Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Sine Yılmaz
13 theses · Ankara Medipol University
Meme kanserli kadınlarda beslenme durumu ve yaşam kalitesinin saptanması
Bu çalışma kemoterapi tedavisi gören meme kanserli kadınlarda beslenme durumu ve yaşam kalitesinin saptanmak amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Çalışma özel bir onkoloji kliğine başvuran 18-65 yaş aralığındaki son 1 yıl içinde tanı almış 120 meme kanserli kadın katılmıştır. Araştırmada veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu, 24 saatlik besin tüketim kaydı, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi (IPAQ), Akdeniz Diyeti Uyum Ölçeği ve EORTC – QLQ- C30 Yaşam Kalitesi Ölçeği hastalara uygulanmıştır. Antropometrik ölçümler ve vücut analizi araştırmacı tarafından alınmıştır. Katılımcıların meme kanseri evresi ile beden kütle indeksi arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p=0,011). Buna göre beden kütle indeksi arttıkça beden kütlesi değeri azalmaktadır. Kilogram başına diyetle alınan günlük protein miktarı ile kas kütlesi arasında anlamlı bir ilişki olduğu tespit edilmiştir (p=0,036). Araştırmaya katılan bireylerin toplam fiziksel aktivite puanı (IPAQ) ile vücut yağ kütlesi arasında anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (p<0.05). IPAQ anketine göre beden kütle indekisi, vücut yağ kütlesi, bel çevresi, bel/kalça oranı ve bel/boy oranı ile aktivite durumu arasında istatiksel olarak anlamlı bir ilişki olduğu saptanmıştır (sırasıyla; p=0,001, p=0,000, p=0,018, p=0,001, p=0,015). Katılımcıların Akdeniz Diyetine Bağlılık Ölçeği (MEDAS) toplam puanı ile biyokimyasal parametreler karşılaştırıldığında trigliserid değeri ile MEDAS puanı arasında anlamlı bir ilişki olduğu bulunmuştur (p=0,014). Katılımcıların beslenme alışkanlıkları özellikleri ile MEDAS puan ortalamalarının istatistiksel karşılaştırmasında, beslenmesinde hayvansal yağ ve kırmızı et tüketimini azaltmış olan bireylerin MEDAS puanlarında artış olduğu istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur (p=0,029). Bu araştırmanın sonucuna göre kemoterapi tedavisi boyunca bireylerin beslenme durumu, fiziksel aktivite düzeyi, antropometrik ölçümleri, akdeniz diyetine uyumlarına bağlı olarak yaşam kaliteleri değişmektedir. Bu nedenle meme kanseri tanısı almış bireylere sağlıklı beslenme ile ilgili eğitim verilmeli ve tedavi boyunca beslenme durumları takip edilmelidir. Anahtar kelimeler: Meme kanseri, Yaşam lalitesi, Beslenme durumu, Kemoterapi,
COVID-19 servis ve yoğun bakımlarında çalışan sağlık personelinin stres ve anksiyete durumlarının yeme tutumuna etkisi
Bu çalışma COVID-19 için bakım sunulan kliniklerde çalışan sağlık personellerinin yaşadıkları stres ve kaygı düzeylerinin yeme davranışı üzerine etkisi değerlendirmek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya yaşları 20-65 arasında değişen 83 erkek (% 23.2) ve 274 kadın (%76.8) olmak üzere toplam 357 yetişkin birey dahil edilmiştir. Katılımcıların genel özellikleri, beslenme alışkanlıkları, antropometrik ölçümleri, stres düzeyleri (Maslach Tükenmişlik Ölçeği- MTÖ), anksiyete düzeyleri (Koronavirüs Anksiyete Ölçeği- KAÖ, Beck Anksiyete Ölçeği- BAÖ) ve yeme tutumları (Üç Faktörlü Yeme Ölçeği- TFEQ-18) değerlendirilmiştir. Bireylerin %17.9 u obez olup, TFEQ-18 alt boyutları ve toplam puanında obez bireylerin puanı zayıf, normal ve hafif şişman bireylerden yüksek bulunmuştur (p<0.05). Bireylerin BAÖ puanlarına göre %50.7'sinde hiç, %27.7'sinde hafif, %14'ünde orta ve %7.6'sında şiddetli düzeyde anksiyete gözlenmiştir (p<0.05). MTÖ, Duygusal Tükenme ve Kişisel Başarı boyutlarında, erkeklerin puanı (sırasıyla; 9.75 ±6.12, 10.44±6.98) kadınlardan (sırasıyla; 13.16±7.32, 12.49± 7.49) daha düşük bulunmuştur (p<0.05). KAÖ ile TFEQ-18 alt boyutları arasında pozitif korelasyon olduğu saptanmıştır (p<0.05). MTÖ Kişisel Başarı alt boyutu ile BAÖ arasında negatif, Duygusal Tükenme ve Duyarsızlaşma boyutu arasında pozitif korelasyon tespit edilmiştir (p<0.05). Bireylerin ortalama enerji alımı ve karbonhidrat yüzdesi önerilenden düşük, yağ yüzdesi yüksek bulunmuştur. Ayrıca bireylerin ortalama E, B1, B6, B9 vitamin alımları önerilenden düşük ve kadınlarda kalsiyum, demir, potasyum, erkeklerde kalsiyum, potasyum ve çinko alımlarının düşük olduğu görülmüştür. Sonuç olarak sağlık personellerinin stres ve anksiyete düzeylerinin yeme davranışını olumsuz etkilediği ortaya çıkmıştır. Bu doğrultuda, COVID-19 pandemi süreci ve sonrasında devam eden psikolojik durumun yeme davranışına etkisi yeni oluşabilecek riskler adına takip edilmelidir.
