Theses supervised by Prof. Dr. Ali Bardakoğlu

24 theses · İstanbul 29 MayIs University

Master'sOpen AccessTR

Dâvûdî'nin (V. 402/1011) Kitâbü'l-Emvâl'i çerçevesinde kamu maliyesi

Bu çalışma, İslam hukuk literatürünün önemli bir kısmını teşkil eden harâc ve emvâl kitaplarının klasik dönemde iyi bir örneği sayılan Ebû Ca'fer Ahmed b. Nasr ed-Dâvûdî'ye ait Kitâbü'l-Emvâl'i esas alarak, kamu maliyesinin belli başlı konularını incelemeyi ve bu konularda zaman içerisinde meydana gelen görüş farklılıklarını izlemeyi hedeflemektedir.

Ebu Ca'fer Ahmed b. Nasr ed-DavudiFatimi DevletiKamu harcamaları+3
Esra Taşkesen
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

İslam borçlar hukukunda temel hukuk ilkeleri – (Mebsût örneği)

İslam hukukundaki temel hukuk prensipleri birçok çalışmaya konu olmuştur. Elinizdeki bu çalışmada dağınık halde ele alınan hukuk prensipleri bir araya getirilmiş olup borçlar hukuku için benimsenmiş temel prensiplerin Mebsût özelinde nasıl ele alındığı, hangi kavramlarla ifade edildiği değerlendirilmiştir. Nitekim borçlar hukuku için benimsenmiş temel ilkeler ile Mebsût'ta borçlar hukukunu ele alan bölümlerdeki temel yaklaşımlar benzerlik bakımından birbirleriyle paralellik göstermektedir. Prensip kelimesinin geçmişten günümüze kadar hangi kavramlarla ele alındığına da yer verilen çalışmada, modern hukuktaki borçlar nazariyesi ile kazuistik yöntemin benimsendiği İslam hukukundaki borçlar nazariyesi arasındaki farklılıklar mukayese edilmiştir.

Mebsutİlkeİslam borçlar hukuku+1
Osman Nuri Ünsal
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Nişancızâde'nin Nûru'l-ʻAyn adlı eserinin tahkik ve tahlili (34-39. fasıllar)

On yedinci yüzyılda yaşayan Nişancızâde, on beşinci yüzyıl fakihi Şeyh Bedreddin'in yargılama usûlü ve muamelata dair telif ettiği ve uzun yıllar mahkemelerde başvuru kaynağı olarak kullanılan eseri Câmi'u'l-fusûleyn'i düzenlemek ve ıslah etmek amacıyla Nûru'l-'ayn fi ıslâhi Câmi'u'l-fusûleyn adlı eseri kaleme almıştır. Bu çalışma, Nûru'l-'ayn'ın 34-39. fasıllarının Câmi'u'l-fusûleyn ile incelenmesini ve karşılaştırılmasını amaçlamaktadır. Nûru'l-'ayn'daki 34-39. fasıllar birbirinden farklı altı konuyu kapsamaktadır. Bu fasılların konuları Câmi'u'l-fusûleyn'le ortakken, muhtevaları farklılık arzetmektedir. Araştırmamız iki bölümden oluşmaktadır. İlk bölümde, iki eserdeki bu fasılların muhtevası üslup ve telif tarzı bakımından karşılaştırılmış, Nişancızâde'nin yaptığı eklemeler ile fasıllardan çıkardığı meseleler ve son olarak kaynaklardan yararlanma üslubu incelenmiştir. Böylece Nişancızâde'nin Câmiʿu'l-fusûleyn'i nasıl ve hangi yöntemlerle ıslah ettiği tespit edilmiştir. İkinci bölümde ise Nûru'l-'ayn'ın 34-39. fasılları, iki farklı müellif nüshasına dayanarak tahkik edilmiştir.

17. yüzyılNişancızade Mehmed EfendiNuru'l-Ayn+4
Süheyla Akçay Biçen
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Nişancızâde'nin Nûru'l-'Ayn adlı eserinin tahkik ve tahlili (12- 19.fasıllar)

Nişancızâde, on yedinci yüzyılda yaşamış bir Osmanlı fakihidir. O, Nûru'l-'Ayn fi Islahî Câmi'u'l-Fusûleyn adlı bir eser kaleme almış ve bu eserde Şeyh Bedreddin'e ait olan Câmiû'l-Fusûleyn'e yönelik iyileştirici çalışmalar gerçekleştirmiştir. Nişancızâde bu eserinde Şeyh Bedreddin'in muâmelât ve yargılama hukukunda uzun yıllar kullanılan Câmi'û'l-Fusûleyn adlı eserini düzenlemiş, ilave başlıklar koymuş, bazı başlıkları çıkarmış, yer yer de Şeyh Bedreddin'i eleştirip alternatif fetvalar nakletmiştir. Biz de yaptığımız çalışmada Nişancızâde'nin Nûru'l-'Ayn adlı eseri yazma sebebi olan iyileştirici çalışmaları ön plana aldık. Osmanlı döneminde kâdılık, müderrislik hatta kazaskerlik yapan çok yönlü bir alimin kendi döneminde kâdılar tarafından kullanılan eserinin ilim dünyasına kazandırılmasını hedefledik. Çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Çalışmanın ilk kısmında Nûru'l-'Ayn'ın 12-19. Fasılları ile Câmi'û'l-Fusûleyn'ın 12-19. Fasılları arasını üslup ve telif tarzı yönüyle karşılaştırdık. Bu bölümde özellikle Nişancızâde'nin Şeyh Bedreddin'den farklı bir metot izlediği tasarruflarına odaklandık. İkinci bölümde tahkik çalışması gerçekleştirdik. Bu bölümde müellif hatlı Topkapı Sarayı nüshası ile Âşır Efendi nüshasını temel aldık.

