Theses supervised by Doç. Dr. Aydın Aktay
11 theses · Sakarya University
İstihdam piyasasında örgütlenen kadınlar: Düzce ili örneği
Bu çalışmada, Türkiye'de sanayileşmenin gelişmeye başlamasının ardından işçi örgütlenmeleri ve sendikal hareketlerin gelişiminin seyrinden yola çıkarak, kadınların işgücü piyasasına ve sendikal örgütlenmeye katılımı incelenmiştir. Bireylere atfedilen toplumsal cinsiyet rolleri açısından mağduriyet yükü en fazla olan kadınların, iş gücü piyasasında yapay olarak üretilmiş bu rollere karşın kendilerini var etme süreçleri araştırılmıştır. Ayrıca, işçi kadınlar üzerinden bireylerin sendikal hak ve bilinç düzeyleri incelenmiştir. İşçilerin hak ve çıkarlarını korumak üzerine kurulan sendikaların içerisinde, iş yaşamında toplumsal cinsiyet eşitsizlikleriyle karşı karşıya olan kadınların haklarının ne derece savunulduğu ve temsil edildiği üzerinde durulmuştur. Kadınların sendikal örgütlenmelere katılımının düşük olmasının ardında yatan nedenler, kadınların sendikal örgütlenmelere yaklaşımı, sendikaların kadın işçiler üzerindeki tutumu ve çalışmaları araştırmanın bütününde incelenmiştir.
Yeni kuşakların gönüllülük algısı ve faaliyetleri (Sakarya ili STK'ları örneği)
Gönüllülük, bireylerin içinde bulundukları topluma katkıda bulunmalarının yanı sıra kişisel gelişimlerini destekleyen, toplumsal sorumluluk bilinci kazandıran ve sosyal bağlarını güçlendiren önemli bir kavramdır. Sivil toplum kuruluşları, toplumun çeşitli ihtiyaçlarına yönelik hizmetler sunarak, gönüllülük esasına dayalı faaliyetlerle sosyal dayanışmayı teşvik eden önemli birer aktör olarak karşımıza çıkmaktadır. Bu çalışma, yeni kuşakların (Y ve Z) gönüllülükle ilgili algılarını belirlemeyi, bu faaliyetlerin katılımcılar üzerindeki psikososyal etkilerini incelemeyi ve sivil toplum kuruluşlarında gerçekleştirilen gönüllülük faaliyetlerini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Araştırma, "yeni kuşakların gönüllülük algısı nasıl şekillenmektedir? Sivil toplum kuruluşlarındaki gönüllülük faaliyetlerinin katılımcılara psikososyal etkileri ve katkıları nelerdir?" Temel problemi doğrultusunda yürütülmüştür. Bu çerçevede, gençlerin gönüllülük motivasyonları, STK'lara katılma sebepleri, gönüllülük faaliyetlerine katıldıklarında elde ettikleri psikolojik ve sosyal faydalar, sosyal çevre ve aile faktörünün gönüllülük algısındaki rolü gibi unsurlar araştırılmıştır. Araştırmada nitel araştırma yöntemlerinden vaka çalışması deseni kullanılmıştır. Sakarya ilindeki farklı sivil toplum kuruluşlarında gönüllü olan 11 kadın ve 9 erkek olmak üzere toplam 20 katılımcı ile gerçekleştirilen derinlemesine görüşmeler aracılığıyla veriler elde edilmiştir. Yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanılarak yapılan mülakatlar sonucunda elde edilen veriler, betimsel analiz yöntemi ve Maxqda programı kullanılarak analiz edilmiştir. Çalışma, gençlerin gönüllülük algılarını anlamak ve bu alandaki farkındalıklarını artırmak amacıyla, STK'lar ve sosyal sorumluluk projeleri ve ilgili resmî kurumlar için yeni stratejiler geliştirilmesine katkı sağlamayı hedeflemektedir Araştırma, yeni kuşakların gönüllülüğü kişisel gelişim, psikolojik tatmin ve sosyal bağları güçlendirme fırsatı olarak gördüğünü ortaya koymuştur. Gönüllülük faaliyetlerine katılımda okul, arkadaş çevresi ve aile desteği gibi sosyal faktörlerin önemli bir rol oynadığı belirlenmiştir. Ayrıca, gönüllülüğün katılımcılara içsel tatmin, toplumsal sorumluluk bilinci ve güçlü sosyal bağlar gibi psikososyal katkılar sağladığı vurgulanmıştır. Bu bulgular, sivil toplum kuruluşlarının gönüllülük kültürünü yaygınlaştırmak ve katılımı artırmak için stratejik yaklaşımlar geliştirmelerinin önemini ortaya koymaktadır. Araştırma sonuçlarına göre, gönüllülük faaliyetlerine katılımın arttırılması ve gönüllülük kültürünün güçlendirilmesi için farklı paydaşlar arasında iş birliği sağlayacak stratejik bir yaklaşım geliştirilmesi gerektiği önerilmektedir.