Yetişkin bireylerde yeme davranışı ile anksiyete, uyku kalitesi ve akdeniz diyetine bağlılık arasındaki ilişki
Bu çalışmanın amacı sağlıklı yetişkin bireylerde duygusal, kısıtlanmış ve dışsal yeme davranışları puanlarını tespit ederek, bireylerin anksiyete seviyeleri, uyku kaliteleri ve Akdeniz diyetine bağlılık skorları arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışmaya gönüllü olarak katılmayı kabul eden 18-65 yaş arası bireyler dahil edilmiştir. Katılımcıların verileri araştırmacı tarafından hazırlanan çevrimiçi anket ile uygulanan soru formu ile toplanmıştır. Katılımcıların genel bilgileri, Hollanda Yeme Davranışı Anketi (HYDA), Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), Pittsburgh Uyku Kalitesi İndeksi (PUKİ) ve Akdeniz Diyetine Bağlılık Ölçeği (MEDAS) değerlendirilmiştir. Katılımcıların %68'i (n=348) kadın, %32'si (n=164) erkek olup, yaş ortalaması 32.13±8.69'dur. Katılımcıların %30.6'sı hafif şişman, %14.6'sı obezdir. Katılımcıların HYDA alt boyutları puan ortalamaları, duygusal yeme 30.70±15.66; kısıtlayıcı yeme 26.16±7.98; dışsal yeme 33.80±6.35 olarak belirlenmiştir. Katılımcıların %46.5'inin anksiyeteli olduğu, %49.4'ünün uyku kalitesinin kötü olduğu, %77'sinin Akdeniz diyetine bağlı olduğu görülmüştür. Çalışmada duygusal yeme davranışı puanı arttıkça, katılımcıların anksiyete ve uyku kalitesi bozukluğu seviyesinin arttığı; kısıtlayıcı yeme davranışı puanı arttıkça, Akdeniz diyetine bağlılık seviyesinin arttığı; dışsal yeme davranışı puanı arttıkça anksiyete seviyesinin arttığı ve Akdeniz diyetine bağlılık seviyesinin azaldığı belirlenmiştir. Obezite ve yeme bozuklukları etiyolojisinin yeme davranışları ile ilişkilendirildiği bilinmektedir. Bireylerde yeme davranışları ve bunlarla ilişkili değişitirilebilir yaşam tarzı faktörleri değerlendirilerek yeme bozuklukları ve obezitenin önüne geçilebilir.
