Theses supervised by Prof. Dr. Ali Osman Kurt

12 theses · Ankara Social Science University, Sakarya University, Ankara Yıldırım Beyazıt University

Master'sOpen AccessTR

Rus Ortodoks Kilisesi kaynaklarında İslam ve Müslümanlar

Rusya'da Ortodoksluktan sonra en fazla nüfusa sahip din İslam'dır. Çarlık Rusya'sı, SSCB dönemi ve günümüzdeki Rusya Federasyonu da dâhil olmak üzere on bir asırdır bu durum değişmemiştir. Rusların millet olarak tarih sahnesine ilk çıkışları, İslam ile tanışmaları ve Ortodoksluğu kabul etmeleri 9. yüzyıla denk gelmektedir. Bu yüzden Rus Ortodoks Kilisesi'nin İslam'a ve Müslümanlara ilişkin görüşlerini anlamak için kilise tarihi iyi bilinmelidir. İlk kaynaklarda açıkça görülen Bizans etkisi, İslam'ın Ruslar tarafından olumsuz yorumlanmasına zemin hazırlamıştır. İslam'ı araştırma noktasında gerek siyasî gerekse sosyo-kültürel sebeplerden dolayı tarih boyunca engellerle karşılaşan kilise, günümüze kadar objektif olmaktan uzak bir tavır sergilemiştir. Bu çalışmanın amacı geçmişten günümüze kadar Rus Ortodoks Kilisesi açısından önemli şahsiyetlerin, İslam ve Müslümanlarla ilgili görüşlerini ve çalışmalarını objektif olarak ortaya koymaktır. Ayrıca bu araştırmada, kilisenin İslam'a yönelik bakış açısının tarihi süreç içerisindeki seyri incelenmiş olup söz konusu bakış açısının kilise tarafından günümüzdeki İslam din eğitimine ne kadar yansıdığı tespit edilmeye çalışılmıştır.

Din algısıDinler tarihiMüslümanlar+7
Fatma Nur Erkan
Ankara Social Science University · İslami Araştırmalar Enstitüsü
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Origen'in kurtuluş anlayışı

Dinin ana gayelerinden biri inananları bu dünya kadar ölüm sonrası dünya için de hazırlamaktır. Bu yüzden kurtuluş ile ilgili öğretiler her dinin temel öğretilerindendir. Dinden dine göre bunun yöntemi değişse de temelde hepsi sonsuz mutluluğu ve kurtuluşu hedeflemektedir. Hıristiyanlık içinde de kurtuluş ile alakalı farklı düşünceler geliştirilmiştir. Hıristiyanlığın ilk dönemleri bu bağlamda çok çeşitli bir çerçeve çizmektedir. 2. ve 3. yüzyılda yaşamış Origen de bu dönemde öne çıkmış teologlardan biridir. Bu tezde evrensel kurtuluş anlayışını ilk defa sistemleştiren kişi olarak bilinen Origen'in kurtuluş hakkındaki görüşleri incelenmiştir. Origen'in "apokatastasis" anlayışını temele koyarak sistemleştirdiği kurtuluş anlayışını hangi teolojik doktrinlere dayandırdığı, ilk dönem Hıristiyanlarının ve Kutsal Kitap'ın ortaya koyduğu kurtuluş anlayışlarının ne olduğu ve bunların Origen'in kurtuluş anlayışıyla ne tür bir ilişkisi olduğunun incelenmesi çalışmanın ana hedefini oluşturmuştur. Amaçlar doğrultusunda ilk bölümde Apokatastasis kelimesinin tanımı, İskenderiye'deki entelektüel birikim ve bazı ilk dönem Hıristiyanlarının kurtuluş görüşleri ele alınmıştır. İkinci bölümde Eski Ahit ve Yeni Ahit'in içerdiği kurtuluş ile alakalı terimler ve kurtuluş anlayışı incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise Origen'in kurtuluş anlayışı bağlamında farklı tartışmalar ve yorumlamalar çevresinde Tanrı, yaratılış, ruh, diriliş, özgür irade ve apokatastasis anlayışı üzerinde durulmuştur. Sonuç bölümünde ise elde edilen bilgiler araştırma sorularına cevap olarak tartışılmıştır. Anahtar Kelimeler: Origen, Kurtuluş, İskenderiye, Hıristiyanlık, Erken Dönem

Rabia Kocataş
Ankara Social Science University · İslami Araştırmalar Enstitüsü
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

