Dr. Öğr. Üyesi Muzaffer Şahin danışmanlığındaki tezler
13 tez · İstanbul Arel University
18 yaş ve üzeri bireylerde COVİD-19 korkusu ile depresyon, anksiyete ve umutsuzluk düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu çalışmada, 18 yaş ve üzeri bireylerde Covid-19 korkusu ile depresyon, anksiyete ve umutsuzluk düzeyleri arasındaki ilişkinin incelemesi amaçlanmıştır. Araştırmanın çalışma grubunu yaşları 18 ile 75 arasında değişen toplam 675 (391 kadın ve 284 erkek) birey oluşturmaktadır. Verilerin toplanmasında katılımcıların kişisel özelliklerini belirlemek için araştırmacı tarafından hazırlanmış "Kişisel Bilgi Formu", Covid-19 korkusu düzeylerini belirlemek için "Covid-19 Korkusu Ölçeği", depresyon düzeylerini belirlemek için "Beck Depresyon Ölçeği", anksiyete düzeylerini belirlemek için "Beck Anksiyete Ölçeği" ve umutsuzluk düzeylerini belirlemek için "Beck Umutsuzluk Ölçeği" kullanılmıştır. Verilerin analizinde Bağımsız Gruplar t-testi, Tek Yönlü Varyans Analizi (ANOVA), Pearson Korelasyon Analizi ve Basit Doğrusal Regresyon Analizi kullanılmıştır. Çalışmanın sonuçlarına göre, bireylerin Covid-19 korkusu düzeyleri ile depresyon, anksiyete ve umutsuzluk düzeylerinin demografik değişkenlere göre farklılaştığı görülmüştür. Aynı zamanda bireylerin Covid-19 korkusu arttıkça depresyon, anksiyete ve umutsuzluk düzeylerinin de arttığı; Covid-19 korkusunun depresyon, anksiyete ve umutsuzluk düzeyleri üzerinde yordayıcı etkileri olduğu görülmüştür. Elde edilen sonuçlar literatür ışığında tartışılmış ve önerilerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Covid-19 Korkusu, Depresyon, Anksiyete, Umutsuzluk
Üniversite öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığı ile narsisizm arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada üniversite öğrencilerinde sosyal medya bağımlılığı ve narsisizm düzeyleri arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmanın örneklemi, 18-30 yaş arasında İstanbul ilinde herhangi bir üniversitede öğrenim gören 209 erkek, 400 kadın olmak üzere toplam 609 gönüllü öğrenciden oluşmaktadır. Araştırmada Kişisel Bilgi Formu, katılımcıların sosyal medya bağımlılık düzeylerini saptamak amacıyla ' Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği- Yetişkin Formu', narsisizm düzeylerini saptamak için ' Narsisistik Kişilik Envanteri-13' kullanılmıştır. Araştırmada kullanılan envanterler Google Anket ile online olarak doldurulmuştur. Verilerin analizi için SPSS 22.0 paket programı kullanılmıştır. Veriler normallik analizine bakıldığında normal dağılım göstermediği sonucuna ulaşılmıştır. Verileri analiz etmek için betimleciyi analiz ve non- parametrik testlerden Kruskal-Wallis Testi, Mann-Whitney U testi, Spearman Korelasyon testi uygulanmıştır. Araştırmada elde edilen sonuçlara göre sosyal medya bağımlılığı ile narsisizm arasında pozitif yönlü düşük düzeyde ilişki bulunmuştur. Üniversite öğrencilerinde narsisizm düzeyi cinsiyete ve sosyal medya platformlarındaki takipçi/arkadaş sayısına göre farklılaşmaktadır. Narsisizm düzeyi ile yaş ve öğrenim durumları arasında anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Sosyal medya bağımlılığı ile yaş, sosyal medya kullanım amaçları ve sosyal medyada gün içerisinde geçirilen süre arasında anlamlı bir farklılık saptanmıştır. Sosyal medya bağımlılığı cinsiyete göre farklılaşmamaktadır. Sonuç olarak teknolojinin gelişmesi ve sosyal medya kullanım sıklığı günümüz toplumunda sosyal medya bağımlılığı ile narsisizmi birlikte ele almaya olanak sağlamıştır. Narsisizm düzeyi yüksek olan bireylerin sosyal medyayı kullanmakta oldukça başarılı olduğu görülmüştür.
