Theses supervised by Doç. Dr. Aydan Ercan

11 theses · Başkent University

DoctorateOpen AccessTR

Basit karbonhidrat içeriği yüksek diyetle beslenen sıçanlarda yeşil çayın antioksidan etkisinin incelenmesi

Basit karbonhidrat içeriği yüksek ürünlerin sekular artışıyla beraber son 30 yılda rafine fruktozun total tüketim miktarı dikkat çekici şekilde artmıştır. Birçok araştırmacı, yüksek fruktoz tüketiminin, farelerde ve insanlarda vücut ağırlığı, lipit profilleri ve glikoz metabolizması üzerine etkisini araştırmaktadır. Yapılan çalışmalardan elde edilen sonuçlar yeşil çayın, yüksek fruktoz ile beslenmenin oluşturduğu hipertrigliseridemili farelerde plazma ve karaciğerde trigliseritlerin (TG) düşmesinde ve açlık plazma glikoz, insülin ve serbest yağ asidi düzeylerini azaltmakta etkili olduğunu göstermektedir. Ayrıca yeşil çayın, total plazma antioksidan aktivitesini artırdığı gösterilmiştir. Yeşil çay tüketiminin, serumda süperoksit dismutaz (SOD) aktivitesini ve aorta katalaz (CAT) ekspresyonu artırdığı ve hücresel savunmada enzimlerle beraber reaktif oksijen türlerine karşı etkili olduğu ve oksidatif stresin bir göstergesi olan malondialdehit (MDA) azalttığı gösterilmiştir. Bu çalışmada basit karbonhidrat içeriği yüksek diyetle beslenen sıçanlarda yeşil çayın antioksidan etkisinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmada 32 adet, 8-10 haftalık (164-224 g) Sprague Dawley türü erişkin erkek sıçanlar kullanılmıştır. Sıçanlar rastgele Kontrol grubu (KG), Fruktoz grubu (FG), Yeşil Çay grubu (YÇG), Yeşil Çay ile Fruktozu birlikte alan grup (YÇFG) olmak üzere 4 gruba ayrılmıştır. KG'ye çeşme suyu, FG'ye %20'lik fruktoz (20 g/100 mL), YÇG'ye C. sinensis (2 g/kg/gün), YÇFG'ye C. sinensis (2 g/kg/gün) + %20'lik fruktoz (20 g/100 mL) 8 hafta süre ile oral yoldan verilmiştir. Sıçanların her hafta düzenli vücut ağırlıkları ve bel çevreleri ölçülmüştür. Sekiz hafta sonra dekapitasyon sırasında sıçanların kanları alınmış, karaciğerleri çıkartılmıştır. Serum glikoz, total kolesterol (TK), yüksek dansiteli lipoprotein (HDL), düşük dansiteli lipoprotein (LDL), çok düşük dansiteli lipoprotein (VLDL), trigliserit (TG), aspartat aminotransferaz (AST) ve alanin aminotransferaz (ALT) düzeyleri ölçülmüş ve karaciğerleri histopatolojik olarak incelenmiştir. Karaciğer dokusunda, lipit peroksidasyon, glutatyon (GSH), CAT, SOD, protein miktar tayini yapılmıştır. En yüksek vücut ağırlığı FG'de, en düşük YÇG'de saptanmıştır. KG ve FG'de glikoz düzeyleri YÇG ve YÇFG'den önemli olarak daha yüksek çıkmıştır (p<0.05). KG, FG, YÇG VE YÇFG'de TK, HDL ve LDL kolesterol düzeylerinde istatistiksel olarak önemli farklılık olmadığı görülmüştür. FG ve YÇFG'de VLDL kolesterol ve TG düzeyleri KG ve YÇG'den daha yüksek çıkmıştır (p<0.05). KG, FG, YÇG ve YÇFG'de MDA, SOD, CAT, GSH değerleri önemli farklılık göstermemiştir. Yeşil çayın miktarı, demleme suyunun sıcaklığı, demleme zamanı, hazırlama metodu yeşil çayda biyoaktif bileşiklerin kompozisyonunu etkilemektedir. Sonuçta fruktoz ile yeşil çayın birlikte kullanımına yönelik hepatik oksidatif stres üzerine yeşil çayın antioksidan etkisini belirlemek için fruktozun ve yeşil çayın doz ve verilme süresine yönelik çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Kelimeler: Fruktoz, Yeşil Çay, Antioksidan, Hepatik Oksidatif Stres, Karaciğer

AntioksidanlarBeslenmeDiyet+7
Sema Gübür
Başkent University · Institute of Health Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

İnsülin direnci olan bireylerin tiroid fonksiyonları ile beslenme durumlarının değerlendirilmesi