İskenderiye Okulu ve Hıristiyanlık üzerindeki etkisi

Hıristiyanlığın ilk teşekkül dönemi, kurumsal ve doktrinel olarak değişim ve dönüşümlerin en fazla olduğu zaman aralığıdır. Hıristiyanlığın bu erken döneminde etkili olan kurumların başında İskenderiye Hıristiyan Okulu gelmektedir. Hıristiyanlıktan etkilenen ve aynı zamanda Hıristiyanlığa etki eden yönüyle İskenderiye Hıristiyan Okulu, Hıristiyan tarihi ve teolojisinde önemli bir rol üstlenmiştir. Bu okulun anlaşılması için ilk bölümde, İskenderiye Hıristiyan Okulunun öncülü ve kültürel dayanağı olarak kabul edilebilecek bir kurum olan Antik dönem İskenderiye Okuluna yer verilmiştir. Antik dönem İskenderiye Okulu, İskenderiye Hıristiyan Okulunun kuruluşuna model olmuştur. İkinci bölümde İskenderiye Hıristiyan Okulu çok yönlü bir şekilde ele alınmıştır. Bu bölümde, İskenderiye Hıristiyan Okulunun kurumsal yapısı, barındırdığı düşünürler ve bıraktığı eserlere değinilmiştir. Üçüncü bölümde ise Okulun Hıristiyanlık üzerindeki etkisine ve bunun yollarına değinilmiştir. Okulun Hıristiyanlık üzerindeki etkisini doğru bir şekilde saptamak için somut bir kıstas olarak konsiller araştırma konusu yapılmıştır. İskenderiye Hıristiyan Okulunun Hıristiyanlık teolojisi ve tarihi üzerinde oluşturduğu etki, felsefi ve teolojik açılardan ele alınmıştır. Felsefi açıdan oluşan etkiyi belirlemek üzere logos, Platonculuk ve alegori temalarına yer verilmiş ve bu temaların hangi düşünürler aracılığıyla tesir oluşturduğu tespit edilmeye çalışılmıştır. Teolojik açıdan oluşan etkiyi belirlemek üzere de teslis, teslisin unsurları arasındaki ilişki, İsa tasavvuru ve Meryem tasavvuru konularına yer verilmiştir.

Nesim Aytepe
Ankara Social Science University · İslami Araştırmalar Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessEN

Termo-kimyasal yöntemle alon, MgAlON ve MgAl2O4 toz üretimi

Due to their major importance in the field of armor and transparent infrared windows, aluminum oxynitride (AlON), magnesium aluminate, also known as spinel (MgAl2O4) and magnesium aluminum oxynitride (MgAlON) have always been subject to research due to the limitations of their manufacturing processes. The interest of synthesizing fine powders of these ceramics at intermediate temperatures, aims to decrease the high cost of the final products, as well as, providing promising commercial methods to produce their powders. AlON powders are commercially unavailable and can only be found as a ready to use products, produced via direct sintering of submicron aluminum oxide (Al2O3) and aluminum nitride (AlN) at temperatures exceeding 1850°C.This process has the disadvantage of raising the cost of the product together with the fact that many companies whose arsenal of equipment allows them to design their own parts, will not have the flexibility of purchasing aluminum oxynitride powders and manufacturing their own products. Unlike AlON, spinel can be found commercially as powder and has already been manufactured and sold worldwide but a limited number of companies. Nevertheless, the production process as well as the cost of production are still major issues that cause a significant increase in the price of the product to provide spinel powders with high purity and fine particles. MgAlON has been presenting itself as an intriguing technical ceramic since it perfectly mimics AlON with properties as close as its parent phase. This is due to the that magnesium aluminum oxynitride is considered as a magnesium stabilized AlON with a slightly lower stability temperature without a major loss in the mechanical and optical properties of aluminum oxynitride. With that in hand, there has always been an interest in investigating the synthesis of these ceramics via different methods to optimize their synthesis processes or even providing novel approaches to obtain their powders. In the last years, an innovative approach that can be considered as a modified carbothermal reduction nitridation (CRN) has been investigated in the synthesis of technical ceramics and has been deemed effective in providing powders that can be readily used in their as-synthesized form. "Dynamic / Thermochemical Method" (DTM) is the denomination used to describe this approach. In this process, the reduction and nitridation reactions take a place in a moving system that provides constent motion to the synthesis allowing the reaction to proceed and be accomplished in a relatively shorter time then usually needed in the convention CRN method as well as the massive advantage of relatively lowering the reaction temperature. In this PhD thesis, the optimization of these technical ceramics' synthesis has been investigated via the DTM process. The obtained results showed that a temperature of 1500°C was sufficient to fully synthesize MgAlON powders from aluminum and magnesium hydroxides (Al(OH)3 and Mg(Al)2, respectively) in gas mixtures, without any solid carbon added. It has also been found that more than 50% conversion to AlON could be achieved at an unpreceded temperature of 1500°C with submicron particles. Conversely, AlON and MgAlON whose syntheses via the dynamic thermochemical method was successful, MgAl2O4 had better results in the static synthesis comparing to its dynamic counterpart. The obtained results were characterized via X-ray diffraction (XRD), scanning electron microscopy (SEM), field emission scanning electron microscopy (FESEM) and particle size distribution. The obtained results were explained and some recommendations for further investigation and optimization of the results we provided.

