Theses supervised by Doç. Dr. Mehmet İnceoğlu
16 theses · Eskişehir Technical Üniversity
YBM tabanlı teknolojilerin mimarlık eğitiminde geliştirilerek kullanılabilmesi için yeni bir yaklaşım önerisi
Teknolojik gelişmelerle birlikte gelişen bilgisayar bilimi ile birçok alanda değişimler ve gelişmeler yaşanmıştır. Bu değişimler sanat, bilim, spor alanları gibi çeşitli alanlarda yeni teknolojilerin ve yeni metodolojilerin de gelişmesi kaçınılmaz olmuştur. Mimarlık alanında da oluşan bu değişim yeni metodolojilerin çıkmasını sağlamıştır. Aynı zamanda mimarlık alanında hızla artan disiplinlerarası çalışma eğilimi ile birlikte teknolojik değişimlerinde gelişmesi yeni bir metodolojinin temellerinin atılmasını sağlamıştır. Mimarlık alanında ortaya çıkan bu yeni metodoloji "Yapı Bilgi Modellemesi (YBM)" olmuştur. YBM metodolojisinin temelleri teknolojik altyapılara dayanmış olsa da düşünce altyapısı olarak işbirliği ve iletişim kavramlarına dayanmaktadır. Böylece YBM metodolojisi sadece teknolojik bir alta yapı ile ortaya çıkmış bir metodoloji olmaktan çıkıp çok geniş kapsamda değerlendirilebilecek bir metodoloji olarak karşımıza çıkmaktadır. YBM metodolojisi kapsamı içerisinde disiplinlerarası çalışma, proje yaşam döngüsü, entegre proje teslimi ve nD çoklu boyutları gibi çeşitli kavramları barındırarak çok çeşitli alanlar ile kullanılması sağlanmaktadır. YBM metodolojisinin gelişmesi ve yaygınlaşması ile birlikte mimarlık eğitiminin de bu metodolojiye göre benimsemesi kaçınılmaz olmuştur. Ancak YBM metodolojisi temellerini dayandırdığı işbirliği ve iletişim kavramları ile birlikte önceki metodolojilerden farklı olarak ortaya çıkmıştır. Bu durum mimarlık eğitim müfredatlarında YBM metodolojisi için köklü değişikliklerin yapılmasına neden olmaktadır. Bu tez çalışması YBM metodolojisine dair eğitim yaklaşımlarının mimarlık eğitim müfredatlarına nasıl katılabileceğine dair bir eğitim modeli önerisinde bulunmayı hedeflemektedir. Geliştirilecek yeni eğitim modeli, T-tipi eğitim anlayışı ile gerçekleştirilecek olup YBM metodolojisinin disiplinlerarası çalışma ortamlarının mimarlık okullarında sağlanarak mimarlık eğitimine katılması planlanmaktadır.
Mimarlıkta çağdaş mekan kurgusunun yeniden işlevlendirilen endüstri yapıları bağlamında değerlendirilmesi
Mimarinin önemli ögelerinden mekan, bir binayı üç boyutlu bir kütle olmaktan öteye taşımakta ve yapının anlam kazanmasını sağlamaktadır. Diğer yapı yapma eylemlerinden farklı olarak yapının içerdiği mekanları tasarlamak, orada gerçekleştirilecek eylemleri belirlemek mimarinin önemini ortaya çıkarmaktadır. Makinelerin sahibi olduğu mekanlar içeren endüstri yapıları gelişen ve değişen yaşam koşulları içinde yeni üretim sistemlerine uyum sağlayamayarak işlevlerini kaybetmektedir. Zamanla terk edilen bu yapıların, nitelikli yapısal özellikleri ve kent merkezlerinde önemli konumlarda yer almaları sebebiyle yeni işlevlerle yeniden kullanılması alternatif bir yapı üretim tekniği oluşturmuştur. Güçlü strüktür sistemine ve büyük hacimlere sahip endüstri yapıları yeni işlev seçiminde çeşitli kullanımlara olanak tanımaktadır. Birbirinden farklı işlevlerle yeniden kullanılmak üzere ek bileşen ve ögelerle yenilenen endüstri yapılarının incelendiği çalışmada "üniversite eğitimi yapısı" olarak işlevlendirilen iki endüstri yapısı detaylı şekilde ele alınmıştır. Endüstri yapıları, çağdaş eğitim mekanları içerecek şekilde yeniden kurgulanmıştır. Makineler yardımıyla üretim yapılan binalar, üniversite eğitimi işlevi doğrultusunda, yapı kütlesine ve mevcut hacim içerisine mekanı oluşturan bileşen ve ögelerin eklenmesiyle yenilenmektedir. Tez çalışmasında, ekler yardımıyla tasarlanan yeni mekanların çağdaş kullanım fikirleri değerlendirilmiş olup yapılacak ek tasarımlar için önerilerde bulunulmuştur.
