Theses supervised by Doç. Dr. İdris Şahin
10 theses · Düzce University, Dokuz Eylül University, İnönü University
Tanısal amaçla uygulanan laparoskopi sırasında oluşan bakteriyel translokasyona probiyotik bakterilerin etkilerinin araştırılması (Deneysel çalışma)
Giriş-Amaç: Çalışmamızda deneysel olarak oluşturulan peritonitte, laparoskopi sırasında uygulanan CO2 miktarına bağlı oluşabilecek bakteriyel translokasyon ve bu duruma probiyotik bakterilerin etkisi araştırıldı.Gereç-Yöntemler: Çalışmada 10'arlı 6 grup halinde 60 adet Wistar rat kullanıldı. Grup 2, 4 ve 6'ya 15 gün 5x108 cfu/ml probiyotik bakteri ratların sularına karıştırılarak verildi. Tüm gruplardaki ratlara, peritonit oluşturmak amacıyla 2.107 cfu/ml E.coli (ATCC 25922) yenidoğan beslenme katateri aracılığı ile intraperitoneal yoldan inoküle edildi. Hemen sonrasında Grup 1 ve 2'ye CO2 uygulanmadan, Grup 3 ve 4'e 14 mmHg CO2, Grup 5 ve 6'ya 20 mmHg CO2 verilerek laparoskopi uygulandı. 0, 2 ve 6. saatlerde kan örnekleri alındı. 6.saatte ratlar öldürüldükten sonra mezerter lenf nodu, karaciğer ve dalak örnekleri alınıp mikrobiyolojik açıdan kalitatif ve kantitatif metodlaar ile değerlendirildi.Bulgular: Laparoskopi sırasında deneysel peritonit oluşturulan ratlarda bakteriyel translokasyon ve bakteriyemi gözlendi. Üreme olan bütün kültürlerde E.coli tanımlandı. En fazla bakteriyel translokasyonun mezenter lenf noduna olduğu, bakteriyel translokasyon oranının laparoskopi sırasında uygulanan CO2 miktarı ile artış gösterdiği saptandı. Probiyotik bakterilerin; dokulardaki bakteriyel translokasyon oranlarını ve bakteriyemiyi yüksek basınçtaki gruplarda daha etkili şekilde azalttığı saptandı. Bu sonuçların doku gramı başına düşen ortalama bakteri tranlokasyonu ile korelasyon gösterdiğini tespit edildi.Sonuçlar: Probiyotik bakterilerin, laparoskopi sırasında oluşabilecek bakteriyel translokasyona karşı proflaktik amaçlı kullanılabileceği sonucuna varıldı. Peritonitli hastaların laparoskopi açısından risk taşımalarından dolayı, bu durum göz önünde bulundurulmalı ve hastalar artan intraabdominal basınca bağlı septik komplikasyon açısından yakından takip edilmelidir.
