Yeditepe University
Anabilim Dalı

Sağlık Yönetimi Anabilim Dalı

Yeditepe University

714

Arşivlenen Tez

15

DOI Atanmış

2%

DOI Oranı

Anabilim Dalı

50 Tez
DoktoraAçık ErişimTR

Sağlık çalışanlarında psikolojik sağlamlık, stresle başa çıkma tarzları, iş ve yaşam tatmini arasındaki ilişkinin incelenmesi

Giriş ve Amaç: Sağlık hizmeti sunumuyla birey ve toplum sağlığına katkı sağlayan sağlık çalışanları hem sağlık kurumlarının hem de bir ülkenin önemli beşerî kaynaklarıdır. Bu nedenle iş tatmini ve yaşam tatminine etki eden unsurların belirlenmesi önemlidir. Bu çalışmada, sağlık çalışanlarında psikolojik sağlamlık, stresle başa çıkma tarzları, iş tatmini ve yaşam tatmini değişkenleri arasındaki nedensellik ilişkilerinin belirlenmesi ve ilgili değişkenlerde sosyo-demografik özelliklere göre farklılık olup olmadığının tespit edilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntemler: Çalışma evreni, Edirne il merkezindeki üniversite, devlet ve özel hastanelerde görevli sağlık çalışanlarından oluşmaktadır ve toplamda 2872 kişiyi kapsamaktadır. Kurum personel sayıları ve meslek dağılımları baz alınarak tabakalı örnekleme yöntemi uygulanmıştır. Araştırma verileri, anket form aracılığıyla toplanmıştır. Anket form, sosyo-demografik özelliklere yönelik sorular ile Psikolojik sağlamlık, Stresle başa çıkma tarzları, İş tatmini ve Yaşam tatmini ölçeklerinden oluşmaktadır. Stresle başa çıkma tarzları; kendine güvenli yaklaşım, iyimser yaklaşım, sosyal desteğe başvurma, boyun eğici yaklaşım ve çaresiz yaklaşım olmak üzere 5 alt boyuttan oluşmaktadır. Diğer ölçekler ise tek boyutludur. Anket uygulaması, Haziran 2022'de başlamış, Aralık 2022'de ise son bulmuştur. Bulgular: Çalışmada ulaşılan sonuçlara göre, 41-50 yaş aralığındaki katılımcıların psikolojik sağlamlık, kendine güvenli yaklaşım, iyimser yaklaşım, iş tatmini ve yaşam tatmini düzeyi 26-30 yaş aralığındaki katılımcılardan daha yüksektir (p<0,05). Erkeklerin psikolojik sağlamlık düzeyi, kadınların ise sosyal desteğe başvurma ve yaşam tatmin düzeyi daha yüksektir (p<0,05). Hekimlerin kendine güvenli yaklaşım, iyimser yaklaşım ve iş tatmin düzeyi, hemşire ve diğerlerinden daha düşükken, boyun eğici ve çaresiz yaklaşım düzeyleri daha yüksektir (p<0,05). Sektörde toplam çalışma süresi 31-40 yıl arası olanlar en yüksek psikolojik sağlamlık, kendine güvenli yaklaşım, iyimser yaklaşım ve iş tatmin düzeyine sahip olanlardır. Üniversite hastanesi çalışanlarının, psikolojik sağlamlık ve kendine güvenli yaklaşım düzeyleri, devlet ve özel hastane çalışanlarından; iyimser yaklaşım, iş tatmini ve yaşam tatmini düzeyleri ise devlet hastanesi çalışanlarından daha düşüktür (p<0,05). Diğer birimlerde çalışanların iş tatmin düzeyi, acil, yoğun bakım, servis ve poliklinikte çalışanlardan daha düşüktür (p<0,05). Yaşam tatminine, psikolojik sağlamlık, kendine güvenli yaklaşım, iyimser yaklaşım pozitif yönde (p<0,05); boyun eğici yaklaşım ve çaresiz yaklaşım ise negatif yönde (p<0,05) etki etmektedir. İş tatminine, kendine güvenli yaklaşım, iyimser yaklaşım, sosyal desteğe başvurma pozitif yönde (p<0,05), boyun eğici yaklaşım ise negatif yönde (p<0,05) etki etmektedir. İyimser yaklaşım ve boyun eğici yaklaşım psikolojik sağlamlık ile yaşam tatmini ilişkisinde kısmi aracılık sağlamaktadır (p<0,05). Kendine güvenli yaklaşım, iyimser yaklaşım ve boyun eğici yaklaşım ise psikolojik sağlamlıkla iş tatmini ilişkisinde tam aracılık sağlamaktadır (p<0,05). Sonuç: Sağlık çalışanlarında yüksek psikolojik sağlamlık düzeyi ve problem odaklı başa çıkma tarzları kullanımı, iş tatmini ve yaşam tatminine pozitif yönde etki eden unsurlardır. Psikolojik sağlamlık ve stresle etkili başa çıkma becerilerinin geliştirilmesi için gerekli tedbirler alınmalıdır.

Hastane yönetimiPsikolojik sağlıkRisk yönetimi+3
Bilge Büyükşirin Günay
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye kalkınma planlarında sağlık sektörünün yeri

Giriş ve Amaç: Kalkınma, ekonomik büyümenin sağlanması olarak düşünülse de aslında ekonominin yanı sıra sosyal imkanların gelişmesi ve buna bağlı olarak bireylerin ve toplumların yaşam kalitelerinin yükseltilmesini amaçlayan bir süreçtir. Söz konusu insan olunca bu süreç içerisinde sağlığın düşünülmemesi imkansızdır. "Türkiye Kalkınma Planlarında Sağlık Sektörünün Yeri" isimli çalışma, Türkiye Kalkınma Planlarında belirlenen hedef ve politikaların sağlık sektöründe nasıl bir etki yarattığı ve bu etkininin sağlık hizmeti sunumu sürecinde ne kadar başarılı olduğunu değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Gereç ve Yöntemler: Çalışmada, 1963 yılından itibaren uygulanmış olan kalkınma planları ve son olarak uygulanmış olan 11. Kalkınma Planı ile 2024-2028 yılları hedeflerini belirleyen 12. Kalkınma Planı, sağlık istatistik yıllıkları ve sağlık bakanlarının meclis konuşmaları, dönemler içerisinde hazırlanan mevzuat ile uygulamalara dair dokümanlar karşılaştırmalı bir analiz çerçevesinde incelenmiştir. Bulgular: Yapılan inceleme sonucunda; koruyucu sağlık hizmetlerinin geliştirilmesi için yayımlanan ilk plandan itibaren çalışmalar yapıldığı, bazı dönemlerde hedeflerin gerçekleşmediği, son döneme baktığımızda koruyucu sağlık hizmetlerinin sağlıklı yaşam becerilerinin kazandırılması politikaları ile birlikte yürütülmek istendiği, tedavi edici sağlık hizmetlerinde Sağlık Bakanlığı' nın yükünün azalmadığı, hastanelerin idari ve mali özerkliğe henüz kavuşmadığı, 1963 yılından bu yana sağlık göstergelerinde önemli gelişmeler kaydedildiği ancak bunların halen gelişmiş ülke seviyesine ulaşmadığı anlaşılmıştır. Sonuç: Sağlık politikalarının kalkınma planlarındaki diğer sektörlerle bir bütünlük içerisinde ele alınması, uygulamaların yakından izlenmesi ve yeni ihtiyaçlara göre politikaların esnek bir şekilde güncellenmesi büyük önem taşımaktadır. Aksi halde planlarda yer alan politikalar ile sahadaki gerçeklik arasındaki uçurum daha da açılacak, halkın sağlık hizmetlerine güveni azalacaktır. Bu durum hem bireylerin sağlığı hem de ülkenin uzun vadeli kalkınma hedefleri açısından ciddi sorunlara yol açabilecektir.

Kalkınma
Deniz Solakoğlu
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Diyaliz hastalarına yönelik tele-destek uygulamalarının hasta memnuniyeti üzerine etkisi

Giriş ve Amaç: Araştırmanın amacı Trakya Üniversitesi Hastanesi Nefroloji Kliniğinde diyaliz ünitesinde takipli Hemodiyaliz (HD) ve Periton diyalizi (PD) hastalarında tele-destek uygulamalarının etkinliği ve hasta memnuniyeti üzerine etkisinin araştırılmasıdır. Gereç ve Yöntemler: Araştırmada, 28 HD ve 28 PD olmak üzere 56 diyaliz hastasına, tedavi sürecine başlamalarıyla birlikte diyaliz hemşireleri tarafından verilen eğitimden ayrı olarak, günlük hayatta hastalıkları hakkında farkındalık düzeylerini arttırabilecek hatırlatmalar ile altı hafta süresince tele-destek sağlanmıştır. Altıncı hafta sonunda yarı yapılandırılmış sorular ile derinlemesine görüşme yapılarak uygulamanın hasta tatminine etkisi incelenmiş, toplanan veriler ışığında temalar ve kelime bulutları oluşturulmuştur. QDA Miner programı aracılığı ile verilerin frekans analizi yapılmıştır. Araştırmanın nicel verileri, taraflar arasında farklılıkların bulunup bulunmadığı ve bu farkın anlamlı olup olmadığı açısından, SPSS 20.0 programı kullanılarak, İstatistiki Anlamlılık T testi ile ölçülmüştür. Elde edilen veriler, istatistiksel analiz yöntemleriyle değerlendirilmiştir. Bulgular: HD ve PD tedavisi gören ve tele-destek hizmeti alan hastaların tema ve alt kod incelemesi kelime sayılarında; hastalar, problemlerini söylemek için hastaneye gitmeden tele-destek hizmeti ile sorunlarının çözülebileceğinin günlük hayata katkı sağlayacağını belirtmişlerdir. Hastalar, uygulamanın geliştirilmesi gereken yönlerinde diyetisyen hizmeti olması gerektiği, ancak uygulamadan bilgi sahibi olmayan hastaların olduğu, tele-destek uygulamalarının içeriği sorulduğunda diyetisyen ve psikolog hizmetine ihtiyaç duyduklarını belirtmişlerdir. Diyaliz tedavisi gören tüm hastalar problemlerini danışmak için hizmete ihtiyaç duymaktadırlar. Sonuç: Yapılan çalışmada; kronik böbrek yetmezliği tedavisi gören hastalar, hastaneye gitmeden sorunlarının çözülmesi konusunda tele-destek uygulamalarını faydalı bulmuşlardır. Hastaların tele-destek içeriğinde psikolog ve diyetisyen desteği almak istedikleri sonucuna ulaşılmıştır. Diyaliz sürecindeki hastalar, problemlerini danışma konusunda uygulamayı faydalı bulmuşlardır. Gelişen teknolojik değişim ile birlikte tele-diyaliz uygulamaları geliştirilmeli, uygulama kapsamında hastaların tedavi modalitesine uygun gereksinimleri karşılanmalıdır.

Hakan Meyva
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Covid – 19 pandemisinin sağlık hizmetleri erişimi üzerine etkisinin incelenmesi

Giriş ve Amaç: Bu çalışma, COVID-19 pandemisinin sağlık hizmetlerine erişim üzerindeki etkisini analiz etmeyi hedeflemektedir. Pandeminin, genel sağlık hizmetlerine olan talebi ve sistem üzerindeki baskıyı artırdığı, bu durumun özellikle farklı coğrafyalarda ve sosyoekonomik gruplarda erişim sorunlarını ortaya çıkardığı görülmektedir. Bu durum, pandemi sürecinde yaşanan zorlukların ve müdahale stratejilerinin değerlendirilmesini gerektirmekte ve sağlık hizmetlerine erişimdeki eşitsizliklerin belirlenmesine odaklanmaktadır. Gereç ve Yöntemler: Çalışma, 2019 ve 2020 yıllarına ait sağlık hizmetlerine erişim ve kullanım verilerini analiz etmiş ve bu süreçteki değişiklikleri değerlendirmiştir. Veriler altı farklı gruba ayrılarak, her bir grup sağlık hizmetlerine erişim ve kullanım düzeyini temsil etmiştir. Parametrik ve non-parametrik istatistiksel testler kullanılarak elde edilen sonuçlar, pandemi sürecinde sağlık hizmetlerine erişim ve kullanım düzeylerindeki değişikliklerin istatistiksel olarak anlamlı olup olmadığını ortaya koymuştur. Çalışmanın örneklemini OECD ülkeleri oluşturmaktadır. Bulgular: Çalışmada COVID-19 pandemisinin OECD ülkelerinde sağlık hizmetlerine erişimi önemli ölçüde etkilediğini bulunmuştur. Hekim ve diş hekimlerine başvurular, aşılama oranları ve ayakta tedavi sayıları gibi sağlık hizmeti kullanım göstergelerinde düşüşler görülmüştür. Ayrıca, ülkeler arasında cerrahi prosedür sayılarında farklı trendler gözlenmiştir. Sonuç: Çalışmanın bulguları, pandeminin sağlık hizmetlerine erişim üzerindeki uzun vadeli etkisini anlamak için daha fazla araştırma yapılması gerektiğini göstermektedir. Pandemi sürecinde sağlık hizmetlerine erişimi etkileyen faktörlerin belirlenmesinde ve bu konuda daha hassas politikaların ve uygulamaların geliştirilmesi önemlidir.

Sağlık ekonomisiSağlık yönetimi
Şahsenem Ünalan
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yöneticinin etik pozisyonu ve karar verme tarzı arasındaki ilişkinin hastane yöneticileri açısından incelenmesi: Özel bir sağlık grubu örneği

Giriş ve Amaç: Bu araştırmanın amacı yöneticilerin etik pozisyonları ve karar verme tarzları arasındaki ilişkiyi incelemek ve yöneticilerin etik pozisyonları ve karar verme tarzlarının cinsiyet, yaş, eğitim durumu, mesleki kıdem gibi demografik verilere göre farklılaşıp farklılaşmadığını belirlemektir. Gereç ve Yöntemler: Araştırmanın evrenini özel bir sağlık grubu bünyesinde Türkiye'deki 8 ilde faaliyet gösteren 17 hastane ve 8 tıp merkezindeki toplam 239 yönetici oluşturmaktadır. Araştırma örneklemini gönüllü olarak anket formunu dolduran 102 yönetici oluşturmaktadır. Araştırmada "Genel Karar Verme Tarzları Ölçeği (General Decision Making Scale)" ve "Etik Pozisyon Ölçeği (Ethics Position Questionnaire)" kullanılmıştır. Bulgular: Yöneticilerin kendiliğinden / anlık karar verme tarzı etik pozisyon (χ2=11,387; p=0,010) değişkenine göre anlamlı farklılaştığı ve yöneticilerin etik pozisyonunun kendiliğinden / anlık karar verme tarzı üzerindeki etkisi istatistiksel olarak anlamlı (p<0,05) olduğu gözlemlenmiştir. Yöneticilerin rasyonel karar verme tarzı ve idealizm düzeyi arasında orta düzeyde pozitif yönlü anlamlı (r=0,337; p=0,001) bir ilişki olduğu ve idealizm düzeyinin rasyonel karar verme tarzı üzerindeki etkisinin istatistiksel olarak anlamlı (p<0,05) olduğu gözlemlenmiştir. Yöneticilerin sezgisel karar verme tarzı ve idealizm düzeyi arasında düşük düzeyde pozitif yönlü anlamlı (r=0,218; p=0,028) bir ilişki olduğu ancak idealizm düzeyinin sezgisel karar verme tarzı üzerindeki etkisinin istatistiksel olarak anlamsız (p>0,05) olduğu gözlemlenmiştir. Yöneticilerin kendiliğinden / anlık karar verme tarzı ve görecilik düzeyi arasında orta düzeyde pozitif yönlü anlamlı (r=0,323; p=0,001) bir ilişki olduğu ve görecilik düzeyinin kendiliğinden / anlık karar verme tarzı üzerindeki etkisinin istatistiksel olarak anlamlı (p<0,05) olduğu gözlemlenmiştir. Yöneticilerin rasyonel karar verme tarzının yaş (U=928,000; p=0,012), eğitim düzeyi (χ2=10,114; p=0,018) ve eğitim hayatı içerisinde etik eğitimi alma durumu (U=800,000; p=0,002) değişkenlerine göre anlamlı farklılaştığı, yöneticinin etik pozisyonunun yaş (χ2=6,510; p=0,046) değişkenine göre anlamlı farklılaştığı, yöneticilerin rasyonel karar verme tarzı ve sezgisel karar verme tarzı arasında düşük düzeyde pozitif yönlü anlamlı (r=0,253; p=0,010), rasyonel karar verme tarzı ve kendiliğinden / anlık karar verme tarzı arasında düşük düzeyde negatif yönlü anlamlı (r=-0,240; p=0,015), sezgisel karar verme tarzı ve bağımlı karar verme tarzı arasında orta düzeyde pozitif yönlü anlamlı (r=0,374; p=0,000), sezgisel karar verme tarzı ve kendiliğinden / anlık karar verme tarzı arasında düşük düzeyde pozitif yönlü anlamlı (r=0,277; p=0,005), bağımlı karar verme tarzı ve kaçınma karar verme tarzı arasında orta düzeyde pozitif yönlü anlamlı (r=0,338; p=0,001), kaçınma karar verme tarzı ve kendiliğinden /anlık karar verme tarzı arasında düşük düzeyde pozitif yönlü anlamlı (r=0,264; p=0,007) ilişki olduğu gözlemlenmiştir. Sonuç: Araştırma sonuçları, sağlık yöneticilerinin etik pozisyonları ile karar verme tarzları arasında anlamlı bir ilişki olduğunu ortaya koymuştur. Ayrıca yöneticilerin idealizm düzeyinin rasyonel karar verme düzeyine pozitif yönde etkisi olduğu ve görecilik düzeylerinin kendiliğinden/anlık karar verme düzeyine pozitif yönde etkisi olduğu belirlenmiştir. Demografik değişkenler açısından, yaş ve eğitim düzeyinin özellikle rasyonel karar verme tarzı üzerinde etkili olduğu saptanmıştır. Son olarak, eğitim hayatı içerisinde etik eğitimi almış olan yöneticilerin karar verme süreçlerinde daha rasyonel bir yaklaşım sergiledikleri tespit edilmiştir. Elde edilen sonuçlar, sağlık kurumlarında yönetici seçimi ve gelişimi süreçlerinde etik eğitiminin önemini vurgulamakta ve karar verme süreçlerinde etik ilişkili faktörlerin dikkate alınması gerekliliğine dikkat çekmektedir.