9-11 yaş arası çocuklarda ekran kullanım düzeyleri ile ilişkili faktörler; Algılanan stres, yaşam doyumu, otomatik düşünceler
Bu araştırmada, 9 – 11 yaş arası çocukların ekran karşısında geçirdikleri süre ile algıladıkları stres, yaşam doyumları ve otomatik düşünceleri arasındaki ilişkiyi incelenmiştir. Araştırmada 9 – 11 yaş arası 852 çocuğa (498 kız 354 erkek) Kişisel Bilgi Formu, Ekran Kullanımı Belirleme Çizelgesi, Çocuklar İçin Yaşam Doyum Ölçeği Otomatik Düşünceler Ölçeği, Çocuklarda Algılanan Stres Ölçeği uygulanmıştır. Korelasyon ve regresyon analizleri ve karşılaştırma testleri yapılmıştır. Araştırmada çocukların büyük çoğunluğunun bilgisayar sahibi ve yarısından fazlasının akıllı telefonu ile tableti olduğu görülmüştür. Çocukların büyük çoğunluğunun sosyal medya hesabının olduğu görülmüştür. Sosyal medya kullanım düzeyi arttıkça hem okul hem tatil döneminde algılanan stres ve otomatik düşünceler puanı artmakta yaşam doyumu puanı da azalmaktadır. Mesajlaşma düzeyi arttıkça, algılanan stres ve otomatik düşünceler artmakta yaşam doyumu da azalmaktadır. Youtube üzerinden video izlemede de sonuçlar sosyal medya ve mesajlaşma kullanımında olduğu gibi gözlenmiştir. Okul günü TV izlemek düzeyleri ile yaşam doyumu ve otomatik düşünceler arasında, tatil gününde ise TV izleme ile algılanan stres ve otomatik düşünceler arasında fark gözlenmiştir. Algılanan stres ile; ekrandan dizi film izleme, sosyal medya kullanımı, mesajlaşma, Youtube üzerinden video seyretme arasında hem okul hem tatil gününde okul gününde tekli ve online oynama, tatil günü tekli oyun oynama ,tatil günü ekrandan gazete okuma ile arasında fark görülmüştür. Yaşam doyumu ile; ekrandan dizi film izleme, gazete dergi okuma, sosyal medya kullanımı, mesajlaşma, Youtube üzerinden video seyretme arasında hem okul hem tatil günü arasında okul günü TV izleme, okul günü tekli ve online oyun, tatil günü tekli ve online oyun arasında fark görülmüştür. Otomatik düşünceler ile; TV izleme, sosyal medya kullanımı, mesajlaşma, Youtube üzerinden video seyretme ile hem okul hem tatil günü ,okul günü ekrandan dizi film izleme, okul günü tekli ve online oyun, tatil günü tekli oyun tatil günü ekrandan ödev yapma düzeyleri arasında da fark görülmüştür.
Fibromiyalji sendromu olan bireylerde, çocukluk çağı travmatik yaşantılar, şema modları ve kendini susturmanın genel psikopatoloji üzerindeki etkisi
Bu çalışmanın amacı, psikosomatik bir görünüş olarak değerlendirilebilecek olan fibromiyalji sendromuna sahip olan bireylerde, çocukluk çağı travmaları, şema modları ve kendini susturmanın genel psikopatoloji açısından rolünü inceleme ve sağlıklı bir örneklem grubuyla karşılaştırmaktır. Araştırma katılımcıları, katılım kriterlerini karşılayan 96'sı deney ve 96'sı kontrol grubu olmak üzere 192 kişiden oluşmaktadır. Araştırmada çocukluk çağı travmatik yaşantıları değerlendirebilmek amacıyla Çocukluk Çağı Travmatik Yaşantılar Ölçeği, bireylerin kendilerini susturma düzeylerini inceleyebilmek amacıyla Kendini Susturma Ölçeği, şema modlarını ölçebilmek amacıyla Şema Mod Ölçeği ve genel psikopatoloji düzeylerini değerlendirebilmek amacıyla Kısa Semptom Envanteri kullanılmıştır. Gerçekleştirilen analizler sonucunda, Çocukluk Çağı Ruhsal Travma Ölçeği, Kendini Susturma Ölçeği, Kısa Semptom Envanteri puanlarının fibromiyalji sendromuna sahip olan bireylerde daha yüksek olduğu görülmüştür. Gerçekleştirilen çoklu regresyon analizi sonuçları, fibromiyalji sendromuna sahip olan katılımcılarda, Şema Mod Ölçeği alt ölçekleri açısından İncinmiş Çocuk ve Öfkeli Çocuk boyutu ve Kendini Susturma Ölçeği alt ölçekleri açısından, Bölünmüş Benlik boyutu puanlarının Kısa Semptom Envanteri puanlarını istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yordadığını ortaya koymaktadır.