Vulvovajinal infeksiyonlarda tanı yöntemlerinin karşılaştırılması ve predispozan faktörleri incelenmesi
Çalısmamızın amacı vulvovajinal infeksiyonların tanısında kullanılanyöntemleri karsılastırarak, infeksiyon prevalansını ve predispozan faktörlerinetkilerini belirlemektir. Kadın Hastalıkları ve Doğum polikliniklerine vajinal akıntısikayetiyle basvuran 250 hasta ile akıntı sikayeti olmayan 50 hastanın vajinalörneklerinde pH, KOH bakılmıs olup, direkt bakı, Gram ve giemsa boyama, kültüryapılmıstır. Predispozan faktörlerin etkilerinin incelenmesi amacı ile hastalarınkisisel bilgileri, eğitim durumları, hijyenik durumları, doğum kontrol durumları veyakınmaları ile ilgili bilgileri içeren anket formu yüz yüze görüsülerekdoldurulmustur.Vulvovajinal infeksiyonlar üreme çağındaki kadınlarda daha sık saptanmıstır.Hastaların eğitim, çalısma ve medeni durumlarının, bazı hijyen özelliklerinin,haftalık cinsel iliski sayılarının infeksiyon etkeni varlığını değistirmediğibelirlenmistir. Kontrasepsiyon yöntemlerinin genel olarak vajinal infeksiyonlar içinrisk faktörü olabileceği düsünülmüstür. Çalısmamızda 106 hastada (% 35.3) G.vaginalis, 85 hastada (% 28.3) T. vaginalis, 84 hastada ( % 28) Candida türleri tespitedilmistir. G. vaginalis için Gram boyama yöntemi referans test olarak alındığındadirekt bakının duyarlılığı % 72.6, T. vaginalis için direkt bakı yöntemi referans testolarak alındığında Gram boyamanın duyarlılığı % 95.2; giemsa boyamanınduyarlılığı % 68.2, Candida türleri için kültür yöntemi referans test olarakalındığında direkt bakının duyarlılığı % 42.8; Gram boyamanın duyarlılığı % 60.7olarak belirlenmistir. Kültür ile 185 (% 61.6) potansiyel patojen saptanmıstır. Üreyenmikroorganizmalar % 30.2 C. albicans, % 30.2 G. vaginalis, % 15.6 E. coli, % 8.64non albicans candida, % 1 S. aureus, % 1 enterokok ve % 0.5 grup B streptokokolarak tespit edilmistir.Sonuç olarak, klinik belirtilerin güvenilir diagnostik parametreler olmadığı velaboratuar arastırmasının vajinal infeksiyonların doğru tanısı için gerekli olduğudüsünülmüs olup, etkenleri arastırmaya yönelik hiçbir testin tek basına yeterliolmadığı sonucuna varılmıstır.Anahtar Sözcükler: G. vaginalis, T. vaginalis, Candida türleri, kültür, KOH, pH
Üriner sistem infeksiyonlarının tanısında kullanılan mikrobiyolojik yöntemlerin karşılaştırılması
Bu çalışmada, üriner sistem infeksiyonu (ÜSİ)'nun hızlı ve güvenilir tanısında, gram boyama, thoma lamında lökosit sayımı, nitrit testi ve lökosit esteraz testinin etkinliği, ÜSİ tanısında altın standart olan idrar kültürü ile karşılaştırılmıştır. Ayrıca, üriner infeksiyonu etkeni olan mikroorganizmaların sıklığı, antibiyotiklere direnç profili ve genişlemiş spektrumlu beta-laktamaz (GSBL) oranı belirlenmiş olup, bazı predispozan faktörlerin ÜSİ görülme sıklığı üzerine etkisi araştırılmıştır.Çalışmamızda, Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Mikrobiyoloji Anabilim Dalı'na Mayıs 2010?Kasım 2010 tarihleri arasında, polikliniklerden başvuran ya da yatan, 0?106 yaş aralığındaki, ÜSİ'yi düşündüren semptomları olan ve klinik bilgilerine ulaşılabilen hastalardan gönderilen 658 idrar örneği incelenmiştir. Üreyen mikroorganizmalar klasik yöntemler ve APİ idendifikasyon sistemleri kullanılarak saptanmış olup, antibiyotiklere direnç durumunun değerlendirilmesi için Kirby-Bauer disk difüzyon yöntemi uygulanmıştır.Örneklerin 137 (% 21.7)'sinde üreme tespit edilmiş, 143 (% 21.7)'ü ise kontaminasyon olarak değerlendirilmiştir. Kültürde en sık E.coli (% 67.2) üremiş olup, Gram negatif bakterilerdeki GSBL oranı % 19 olarak değerlendirilmiştir. Diyabetik hastalarda ÜSİ sıklığı % 32.9, gebelerde % 16; 66 yaş ve üzerindeki hastalarda % 31.4 olarak bulunmuştur. Gram boyamanın sensitivitesi % 82.2, spesifitesi % 96.8, yanlış pozitifliği % 32, yanlış negatifliği % 17.8 olarak saptanmış olup, bu oranlar sırasıyla thoma lamında lökosit sayımı için, % 40.1, % 95.8, % 18.5, % 21.2; nitrit testi için, % 40.1, % 95.8, % 42, % 59.9; lökosit esteraz testi için, % 88.1, % 34.1, % 65.9, % 11.9 olarak tespit edilmiştir.Gram boyamanın, sensitivite ve spesifitesinin oldukça yüksek, yanlış pozitif ve yanlış negatifliklerinin diğer yöntemlere oranla düşük, uygulanabilirliğinin de kolay olması nedeniyle, üriner sistem infeksiyonunun hızlı tanısında kullanılabilecek en uygun yöntem olduğu sonucuna varılmıştır. Ayrıca, ileri yaş, diyabet ve gebeliğin ÜSİ'ye zemin hazırlayan faktörler olduğu görüldüğünden, bu hastalarda tedavi ve takiplerin düzenli olarak yapılması gerektiği düşünülmüştür.