Gecekondudan kentleşmeye doğru aile apartmanları olgusunun incelenmesi: İstanbul ili Ümraniye ilçesi örneği
Kentleşme, üzerinde birçok tartışmanın olduğu ve farklı tanımların yapıldığı bir kavramdır. 1950'li yılların Türkiye'sinde tarımda makineleşme sebebiyle kentlerde fazla sayıda hareketlilik görülmüştür. Konut problemlerinin de ortaya çıkması ile birlikte bireylerin kendi eliyle çözümlediği hızlı bir gecekondulaşma dönemine girilmiştir. Bu süreçte yaklaşık olarak on yılda gecekondu sayısında otuz kat artış gözlemlenmektedir. Buna bağlı olarak toplumda değerlerinden kopmak istemeyen ve bunun beraberinde kentte bulunan toplumsal ve fiziki faktörlerle baş edebilmek için aile apartmanları olgusu kendini doğurmaktadır. Çalışmamızda giderek yaygın hale gelen aile apartmanları olgusu incelenecektir. Gecekondudan kent hayatına geçiş sürecinde ara bir görev üstlenen aile apartmanlarının ortaya çıkış süreçleri, aile içindeki bireylerin ilişkileri, şehir hayatına bakış açıları ve kente uyum süreçleri ele alınacaktır. Bu çalışmanın araştırma sürecinde derinlemesine mülakat tekniği kullanılmış ve ev-hane halkı ziyaret edilmiştir. Çalışmada yer alan apartmanların her katında oturan bireyler ile görüşülmüştür. Aile içi ilişkiler incelenirken ayrılıklar da ele alınarak dağılmış aile modeli incelenmiştir. Aktif olarak kentlerin çeperinde varlığını sürdüren aile apartmanlarında; aile içi dayanışma ilişkileri, aile bağları, bir arada olmanın getirdiği olumlu-olumsuz sonuçları, aile apartmanlarının ortaya çıkış süreci ve kente uyum süreçleri keşfedilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde; teorik arka plan kısmında kent kuramları, aile apartmanlarıyla ilgili temel kavramlar ve tarihsel çerçeve çizilmeye çalışılmıştır. Çalışmanın ikinci bölümünde araştırmanın metodolojisi ele alınmıştır. Araştırmanın üçüncü ve son bölümünde ise sahada elde edilen bulgular derlenip analiz edilmiştir.