Distopik müzik videolarda mimari mekan çözümlemesi: Beaux-Arts tasarım ilkeleri örneği
Günümüz teknolojisinin ilerlemesiyle mimarlık alanında yaşanan yenilikler gözle görülür derecede artmıştır ve her yeni gelişmeyle de artmaya devam etmektedir. Teknolojinin yarattığı yeniliklerle tasarımlar hayal olmaktan çıkıp gerçeğe dönüşebilme imkânı bulmuştur. Temelinde ütopik ve distopik düşüncenin yattığı tasarımlar ve bu tasarımların gerçek hayatta gerçekleştirilme ihtimalinin olması, insanların daha çok hayal etmesine; düşlerin gerçeğe dönüşmesi ve isteklerin artması ise beraberinde yeni yerleri keşfetme isteğinin doğmasına zemin hazırlamıştır. Teknolojinin, yapım yöntemlerinin ve kullanılan sinematografik araçların gelişmesiyle birçok sektörde yenilikler yaşanmıştır. Kullanıcı isteklerine ve ihtiyaçlarına yanıt veren tasarımlar her alanda uygulanmaya çalışılmıştır. Distopik mekânlar; kitaplar, filmler, müzik videolar, oyunlar gibi birçok alanda yer almaktadır. Bu bilgiler ışığında, tez çalışması için seçilen Janet Jackson'ın "Rhythm Nation", Jamie xx'in "Gosh" ve The Carters'ın "Apes**t" müzik videolarının anlamsal ve biçimsel-estetik analizi yapılmıştır. Videoların taşıdığı ve mekânlar aracılığı ile ilettiği distopik anlamların analizinde fenomenoloji araştırma yöntemi kullanılmıştır. Videoların çekiminin gerçekleştirildiği "Bradbury Building", "Tiandu Park" ve "Louvre Museum" mekânlarının biçimsel-estetik analizi ise Beaux-Arts tasarım ilkeleri ile gerçekleştirilmiştir.
Türkiye için özel mülkiyetli kamusal açık alan sistemine bir yaklaşım önerisi
Özel mülkiyetli kamusal açık alanlar (ÖMKAA), özel sektör tarafından kamusal açık alan ağını güçlendiren, bireysel ve toplumsal yaşamın kalitesini artıran, canlandıran ve güvence altına alan önemli bir unsurdur. Yapılaşma oranı ve yüksek katlı bina sayısındaki artışın kamusal açık alanlar üzerindeki baskıları artırmakta olmasına karşın, dünya çapında büyük önem kazanan özel mülkiyetli kamusal açık alan kavramı ülkemizde kendine yer bulamamıştır. Özel mülkiyet dahilinde plaza olarak tanımlanan açık alanlar, kamusal yaşama ve sosyal sürdürülebilirlik üzerinde aktif görev yapabilecek potansiyele sahiptir. Fakat Türkiye'de plazalar herhangi bir yasal sürece dahil olmayıp yalnızca bina kullanıcıları için özelleştirilmiş hale gelmiştir. Bu nedenle ÖMKAA'ların ülkemizin kentsel planlama pratiğinde ve politikasında yer alması, kamusal açık alanların zenginleştirilmesi ve toplumsal yaşama katkı sağlanması amaçlanmıştır. Bu süreçte ÖMKAA konusunda öncü olan ABD, Kanada, Hong Kong, Japonya ve Güney Kore'nin sistemleri incelenmiş, her sistemin kültürel yapı ve kullanıcı tercihine göre şekillendiği görülmüştür. Türkiye Cumhuriyeti'nin toplumsal yapısına uygun kriterlerinin belirlenmesi için sanal ortam (VE) teknolojisine dayalı bir anket çalışması uygulanmış, elde edilen veriler sonucunda profesyonellerin, yönetimlerin ve halkın takip edeceği ÖMKAA'lar için Tasarım, Yönetim ve Başvuru Kılavuzu oluşturulmuştur. Bu çalışma, kentsel planlama, mimari tasarım, sosyal araştırmalar ve ekonomik değerleme alanında literatürlere katkıyı sağlamaktadır.