Ahmet Can Küçükkurt
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık çalışanlarının yeşil örgütsel davranışlarının yeşil örgüt iklimi ile ilişkisinin incelenmesi

Giriş ve Amaç: Bu tez çalışmasının temel amacı, sağlık çalışanlarının yeşil örgütsel davranışlarının yeşil örgüt iklimi ile ilişkisini incelemektir. Araştırmanın diğer bir amacı, yeşil hastane sertifikasına sahip olmayan bir özel hastanede çalışan sağlık çalışanlarının yeşil örgüt iklimi algıları ve yeşil örgütsel davranış düzeyleri ile yeşil hastane sertifikasına sahip olan bir özel hastanede çalışan sağlık çalışanlarının örgüt iklimi algıları ve yeşil örgütsel davranış düzeyleri arasındaki farklılığı değerlendirmektir. Gereç ve Yöntemler: Bu araştırma, tanımlayıcı ve kesitsel tipte bir çalışmadır. Araştırmada "Yeşil Örgüt İklimi Ölçeği" ve "Yeşil Örgütsel Davranış Ölçeği" ölçekleri kullanılmıştır. Anket formunun son bölümünde sağlık çalışanlarının çevreye karşı bireysel sorumlulukları ve kurumlarının sorumlulukları hakkındaki görüşlerini değerlendirebilmek adına iki açık uçlu soruya yer verilmiştir. Çalışma yeşil hastane sertifikasına sahip olmayan bir özel hastanede ve yeşil hastane sertifikasına sahip bir özel hastanede 10.07.2023- 25.07.2023 tarihleri aralığında gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın örneklemini 297 sağlık çalışanı oluşturmaktadır. Araştırmanın istatistiksel analizleri için IBM SPSS Statistic 25.0 istatistik programı, yapılandırılmış açık uçlu soruların analizleri için MAXQUDA 2020 programı kullanılmıştır. Bulgular: Araştırmaya katılan sağlık çalışanlarının yeşil örgüt iklimi algı düzeyi ve yeşil örgütsel davranış düzeyleri arasında orta düzeyde pozitif yönlü ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Yeşil hastanede çalışan sağlık çalışanlarının yeşil olmayan hastane çalışanlarına oranla daha yüksek yeşil örgüt iklimi algı düzeyine ve yeşil örgütsel davranış düzeyine sahip olduğu tespit edilmiştir. Sonuç: Sağlık yöneticileri geleceğin çevre dostu sağlık hizmetleri sistemlerini şekillendirmede temel bir itici güç olacağı düşünülmektedir. Bu bağlamda çevresel sürdürülebilirlik ve çevre yönetimi konularında yetkinliğe sahip sağlık yöneticileri, kurum içi çevre eğitimleri, liderlik desteği ve sürdürülebilir yönetim uygulamalarının yaygınlaştırılması, çevresel sorumluluk bilincinin güçlendirilmesine katkı sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: Yeşil Örgüt İklimi, Yeşil Örgütsel Davranış, Sağlık Çalışanları, Yeşil Hastane, Sağlık Yönetimi

Yeşil hastane
Gamze Kayar
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sosyal medyanın hedonik ve faydacı değeri ile sosyal medya yorgunluğunun iş performansı üzerine etkisi: Sağlık sektöründe bir uygulama

Sosyal medya, iş yeri dâhil hayatın her alanında sıkça kullanılmaktadır. Çalışanın sosyal medyayı ihtiyaç odaklı doğru kullanımı iş performansına fayda sağlayabilir. Fakat çalışanın sosyal medyayı hedonik nedenlerle çok fazla kullanması sosyal medya yorgunluğuna, iş performansı düşüklüğüne ve yaptığı işi aksatmasına neden olabilir. Sağlık sektöründe bir sağlık çalışanın işini aksatması insan hayatına etki edebileceğinden hayati derecede önemli sonuçlar doğurabilir. Bu nedenle çalışma, sosyal medyanın iş performansı üzerindeki etkisinin sağlık sektöründe araştırılması açısından önemlidir. Çalışmanın amacı, sosyal medyanın hedonik ve faydacı değeri ile sosyal medya yorgunluğunun, Edirne'de görev yapan sağlık çalışanlarının iş performansları üzerine etkilerini tespit etmektir. Bu bakımdan öncelikle literatür taraması yapılmış ve aralarında ilişki olduğu düşünülen değişkenleri içeren bir model oluşturulmuştur. Araştırmada veri toplama aracı olarak elektronik anket; örnekleme yöntemi olarak kolayda örnekleme yöntemi kullanılmıştır. Araştırmaya 393 kişi katılmıştır. Elde edilen veriler SPSS 20 programı ile analiz edilmiştir. Verilerin analizinde öncelikle ölçeklerin güvenilirlikleri Cronbach Alfa Katsayı yöntemi ile test edilmiş sonra her ölçek için açımlayıcı faktör analizi (AFA) gerçekleştirilmiştir. Sonrasında, araştırma kapsamında araştırılan hipotezlerin testi için çoklu regresyon ve korelasyon analizleri yapılmıştır. Yapılan analizler, sosyal medyanın hedonik ve faydacı değeri ile sosyal medya kullanımının sağlık çalışanlarının iş performansı üzerinde istatistiki olarak anlamlı bir etkisi olduğunu, ancak sosyal medya yorgunluğunun sağlık çalışanlarının iş performansı üzerinde istatistiki olarak anlamlı bir etkisinin olmadığı sonucunu ortaya koymuştur.

Gökalp Kurul
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

COVID-19 pandemisi sürecinde sağlık okuryazarlığı ve pandemiye yönelik algıların ilişkisi

Sağlık okuryazarlığı, bireylerin sağlık konusunda fikir sahibi olabilmelerine ışık tutarak, genel sağlık durumları hakkındaki bilgileri algılayıp anlamlandırabilmesidir. Bireylerin sağlıkları konusunda bilgi sahibi olabilmeleri, sağlıklarında yaşayabilecekleri olumsuzlukları yönetebilmelerini sağlayacaktır. Küresel dünya düzeninin değişmesi sebebiyle yaşanan olumsuzluklar insanların sağlıklarına doğrudan yansımakta ve bu durum sağlık okuryazarlığının gün geçtikçe önem kazanmasını sağlamaktadır. Günümüzde yaşanan COVID-19 pandemisi de sağlık alanında yıkıcı etkiler yaratmış, hükümet ve sağlık otoritelerinin pandemi karşısında müdahalelerde bulunmasına sebebiyet vermiştir. Tüm bunların yanında COVID-19 hakkında bilgilerin günümüz teknolojileriyle hızlı ve kolay yayılması, bireylerin COVID-19 pandemisine yönelik algılarının şekillenmesinde önemli derecede rol oynamış ve sağlık okuryazarlığının önemini gözler önüne sermiştir. Bu çalışma, COVID-19 pandemisi sürecinde bireylerin sağlık okuryazarlık seviyelerini ve sağlık okuryazarlık seviyelerini etkileyen faktörleri belirlemek, COVID-19 pandemisine yönelik genel ve nedenler algısını değerlendirmek ve COVID-19 pandemisi sürecinde sağlık okuryazarlığı ve pandemiye yönelik belirtilen algıların ilişkisini belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma Edirne merkez mahallelerinde ikamet eden 18 yaş ve üzeri bireyler esas alınarak yapılmıştır. Veri toplama aracı olarak anket yöntemi kullanılmıştır. Yapılan anket sonucunda elde edilen veriler parametrik ve parametrik olmayan testler kullanılarak istatistiksel yöntemlerle analiz edilmiştir. Gerçekleştirilen analiz sonucunda hem ölçeğin genelinde hem de alt boyutlarında Edirne ili merkez mahallelerinde ankete katılanların yaklaşık %30-%32'sinin yeterli sağlık okuryazarlık seviyesine sahip olduğu bulunmuştur. Bireylerin sağlık okuryazarlığı seviyelerinin ve COVID-19 pandemisine yönelik algılarının bazı demografik özelliklere göre farklılık gösterirken bazılarına göre farklılık göstermediği belirlenmiştir. Farklı SOY düzeyine sahip bireylerin COVID-19 pandemisine yönelik algılarının farklılık gösterip göstermediği, ele alınan ölçeğin boyutlarına göre değişmektedir.

Sağlık okuryazarlığı
Ceren Yılmaz Tunca
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Acil sağlık hizmetleri istasyonlarının sürdürülebilir kalkınma açısından analizi: Lüleburgaz örneği

İnsanlık, tarihi boyunca varlığını sürdürebilme ve sağlıklı olma hali iç güdüsüyle hareket etmiştir. Bu yaklaşım tarihsel dönemlerde farklılıklar göstermiş ve evrimleşmiştir. Sağlıklı olma arzusu 20. yüzyılda Dünya Sağlık Örgütü tarafından tanımlanmış olmasına karşın her ülkede ve her coğrafyada sağlık kavramının farklı algılanabildiği görülebilmektedir. Sağlık kavramına bakış ilk yardım ve acil müdahale konularında da her ülkenin kendi yapısına yönelik hedef ve amaçlarla ilerlemesine yol açmıştır. Her bireye eşit sağlık sunabilme talebi, gelişen ekonomiler ve artan nüfusun sonucu olarak sürdürülebilir kalkınma kavramı ortaya çıkmıştır. Sürdürülebilir Kalkınma kısıtlı kaynakların mevcut ve gelecek nesillere yetecek şekilde kullanılması ve planlanması olarak açıklanmaktadır. Bu çalışmada eşit ve kaliteli sağlık sunumu talebinin kısıtlı kaynaklarla mevcut ve gelecek nesillere yetebilmesi adına yapılacak planlamalar, 2015 yılında Birleşmiş Milletler tarafından belirlenen 17 ana hedef ve 169 alt hedefi bulunan sürdürülebilir kalkınma hedefleri üzerinden acil sağlık hizmetleri istasyonlarının analizi ortaya konmaktadır. Çalışmada somut çıkarım ve derinlemesine analizler yapılabilmesi adına pilot istasyon olarak Lüleburgaz 5 numaralı Acil Sağlık Hizmetleri İstasyonu seçilmiştir.

Kerem Can Battal
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de 1980 sonrası dönem mesleki sağlık risklerinin analizi

Sanayi inkılabıyla birlikte hemen her alanda devrimsel değişiklikler oluşmuştur. İş kazası ve meslek hastalıklarının tanımlanması da bu döneme denk gelir. Geçmişte de çalışıyorken kaza veya hastalık oluşması mümkündür. Ama sanayi inkılabına kadar büyük sanayi işletmeleri yoktu. Tarım toplumunda nüfusun çoğunluğu da geleneksel geniş aileden oluşuyordu ve ağırlık olarak kırda yaşıyordu. Geleneksel geniş ailede de geniş bir aile içi otokoruma mevcut olduğundan, aile işletmesi özelliğindeki çiftliklerde yaşanabilecek kaza veya hastalıklar karşısında aile üyeleri arasında dayanışmayla çözüm aranıyordu. Dolayısıyla değişen üretim yapısı, aile yapısı, yerleşim yapısı beraberinde geçmişte bireyin ve ailesinin sorumluluğundaki kaza ve hastalıklara karşı devlet korumasını gerekli kıldı. Almanya'da da sosyal sigortaların oluşturulmasındaki temel hareket noktası, iş kazası ve meslek hastalıklarına karşı korumayı içerecek sigorta kolu oluşturmaktı. Bu sigorta kolu ilk oluşumundan bu yana yüz elli yıla yaklaşan sürede dünyanın neredeyse tamamına yayıldı. İhtiyaç da iş güvenliği önlemlerine rağmen sanayinin yaygınlaşmasıyla giderek arttı. Bu çalışmada iş kazası ve meslek hastalıklarının Türkiye'deki durumunun analiz edilmesi amaçlandı. Dönem olarak 1980'den günümüze gelişim alındı. Literatür değerlendirmesinin yanı sıra ekonometrik analiz de gerçekleştirildi. Ekonometrik analiz olarak Granger nedensellik analizi kullanıldı. Elde edilen bulgular sektörlere göre istihdam hacminin iş kazası hacminin Granger nedeni olmadığını, ancak bir önceki yıla göre değişimde istihdam hacmi değişiminin iş kazasındaki yıllık değişimin Granger nedeni olduğunu gösterdi. Hâlbuki istihdam hacmi veya istihdamdaki yıllık değişimin meslek hastalığı üzerinde GRANGER nedenselliğinin olmadığı sonucuna varıldı.

Gözde Kurter
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoktoraAçık ErişimTR

Hemodiyaliz ve periton diyalizi maliyet ve maliyet etkililik analizi: Üniversite hastanesi örneği

Giriş ve Amaç: Kronik böbrek hastalığı, artan prevalansı ve tedaviye ilişkin yüksek maliyetleriyle sağlık sistemlerinde önemli bir yük oluşturmaktadır. Son dönem böbrek yetmezliği tedavisinde hemodiyaliz (HD) ve periton diyalizi (PD) en sık başvurulan yöntemlerdir. Bu çalışmanın amacı, bir üniversite hastanesinde HD ve PD tedavi modalitelerinin toplam maliyetlerini, artımlı maliyet-etkililik oranlarını ve yaşam kalitesine etkilerini karşılaştırmaktır. Gereç ve Yöntemler: Araştırma, 2023 yılında Trakya Üniversitesi Hastanesi'nde HD ve PD tedavisi alan hastalar üzerinde retrospektif ve kesitsel olarak yürütülmüştür. Maliyet verileri; tedavi, ilaç, tıbbi sarf malzemesi, personel ve genel gider kalemlerini kapsamış, hasta başına yıllık toplam maliyetler detaylı şekilde hesaplanmıştır. Klinik ve yaşam kalitesi değerlendirmelerinde EQ-5D-5L ve KDQOL-36 ölçekleri kullanılmıştır. Artımlı maliyet-etkililik oranı, her iki grup için hem yaşam kalitesi hem de maliyet verileri üzerinden hesaplanmış; istatistiksel analizler Mann-Whitney U testi ve regresyon ile gerçekleştirilmiştir. Bulgular: HD tedavisinin yıllık hasta başı toplam maliyeti geleneksel yöntemle 214.898 TL olarak belirlenmiş; PD'de ise bu değer 218.789 TL olarak saptanmıştır. Ancak HD'nin Sağlık Uygulama Tebliği kapsamındaki maliyeti 140.311 TL iken, PD'nin SUT maliyeti 218.789 TL'dir. Maliyet analizlerinde, HD'nin genel gider ve personel maliyetleri PD'ye kıyasla daha yüksek bulunmuştur. Yaşam kalitesi değerlendirmelerinde PD grubunda, EQ-5D-5L endeks skorları ve KDQOL-36 alt ölçeklerinde HD'ye göre bazı bölümlerde daha yüksek puanlar elde edilmiştir. ICER analizi sonuçlarına göre, PD belirli hasta profillerinde HD'ye göre daha maliyet-etkin bir seçenek olarak öne çıkmaktadır. Ancak, ileri yaş ve ek hastalığı olanlarda HD bazı klinik avantajlar sağlamaktadır. Sonuç: Çalışma, HD ve PD tedavi modalitelerinin sağlık hizmetleri açısından maliyet ve maliyet-etkililik farklarını ortaya koymuş ve sağlık politikalarının bu doğrultuda şekillendirilmesine yönelik önemli veriler sunmuştur. PD'nin belirli hasta gruplarında teşvik edilmesi, ekonomik sürdürülebilirliği artırabilir. Bulgular, hasta yaşam kalitesini ve ekonomik boyutları göz önünde bulundurarak daha dengeli tedavi stratejilerinin geliştirilmesi gerektiğini göstermektedir. Anahtar kelimeler: Hemodiyaliz, periton diyalizi, maliyet analizi, ICER, yaşam kalitesi

HemodiyalizPeriton diyalizi
Hakan Baltacıoğulları
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
DoktoraAçık ErişimTR

Sağlık kurumlarında malzeme yönetim süreçlerinin incelenmesi ve bir model önerisi