Beliren yetişkinlik dönemindeki bireylerin üst düzey kişilik özellikleri ile öznel iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişkide büyüme korkusu ve dürtüselliğin aracı rolünün incelenmesi
Bu çalışmada, beliren yetişkinlik döneminde yer alan bireylerin kişilik özellikleri ile öznel iyi oluş arasındaki ilişkide büyüme korkusu ve dürtüselliğin aracı rolünün araştırılması amaçlanmıştır. Bu çalışma kapsamında, yaşları 18- 29 aralığında değişen 300 kadın ve 280 erkek olmak üzere toplamda 580 katılımcıdan oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında Demografik Bilgi Formunun yanı sıra, Beş Faktörlü Kişilik Ölçeği, Büyüme Korkusu Ölçeği, Barratt Dürtüsellik Ölçeği ve Öznel İyi Oluş Ölçeği kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 25 programı ile gerçekleştirilmiştir. Verilerin betimsel analizinde (descriptive analysis), aritmetik ortalama (mean), standart sapma, yüzde ve frekans değerleri kullanılmıştır. Verilerin normalliği 'çarpıklık' ve 'basıklık' değerleri ile ölçülmüştür. Verilerin normal dağılması göz önünde bulundurularak parametrik testler uygulanmıştır. Değişkenler arasındaki ilişkilerin belirlenmesinde ise, korelasyon ve çoklu regresyon analizi uygulanmasının yanı sıra, gruplar arası farklılıklarda ise ANOVA ile Bağımsız Örneklem t-Testi uygulanmıştır. Varyansların homojenliğine bakılmış ve homojen olup olmama durumlarına uygun testler kullanılmıştır. Buna göre doğru verinin elde edilmesi için aracılık etkisinin incelendiği analizde, PROCESS SPSS Makro programı kullanılmıştır. Çalışmadan elde edilen sonuçlar değerlendirildiğinde, üst düzey kişilik özelliklerinden esnekliğin öznel iyi oluş üzerindeki etkisinde büyüme korkusunun ve dürtüselliğin kısmi aracı rolün olduğu bulunmuştur. Üst düzey kişilik özelliklerinden bir diğeri olan durağanlığın ise öznel iyi oluş üzerindeki etkisinde büyüme korkusunun kısmi aracı rolü olduğu bulunmuştur, ancak durağanlığın öznel iyi oluş üzerindeki etkisinde dürtüselliğin tümden aracılık ettiği görülmüştür. Anahtar Kelimeler: üst düzey kişilik, durağanlık, esneklik ve öznel iyi oluş, büyüme korkusu, dürtüsellik,
Sağlık çalışanlarının anksiyete ve depresyon düzeylerinin Cenevre Duygusal Veritabanı görselleri kısa formunun değerlik ve uyarılma dereceleri üzerindeki etkisinin incelenmesi
Bu araştırmada sağlık çalışanlarının anksiyete ve depresyon düzeyleri ile pozitif, negatif ve nötr tema içerikli GAPED görsellerinden yararlanılarak oluşturulmuş kısa formun değerlik ve uyarılma dereceleri arasındaki ilişki incelenirken, diğer taraftan ülkemiz normlarına uygun, duygu alanında yapılacak çalışmalarda kullanılabilecek bir veri tabanı oluşturulabilir mi sorusuna cevap aranmıştır. Literatür taramalarında benzer bir çalışmaya rastlanmamıştır. GAPED (Cenevre Duygusal Resim Veri tabanı) görsellerinden seçilen 60 görselin yer aldığı kısa formun değerlik (hoşa gitme, beğenme) ve uyarılma (etkilenme) puan ortalamaları İstanbul Yeni Yüzyıl Üniversitesi Özel Gaziosmanpaşa Hastanesi'nde 230 sağlık çalışanının katılımı ile incelenmiştir. Veri toplama aracı olarak Cenevre Duygusal Resim Veri tabanı Kısa Formu, Demografik Bilgi Formu, Beck Depresyon Ölçeği ve Beck Anksiyete Ölçeği kullanılmıştır. Araştırmanın deneysel uygulamalarında katılımcılardan, bilgisayar ekranında 4 sn. süreyle izletilen görsellerin her birini değerlik ve uyarılma boyutunda 1-9 arası puanlanmaları istenmiş ve elde edilen veriler SPSS 22,0 programı kullanılarak analiz edilmiştir. Veriler normal dağılım göstermediğinden non-parametrik