A system proposal for generative design processes and space analysis in architecture
Computational technologies have mostly been utilized in architectural design for visualization and representation purposes, as well as an optimal alternative for similar analogical applications. However, new improvements enabled architects to include generative approaches into design processes. The implementation of algorithmic design techniques and programming platforms also provides enormous potential, suggesting new methods to generate spatial layouts, environment typologies and allowing unique design patterns discovery. Additionally, recent generative design competencies permit data analysis, interpretation, and emergence of complicated forms and spontaneous evolving processes as well. Due to the extensiveness of the study materials covered, interdisciplinary research methodologies were integrated, and the entire research was carried out in two parts; conceptualization (concept shift and development) and experimentation (data analysis and system implementation). The conceptualization part establishes the fundamentals of various conceptions' classifications and organizations for understanding the generative design paradigm, where essential features that had not been included in early studies were explored. The experimentation part of the research explains the development and implementation of a generative system with an algorithmic model that facilitates the collaboration of human creativity with computer capabilities. The data collection and site analysis phases were essential in defining the perspective of the case study area and establishing the generative design system's parameters. A design studio-based experiment, spatial and computational analysis techniques were involved to explore design problems and environment requirements. The gathered data were classified into several categorical dimensions based on the research intents. The assessment process of layout and spatial arrangement, connectivity and accessibility, built area and open space was the emphasis of spatial analysis. Whereas computational analysis allowed for the inquiry of density and visibility measurements through several indicators and techniques such as GSI, OSR, FAR, and Isovist. Correspondingly, the generative design process examined designs based on three independent variables, "Functional connectivity", "Responsive density", "Design pattern". Various performance operations were built into the algorithm model representation at each level to address the specific requirements of the relevant data collecting and analysis outcomes. The system supports the collaboration of generative design approaches and patterns optimization. The main purpose of the research is to enhance the efficiency of design expansion and to develop a generative design system for Eskişehir Technical University's eco-campus development plan. It addresses the background of generative design in order to provide a more in-depth investigation into the domain of architectural design. The experimental study takes into account the usage of generative design approaches and systems in the design process, as well as the capacity to create and evaluate a diverse range of possibilities that an architect could accomplish. Compared to other patterns, the results of the third pattern optimization showed effective evolutionary mechanisms with self-generated design possibilities, spatial morphologies, and building typologies for the university campus master plan. This research offered then a conceptual design comprehension as well as a proposed generative design system for architectural design. The system interconnection represents the predominant research contribution, while other contributions were presented through system application and optimization. The results also reveal that the proposed system may be effectively incorporated into design education and architectural practice, enhancing the learning and use of algorithmic design systems in architecture.
Kentsel dokunun 3 boyutlu fraktal analiz modeli ile değerlendirilmesi: Lefkoşa örneği
Bu tez çalışmasının temeli mimari yapı ve dokunun üç boyutlu fraktal analizi üzerine kurulmuştur. Mimari yapı ve dokunun, bütüncül bir yaklaşımla üçüncü boyuttaki özellikleri ile incelenmesi daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır. Günümüze kadar birçok farklı kültürün etkisiyle gelişen mimari karakter kentsel bütünlük ve sürdürülebilirlik açısından önemli olduğu için bu karakterin altında yatan matematiksel boyutun anlaşılması yeni tasarımlar ve mevcut bir dokuda yapılacak müdahaleler için büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle çalışma kapsamında, mimari karakteri matematiksel veriye dönüştüren bir model geliştirilmiştir. Modelin geliştirilmesinde nicel bir yaklaşım olan fraktal analiz yöntemi temel alınmıştır. Çalışma kapsamında önerilen üç boyutlu fraktal analiz modelinin Lefkoşa Suriçi'nin geleneksel dokusunu en iyi yansıtan Arabahmet mahallesinde belirlenen sokak ve tekil konutlar üzerinde uygulaması yapılmıştır. Yapılan analizlerde konut dokusunun oluşturduğu sokakların genel itibari ile fraktal boyut değerleri 2,52 üzerindedir. Bu da sokakların karakterinin ve karmaşıklık derecesinin yüksek olduğunu göstermektedir. Ayrıca bu sokakların fraktal boyut değerleri birbirine yakınlık göstermektedir. Bu da aynı mahallede bulunan farklı sokakların mekânsal ve kütlesel tutarlılığını destekler niteliktedir. Sokak dokusunda tespit edilen uyumun tekil konut analizinde de benzerlik göstermektedir. Ancak konutlar avlu duvarları ile ele alındığı zaman fraktal boyutun düştüğü görülmektedir. Tez kapsamında geliştirilen bu model, iki boyutlu fraktal analiz çalışmalarının üç boyutlu olarak mimari yapı ya da doku hakkında daha çok bilgi edinmemizi sağlayacak şekilde yapılmasının mümkün olduğunu göstermektedir.
