Theses supervised by Doç. Dr. Muhammet Düşükcan
19 theses · Fırat University
Örgütsel adaletin iş tatmini üzerine etkisi: Hakkâri il'i Merkez ilçesi devlet okullarında çalışan öğretmenler üzerinde bir araştırma
Eğitimin temel yapısını oluşturan öğretmenlerin örgütsel adalet algıları ve iş tatmin düzeyleri eğitimin kalitesini doğrudan etkilemektedir. Bu nedenle öğretmeler bağlı bulunduğu kurum ya da okul üzerinde oluşturduğu örgütsel adalet algıları ile olumlu ya da olumsuz iş tatmin algısı oluştururlar. Bununla birlikte, işlerine yüksek motivasyon ile adapte olan, bunun yansıması olarak da daha verimli bir sonuç çıkaran, mutlu öğretmen - öğrenci profili yaratan bireylerin oluşumu gerçekleşebileceği gibi tam tersi de durumlar da yaşanabilir. Örgütsel adalet algısının önemli bir sonucu olan iş tatmini, okul yönetimin tarafsız yönetim biçimi, iletişim tarzı, karar verme sürecinde öğretmenlerin görüş ve düşüncelerine verilen önem derecesi, öğretmenlerin aldığı ücret, terfi ve çalışma koşulları gibi örgütsel faktörlerin yanı sıra bireysel faktörlerin etkisi ile de oluşmaktadır. Dolayısıyla bu çalışmada öğretmenlerin örgütsel adalet algısının iş tatmini üzerine etkileri araştırılmıştır. Ayrıca araştırmada öğretmenlerin demografik özelliklerinin örgütsel adalet ve iş tatmini algılarında farklılık oluşturup oluşturmadığı da analiz edilmektedir. Araştırmanın evrenini Hakkari İl'i Merkez İlçesi devlet okullarında görev yapan öğretmenler oluşturmaktadır. Araştırmada yapılacak anket sayısı basit tesadüfi örnekleme yöntemi kullanılarak hesaplanmış, örneklem olarak 285 bulunmuş ve online olarak 290 öğretmene ulaşılarak anketlerin doldurulması öğretmenlerden rica edilmiştir. Araştırmada "Kişisel Bilgi Formu", "Örgütsel Adalet Ölçeği" ve "İş Tatmini Ölçeği" kullanılmıştır. Araştırma sonucunda öğretmenlerin prosedürel adalet, dağıtımsal adalet ve etkileşimsel adalet algı düzeylerinin, ortanın üzerinde olduğu saptanmıştır. Ayrıca bu çalışmada öğretmenlerin iş tatmini düzeyleri incelendiğinde genel iş tatmin düzeyleri ile birlikte dışsal ve içsel iş tatmin düzeylerinin de ortanın üzerinde olduğu açıkça görülmektedir. Öğretmenlerin içsel tatminlerini birinci sırada dağıtımsal adalet, ikinci sırada etkileşimsel adalet ve üçüncü sırada ise prosedürel adalet algısı açıklamaktadır açıklayıcı tüm değişkenler istatistiksel olarak anlamlıdır. Anahtar Kelimeler: Örgütsel Adalet, İş Tatmini, Öğretmenler
COVID-19 sürecinde hemşirelerde tükenmişlik ve kaygının yaşam kalitesi üzerine etkisi
Bu çalışmanın amacı, sağlık çalışanlarının en önemli bölümünü oluşturan hemşirelerin covid-19 pandemi sürecinde yaşayabilecekleri tükenmişlik ve kaygının yaşam kalitesi üzerindeki etkisini ortaya koymaktır. Araştırmanın evrenini Elazığ Fethi Sekin Şehir Hastanesi'nde görev yapan 844 hemşire oluşturmuştur. Buna göre araştırmanın örneklemi 265 olarak tespit edilmiş olup 302 hemşireye ulaşılmıştır. Çalışmanın verileri Ocak 2021- Mart 2021 tarihleri arasında anket yöntemi ile toplanmıştır. "Maslach Tükenmişlik Ölçeği" , " Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu WHOQOL- BREF (TR) " ve araştırmacı tarafından oluşturulan ''Kaygı Ölçeği'', 5'li likert sistemine göre derecelendirilmiştir. Değerlendirilen anket sayısı 302'dir. Toplanan veriler SPSS 22.0 programı ile analiz edilmiştir. Araştırmada kullanılan başlıca analizler ise frekans dağılımı, güvenilirlik analizi, aritmetik ortalama, standart sapma ve çoklu regresyon analizidir. Araştırma sonucunda covid -19 sürecinde hemşirelerin genel tükenmişlik algıları ile duygusal tükenmişlik alt boyutu algılarının vasat düzeyde, duyarsızlaşma ve kişisel başarı alt boyutu algılarının ise düşük düzeyde olduğu saptanmıştır. Hemşirelerin yaşam kaliteleri düzeyleri incelendiğinde; genel algı seviyesi ile psikolojik, bedensel, sosyal ve çevresel algılarının da vasat düzeyde olduğu görülmüştür. Ayrıca bu çalışmada hemşirelerin kaygı düzeyleri incelendiğinde; genel algı seviyelerinin yüksek düzeyde olduğu görülmüştür. Araştırma sonucunda hemşirelerin tükenmişlik ve kaygı algılarının, yaşam kalitelerini negatif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Tükenmişliğin alt boyutlarından olan duygusal tükenme ve kişisel başarı hissi algılarının yaşam kalitesini negatif yönde etkilediği ve duyarsızlaşma boyutunun ise yaşam kalitesini negatif yönde etkilemediği tespit edilmiştir.
