülin direncini değil, aynı zamanda hastanın beslenme disiplinini de yansıtan güvenilir bir biyobelirteçtir. Çalışmamız, bu indeksin 8,97 değerinin altına çekilmesinin, hastaların metabolik profilini diyabet öncesi risk seviyelerine döndürebileceğini (metabolik reset) göstermektedir. Aile hekimleri, maliyetli testlere gerek duymadan TyG indeksini kullanarak hastalarının diyet uyumunu objektif olarak izleyebilir.

Aile hekimliğiAkdenizAkdeniz diyeti+7
Ekin Dikmen
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi son sınıf öğrencilerinde mikrobiyota ve probiyotikler hakkındaki farkındalık ve bilgi düzeyinin değerlendirilmesi

Çalışmamızda Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesi son sınıf öğrencilerinde mikrobiyota ve probiyotikler hakkındaki farkındalık ve bilgi düzeyini değerlendirmeyi amaçladık. Çalışmanın örneklemini, 2024-2025 eğitim-öğretim yılında Trakya Üniversitesi Tıp Fakültesinde okuyan 154 son sınıf öğrencisi oluşturmaktadır. 56 soruluk bir anket uygulanarak veriler toplanmıştır. Anket formu, katılımcıların sosyodemografik özelliklerini, mikrobiyota ve probiyotikler hakkındaki bilgi düzeylerini, tutum ve davranışlarını değerlendiren 36 sorudan ve Mikrobiyota Farkındalık Ölçeği'nin yer aldığı 20 sorudan oluşmaktadır. Çalışmaya katılanların yaş ortalaması 23,9±1,1 olarak saptanmıştır. Katılımcılar kendi bilgi düzeylerini 1-10 arasında ortalama olarak 4,2±2,0 puanlamışlardır. Kendilerine yüksek puan veren katılımcıların bilgi düzeyi de yüksek bulunmuştur. Katılımcılar bilgilerini en çok (%76,3) fakülte eğitimi ve (%64,5) internet/sosyal ağlardan edindiklerini belirtmişlerdir. İnternet/sosyal ağlar yanıtını verenlerin bilgi düzeyi daha düşük bulunmuştur. Mikrobiyotayı etkileyen faktörler olarak en çok (%81) beslenme, (%42,1) ilaç/antibiyotik kullanımı cevabını vermişlerdir. Probiyotiklerin kullanıldığı en sık üç endikasyon olarak (%93,1) gastrointestinal şikayetler/hastalıklar, (%62,1) bağışıklık sistemi güçlendirme, (%44,8) antibiyotikle ilişkili yan etkiler yanıtları verilmiştir. Katılımcıların %86,4'ü probiyotikleri tavsiye ettiklerini belirtmiştir. Bilgi düzeyi yükseldikçe probiyotikleri kullanma, fayda görme ve tavsiye etme oranlarının yükseldiği görülmüştür. Katılımcıların %76,0'sı bu konuda eğitim almak istediğini belirtmiştir. Bilgi düzeyini ölçek amacıyla oluşturduğumuz 22 adet, önerme şeklinde oluşturduğumuz soruya katılımcıların verdiği cevapların ortalama doğru sayısı 11,6±3,6 olarak hesaplanmıştır. Mikrobiyota Farkındalık Ölçeği'nden ise ortalama 64,9±12,0 puan alınmıştır. Toplam doğru sayısı yüksek olan grup aynı zamanda Mikrobiyota Farkındalık Ölçeği'nden de yüksek puan almıştır. Sonuç olarak tıp fakültesi son sınıf öğrencilerinin mikrobiyota ve probiyotikler konusunda belirli bir farkındalığa sahip olmakla birlikte, bilgi düzeylerinin yeterli olmadığını ve geliştirilmesi gerektiğini göstermiştir. Bu çalışmanın elde ettiği bulguların, tıp eğitimi programlarının geliştirilmesine ve toplumda mikrobiyota farkındalığının artırılmasına katkı sağlayacağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: mikrobiyota, probiyotik, bilgi düzeyi, farkındalık, öğrenci

Mehmet Mert Yüney
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Edirne il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine kayıtlı 65 yaş ve üstü bireylerin kırılganlık sendromu açısından değerlendirilmesi

Çalışma ile toplumda yaşayan yaşlı bireylerde kırılganlık sendromunun sıklığı, kırılganlığa etki eden sosyodemografik, klinik ve yaşam tarzı faktörleri ile bu faktörlerin sağlık durumu üzerindeki yansımaları hakkında bilgi edinilmesi amaçlanmıştır. Bu bilgiler doğrultusunda, kırılganlık gelişimini önlemeye yönelik erken tanı, risk belirleme ve bütüncül bakım yaklaşımlarının güçlendirilmesi; aile hekimliği uygulamalarında yaşlı sağlığına yönelik koruyucu stratejilerin geliştirilmesi ve sağlıklı yaşlanma bilincinin artırılması yönünde katkı sağlanması hedeflenmiştir. Araştırmanın verileri, 1 Aralık 2024 – 31 Mayıs 2025 tarihleri arasında Edirne il merkezine bağlı 23 Aile Sağlığı Merkezi ve bunlara bağlı 52 birime başvuran, katılma kriterlerini taşıyan 403 gönüllü üzerinde anket yöntemi uygulanarak elde edilmiştir. Anket formu, 65 yaş ve üzeri bireylerin sosyodemografik özelliklerini (yaş, medeni durum, eğitim, gelir, yaşam biçimi), sağlık davranışlarını (sigara, alkol kullanımı, beden kitle indeksi), kronik hastalık ve ilaç kullanım durumlarını, düşme ve hastaneye yatış öyküsü ve FRAIL ölçeğini (Fatigue, Resistance, Ambulation, Illnessess, Loss of Weight) içermekte olup bireylerin kırılganlık düzeylerini belirlemeyi amaçlamıştır. Araştırmamızda kadınların, dul veya boşanmış bireylerin, okur-yazar olmayanların, geliri giderinden az olanların, yalnız yaşayanların, yüksek beden kitle indeksine sahip olanların, kronik hastalık sayısı fazla ve polifarmasi bulunan bireylerin, ayrıca son bir yılda düşme ya da hastaneye yatış öyküsü bulunanların kırılganlık açısından daha riskli grupta yer aldığı saptanmıştır. Buna karşılık, çalışma durumu ile sigara ve alkol kullanımı değişkenleri arasında kırılganlıkla anlamlı bir ilişki gösterilememiştir. Çalışmamızın ortaya koyduğu bulgular doğrultusunda, yaşlı bireylerde kırılganlığın erken dönemde tanımlanması, risk faktörlerinin azaltılması ve uygun müdahalelerin planlanması büyük önem taşımaktadır. Bu doğrultuda, birinci basamak sağlık hizmetlerinde kırılganlık değerlendirmesinin rutin uygulamalara dâhil edilmesi ve toplumda farkındalık oluşturacak koruyucu sağlık politikalarının geliştirilmesi önemli katkılar sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: Kırılganlık Sendromu, Yaşlı Bireyler, FRAIL Ölçeği, Aile Hekimliği, Sosyodemografik Faktörler, Kronik Hastalık, Polifarmasi, Düşme, Sağlıklı Yaşlanma

Atilla Mert Yürekli
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Edirne il merkezindeki yaşlılarda düşme ve risk faktörleri

Yaşlılarda düşmeler önemli bir halk sağlığı sorunu olup mortalite ve morbiditenin başlıca nedenleri arasında yer almaktadır. Bu nedenle düşme ve düşmeye bağlı risk faktörlerinin belirlenmesi, düşme gibi önlenebilir sağlık sorunlarının azaltılması ve sağlıklı yaşlanma hedeflerine katkı sağlaması açısından büyük önem taşımaktadır. Bu çalışma 65 yaş ve üstü bireylerde düşme ve düşmeye bağlı risk faktörlerini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın verileri, 20.10.2025-30.11.2025 tarihleri arasında Edirne il merkezindeki Aile Hekimliği birimlerine başvuran ve katılma kriterlerini karşılayan 65 yaş üstü gönüllü 400 yaşlı bireyden yüzyüze görüşme yöntemi ile uygulanan anketler elde edilmiştir. Anket formunda katılımcıların sosyodemografik özellikleri, kronik hastalıkları, kullandığı ilaçlar, çoklu ilaç kullanımı (polifarmasi), 65 yaşından sonra ve son bir yılda düşme öyküsü, düşmenin gerçekleştiği yer, düşme sonucu yaralanma durumu ve alınan düşme önlemlerinin sorgulandığı 35 soru yer almaktadır. Çalışmamızda 65 yaş üstü düşme prevelansı %62,8, son bir yılda düşme prevalansı %35,5 olarak bulunmuştur. 65 yaş üstünde düşme öyküsünün kadınlarda, bekar/dul bireylerde, yalnız yaşayanlarda, polifarmasi saptananlarda ve özellikle hipertansiyon ve diyabetes mellitus gibi kronik hastalığı bulunanlarda daha yüksek olduğu belirlenmiştir. Ayrıca antihipertansif, oral antidiyabetik, insülin, antikoagülan, kardiyoselektif beta bloker ve proton pompa inhibitörü kullananlarda düşme öyküsü anlamlı olarak daha sık görülmüştür. 65 yaşından sonra düşme sayısı ise kadınlarda, bekar/dul bireylerde, düşük eğitim düzeyine sahip olanlarda, polifarmasi saptananlarda, kalp hastalığı, demans, diyabetes mellitus, hipertansiyon, obezite, inkontinans ve vertigo gibi kronik hastalığı bulunanlarda artmıştır. İlaç grupları açısından bakıldığında; antihipertansif, oral antidiyabetik, insülin, antikoagülan, bronkodilatör ve proton pompa inhibitörü kullananlarda arttığı belirlenmiştir. Yapılan çok değişkenli regresyon analizinde; yaş arttıkça düşme öyküsü olasılığının %18 arttığı, yalnız yaşayan bireylerde düşme öyküsü yaşama olasılığı yalnız yaşamayanlara göre yaklaşık 2 kat (%93) daha yüksek olduğu ve ilaç sayısındaki her bir artışın düşme riskini %32 artırdığı belirlenmiştir. Çalışmamızdan ortaya çıkan sonuç ve öneriler doğrultusunda; düşmelerin önlenmesinde birinci basamak sağlık hizmetlerinde yaşlı bireylere yönelik eğitimin, çevresel düzenlemelerin ve risk faktörlerinin kontrolünü içeren çok yönlü bir yaklaşımın gerekliliği ortaya çıkmaktadır. Aile hekimleri, yaşlı bireylere bütüncül ve biyopsikososyal bir bakış açısıyla yaklaşarak gereksiz ilaç kullanımının önlenmesi, ilaçların düzenli ve doğru kullanımının izlenmesi, ev içi çevresel risklerin değerlendirilmesi ile eğitim ve danışmanlık hizmetlerinin sunulması gibi alanlarda önemli bir sorumluluk taşımaktadır. Anahtar kelimeler: Yaşlı, Prevalans, Polifarmasi, Düşme

Uğuray Başargan
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinde elektronik sigara kullanımının nikotin bağımlılığı üzerine etkisi

