Theses supervised by Doç. Dr. Sabahattin Nal

10 theses · İstanbul University

Master'sOpen AccessTR

Montesquieu'nün güçler ayrılığı düşüncesi

18. yüzyıl aydınlanma çağı düşünürlerinden Montesquieu, Kanunların Ruhu Üzerine adlı eserinde siyaset ile ilgili pek çok konuyu ele almaktadır. Tezimizde incelemek üzere seçtiğimiz konu ise düşünüre göre siyasi özgürlüğün gerçekleşmesini sağlayan güçler ayrılığı kavramıdır. Günümüzde hala önemini koruyan bu kavram, çalışmamızda Montesquieu'nün perspektifinden incelenecektir. Bu bağlamda, çalışma üç esas bölüme ayrılmaktadır. Birinci bölümde, güçler ayrılığı kuramının düşünsel kökenleri ele alınacaktır. İkinci bölümde, Montesquieu'nün; hayatı, kişiliği, yöntemi ve önemli eserleri incelenecektir. Üçüncü bölümde siyasal özgürlükle birbirlerine sıkı sıkıya bağlı olan güçler ayrılığı kavramına Montesquieu'nün verdiği anlam incelenecektir. Anahtar Kelimeler: güçler ayrılığı, dengeler ve frenler ilkesi, karma yönetim, Montesquieu, özgürlük.

18. yüzyılKamu hukukuKarma yöntemler+3
Rümeysa Korkmaz
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
11
Master'sOpen AccessTR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ışığında Türk ve Azerbaycan ceza muhakemesi hukukunda hukuka aykırı deliller

olan adil yargılanma hakkının bir gereğidir. Adil yargılanma ilkesinin gereği olarak hukuka aykırı yöntemlerle delil elde edilmesi ve bu delillerin yargılamada kullanılması yasaklanmıştır.Uygulamada hukuka aykırı delillerin yasak sorgu yöntemleri kullanılması, arama, elkoyma ve yakalamaya ilişkin usul kurallarının ihlali, iletişimin denetlenmesine ilişkin usul kurallarının ihlali ve beden muayenesi ile genetik ve moleküler incelemelere ilişkin usul kurallarının ihlali yoluyla elde edildiği görülür. Bir davadaki delillerin hukuka aykırı yöntemlerle elde edilip edilmediği konusu,Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi yargılamalarında adil yargılanma hakkı bağlamında dikkatle incelenmektedir. Esasen Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin 6'ncı maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı maddesinde hukuka aykırı delillere yer verilmemektedir. Ancak Mahkeme, iç hukuktaki bir davayı sonuçlandırmak için kullanılan delillerin hukuka aykırı şekillerde elde edilmiş olduğuna kanaat getirirse yargılamanın bir bütün olarak hakkaniyetsiz hale geldiğine ve adil yargılanma hakkının ihlal edildiğine hükmedebilmektedir.Çalışmada Türk ve Azeri ceza muhakemesi hukuku alanlarında hukuka aykırı deliller konusu hem teorik açıdan incelenmiş hem de AİHM içtihatları çerçevesinde ele alınmıştır. AİHM'in hukuka aykırı deliller konusunda taraf devletlere yönelik tavsiyelerine de çalışmada yer verilmiştir

Avrupa İnsan Hakları MahkemesiAzerbaycan hukukuCeza muhakemesi hukuku+3
İldırım Valiyev
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Başlangıç toplumlarında ve erken devlette yargının biçimlenişi

