Theses supervised by Dr. Öğr. Üyesi Zerrin Çiğdem
19 theses · Hasan Kalyoncu University
Pediatri kliniğinde çocuğu tedavi gören ebeveynlerin çocuklarının hastalıkları ile ilgili internet kullanım durumlarının belirlenmesi
Pediatri Kliniğinde Çocuğu Tedavi Gören Ebeveynlerin Çocuklarının Hastalıkları İle İlgili İnternet Kullanım Durumlarının Belirlenmesi Fatih DOĞAN, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Sağlık Bilimleri Enstitüsü, Hemşirelik Anabilim Dalı, Tezli Yüksek Lisans, Gaziantep 2018 Bu araştırma, pediatri kliniğinde çocuğu tedavi gören ebeveynlerin çocuğunun hastalığı ile ilgili internet kullanım durumlarının belirlenmesi amacı ile tanımlayıcı olarak planlandı. Araştırma verileri etik kurul izni ve kurum izinleri alındıktan sonra araştırmacı tarafından geliştirilen Hasta Tanıtım Formu ve internet bilgi edinme formu kullanılarak yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Araştırmanın örneklemini 21 Aralık 2016 ile 10 Nisan 2017 tarihleri arasında Elazığ Fırat Üniversitesi Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Kliniklerinde çocuğu yatarak tedavi gören, iletişim sorunu olmayan, Türkçe bilen, çalışmaya gönüllü katılmayı kabul eden,763'ü kadın 254'ü erkek toplam 1017 ebeveyn oluşturdu. Verilerin değerlendirilmesi bilgisayar ortamında SPSS 20.0 yazılım programında yapıldı ve yüzdelik, ortalama, standart sapma, normal dağılım göstermeyen grupların ortalaması arasındaki ilişki ki-kare(chi-square) testi ile analiz edildi. Çalışmada elde edilen bulgulara göre; araştırmaya katılan ebeveynlerin yaş ortalamasının 32.56±0.847 yıl olduğu ve %57.4'ünün çocuğunun hastalığı ile ilgili olarak hiçbir yerden/kişiden bilgi almadığı, %34.5'inin çocuğunun hastalığına yönelik olarak internet ortamında araştırma yaptığı belirlendi. Çocuğun hastalığının tipi ile çocuğun hastalığı hakkında daha önce bilgi edinme durumu, internet ortamının bilgi edinmede yardımcı olma durumu arasında ve çocuğun hastalığı ile ilgili internette araştırma yapma ile ebeveyn eğitim durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulundu. Sonuç olarak internet ortamında çocuğunun hastalığına yönelik bilgi edinen ebeveynlerin büyük çoğunluğunun bu bilginin kendisine katkı sağladığını ifade ettikleri belirlendi. İnternet ortamında doğru adreslerden bilgi alındığında, çocuğun sağlık sorununa yönelik doğru bilgilerin edinilmesi sağlanabilir. Anahtar kelimeler: Ebeveynin Online Tutumu, İnternet Kullanımı, Doktor Hasta İletişimi
Nefroloji kliniğinde kronik böbrek hastalığı tanısı ile izlenen çocuklarda yaşam kalitesinin değerlendirilmesi
Bu araştırma, 8-12 yaş arası KBH tanısı konan çocuklarda yaşam kalitesini değerlendirmek ve sosyo-demografik değişkenlerle ilişkisini belirlemek amacı ile planlandı. Araştırma 19 Nisan – 17 Ekim 2017 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Uygulama ve Araştırma Hastanesine başvuran, 8-12 yaş grubu olan 46 çocuk ile yürütüldü. Araştırmada Çocuk ve Aileye Yönelik Bilgi Formu, ÇİYKÖ 8-12 Yaş Çocuk Formu kullanıldı. Elde edilen veriler SPSS Windows 22.0 paket programı kullanılarak analiz edildi. Araştırmaya katılan çocukların %52.5'sinin kız, yaş ortalamasının 9.81±1.31 yıl, %58.7'sinin ilçe merkezinde yaşadığı ve %58.7'sinin sağlık güvencesine sahip olduğu belirlendi. Çocukların %73.9'unun diyaliz tedavisine devam ettiği, %88.4'ünün düzenli olarak okula gitmediği gözlendi. Çocukların KBH tanısı konulma yaş ortalaması 7.47±2.37 olarak bulundu. Çalışmada ÇİYKÖ 8-12 Yaş Çocuk Formu Fiziksel İşlevsellik puan ortalamasının 49.18±16.51, Duygusal İşlevsellik puan ortalamasının 50.21±19.85, Sosyal İşlevsellik puan ortalamasının 55.76±16.49 olduğu belirlendi. Çalışmada ÇİYKÖ 8-12 Yaş Çocuk Formu puan alanları ortalamaları ile cinsiyet, yaş, BKI, KBH tanısı konma yaşı, diyalize girme, diyalize girme süresi, ilaç tedavisinde aksama, okula gitme, okula devam etme durumları arasında istatistiksek olarak anlamlı bir ilişki gözlenmedi (p>0.05). Araştırmada ÇİYKÖ 8-12 Yaş Çocuk Formu ölçek toplam puanı ile KBH tanısı konma süresi arasında istatistiksek olarak anlamlı ilişki olduğu görüldü (p<0.05). Bu sonuçlar doğrultusunda; KBH tanısı konma süresi bir yıldan fazla olan çocukların yaşam kalitelerinin bozulduğu düşüncesine varıldı.
Gaziantep il merkezinde öğrenimine devam eden erken ergenlik dönemindeki çocukların güneşten korunma davranışlarının değerlendirilmesi
Bu araştırma, Gaziantep il merkezinde öğrenimine devam eden erken ergenlik dönemindeki çocukların güneşten korunma davranışlarının değerlendirilmesi amacı ile tanımlayıcı olarak planlandı. Araştırma verileri gerekli izinler alındıktan sonra araştırmacı tarafından geliştirilen Çocuk ve Aileye Yönelik Bilgi Formu, Güneşten Korunma Davranış (GKDÖ), Güneşten Korunma Karar Dengesi (GKKDÖ) ve Güneşten Korunma Öz Yeterlilik (GKÖYÖ) Ölçekleri ile Eylül 2018-Ocak 2019 tarihleri arasında toplandı. Araştırmanın örneklemini Gaziantep il merkezinde eğitim veren ortaokullardan basit rastgele örnekleme yöntemi ile belirlenen ve çalışmanın yapılmasına izin verilen 24 okuldaki; 5., 6., 7. ve 8. sınıf öğrencileri arasından rastgele seçilen ve çalışmaya katılımı için ebeveynlerinden yazılı onay alınan 1154 öğrenci oluşturdu. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 21 programı kullanıldı. Çalışmaya katılan çocukların %60.9'unun kız, yaş ortalamalarının ise 11.33±1.10 yıl olduğu belirlendi. GKDÖ toplam puan ortalaması ile cinsiyet, yaş, devam edilen sınıf, anne-baba eğitim düzeyi, ailedeki çocuk sayısı, ailenin ekonomik düzeyi, ev-okul arasında araç kullanımı, deniz-dereye girme durumu ve 10-16 saatleri arasında dışarıda geçirilen süre arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu bulundu (p<0.05). GKKDÖ yarar algısı alt boyutu puan ortalaması ile cinsiyet, yaş, devam edilen sınıf ve yazın deniz-dereye girme durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu saptandı (p<0.05). GKKDÖ zarar alt boyutu puan ortalaması ile yaş, devam edilen sınıf, ela gözlü olma, tip 3 deri özelliğine sahip olma ve 11-13 saatleri arasında dışarıda geçirilen süre arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu belirlendi (p<0.05). GKÖYÖ toplam puan ortalaması ile cinsiyet, yaş, devam edilen sınıf, ailenin ekonomik düzeyi, tip 3 deri özelliğine sahip olma, ev-okul arasında araç kullanımı, deniz-dereye girme durumu arasında istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu gözlendi (p<0.05). GKDÖ, GKÖYÖ ve GKKDÖ puan ortalamalarına göre erkek cinsiyet, yaşı büyük olanlar, anne-baba eğitim düzeyi düşük olanlar ve 10-16 saatleri arasında dışarıda fazla süre geçirenlerin risk altında oldukları, saç ve ten renginin ise etkili olmadığı saptanmıştır.