Hamza Boussebha
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Plastik enjeksiyon kalıplarında soğutma sisteminin üretilen parça kalitesi üzerine etkileri

Plastik enjeksiyon, birçok endüstride seri plastik parça üretimi için yaygın olarak kullanılan bir yöntemdir. Bu üretim sürecinde, eritilmiş plastik malzeme enjeksiyon makinesi aracılığıyla kalıplara enjekte edilir ve ardından soğutularak sertleştirilir. Soğutma sistemi, bu sertleşme sürecini kontrol etmek ve optimize etmek için kritik bir rol oynar. Bu yöntem, plastik parçaların hızlı ve verimli bir şekilde üretilmesini sağlar. Plastik enjeksiyon, otomotiv, elektronik, tıp, ambalaj, oyuncak ve daha birçok sektörde yaygın olarak kullanılır. Çeşitli plastik malzemeler, farklı tasarımlar ve boyutlar için enjeksiyon kalıplama sürecinde kullanılabilir. Plastik enjeksiyon yöntemi, yüksek hassasiyet, hızlı üretim, tekrarlanabilirlik ve çeşitli malzemelerin kullanımı gibi avantajlarıyla bilinir. Ancak, kalıp tasarımı, malzeme seçimi ve sürecin kontrolü gibi faktörler, kaliteyi ve verimliliği etkileyebilir. Soğutma sistemi, kalıp içerisinde plastik parçanın hızlı, homojen ve kontrollü bir şekilde soğumasını sağlamak amacıyla tasarlanmıştır. Bu sistem genellikle kalıp içine entegre edilen su kanalları veya soğutma devreleri ile sağlanır. Soğutma suyu veya uygun soğutucu sıvılar bu kanallardan dolaşarak malzemenin sıcaklığını düşürür ve sertleşmesini hızlandırır. Üretilen parçanın geometrisine, boyutlarına ve özelliklerine bağlı olarak farklı soğutma sistemleri kullanılır. Bu sistemler genellikle kalıplara ek kanallar ekleyerek tasarlanır. Ancak bu ek kanalların oluşturulması işçilik gerektirir ve ayrıca sistemin maliyetini artırabilir. Bu nedenlerden ötürü, bazı işletmeler soğutma sistemi kullanmadan üretim yapmayı tercih edebilirler. Özellikle küçük boyutlu parçaların üretiminde, soğutma sistemini kullanmamak genellikle sorun oluşturmaz. Ancak büyük boyutlu parçaların üretiminde durum daha karmaşık hale gelebilir. Büyük parçaların daha kalın bölgeleri ile daha ince bölgeleri arasında homojen olmayan soğuma hızları meydana gelir. Bu durum, parçanın fiziksel özelliklerinde ve boyutsal doğruluğunda değişikliklere neden olur. Bu çalışma, büyük boyutlu plastik parçalarda soğutma sistemi kullanımının olası etkilerini incelemeyi amaçlamıştır. Parçanın farklı bölgelerindeki soğuma hızlarının, mekanik dayanıklılık, boyutsal tutarlılık ve yüzey kalitesi gibi önemli özellikler üzerindeki etkileri araştırılmıştır. Bu çalışmanın sonuçları, büyük parçaların üretiminde soğutma stratejilerinin tasarımına ve optimizasyonuna dair değerli bir perspektif sunabilir. Üretim Özgürmetal Plastik ve Kalıp San. Firması'nda gerçekleştirilmiştir. Çalışmanın odak noktası, plastik enjeksiyon üretimi sürecinde soğutma sisteminin kullanılmasının ve kullanılmamasının parça özellikleri üzerindeki etkilerini incelemektir. Bu inceleme, xxii firmanın kronik sorunlarından biri olan "plastic seat rib (PSR)" parçası üzerinde yoğunlaşmaktadır. PSR parçasının soğutma sistemi kullanılmadan üretildiğinde delik kısmında oluşan geometrik ve ölçüsel sorunlar, firma için önemli bir zorluktur. Bu bağlamda, firma, soğutma sisteminin bu hatalar üzerinde ne kadar etkili olduğunu araştırmak amacıyla bu çalışmayı desteklemiştir. Araştırma kapsamında, polipropilen malzeme kullanılarak aynı parça üretildi. Bir sette hızlı soğutma koşulları uygulanırken, diğer sette ise soğutma sistemi kullanılmadı. Her iki sette de üretilen parçaların mekanik dayanıklılık, boyutsal doğruluk, kristal yapı gibi özellikleri detaylı olarak karakterize edildi. Sırasıyla boyutsal ölçüm, sertlik testi, XRD analizi ve Moldflow analizleri gerçekleştirilmişitir. Yapılan boyutsal ölçümlerde soğutma sistemi kullanılarak ve kullanılmadan üretilen parçalardan 2şer adet numune alınarak toplamda kritik olan 7 adet ölçü teknik resimdeki değerler baz alınarak ölçülmüştür. Ölçüm yapılan noktaya göre ölçümler dijital kumpas ve CMM kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Ölçüm sonucundan soğutma sistemi kullanılmadan üretilen parçaların kritik olan ölçüsünde (delik çapı) tolerans dışında küçük çıkmıştır. Soğutma sistemi kullanılmaması durumunda, plastik malzeme daha yavaş ve düzensiz bir şekilde soğur. Bu durumda, parça kalıp içinde daha uzun süre kalır ve sıcaklık dağılımı homojen olmaz. Bu, parçanın boyutsal olarak küçülmesine neden olmaktadır. Yine her iki setten alınan 2şer adet numuneye shore sertlik testi uyglanmıştır. Soğutma sistemi bağlı iken 60 shore değilen 55 shore ölçülmüştür. Shore sertlik ölçeği genellikle 0 ila 100 arasında bir değer alır. 5 