Challenges and opportunities for parametric design integration in architecture
The approaches utilized in various fields have altered as a result of the fast advancement of technology throughout the world. The implications of this transition may be observed in a variety of fields, including engineering, economics, social, human, and health care, as well as design. These developments have had an impact on parametric design, which has been utilized since ancient civilizations. Today, parametric design may be accomplished using digital design tools and the establishment of particular parameters and design algorithms. When looking at parametric design examples from the past to the present, it is clear that they are always developed within the confines of a set of parameters. With the proliferation of digital design tools, parametric design, which adjusts its shell on the same principles, has become more widespread. The usage of parametric design, which has been widespread in recent years, is fast expanding in terms of application examples. The shifting design processes have also provided more easy working conditions for the designers, thanks to the digital design tools utilized both in the design processes and in the planning phases of these structures, which are put forth as a complex utilization function. The advancement of digital design tools has allowed them to not only serve a representational role in parametric design processes, but also actively participate in them, which has resulted in certain advantages for designers. However, it is reasonable to argue that parametric design has both benefits and drawbacks. Specific examples from throughout the world were investigated, as were the design and building methods of these structures, and the benefits and drawbacks faced by the designers. By examining these cases, it hopes to serve as a reference for future parametric design studies. When artificial intelligence-assisted design processes becomes a reality, this guide study on parametric design processes revealed by digital design tools will serve as a cornerstone for future research. Keywords: Parametric Design, Architecture, CAD, Digital Designing
Fas mimari kimliği için bir model önerisi olarak sürdürülebilir yeşil şehirler
From the early 2000th, Morocco has challenged sustainability as a way of development in construction. It adapted the concept to its current needs. The results are encouraging since the emergence of several green sustainable cities in the last decade. Moroccan cities are well known for their strong identity due to the long shaping of these cities through history. However, the new sustainability trends introduce new values and a new identity. The trends of globalization and the efforts to incorporate the concept of sustainability in the existing cities resulted in few contradictory choices. The study aims to discuss the example of Morocco as it is a unique one due to its historical background and climate context. It is currently an experimental laboratory of new settlements and green cities. With its pledge to become a leader in sustainability in the African continent, Morocco presents the failure and success of sustainability transition on an urban scale. This research takes account of the Moroccan position on the world scale. It aims to highlight its standing point in the global sustainability criteria by comparing six different projects with four leading sustainable cities in the world. Four projects are research projects and two achieved green cities: Zenata at the center of the country and Benguerir situated in the south. It highlights the reason behind the need for Moroccan green cities, the efforts that the government had made, and the problems that green Moroccan cities face while trying to maintain their identity. Morocco succeeded in creating a balance between the sustainability requirements and the conservation of its identity by returning to vernacular architecture. The country built two green cities: Zenata and Benguerir to integrate the pre-colonial Moroccan cities' v identity that both achieve a continuation of the existing identity and sustainability requirements
Development of a sustainable building design model with integration of sustainable building indicators, vernacular principles, and BEM facilities: A case study from Kabul city, Afghanistan
This study investigates the potential integration of vernacular principles and Building Energy Modeling (BEM) into contemporary sustainable design approaches. It aims to characterize common and applicable sustainable design indicators, explore the sustainability of vernacular principles, and identify practical strategies for achieving sustainable indicators. Moreover, it aims to develop a holistic sustainable design model that can be adapted for desired locations with minor adjustments using Multi-Criteria Decision Making (MCDM) analysis and BEM. To achieve these objectives, the study utilized a combination of significant research methods, such as desk-based research using textual resources, analytical methods involving MCDM, traditional research methods such as surveys and questionnaires, and BEM with a genetic algorithm for the evaluation and optimization of sustainable strategies. The study reveals that out of 24 sustainability indicators, 23 are common to both sustainable and vernacular building design approaches. The integration of vernacular principles with the most common sustainable indicators enhances all sustainable design indicators. Therefore, the model encompasses seven indicators: Sites & Ecology; Energy; Materials & Resources; Water; Indoor Environmental Quality; Vernacular principles; and Socio-Cultural, forming a holistic and comprehensive design framework that effectively addresses all dimensions of sustainability. Moreover, BEM tools, particularly DesignBuilder, have been identified as suitable for adapting and optimizing the proposed strategies in desired locations. This study serves as a valuable resource for institutions and organizations seeking to integrate sustainability into their projects. By adhering to the research framework, this model significantly contributes to the development of a comprehensive and universally applicable design model and assessment approach.