Giriş ve Amaç: Sağlık hizmeti sunumunda ihtiyaç duyulan malzemelerin istenilen nitelikte ve miktarda, zamanında ve uygun maliyetlerle hazır bulundurulması hizmetin aksamadan sürdürülmesi için ön koşuldur. Her geçen gün artan ihtiyaçlara karşılık kaynakların sınırlı olması sağlık kurumlarında etkin bir malzeme yönetim sistemine olan ihtiyacı arttırmaktadır. Bu çalışmanın amacı, sağlık kurumlarında mevcut durumda kullanılan malzeme yönetim sistemlerine ilişkin paydaşların görüşlerini alarak sistemin güçlü ve gelişmeye açık yönlerini tespit etmektir. Gerçekleştirilen durum tespiti sonucunda kamu ve özel sağlık kurumlarının kullanımına yönelik yeni bir malzeme ve tedarik zinciri yönetimi model önerisi ortaya konulmasıdır. Gereç ve Yöntemler: Bu çalışmanın evrenini, Türkiye'de sağlık sektöründe malzeme yönetim süreçleri içerisinde yer alan kişi ve kurumlar oluşturmaktadır. Çalışmada veri toplama yöntemi olarak nitel araştırma yöntemlerinden mülakat yöntemi kullanılmıştır. Örneklem için "amaçlı örnekleme" yöntemleri içinde yer alan 'maksimum çeşitlilik örneklemesi' ile evren içerisinden malzeme yönetimi süreçlerinin tarafları olduğu düşünülen paydaşlar arasından malzeme yönetimi alanında en az 2 yıl tecrübeye sahip toplam 39 yetkili ile mülakat yapılmıştır. Görüşme soruları, literatür taraması ve uzman görüşleri alınarak sağlık kurumlarında mevcut sistemde kullanılan malzeme ve tedarik zinciri yöntemleri, bunların güçlü ve gelişmeye açık yönleri, dijitalleşmenin malzeme yönetimi sistemlerine etkilerini yansıtacak ve yeni bir model önerisine katkı sağlayacak şekilde oluşturulmuştur. Görüşmeler tarafların izni gözetilerek, sesli ve yazılı kayıt şeklinde yüz yüze 01/09/2022-05/05/2023 tarihleri arasında gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler tamamlandıktan sonra sesli kayıtlar, çevrim içi yapay zekâ destekli sesi yazıya uyarlama (transkripsiyon) programları ile yazıya çevrilmiştir. El yazısı ile kayıt yapılan mülakatlar araştırmacı tarafından yazılarak dijital ortama aktarılmıştır. Görüşmeler QDA Miner programı ile analiz edilmiştir. Bulgular: Çalışmadan elde edilen bulgulara göre sağlık kurumlarında kullanılan malzeme ve tedarik zinciri yöntemlerinin sağlık kurumlarının ihtiyaçlarını karşılamada yetersiz kaldığı yönünde genel bir görüşün hâkim olduğu görülmüştür. Gerekçe olarak; mevcut yöntemler ile hızlı tedarik yapılamaması, stok ve depoların etkin yönetilememesi, mali sürdürülebilirliğin zayıflaması ve toplu alımlar ile yerel ihtiyaçların karşılanmasında yaşanan sorunlar ön plana çıkmaktadır. Katılımcılar mevcut yöntemler ile ilgili olarak toplamda 135 kere en az 1 güçlü yön bildirir iken, 172 kere en az 1 gelişmeye açık yön bildirmiştir. Tasarlanan yeni model önerisi ile ilgili olarak 39 katılımcıdan 26 katılımcı model önerimizi destekleme yönünde görüş bildirmiştir. Sonuç: Malzeme ve tedarik zinciri yönetimi süreçlerinin iyileştirilmesi için 6 genel strateji belirlenerek gerekçe, yöntem ve uygulanabilirlik açısından değerlendirilerek önerilmiştir. Sağlık kurumlarında yeni bir modele olan ihtiyacın ağırlıklı olarak ortaya çıktığı çalışmada; mevcut durumda kullanılan malzeme ve tedarik zinciri yöntemlerinde ortaya çıkan pek çok soruna ve hantal yapıya çözüm olması, içinde bulunduğumuz teknoloji ve hız çağına uygun olarak hızlı tedarik sağlama ve çalışma ile ortaya çıkan diğer faydaları göz önünde bulundurularak "Elektronik Malzeme ve Tedarik Zinciri Yönetimi Platformu" model önerisi tasarlanarak sunulmuştur. Anahtar kelimeler: Sağlık hizmetleri, sağlık kurumları, malzeme yönetimi, tedarik zinciri yönetimi, e-tedarik

Elektronik tedarikMalzeme tedarik sistemiMalzeme yönetimi+1
Ömer Taşkın
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık bilimleri fakültesi öğrencilerinin yapay zekâ genel tutumları ve kaygı durumlarının belirlenmesi

Giriş ve Amaç: Yapay zekâ teknolojileri sağlık alanında giderek yaygınlaşmakta olup, bu teknolojilere yönelik sağlık profesyoneli adaylarının tutum ve kaygılarının anlaşılması önem arz etmektedir. Bu çalışmada, Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin yapay zekaya yönelik genel tutumları ile kaygı düzeyleri değerlendirilmiş, bu değişkenler üzerindeki demografik ve bireysel etkiler analiz edilmiştir. Gereç ve Yöntemler: Tanımlayıcı ve kesitsel türdeki bu araştırmada, tabakalı örnekleme yöntemiyle belirlenen Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'ndeki 722 öğrenci çalışmaya dâhil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak "Yapay Zekâ Kaygı Ölçeği" ve "Yapay Zekâya Yönelik Genel Tutum Ölçeği" kullanılmıştır. Bulgular: Katılımcıların %80,6'sı kadın, %19,3'ü erkektir. Kadın öğrencilerin yapay zekaya yönelik kaygı düzeyleri, erkek öğrencilere kıyasla anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p = 0.006). Yapay zekâ hakkında bilgi düzeyi arttıkça öğrencilerin olumlu tutum puanları anlamlı şekilde artmakta (p = 0.000), kaygı düzeyleri ise azalmaktadır (p = 0.005). Yapay zekâ kaygısı ile tutum puanı arasında negatif yönlü, orta düzeyde anlamlı bir ilişki saptanmıştır (r =-0.481; p <0.05). Teknoloji kullanım becerisi, iş tecrübesi ve değişime uyum gibi değişkenler de tutum ve kaygı düzeylerini istatistiksel olarak anlamlı şekilde etkilemiştir (p <0.05). Ölçeklerin güvenirliği yüksek bulunmuştur: Yapay Zekâ Kaygı Ölçeği için Cronbach's α = 0.92; Yapay Zekâya Yönelik Genel Tutum Ölçeği için α = 0.72. Sonuç: Çalışma bulguları, sağlık bilimleri öğrencilerinin yapay zekaya yönelik tutum ve kaygılarının; cinsiyet, bilgi düzeyi, teknoloji kullanımı ve değişime açıklık gibi bireysel değişkenlerden anlamlı şekilde etkilendiğini göstermektedir. Özellikle olumlu tutumların yapay zekâ kaygısını azalttığı saptanmış olup, bu durum sağlık eğitiminde yapay zekâ farkındalığını artırmaya yönelik programlara ihtiyaç olduğunu ortaya koymaktadır.

KaygıSağlık yönetimiYapay zeka
Gamze Akar
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Trakya Üniversitesi Hastanesi'nde çalışan hekimlerinin malpraktis tutumlarının belirlenmesi ve korku düzeylerinin ölçülmesi

Giriş ve Amaç: Tıbbi hatalar ve malpraktis davaları, hekimlerin mesleki uygulamalarını doğrudan etkileyen önemli etkenler arasında yer almaktadır. Malpraktis korkusu, hekimin karar alma sürecini, mesleki özgüvenini ve hasta ilişkilerini etkileyebilirken tıbbi hatalara yönelik tutum, hekimin etik duruşunu ve mesleki sorumluluk anlayışını yansıtmaktadır. Bu çalışmanın amacı, hekimlerin tıbbi hatalara yönelik tutum düzeyleri ile malpraktis korkuları arasındaki ilişkiyi incelemek ve bu değişkenlerin çeşitli sosyo-demografik faktörlere göre farklılaşıp farklılaşmadığını ortaya koymaktır. Gereç ve Yöntemler: Araştırma, nicel desenli ve ilişkisel tarama modeline dayalıdır. Çalışmaya Trakya Üniversite Hastanesi'nde görev yapan 382 hekim katılmıştır. Veriler; katılımcıların demografik bilgileri, Tıbbi Hatalarda Tutum Ölçeği ve Malpraktis Korku Ölçeği kullanılarak elde edilmiştir. Verilerin analizinde tanımlayıcı istatistikler, bağımsız örneklem t-testi, tek yönlü ANOVA, Pearson korelasyon ve basit doğrusal regresyon analizleri uygulanmıştır. Bulgular: Katılımcıların tıbbi hatalara yönelik tutum düzeyleri genel olarak orta-üst düzeyde bulunmuştur. Malpraktis korkusu düzeyinin ise özellikle genç, kısa süredir görev yapan ve araştırma görevlisi unvanına sahip bireylerde anlamlı düzeyde daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Tıbbi hata algısı, yaş, unvan, mesleki deneyim süresi, bilgi düzeyi gibi değişkenlere göre anlamlı şekilde farklılaşmıştır. Malpraktis korkusu, doğrudan şikâyet edilme ve çevresinde ölüm/sakatlıkla sonuçlanan hata vakasına tanık olma durumlarında yüksek bulunmuştur. Ancak malpraktis korkusu ile tıbbi hatalara yönelik tutum arasında anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Regresyon analizine göre de malpraktis korkusunun tutumu yordama gücü oldukça düşüktür. Sonuç: Araştırma bulguları, hekimlerin tıbbi hatalara yönelik olumlu tutumlar geliştirdiğini ancak malpraktis korkusunun bazı gruplarda belirgin olduğunu göstermektedir. Malpraktis korkusu, tutum üzerinde anlamlı bir yordayıcı değildir. Bu nedenle, tıbbi hata farkındalığının sürdürülmesi, malpraktis konusundaki kaygıların dengelenmesi ve mesleki güven ortamının desteklenmesi amacıyla eğitim ve destek mekanizmaları geliştirilmelidir.

Hata yapma korkusuSağlık tutumlarıTıbbi hatalar
Yusuf Tekin Atman
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık kuruluşlarındaki atık yönetiminin değerlendirilmesi: Meta analiz çalışması

Bu çalışmanın amacı, Türkiye'deki sağlık çalışanlarının tıbbi atık yönetimi konusundaki bilgi, farkındalık ve uygulama düzeylerini meta analiz yöntemiyle değerlendirmek ve mevcut eksiklikleri sistematik olarak ortaya koymaktır. 2019–2023 yılları arasında yayımlanan ve sağlık çalışanları üzerine yapılmış toplam 8 çalışma meta analiz yöntemi ile incelenmiştir. Random Effects (rastgele etkiler) modeli kullanılarak analiz yapılmış; heterojenlik ve yayın yanlılığı testleri uygulanmıştır. Analize dahil edilen çalışmalarda, sağlık çalışanlarının bilgi düzeyleri ve uygulamaları arasında anlamlı heterojenlik (I²>%75) tespit edilmiştir. Funnel plot analizi ve Egger-Begg testleri sonucunda yayın yanlılığı bulunmadığı görülmüştür. Türkiye'de sağlık çalışanlarının tıbbi atık yönetimi konusundaki bilgi düzeylerinde bölgesel farklılıklar ve genel olarak yetersizlikler olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu bağlamda, eğitim ve denetim mekanizmalarının güçlendirilmesi önerilmektedir. Sonuç olarak, tıbbi atık yönetimi, çevresel etkilerin azaltılması ve toplum sağlığının korunması için önemli bir süreçtir. Sağlık kuruluşlarında atık yönetiminin etkili bir şekilde uygulanması, çevresel ve sosyal faydalar sağlayabilir. Literatürdeki çalışmaların meta analiz yöntemiyle değerlendirilmesi, tıbbi atık yönetimi politikalarının geliştirilmesine ve uygulanmasına katkı sağlayabilir.

Hüseyin Alpata
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Problem çözme becerisi ve çatışma yönetimi ilişkisinde, duygusal zekanın aracı rolü: Sağlık çalışanları üzerinde bir araştırma

Bu araştırmanın amacı, sağlık çalışanlarında problem çözme becerileri ile çatışma yönetimi stilleri arasındaki ilişkide duygusal zekânın (DZ) aracı rolünü incelemektir. Çalışma, Trakya Üniversitesi Eğitim ve Araştırma Hastanesinde görev yapan 270 katılımcıyla betimsel-ilişkisel desende yürütülmüştür. Veriler Kişisel Bilgi Formu, Problem Çözme Envanteri (PÇE), Çatışma Eylem Stilleri Ölçeği (ÇESÖ) ve Duygusal Zekâ Özelliği–Kısa Form (DZÖÖ-KF) ile toplanmıştır. DZÖÖ-KF dört kısa alt boyut içerir: iyi oluş (yaşam doyumu/iyimserlik), öz kontrol (duygu ve dürtü düzenleme), duygusallık (duyguları fark etme/ifade), sosyallik (kişilerarası etki/iletişim). Analizlerde çoklu regresyon ve aracılık modelleri kullanılmıştır. Bulgular, DZ'nin çatışma stillerinin güçlü bir yordayıcısı olduğunu göstermiştir: DZ kolaylaştırıcı ve uzlaştırmacı stilleri anlamlı ve pozitif; kaçınmacı stili anlamlı ve negatif yönde yordar. Sağlık bağlamına özgü olarak, DZ'nin zorlayıcı ve karşı koyucu stillerle de pozitif ilişkisi bulunmuştur. PÇE alt boyutlarından düşünen ve değerlendirici yaklaşımlar işbirlikçi stilleri artırırken, aceleci ve aşırı kendine güvenli yaklaşımlar bu stilleri zayıflatmıştır. Aracılık analizleri, özellikle uzlaştırmacı ve kolaylaştırıcı yollarda DZ'nin kısmi aracı olduğunu; kaçınmada DZ'nin doğrudan azaltıcı etkisine karşın aracılığın görülmediğini; zorlayıcı stilde ise kendine güvenli yaklaşım → zorlayıcı yolunda tam aracılık bulunduğunu göstermiştir. Demografik karşılaştırmalarda (p<.05), genç ve kıdemsiz gruplarda acelecilik/kaçınma daha yüksek; DZ ve analitik eğilimler kıdemle artmaktadır. Sonuç olarak, sağlık kurumlarında çatışmaları yapıcı biçimde yönetmek için DZ becerilerinin ve analitik/değerlendirici problem çözme stratejilerinin birlikte güçlendirilmesi kritik önemdedir; DZ özellikle kaçınmayı zayıflatmak, uzlaştırmacı/kolaylaştırıcı eğilimleri güçlendirmek yoluyla başlıktaki "aracı rol" hipotezini desteklemektedir.

Seçil Çelik
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Benin Cumhuriyeti'nde yaşayan diyabet ve kardiyovasküler hastalığı olan bireylerde sağlık hizmetlerine erişim, sağlık politikası algısı ve hastaların iyilik halinin karşılaştırılması

Bu çalışma, Benin Cumhuriyeti'nde diyabet ve kardiyovasküler hastalığı bulunan bireylerin sağlık hizmetlerine erişim düzeyleri, sağlık politikalarına ilişkin algıları ve iyilik hallerini karşılaştırmalı olarak incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın temel hedefi, kronik hastalık türünün bireylerin sağlık hizmetlerine erişimini, politika algılarını ve yaşam kalitelerini ne ölçüde etkilediğini ortaya koymaktır. Araştırma, tanımlayıcı ve karşılaştırmalı nitelikte kesitsel bir tasarım kullanılarak yürütülmüştür. Veriler, 2024 yılında Benin Cumhuriyeti'nin çeşitli bölgelerinde yaşayan toplam 408 katılımcıdan yapılandırılmış anket formu aracılığıyla toplanmıştır. Katılımcılar, diyabet (n=183) ve kardiyovasküler hastalık (n=225) tanısı almış bireylerden oluşmuştur. Veriler SPSS 27.0.1 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Frekans ve yüzde dağılımlarıyla birlikte, Ki-kare testi, Mann–Whitney U testi ve Kruskal–Wallis testi uygulanmıştır. İstatistiksel anlamlılık düzeyi p<0.05 olarak kabul edilmiştir. Elde edilen sonuçlar, iki hastalık grubu arasında sağlık hizmetlerine erişim açısından anlamlı bir fark olmadığını göstermiştir (p>0.05). Her iki grup da ulaşım, tedavi masrafları ve ilaç temininde benzer zorluklar yaşamaktadır. Sağlık politikalarına ilişkin algı bakımından da anlamlı bir fark saptanmamış, ancak katılımcıların çoğu mevcut sağlık politikalarının yeterince etkili olmadığı görüşünü belirtmiştir. Buna karşın, iyilik hali ve yaşam kalitesi boyutunda anlamlı farklılıklar gözlenmiştir (p<0.05). Kardiyovasküler hastalığı olan bireylerin stres ve kaygı düzeyleri daha yüksek, günlük aktivitelerdeki kısıtlanma oranı daha fazladır. Sonuç olarak, Benin'de sağlık hizmetlerinin yapısal eşitsizlikleri azaltmak, sağlık politikalarının görünürlüğünü artırmak ve kronik hastalıklara yönelik psikososyal destek mekanizmalarını güçlendirmek için kapsamlı bir yaklaşım gerekmektedir. Bu çalışma, Benin sağlık sistemi içinde kronik hastalıkların yönetiminde hem tıbbi hem de sosyal faktörlerin bütüncül biçimde ele alınmasının önemini vurgulamaktadır.