Shore'luk bir sertlik değişimi, 5 birimlik bir fark anlamına gelir. Ancak, bu tür bir değişiklik genellikle görsel veya fiziksel olarak belirgin bir fark yaratmaz. Bu nedenle, 5 Shore'luk bir sertlik değişimi büyük bir değişim olarak kabul edilmez ve genellikle parça özelliklerinde göze çarpan bir fark yaratmaz. Ancak, her durumda, parçanın kullanım amacı ve gereksinimleri göz önünde bulundurulmalıdır. Belirli bir uygulama için gereken sertlik toleransları, 5 Shore'luk bir değişimin önemli olabileceği durumlar olabilir. Özellikle, bazı hassas uygulamalarda, sertlik hassasiyeti daha yüksek olabilir ve daha küçük sertlik değişimleri bile önemli olabilir. Çalışmada yapılan XRD analizi parçaların iki bölgesinden alınarak yapılmıştır. PSR parçasının kulak kısmından alınan kesitlerin XRD analizi sonucunda, soğutma sistemi kullanılmadan yapılan üretimin kulak ve delik kısımlarını karşılaştırırsak kulak kısmı nispeten daha ince olduğundan delik kısmına göre daha hızlı soğuyacaktır fakat farklı kristal yapıların oluşmadığı görülmüştür. Yaptığımız çalışmada tek değişken faktör soğutma sisteminin varlığı olduğundan farklı kristal yapıları oluşturacak bir etken bulunmamaktadır. XRD analizi, kristal yapıların varlığını ve kristal yapıların özelliklerini belirleyen bir tekniktir. XRD analizinde, malzeme örnekleri X-ışınlarına maruz bırakılır ve bu X-ışınları kristal yapılar tarafından saçılır. X-ışınlarının saçılma desenleri, malzemenin kristal yapısı hakkında bilgi sağlar. Kontrolsüz soğutma ve hızlı soğutma yöntemleri farklı kristal yapılar oluştursa da XRD analizi sırasında ölçülen kristal yapıların saçılma desenleri benzer olabilir. Bu nedenle, kontrolsüz soğutma ve hızlı soğutma sonucu üretilen polipropilen örneklerinin XRD analizi benzer sonuçlar vermektedir. Aynı zamanda Moldflow analizi yapılmıştır. Bu analizde soğutma sistemi kullanılması ve kullanılmaması durumları simüle edilmiştir. Yapılan analiz sonrası hacimsel büzülme farklılıkları hızlı soğutma sistemi kullanılarak yapılan üretimde, kontrolsüz soğutma ile yapılan üretime göre daha fazladır. xxiii Hacimsel büzülmenin tüm parça boyunca tekdüze olmadığına dikkat etmek önemlidir. Parçanın farklı alanları, soğutma hızları, parça kalınlığı ve parça geometrisindeki farklılıklar nedeniyle değişen seviyelerde büzülme yaşayabilir. Bu muntazam olmayan büzülme, parçanın farklı bölgelerinde parça bozulmasına, eğrilmeye veya boyutsal değişimlere neden olabilir. Sonuçlar yapılan literatür araştırmasını destekler niteliktedir. Soğutma sistemi kullanlan üretimde büzülme oranı kullanılmayan üretime göre daha fazladır. Fakat bu farklılık parça geometrisini etkilemeyecek seviyededir. İki üretime ait yüzey ve kalıp sıcaklıklarını gösteren moldflow analizinde soğutma sistemi kullanılarak yapılan üretim sonucu yüzey sıcaklığı daha düşüktür. İki üretim sonucu da parça da gözle görülür bir yamulma ve çarpılma olmamıştır. İki üretime ait yüzey sıcaklık farklılıkları moldflow analizi sonucuna göre soğutma sistemi kullanılmadığında parça kontrolsüz olarak soğuyacağından parçada bölgesel sıcaklık farklılıkları oluşur. Bu farklılık artık strese neden olur. Bu da parça da et kalınlığı fazla olan bölgede çekmeye sebep olur. Üreticiler, Moldflow analizini kullanarak enjeksiyon kalıplama sürecini simüle ederek PP parçalardaki artık gerilimi tahmin edip analiz edebilir ve etkisini en aza indirgemek için kalıp tasarımını ve enjeksiyon kalıplama sürecini ayarlayabilir. Bu, minimum kusur, azaltılmış bükülme ve geliştirilmiş boyutsal doğruluk ile yüksek kaliteli parçalarla sonuçlanabilir. Araştırmanın bulguları, soğutma sistemi kullanımının parça kalitesini önemli ölçüde iyileştirebileceğini göstermektedir. Soğutma sistemi, parçaların iç ve dış bölümleri arasındaki sıcaklık farkını azaltır ve çekme, yamulma gibi istenmeyen deformasyonları azaltır. Ayrıca soğutma sisteminin kullanılması parçanın kalınlığına ve geometrisine bağlı olarak parça içindeki gerilmeleri dengeler ve deformasyonları önler. Öte yandan soğutma sistemi kullanılmazsa parçanın soğuma süresi uzar ve homojen bir şekilde soğutulamaz. Bu da çekme, eğilme ve deformasyon gibi sorunlara yol açabilir. Ayrıca kalıp döngü süreleri daha uzun olabilir ve üretkenlik üzerinde olumsuz etkileri olabilir. Bu makalede sunulan bulgular, plastik enjeksiyonda soğutma sistemi kullanımının parça kalitesini iyileştirdiğini ve istenmeyen deformasyonları azalttığını göstermektedir. Soğutma sisteminin etkili bir şekilde tasarlanması ve optimize edilmesi, parça imalat sürecinde önemli bir faktördür ve enjeksiyon kalıplama endüstrisinde daha iyi sonuçlar için dikkate alınmalıdır.