Öğretmenlere göre mobbing olarak algılanan yönetici davranışları ve bunlarla başa çıkma yolları
Mobbing (yıldırma); genellikle bir ya da birkaç kişiye yönelik olan, kişiyi savunmasız bir duruma getirmek ve dışlanmasına sebep olmak amacıyla gerçekleştirilen düşmanca ve ahlak dışı davranışları içermektedir. Uzun bir süre ve sıklıkla sürmesi halinde psikolojik, psikosomatik rahatsızlıklar ve sosyal dışlanmayla sonuçlanabilir. Bu araştırmanın amacı; 2014-2015 Eğitim-Öğretim yılında İzmir İli, Bergama İlçesinde resmi ilköğretim ve ortaöğretim okullarında görev yapmakta olan öğretmenlere göre mobbing (yıldırma) olarak algılanan yönetici davranışlarını ve öğretmenlerin bu davranışlar ile başa çıkma stratejilerini saptamaktır. Araştırma evreni olan Bergama ilçesindeki resmi ilköğretim ve ortaöğretim okullarında toplam 1062 öğretmen görev yapmaktadır.Araştırmanın örneklemi, evrenden rastgele seçilmiş 17 ilköğretim ve 6 ortaöğretim okulunda görev yapmakta olan toplam 628 öğretmenden oluşmaktadır.
Ortaokullarda çalışan öğretmenlerin öğretmen özerkliğine ilişkin algı düzeyleri
Bu çalışmada, kamu ortaokulları ile özel ortaokullarda görev yapan öğretmenlerin öğretmen özerkliğine ilişkin algı düzeylerinin ortaya konulması ve öğretmenlerin konuyla ilgili farkındalıklarının arttırılması amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda öğretmen özerkliği çeşitli açılardan incelenmiştir. Çalışmada önce özerklik, ardından öğretmen özerkliği kavramlarının alın yazınında nasıl ele alındığı kavramsal boyutta teorik olarak incelenmiş. Sonra da öğretmenlerin öğretmen özerkliği ile ilgili algı düzeyleri ortaya konulmuştur. Çalışmada nicel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Araştırma tarama modelinde kurgulanmıştır. Araştırmanın evrenini İzmir il merkezindeki devlet okulları ile özel ortaokullarda çalışan öğretmenler oluşturmaktadır. Araştırmanın örneklemi, olasılıklı örnekleme yöntemlerinden küme örnekleme yöntemi ile belirlenmiştir. Araştırmanın verileri İzmir ili merkez ilçelerinde yer alan 20 kamu ortaokulu ile 13 özel ortaokulda görev yapan toplamda 504 öğretmenden toplanmıştır. Araştırmada veri toplama aracı olarak, Üzüm (2014) tarafından geliştirilmiş olan, "Öğretmen Özerkliği Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırmada öğretmenlerin öğretmen özerkliği konusundaki algıları belirlenmeye çalışılmıştır. Çalışmada özerklik kavramı ile öğretmenlerin cinsiyeti, mesleki kıdemi, medeni hali, eğitim durumu, branşı ve sendika üyeliği arasında anlamalı bir farklılık olup olmadığı ortaya konulmak istenmiştir. Bu bağlamda ölçeğin ilk bölümünde kişisel bilgiler, ikinci bölümünde öğretmenlerin öğretmen özerkliğine dair algı düzeylerini belirlenmeye yönelik ifadeler yer almaktadır. Bu araştırmada elde edilen bulgulara göre hem özel hem de kamu ortaokullarında çalışan öğretmenlerin genel özerklik algısı yüksek düzeydedir. Kamu ve özel ortaokullarda çalışan öğretmenlerin özerklik algıları kıyaslandığında ise