Nourou Gılles Assanı
Trakya University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık bilimleri fakültesi öğrencilerinde umutsuzluk ve iş güvencesizliği algısı arasındaki ilişkinin incelenmesi

Giriş ve Amaç: Bu araştırma, Sağlık Bilimleri Fakültesi öğrencilerinin iş güvencesizliği algısı ile umutsuzluk düzeyleri arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma, öğrencilerin karşılaştığı akademik ve mesleki belirsizliklerin psikososyal yansımalarını anlamaya yönelik bir çerçeve sunmaktadır. Bu kapsamda araştırma; öğrencilerin umutsuzluk düzeylerini azaltmaya, geleceğe yönelik olumlu bakış açılarını güçlendirmeye, mesleki motivasyonlarını ve öz-yeterlik algılarını desteklemeye odaklanmaktadır. Ayrıca kariyer planlama süreçlerine katkı sağlamak ve eğitim ortamlarında 21. yüzyıl becerilerinin geliştirilmesini desteklemek de çalışmanın amaçları arasındadır. Elde edilen bulguların, rehberlik hizmetleri, akademik danışmanlık sistemleri, kariyer merkezleri ve eğitim politikaları açısından uygulanabilir öneriler sunması beklenmektedir. Gereç ve Yöntemler: Araştırmanın evrenini, Edirne ili Trakya Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi'nde öğrenim görmekte olan öğrenciler oluşturmaktadır. Örneklem, bu evrenden kolayda örnekleme yöntemi ile seçilen ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan öğrencilerden meydana gelmiştir. Veriler yüz yüze anket tekniği ile toplanmıştır. Veri toplama aracı üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde katılımcıların demografik özelliklerini belirlemeye yönelik ifadeler, ikinci bölümde öğrencilerin iş güvencesizliği düzeylerini ölçmeye yönelik İş Güvencesizliği Ölçeği, üçüncü bölümde ise umutsuzluk düzeylerini belirlemeye yönelik Beck Umutsuzluk Ölçeği yer almaktadır. Beck Umutsuzluk Ölçeği; gelecek ile ilgili duygular, motivasyon kaybı ve gelecek ile ilgili beklentiler olmak üzere üç alt boyuttan oluşmaktadır. Toplam 990 öğrenciden elde edilen veriler SPSS 22.0 paket programı kullanılarak analiz edilmiştir. Analiz sürecinde tanımlayıcı istatistikler, güvenilirlik analizi (Cronbach Alfa), normallik testleri, korelasyon analizi, gruplar arası farkların incelenmesi (Mann–Whitney U, Kruskal–Wallis), gruplar arası anlamlı fark bulunması durumunda Post-Hoc testi ve son olarak ikili lojistik regresyon analizi uygulanmıştır. Yapılan normallik değerlendirmeleri sonucunda araştırma değişkenlerinin normal dağılım varsayımını karşılamadığı belirlenmiş ve bu nedenle gruplar arası karşılaştırmalarda parametrik olmayan testlere başvurulmuştur. Ölçeklerin geçerlilik ve güvenilirlik incelemesi kapsamında iç tutarlılık katsayıları hesaplanmış ve faktör analizi yapılmıştır. Bulgular: Cinsiyet açısından iş güvencesizliği ve toplam umutsuzlukta anlamlı fark bulunmazken, umutsuzluğun motivasyon kaybı boyutunda erkek öğrenciler lehine bir artış görülmüştür. İş tecrübesi iş güvencesizliği algısını belirgin biçimde değiştirmezken, deneyimi olmayan öğrencilerde umutsuzluk ve özellikle geleceğe yönelik beklentilerde olumsuzluk daha belirgindir. Bölümler arasında iş güvencesizliği bakımından anlamlı farklar bulunmuş, sağlık yönetimi öğrencileri daha yüksek güvencesizlik algısı bildirmiştir. Korelasyon analizleri iş güvencesizliği ile umutsuzluk ve alt boyutları arasında pozitif ilişkiler olduğunu göstermiş; lojistik regresyon sonucunda ise iş güvencesizliği puanındaki bir birimlik artışın öğrencilerin umutsuz olma olasılığını yaklaşık 3,3 kat artırdığı, cinsiyetin kısmen etkili olduğu, yaş ve iş tecrübesinin ise sınırlı bir rol oynadığı belirlenmiştir. Sonuç: Bu araştırma, sağlık bilimleri fakültesi öğrencilerinin iş güvencesizliği algısı ile umutsuzluk düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki olduğunu ve bu ilişkinin bazı sosyo-demografik özelliklere göre kısmen farklılaştığını göstermiştir. Öğrenciler genel olarak orta düzeyde iş güvencesizliği algılamakta; bu algı cinsiyet ve iş tecrübesine göre değişmezken bölüm ve sınıf düzeyine göre farklılık göstermektedir. Özellikle Sağlık Yönetimi öğrencilerinde iş güvencesizliği algısının daha yüksek olması, mezuniyet sonrası istihdam belirsizliğine daha duyarlı olduklarını düşündürmektedir. Umutsuzluk düzeyi genel olarak değişkenlere göre anlamlı farklılık göstermese de motivasyon kaybı ve geleceğe ilişkin beklentiler boyutlarında erkek ve iş tecrübesi olmayan öğrenciler aleyhine sınırlı farklılıklar bulunmuştur. Analizler, iş güvencesizliği arttıkça umutsuzluğun da arttığını ve iş güvencesizliğinin umutsuzluğun güçlü bir yordayıcısı olduğunu ortaya koymuştur.

Duahan Yıldırım
Trakya University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Üniversite öğrencilerinde beslenme alışkanlıkları ve obezite riski: Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi örneği

Bu çalışmada, üniversite öğrencilerinin beslenme alışkanlıklarını ve obezite görülme sıklığını belirlemek amacıyla Namık Kemal Üniversitesi öğrencileri örneklem alınmıştır. Öğrencilerin boy ve kilo verileri ile beden kitle endeksleri hesaplanarak Dünya Sağlık Örgütü obezite gruplandırmasında hangi kategoride yer aldıkları saptanmıştır. Ayrıca üniversite öğrencilerinin demografik özelliklerini, (yaş, cinsiyet, boy, kilo, gelir düzeyi, kardeş sayısı) beslenme tercihlerini, obezite hakkındaki farkındalıklarını ve bilgi düzeylerini ölçümlemek amaçlanmıştır. Veri toplama aracı olarak 35 sorudan oluşan anket metni kullanılmıştır.Anket metni Namık Kemal Üniversitesi'nde öğrenim gören 302 öğrenci tarafından yanıtlanmıştır. Bu çalışmada oluşturulan bu anketten elde edilen verileri kullanarak, fazla kilolu ve obez olma durumu ile obezite oluşumuna etki eden bireysel ve çevresel faktörler arasındaki ilişkideki cinsiyet farklılıkları incelenmiştir. Tezin birinci bölümünde beslenmenin tanımı, beslenme alışkanlıkları, besin hijyeni, güvenilirliği, yeterli ve dengeli beslenme ile yetersiz ve dengesiz beslenme durumları ve gençlerde beslenme davranışlıkları hakkında bilgiler verilmiştir. Tezin ikinci bölümünde obezitenin tanımı yapılarak, obezite oluşumuna neden olan faktörler, sebep olduğu hastalıklar, çözüm önerileri, tedavi yöntemleri, Dünya'da ve Türkiye'de obezite görülme sıklıkları ve obezitenin ekonomik boyutları hakkında bilgiler yer almaktadır. Tezin son bölümünde ise; Namık Kemal Üniversitesi'nde öğrenim gören öğrenciler üzerinde gerçekleştirilen anket çalışması sonuçları; ki kare testi ile analiz edilmiş ve betimleyici analiz ile yorumlanmıştır. Anketin güvenilirliği Cronbach Alpha testi ile ölçülmüştür. Ayrıca anket çalışması ile elde edilen verilerin ki kare testi sonuçları daha önce beslenme alışkanlıkları ve obezite konularında yapılan çalışmaların sonuçları ile karşılaştırılmış, ekonomik, genetik, çevresel ve kültürel faktörler ile bireysel tercihlerinobezite oluşumuna etkileri incelenmiştir.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme davranışı+2
Çağla Kahraman
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de sağlık sisteminin gelişimi: Sağlıkta Dönüşüm Programı (2003-2011)

Sağlık ikamesi olmayan bir kavram olduğundan her ülke insan sağlığını ve toplum sağlığını önemsemektedir. Bu amaçla sağlık sistemindeki aksaklıkları gidermek için hükümetler kendi sağlık politikalarını belirlerler. Türkiye'de 1980'li yıllardan itibaren sağlık sistemindeki aksaklıklar sebebiyle sağlık reformlarına ihtiyaç duyulmuştur. Sistemdeki tıkanıklıkları gidermek için 2003 yılında Sağlıkta Dönüşüm Programı uygulanmaya başlamıştır. Sağlıkta Dönüşüm Programı, 'herkese sağlık' başlığıyla yola çıkmıştır. Sağlıkta Dönüşüm Programı'nın amaçları sağlık hizmetlerinin etkili, verimli ve hakkaniyete uygun şekilde organize edilmesi, finansmanının sağlanması ve sunulmasıdır. Program hedeflerine ulaşabilmek için herkesi sigorta kapsamına alan Genel Sağlık Sigortası sistemi getirilmiştir. Sağlık hizmetlerine ulaşılabilirliği arttırmak için koruyucu sağlık hizmetleri ücretsiz verilmeye başlanmıştır. Sağlık Bakanlığı yeniden yapılandırılmıştır, bu bağlamda Sağlık Bakanlığı artık hizmeti sunan değil denetleyen bir görevle sağlık hizmetlerinde bulunmaktadır. Program kapsamında sağlık hizmetleri sunum ve finansmanı birbirinden ayrılmıştır. Yapılan bu değişikliklerle beraber Türkiye sağlık sistemi Sağlıkta Dönüşüm Programı ile yapısal bir dönüşüm yaşamıştır. Anahtar Kelimeler: Sağlık, Sağlıkta Dönüşüm Programı, Genel Sağlık Sigortası, Aile Hekimliği

Sağlık Dönüşüm ProgramıSağlık hizmetleriSağlık politikası+2
Tuba Akkavak
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelerin çalışma motivasyonlarını arttırmada etkili faktörler: Türkçe literatürün incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, Türkiye'de çalışan hemşirelerin motivasyon ve demotivasyon kaynaklarını araştırmaktır. Bu araştırma, Türkçe lirteratürün inceleme çalışması olup, YÖK Tez kataloğu, ULAKBİM TR dizin,Florence Nightingale Hemşirelik Dergisi, Ege Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Dergisi, Anadolu Hemşirelik ve Sağlık Bilimleri Dergisi, Hemşirelikte Eğitim ve Araştırma Dergisi, Sağlık ve Hemşirelik Yönetimi Dergisi, Hemşirelik Akademik Araştırma Dergisi, Hacettepe Hemşirelik Dergisi ve Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Fakültesi Elektronik Dergisi 2010-2017 yılları arasında "motivasyon" ve "hemşire" anahtar kelimelerinin başlık ve özet bölümünde arama kriterlerinde kullanılarak yapılmıştır. Literatürün sistematik taraması sonucunda 21 tam metin incelenmiştir. Hemşirelerin çalışma motivasyon düzeylerini ele alan çalışmalarda çoğunluklakatılımcıların 25 yaş altında olduğu, tasarım tipinin tanımlayıcı olduğu, evren büyüklüklerinin 80 ile 2250 arasında değiştiği görülmüştür. Yedi çalışmada "Motivasyon Kaynakları Envanteri",iki çalışmada "Minneseto İş Doyum Ölçeği", dört çalışmada "İş Motivasyonu Ölçeği", dört çalışmada "Motivasyon Ölçeği", bir çalışmada"Motivasyon Araçları Önem Derecesi Formu" ve bir çalışmada "Motivasyon Faktörleri Anketi"ölçme aracı olarak kullanılmıştır. Bazı çalışmalarda, çalışma koşulları/şartları kaynaklı değişkenler (toplam hizmet süresi, haftalık çalışma süresi, çalışma şekli, ek gelir durumu, çalışma pozisyonu, statü, çalışma ortamında gerekli olan araç ve gerecin yeterlilik durumu, hastanede hemşireler için sosyal etkinlik yapılma durumu)hemşirelerin iş motivasyonları üzerinde etkili motivatör olduğu gösterilirken; bazılarında daiş motivasyonu üzerinde etkisinin olmadığı yada demotive edici olduğu gösterilmiştir.Takdir ve saygı görme, ödüllendirme, mesleğe kendi isteği ile girme/severek yapma, örgütsel adalet,iş güvencesi, sosyal güvence, yöneticilerin değer vermesi,yapılan işin takdir edilmesi, kararlara katılma, inisiyatif kullanma, çalışana önem verilmesi, adil disiplin anlayışı, işte yeni beceriler kazanabilme, kurumsal kültürü amaçları benimseme, mesleğini severek yapma, çalışılan iş için bilgi ve tecrübe yeterliliği,sorumlu hemşirelerin olumlu liderlik tutumları, iletişim ve çalışan memnuniyeti hemşirelerin iş motivasyonu üzerinde diğer etkili unsurlar olarak belirlenmiştir;Ayrıca, çalışma ortamın damobing davranışlarının artışının hemşirelerin motivasyonlarını azalttığıgörülmüştür.

HemşirelerHemşirelikMotivasyon
Filiz Yücel
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

2010 sonrasında Türkiye'de sağlık turizminin gelişimi

Sağlık turizmi tedavi olmak, şifa bulmak ve iyileşme adına bir ülkeden diğer ülkeye yapılan seyahat olarak tanımlanmaktadır. Sağlık turizmi son yıllarda tüm dünyada oldukça önem kazanan bir turizm çeşidi haline gelmiştir. Dünyada ulaşım ve haberleşme olanaklarının artması, insanların boş zamanlarının çoğalması, turizmin yükselişi ile birlikte son yıllarda insanların kendi ülkelerindeki tedavi imkanlarının kısıtlı olması veya pahalı olması ve farklı ülkelerden sağlık hizmeti alma isteği 'Sağlık Turizminin' oluşmasına neden olmuştur. Sağlık turizmi gelişmekte olan ve gelişmiş ülkelerde yeni bir pazar oluşturduğu için büyük önem arz etmektedir. Ekonomik katkısı fazla olduğundan ülkeler turist çekme yarışına girmişlerdir. Türkiye'de sağlık turizmi için uygun imkanlar mevcut olmakla birlikte sağlık turizmi alanında oldukça yüksek potansiyele sahip ülkelerden birisidir. Türkiye'den bu alanda lider ülkeler arasına girebilmek, rekabet edebilmek ve pastasından düşen payı alabilmek için yatırım be tanıtım çalışmalarının arttırılması beklenmektedir.