Örgütsel kültürün örgütsel vatandaşlık davranışı üzerindeki etkisi
Örgütsel yapıların birbirinden farklı olması altında yatan birçok faktör bulunmaktadır. Bu faktörlerden biri de örgütsel yapıların belli bir kültüre sahip olmalarıdır. Bu kültür örgütün tüm yapısının şekillenmesini sağlamakta ve çalışan bireylerin davranışlarını etkilemektedir. Örgütsel vatandaşlık davranışı ile örgüt kültürü, verimliliği ve performansı gibi örgütsel faktörler, çalışanların duygusal bağlılığı, işe katılımı gibi kişisel faktörler arasında ilişkiler görülmektedir. Şöyle ki çalışan bireylerin bağlı oldukları örgüt tarafından anlaşılması, benimsenmesi ve işine saygı duyulması kişinin ruhsal refah düzeyini yükseltmektedir. Ayrıca örgütte çalışan bireyler tarafından algılanan kültür onların davranış ve tutumlarını etkilemekte ve bağlı oldukları örgütsel yapılara aidiyetle birlikte örgütsel vatandaşlık davranışını ortaya çıkarmaktadır. Bu çalışmanın amacı örgütsel kültürün örgütsel vatandaşlık davranışı üzerinde etkisini belirlemektir. Çalışma, F.Ü 300 akademisyen üzerinde yapılan kesitsel alan tarama yöntemiyle yapılmıştır. Veri seti normal dağılım göstermiş ve varyans analizi ve t testi uygulanmış, ilişkisel (korelasyon) ve etki (regrasyon) analizi ile sonuçlara ulaşılmıştır. Örgütsel kültürün örgütsel vatandaşlık davranışı üzerinde etkisi vardır. Buna göre akademisyenlerin örgütsel kültür algıları (bağımsız değişken) örgütsel vatandaşlık davranışlarını(bağımlı değişkeni) %35 oranında etkilemektedir. Diğer bir ifade ile bağımsız değişken bağımlı değişkendeki değişimlerin %35'inin kaynağıdır. Örgütsel kültür ile Örgütsel vatandaşlık, arasında yüksek düzeyde bir ilişki mevcuttur. Dr. Öğr.Üyesi ve Öğr. Gör. Ünvanına sahip katılımcıların Örgütsel kültür algılarının daha yüksek olduğu bulunmuştur. Dr. Öğr. Üyesi, Öğr. Gör. ve Arş. Gör. Örgütsel vatandaşlık düzeylerinin daha yüksek olduğu bulunmuştur. Yardımseverlik ve vicdan ve Centilmenlik boyutunda genç akademisyenlerin Örgütsel vatandaşlık düzeylerinin daha yüksek olduğu bulunmuştur.
Özel okullarda eğitim veren öğretmenlerin duygusal emek gösterimlerinin tükenmişlik düzeyleri üzerine etkisi
Tükenmişlik duygusu kısa süreli, gelip geçici bir durum olmayıp bireyin işine karşı isteksizleşmesidir. işte yaşanan kaygılar sonucu meydana gelmekle beraber tam manasıyla iş ortamındaki kaygılanım sonucu ortaya çıkmamakta; işte yaşanan ve baş edilemeyen stres neticesinde ortaya çıkmakta ve mesleki bir tehdit olarak görülmektedir. Çalışma koşulları, yapılan işi sevmeme ya da iş yerlerinde karşılaşılan birçok olumsuz nedenden dolayı kişiler mesleklerinde tükenmişlik hissine kapılabilmektedir. Dolayısıyla bireylerin tükenmişlik duygusu yaşamaları iş doyumlarını azaltmakta ve yaşam doyumları üzerinde olumsuz etkiler meydana getirmektedir. Bu alanda yapılan araştırmaların gösterdiği üzere, sergilenen duygularla, gerçekte hissedilen duyguların birbirinden farklı olması yani duygusal uyumsuzluk bulunması durumu çalışanların işlerinden sağladıkları doyum düzeylerinin azalmasına ve buna bağlı olarak stres ve tükenmişlik düzeylerinin artmasına sebep olmaktadır. Bu çalışma ile öğretmenlerin duygusal emek gösterimlerinin tükenmişlik düzeyleri üzerindeki etkisinin ortaya konulması amaçlanmaktadır. Bu amaç doğrultusunda Elazığ ilinde bulunan özel okullarda görev yapmakta olan 211 öğretmenin katıldığı bir anket uygulanmıştır. Araştırmada veri aracı olarak ''Kişisel Bilgi Formu'', ''Maslach Tükenmişlik Envanteri'' ve ''Duygusal Emek Ölçeği'' kullanılmıştır. Duygusal emek ile ilgili veriler Diefendorff ve arkadaşları (2005) tarafından, Tükenmişlik ölçeği verileri Maslach ve Jackson (1982) tarafından geliştirilmiştir. Elde edilen veriler SPSS 22 programında çözümlenmiştir. Katılımcı öğretmenlerden; 25-30 ve 41 yaş üstü grubu, 1-5 hizmet yılı olan öğretmenlerin duygusal emek gösterimlerinin daha yüksek olduğu görülürken, Eğitim düzeyi, Cinsiyet, Medeni durum değişkenine açısından anlamlı farklılık görülmemiştir. Sonuçlara göre anlamlı farklılık tespit edilmiştir. Öğretmenlerin iş yükü, duygusal tükenmenin en önemli nedeni olarak görülmüştür. Yaş Değişkenine göre; 41 ve üstü, 16 yıl ve üstü hizmet yılı olan, önlisans mezunu olan öğretmen tükenmişlik düzeylerin daha yüksek olduğu görülürken; Cinsiyet, Medeni durum değişkenine göre anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Öğretmenlerin duygusal emek gösterimlerinin tükenmişlikleri üzerinde etkisi vardır. Buna göre çalışanların duygusal emek gösterimleri (bağımsız değişken), tükenmişlik düzeylerini (bağımlı değişken) % 10.9 oranında etkilemektedir. Diğer bir ifade ile bağımsız değişken bağımlı değişkendeki değişimlerin % 10.9' unun kaynağıdır.
