Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Ünsal Dönmez
11 theses · Ankara Yıldırım Beyazıt University
Ürün sorumluluğu bağlamında hatalı tıbbî cihazdan doğan hukukî sorumluluk
İnsanın hayatı ve sağlığı, onun en değerli varlığıdır. Bu nedenle sağlık sektörüne yapılan yatırım bir medeniyetin vazgeçilmez unsurudur. Tıbbî cihazlar günümüz sağlık sektörü açısından ilaçtan sonra en önemli teşhis ve tedavi araçlarıdır. Bu araçların tasarımından üretimine, üretiminden piyasaya sürümüne kadar olan safhalarda bu ürünlerde meydana gelebilecek hatalar insanın maddi varlıkları üzerinde büyük zararlara yol açabilecektir. Bu zararların tazmin edilebilmesi için hatalı tıbbî cihazlardan doğan hukukî sorumluluğun belirlenmesi büyük bir önem arz etmektedir. Bir tıbbî cihaz genellikle fabrikasyon (seri) bir üretim sonucunda ortaya çıkmaktadır. Fabrikasyon üretimler günümüz medeniyetinin vazgeçilmez unsuru haline gelmiştir. Ancak fabrikasyon üretimler neticesinde meydana gelebilecek zararlar büyük olmaktadır. Bu duruma çözüm sunmak adına hukuk sahasında modern "ürün sorumluluğu" kurumu geliştirilmiştir. Ürün sorumluluğu kapsamında tıbbî cihazlar da bir üründür. Hatalı tıbbî cihazlardan doğan zararların tazmin edilmesi noktasında müracaat edilebilecek en doğru kurum "ürün sorumluluğu" dur. Ürün sorumluluğu kurumunun doğru anlaşılması ve buna uygun bir düzenlemenin yapılması birçok sektörde olduğu gibi tıbbî cihaz sektöründeki gelişimi de yakından ilgilendirmektedir. Ürün sorumluluğunun gelişimin temelleri Amerikan Hukuku tarafından atılmıştır. Daha sonra Amerikan Hukuku' nun da etkisiyle Alman Hukuku' nda verilen "Tavuk Vebası" kararı büyük bir dönüm noktası olmuştur. 85/374 sayılı AB Direktifi' nin kabulü bir diğer önemli dönüm noktasıdır. Bu hukukî metin bütün AB dışındaki devletleri de etkileyerek küresel bir etki doğurmuştur. Türk Hukuku' nda, 4077 sayılı Kanun ile ilk defa ürün sorumluluğu kurumu düzenlenmiştir. 6502 sayılı Tüketici Kanunu' nun kabulü ile birlikte ürün sorumluluğunu düzenleyen mevcut bir özel hüküm kalmamıştır. Bu nedenle ürün sorumluluğu konusuna 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu' nun genel hükümleri esas alınarak bir çözüm sunulacaktır.
Türk Borçlar Kanunu'nda tehlike sorumluluğu
Tehlike sorumluluğu sözleşme dışı sorumluluk türleri içerisinde en ağır sorumluluk tipini oluşturmaktadır. 818 sayılı Borçlar Kanunu döneminde İsviçre ile Alman hukuk sistemlerine benzer şekilde Türk Hukukunda tehlike sorumluluğu özel düzenlemelerle karşılık bulmuştur. Bu durum Türk Hukuku sistemi açısından 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu'nun (TBK) kabulüne kadar sürmüştür. TBK madde 71 ile kanun koyucu artık genel bir tehlike normu sorumluluk hukukuna kazandırılmıştır. Düzenleme ile kanun koyucu bir işletmenin önemli ölçüde tehlikeli faaliyetinden kaynaklı bir zararın doğması halinde işletme sahibi ve işleteni müteselsilen sorumlu tutmaktadır. Bu sayede, özel kanuni düzenlemelerin bulunmaması durumunda tipik tehlikenin gerçekleşmesinden kaynaklı zarar görenler açısından tehlike sorumluluğu anlamında telafi gündeme gelmektedir. TBK madde 71/f.1 ile tazminat sorumluluğu öngören kanun koyucu, TBK madde 71/f.4 ile önemli ölçüde tehlike arz eden bir işletmenin bu tür faaliyetine hukuk düzenince izin verilmiş olsa dahi zararın