Plastik enjeksiyon kalıplarıPlastik enjeksiyon makineleriPolipropilen+1
Hasret Yavuz
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Dinamik/termokimyasal yöntemle TiB2, B4C ve BN seramik tozlarının üretimi

Dinamik / karbotermal indirgeme – (nitrürleme) (DKTİ-(N)) yöntemi ileri teknoloji seramik tozlarının üretilmesinde kullanılan yenilikçi bir toz üretim yöntemidir. Bu tez de söz konusu tekniğin titanyum diborür (TiB2), bor karbür (B4C) ve bor nitrür (BN) tozu elde edilmesindeki etkinliği araştırılmıştır.Sonuç olarak bu çalışma ile kolay bulunabilir ve ekonomik başlangıç hammaddeleri kullanılarak katma değeri yüksek borür, karbür ve nitrür esaslı teknik seramik tozlarının DKTİ veya DKTİN tekniği ile üretilebileceği gösterilmiştir.

Zeynep Yıldızlı
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Dktin ile AlN ve Si3N4 tozu üretiminde gaz karışım uygulamalarının etkisi

Anahtar Kelimeler: Alüminyum Nitrür, Dinamik / Karbotermal İndirgeme ve Nitrürleme, Alüminyum Hidroksit, Silisyum Nitrür, Toz Üretimi. Nitrür seramiklerinin tozlarının üretim yöntemleri arasında bulunan Karbotermal İndirgeme ve Nitrürleme (KTİN) metodu, etkin ve ekonomik bir yöntemdir. Dinamik Karbotermal İndirgeme ve Nitrürleme (DKTİN) ise bu metodun modifiye edilerek daha etkili hale getirilmiş şeklidir. DKTİN işlemi, reaktanların reaksiyon süresince hareket etmesi suretiyle daha verimli ve nitelikli seramik tozu elde edilmesine imkân tanır. Nitrür esaslı seramiklerin dışında bu metotla, yüksek kalitede, eş eksenli, küçük tane boyutuna sahip diğer teknik seramik tozlar da üretilebilmektedir. Bu tez çalışmasında düşük maliyetli hammaddelerden yola çıkılarak ve katı karbon yerine (veya katı karbona ilaveten) indirgeyici gaz karışımları veya alternatif katı karbon kaynağı olarak şeker (C6H12O6) kullanılarak yüksek saflıkta ve kalitede alüminyum nitrür (AlN) ve silisyum nitrür (Si3N4) tozlarının DKTİN metodu ile üretilebilirliği araştırılmıştır. Yapılan araştırmalar neticesinde 1400 ̊C'de 2 saat süreyle katı karbon kullanılmaksızın, propan (C3H8), azot (N2) ve amonyak (NH3) gaz karışımıyla yüksek kalitede ve saflıkta AlN tozu üretimi gerçekleştirilebilmiştir. Benzer şekilde DKTİN ile yapılan Si3N4 toz üretim denemelerinde de gaz karışımlı sistemlerin olumlu etkileri gözlenmiştir. Bu kapsamda maliyeti düşük bir hammadde olan silika (SiO2) tozları kullanılarak ve katı karbon kullanılmaksızın 1450 ̊C'de 10 dakika ve 60 dakika sürede α-Si3N4 üretimi yapılabilmiştir. Yapılan çalışmalarda elde edilen reaksiyon ürünleri XRD ve FESEM analizleri ile karakterize edilmiştir.

İbrahim Gelen
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Dinamik / termokimyasal yöntemle bor karbür (B4c) seramik tozu üretimi