hem ölçek genelinde hem de ölçeğin bütün boyutlarında özel ortaokullardan özerklik algısı kamu ortaokullarının özerklik algısından daha yüksek düzeyde çıkmıştır. Ölçeğin boyutları açısından ele alındığında hem kamu hem de özel okullarda teknik ve psikolojik özerklik boyutlarında öğretmenlerin algısı yüksek düzeyde çıkarken politik özerklik boyutunda orta düzeydedir. Öğretmenlerin özerkliğin uygulanma şekilleri ile özerkliğin alanını/sınırını belirleyen unsurlar boyutlarındaki algıları da orta düzeydedir. Özerkliğin uygulanmasında karşılaşılan sorunlar boyutunda da öğretmenlerin algısı yüksek düzeyde bulunmuştur. Bu çalışmada öğretmenlerin cinsiyeti, kıdemi, medeni durumu, eğitim durumu, branşı ve sendika üyelik durumu açısından özerklik algılrında anlamlı bir farklılığa rastlanmamıştır.
İlkokullarda çalışan öğretmenlerin ve müdür yardımcılarının görüşlerine göre ilkokul müdürlerinin duyguları yönetme yeterlilikleri
İnsanı diğer canlılardan ayıran en önemli özelliklerden biri duygulardır. Bireyler, özel yaşamlarında olduğu gibi iş yaşamında da duygularıyla iç içedir. Bu bağlamda örgütsel ortamda, duyguları ifade edebilmek, kontrol altına almak, düzenlemek ve olumsuz duygularla başa çıkabilmek önem kazanmaktadır. Genel olarak yöneticilerin duygu yönetimi yaklaşımları, iş yerinin duygusal iklimini etkilemektedir. Bu çalışmada, devlet okullarında görev yapan ilkokul öğretmenlerinin ve müdür yardımcılarının görüşleri doğrultusunda, ilkokul müdürlerinin okul ortamındaki duyguları yönetme yeterliliklerinin ortaya konması amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda, ilkokul müdürlerinin okul ortamındaki duyguları yönetmeleri çeşitli açılardan incelenmiştir. Çalışma tarama modelinde kurgulanmıştır. Veri toplamak için, Çoruk ve Akçay (2012) tarafından geliştirilmiş olan "Yönetim Süreçleri Açısından Yöneticilerin Duygu Yönetimi Davranışları Ölçeği" uygulanmıştır. Araştırmanın evreni İzmir il merkezindeki devlet okullarında çalışan öğretmenler ve müdür yardımcılarından oluşmaktadır. Araştırmanın örneklemi, evrende bulunan 11 ilçeden olasılıklı örnekleme yöntemlerinden küme örnekleme yöntemiyle belirlenmiştir. Böylece her okul bir küme olarak kabul edilmiştir. Araştırma, örnekleme seçilen 33 ilkokulda görevli 472 öğretmen, 50 müdür yardımcısı olmak üzere toplam 522 kişinin katılımı ile gerçekleştirilmiştir. Araştırmada ulaşılan bazı sonuçlar şöyledir: Öğretmenler ve müdür yardımcılarına göre, müdürlerinin duygu yönetimine ilişkin yeterlik düzeyi, ölçeğin bütününde ve tüm boyutlarda yüksek düzeyde bulunmuştur. Cinsiyet değişkeni açısından bakıldığında, müdürlerinin duygu yönetimine ilişkin yeterlik düzeyini, erkek katılımcıların, kadın katılımcılardan daha yüksek düzeyde algıladıkları saptanmıştır. Görev değişkeni açısından bakıldığında, ölçeğin "eşgüdümleme" boyutun hariç, ölçeğin diğer tüm boyutlarında ve ölçek genelinde, müdürlerinin duygu yönetimine ilişkin yeterlik düzeyini, müdür yardımcılarının öğretmenlerden