Tüketicilerin sağlık anksiyetesinin organik gıda tüketim durumlarına ve beslenme davranışlarına etkisi
Bu çalışma; tüketicilerin organik gıdalar hakkındaki tutumlarına, sağlık anksiyetelerinin organik gıda tüketim durumlarına ve beslenme davranışlarına olan etkisini incelemek üzere planlanmış ve yürütülmüştür. Çalışmaya, Eskişehir ilinde yaşayan 18-65 yaş arası, 109 kadın, 91 erkek olmak üzere toplamda 200 yetişkin gönüllü birey katılmıştır. Araştırma verileri, araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu ile yüz yüze toplanmıştır. Katılımcılar; demografik bilgileri, organik gıdalar hakkındaki genel soruları, Organik Gıda Tüketim Ölçeği'ni (OGT), Yeme Farkındalığı Ölçeği'ni (YFÖ), Sağlık Anksiyetesi Envanteri'ni (SAE) yanıtlamışlardır ve bireylerden 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı alınmış ve SYİ-2015 (Sağlıklı Yeme İndeksi-2015) puanı hesaplanmıştır. Bireylerin %54.5'i kadın, %45.5'i erkek olup yaş ortalamaları 30,57±9,07 yıldır. Katılımcıların yarısından fazlası (n=135) normal-ideal beden kütle indeksi (BKİ)'ne sahiptir. SAE toplam puanları ile OGT toplam puanları arasında negatif yönde istatistiksel olarak anlamlı farklılık tespit edilmiştir (p=0,016) (r=-0,169). SAE toplam puanı parametresinin, yeme farkındalığı durumunu etkileyen önemli bir parametre olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). SYİ–2015 parametresinin, yeme farkındalığı durumunu etkileyen önemli bir parametre olduğu ve SYİ-2015 puanlarının 1 birim artmasının, yeme farkındalığı düzeylerini %2.5 oranında arttıracağı tespit edilmiştir (OR=1,025). Sonuç olarak araştırmanın yapıldığı örneklemde sağlık anksiyetesi yüksek olan bireylerde ve sağlıklı beslenen bireylerde (SYİ puanı yüksek) yeme farkındalığının yüksek olduğunu söylemek mümkündür.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı çalışanlarının sürdürülebilir beslenme konusundaki bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi
Son zamanlarda önemi artan sürdürülebilir beslenme kavramı, günümüzdeki ve gelecek bireylerin sağlığını, herkesin yeterli, güvenli ve çevresel etkileri düşük besinlere erişimini hedeflemektedir. Bu çalışmada Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı çalışanlarının sürdürülebilir beslenme konusundaki bilgi ve tutumlarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Araştırmaya toplam 240 birey katılmıştır. Anket formu; bireyin sosyodemografik bilgileri, beslenme alışkanlıkları, Sürdürülebilir ve Sağlıklı Beslenme Davranışları Ölçeği, Akdeniz Diyeti Bağlılık Ölçeği, 24 saatlik besin tüketim kaydı, besin tüketim sıklığı ve Diyet Kalite İndeksini kapsamaktadır. Bireylerin boy uzunluğu ve vücut ağırlıkları kaydedilmiş ve beden kütle indeksleri hesaplanmıştır. Katılımcıların %59,6'sı kadın, %40,4'ü erkektir ve toplam yaş ortalaması 40,96±9,32 yıldır. Bireylerin %69,6'sı lisans, %20,8'i lisansüstü, %9,6'sı lise ve altı öğrenim düzeyine sahiptir. Katılımcıların yalnızca %23,3'ü daha önce sürdürülebilir beslenme kavramını duymuştur. MEDAS puanına göre bireylerin Akdeniz diyetine uyumu orta düzeyde iken Diyet Kalite İndeksi düzeyleri orta düzeyin biraz üzerindedir. Katılımcıların Sürdürülebilir ve Sağlıklı Beslenme Davranışı Genel Ölçek puanları BKİ gruplarında farklılaşmamaktadır. Sağlıklı beslendiğini düşünen katılımcıların Sürdürülebilir ve Sağlıklı Beslenme Genel Ölçeği ortalamaları daha yüksek çıkmıştır. Bireylerin Sürdürülebilir ve Sağlıklı Beslenme Davranışı Ölçek puanı ve et tüketiminin azaltılmasıyla MEDAS puanları arasında güçlü bir ilişki vardır. Besin tüketim kaydına göre katılımcıların toplam enerji ve karbonhidrat tüketimi TÜBER referans değerlerinin altında, toplam yağ tüketimleri referansın üstünde, toplam protein tüketimleri ise uygun referans aralığındadır. Sonuç olarak katılımcıların MEDAS puanları ile Sürdürülebilir ve Sağlıklı Beslenme Davranışları arasında pozitif yönlü anlamlı bir ilişki bulunmuştur. Anahtar Sözcükler: Akdeniz Diyeti, Besin Tüketimi, Diyet Kalitesi, Sürdürülebilir Beslenme
Elli yaş ve üzeri bireylerde beslenme alışkanlıkları, uyku kalitesi ve antropometrik ölçümlerin bilişsel işlevler üzerine etkisi