İleri teknoloji seramikleri arasında yer alan bor karbür`ün (B4C) toz formunda üretimi için birçok yöntem mevcuttur ve her yöntem, üretilen malzemenin karakteristiği bakımından ve yöntemin maliyeti yönünden farklılıklar içerir. B4C tozlarının endüstriyel ölçekte üretim yönteminin temeli karbotermal indirgeme (KTİ) sürecine dayanır. Bu teknik daha sonra geliştirilmiş ve tekniğe etkinlik kazandıran ve elde edilen ürünün / tozların kalitesini de arttıran yeni bir metot, dinamik KTİ (DKTİ) metodu ortaya konulmuştur (Patent no: TR 2011 02804 B). Söz konusu yenilikçi metot ile nitrür esaslı teknik seramik tozlarının üretimi araştırılmış ancak karbür esaslı seramik toz elde edilebilirliği ile ilgili sistematik bir çalışma henüz ortaya konulmamıştır. Bu tez çalışması ile söz konusu yenilikçi toz üretim metodunun (DKTİ metodunun) B4C tozunun sentezi açısından etkinliği araştırılmıştır. Çalışmada başlangıç hammaddeleri olarak bor oksit (B2O3), karbon karası ve bazı minör katkı ilaveleri kullanılmıştır. Uygun stokiometride hammaddelerden karışımlar hazırlanmış ve DKTİ süreci ile B4C`e dönüşümleri incelenmiştir. Katkı ilavesi olarak silisyum karbür (SiC), silisyum dioksit (SiO2) ve kalsiyum karbonat (CaCO3) kullanılarak nihai ürün (toz) özelliklerine ve DKTİ sürecine olan etkileri incelenmiştir. Ayrıca başlangıç hammaddelerinin içerisine çekirdekleştirici olarak küçük miktarlarda B4C tozları da ilave edilmiştir. Kullanılan hammaddeler / tozlar manuel veya cihazla karıştırılarak granül haline getirilmiştir. Hazırlanan granüller DKTİ sisteminde argon gazı atmosferi altında reaksiyona tabi tutulmuş ve elde edilen ürünlerin analizleri yapılmıştır. Başlangıç bor oksit toz boyutu, katkı ilaveleri ve miktarları, karışım reçetesi, granül hazırlama aşamasında granülatörün hızı gibi ön işlemler ile DKTİ sürecinde reaksiyon sıcaklığı, reaksiyon süresi, sistemin statikliği ve dinamikliği ile ısıtma rejimi test parametrelerinin elde edilen ürün niteliklerine olan etkileri incelenmiştir. Bu çalışmada tane boyutu ortalama 160 µm olan B2O3 başlangıç tozları mekanik öğütme ile yaklaşık 8 – 10 µm boyuta getirilmiş ve 0,03 mol ticari B4C tozu ilavesi ile C/B2O3 mol oranı 2 olacak şekilde karbon karası kullanılarak 4000 dv/dk dönme hızında karıştırılıp milimetrik boyutta granüller üretilmiştir. Sonrasında bu granüller 1500oC`de 1 saat süre ile 4 dv/dk'lık reaktör dönme hızında ve 1 L/dk Ar-gazı akışı altında DKTİ işlemine tabi tutulmuş ve mikron ve mikronaltı boyutlarda B4C tozları elde edilmiştir. Elde edilen ürün %98`in üzerinde B4C olup dönüşüm verimi ise %90`ın üzerinde bulunmuştur. Bu değerler literatürde bir ilk olup sistemin patent müracaatı yapılmıştır (Patent başvuru no: 2019-GE-596299).