Medikal turizmSağlık turizmiTürk turizmi
Çisem Büyükkaya
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkez Müdürlüğünde çalışan sağlık personelinin biyomedikal ve klinik mühendisliği uygulamaları farkındalığını etkileyen etmenlerin incelenmesi ve iş güvenliğine etkisi

Klinik ve Biyomedikal Mühendislik bilimi, mühendislik ilkelerini tıp alanına uygulayarak her zaman daha gelişmiş ve kullanılabilir teknolojiler üretir. Bu teknolojileri geliştirirken insan ve hayvan anatomik, fizyolojik yapı ve sistemlerini anlayarak, canlı vücuduna uygun yeni teknolojiler geliştirerek olası sorunları çözer, sağlığı geliştirir. İş sağlığı ve güvenliği, iş yerlerinde çalışırken karşılaşılabilecek olası kaza ve risklerden kaynaklanan sağlığı fiziksel ve ruhsal olarak etkileyen zarar verici koşullardan korumak amacıyla yapılan düzenli ve bilimsel çalışmalar bütünüdür. Bu çalışma ile Biyomedikal ve Klinik Mühendisliğin üniversite hastanesindeki yeri, öneminin ve iş sağlığı ve güvenliğine etkilerinin anlaşılması amaçlanmıştır. Çalışmamız ile hastanedeki tıbbi cihaz kullanıcılarına ulaşılmıştır. Kullandıkları cihazlar ve riskleri hakkında veriler toplanmış ve değerlendirilmiştir. Cihaz kullanıcılarının, cihazları kullanırken verimli kullanıp kullanılmadığı yaptığımız çalışmayla incelenmiştir. Ayrıca tüm hastane genelinde Biyomedikal Birimi'nin varlığı ve hastanenin bu birimden nasıl faydalandığı hakkında veriler toplanmıştır. Çalışmamıza NKUSUAM'de çalışan ve tıbbi cihaz kullanan hekim, hemşire, tekniker, sağlık personeli ve yöneticiler olmak üzere 240 kişi katılmıştır. Çalışmada veri elde etmek için anket formu kullanılmıştır. İlk anket formu araştırmacılar tarafından ilgili literatür incelenerek oluşturulmuştur. İkinci anket formu Öztürk tarafından geçerlilik ve güvenilirlik çalışması yapılmış İş Güvenliği Ölçeğidir. Biyomedikal ve Klinik Mühendislik hastanelerdeki cihazların düzenli bakım onarım ve takibini yapar. Ayrıca hastaneler için önemli bir yatırım planlayıcısı ve firmalar ile hastaneler arasında arabulucudur. Hastane bütçesine uygun ve güvenilir olarak cihazların alımını ve takibini yapar. Ek olarak cihazların düzenli ve kullanımına aykırı olarak çalışıp çalışmadığını da takip eder. Bu nedenle hastanelerde geniş bir yelpazede çalışırlar. Bu toplanan veriler ışığında Biyomedikal Biriminin hastanedeki varlığı az da olsa bir kesim tıbbi cihaz kullanıcıları tarfından bilinmemektedir. Fakat sağladığı faydalar Biyomedikal Birimi'nin hastanede hastalara, tıbbi cihazlara ve tıbbi cihaz kullanıcılarına yararlı olarak kullanıldığını göstermiştir. Ayrıca Biyomedikal Birimi'nin varlığının tıbbi cihaz kullanıcıları ve hastaların güvenliği için önemli olduğu da bu çalışma ile saptanmıştır. Cihazların zararlı etkilerinin azaltılması açısından tıbbi cihazların takibinin yapılmasının gerekliliği görülmüştür. Cihazlar kullanıcılara ve hastalara doğrudan veya dolaylı olarak zararlı etkiler gösterebilir. Bu risklerin azaltılmasında Biymedikal Birimi önemli bir rol oynar. Anahtar Kelimeler: Biyomedikal Mühendislik, Tıbbi Cihaz, Klinik Mühendislik, İş Sağlığı ve Güvenliği, Farkındalık, Sağlık Personeli

Biyomedikal mühendisliğiHastanelerHastaneler-üniversite+5
Serkan Ayan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tekirdağ ilinde çalışan eczacılarda iş doyumu ve etki eden faktörlerin belirlenmesi

Ülkemiz sağlık sektöründe büyük çoğunlukla serbest eczane eczacısı olarak sağlık hizmeti veren eczacıların yanı sıra kamu ya da özel sektöre bağlı hastanelerde görevli sağlık hizmeti veren eczacılar da bulunmaktadır. Eczacıların eczacılık mesleğinin doğası gereği hasta,hasta yakını ve tedavi sürecine dahil kişilerle birebir iletişime dayalı iş yapış şekilleri nedeniyle çalışma hayatının olumsuz etkilerine maruz kalma olasılığı diğer mesleklere göre yüksektir.Bu araştırmanın amacı toplumsal sağlığın korunması ve iyileştirilmesi anlamında önemli görevler üstlenmiş eczacıların iş hayatının olumsuzluklarından İş Doyumu ve Tükenmişlik Ölçülerine göre nasıl etki aldığını ortaya koymaktır.Bu amaçla Tekirdağ İlinde çalışan eczacılar arasında Kişisel bilgileri içeren sorular, Minnesota İş Doyum Ölçeğine ait sorular ve Maslach Tükenmişlik Ölçeğine ait sorulardan oluşmuş bir anket çalışması uygulanarak, elde edilen veriler analiz edilmiştir. Çalışmanın ilk bölümünde iş doyumu kavramı tüm kapsamı ile ele alınarak iş doyumunun kavramsal çerçevesi veiş doyumunu etkileyen faktörler başlığı altında da bireysel faktörler ve örgütsel faktörler açıklanacaktır. Çalışmanın ikinci bölümünde tükenmişlik kavramı incelenerek, kavram hakkında ki yaklaşımlar ele alınacaktır. Tükenmişlik kavramı belirtileri bireysel, duygusal, fiziksel, davranışsal ve örgütsel belirtiler olarak alt başlıklar halinde incelenecek ve tükenmişliğin evreleri, sonuçları ile başaçıkma yöntemleri ele alınacaktır.

EczacılarEczacılıkSağlık personeli+3
Meral Omur
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Havalimanlarında iş sağlığı ve güvenliği: 3. havalimanı örneği

Dünya'da olduğu gibi ülkemizde de meydana gelen iş kazaları sonucu hayatını kaybedenlerin sayısı hayli fazladır. Özellikle iş sağlığı ve güvenliği konusunda kazalara yönelik alınan önlemlerin yetersiz oluşu, çalışanların eğitimlere yeterince önem vermemesi ve kişisel koruyucu donanımların yeterince özverili kullanılmaması nedeniyle ortaya çıkan durumun sonuçları hayli ağır olmaktadır. İş kazalarına yönelik önleyici programların geliştirilmesi ve denetiminin doğru ve yeterli şekilde yapılması gerekir. Bu çalışmada; Türkiye'de ve Dünya'da iş sağlığı ve güvenliği kavramına ilişkin tanımlamalara ve havalimanlarındaki uygulamalara yer verilerek, iş sağlığı ve güvenliğini konusunda havalimanlarındaki uygulamalar ve bu uygulamaların Üçüncü Havalimanında nasıl yapıldığı konusu araştırılmıştır. Ayrıca çalışmamızda; Türkiye'de ve Dünyada iş sağlığı ve güvenliği konularına ilişkin yazılmış olan tezler, internet kaynaklı sistemlerden alınmış bilgiler, konu ile alakalı kitaplar ve makalelerden yararlanılarak kaynak tarama tekniği kullanılmıştır. Araştırmada sonunda anket yönteminden faydalanılmıştır.

Hava alanlarıHava yollarıHava yolu işletmeleri+4
Ozan Karaca Aydın
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hastanelerde afet planlaması: Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi hastanesi üzerine bir inceleme

Afetler insanoğlunun geçmişten bugüne kadar sürekli karşılaştığı ve bundan sonraki zamanlarda da her an yüzleşebileceği, yıkıcı sonuçlar doğuran bir süreçtir. Literatürde birçok tanımı bulunan afet; yerleşim yerlerini olumsuz olarak etkileyerek yerel kaynakların bu olay ile mücadelede yetersiz kaldığı, toplumda maddi ve manevi kayıplar doğuran ani ve beklenmeyen olaylardır. Afetlerin yaşanması kaçınılmazdır. Ancak afetlerin bu yıkıcı etkilerinden korunmak ve en aza indirmek için çalışmalar yapmak, planlar oluşturmak, afet sürecinde de bu planları uygulamak gerekmektedir. Tüm bu süreçler afet yönetimi içerisinde değerlendirilmektedir. Afet yönetim süreci içerisinde sağlık sektörünün önemi oldukça fazladır. Sağlık hizmetlerinin en kapsamlı sunulduğu kurumların başında hastaneler gelir. Hastaneler rutin sağlık hizmetlerini sunmalarının yanı sıra afetlerde artan talebi de karşılamak zorundadır. Çalışmada afet kavramı, afet yönetim sistemi, afetlerde sağlık yönetimi ve hastanelerde afet yönetimi incelenerek Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesi Hastane Afet ve Acil Durum Planı değerlendirmesi yapılacaktır.

Acil durum planlamasıAfet hazırlığıAfet yönetimi+4
Sinan Tuna
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Toplumsal cinsiyete dayalı işbölümü ve işyerinde ayrımcılık: Kadın hemşireler örneği

Kadınların maruz kaldıkları cinsel ayrımcılığın çalışma yaşamında görülmesinin hem kadın, hem de işyerleri açısından pek çok olumsuz sonucu bulunmaktadır. Bu ayrımcılığın ulusal ve uluslararası mevzuatlarla yasaklanan ve çalışma yaşamının birçok bölümünde görüldüğü bilinmektedir. Bu çalışma ile iş yaşamında cinsel ayrımcılık kavramının kadınlar üzerindeki etkilerinin neler olduğu belirlenmeye çalışılmıştır. Kadının toplum içerisinde güçlendirilmesi ve geliştirilmesi etkin olacak bir politikaya, stratejiye ve tüm bunların uygulamaya konulması hususu büyük önem arz etmektedir. Eşitliğin cinsiyetler arasında sağlanması ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığının yok edilmesi konusunda genel atılımlar yapılmış olmasına rağmen, konuya dair istenilen seviyeye varmak için aşılması gereken bir çok kademe vardır. Yapmış olduğum bu çalışmada son 15 yıl içerisinde konu ile ilgili yapılmış araştırmalara dair geniş bir literatür taraması yapılmış ve konu hakkında yazılan makale ve kitaplardan yararlanılmıştır. Çalışmada yukarıda da belirtildiği üzere kadın ve erkek arasındaki eşitsizlikler, kadının çalışma hayatındaki yeri ve sağlık hizmetlerindeki kadın emeğinin önemi gibi birçok alandaki eksiklikler üzerinde durulmuştur. Sağlık hizmetleri, geçmişten günümüze kadınların çoğunlukta olduğu bir hizmet alanıdır. Sağlık hizmetleri içerisinde temel sağlık hizmetleri alanında bulunan koruyucu sağlık hizmetleri ve tedavi hizmetlerinin çoğunlukta bulunduğu hastanelerde kadınlar sağlık çalışanları içerisinde çoğunluğu oluşturmaktadır. Bu hizmet, beraberinde mesleki olarak yapılan cinsiyet ayrımcılığını ve ayrım doğrultusunda örnekler içerdiği görülmektedir. Sağlık hizmetlerinde böylesi bir durumun bulunmasına rağmen bu hizmet alanında çalışan kadınlar üzerinde bir takım ayrımlar söz konusu olmakta ve kadınlar da hem ev işlerinin yüküne, hem de çalışma alanında yapılan haksız muamelelere maruz kalmaktadırlar. Sağlık hizmetleri içerisinde büyük bir çoğunluğu oluşturan hemşirelik mesleği ve bu hemşirelik mesleğinin içerisinde kadınların yoğun bir şekilde bulunması ve hasta ile en çok etkileşim içerisinde olan bu meslekte çalışan kadınların ayrımcılık deneyimlerinin neler olduğunun tespiti yapılacaktır. Kadının anne olmasının özelliğinden dolayı, kadınların bu mesleği yapmasının daha da uygun olduğuna dair düşünceler bulunmaktadır. Ancak, annelik duygusu da, meslek yaşamı içerisinde de beklendiğinden emeğinin karşılığının bir kısmının görünmemesine neden olmaktadır. Bu açıdan bakıldığında hemşirelik mesleğinin tanımının sürekli olarak esnediği görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Toplumsal Cinsiyet, İş Bölümü, Ayrımcılık, İş yeri Olarak Hastane, Kadın Hemşireler

AyrımcılıkCinsel kimlikHastaneler+5
Hüseyin Marangoz
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık kurumlarında sağlık personeli dışında çalışanların spiritüalite ile ilgili görüş ve tutumları

Çalışma, sağlık kurumlarında sağlık personeli dışında çalışanların spiritüalite ile ilgili tutumlarını, görüşlerini ve bunları etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde 110 çalışanla gerçekleştirildi. Tanımlayıcı ve kesitsel nitelikte olan araştırmanın verileri, literatür taraması sonrasında araştırmacılar tarafından oluşturulan anket formu kullanılarak elde edildi. Elde edilen verilerin analizin için frekans, yüzde, ortalama ve standart sapma analizleri, Chi-Square Test, Shapiro-Wilk Testi, Independent Samples T Test, Mann-Whitney U Test, One-Way ANOVA ve Kruskal-Wallis Testi kullanıldı. Araştırmaya katılan çalışanların yaş ortalaması 31,74±7,27, %71,8'i kadın, %28,2'si erkek, %13,6'sı ilköğretim ve altı, %40,9'u lise, %45,5'i lisans ve üzeri eğitim düzeyine sahip idi. Çalışanların gelir durumlarına göre ise %59,1'nin iyi, %40,9'nun düşük gelir düzeyine sahip olduğu, %52,7'sinin evli, %47,3'nün bekâr, ortalama 1,51±0,5 çocuğa sahip oldukları, çoğunun (%63,6) kendi memleketlerinde veri giriş personeli (%67,3) olarak görev yaptığı saptandı. Çalışanların %40,9'u spiritüaliteyi güçlüklerle baş etmede kullandığı ve spritüalitenin yaşadıkları stresi azalttığı, %35,5'i moralini düzeltmek için spritüaliteye başvurduğu, %36,4'ü spritüalitenin kendisini yaşama bağladığı, %33,6'sı diğer kişilerle olan iletişimini etkilediği, %31,8'i hastane ortamında spiritüel gereksinimlerini karşılamak istediği, sadece %19,1'nin spiritüel gereksinimlerinin herkes tarafından bilinmesinin kendisini tamamen rahatsız ettiği saptandı. Çalışanların %35,4'ü hastaların spritual bakım gereksinimlerinin karşılanmasında hastanede görev yapan sağlık çalışanları ile birlikte sağlık çalışanı olmayan tüm sağlık kurumu personelinin de görev yapması gerektiğini, %78,2'si hastanede verilen spiritüel bakımın yetersiz olduğunu düşündüğü, sadece %11,8'i spiritüel bakıma destek verme isteğinde bulunmadığı belirlendi. Çalışanların %91,8'i hastaların spiritüel hastane ortamında karşılanması gerektiğini, %31,8'i hastanede hastaların spiritüel gereksinimlerinin karşılanması için kesinlikle danışılabilecek bir uzman olması gerektiğini, %35,5'nin hastaların spiritüel desteği isteme ya da reddetme hakkına sahip olduğunu düşünmekte idi. Sonuç olarak, araştırmamızda çalışanların spiritüel desteği yeterli bulma durumu ile eğitim düzeyleri, spiritüel desteğin hastaların psiko-sosyal iyileşmesine katkısı olduğunu düşüncesi ile hastanedeki görevleri, spiriüalitenin hastalıklarla baş etmede ve hastalara moral vermede etkili olduğu düşüncesi ile medeni durumları, spiritüalitenin sağlığı olumsuz etkileyecek davranışları hastalarda engellediğini düşüncesi ile çocuk sahibi olmaları ve yaşları, spiritüalitenin hastalarda iletişimi etkilediği düşüncesi ve çalışma hayatlarında hastaların spiritüel gereksinimlerini daha fazla göz önünde bulundurması ile memleketlerinde görev yapma durumları arasında anlamlı ilişki saptandı (p˂0,005).

Dini imanManeviyatSağlık kuruluşları+3
Nur Boztepe
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Küreselleşmenin kentler üzerindeki etkileri: Tekirdağ örneği

Küreselleşmenin tanımı yapılırken ortak bir paydada buluşulamama olmasına rağmen sonuç olarak aynı anlama denk gelen tanımlamalar yapılmaktadır. Gündelik yaşamımızla doğrudan ilintili olması tek başına bağımsız düşünülememesi küreselleşmenin her alanda etkilerinin olduğunu söyleyebilmek mümkündür. Pek çok akademik araştırmalarda yapılan tanımlamalar farklılık gösterse de çıkarılan varsayımların ve sonuçların birbirine yakın görüşler olduğunu söyleyebiliriz. Dünya üzerinde öne çıkan şehirler kendilerine has özellikleriyle simgesel şehirler olarak karşımıza çıkmaktadır. Günümüz metropolleri küreselleşen dünyada etkileşimden payını almaktadır. Şehirler arası iletişimin yoğun olması ticaretlerin artık ülkeler arası yerine mega kentler diye adlandırılan şehirler arasında yapılması metropol şehirlerin önemini giderek arttırmaktadır. Bu nedenle metropollerde gelişimin sürekli devam ettirilmesi ülkeler ve kentler arasında iletişiminin yoğunlaşması gerekmektedir. Ülkemizde dünya kenti olarak kabul gören İstanbul metropollere en iyi örnek olarak gösterilebilir. İstanbul'a yakın illerden olan Tekirdağ'ın yani şehrimizin gelişimini yapması metropol şehirler arasında yer alması bunu da küresel dünya akışı içinde sürdürmesi gerekmektedir. Yoğunlaşan küreselleşme ile beraber Tekirdağ'ın da bu etkileşimden uzak kalmayarak metropoller arasında yer alacağı tahmin edilmektedir. Bu bağlamda yapılan araştırmada küreselleşmenin çeşitli tanımlamaları yapılırken aynı zamanda küreselleşmenin farklı boyutları ele alınmaktadır. Dünya üzerinde var olan kent modellerine değinilerek ülkemizde üç büyük şehir üzerinden açıklamalı olarak tasvir ve karşılaştırmaları yapılmıştır. Bu çalışmada küreselleşen dünyada küreselleşmenin şehirler üzerinde oluşturduğu etkiler çeşitli kaynaklardan yararlanılarak ortaya konulmaya çalışılmaktadır. Anahtar Kelimeler: Küreselleşme, Metropol, Şehir, Tekirdağ.