Beslenme ve uyku bireylerin yaşamları için önemli iki unsurdur. Bu çalışma, 50 yaş ve üzerinde olan bireylerin beslenme alışkanlıkları, uyku kaliteleri ve antropometrik ölçümlerinin bilişsel işlevler üzerine etkisinin incelenmesi amacıyla yapılmıştır. Çalışma, Şubat-Mayıs 2022 tarihleri arasında, Bolu İzzet Baysal Devlet Hastanesi Nöroloji Anabilim Dalı tarafından Beslenme ve Diyet Polikliniğine yönlendirilen 50 yaş ve üzerinde olan, 96 (E: %27.1, K: %72.9) bireyin katılımıyla yürütülmüştür. Bu çalışmada veriler, yüz yüze görüşme tekniği kullanılarak anket formu yardımıyla toplanmıştır. Bireylerin malnütrisyon durumunu saptamak için Mini Beslenme Değerlendirmesi (MNA), uyku kalitelerini saptamak için Pittsburgh Uyku Kalitesi Ölçeği (PUKİ) ve mental sağlığını değerlendirmek için Mini Mental Değerlendirme (MMD) soruları yöneltilmiştir. MNA değerlendirmesine göre beslenme sorunu olmayan, malnütrisyon riski olan ve malnütrisyonlu olan bireylerin oranı sırasıyla; %81.3, %14.5 ve %4.2 olarak belirlenmiştir. Katılımcıların %79.2'si kötü uyku kalitesine sahiptir. PUKİ puanları erkek katılımcılarda kadınlara göre daha düşüktür (p<0.05). Toplam günlük enerji alımları kötü uyku kalitesine sahip bireylerde iyi uyku kalitesine sahip olanlara göre daha fazladır (p<0.05). MMD'ye göre demansı olmayan bireylerin oranı %53.1, orta ve hafif düzeyde demansı olanların oranı ise sırasıyla %17.7 ve %29.2 olarak belirlenmiştir. MMD puanı erkeklerde ve iyi uyku kalitesine sahip bireylerde daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Uyku kalitesi kötü olan bireylerin tamamının demans düzeyi orta seviyededir (p<0.05). Demans riskinin yaşla birlikte arttığı saptanmıştır. Yağsız vücut kütlesinin artışı ile demans görülme puanının azaldığı bulunmuştur. Bu araştırmanın sonuçlarına göre; yaşla birlikte uyku kalitesi bozulmakta, bozulan uyku kalitesi ise beslenme durumu ve vücut kompozisyonu olumsuz etkilemektedir. Vücut yağ oranındaki artış, uyku kalitesini daha da kötüleştirmekle birlikte demans riskinde artışa da neden olmaktadır. Yaşlı nüfusta sağlıklı beslenme, sağlıklı bir beden için elzemdir. Bu da hem uyku kalitesini hem de bilişsel fonksiyonları etkilemektedir. Sonuç olarak uyku kalitesi, demans durumunun beslenme durumu üzerinde etkili olduğu belirlenmiştir.
Çocuklardaki besin reddi ve seçici yeme davranışlarının ebeveyn yeme tutumu ve ebeveyn stresi ile ilişkisi
Çocuğun ebeveynlerde büyük endişe uyandıran yeme davranışlarından biri besin neofobisidir. Çocukların yeme alışkanlıkları, sosyal rol modelleri olan ebeveynleri tarafından etkilenebilir. Bu nedenle, ebeveyn ve çocuk beslenmesi arasındaki ilişkinin değerlendirilmesi, sağlıklı beslenme alışkanlığının erken yaşlardan itibaren geliştirilmesini etkileyen faktörlerin ortaya çıkarılması ve yetişkinlikteki beslenme sorunlarının önlenmesi açısından önemlidir. Bu çalışma; 2-6 yaş aralığındaki çocuklarda besin reddi ve seçici yeme davranışlarının ebeveyn yeme tutumu ve ebeveyn stresi ile ilişkisini değerlendirmek amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Araştırmaya Eylül - Aralık 2022 tarihleri arasında Ankara İl Sağlık Müdürlüğü Yenimahalle İlçe Sağlık Müdürlüğüne bağlı Kaletepe Sağlıklı Hayat Merkezi, Beslenme ve Diyet Polikliniğine başvuran ve 2-6 yaş arası çocuğu bulunan ve araştırmaya katılmaya gönüllü olan anneler dahil edilmiştir. Çalışmada kullanılan anket formu; anne ve çocuğa ait genel bilgiler ve sağlık bilgileri, Ebeveyn Yemek Zamanı Davranışları Ölçeği (EYZDÖ), Ebeveynlik Stres Ölçeği (ESÖ), Çocuk Besin Reddi Ölçeğini (ÇBRÖ) içermektedir. Katılımcılar en yüksek puan ortalamasını olumlu ikna alt boyutundan (9.6±1.59) en düşük puan ortalamasını ise yeme konusunda ısrar alt boyutundan (4.6±1.48) almıştır. EYZDÖ özel yemekler alt boyutu ile ÇBRÖ seçicilik alt boyutu (r=0.26), ÇBRÖ neofobi alt boyutu (r=0.29) ve ÇBRÖ toplam puan (r=0.30) arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki saptanmıştır (p<0.05). ESÖ toplam puanı ile ÇBRÖ seçicilik puanı (r=0.16, p<0.05), ÇBRÖ neofobi puanı (r=0.21, p<0.01) ve ÇBRÖ toplam puanı (r=0.2, p<0.01) arasında pozitif yönlü istatistiksel olarak anlamlı ilişki saptanmıştır. Ebeveynlerin yüksek kaygı düzeyi anne çocuk etkileşimini olumsuz etkileyerek çocukların yeme reddi davranışını arttırır. Bu açıdan; ebeveyn yeme davranışının ve ebeveyn stresinin çocuklarda görülen besin reddi ve seçicilik üzerindeki etkisini daha net ortaya koyabilmek için başka çalışmaların yapılmasının yararlı olacaktır.