daha yüksek düzeyde algıladıkları gözlenmiştir. Katılımcıların medeni durumlarına göre, müdürlerinin duygu yönetimi davranışlarına yönelik olarak, grupların puanlarının ortalamaları arasında hem ölçek genelinde hem de ölçeğin tüm boyutlarında anlamlı düzeyde bir farklılık bulunmamıştır. Katılımcıların diğer kişisel özelliklerine göre, ölçek genelinde ve ölçeğin bazı boyutlarında katılımcıların algıları arasında farklılaşmaların olduğu gözlenmiştir.
Çocukların eğitim süreçlerine ailenin katılımına ilişkin veli görüşleri
Bu çalışmanın amacı, velilerin, çocuklarının eğitim süreçlerinde aile katılımına ilişkin görüşlerini ortaya koymaktır. Araştırmanın evrenini İzmir ili Aliağa ilçesinde bulunan 35 ilköğretim okulunda (21 İlkokul, 14 Ortaokul) 2018-2019 öğretim yılında bu okullarda öğrencisi bulunan veliler oluşturmaktadır. Araştırmada örneklem alınmamış, tüm evrenden veri toplanmıştır. Araştırmada veri toplamak amacıyla Walker ve arkadaşları (2005) tarafından geliştirilmiş olan "Parental involvement: Model revision through scale development" adlı ölçek Türkçeye ve Türk kültürüne uyarlanmıştır. Ölçeğin uyarlama çalışması farklı demografik özeliklere sahip veliler üzerinde uygulanmış, böylece bu özellikler ile aile katılımı boyutları arasındaki ilişki belirlenmeye çalışılmıştır. Araştırmacı tarafından Türkçeye uyarlanan ölçek geçerlik ve güvenirliliği kanıtlanmış 25 maddeden oluşan "Aile Katılımı Ölçeği" olarak adlandırılmıştır. Veri toplama, çalışmaya gönüllü katılım gösteren 2684 veliden bu ölçek kullanılarak yapılmıştır. Araştırmanın sonucunda elde edilen verilerden bazıları şöyledir: • Velilerin en yüksek katılım gösterdikleri alt boyut okul temelli katılım iken, en düşük katılımın olduğu alt boyut velilerin zaman ve enerji durumlarına göre katılımlarını belirleyen veli imkânları boyutu olduğu, • Okul seviyesine göre aile katılımı ilişkisi incelendiğinde, aile katılımının her alt boyutunda ilkokul velilerinin ortaokul velilerine göre daha katılımcı oldukları, • Velilerin cinsiyetlerine göre aile katılımı etkinliklerinde düzeyleri incelendiğinde, ev temelli katılım ve velilerin öğretmen beklentilerine algıları boyutunda anlamlı bir farklılık bulunmazken; okul temelli aile katılımı, veli imkânları ve velinin aile katılımı inançları boyutunda, kadınların erkeklere göre daha yüksek katılım gösterdikleri, • Aile katılımının velilerin eğitim durumlarıyla ilişkisi incelendiğinde velilerin eğitim seviyeleri yükseldikçe aile katılım düzeylerinin de anlamlı şekilde yükseldiği, • Aile katılımına ilişkin veli görüşleri yaş değişkenine göre incelendiğinde 35 yaş altı ve 46 yaş üzeri velilerin benzer özellikler gösterdiği tespit edilirken 36-45 yaş aralığındaki velilerin diğer yaş grubunki velilere göre daha yüksek katılım sağladıkları, • Aile katılımına ilişkin veli görüşleri gelir durumu değişkenine göre incelendiğinde velilerin gelir düzeyi yükseldikçe aile katılım düzeylerinin de yükseldiği, sonuçlarına ulaşılmıştır.