analizler kullanılmıştır. Katılımcıların cinsiyet, yaş, el tercihleri, görme bozukluğu ve uyku bozukluğu değişkenlerinin farklılık gösterip göstermediği Mann Whitney U-Testi ile, eğitim durumu, sigara kullanımı, günlük kahve ve çay tüketimi değişkenlerinin farklılık gösterip göstermediği Kruskal Wallis H-Testi ile analiz edilmiştir. Beck Anksiyete Ölçeği ve Beck Depresyon Ölçeği puanları ile Cenevre Duygusal Resim Kısa Formu puanları arasındaki ilişkinin incelenmesinde ise Spearman Korelasyon analizinden faydalanılmıştır. Pozitif, negatif, nötr görsellerin değerlik ve uyarılma puan ortalamalarının cinsiyet, yaş, eğitim durumu, görme bozukluğu değişkenine göre farklılaştığı, sağlık çalışanlarının anksiyete düzeylerinin cinsiyet, yaş, eğitim durumu değişkenine göre, depresyon düzeylerinin yaş, eğitim durumu ve uyku bozukluğu değişkenine göre farklılaştığı saptanmıştır. Sağlık çalışanlarının anksiyete düzeyleri ile negatif görsellerin değerlik puan ortalamaları arasında zıt yönlü zayıf anlamlı bir ilişki, anksiyete düzeyleri ile negatif görsellerin uyarılma puan ortalamaları arasında doğrusal zayıf anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Bu araştırma psikoloji, nöroloji ve ilgili diğer bilim alanlarda duygu açığa çıkaracak bir veri tabanı oluşturma çalışmalarının bir ön çalışması niteliğindedir. Anahtar Kelimeler: GAPED, Duygu, Anksiyete, Depresyon, Sağlık çalışanı
Çocuklarda anne baba tutumlarının otomatik düşünceler mutluluk ve depresyon düzeyleriyle ilişkilerinin incelenmesi
Bu araştırma çocuklarda anne baba tutumlarının otomatik düşünceler mutluluk ve depresyon düzeyleriyle ilişkilerinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Araştırmanın örneklemini İstanbul ilinden kolayda örnekleme tekniği ile seçilen 10-18 yaş grubu 300 birey oluşturmuştur. Anne baba tutumlarını ölçmek amacıyla Anne Baba Tutum Ölçeği, Mutluluğu ölçmek amacıyla Okul Çocuklarının Mutluluk Envanteri, depresyonu ölçmek amacıyla Çocuklar İçin Depresyon Ölçeği, otomatik düşünceleri ölçmek amacıyla Otomatik Düşünceler Ölçeği kullanılmıştır. Ayrıca araştırmacı tarafından hazırlanmış yaş, cinsiyet, aile aylık geliri gibi sosyo-demografik özellikler bilgilerinin edinildiği bir bilgi formu da kullanılmıştır. Verilerin analizi için SPSS 23.00 kullanılmıştır. Analiz yöntemi olarak betimleyici istatistikler ile birlikte korelasyon, regresyon, t-test ve ANOVA yöntemlerinden yararlanılmıştır. Elde edilen bulgular %95 güven aralığında ve %5 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Araştırmadan elde edilen bulgulara göre demokratik anne baba tutumları mutluluğu artırırken, olumsuz otomatik düşünceleri azaltmaktadır. Otoriter anne baba tutumları ise olumsuz otomatik düşünceleri azaltmaktadır. Olumsuz otomatik düşünceler mutluluğu azaltırken ve depresyonu artırmaktadır. Anahtar kelimeler: Anne baba tutumları, otomatik düşünceler, mutluluk, depresyon
Annelerin eğitimleri çalışıp çalışmama durumuna göre lise öğrencilerinin duygusal zekȃ mutluluk ve sosyal kaygı düzeylerinin karşılaştırılması