Bu çalışma ile Trakya Üniversitesi öğrencilerinde elektronik sigara kullanımının nikotin bağımlılığı üzerindeki etkisini, bağımlılığa etki eden faktörleri ve elektronik sigara ile geleneksel sigara arasındaki bağımlılık düzeylerinin karşılaştırılmasını amaçladık. Araştırma, 2024–2025 eğitim-öğretim yılında Trakya Üniversitesi öğrencileri arasında yürütülmüş olup, veri formunu doldurmaya gönüllü 2682 katılımcı örnekleme dahil edilmiştir. Veriler, sosyodemografik özellikler ve tütün ürünleri kullanımına ilişkin soruların yer aldığı 26 soruluk anket ile toplanmış; anket kapsamında sosyodemografik soruları ve tütün ürünü kullanım soruları yanında 6 soruluk Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi ve 6 soruluk Elektronik Sigara Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi uygulanmıştır. Katılımcıların yaşları 17–51 arasında olup, 889'u erkek (%33,1) ve 1.793'ü kadındı (%66,9). Öğrencilerin 1.857'si (%69,2) sağlıkla ilişkili, 825'i (%30,8) ise sağlıkla ilişkili olmayan bölümlerde öğrenim görmekteydi. Katılımcıların 1.778'i (%66,3) herhangi bir tütün ürünü kullanmazken, 855'i (%31,9) sigara, 157'si (%5,9) elektronik sigara, 121'i (%4,5) nargile, 79'u (%2,9) puro ve 15'i (%0,6) pipo kullanmaktaydı. Sigara kullanıcılarının Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi puanlarına göre bağımlılık düzeyi dağılımı hafif (%63,1), orta (%25,7) ve yüksek (%11,2) şeklinde; elektronik sigara kullanıcılarının Elektronik Sigara Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi puanlarına göre bağımlılık düzeyi ise hafif (%77,1), orta (%15,9) ve yüksek (%7,0) olarak belirlenmiştir. Sigara kullanan katılımcılarda cinsiyet, yaş, sınıf düzeyi, ailede tütün ürünü kullanımı, bölüm türü (sağlık/sağlık dışı), gelir durumu, medeni durum, günlük sigara adedi, günlük alınan nikotin miktarı, sigara kullanım süresi ve sigaraya başlama yaşının nikotin bağımlılığı ile istatistiksel olarak anlamlı ilişkili olduğu görülmüştür. Elektronik sigara kullananlarda ise ailede tütün ürünü kullanılması, günlük alınan nikotin miktarı ve e-sigara kullanım süresi nikotin bağımlılığı ile anlamlı düzeyde ilişkili bulunmuştur. Araştırmamızda elektronik sigaranın oluşturduğu nikotin bağımlılığının, geleneksel sigaraya kıyasla daha düşük düzeyde olduğu saptanmıştır. Hem sigara hem de elektronik sigara kullanan dual kullanıcıların, tek ürün kullananlara göre daha yüksek nikotin bağımlılığına sahip oldukları ve nargile, puro, pipo gibi diğer tütün ürünlerini daha sık kullandıkları görülmüştür. Bu bulgular, nikotin bağımlılığını değerlendirirken çoklu tütün ürünü kullanımının dikkate alınmasının önemini ortaya koymakta; bağımlılık yönetiminde kişiye özgü tedavi seçimi açısından değerli bilgiler sunmaktadır.

Berkay Güneş
Trakya University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Aile hekimliği polikliniğine başvuran 50-70 yaş arası hastalardan gaitada gizli kan testi pozitifliği olanlarda malignite saptanma oranları

Giriş ve Amaç: Kolorektal kanser, her iki cinsiyette de tüm kanserler arasında sık görülen ve tarama sayesinde mortalite ve morbiditesinde azalma sağlanan bir kanser türüdür. Çalışmamızda Aile Hekimliği Polikliniği'ne başvuran hastalarda periyodik sağlık muayenesi kapsamında gaitada gizli kan testi pozitifliklerinde kolorektal kanser görülme sıklığını ortaya koymayı amaçladık. Gereç ve Yöntem: Üniversitemiz Aile Hekimliği Polikliniği'ne sağlık kontrolü için başvuran 50-70 yaş arasındaki 119 kişi araştırmaya dahil edildi. Katılımcılara sosyodemografik veriler, kolorektal kanser risk faktörleri ve kolorektal kanserde sık görülen semptomların sorgulandığı bir anket uygulandı. Hastaların hemogram, gaitada gizli kan testi, kolonoskopi sonuçlarıyla ve işlem sırasında biyopsi alınan hastaların patoloji sonuçları değerlendirildi. Bulgular: Araştırmaya katılan 119 kişinin 62'si (%52,1) kadın, 57'si (%47,9) erkekti. Katılımcıların yaş ortalaması 61,0 ± 7,6 yaş idi. Tüm katılımcılardan 65 kişinin (%54,6) gaitada gizli kan testi pozitif saptandı. Araştırmaya katılanlardan 5 kişiye (%4,2) kolorektal kanser tanısı konuldu. Kolorektal kanser tanısı konan 5 kişinin (%100) gaitada gizli kan testi pozitif olup, gaitada gizli kan testi pozitif çıkan tüm hastalardaki malignite saptanma oranı, araştırmamızda %7,7 (n=5) olarak bulundu. Sonuç: Araştırmamızda gaitada gizli kan testi pozitifliği ve kolorektal kanser tanısı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır. Kolay uygulanabilirlik ve maliyet etkinliği avantajları olan gaitada gizli kan testi, 50-70 yaş arasındaki kişilerin kolorektal kanser taramasında yararlıdır.

Aile hekimliğiDışkıKolorektal neoplazmlar+4
Tarık Ahmet Şahin
Tekirdağ Namık Kemal University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kadın sağlık çalışanlarının, üreme sağlığı hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

Çalışmamız Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nde çalışmakta olan reprodüktif çağdaki kadın sağlık çalışanlarının üreme sağlığı hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın katılımcıları Temmuz-Aralık 2020 tarihleri arasında doktor, hemşire\ebe olan kadın sağlık çalışanları olmuştur (n=206). Tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Veriler anket formu ve Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Ölçeği kullanılarak online olarak toplanmıştır. Araştırmada verilerin analizinde, SPSS 22.0 programı ile frekans ve yüzde analizlerine ek olarak ortalama, standart sapma, ki-kare testinden faydalanılmıştır. Çalışmaya katılan 22-28 yaş aralığındaki kadınlar, tüm katılımcıların %51'ini oluşturmakta ve yaş ortalaması 30,62± 5,93 yıl idi (min 22 yaş-max 49 yaş). %46,1'i doktor, %36,4'ü hemşire, %5,8'i ebe olarak çalışmaktaydı. %53,4'ü evliydi ve evli olanların %16,4'ünün eşi ile arasında akrabalık bağı vardı. İlk cinsel ilişki yaşı ortalaması 24,5 yaş olup ilk evlilik yaşı ortalama 25,8 yaş, ilk gebelik yaşı ortalama 27,8 yaş olarak bulunmuştur. en çok bilinen AP yöntemleri sırasıyla kondom %12,9, oral kontraseptifler %11,5 ve RİA %11 olarak bulundu. En çok kullanılan AP yöntemleri ise sırasıyla kondom %33,3, oral kontraseptifler %24,5, geri çekme %15 idi. Gebelerin tamamının gebelik izlemleri yapılmış ve doğum yapanların %92,2'sinin lohusalık izlemleri yapılmış. Cinsel Sağlık ve Üreme Sağlığı Ölçeğinde 55 soru bulunmaktaydı. Doktor ve hemşire/ebe grupları beraber değerlendirildiğinde, verilen doğru yanıt yüzdeleri 29 soru için %80 ve üzerinde idi. Sonuç olarak; kadın sağlık çalışanlarının üreme sağlığı açısından hem hizmet veren hem hizmet alan olduklarından farkındalıklarının artırılması önemlidir. Üreme sağlığı farkındalığının artması ve gelişmesi, çalışmamızla ve gelecekteki çalışmalarla sağlanacaktır. Anahtar kelimeler: Kadın, Üreme Sağlığı, Sağlık Çalışanı

Bilgi düzeyiDavranışKadınlar+4
Ayça Dağdelen
Tekirdağ Namık Kemal University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Aile hekimliği polikliniğine başvuran hipertansiyon hastalarının sosyodemografik özelliklerinin ilaç tedavisi ve kronik hastalık uyumuna etkisi

Arteryal kan basıncının tekrarlayan ölçümlerle 140/90 mmHg üstünde olmasına hipertansiyon denir. Hipertansiyon kan basıncının devamlı yüksek seyretmesiyle kendini gösteren sistemik bir hastalık olup, çeşitli komplikasyonlara sebep olması ve toplumda sık görülmesi sebebiyle önemli bir sağlık sorunudur. Hipertansiyon olgularının tamamının %80-90'ı mekanizması kesin olarak belirlenememiş olan primer (esansiyel) hipertansiyondur. Geriye kalan %10-20'lik kısmı ise altta yatan ek bir hastalığa bağlı olarak meydana gelen sekonder hipertansiyondur. Hipertansiyon tedavisine başlama kriterleri sistolik ve diyastolik kan basıncı seviyeleri ve total KV risk seviyesine göre belirlenir. Hipertansiyonu kontrol altına alabilmek için ilaç tedavisi kadar yaşam tarzı değişiklikleri dediğimiz non-farmakolojik tedavide önemlidir. Bunların yanında diyabet, dislipidemi, abdominal obezite ve sigara gibi değiştirilebilir risk faktörleri de tespit edilmelidir. Hipertansiyonun kronik bir hastalık olması nedeniyle hastaların hipertansiyonla birlikte yaşamayı öğrenmeleri gerekmektedir. Bu nedenle hastaların hipertansiyona uyum sağlarken hangi alanda zorlandıklarını belirlemek önemlidir. Hipertansiyon tedavisindeki başarıyı arttırabilmek amacıyla doğru ilaç tedavisinin seçilmesi kadar, bu tedaviye hastaların ne kadar uyum gösterdiği tespit edilmelidir. Birinci basamakta hastaların almakta oldukları tedavilerin etkinliğini arttırmak amacıyla hastaların ilaç tedavisi uyumları ve kronik hastalıklara uyumları açısından hızlı bir değerlendirme yapılması mümkündür. Çalışmamız Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Aile Hekimliği Polikliniğine Nisan 2021-Temmuz 2021 tarihleri arasında başvuran 106 hipertansiyon hastasının sosyodemografik özelliklerinin ilaç tedavisi ve kronik hastalıklara uyumunu değerlendirmek amacıyla yapıldı. Çalışmamızda hastalarımızın %63,2'si ilaç tedavisine düşük uyum göstermekteydi. İlaç tedavisine yüksek uyum gösteren hastaların hipertansiyona fiziksel, sosyal ve psikolojik uyumlarının da anlamlı derecede yüksek olduğu sonucuna varılmıştır.Literatüre baktığımızda uyuma etki eden birçok neden tanımlanmıştır. Ancak sonuçlar çelişkidir. Benzer çalışmaların birinci basamakta ve daha çok katılımcı ile yapılabilmesi hastaların tedaviye uyumunu ve yaşam kalitesini arttırabilmek adına önemlidir.