talep halinde denkleştirilmesini öngörmüştür. Doktrinde söz konu bu fıkra hakkında birçok görüş ortaya atılmış olup halen hükmün uygulanması hakkında ortak bir kanıya varılamamıştır. Bu noktada çalışmada TBK madde 71/f.1 hükmü ile getirilen tazminat yükü öngören tehlike sorumluluğu ve TBK madde 71/f.4'te öngörülen denkleştirme kurumunun hukuki nitelikleri özelinde durulmuştur. Her iki sorumluluk hali için öngörülen unsurların neler olduğu ve farklılaşan yönleri özelinde tespitlere yer verilmiştir. Öte yandan, "tehlike sorumluluğunda hukuka aykırılık olgusunun gerekip gerekmediği, hangi zarar kalemleri üzerinde giderimin geçerli olduğu, illiyet bağı için esas alınması gereken ölçüt ve zamanaşımı" hususlarında incelemelere de yer verilmiştir. Son olarak tehlike sorumluluğunda müteselsil sorumluluk ve sorumluluğun sınırlandırılması konularının TBK madde 71 nazarından incelenmesi yapılmıştır. Çalışmamız sonuç kısmıyla nihayete erdirilmiştir. Çalışmanın amacı söz konusu TBK madde 71 özelinde mevcut olan sorulara doktrinde yer verilen değerlendirmeler ve mahkeme içtihatları üzerinden cevap aramaktır.
Türk aile hukukunda evlilik birliğinin boşanma ile sona ermesi halinde ortak velâyet
Bu çalışmada, 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu çerçevesinde evlilik birliğinin boşanma ile sona ermesi halinde ortak velâyet kurumu ele alınmıştır. Bu kapsamda velâyetin amacı, hukuki niteliği, kapsamı, ortak velâyet kurumunun ortaya çıkışı, karşılaştırmalı hukukta ortak velâyetin düzenleniş şekli ortak velâyete yönelik uluslararası belgeler ışığında incelenmiş; mevcut yasal düzenlemeler çerçevesinde Türk aile hukukunda ortak velâyetin mümkün olup olmadığı, doktrinde yer alan görüşler, konuyla ilgili uluslararası belgelerin iç hukukumuza etkisi bakımından değerlendirilip tartışmalı konulara ilişkin öneriler getirilmiştir.
Diş hekiminin aydınlatma yükümlülüğü
Diş hekimi; dişlerin, diş etlerinin ve bunlarla doğrudan bağlantılı olan ağız ve çene dokularının sağlığının korunması, hastalık ve düzensizliklerin teşhisi, tedavisi ve rehabilite edilmesi ile ilgili her türlü mesleki faaliyetleri icra etmeye yetkili olan kişidir. Tıbbi müdahale ise, diş hekiminin hastanın beden ve vücut bütünlüğü üzerine, endikasyon şartını ihtiva eden, doğrudan veya dolaylı olarak gerçekleştirdiği her türlü faaliyettir. Diş hekimlerinin, hasta ile ilk temas ettiği andan başlamak üzere bir takım yükümlülükleri bulunmaktadır. Bu yükümlülükler içerisinde, hem diş hekimliği hem de genel hekimlik uygulamalarında en sık ihlal edilen ise aydınlatma yükümlülüğüdür. Bu kapsamda çalışmamızın birinci bölümünde temel kavramlar, diş hekimliği sözleşmesinin hukuki niteliği ve diş hekiminin gerçekleştirdiği tıbbi müdahalenin hukuka uygunluğu için gereken şartlar açıklandıktan sonra, ikinci bölümde aydınlatma kavramı detaylı bir şekilde incelenmiştir. Üçüncü ve son bölümde ise, diş hekiminin aydınlatma yükümlülüğünü ihlal etmesi halinde hangi yaptırımlara maruz kalacağı, bunun öncesinde hastanın zararını hangi ispat vasıtaları ile ispat edebileceği ve bu anlamda bilirkişilik kurumu ve tıp uygulamalarındaki yansımaları izah edilmiştir. Son olarak, örnek aydınlatılmış formu hazırlanarak uygulamaya ışık tutulmaya çalışılmıştır. Anahtar kelimeler ; Diş hekimi, aydınlatma, tıbbi bilirkişilik, onam formu.