Preterm bebeklere uygulanan masajın büyüme ve stres belirtilerine etkisi
Bu tezin amacı, preterm bebeklere uygulanan masajın büyüme ve stres belirtilerine etkisini deneysel olarak araştırmaktır. Araştırmanın evrenini, Ocak 2018-Şubat 2019 tarihleri arasında Medicalpark Batman Hastanesi yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan preterm bebekler, örneklemini ise araştırmaya alınma kriterlerine uyan 60 preterm bebek oluşturmuştur. Veriler, Preterm Bebek Tanıtıcı Özellikler Formu, Preterm Bebek İzlem Formu ve Yenidoğan Stres Ölçeği ile toplanmıştır. Deney grubundaki bebeklere 10 gün süreyle günde 3 kez masaj uygulanırken, kontrol grubundaki bebeklere ünitenin standart hemşirelik bakımı verilmiştir. Deney ve kontrol grubundaki bebeklerin araştırmacı tarafından 1., 5. Ve 10. gün vücut ağırlığı, boy uzunluğu ve baş çevresi ölçümleri yapılmıştır. Masaj uygulanan gruptaki bebeklerin stres durumlarını değerlendirmek amacıyla uygulamanın 1., 5. ve 10. günlerinde masaj uygulamasından 15 dakika öncesi ve sonrasında kamera kayıtları alınmıştır. Kontrol grubundaki bebeklerin de, masaj uygulanan grup ile benzer saatlerde kamera kayıtları alınmıştur. Kamera kayıtları çalışmaya kör iki gözlemci tarafından izlenerek bebeklerin stres düzey değerlendirmeleri yapılmıştır. Verilerin analizinde Sınıf İçi Korelasyon, Frekans, Levene, Karışık Desenli Faktöryel ANOVA, Tekrarlı Ölçümler ANOVA testleri kullanılmıştır. Masaj uygulamasının büyüme ölçümlerine (vücut ağırlığı, boy uzunluğu ve baş çevresi) etkisi incelendiğinde; ölçüm günü ilerledikçe hem masaj hem de kontrol grubunda vücut ağırlığı, boy uzunluğu ve baş çevresi uzunluğunun arttığı görülmektedir. Bu artışın; masaj grubunda, kontrol grubuna göre daha yüksek düzeyde görüldüğü ve iki grup arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu gözlemlenmiştir (p<0.001). Masaj uygulamasının bebeklerin stres düzeyine etkisi incelendiğinde; bebeklerde ölçüm günü ilerledikçe masaj grubundaki bebeklerin stres düzeyleri puan ortalamaları istatistiksel olarak anlamlı düzeyde düşmekte iken, kontrol grubundaki bebeklerin stres düzeyleri puan ortalamasının aynı kaldığı tespit edilmiştir. Masaj uygulanan bebeklerin stres düzeyleri, masaj uygulanmayan bebeklerin stres düzeyinden istatistiksel açıdan anlamlı derecede daha düşüktür (p<0.001). Bu sonuçlara göre, masaj uygulaması preterm bebeklerin büyüme ve strese belirtilerine olumlu yönde etki ettiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde bebek masajının uygulanması, taburcu sonrası bebek masajını bebeklerin rutin bakımlarına katılması, bebek masajı konusunda annelerin eğitilmesi ve desteklemesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Preterm, Bebek Masajı , Yenidoğan Stres Düzeyi
Çocuğu hastanede yatan ebeveynlerin çocuklarının sağlık haklarına yönelik tutumlarının değerlendirilmesi
Bu araştırma çocuğu hastanede yatan ebeveynlerin çocuklarının sağlık haklarına yönelik tutumlarının sosyo demografik değişkenlerle ilişkisini belirlemek amacı ile planlandı. Araştırma 23 Temmuz - 21 Aralık 2018 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Uygulama ve Araştırma Hastanesinde yatan 0 – 17 yaş grubu çocuğa sahip 307 ebeveyn ile yürütüldü. Araştırmada Çocuk ve Aileye Yönelik Bilgi Formu ve Çocuğun Sağlık Haklarına Yönelik Ebeveyn Tutum Ölçeği kullanıldı. Elde edilen veriler SPSS Windows 24.0 paket programı kullanılarak analiz edildi. Araştırmaya katılan ebeveynlerin %49,8'inin 29-39 yaş grubunda, ebeveynlerin %68,7'sinin kadın, %41,7'sinin ilkokul mezunu, %64,2'sinin 1 ile 3 arasında çocuk sahibi oldukları, %66,1'nin gelirinin giderden düşük, %64,5'inin ilde yaşadığı, %85,7'sinin çekirdek aile tipinde oldukları, %63,5'inin herhangi bir işte çalışmadıkları, %91,2'sinin sağlık güvencesine sahip oldukları, ebeveynlerin %82,1'nin çocuk hakları konusunda bilgi sahibi olmadığı, bilgi sahibi olan ebeveynlerin ise %56,4'ünün bu bilgiye TV'den sahip oldukları, araştırmaya katılan ebeveynlerin çocuklarının %59,9'unun erkek olup, çalışma kapsamındaki ebeveynlerin çocuklarının %50,5'inin 0 ile 3 yaş grubunda, hastanede yatan çocukların %56,4'ünün akut hastalığı olduğu, hastanede yatan çocukların %73,3'ünün yatış gününün 1 ile 5 gün arasında değişiklik gösterdiği, çalışma kapsamındaki ebeveynlerin çocuklarının %60,3'ünün de daha önce hastanede en az bir kez yattığı gözlendi. Araştırmada ebeveynlerin sosyodemografik özellikleri ile ÇSHYETÖ puan ortalamalarına bakıldığında; ebeveynlerin gelir durumlarının Bakım ve Korunma alt grubunda anlamlı olduğu saptandı (p<0.01). Ebeveynlerin aile yapısı incelendiğinde, kendi kendine karar verme alt grubunda geniş aile yapısına sahip olan ebeveynlerin puan ortalaması 22.23±2.72 bulunarak anlamlı bir farklılık olduğu görüldü (p<0.05). Ebeveynlerin çocuk haklarını bilme düzeyleri incelendiğinde kendi kendine karar verme alt grubunda istatiksel olarak anlamlı fark olduğu belirlendi (p<0.01). Ebeveynlerin çocuğunun hastalık tanısı yönünden incelendiğinde kendi kendine karar verme alt grubunda, çocuğuna akut hastalık tanısı konan ebeveynlerde, istatiksel olarak anlamlı farklılık belirlendi (p<0.01). Bu sonuçlar doğrultusunda ailelerin çocuklarının sağlık sorunlarının farkında olmalarını istedikleri ancak sağlık ile ilgili kararlarda kendilerinin belirleyici olması gerektiğini savundukları düşünülmektedir. ANAHTAR KELİMELER: Çocuk Hakları, Ebeveyn Tutumu, Çocuğun Sağlık Hakkı
Pozisyon yatağı kullanılarak verilen yüzükoyun ve yan yatış pozisyonunun preterm bebeğin konforuna etkisi
