Doç. Dr. Özlem Belkıs danışmanlığındaki tezler
11 tez · Dokuz Eylül University
Yaratıcılık teorileri ve dramatik yazarlık eğitiminde kullanılabilirliği
Dramatik yazarlık eğitimi, akademik düzeyde dahi, usta çırak ilişkisi biçiminde ilerleyen atölyelerle yürütülmektedir. Eğitimin, uluslararası ölçme-değerlendirme standartlarına ulaşması için, akademik düzeyde verilen dramatik yazarlık derslerinin yürütülme sürecinde bir takım sürdürülebilir, planlı, açıklanabilir metot ve stratejilerin benimsenmesine ihtiyaç duyulmaktadır. Bu araştırmanın amacı, yaratıcılık teorileri temelli alternatif düşünme ve problem çözme tekniklerinin dramatik yazarlık eğitimininde öğrencilerin karşılaştıkları güçlükleri aşmalarına etkisinin incelenmesidir. Yaratıcı düşünme tekniklerinden SCAMPER ve Altı Şapkalı Düşünme Tekniğinin oyun yazım sürecinde bir problem çözme yöntemi, birer yazma stratejisi olarak önerilmiştir. Araştırma, bir devlet üniversitesinin sahne sanatları bölümü dramatik yazarlık ve dramaturji ana sanat dalı 2. ve 3. sınıflarda öğrenimine devam eden 11 öğrenciyle gerçekleştirilmiştir. Araştırmaya gönüllü 11 katılımcıdan 7'si her iki modülü de tamamlayarak araştırmanın çalışma grubunu oluşturmuştur. Araştırmada tek denekli desenlerden AB deneysel deseni kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak araştırma çerçevesinde geliştirilen Dramatik Oyun Metni Yeterlik Ölçeği-DOMYÖ kullanılmıştır. Verilerin analizinde, SPSS 26.0 istatistik paket programı ile veri girişi yapılarak grafiksel analiz yöntemi kullanılmıştır. Veriler değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerden (sayı, ortalama, standart sapma) faydalanılmıştır. Bu araştırma; yaratıcılığı geliştirme tekniklerinin dramatik yazarlık eğitimi alan öğrencilerin oyun yazım süreçlerinde karşılaştıkları güçlükleri aşmalarında yardımcı olduğunu, yaratıcı yazarlık eğitiminde, yaratıcı düşünme tekniklerinin uygulanmasıyla, düşünce süreci üzerine bir farkındalık yaratıp verimliliği arttırdığını ve farklı disiplinlerin araçları kullanılarak dramatik yazarlık eğitiminde alternatif öğrenme yaklaşımları ve eğitim stratejilerinin devreye sokulabildiğini ortaya koymuştur.
Soykırım psikolojisinin Terezin oyunlarında zaman mekan kurgusuna etkisi
Soykırım Psikolojisine Göre Terezin Oyunlarında Zaman Mekân Kurgusunun incelenmesi konulu bu doktora tezi, İkinci Dünya Savaşı sırasında o günkü adıyla Çekoslovakya'da bulunan Terezin-Theresienstadt toplama kampında Yahudi tutuklular tarafından yazılıp oynanan tiyatro oyunlarındaki zaman-mekân kurgularına soykırım psikolojisinin ne gibi etkileri olduğunun, soykırım psikolojisi ile hafıza ve hafıza ile zaman-mekân kurguları arasında ne gibi bir ilişki olduğunu ortaya koymayı amaçlamaktadır. Tiyatro, Aristoteles'in katharsis kavramından itibaren sosyal ilişkilerin, etik sorumluluk ile dengelendiği dramatik formüllerin ortaya konulması bakımından bir laboratuvar görevini görmüştür. Bu çalışmada, Terezin Oyunları dramaturjik analizler yoluyla ele alınmıştır. Yöntem, metin analizi ile sınırlı kalmamış, Terezin dünyasına olası her şekilde girmeyi hedefleyerek söz konusu oyunları o atmosfer içinden değerlendirme çabasını da taşımaktadır. Bu yolla da dramatik yapı çözümleme sınırlarında kalmayıp, sahneleme ile üretilen anlamlara da odaklanarak bu oyunlara dramaturgik bir analiz uygulanmıştır. Holokost kurtulanları ile yapılan sözlü tarih çalışmaları, U.S. Holocaust Museum, Yad Vashem World Holocaust Remembrance Center, Terezin Memorial arşivleri bu atmosferin anlaşılması ve oluşturulmasında önemli araştırma kaynakları olarak kullanılmıştır. Bu çalışmanın önemi Terezin'deki tiyatro üretiminin sanatsal bir olay olmasından çok bir yaşam mücadelesi, ayakta kalma savaşı olmasından gelmektedir. Terezin gerçekliğinde tiyatro, böyle bir mücadelenin aracı olmuş, gettodaki koşulların zorluğundan insanların zihinsel güçlerini arttıran oyun metinleri çıkmıştır. Soykırım psikolojinin yazarları ittiği zaman ve mekân tasarımı tercihi üzerinden metinler değerlendirilmiş, bu tasarım neticesinde bireylerde elde edilen direnç artışının sanatsal dinamiklerinin ortaya konması çalışmanın hedeflerini oluşturmuştur.