17. yüzyılKadıMuamelat+7
Esra Karadeniz
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

İbâdî fıkhının tarihsel gelişimi (Umman örneği)

Fitne dönemi sonrasında ortaya çıkan ve Hâricîlerin Ehl-i sünnete en yakın fırkası olarak bilinen İbâdiyye mezhebi gerek fiziksel uzaklığı gerek düşüncelerinin farklılığı dolayısıyla detaylı olarak araştırılmamıştır. İslam dünyasında yapılan çalışmalarda mezkûr mezhebin itikadî boyutu araştırma konusu olmuş; ancak fıkhî/amelî boyutu yeterince araştırılmamıştır. Halbuki İbâdiyye mezhebinde azımsanmayacak derecede geniş bir fürû fıkıh literatürü bulunmaktadır. Bu literatürün oluşumu mezhebin kurucu imamı Câbir b. Zeyd (v.93) ile İslam tarihinin erken dönemlerinde başlamıştır. Mezhep; Umman, Libya, Tunus, Cezayir, Zengibar gibi günümüz İslam coğrafyasının farklı yerlerinde varlığını devam ettirdiği için literatür oluşumu da günümüze kadar devam etmiş ve hali hazırda da devam etmektedir. Yukarıda zikrettiğimiz araştırma eksikliğinden ötürü, bu çalışmada öncelikle mezhebin günümüzdeki temsilcisi konumunda olan en çok Umman hakkında ve İbâdiyye mezhebinin doğuşu ile itikadi görüşleri hakkında bilgiler verilmiştir. Akabinde ise İbâdî fıkhını tanıtıcı bilgilere yer verilmiştir. Bu bağlamda önce İbâdî fıkhının kurucu isimleri, mezhebin fıkıh usulü anlayışı ve farklı fürû görüşleri ele alınmıştır. Müteakip bölümde ise İbâdiyye mezhebinin fıkhî boyutunun tarihsel süreçte geçirdiği merhaleler, her asırda yaşamış İbâdî fukaha ve onların kaleme aldıkları fıkıh eserleri incelenerek tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu yöntemle hem İbâdî fıkıh literatürüne dair bilgiler edinilmiş hem de mezhebin fıkıh tarihi incelenerek İbâdî fıkhının teşekkül süreci ve bu süreçte etkili olan durumlar ortaya çıkartılmaya çalışılmıştır.

MezheplerMezhepler tarihiUmman+4
Ahmet Faruk Göksün
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
Master'sOpen AccessTR

İslam hukukunda hapis hakkı (Hanefi mezhebi özelinde)

Bu tez, alacaklının alacağını elde etmek üzere borçluya ait alacakla alakası bulunan malı teslimden kaçınarak elde tutma yetkisi veren hapis hakkını Hanefi mezhebi özelinde incelemektedir. Hapis hakkı alacağı güvence altına almayı amaçlar ve Türk hukuk doktrininde incelenip teorik biçimde ele alınırken, Hanefi mezhebi füru fıkıh külliyatında münferit olaylar içinde yer almıştır. Çalışmamızda Hanefi mezhebi kaynaklarında hapis hakkına dair olan meseleler başlangıç noktası kabul edilip incelendikten sonra Türk hukukunda eşya hukukuna dair yazılan eserlerin hapis hakkını değerlendirirken takip ettikleri sistematikten faydalanılarak mezhep içinde teorik bir çerçeve oluşturulmaya çalışılmıştır. Hapis hakkı Hanefi literatürde yer yer rehin ile birlikte anılmıştır. Türk hukukunda ise rehinin yanında alıkoyma hakkı, ödemezlik def'i ve takasın hapis hakkı ile yakın tasarruflar olduklarına değinilmiştir. Hanefi fukaha hapis hakkını, günümüz hukukunda aynî hak olarak ifade edilen milkin bir türü olarak değerlendirmiştir ve onlara göre hapis hakkının ileri sürülebilmesinin temel amacı, bir borç ilişkisinde alacaklar arasında teslim etme ve teslim alma hususundaki dengesizliğin giderilmesidir. Bu amacın hapis hakkını mümkün kılabilmesi için, borç ilişkisindeki edimlerin mahiyetlerinin farklı olması, dengesizliğin aleyhinde kurulduğu tarafın borçluya ait mala haklı zilyet olması, zilyet olduğu bu mal ile alacak arasında bağlantı bulunması ve alacağının muaccel olması şartlarının yerine gelmiş olması gerekir. Sözü edilen bu amaç ve şartların gerçekleşmesi durumunda Hanefi mezhebinde satım, icare, şüf`a, vekalet ve nikah akitlerinde, lukata, gasp ve vediada hapis hakkı ileri sürülebilir. Hapis hakkı ileri sürülürken doğurduğu bazı hükümler vardır. Buna göre, hapis hakkına sahip olan taraf karşı tarafı borcun ifasına zorlamak ve alacağını temin edebilmek için malı alıkoyma yetkisine sahip olurken bazı durumlarda bu malı sattırıp alacağını bedelinden temin etme hakkı da vardır. Hapis hakkı verdiği yetkilerin yanında sahibine, malı muhafaza sorumluluğu da yükler. Hapis hakkı sona erene kadar bu hükümler devam eder. Hanefi mezhebi füru fıkıh kaynaklarına göre hapis hakkı müstakil bir hak olmayıp bir alacağa bağlı olarak ortaya çıktığından bu alacağın sona ermesiyle hapis hakkı sona erer. Bunun yanında başlangıçta muaccel olduğu için karşılığında hapis hakkı kurulabilen borcun/deynin daha sonra vadeli olması kabul edilirse şartlardan biri artık bulunmadığı için hapis hakkı sona erer. Hapis hakkının doğduğu borç ilişkisinde belirli durumlarda yapılan havale bu hakkı düşürebilir. Aynı zamanda hapis hakkı Hanefi fukaha tarafından zayıf bir hak olarak görüldüğü için alacaklının hapis konusu mal üzerindeki zilyetliğini rızasıyla kaybetmesi de hakkın sona ermesiyle sonuçlanır.