Araştırma, Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde (YYBÜ) yatan preterm bebeklerde pozisyon yatağı kullanılarak verilen yüzükoyun ve yan yatış pozisyonunun preterm bebeğin konforuna etkisini belirlemek amacıyla deneysel olarak gerçekleştirildi. Araştırmanın evrenini, 01.12.2017 - 01.07.2018 tarihleri arasında Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Bilim Dalı Neonatoloji Bilim Dalı-YYBÜ'de yatan preterm bebekler, örneklemini ise araştırmaya alınma kriterlerine uyan 33 preterm bebek oluşturdu. Araştırma verileri araştırmacı tarafından geliştirilen Bebek Bilgi Formu, Yenidoğan İzlem Formu, Yenidoğan Pozisyon Değerlendirme Aracı (YPDA) ve Prematüre Bebek Konfor Ölçeği (PBKÖ) ile toplandı. Bu çalışma preterm bebeklere her 3 saatte bir sırasıyla; pozisyon yatağında yüzükoyun ve yan yatış şeklinde pozisyon verilerek 2 aşamada gerçekleştirildi. Verilerin istatistiksel analizler için SPSS for Windows version 22.0 paket programı kullanıldı. PBKÖ ve YPDA puanlarının belirlenmesi için Shapiro-Wilk testi ve nonparametrik Wilcoxon işaretli sıralar analizi uygulandı ve p<0.05 istatistiksel olarak anlamlı kabul edildi. Çalışmada preterm bebeklerin yüzükoyun pozisyonundaki PBKÖ puan ortalamasının 9.79±0.88, YPDA puan ortalamasının ise 10.01±1.12 olduğu belirlendi. Bu ölçüm puanlarının yan yatış pozisyonuna göre hem PBKÖ puan ortalamasından (10.01±1.01) ve YPDA puan ortalamasından (9.79±1.04) daha istenilen düzeyde olduğu saptandı. Preterm bebeklerin ön test (pozisyonun verildiği 1. Dakika), 1. saat ve 2. saatte aldıkları PBKÖ puanları sonucunda her iki pozisyonda da konforunun arttığı belirlendi. Pretermlerin yüzükoyun YPDA puanlarında ön test ile 1. saat ve ön test ile 2. saat puanlar arasında anlamlı bir fark olduğu bulundu (p<0.01). 1. saat ile 2. saat puanlar arasında anlamlı derecede farklılaşma olmadığı belirlendi. Ayrıca preterm bebeklerin yan yatış pozisyonunda YPDA'dan aldıkları ön test, 1. saat ve 2. saat puanları arasında ön test ile 1. saat puanlar arasında anlamlı bir fark olduğu belirlenirken (p<0.05), ön test ile 2. saat ve 1. saat ile 2. saat puanlar arasında anlamlı derecede farklılaşma olmaması bebeğin yan yatış pozisyonunda 1. saatin sonunda optimal/uygun pozisyonunun devamını sağlamada zorlandığını göstermektedir. Sonuç olarak bu çalışmada bebeğin pozisyonundan daha çok kullanılan pozisyon yatağının konforu etkilediği düşünülmektedir. Preterm bebeğin konforunun arttırılması; dolayısıyla gelişiminin desteklenmesi için bebeğe pozisyon verilirken pozisyon yatağı kullanılması ve verilen pozisyonun öncelikli olarak yüzükoyun pozisyonu olması önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Preterm, Pozisyon, Pozisyon Yatağı, Konfor
Hemşirelerin çocuk istismarı ve ihmalini raporlama öz-yeterlilik ölçeği'nin geçerlilik ve güvenilirlik çalışması
Araştırma, Hemşirelerin Çocuk İstismarı ve İhmalini Raporlama Öz-Yeterlilik Ölçeği'nin geçerlilik ve güvenilirliğini test etmek amacıyla metadolojik olarak planlandı. Metodolojik türde yürütülen bu çalışma, 01 Şubat-01 Nisan 2019 tarihleri arasında Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastaneleri'nde çalışan hemşireler üzerinde yapıldı. Evreni, hastanede çalışmakta olan hemşireler oluşturmuş; örneklem grubu seçimine gidilmeden evrenin tamamı ile çalışılmıştır (N=308). Lee-Pei,Yu ve ark. tarafından 2008 yılında geliştirilen ölçek, 44 tutum sorusundan oluşmaktadır. Geçerlilik ve güvenirlik analizinde; dil, kapsam, yapı geçerliliği, güvenilirlik analizlerinde ise; iç tutarlılık katsayısı ve testin iki yarıya bölünmesi yöntemi kullanılmıştır. Verilerin analizi SPSS 11.5 Windows sürümü ve SPSS AMOS 24 sürümünde yapılmıştır. Hemşirelerin Çocuk İstismarı ve İhmalini Raporlama Öz-Yeterlilik Ölçeği'nin çeviri geri çeviri yöntemi ile dil geçerliliği analiz edilmiş ve uzman görüşleri ile kapsam geçerliliği yapılmıştır. Kapsam geçerliliğinde Davis yöntemi kullanılarak KGO hesaplandı. Yapı geçerliliğinde AFA ile DFA yapıldı. Ölçeğin DFA sonucunda tek faktörlü bir yapıda ve faktör yüklerinin uygun aralıkta olduğu belirlenmiştir. Uyum değerlendirme ölçütlerinden RMSEA 0.074, CFI 0.908, NFI 0.927, GFI 0.906, AGFI 0.889, X2 3864.26 ve X2/SD 4.771 olarak saptanmıştır ve modelin uyumuna karar verildi Ölçeğin iç tutarlılık analizleri sonucunda madde toplam puan korelasyonlarının yeterli ve Cronbach α katsayısı her üç ölçek için sırasıyla 0.98, 0.98 ve 0.94 olduğu bulunmuştur. Testin iki yarıya bölünmesi yönteminde ölçeklerin 9 alt boyutuna ait Spearman-Brown kat sayısı 0.881 ile 0.992 arasında bulundu. Guttman Split-Half değerinin ise 0.723-0.980 arasında olduğu gözlendi. Sonuç olarak, Hemşirelerin Çocuk İstismarı ve İhmalini Raporlama Öz-Yeterlilik Ölçeği'nin orijinal ölçekle benzer bir yapıda, geçerlik ve güvenirliğinin yüksek olduğu ve hemşirelerin Çİİ'yi raporlamada yeterli bir ölçüm aracı olduğu belirlenmiştir.
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşirelerin iş-yaşam kalitesi ve tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi
Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde Çalışan Hemşirelerin İş-Yaşam Kalitesi ve Tükenmişlik Düzeyleri Arasındaki İlişkinin İncelenmesi. Bu çalışmada Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde (YYBÜ) çalışan hemşirelerin iş-yaşam kalitesi ve tükenmişlik düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanmıştır. Çalışmaya YYBÜ' de çalışan 80 hemşire dahil edildi. Çalışmaya alınan hemşirelerin iş yaşam kalitelerini ve tükenmişlik düzeylerini belirlemek amacıyla Hemşirelik İş Yaşamı Kalitesi Ölçeği (HİYKÖ) ve Maslach Tükenmişlik Ölçeği (MTÖ) kullanıldı. Hemşirelerin iş yaşam kalitesi düzeylerinin çok yüksek olmamakla birlikte, ortalamanın üzerinde olduğu belirlendi. Çalışmada hemşireler iş yaşamlarını %11,2 oranında "iyi", %67,5 oranında "orta" ve %21,2 oranında "kötü" olarak belirtmiştir. Hemşirelerin HİYKÖ "iş koşulları" alt boyutu ile çocuk sahibi olma arasında anlamlı ilişki saptandı (p=0.028). Çalışma saati ile hemşirelerin HİYKÖ iş/çalışma ortamı alt boyut puanlarıyla anlamlı ilişkisi olduğu gözlendi (p=0,036). YYBÜ'de çalışan hemşirelerin duygusal tükenme düzeyi ile duyarsızlaşma düzeyi orta ve kişisel başarı düzeyi yüksek düzeyde olduğu belirlendi. Vardiya sistemi ile çalışan hemşirelerin duygusal tükenmişlik düzeyleri sadece gündüz çalışan hemşirlerden anlamlı düzeyde yüksek olduğu bulundu (p=0,047). Meslekte çalışma süreleri ile hemşirelerin duygusal tükenmişlik puan ortalamaları arasında negatif yönde anlamlı düzeyde ilişki olduğu görüldü (p=0.025). Hemşirelerin iş yaşam kaliteleri ile tükenmişlik düzeyleri arasında yapılan korelasyon analizi sonucunda negatif yönde anlamlı bir ilişki saptandı. Çalışma sonuçlarına göre; YYBÜ' de çalışan hemşirelerin iş yaşam kalitelerinde anlamlı bir düşüş olmadığı bulundu. YYBÜ' de çalışan hemşirelerin çocuk sahibi olmaları ve fazla çalışma saatlerinin yaşam kalitelerini olumsuz etkilediği belirlendi. Hemşirelerin çalışma şeklinin ve çalışma süresinin tükenmişlik düzeyini artırdığı saptandı. Hemşirelerin iş yaşam kalitesi ile tükenmişlik düzeyleri arasında negatif bir ilişki olduğu bulundu.
Yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşirelerin algıladıkları iş yükünün aile merkezli bakıma ilişkin tutumlarına etkisi
Bu araştırma, yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışan hemşirelerin algıladıkları iş yükünün aile merkezli bakıma ilişkin tutumlarına etkisini belirlemek amacı ile tanımlayıcı olarak planlandı. Araştırma verileri gerekli izinler alındıktan sonra araştırmacı tarafından geliştirilen Hemşire Bilgi Formu, Ebeveyn Katılımı Tutum Ölçeği (EKTÖ), Bireysel İş Yükü Algı Ölçeği (BİYAÖ) ile Kasım-Aralık 2018 tarihleri arasında toplandı. Araştırma Kahramanmaraş il merkezinde bulunan Sağlık Bakanlığı'na bağlı çocuk hastanesindeki yenidoğan yoğun bakım ünitesinde çalışan 55 hemşire ile gerçekleştirildi. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 22 programı kullanıldı. Çalışmaya katılan hemşirelerin tamamına yakınını kadınlar oluştururken, %47.3'ü 30-39 yaş ve 40 yaş ve üzeri gruplarında yoğunlaştı. Mesleki çalışma sürelerini %32.7 oranında 21 yıl ve üzeri, ünitenin iş yükünü %76.4'ü fazla ya da çok fazla olarak ifade etmiştir. YYBÜ'de çalışan hemşirelerin BİYAÖ puan ortalaması 102.30±13.93 ve EKTÖ puan ortalaması 74.70±4.10 olarak saptandı. Her iki ölçekten alınan toplam puan ortalamaları karşılaştırıldığında istatistiksel olarak anlamlı ilişki bulunmadı (p>0.05). Yenidoğan yoğun bakım ünitesi hemşirelerinin bireysel iş yükü algı ölçeği alt boyutlardan alınan puan ortalamasına göre hemşirelerin iş yükü algıları en olumludan daha az olumluya doğru sırası ile; "meslektaş desteği" "yönetici desteği" "birim desteği" "çalışma ortamı" şeklindedir. Ölçeğin belirtilen bu dört alt boyut puan ortalamasının sonucuna göre hemşirelerin iş yükü algıları ortalamanın üzerinde olduğu saptanmıştır.
Tip 1 diyabetli çocuğa sahip ebeveynlerin kırılgan çocuk sendromu durumu açısından değerlendirilmesi
Araştırma, Tip 1 Dm tanısı alan çocuğa sahip ebeveynlerde KÇS algısının değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak planlanmıştır. Araştırmanın evrenini, 1.11.2018- 1.02.2019 tarihleri arasında Sağlık Bakanlığı Gaziantep Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Çocuk Endokrin Polikliniği ile Gaziantep Üniversitesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi Çocuk Endokrinoloji ve Metabolizma Polikliniği'nde Tip 1 Dm tanısı alan çocuğa sahip ebeveynler, örneklemini ise araştırmaya dahil etme kriterlerine uyan 102 ebeveyn oluşturdu. Araştırma verileri araştırmacı tarafından geliştirilen Ebeveyn ve Çocuğa Yönelik Veri Toplama Formu ile ebeveyni KÇS açısından değerlendirmek için Çocuk Kırılganlık Ölçeği ile toplandı. Verilerin istatistiksel analizleri için IBM SPSS Statistics 23 paket programı kullanıldı. Çalışmaya katılan ebeveynlerin; %75,5'inin anne olduğu, yaş ortalamasının 34,5±6,19 yıl olduğu ve %54,9'unun 23-34 yaş grubunda bulunduğu, %76,5'inin aile içi ilişkilerini "iyi" olarak ifade ettikleri tespit edildi. Çalışmaya katılan çocukların yaş ortalamasının 76,30±18,31ay olduğu, en yüksek orandaki (%29.4) yaş grubunun 8 yıl 1 ay (97 ay) ile 8 yıl 6 ay (103 ay) arasında yoğunlaştığı, %55,9'unun kız olduğu, %35,3'ünün BMI' nin Z skoru ve persantil değerine göre ''normal'' bulunduğu belirlendi. Çalışmada, Tip 1 Dm izleminin %53,9 oranında anne tarafından yapıldığı, çocukların son 6 ay içerisindeki HbA1c ortalama değerinin 8,83±1,44 olduğu, %51,9'unun 7,6-9(orta metabolik kontrol) aralığında bulunduğu belirlendi. Ebeveynlerin ÇKÖ puan ortalamasının 12,48±4,26 olduğu ve ÇKÖ'den alınan puan sonuçlarına göre ebeveynlerin %75,5'inin çocuğunu kırılgan olarak algıladığı bulundu. Aile içi ilişkilerini "orta seviye" olarak ifade eden ebeveynlerin (%91.7) aile ilişkilerini "iyi seviye" olarak (%70,5) ifade eden ebeveynlere göre istatistiksel olarak anlamlı derecede çocuklarını daha fazla kırılgan algıladıkları belirlendi(p<0,05). Tedavi programının uygun olmadığını düşünen ebeveynler (%89,1), tedavi programının uygun olduğunu düşünen ebeveynlere göre (%64,3) istatistiksel olarak anlamlı derecede çocuklarını daha fazla kırılgan algıladıkları belirlendi (p<0,05). Bu sonuçlar doğrultusunda, Tip 1 Dm tanısı alan çocukların ebeveynlerinde kırılganlık algısına neden olabilecek etmenler araştırılmalı ve eğitimler sıklaştırılıp ebeveynler diyabet yönetimi konusunda güçlendirilmelidir. ANAHTAR KELİMELER: Tip 1 Diyabetli Çocuk, Ebeveyn, Kırılganlık
Kanguru bakımının annelerdeki kırılgan bebek sendromuna etkisi
Kırılganlık algısının neden ve nasıl oluştuğu halen tartışmalı bir konu iken, ebeveyn davranışlarından, bebeğin/çocuğun özel durumlarından ve çevresel birçok etmenden kaynaklanabileceği belirtilmektedir. Kırılganlık algısının, bebeğin/çocuğun gelişimini olumsuz etkilediği ve davranışsal bozukluklara neden olabileceği de bilinmektedir. Birçok yararı olan kanguru bakımının kırılganlık algısında da etkili olabileceği bildirilmektedir. Bu çalışma Kırılgan Bebek Ölçeğinin (KBÖ) Türkçe geçerlilik ve güvenilirliğini yapmak ve kanguru bakımının annedeki kırılgan bebek sendromuna etkisini incelemek amacıyla gerçekleştirildi. Çalışma, metodolojik ve deneysel olarak 2 aşamada gerçekleştirildi. Çalışmanın ilk aşamasında, (KBÖ)'nin geçerlilik ve güvenilirlik çalışması yapıldı. Bu çalışma T.C. Sağlık Bakanlığı Gaziantep İl Sağlık Müdürlüğü Cengiz Gökçek Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi, Gaziantep Özel ANKA Hastanesi ve T.C. Sağlık Bakanlığı Kilis İl Sağlık Müdürlüğü Kilis Devlet Hastanesin'de yapılmıştır. Çalışma Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesinde (YYBÜ) en az 5 gün tedavi ve bakım hizmeti alıp taburcu olan 1 hafta-4ay yaş aralığında bebeği bulunan 371 anne ile çalışıldı. Çalışmanın birinci aşamasında veri toplamak için, soru formu 1, KBÖ, Edinburg Doğum Sonu Depresyon Ölçeği (EDSDÖ) kullanıldı. Çalışma verilerinin analizleri SPSS ve Lisrel Programları kullanılarak yapıldı. Araştırmanın verilerinin değerlendirilmesinde kapsam geçerliliği, yapı geçerliği (Kaiser-Meyer-Olkin (KMO) ve Barlett testi, Doğrulayıcı faktör analizi), kriter geçerliliği (Bilinen grup ile karşılaştırma) ve güvenilirlik analizleri (iç tutarlılık, kararlılık) kullanıldı. Ayrıca yapılan bu analizlerin dışında demografik verilerin analizinde sayı ve yüzdelik alma, ölçümle belirlenen değişkenler için