Kırsaldaki okullarda çalışan okul müdürlerinin görevlerine ilişkin görüşleri
Eğitim öğretim sürecinin en önemli unsuru olan okulların, içinde bulundukları sosyal ve ekonomik çevrenin dinamiklerinden etkilenmesi kaçınılmazdır. Okul bir sistem olarak çevreyle sürekli etkileşim halindedir. Okulun çevresinin demografik yapısı, bulunduğu bölgenin coğrafi koşulları, kent merkezine uzaklığı, insan sermayesi eğitim öğretimin niteliğini doğrudan veya dolaylı olarak etkiler. Bu bağlamda kent merkezi dışında kalan okulların, şehirlerde yer alan okullara göre farklı dinamikleri, ihtiyaçları, sorunları olduğu bilinmektedir. Kırsal bölgenin kentsel bölgeden ayrılan kendine özgü bu demografik, coğrafi, sosyal, ekonomik yapısı, kırsal bölgelerde yürütülen eğitim öğretim süreçlerinin farklı bir yaklaşımla incelenmesini gerektirir. Bu doğrultuda kırsal kesimde görev yapan okul müdürlerinin görevlerine ilişkin görüşleri önem kazanmaktadır. Bu araştırmada kırsaldaki okullarda görev yapan okul müdürlerinin görevlerine ilişkin görüşleri belirlenmeye çalışılmıştır. Nitel araştırma biçiminde desenlenen bu çalışmada İzmir il merkezi sınırları, Aliağa kırsal alanları içerisinde yer alan okullardaki yedi okul müdürüyle görüşmeler yapılmıştır. Yarı yapılandırılmış görüşme tekniği veri toplama yöntemi olarak kullanılmıştır. Araştırmada elde edilen veriler içerik analizi yapılarak çözümlenmiştir. Araştırmanın sonuçlarına göre kırsaldaki okul müdürleri finansal zorlukla mücadele etmekte ve çok fazla okul problemiyle aynı anda başa çıkmaya çalışmaktadır. Yöneticilerin motivasyonlarını bozan ekonomik, sosyal ve eğitimsel sorunlar olduğu görülmüştür. Araştırmaya katılan okul müdürleri fiziki alt yapı ve teknik donanımdan kaynaklanan problemler yaşadıklarını, okul binalarının eski ve bakımsız olduğunu, tuvalet gibi okulun bazı bölümlerinin standartların altında olduğunu belirtmişlerdir. Birleştirilmiş sınıf uygulaması olan okullarda yöneticilik görevi ve öğretmenlik görevinin birlikte zor yürütüldüğü tespit edilmiştir. Katılımcıların tamamı okul çevresinden okullarına yeterli destek görmediklerini belirtmişlerdir.