Çocukluktan anneliğe menstrüasyona ilişkin algının değişimi ve aktarımı
Menstrüasyon, her sağlıklı kadının gebelik dışında ilk periyodik kanaması olan menarş ile başlayarak menopoza kadar süren, 28-30 günde bir gerçekleşen fiziksel ve biyolojik bir süreci ifade etmektedir. Bu süreç aynı zamanda tıbbi, dini, sosyolojik, psikolojik yönleri olan sosyo-kültürel bir olgudur. Menstrüasyona ilişkin sınırlayıcı ve dışlayıcı birçok tabu, söylem ve pratik üretilmiştir. Bu nedenle menarş ve menstrüasyonla ilgili kadınların bilgilenmesi önemli olduğu kadar kuşaktan kuşağa bilginin akışı ve niteliğinin incelenmesi de önemlidir. Bu çerçevede çalışmamızın amacı, menarş deneyimi ve anneden kıza menstrüasyon bilgi aktarımı hakkındaki deneyim ve görüşleri araştırmak ve incelemektir. Bu amaç doğrultusunda araştırma şu sorulara yanıt aramıştır: Menstrüasyon nedir, nasıl tanımlanmaktadır? Menarş deneyimi nasıl yaşanmıştır? Anne-kız ilişkisinde menstrüasyon hakkında bilgi aktarımı nasıldır? Menstrüasyona ilişkin görüşler, çocukluktan yetişkinliğe nasıl bir değişim göstermektedir? Nitel araştırma yöntemiyle fenomenoloji deseninde gerçekleştirilen bu çalışma için veriler İzmir ilinde ikamet eden ve kızı menarş yaşamış 50 anne ile derinlemesine görüşmelerle toplanmıştır. Felsefi varsayım olarak ontolojiye, yorumlayıcı çatı olarak da feminizme dayanan bu çalışmanın önemi, anne-kız arasında menarş/menstrüasyon bilgi ve deneyim akışını anlamaya çalışmanın yanında, bu bilginin annelik deneyiminde nasıl aktarıldığını incelemektir. v Araştırmanın bulgularına göre her iki anneden biri menarş öncesinde bilgiye sahip olabilmiş, fakat annelerin tamamına yakını kızlarına menarş/menstrüasyon hakkında bilgi ve deneyim aktarmıştır. Annelerin, tabularla çevrelenmiş kendi deneyimleri yerine kızlarına doğru bilgiyi aktarmakta özen gösterdikleri görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Kadın çalışmaları, Menarş, Menstrüasyon, Annelik, Tabu, Anne-kız.