Telek Mine, insülin direnci olan bireylerin tiroid fonksiyonları ile beslenme durumlarının değerlendirilmesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Beslenme ve Diyetetik Programı, Yükseklisans Tezi, Ankara, 2016 İnsülinin kandaki seviyesi normal veya normalin üzerinde olmasına karşın, kas, yağ dokusu ve karaciğerde insüline karşı duyarlılığını azaltarak glikoz homeostazı bozukluğu ortaya çıkmaktadır. İnsülin direnci, birçok organ sistemini etkileyen ve ciddi metabolik bozukluklara yol açan kompleks hücresel bir bozukluktur. İnsülin direncinin tiroid hormonları triiyodotironin (sT3) ve tiroksin (sT4) üzerinde etkisi olduğu çok uzun yıllardır düşünülmesine karşın henüz insülin direncinin, tiroid fonksiyonları üzerine olan etkisi tam olarak açıklanamamıştır. Bu araştırma,1 Haziran 2013-31 Temmuz 2014 tarihleri arasında Özel Kütahya Kent Hastanesi, Dahiliye Polikliniği'ne başvurarak rutin biyokimyasal tetkikler sonrasında insülin direnci tanısı almış, çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul etmiş 20- 64 yaş arasındaki 93 yetişkin bireyde yapılmıştır. Hastaların kişisel özellikleri ve beslenme tüketimlerini saptamak için anket formu uygulanmıştır. Çalışmaya katılan hastaların boy uzunlukları, vücut ağırlıkları, vücut yağ kütlesi, vücut yağsız kütlesi, vücut sıvı yüzdesi, abdominal yağ kütlesi alınmıştır. Besin tüketim sıklığı formu, araştırmacı tarafından hastalar ile yüzyüze görüşerek doldurulmuştur. Hastaların besin tüketim sıklığından günlük besin tüketim duurmu durumu araştırmacı tarafından hesaplanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin yaş dağılımı incelendiğinde, %2.2' si (2 birey) 20 yaş altı, %19.4'ü (18 birey) 20-29 yaş, %37.6' sı (35 birey) 30-39 yaş, % 19.4'ü (18 birey) 40-49 yaş, %15.1'i (14 birey) 50-59 yaş, %6.5'i (6 kişi) 60 yaş üzeri bireyler olarak saptanmıştır. Erkek bireylerin boy uzunluğu ortalaması 171.0 ± 10.0 cm, kadınların boy ortalaması 160,84 ± 5,89 cm olduğu tespit edilmiştir. Erkek bireylerin vücut ağırlığı ortalaması 103.4 ± 22.3 kg, kadınların vücut ağırlığı ortalaması 94.7 ± 18.0 kg olduğu tespit edilmiştir. Bireylerin Beden Kitle İndeksi (BKİ) sınıflamasına göre HOMA-IR, TSH, sT3 ve sT4 değerleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır(p˃0.05). İnsülin direnci olan bireylerin günlük enerji alımı ile AKG, insülin düzeyi, HOMA-IR, TSH, sT3 ve sT4 düzeyleri arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir ilişki saptanmamıştır. Anahtar Kelimeler: insülin direnci, tiroid fonksiyon bozukluklar, metabolik sendrom

BeslenmeBeslenme durumuMetabolik sendrom+5
Mine Telek
Başkent University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Ebeveynlere verilen beslenme eğitiminin çocukların besin seçimine etkileri

Bu çalışmada, ebeveynlere belirli aralıklarla verilen farklı içerikteki sağlıklı beslenme eğitimlerinin, ebeveynlerin beslenme bilgi düzeylerine olduğu gibi, hem ebeveynlerin hem de ebeveynlerini örnek alan çocuklarının besin tüketimi üzerine etkilerinin saptanması amaçlanmıştır. Çalışma Ankara İli Yenimahalle İlçesi Batıkent Semti'nde bulunan bir okul öncesi eğitim kurumunda gerçekleştirilmiştir. Çalışma Ekim 2014-Ocak 2015 tarihleri arasında, 20 ebeveyn (12 anne ve 8 baba) ile 25 çocuk üzerinde yürütülmüştür. Ebeveynlere 2014 yılının Ekim ve Aralık aylarında, 2015 yılının Ocak ayında, her eğitim ortalama 60 dakika olmak üzere toplamda 3 kez eğitim verilmiştir. Eğitim konuları; sağlıklı beslenme, çocuklarda sağlıklı beslenme ve beslenmede sık sorulan sorular olarak belirlenmiş, tüm eğitimler interaktif olarak yapılmış sunum ile görsel olarak da desteklenmiştir. Ebeveynlere, ilk eğitimden başlayarak her eğitim için geldiklerinde, temel beslenme bilgilerini içeren bir beslenme bilgi testi hem eğitim öncesinde hem de eğitim sonrasında uygulanmıştır. Ebeveynlere ailelerin sosyo-demografik özellikleri, beslenme durumları ile kendilerinin ve çocuklarının beslenme alışkanlıklarını içeren bir anket formu uygulanmış olup ayrıca kendilerinin vücut ağırlığı ve boy uzunluğu beyana dayalı olarak alınmıştır. Ebeveynlerden her eğitim sonrasında kendilerinin ve çocuklarının 3'er günlük (1 günü hafta sonuna gelecek şekilde) besin tüketim kayıtlarını tutmaları istenmiştir. Çocukların vücut ağırlığı ve boy uzunluğu okul kayıtlarından alınmıştır. Çocukların okul besin tüketimleri kayıtlarını öğretmenlerinin tutması istenmiştir. Çalışmada, ebeveynlerin beslenme bilgi testi sorularına verdikleri doğru cevap sayıları her üç eğitim için karşılaştırıldığında; hem anne hem baba hem de genel toplamda ilk test ve son test arası tüm değerlendirmeler istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Her üç eğitimin çocukların BKİ sınıflandırmasına etkisine bakıldığında, ilk eğitimde BKİ'ye göre zayıf 3 çocuk var iken, üçüncü eğitimin sonunda BKİ'ye göre zayıf olan çocuk sayısı 2 olarak, ilk eğitimde BKİ'ye göre normal olan 10 çocuk var iken, üçüncü eğitimin sonunda BKİ'ye göre normal olan çocuk sayısı 12 olarak belirlenmiştir. İlk eğitimde BKİ'ye göre 5 şişman çocuk var iken, üçüncü eğitimin sonunda BKİ'ye göre 4 şişman çocuk olduğu belirlenmiştir. Üç eğitim için alınan besin tüketim kayıtları karşılaştırıldığında, çocukların başta protein, posa, çoklu doymamış yağ asidi, C vitamini, kalsiyum ve demir olmak üzere birçok besin ögesi alımlarının anlamlı şekilde arttığı belirlenmiştir. Çocukların ilk eğitimde demir alımlarının Türkiye'ye Özgü Beslenme Rehberi önerilerinin altında kalmasına karşın, 3. eğitimin ardından çocukların demir alımının önerilerden yüksek olduğu, posa alımlarının artmasına karşın üçüncü eğitimin sonunda da önerilerin altında kaldığı görülmüştür. Üç eğitim dönemi boyunca çocukların besin gruplarına göre tüketim değişikliklerine bakıldığında; çocukların süt ve süt ürünleri tüketiminde artış saptanmış olup, bu artış istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p=0.003). Çocukların kek, pasta, bisküvi çeşitleri tüketimlerinde ise 3 eğitim dönemi boyunca izlenen azalma istatistiksel olarak da önemli bulunmuştur (p=0.000). Ebeveynlerden erkeklerin enerji, karbonhidrat, A vitamini ve fruktoz (artan meyve tüketimi kaynaklı) alımlarının eğitimlerin etkisiyle her üç eğitim sonuçları karşılaştırıldığında olumlu yönde değiştiği belirlenmiştir (p=0.030;p=0.472). Eğitimlerin erkeklerin beslenme davranışlarına etkisinin kadınlardan yüksek olduğu belirlenmiştir. Ebeveynlerin beyaz ekmek tüketiminin 3 eğitim dönemi sonunda azaldığı, sebze tüketimi ve bitkisel çay tüketimlerinin ise arttığı belirlenmiştir. Bu değişimler istatistiksel olarak da önemli bulunmuştur (p=0.046; p=0.002). Sonuç olarak; ebeveynlere verilen beslenme eğitimleri sonrasında ebeveynlerin beslenme bilgi düzeylerinde anlamlı artışlar olduğu, bu bilgiyi kendi besin seçimlerinde yeterince kullanamasalar da çocuklarının beslenmelerinde daha sağlıklı seçimler yaptığı görülmüş olup özellikle erken çocukluk döneminde çocuğa sahip ebeveynlere sağlıklı beslenme eğitimlerinin verilmesinin önemli olacağı düşünülmektedir.