Tin bilimleri bağlamında mimarın neliği sorunu: Le Corbusier ve Turgut Cansever
İnsanın tinsel ve tarihsel bir varlık oluşu, yaşam mekanlarını şekillendiren mimarın insanın neliği üzerine yoğun biçimde düşünmesini gerektirir. Mimar, fiziksel olarak mekan yaratmanın ötesinde, aynı zamanda insanın yaşantılarını ve tarihsel-toplumsal gerçeklikler bağlamını anlamak durumundadır. Wilhelm Dilthey'ın Tin Bilimleri kapsamında geliştirdiği hermeneutik yöntem, mimarın insanı ve onun tinsel boyutlarını anlama sürecine rehberlik eder. Dilthey, insanın tarihsel-toplumsal gerçeklikler bağlamında deneyimlediği yaşantılar ve bu yaşantıların dışavurumlarını inceleyerek bireyin tinsel dünyasını anlamaya çalışır. Dilthey'a göre, hermeneutik, mimarların kullanıcıların ihtiyaçlarını ve toplumsal bağlamlarını daha derinlemesine kavramalarına olanak tanır. Tezde, insan sorununa farklı açılardan bakan Le Corbusier ve Turgut Cansever çerçevesinde gerçekleştirilen analizle, hermeneutik yöntemin mimarlık teori ve pratiğinde nasıl uygulanabileceğine dair öngörüler yer almaktadır. Bu bağlamda, tez, mimarların tasarımlarında insanın tinsel ve tarihsel boyutlarını dikkate almaları gerektiğini ve hermeneutik yöntemin bu süreçte nasıl kullanılabileceğini göstermektedir. Bu yaklaşım, mimarlığın salt fiziksel çevreyi değil, aynı zamanda insanların yaşam kalitesini ve toplumsal uyumu destekleyen bir disiplin olarak ele alınması gerekliliğini de vurgulamaktadır.