Aile hekimliğiHipertansiyonKan basıncı+6
Nuri Irğa
Tekirdağ Namık Kemal University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

COVID-19 eve kapanma sürecinde adolesanlarda beden kitle indeksi ve yaşam tarzı değişiklikleri izlemi

Adolesanlar arasında obezite prevalasnsı son 30 yılda gittikçe artmaktadır. Adolesan çağda görülen obezite yetişkinliğe geçildiğinde de devam etmesiyle mortalitesi ve morbiditesi yüksek pek çok hastalığa neden olmaktadır. Covid-19 pandemesi nedeniyle hayatımıza giren sosyal izolasyon nedeniyle pek çok bireyin fiziksel aktivite miktarı kısıtlanmıştır ve obezite riski artmıştır. Bu çalışmada adolesanların Covid-19 eve kapanma sürecinde beden kitle indeksi ve yaşam tarzı değişikliklerinin tespit edilmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne Haziran 2020'de başvuran adolesanlar dahil edilmiştir. Katılımcılara sosyodemografik, antropometrik bilgilerini ve beslenme – egzersiz davranışlarını inceleyen ölçek ön test ve son test şeklinde uygulanmıştır. Katılımcıların sosyodemografik özellikleri, yaşam tarzı ve beden kitle indeksi değişiklikleri değerlendirilmiştir. Katılımcılar %64,9'u kız (n: 50), %35,1'i (n:27) erkek olmak üzere 77 kişiden oluşmaktadır ve yaş ortalaması 16,64 ± 0,16 idi. Katılımcıların sokağa çıkma kısıtlamasının başındaki ve sonundaki beden kitle indeksi persantil ortalaması arasında istatiksel açıdan anlamlı fark mevcuttur (p:0,014) ancak serbest zamanın başındaki ve sonundaki beden kitle ortalamasında istatiksel açıdan anlamlı fark saptanmamıştır (p:0,372). Katılımcıların %57,1'i pandemiden sonra egzersiz davranışlarının azaldığını belirtmiştir. Sokağa çıkma kısıtlaması dönemindeki ekran başında geçirilen süre kısıtlamalar kalktıktan sonra azalmıştır (p:0,043). Araştırmamızda sokağa çıkma kısıtlamasında daha fazla kilo aldığı gösterilmiştir. Adolesanlar arasında her geçen gün artmakta olan obezite prevalansı, sokağa çıkma kısıtlamalarıyla daha da artma riski altındadır. Covid-19 pandemisiyle adolesanlarda obeziteyle mücadele farklı bir boyut kazanmış olup, özellikle risk altındaki gruplara daha fazla odaklanılmalıdır.

COVID 19ErgenlerObezite+4
Onur Büyükkıyıcı
Tekirdağ Namık Kemal University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Aile hekimliği polikliniğine başvuran 65 yaş ve üzeri hastaların pnömokok, influenza, COVID-19 aşılanma oranları ve etkileyen faktörlerin incelenmesi

Çalışmamız Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniğine başvuran 65 yaş ve üzeri erişkinlerin pnömokok, influenza ve Covid-19 aşıları ile aşılanma oranlarını tespit etmek ve aşılanmayı etkileyen faktörleri incelemek amacıyla yapılmıştır. Çalışmamızın katılımcıları Mayıs-Ekim 2021 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniğine başvuran 65 yaş ve üzeri gönüllü erişkinlerdir. (n=200) Çalışmamız tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Veriler literatür araştırması sonucu kendi tarafımızca hazırlanan anket ile toplanmıştır. Araştırmada verilerin analizinde, SPSS 24.0 programı ile frekans ve yüzde analizlerine ek olarak ortalama, standart sapma, ki-kare testinden faydalanılmıştır. Çalışmamızda son 1 yıl içinde influenza aşılanma oranı %24,5, son 5 yıl içinde pnömokok aşılanma oranı%42,0 ve Covid-19 aşılanma oranı %86,0 olarak bulunmuştur. Çalışmamızda kronik hastalığa sahip olmanın influenza aşısı ile aşılanmayı arttıran faktör olduğu görülmüştür (p<0.05). Katılımcıların %80,0 'inin sürekli ilaç kullanmasını gerektiren en az bir kronik hastalığının olduğu belirlenmiştir. Pnömokok aşısı ile aşılanmayı etkileyen faktörler ise aylık gelir düzeyi ve düzenli aile hekimine gitme alışkanlığıdır(p<0.05). Çalışmada kişilerin %50,5 inin aile hekimine düzenli gitmediği görülmüştür. %91,5'inin aile hekimine ilaç yazdırmak için gittiği, %41,5'inin muayene olmak için ve %6,5 'in koruyucu sağlık hizmeti almak için gittiği görülmüştür. Çalışmada katılımcıların aşıları çoğunlukla basın-yayın organları aracılığıyla ve sosyal çevreden öğrendikleri görülmüştür. İnfluenza ve pnömokok aşılarını yaptırmayan katılımcıların çoğunluğu ihtiyaç hissetmediği için, doktor önermediği için ve aşıdan haberdar olmadığı için yaptırmamıştı. Covid-19 aşısı yaptırmayan bireylerin ise aşının yan etkilerinden korktuğu ve aşıyı güvenli bulmadıkları için yaptırmadıkları görüldü. Sonuç olarak; kişilerin aşılar hakkındaki farkındalığını arttırmak için aşılar hakkındaki önyargıları ve korkuları üzerine sağlık çalışanları ve medya birlikte hareket ederek kişilerin doğru bilgiye ulaşmaları sağlanmalıdır. Covid-19 Pandemisiyle mücadele ettiğimiz bu dönemde aşıların önemi bir kez daha anlaşılmıştır. Halk, aşı programlarının önemi konusunda yeterince bilgilendirilirse, koruyucu sağlık hizmetlerinin aşılama hedeflerine daha kolay erişilecektir.

Aile hekimliğiAşılamaAşılar+6
Aslıhan Çelik Dönmez
Tekirdağ Namık Kemal University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kadınların anne sütü ve emzirme hakkında bilgi düzeyleri ve tutumları

Anne sütü yenidoğanın sağlıklı büyümesi ve gelişmesi için gerekli tüm besin ihtiyacını karşılayan biyoyararlılık açısından en uygun, sindirimi rahat, doğal ve mucizevi bir besin kaynağıdır. DSÖ, doğum sonrası en kısa sürede anne sütü ile beslenmenin başlamasını, yaşamın ilk 6 aylık döneminde sadece anne sütü ile beslenmeyi sonrasında 2 yıl anne sütüne devam edilmesini önermektedir. Bu çalışmada aile hekimliği polikliniğine başvuran anne ve anne adaylarının, anne sütü ve emzirme hakkındaki bilgi düzeylerini ve tutumlarını değerlendirmeyi amaçladık. Çalışmamızın katılımcıları Haziran-Aralık 2021 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniğine başvuran anne ya da anne adayı olan gönüllü erişkinlerdir (n=264). Çalışmamız tanımlayıcı tipte kesitsel bir çalışmadır. Veriler literatür araştırması sonucu tarafımızca hazırlanan anket ile toplanmıştır. Araştırmada verilerin analizinde, SPSS 24.0 programı ile frekans ve yüzde analizlerine ek olarak "Mann-Whitney U" ve "Kruskal-Wallis H" testlerinden yararlanılmıştır. Çalışmamızda anne sütü ve emzirme bilgi düzeyi 100 üzerinden ortalama 71,61 olarak bulunmuştur. Yüksek eğitim düzeyindekilerin bilgi düzeyleri düşük eğitim düzeyindekilere göre, çalışan kadınların bilgi düzeyleri ev hanımı olanlara göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0.05). Eşi yüksek eğitim düzeyinde olanların bilgi düzeyleri eşi düşük eğitim düzeyindekilere göre, ailesinin geliri >6000 TL olanların bilgi düzeyleri, <3000 TL ve 3000-6000 TL olanlara göre anlamlı düzeyde yüksek saptanmıştır (p<0.05). Çalışmamızda katılımcıların %24,2'si 0-6 ay, %21,6'sı 6-12 ay, %43,6'sı 12-24 ay ve %10,6'sı 24 aydan daha uzun süre ile bebeklerini emzirmişlerdir. 0-6 ay emzirenlerin ağırlıklı olarak yüksek eğitim düzeyinde, 6-12 ve >12 ay emzirenlerin ise ağırlıklı olarak düşük eğitim düzeyinde olduğu belirlenmiştir. Çalışmamızda aile hekimliği birimlerinden anne sütü ve emzirme danışmanlığı alanların oranı %67,4'dür. Katılımcılar sağlık profesyonelleri haricinde anne sütü ve emzirme ile ilgili bilgi kaynağı olarak %29,9'u sosyal medya, internet, televizyon programlarından; %40,2'si kitap, dergi ve broşürlerden; %56,8'i çevresindeki tecrübeli insanlardan faydalanmıştır. Sonuç olarak; anne sütü ve emzirme eğitimleri sağlık profesyonelleri tarafından yüz yüze ve uygulamalı olarak, sosyoekonomik düzey fark etmeksizin tüm bireylere hitap edecek şekilde ve teknolojik imkanlardan olabildiğince faydalanılarak verilmelidir. Bu konuda birinci basamak aile sağlığı merkezlerinin etkinlikleri arttırılmalı, anne ve adaylarının tümüne ulaşılması hedeflenmelidir.

Anne sütüBilgi düzeyiEmzirme+2
Tansu Gözütok
Tekirdağ Namık Kemal University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi acil servis sağlık hizmetlerine başvuran hastaların birinci basamak sağlık hizmetlerini kullanma durumlarının belirlenmesi

Ülkemizdeki acil servislerin yoğun olmasının en önemli nedeni acil servise çeşitli nedenlerle başvuran acil olmayan hastalardır. Acil servislerin uygunsuz kullanımı genel olarak "kazasız veya yaralanmasız gelişen, acil servis ihtiyacı olmayan ve birinci basamakta tedavi edilebilen sağlık sorunları için acil servislerin kullanılması" olarak tanımlanabilir. Bazı hastalar şiddetli semptomlarla bile herhangi bir sağlık hizmetine başvurmazken, bazıları hafif semptomlar için ikinci ve üçüncü basamak sağlık hizmetlerini ve acil servislerini tercih etmektedir. Bu da sağlık hizmetlerinin uygunsuz kullanımına yol açmaktadır. Birinci basamak sağlık hizmetinin merkezinde yer alan aile hekimlerine, acil servislere başvuru nedenlerini ve sıklıklarını azaltmada önemli görevler düşmektedir. Çalışmamız Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Acil Servis yeşil alanda 01.11.2021-01.04.2022 tarihleri arasında başvuran 250 birinci basamak sağlık hizmetlerinin kullanımını sorgulamak amacıyla yapıldı. 189 hastanın (%75,6) acile başvurmadan önce aile hekimine gitmediği, 143'ünün (%57,2) aile hekimine mesai dışında başvurmayı istediği, 217'sinin (%86,8) aile hekiminden memnun olduğu, acile şikayet olarak en sık üst ÜSYE sebebiyle (%24,4) başvuruldu görülmüştür. Aile hekimi tanıyanların ağırlıklı olarak >40 yaş grubunda olduğu, aile hekimine daha sık başvuranların kadınlar olduğunu belirledik. Eğitim düzeyi arttıkça, acil öncesi aile hekimine gitme oranının azaldığı görülmüştür. Literatür taramasında da benzer sonuçlar olduğunu görmekteyiz. Acilden önce aile hekimine giden 34 kişinin (%55,8) aile hekimi önerdiği için acile gittiği, acil için aile hekimine gitmeyen 90 kişinin (%47,6) kendisinin durumun acil olduğunu hissettiği için acil servisi tercih ettiği belirlenmiştir. Sonuç olarak hastalara verilecek birinci basamak hizmetleri ile ilgili eğitim, hastaların mevcut klinikleri hakkında aydınlatılması, mesai saatlerinin dışında da hizmet verebilmesinin düzenlenmesi, birinci basamaktaki hekime olan güveninin artırılması ve birinci basamakta görüntüleme ve tetkiklerin genişletilmesi ile acil servislerdeki yeşil alan başvurusunun azaltılabileceği düşüncesindeyiz. Anahtar Kelimeler: Birinci Basamak, Acil Servis, Aile Hekimi

Acil servis-hastaneAcil tıpAile hekimliği+3
Ahmet Demir
Tekirdağ Namık Kemal University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tıp fakültesi öğrencilerinde COVİD-19 pandemi döneminin sigara alışkanlığı üzerine etkisi