BüyükşehirlerKentlerKüreselleşme+3
Emre Taşdan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Tekirdağ ili Kamu Hastaneleri Genel Sekreterliğine bağlı hastanelerde dış kaynak kullanımı: Çorlu Devlet Hastanesi örneği

Sağlık hizmeti üreten hastaneler, çok farklı faaliyet organizasyonlarını bünyelerinde bulunduran günümüzün en karmaşık işletmelerindendir. Bu faaliyetler, sağlık hizmetleri ve sağlık hizmetlerini destekleyen diğer hizmetler olmak üzere iki ana başlıkta toplanmaktadır. Koruyucu, tedavi edici ve rehabilite edici sağlık hizmetlerine odaklanan hastaneler dış kaynak kullanımı stratejisi ile diğer hizmetleri alanında uzmanlaşmış işletmelerden tedarik etmektedirler. Bu durum hastanelere, rekabet ortamında büyük avantaj sağlamaktadır. Bu çalışmanın amacı, devlet hastanelerinin dış kaynak kullanımı yoluyla sağladığı temizlik, güvenlik, yemekhane, veri hazırlama, laboratuvar ve görüntüleme hizmetlerinin mali açıdan değerlendirmesini yapmaktır. Bu amacı gerçekleştirmek üzere Çorlu Devlet Hastanesi örneklem olarak seçilmiştir. Tanımlayıcı tipte araştırma modelinin kullanıldığı çalışmada, finansal analizler için gerekli olan verilere Tek Düzen Muhasebe Sistemi (TDMS) üzerinden erişilmiştir. Çalışma sonucunda, dış kaynak kullanımı yoluyla sağlanan hizmetlerin ulaştığı finansal büyüklük, aylara ve yıllara göre artış ve azalışlar, hastanenin gelir ve gider kalemleri ortaya konulmuştur.

Dış kaynaklardan yararlanmaHastanelerHastaneler-devlet+3
Adnan Baç
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumları ve ilişkili faktörler

Bu araştırma, Namık Kemal Üniversitesi Tıp Fakültesi öğrencilerinin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumlarının ve bu tutumları etkileyen faktörlerin belirlenmesi amaçlanarak kesitsel olarak yapılmıştır. Araştırma evrenini birinci, ikinci, üçüncü, dördüncü, beşinci ve altıncı sınıf tıp fakültesi öğrencileri olmak üzere toplam 623 kişi oluşturmuştur. Araştırmada örneklem seçilmeyerek tıp fakültesi öğrencilerinin %80'ine ulaşmak hedeflenmiş ve toplam 492 öğrenci (kız:259, erkek:229) araştırmaya dahil edilmiştir. Araştırmanın bağımsız değişkenleri olarak öğrencilerin sosyo-demografik özellikleri, yaşlı bireylere karşı duyulan duygu, düşünce ve davranışlarının oluşturduğu kişisel veri formu kullanılmıştır. Araştırmanın bağımlı değişkenleri olarak ise "Yaşlı Ayrımcılığı Tutum Ölçeği "(YATÖ) toplam ve alt boyut puanları kullanılmıştır. Araştırma verilerinin analizinde; ortalama, ortanca, standart sapma, yüzdelik sayılar, t testi, One-way Anova, Kruskal Wallis ve Mann Whitney U testleri kullanılmıştır. Araştırma grubunun YATÖ toplam puan ortancası 83.00 olarak bulunmuştur. Öğrencilerin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumlarını etkileyen YATÖ toplam puan ortalama ve ortancaları ile; sınıf düzeyi, şimdiye kadar yaşlı bireyler ile yaşama, mezun olduktan sonra yaşlı bireyler ile çalışmak isteme durumları arasındaki farkın anlamlı olduğu belirlenmiştir (p<0.05). Sonuç olarak öğrencilerin yaşlı ayrımcılığına ilişkin olumlu tutuma sahip oldukları saptanmıştır. Araştırmada tıp fakültesi öğrencilerinin yaşlı ayrımcılığına ilişkin tutumlarını etkileyen faktörlere yönelik öneriler geliştirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Yaşlı birey, yaşlanma, yaşlı ayrımcılığı, tıp fakültesi öğrencileri, yaşlı ayrımcılığı ve tutumlar.

AyrımcılıkSağlık hizmetleriTıp eğitimi+5
İpek Merve Malak
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Zor hasta kavramı ve sağlık alanında eğitim gören öğrencilerin zor hasta algısı: Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu ve Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu örneği

Bu çalışma fizyoterapi, hemşirelik, tıbbi dokümantasyon ve sekreterlik, yaşlı bakımı öğrencilerinin zor hasta algısı ve zor hasta ile iletişimlerinin belirlenmesi amacıyla yapılan tanımlayıcı bir araştırmadır. Araştırma evrenini Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Yüksekokulu Hemşirelik bölümü 2, 3, 4. Sınıf öğrencileri toplam 347 kişi, Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu Fizyoterapi bölümü 2. Sınıf öğrencileri, Yaşlı bakımı bölümü 2. Sınıf öğrencileri, Tıbbi dokümantasyon ve sekreterlik bölümü 2. Sınıf öğrencileri olmak üzere NKÜ SHMYO öğrencileri toplam 116 kişi oluşturmaktadır. Araştırma kapsamına toplam 493 öğrenci dahil edilmiştir. Araştırmada örneklem seçilmemiş, NKÜ Sağlık Yüksekokulu ve Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Hizmetleri Meslek Yüksekokulu'nda öğrenim gören öğrencilerinin %80'ine ulaşılması hedeflenmiş, 347 öğrenciye ulaşılmıştır. Evreni oluşturan 493 öğrencinin %70'ine ulaşılmıştır. Araştırmanın verileri, "Sağlık Alanında Öğrenim Gören Öğrencilerin Zor Hasta Algısı ve Zor Hasta İle İletişimlerinin Belirlenmesine Yönelik Form" ve "Zor Hasta ve Sağlık Alanında Öğrenim Gören Öğrencilerin Etkileşimi Anketi" olmak üzere iki form aracılığı ile elde edilmiştir. Sağlık Alanında Öğrenim Gören Öğrencilerin Zor Hasta Algısı ve Zor Hasta İle İletişimlerinin Belirlenmesine Yönelik Formda, birinci bölümde, "Zor hasta" algısı ile ilgili sorular, zor hasta ile iletişimlerinin belirlenmesine yönelik sorular yer almaktadır. İkinci bölümde, zor hasta algısına bağlı olarak öğrencilerin verdiği hasta demografik bilgileri yer almaktadır. Üçüncü bölümde, araştırmaya katılan katılımcıların demografik bilgileri yer almaktadır. "Zor Hasta ve Sağlık Alanında Öğrenim Gören Öğrencilerin Etkileşimi Anketi" formunda 34 ifade dört boyut altında sınıflandırılmıştır. Her bir ifade 5'li Likert ölçeği ile ölçülmüştür. Zor Hasta ve Sağlık Alanında Öğrenim Gören Öğrencilerin Etkileşimi Anketi 4 boyuttan oluşmaktadır. Bunları hastanın zorluğu, personelin duyduğu rahatsızlık, uyum ve iletişim problemi ve sedaktif davranış boyutları oluşturmaktadır. Araştırmadan elde edilen veriler SPSS Statistics 21.0 bilgisayar programında; ortalama, ortanca, standart sapma, yüzdelik sayılar, T testi, Oneway Anova testi, Scheffe testi, Tamhane's T2 ve Kruskal-Wallis testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Fizyoretapi bölümü öğrencilerinin yaş ortalaması 20,04, hemşirelik bölümü öğrencilerinin 21,54, tıbbi dokümantasyon ve sekreterlik bölümü öğrencilerinin 20,41, yaşlı bakımı öğrencilerinin 20,05'tir. Fizyoterapi, hemşirelik ve yaşlı bakımı bölümü öğrencilerinin karşılaştıkları zor hastaların mesleğe bakışlarını etkilemediği belirlenmiştir. Fizyoterapi bölümü öğrencileri zor hastayı "Tedaviyi reddeden-işbirliği yapamayan hasta", hemşirelik, tıbbi dokümantasyon ve sekreterlik ve yaşlı bakımı bölümü öğrencileri ise "İletişim kuramayan hasta" olarak tanımlamıştır. Fizyoterapi ve hemşirelik bölümü öğrencileri zor hastaların özelliklerini "İletişime kapalı hasta" ve "İşbirliği kuramayan hasta" olarak nitelendirmiştir. Yaşlı bakımı ve tıbbi dokümantasyon ve sekreterlik bölümü öğrencileri zor hastayı "İletişime kapalı hasta" olarak nitelendirmiştir. Araştırmaya katılan öğrenciler zor hasta ile yüksek yüzdelerde karşılaştıkları belirlenmiştir. Zor hasta ile karşılaşılan klinikler genellikle; Fizik tedavi ve rehabilitasyon, iç hastalıkları polikliniği, kardiyoloji polikliniği, ruh sağlığı ve hastalıkları polikliniği ve nöroloji poliklinikleridir. Öğrencilerin zor hastalarla iletişimde kısmen güçlük yaşadıkları ve kendilerinin orta düzeyde başarılı hissettikleri saptanmıştır. Zor hasta davranışı ile baş etme yöntemlerinden en çok sakince iletişim kurmaya çalıştıkları tespit edilmiştir. Öğrencilerin iletişimle ilgili uygulamalı derslerin de olması gerektiği belirlenmiştir. Zor hastaların genellikle kadın, evli, yetişkin (40-65 yaş) grubunda, ilköğretim mezunu, işçi, ev hanımı ve emekli oldukları tespit edilmiştir.

Hasta bakımıHastalarHemşirelik eğitimi+7
Ayça Doğru Tunca
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bulaşıcı olmayan kronik hastalıklar ile ağız ve diş hastalıkları arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bulaşıcı olmayan kronik hastalıklar sadece gelişmiş ülkeler değil gelişmekte olan ülkeler de dahil olmak üzere tüm dünyada ölüm nedenleri arasında başı çekmektedir. Bunların nedenlerinin çok faktörlü oluşu nedeniyle, sıklığı azaltmak için önlenebilir nedenleri belirlemenin önemli olduğu vurgulanmalıdır. Burada en sık ölüm nedenleri arasında yer alan 3 hastalık grubu, 1. Kardiyovasküler Hastalıklar, 2. Diabetes Mellitus ve 3. Kanserler incelenecektir. Bulaşıcı olmayan hastalıklar ölüm nedenleri arasında önemli bir yer kaplamaktadır. Literatürde bu hastalıkların ortaya çıkışında ya da engellenmesinde etkili olabilecek nedenler arasında ağız, diş sağlığı hizmetleri bulunmaktadır. Tez'in birincil amacı bulaşıcı olmayan hastalıklar ile dişeti hastalıkları ve diş çürüğü arasındaki ilişki olup olmadığını araştıran literatürü inceleyerek, ağız sağlığı hizmetlerinin bu hastalıkların önlenmesi ve ortaya çıkışının geciktirilmesindeki önemini vurgulayarak sağlık yöneticilerinin ağız sağlığına yönelik koruyucu ve tedavi edici uygulamaların önemine dikkatini çekmektir. Kardiyovasküler sistemde meydana gelen hastalıklarda oral patojen bakterilere rastalanılması sonucu; kötü ağız hijyeni eksik diş, periodontal hastalıklar arasında ilişki üzerinde durulmuştur. Çalışmalar, glisemik kontrol yokluğunun diş çürüğünün oluşması ve ilerlemesi üzerinde büyük bir etkisi olduğunu, diş çürüğü riskini ve çürüğün şiddetini artırdığını göstermektedir. Kanseri tedavi etmek amacıyla verilen radyoterapi ve kemoterapi özellikle baş boyun kanserlerinde, oral dokular travmaya karşı daha duyarlı olmaları sebebiyle hasara yol açabilir. Ağız hastalıkları dünya çapında önemli bir halk sağlığı yükü olmaya devam etmesi nedeniyle ağız sağlığını, küresel risk gündemine ortak risk faktörü yaklaşımıyla entegre etmek büyük önem taşımaktadır. Kardiyovasküler hastalık, diyabet, kanserler ile diş çürüğü ve periodontal durum arasındaki ilişkiyi araştıran çalışmalar daha geniş populasyonlarda ve uzun süreli olarak yapılmalıdır.

Ağız sağlığıDiş sağlığı araştırmalarıDiş çürükleri+3
Emel Ayaz
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Bilimleri öğrencilerinde algılanan sağlık hizmeti kalitesi ve sağlık hizmeti kullanımı

Bu çalışma, Namık Kemal Üniversitesi (NKÜ)'nde eğitim gören sağlık bilimleri öğrencilerinin sağlık hizmeti kullanımları ve bu hizmeti nerelerden karşıladıkları, algıladıkları sağlık hizmeti kalitesi düzeyleri ile bu kavramların demografik faktörler ile ilişkisini belirlemek amaçlanmıştır. Kesitsel tipte yapılan bu çalışmada iki adet veri toplama formu kullanılmıştır. İlki araştırmacılar tarafından literatür doğrultusunda yapılandırılmış olan, katılımcıların demografik özelliklerinin (yaş, cinsiyet, öğrenim gördüğü birim, bölüm ve sınıf) ve sağlık hizmeti kullanımlarının belirlenmesi için toplam 35 sorudan oluşan soru formu ikincisi ise sağlık hizmetlerine uyarlanmış geçerlilik ve güvenilirliği Babakus ve Mongold (1992) tarafından yapılmış ve Devebakan (2001) tarafından Türkçe'ye geçerliliği tamamlanmış 30 sorudan oluşan SERVQUAL: Algılanan Sağlık Hizmeti Kalitesi ölçeği kullanılmıştır. Gerçekleştirilen anket çalışması sonuçlarında; öncelikle tanımlayıcı istatistikler kullanılmıştır. Karşılaştırmalı analizlerde parametrik varsayımların yerine geldiği durumlarda Student t, tek yönlü varyans analizi, kategorik değişkenlerin karşılaştırılmasında Ki-kare analizi uygulanmıştır. Veriler %95 güven aralığında değerlendirilmiştir.

Algılanan kaliteDevlet hastaneleriHastane araç-gereç ve donanımları+7
Ali Mesut Temizer
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık çalışanlarına yönelik şiddet: Tekirdağ İl sağlık Müdürlüğü kurumlarında sağlıkta şiddet vakaları

İnsanlık tarihi ile birlikte var olan şiddet, sahip olunan güç ya da kudretin başka bir insana, kendine veya başka bir gruba yaralama ve kayıpla sonlanan yada sonlanma ihtimali olan tehdit şeklinde ya da bizzat uygulanması sonucu ortaya çıkmaktadır. Son yıllarda tüm dünyada ve ülkemizde toplumun her kesiminde şiddet davranışlarının yaygınlaştığı ve sıradanlaştığı görülmektedir. Şiddet toplumun tüm kesimlerinde görülmekle birlikte özellikle işyerlerinde gittikçe artan ve tüm çalışanları etkileyen bir halk sağlığı sorunu haline gelmiştir. Son yıllarda ülkemizde sağlık çalışanlarına yönelik her gün sözel (bağırma, hakaret etme, tehdit etme, aşağılayıcı konuşma vb.) şiddet, fiziksel (itme, kakma, bıçakla saldırma, eşyalara zarar verme vb.) şiddet, hatta cana kast etme gibi şiddet olgusunun var olduğunu, basın yayın organlarında ve sosyal medya hesaplarında sıklıkla paylaşılır hale geldiği bilinmektedir. Bu bağlamda, çalışmanın iki önemli amacı bulunmaktadır. İlk olarak sağlıkta şiddet konusunda farkındalık oluşturulması, ikinci olarak ise, Tekirdağ İl Sağlık Müdürlüğü Kurumlarında 2016-2018 Yılları Arası Sağlıkta Şiddet Vakaları Beyaz Kod bildirimlerinin analizleri yapılarak, sağlıkta şiddeti azaltmaya yönelik önerilerde bulunmaktır. Çalışmamızın sonucunda Tekirdağ İli'nde en fazla sağlıkta şiddet Çerkezköy İlçesinde ve sağlık kuruluşları arasında Çerkezköy Devlet Hastanesinde yaşandığı, hekimlerin diğer sağlık çalışanlarına göre daha fazla şiddete maruz kaldığı ortaya çıkmıştır. Çerkezköy Devlet Hastanesinde sağlık ta şiddet ile ilgili spesifik araştırmalar yapılarak, önlemler alınması gerektiği sonucuna varılmıştır. Anahtar Kelimeler: Şiddet, Sağlık Çalışanı, Sağlıkta Şiddet, Beyaz Kod

Sağlık personeliTekirdağÇalışanlar+1
Hacer Tokgöz
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Afetlerde çevre kirliliği: 1999 Marmara depremi örneği