Afet sonrası kalıcı konutlar için ileri teknolojilerle entegreli esnek, uyarlanabilir ve sürdürülebilir model önerisi
Bu çalışma, afet sonrası konut tasarımı ve inşasında ileri teknolojiler ile sürdürülebilir stratejilerin kullanımını analiz ederek, bu teknolojilerin etkinliği ve uygulanabilirliğini kapsamlı bir şekilde değerlendirmektedir. Araştırma, parametrik tasarım ve 3D yazıcı teknolojilerinin esnek, modüler ve kullanıcı odaklı çözümler sunma potansiyelini incelemektedir. Kullanıcı katılımının, konutların fonksiyonelliğini ve kişiselleştirilmiş yaşam alanları yaratma kapasitesini artırdığı belirlenmiştir. Bu bağlamda, afet sonrası barınma ihtiyacını karşılamak amacıyla ileri teknolojiler ve sürdürülebilir stratejilerden faydalanan esnek, modüler ve uyarlanabilir bir model önerilmektedir. Geliştirilen model, barınma krizlerine yenilikçi ve sürdürülebilir bir çözüm sunarak, afetzedelerin yaşam kalitesini yükseltmeyi ve daha dirençli topluluklar oluşturmayı amaçlamaktadır. Bu yaklaşım, afet sonrası barınma ihtiyacının hızlı ve etkili bir şekilde karşılanmasına olanak sağlarken, aynı zamanda uzun vadeli kalkınma ve toplumsal dirençliliği artırmaktadır. Düzce Kalıcı Konutlar örneği üzerinde gerçekleştirilen uygulama, modelin yerel koşullara uyarlana bilirliğini ve pratikte uygulanabilirliğini ortaya koymuştur. Araştırma bulguları, parametrik tasarım ve 3D yazıcı teknolojilerinin kullanımının hızlı, ekonomik ve kullanıcı odaklı konut çözümleri sunduğunu göstermektedir. Ayrıca, esnek, modüler ve uyarlanabilir model sayesinde, kullanıcı katılımının konutların fonksiyonelliğini artırdığı ve yerel kaynak kullanımı ile sürdürülebilirliğin geliştirilebileceği tespit edilmiştir. Anahtar Sözcükler: Afet sonrası konut, İleri teknolojiler, Sürdürülebilirlik, Düzce kalıcı konutlar.
Mimari mekan prensiplerinin video oyunu mekanlarının tasarımında kullanımı
Video oyunları, oyuncular ile sanal dünyalar arasında etkileşimi sağlayan temel unsurlardan biri olan mekan üzerinden şekillenmektedir. Mekan, oyuncunun anlaması beklenen hikâye, hissetmesi istenilen duygular ve yaşayacağı deneyimin aracı olarak merkezi bir rol oynamaktadır. Oyun gerçekliğe yaklaştıkça, mimari tasarım prensiplerinin oyun içinde kullanım gereksinimi de artacaktır. Oyunun gerçeklik yanılsaması, bu mimari prensiplerin eksikliğinde zayıflamakta ve oyun gerçekliğini yitirmektedir. Sürükleyici bir deneyimde, oyuncular mimari prensiplerin eksikliğini hissederek, oyunun sanal mekanını yeniden fark etmeye başlayacaklardır. Bu durum, oyuncunun oyuna olan bağlılığını ve deneyiminin derinliğini olumsuz etkileyecektir. Mimari tasarımda kullanılan unsurlar, video oyunlarına entegre edildiğinde, mekanın gerçekçiliğini ve deneyimini artırma potansiyeline sahiptir. Bu çalışma, mimari mekan tasarımında kullanılan prensiplerin video oyunu mekanlarında bilinçli ve amaca uygun bir şekilde nasıl uygulanabileceğini detaylı bir biçimde incelemekte ve mekanların özgünlüğü, yönlendirmesi ve deneyime etkisi kapsamlı bir şekilde değerlendirilmektedir. Mimari mekan prensiplerinin video oyunları içerisindeki kullanımı, oyuncuların deneyimlerini nasıl şekillendirdiği açısından önemli bir konudur. Örneğin, oyunlarda yolların kullanımı, bölgelerin yerleşimi, sınırların koyulması, oyunun konsepti ve bütünlüğü genel olarak oyun deneyimlerini belirleyen kararlardır. Bu bağlamda, mimari mekan tasarımının oyunların deneyimindeki yeri bu çalışma içerisinde detaylı bir şekilde incelenmiştir.