Toplumsal cinsiyet eşitliği bağlamında BTA ve BDB türü bozuklukların sosyolojik analizi
Bu çalışma, toplumsal cinsiyet eşitsizliği bağlamında "Başka Türlü Adlandırılamayan" (BTA) türü yeme bozukluğu ile Beden Dismorfik Bozukluğu (BDB) hakkında sosyolojik bir çalışma olarak tasarlanmıştır ve irdelenmiştir. Her iki bozukluk bünyesindeki ilişki çalışmanın genel çerçevesi olarak belirleyici olmuştur. Bilhassa kadınların ve bedenlerinin toplumsal düzlemde idealleştirilmesi ve interaktif alanlar aracılığı ile metalaştırılmasına değinilmiştir. Bununla birlikte oluşan beden algıları kişilerin sosyolojik ve psikolojik durumları noktasında hayat standartları üzerindeki etkiler çalışmanın temellendirmesini oluşturmaktadır. Bu kapsamda çalışmada, kişilerin yeme tutumları ve bedenleri ile kurdukları algısal ilişkileri nasıl yapılandırdıkları; bu yapılanmanın toplumsal cinsiyet rolleri ve kültürel kodlar aracılığıyla oluşan tahakkümler ile nasıl bir bağ kurdukları sorgulanmıştır. Araştırma kapsamında nitel araştırma yöntemlerinden yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşmeler kullanılmış, görüşmeler içerik analizi yöntemiyle irdelenmiş ve bulguların sonuçları bu kapsamda yorumlanmıştır. Çalışmanın kuramsal çerçevesi olarak postmodern feminizm tercih edilmiş ve Goffman, Bourdieu, Baudrillard gibi birçok teorisyenden faydalanılmış, karşıt görüşler ve paralel görüşlere ek kişisel yorumlar ile çalışma harmanlanmıştır. Bulgular, toplumsal cinsiyet temelinde oluşum göstermiş olan sosyal kontrollerin kişilerin bedenlerini kontrol etme, buna göre şekillendirme ve algılama ve denetleme biçimlerinde etkin olduğunu ortaya koymaktadır. Bu araştırmanın sonucunda, yeme tutumlarındaki ve beden algısı bozukluklarındaki etkinin sadece kişisel olarak değil aynı zamanda toplumsal ve kültürel saiklerle yakın bir ilişki içinde olduğu sonucuna varılmıştır.
Toplumsal cinsiyet bağlamında tokenizm: Kolluk kuvvetlerinde kadınların deneyimleri
Türkiye'de kadın ve erkek nüfusu birbirine yakın oranlarda olmasına rağmen, toplumsal, ekonomik ve siyasal alanlarda kadınların erkeklerle eşit düzeyde temsil edilmesi hâlâ önemli bir sorun olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle güvenlik sektörü gibi erkek egemen mesleklerde kadınların temsili, toplumsal cinsiyet rolleri ve ataerkil yapının etkisiyle sınırlı kalmaktadır. Bu çalışmada, kolluk kuvvetlerin bir kolu olan polislik mesleğinde kadınların karşılaştığı ataerkil yapı, kurumsal kültür ve tokenizm olgusu çerçevesinde incelenmektedir. Kadınların bu alanlarda genellikle sembolik düzeyde temsil edilmesi, onların mesleki ilerlemelerini sınırlamakta ve birçok yapısal sorunu da beraberinde getirmektedir. Kadın güvenlik personelinin mesleki deneyimleri, bu tez kapsamında detaylı şekilde ele alınmakta; kadınların meslek içi ayrımcılıkla nasıl mücadele ettiği ve karşılaştıkları engellerin ne şekilde ortaya çıktığı analiz edilmektedir. Eğitim düzeyinin artması ve toplumsal cinsiyet eşitliğine dair farkındalığın gelişmesine rağmen, kadınların bu alanlardaki varlığı hâlâ görünürlük ve etki açısından yetersizdir. Çalışmada, kadınların deneyimleri üzerinden yapısal eşitsizlikler tartışılmakta ve toplumsal dönüşüm için kurumsal reform ihtiyacına dikkat çekilmektedir. Bu bağlamda araştırma, kadınların eşit temsiliyet hakkı çerçevesinde, güvenlik sektöründe daha adil ve kapsayıcı bir yapının gerekliliğini ortaya koymaktadır. Bu çalışma, Türkiye'de ataerkil yapının ve toplumsal cinsiyet rollerinin kadınların kamu güvenliği alanındaki temsili üzerindeki etkilerini incelemeyi amaçlamaktadır. Özellikle erkek egemen meslek olarak görülen polislik mesleğinde kadınların karşılaştığı yapısal, kültürel ve kurumsal engeller ele alınacak; bu mesleklerdeki kadınların deneyimleri üzerinden tokenizm, eşitsizlik ve dönüşüm süreçleri tartışılacaktır. Ayrıca kadınların bu alanlarda nasıl bir değişim aktörü haline geldiği, mevcut sistemde nasıl konumlandığı ve toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik ne tür yapısal reformların gerekliliği vurgulanacaktır.