ortalama, standart sapma, gruplar arasında farklılıkların karşılaştırılmasında normal dağılım gösten bağımsız gruplarda t testi, bağımlı gruplarda t testi, normal dağılım göstermeyen gruplarda mann-whitney U testi, deşikenler arası ilişkiler için korelasyon analizleri kullanıldı. KBÖ'nin dil geçerliğini test ederken çeviri-geri çeviri tekniği kullanıldı. Ayrıca, kapsam geçerliğini sağlamak için uzman kişilerin görüşlerine başvuruldu ve Kendall's W testi ile uzmanların görüş birliğinde oldukları belirlendi (p>0.05). Ölçeğin yapı geçerliliğinde ise öncelikle KMOve Barlett Testi ile örneklem büyüklüğü test edildi ve çıkan sonuçlarda(KMO=0.851, X²=665.065, p=0.01) örneklem büyüklüğü çok iyi olarak değerlendirildi. DFA'de KBÖ'nün 10 maddelik tek faktörlü yapısını koruduğu, maddelerin faktör yüklerinin 0,38 ile 1,16 arasında değiştiği ve DFA uyum indeksleri değerlerinin tümünün kabul edilebilir sınırlar/mükemmel uyum sınırları (NFI=0.94, NNFI=0.96, IFI= 0.97, RFI=0.92, CFI=0.97, GFI=0.93, AGFI=0.88, RMR0.07, REMSEA=0.076, X²/SD= 2.06) içerisinde olduğu belirlendi. Kriter geçerliliği için yapılan analizlerde; preterm bebek sahibi annelerin (65.99), miad bebek sahibi annelere (46.03) göre ve yardımcı üreme tekniği ile bebek sahibi olan annelerin (46.86), normal yollarla bebek sahibi olan annelere (32.14) göre KBÖ puan ortalamalarının daha yüksek olduğu belirlendi (p<0.01). KBÖ'nün iç tutarlılığı için yapılan analizde cronbach alfa güvenilirlik katsayısı 0,849 olarak belirlendi. KBÖ'nin madde-toplam puan korelasyonlarına bakıldığında 0.35 ile 0.73 arasında olduğu ve herhangi bir madde çıkarıldığında croncbach alfa katsayısının anlamlı derecede değişmediği belirlendi. Ölçeğin iki yarı güvenilirlik düzeyi 0.85 şeklinde değerlendirildi. Edinburg doğum sonu depresyon ölçeği (EDSDÖ)ve KBÖ arasında pozitif yönde orta düzeyde korelasyon olduğu belirlendi (r=0,32). Test re-test sonuçlarında pozitif yönde güçlü ve ileri düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu görüldü (r=0.99). Çalışmanın ikinci aşamasında, kanguru bakımının kırılganlık algısına etkisi incelendi. Bu çalışma Gaziantep Özel ANKA Hastanesinde yapılmıştır. Çalışmanın bu aşamasında 27'si kontrol 31'i girişim grubu olmak üzere toplamda 58 preterm bebek sahibi anne örneklem grubunu oluşturdu. Çalışmanın verileri ise; soru formu 2, KBÖ, (EDSDÖ) ve Maternal Bağlanma Ölçeği (MBÖ) ile toplandı. Araştırmanın verileri SPSS programında değerlendirildi. Çalışmanın demografik verilerinin analizinde sayı ve yüzde alma, ölçümle belirlenen değişkenler için ortalama ve standart sapma analizleri, pearson momentler korelasyon testi, bağımlı ve bağımsız gruplarlarda t-testi, Fisher's Exact testi kullanıldı. Çalışmanın ikinci kısmında annelerin KBÖ puan ortalaması; kanguru bakımı uygulanan girişim grubunda 17.22±0.96, kontrol grubunda 43.66±0.89 olarak bulundu ve gruplar arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu görüldü (p<0.01). Ayrıca kanguru bakımı uygulaması sonrası gruplar arasındaki hem EDSDÖ hem de MBÖ puan ortalamaları da girişim grubu annelerde istatistiksel olarak anlamlı bulundu (p<0.01). Sonuç olarak; KBÖ'nin Türk toplumunda geçerli ve güvenilir bir araç olarak kullanılabileceği kanguru bakımının annedeki kırılganlığı, doğum sonu depresyonu azalttığı ve maternal bağlanmayı arttırığı belirlendi. Anahtar kelimeler; kırılganlık algısı, preterm, kanguru bakımı
Preterm bebeklerde oral motor uyarımın emme kapasitesine etkisi
Bu çalışma, oral motor uyarımı olan ya da olmayan 29. ve/veya 30. gebelik haftasında olan preterm bebeklerde oral-motor işlevlerin gelişimini desteklemek ve güçlendirmek için uygulanan erken oral motor uyarımın bebeğin emme kapasitesi, büyüme-gelişmesi ve taburculuk süresi üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla tek kör randomize kontrollü deneysel bir tasarım olarak gerçekleştirildi. Araştırma verileri 01 Mayıs 2019 – 15 Mart 2020 tarihleri arasında, Medikal Park Gaziantep Hastanesi ile Gaziantep Sani Konukoğlu Uygulama ve Araştırma Hastanesi Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitelerinde yatan 30 uygulama 30 kontrol olmak üzere toplam 60 preterm bebekten elde edildi. Veriler; veri toplama formu, bebeğe günlük yapılan işlemler ile ilgili izlem formu ve emme kapasitesi izlem formu ile toplandı. Bebeklerin emme kapasiteleri; emme gücü/mmHg, biberonu bırakmadan emme süresi(sn), emme süresi (sn) ve emme miktarı (ml) ölçümleri ile değerlendirildi. Uygulama grubundaki bebeklere 14 gün boyunca günde bir kez Premature Infant Oral Motor Intervention uygulanırken, kontrol grubundaki bebeklere ünitede her zaman uygulanan hemşirelik bakımı verildi. Araştırmacı tarafından uygulama ve kontrol grubunda yer alan bebeklerin araştırmanın birinci günü emme gücü, vücut ağırlığı, boy uzunluğu ve baş çevresi ölçümleri; 8 ve 11. günleri emme kapasitesi; 14. günü emme kapasitesi, vücut ağırlığı ve baş çevresi ölçümleri; taburcu oldukları gün vücut ağırlığı, boy uzunluğu ve baş çevresi ölçümleri yapıldı. Premature Infant Oral Motor Intervention uygulamasının büyüme ölçümlerine etkisi incelendiğinde; ölçüm günü ilerledikçe hem uygulama hem de kontrol grubunda bebeklerin vücut ağırlığı, boy uzunluğu ve baş çevresi uzunluğunun arttığı görüldü. Bu artışın; bebeklerin taburcu oldukları gün uygulama grubunda, kontrol grubuna göre daha yüksek düzeyde görüldüğü ve iki grup arasındaki farkın istatistiksel olarak anlamlı olduğu gözlemlendi (p<0.001). Premature Infant Oral Motor Intervention uygulanan bebeklerin hastanede kalış süreleri ve oral beslenmeye geçiş süreleri incelendiğinde uygulama grubunda yer alan bebeklerin kontrol grubu bebeklere göre oral beslenmeye daha erken geçtikleri ve hastaneden daha erken taburcu oldukları belirlendi. Araştırmada Premature Infant Oral Motor Intervention'in etkinliğini değerlendirmek amacıyla Dünya'da Emme Gücünü Ölçen Manometre geliştirilerek ilk kez kullanıldı. Araştırmanın birinci günü grupların emme güçleri karşılaştırıldığında aralarında istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı belirlendi (p˃0.05). Araştırmanın 8. 11. ve 14 günlerinde grupların Emme Kapasitesi değerleri karşılaştırıldığında aralarında istatistiksel yönden anlamlı fark olduğu belirlendi (p<0.05). Bu sonuçlara göre, Premature Infant Oral Motor Intervention uygulamasının preterm bebeklerin büyüme, hastanede yatış süresi, oral beslenmeye geçiş süresi ve Emme Kapasitesi değerlerini olumlu yönde etki ettiği sonucu ortaya çıkmaktadır. Yenidoğan yoğun bakım ünitelerinde Premature Infant Oral Motor Intervention uygulamasının 29. ve/veya 30. gebelik hastasında klinik olarak uyumlu olan preterm bebeklerin rutin hemşirelik bakımlarına katılması, bu konuda hemşirelerin eğitilmesi ve desteklemesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Preterm Bebek, Beslenme, Emme Kapasitesi, Premature Infant Oral Motor Intervention