Çevrenin duygusal zekâya olan etkisi onlarca parametreye bağlı olmakla birlikte, bir çocuğun duygusal zekâsının gelişmesinde annenin rolünün önemi yadsınamayacak ölçüdedir. Bu araştırma duygusal zekâyı ölçmekle beraber, lisede okuyan öğrenci gruplarının mutluluk düzeyleri ve sosyal kaygı durumlarını belirlemek amacıyla yapılmış bir çalışmadır. Bu çalışmadaki en önemli husus ankete katılan öğrencilerinin annelerinin çalışan olması ya da olmaması durumu ve bu durumun çocuğun duygusal zekâsına, mutluluğuna ve sosyal kaygıya olan etkisini ve bu değişkenler arasındaki ilişkinin anlaşılmasıdır. Bu amaçla, betimsel tarama yöntemi uygulanan bu çalışmada, Aydın ilinin Nazilli ilçesinde bulunan başarı düzeyleri farklı dört lisede 9, 10 ve 11. sınıflarda öğrenim görmekte olan 311 öğrenci örnekleme alınmıştır. Bu çalışmada literatürde sıklıkla kullanılan dört farklı ölçüm aracı kullanılmıştır. Bunlar; Oxford Mutluluk Ölçeği, Schutte Duygusal Zekâ Ölçeği, Ergenler İçin Sosyal Kaygı Ölçeği ve düzenlenmiş Kişisel Bilgi Formu'dur. Araştırmadan elde edilen istatistiksel bulgulara göre, cinsiyetler arasında sadece duygusal zekâ analizlerinde kızların daha yüksek puanlar aldığı sonucuna ulaşılırken, mutluluk ve sosyal kaygı düzeylerinde anlamlı bir farklılık saptanmamıştır. Öğrencilerin okuduğu okul değişkenine göre duygusal zekâ puan ortalamasının bakıldığında, Duygusal zekâ puan ortalamasının Fen Lisesi öğrencilerinde en yüksek olduğu, Ticaret Lisesi öğrencilerinde ise en düşük olduğu görülmektedir. Yine Okul değişkenine göre Mutluluk düzeyi puanlarına bakıldığında en yüksek puan ortalamasının Anadolu Lisesi öğrencilerinde olduğu görülmektedir. Farklı liselerde okuyan öğrencilerin sosyal kaygı puan ortalamaları arasında ise anlamlı bir farklılık olmadığı görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Duygusal Zekâ, Mutluluk, Sosyal Kaygı
20-40 yaş arası bireylerde depresif belirtiler ile ebeveyn kabul-red algısı psikolojik dayanıklılık ve stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkilerin incelenmesi
Bu araştırmanın amacı 20-40 yaş arası bireylerde depresif belirtiler ile ebeveyn kabul-red algısı, psikolojik dayanıklılık ve stresle başa çıkma tarzları arasındaki ilişkilerin anlamlı olup olmadığının incelenmesidir. Araştırmanın alt amaçları ise; depresif belirtilerin yaş, cinsiyet, kardeş sayısı, ortalama gelir, annenin çalışma durumu, annenin eğitim düzeyi, babanın eğitim düzeyi, anne kaybı ve baba kaybı şeklindeki demografik değişkenlere göre farklılaşıp farklılaşmadığının incelenmesidir. Araştırmanın örneklemini, yaşları 20 ile 40 arasında değişen lisans ve lisansüstü eğitim gören/görmekte olan 726 (377 kadın ve 349 erkek) katılımcı oluşturmaktadır. Depresif belirtilere ait veriler "Beck Depresyon Ölçeği", ebeveyn (anne-baba) kabul-red algısına dair veriler "Ebeveyn Kabul Red Ölçeği Kısa Form", psikolojik dayanıklılığa dair veriler "Ego Sağlamlığı Ölçeği", stresle başa çıkma stillerine ait veriler "Stresle Başa Çıkma Tarzları Ölçeği" ve demografik bilgilere ait veriler ise araştırmacı tarafından hazırlanan "Kişisel Bilgi Formu" kullanılarak elde edilmiştir. Bu araştırmanın sonuçlarına göre; katılımcıların % 34, 2'si (N=248) depresif belirti göstermektedir. Anne ve babadan red algılayan katılımcıların depresif belirti düzeyleri, anne ve babadan red algılamayan katılımcıların depresif belirti düzeyine göre yüksektir. Depresif belirtilere sahip bireyler duygu odaklı başa çıkma tarzlarını, depresif belirtileri olmayan bireyler ise problem odaklı başa çıkma tarzlarını daha fazla kullanmaktadır. Depresif belirtileri olmayan grubun psikolojik dayanıklılık puanları depresif belirtileri olan gruba göre daha yüksektir. Bireylerin depresif belirti puanları arttıkça anne red algısı, baba red algısı, stresle duygu odaklı başa çıkma (çaresiz ve boyun eğici yaklaşım) puanları artmaktadır. Öte yandan depresif belirti puanları arttıkça psikolojik dayanıklılık, stresle problem odaklı başa çıkma(iyimser yaklaşım, kendine güvenli yaklaşım, sosyal