1990 sonrası Türkiye tiyatrosunda arayışlar ve 2000'li yıllarda IYF (In-Yer-Face) üzerine bir inceleme
Tiyatro sanatı, diğer bütün sanat dalları gibi içinde bulunduğu zamanın koşullarına göre değişim ve gelişim göstermiştir. Tiyatro ana başlığı altında inceleyebileceğimiz performans sanatının 1980'li yıllara rastlaması tesadüf değildir. Bu yıllar, Avrupa'da bireyselleşme hareketinin ivme kazandığı, teknolojinin hızla geliştiği, televizyonun neredeyse her eve girdiği, internet kullanımının ortaya çıkıp yaygınlaştığı bir dönemdir. İnsanlar, dünyada olup bitenleri filtresiz bir şekilde, olduğu haliyle izlemişlerdir. Savaşların canlı yayında gösterilmesi buna iyi bir örnektir. Televizyon ve sinema sektörü şiddet ve cinselliği seyirciye olduğu haliyle sunmuştur. Dönemin sanatçıları, dünyada yaşanan savaş ve yıkımlara tepki olarak bireysel, kuraldışı, eleştirel, vahşi performanslar icra etmeye başlamışlardır. Daha sonra In Yer Face tiyatro gibi yeni türleri doğuracak bu deneysel hareketler, Avrupa tiyatrosu kadar Türkiye tiyatrosunu da etkilemiştir. Türkiye tiyatrosunda deneysel hareketler ancak 1990'lı yıllarda başlamıştır. Şahika Tekand, Studio Oyuncuları ile; Naz Erayda, Kumpanya ile; Mahir Günşıray, Tiyatro Oyunevi ile; Emre Koyuncuoğlu, Yeşil Üzümler Hareketi ile 90'lı yıllardaki yenilikçi tiyatro hareketlerinin öncüleri olmuştur. Dönemin tiyatrosu araştırılırken hem adı geçen bu sanatçılarla hem de bu dönem yenilikçi oyun metinleriyle ismini duyuran Özen Yula, popüler tiyatro kulvarında yer alan Nedim Saban, eleştirmen bakışıyla dönem tiyatrosunu aydınlatan Selen Korad Birkiye ve günümüz deneysel tiyatrolarından Galata Perform'un kurucularından Yeşim Özsoy Gülan ile röportajlar yapılmış ve bu görüşmeler kuramsal bilgiler ışığında değerlendirilmiştir. Tezin bir diğer ayağı olan In Yer Face tiyatronun dünyada ve Türkiye'deki gelişimi bir yandan tarihsel olarak anlatılıp diğer yandan röportaj yapılan sanatçıların bu tiyatro türü ile ilgili görüşlerine başvurulmuştur.
Toplumsal cinsiyet bağlamında öğretmen beklentileri
Bu çalışmada, öğretmen beklentisine etki eden bileşenlerden birisi olan toplumsal cinsiyet kalıpyargılarına yer verilmektedir. Diğer bir deyişle bu çalışmada öğretmen beklentileri ile toplumsal cinsiyet kalıpyargıları arasındaki ilişki nitel yöntemler kullanılarak araştırılmıştır. İzmir'in Güzelbahçe ve Urla ilçelerine bağlı bulunan ortaöğretim kurumlarında görev yapan 16 öğretmen bu araştırmanın örneklemini oluşturmaktadır. Bu araştırmada; '(i) öğrenci cinsiyetinin, öğretmeninin öğrencilerine yönelik geliştirdiği beklentilerini akademik ve davranışsal anlamda etkilediği; (ii) günümüzde dahi öğretmenlerin farkında olarak ya da olmayarak toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizliklerin pekiştirilip aktarılmasında bizzat rol aldıkları; (iii) öğretmenlerin, cinsiyet eşitsizliğinin giderilmesi konusunda etkin bir rol üstlenemedikleri; (iv) öğretmenlerin, öğrencilerine yönelik kalıpyargılarla beslenen birtakım beklentilere sahip oldukları; (v) toplumsal cinsiyete dayalı yapının dayatmalarının öğretmen beklentilerinde kendini gösterdiği sonuçlarına ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Öğretmen Beklentisi, Toplumsal Cinsiyet, Cinsiyetçi Kalıplar, Pygmailon Etkisi, Eğitim ve Toplumsal Cinsiyet, Sınıf İklimi.