Sigara bağımlılığı dünya genelinde önlenebilir ölümlerin en önde gelen sebeplerden olup ciddi bir halk sağlığı sorunudur. Bu çalışmada Tıp fakültesi öğrencilerinin sigara kullanım durumları, sigara kullanım durumlarını etkileyen faktörler ve COVİD-19 pandemi döneminin sigara içme alışkanlıkları üzerindeki etkisini araştırmak amaçlanmıştır. Üniversitemizde öğrenim görmekte olan 808 tıp fakültesi öğrencisi araştırmaya dahil edildi. Katılımcılara sosyodemografik özellikler, sigara kullanım durumları, sigara kullanımını etkileyen faktörler, sigara bağımlılık düzeyleri, sigara bırakma düşüncesi, COVİD-19 pandemi döneminin sigara alışkanlığına etkisinin sorgulandığı bir anket uygulandı. Katılımcıların 444'ü kadın (%55), 364'ü (%45) erkek olup yaş ortalamaları 21,27±2,22 yıldı (min:17-maks:30). Öğrencilerin sigara içme oranı %25,2 bulundu. Katılımcıların sigara içicisi olma durumu; 4.,5.,6. sınıf öğrencilerinde 1.,2.,3. Sınıf öğrencilerine göre, erkeklerde öğrenci evinde kalanlarda, annesi üniversite ve üstü eğitime sahip olanlarda, babası sigara kullanan veya sigarayı bırakanlarda, sigara içen kardeşi olanlarda, en yakın 3 arkadaşından sigara kullanan sayısı artıkça istatiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek bulundu. Pandemi dönemindeki ortalama günlük sigara sayısındaki artış anlamlı bulundu. Öğrencilerde COVİD-19 pandemi dönemindeki durumunun sigara kullanımına etkileri incelendiğinde bu dönemde karantinada kalma durumu ve öğrencilere ait gelirin değişimi ile öğrencilerin sigara kullanımının değişimi arasında istatiksel olarak anlamlı ilişki bulundu. Öğrencilerden %51,5'i COVİD-19 pandemi döneminde sigarayı bırakmayı denediği belirlendi. Araştırmamızda tıp fakültesin öğrencilerinin COVİD-19 pandemi döneminde ortalama günlük sigara sayısındaki artış anlamlı bulunmuştur. Tıp fakültesi öğrencilerinin pandemi sürecinde yaşadıkları zorluklar dikkate alındığında çalışma koşullarının daha güvenli ve destekleyici hale getirilmesi ve ruh sağlığı hizmetleri konusunda iyileştirilmelere ihtiyaç duyulmaktadır. Ayrıca sağlık sorunlarına olan farkındalığın arttığı pandemi döneminde sigara bırakma hizmetlerini küresel olarak güçlendirmek gerekir.

COVID 19Korona virüs enfeksiyonlarıKorona virüsler+5
Tuğçe Duman
Tekirdağ Namık Kemal University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi stajyer ve intern doktorlarının COVİD-19 pandemisi dönemindeki tıp eğitimine bakış açıları ve depresyon düzeyleri

Çin'de 2019 yılında başlayarak hızlı bir şekilde yayılanCOVID-19 hastalığı, 12 Mart 2020'de pandemi olarak nitelendirilmiştir.Bu süreçte virüsün yayılımını önlemek amacıyla YÖK okulların bir süreliğine kapatılarak eğitim-öğretimin uzaktan eğitimle yapılması yönünde karar almuştır. Dünya tarihinde pandemiler, kişileri yalnızca fiziksel sağlıkları yönünden tehlikeye atmakla kalmayıp aynı zamanda ruhsal sağlıklarını da ciddi düzeyde etkilemişlerdir. Bu dönemde hem salgının sağlık konusunda yaşattığı endişeler hem de okulların kapanmasıyla akademik gelecekleri için hissettikleri kaygılar nedeniyle öğrenciler, pandemi döneminde ne çok etkilenen gruplardan biri olmuşlardır. Çalışmamız 2021-2022 eğitim ve öğretim yılında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi 4. Sınıf, 5. Sınıf ve 6. Sınıfta eğitim alan 321 öğrenci üzerinde yapılmıştır. Çalışmamızın amacı, Covid-19 pandemisinin öğrencilerin eğitimine etkisi, bu yeni eğitim yapısıyla ilgili memnuniyet durumları ve depresyon düzeylerinin değerlendirilmesidir. Öğrencilere sosyodemografik özellikler, Uzaktan Eğitime Bakış Açısı Ölçeği(UEBA) ve Birinci Basamak İçin Beck Depresyon Tarama Ölçeği(BDÖ-BB)'nden oluşan bir anket uygulanmıştır. Verilerin istatistiksel analizi SPSS.23 programı ile ShapiroWilk's testi, Levene's Testi, bağımsız T testi, Mann Whitney-U testi, Kruskal Wallis-H Testi,ANOVA, Sperman'srho korelasyon testi kullanılarak yapılmıştır. Katılımcı öğrencilerin 85'i (%26,5) 4.sınıf, 157'si (%48,9) 5.sınıf ve 79'u (%24,6) 6.sınıf tıp öğrencileriydi ve 149'u (%46,4) erkek, 172'si (%53,6) kadındı. En küçük katılımcı 21, en büyüğü ise 28 yaşında olup, ortalama yaşları 23,16±1,33'tü. Öğrencilerin tekrar seçme şansları olsa 119'u (%37,1) tekrar tıp fakültesini seçeceğini, 102'si (%31,8) seçmeyeceğini, 100'ü (%31,2) ise kararsız olduğunu belirtmişlerdir. Pandemi döneminde öğrencilerin 224'ü (%69,8) aile evinde, 133'ü (%41,4) öğrenci evinde, 16'sı (%5,0) ise yurtta ikamet etmişlerdir. Öğrencilerin 17'si (%5,3) sadece online eğitim sistemini, 127'si (%39,6) sadece yüz yüze eğitim sistemini, 177'si (%55,1) ise online ve yüz yüze eğitimin beraber olduğu sistemini tercih ettiğini belirtmişlerdir. UEBA ile BDÖ-BB arasında istatistiksel olarak anlamlı derecede bir ilişki olduğu saptanmıştır. Kadın öğrencilerin UEBA ortalaması 1,81±0,41, erkek öğrencilerin ortalaması 1,95±0,45 olarak görülmüştür.Tıp fakültesi 4 sınıf öğrencilerinin ortalama UEBA puanı 1,83±0,45, 5. sınıf öğrencilerinin 1,96±0,41, 6. sınıf öğrencilerinin ise 1,80 ± 0,45 olarak hesaplanmıştır.Covid 19'un öğrencilerin psikolojileri üzerindeki etkileri incelendiğinde, iyi yönde etkilenenlerin ortalama UEBA puanı 2,11±0,38, kötü yönde etkilenenlerin 1,80±0,45, etkilenmeyenlerin 2,15±0,35, kararsız olanların ise 1,89±0,35 olarak elde edilmiştir. Bugünden itibarensadece online eğitimle eğitim almayı tercih eden öğrencilerin ortalama UEBA puanı 2,23±0,60, yüz yüze eğitim sistemini tercih edenlerin ortalaması 1,64±0,39, online ve yüzyüze eğitim sistemini seçenlerin ortalaması 2,02±0,36 olarak hesaplanmıştır. 4.sınıf tıp öğrencilerinin ortalama BDÖ-BB puanı 6,44±4,27,5. sınıf öğrencilerinin 5,06±3,64, 6. sınıf öğrencilerinin ise 4,87±4,20 olduğu görülmüştür. Covid 19'dan iyi yönde etkilenenlerin ortalama BDÖ-BB puanı3,12±3,45, kötü yönde etkilenenlerin 6,25±4,13, etkilenmeyenlerin 4,21±3,48, kararsız olanların ise 3,88±3,01 olarak elde edilmiştir. Sonuç olarak; öğrencilerin uzaktan eğitime bakışlarının kararsız düzeyde olduğu görülmüştür ve uzaktan eğitim memnuniyetini cinsiyet, ev ortamı, sahip olunan internet kotası, teknik sorunlar, kullanılan ders materyalleri, eğitimde kullanılan online platform, sınav sistemleri gibi pek çok faktörden etkilendiği saptanmıştır. Öğrencilerin çoğunun salgının ekonomik, sosyal ve akademik alanlarda sebep olduğu büyük değişimlerden kötü yönde etkilenerek depresif belirtiler gösterdiği saptanmıştır ve bu öğrenciler uzaktan eğitim sistemlerinden daha az memnun kalmışlardır. Acil durumlar başta olmak üzere normal eğitim-öğretim zamanlarda da yüz yüze eğitimin önemli bir alternatifi ve destekleyicisi olan uzaktan eğitime dair memnuniyet çalışmamız ve diğer destekleyici araştırmalarla arttırılmaya çalışılacaktır.

COVID 19DepresyonKorona virüs enfeksiyonları+6
Büşra Dursun
Tekirdağ Namık Kemal University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Aile hekimliği polikliniğine başvuran bireylerde akılcı ilaç kullanımı ve etkileyen faktörler

Tıpta gelişmelerin artması ile daha fazla tanı ve tedavi şansı doğmaktadır. Bununla beraber piyasadaki ilaç sayısının artması ve ilaç kullanımının da artması söz konusudur. İlaçlar uygun kullanıldığında ne kadar yararlı ise yanlış kullanımlarında da bir o kadar zararlı olabilmektedir. Bu çalışma ile AİK bilgi düzeyi ve etkileyen faktörleri belirlemeyi amaçladık. Çalışmamızın katılımcıları Aralık 2021 – Mart 2022 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Aile Hekimliği Polikliniği'ne kontrol amaçlı veya bir şikayet üzerine başvuran 18 yaş ve üzeri gönüllü bireylerdir (n:308). Veriler katılımcılara literatür taranarak hazırlanan 40 soruluk anket formunun yüz yüze sorularak toplanmıştır. Anket formunda hastaların sosyo-demografik özellikleri, ilaç kullanım özellikleri, alışkanlıkları, kronik hastalıkları sorgulayan sorular ve Demirtaş ve ark. tarafından hazırlanan 21 soruluk AİK ölçeği bulunmaktadır. İstatistiksel analizleri yapmak için SPSS (IBM SPSS Statistics 24) adlı paket program kullanılmıştır. Akılcı ilaç kullanımı bilgi düzeyleri kadınların erkeklere göre, üniversite ve üzeri eğitim seviyesine sahip kişilerin ilkokul eğitim düzeyine sahip olanlara göre, şehir merkezi ve ilçe merkezlerinde yaşayanların diğer yerleşim yerinde yaşayanlara göre ve vitamin veya mineral takviyesi alanların vitamin veya mineral takviyesi almayanlara göre istatistiksel olarak yüksek bulunmuştur. (p<0,05). Çalışmamıza katılan kişilerin çoğu genç yaş ve eğitim seviyeleri yüksek kişilerden oluşmasına rağmen %17,8 oranında AİK bilgi düzeyleri yetersiz bulunmuştur. Bu noktada hekimlere ve devlete sorumluluk düşmektedir. Gerekli eğitimlerin planlanarak halka sunulması gerekmektedir. Bu şekilde AOİK'in önüne geçilebilir.