destek arama) puanları azalmaktadır. Bireylerin depresif belirtileri ile psikolojik dayanıklılık, anne kabul-red algısı, baba kabul red algısı, problem odaklı stresle başa çıkma stilleri ve duygu odaklı stresle başa çıkma stilleri arasındaki çoklu korelasyon katsayısı 0,644 bulunmuş olup bağımlı değişken ile bağımsız değişkenler arasındaki ilişkinin orta düzeyde olduğu söylenebilir. Bireylerin psikolojik dayanıklılık, anne kabul-red algısı, baba kabul red algısı, duygu odaklı stresle başa çıkma tarzları ve problem odaklı stresle başa çıkma tarzlarının tamamının depresif belirtilerin %42'sini açıklamakta olduğu gözlenmiştir. Bireylerin depresif belirtilerinin, anne reddi, çaresiz yaklaşım, iyimser yaklaşım, kendine güvenli yaklaşım ve sosyal destek arama değişkenlerinden anlamlı düzeyde etkilendiği görülmüştür (p<0,05). Beta katsayılarına göre bu değişkenlerden en önemli etkileyici değişkenin çaresiz yaklaşım olduğu söylenebilir. Bireylerin yaşına, cinsiyetine, sosyoekonomik durumuna ve anne kaybına göre depresif belirti düzeyleri arasında anlamlı bir fark bulunmuştur (p<0.05). Anahtar Kelimeler: Ebeveyn kabul-red algısı, depresif belirtiler, psikolojik dayanıklılık, stresle başa çıkma tarzları, anne kabul-red algısı, baba kabul-red algısı, problem odaklı başa çıkma, duygu odaklı başa çıkma
İstanbul'da bir sağlıklı hayat merkezinde diyetisyen desteği alan kadınların çocukluk çağı ruhsal travmasının yeme tutumu ve psikolojik iyi oluş üzerindeki etkisinin incelenmesi
Çocukluk çağı travmalarının bireysel, toplumsal ve kişilerarası birçok etkileri olabilmektedir. Çocukluk çağı travmaları ve psikopatolojik hastalıklar arasındaki ilişkinin doğasını anlamak için etiyolojik, epidemiyolojik, tedavi ve klinik görünüme yönelik çalışmalar yapılmaktadır. Yapılan çalışmalarda çocukluk çağı travmalarının bireylerin yeme tutumunu etkilediği, yeme bozukluklarının oluşmasında bir risk etkeni olabileceği görülmüş ve bu alanda daha fazla çalışmaya ihtiyaç duyulmuştur. Bu çalışmanın amacı, diyetisyen desteği alan kadınların çocukluk çağı travmasının yeme tutumu ve psikolojik iyi oluş üzerindeki etkisini belirlemektir. Ayrıca yeme tutumu, çocukluk çağı travması, psikolojik iyi oluş ile demografik değişkenler arasındaki ilişkiyi belirlemektir. Çalışmaya aktif olarak diyetisyen desteği alan 211 kadın katılmıştır. Katılımcıları değerlendirmek üzere "Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği-Kısa Formu (CTQ-28)", "Yeme Tutumu Testi-Kısa Formu (YTT-26)", "Psikolojik İyi Oluş Ölçeği-Kısa Formu (PİO-42)", "Kişisel Bilgi Formu" kullanılmıştır. Elde edilen verilerin analizi için SPSS 22.0 ve AMOS 23 paket programları kullanılmıştır. Çalışma sonucunda; çocukluk çağı travması alt boyutu olan duygusal istismarın, psikolojik iyi oluşu yordadığı ve bu değişkendeki değişimin %14'ünü açıkladığı bulunmuştur. Beden kitle indeksine (BKI) göre ise "obez" bireylerin "normal" ve "zayıf" kilodaki bireylere göre fiziksel ihmal ve duygusal istismar alt boyutlarından daha yüksek puan aldıkları bulunmuştur. Psikolojik iyi oluşun aracılık etkisi Regresyon Analizi ve Yapısal Eşitlik Modeli istatistik yöntemleri ile sınanmıştır. Psikolojik iyi oluşun çocukluk çağı travması ile yeme tutumu arasındaki ilişkide aracı rolünün olduğu hipotezi desteklenmemiştir. Sonuç olarak; çocukluk çağı travmasının psikolojik iyi oluş düzeyine, yeme tutumuna ve Beden Kitle İndeksine (BKI) olan etkisinin anlaşılması için daha geniş örneklemde ve klinik görüşmelerle yapılacak olan çalışmalara ihtiyaç vardır.