Akademisyenlerin örgütsel güven düzeyleri ile örgütsel vatandaşlık davranışı arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu araştırma; örgütsel güven ile örgütsel vatandaşlık davranışı arasındaki ilişkileri Fırat Üniversitesi akademisyenleri üzerinden belirlemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Araştırma ilişkisel tarama modelindedir. Araştırmanın evrenini Fırat Üniversitesi'nde görev yapan 2105 akademik personel oluşturmaktadır. Örneklem grubunu ise kolayda örnekleme yöntemi ile seçilen 337 akademik personel oluşturmuştur. İlgili kurumdan gerekli izinler alındıktan sonra anketler araştırmacı tarafından gönüllü katılımcılara yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak uygulanmıştır. Veriler, "Örgütsel Güven Ölçeği" ve "Örgütsel Vatandaşlık Davranışı Ölçeği" ile toplanmıştır. Verilerin analizinde örneklem grubunun betimleyici özelliklerinin belirlenmesinde; yüzde ve frekans istatistiklerinden, örgütsel güven ve örgütsel vatandaşlık davranış düzeylerinin belirlenmesinde ise; ortalama ve standart sapma istatistiklerinden faydalanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkilerin belirlenmesinde; korelasyon analizinden, örneklem grubunun örgütsel güven ve örgütsel vatandaşlık, davranış düzeylerinin tanımlayıcı özelliklerine göre belirlenmesinde ise bağımsız t testi ve tek yönlü varyans analizine başvurulmuştur. Araştırma sonucunda; Fırat Üniversitesi akademisyenlerinin örgütsel vatandaşlık davranış düzeylerinin örgütsel güven düzeylerinden daha yüksek olduğu, örgütsel güven düzeyleri ile örgütsel vatandaşlık davranış düzeyleri arasında ise pozitif yönlü anlamlı bir ilişkinin olduğu belirlenmiştir.
Personel güçlendirme uygulamalarının çalışanların iş performansları üzerindeki etkisi: Elâzığ ili banka çalışanları üzerine bir uygulama
Tez çalışmasının amacı, personel güçlendirme uygulamalarının çalışanların iş performansları üzerindeki etkisini belirlemektir. Bu amaç doğrultusunda, personel güçlendirme uygulamalarını oluşturan psikolojik ve davranışsal güçlendirme boyutları beraber ele alınmış ve çalışanların iş performansları üzerindeki etkisi incelenmiştir. Tez çalışması, teori ve uygulama bölümlerinden oluşmaktadır. Teori bölümlerinde, personel güçlendirme ve iş performansı kavramları ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Uygulama bölümünde ise personel güçlendirme uygulamalarının çalışanların iş performansları üzerindeki etkisini ölçmeye yönelik, Elâzığ ili Merkez ilçesinde faaliyet gösteren özel ve kamu bankalarında görev yapan 268 banka çalışanı üzerinde bir araştırma yapılmıştır. Araştırma sonucunda, psikolojik ve davranışsal güçlendirme uygulamalarının çalışanların iş performansları üzerinde pozitif yönde ve çok yüksek düzeyde etkisinin olduğu belirlenmiştir. Ayrıca, psikolojik ve davranışsal güçlendirme boyutlarının beraber ele alındığı personel güçlendirme uygulamalarının çalışanların iş performansları üzerindeki etkisi, alt boyutlarına oranla daha yüksek düzeyde gerçekleşmiştir. Anahtar Kelimeler: Personel Güçlendirme, Psikolojik Güçlendirme, Davranışsal Güçlendirme, İş Performansı.
Girişimsel kişilik özellikleri ve girişimcilik niyeti arasındaki ilişki: Bir kamu üniversitesi örneği
Girişimcilik; çevremizdeki olanakları fark etme, bu olanakları projelere çevirme, bu projeleri uygulamaya koyabilme ve zenginlik üretme becerisi şeklinde tanımlanabilir. Bu süreçte başarılı girişimciler için ise birçok özellik tanımlanmaktadır. Kişide girişimcilik ruhu genetik olarak var olabileceği gibi aile, ailenin mesleği, çevre, eğitim de girişimcilik ruhunu geliştirmede önemli etkenlerdir. Öyle ki 21. yüzyıl dünyasında girişimcilik, üzerinde ağırlıkla durulan, ekonomik gelişmenin ve toplumsal refahın itici gücü olarak dikkat çeken bir konudur. Girişimcileri tanıma, onları diğer insanlardan ayıran özelliklerin ne olduğunu saptayabilme adına yazında birçok araştırma yapılmıştır ve hala da yapılmaktadır. Bu doğrultuda, bu çalışma ile üniversitede öğrenim gören son sınıf öğrencilerinin girişimci kişilik özelliklerinin girişimcilik niyeti üzerindeki etkisinin ampirik olarak test edilmesi amaçlanmıştır. Bu amacın yanı sıra demografik değişkenler ile girişimcilik niyeti arasındaki farklılıklar incelenmesi de alt amaç olarak belirlenmiştir. Elazığ il merkezinde bulunan Fırat Üniversitesi'nde öğrenim gören son sınıf öğrencileri araştırmanın evrenini oluşturmaktadır. Fırat Üniversitesi'nde Ocak 2019 itibariyle toplam 3643 öğrenci öğrenim görmektedir. Hedef ana kütleye ulaşmanın içerdiği zorluklar nedeniyle; hedef daraltılmış ve random yöntemine göre ana kütle tanımlama yoluna gidilmiştir. Ulaşılabilir ana kütleyi yaklaşık 506 öğrencinin temsil edeceği düşünülmektedir. Çalışmada nicel araştırma yöntemi kullanılmış ve veriler yüz yüze anket tekniği ile elde edilmiştir. Çalışmada kullanılan başlıca analizler; betimleyici III istatistikler, güvenilirlik analizleri, t testi, tek yönlü varyans (anova) analizi ve regresyon analizleri şeklindedir. Araştırma sonucunda girişimci kişilik özelliklerinin vasat (X̅=3,22; ss=0,47) ve girişimcilik niyetlerinin ise yüksek (X̅=3,44; ss=1,06) kabul edilebileceği kanısına varılmıştır. Öğrencilerin girişimci kişilik özelliklerinin girişimcilik niyetleri üzerindeki etkisinin anlamlı ve pozitif yönde olduğu saptanmıştır. Girişimci kişilik özellikleri girişimcilik niyetleri üzerinde % 19 oranında etkili olabilmektedir (r=0,438; R2=0,192; p<0,000). Bunun yanı sıra "fakülte, ailede bir girişimci olup olması durumu ve girişimcilik dersi alıp almama" gibi demografik değişkenlerin girişimcilik niyeti arasında anlamlı bir fark olduğu saptanmıştır.