Ana-babaBeslenmeBeslenme+3
Pınar Göbel
Başkent University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Polislerin beslenme bilgi düzeyi ve beslenme durumlarının belirlenmesi

Bu araştırma, Nisan 2016-Mayıs 2016 tarihleri arasında Yozgat İl Emniyet Müdürlüğü'nde çalışan 783 polis memurundan326 polis memuru çalışmaya gönüllü olarak katılmışlardır. Bireylerin kişisel özellikleri ve beslenme alışkanlıkları anket formu ile sorgulanmıştır. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 34.1±8.8. Erkeklerin boy ortalaması 177.6. ± 7,2 cm, kadınların boy ortalaması 169.4 ± 6.0 cm olarak hesaplanmıştır. Erkeklerin vücut ağırlığı ortalaması 83,6 ± 14,6 kg, kadınların vücut ağırlığı ortalaması 71,7 ± 14,7 kg olduğu tespit edilmiştir. Bireylerin beslenme durumları 3 günlük 24 saatlik besin tüketim kaydı ile belirlenmiştir. Bireylerin beslenme bilgilerini sorgulamak amacıyla beslenme bilgi soruları; duygusal durumlarını saptamak amacıyla ise Beck Depresyon Ölçeği kullanılmıştır. Erkeklerin ve kadınların BKİ ortalamaları 27.1±8.4 kg/m2, 24.8±7.0 kg/m2olarak bulunmuştur. Beslenme Bilgi Puanları 0-8 arasında değişmekte olup, ortalaması erkeklerde 4.10±1.60, kadınlarda 4.09±1.52'dir. Bireylerin demografik özellikleri ile beslenme bilgi düzeyi arasındaki ilişki incelendiğinde; yaş, cinsiyet, medeni durum, çalışma yılı ve eğitim süreleri ile beslenme bilgi düzeyi arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Bireylerin BKİ değerleri ile Beslenme Bilgi Düzeyleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır. Beck Depresyon Puanları 0-63 arasında değişmekte olup erkeklerde ve kadınlarda ortalamaları 31.1±17.5 ve 27.8±17.1 olarak bulunmuştur. Depresyon sıklığı %2.5'inde hafif, %21.5'inde orta ve %58.9'unda şiddetli depresyon görünmektedir. Bireylerin demografik özellikleri ile depresyon durumu arasındaki ilişki incelendiğinde; yaş, cinsiyet, medeni durum, çalışma yılı ve eğitim süreleri ile depresyon durumu arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Bireylerin depresyon durumları ile aldıkları enerji ve makro besin öğeleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmamıştır (p>0.05). Son yıllarda yetersiz ve/veya dengesiz beslenme kaynaklı önlenebilir hastalıklardaki artış dikkat çekmektedir. Bu nedenle polislerin beslenme konusunda bilinçlendirilmesine ihtiyaç olduğundan eğitim programları düzenleyerek yeterli ve dengeli beslenme konusunda bilgilendirilmeleri sağlanmalıdır. Buna yönelik plan ve politikalar düzenlenerek polislere sağlıklı beslenme konusunda doğru bilgi sağlanmalı ve farkındalık oluşturulmaya çalışılmalıdır.