18-45 yaş arası bireylerin ekran kullanma alışkanlıkları ile narsisizm, öznel iyi oluş ve obsesif kompulsif bozukluk düzeylerinin incelenmesi
Ekran bağımlılığı kavramı, modern toplumun önemli bir sorunu olarak karşımıza çıkmaktadır. Her ne kadar teknoloji insan hayatını kolaylaştırsa da beraberinde birçok problem de getirmektedir. Ekranlarla ve internetle iç içe yaşayan insanlar, artık bu kavramlar olmadan yaşayamaz hale gelmekte, hatta bağımlı olmaktadırlar. Her bağımlılıkta olduğu gibi ekran bağımlılığında da pek çok psikolojik faktör ve etkiler bulunmaktadır. Literatürde ekran bağımlılığı ile birçok psikolojik değişkenin ilişkisini inceleyen çok sayıda çalışma bulunmaktadır. Obsesif kompulsif bozukluk, narsisizm ve öznel iyi oluş kavramlarıyla ilişkisinin üzerine çalışmalar da bulunmaktadır. Fakat bu çalışmalar genelde ilkokul, ortaokul veya lisedeki kişiler üzerine yapılmıştır. Çalışma, çalışan kesimden 18-45 yaş arası erken yetişkin ve yetişkinler ile yapılarak; alanyazına katkı sağlamak amaçlanmaktadır. Bu nedenle çalışma zamanları ve boş zamanlarındaki ekran aktivitelerini açık bir şekilde görmek amacıyla; Ekran Bağımlılık Envanteri kullanılmıştır. Ekran bağımlılığı ile obsesif kompulsif bozukluk, narsisizm ve öznel iyi oluş düzeyleri arasındaki ilişkiyi ölçmek için kullanılan anketler: Narsisizm Envanteri, Öznel İyi Oluş Envanteri ve Vancouver OKB Envanteri'dir. Bahsedilen ölçekler, Marmara Bölgesi'nden çalışan 350 kişiye araştırmacı tarafından uygulanmıştır. Elde edilen veriler SPSS programına girilerek, analiz edilmiştir. Araştırma soruları doğrultusunda Bağımsız Örneklem-t Testi, Varyans Analizi, korelasyon ve regresyon analizleri yapılmıştır. Ekran Bağımlılık Envanteri için Açımlayıcı Faktör Analizi kullanılmıştır. Elde edilen analiz sonuçlarına göre narsisizmin alt boyutlarından Teşhir ve Otorite ile ekran bağımlılığının anlamlı ilişkisi vardır. Ekran Bağımlılığı ile Vancouver OKB ölçeğinin tüm alt boyutları arasında anlamlı ve pozitif bir ilişki bulunmaktadır. Ekran bağımlılığı ile öznel iyi oluşun alt boyutlarından ''başkasına imrenme'' ve ''karamsarlık'' arasında pozitif ve anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ekran bağımlılığı cinsiyete ve eğitim durumlarına göre anlamlı farklılık göstermemektedir. Ekran bağımlılığı ölçüldüğünde maddi durumunu orta ve çok iyi olarak ifade eden katılımcılar arasındaki fark anlamlıdır. Maddi durumu çok iyi olanların ekran bağımlılıkları daha fazladır. Anahtar Kelimeler: Ekran Bağımlılığı, Obsesif Kompulsif Bozukluk, Narsisizm, Öznel İyi Oluş
Erken dönem uyum bozucu şemaların ilişki bağımlılığı ve aldatma eğilimi ile ilişkisi
Bu araştırma, evli bireylerde erken dönem uyum bozucu şemaların, ilişki bağımlılığı ve aldatma eğilimi ile ilişkisini açıklamayı amaçlamaktadır. Bireylerde şemalarının belirlenmesi, yine kendisiyle ilgili geçmiş̧ yaşantılar, beden algısı, biliş̧, başa çıkma tepkilerinin farkında olmasına destek olur. Birey, erken dönem uyum bozucu şemalarla başa çıkma stratejisi geliştirir ve geliştirdiği bu stratejileri belli alanlarda ortaya çıkartır (Young ve diğerleri, 2009). Erken dönem uyum bozucu şemaların görüldüğü alanlardan biri de evlilik müessesesidir. Evlilik için gerekli olan özellikler sıralanırken öncelikli belirtilen kavram "sadakat" olurken; bu çalışma içerisinde tanım olarak sadakatsizliği de içeren aldatma kavramından bahsedeceğiz. Araştırma da kullanacağımız bir diğer kavram olan ilişki bağımlılığı ise, Peele' ye göre hayatla bağlantıyı kesen kahredici, tek taraflı bir ilişki olarak tanımlanmıştır (Peele ve Brodsky, 1974). Bu bilgiler ışığında bu tür özellikler ve davranışların erken dönem uyum bozucu şemalar ile ilişkisini araştırmak amaçlanmıştır. Araştırma için 18 yaş ve üzeri, 382 evli katılımcıya (264 kadın, 118 erkek) Demografik Bilgi Formu, Young Şema Ölçeği, Aldatma Eğilimi Ölçeği, SpannFischer İlişki Bağımlılığı Ölçeği uygulanmıştır. Verilerin analizi için SPSS 25.00 programı kullanılmıştır. Normallik koşullarını sağlayan veriler için parametrik ve sağlamayan veriler için non-parametrik testlerden faydalanılmıştır. Korelasyon ve regresyon