Çocuğu hastanede yatan ebeveynlerin akılcı ilaç kullanımına yönelik tutumlarının değerlendirilmesi
Betül Şebnem BİNER, Çocuğu Hastanede Yatan Ebeveynlerin Akılcı İlaç Kullanımına Yönelik Tutumlarının Değerlendirilmesi, Hemşirelik Programı Yüksek Lisans Tezi. Gaziantep, 2020. Araştırmanın amacı, çocuğu hastanede yatan ebeveynlerin akılcı ilaç kullanımına yönelik tutumlarının değerlendirilmesiydi. Şanlıurfa il merkezinde bulunan Harran Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi 0-12 yaş aralığında çocuğu hastanede yatan ebeveynlerle tanımlayıcı bir çalışma olarak gerçekleştirildi. Çalışma verileri 01 Ocak- 31 Mart 2020 tarihleri arasında toplandı. Araştırmanın evrenini çocuk kliniklerinde (çocuk nöroloji kliniği, çocuk hematoloji ve onkoloji kliniği, çocuk cerrahi kliniği, genel çocuk kliniği) 0-12 yaş aralığında çocuğu hastanede yatan (tedavi gören) 918 ebeveyn oluşturdu. Çalışmada örneklem seçimine gidilmeyip evrenin tamamına ulaşılmaya çalışıldı, çalışma grubu seçim kriterlerini sağlayan ve çalışmaya katılmaya gönüllü olan 205 ebeveyn ile çalışma yürütüldü. Verilerin toplanmasında 'Ebeveyn ve Çocuk Tanıtıcı Bilgi Formu' ve 'Akılcı İlaç Kullanımına Yönelik Ebeveyn Tutum Ölçeği' kullanıldı. Araştırma verilerinin analizinde IBM SPSS.23 programı kullanıldı. Çalışmanın analizinde bağımsız örneklemlerde t testi, normal dağılım gösteren sürekli değişkenlerin karşılaştırmalarında One-Way Anova kullanıldı. Ebeveynlerin AİKYETÖ puan ortalaması (143,83 ± 16,54), doğru ve bilinçli kullanım alt boyutu puan ortalaması (108,96±13,01), etkili ve güvenli kullanım alt boyutu puan ortalaması 34,87±5,98 olarak bulundu. Araştırmada AİKYETÖ'nün toplam puan ortalaması ile; çocuğu düzenli olarak sağlık izlemi alan ailelerin, çocuğuna reçetesiz ilaç kullanan ailelerin, çocuğun yaş gruplarına göre istatiksel olarak anlamlı düzeyde fark olduğu saptandı. Ayrıca, çocuğun şikayeti/hastalığı durumunda ilk başvurulan yere göre, ebeveynlerin çalışma durumuna göre, sosyal güvencesi olan ebeveynlere göre, ebeveynlerin eğitim durumuna göre, ebeveynlerin ekonomik düzeylerine göre, ebeveynlerin en uzun süre yaşadıkları yere göre, ebeveynlerin çalışmaya katılan çocukları dâhil sahip oldukları toplam çocuk sayısına göre, ebeveynlerin çalışmaya katılan çocukları dahil sahip oldukları 0 – 12 yaş arası çocuk sayısına göre, ebeveynlerin çalışmaya katılan çocukları dahil sahip oldukları 0-12 yaş çocuk gruplarına göre istatistiksel olarak anlamlı düzeyde fark olduğu saptandı. Bu sonuçlar bazı değişkenlerin akılcı ilaç kullanımı etkilediğini, ebeveynlerin akılcı ilaç konusunda bilgi eksiklikleri olduğunu göstermektedir.
Doğumsal kalp hastalığı olan çocukların aleksitimik özellikleri ile hastalığa yönelik tutumları arasındaki ilişkinin incelenmesi
Mehmet Veysel ASLAN, Doğumsal Kalp Hastalığı Olan Çocukların Aleksitimik Özellikleri İle Hastalığın Kendine Yönelik Tutumları Arasındaki İlişkinin İncelenmesi ve Etkileyen Faktörlerin Belirlenmesi, Hasan Kalyoncu Üniversitesi, Hemşirelik Programı, Yüksel Lisans Tezi, Gaziantep, 2022. Çalışma, doğumsal kalp hastalığı (DKH) olan çocukların aleksitimik özellikleri ile hastalığın kendine yönelik tutumu arasındaki ilişkinin incelenmesi ve etkileyen faktörlerin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve ilişi arayıcı türde yapıldı. Çalışma Diyarbakır Sağlık Bilimleri Üniversitesi Gazi Yaşargil Eğitim ve Araştırma Hastanesi Ek Binası Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi Çocuk Kardiyoloji Polikliniği'nde DKH tanısı almış 104 çocuk hastayla gerçekleştirildi. Veri toplama aracı olarak, araştırmacı tarafından alanyazın taranarak oluşturan '' 'Çocuk ve Aileye Yönelik Bilgi Formu'', Çocuklar için Aleksitimi Ölçeği (ÇAÖ), Çocuğun Kendi Hastalığına Yönelik Tutumu Ölçeği (ÇKHYTÖ) kullanıldı. Verilerin istatistiksel analizi SPSS 23.0 paket programı ile yapıldı ve istatistiksel değerlendirmede normal dağılıma uyan verilerde t testi ve varyans analizi One-way Anova, uymayan verilerde ise Kruskal Wallis H ve Mann Whitney U testi uygulandı. Ölçeğin güvenirliği için Cronbach Alfa testi kullanıldı. Sonuçlar %95 güven aralığında hata oranı 0.05 olacak şekilde incelendi. Çalışmaya katılan çocukların ÇAÖ toplam puan ortalaması 21.10±3.88, Duyguları Tanımlama Güçlüğü alt boyutu puan ortalaması 4.89±1.81, Duyguları Açıklama Güçlüğü alt boyutu puan ortalaması 5.18±1.57 ve Dışsal Yönelimli Düşünme alt boyutu puan ortalaması 18.08±1.59 olarak bulundu. Katılımcıların ÇKHYTÖ genel puan ortalaması 2.85±0.43 bulundu. Ayrıca, negatif tutum gösteren çocukların (%66.3) puan ortalaması 2.61±0.26, nötral tutum gösteren çocukların (%32.7) puan ortalaması 3.30±0.27 ve pozitif tutum gösteren çocukların (%1.0) puan ortalamaları 4.00±0.00 olarak bulundu. Çocukların almış oldukları DKH tanıları, hastalıkları ile ilgili duygularını açıklamayabilmeleri ve okula devam etme durumları hem ÇAÖ toplam puan ortalaması hem de ÇKHYTÖ genel puan ortalaması ile ilişkiliydi. Çocuklara tanı konulma süresi ve cinsiyet ile ÇAÖ toplam puan ortalaması arasında ilişki bulunurken, hastane yatışının olması, ek kronik hastalık varlığı, sürekli ilaç kullanma durumu, yaş ve ailenin ekonomik durumunun ÇKHYTÖ puanlarını etkilediği belirlendi. İki ölçek arasındaki ilişki değerlendirdiğinde; ÇAÖ puanları ile ÇKHYTÖ puanları arasında negatif yönlü orta düzeyde bir ilişkisi olduğu görüldü. (r=-0.48,p<0.05). Bu sonuca bağlı olarak aleksitimi ve hastalık tutumu konularını güncel düzeyde tutmak ve hemşirelere bu konularda hizmet içi eğitim programlarına yer verilerek, DKH farkındalığına gerekli önemin verilmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Doğumsal kalp hastalığı, Çocuk, Aleksitimi, Tutum