Sinan Bakan
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2020
00
Master'sOpen AccessTR

Makine tezgâh gövdelerinin titreşim sönümlenmesinde kullanılabilecek kompozit malzeme tasarımının geliştirilmesi

Makine tezgâhlarının taban ve gövdelerinde kullanılan malzemeler makine ile gerçekleştirilen işlemin hassasiyeti üzerine etkilidir. Makine kullanım ömrü ve ürün kalitesi açısından bu malzemelerin mekanik ve dinamik özelliklerinin bilinmesi ve özellikle titreşim yalıtım kabiliyeti iyi malzemelerin tercih edilmesi gerekmektedir. Bu kapsamda sıkça kullanılan malzemeler dökme demir ve çelik verilebilir. Ancak son zamanlarda bu malzemelere alternatif olarak titreşim sönüm kabiliyeti daha yüksek olan polimer matrisli kompozit malzeme olan mineral döküm ile üretilen kompozit malzemeler geliştirilmiştir. Mineral döküm çeşitli formlardaki agregalar, silis kumu ve bağlayıcı olarak epoksi reçinesi içerir. Bu karışım oda sıcaklığında ve bekledikçe sertleşmektedir. Hassas ölçüm gerektiren tüm takım tezgâhlarında kullanılabilirken avantajları dolayısıyla yakın gelecekte mineral döküm modern yapı malzemesi olarak ta kullanılacağı düşünülmektedir. Bu çalışmada modern takım tezgâhlarında meydana gelen titreşim problemini minimum seviyeye indirmek üzere polimer matrisli kompozit sistem geliştirilmiş ve geliştirilen sistemin titreşim karakteristikleri ile elastik modül değerleri incelenmiştir. Bu amaçla farklı kompozit malzeme karışım reçeteleri hazırlanmış, çeşitli formlarda hazırlanan agrega ve kumlar endüstride kullanım sıklığı da dikkate alınarak bu çalışmada tercih edilmiştir. Titreşim testleri için karışım reçetelerinden 20x25x480 mm3 ebatlarında çeşitli sayılarda kiriş test numuneleri, basma testleri için ise aynı karışım reçetelerinden boyu 100 mm olan Ø50 mm'lik silindirik test numuneleri hazırlanmıştır. Deneysel modal analiz yöntemiyle her bir kirişin doğal frekans ve sönüm oranları, Frekans Cevap Fonksiyonu (FRF) yardımıyla sonuçlar elde edilmiş, basma test sonuçlarıyla elastik modül değerleri ile kıyaslanmıştır. Araştırmada elde edilen bulgulara göre titreşim sönümleme verileri ile elastik modül değerleri dikkate alındığında kompozit yapının titreşim sönümleme kabiliyetine etki eden en önemli faktörün kompozit yapı içerisindeki çakıl taşı ve epoksi oranlarının olduğu sonucuna varılmıştır.

Seda Yıldız
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2021
00
Master'sOpen AccessTR