Sağlıklı perimenopoz ve postmenopozlu kadınlarda akdeniz diyetine uyum, diyet toplam antioksidan kapasitesinin depresyon, anksiyete ve stresle ilişkisinin incelenmesi
Bu çalışma, sağlıklı perimenopoz ve postmenopozlu kadınlarda Akdeniz diyetine uyum ile diyet toplam antioksidan kapasitesinin depresyon, anksiyete ve stresle ilişkisinin incelenmesi amacıyla planlanmış ve yürütülmüştür. Çalışmaya, 35-60 yaş arasında 145 perimenopozlu, 58 postmenopozlu toplam 203 gönüllü kadın birey katılmıştır. Araştırmada veriler, araştırmacı tarafından hazırlanan anket formu ile toplanmıştır. Anket formunda katılımcıların demografik özellikleri, sağlık bilgileri sağlık bilgileri sorgulanmış, antropometrik ölçümleri (vücut ağırlığı, boy uzunluğu) ve 24 saatlik geriye dönük besin tüketim kaydı alınmış olup ORAC (Oksijen Radikalini Absorbe Etme Kapasitesi) değeri BeBİS programı kullanılarak hesaplanmıştır. Katılımcılar ayrıca Akdeniz Diyeti Bağlılık Ölçeği (MEDAS), Depresyon Anksiyete Stres-21 Ölçeği (DASÖ-21), SF-12 Yaşam Kalitesi Ölçeğini (SF-12) doldurmuşlardır. Katılımcıların beden kütle indeksi (BKİ) ortalaması 25,4 ±3,7 kg/m^2 (alt: 17,2 kg/m^2 , üst: 35,3 kg/m^2 ) 'dir. Katılımcıların %29'u menopoza girmiş, %71'i ise girmemiştir. MEDAS puanlamasında ˂7 puan Akdeniz diyetine uyum göstermezken ≥7 puan Akdeniz diyetine uyumu göstermektedir. Katılımcıların MEDAS puanları ortalaması 5,6±1,54 puan, DASÖ-21 puanlamasında depresyon, anksiyete ve stres sorularının puanları ayrı ayrı toplanıp puan durumlarına göre değerlendirilmektedir. Sağlıklı bir psikolojiye sahip bireylerin puan ortalaması 0-14 arasında değerlendirilirken çok ileri seviye depresyon, anksiyete ve strese sahip bireylerin puan ortalaması 41 ve üstündedir. Katılımcıların DASÖ-21 ortalama puanı 52 ±11,91; SF-12 puanlamasında 0-100 arasında puan alınabilmektedir. Ölçeğin kesin bir noktası yoktur, ölçekten alınan yüksek puanlar yaşam kalitesinin yüksek olduğunu göstermektedir. SF-12 ortalama puanı 31,8±5,05'dir. Katılımcıların SF-12 puanlarının perimenopozlu, sezaryen doğum yapan, düzenli vitamin, mineral desteği alan ve BKİ durumuna göre obez kadınlarda daha yüksek bulunmuştur. Katılımcıların besin tüketim değerleri analiz edildiğinde; aldıkları MUFA (tekli doymamış yağ asitleri), PUFA (çoklu doymamış yağ asitleri) ve B6 vitamini değerlerinin perimenopozlu kadınlarda postmenopoz kadınların alımların daha yüksek olduğu tespit edilmiştir (p<0,05). Bu çalışmada perimenopozlu bireylerin yaşam kalitesinin daha yüksek olduğu ve SF-12'de bir puan artışının depresyon, anksiyete, stres seviyelerini 0,581 kat azalttığı tespit edilmiştir. Akdeniz diyetine uyumun perimenopoz ve postmenopozlu kadınlar üzerinde depresyon, anksiyete ve stres üzerinde anlamlı bir farklılık gösterdiği tespit edilmemiştir (p>0.05). Çalışma sonucunda perimenopoz ve postmenopzolu kadınların Akdeniz tipi beslenme uyum durumunun ve diyet toplam antioksidan kapasitesinin depreyon, anksiyete ve stres üzerinde anlamlı bir etkisi görülmemiştir.