Aile hekimliğiAkılcı ilaç kullanımıRetrospektif çalışmalar+2
Mehmet Kiriş
Tekirdağ Namık Kemal University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi hastanesi asistan hekimlerinin teletıp (Uzaktan sağlık hizmetleri) hakkındaki bilgi düzeyi ve tutumlarının değerlendirilmesi

Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi asistan hekimlerinin teletıp hakkındaki bilgi düzeyi ve tutumlarını araştırdığımız aynı zamanda teletıpla ilgili farkındalık oluşturmayı amaçladığımız çalışmamıza 192 kişi dahil edilmiştir. Asistan hekimlerin rızası alınarak yüz yüze ve online anket yoluyla 1 Haziran 2022- 1 Ekim 2022 tarihleri arasında yürütülen bu çalışma gözlemsel tipte kesitsel bir çalışmadır. Anketteki ilk 6 soru katılımcıların sosyodemografik özelliklerini tanımlamak amacıyla, geriye kalan 30 soru ise katılımcıların teletıp uygulamaları hakkındaki görüşlerini tespit etmek amacıyla oluşturulmuştur. Katılımcıların sosyodemografik özellikleri incelendiğinde; %47,4'ünün kadın, %52,6'sının erkek olduğu, %67,7'sinin dahili bilimlerde, %25'inin cerrahi bilimlerde, %7,3'ünün temel bilimlerde çalıştığı ve yaş ortalamalarının 29,9 olduğu görülmektedir. Çalışmamızda katılımcıların, %77,6'sının teletıbbın gelecek sağlık sistemi için faydalı olacağını düşündüğü, %74'ünün pandemi sürecinin teletıbba bakışını etkilediği ve %64,1'inin teletıbbı kendi branşında uygulanabilir gördüğü tespit edilmiştir. Teletıbbın radyoloji, patoloji, dermatoloji, psikiyatri, pediatri, dahiliye, aile hekimliği, nöroloji ve kardiyoloji alanlarında kullanılabileceğini düşünenler, teletıbbın gelecek sağlık sistemi için faydalı olacağı yönünde daha fazla olumlu görüş bildirmiş olup bu durum istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0,05). Çalışmamızdan elde ettiğimiz sonuçlar ve yapılan geniş literatür araştırmalarına göre; teletıbbın birçok avantajının olduğu hali hazırda çok sayıda ülkede aktif ve yaygın olarak kullanıldığı, teletıbbın birçok alanda kullanılabileceği, sağlık hizmetine erişimi kolaylaştırdığı ve böylece ihtiyaç halinde daha çok hastaya ulaşılabilmesine imkân sağladığı görülmüştür.

Bilgi düzeyiDoktorlarElektronik sağlık+7
Hamit Avcı
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Doğum şeklinin, okul çağı çocuklarında obezite ve alerjik hastalıklar üzerine etkisi

Doğum şeklinin obezite ve alerjik hastalıklar üzerindeki etkisini araştıran epidemiyolojik çalışmalar, hijyen hipotezine dayanarak aşırı kilolu ve alerjik hastalıkların sezaryen doğum ile ilişkisini araştırmaktadır. Sezaryen doğumun anne üzerindeki etkileri iyi aydınlatılmış ve geniş çapta literatürde tartışılmış ancak uzun vadeli pediatrik sonuçları hala araştırma ve bilimsel tartışma konusu olmaya devam etmektedir. Çalışmamızda Tekirdağ il merkezi Süleymanpaşa'da bulunan ilk-orta okul çağındaki çocukların doğum şeklini (normal doğum/sezaryen doğum) ve bunun aşırı kilo (obezite) ve alerjik hastalıklar üzerindeki etkisinin değerlendirilmesini amaçladık. Çalışmaya 5-15 yaş arası 1002 öğrenci dahil edildi. Çocukların doğum bilgileri, güncel antropometrik özellikleri, anne sütü ve ek gıda alma özellikleri, egzersiz yapma sıklığı ve ailenin sosyoekonomik özelliklerinin sorulduğu anket formu ebeveynler tarafından dolduruldu. Çalışmaya dahil edilen çocukların 501'i (%50) kız, 501'i (%50) erkek olup yaş ortalaması 9,5±2,2 (min=5,5-maks=15) yıldı. Doğum şeklinin çocuklardaki obezite ilişkisi istatiksel olarak anlamlıydı (p:<0,001). Sezaryen ile doğan çocuklarda obezite oranı daha yüksekti. Alerji öyküsü ile doğum şekli ilişkisi istatiksel olarak anlamlı bulundu. Fakat doğum şeklinin spesifik bir alerjik hastalık ile ilişkisi saptanmadı. Sezaryen ile doğan bebeklerin ilk 6 ay sadece anne sütü alma oranı anlamlı düzeyde düşüktü (p:0,002). Anne sütü almayan çocuklarda obezite oranı düzeyde yüksekti (p:0,17). Gebelikte sigara kullanan annelerin çocuklarında anlamlı şekilde obezite artışı tespit edildi (p:0,040). Gebelikte antibiyotik kullanımının çocuklardaki alerji ile anlamlı ilişkisi saptandı. Sonuç olarak sezaryenle doğan bebeklerin ilerleyen dönemlerde sağlıklı beslenmesi ve gelişimi etkilenmektedir. Sezaryenle doğan bebeklerin beslenmesi ve gelişimi daha yakından izlenmesi gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Doğum şekli, Sezaryen doğum, Obezite, Alerji

Alerji ve immünolojiBesin alerjisiDoğum+7
Kamuran Can
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Çocuklarda dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu semptom sıklığı ile beslenme alışkanlıkları arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi

DEHB yaşla uyumlu olmayan düzeyde dikkatsizlik, hiperaktivite, dürtüsellik ile karakterize, yaygın kronik nörogelişimsel bir hastalıktır. DEHB'nin tipik olarak erken çocukluk döneminde başladığına inanılır, ancak tanı sıklıkla okul çağında konulur. DEHB tanısı alan birçok çocuk, ergenlik ve genç erişkinlik dönemlerinde eğitim ve sosyal işlevsellik alanlarında sorunlar yaşamaya devam etmektedir. Bu nedenle DEHB ülke nüfusu için yüksek toplumsal ve bireysel maliyetlerdendir.Çalışmamız, Tekirdağ ili Süleymanpaşa ilçesine bağlı ilkokullarda öğrenim gören öğrencilere ve ebeveynlerine ulaşılarak çocukların beslenme alışkanlıklarını, DEHB ile beslenme alışkanlıkları arasındaki ilişkinin araştırılması ve DEHB semptom sıklığını ölçerek DEHB hakkında ebeveynlerde, sağlık çalışanlarında farkındalık yaratmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmamızda çocukların 67'si (%11,1) 0-2 ay anne sütü ile beslenmiştir. 0-2 ay anne sütüyle beslenenlerin ortalama CADÖ-48 puanı, 6 aydan fazla süre beslenenlerinkinden anlamlı bir ölçüde fazla olarak saptanmıştır. Çocukların 157'si (%26,25) öğün atlamamaktadır. Çocukların ortalama CADÖ-48 puanının, sık sık öğün atlayanlarda, bazen atlayanlara ve hiç atlamayanlara göre; bazen atlayanların ise hiç atlamayanlara göre istatistiksel olarak anlamlı ölçüde fazla olduğu saptanmıştır. Çocukların 525'i (%86,8) düzenli olarak kahvaltı etmektedir. Düzenli kahvaltı eden çocukların ortalama CADÖ-48 puanı, düzenli olarak kahvaltı etmeyenlerinkinden anlamlı ölçüde düşük olarak bulunmuştur. Çocukların sağlıklı besin tüketim sıklığı puan ortalaması ile ortalama CADÖ-48 puanı arasında korelasyon analizi yapıldığında negatif çok zayıf anlamlı bir ilişki gözlenmiştir. Sonuç olarak beslenme alışkanlıkları DEHB için bir risk faktörü olmakla birlikte doğru beslenme alışkanlıkları edinildiğinde de DEHB riskini veya semptomlarını azaltabilmektedir. Ancak bu konunun daha iyi açıklanabilmesi geniş çaplı ve geçerliliği yüksek daha çok çalışma yapılmalıdır.

Belirti ve semptomlarBeslenme alışkanlıklarıHiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğu+2
Öykü Elvin Dalaslan
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Koronavirüs pandemisi sürecinde erişkinlerde huzursuz bacak sendromu sıklığı ve koronavirüs anksiyete düzeyinin incelenmesi

Huzursuz Bacak Sendromu toplumda yaygın görülen fakat çoğunlukla tanı koymada geç kalınan, yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen bir hareket bozukluğudur. Koronavirüs salgınının neden olduğu davranış değişiklikleri, yatkın kişilerde HBS bulgularını kötüleştirebilir veya tetikleyebilir. Bu çalışmada aile hekimliği polikliniğine gelen erişkin hastalarda HBS sıklığını, HBS şikâyetlerinin pandemi ile değişip değişmediğini, koronavirüs anksiyete düzeyinin ve HBS ile koronavirüs anksiyetesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi hedeflendi. Aile Hekimliği Polikliniği'ne herhangi bir sebeple gelen 20-65 yaş grubu 350 kişi araştırmaya alındı. Gönüllülere sosyodemoğrafik özellikler, kronik hastalıkları, kullandıkları tedaviler, HBS tanı ölçütleri, HBS şiddet ölçeği, Covid 19 enfeksiyonu geçirip geçirmediği, Covid 19 aşısı yapılıp yapılmadığı, HBS semptomlarının pandemi ile değişip değişmediği, Koronavirüs Anksiyete Ölçeğinin sorgulandığı anket formu gönüllüler tarafından dolduruldu. 350 gönüllünün 212 tanesi (%60,6) kadın, 138 tanesi (%39,4) erkekti. Katılımcıların yaş ortalaması 34,75 ± 10,32 yaş idi. Katılımcıların 149'una (%42,6) HBS tanısı konuldu, 73 (%20,8) kişide koronavirüs anksiyetesi saptandı. Anket bulgularından elde ettiğimiz veriler ışığında, HBS ve koronavirüs anksiyetesi arasında bilimsel düzeyde anlamlı bir bağ tespit ettik. Anksiyete oranı arttıkça HBS şiddeti de artmaktadır. Anahtar Kelimeler: Huzursuz Bacak Sendromu, Koronavirüs Anksiyete Ölçeği, Covid-19

AnksiyeteCOVID 19Huzursuz bacak sendromu+7
Meryem Köroğlu
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