Türk Medeni Hukuku'ndaki yasal önalım hakkının markada uygulanması
Bu çalışmada Türk Medeni Hukuku'ndaki Yasal Önalım Hakkının Markada Uygulanması incelenmiştir. Çalışma, giriş, üç bölüm ve sonuçtan oluşmaktadır. Önalım hakkı ve marka hakkı ayrı ayrı incelenmiş, bu hakkın marka üzerinde uygulanması konusu ele alınmıştır. Türk Medeni Kanunu'nun taşınmazlar için öngördüğü yasal önalım hakkı ile Sınai Mülkiyet Kanunu'nun markalar için öngördüğü yasal önalım hakkı karşılaştırılmıştır. Yasal önalım hakkının marka üzerinde uygulanması konusunda paylı mülkiyet ilişkisi, önalım olayı, yasal önalım hakkının ileri sürülmesi ile hakkın kullanılmasının sonuçları açıklanmıştır. Tartışmalı hususlara değinilmiş, olması gereken hukuk açısından değerlendirmeler yapılmıştır.
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinde arsa sahibinin sorumlulukları
Bilimsel çalışmalarda genel olarak yüklenicinin sorumlulukları açısından ele alınan arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesi, sözleşmenin diğer tarafı olan arsa sahibine de çok önemli sorumluluklar yüklemektedir. Ancak kendisinin arsa payı devretmek haricinde hiç bir yükümlülüğü ve sorumluluğu bulunmadığını ve tüm sorumluluğun yükleniciye ait olduğunu düşünen arsa sahipleri bu durumun çoğu zaman bilincinde değildir. Oysa arsa sahiplerinin sözleşmenin hukuki boyutuna dair bu düşüncelerinin aksine hem sözleşmenin diğer tarafı olarak hem de inşa edilecek yapı eserinin maliki olacak kişiler olarak farklı hukuki gerekçelerle, pek çok kişiye karşı sorumlu durumdadırlar. Arsa sahiplerinin sorumluluklarının sadece bir kısmı sözleşmenin diğer tarafı olan yükleniciye karşıdır ve sorumlulukların neler olduğunun sözleşme metninden tespit edilmesi çoğu zaman mümkün olamamaktadır. Bu çalışmada arsa sahibinin sorumluluk sınırları tespit edilerek, arsa sahibinin gerek yüklenici gerekse başka kişilerce ileri sürülebilecek talepler karşısında nasıl bir hukuki yol izleyebileceği, sözleşmenin yapılması aşamasında bu taleplerin önüne geçme imkânı bulunup bulunmadığı, bulunuyorsa bunu sözleşmede ne gibi koşulların yer alması ile sağlayabileceğinin ele alınması amaçlanmıştır
Joint venture sözleşmeleri
Dünyada teknolojinin gelişmesi ve ülkeler arası mesafelerin kısalması yerli ve yabancı ticaret şirketleri arasında ticaret hacminin artmasına neden olmuş, bunun neticesinde de hukuk düzeninde farklı sözleşme tipleri ortaya çıkmaya başlamıştır. Joint venture sözleşmeleri de adi ortaklık temelli yapısı ile şirketlerin talep ettiği esnekliği kendilerine sağlamakta, iradelerini daha doğru biçimde hukuki düzleme yansıtmalarına aracı olmaktadır. Joint venture sözleşmeleri genel olarak iki tipte kurulmaktadır. Bunlardan ilki salt sözleşmeye dayalı joint venture'lar, diğeri ise sermayeye katılmalı joint venture'lardır. Salt sözleşmeye dayalı joint venture'lar yalnızca ortaklık esaslarını içeren bir temel sözleşmeye istinat etmekteyken, sermayeye katılmalı joint venture'larda genellikle temel sözleşmeye dayanarak bir ticaret şirketi kurulması söz konusu olmaktadır. Özellikle sermayeye katılmalı joint venture'larda söz konusu olan bu sözleşmeler bütünü, özel olarak değerlendirilmeyi gerektirmektedir. İşbu çalışmada, joint venture ilişkilerinin ortaya çıkışı, hukuki niteliği, kuruluşu, işleyişi ve sona ermesi hakkında bilgi verildikten sonra, mevzuat hükümleri doğrultusunda Türk Hukukunda joint venture'ların durumu açıklanmış; özellikle doktrinde tartışmalı konularda karşıt görüşlerin savları değerlendirilerek ilgili konulara çözümler sunulmuştur.