BeslenmeBeslenme alışkanlıklarıBeslenme durumu+4
Gökhan Elbay
Başkent University · Institute of Health Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

Beslenme ve diyet polikliniğine başvuran hastaların yeme tutum ve davranışları ile diyet algılarının değerlendirilmesi

Bu çalışma, hekim tarafından beslenme ve diyet polikliniğine yönlendirilen bireylerin diyet ve diyetisyen algıları ile beslenme hakkındaki bilgi, tutum ve davranışlarını değerlendirmek amacı ile yapılmıştır. Çalışma, Aralık 2013-Şubat 2014 tarihleri arasında Fethiye Özel Lokman Hekim Esnaf Hastanesinde Beslenme ve Diyet Polikliniğine yönlendirilen, çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 100 yetişkin birey ile yürütülmüştür. Bireylere ilk görüşmede sosyodemografik özellikleri, beslenme alışkanlıkları, diyet/diyetisyen ile ilgili algıları sorgulayan, yeme tutum ve davranış testi içeren anket uygulanmış, antropometrik ölçümleri alınmıştır. Buna ek olarak, bireylerin vücut kompozisyonu ise Biyoelektrik Empedans Analizi (BİA) ile belirlenmiştir. Bireylerin %90.0'ı kadın, %10.0'u erkektir. Çalışmaya katılan bireylerin yaş ortalaması 32,88±8,59 yıl, beden kütle indeksi (BKİ) erkeklerde ortalama 31.8±4.02 kg/m2, kadınlarda BKİ ise ortalama 30.1±5.52kg/m2'dir. Beslenme bilgi kaynağı olarak bireylerin %46.0'sı interneti, %19.0'u televizyonu, %18.0'i diyetisyen yazarlı beslenme kitaplarını, %16.0'sı doktoru, %1.0'i popüler diyet kitaplarını tercih etmektedir. Bireylerin beslenme bilgi puanına bakıldığında 40-49 yaş grubu arasındaki hafif şişman bireyler en yüksek beslenme bilgi puanına sahiptir. Beslenme durumunun sinirli duygu durumunda en fazla arttığı, bireylerin heyecanlı olduğunda ise beslenme durumundaki artışın en az olduğu belirlenmiştir. Beslenme durumundaki azalmanın bireyler öfkeli olduğunda en fazla olduğu , bireyler mutlu olduğunda ise en az olduğu saptanmıştır. Bireyler endişeli ve heyecanlı olduğu durumlarda beslenme durumunun değişmediği belirlenmiştir. Sonuçlar, bireylerin beslenme konusunda eğitime gereksinimleri olduğunu göstermiştir. Beslenme alışkanlıklarının yaşamı önemli derecede etkilediği vurgulanmalı ve beslenme programının bireye özel olması nedeni ile internet, televizyon gibi araçlardan bilgi sağlanması yerine beslenme uzmanlarına bireylerin yönlendirilmesi sağlanmalıdır. Anahtar Kelimeler: Yeme tutumu, yeme davranışı, diyet algısı, duygusal yeme, beslenme Bu çalışma için Başkent Üniversitesi Girişimsel Olmayan Klinik Araştırmalar Etik Kurulu tarafından KA13/264 nolu, 18.12.2013 tarihli ve 13/131 sayılı "Etik Kurul Onayı" alınmıştır.

AlgıBeslenmeBeslenme alışkanlıkları+4
Gözde Soydemir
Başkent University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Hemodiyaliz uygulanan son dönem böbrek yetmezliği olan hastaların demografik özelliklerine göre beslenme durumlarının değerlendirilmesi