HanefilerHapis hakkıMezhepler+1
Sultan Özkan
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Ali Suâvi ve fıkhî görüşleri

XIX. yüzyıl Osmanlı âlim ve aydınlarından olan Ali Suâvi (1839-1878), dönemin problemleriyle yakından ilgilenmiş ve gazetecilik, yazarlık, vaizlik, medresede hocalık gibi yönlerini kullanarak Osmanlı Devleti'nin yeniden ayağa kalkması ve bekâsı uğrunda verdiği mücadele ile hayatını geçirmiştir. Avrupa'da bulunduğu (1867-1876) dokuz yıllık sürgün hayatı sırasında; Batılı fikir akımlarını tanıma şansı yakalamış, yitik mal misali Müslümanlara fayda sağlayacak siyasî ve ictimâî kavram ve fikirleri, İslâm'ı referans alıp tekrar yorumlayarak düşünce dünyamıza kazandırmıştır. Bu yönüyle siyâsî ve sosyoloji tarihimizde; ictihad kapısını aralayıcı fetvaları ve fıkıh usulünde yeni yöntem fikirleri ile de fıkıh tarihimizde Suâvi'nin hikâyesi kıymetlidir. Ayrıca gazeteciliğin ülkeye girişteki serüveninin görülmesi açısından basın tarihimizde; medrese müfredâtını ve sistemini eleştirmesi ve ıslahı için tekliflerde bulunmasının yanında Galatasaray Mekteb-i Sultânîsi'nde müdürlüğü (1877) sırasındaki girişimleriyle eğitim tecrübemizde ayrı yeri vardır. Bu tezin konusu, Suâvi'nin diğer alanlardaki tüm görüşleriyle de bir şekilde irtibatta olan fıkıh düşüncesi ve fıkhî görüşleridir. Çalışmanın ilk kısmında Suâvi'nin hayatı, dönemi, Yeni Osmanlılarla ilişkisi ve gazetecilik faaliyetleri ele alınmıştır. İkinci kısımda ise, fıkıh alanına giren siyâsî ve sosyal meseleler ile genel fıkıh düşüncesi ve çeşitli fıkhî konularla ilgili görüşleri incelenmiştir. Bu çalışma ile Suâvi'nin tüm düşüncesini etkileyen fıkıh anlayışı ile ilgili bütüncül bir tablo çizilmesi amaçlanmıştır.

19. yüzyılAli SuaviKur'an-ı Kerim+2
Sare Gülle Dağlıoğlu
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Hukukî işlem ehliyeti açısından İslam borçlar hukukunda yapay zekâ

İnsanın merak duygusu birçok teknolojiyi icat etmesinin önemli amillerinden biridir. Bu icatlardan bilgisayar hayli geç ortaya çıkmışsa da son bir asra adeta damga vurmuştur. Bilgisayar biliminin alt dalı yapay zekâ özellikle son otuz yılda önemli etkileri olan ve daha da olacağı öngörülen yeni bir alem olmuştur. Yapay zekânın mahiyeti onun sadece mühendislik alanında değil, felsefe ve hukuk gibi farklı alanlarda da tartışılmasına yol açmıştır. Hukuk doktrininde yapay zekânın kişiliği üzerine çeşitli tartışmalar başlamıştır. Ülkemizde son yıllarda bu alanda bilimsel toplantılar artmakla birlikte yurt dışında bu çalışmalara daha önceden başlanmış ve daha fazla mesafe alınmıştır. Hukukî kişilik ve ehliyet konusunda modern dönem borçlar hukuku ve İslam hukukunun verilerinin büyük ölçüde örtüştüğü görülür. Yapay zekâdan önümüzdeki yıllarda daha çok bahsedilecek ve İslam hukuku bağlamında da gerek eşya olarak gerek kişiliğinin imkânı cihetinden değerlendirme yapılması gerekecektir. Yapay zekânın özellikle hukukî kişilik bakımından konumlandırılması daha fazla önem arz etmektedir. Ayrıca yapay zekânın farklı tür ve derecelere göre sınıflandırılabilmesiyle, hukukî işlem ehliyeti hususunda da buna paralel sonuçlar üreteceği görünmektedir. Bu çalışmada sosyal bilim alanında yapay zekâ hakkında yazılmış kaynaklara ağırlıkla yer vererek yapay zekâ tanıtılacak, ilişkili olduğu bazı kavramlara da yer verilecek ve yapay zekânın hukukî işlem ehliyeti tartışmaya açılacaktır. Bunu yaparken de yapay zekânın hukukî işlem ehliyeti adına net bir sonuç ortaya koymak yerine veriler değerlendirilecek, buna göre oluşan farklı kanaatler incelenecek ve gerekiyorsa bunlar arasından tercih yapılacaktır.

Borçlar hukukuCezai sorumlulukEhliyet+5
Yahya Güdendede
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İslam borçlar hukukunda örfün muhayyerliklere etkisi

Hz. Peygamberin hüküm koymada içinde yaşadığı toplumun örf ve âdetini dikkate aldığı, bireysel ve toplumsal hayatı kolaylaştıran, bütünlüğü sağlayan, muameleleri düzene koyan örfleri ikrar ettiği yahut şartlarında iyileştirmeye giderek uygulamada bıraktığı bilinmektedir. Hz. Peygamberden sonra gelen devirlerde de O'nun bu yöntemi takip edilmiş, sahabe devrinden itibaren ictihad ehli, içinde bulundukları toplumun durum ve şartlarını gözeterek ictihad etmiştir. Bu durum bazı hallerde kendilerinden öncekilere muhalefet etmelerini, bazen de kendilerinden sonra gelenlerin onlara muhalefet etmesini gerektirmiştir. Hükmün maksadını gerçekleştirmesi açısından örfe dayalı hükümlerdeki bu değişme İslâm hukukundaki dinamizmi sağlamada etkili olmuştur. Muhayyerlikler, kökeni çok eski dönemlere dayanan, kanundan doğan yahut tarafların ileri sürmesiyle ortaya çıkan haklardır. İslamiyetle beraber muhayyerliklerin kabul edilmesinde Hz. Peygamber'in, devam eden süreçte ictihad ehlinin tutumu, bu konuda toplumun örfünün gözetildiğini göstermektedir. Muhayyerlik ve örf kavramları üzerine çokça çalışma yapılmış, bu çalışmalarda kısaca örfe atıf yapılmış olsa da her iki kavramın ortak noktasının herhangi müstakil bir çalışmada yer almadığı tespit edilmiştir. Bu sebeple örfün muhayyerlikler üzerindeki etkisini derinlemesine inceleme ihtiyacı duyulmuştur. Araştırmada öncelikle örf ve muhayyerlik kavramları İslam Borçlar hukuku açısından tanıtılmış, daha sonra muhayyerliklerin şartlarının oluşumu, kullanım ve sona ermelerinde örfün etkisi tespit edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Muhayyerlik, örf, İslam hukuku, borçlar hukuku.