Sosyal zeka düzeyinin öğrencilerin iletişim becerilerine etkisi: Fırat Üniversitesi örneği
Hemşirelik mesleğinin etkili bir şekilde yapılabilmesi için hemşirelerin sosyal zeka ve iletişim becerileriyle donanımlı olmalarının önemi bilinmektedir. Bu nedenle hemşirelik eğitimi boyunca bu iki boyutta gelişmelerine özel bir önem verilmelidir. Bunun için de gerek öğretim programları hazırlanırken gerekse uygulanırken gerekli önlemlerin alınması ve düzenlemelerin yapılması gerekmektedir. Bu araştırmanın genel amacı, hemşirelik öğrencilerinin sosyal zeka düzeyinin iletişim becerilerine etkisini belirlemektir. Ayrıca sosyal zeka düzeylerinin ve iletişim becerilerinin sosyo-demografik özelliklere göre farklılık gösterip göstermediğini ortaya koymaktır. Bu araştırma, nicel araştırma desenlerinden olan tarama türü araştırmanın içinde yer alan betimsel ve ilişkisel tarama modeline göre desenlenmiştir. Araştırmanın evrenini 2017-2018 öğretim yılında Elazığ ilinde Fırat Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi Hemşirelik Bölümünde okuyan öğrenciler oluşturmaktadır. Örneklemini ise Hemşirelik bölümünün birinci ve dördüncü sınıflarında okuyan öğrenciler oluşturmaktadır. Veri toplama araçları olarak Kişisel Bilgi Formu, Tromso Sosyal Zeka Ölçeği ve İletişim Becerileri Envanteri kullanılmıştır. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 22 paket programında yapılmıştır. Araştırmada sonuç olarak öğrencilerin hem sosyal zeka seviyelerinin hem de iletişim becerileri seviyelerinin orta düzeyde olduğu belirlenmiştir. Sosyal zeka düzeylerinin ve iletişim becerilerinin sosyo-demografik değişkenlerle karşılaştırılması sonucunda; cinsiyet, sınıf düzeyi, uzun süre yaşanılan yerleşim yeri değişkenleri açısından anlamlı bir fark bulunmamıştır. Ailenin sosyo-ekonomik düzeyi değişkenine göre ise anlamlı bir fark bulunmuştur.
Girişimcilerin kullandığı Esnaf ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi kredilerinin görünümü: Elazığ ili incelemesi
Girişimci emek, sermaye ve doğal kaynağı bir araya getirerek menfaat elde etmek için risk alan kişidir. Bireylerin dolayısıyla toplumların refah seviyesi arttıran girişimcilik, devletlerin ekonomik gelişmelerinde, firmaların uluslararası alanda rekabet edebilmelerinde başvurabilecekleri en önemli yöntemdir. Esnaf ve sanatkâr ise bedeni ve sermayesi ile mikro ölçekte üretim yâda ticaret yapan kişi olarak ifade edilebilir. Türkiye ekonomisinde ve istihdamında önemli paya sahip olan esnaf ve sanatkâr, aynı zamanda girişimcilerin büyük çoğunluğunun ekonomik birime dönüştüklerinde içine dâhil olduğu grubu da ifade eder. Tez çalışmasında Girişimcilerin Kullandığı Esnaf ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi Kredilerinin Görünümü Elazığ İli Özelinde İncelenmiş, artması için önermelerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Esnaf ve Sanatkârlar Kredi ve Kefalet Kooperatifi Kredileri, Girişimcilik.
Stratejik insan kaynakları yönetiminin çalışan performansı üzerindeki etkileri: Pazarlama sektöründe çalışanlar üzerinde bir uygulama
Firmalar uyguladığı insan kaynakları yönetimi stratejileri ile kendi içinde dinamik ve verimli bir yapıyı oluşturmayı arzu etmektedir. Burada belli bir vizyon kapsamında değişime açık ve stratejik bir yapının oluşması hedeflenmektedir. Bu kapsamda sürdürülen stratejik insan kaynakları yönetimi uygulamaları ise firmanın tüm birimleri için oldukça önemli etkileri barındırmaktadır. Hazırlanan bu çalışmada stratejik insan kaynakları yönetimi uygulamalarının çalışanların verimliliği üzerindeki etkisi incelenmeye çalışılmış ve bu kapsamda çalışmanın kavramsal kısmında insan kaynakları, stratejik insan kaynakları ve bunlara yönelik modeller tanımlanmıştır. Çalışmanın araştırma kısmında ise farklı demografik özelliklere sahip olan katılımcılarla çevrimiçi anketler uygulanmıştır. Anketlerden elde edilen veriler ise IBM SPSS 22 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Ayrıca çalışmada Stratejik İnsan Kaynakları Yönetimi Ölçeği ile Çalışan Performansı Ölçeğinden faydalanılmıştır. Elde edilen nicel veriler değerlendirilerek stratejik insan kaynakları yönetiminin çalışan performans üzerindeki etkileri ortaya koyulmuştur. Literatürde yer alan çalışmalara bakıldığında bu çalışmayla benzer sonuçlara varıldığı görülmektedir. Bu açıdan hazırlanan bu çalışmanın literatür için önemli bir kaynak niteliği taşıdığı söylenebilir.