Bu çalışma kronik böbrek yetmezliği nedeniyle hemodiyaliz tedavisi alan hastalarda sosyodemogafik özelliklere göre beslenme durumunun belirlenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Nisan-Mayıs 2017 tarihleri arasında bir diyaliz merkezinin üç farklı şubesinde en az 6 aylık sürede hemodiyaliz tedavisi alan, yaşları 23-85 yaş arasında değişen, 57'si erkek (%44.5) 71'i (%55.5) kadın toplam 128 hemodiyaliz hastası üzerinde yürütülmüştür. Çalışmaya katılmayı kabul eden hastalara yüz yüze görüşme yöntemi ile hastalık ve kişisel bilgilerini, yaşam tarzlarını ve beslenme alışkanlıklarını içeren anket formu uygulanmıştır. Hastaların üç günlük (bir diyaliz günü ve iki diyaliz dışı gün) besin tüketim kayıtları alınmıştır. Hastaların malnütrisyon durumunu değerlendirmek amacıyla ''Subjektif Global Değerlendirme''(SGD), ''Beslenme Risk Taraması'' (NRS-2002) ve ''Malnütrisyon İnflamasyon Skor'' (MİS) testleri uygulanmıştır. Hastaların antropometrik ölçümleri (boy uzunluğu, diyaliz çıkışı vücut ağırlığı, triseps deri kıvrım kalınlığı (TDKK), üst orta kol çevresi (ÜOKÇ), üst orta kol kas çevresi (ÜOKKÇ), baldır çevresi ile el kavrama gücü ölçümleri alınmış ve biyoelektrik empedans analizi ile vücut kompozisyon analizi yapılmıştır. Son üç aya ait biyokimyasal parametreleri hasta dosyalarından alınmıştır. Araştırmaya katılan hastaların yaşlarının ortalaması 59.9±13.06 yıldır. Hastaların BKİ değeri erkeklerde ve kadınlarda sırasıyla 23.7±4.46 kg/m² ve 25.6±5.01 kg/m²'dir. SGD'ye göre hastaların %8.6'sı ağır malnütrisyonlu, %15.6'sı hafif-orta malnütrisyonlu ve %75,8'inin ise iyi beslenmiş olarak bulunmuştur. NRS-2002 'ye göre kadın hastaların %22.5'inde beslenme riski mevcutken erkeklerde bu oran %21.1 olarak bulunmuştur (p>0.05). Genel toplamda ise hastaların % 21.9'unda beslenme riskinin mevcut olduğu görülmüştür. NRS-2002'ye göre malnütrisyon riski olan hastaların %64.2'si ilkokul ve altı eğitim düzeyine sahiptir. SGD'ye göre ise hafif-orta derece malnütrisyonlu olan hastaların %50'sinin ilkokul ve altı eğitim düzeyine sahip olduğu, ağır derece malnütrisyonlu olan hastaların %45.5'inin okur yazar olmadığı, %36.4'ünün ilkokul mezunu olduğu saptanmıştır. Hastaların eğitim düzeyleri ile NRS-2002 ve SGD sonuçları arasında istatistiksel fark bulunmuştur (p<0.05). Malnütrisyon inflamasyon skoruna göre (MİS), kadın hastaların ve erkek hastaların MİS ortanca değeri sırasıyla 6 puan ve 5 puan olarak bulunmuştur (p>0.05). Kadın ve erkek hastalarda MİS ile BKİ, vücut yağ oranı, yağsız vücut kütlesi, toplam vücut su miktarı, TDKK, ÜOKÇ, ÜOKKÇ, baldır çevresi, el kavrama gücü ve albümin değerleri arasında negatif yönde bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). Hastaların MİS puanları ile SGD ve NRS-2002 arasında pozitif yönlü bir ilişki olduğu belirlenirken (p<0.05); eğitim ve gelir düzeyleri arasında ilişki saptanmamıştır (p>0.05). SGD'ye göre ve NRS-2002'ye göre malnütrisyonlu olduğu belirlenen bireylerde, antropometrik ölçümlerden BKİ, ÜOKÇ, ÜOKKÇ, baldır çevresi, el kavrama gücü değerleri ile biyokimyasal parametrelerden serum albümin değeri daha düşük, MİS değeri ise daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Diyaliz hastalarının beslenme durumlarının değerlendirilmesinde, malnütrisyon risklerinin ve derecesinin belirlenmesinde SGD, MİS, NRS-2002, antropometrik ölçümler, biyokimyasal parametreler dahil olmak üzere birden fazla yöntemin birlikte kullanılması gerektiği sonucuna varılmıştır. Hemodiyaliz hastalarında değişik yaş grupları ve cinsiyet grupları için beslenme durumu saptanmasına yönelik çalışmalar arttırılmalıdır. Anahtar Kelimeler: Hemodiyaliz, beslenme durumu, malnütrisyon, sosyodemografik özellikler

Beslenme alışkanlıklarıBeslenme durumuBeslenme incelemeleri+7
Kübra Damla Ekenci
Başkent University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Ağırlık kontrolü ve beslenme eğitiminin erektil disfonksiyon tedavisinde öneminin belirlenmesi

Çalışmanın amacı; Erektil Disfonksiyonun (ED) etiyolojisi ve tedavisinde beslenme ve vücut ağırlık kontrolünün yeri ve önemini araştırmaktır. Çalışmaya Hisar Hospital Üroloji polikliniğine başvuran ve ED tanısı almış 24-66 yaşları arasında, 54 gönüllü hasta dahil edilmiştir. Hastalar doktor muayenesinin ardından, belirlenen biyokimyasallar analizleri yaptırmış, ardından araştırmacıya yönlendirilmiş ve beslenme eğitimi verilmiştir. Toplamda 2 aylık süre içinde 3 defa görüşmeye alınan hastaların her görüşmede antropometrik ölçümleri ve kan basıncı ölçümleri yapılmıştır. Çalışmanın başında ve sonunda biyokimyasal analizleri, İİEF (Uluslararası Erektil Fonksiyon İndeksi) anketi ve besin tüketim sıklık anketi tekrarlanmıştır. Hastaların yaş ortalaması 41.87 yıl olup, çoğu lise (%38.9) ve üniversite (%57.4) mezunudur. ED ile birlikte görülen diğer hastalıklar; Diyabet % 17.5, Hipertansiyon % 12.6, Hiperlipidemi % 19.4, Hepatosteatoz % 5.8 olarak saptanmıştır. Hastaların % 85.2' si haftada 150 dakikadan az egzersiz yapmaktadır. İki besin tüketim sıklığı ortalamalarının farkına göre; enerji, protein, yağ, karbonhidrat, doymuş yağ asitleri ve sodyum alımı 40 yaş ve altı grupta anlamlı azalmıştır. Kırk yaş üzeri grupta, enerji, protein, yağ, karbonhidrat ve ürik asit düzeylerinde görülen azalma istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p<0.05). BKİ ortalaması başlangıçta 40 yaş ve altı için 30,3±4,2 kg/m2, 40 yaş üzeri için 31,4±5,1 kg/m2olarak hesaplanmıştır. Çalışmanın sonunda ise sırasıyla 29,2±3,9 kg/m2 ve 30,3±4,6 kg/m2 olarak hesaplanmıştır ve çalışmanın başı ve sonu arasındaki fark istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). Biyokimyasal analiz sonuçlarında görülen değişiklikler; 40 yaş ve üzeri bireylerde Total testesteron (T) ve 40 yaş altı bireylerde Serbest Testesteron (Serbest T) değerinde görülen artış istatistiksel olarak önemli bulunmuştur. HDL kolesterol (K) değerinde artış, Total K, LDL K, HbA1c ve HOMA IR' te görülen azalma tüm yaş gruplarında istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. İİEF 1. ve 2. değerlendirme sonuçları arasında, 30-39 yaş (p=0,020) ve 40-49 yaş (p=0,014) gruplarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark vardır. Antropometrik ölçümler ile İİEF skoru arasında pozitif bir ilişki saptanmış olmakla beraber istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır. Diyabet, kardiyovasküler hastalıklar ve obezitenin dolaşımı etkileyerek birçok hastalığa yol açtığı bilinmektedir. Ağırlık kaybı ve beslenme eğitiminin de bu rahatsızlıklarda olduğu gibi erkek cinsel sağlığında da düzeltici etkileri kanıtlanmaya çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Erektil disfonksiyon, İİEF, obezite, beslenme eğitimi, ağırlık kaybı