Borçlar hukukuMuhayyerlikÖrf-adetler+2
Sümeyra Merve Eren
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Fıkhın teşekkül sürecinde fukaha otoritesinin ortaya çıkışı

Müslümanların inanmış oldukları din onların dini otorite anlayışlarını belirlemiştir. Zamanla inandıkları dinin temel verileriyle tarihsel tecrübeleri birleştirerek dini, siyasi ve hukûkî olanı iç içe geçirdiler. Fıkıh veya İslam Hukuku dediğimiz olgu müslümanların din anlayışlarıyla onların siyasi ve hukuki faaliyetlerinin birleşimidir. Fıkıh faaliyetini üstlenen fukahânın otorite olarak tarih sahnesine çıkışında dini, siyasi ve hukuki otoritelerin birleşiminin etkileri söz konusudur. Fukahâ otoritesi klasik dönemde ve günümüzde müslümanların başvurduğu en büyük otoritedir. Bu otoritenin ortaya çıkışı, tarihsel kökleri, doktrine dönüşmesi ve bugün tartışılması birbirinden kopuk ele alındığı için sıkıntılara yol açmıştır. Bu süreçlerin birlikte analiz edilip fukahâ otoritesinin oluşumunu ve bu oluşumun nasıl sonuçlandığını ortaya koyup günümüzdeki otoriteye başvurma meselesinin ne anlama geldiği ortaya konulmaya çalışılacaktır. Anahtar kelimeler: Otorite, fıkıh, fukahâ, din, siyaset, hukuk

Abdullah Yasir Can
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkçülük Hareketi'nin fıkıh alanındaki görüşleri (Tanzimat'tan Cumhuriyet'e)

Tanzimat'la başlayan ve Cumhuriyet'le devam eden süreçte Osmanlının yaşadığı değişim ve dönüşüm bağlamı, aktörleri ve sonuçları açısından ele alınmaya değer bir konudur. Bu süreçte siyasî, askerî ve iktisadî zafiyetleri bertaraf etmek amacıyla çeşitli tartışmalar başlamış ve çözüm arayışlarına gidilmiştir. Bu arayışlar, hukuk alanına da yansımış gerek küresel modernitenin etkileri gerekse yüzyıllara yayılan sorunlardan kaynaklı yerel ihtiyaçlar, yenilik/ıslahat/terakkî tartışmalarını da beraberinde getirmiştir. Dönemin çok sesli atmosferinde Türkçü münevverler tarafından milliyetçilik, din-devlet hukuk ilişkileri, ilerleme-gelişme-değişme vb. birçok mesele hakkında bütün İslam dünyası için "yeni" sayılabilecek görüşler serdedilmiştir. İslam hukukunun, yorum esnekliğini ve dinamizmini sağlayan örf ve ictihâd gibi kavramlarla, ictimâiyatçı (sosyolojik) bir hüviyette yeniden yorumlanma gayretlerinin ele alındığı bu çalışmada, hareketin öncü isimleri perspektifinden, Türkçülerin fıkıh alanındaki görüşlerinin bütüncül değerlendirilmesi yapılmıştır.

Fıkıhİslam hukuku
Sema Çakır
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Mecelle'de tahkim

İnsanlar arasındaki ilişkilerin bir düzen dahilinde yürümesi, hukukun esas gayelerindendir. Toplumda kişilerin, aralarında kendi iradeleri ile çözemedikleri ihtilafları, sayılan, sevilen, bilgili ve liderlik vasfı olan kimselere götürerek yardım istemeleri, çok eski zamanlardan beri süregelen adetlerdendir. Kişinin, kendi hakkını kendisinin almaya (ihkak-ı hak) kalkmasının, barış ve huzur ortamını ne kadar bozucu olacağı aşikardır. Uyuşmazlıkların çözümünde, hakimiyet hakkı gereği, resmi otoritenin görevlendirdiği kurumlara müracaat esas olsa da bu kurumların iş yükünü azaltmak, zaman kazanmak gibi sâiklerle hakemlere başvurmanın uygun bir yol olduğu görülmektedir. Tarihte bu yolun kabul gördüğü ve çokça uygulanarak bugünlere gelindiği bilinmektedir. Bugün hem İslam hukuku hem de modern hukuk uygulayıcıları, tahkim kurumunu, belli şart ve kurallarla düzenleyerek, sağlıklı bir tahkim süreci işleyişini garanti altına almaya çalışmaktadırlar. Bu çalışmanın konusu, bir hukuk kurumu olan "tahkim"in önce tarihsel arka planı ve İslam hukukunda bulunduğu yerin tespiti, sonra İslam hukuku alanındaki ilk kanunlaştırma örneği olan Mecelle-i Ahkam-ı Adliye'deki düzenlemenin incelenmesidir. Üçüncü bölümde ise, bugün yürürlükte bulunan 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu çerçevesinde "tahkim" kurumunun geldiği noktanın tesbiti ve son olarak Mecelle'de düzenlenen tahkim ile HMK.da düzenlenen tahkim arasındaki farkların belirlenmesine çalışılmıştır.

Haticetül Kübra Yavuz
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Pakistan aile hukukunda muhâlea uygulaması

Pakistan'da evlenme, boşanma ve velayet gibi aile hukukunun belirli alanlarında İslam hukukunun hükümleri uygulanmaktadır. Ülkede mer'i bulunan boşanma kanununun uygulanmasındaki aksaklıklar ve tefrik haklarının sınırlı olması, kadınların boşanmaları konusunda mağduriyetlere sebep olmuştur. Bu mağduriyetlerin giderilerek kadınların boşanma haklarının genişletilmesi amacıyla muhâleaya başvurulmuştur. Ancak muhâleanın klasik uygulamasında evlilik tarafların anlaşmasıyla sonlandırılırken Pakistan'da bu işlem yargı yoluyla yapılmaktadır. Yani evlilik kadının talebi üzerine koca rızasına bakılmaksızın mahkeme tarafından sonlandırılmaktadır. Literatürde "Yargı Yoluyla Muhâlea" olarak adlandırılan bu işlemin şer'î meşruiyeti önemli tartışma konularından birisini oluşturmaktadır. Bu çalışmada, söz konusu uygulamanın gelişimi ve meşruiyeti hakkındaki tartışmalar ele alınmaktadır.