Akıllı tasarımlarda erişilebilirlik
Evrensel tasarım, farklı yaş grupları ve yetenek seviyelerindeki bireylerin eşit kullanımına olanak tanıyan mekanların yaratılmasını hedeflerken, erişilebilirlik bu mekanların engelli bireyler, yaşlılar ve diğer dezavantajlı gruplar için kullanılabilirliğini sağlamaktadır. Ergonomi ise, kullanıcıların fiziksel ve bilişsel konforunu artırarak, tasarımların işlevselliğini geliştirmektedir. Bu bağlamda, akıllı tasarımlar; enerji verimliliği, kullanıcı deneyimi ve sürdürülebilirlik açısından önemli bir potansiyel sunmaktadır. Çalışma, evrensel tasarım ilkeleri çerçevesinde erişilebilirlik sorunlarına yönelik yenilikçi çözümler geliştirilmesini amaçlamakta ve farklı kullanıcı gruplarının ihtiyaçlarını karşılayan kapsayıcı tasarımların önemini vurgulamaktadır. Tezde, Crescent Mall ve diğer modern yapılar üzerinden elde edilen bulgular, erişilebilirliğin sadece fiziksel gerekliliklerle sınırlı kalmaması, aynı zamanda sosyal eşitlik ve kapsayıcılık perspektifinden ele alınması gerektiğini ortaya koymaktadır. Çalışma, erişilebilirlik standartlarının geliştirilmesine yönelik öneriler sunarak, bu alandaki bilgi boşluğunu doldurmayı ve mimarlık alanında daha kapsayıcı yaklaşımların benimsenmesini teşvik etmeyi amaçlamaktadır. Sonuç olarak, bu tez, evrensel tasarım ilkeleri, erişilebilirlik ve ergonominin akıllı tasarım süreçlerine entegre edilmesi gerektiğini savunmaktadır. Elde edilen bulgular, gelecekteki mimari projelerde kullanıcı deneyimini merkez alan daha kapsayıcı ve sürdürülebilir tasarım stratejilerinin geliştirilmesine rehberlik etmektedir. Bu çalışma, hem teorik hem de pratik düzlemde mimarlık ve tasarım disiplinlerine önemli katkılar sunmaktadır.
Uyarlanabilir yeniden kullanımın yeşil metamorfozu: Sümerbank Kayseri Bez Fabrikası Pamuk Ambarı binası
Endüstri Devrimi ile artan enerji talebi ve fosil yakıt kullanımı, doğal kaynakların tükenmesini hızlandırmış ve çevresel bozulmayı derinleştirmiştir. Kentleşme ve değişen tüketim alışkanlıkları, enerji tüketimini ve sera gazı emisyonlarını artırarak sürdürülebilir bir sistem oluşturulması için kapsamlı tedbirler ve stratejik yaklaşımların benimsenmesini gerektirmiştir. Bu bağlamda, uyarlanabilir yeniden kullanım; mimari mirasın korunması, kentsel yayılımın sınırlandırılması, enerji verimliliğinin artırılması ve karbon ayak izinin azaltılması gibi hedeflere ulaşmada etkili bir çözüm olarak öne çıkmaktadır. Bu çalışma, genellikle yeni binaların çevresel sürdürülebilirliğine odaklanan araştırmaların aksine, mevcut binaların uyarlanabilir yeniden kullanım yoluyla çevresel sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşma potansiyelini incelemektedir. Bu bağlamda, uyarlanabilir yeniden kullanımın çevresel sürdürülebilirliğe katkıları ve LEED sertifikasyonunun bu tür dönüşüm süreçlerindeki rolü, Pamuk Ambarı Binası'nın İdari ve Derslik Binası'na dönüşüm süreci üzerinden, yeşil bina stratejileri ve performansı temelinde değerlendirilmiştir. Bu çalışma, uyarlanabilir yeniden kullanımın çevresel sürdürülebilirlik açısından önemini vurgulamakta ve benzer dönüşümlerin yeşil bina ilkeleri çerçevesinde ele alınmasının stratejik bir gereklilik olduğunu ileri sürmektedir. LEED sertifikasyonu aracılığıyla binada uygulanan yeşil bina stratejileri somut bir çerçevede değerlendirilerek, araştırmacılar ve sürece dahil olacak paydaşlar için rehber niteliğinde bir yaklaşım olarak sunulmuştur. Ayrıca, binanın enerji tüketim verilerine dayalı geliştirilen sürdürülebilirlik indeksi, enerji tüketiminin sürdürülebilirliğe etkisini sınırlı veriyle hızlı ve pratik şekilde değerlendirmek için kullanılmıştır. Çalışma, sürdürülebilirlik hedeflerine ulaşmada hem teorik hem de uygulamalı olarak önemli katkılar sağlamaktadır.