30-70 yaş arası bireylerin birinci basamak sağlık hizmetleri kullanımı ile kanser tarama testleri hakkında bilgi, tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Kanser hem dünyada hem de ülkemizde ikinci en sık ölüm nedeni olup morbidite ve mortalitesi yüksek bir hastalıktır. Ülkemizde ulusal kanser tarama programlarının uygulanmaya başlaması ile birinci basamak sağlık hizmetlerinin kanser taramalarındaki rolü büyük önem kazanmıştır. Çalışmamızın amacı, Aile Hekimliği Polikliniğine başvuran 30-70 yaş arası bireylerin birinci basamak sağlık hizmetlerini kullanım durumu ile ulusal kanser tarama programında mevcut olan rahim ağzı, kolorektal ve meme kanseri hakkındaki bilgilerini, tutumlarını ve tarama kriterlerine uyan kişilerin davranışlarını değerlendirmek ve hastalarımızda kanser taramaları ile ilgili farkındalık oluşturmaktır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Haziran-Ekim 2021 tarihleri arasında üniversitemiz Aile Hekimliği Polikliniği'ne herhangi bir sebeple başvuran, 30-70 yaş arasındaki 215 kişi dahil edildi. Katılımcılara sosyodemografik veriler, birinci basamak sağlık hizmetleri kullanım durumu ve kanser tarama testleri hakkında bilgi, tutum ve tarama kriterlerine uyan kişilerin davranışlarını değerlendirmek amacıyla oluşturulmuş anket formu yüz yüze görüşme yöntemiyle uygulandı. Verilerin analizi SPSS (IBM SPSS Statistics 24) adlı paket program kullanılarak yapıldı. İki nitel değişkenin birbiriyle ilişkisinin değerlendirilmesinde "Fisher-Exact" veya"Pearson-χ2" çapraz tablolarından yararlanıldı. p<0,05 olduğu durumlar istatistiksel açıdan anlamlı kabul edildi. Bulgular: Araştırmaya katılan 215 kişinin 112'si (%52,1) kadın, 103'ü (%47,9) erkekti. Katılımcıların yaş ortalaması 46,61±9,25 idi. Katılımcıların %85,1'inin evli, %61,9'unun lise/üniversite mezunu olduğu ve %60,5'inin çalıştığı, %86,0'sının il merkezinde yaşadığı belirlendi. %70,2'sinin kronik hastalığı olmadığı, %95,8'inin kanser tanısı olmadığı, %50,7'sinin ailesinde kanser tanısı olmadığı belirlendi. Katılımcıların tamamının aile hekimliğine kayıtlı olduğu ve %94,4'ünün aile hekimini bildiği/tanıdığı, %70,2'sinin düzenli aile hekimine gittiği belirlendi. Kadınlarda HPV DNA/smear testinin bilinme oranı %87,5, kendi kendine meme muayenesinin %91,1, mamografinin %98,2, tüm katılımcılarda gaitada gizli kan testinin bilinme oranı %54,4, kolonoskopinin %84,2 olarak bulundu. Tarama testi için yaşı ve cinsiyeti uygun olan kişilerin tarama testlerini yaptırma oranları da HPV DNA/smear testi için %63,4, KKMM için %75,9, KMM için %47,3, mamografi için %51,2, gaitada gizli kan testi için %29,5, kolonoskopi için %14,1 olarak bulundu. Tarama testlerini bilme oranlarının yaptırma oranlarından yüksek olduğu görüldü. HPV DNA/Smear testi yaptıranların ağırlıklı olarak 40-49 yaş grubunda olduğu, HPV DNA/Smear testi yaptırmayanların ise ağırlıklı olarak 30-39 yaş grubunda olduğu görüldü. Bekar olanların ağırlıklı olarak HPV DNA/Smear testi yaptırmadığı belirlendi. 40-49 yaş grubunda olanların ağırlıklı olarak mamografi çekilmediği, 50-70 yaş grubunda olanların ise ağırlıklı olarak mamografi çekildiği görüldü. Lise/üniversite mezunu olanların, beyaz yakalı meslek grubunda olanların ve >8000 TL gelir düzeyinde olanların ağırlıklı olarak gaitada gizli kan testi bilgisi olduğu, ilköğretim mezunu olanların, mavi yakalı meslek grubunda olanların ve ≤4000 TL gelir düzeyinde olanların ağırlıklı olarak gaitada gizli kan testi bilgisi olmadığı belirlendi. Kolonoskopi bilgisi olanların ağırlıklı olarak beyaz yakalı meslek grubunda ve >8000 TL geliri olduğu belirlendi. Kanser tarama testlerini yaptırmama veya düzensiz yaptırma nedenleri olarak da ilk sırada "herhangi bir şikayetim olmadığı için", ikinci sırada da "kanser tarama testi yaptırmam önerilmediği için" yer alıyordu. HPV DNA/smear testi, mamografi, gaitada gizli kan testi veya kolonoskopi önerilen kişilerin ağırlıklı olarak önerilen testlerini yaptırdığı görüldü (p>0,05). Sonuç: Çalışmamızda katılımcılardaki kanser tarama programlarının farkındalığının ve kanser tarama testlerini yaptırma oranlarının henüz istenen düzeylerde olmadığını gördük. Kanser taramaları ile ilgili halka eğitim vermede, farkındalık oluşturmada ve kanser tarama testlerini yapma veya yapılması için yönlendirme konusunda birinci basamakta çalışan hekimlere önemli görevler düşmektedir. Anahtar Kelimeler: Kanser taramaları, Aile Hekimliği, Ulusal Kanser Tarama Programı

Birinci basamak sağlık hizmetleriDavranışNeoplazmlar+4
Gülşah Çetin
Tekirdağ Namık Kemal University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Aile hekimliği polikliniğine başvuran 18-65 yaş arası bireylerin sağlıklı beslenmeye ilişkin tutumlarının ve fiziksel aktivite düzeylerinin obeziteyi önlemedeki etkisi

Obezite, olumsuz sağlık sonuçlarıyla ilişkili, multifaktöriyel bir hastalıktır. Hatalı beslenme ve fiziksel aktivite azlığının sebep olması, önlenebilir olduğunu düşündürmektedir. Polikliniğimize başvuranların sağlıklı beslenmeye ilişkin bilgi ve tutumları ile fiziksel aktivite düzeylerini belirleyerek obeziteyle ilişkisini ortaya çıkarmayı hedefledik. Nisan - Eylül 2022 tarihlerinde 176 kadın, 125 erkek toplam 301 gönüllüye sosyodemografik bilgiler, beslenme ve fiziksel aktivite özelliklerini sorgulayan anket sorularına ilaveten Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği ve Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi Kısa Form'u kullanılarak toplam 63 soruluk anket yüz yüze uygulanmıştır. Katılımcıların %20,3'ü obezdir. Katılımcılarımızın %33,9'unun inaktif ve %19,3'ünün ise çok aktif olduğu gözlenmiştir. SBİTÖ toplam puan ortalaması 77,8±11,6 olup, yüksek düzeydedir. Fiziksel aktivite seviyesi yüksek olanların daha düşük BKİ ve bel çevresine sahip olduğu gözlenmiştir. Çalışmamızda, obezlerin normal kilolulara göre daha olumlu beslendikleri bulunmuştur. BKİ arttıkça beslenme bilgisi azalmış ve SBİTÖ puanlarının artmıştır. Özetle, çalışmamızda obez bireylerin daha olumlu beslendiklerini, ve fiziksel aktivite seviyelerinin düşük olduğunu tespit ettik. Aile hekimleri, fiziksel aktivite ve beslenme davranışları açısından konusunda önemli bir konumdadırlar. Aile hekimliğinde, nüfusumuzun sağlığının geliştirilmesinde bu konumumuzu güncel bilgiler ışığında, beceri ve deneyimlerimizi kullanabilmekteyiz. Fiziksel aktivite ve beslenme danışmanlığı sadece obeziteden korunma ve tedavisinde değil, sağlıklı kişilerin iyilik halinin sürdürülmesinde oldukça önemli ve maliyet etkin bir uygulamadır. Anahtar kelimeler: Obezite, sağlıklı beslenme, fiziksel aktivite

Aile hekimliğiBeslenmeDoktorlar+4
Filiz Yıldırım
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Akne vulgaris tanılı hastaların yaşam kalitesinin ve birinci basamağa başvuru durumlarının değerlendirilmesi

Akne vulgaris; psikolojik sorunlara neden olabilen, tanı ve tedavisi birinci basamakta yapılabilen kronik bir deri hastalığıdır. Çalışmamız, Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi Dermatoloji Polikliniğine başvuran Akne vulgaris tanılı hastaların yaşam kalitesinin ölçülmesi ve birinci basamağa başvuru durumlarının değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Katılımcılara hazırlanan anketin yanı sıra AYKÖ ve GADS uygulandı. Çalışmamıza 01.12.2021 ile 01.04.2022 tarihleri arasında dermatoloji polikliniğine başvuran AV tanılı 221 hasta katılmıştır. Hastaların %29,0'u akne nedeniyle dermatologdan önce aile hekimine başvurmuştur. Hastaların %4,5'i sevk ile dermatoloji polikliniğine gelmiştir. Çalışmamızda GADS skoru ile AYKÖ puanı arasında pozitif yönde, çok zayıf derecede ve istatistiksel olarak anlamlı ilişki tespit edilmiştir. Kadın hastaların AYKÖ puanları, erkeklere göre anlamlı düzeyde daha yüksektir. Akne sebebiyle AH başvurusu yapan hastaların AYKÖ puanları, aile hekimine başvurmayanlara göre anlamlı düzeyde daha yüksektir. Çalışmamızda hastaların aile hekimine gitmeden dermatoloğa başvurduğu tespit edilmiştir. Hastalar bütüncül yaklaşımla biyopsikososyal açıdan değerlendirilmelidir. Akne tedavisinin aile hekimi tarafından başlanıp gerekli olduğunda dermatoloğa sevk edilmesinin hastaların yaşam kalitesini artıracağını düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Akne Vulgaris, Yaşam Kalitesi, Aile Hekimi

Aile hekimliğiAkne vulgarisBirinci basamak sağlık hizmetleri+3
Güler Yaman
Tekirdağ Namık Kemal University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Postmenopozal kadınların fiziksel aktivite düzeylerinin vazomotor semptomlar ile kan parametreleri arasındaki ilişkisinin değerlendirilmesi

Amaç: Fiziksel aktivite, her yaş döneminde olduğu gibi; menopoz dönemindeki kadınlar için de birçok fayda sağladığı bilinmektedir. Menopoz dönemindeki kadınlar için fiziksel aktivite, sağlığı korumak ve yaşam kalitesini artırmak, menopoz semptomlarını hafifletmek açısından büyük önem taşır. Menopoz, kadınların hormonal dengelerinde önemli değişikliklere yol açar ve bu durum kan değerlerini de etkileyebilir. Bu çalışma ile fiziksel aktiviteyi etkileyen etmenleri, fiziksel aktivitenin; kadınlarda hormonal değişimlerin getirdiği menopoz semptomlarına etkisini ve kan parametreleri üzerine etkilerini görmeyi amaçladık. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi etik kurulunun 24.10.2023 tarihli 2023/497 sayılı kararı ile onaylandı. Çalışmanın evrenini Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Polikliniğine 30.01.2024-10.09.2024 tarihleri arasında başvuran 257 postmenopozal kadın dahil edildi. Çalışmaya katılmayı kabul eden kadınlara onayı alındıktan sonra sosyodemografik anket formu, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ), Menopoz Semptomlarını Değerlendirme Ölçeği (MSDÖ) yüz yüze görüşme tekniği ile uygulandı. Kadınların VKİ, bel çevresi, tansiyon ölçümleri yapılıp kayıt altına alındı. Hastalardan alınan biyokimya tetkikleri not edildi. Tüm veriler SPSS 21.0 istatistik paket programı kullanılarak değerlendirildi. İstatistiksel anlamlılık p<0,05 olarak kabul edildi. Bulgular: Çalışmada yer alan katılımcıların yaşları ortalaması 56,72±6,82 yıl olarak bulundu. VKİ'leri ortalaması 31,01±4,69 kg/m2 idi. Yapılan değerlendirmeye göre katılımcıların %23,3'ünün (n=60) inaktif olduğu, %61,5'inin (n=158) minimal aktif olduğu ve %15,2'sinin (n=39) çok aktif olduğu görüldü. Katılımcıların menopoz semptomlarını değerlendirme ölçeğinin; somatik şikayetler alt boyutundan aldıkları puanların ortalaması 6,68±3,05, psikolojik şikayetler alt boyutundan aldıkları puan ortalaması 6,65±3,12, ürogenital şikayetler alt boyutundan aldıkları puan ortalaması 3,86±2,55 olarak belirlendi. Toplam puan ortalaması 17,20±6,74 idi. Katılımcıların toplam Metabolik Eşdeğer (MET) 90 (dk/hafta) puanı arttıkça TG, Total- K, LDL-K, Açlık Glukozu, İnsülin, Homosistein, HOMA-IR, RDW değerleri anlamlı şekilde azalmaktaydı (sırasıyla r=-0,280; p=<0,001, r=-0,150; p=0,016, r=-0,179; p=0,004, r=-0,203; p=0,001, r=-0,177; p=0,004, r=-0,267; p<0,001, r=-0,234; p<0,001, r=-0,167; P=0,007). Toplam Metabolik Eşdeğer (MET) (dk/hafta) puanı arttıkça HDL-K, Folat değerleri anlamlı şekilde artmaktaydı (sırasıyla r=0,229; p<0,001, r= 0,158; p=0,011). Toplam MET (dk/hafta) puanı ile menopoz semptomları total ve alt grup puanları arasında anlamlı fark saptanmadı (p=0,117). Sonuç: Sedanter yaşam tarzı ve fiziksel aktivite yetersizliği önemli bir sağlık sorunudur. Aile hekimleri olarak birinci basamakta hastaya bütüncül yaklaşmalı menopoz sonrası dönemde kadınlara; menopoz semptomlarının hafifletilmesi, yaşam kalitesinin artırılması, lipid profili, açlık şekeri, insülin, homosistein düzeylerinin iyileştirilmesi için uygun egzersiz programları önerilmelidir. Anahtar Kelimeler: Menopoz, Menopoz Semptomları, Fiziksel Aktivite, Lipid Profili, Homosistein