Aile hukukuAnlaşarak boşanmaKazai boşanma+1
Muhammed Murat Yılmaz
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Medeni Kanun'a geçiş döneminde Türk hukukçularının İslam hukukuyla ilgili düşünceleri

XXI. yüzyıl Türkiye'sinde fıkıh, orta ve yükseköğretim müfredatında belli ölçüde yer almakta, teorik ve akademik çalışmalara konu olmakta, uygulamada ise ibadetler ve helal-haram bilgisi şeklinde varlığını sürdürmektedir. Bugün İslam hukuku adıyla da anılan fıkhın bu dönüşümü, hukuk gibi doğası gereği pratik hayata dokunan bir disiplin için dikkat çekici bir kırılmayı temsil etmektedir. Fıkhın çağın gereklerine cevap veremediği ve donmuş bir yapıya sahip olduğu yönündeki eleştiriler, XIX. ve XX. yüzyılda İslam dünyasının birçok coğrafyasında çeşitli biçimlerde dile getirilmiştir. Kimileri fıkhın yeniden yapılandırılmasıyla bu sorunun çözüleceğini ileri sürerken, bazıları da onu hukuktan bütünüyle ayırarak bireyin vicdanına hasredilmesi tezini öne sürmüştür. Bu tartışmaların yoğun biçimde yaşandığı dönemlerden biri de Osmanlı'dan Cumhuriyet'e geçiş sürecidir. Siyasal rejimdeki dönüşüm, hukuk alanında köklü bir değişimi de zorunlu kılmış; bu bağlamda Cumhuriyet'in erken dönem hukukçuları yeni hukuk düzenini inşa ederken fıkhı sıklıkla çağın gerisinde kalmış, modern toplum ihtiyaçlarını karşılamaktan uzak ve reformlara engel bir sistem olarak tanımlamışlardır. Bu çalışmanın temel amacı, söz konusu hukukçuların fıkha yönelttikleri eleştirilerin mahiyetini ve arkasında yatan sebepleri ele almaktır. Bu doğrultuda tezin birinci bölümünde, Cumhuriyet'in kuruluş sürecinde fıkha bakışı şekillendiren düşünsel ve tarihsel arka plan analiz edilmiştir. İkinci bölümde ise Medeni Kanun'a geçiş döneminde öne çıkan hukukçulardan Mahmut Esat Bozkurt (1892-1943), Ebü'lulâ Mardin (1881-1957), Mustafa Reşit Belgesay (1887 -1969) ve Hıfzı Veldet Velidedeoğlu'nun (1904-1992) fıkıh anlayışları incelenmiş; bu anlayışların söz konusu düşünsel ve tarihsel bağlam içindeki yeri değerlendirilmiştir. Anahtar Kelimeler: Fıkıh, Hukuk, Medeni Kanun, Geçiş dönemi, Türk hukukçuları.

Fatma Demirci
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Osmanlı ceza hukukunda cinsel şiddet: Teori ve pratik (17. ve 18. yüzyıl)

İnsanlık tarihi boyunca cinsel şiddet öyle veya böyle kişilerin cinsel dokunulmazlığını ihlal eden bir suç türü olarak karşımıza çıkmaktadır. Cinsel şiddet, failin (erkek) cinsel motivasyon eşliğinde karşındakinin rızası olmaksızın ona sözel olarak cinsel içerikli şeyler söylemesi, fiziksel olarak temasa geçmesi veya bunun ötesinde cinsel birlikteliğe zorlaması olarak tarif edilebilir. Bu durumda mağdur, yaş ve cinsiyet fark etmeksizin hayatta olan insandır. Cinsel şiddetin görünümleri ve toplum tarafından algılanış şekilleri, içerisinde bulunulan zaman, din algısı ve kültürel kodlara göre değişiklik arz etmektedir. Buna bağlı olarak tarihteki her medeniyetin cinsel şiddet hususunda kendine has bir algılayış biçimi ve hukuki düzenlemeleri olduğu söylenebilir. Modern hukuk ve tarih sahnesinden geçmiş bazı medeniyetlerdeki cinsel şiddet algısına dair bir girizgâhtan sonra bu çalışmada Osmanlı ceza hukuku ekseninde (17. ve 18. yüzyıl) cinsel şiddetin nasıl ve ne ölçüde yer aldığı incelenmiştir. Teori ve pratiği birleştiren bu çalışmada genel olarak fıkıh literatürünün verileri ile 17. ve 18. yüzyıl Osmanlı'sına has kayıtlar (Şeriyye Sicilleri, fetva mecmuaları, risaleler vs. gibi yazma eserler) incelenmiş ve çalışmayı zenginleştirmek üzere birçok farklı kaynak türleri de kullanılmıştır. Çalışmamız cinsellik hususunda kadın-erkek, hür-köle ayırımları ile homoseksüellik gibi konuları ele alması bakımından çok yönlü ve geniş bir perspektif sunmaktadır.