Tüketici hukukunda dijital içerik ve hizmetlerde sözleşmeye uygunluk
Yazılımlardan dijital video mecralarına, elektronik kitaplardan bilgisayar oyunlarına kadar birçok çeşidi olan dijital içerik ve hizmetler, yaygın bir şekilde tüketici işlemlerinin konusunu oluşturmaktadır. Söz konusu işlemlerde, sözleşme hukukuna dair karşılaşılabilecek problemlerden biri, ifanın konusuyla ilişkili tüm hususlarda tam ve doğru bir ifayı gerçekleştirme yükümlülüğü anlamına gelen sözleşmeye uygunluk hâlini ilgilendirmektedir. Dijital içerik ve hizmetler, 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'da normatif olarak mal kategorisinde değerlendirilmektedir (TKHK m. 3/h). Türk Hukukundaki tüketiciyi koruyan düzenlemelerde doğrudan bir karşılığı bulunmamakla birlikte sözleşmeye uygunluğun ayıptan ari ifa hâliyle özdeşleştirilmesi mümkündür. Yani dijital içerik ve hizmetlerde sözleşmeye uygunluk, TKHK'deki ayıplı mallara ilişkin hükümlere tabidir. Ancak bu hükümler, genellikle sofistike özellikler taşıyan dijital içerik ve hizmetlerin konu edildiği sözleşme ilişkilerinde tüketici menfaatlerini korumakta yetersiz kalmaktadır. Mesela Kanun'da öngörülen lüzumlu vasıf kriterleri, dijital içerik ve hizmetler için oldukça soyuttur. Yine ayıplı mal hükümlerinin, bulut bilişim hizmetlerindeki gibi sürekli edimle temin edilen dijital içerik ve hizmetlere uygulanmasında çeşitli problemler doğabilir. Ayrıca 99/44 sayılı mehaz Direktif'te sözleşmeye uygunluk kavramına yer verilmesine rağmen TKHK'de ayıp kavramına başvurulması, ayıbın kapsamına ilişkin TBK'daki tartışmaların TKHK'ye taşınmasına yol açmıştır. Anılan problemlerin çözümü amacıyla oluşturulmuş bir yargı içtihadına rastlanmamıştır. Parasal sınır nedeniyle temyiz yoluna başvurmanın genellikle mümkün olmadığı tüketici uyuşmazlıkları için bu tür bir içtihadın oluşmasını beklemek de gerçekçi görünmemektedir. Öyleyse Türk Hukuku için bu konuda bir reform ihtiyacı doğmuştur. Gerçekleştirilecek reformda, bir dünya standardı hâline gelmesi muhtemel olan AB ve Alman Hukuku düzenlemeleri model alınabilir. Konuya ilişkin Avrupa Birliği 2019/770 sayılı Dijital İçerik Direktifi ile Alman Medeni Kanunu (BGB) § 327 vd. hükümlerinde, dijital içerik ve hizmetlerin sofistike özellikleri dikkate alınarak tüketicinin dijital dünyadaki menfaatlerinin korunmasına hizmet eden bir anlayış benimsenmiştir. Ne var ki bu hükümler, esasa ilişkin bazı yönlerden eleştiriye muhtaç olduğu gibi regülasyon yöntemi açısından da taşıması gereken nitelikler olan öz ve kolay anlaşılır olmaktan uzaktır. Bu kapsamda çalışmada AB ve Alman Hukukunun anılan düzenlemeleri mercek altına alınarak Türk Hukukunda nasıl bir çözüm üretilmesi gerektiğine yoğunlaşılmaktadır.