AnketlerBeslenmeBeslenme eğitimi+4
Elif Yıldırım Karacanoğlu
Başkent University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Yetişkin bireylerin sindirim sistemi problemlerinde besin ve bitkisel ürün kullanım durumları

Bu çalışma yetişkin bireylerin sindirim sistemi problemlerinde kullandıkları besin ve bitkisel ürünleri saptamak amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma örneklemi, Aralık 2017-Mart 2018 tarihleri arasında Mersin ilinde bulunan bir devlet hastanesine herhangi bir nedenle başvurmuş, aynı hastanede görevli hekimler tarafından ilaç reçeteleri düzenlenmiş ve ilaç reçetelerini temin etmek amacıyla bir eczaneye gelmiş olan 18-80 yaş arası 196 yetişkin bireyden oluşmaktadır. Çalışmada veri toplama aracı olarak araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu kullanılmıştır. Çalışma verileri SPSS 17.0 paket programı ile uygun istatistiksel yöntemler kullanılarak değerlendirilmiştir. 196 yetişkin bireyin bulunduğu bu çalışmada 120 (% 61.2) birey sık karşılaştığı sindirim sistemi yakınması olduğunu bildirmektedir. Bu bireylerin 57'si (%53.8) sindirim sistemi yakınmalarında besin ve bitkisel ürün kullamı olduğunu bildirmiştir. 63'ü (%70) ise sindirim sistemi yakınmalarıında besin ve bitkisel ürün kullanmadığını bildirmiştir. 76 bireyin (%38.8) sık yaşadığı sindirim sistemi yakınması bulunmamaktadır. Ancak yakınması olmayan bireylerin 49'u (%46.2) sindirim sistemi yakınmalarında besin ve bitkisel ürün kullamı olduğunu bildirmiştir. Sindirim sistemi şikayeti olanların kullandıkları besin ve bitkisel ürünler arasında mide yanması için 3 kişi (%2.5) maden suyu, 5 kişi (%4.2) elma, 1 kişi (%0.8) leblebi, 4 kişi (%3.3) süt , 3 kişi (%2.5) nane ve 2 kişi (%1.7) zencefil kullanımı olduğunu belirtmektedir. Şişkinlik için 15 kişi (%12.5) maden suyu, 2 kişi (%1.7) karbonat, 4 kişi (%3.3) yeşil çay, 5 kişi (%4.2) rezene ve 4 kişi (%3.3) kimyon kullanımı olduğunu belirtmektedir. Konstipasyon için 18 kişi (%15) kuru kayısı, 9 kişi (%7.5) zeytinyağı, 3 kişi (%2.5) kuru incir, 1 kişi (%0.8) kavun, 3 kişi (%2.5) kekik suyu, 2 kişi (%1.7) salatalık + su, 2 kişi (%1.7) keten tohumu kullanımını belirtmektedir. Diyare için 14 kişi (%11.7) haşlanmış patates, 7 kişi (%5.8) kuru Türk kahvesi-limon, 8 kişi (%6.7) muz, 4 kişi (%3.3) kola, 2 kişi (%1.7) leblebi kullandığını belirtmektedir. Sonuç olarak, sindirim sistemi rahatsızlıkları için, etraftan duyulan, medya veya diğer kitle iletişim araçları üzerinden etkinliği kanıtlanmamış, bitkisel ürünler veya bitkiler kullanmak yerine fiziksel aktiviteyi arttırmak, dengeli ve düzenli beslenmek, yeterli su tüketimini sağlamak, doğru pişirme tekniklerini kullanmak, beslenme alışkanlıklarını düzenlemek gibi basit yaşam tarzı değişikliklikleri ile üstesinden gelmek sağlıklı bir yaşam için temel oluşturacaktır. Anahtar kelimeler; Bitkisel Ürün, Geleneksel Tedavi, Gastrointestinal Sistem Hastalıkları, Beslenme, Sindirim Sistem

Besin destekleriBesinlerBitkisel ürünler+6
Dilan Barlin
Başkent University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Sağlık çalışanlarının diyetisyenlere yönelik tutum ve davranışlarının belirlenmesi