Ceza hukukuCinsel şiddetFıkıh+1
Meryem Bektaş
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
Master'sOpen AccessTR

Fıkhın teşekkül sürecinde fukaha otoritesinin ortaya çıkışı

Müslümanların inanmış oldukları din onların dini otorite anlayışlarını belirlemiştir. Zamanla inandıkları dinin temel verileriyle tarihsel tecrübeleri birleştirerek dini, siyasi ve hukûkî olanı iç içe geçirdiler. Fıkıh veya İslam Hukuku dediğimiz olgu müslümanların din anlayışlarıyla onların siyasi ve hukuki faaliyetlerinin birleşimidir. Fıkıh faaliyetini üstlenen fukahânın otorite olarak tarih sahnesine çıkışında dini, siyasi ve hukuki otoritelerin birleşiminin etkileri söz konusudur. Fukahâ otoritesi klasik dönemde ve günümüzde müslümanların başvurduğu en büyük otoritedir. Bu otoritenin ortaya çıkışı, tarihsel kökleri, doktrine dönüşmesi ve bugün tartışılması birbirinden kopuk ele alındığı için sıkıntılara yol açmıştır. Bu süreçlerin birlikte analiz edilip fukahâ otoritesinin oluşumunu ve bu oluşumun nasıl sonuçlandığını ortaya koyup günümüzdeki otoriteye başvurma meselesinin ne anlama geldiği ortaya konulmaya çalışılacaktır. Anahtar kelimeler: Otorite, fıkıh, fukahâ, din, siyaset, hukuk

Abdullah Yasir Can
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İslam borçlar hukukunda örfün muhayyerliklere etkisi

Hz. Peygamberin hüküm koymada içinde yaşadığı toplumun örf ve âdetini dikkate aldığı, bireysel ve toplumsal hayatı kolaylaştıran, bütünlüğü sağlayan, muameleleri düzene koyan örfleri ikrar ettiği yahut şartlarında iyileştirmeye giderek uygulamada bıraktığı bilinmektedir. Hz. Peygamberden sonra gelen devirlerde de O'nun bu yöntemi takip edilmiş, sahabe devrinden itibaren ictihad ehli, içinde bulundukları toplumun durum ve şartlarını gözeterek ictihad etmiştir. Bu durum bazı hallerde kendilerinden öncekilere muhalefet etmelerini, bazen de kendilerinden sonra gelenlerin onlara muhalefet etmesini gerektirmiştir. Hükmün maksadını gerçekleştirmesi açısından örfe dayalı hükümlerdeki bu değişme İslâm hukukundaki dinamizmi sağlamada etkili olmuştur. Muhayyerlikler, kökeni çok eski dönemlere dayanan, kanundan doğan yahut tarafların ileri sürmesiyle ortaya çıkan haklardır. İslamiyetle beraber muhayyerliklerin kabul edilmesinde Hz. Peygamber'in, devam eden süreçte ictihad ehlinin tutumu, bu konuda toplumun örfünün gözetildiğini göstermektedir. Muhayyerlik ve örf kavramları üzerine çokça çalışma yapılmış, bu çalışmalarda kısaca örfe atıf yapılmış olsa da her iki kavramın ortak noktasının herhangi müstakil bir çalışmada yer almadığı tespit edilmiştir. Bu sebeple örfün muhayyerlikler üzerindeki etkisini derinlemesine inceleme ihtiyacı duyulmuştur. Araştırmada öncelikle örf ve muhayyerlik kavramları İslam Borçlar hukuku açısından tanıtılmış, daha sonra muhayyerliklerin şartlarının oluşumu, kullanım ve sona ermelerinde örfün etkisi tespit edilmeye çalışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Muhayyerlik, örf, İslam hukuku, borçlar hukuku.

Borçlar hukukuMuhayyerlikÖrf-adetler+2
Sümeyra Merve Eren
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Hukukî işlem ehliyeti açısından İslam borçlar hukukunda yapay zekâ

İnsanın merak duygusu birçok teknolojiyi icat etmesinin önemli amillerinden biridir. Bu icatlardan bilgisayar hayli geç ortaya çıkmışsa da son bir asra adeta damga vurmuştur. Bilgisayar biliminin alt dalı yapay zekâ özellikle son otuz yılda önemli etkileri olan ve daha da olacağı öngörülen yeni bir alem olmuştur. Yapay zekânın mahiyeti onun sadece mühendislik alanında değil, felsefe ve hukuk gibi farklı alanlarda da tartışılmasına yol açmıştır. Hukuk doktrininde yapay zekânın kişiliği üzerine çeşitli tartışmalar başlamıştır. Ülkemizde son yıllarda bu alanda bilimsel toplantılar artmakla birlikte yurt dışında bu çalışmalara daha önceden başlanmış ve daha fazla mesafe alınmıştır. Hukukî kişilik ve ehliyet konusunda modern dönem borçlar hukuku ve İslam hukukunun verilerinin büyük ölçüde örtüştüğü görülür. Yapay zekâdan önümüzdeki yıllarda daha çok bahsedilecek ve İslam hukuku bağlamında da gerek eşya olarak gerek kişiliğinin imkânı cihetinden değerlendirme yapılması gerekecektir. Yapay zekânın özellikle hukukî kişilik bakımından konumlandırılması daha fazla önem arz etmektedir. Ayrıca yapay zekânın farklı tür ve derecelere göre sınıflandırılabilmesiyle, hukukî işlem ehliyeti hususunda da buna paralel sonuçlar üreteceği görünmektedir. Bu çalışmada sosyal bilim alanında yapay zekâ hakkında yazılmış kaynaklara ağırlıkla yer vererek yapay zekâ tanıtılacak, ilişkili olduğu bazı kavramlara da yer verilecek ve yapay zekânın hukukî işlem ehliyeti tartışmaya açılacaktır. Bunu yaparken de yapay zekânın hukukî işlem ehliyeti adına net bir sonuç ortaya koymak yerine veriler değerlendirilecek, buna göre oluşan farklı kanaatler incelenecek ve gerekiyorsa bunlar arasından tercih yapılacaktır.

Borçlar hukukuCezai sorumlulukEhliyet+5
Yahya Güdendede
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Ali Suâvi ve fıkhî görüşleri