Üretken yapay zekanın mimari tasarım süreçlerine etkisi: Konut cephelerinin görselleştirilmesi bağlamında nitel bir değerlendirme
Üretken yapay zeka (ÜYZ) araç ve tekniklerinin mimari tasarım süreçlerine entegrasyonu, tasarımcıların iş yapış biçimlerini ve sonuçlarını köklü bir biçimde değiştirmektedir. ÜYZ, özellikle görselleştirme teknikleri kapsamında tasarım süreçlerini hızlandırmakta ve optimize etmektedir. ÜYZ, mimari tasarım süreçlerinde daha çok şematik tasarım aşamasında ve metinden görsel üretiminde kullanılmaktadır. Bu araçlar, hızlı bir şekilde kütle ve cephe görselleri oluşturmakta veya mevcut eskizleri iyileştirip geliştirilmiş görsellere dönüştürmektedir. Konut cephelerinin görselleştirilmesi, ÜYZ'nin mimari tasarım süreçlerine etkisini incelemek için ideal bir alan sunmaktadır. Ancak ÜYZ'nin entegrasyonu, çeşitli avantaj ve zorlukları da beraberinde getirmektedir. Bu tez, ÜYZ'nin mimari tasarım süreçlerine olan etkisini şematik tasarım aşaması bağlamında ve konut cephelerinin görselleştirilmesi özelinde incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışma; literatür incelemesi, yarı yapılandırılmış görüşmeler ve ilgili örneklerin incelenmesi gibi yöntemler çerçevesinde ÜYZ'nin tasarım süreçlerine etkilerini, cephe görselleştirmesinde nasıl kullanıldığını, bu kullanımın avantajlarını ve dezavantajlarını ortaya koymayı hedeflemektedir. ÜYZ'nin etkilerini araştırmak amacıyla 15 mimar ve akademisyenle görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Bu görüşmelere ait transkriptlerin tematik analiz ve kodlama yöntemi ile analiz edilmesinden elde edilen bulgular ışığında ÜYZ'nin mimari tasarım süreçlerinde önemli bir potansiyele sahip olduğu ancak insan müdahalesi ve mesleki deneyimle dengelenmesi gerektiği ortaya konmuştur. ÜYZ'nin sunduğu avantajlar ve sınırlamalar dikkate alınarak tasarım süreçlerinde etkin ve bilinçli şekilde kullanılması önemlidir. Literatürde bu konuda bulunan araştırma boşluğunu doldurduğu düşünülen tez çalışması, mimarlık ve ÜYZ arasındaki ilişkiye dair kaynaklık edecektir.
Dijital kentsel ikizler ve metaverse bağlamında akıllı eko-kentler için yeni paradigmalar
Bu çalışma, akıllı eko-şehir tasarımında dijital kentsel ikizler ile metaverse entegrasyonunun sunduğu fırsatları incelemektedir. Dijital kentsel ikizler, kentlerin fiziksel bileşenlerini sanal ortamda yansıtan ve gerçek zamanlı veri akışıyla güncellenen dijital modellerdir. Metaverse ise sanal ve artırılmış gerçeklik ortamlarını içeren, kullanıcı etkileşimine dayalı bir dijital evrendir. Bu iki teknolojinin birleşimi, akıllı eko-şehirlerin daha verimli, sürdürülebilir ve kullanıcı odaklı bir şekilde planlanmasına imkân tanımaktadır. Çalışmanın temel amacı, bu teknolojileri kent, tasarım ve planlama bağlamında analiz ederek Türkiye için uygulanabilir model önerilerini sunmaktır. Dijitalleşmenin mimarlık ve şehir planlamasında sunduğu yenilikçi çözümleri değerlendirirken veri güvenliği, kullanıcı deneyimi, enerji verimliliği ve sürdürülebilirlik gibi kritik konuları da ele almaktadır. Araştırma betimsel ve keşifsel yöntemlerle yürütülmüştür. Literatür taramasıyla dijital kentsel ikizler ve metaverse teknolojilerinin teorik çerçevesi oluşturulmuş; uluslararası ölçekte başarılı dijital ikiz projeleri incelenmiştir. Helsinki 3D+, Virtual Singapore, Şangay Dijital İkizi, New South Wales (Sydney) Dijital İkizi, Dubai Dijital İkizi ve Seul Dijital İkizi gibi örneklerin detaylı analizleri yapılmış, bu doğrultuda Türkiye için stratejik model önerisi sunulmuştur. Bu çalışma, dijital dönüşüm sürecinde mimarlık ve kent planlamasına önemli katkılar sunabilecek bir kaynak niteliği taşımaktadır.