Sağlık sektöründe kamu özel işbirliği sözleşmeleri
Günümüzde dünyanın birçok ülkesinde, yatırım ihtiyaçlarının giderilmesinde yaygın bir şekilde kullanılan kamu özel işbirliği modeli, bir projenin kamu ile özel sektör arasında yapılan sözleşme çerçevesinde, risk ve getirilerinin paylaşılarak hayata geçirildiği modellerdir. Bahsedilen sözleşmeler özel hukuka tabi olup uluslararası literatürde kamu özel işbirliği sözleşmeleri (PPP Contract) olarak adlandırılmaktadır. Kamu özel işbirliği modeli, ülkemiz mevzuatında, ismen sağlık sektöründe uygulanan yap-kirala-devret modelinin düzenlendiği 6428 sayılı Kanun'da zikredilse de, 1980'lerden beri uygulanmakta ve yap-işlet, yap-işlet-devret, işletme hakkının devri modellerini de kapsamaktadır. Söz konusu modellerin ve bu modellerin uygulanmasına yönelik akdedilen kamu özel işbirliği sözleşmelerinin, çerçeve bir kanunda düzenlenmesine yönelik eskiden beri kanun çalışmaları yapılmışsa da henüz yasalaşan bir çalışma bulunmamaktadır. Konunun genişliği sebebiyle çalışmamızda, ülkemizde sağlık sektöründe uygulanan yap-kirala-devret modelinin uygulanmasına yönelik akdedilen kamu özel işbirliği sözleşmeleri incelenmiş olup diğer kamu özel işbirliği modellerine de değinilmiştir. Bu çerçevede, bir projenin yapılması, kiralanması, devri gibi unsurlardan oluşan kamu özel işbirliği sözleşmelerinin kapsamı, hüküm ve sonuçları ve sona ermesi gibi hususlar ele alınmıştır.
Tıbbi malpraktiste sorumluluk ve komplikasyon
Tıbbi malpraktis tıp hukukunun en çok tartışılan multidisipliner konularından biridir. Hekimin tıbbi malpraktisten kaynaklanan sorumluluğuna dair 2002 yılından beri kanun tasarıları gündeme gelse de henüz kanunlaşmamıştır. Sorumluluğun mevcudiyeti noktasında tıbbi malpraktisle arasında büyük farklar taşıyan komplikasyon kavramı ve bu iki kavram arasındaki sınırların çizilmesi oldukça önemlidir. Çalışmamızda tıbbi müdahale kavramına, hukuka uygun bir tıbbi müdahalenin şartlarına yer verilmiştir. Tıbbi malpraktisin unsurları, tıbbi malpraktisin türleri, tıbbi malpraktisin dogmatik temelleri ele alınmıştır. Ayrıca hekimin tazminat sorumluluğu, hekimlerin zorunlu mali sorumluluk sigortası da çalışmamızda incelenen hususlardandır. Anahtar Kelimeler: Tıbbi malpraktis, tıbbi müdahale, hekimin hukuki sorumluluğu, mali sorumluluk sigortası, komplikasyon, vekalet sözleşmesi.
Türk hukukunda alacaklının açtığı ortaklığın giderilmesi davası
Çalışmamız kapsamında, birlikte mülkiyet ilişkisinin çoğu zaman kaçınılmaz bir sonucu olan ortaklığın giderilmesi davası ve İİK m. 121 yetkisine dayanan, paydaşların açtığı ortaklığın giderilmesinden farklı olarak kendine özgü özel dava şartları bulunan ve esas amacı alacaklının alacağını tahsil imkânı sağlayan "alacaklının açtığı ortaklığın giderilmesi" davası incelenmeye çalışılmış, Türk Hukuk Siteminde malikin mülk üzerindeki mutlak tasarruf yetkisini sınırlandıran bu özel durumun kendine özgü usulî farklılıklarına değinilmiş, bu davaya özel dava şartları ayrı başlıklar altında irdelenmiştir. Çalışmamızla alakalı olarak öğretide ileri sürülen farklı görüşlerin yanında yüksek yargı içtihatlarına genişçe yer verilmiş, önemli sayılan hususların hemen ardından konuyla alakalı Yargıtay Kararları, karar künyesiyle birlikte sunulmuş, uygulamada sıkça yapılan hatalara ışık tutulmaya çalışılmıştır. Ortaklığın giderilmesi davasına özgü tarafların davada hem davacı hem de davalı konumunda bulunmasının klasik hukuk davalarından farklı olarak yargılama giderlerinin paylaştırılmasına yansımasındaki hukuk mantığına ışık tutulmaya çalışılmıştır.