Bu çalışmada, başlangıç toplumları ve erken devletler yargı mekanizmalarının ilksel biçimlenişi bağlamında incelenmiştir. Ele aldığı toplum tiplerinin genişliğinden ötürü, yer bakımından dünyanın belli başlı kültür çevrelerini, zaman bakımından da olabildiğince geniş bir tarihsel aralığı kapsamı içerisine almaktadır. Birinci bölümde çalışmada kullanılan temel kavramlara ilişkin benimsenen tanımlar ve kullanılan sınıflandırmalar açıklanmıştır. İkinci bölümde başlangıç toplumları, tabakalanmamış ve tabakalı olarak iki ana başlık altında değerlendirilmiş ve oluşturulan örneklemdeki toplumlardan elde edilen veriler hukukilik ve yargı bağlamında incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise erken devletler, kendi iç dinamikleri ile ortaya çıkan ilksel erken devletler ve başka devletlerin doğrudan ya da dolaylı etkisiyle oluşan ikincil erken devletler olarak iki ana başlık altında ele alınmış ve bu örneklemden elde edilen veriler de hukukiliğin ve yargının nasıl biçimlendiğine dair değerlendirilmiştir. Çalışmada ulaşılan sonuca göre, her hukuk sistemi, toplumun temelindeki hâkimiyet ilişkilerinin bir ifadesi olan Yasa'nın güç kullanılarak uygulanmasına dayanmaktadır. Yasa'nın içeriği, ifade biçimi yahut güç kullanan aktörün niteliği her toplum tipinde değişiklik gösterebilir, ancak temel örüntü her yerde aynıdır. Tabakalanmamış başlangıç toplumlarında temelinde ataerkil hâkimiyet ilişkilerinin bulunduğu Yasa'nın ihlali durumunda toplumun tamamı ihlali yargılayan ve yaptırımlandıran aktör olarak açığa çıkmaktadır. Ancak toplumda tabakalaşmanın görülmesi ile birlikte bu ilksel hâkimiyet biçimine yeni hâkimiyet ilişkileri eklenmekte, toplum yönetici-yönetilen şeklinde iki gruba ayrılmakta ve yargı yetkisi toplumun tamamından ayrılarak gitgide yönetici tabakanın kontrolü altına girmektedir. Bu süreç, erken devletin kurulup gelişmesiyle uzmanlaşmış yargıçların atanmasına ve hiyerarşik bir düzene tabi mahkemelerin kurulmasına yol açmıştır.

DevletHukuk antropolojisiToplum+2
Sedat Erçin
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

13. ve 14. yüzyılda Anadolu'da siyasi iktidarın hukuki kavranışı

Bu tezde, ele alınan tarihî kesit ve coğrafyada, iktidar ilişkilerinin meşruiyeti konu edilmektedir. İktidar ve topluma ilişkin kuramsal veri ışığında, iktidarın belli başlı kurallara göre meşruiyet kazandığı ve ancak bu kurallara riayet ettiği müddetçe meşruiyetini sürdürdüğü iddia edilmektedir. İktidar ilişkisi, ilke ve uygulama olarak ikiye ayrılarak ele alınmaktadır. Önce uygulama ve onun uygulayıcısı somutlaştırılmakta, sonrasındaysa uygulama ve onu uygulayanı meşrulaştıran ilke olarak töre hakkında tespitlerde bulunulmaktadır. Uygulayıcı hakkındaki çözümleme, beylikler ve İlhanlılar başta olmak üzere Anadolu Selçuklu Devleti, Memlükler ve beyliklere tâbi bazı yöneticilerin siyasi iktidar; ahiler, Sünni İslam cemaati ve tarikatların ise toplumsal iktidar olarak ele alınma imkanlarına odaklanmaktadır. Bu çözümleme sonunda erişilen bilgiler ışığında, sözü edilen tüm unsurların oluşturduğu bütün incelenmektedir. Töreye yönelik tarihî çözümleme ile onun değişen ve değişmeyen yönleri tespit edilmekte; bu çözümlemeden elde edilen bilgilerle 13 ve 14. yüzyıl Anadolusunda iktidarı belirleyen ve ona sınırlar çizen hukuklar ortaya konmaktadır. Çalışmanın iddiası, yöneticiyi yönetici yapan belli başlı kuralların yanı sıra farklı iktidarlar tarafından desteklenen ve ilke-töreye referansla geçerlilik kazanmış hukuklar olduğu ve bunların iktidarı belirlediği ve sınırladığıdır.

13. yüzyıl14. yüzyılAnadolu+5
Emre Partalcı
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları bağlamında silahların eşitliği