Akademisyenlerin olumlu ve olumsuz dedikodu algı düzeylerinin incelenmesi
İletişim insanlığın varlığı ile ortaya çıkmış ve insanlığın ilerlemesiyle birlikte gelişimini devam ettirmektedir. Toplumun gelişimi için iletişim hayati derecede önemli bir yere sahiptir. Benzer şekilde toplumu bir araya getiren örgütler/kurumlar için de iletişim çok gereklidir. Ancak örgütlerde yapılandırılmış, biçimsel bir iletişim vardır. İş görenler iş veya iş yeriyle alakalı bilgi akışını resmi iletişim kanalları ile birlikte sağlamaktadır. Fakat bu resmi iletişim kanalları çalışanların hatta yöneticilerin iletişim ihtiyaçlarını tam olarak karşılayamamaktadır. Bu nedenle gayri resmi, doğal iletişim kanalları ortaya çıkmıştır. Dedikodu da bu kanallardan biri olarak kabul edilir. Dedikodunun bugüne kadar yapılmış olan tanımlamalarını araştırıp akademisyenlerin maruz kaldığı pozitif ve negatif iş yeri dedikodusunun akademisyenlerin demografik özelliklerine göre farklılaşıp farklılaşmadığını etkilerini incelemektir. Ayrıca araştırmanın temel amacına ilavaten akademisyenlerin olumlu iş yeri dedikodu algıları ile olumsuz iş yeri dedikodu algıları arasında ki ilişkinin tespiti de araştırmanın alt amacını oluşturmaktadır. Çalışmanın araştırma kısmında ise farklı demografik özelliklere sahip olan katılımcılarla çevrimiçi anketler uygulanmıştır. Bu anketler üniversite akademik personelini kapsamaktadır. Anketlerden elde edilen veriler ise IBM SPSS 22 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Pozitif ve negatif dedikodu ölçeklerinden yararlanılmıştır. Çalışmada, akademisyenlerin olumlu iş yeri dedikodu düzeyleri cinsiyet, yaş, unvan ve görev yılı değişkenleri açısından istatiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermemiştir (p>0,05). Ancak akademisyenlerin olumlu iş yeri dedikodu düzeyleri fakülte değişkenine göre istatiksel olarak anlamlı bir farklılık tespit edilmiştir (p<0,05). Ortalama puanlar incelendiğinde veterinerlik fakültesinde görev yapmakta olan akademik personelin olumlu dedikodu algılarının (ort:4.90 ss:0,14) diğer fakültelerde görev yapmakta olan akademik personellerden daha yüksek olduğu görülmüştür. Çalışmada, akademisyenlerin olumsuz iş yeri dedikodu düzeyleri cinsiyet, yaş, unvan, fakülte ve görev yılı değişkenleri açısından istatiksel olarak anlamlı bir farklılık göstermemiştir (p>0,05). Çalışmada, akademisyenlerin olumsuz iş yeri dedikodu algısı ile olumlu iş yeri dedikodu algısı arasında negatif yönlü orta düzeyde anlamlı bir ilişki tespit edilmiştir (r=,-376, p=,000, p<,01). Buna göre olumlu dedikodu arttıkça olumsuz dedikodu azalmakta veya olumsuz dedikodu arttıkça olumlu dedikodu azalmaktadır ve bu ilişki istatistikî açıdan anlamlıdır. Sonuç olarak literatürde yer alan çalışmalara bakıldığında bu çalışmayla benzer sonuçlara varıldığı görülmektedir. Bu açıdan hazırlanan bu çalışmanın literatür için önemli bir kaynak niteliği taşıdığı söylenebilir.
Ücretleri belirleyen faktörlerin değerlendirilme düzeylerinin çalışma ortamına etkisi
İşletmelerin büyümeleri, süreklilik arz etmeleri ve istikrar göstermeleri açısından çalışanların memnuniyeti, motivasyonu, katılımı ve performansı büyük önem taşımaktadır. Ücret belirlenmesi konusunda günümüz dünyasında mevcut uygulamalar ve bu uygulamaların neticesinde meydana gelen olumlu veya olumsuz sonuçların işletme, çalışan ve toplum üzerinde ne gibi değişiklikler yaratacağının tespiti önemlidir. Emek ve sermaye ilişkisinin tarihsel gelişiminden yola çıkarak değişen dünyada bu ilişkiye sonradan dahil olan faktörlerin etki dereceleri ve önem sıralamalarında meydana gelen artış ve azalışlar ile hiç değişmeyen insan doğasının bir sonucu olarak ortaya çıkan tercihler ve çıkarlar dengesi üzerine bahsedilen ve başta hakkaniyet olmak üzere, memnuniyet, aidiyet, kurumsal hafıza, liyakat, tecrübe kavramlarının temelini oluşturduğu bu araştırmada özel sektörde uygulanan yöntemler ile farklı vizyon ve koşullara sahip çalışan ve işverenlerin mevcut düzenin oluşmasında sağlamış oldukları katkılar üzerinde durulmuştur. Nitel araştırma yöntemlerinden faydalanılan bu çalışmanın verileri Isparta ilinde üretim ve hizmet sektörlerinde faaliyet gösteren çeşitli özel teşebbüslerde çalışan 21 kişi ve bu çalışanların işverenleri ile yapılan mülakatlar neticesinde elde edilerek derlenmiştir. Bulgular, işverenin ücretleri belirlerken göz önünde bulundurduğu faktörlerin çalışan açısından ne derece dikkate alındığını ve hangi farkındalık düzeyinde çalışma davranışlarında ne gibi eğilimler gösterdiklerini ortaya koymaktadır. Çalışma, çalışanların işletmeye aidiyetleri, kriz piyasası hakimiyetleri veya çıktıya olan katkıları gibi değişkenlerin ücretlerine yansımalarına dair görüşleri hakkında kapsamlı bilgi vererek ücret tatmin düzeylerinin beklentilerini ne şekilde etkilediğine ilişkin insan kaynakları yönetimi çalışmaları için içgörü sağlamaktadır. Literatürün güncel tutulması ve yüksek enflasyon döneminde yapılmış olması sebebiyle araştırmanın önemi artmaktadır.