İleri yetişkin bireylerin yer aldığı filmlerde yaş ayrımcılığı ve toplumsal algı: (Stajyer ve Ben Daniel Blake örnekleri)
Bu çalışma filmlerdeki ileri yetişkin bireylere yönelik yaş ayrımcılığı ve toplumsal algı ilişkisini ele almayı amaçlamaktadır. Filmler önemli kitle iletişim araçlarından biridir. Kitle iletişim araçlarının en önemli işlevlerinden biri de düşünceleri yaymaktır. Toplumların düşünce yapılarının bilinmesini sağlamasından kaynaklı filmler tercih edilmiştir. Nitel araştırma yöntemi çerçevesinde gerçekleştirilen bu araştırmada toplanan veriler Cristian Metz'in Göstergebilim kuramı çerçevesinde analiz edilmiştir. Örneklem seçiminde olasılığa dayanmayan amaçlı örnekleme kullanılmıştır. Bu çerçevede, çalışmada yönetmenliğini Nancy Meyers'in yaptığı Stajyer (2015) ve yönetmenliğini Ken Loach'ın yaptığı Ben Daniel Blake (2016) filmleri yaş ayrımcılığı ve toplumsal algı açısından göz önünde tutularak değerlendirilmiş ve yorumlanmıştır. Ayrıca yerel boyutta incelenmenin yapılması amacı ile de Türk yapımlı Mahsun Kırmızıgül'ün yönetmenliğini ve senaristliğini yaptığı Beyaz Melek filmi kısaca incelenmiş olup ekler kısmında yer almaktadır. İlk bölümde kavramsal ve kuramsal arka plana yer verilmiş olup; ikinci bölümde yöntem ve analize dair açıklamalar yapılarak filmlerin göstergebilimsel analizi yapılmıştır. Bu filmler kararlaştırılmadan önce bazı filmler incelenmiş olup konunun anlaşılabilirliğine en iyi örneği teşkil edeceği düşünülen iki sinema filmi seçilmiştir. Ayrıca tez sürecince yararlanılan diğer kaynaklardan (makaleler,tezler ve diziler vb.) gerekli görülen yerlerde faydalanılmış ve bu çalışmada kullanılmıştır. Analiz süresince göstergelerin kullanımları izlenmiştir. Özellikle yaş ayrımcılığı ve toplumsal algıya dair göstergelere ulaşılmaya çalışılmış ve ayrıntılı görseller ile yaş ayrımcılığı ve toplumsal algı ilişkisi ele alınmıştır.
Spor pratiklerinin sosyal tabakalara göre gösterdiği fark ve sporun dikey hareketlilikteki rolü
Sosyal tabakalaşma, toplumdaki insanların gelir seviyesi, eğitim düzeyi, meslekleri ve sosyal statüleri gibi faktörlere göre gruplandırılmasıdır. Farklı sosyal sınıflar, farklı kültürel ve ekonomik sermayelere sahiptir ve bu durum onların yaşam tarzını etkiler. Başka bir deyişle, farklı sosyal sınıflardan olan bireylerin kültürel ve ekonomik sermaye birikiminden boş zaman etkinliklerine kadar yaşam tarzlarında farklılıklar görülür. Bu çalışma, sporcu ve spor izleyicisi olan farklı sosyal sınıflardan bireylerin sahip oldukları kültürel ve ekonomik sermayenin, yaşam tarzlarına ve tüketim alışkanlıklarına yansımalarına ışık tutmaktadır. Sosyal tabakalaşma, sınıfsal farklılıklar, ekonomik, kültürel, sembolik, sosyal sermaye, yaşam tarzı ve tüketim kültürünün spora yansımaları; lisanslı sporcularla görüşme yapılarak incelenmiş ve analiz edilmiştir. Bu araştırmanın sonucunda; spor tercihlerinin, yaşam tarzı ve tüketim alışkanlıklarının ekonomik sermayeyi elinde tutanlar tarafından belirlendiği, dikey hareketlilik sonucunda başarılı sporcuların yaşam tarzının kökten değişebileceğine ulaşılmıştır. Spordan önce habitus, yapılmak üzere seçilen sporun türünü etkilemektedir. Habitusunda zaten sporla ilgilenen bireyler varsa, kişinin, spora yönelimi artmıştır. Aynı zamanda, habitusundaki bireylerin kişiyi yönlendirdiği spor seçilen branşın türünü etkilemiştir. Kişiyi; arkadaşları, ailesi, akrabaları spora yönlendirmiştir ya da kişi çevresinde sporla ilgilenen bireyleri gördüğü için kendiliğinden spora yönelmiştir. Analizler sonucunda, bireylerin spor tercihlerini en çok etkileyen unsurların habitusları ve sosyal sermayeleri olduğuna ulaşılmıştır.