Kronik böbrek yetmezliği olan konservatif tedavi ve farklı renal replasman tedavisi gören hastalarda gastrointestinal sistem semptom ve bulgularının karşılaştırılması
KBY, tüm sistemleri etkilediği gibi gastrointestinal sistemi de etkilemekte,gastrointestinal sistemde histolojik, fonksiyonel ve mukozal birçok değisikliğe yolaçabilmektedir. KBY'nde gastrointestinal sistem sikayet ve komplikasyonları çok sıkgörülmekte, sonuç olarak hem hastanın yasam kalitesini kötülestirmekte hem demorbidite ve mortalitede artısa yol açabilmektedir. Bu sikayet ve bulguların ayrıca KBYtedavi modalitelerine göre de farklılıklar gösterdiği belirtilmektedir. Bu nedenlegastrointestinal sistem sikayet ve bulgularının tespiti, tedavi sekli ile iliskisi, altta yatansebeplerin aydınlatılması ve tedavisi, KBY hastalarının yasam kalitesinin artırılması,morbidite ve mortalitenin azaltılması açısından önemli olacaktır.Çalısmamızda KBY hastalarında gastrointestinal sistem semptomlarınınsıklığını, uygulanan tedavi sekline göre bu sikayet ve bulguların değisip değismediğinibelirlemeyi amaçladık. Çalısmaya 97 prediyaliz dönem, 92 peritondiyaliz tedavisi alan,101 hemodiyaliz tedavisi alan hasta dahil edildi. Hastalara gastrointestinal sistemsikayetleri, geçirdikleri gastrointestinal sistem hastalıkları, özgeçmis özellikleri vekullandıkları ilaçlar anket tarzında yüz yüze görüsme ile soruldu, muayeneleri yapıldı.Son 3 ay içinde yapılmıs olan endoskopi, kolonoskopi, batın ultrasonografi ve batıntomografi sonuçları değerlendirildi.Genel olarak dispepsi (%50), bulantı (%45), epigastrik ağrı-yanma (%44),istahsızlık (%38), geğirti (%36), kusma(%32), kabızlık (%32) ve gastroözefagial reflüsikayetleri en sık görülen sikayetlerdi. Hastalarda gastrit (%62), GÖR (%39), hemoroid(%19), IBS (%14), G?S kanama (%14), kolelitiasis (%11) gibi gastrointestinalhastalıklarda sıktı. Kilo kaybı prediyalizde %20, periton diyalizde %8 oranındaydı veprediyalizde PD'ye göre anlamlı yüksek (p=0,016) iken, geğirti PD grubunda %46, HDgrubunda %31 oranında mevcuttu ve PD grubunda HD grubuna göre anlamlı yüksekti(p=0,032). Gastrit PD de %70, HD'de %55, hemoroid PD'de %24, HD'de %12, özefajitHD'de %8, Prediyalizde %0, hiyatal herni prediyaliz grubunda %0, HD grubunda %5ve PD grubunda %0 olarak tespit edildi. Gastrit ve hemoroid PD grubunda HD grubunagöre anlamlı yüksekti (p=0,043,p=0,028), fakat PD ile prediyaliz arasında fark yoktu.Özefajit HD'de prediyalize göre anlamlı yüksek (p=0,004) ve hiyatal herni HDgrubunda hem PD hem de prediyalize göre anlamlı yüksekti (p=0,025, 0,026). Bubulgular dısında diğer semptom ve bulgular açısından gruplar arasında istatiksel farkyoktu.Çalısmamızdaki sonuçlar gastrointestinal sistem sikayetlerinin KBY'de sıkolduğunu, özellikle gastrit ve hemoroidin periton diyaliz grubunda daha yüksek, özefajitve hiyatal herninin ise hemodiyaliz grubunda daha yüksek olduğunu gösterdi. Bunundısında genel olarak semptom ve bulguların sıklığı, dağılımı tedavi sekline göredeğisiklik göstermiyordu. KBY'de tedavi sekline göre G?S semptomlarının sıklığı,tedavinin gastrointestinal sistem üzerine etkisi ve altta yatan mekanizmaların daha ileriçalısmalar ile değerlendirilmesi gerekmektedir.