Star alliance üyesi havayollarının web sitelerinin karşılaştırılması
Günümüzde rekabet şartlarının hızlı değişimi ve teknoloji alanında yaşanan dönüşüm süreci ile birlikte paralel olarak ticari ve iş yapış modelinde değişimler yaşanmış ve "Yeni Ekonomi" kavramının olgunlaşma dönemine girilmiştir. Yeni ekonominin temel yapılarından biri olan internetin ticaret ile entegre olması ile de "E-Ticaret" kavramı ortaya çıkmıştır. E-Ticaretin tüketici hayatına girmesi ile birlikte yaşanan değişim ve dönüşüm birçok sektörde olduğu gibi havacılık sektöründe de etkisini derinden göstermektedir. Bilişim teknolojilerinde yaşanan bu dönüşüm ve değişen ticari koşullara ayak uydurması elzem olan havayolu işletmelerinin yaşamını devam ettirebilmesi için sunması gereken bu hızlı işlem dizinini müşterinin yapabileceği alan olan online kanalların ne kadar sağlıklı işlediğini anlamak, yeterlilik düzeylerini, müşterilerin seyahatlerini yönetme süreçlerine katılımı için tanınan imkân düzeylerini irdelemek, havayolu işletmesi tarafından web sitesi üzerinden sunulan hizmetleri incelemek ve böylece havayollarının online kanallarının yeterlilik düzeylerini görebilmek amacıyla bu konu seçilmiştir.
Çalışan sessizliği ile tükenmişlik sendromu arasındaki ilişkide stres yönetimin düzenleyici rolü
Bu çalışmada çalışan sessizliği ve tükenmişlik sendromu arasındaki ilişkide stres yönetiminin düzenleyici rolü incelenmiştir. Çalışan Sessizliği: Çalışanların yönetim alanındaki ya da örgütsel olan ve yazılı olamayan kimi geleneksel baskılardan çekindiklerinden kendi alanlarında çok iyi oldukları kimi konularda bile isteyerek sessiz kalmayı tercih etmeleri ve sessizliğin girdapsal sarmalı içinde kaybolmaları halidir. Tükenmişlik Sendromu: Çalışanların, günümüz rekabet şartlarının ağır sorumluklarını altında ezilmeleri, işten soğumaları ve kendilerinin yetersiz görmeleri neticesinde sıkışıp kaldıkları kaotik ruh halidir. Stres Yönetimi: Örgütteki bireylerin tercih ettikleri ve akabinde büyük bir sorun haline dönüşen sessizlik sonucunda, kişinin içine itildiği tükenmişlik halinin iyice büyümesinin önüne geçmek için oluşan kötü koşulları yöneterek olumlama yoluyla kurtulma durumudur. Bu çalışmada Çalışan sessizliği detaylandırılmış ve tükenmişliğe etki eden faktörler tüm hatlarıyla işlemeye çalışılmıştır; Çalışanın, tükenmişliğe büründüğü en yoğun dönemde kendi çabası ve dış faktörler aracılığı ile iyileşmeye çalışma çabası ile anlamlandırılan kavram olan stres yönetimi incelemiş ve konu ile ilişkisi açıklanmaya çalışılmıştır. Çalışmada kullanılan ölçekler: Çalışan Sessizliği ölçeği, Stres Yönetimi ölçeği ve Maslach Tükenmişlik ölçeğidir. Araştırmada, ölçek güvenilirliğinin değerlendirmesinde Cronbach's Alpha Güvenirlik Katsayısı incelenmiştir ve ölçeklere ilişkin Cronbach's Alpha Güvenirlik Katsayıları incelendiğinde ölçeklerin orta ve yüksek güvenirlikte olduğu tespit edilmiştir. Çalışan sessizliğinin katılımcıların tükenmişlik düzeyleri üzerinde bir etkisinin olup olmadığının tespiti amacıyla basit doğrusal regresyon analizi yapılmış ve çalışan sessizliği artıkça çalışanların tükenmişlik düzeylerinin arttığı bulgusuna varılmıştır; Stres yönetiminin katılımcıların tükenmişlik düzeyleri üzerinde bir etkisinin olup olmadığının tespiti amacıyla basit doğrusal regresyon analizi yapılmış ve bunun sonucunda stres yönetiminin artmasıyla kişilerin tükenmişlik düzeylerin oldukça azaldığı sonucuna varılmıştır; Çalışan Sessizliğinin katılımcıların Stres Yönetimi düzeyleri üzerinde bir etkisinin olup olmadığının tespiti amacıyla basit doğrusal regresyon analizi yapılmış ve çalışan sessizliği ile stres yönetimi arasında hiçbir etkinin olmadığı sonucuna varılmıştır
Üniversite öğrencilerinde nomofobi yaygınlığı ve siber aylaklık davranışları arasındaki ilişkinin araştırılması
Bu çalışmanın temel amacı, üniversite eğitimi alan öğrencilerin nomofobi yaygınlığının siber aylaklık davranışları üzerine etkisini ortaya çıkarmaktır. Ayrıca nomofobi ve siber aylaklık kavramları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmanın evrenini; Elazığ Fırat Üniversitesi'nde eğitimine devam etmekte olan, lisans ve ön lisans öğrencileri oluşturmaktadır. Örneklemi ise, evreni temsil eden 406 katılımcı oluşturmaktadır. 2023 Kahramanmaraş depremi sonrasında eğitimin uzaktan yapılmasına karar verilmesiyle araştırma verileri Google anket uygulamasıyla yürütülmüşdür. Söz konusu analizler, lisanslı SPSS 22.0 paket programı aracılığıyla yapılmıştır. Verilerin analizinde; betimleyici istatistikler, geçerlilik (faktör) ve güvenilirlik (cronbach alpha) analizleri son olarak ise regresyon analizi ve korelasyon analizi kullanılmıştır. İletişim teknolojileri sosyal yapılarımızı, kişisel davranışlarımızı ve kültürel ürünlerimizi etkileyerek hayatımızın her alanını genişletmektedir. İnternet kullanımının her geçen gün artması, çalışma hayatını birçok alanda kolaylaştırmakla birlikte toplumsal hayatın bireyselleşmeye doğru giden yeni paylaşım alanlarını da ortaya çıkarmaktadır. İnterneti çalışanlar çalışma saatlerinde, öğrenciler ise ders saatinde kişisel amaçlar için kullandıklarından, siber aylaklık kavramı çok dikkat çekmeye başlamıştır. İnternetin işyerinde kişisel amaçlar için kullanılması olarak tanımlanan siber aylaklık, örgütsel hedeflere ulaşmayı engelleyebileceği için örgütler için ciddi bir endişe kaynağı olarak karşılanmaktadır. Önemli araştırmalar, sınıf içi internet kullanımının öğrencilerin öğrenme ortamları ve akademik performansları üzerindeki olumsuz etkilerini göstermiştir. Cep telefonunun olmaması durumunda gelişmeleri kaçırma korkusu olarak ifade edilen nomofobi kavramı ise teknolojinin yaygınlaşmasıyla daha da gün yüzüne çıkmaktadır. Tüm bunlardan hareketle çalışmada, üniversite eğitimi alan öğrencilerin nomofobik korkularının ve siber aylaklığa yönelik davranışlarının orta düzeyde olduğunu tespit edilmiştir. Nomofobi ve siber aylaklık değişkenleri arasındaki ilişkinin pozitif yönlü olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca çalışmada, üniversite eğitimi alan öğrencilerin nomofobi düzeylerinin siber aylaklık düzeyleri üzerinde pozitif düzeyde anlamlı bir etkisi olduğu tespit edilmiştir.