Tip II diyabetli D vitamini eksikliği olan kadın hastalarda takviye kullanımının sağlıklı beslenme tutumu ve uyku kalitesine etkisinin değerlendirilmesi
Bu çalışma tip 2 diyabet tanılı D vitamini eksikliği olan kadınlarda takviye kullanımının sağlıklı beslenme tutumu ve uyku kalitesi üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla yapılmıştır. Çalışmaya yaşları 25-64 arasında değişen toplam 48 kadın birey dahil edilmiştir. Diyetisyene yönlendirilen ve D vitamini eksikliği tanısı olan katılımcıların ilk görüşmede sosyodemografik özellikleri, biyokimyasal bulguları, antropometrik ölçümleri, geriye dönük 24 saatlik besin tüketim kayıtları kaydedilmiş; sağlıklı beslenme tutumları (Sağlıklı Beslenmeye İlişkin Tutum Ölçeği- SBİTÖ), uyku kaliteleri (Pittsburg Uyku Kalitesi İndeksi – PUKİ) değerlendirilmiştir. Araştırmacı diyetisyen tarafından katılımcılar sağlıklı beslenme ve diyabet yönetimi konusunda bilgilendirilmiştir. D vitamini eksikliği olan hastalarda takviye kullanımı hekim tarafından 7 hafta olarak belirlenmiş ve 4.haftada ve 7.haftanın sonunda katılımcılar yeniden araştırmacı diyetisyene yönlendirilmiştir. Uygulanan D vitamini takviyesi sonrası 7.haftanın sonunda katılımcıların antropometrik ölçümleri, SBİTÖ ve PUKİ ölçekleri ve besin tüketim kaydı tekrarlanmıştır. Bireylerin birinci ve ikinci aşamada kaydedilen vücut ağırlığı, beden kütle indeksi, bel çevresi ve kalça çevresi ölçümlerinde anlamlı yönde azalma gözlenmiştir (p<0.05). Bireylerin ilk görüşmede SBİTÖ ortalama puanı 62.25±10.07, son görüşmede ise ortalama puanı 79.62±9'dur (p<0.05). Hastaların %25'i ilk görüşmede iyi uyku kalitesine sahipken, son görüşmede değerlendirilen uyku kalitesine göre katılımcıların %72.9'unun iyi uyku kalitesine sahip olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç olarak D vitamini eksikliği olan bireylerde D vitamini takviyesiyle birlikte diyetisyenle sağlıklı beslenme ve diyabet yönetimi konusunda görüşme sağlanması bireylerin PUKİ ve SBİTÖ puanlarında iyileşme sağlamıştır. Anahtar Kelimeler: D vitamini, sağlıklı beslenme, tip 2 diyabet, uyku kalitesi.