Kart R. Sağlık Çalışanlarının Diyetisyenlere Yönelik Tutum ve Davranışlarının Belirlenmesi, Başkent Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü Beslenme ve Diyetetik Bölümü Yüksek Lisans Tezi 2018. Bu çalışma, sağlık çalışanlarının diyetisyenlere yönelik tutum ve davranışlarının belirlenmesi amacıyla planlanmıştır. Bu çalışmaya Ufuk Üniversitesi Dr. Rıdvan Ege Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde görev yapan 18-65 yaş arasında 170 sağlık çalışanı gönüllü olarak katılmıştır. Çalışma verileri Şubat-Mart 2018 tarihleri arasında, anket yöntemiyle toplanmıştır. Verilerin toplanmasında kullanılan anket formu demografik özellikler, beslenme bilgisi, diyet/ diyetisyen ile ilgili tutumları ile Ekip Çalışması Tutumları Ölçeği (EÇTÖ) içermektedir. Çalışmaya katılan bireylerin %69.4'ü kadın, %30.6'sı erkek olup yaş ortalaması 35.7211.45 yıldır. Çalışmaya katılan bireylerin %97'si 4 yıllık beslenme ve diyetetik lisans programını tamamlayanların diyetisyen olduğunu belirtmiş, %54.6'sı en güvenilir beslenme bilgi kaynağı olarak ''diyetisyen'' yanıtını vermişlerdir. Çalışmada kullanılan EÇTÖ' den alınabilecek en düşük puan 66, en yüksek puan 136'dır ve katılımcıların puan ortalaması 108.6911.11 olarak saptanmıştır. En düşük sayıda hastanın Temel Tıp Bilimleri biliminden diyetisyene yönlendirildiği ve bu birimin en düşük EÇTÖ puan ortalamasına sahip olduğu saptanmıştır. En yüksek EÇTÖ puan ortalaması Dahiliye birimine ait olup bu birimde çalışanlar sağlık çalışanları, hekim yanında diyetisyenin de hasta vizitelerine katılması gerektiğini ifade etmişlerdir. Katılımcılar meslektaş ve hastalarına vakit ayırdıkları ve gerekli durumda diyetisyenle iletişim kurabildiklerini belirtmiş olsalar da EÇTÖ puan ortalamaları yükselirken bireyler arası iletişim becerilerinin ve yaşam şekli hassasiyetinin azaldığı saptanmıştır. Sonuç olarak üst yönetimlerin desteği ile ekip çalışmasını güçlendirecek hizmet içi eğitim programlarının gerekli olduğu saptanmıştır. EÇTÖ puanını arttırmak için ekip içerisinde bireyler arası görev dağılımı eşit olmalıdır. Bu eşitlik ekip çalışmasına diyetisyen de dâhil edilerek hastanın beslenmesinden sorumlu olmalı ve bu sayede hasta tedavisi daha verimli ve kaliteli olmakla beraber hastanede yatış süresinde de azalma görüleceği belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Diyetisyen, sağlık profesyoneli, ekip çalışması, ekip çalışması

DavranışDiyetisyenlerEkip+3
Rukiye Kart
Başkent University · Institute of Health Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Beslenme ve diyetetik eğitimi alan öğrencilerin obeziteye karşı önyargı, tutum ve davranışlarının belirlenmesi

Bu çalışma Beslenme ve Diyetetik öğrencilerinin obezite önyargı, tutum ve davranışlarını belirlemek ve yapılan eğitici müdahalelerle bu önyargı tutum ve davranışlarındaki değişimleri saptamak amacıyla yapılmıştır. Müdahale çalışması olup 2016-2017 eğitim öğretim yılında Başkent Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölümü'nde eğitim gören 57 gönüllü kız öğrenci ile yürütülmüştür. 2 hafta aralıklarla yapılan 5 aşamadan oluşan bu çalışmada;1.aşamada bireylere demografik özellikler ve obez bireylere karşı tutumları ölçen anket ve GAMS 27-Obezite Önyargı Ölçeği uygulanmıştır. 2. aşamada diyet yapma ile ilgili tutumları ölçen bir anket uygulanmış ve öğrencilerden 7 gün boyunca optimal düzeyde kendi hazırladıkları sağlıklı bir diyet uygulamaları istenmiştir. 3. aşamada diyet yapma ile ilgili aynı anket tekrar uygulanmıştır. 4. aşamada obez bireylerin günlük hayatta yaşadıkları sorunlara dair farkındalığı ölçen bir anket uygulanmış sonrasında fazla kilolu bireylerin sosyal hayatta yaşadıkları zorlukları gösteren 2 dakikalık bir video film gösterimi yapılmış ve hemen ardından aynı anket tekrar uygulanmıştır. 5.aşamada da GAMS 27-Obezite Önyargı Ölçeği tekrar uygulanmıştır. Çalışma verileri SPSS 22.0 paket programı kullanılarak uygun istatistiksel yöntemler ile değerlendirilmiştir. Öğrencilerin GAMS-27 OÖÖ puan ortalamaları müdahale öncesinde 76,9 9,74 puan iken müdahale sonrasında 72,5 10,75 puana düşmüştür. Her iki durumda da Obezite Önyargı Ölçeği puan ortalaması önyargıya eğilimli aralığında olsa da aradaki fark anlamlı bulunmuştur (p<0,05). OÖÖ puanlarına göre önyargılı ve önyargıya eğilimli olarak tanımlanan öğrencilerin de OÖÖ puan ortancaları müdahale sonrasında anlamlı olarak düşmüştür (p<0,05). Öğrencilerin %73,7'si bir diyeti 7 gün boyunca devam ettirebileceğini belirtmiş ancak yalnızca %12,3'ü devam ettirebilmiştir ve diyeti devam ettireceğini düşünenlerin OÖÖ puan ortancalarında düşüş gözlenmiştir (p<0,05). Diyeti devam ettirememe sebebi olarak en çok %22,2 ile sosyal etkinliklere katılma ve yine %22,2 ile motivayonsuzluk/can sıkıntısı cevabı verilmiştir. Video müdahalesi sonuçları ise öğrencilerin obez bireylerin günlük hayatta yaşadıkları sorunlar konusunda genellikle kararsız bir tutum içinde olduklarını göstermiştir. Fakat bunun yanında obez bireylere karşı sahip oldukları negatif tutumlarının farkına vardıkları ve bu tutumlara sahip olduklarına katıldıkları belirlenmiştir. Bunun yanında video müdahalesi sonrasında da öğrencilerin OÖÖ puan ortancalarında anlamlı düşüş gözlenmiştir (p<0,05). Sonuç olarak, obezite önyargısı sağlık alanında eğitim alan öğrencilerde rastlanan bir durumdur. Bu durum çeşitli müdahaleler ile azaltılabilmektedir bu sebeple obezite önyargısını azaltmak ve gelecekte hizmet verecek sağlık çalışanları üzerinde obezite konusunda farkındalık oluşturmak için çalışmalar yapılması gerekmektedir.