Toplumsal cinsiyet ve örtük program bağlamında öğretmen görüşleri
Öğrenciler okulda yazılı programın dışında başka öğrenmelere de açıktırlar. Bunlar olumlu ya da olumsuz nitelikte olabilir ve okulu oluşturan tüm bileşenlerce öğrenciye kontrol dışı bir süreçle aktarılabilir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğini yeniden üreten kalıp yargıların aktarımı da bu çerçevede değerlendirilebilir. Ülkemizde toplumsal cinsiyet eşitliğine yönelik farkındalık ve bilinç oluşturma çabalarının, yazılı müfredat üzerinden sürdürülmesi kadar bu sürece etki eden diğer bileşenler üzerinden de ele alınması önemlidir. Bu noktada örtük program kavramı belirginleşmektedir. Örtük program, planlananın dışında bir öğrenmeler sürecine işaret eder. Bu çalışmanın amacı, toplumsal cinsiyet ile örtük program arasındaki ilişkiyi öğretmen görüşleri bağlamında araştırmaktır. Araştırma, 'örtük program' kavramına dikkati çekerek cinsiyet eşitsizliğini yeniden üreten veya pekiştiren yaklaşımları irdelemeyi, bu bağlamda bir farkındalık oluşturmayı da hedeflemektedir. Çalışma, nitel araştırma yöntemi ile fenomenoloji deseninde gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın evreni İzmir iline bağlı Konak ve Karabağlar ilçesindeki ilkokullarda görev yapan sınıf öğretmenleri olarak saptanmıştır. Örneklem ise 8 kadın ve 8 erkek sınıf öğretmeni olarak belirlenmiştir. Nitel araştırma yöntemine ilişkin veri toplama yöntemlerinden yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme yöntemi kullanılmıştır. Veriler içerik analizine tabi tutulmuş, araştırmanın temel soruları bağlamında irdelenmiştir. Araştırma için gerekli etik kurul ve kurumsal araştırma izinleri alınmıştır. Örtük program yoluyla öğretilenlerin, resmi programdan çok daha etkili olabildiği durumlar dikkate değerdir. Bu araştırmada; öğretmenlerin örtük program kavramı ve işlevine ilişkin bilgi düzeyleri değerlendirilmiş, toplumsal cinsiyet eşitliği ve örtük program ilişkisi konusundaki farkındalıklarının geliştirilmesi gerektiği sonucuna varılmıştır. Öğretmenlerin farkında olarak ya da olmayarak toplumsal cinsiyete dayalı eşitsizliklerin pekiştirilmesine sebep olabilecek kalıpyargıları taşıyabildikleri ve örtük programı, toplumsal cinsiyet eşitliği bilincini oluşturmada yeterince etkili kullanamadıkları sonucuna ulaşılmıştır. Öğretmenlerin toplumsal cinsiyete ilişkin görüşlerinin bu bağlamda değerlendirilmesi önem kazanmaktadır. Anahtar Kelimeler: Örtük Program, Toplumsal Cinsiyet, Nitel Araştırma, Öğretmen Görüşleri.
Dil ve cinsiyet ilişkisinin tiyatro oyun metinlerinde incelenmesi
Feminist teorinin gelişmesi ve akademide yer bulması ile tiyatrodaki kökleşmiş yargılar sarsılmaya başlamıştır. Tiyatro metinleri feminist teori eşliğinde incelenerek tartışılmış ve yeni dil-biçim önerileri getirilmiştir. Türkiye Tiyatrosu içindeki feminist araştırmalar ise 1990'lı yıllarda başlamış ve bu araştırmalar kısıtlı bir akademik çevre etrafında varlık gösterebilmiştir. Bu tez çalışmasında oyun metinlerinde kullanılan dilin cinsiyet bağlamında tartışılması amaçlanmıştır. Bu çalışmada oyun metinlerinde dil ve cinsiyetin nasıl belirdiği, benzer dönem ve olayları konu eden oyunlar eşliğinde Halide Edib Adıvar ekseninde araştırılmıştır. Araştırma için Bilgesu Erenus'un Halide (1985), Güngör Dilmen'in Hakimiyet-i Milliye Aşevi (1992), Selim İleri'nin Allahaısmarladık Cumhuriyet (1995) ve Recep Bilginer'in Savaştan Barışa Aşktan Kavgaya (1997) isimli oyunları seçilmiştir. Oyun metinleri, ilk olarak dilbilim kuramlarında kadın ve erkek dil farkı üzerine olan görüşler ışığında incelenmiş, feminist tarih ile tarihsel/biyografik bağlamda değerlendirilmiştir. Araştırmanın sonucunda dil kullanımın cinsiyet ile etkileşim halinde olduğu görülmüştür. Ancak bu değerlendirme oyun dili ve oyun yazarının cinsiyeti ilişki bağlamında