Çalışmamızın konusu, ülke olarak 1989'den beri yargı yetkisini tanıdığımız Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin(01 Kasım 1998'den önceki çalışma şekliyle, Avrupa İnsan Hakları Komisyonu ve Divanı) vermiş olduğu kararlar çerçevesinde Silahların eşitliği ilkesi ve bu ilkenin iç hukukumuzdaki yeridir. Çalışmamızın amacı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 6. maddesinde düzenlenen adil yargılanma hakkı kapsamında yer alan ve iç hukukumuza büyük ölçüde bu şekilde yerleşen silahların eşitliği ilkesini, doğrudan bağlantılı olduğu adil yargılanma hakkı ile birlikte açıklamak, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarında nasıl ve ne şekilde geliştiğini ortaya koymak, sonrasında iç hukukumuzda silahların eşitliği ilkesinin nasıl algılandığını, nasıl düzenlendiğini ve uygulandığını açıklamak, ilkenin iç hukukta egemen olmasını sağlamak için yapılması gerekenleri ortaya koymaktır. Bu doğrultuda önce adil yargılanma hakkının tarih içerisinde ortaya çıkışı, kaynakları ve tarihsel gelişimi açıklanmış, silahların eşitliği ilkesi ile bağlantısı ortaya konmuş, AİHM kararlarından örnekler verilerek silahların eşitliği kavramı açıklanmış ve uygulanma şekli gösterilmiş, iç hukukumuzda silahların eşitliği ilkesi ile bağlantılı düzenlemeler anlatılmış, AİHM'nin kararları doğrultusunda ceza muhakemesi, hukuk muhakemesi ve idari yargılama alanındaki kanunlarda yapılan değişiklikler belirtilerek, yüksek yargı organlarının kararlarına ve dolayısıyla silahların eşitliği ilkesinin iç hukukumuza etkilerine ve yapılması gereken hukuki düzenlemelere yer verilmiştir.

Adil ve hakkaniyetli muameleAdil yargılamaAdil yargılanma+5
Akın Boyacı
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Türkmenistan Halk Maslahatı'nın yönetimdeki yeri ve önemi

Tarihte, hükümdarlar çeşitli sebeplerle birtakım kurullara danışmıştır. Devletlerin yapısına bağlı olarak, bu kurulların bir kısmı yasama ve yargı alanlarında yetki sahibiyken diğer bir kısmı yalnızca hükümdarlara danışmanlık etmiştir. Günümüzde meclisler ya geçmişten gelen birikime dayanılarak ya da deneme yanılma yolu ile oluşturulmaktadır. Türkmenistan Halk Maslahatı, kendi tarihi köklerine dayandırılarak oluşturulan bir meclistir. Başka bir deyişle, Türk tarihinin kadim meclisleri günümüzün koşullarına uyumlandırılarak Halk Maslahatı meydana getirilmiştir. Halk Maslahatı başta yasama, yürütme ve yargı mensuplarının olmak üzere toplumun tüm kesimlerinden bireylerin katılmasıyla yılda bir kez toplanmaktadır. Bu meclisin de etki ve katkısıyla Türkmenistan, kendi demokrasi yolunu alışılagelmişin dışında belirlemiştir. Anahtar Kelimeler: Türkmenistan, Halk Maslahatı, Danışma, Meclis, Meşveret, Kurultay, Kengeş

Kamu yönetimiTürkmenistanTürkmenistan Halk Maslahatı
Bahram Rahimov
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
DoctorateOpen AccessTR

Parlamenter hükümet sistemleri ve Afganistan için parlamenter hükümet sisteminin uygulanabilirliği

Son yıllarda, karşılaştırmalı hükümet sistemleri kapsamında, demokrasi ve istikrar için en iyi hükümet biçiminin tanımlamasına ilişkin çok sayıda bilimsel eser yayımlanmış ve parlamenter sistemin, başkanlık sisteminden daha uygun olup olmadığı hakkında tartışmalar yapılmıştır. Ancak bu çalışmada, hangi hükümet sisteminin en iyi olup olmadığı tartışmasından ziyade, Afganistan'ın bulunduğu sosyal, kültürel ve tarihi koşullarına göre hangi sistemin daha uygun olduğu konusu ele alınmıştır. Afganistan'da 2001 yılından beri uygulamakta olan başkanlık sisteminin değiştirilmesine yönelik tartışmalar, ülkenin demokratik geçiş sürecinde olması, başkanlık sisteminin katılımcı ve kapsayıcı olmaması, sistemin tekrar otoriterizme kayması gibi kaygıların yanı sıra birçok krizle karşı karşıya kalınmış olmasından kaynaklanmaktadır. Nitekim başkanlık sisteminin uygulama ve deneyimlerine bakınca, söz konusu kaygıların haklılık payı yüksektir. Bu çalışma, parlamenter sisteminin kurumsal özellikleri, demokratik istikrar, birlikte yaşama, iyi yönetişim ve demokrasi gibi konular açısından başkanlık sisteminden daha uygun olduğu iddiasını tartışmaktadır. Bu tespit yapılırken, incelenen bazı parlamenter sistemlerle yönetilen ülkelerin uygulamalarından sonuçlar çıkarmak suretiyle, Afganistan'da parlamenter sistemin uygulanabilirliği ileri sürülmüştür. Dolayısıyla, başkanlık sistemine alternatif bir model olarak parlamenter sisteminin Afganistan'da uygulanabilirliği konusu, elde edilen bulgular ışığında tespit edilmeye çalışılmıştır.