AyrımcılıkBeslenmeBeslenme eğitimi+7
Betül Eda İspir
Başkent University · Institute of Health Sciences
2018
00
DoctorateOpen AccessTR

Sağlıklı beslenmede bireysel ve grup eğitiminin bireylerin beslenme alışkanlıkları ve besin seçimi üzerine etkisi

Bu çalışma sağlıklı beslenme bilgi ve alışkanlıklarının kazandırılmasında bireysel ve grup beslenme eğitimlerinin etkinliklerinin karşılaştırılması amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırmaya katılan bireylere beslenme eğitimi, grup beslenme eğitimi ve bireysel beslenme eğitimi olmak üzere iki farklı şekilde verilmiştir. Grup beslenme eğitimi, Ankara ilinde bir ilkokulda çalışan ve araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden 32 kadın öğretmen ile yürütülmüştür. Bireysel beslenme eğitimine ise Ankara ilinde bulunan bir iş merkezinde çalışan ve araştırmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden toplam 32 kadın sekreter, güvenlik görevlisi, satış elemanı ve büro çalışanları katılmıştır. Her iki grupta yer alan kadınlar 19-64 yaş arasındadır. Gebe, kronik hastalık tanısı almış veya özel bir diyet uygulaması gereken bireyler çalışmaya dâhil edilmemiştir. Eğitim materyalleri, katılımcıların beklentileri doğrultusunda ve "Türkiye Beslenme Rehberi 2015 (TÜBER)'e göre hazırlanmıştır. Her iki grupta da aynı materyaller kullanılmış ve power point sunumu ile görsel olarak desteklenerek uygulanmıştır. Araştırma Ocak 2018'de araştırma kurul onamının alınmasından sonra başlamıştır. Araştırma verilerinin toplanmasında araştırmacı tarafından geliştirilen anket formu kullanılmış, anketler araştırmacı tarafından yüz yüze görüşme yöntemi ile doldurulmuştur. Anket formu, demografik özellikler, beslenme bilgi düzeyi ve beslenme tutum ve davranışları, IPAQ kısa formu, besin tüketim sıklığı kayıt formu ve antropometrik ölçüm kayıt formundan oluşmuştur. Çalışmaya katılan bireylerin antropometrik ölçümleri araştırmacı tarafından yapılmıştır. Çalışmada kullanılan anket formu her bireye eğitimler başlamadan önce uygulanmıştır. Anketin demografik özellikler dışında tüm bölümleri 4.eğitimin sonunda, 4. eğitimin 2 ay sonrasında tekrarlanmıştır. Grup beslenme eğitimi Ocak-Mart 2018 tarihleri arasında 15 gün ara ile 20'şer dakikalık sürelerde 4 kez interaktif şekilde, bireysel beslenme eğitimi ise, bu gruptaki bireylere ayrı ayrı ve 20'şer dakikalık sürelerde toplam 4 kez verilmiştir. Çalışmada her iki grupta da besin tüketimleri ile besin ögesi alımları eğitim aşamalarına göre olumlu yönde değişiklikler göstermiştir. Bu değişiklikler, gruplar içinde istatistiksel olarak önemli bulunurken (p<0.001), gruplar arasındaki farklar istatistiksel olarak önemli bulunmamıştır (p>0.05). Benzer olarak bireylerin beslenme bilgi puanları eğitim süresince yükselmiş olup, grup beslenme eğitimi alan bireylerin puanının daha yüksek olduğu görülmüştür. Eğitim aşamalarına göre beslenme bilgi puanlarındaki yükseliş hem grupların kendi içinde hem de gruplar arasında istatistiksel olarak önemli bulunmuştur (p<0.05). Diğer yandan, bireylerin antropometrik ölçümlerinde eğitim aşamalarına göre oluşan farklılıklar hem grupların kendi içinde hem de gruplar arasında önemli bulunmuştur (p<0.001). Her iki grupta da beslenme bilgi puanı ile besin seçimi arasında bir ilişki saptanmamıştır (p>0.05). Sağlıklı beslenme eğitimi konusunda grup veya bireysel eğitimler arasında bir fark olmadığı, grup eğitiminde daha kısa sürede daha fazla bireye beslenme eğitimi verilebileceği sonucuna varılmıştır.

Besin tercihleriBesinlerBeslenme+3
Emel Öktem Güngör
Başkent University · Institute of Health Sciences
2019
00

Other supervisors