Ebeveyn tutumları ile çocukların beslenme alışkanlıkları ilişkisinin incelenmesi
Çocukların beslenme alışkanlıkları ve davranışlarında ebeveynlerin etkisi büyük bir öneme sahiptir. Beslenme ile ilgili olumsuz alışkanlık ve davranış gelişiminin engellenmesi, bunların olası sonuçlarından çocukların korunmasında ebeveynin rolü kritiktir. Çocuklara yeme davranışı konusunda öz denetim kazandırma ebeveynlerin rehberliğinde gerçekleşebilir. Bu çalışma ebeveynlerin çocuklarını beslemeye yönelik davranışlarını etkileyen faktörleri, okul öncesi dönem çocuklarının yeme davranışlarını etkileyen faktörleri ve ebeveynlerin çocuklarını beslerken tutum ve davranışları ile çocukların yeme davranışları ilişkisini inceleme amacıyla Ankara ilinde yaşayan 4-6 yaş aralığında çocuğu olan ebeveynlerle gerçekleştirilmiştir. Çalışmada ebeveynlerin yaş, cinsiyet, eğitim durumu, çalışma durumu gibi özelliklerinin çocukların beslenmesine yönelik davranışlarını etkilediği saptanmıştır. Çalışmada çocukların BKİ z skoru ile yeme davranışları arasında bir ilişki saptanmazken, ebeveynlerin çeşitli besleme uygulamaları ile çocukların gıda heveslisi, gıdadan keyif alma, tokluk heveslisi, duygusal aşırı yeme, duygusal az yeme, içme tutkusu, yavaş yeme ve yemek seçiciliği gibi yeme davranışları istatistiksel olarak anlamlı bulunmuştur. Ebeveynlerin kullandığı duygusal besleme tarzıyla çocuklarda gıda heveslisi ve duygusal aşırı yeme davranışları arasında güçlü ilişki saptanmıştır. Ayrıca ebeveynlerin yeme konusunda ısrarcı davranışları ile çocuklarda yavaş yeme ve duygusal az yeme davranışları ilişkili bulunmuştur. Ebeveynlere yönelik, çocuklarda olumlu yeme davranışı kazanımını hedefleyen eğitim ve politikalar geliştirilmesi önerilmektedir.
Spor salonlarında rekreasyonel aktivite olarak spor yapan genç erkeklerde beslenme durumu ile bigoreksiya ve ortoreksiyanın ilişkisi
Rekreasyonel olarak spor yapan genç erkeklerde bigoreksiya eğilimi ve yeme tutumu hassasiyetiyle ortaya çıkan ortoreksiya sıklıkla görülmektedir. Araştırmada rekreasyonel olarak sporla ilgilenen genç erkeklerde kas algısı bozukluğu ve ortoreksiya eğilimleri ile yeme tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi hedeflenmiştir. Araştırma vücut geliştirme sporuyla ilgilenen 18-40 yaş arası, 244 genç erkek ile yapılmıştır. Katılımcıların demografik özellikleri sorgulanmış ve antropometrik okumaları alınmıştır. Kas Algısı Bozukluk Envanteri (KAB-E), Yeme Tutum Testi (YTT-26), Ortoreksiya-11 (ORTO-11), Kaslılık Odaklı Yeme Testi (MOET-TR) ve Kas Görünüm Memnuniyet Ölçeği (KGMÖ) uygulanmış ve katılımcılardan geriye dönük 24 saatlik besin tüketim kaydı alınmıştır. YTT-26'ya göre katılımcıların %10,7'sinde yeme bozukluğu olduğu saptanmıştır. Katılımcıların ORTO-11'den alınan puan ortalamalarına göre katılımcıların %72,5'inde ortoreksiya eğilimi olduğu saptanmıştır. Katılımcıların %45'i kaslılık odaklı beslenirken, %25'inin yüksek düzeyde kaslılık odaklı beslendiği bulunmuştur. Kas Algısı Bozukluğu Envanterine göre katılımcıların %46,7'sinde bigoreksiya olduğu saptanmıştır. Katılımcıların KAB-E Ölçeği'nden aldıkları puan arttıkça Kaslılık Odaklı Yeme Testi'nden (p<0,05 r=0,366) alınan puanın da artış gösterdiği saptanmıştır. KAB-E Ölçeği'nden alınan puan arttıkça katılımcıların Kas Görünüm Memnuniyeti Ölçeği'nden (p<0,05 r=0,473) aldıkları puanlarının da artış gösterdiği saptanmıştır. Sonuç olarak; rekreasyonel olarak spor yapan genç erkek bireylerde ortoreksiya eğiliminin ve beden algısı bozukluğunun yüksek olduğu ancak bigoreksiya ile ortoreksiya arasında anlamlı bir ilişki durumunun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Ortoreksiya, Bigoreksiya, Yeme Tutum ve Davranışları
Ergenlerin beslenme durumları, kronotipleri ile toplam ve ilave şeker alım miktarlarının ve kaynaklarının karşılaştırılması