Siberkondrinin tamamlayıcı alternatif tıp üzerindeki etkisinde kişilik tiplerinin rolü
Siberkondri, insanların sağlık kaygısı yaşayarak sürekli çevrim içi sağlık bilgisi araması sonucu ortaya çıkan ruhsal hastalıktır. Ayrıca günümüzde insanları sahip olduğu organik yaşam kültürü ve kimyasal ve işlenmiş her türlü üründen uzak durma arzusu, geleneksel tamamlayıcı alternatif tıbba yönelik ilgiyi artırmaktadır. Bireylerin kişilik özellikleri yaşamlarının her alanında etkili olmaktadır. Bu çalışma, bireylerin siberkondri düzeylerinin geleneksel tamamlayıcı alternatif tıp üzerindeki etkisinde kişilik tiplerinin düzenleyici rolünü incelemeyi amaçlamıştır. Nicel araştırma yöntemlerinden ilişkisel tarama modeli kullanılarak gerçekleştirilen bu çalışmada, Elazığ ilinde yaşayan 18 yaş üstü 602 katılımcıdan anket verisi toplanmıştır. Çalışmada kolayda örneklem yöntemi kullanılmıştır. Araştırmada ölçme aracı olarak "Siberkondri Ciddiyet Ölçeği", "Bütüncül Tamamlayıcı Alternatif Tıbba Karşı Tutum Ölçeği" ve "Beş Faktör Kişilik Tipleri Ölçeği" olmak üzere üç farklı ölçme aracı kullanılmıştır. Veri toplama araçları ile ulaşılan veriler düzenlendikten sonra SPSS paket programına aktarılarak betimsel istatistikler, güvenilirlik, açımlayıcı faktör analizi, korelasyon, regresyon ve hiyerarşik regresyon (Hayes Macro Model 1) analizleri gerçekleştirilmiştir. Saha uygulaması sonucu elde edilen verilere yönelik yapılan analizler sonucunda; siberkondri düzeyinin bütüncül tamamlayıcı alternatif tıbba yönelik eğilimi etkilediği, aynı şekilde siberkondri alt boyutlarından aşırılık ve doktora güvensizlik alt boyutlarının bütüncül tamamlayıcı alternatif tıbba karşı tutum üzerinde etkili olduğu tespit edilmiştir. Bütüncül tamamlayıcı alternatif tıbba karşı tutum ölçeğinin alt boyutlarından bütüncül sağlığa yönelik tutumda siberkondri ciddiyetinin etkisi tespit edilmiştir. Ayrıca siberkondri boyutlarından zorlanma, aşırılık, içini rahatlama ve doktora güvensizliğinde bütüncül sağlık üzerinde etkili olduğu tespit edilmiştir. Yapılan analizler soncunda siberkondri ve bütüncül tamamlayıcı alternatif tıbba karşı tutum arasında kişilik tiplerinin düzenleyici rolü olmadığı tespit edilmiştir. Katılımcıların siberkondri ciddiyeti düzeyi geleneksel tamamlayıcı alternatif tıbbı tercih etmelerinde etkili olmaktadır. Ayrıca, demografik özellikler açısından siberkondri ve bütüncül tamamlayıcı alternatif tıbba karşı tutuma yönelik katılımcı algılarında istatiksel açıdan anlamlı bir farklılık tespit edilmemiştir.