analizleri yapılmıştır. Çalışmada elde edilen bulgulara göre; cinsiyet ile ilişki bağımlılığı arasında bir ilişki bulunmazken; aldatma eğilimi ve erken dönem uyum bozucu şemalarda farklılık göstermiştir. Erkeklerin aldatma eğilimi oranları, kadınlardan daha yüksek bulunmuştur. Erken dönem uyum bozucu şemalarda ise, duygusal yoksunluk, duyguları bastırma, cezalandırılma, kusurluluk ve yüksek standartlar şemaları erkeklerde kadınlardan daha yüksek bulunmuştur. Diğer erken dönem uyum bozucu şemalar ile cinsiyet arasında anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Korelasyon analizleri sonucunda ilişki bağımlılığı ile erken dönem uyum bozucu şemalar arasındaki ilişkide en kuvvetli ilişki karamsarlık ve kendini feda şemalarında görülmüştür. Aldatma eğilimi ve erken dönem uyum bozucu şemalar arasında en kuvvetli ilişki ise kusurluluk şemasında görülmüştür. Son olarak yapılan regresyon vii analizleri ile erken dönem uyum bozucu şemaların ilişki bağımlılığına ve aldatma eğilimine olan etkisi incelenmiştir. Erken dönem uyum bozucu şemaların ilişki bağımlılığı üzerindeki en büyük etki sırasıyla karamsarlık, kendini feda ve kusurluluk şemalarında görülürken; aldatma eğilimine en büyük etki sırasıyla, kusurluluk ve yüksek standartlar olduğu görülmüştür. Analizler sonucunda elde edilen bulgular alanyazın incelemesi ile kuramsal olarak tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Erken Dönem Uyumsuz Şemalar, İlişki Bağımlılığı, Aldatma Eğilimi
2-6 yaş arasındaki çocukların ekran karşısında geçirdikleri süre ile ebeveyn tutumları ve saldırganlık davranışları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Bu araştırmada 2-6 yaş arasındaki çocukların ekran karşısında geçirdikleri süre ile ebeveyn tutumları ve saldırganlık davranışları arasındaki ilişki incelenmiştir. Araştırmanın örneklemini, Türkiye'nin farklı il ve ilçelerinde bulunan ve çocuğu anaokuluna giden 242 ebeveyn ve çocukları oluşturmuştur. Araştırmada, demografik özellikleri, çocukların ekran karşısında geçirdiği süreyi ve izledikleri programları tespit etme amacı ile araştırmacı tarafından hazırlanmış olan "Çocuklara Yönelik Medya Anketi", ebeveynlerin çocuklarına karşı sahip oldukları tutumları tespit etme amacı ile "Ebeveyn Tutum Ölçeği", çocukların saldırganlık düzeylerini tespit etme amacı ile "Çocuklar için Saldırganlık Ölçeği Anne-Baba Formu" kullanılmıştır. Verilerin analizi için SPSS for Windows 22.0 programından yararlanılmıştır. Veriler normallik koşullarını sağladığı için parametrik testler uygulanmıştır. Bu kapsamda, basit korelasyon, kısmi korelasyon, regresyon, t-testi ve tek yönlü varyans analizi uygulanmıştır. Elde edilen bulgulara göre, "otoriter ebeveyn tutumu" ile çocukların "ekran karşısında geçirilen süre" arasında pozitif yönlü orta düzeyde, "demokratik ebeveyn tutumu" ile çocukların "ekran karşısında geçirdikleri süre" arasında negatif yönlü çok düşük düzeyde bir korelasyon bulunmuştur. "Aşırı koruyucu ebeveyn tutumu" ile çocukların "ekran karşısında geçirdikleri süre" arasında ise pozitif yönlü çok düşük düzeyde, "izin verici ebeveyn tutumu" ile çocukların "ekran karşısında geçirdikleri süre" arasında pozitif yönlü çok düşük düzeyde bir korelasyon hesaplanmıştır. Çocukların "Ekran karşısında geçirdikleri süre" ile "saldırganlık ölçeği" alt boyutları arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır. "Otoriter ebeveyn tutumu" ile "sözel saldırganlık" puanları arasında ise pozitif yönde orta düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Ayrıca otoriter ebeveyn tutumunun, çocukların ekran karşısında geçirdiği sürenin %10,8'ini açıkladığı sonucuna ulaşılmıştır. Bağımsız örneklem t-testi sonucuna göre ise erkek çocuklarının nesne ve hayvanlara yönelik, kışkırtılmış ve kışkırtılmamış fiziksel saldırganlık puanlarının kız çocuklarına göre daha fazla olduğu sonucuna ulaşılırken, ebeveynlerin eğitim durumları ve ekonomik durumlarına göre çocukların ekran karşısında geçirdikleri sürenin farklılaşmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ebeveyn Tutumu, Saldırganlık Davranışı, Görsel Medya, Kitle İletişim Araçları, Çocuk, Okulöncesi