geçerli değildir. Oyun metinlerinde eril ve dişil olanın belirleyeni yazarın ataerkil ideoloji ile kurduğu bağdır. Oyunlarında Halide Edib Adıvar'a yer veren yazarların tarihle kurdukları ilişki, oyundaki Halide karakterinin temsiliyetinin ne yönde olacağını belirlemiştir. Bu çalışma dilbilim, tarih, edebiyat gibi farklı disiplinleri feminist bir teori ışığında bir araya getirmekte, tiyatro alanında dil tartışmasına yer vermektedir. Bundan sonraki çalışmalar için, bu başlıkların farklı metinlerle, farklı teorilerle yeniden ele alınması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Tiyatro, Dil, Cinsiyet, Temsiliyet, Halide Edib Adıvar, Dişil Yazı
Cı̇nsı̇yete dayalı ayrımcılık ve şı̇ddet bağlamında ezı̇lenlerı̇n tı̇yatrosu ve bı̇r uygulama örneğı̇ olarak Parteciparte Topluluğu
Cinsiyet rollerinin doğal ve değişmez olduğu varsayımı, ikili karşıtlığa bağlı cinsiyet kalıpları üretmekte, sürekli pekiştirilen bir norm olarak kendini dayatmakta ve toplumsal cinsiyete dayalı ayrımcılık ve şiddeti meşru kılmaktadır. Bu cinsiyetçi kültür, hiyerarşinin en tepesine atanan beyaz-heteroseksüel-erkek kimliğine, tüm ayrıcalıkları ve öncelikleri bahşederken, başta kadınlar olmak üzere ikili cinsiyet kalıplarının dışında kalan diğer bireylerin de insan haklarını ihlal etmektedir. Toplumsal cinsiyet eşitsizliğine karşı etkili mücadele ve dönüşüm yöntemlerinden biri, Brezilyalı tiyatro insanı Augusto Boal tarafından geliştirilen Ezilenlerin Tiyatrosu'dur. 1970'li yıllardan günümüze dek dünyanın her yerinde, her türlü tahakküm pratiği ile mücadele alanında kullanılan bir kuram ve yöntemler bütünü olan Ezilenlerin Tiyatrosu, insanların maruz kaldığı baskıları eleştirel bilinç düzeyinde fark edebilmelerini, ezme/ezilme ilişkilerinin ardında yatan ideolojiyi kavrayabilmelerini ve karşılaştıkları baskı durumlarını dönüştürebilmenin yollarını arayabilmelerini sağlamaktadır. Bu çalışmanın temeli, cinsiyete dayalı ayrımcılık ve şiddete karşı bir direniş aracı olarak Ezilenlerin Tiyatrosu'nun dönüştürücü gücünün araştırılmasıdır. Bu amaçla, Parteciparte Topluluğu tarafından gerçekleştirilen Ezilenlerin Tiyatrosu uygulamaları incelenecek ve tartışılacaktır.
Kent belleğinde İzmir Devlet Tiyatrosu
Bu çalışma 2000-2019 yılları arasında İzmir Devlet Tiyatrosu'nu kent belleği bağlamında incelenmesini amaçlamaktadır. Çalışmada literatür araştırması, doküman inceleme ve sözlü tarih yöntemiyle belge ve bilgi toplanmıştır. Kent belleği, mekânsal düzlemde varlığını koruyan ve sosyolojik bir olgu olarak gözlemlenebilen kolektif bellek yapısıdır. Kurum kimliği kavramı ise toplumun önemli bir parçası olan kurumların nasıl bir kültüre ve imaja sahip olduğu, kendisini nasıl ifade ettiği ve içinde bulunduğu toplum tarafından nasıl tanımlandığını kapsayan bir kavramdır. Bu iki kavram ekseninde İzmir Devlet Tiyatrosu'nun, kentin ve kentteki tiyatro yaşamının önemli bir parçası olduğu görülmektedir. Kurumsal açıdan İzmir Devlet Tiyatrosu'nun 2000-2019 yılları arasındaki dönemi incelendiğinde ise bir bölge tiyatrosu olan kurumda müdürlük görevine atanan kişilerin kurumun kentle olan ilişkisinde belirleyici bir faktör olduğu görülmektedir. Aynı zamanda kurumun kentle kurduğu bağ açısından önemli bir yere sahip olan Konak Sahnesi'nin büyük restorasyon çalışması bu dönemde en çok dikkat çeken konu olarak belirtilmelidir. Karşıyaka Sahnesi'nin yıkım ve yeniden yapılanma süreçleri bu dönemin kent ve kurum belleğinde öne çıkan önemli bir diğer konudur. Sonuç olarak İzmir Devlet Tiyatrosu, Türkiye'nin üçüncü büyük kenti olan İzmir'de, 1957 yılından günümüze düzenli olarak temsiller veren önemli bir sanat kurumudur. Bu çalışma sonucunda kent ve kurum kimliğinin birbirini güçlü biçimde etkilediği, özellikle kurumların var oldukları kentlere göre bir kimlik inşa ettiği bu çalışmanın en somut göstergesidir.