Örgütlerde panoptikonun işe adanmışlık ve sanal kaytarma üzerine etkisi: Bir alan çalışması
Bu araştırmada; panoptikon' un işe adanmışlık ve sanal kaytarma üzerindeki etkileri, bu etkilerin yönü ve düzeyi araştırılmıştır. Verilerin toplanması için anket tekniğine başvurulmuştur. Elazığ ilinde faaliyette bulunan Vakıfbank, Ziraat Bankası ve Halkbank' ta görev yapan 166 çalışana araştırmacı tarafından yüz yüze anket uygulanmıştır. Verilerin analiz edilmesi için SPSS 22 kullanılmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkileri ortaya koymak için korelasyon analizi yapılmıştır. Korelasyon analizi sonuçları doğrultusunda regresyon analizine geçilmiş olup, araştırmanın hipotezleri regresyon analizi ile test edilmiştir. Regresyon analizi sonucunda negatif panoptikonun sanal kaytarmayı anlamlı ve pozitif yönde etkilediği tespit edilmiştir. İş görenler dışarıdan gözetlendiklerini hissettiklerinde rahatsız olmaktadır ve bu onları sanal kaytarma eylemine yönlendirmektedir. Pozitif panoptikon ile sanal kaytarma arasında negatif yönlü ve anlamlı bir ilişki vardır. İş görenler dışarıdan izlendiklerini hissettiklerinde güvende hissederler ve bu onları sanal kaytarma eyleminden uzaklaştırır. İkinci bağımlı değişken olan işe adanmışlık ile panoptikon arasındaki ilişki incelendiğinde, pozitif panoptikonun işe adanmışlığı anlamlı ve pozitif yönde etkilediği tespit edilmiştir. Çalışanların pozitif panoptikon algıları arttıkça işe adanmışlık düzeylerinin de arttığını göstermektedir. Negatif panoptikon ile işe adanmışlık arasında anlamlı ve negatif bir ilişki saptanmıştır. Personeller dışarıdan izlendiklerini hissettikleri zaman rahatsız olmaktadırlar ve işe adanmışlık düzeylerini azaltmaktadır. İzlenme bilinci ile işe adanmışlık arasında anlamlı ve pozitif yönlü bir ilişki vardır. Bu da izlenme bilincinin artmasının işe adanmışlık düzeyini artırabileceğini işaret etmektedir. Yapılan literatür taraması sonucunda, yerli ve yabancı literatürde bu üç değişkenin birlikte ele alındığı herhangi bir araştırmaya rastlanmamıştır. Panoptikon ve işe adanmışlık konularının literatüre yeni kazandırılması sebebiyle bu değişkenlerin daha fazla alanlarda kullanılması ve değişkenler arasındaki ilişkinin incelenmesinin gelecekte yapılacak olan çalışmalara katkı sağlayacağı düşünülmektedir.
Aile işletmelerinde kuşak çatışmalarından kaynaklanan yönetim sorunları: Elâzığ ili örneği
Aile işletmelerinde farklı kuşakların bir arada bulunması kuşakların birbirinden ayrı niteliklere sahip olması nedeniyle özellikle yönetim anlamında kuşak çatışmalarına sebebiyet vermektedir. Yaşanan çatışmalar, şirket faaliyetlerinin olumsuz yönde etkilenmesine hatta sonlanmasına dahi sebebiyet verebilmektedir. Bu durum kuşak çatışması ve yönetim sorunları olarak nitelendirilen iki kavramı gündeme getirmektedir. Bu çalışmanın temel amacı, Elâzığ ilinde faaliyet sürdüren aile şirketlerinde, gün geçtikçe yeni kuşakların işletmeye dâhil olmasıyla ortaya çıkan yönetim sorunlarının incelenmesi, meydana gelebilecek nesiller arası çatışmaların ortaya konulması amacıyla hazırlanmıştır. Çalışma evrenini; Elâzığ ilinde faaliyet sürdüren Elâzığ Ticaret ve Sanayi Odası'na kayıtlı farklı ölçekte 4.500 adet aile işletmesi oluşturmaktadır. Örneklemi ise, evreni temsil eden 354 aile işletmesi oluşturmaktadır. Araştırma verileri nicel araştırma yöntemi olan anket yöntemi ile yürütülmüştür. Soruların analizi için 500 adet aile işletmesine erişim sağlanmış, 400 adet aile işletmesiyle birebir görüşülmüş ve bu işletmelerin 354 adedi değerlendirilmiştir. Verilerin analizi Lisanslı SPSS 22.0 paket programı aracılığıyla yapılmıştır. Verilerin analizinde; frekans, yüzde, ortalama, standart sapma, geçerlilik (faktör), güvenilirlik (cronbach alpha) ve t testi analizleri kullanılmıştır. Çalışmada elde edilen bulgulara göre Elâzığ ilindeki aile şirketlerinde üst kuşağın müdahaleci davrandığı, iş tanımlarının büyük ölçüde aile üyeleri merkezli düzenlendiği, yetki ve sorumluluk devrinin aile meclisinin kararıyla belirlendiği ve terfi hususunda kan ve evlilik bağının göz önünde bulundurulduğu tespit edilmiştir. Bu bulgular doğrultusunda Elâzığ ilindeki aile şirketlerinde kurumsallaşma, yürütme, devretme ve örgütleme işlevlerine dair sorunların gündeme geldiği, planlama, koordinasyon ve denetleme işlevlerinde ise herhangi bir problem yaşanmadığı tespit edilmiştir.
Bilişim teknolojisi ve teknoloji yönetim sürecinde kamu kurumlarında dönüşüm: Türkiye'deki büyükşehir belediyelerinin -e belediyecilik açısından analizi
Dünya küreselleşmeyle birlikte birçok alanda dönüşüm sürecine girmiştir. Bilişim teknolojilerinde küreselleşmeyle başlayan gelişmeler beraberinde bu teknolojileri kullanan kamu kurumlarını da etkilemiş; başta e-devlet kavramı ve bu kavramın yerel yönetimlere yansıması olan e-belediyecilik kavramlarının oluşmasını sağlamıştır. E-belediyecilik kavramının yerel yönetimlerden büyükşehir belediyelerine doğru uyarlanıp uyarlanmadığını, yalnızca bilgi verme ya da yerel yönetimlerin tanıtımının mı yapıldığı yoksa asıl amacına uygun olarak vatandaşın faydalanmak istediği hizmeti en doğru şekilde sunmak mı olduğunu tespit etmek maksadıyla büyükşehir belediyelerinin bu konudaki yeterlilik düzeyleri içerik analizi tekniğiyle incelenmiştir. Bu çalışmada Türkiye'de bulunan 30 büyükşehir belediyesinin web siteleri 10 ana ölçüt ve bu ölçütlere bağlı 98 alt ölçüte göre analiz edilip büyükşehir belediyelerinin e-belediyecilik kapsamında yeterlilik düzeylerinin belirlenmesi amaçlanmaktadır. Çalışma sonunda elde edilen verilere bakıldığında e-belediyecilik konusunda büyükşehir belediyelerin son zamanlarda oluşturdukları web sitelerinin genelinin yeterli düzeyde olduğu ve eksikliklerin olduğu konularda da büyükşehir belediyelerine önerilerde bulunulmuştur.