Büşra Demir
Selçuk University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Konya il merkezindeki aile sağlığı merkezlerine başvuran 15 yaş ve üzeri kişilerde sigara kullanımı prevalansı ile etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada Konya il merkezinde 15 yaş ve üzeri sigara ve tütün kullanım sıklığının belirlenmesi,sigara içen kişilerde sigarayı bırakmak için özellikle de gençler ve sigara içmeye yeni başlayanlarda etkin bir farkındalık oluşturmak, sigara bırakmak için çabası olan ancak farklı nedenler ile motivasyon düşüklüğü yaşayanların bu sebebini tespit edebilmek,sigara içen kişilerin sigara bırakmaya hazır olup olmadıklarını saptamak,sigaraya olan fiziksel ve psikolojik bağımlılık çeşitleri, etki eden faktörler ve aralarındaki ilişkilerin incelenmesi sonucunda sigara içme nedenlerinin daha iyi anlaşılması ve sigarayı bıraktırmak için uygun adımların tespit edilmesi amaçlanmıştı. Gereç ve yöntem: Çalışmamıza Konya il merkezindeki ASM'lere başvuran 15 yaş üzerindeki hasta ve yakınlarının ASM'lerdeki işleri bittikten sonra ASM dışında gönüllük esası ile öncesinde ön bilgi verilerek kendilerinin doldurulması şeklinde uygulandı. Çalışmaya katılan 900 katılımcıya açık ve kapalı uçlu sorulardan oluşan 86 sorudan oluşan anket uygulandı. Sigara içme durumunun tasnifi için tüm dünyada kabul görmüş soruların Türkçe uyarlaması kullanıldı. Sigara İçenlerin ve bırakanların, bırakmada aşamalı değişim süreci yönünden tasnifi için, Prochaska ve arkadaşlarının önerdiği soru takımının Türkçe uyarlaması kullanıldı. Sigara kullanan katılımcıların bağımlılık düzeylerini değerlendirmek için Fagerström Nikotin Bağımlılık Testi (FNBT) kullanıldı. Toplanan verilerin analizleri R 4.3.1 (R Core team, 2023) istatistik programi kullanılarak yapıldı. Bulgular: Sigara içen katılımcıların yaş ortalaması 36,6 ± 4,61, sigarayı bırakmış katılımcıların ortalaması 37,9 ± 4,97, hiç içmemiş olanların yaş ortalaması 34,5±4,84'tü. Katılımcıların %55'i kadın (n=497), %45'i (n=403) ise erkekti. Karatay, Selçuklu ve Meram bölgelerinden 300'er kişi olmak üzere 15 yaş ve üzerindeki toplam 900 gönüllü katılımcıya anket uygulandı. Çalışmaya dahil edilen kişilerin yaş ortalaması 35,60 ± 18,51 yıl, boy ortalaması 167,06 ± 9,27 cm, ağırlık ortalamaları 71,64 ± 15,64 kg olarak bulundu. Çalışmaya katılan ve halen sigara kullanan kişilerin (n=269) sigaraya başlama yaş ortalaması 17,63 ± 5,63 yıldı. Bu kişilerin ortalama sigara içme süresi 17,35 ± 14,76 yıldı. Çalışmadaki sigarayı bırakmış 119 kişinin ortalama sigara içmeme süresi 9,36 ± 9,22 yıl idi. Bu kişilerin ortalama sigaraya başlama yaşı 17,57 ± 3,94 olup, ortalama olarak da 14,76 ± 15,09 yıl boyunca sigara içtiklerini bulundu. Kişilerin yaş grupları ile sigara içme durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edildi (p<0,05). Kişilerin cinsiyetleri ile sigara içme durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edildi (p<0,05). Sigara içenlerin %34'ü (n=91) kadın iken, %66'sı (n=178) erkek nüfustu. Sigarayı bırakan kişilerin %37'si (n=44) kadın iken %63'ü (n=75) erkekti. Hiç sigara içmeyenlerdeki durum ise %71'i (n=362) kadın iken, %29'u (n=150) erkek olduğu görüldü. Çalışmadaki sigara içen kadın ve erkeklerin sigaraya başlama yaşı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulundu (p<0,05). Çalışmadaki sigara kullanan kadınların ortalama sigaraya başlama yaşı sigara kullanan erkeklere göre daha yüksekti. Çalışmadaki sigara içmeyi bırakan kadın ve erkeklerin sigaraya içme süreleri arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulundu (p<0,05). Çalışmadaki sigarayı bırakan erkeklerin ortalama sigara içme süresi sigarayı bırakan kadınlara göre daha yüksek olup iki katından daha fazlaydı. Kişilerin medeni durumları ile sigara içme durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edildi (p<0,05). Sigara içenlerin %64'ü (n=171) iken, %36'sı (n=98) bekar veya boşanmıştı. Sigarayı içmeyi bırakmış olanların %71'i (n=85) evli, %29'u (n=34) bekar ya da boşanmıştı. Hiç sigara içmeyenlerin ise %55'i (n=280) evli, %45'i (n=232) bekar ya da boşanmıştı. Kişilerin çocuk sahip olup olmama durumları ile sigara içme durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edildi (p<0,05). Sigara içenlerin %60'ının (n=161) çocuğu varken, %40'ının (n=108) yoktu. Kişilerin eğitim durumları ile sigara içme durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edildi (p<0,05). Kişilerin çalışıp çalışmama durumları ile sigara içme durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edildi (p<0,05). Sigara içenlerin %79'u (n=212) bir işte çalışmakta iken, %10'u (n=26) herhangi bir yerde çalışmamakta, %11'i (n=31) ise ev hanımıydı. Kişilerin gelir düzeyleri ile sigara içme durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edildi (p<0,05). Kişilerin kronik hastalığa sahip olma durumları ile sigara içme durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edildi (p<0,05). Sigara içenlerin %18'inin (n=49) kronik hastalığı mevcutken, %82'sinin (n=220) kronik bir hastalığı yoktu. Kişilerin alkol kullanma durumları ile sigara içme durumları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki tespit edildi (p<0,05). Sigara içenlerin %27'si (n=73) alkol kullanmakta iken, %73'ü (n=196) ise kullanmamaktaydı. Çalışmadaki kişilerin düzenli ilaç kullanımı ile sigara içme durumu arasındaki ilişki istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0,05). Çalışmadaki sigara içen kişilerin (n=269) Fagerström bağımlılık seviyesine göre dağılımı incelendiğinde, %2'sinin (n=6) çok az bağımlı, %39'unun (n=104) az bağımlı, %23'ünün (n=61) orta derece bağımlı, %33'ünün (n=90) çok bağımlı ve %3'ünün (n=8) aşırı bağımlı olduğu görüldü. Çalışmadaki sigara içen kişilerin Fagerström bağımlılık seviyelerine göre ortalama sigaraya başlama yaşında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edildi (p<0,05). Az bağımlı kişilerin sigaraya başlama yaşının orta ve çok bağımlı kişilere göre daha yüksek olduğu görüldü. Çalışmamızdaki halen sigara kullanan sigarayı bırakmayı denemeyen 120 kişinin Katılımcılar transteorik modele göre kategorize edildiğinde; %85'inin (n=102) düşünme öncesi aşama, %5'nin (n=6) düşünme aşaması ve %10'unun (n=12) hazırlık aşamasında olduğu tespit edildi. Çalışmadaki sigarayı bırakmış kişilere sigarayı bırakma konusunda etkili olan faktörler sorulmuş olup, bu kişilerin %48'i (n=57) sağlık problemleri, %27'si (n=32) özel bir nedeni olmadığını, %24'ü (n=28) ailesinin etki ettiğini, %24'ü (n=28) sigara fiyatlarının etkisini, %8'i (n=9) ekonomik nedenleri, %5'i (n=6) arkadaş etkisini, %5'i (n=6) yakın çevresinin duyduğu rahatsızlığın etkili olduğunu belirtti. Çalışmadaki sigarayı bırakmış 119 kişilerin %79'unun (n=94) sigarayı birdenbire bıraktıkları, %17'sinin (n=20) azaltarak yavaş yavaş bıraktıkları, %3'nün (n=4) NRT ile bıraktıkları, %1'nin (n=1) ise vareniklin ile bıraktığı görüldü. Sonuçlar: Sigara ile yapılacak mücadelede sağlık çalışanlarına özellikle de 1. basamak çalışanları ve aile hekimlerine büyük görev düşmektedir. Her yaş grubundan bireylerin öncelikle başvurduğu aile hekimleri, koruyucu sağlık hizmetlerini yerine getirmedeki önemleri, kendine özel disiplini ve hastalarına bütüncül yaklaşımları ile kendilerine başvuran kişilerin sigaraya başlamaması ve halen kullanmakta olanların bıraktırılması konusunda çok önemli bir konumdadır. Çalışmamızda da bulduğumuz ve literatürdeki birçok çalışma ile paralel çıkan sigaranın zararları konusundaki bilgi eksikliğinin hem başlama nedeni hem de bırakmadaki başarıya olan etkisi çok fazladır. Bu doğrultularda ulusal ve yerel politikalarla beraber aile hekimlerinin başvuran bireylerdeki sigara sorgulama ve zararları hakkındaki verecekleri yeterli bilgilendirme sigara ile yapılacak mücadelede en önemli unsurdur.