Yenidoğan cilt değerlendirme tutum ölçeğinin geliştirilmesi ve buna yönelik hemşirelere verilen teknoloji destekli eğitimin değerlendirilmesi
Yenidoğan Yoğun Bakım Ünitesi'nde (YYBÜ) yenidoğan cildinin rutin olarak değerlendirilmesi, oluşabilecek cilt sorunlarını en aza indirerek erken tanı ve tedaviyi kolaylaştırıp, iyileşme sürecini kısaltmaktadır. Yenidoğan hemşirelerinin rutin cilt değerlendirmesine yönelik davranışları doğrudan bireysel tutumlarından etkilenmektedir. Bu çalışmanın amacı; yenidoğan hemşirelerinde yenidoğan cildini değerlendirmeye ilişkin tutum ölçeğinin geliştirilmesi ve buna yönelik hemşirelere verilen teknoloji destekli eğitimin değerlendirilmesidir. Bu amaç doğrultusunda araştırma, iki aşamadan oluşturuldu. Birinci aşama, Yenidoğan Hemşirelerine Yönelik Yenidoğan Cilt Değerlendirme Tutum Ölçeği (CDTÖ-Y)'nin geliştirilmesi; Mayıs–Kasım 2021 tarihleri arasında Gaziantep, Batman ve Mersin il merkezlerinde bulunan kamu ve özel hastanelerin YYBÜ'lerinde çalışan 326 hemşire ile yürütüldü. Geliştirilen CDTÖ-Y, faktör analizi sonrası toplam ölçek varyansının %76,53'ünü açıklayan 3 faktörlü toplam 35 maddeden oluştu. CDTÖ-Y'nin Cronbach α katsayısı 0,978, alt boyutlarda; "Farkındalık Alt Boyutu" için 0,983, "Uygulama Alt Boyutu" için 0,977 ve "Kaçınma Alt Boyutu" için 0,919 olarak bulundu. Test – tekrar test puan ortalamaları karşılaştırıldığında ise istatistiksel olarak anlamlı farklılığın olmadığı görüldü. Elde edilen veriler doğrultusunda CDTÖ-Y'nin geçerli ve güvenilir bir ölçek olduğu belirlendi. İkinci aşama ise hemşirelere yönelik verilen yenidoğan cilt değerlendirmesi tutum eğitiminin etkisinin incelenmesi; Mart–Mayıs 2022 tarihleri arasında Gaziantep ve Mersin il merkezlerinde belirlenen kamu ve özel hastanelerin YYBÜ'lerinde çalışan eğitim grubu (n=33) ve kontrol grubu (n=40) olmak üzere toplam 73 hemşire ile yürütüldü. Veri toplama aracı olarak sosyo-demografik ve mesleki özellikler formu ile CDTÖ-Y kullanıldı. Eğitim grubunda yer alan hemşirelere tutum değişim kuramı olan Mesaj ile Öğrenme Yaklaşımı temel alınıp Virtual Reality Simulator ve Quizizz teknolojisi ile desteklenerek 4 haftalık eğitim uygulandı. Bu eğitim sonucunda, kontrol ve eğitim gruplarının CDTÖ-Y alt boyut ve toplam ön test-son test puanlarının grup içi ve gruplar arası karşılaştırılmasına bakıldığında; eğitim grubunda yer alan hemşirelerin son test puanlarının ön test puanlarına ve kontrol grubuna göre toplam ölçek puanı, uygulama alt boyut puanı, farkındalık alt boyut puanı ve kaçınma alt boyut puanında iyileşme olduğu görüldü. Yenidoğan cilt değerlendirmesine ilişkin olumlu tutumun geliştirilmesine/güçlendirilmesine yönelik verilen eğitimin etkili olduğu saptandı.
Çocuk yoğun bakım ünitesinde bakım paketi uygulamasının tıbbi alet kaynaklı basınç yaralanmalarını önlemede etkisi
Çalışma, Braden QD Ölçeği'ni Türk toplumuna uyarlanması ve çocuk yoğun bakım ünitesinde bakım paketinin tıbbi alet kaynaklı basınç yaralanmalarını önlemede etkisinin belirlenmesi olmak üzere iki aşamada gerçekleştirildi. Çalışmanın birinci aşaması metodolojik ikinci aşaması ise randomize kontrollü olarak yapıldı. Çalışma Sağlık Bakanlığı'na bağlı bir kadın doğum ve çocuk hastanesi ve bir eğitim araştırma hastanesinin çocuk yoğun bakım ünitelerinde yapıldı. Çalışmanın birinci aşaması çocuk yoğun bakım ve palyatif ünitelerine yatan 71 hasta ile gerçekleştirildi. Çalışmanın ikinci aşamasında Delphi Yöntemi ile tıbbi alet kaynaklı basınç yaralanmasını önlemeye yönelik kontrol listesi ile endotrekeal entübasyon tüpü, nazogastrik sonda ve saturasyon probu uygulamasına yönelik bakım paketi oluşturuldu. Örneklem sayısı; 10 çocuk hasta ile pilot çalışma yapılarak, birinci aşamada Türkçe'ye uyarlanan Braden QD-T puan ortalaması, Cohen d etki büyüklüğü 0.6, tip I hata %5 ve en az %80 power için her bir grupta 35 deney, 35 kontrol 1 olmak üzere 70 çocuk hasta olarak hesaplandı.Başka bir ünitede kontrol 2 grubu için 24 çocuk hasta alındı. Hangi çocuğun hangi grupta olacağı basit rastgele randominazasyon yöntemi ile belirlendi. Çalışmada SPSS (Statistical Package for Social Siences) 25.0, Lisrel 8.80 ve MedCalc istatistik paket programları kullanıldı. Braden QD Ölçeği'nin geçerliği için Kapsam Geçerlilik İndeksi (KGİ), Kaiser Mayer Olkin (KMO), Açıklayıcı Faktör Analizi (AFA) ve Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) uyum indeksleri, güvenirliği için Cronbach Alfa Katsayısı, İnter Class Corelasyon (ICC) ve Receiver Operating Characteristic (ROC) eğrisi analizlerine bakıldı. Çalışmanın ikinci bölümünde Student's t testi, Ki-Kare test, Repetad Anova, Mann Withney U testleri yapıldı. Çalışmanın birinci bölümünde ki çocuk hastaların %54.9'nun kadın ve yaş ortalamasının 3.281±3.131 yıl olduğu belirlendi. Ölçek geçerlik analizleri; KMO: 0.619, ꭕ2: 1652.286, X2/serbestlik derecesi: 15.47/14=1.11, p:0.347, GFI:0.96, AGFI:0.93, CFI:0.95, NFI:0.82, NNFI:0.93, RMR:0.013, SRMR:0.069, RMSEA:0.031 olarak saptandı. Güvenirlik analizleri ölçeğin maddelerinin Cronbach Alfa değeri 0.861 ile 0.879, ölçeğin toplam Cronbach Alfa değeri 0.878, gözlemcilerin ilk ve ikinci değerlendirmedeki puan ortalamaları arasındaki sınıf içi korelasyon katsayısı 0.979 ile 1.000, gözlemciler arasında sınıf içi korelasyon katsayısı 0.661 ile 0.984 arasında ve istatistiksel olarak anlamlı bulundu. Braden QD-T 1,000'lik bir Area Under the Curve (AUC) (%95 GA; 0.94-1.00) ile tıbbi alet kaynaklı basınç yaralanmalarını kestirmede mükemmel düzeyde başarı gösterdiği belirlendi. Ölçeğin toplam puanı için Kesme Değeri 12.00 olarak bulundu. (Duyarlılık= %100.00 (%95 GA; 0.76-1.00); Özgüllük= %100.00 (%95 GA (93.6-100.00) olarak saptandı. Çalışmanın ikinci aşamasında çocukların yaş ortalaması girişim grubunda 2.9±2.5 yıl, kontrol 1 grubunda 3,4±2,7 yıl ve kontrol 2 grubunda 3,3±2,9 olarak bulundu. Girişim grubundaki çocuklarda tıbbi alet kaynaklı basınç yaralanma sayısının 7. günde 3, 14. günde 4 olduğu gözlendi. Kontrol 1 grubunda ise bu sayıların 7. günde 7, 14.günde 14 ve kontrol 2 grubunda 7. günde 5, 14.günde 10 olduğu belirlendi. Braden QD-T Ölçeği'nin Türk toplumu için geçerli ve güvenilir bir risk değerlendirme aracı olduğu belirlendi. Bakım paketinin tıbbi alet kaynaklı basınç yaralanmalarını önlenmesinde etkili olduğu görüldü.