Çevre, insanların ve diğer canlıların yaşamlarını sürdürdüğü ve birbirleriyle etkileşimde bulunduğu fiziksel, sosyal, biyolojik ve kültürel bir ortamdır. Bu yönüyle insanların yaşamlarını olumlu veya olumsuz yönde etkileyen önemli bir unsurdur. Çevrede meydana gelen kirlilikler insan yaşamının kalitesini önemli ölçüde etkilemektedir. Çevrede meydana gelen kirliliklerden bazıları; hava kirliliği, su kirliliği ve toprak kirliliğidir. Sözü geçen kirliliklerin kontrol altına alınması için yetkililer tarafından çeşitli düzenlemeler ve çalışmalar yapılarak kirliliğin en aza indirilmesi gerekmektedir. Afet, insanların yaşantısını kesintiye uğratarak kişilerin fiziksel, ruhsal, sosyal ve ekonomik kayıplarına yol açan olağan dışı durumlara denir. Bir afet meydana geldikten sonra birçok tehlike ve risk ortaya çıkabilmektedir. Bu risklerden bir tanesi de çevre kirliliği olarak dikkat çekmektedir. Afetin meydana geldiği çevredeki ortaya çıkan kirlilikler birbirleriyle bağlantılıdır ve bir afet meydana geldikten sonra çevredeki kirlilikler artabilmektedir. Bu yüzden de başta bulaşıcı hastalıklar olmak üzere birçok sağlık sorunu ortaya çıkabilmektedir. Dolayısıyla yetkililer afet meydana geldikten sonra çevresel risklerin önlenebilmesi için hem toplumsal hem de kurumsal görev ve sorumlulukları tanımlamalıdırlar. Bu tanımlanmaların bölgesel risk faktörlerinin de dikkate alınarak hazırlanması gerekmektedir. Bu çalışmada çevre kirlilikleri ve afet ile ilişkileri bağlamında, afetlerden sonra meydana gelen çevre kirliliği incelenmiş olup, 1999 Marmara Depremi'nde Adapazarı cadde tozlarında ağır metal kirliliği örneği sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Çevre Kirliliği, Afet, Ağır Metal Kirliliği

AfetlerAğır metal kirliliğiAğır metaller+4
Buse Akcan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Afet ve acil durumlarda hemşirelerin ilk yardım bilgi düzeyleri, Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi örneği

Afetler normal hayatı ve insan faaliyetlerini durduran veya kesintiye uğratan, ekonomik ve sosyal kayıplar doğuran, teknolojik veya insan kaynaklı olaylar olarak tanımlanmaktadır. İnsanlar afetlerle ilk karşılaştıklarında afetlerin üstesinden gelmekte zorlanmaktadırlar. Bu araştırmanın amacı afetlerin meydana gelmesini takip eden ilk saatlerden itibaren hayatta kalma, tahliye, ilk yardım, triaj, kimyasal, biyolojik, radyasyon, nükleer saldırılar gibi konularda hemşirelerin hazır oluşluk düzeylerinin belirlenmesidir. Bu çalışmanın örneklemini Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Sağlık Uygulama ve Araştırma Merkezi'nde çalışan 181 gönüllü hemşire oluşturmuştur. Veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından geliştirilen soru formu kullanılmıştır. Verilerin analizi, "SPSS for Windows 22" paket programı ile yapılmıştır. Tanımlayıcı analizler yapıldıktan sonra karşılaştırmalı analizlerde parametrik varsayımların yerine geldiği durumlarda Varyans analizi, Student's t testi, Correlations analizleri, parametrik varsayımların gerçekleşmediği durumlarda Kruskal Wallis analizi kullanılmıştır. Anlamlılık değeri p<0.05 olduğu sonuçlar istatistiksel olarak anlamlı kabul edilmiştir. Katılımcıların afetlere hazır oluşluklarında temel yeterlilik ölçeği ortalama puanları 3.23±0.73 olarak bulunmuştur. Katılımcılar afetlere hazır oluşluklarında temel yeterlilik uygulamalarını yapabileceği belirlenmiştir. Katılımcıların İlk Yardım Bilgi Düzeyi ortalama puanları 71.86±18.52 olarak bulunmuştur. Hemşirelerin ilk yardım bilgi düzeyleri yüksek düzey olduğu tespit edilmiştir. Araştırma sonucunda, afet eğitimi almış ve eğitim seviyesi yüksek olan hemşirelerin afetlere karşı daha hazır oldukları saptanmıştır. Hastanelerde her yıl düzenli olarak yapılan tatbikatlarda hemşirelerin daha aktif rol alması gerekmektedir. Hemşirelerin kurum içinde afet ve acil durumlar ile ilgi verilen eğitimlere katılımlarının artırılması önerilmektedir. Entegre Afet Yönetim Sistemi kapsamında hemşirelerin afet yönetimi safhalarındaki görev ve sorumlulukları artırılmalıdır.

Acil hemşirelikBilgi düzeyiDoğal afetler+5
Yücel Bulut
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hastaların akılcı ilaç kullanımına yönelik bilgi ve davranışlarının değerlendirilmesi: Tekirdağ Süleymanpaşa İkinci Basamak Sağlık Kuruluşları örneği

Bu çalışmada Tekirdağ İli Süleymanpaşa İlçesi'ndeki ikinci basamak sağlık kuruluşlarına başvuran hastaların akılcı ilaç kullanımı ile ilgili bilgi ve davranışlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Çalışmanın ilk iki bölümünde akılcı ilaç kullanımı ve akılcı olmayan ilaç kullanımına dair teorik çerçeve çizilmiştir. Çalışmanın saha araştırması bölümünde nitel araştırma yöntemlerinden yarı yapılandırılmış görüşme metodu kullanılmış, görüşülecek kişilere Tekirdağ ili Süleymanpaşa İlçesi'ndeki ikinci basamak sağlık kuruluşlarından hizmet alan bireyler arasından kartopu yöntemi ile ulaşılmıştır. Görüşülen bireylerin ilaç kullanımı ve ilaç saklama koşulları bilgileri, gereksiz antibiyotik kullanma ve yazdırma alışkanlıkları, ilaç yan etkisi durumundaki davranışları ve internetten tedavi amaçlı ürün alma alışkanlıkları derinlemesine görüşmeler ile irdelenerek değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonucunda, burada sıralanan hususlarda kadınların erkeklere oranla farkındalık düzeylerinin daha yüksek olduğu, kronik hastalıkları olan katılımcıların diğer katılımcılara göre akılcı ilaç kullanımında daha dikkatli oldukları görülmüştür. Reçetesiz ilaç kullanımı alışkanlığının eğitim seviyesi yükseldikçe arttığı, ilkokul mezunlarının ilaç kullanımı konusunda doktora daha sık danıştığı görülmüştür. İlaç ve hastalıkların besinlerle etkileşimi ve tarihi geçen veya bozulan ilaçların imhası konusunda bilgi seviyesinin oldukça düşük olduğu tespit edilmiştir. Akılcı ilaç kullanımının önemine ve bu konuda yapılması gerekenlere ilişkin bilgilendirme faaliyetlerinin sayı ve yoğunluğunun arttırılması gerektiği sonucuna varılmıştır.

Akılcı ilaç kullanımıBilgi düzeyiHastalar+3
Sebahat Bağrıyanık
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelikte mesleki tıbbi hata eğiliminde vardiyalı çalışmanın etkisi

İnsan sağlığının ve yaşamının korunması için asgari bilgi, bececeri ve deneyimden yoksun olarak Hemşirelik hizmeti sunan kişiler sundukları insanların hayatlarını tehlikeye sokabilmektedirler. Tıbbi hatalar, sağlık sistemlerinin temel sorunları arasındadır. Tıbbi hatalarla karşılaşmayan sağlık sistemi yoktur. Tıbbi hataların en az gerçekleştiği sağlık sistemleri arzu edilen sağlık sistemleridir. Hemşirelik hizmetlerinin sunumunun gereklerinden olan vardiyalı çalışma sisteminin getirdiği yoğun ve uzun çalışma saatlerinin, düzensiz ve kalitesi düşük uykunun tıbbi hata eğilimi riskini arttırdığı varsayılmaktadır.Tıbbi hataların önlenmesinde sağlık profesyoneli olan hemşirelik mesleğinin önemli bir yeri olduğu bilinmektedir. Bu araştırmanın amacı; Hemşirelik mesleğinde mesleki tıbbi hata gelişiminde vardiyalı çalışmanın etkisinin belirlenmesidir. Hemşirelerin tıbbi hata eğilimlerinin vardiyalı çalışma sistemi ile ilişkisinin bilinmesi tıbbi hataların önlenmesi yönünde geliştirilecek tedbirlerin alınmasında, hemşirelerin vardiya sisteminin düzenlenmesinin ve hemşirelerin yasal durumlarla karşı karşıya kalmalarının önlenmesi/azaltılması amaçlanmıştır. Belirtilen konuda Tekirdağ ilinde çalışma yapılmamıştır. Planlanan çalışma sonucunda elde edilen veriler hem il özelinde hem de literatüre katkı sağlayacaktır. Bu amaçla Tekirdağ İlinde Süleymanpaşa da çalışan hemşireler arasında Kişisel bilgileri içeren sorular, Tıbbi hata eğilim ölçeğine ait sorular, Epworth Uykululuk Öçeğine ait sorular, Uyku Döngüsü Ölçeğine ait sorular uygulanarak ,elde edilen veriler analiz edilmiştir. Çalışmada mesleki tıbbi hata, vardiyalı çalışma sisteminin tıbbi hata üzerine etkisi belirlenerek hemşirelere ve kurum yöneticilerine konuyla ilgili farkındalık oluşması sağlanacaktır. Bu durumda hemşirelik mesleğini yerine getiren sağlık çalışanlarının tıbbi hatalarının en aza indirilmesi, verimli çalışma saatlerinin ayarlanması daha kaliteli sağlık hizmeti sunmasına katkı sağlayacağı öngörülmektedir.. Anahtar Kelimeler: Hemşirelik, Tıbbi Hata, Vardiyalı Çalışma, Uyku, THEÖ, EUD, UDÖ

HemşirelerHemşirelikHizmet hatası+4
Gülcan Yıldırım
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Aile içi şiddet nedeniyle kadın konukevinden hizmet alan kadınların sosyo-demografik faktörler açısından değerlendirilmesi: Trakya bölgesi örneği

Aile içi şiddet tüm toplumlar ve sosyo-ekonomik gruplardaki kadınları etkileyen önemli bir sorundur. Aile içi şiddet, kadınlarda, sakatlıklar, cinsel yolla bulaşan HIV/AIDS vb. hastalıklar, intihar, ilaç-alkol bağımlılığı, travma sonrası stres bozukluğu gibi fiziksel, sosyal ve ruhsal problemlere yol açmaktadır. Şiddet gören kadınların genel sağlık durumu kötüleşmekte, yaşam kaliteleri düşmekte bu nedenle de; sağlık hizmeti kullanma oranları artmaktadır. Dünyada milyonlarca kadının şiddete maruz kaldığı bilinmektedir. Ancak gelenekler, kadının statüsünün düşük olması ve ekonomik özgürlüğünün olmaması gibi nedenlerle kadına yönelik şiddet çoğunlukla gizli tutulmaktadır. Konukevleri şiddete maruz kalan kadınların koruma altında tutulduğu mekânların başında gelmektedir. Bu çalışmada aile içi şiddet sebebiyle kadın konuk evinde kalan kadınlar sosyo-demografik faktörler açısından araştırılmıştır. Çalışma çerçevesinde, Trakya bölgesindeki üç şehirdeki (Edirne, Kırklareli, Tekirdağ) kadın konukevinde kalan, aile içi şiddet öyküsü olan 69 kadına uygulanan anketlerden elde edilen bulgular analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda, eğitim seviyesi, ekonomik durum, birlikte yaşanılan süre, şiddet görme öyküsü gibi değişkenlerin kadınların şiddete maruz kalmaları üzerindeki etkisinin öne çıktığı görülmüştür. Bunun yanında, şiddete maruz kalmanın psikolojik açıdan farklı seviye ve türlerde rahatsızlıklara sebebiyet verdiği bulgulamıştır. Araştırmanın sonucunda elde edilen bulgularla bu mağduriyetin yarattığı belirtilerin azaltılmasına yönelik çözümler elde edilmiştir. Bu çalışmanın, aile içi şiddet nedeniyle kadın konukevinden hizmet alan kadınların sosyo-demografik faktörlerin incelenmesi açısından ilerleyen dönemlerde yapılacak araştırmalar ve müdahale programlarına katkı sağlayabilecek bulgular sunduğu düşünülmektedir.

Aile içi şiddetKadın konuk evleriKadınlar+4
Rıza Mutlu
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Avrupa Birliği üyesi ülkelerin sağlık sistemi ile Türk sağlık sisteminin karşılaştırılması: Türkiye- Almanya örneği

Türkiye uzun yıllardır Avrupa Birliği'ne girmek için çaba sarf etmektedir. Zaman zaman ilişkilerde inişler ve çıkışlar görülse de son yıllarda genellikle olumsuz gelişmelerin yaşandığı söylenebilir. Bu ortamda Türkiye'nin AB'ye girme konusunda pek heyecanlı olduğu söylenemez. AB'ye üye olunamasa da AB standartlarında bir yaşama ulaşılması gerektiği herkesin ortak kanaatidir. Hâlihazırda AB üye olacak devletlerden bazı kriterleri yerine getirmesini beklemektedir. Sağlık ise AB'nin ortak bir sisteme sahip olmadığı alanlardan biridir. Üye ülkelerin kendileri sağlık hizmetlerinin sunumu, yönetimi ve finansmanı konusunda esas belirleyicidir. Bu nedenle Türkiye ve AB arasında sağlık alanında bir karşılaştırma yapabilmek ve eksikleri tespit edebilmek adına örnek bir ülke seçilmesi daha uygun olacaktır. Bu nedenle de AB'nin en önemli ülkelerinden biri olan ve nüfusu bakımından Türkiye'ye yakın olan Almanya bu çalışmada konu edinilmiştir. Türkiye ve Almanya sağlık sektörünün işleyişi açısından pek çok benzer noktaya sahiptir; nüfusun tamamını kapsayan bir sigorta sistemi, yakın oranlarda seyreden kamu finansmanı, sağlık hizmetlerinin kaç basamakta sunulduğu vs. Ancak Almanya gelişmiş ekonomisi sebebiyle pek çok kalemde Türkiye'nin önünde yer almaktadır. Hastane sayısı, hastanelerdeki yatak sayısı, doktor- diş hekimi-eczacı sayısı, MR- BT gibi teknolojik cihaz sayısı göz önüne alındığında Türkiye, Almanya'nın çok gerisinde kalmaktadır. Bu çalışmada en güncel veriler ve resmi istatistikler kullanılarak farklılıklar ortaya konulmuştur. Pek çok alanda olduğu gibi sağlık sektöründe de uçurumların ortadan kalkmasının ilk şartı yeterli finansmanın sağlanmasıdır. Anahtar Kelimeler: Türkiye, Almanya, Sağlık Sistemi Karşılaştırması

AlmanyaAvrupa BirliğiHastaneler+2
Sena Karaman
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Milli judocuların müsabaka performanslarının istatistiksel olarak değerlendirilmesi

Bu çalışmanın amacı özellikle bütün spor dallarında sporun zirvesi olarak adlandırılan yaz olimpiyat oyunlarında judo branşında daha çok madalya alabilmek için, ilk defa bir bilgisayar programı kullanarak bilimsel veriler elde etmek ve judo branşını tanıtmaktır. Türkiye milli takımını uluslararası alanda temsil etmiş milli sporcuların müsabaka verilerinin judo branşına özel yapılan bilgisayar programı ile analiz edilerek (müsabaka analizi, puan analizi, zaman analizi, ülke analizi, yıl analizi, kategori analizi) bireysel anlamda daha başarılı olması için değerlendirme yapılacaktır. Judo branşı bireysel bir spor dalıdır. Bu sebeble yapılacak olan değerlendirme de bireysel olmalıdır. Bu program sayesinde, ülkemizi temsil eden milli sporcuların her türlü veri girişi yapıldıktan sonra, ortaya çıkan sonuçlar doğrultusunda, yapılacak olan değişik antrenman metodları ile sporcuların performansı daha üst düzeye çıkması sağlanarak, madalyaya bir adım daha yaklaşmasına yardımcı olacaktır.

Bireysel sporlarJudoPerformans+6
Deniz Şilli
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Yaşlılık olgusunun sosyal güvenlik sistemi açısından incelenmesi

İnsanlığın hayat evrelerinden sonuncusu olan yaşlılık döneminde, kişiler belirli yaşam fonksiyonlarını kaybettikleri için mevcut sosyal risklere daha fazla maruz kalmaktadırlar. Özellikle çalışma hayatının sonlanması ya da çalışma hayatında eskisi kadar verimli olunamamasından kaynaklanan gelir kaybı ile yaşlanmanın getirdiği sağlık problemlerinin sonucu olarak sağlık harcamalarının artması ciddi bir maddi kayba yol açmakta dolayısıyla yaşam kalitesinin çalışma dönemine nazaran düşük olmasına neden olmaktadır. Ülkemizde 1950'li yıllardan itibaren gelişmeye başlayan ve kişilerin yaşlılık döneminde de hayat standartlarının yüksek olması ile sosyal risklere karşı korunmasını sağlayan sosyal güvenlik sistemi; yaşlılık sigortası ile kişilerin yaşlılık dönemlerini güvence altına almaktadır. Yaşlılık sigortasından sağlanan temel hak yaşlılık aylığı bağlanması olup, yaşlılık aylığının bağlanması için de; sigortalı olmak, belirli bir yaşı tamamlamak ve belirli sürelerde sigortalılık süresi olmak üzere üç şartı gerçekleştirmek gerekmektedir. Emekli olarak yaşlılık aylığına hak kazanan bireyler yaşlılık aylığının yanı sıra; sağlık hizmetleri ve kamu görevlileri için emekli ikramiyesi, işçiler için kıdem tazminatı, kadrosuzluk tazminatı ve emlak vergisi muafiyeti gibi birçok hakka da sahip olmaktadır.