AfganistanDemokrasiHükümet sistemi+2
Qaisar Nasrat
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Bilimsel gelişmeye katılma ve bundan yararlanma hakkı

Bilimsel gelişmeye katılma ve bundan yararlanma hakkı, ilk defa Amerikan İnsan Hakları ve Ödevleri Bildirgesi'nde yer almıştır. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'ni hazırlayanlar bundan ilham alarak, bu hakkı metne dâhil etmiştir. İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nde yer alan hak ve özgürlüklerin bağlayıcı bir belgeye dökülmesi çabaları, iki uluslararası sözleşmeyle sonuçlanmıştır. Bunlardan birisi medeni ve siyasi hakları; diğeri ekonomik, sosyal ve kültürel hakları düzenlemiştir. Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme'nin 15. maddesiyle herkesin bilimsel gelişmeye katılma ve bundan yararlanma hakkı koruma altına alınmıştır. Böylece bu hak, Sözleşme'ye taraf olan devletler tarafından tanınmıştır. Buna rağmen, yakın zamana kadar Birleşmiş Milletler ve öğreti tarafından ihmal edilmiş; normatif içeriği belirsiz kalmıştır. Son zamanlarda ise fikri mülkiyet düzenlemelerinin kontrolsüzce genişlemesi ve insan haklarını ihlal etmesi, bu hakkın ön plana çıkarılması gereğini doğurmuştur. Fikri mülkiyet ve diğer iktisadi düzenlemelerle insan haklarının uzlaştırılmasında bu hakkın etkili bir rol oynayabileceği düşünülmüştür. Bilimsel gelişmeye katılma ve bundan yararlanma hakkının iki temel unsuru bulunur. Birincisi, herkesin bilimsel gelişmeye katılabilmesidir. Bilim özgürlüğü bu katılımın gerçekleşmesi için vazgeçilmezdir. Hakkın ikinci ve ayırt edici unsuru, bilimsel gelişmeden yararlanmadır. Herkesin bilimin uygulamalarından yararlanma hakkı vardır. Onurlu bir yaşam için gerekli olan bütün tıbbi ve teknolojik ürünlere erişim mümkün olmalıdır. Bilimsel gelişmeye katılma ve bundan yararlanma hakkının gerçekleşmesi dünya genelindeki her türlü kaynakların dengeli bir şekilde dağıtılmasının sağlanması için önemlidir.

Bilimsel araştırmalarBilimsel davranışBilimsel ilerleme+6
Gamze Nur Çelik
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Osmanlı-Türk anayasal gelişmeleri ışığında sadrazamlığın başbakanlığa evrilmesi, değişimi ve kaldırılması