XIX. yüzyıl Osmanlı âlim ve aydınlarından olan Ali Suâvi (1839-1878), dönemin problemleriyle yakından ilgilenmiş ve gazetecilik, yazarlık, vaizlik, medresede hocalık gibi yönlerini kullanarak Osmanlı Devleti'nin yeniden ayağa kalkması ve bekâsı uğrunda verdiği mücadele ile hayatını geçirmiştir. Avrupa'da bulunduğu (1867-1876) dokuz yıllık sürgün hayatı sırasında; Batılı fikir akımlarını tanıma şansı yakalamış, yitik mal misali Müslümanlara fayda sağlayacak siyasî ve ictimâî kavram ve fikirleri, İslâm'ı referans alıp tekrar yorumlayarak düşünce dünyamıza kazandırmıştır. Bu yönüyle siyâsî ve sosyoloji tarihimizde; ictihad kapısını aralayıcı fetvaları ve fıkıh usulünde yeni yöntem fikirleri ile de fıkıh tarihimizde Suâvi'nin hikâyesi kıymetlidir. Ayrıca gazeteciliğin ülkeye girişteki serüveninin görülmesi açısından basın tarihimizde; medrese müfredâtını ve sistemini eleştirmesi ve ıslahı için tekliflerde bulunmasının yanında Galatasaray Mekteb-i Sultânîsi'nde müdürlüğü (1877) sırasındaki girişimleriyle eğitim tecrübemizde ayrı yeri vardır. Bu tezin konusu, Suâvi'nin diğer alanlardaki tüm görüşleriyle de bir şekilde irtibatta olan fıkıh düşüncesi ve fıkhî görüşleridir. Çalışmanın ilk kısmında Suâvi'nin hayatı, dönemi, Yeni Osmanlılarla ilişkisi ve gazetecilik faaliyetleri ele alınmıştır. İkinci kısımda ise, fıkıh alanına giren siyâsî ve sosyal meseleler ile genel fıkıh düşüncesi ve çeşitli fıkhî konularla ilgili görüşleri incelenmiştir. Bu çalışma ile Suâvi'nin tüm düşüncesini etkileyen fıkıh anlayışı ile ilgili bütüncül bir tablo çizilmesi amaçlanmıştır.

19. yüzyılAli SuaviKur'an-ı Kerim+2
Sare Gülle Dağlıoğlu
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İslam hukukunda hapis hakkı (Hanefi mezhebi özelinde)

Bu tez, alacaklının alacağını elde etmek üzere borçluya ait alacakla alakası bulunan malı teslimden kaçınarak elde tutma yetkisi veren hapis hakkını Hanefi mezhebi özelinde incelemektedir. Hapis hakkı alacağı güvence altına almayı amaçlar ve Türk hukuk doktrininde incelenip teorik biçimde ele alınırken, Hanefi mezhebi füru fıkıh külliyatında münferit olaylar içinde yer almıştır. Çalışmamızda Hanefi mezhebi kaynaklarında hapis hakkına dair olan meseleler başlangıç noktası kabul edilip incelendikten sonra Türk hukukunda eşya hukukuna dair yazılan eserlerin hapis hakkını değerlendirirken takip ettikleri sistematikten faydalanılarak mezhep içinde teorik bir çerçeve oluşturulmaya çalışılmıştır. Hapis hakkı Hanefi literatürde yer yer rehin ile birlikte anılmıştır. Türk hukukunda ise rehinin yanında alıkoyma hakkı, ödemezlik def'i ve takasın hapis hakkı ile yakın tasarruflar olduklarına değinilmiştir. Hanefi fukaha hapis hakkını, günümüz hukukunda aynî hak olarak ifade edilen milkin bir türü olarak değerlendirmiştir ve onlara göre hapis hakkının ileri sürülebilmesinin temel amacı, bir borç ilişkisinde alacaklar arasında teslim etme ve teslim alma hususundaki dengesizliğin giderilmesidir. Bu amacın hapis hakkını mümkün kılabilmesi için, borç ilişkisindeki edimlerin mahiyetlerinin farklı olması, dengesizliğin aleyhinde kurulduğu tarafın borçluya ait mala haklı zilyet olması, zilyet olduğu bu mal ile alacak arasında bağlantı bulunması ve alacağının muaccel olması şartlarının yerine gelmiş olması gerekir. Sözü edilen bu amaç ve şartların gerçekleşmesi durumunda Hanefi mezhebinde satım, icare, şüf`a, vekalet ve nikah akitlerinde, lukata, gasp ve vediada hapis hakkı ileri sürülebilir. Hapis hakkı ileri sürülürken doğurduğu bazı hükümler vardır. Buna göre, hapis hakkına sahip olan taraf karşı tarafı borcun ifasına zorlamak ve alacağını temin edebilmek için malı alıkoyma yetkisine sahip olurken bazı durumlarda bu malı sattırıp alacağını bedelinden temin etme hakkı da vardır. Hapis hakkı verdiği yetkilerin yanında sahibine, malı muhafaza sorumluluğu da yükler. Hapis hakkı sona erene kadar bu hükümler devam eder. Hanefi mezhebi füru fıkıh kaynaklarına göre hapis hakkı müstakil bir hak olmayıp bir alacağa bağlı olarak ortaya çıktığından bu alacağın sona ermesiyle hapis hakkı sona erer. Bunun yanında başlangıçta muaccel olduğu için karşılığında hapis hakkı kurulabilen borcun/deynin daha sonra vadeli olması kabul edilirse şartlardan biri artık bulunmadığı için hapis hakkı sona erer. Hapis hakkının doğduğu borç ilişkisinde belirli durumlarda yapılan havale bu hakkı düşürebilir. Aynı zamanda hapis hakkı Hanefi fukaha tarafından zayıf bir hak olarak görüldüğü için alacaklının hapis konusu mal üzerindeki zilyetliğini rızasıyla kaybetmesi de hakkın sona ermesiyle sonuçlanır.

HanefilerHapis hakkıMezhepler+1
Sultan Özkan
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

İbâdî fıkhının tarihsel gelişimi (Umman örneği)