Sigorta sistemiSigortacılıkSosyal güvenlik+4
Çağatay Emeksiz
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de sağlık sistemi ve sağlıkta dönüşüm programı (2003-2019)

Sağlık uluslararası bir kavramdır ve sağlıklı yaşamak her bireyin hakkıdır. Devletin vatandaşa karşı var olan yükümlülükleri arasında bireylerin sağlığının korunması ve sağlık hizmetlerinin sunulması bulunmaktadır. Sağlıklı bireyler sağlıklı toplumları sağlıklı toplumlarda gelişmiş ülkeleri oluşturur. Bir ülkenin gelişmesinin sağlıklı bireyler sayesinde olduğu düşünüldüğünde sağlık hem bireysel hem de kamusal yönüyle büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle devletler sağlık politikaları doğrultusunda sağlık sistemleri oluşturmuş ve bireylerin sağlığı korunmaya çalışılmıştır. Dünyada meydana gelen değişiklikler küreselleşme ile ülkeleri her alanda olduğu gibi sağlık alanında da etkilemektedir. Ülkeler sağlık sistemlerini günün şartlarına uyarlamak zorundadırlar. Ülkemizde sağlık alanında yapılan çalışmalar 19.yy Osmanlı Devletine kadar uzanmakta ve cumhuriyet döneminde de dönemin şartları doğrultusunda devam etmektedir. Türkiye'de sağlık politikalarında yapılan değişiklikler özellikle 2003 yılından sonra hız kazanmış ve bu alanda köklü değişiklikler yapılmıştır. Sağlıkta Dönüşüm Programı ile kaliteli, etkili ve nitelikli sağlık hizmetlerinin bireylere sunulması amaçlanmaktadır. Bu doğrultuda Sağlık Bakanlığı'nın idari ve fonksiyonel bakımdan yapılandırılması, genel sağlık sigortası sistemine geçilerek sigortalı birey kapsamının arttırılması, parçalı yapıdaki sağlık kuruluşlarının tek çatı altına alınması, hastanelerin idari ve mali yönüyle özerk bir yapıya kavuşması, aile hekimliği sisteminin uygulamaya konması, sağlık alanına özel sektör yatırımlarının özendirilmesi, sağlık alanında e-dönüşüm projelerinin uygulamaya konması gerçekleştirilerek sağlık sisteminde yapısal bir dönüşüm yaşanmıştır. Anahtar Kelimeler: Sağlıkta Dönüşüm Programı, Türk Sağlık Sistemi, Sağlıkta Dönüşüm

SağlıkSağlık Dönüşüm ProgramıSağlık sistemleri
Sinan Sert
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sağlık işletmelerinde satın alma ve tedarik zinciri yönetimi

Hastaneler, sağlık ocakları, tıp merkezleri veya poliklinik gibi sağlık hizmeti sunan tüm kuruluĢlarda satın alma ve tedarik zinciri yönetiminin gün geçtikçe önem kazanmakta olduğunu ve sürekli geliĢen bir süreç olduğunu görmekteyiz. Tıbbi cihaz gruplarından, sarf malzemelere ve ilaçlara kadar çok sayıda malzeme, sağlık kuruluĢları tarafından talep edilmekte, depolanmakta ve kullanılmaktadır. Hangi tedarikçilerle çalıĢılacak, ürünler nasıl stoklanacak, yeni sipariĢler nasıl verilecek, nasıl takip edilecek, miktarları ne olacak gibi konular satın alma ve tedarik zinciri yönetimi sürecinde yöneticilerin vermesi gereken kararlardır. Zaten planlamadan, lojistiğe, satın alma ve tedarikten, malzeme yönetimine kadar tüm konular iĢletme bünyesinde satın alma ve tedarik zinciri yönetimi bölümü içerisinde yer alan bir süreçtir. Bu süreç yönetilirken en doğru ve en rasyonel kararlar alınmalı, kaynaklar en etkin biçimde kullanılmalı ve verimliliğin arttırılması yönünde satın alma ve tedarik zinciri yönetimi baĢarılı bir Ģekilde yönetilmelidir. Bu çalıĢmada; sağlık sektöründe satın alma ve tedarik zincir yönetimi nasıldır sorusunun cevabı verilmeye çalıĢılmıĢtır. Anahtar Kelimler: Lojistik, Tedarik Zinciri Yönetimi, Sağlık, Hastaneler

HastanelerLojistikPoliklinikler+5
Mahmut Yağbasan
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Okul öncesi öğretmenlerinin genel öz yeterlilik algıları ile iş doyumu düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Çalışmasının amacı, okul öncesi öğretmenlerinin genel öz yeterlilik algılarının iş doyumları düzeyleri ile ilişkisinin olup olmadığını ortaya koymaktır. Çalışmada aynı zamanda öğretmenlerin genel öz yeterlilik algılarının ve iş doyumu düzeylerinin mezun olunan program türü, çalıştığı kurum, mezun olunan lise türü, mesleki kıdem ve aylık gelir değişkenlerine göre incelenmesi de amaçlanmıştır. İlişkisel tarama modeline göre yapılan çalışmanın araştırma grubunu Tekirdağ ili Süleymanpaşa İlçe Milli Eğitim Müdürlüğüne bağlı devlet okullarında ve özel okullarda görev yapan 169 kadın okul öncesi öğretmeni oluşturmuştur. Çalışmada veri toplama aracı olarak, Minnesota İş Doyum Ölçeği, Fatma Yıldırım ve İnci Özgür İlhan tarafından geliştirilen Genel Öz Yeterlilik Ölçeği ve Kişisel Bilgi Formu kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen verilerin analizinde SPSS 23 paket programı kullanılmıştır. Verilerin normal dağılım gösterip göstermediğini tespit etmek için One-sample Kolmogorov Smirnov testi yapılmıştır. Ayrıca verilerin yüzde frekans değerlerini gösteren betimsel istatistik, bağımsız grup t-testi, tek yönlü varyans analizi (ANOVA) ve Pearson moment korelasyon analizi uygulanmıştır. İş doyum ölçeği ile araştırma grubunun mezun olunan program türü, çalıştığı kurum, mezun olunan lise türü ve aylık gelir düzeyi değişkenleri arasında anlamlı farklılık olduğu fakat mesleki kıdem değişkeninde ise anlamlı farklılık olmadığı bulunmuştur. Genel öz yeterlilik ölçeği ile araştırma grubunun çalıştığı kurum ve mezun olunan lise türü değişkenleri ile anlamlı farklılıklar olduğu fakat mezun olunan program türü, mesleki kıdem ve aylık gelir düzeyi değişkenlerine göre ise anlamlı farklılıklar olmadığı sonucuna varılmıştır. Sonuç olarak, okul öncesi öğretmenlerinin genel öz yeterlilik algıları ile iş doyumu düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmuştur.

Okul öncesi öğretmenlerÖlçeklerÖz yeterlilik algısı+3
Zuhal Göksu
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Türkiye'de eğitim ve sosyal göstergelerin mutlulukla ilişkisi

Bu çalışmada, mutluluk ve sosyoekonomik göstergelerin ilişkisi incelenmiştir. Mutluluğa dair teorik bir alt yapı sunularak, literatür özetlenmiş ve ampirik olarak mutluluğun belirleyicileri araştırılmıştır. Bu amaçla; bireyin yaşı, cinsiyeti, eğitim durumu, medeni durumu, yerleşim yeri, çalıştığı sektör, çalıştığı işteki kariyer basamağı bireysel ve hane halkı geliri gibi faktörler bağımsız değişken olarak seçilmiştir. Kategorik bağımlı ve bağımsız değişkenler arasındaki ilişki sıralı logit modelle tahminlenmiş ve bireyin mutluluk düzeyinin belirleyicilerine yönelik değerlendirmeler yapılmıştır. Değişkenlere ilişkin tanımlayıcı istatistikler detaylı şekilde açıklanmıştır. Uygulama bölümünde sosyoekonomik göstergelerin mutlulukla bağlantısını gösteren çapraz tablolara yer verilmiştir. Bağımlı değişken mutluluk ile bağımsız değişkenler arasındaki ilişkiyi çözümleyen sıralı logit model tahmini ve yorumlarına yine uygulama bölümünde yer verilmiştir. Elde edilen bulgular yardımıyla, bilimsel literatürde yer alan eğitim-mutluluk yaklaşımlarından hangisinin ülkemizde geçerli olduğunun tespitine çalışılmıştır. Bulgular değerlendirildiğinde, kadınların erkeklere göre daha mutlu olduğu, en mutlu yaşın 65 ve üzeri en düşük mutluluk oranı ise 45-54 yaş grubunda olduğu, evli bireylerin nispeten daha mutlu olduğu bulguları saptanmıştır. Eğitim düzeyi değerlendirildiğinde en düşük ve en yüksek eğitim düzeyine sahip bireylerin en mutlu bireyler olduğu gözlenmektedir. Çalışma durumuna bakıldığında, çalışan bireylerin çalışmayanlardan daha mutlu olduğu çalışmayan veya ev işleri ile ilgilenen bireylerin daha mutlu olduğu saptanmıştır. Öte yandan elde diğer diğer bulgulara göre, kamu çalışanlarının özel sektör çalışanlarına göre daha mutlu olduğu, çalışan bireylerden ücretsiz aile işçileri olan bireylerin daha mutlu olduğu görülmüştür. Gelir ve mutluluk incelendiğinde, en yüksek mutluluk düzeyinin en yüksek gelir grubuna ait olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Mutluluk, Yaşam Memnuniyeti, Sübjektif Refah, Eğitim

EğitimMutlulukRefah+1
Arife Yinanç
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

G-20 ülkelerinde sağlık harcamaları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkinin analizi

Bu çalışmada G-20 ülkelerinden Türkiye'nin de dahil olduğu 8 ülkenin ( Kanada, Almanya, İtalya, Japonya, Kore Cumhuriyeti, Türkiye, İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri ) 1982-2017 yıllarındaki verileri kullanılarak sağlık harcamaları ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki panel verileri kullanılarak ekonometrik olarak analiz edilmiştir. 1980-2017 yılları arasında kişi başına kamu sağlık harcamaları, kişi başına özel sektör sağlık harcamaları ve ekonomik büyümeyi temsil eden kişi başına gayri safi yurt içi hasıla değişkenlerine ilişkin panel veri analizi kullanılmış, STATA kodları kullanılarak STATA 13 paket programıyla analiz edilmiştir. Analizde öncelikle değişkenliklerin durağanlıkları panel birim kök testleri ile sınanmış ve tüm değişkenlerin 1. farklarında durağan olduğu görülmüştür. Çalışmanın devamında değişkenlerin aralarındaki nedensellik ilişkisi PANEL granger nedensellik testi ile analiz edilmiş ve analiz sonucunda ekonomik büyümeden hem kamu sağlık hem özel sağlık harcamasında çift yönlü nedensellik ilişkisi olduğu kamu sağlık harcamasından özel sağlık harcamasına tek yönlü nedensellik ilişkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Panel Birim Kök Testleri iki kısımda incelenmiştir. Birinci kısımda, Im, Peseran, Shin (2003) ve Fisher odaklı (ADF ve PP testleri gibi), bireysel birim kök testleri, ikinci kısımda ise, Levin, Lin, Chu (2002); Breitung (2000) ve Hadri (2000) birim kök testleri kullanılmıştır. Çalışmada ayrıca incelenen dönemde kamu ve özel sektör sağlık harcamalarının ekonomik büyüme üzerindeki etkileri varyans ayrıştırması ve etki tepki analiz yöntemleri ile ortaya konulmuştur.

Ekonometrik analizEkonomik büyümeFinansman+5
Esra Ertürk
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Doğal afetlerin ekonomik büyümeye etkileri: Türkiye 1960-2018 dönemi

Bu tez çalışmasının amacı Türkiye'de 1960-2018 yılları arasında yaşanan doğal afetlerin yaşattığı maliyet ile ekonomik büyüme arasındaki ilişkiyi zaman serisi verilerinin kullanarak analiz etmektir. Çalışmanın ilk bölümünde doğal afet kavramı, unsurları ve maliyetleri açıklanmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde, doğal afetlerin ekonomik etkilerine değinilmiştir. Çalışmanın ampirik kısmında ise Türkiye'de yaşanmış doğal afetlerin ekonomik büyümeye etkisi araştırılmıştır. Çalışmanın sonucunda Türkiye'de 1960-2018 yılları arasında yaşanan doğal afetlerin maliyeti ile ekonomik büyüme arasında uzun dönemde negatif bir ilişki olduğu ve nedenselliğin ekonomik büyümeden doğal afet maliyetine doğru olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Doğal Afet, Ekonomik Büyüme, Maliyet, Doğal Afetlerin Ekonomik Etkileri

AfetlerDoğal afetlerEkonomi+3
Muhammed Enes Karatağ
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Covid-19 pandemisinde hekim ve hemşirelerde mobbing ve tükenmişlik: Tekirdağ'da bir üniversite hastanesi örneği

Bu çalışmanın amacı Tekirdağ ilinde bulunan bir üniversite hastanesinde hizmet veren hekim ve hemşirelerin COVID-19 döneminde mobbing algısı, tükenmişlik düzeyi ve etkileyen faktörleri belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Tez çalışması 25 Mayıs-25 Ağustos 2021 tarihleri arasında Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Hastanesinde yüz yüze görüşme yöntemi ve çevrimiçi programlar aracılığıyla toplamda 151 hekim ve hemşire ile yürütülmüştür. Veri toplama aracı olarak araştırmacılar tarafından hazırlanan sosyo-demografik özellikler ve COVID-19 ile ilişkili sorular bulunan kişisel bilgi formuna ek olarak, Türkçe geçerlik ve güvenirlik çalışması yapılmış iki ölçek kullanılmıştır. Bu Ölçekler; 1. Mobbing algısını ölçmek için Leymann Mobbing Ölçeği (LMÖ) ölçeği, 2. tükenmişlik düzeyini belirlemek amacıyla Maslach Tükenmişlik Ölçeği'dir (MTÖ). Çalışmanın yapılabilmesi için Sağlık Bakanlığı, çalışmanın yürütüldüğü kurumu ve Tekirdağ Namık Kemal Üniversitesi Girişimsel Olmayan Çalışmalar Etik Kurulu izinleri ve çalışmaya dahil olanların onayları alınmıştır. Verilerin analizi için IBM SPSS 26.00 programı kullanılmıştır. Çalışmaya katılanların %58,9'u kadın, yaş ortalaması 35±10 idi; %49,7'i yüksek lisans ve üzeri eğitime sahipti, %54,3'ü hemşire, %38,4'ü akademisyendi. Katılımcıların çoğunluğu, pandemi koşullarında çalışma koşullarının kötü yönde değiştiğini (%53,0), iş yükünün arttığını (%62,3), hastalığa karşı korku ve endişenin duyulduğunu (%86,1) belirttiler. Çalışma grubundan %83,07'si mobbing davranışına maruz kaldığını, %17,93'ü hiç mobbinge maruz kalmadığını ifade etti. Katılımcıların LMÖ ortalama puanı: 4,64±0,47 idi. Katılımcılar, en çok (%79,31) Mobbing Ölçeği "İletişim Biçimini Engelleme" alt boyutuna (3,85±1,05 ortalamayla "hakkımda dedikodu yapıldı" maddesi) en yüksek mobbing ifadesi; en az (%30,34) "Sağlığa Yönelik Saldırılar" alt boyutuna ve 4,94±0,22 ortalamayla "cinsel tacize uğradım" maddesine maruz kaldıklarını ifade ettiler. MTÖ duygusal tükenmişlik alt boyutu ortalaması 14,93±8,50, duyarsızlaşma alt boyutu ortalaması 6,00±4,42 ve kişisel başarı alt boyutu tükenmişlik ortalaması 13,37±6,93 olarak hesaplandı. Bu değerler katılımcıların düşük düzeyde tükenmişlik yaşadıklarını göstermektedir. Çalışma grubunun yarısından fazlasının COVID-19 kaynaklı yaşamlarının olumsuz etkilendiği, büyük çoğunluğunun mobbinge maruz kaldığı algısı yaşadığı; grubun düşük düzeyde de olsa tükenmişlik yaşadıkları ancak bunun dışında COVID-19 kaynaklı ortaya çıkabilecek hem mesleki hem sosyal hem de yakın sosyal çevrelerinde kimi olumsuzluklar yaşadıkları saptandı. Bu doğrultuda COVID-19 pandemisi gibi toplumsal olağan dışı durumlara karşı hazırlıklı olmak ve sağlık çalışanlarına sağlıklı ve güvenli çalışma ortamlarının sağlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Mobbing, Tükenmişlik, COVID-19, Üniversite Hastanesi, Sağlık Çalışanları

COVID 19HastanelerMobbing+6
Abdulla Zeynallı
Tekirdağ Namık Kemal University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00