Ortaöğretim gençliğinin serbest zaman faaliyetlerinin araştırılması (Bolu ili örneği)
Araştırmamızda, ortaöğretim gençliğinin serbest zaman dediğimiz dilimde neler yaptığını ve bağımsız değişkenler çerçevesinde serbest zamanlarını değerlendirmeye yönelik tutumlarını analiz etmeye çalıştık. Öğrencilerin serbest zamanlarını değerlendirirken okul içi ve okul dışı faaliyetlerini neler belirliyor? Orta öğretim öğrencileri yaşamlarının en önemli dönemi dediğimiz gençlik çağında zamanlarını gerçekten olması gibi mi geçiriyor? Vb. Sorulara yanıt bulmaya çalıştık. Araştırma öncesinde çalışma ile ilgili temel kavramların teorik arka planı yapılmış olup, benzer çalışmalardan yararlanılmıştır. Bolu il merkezinde bulunan 7 farklı türdeki okulda öğrenim gören 3553 lise öğrencisi arasından, 560 kişilik bir grup örneklem olarak seçilmiştir. Seçilen gruba, veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi" anketi (Ek:1) ile Ragheb ve Beard (1982) tarafından geliştirilen "Leisure Attitude Scale: LAS". "Boş Zaman Tutum Ölçeği"nin Akgül ve Gürbüz'ün (2010) Türkçe' ye uyarladığı versiyonu kullanılmıştır. (Ek:2). Kullanılan Ölçek ile öğrencilerin boş zaman faaliyetlerine ilişkin bilişsel, duyuşsal ve davranışsal alt boyutlardaki tutumlarının, bağımsız değişkenler açısından farklılıkları ortaya konmuştur. Elde ettiğimiz bulguların, bağımsız ve bağımlı değişkenler açısından, SPSS 26.00 programı yardımı karşılaştırılmalı analizini yaptık. Araştırma sonucunda ortaöğretim gençlerinin serbest zamanlarını kendilerini geliştiren, değiştiren faaliyetlerde kullanmadıkları ortaya çıkmıştır. Serbest zamanlarını değerlendirebilecekleri imkânları artmasına karşılık, çağımızın bir gerçeği olan ekran başında geçirilen zaman, serbest zaman değerlendirme biçimlerini de olumsuz etkilemektedir. "Boş Zaman Tutum Ölçeği" içerisinde değerlendirilen 560 lise öğrencisine ait verinin, alt boyutlara göre yakın değerlerde incelendiğini görülmektedir. Sonuç olarak, ortaöğretim öğrencilerinin serbest zaman tutumlarının alt boyutlarına bakıldığında cinsiyet faktörü haricindeki bağımsız değişkenlerde anlamlı bir farklılığın olmadığı görülmüştür. Bunun sebebi olarak, orta öğretim öğrencilerinin, tercih ile ekran kullanımına yöneldiği sonucu çıkarılabilir.