Fitne dönemi sonrasında ortaya çıkan ve Hâricîlerin Ehl-i sünnete en yakın fırkası olarak bilinen İbâdiyye mezhebi gerek fiziksel uzaklığı gerek düşüncelerinin farklılığı dolayısıyla detaylı olarak araştırılmamıştır. İslam dünyasında yapılan çalışmalarda mezkûr mezhebin itikadî boyutu araştırma konusu olmuş; ancak fıkhî/amelî boyutu yeterince araştırılmamıştır. Halbuki İbâdiyye mezhebinde azımsanmayacak derecede geniş bir fürû fıkıh literatürü bulunmaktadır. Bu literatürün oluşumu mezhebin kurucu imamı Câbir b. Zeyd (v.93) ile İslam tarihinin erken dönemlerinde başlamıştır. Mezhep; Umman, Libya, Tunus, Cezayir, Zengibar gibi günümüz İslam coğrafyasının farklı yerlerinde varlığını devam ettirdiği için literatür oluşumu da günümüze kadar devam etmiş ve hali hazırda da devam etmektedir. Yukarıda zikrettiğimiz araştırma eksikliğinden ötürü, bu çalışmada öncelikle mezhebin günümüzdeki temsilcisi konumunda olan en çok Umman hakkında ve İbâdiyye mezhebinin doğuşu ile itikadi görüşleri hakkında bilgiler verilmiştir. Akabinde ise İbâdî fıkhını tanıtıcı bilgilere yer verilmiştir. Bu bağlamda önce İbâdî fıkhının kurucu isimleri, mezhebin fıkıh usulü anlayışı ve farklı fürû görüşleri ele alınmıştır. Müteakip bölümde ise İbâdiyye mezhebinin fıkhî boyutunun tarihsel süreçte geçirdiği merhaleler, her asırda yaşamış İbâdî fukaha ve onların kaleme aldıkları fıkıh eserleri incelenerek tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu yöntemle hem İbâdî fıkıh literatürüne dair bilgiler edinilmiş hem de mezhebin fıkıh tarihi incelenerek İbâdî fıkhının teşekkül süreci ve bu süreçte etkili olan durumlar ortaya çıkartılmaya çalışılmıştır.

MezheplerMezhepler tarihiUmman+4
Ahmet Faruk Göksün
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Fıkıh teori ve uygulamasında yargılama ve infazın aleniliği (Erken dönem ve Osmanlı örneği)

Ceza hukukunda alenilik, kelimenin sözlük anlamıyla kullanıldığında suçun maddi unsurunu oluşturması veya suçu nitelikli hâle getirmesi yönüyle söz konusu edilir. Cezaların infazında alenilik ise hem önleme/caydırıcılık gibi olumlu, hem de hükümlüye ve insanın saygınlığına yönelik olumsuz etkileri bakımından gündeme gelmektedir. Aleniliğin modern hukukta terim anlamıyla kullanımı, hukuk güvenliğini sağlaması yönüyle yargılamanın kamuya açık gerçekleşmesi ilkesini ifade etmektedir. Bu çalışmada tezin geneline ışık tutacağı düşüncesiyle İslâm ceza hukukuna genel bir bakış yapıldıktan sonra fıkıh teori ve uygulamasında erken dönem ve Osmanlı örneği eksene alınarak ceza yargılaması ve infazı aşamalarında aleniliğin nasıl ve ne ölçüde yer aldığı araştırılmıştır. Bu yapılırken aynı zamanda İslâm ceza hukukuna alenilik kavramı perspektifinden bütüncül bir yaklaşımın imkânı da araştırılmıştır.

AleniyetCeza hukukuYargılama+3
Betül Acar
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Kamu düzeni adına uygulanan cezalarda fukahanın rolü (Mihne Dönemi)

İslam tarihinin en acı tecrübelerinden biri olan Mihne döneminde kamu düzeni gerekçe gösterilerek uygulanan cezaların ele alındığı bu çalışma bir giriş, iki bölüm ve sonuç kısmından oluşmaktadır. Giriş kısmında konunun önemi, amacı, kapsamı, yöntemi ve kaynaklarına dair açıklamalara yer verilmiştir. "Kamu düzeni" kavramının mahiyeti ve tarihi süreci hakkında malumat verilen birinci bölümde Cahiliyeden itibaren Abbasîlere kadar olan dönemde kamu düzeni anlayışı tespit edilmeye çalışılmış ve ardından İslam hukuk literatüründe bu kavramla bağlantılı olan kurum (hisbe ve şurta teşkilatı, Hacc emirliği) ve kavramlar, tarihi örnekleriyle birlikte ele alınmıştır. İkinci bölümde ise Mihne sürecinin tarihi arka planı hakkında kısaca bilgi verilmiş ve bu süreçte etkili olan bir takım yönetici, kadı, fakih ve toplumun ileri gelenlerinin biyografilerine yer verilmiştir. Ardından halku'l-Kur'ân meselesinin siyasal bir araç hâline getirilmesi ve yargılamalardaki rolü incelenmiştir. Sonuç kısmında da genel bir değerlendirme yapılmıştır. Anahtar Kelimeler: Mihne, Ceza Hukuku, Kamu, Kamu Düzeni, Fukahâ, Kadı

FukahaHalku`l-Kur`anKamu düzeni+4
Gökhan Günay
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2016
00
Master'sOpen AccessTR

İslâm Hukukunda dâva vekâleti

İslâm borçlar hukukunda önemli ve geniş bir yere sahip olan vekâlet akdinin türlerinden birisi olan dâva vekâleti, dâvanın taraflarından biri olan müvekkilin mahkeme huzurunda temsil edilmek için verdiği vekâlettir. Günümüzde avukatlık adı altında önemli bir yeri olan bu hukuki işlem, çalışmamızda özellikle vekil ve müvekkil arasındaki iç ilişki vurgulanarak incelenmiştir. Dâva vekâleti hakkında literatürde yer alan bilgiler ışığında hem borçlar hem de usul (yargılama) hukuku konusu olan dava vekâletine dair fıkıh âlimlerinin benimsedikleri prensipler anlaşılmaya çalışılmıştır. Tezde, toplumdaki hukuki ve iktisadi ilişkilerin gelişmesine paralel olarak günümüzde ücretli olarak gerçekleştirilen vekâletin bu türüne dair, İslâm hukukunda da benzer imkanların olduğu ortaya konmuştur. Ayrıca, fıkhın erken dönem kaynaklarından başlayıp, Osmanlı'da Tanzimat'ın ilanı ile başlayan hukuki reformlara kadar dâva vekâletinin hukuki gelişimi tespit edilmeye çalışılmıştır. Bu bağlamda Osmanlı hukukunda dâva vekâletine ilişkin günümüzdeki avukatlığa geçiş mahiyetinde önemli adımlar atıldığı görülmüştür. Anahtar Kelimeler : temsil, husûmet, dâva vekâleti, müvekkil, vekili.

AvukatlıkDava ehliyetiDavaya vekalet ehliyeti+7
Elif Çal
İstanbul 29 MayIs University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00

Other supervisors