Kronik böbrek yetmezliğinde fibromiyalji sıklığı ve ilişkili faktörlerin berlirlenmesi
Amaç: KBY'li hastalarda majör komplikasyondan birisininde romatolojik sorunlar olduğu ortaya konulmuştur. Ancak literatürde, KBY'li hastalarda fibromiyaljinin sıklığını araştıran sınırlı sayıda çalışma mevcuttur. Bu nedenle çalışmamızda FMS'nun prediyaliz, periton diyalizi ve hemodiyaliz hastalarındaki görülme sıklığını ve FMS'nun serum BUN, kreatinin (Kre), hemoglobin (Hgb), tiroid sitümülan hormon (TSH), sodyum (Na), potasyum (K), kalsiyum (Ca), fosfor (P), magnezyum (Mg), B12, folat, paratiroid hormon (PTH), D vitamini gibi laboratuar ve yaş, cinsiyet, diyaliz süresi gibi demografik verilerle ilişkisini araştırmayı amaçladık.Yöntem ve Gereçler: Araştırmamız, için gerekli olan tetkikler, İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi dosya arşiv bölümü ve Turgut Özal Tıp Merkezi Hastane Otomasyon Sistemi (Enlil) kullanılarak elde edilmiştir. Ayrıca diyaliz hastaları için oluşturulan takip formalarından yararlanılmıştır. Öncelikle Etik Kurul onayı alındıktan sonra çalışmaya alınacak hastalar çalışma hakkında bilgilendirildi ve hastalardan yazılı onam alındı. Çalışmamız hakkında bilgilendirilen ve yazılı onam alınan hastaların adı, soyadı, yaşı, cinsiyeti, eğitim durumu, mesleği, diyaliz durumu, böbrek yetmezliğinin sebebi sorgulandı ve çalışma formuna kaydedildi. ACR 'nin Şubat, 1990' da yayınlanan çok merkezli çalışmasına dayanarak oluşturulan tanı kritelerine göre hastalarda 18 hassas nokta muayenesi yapıldı. Muayenesi yapılan hastalarda 11 noktadan fazla ağrısı olanlar fibromiyalji sendromu olarak kabul edildi. Hastaların laboratuar sonuçları hastanemizdeki Enlil Hastane Otomasyon Sistemi kullanılarak poliklinik doktoru tarafından daha önce rutin olarak istenen serum BUN, kreatinin, Hgb, TSH, Na, K, Ca, P, B12, folat, Mg, PTH, D vitamini değerleri çalışma formuna kaydedildi.Bulgular: Çalışmaya alınan 288 KBY hastası alındı. Bunların Çalışmaya yaş ortalaması 52±16 yıl (18-89 yaş) olan 162 erkek (%56,3) hasta alınmıştır. Olgularımızın 118'i KBY Evre III-V tanısı almış ve prediyaliz dönemde izlenmekte, 85'i hemodiyaliz ve 85'i de periton diyalizi tedavi görmekte idi. Çalışmaya alınan 288 hastanın 46'sında (%16) fibromiyalji saptandı. Fibromiyaljili sendromlu hastalar akdıkları renal replasman tedavisine göre değerlendirildiğinde hemodiyaliz tedavisi gören hastalarda anlamlı olarak az çıktı. Fibromiyalji ile ilişkili olabilecek laboratuar (serum BUN, kreatinin, Hgb, TSH, Na, K, Ca, P, Mg, B12, folat, PTH, D vitamin) değerleri ve demografik (yaş, cinsiyet, diyaliz süresi, ?) faktörler ilişkisine bakıldığında TSH, Mg, PTH ve diyaliz süresi ile ilişkili olduğu görüldü.Sonuç: KBY'li hastalarda FMS'u sık görülen klinik bir durumdur. Prediyaliz ve PD hastalarında FMS, HD hastalarına göre daha sık görülmektedir. Vücut ağrısı ile başvuran KBY'li hastaların izleminde FMS akla gelmelidir.