Çocuklarda ameliyat sonrası görülen akut ağrı ve bulantı-kusma arasındaki ilişkide ameliyat öncesi yaşanan anksiyetenin aracı etkisi
Bu çalışma çocuklarda ameliyat sonrası görülen akut ağrı ve bulantı-kusma arasındaki ilişkide ameliyat öncesi yaşanan anksiyetenin aracı etkisini incelemektedir. Ameliyat öncesi anksiyete ile ameliyat sonrası ağrı ve bulantı-kusma düzeyleri ölçülmüş ve aralarındaki ilişkiler analiz edilmiştir.Çalışmada ağrı, anksiyete ve postoperatif mide bulantısını değerlendirmek için sırasıyla FLAAC Ağrı Ölçeği, Modifiye Yale Ameliyat Öncesi Anksiyete Ölçeği ve Barf Bulantı Ölçeği Puanı kullanılmıştır. Çalışmanın istatistiksel çözümlemesi SPSS versiyon 25.0 programı kullanılarak yapılmıştır. Değişkenlerin normal dağılımını değerlendirmek için Shapiro-Wilk testi uygulanmıştır. Ayrıca, birden çok grup arasında normal dağılan değişkenleri değerlendirmek için bağımsız iki örneklem t-testi kullanılmıştır. Araştırmaya toplam 77 çocuk alınmıştır. Çocukların %74,03'ü erkek, yaş ortalaması 9,84±2,52 yıl, vücut ağırlığı ortalaması 30,78±9,88 kg, boy uzunluğu ortalaması 132,19±10,92 cm olup %24,68'i ikinci sınıfa devam etmektedir. Araştırmaya alınan çocukların %37,66'sı daha önce cerrahi işlem geçirmiş, %46,75'i daha önce hastaneye yatmış olup hastaneye yatma ortalaması 3,37±3,58 kez olarak bulunmuştur. Elde edilen bulgular ameliyat öncesi anksiyetenin hem ağrı hem de bulantı-kusma üzerinde doğrudan ve dolaylı etkileri olduğunu göstermiştir. Ameliyat öncesi anksiyete düzeyi yüksek olan çocuklarda ameliyat sonrası ağrı ve bulantı-kusma şiddeti de daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca, ameliyat öncesi anksiyetenin ameliyat sonrası ağrı üzerindeki etkisinin bir kısmının bulantı-kusma aracılığıyla gerçekleştiği saptanmıştır. Bu sonuçlar, çocuklarda ameliyat sonrası ağrı ve bulantı-kusmanın önlenmesi ve tedavisinde ameliyat öncesi anksiyetenin önemli bir rol oynadığını göstermektedir.
Anne beslenmesine eklenen probiyotiğin preterm bebekler üzerine etkisi: Randomize kontrollü çalışma
Çalışma, annelere verilen probiyotiğin preterm bebekler üzerine etkisini değerlendirmek amacıyla tek kör randomize kontrollü deneysel olarak gerçekleştirildi. Araştırma verileri, Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi yenidoğan yoğun bakım ünitesinde yatan 56 preterm bebek ve annelerinden Ekim 2023- Mayıs 2024 tarihleri arasında toplandı. Gestasyonel yaşı 28-32 hafta aralığında olan preterm bebekler ve anneleri doğumdan sonra ilk 24 saat içinde çalışmaya dahil edildi. Çalışmanın örneklemi anneye probiyotik verilen (n=18), sadece anne sütü alan (n=17) ve sadece formül süt alan (n=21) olmak üzere toplam 3 gruptan oluştu. Girişim grubunda bulunan annelere 21 gün boyunca Actiregularis (5×106 CFU\mL), (lactobacillus bulgaricus, streptococcus thermophilus, lactococcus lactis ve bifidobacterium lactis)suşu içeren 80 ml'lik probiyotik ürün verildi. Bebeklerin hiçbiri NEK veya LOS tanısı almadı. Formül süt ile beslenen bebeklerin anlamlı derecede daha uzun süre mekanik ventilatör ile solunum desteği aldığı belirlendi (p<0.05). Oral beslenmeye geçiş zamanı, taburculuk zamanı, fototerapi alma süresi, 5. güne ait Total Serum Bilirübin düzeyi, vücut ağırlıkları ve baş çevresi uzunluğu açısından gruplar arasında anlamlı fark bulunmadı. Ancak formül süt alan grupta yer alan bebeklerin en geç oral beslenmeye geçtiği ve en geç taburcu olduğu belirlendi. Bununla birlikte fototerapi alma süresi en kısa olan, 5. Gün TSB düzeyi en düşük olan ve ağırlık artış miktarı en yüksek/hızlı olan grup annelere probiyotik verilen gruptu. Bu çalışmada probiyotiklerin annelere verilen probiyotiğin bebeklerin genel sağlığı üzerinde olumlu etkileri olduğu belirlendi. Farklı probiyotik türlerinin ve kombinasyonlarının karşılaştırıldığı, daha büyük örneklem ve daha uzun takip sürelerine sahip çalışmalar yapılması önerilmektedir.
Çocuk gözüyle hastanedeki gereksinimlerinin belirlenmesiölçeği'nin Türkçe uyarlaması ve psikometrik özellikleri
ÖZET Seray POLAT, Çocuk Gözüyle Hastanedeki Gereksinimlerinin Belirlenmesi Ölçeği'nin Türkçe Uyarlaması Ve Psikometrik Özellikleri, Hemşirelik Programı, Yüksek Lisans Tezi, Gaziantep, 2024. Bu tez çalışması kronik hastalık nedeniyle hastaneye yatan okul çağındaki (7-12 yaş) çocukların hastanede öz-bildirimleri ile psikososyal, fiziksel ve duygusal gereksinimlerini ölçmek için geliştirilmiş Çocuk Gözüyle Hastanedeki Gereksinimlerinin Belirlenmesi Ölçeği'ni (Needs of Children Questionnaire: NCQ) kültürümüze uyarlamak ve psikometrik olarak test etmek amacıyla metadolojik olarak tasarlanmıştır. Araştırmamızın verileri 06 Eylül 2023 - 31 Haziran 2024 tarihleri aralığında yüz yüze görüşme yöntemi ile toplanmıştır. Araştırmanın evrenini Gaziantep Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesi'nde yatan hastalar oluşturmuştur. Örneklem grubu için ise bu hastaneye bağlı ek bina olan Gaziantep Üniversitesi Çocuk Hastanesi pediatri servislerinde yatan kronik hastalığa sahip herhangi bir eğitim kurumuna giden okul çağındaki 300 çocuk oluşturmuştur (n=300). Çocuk Gözüyle Hastanedeki Gereksinimlerinin Belirlenmesi Ölçeği 4 alt boyut ve 16 madde içermektedir. Araştırmada öncelikle dil geçerliliği için çeviri geri çeviri yöntemi kullanılmış olup uzman görüşleri ile kapsam geçerliliği yapılmıştır kapsam geçerliliği için Davis Tekniği kullanılmıştır. Maddeler arasındaki Kapsam Geçerlilik İndeksi I-CVI değerleri 0,80-1,0 arasında bulundu. Genel toplam ICV değeri ise 0,96 olarak belirlendi. Ölçeğin yapı geçerliği Açıklayıcı Faktör Analizi (AFA) (SPSS 21 paket programda) yapılmştır. Bu kapsamda çalışma alınan verilerin analizinde KMO değeri önem alt boyutu için 0,72, gerçekleştirme alt boyutu için 0,74 olarak bulunduğundan örneklem sayısının kabul edilebilir düzeyde yeterli olduğu bulundu. Doğrulayıcı Faktör Analizi (DFA) ve uyum indeksleri (LİSREL 8.8 paket programında) ile gerçekleştirilmiştir. Sonuçlara bakıldığında ise; Ölçek maddelerinin 0,39-0,88 arasında olduğu alt boyutlar ve toplam ölçeğin öz değerinin %1'in üzerinde olduğu, alt boyutlardaki ve toplam varyansların %5'in üstünde olduğu ve ölçeğin toplam varyans değerinin de %52 üzerinde olduğu bulundu. Ölçeğin güvenirliğinin değerlendirilmesinde ''Çocuk Gözüyle Hastanedeki Gereksinimlerinin Belirlenmesi Ölçeği'' ile ''Çocukların Gözü ile Bakım Kalitesinin Değerlendirilmesi Ölçeği'' arasındaki ilişkiyi incelemek için paralel form güvenilirliği uygulanmış iki ölçek arasında güçlü bir korelasyon olduğu gözlenmiştir. Sonuç olarak Çocuk Gözüyle Hastanedeki Gereksinimlerinin Belirlenmesi Ölçeği'' orijinal ölçekle benzer bir yapıda, geçerlik ve güvenirliğinin yüksek olduğu çocukların kendi bildirimleri ile hastanedeki gereksinimleri belirlemede yeterli bir araç olduğu belirlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Kronik hastalığa sahip çocuk, Çocukların hastanedeki gereksinimleri, çocuk merkezli bakım, öz-bildirim