Bu çalışmada hafif şişman ve obez ergenler ile normal ağırlıktaki ergenlerin ilave şeker kaynakları ve miktarının belirlenmesi hedeflenmiş, ilave şeker tüketiminin fiziksel aktivite, kronotip ve beslenme durumu ile ilişkisi araştırılmıştır. Çalışmaya 10 ile 18 yaş arası ergenlerin; 258'i normal ağırlıkta, 223'ü hafif şişman ve obez olmak üzere 481 birey katılmıştır. Anket formu; genel bilgiler, antropometrik ölçümler, beslenme alışkanlıkları, besin tüketim sıklığı, Çocuklara Yönelik Günlük Ritim Belirleme Ölçeği, Uluslararası Fiziksel Aktivite Anketi, 24 saatlik besin tüketim kaydını kapsamaktadır. Normal ağırlıktaki ergenlerde en sık ilave şeker kaynakları çikolata/gofret, takiben dondurma iken; hafif şişman ve obez ergenlerde birinci sırada dondurma, ikinci sırada ise çikolata/gofret yer almaktadır. Gazlı içecekler, kakaolu meyveli sütler ve meyve suları sonraki sıralarda bulunmuştur. Günlük enerjinin ilave şekerden gelen yüzdesi normal ağırlıktaki ergenlerde %6,35 ve hafif şişman ile obez ergenlerde %6,52 olup gruplar arası anlamlı farklılık yoktur (p=0,740). Gruplar arasında oturma süresi arttıkça, sakkaroz ve enerjideki ilave şeker miktarı artmıştır (p<0,05). Hafif şişman ve obez ergenlerin ekran süresi ve günlük oturma süresi daha yüksek olarak bulunmuştur. Hafif şişman ve obez ergenlerde gececi kronotipe sahip olanlarda her gün şekerli içecek tüketme oranı (p=0,007) ve ekran süresi (p<0,001) daha yüksektir. Dondurma, çikolata ve gofretin başlıca ilave şeker kaynakları olduğu, uzun ekran ve oturma süresi ile geç kronotipin ergen obezitesi üzerine etkisi gösterilmiştir. Daha geniş çalışmalara ihtiyaç vardır. Anahtar Sözcükler: Ekran süresi, ergen beslenmesi, ilave şeker, kronotip, oturma süresi
Yeme bağımlılığı olan ve olmayan Tip 2 diyabetli bireylerde aşırı besin isteği, depresyon, anksiyete, stres durumu ve biyokimyasal parametrelerin karşılaştırılması
Bu çalışma, tip 2 diyabetli bireylerde beslenme alışkanlıkları, yeme bağımlılığı durumları, aşırı besin isteği durumları, depresyon, anksiyete ve stres durumları ile biyokimyasal bazı parametrelerinin ilişkilerini incelemek amacıyla gerçekleştirilmiştir. Kars Harakani Devlet Hastanesi Diyet Polikliniğine başvuran 18-65 yaş aralığındaki tip 2 diyabetli 129 birey çalışmaya dâhil edilerek değerlendirmeler yapılmıştır. Katılımcıların 78'i kadın, 51'i erkektir. Bireylere demografik özelliklerin, hastalığa ilişkin bilgilerin sorgulandığı ve YALE-Yeme Bağımlılığı Ölçeği, ABİS-Aşırı Besin İsteği Ölçeği ve DASÖ-21-Depresyon, Anksiyete ve Stres Ölçeğinin yer aldığı anket formu uygulanmıştır. Bireylerde yeme bağımlılığı bulunup bulunmamasına göre BKİ değeri, vücut ağırlığı, kalça çevresi, bel çevresi değerleri açısından anlamlı farklılıklar yoktur (p>0.05). Cinsiyete göre ABİS ölçeği puanları arasında istatistiksel açıdan anlamlı bir farklılık yoktur (p>0.05). Yeme bağımlılığı olan bireylerin ortalama ABİS puanları, yeme bağımlılığı olmayan bireylerin ortalama ABİS puanlarından yüksek bulunmuştur (p<0.05). DASÖ-21 ölçek puanları için de yeme bağımlılığı olanlarda ve olmayanlarda istatistiksel açıdan farklılıklar mevcuttur (p<0.05). Kadınların ortalama DASÖ-21 ölçeği puanları anlamlı seviyede daha yüksek bulunmuştur (p<0.05). Çalışma sonuçları, tip 2 diyabetli bireylerde yeme bağımlılığı gelişebileceğini ve bu durumun aşırı besin isteği ve bireylerin psikolojik durumları ile ilişkili olabileceğini göstermektedir. Bu nedenle tip 2 diyabetli bireyler değerlendirilirken cinsiyet, yaş, ailede diyabet öyküsü gibi durumlara ek olarak beslenme alışkanlıkları ve besin yönelimleri ile psikolojik durumları da göz önünde bulundurulmalıdır. Anahtar Sözcükler: Anksiyete, besin isteği, depresyon, tip 2 diyabet, yeme bağımlılığı