Osmanlıdan bu yana devlet teşkilatı incelendiğinde sadrazamlık kurumunun, özellikle Fatih Sultan Mehmet Kanunnamesi ile birlikte önemli bir noktada yer aldığı görülmektedir. Bu kurum, zaman içerisinde birtakım değişikliklere uğramış, belli dönemlerde muhtevası güçlenirken belli dönemlerde zayıflamıştır. Bu bağlamda sadrazamlık kurumu, Osmanlı-Türk devlet teşkilat yapısını anlayabilmek adına incelenmesi gereken bir kurum olarak karşımıza çıkmaktadır. Klasik dönemde güçlü bir kurum olan sadrazamlık, Osmanlının güç kaybetmesine koşut olarak gücünü ve otoritesini yitirmeye başlamıştır. Sened-i İttifak'la başlayan anayasallaşma sürecine bağlı olarak sadrazamın konumunda da dönem dönem farklı bir çizgi söz konusu olmuştur. Kanun-ı Esasi'nin yürürlüğe giren ilk haline göre padişah otoritesine tamamıyla bağlı sadrazam, 1909 değişiklikleri ile birlikte parlamenter sistemlerdeki başbakana benzer bir konuma doğru ilerlediği görülmektedir. Cumhuriyetin ilanı ile birlikte bu kurum başbakanlığa evirilmiş, cumhuriyet tarihi boyunca yürürlüğe giren anayasalarda ise muhtevasında bazı değişiklikler meydana gelmiştir. Fakat göze çarpan en önemli özelliklerinden biri, bu kurumun süreç içerisinde güçlendiği olmuştur. Özellikle 1982 Anayasası'nın yürürlüğe girmesi, seçim sisteminde %10'luk baraj uygulamasına gidilmesi, rasyonelleştirilmiş parlamentarizm araçlarına yer verilmesi, başbakanın güçlenmesine sebebiyet vermiştir. Elbette başbakanın güçlü olduğu dönemler incelendiğinde koalisyon hükümetlerinin olmadığı, tek parti iktidarlarının hükümeti kurduğu dönemler olduğu görülmüştür. Dolayısıyla Türkiye'de koalisyon hükümetlerine karşı bir refleks oluştuğu söylenebilir. İşte bu refleksin bir sonucu olarak hükümet sistemi tartışmaları başlamış, 2007 yılında gerçekleştirilen, cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesini getiren anayasa değişikliğinin kabul edilmesi ile birlikte bu tartışmalar daha da güç kazanmış, sonuç olarak Türkiye'de bir sistem değişikliğine gidilmiştir. Anayasa değişikliği ile getirilen cumhurbaşkanlığı sisteminde başbakanlık kaldırılmış, tek başlı yürütme kabul edilmiştir. Böylelikle Osmanlı klasik döneminden bu yana önce sadrazam ismiyle sonrasında başvekil ve son olarak başbakan ismiyle varlığını koruyan kurumun kaldırılmasına karar verilmiştir. Yeni sistemde anayasal anlamda başbakanlık kurumu kaldırılmıştır fakat fiili olarak başbakanlığın vazifesini görecek bir kurumun ortaya çıkıp çıkmayacağı, sistemin uygulanmasıyla görülecektir. Bu çalışmada sadrazamlıktan başbakanlığa evirilen kurum incelenmiş, ardından sistem değişikliğinin başbakanlık bakımından sonuçları incelenmeye çalışılmıştır.

Anayasa değişiklikleriBaşbakanlıkKamu hukuku+7
Enes Ersöz
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi sisteminde medeni yargılamada çocuğun katılım hakkı

Çocuğun katılım hakkı, Çocuk Hakları Sözleşmesi'nin (ÇHS) 12. maddesinde koruma altına alınmıştır. Bu maddeye göre, görüş oluşturabilme yeteneğine sahip her çocuğun kendisini etkileyen her meselede görüşüne başvurulmalıdır. Çocuğun görüşüne yaşı ve olgunluğu ölçüsünde ağırlık verilmelidir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) metninde çocuğun katılım hakkı açıkça tanınmamıştır. Fakat insan hakları hukukunun bütünselliği ilkesinin bir sonucu olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), çocuğun katılım hakkının AİHS'den kaynaklandığını kabul etmiştir. AİHM, çocuğun medeni yargılamaya katılım hakkını AİHS md.8 özel ve aile yaşamına saygı hakkından kaynaklanan usuli yükümlülükler çerçevesinde değerlendirmiştir. Çalışmanın birinci bölümünde temel kavramlar ve temel ilkeler açıklanmaktadır. İkinci bölümünde çocuğun katılım hakkı, unsurlarıyla, Çocuk Hakları Komitesi'nin genel yorumu ışığında açıklanmaktadır. Üçüncü bölümde AİHM'nin çocuğun katılım hakkına ilişkin kararları incelenmektedir. Anahtar Kelimeler: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, çocuk hakları, Çocuk Hakları Sözleşmesi, çocuğun katılım hakkı, çocuğun dinlenilme hakkı, çocuğun görüşü, özel ve aile yaşamına saygı hakkı, usuli yükümlülükler.

Avrupa İnsan Hakları SözleşmesiMedeni KanunMedeni hukuk+5
Feyza Coşkun Çuvaloğlu
İstanbul University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00

Other supervisors