Yaşlı bakımı konusunda kurumsal bakım hizmet kapasitesinin değerlendirilmesi
Türkiye'de nüfusun yaşlanması, sosyal ve sağlık hizmetlerine olan talebi önemli ölçüde artırmakta ve bu durum, özellikle uzun vadeli bakım hizmetlerinde zorluklar yaratmaktadır. TÜİK verilerine göre, 2023 itibarıyla 65 yaş ve üzeri nüfus toplam nüfusun %10,2'sini oluşturmaktadır. Bu çalışma, Türkiye'deki kurumsal yaşlı bakım hizmetlerinin kapasitesini ve kalitesini sosyolojik nedenler çerçevesinde analiz etmeyi amaçlamaktadır. Araştırma, yaşlı bakım hizmetlerinin mevcut durumunu, bölgesel farklılıkları, personel yetersizliklerini ve finansal kaynak eksikliklerini ele almaktadır. Çalışmada, Türkiye'nin yaşlı bakım hizmetleri benzer demografik yapıya sahip ülkelerle karşılaştırılmış ve uluslararası standartlara uyum durumu incelenmiştir. Bulgular, yaşlı bakım hizmetlerinin sunumunda ciddi eksiklikler olduğunu ve bu hizmetlerin yaygınlaştırılması ve kalitesinin artırılması gerektiğini göstermektedir. Özellikle kırsal bölgelerde yaşlı bakım hizmetlerine erişimde büyük kısıtlamalar bulunmakta, personel sayısının yetersizliği ve mevcut personelin eğitim düzeyinin düşüklüğü hizmet kalitesini olumsuz etkilemektedir. Araştırma, yaşlı bakım hizmetlerinin kapasitesini artırmak ve kalitesini iyileştirmek için devlet ve özel sektörün daha fazla sorumluluk alması gerektiğini vurgulamaktadır. Devletin, yaşlı bakım hizmetlerine yönelik daha fazla yatırım yapması ve bu alanda çalışan personelin eğitimine önem vermesi gerekmektedir. Özel sektör ise inovatif çözümler geliştirerek hizmet kalitesinin artırılmasına katkıda bulunabilir. Ayrıca, uluslararası iyi uygulama örneklerinden faydalanarak Türkiye'de uygulanabilir stratejiler geliştirilmesi önerilmektedir. Sonuç olarak, bu çalışma, Türkiye'de kurumsal yaşlı bakım hizmetlerinin kapasitesinin artırılması ve kalitesinin iyileştirilmesi gerekliliğini ortaya koymakta ve sosyal politika yapıcılarına bu hizmetlerin geliştirilmesine yönelik somut öneriler sunmaktadır. Yaşlı bireylerin yaşam kalitesini artırmak, sosyal adaleti sağlamak ve toplumsal refahı yükseltmek için kurumsal yaşlı bakım hizmetlerinin güçlendirilmesi kritik bir öneme sahiptir. Araştırmanın bulguları, hem ulusal hem de uluslararası düzeyde yaşlı bakım politikalarının şekillendirilmesine önemli katkılar sağlayacaktır.
Mevsimlik tarım işçilerinin göçü: (Sosyo-kültürel ve ekonomik panoraması)
Göç, geçmişten günümüze kadar göç alan ve göç veren bölgeler için ekonomik, siyasi, kültürel, sosyal ve psikolojik boyutlarıyla toplumsal yapıyı dönüştüren bir olgudur. Göç, yalnızca fiziksel olarak yer değiştirme anlamına gelmez; aynı zamanda göç kaynakları ile göç hedeflerinin karşılıklı etkileşimini de zorunlu kılar. Türkiye, coğrafi konumu nedeniyle tarih boyunca hem iç göç hem de dış göçün yoğun şekilde yaşandığı bir ülke konumundadır. Özellikle 1950 yılından bu yana, Türkiye'de köylerden şehirlere doğru hızlı ve yoğun bir göç hareketi yaşanmaktadır. İç göç türü olarak ortaya çıkan mevsimlik göçler, çoğunlukla tarım işçilerinin gerçekleştirdiği göçleri kapsamaktadır. Türkiye'de iklim özellikleri ve coğrafi şartlar, yılın her mevsiminde farklı tarım ürünlerinin yetiştirilmesine olanak tanıdığı için, mevcut ürün çeşitliliği mevsimlik tarım işçiliğinin ortaya çıkmasına neden olmaktadır. Mevsimlik tarım işçiliği hem ortaya çıkış nedenleri hem de yarattığı etkiler bakımından çok boyutlu bir olgudur. Türkiye'de sayıları yaklaşık 1 milyon olan mevsimlik tarım işçileri, çalışma süresince birçok sosyo-kültürel ve ekonomik sorunla karşı karşıya kalmaktadır. Göç eden bireyler açısından bu sorunlar hem ikamet ettikleri hem de göç ettikleri yerlerdeki yaşam koşullarını etkilemektedir. Bu çalışma, mevsimlik tarım işçilerinin hasat dönemlerindeki çalışma koşulları, sosyal yaşamları ve yaşadıkları sorunların ortaya konulması amacıyla yapılmıştır. Yorumlayıcı paradigma ekseninde, nitel araştırma yönteminin deseni fenomenolojik yaklaşımla Sakarya'da yürütülen bu araştırmada, amaçlı örneklem yönteminin bir türü olan kartopu örneklem kullanılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme formu aracılığıyla tarım işçileri, tarım aracıları ve işverenlerle derinlemesine görüşmeler yapılmıştır. Araştırma bulguları, mevsimlik tarım işçilerinin barınma, yemek, sağlık ve ücret gibi birçok alanda sorun yaşadığını göstermektedir.