Hamdi Akkuş
Selçuk University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Yüksek yağlı diyetle beslenen ratlarda fisetin ve atorvastatinin adipokin, hepatokin, miyokin profili ve metabolik parametreler ile ilişkilerinin değerlendirilmesi

Bu çalışmada, yüksek yağlı diyetle (YYD) beslenen ratlarda fisetin ve atorvastatin uygulamasının, metabolik parametreler ile birlikte adipokin (asprosin), hepatokin (fetuin-A) ve miyokin (meteorine-like protein, GDF-15) profilleri üzerindeki etkilerinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Ayrıca, bu ajanların karaciğer ve iskelet kası histolojisi üzerindeki koruyucu potansiyelleri de incelenmiştir. Çalışmada Wistar cinsi erkek sıçanlar rastgele beş gruba ayrılmıştır: K, Y, YF, YA ve YAF. Y gruplarına 8 hafta süreyle yüksek yağlı diyet uygulanmıştır. Müdahale gruplarına 8 hafta boyunca oral gavaj yoluyla fisetin (50 mg/kg/gün) ve atorvastatin (10 mg/kg/gün) verilmiştir. Çalışma sonunda kan biyokimyasına (TG, LDL-K, AST, ALT, glukoz, üre, kreatinin vb.), spesifik protein belirteçlerine (asprosin, fetuin-A, GDF-15, meteorin-like), karaciğer ve gastroknemius kas dokusuna ait histolojik değişikliklere bakılmıştır. Histopatolojik incelemelerde, YYD uygulanan gruplarda karaciğer ve kas dokularında belirgin yapısal bozulmalar saptanırken, kombine tedavi grubunda bu hasarların anlamlı şekilde azaldığı gözlenmiştir. Kombine tedavi, karaciğer steatozu, balonlaşma, inflamasyon ve fibrozisi minimalize etmiş; kas dokusunda ise inflamasyon ve dejenerasyonu azaltmıştır. Ancak biyokimyasal verilerde LDL-K ve TG düzeyleri üzerinde sınırlı etki gözlenmiş; total kolesterolde artış, glukoz düzeyinde düşüş, kreatinin ve üre düzeylerinde iyileşme saptanmıştır. Adipokin, hepatokin ve miyokin düzeylerinde gruplar arası anlamlı farklılıklar izlenmemiştir. Fisetin ve atorvastatin kombinasyonu, YYD ile indüklenen karaciğer ve kas dokusu hasarını histolojik düzeyde belirgin şekilde azaltmaktadır. Ancak bu olumlu etkiler biyokimyasal parametreler üzerine tam olarak yansımamıştır. Bulgular, kombinasyon tedavisinin dokusal düzeyde koruyucu olabileceğini; fakat metabolik regülasyon üzerindeki etkilerin doz ve süreye bağlı olarak sınırlı kalabileceğini göstermektedir. Bu nedenle farmakodinamik etkileşimlerin ve optimum dozlamanın daha ayrıntılı olarak araştırılması gerekmektedir. Anahtar Kelimeler: Rat Modeli, Yüksek Yağlı Diyet, Fisetin, Atorvastatin, Adipokin, Hepatokin, Miyokin, Karaciğer Histolojisi, Kas Dokusu

Seyit Muhammed Soycan
Selçuk University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Aile hekimliği birimine başvuran premenopozal ve postmenopozal kadınlarda osteoporoz farkındalığı

Amaç: Bu çalışmada, aile hekimliği birimine başvuran 40-65 yaş arasındaki premenopozal ve postmenopozal dönem kadınlarda osteoporoz farkındalığının değerlendirilmesi ve farkındalık düzeyinin tespiti amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Konya Selçuklu İlçesi 42.26.193 No'lu AHB'ye 01.08.2024 - 01.04.2025 tarihleri arasında herhangi bir sebeple başvuran 40-65 yaş arasındaki 531 kadın dâhil edildi. Gönüllülük esasıyla onayları alındıktan sonra katılımcılara sosyodemografik bilgileri ve osteoporoz farkındalık ölçeğini içeren 54 soru yöneltildi. Toplanan veriler SPSS 22.0 paket programı kullanılarak analiz edildi. Bulgular: Çalışmaya katılan kadınların yaş ortalaması 50,41±7,69 (40-65) idi. Kadınların %49,7'si (n=264) premenopozal, %50,3'ü (n=267) postmenopozal dönemde idi. Katılımcıların %61,4'ü (n=326) ilkokul mezunu iken, %11,5'i (n=61) üniversite ve üzeri eğitim düzeyine sahipti. Kadınların %84,6'sı (n=449) ev hanımı idi. Çalışmaya alınan kadınların %46,7'sinin (n=248) kronik hastalığı vardı. Çalışmaya katılan premenopozal ve postmenopozal dönemdeki kadınlarda sigara kullananların sıklığı %12,4 (n=66) iken, alkol kullanan kişi sayısı 2 (%0,4) idi. Premenopozal dönemdeki kadınlarda yaş ortancası 43 (40-56), postmenopozal kadınlarda yaş ortancası 57 (41-65)'ydi. Osteoporoz tedavisini alan kişi sayısı 18'di ve postmenopozal dönemde anlamlı yüksek bulundu (n=16). Osteoporoz farkındalık ölçeğinden alınan puanın ortalaması 52,8±17,0 olarak bulundu. Premenopozal dönemdeki kadınların OFÖ'den aldıkları puan ortancası 54 iken, postmenopozal dönemdeki kadınlarda ortanca 48 olarak ölçüldü. Postmenopozal dönemdeki kadınların 50 yaş üstünde olma sıklığı 92,8 (n=231), ilkokul ve altında eğitimde olma sıklığı %60,9 (n=227), ev hanımı olma sıklığı %54,6 (n=245), kronik hastalık olma sıklığı %69,8 (n=173) ve düzenli ilaç kullanma sıklığı %70,2 (n=172) anlamlı olarak yüksek tespit edildi. Postmenopozal dönemdeki kadınların yaş ortancası (57), BKİ ortancası (31), gebelik sayısı ortancası (4), doğum sayısı ortancası (3) anlamlı olarak daha yüksek tespit edildi. Fiziksel aktivite olarak yürüme dışındaki sporları tercih edenlerin sıklıı premenopozal kadınlarda anlamlı olarak yüksek tespit edildi (p=0,046). Osteoporoz farkındalık ölçeğine bakıldığında premenopozal dönemdeki kadınların kemik fizyolojisi boyutu, egzersiz boyutu ve osteoporoz farkındalık ölçeği toplam puanı değerleri daha yüksek tespit edildi (sırasıyla p<0,001, p=0,034, p=0,023). Normal ve fazla kiloda olan kadınların kemik fizyolojisi boyutu, koruyucu davranışlar boyutu, egzersiz boyutu, osteoporozun özellikleri boyutu ve osteoporoz farkındalık ölçeği toplam puanı değerleri daha yüksek tespit edildi (sırasıyla p<0,001, p=0,006, p<0,001, p<0,001 ve p<0,001). Sonuç: Bu çalışmada osteoporoz farkındalık ölçeğinden alınan puanlar değerlendirildiğinde katılımcılarda düşük seviyede osteoporoz farkındalığı olduğu görülmektedir. Osteoporoz farkındalığının artırılması ve gerekli, önleyici testlerin yapılması amacıyla yönlendirme açısından 1. basamak çalışanları ile aile hekimlerine önemli görevler düşmektedir. Hastanede ilgili uzmanlık dallarının tarama şeklinde testi istemeleri de önem arz etmektedir. Postmenopozal dönemde kırıklarla ortaya çıkabilecek olan osteoporozdan korunmaya yaşamın erken dönemlerinden itibaren başlanılmalıdır. Kemik sağlığının iyileştirilmesi için sağlıklı beslenme, yeterli fiziksel aktivite, kalsiyum ve D vitamini takviyesinin alınması önemlidir. Yürümeyi artıracak, teşvik edecek mahalle yaşamı ile ulaşılabilir yeşil alanların artırılması konusunda yapılacak çalışmalara da ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Farkındalık; Osteoporoz; Postmenopozal; Premenopozal

Muhammed Bilal Hafızoğlu
Selçuk University
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sağlıklı bireylerde, prediyabet ve tip 2 diyabet hastalarında serum adropin, asprosin ve irisin düzeylerinin kardiyovasküler hastalık riski ile ilişkisi

Amaç: Tip 2 diyabet prevalansı giderek artan, toplumsal ve bireysel yükü fazla olan kronik metabolik bir bozukluktur. Metabolizma üzerine etkileri nedeniyle dikkat çeken adropin, asprosin ve irisinin kardiyovasküler hastalık riski ve diyabet ile olan ilişkisi henüz netlik kazanmamış ve kılavuzlarda da yer almamaktadır. Çalışmada sağlıklı bireylerde, prediyabet ve tip 2 diyabet hastalarında serum adropin, asprosin ve irisin düzeylerinin kardiyovasküler hastalık riski ile ilişkisinin araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Polikliniğine 01.07.2024-31.12.2024 tarihleri arasında başvuran 30 Tip 2 Diabetes Mellitus tanılı hasta, 30 prediyabet tanılı hasta ve 29 sağlıklı birey dahil edildi. Örneklem hesabı G-Power protokolü ile gerçekleştirildi. Çalışma Selçuk Üniversitesi Tıp Fakültesi etik kurulunun 07.05.2024 tarihli 2024/252 sayılı kararı ile onaylandı. Katılımcılara sosyodemografik anket formu uygulandı ve Framingham risk skoru hesaplandı. Boy, ağrılık, bel çevresi, kan basıncı ölçümleri ve biyokimya tetkikleri (hemogram, açlık kan glukozu, insülin, HbA1c, lipid profili) kaydedildi. Serum adropin, asprosin ve irisin düzeyleri ELISA kiti ile çalışıldı. Tüm veriler SPSS 21.0 istatistik paket programı kullanılarak değerlendirildi. Bulgular: Framingham risk skoru, bel çevresi, sistolik kan basıncı, WBC, glukoz, HbA1c, HOMA-IR değerleri diyabet grubunda daha yüksekti (p<0.001, p=0.019, p=0.003, p=0.042, p<0.001, p=0.023, p<0.001). Katılımcılarda dolaşımdaki adropin, asprosin ve irisin düzeyleri hem Framingham risk düzeyi hem de diyabet olma durumu ile kıyaslandığında istatistiksel olarak anlamlı fark bulunmadı. Framingham risk skorunun; yaş, VKİ, bel çevresi, sistolik ve diastolik kan basıncı, glukoz, trigliserit, HOMA-IR, HbA1c düzeyleri ile pozitif yönde, HDL düzeyleri ile negatif yönde korelasyon gösterdiği saptandı (r=0,560; p<0,001, r=0,301; p=0,004, r=0,267; p=0,011, r=0,626; p<0,001, r=0,294; p=0,005, r=0,607; p<0,001), r=0,371; p<0,001, r=0,235; p=0,026, r=0,665; p<0,001, r=-0,382; p<0,001). Doğrusal regresyon analizinde VKİ'deki bir birimlik artışın adropini 30,622 birim azalttığı; bel çevresindeki bir birimlik artış adropini 8,694 birim azalttığı; Framingham skorundaki bir birimlik artışın adropini 10,70 birim azalttığı; HOMA-IR'deki bir birimlik artışın adropini 24,89 birim azalttığı; yaştaki bir birimlik artışın irisini 0,49 birim azalttığı ve VKİ'deki bir birimlik artışın asprosini 2,24 birim azalttığı saptandı. Hastaların diyabet olma durumlarına göre adropin, irisin ve asprosin tertilleri karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı. Sonuç: Çalışmamızda dolaşımdaki adropin, asprosin ve irisin düzeylerinin glukoz metabolizma bozukluklarında ve kardiyovasküler riski belirlemede istatistiksel olarak anlamlı bir eğilim göstermediğini tespit ettik. Bu proteinlerin seviyelerini etkileyen pek çok faktör olduğundan, diyabet hastalarında kardiyovasküler riski öngörmede veya diyabetin erken tanısında tek başına kullanımlarının yeterli olmayacağını düşünüyoruz. Çalışmamızda örneklemi çok katı dışlama kriterleriyle sınırlamak yerine, çalışmamızın karşılaşabileceğimiz gerçek klinik popülasyonu temsil etmesi kararını verdik. Sunulan çalışma metabolizma ile ilişkili bu üç parametreyi bir arada değerlendirmesi ve diyabetik hasta gruplarında kardiyovasküler risk değerlendirmesi üzerinde bu proteinlerin etkilerinin görülmesi açısından literatür için oldukça önemlidir. Anahtar Kelimeler: Tip 2 Diabetes Mellitus, Prediyabet, Adropin, Asprosin, İrisin, Framingham Risk Skorlaması

Esra Karapınar Göze
Selçuk University
2025
00