Hollanda'daki Türk tiyatro hareketinin sözlü tarih yöntemiyle incelenmesi
Türk Tiyatrosu çeşitli tarih araştırmalarına konu olmuştur. Türkiye coğrafyası dışında dünyanın başka yerlerinde de Türk tiyatro örneklerine rastlamak mümkündür. 1980 sonrası Hollanda sanat etkinlikleri içinde Türkiye kökenli sanatçıların tiyatro hareketinin varlığı dikkat çekmektedir. Araştırmanın kapsamı 1980-2018 yılları arasında Hollanda'nın Amsterdam kentindeki Türk Tiyatro çalışmalarıdır. Türk oyun yazarı Vasıf Öngören'in vefat etmeden önceki son iki yılını (1982-1984) geçirdiği Amsterdam'daki tiyatro çalışmaları ve günümüze kadar Hollanda'da yaşayan Türkiye göçmenlerinin yürüttükleri tiyatro çalışmaları hakkında tarihsel alanda bilgi eksikliği bulunmaktadır. Bu sebeple araştırmanın amacı 1980'den bu yana Hollanda'da yaşayan Türkiye kökenli sanatçıları ve tiyatro olaylarını kronolojik bir sıraya göre belirlemektir. Bu araştırmada nitel yöntem kullanılmıştır. Desen olarak Sözlü Tarih uygun görülmüştür. Sözlü tarih araştırma tekniklerinin özellikle ırk, etnik köken ve toplumsal cinsiyet ayrımcılığının yoğun olduğu alanlarda etkinliği açıkça gözlemlenebilir. Bunun çarpıcı örneklerinden biri Türkiye'den Hollanda'ya göçmen statüsüyle yerleşmiş ve orada kök salmış sanatçılar için geçerlidir. Yaşayan tanıklarla görüşme yapmaya dayanan bu yöntem, geçmişte üstü kapalı kalan bilgileri açığa çıkarma, kültürel ve sosyolojik unsurları göz önünde bulundurarak kronolojik bir tarih sürecini yansıtma amacı taşımaktadır. Araştırmanın bulguları dahilinde ortaya çıkan Hollanda'da 1980 yılından günümüze kadar Türkiye kökenli sanatçıların tiyatro üretmiş olduğudur. Hollanda tarafından göçmenlere yönelik yürütülen kültür politikaları dahilinde Vasıf Öngören ve Meral Taygun Hollanda'ya davet edilmiş, işçi çocuklarına yönelik bir tiyatro okulu açılmış ve Türk tiyatro hareketinin gelişmesinde önemli bir ateşleyici güç olmuştur. Tiyatronun tohumlarının atıldığı bu sürecin devamında, 2019'a gelindiğinde halen Hollanda'nın Amsterdam kentinde Tiyatro Rast çatısı altında Türkiye kökenli sanatçıların üretimleri dikkat çekmektedir. Bulgular dahilinde kültür politika yapıcılarının yurtdışında yaşayan vatandaşlarımızın sanat üretimlerinden haberdar olmasının da çeşitli politikalar üretmekte faydalı olacağı söylenebilir. Ayrıca göçmen sanat politikaları konusunda Hollanda hükümetinin yıllar içinde yürüttüğü demokratik tavır bir model olarak bu araştırmanın içeriğinde görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Türk Tiyatro Tarihi, Vasıf Öngören, Hollanda'da Türk Tiyatrosu, göçmen kültür politikası, Tiyatro Rast
Toplumsal cinsiyete duyarlı kampüs iklimi
Üniversite kampüslerinde kadınlar ve LGBTQI+ bireyler için güvenli ve toplumsal cinsiyete duyarlı kampüs iklimi yaratmak giderek daha fazla önem teşkil etmektedir. Üniversite kadın araştırma merkezleri, kadın çalışmaları ana bilim dalları ve yüksek öğretim kurumlarının bu ortamları yaratmak için yaptığı birçok araştırma ve çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmada Türkiye ve Amerika Birleşik Devletleri üniversitelerinin toplumsal cinsiyet eşitliğine ilişkin tutumları incelenmiş, kampüs içerisinde cinsel tacize, saldırıya ve bunun yanında flört şiddeti, ısrarlı takip ve zorbalık gibi konulara ne şekilde yaklaştıkları, alınan önlemler ve hareket planları karşılaştırılmış, iki ülkenin uygulamalarından örnekler alınmış, kendi kültürel ve demografik yapıları içerisinde değerlendirilerek irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Toplumsal cinsiyet, Eşitlik, Çalıştay, Kadın hakları, Eşitlikçi kampüs iklimi, Amerika üniversitelerinde eşitlik, Türkiye üniversitelerinde eşitlik, Ortak kullanım alanları