Distopik filmlerde iktidar ve mekân ilişkisi: (Equilibrium ve THX 1138 örnekleri)
Bu çalışma distopik filmlerde iktidar ve mekân ilişkisini ele almayı amaçlamaktadır. Distopyalar bulunduğu dönemin eleştirisi üzerinden geleceğe dair kara ütopyalar üretir. Ütopya ve distopya ayrımını yapmak güçleçmiş olsa da tez sürecince, distopya kavramı ile anlatılmak istenen gelecekte belirli veya belirsiz bir zamanda yaşanılması beklenen siyah-gri kurgulardır. Distopyalarda gelecek kurgusu yapılıyor olsa da yaşadığı dönemin izlerini taşırlar ve çoğu zaman mevcut düzen bu şekilde devam ederse neler olabilir, sorusuna dair cevapları barındırırlar. Distopyaların seçilme nedeni içerlerinde gündem eleştrisini barındırmasından kaynaklı diğer sinema filmlerine göre iktidar mekân ilişkisinin daha gözlemlenebilir olduğunun düşünülmesidir. Nitel araştırma yöntemi çerçevesinde gerçekleştirilen bu araştırmada toplanan veriler Cristian Metz'in Göstergebilim kuramı çerçevesinde analiz edilmiştir. Örneklem seçiminde olasılığa dayanmayan amaçlı örnekleme kullanılmıştır. Bu çerçevede, çalışmada yönetmenliğini Kurt Wimmer'ın yaptığı Equilibrium (2002) ve George Lucas'ın yaptığı THX 1138 (1971) filmleri iktidar ve mekân ilişkisi açısından içerik ve söylemler de göz önünde tutularak değerlendirilmiş ve yorumlanmıştır. İlk bölümde kavramsal ve kuramsal arka plana yer verilmiş olup; ikinci bölümde yöntem ve analize dair açıklamalar yapılarak filmlerin göstegebilimsel analizi yapılmıştır. Bu filmler kararlaştırılmadan önce 35 distopik film incelenmiş olup konunun anlaşılabilirliğine en iyi örneği teşkil edeceği düşünülen iki bilim kurgu distopyası seçilmiştir. Ayrıca tez sürecince yararlanılan diğer kaynaklardan (makaleler,tezler,distopik romanlar ve diziler vb.) gerekli görülen yerlerde faydalanılmış ve bu kaynaklara atıflar yapılmıştır. Bu kapsamda 12 distopik roman ve içerisinde distopik unsurlar barındıran 4 dizi incelenmiştir. Analiz süresince sinemasal mekânı oluşturan çerçeve, renk kullanımı, kostüm, müzik gibi unsurlar göz önünde tutularak bu göstergelerin film süresince değişim ve kullanımları izlenmiştir. Özellikle iktidar ve mekâna dair göstergelere ulaşılmaya çalışılmış ve ayrıntılı görseller ile iktidar –mekân ilişkisi ele alınmıştır.