Dinamik / termokimyasal yöntemle TiB2+B4C kompozit toz üretimi

Teknik seramikler, ülkemizin önemli araştırmaları arasında yer alan, maliyetin geri planda olduğu ve performansın ön plana çıktığı savunma, havacılık ve uzay uygulamaları gibi alanlarda kullanılmaktadır. Bor karbür (B4C), karbür esaslı teknik seramik malzemelerinden olup düşük yoğunluk, yüksek erime noktası ve mukavemeti nedeniyle birçok uygulama için tercih edilen önemli bir malzemedir. Titanyum diborür (TiB2) ise borür esaslı teknik seramik malzemelerden olup yüksek sıcaklık dayanımı nedeniyle kullanım alanı oldukça fazladır. Her iki malzemenin (B4C, TiB2) gerek kaliteli hammadde tozlarının teminindeki zorluklar ve gerekse şekilli parça üretimindeki bazı kısıtlar nedeniyle yaygın kullanılabilirlikleri sınırlanmaktadır. Hammaddelerinin tozlarının pahalı olmasının dışında şekilli parça üretimlerinde basınçlı veya vakumlu pahalı zor sinteleme süreçlerinin kullanılma zorunluluğu vardır. Bu malzemelerin monolitik (tek) fazda sinterlenmesi son derece zordur. Sinterlemede gözeneksiz yapı elde edebilmek, çok yüksek sıcaklıklara (1800°C'yi aşan sıcaklıklara) çıkılmasını gerektirmektedir. Bu nedenle sıvı faz sinterleme veya çok fazlı (kompozit formda) sinterlemeleri önemli oranda üretim avantajı sağlamaktadır. Bu nedenle bu tozların sinterlenebilirliği sağlayacak nitelikte (örneğin kompozit formda) üretilmelerinin önemli faydalar sağlayabileceği değerlendirilerek bu tez başlanılmıştır. Bu çalışmada kompozit formda B4C-TiB2 tozunun yenilikçi bir yöntem olan dinamik / karbotermal indirgeme (DKTİ) yöntemi kullanılarak üretimi araştırılmıştır. B4C-TiB2 kompozit sisteminde TiB2, bu sistemin sinterlenmesini kolaylaştırmaktadır. Bu nedenle bu çalışmada B4C – TiB2 kompozit tozunun tek aşamalı olarak ve ticari olarak üretilen tozlara kıyasla daha ince taneli yapıda ve ekonomik olarak üretilebilirliği üzerine odaklanılmıştır. Bu kapsamda, B4C - TiB2 ikili toz karışım sistemi, bor oksit (B2O3), karbon karası (C), titanyum oksit (TiO2) ve minör katkılar ile çekirdekleştirici etkisi yapan B4C tozları kullanılarak farklı parametrelerde argon atmosferi altında tek aşamalı olarak DKTİ yöntemi ile üretilebilmiştir. DKTİ ile kompozit formda toz üretimi ilk kez ve B4C ve TiB2 ikili sistemi için denenmiş ve başarılı sonuçlara ulaşılmıştır.

Yunus Emre Vatandaş
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Dinamik/termokimyasal yöntemle AlN seramik tozu üretimi

Karbotermal İndirgeme ve Nitrürleme (KTİN) yöntemi nitrür bazlı seramiklerin üretiminde çokça çalışılan etkili ve ekonomik bir yöntemdir. Bu çalışma modifiye edilmiş KTİN sürecinde gerçekleştirilmiştir. Dinamik KTİN (DKTİN) şeklinde adlandırılan bu yeni yaklaşımda reaktantlar granüler veya toz formunda proses esnasında sürekli dönmekte ve hareket etmektedir. Bu hareket sayesinde statik sistem olan KTİN ile kıyaslandığında DKTİN yöntemi ile daha kısa reaksiyon süresinde nihai ürünlerin / tozların eldesi mümkün olabilmektedir. Ayrıca bu yöntemle elde edilen tozlar çok küçük tane boyutlu, eş eksenli ve dar tane boyut aralığına sahip parçacıklardan oluşmaktadır. Bu yeni metot ile elde edilen yüksek kaliteli ve ekonomik nitrür bazlı seramik tozların endüstriyel boyutta da üretiminin mümkün olabileceği değerlendirilmektedir. Bu çalışma Al(OH)3 hammaddesinden yüksek kaliteli, eş eksenli, homojen dağılımlı nano boyuta yakın AlN tozlarının DKTİN metodu kullanılarak üretilebileceğini göstermiştir. Bu yeni üretim metoduna dayanarak, AlN tozu elde etmek için gerekli üretim koşulları ve yeni üretim parametreleri incelenmiş ve sunulmuştur. Birçok başarılı deney serisi sonrasında, düşük tane boyutlu (300 nm altı), dar tane boyut dağılım aralığına sahip eş eksenli AlN tozları 1450°C'de ve 90 dakikada karbon karası kullanılarak elde edilmiştir. Ayrıca bu yeni yöntemle 1400°C'de ve 120 dakikada katı karbon kullanılmaksızın da C3H8 ve NH3 gibi gaz karışımlarından yararlanılarak nitelikli AlN tozu sentezlenmiştir.

Nurşen Mutlu
Sakarya University · Institute of Graduate Studies in Science
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Türkiye'de dinler tarihi çalışmalarında antropolojinin etkisi

Türkiye'de dinler tarihi çalışmalarının sistemli hale gelmesi Cumhuriyetin ilk yıllarına dayanmaktadır. Bu dönemde ulus devletin inşa sürecindeki çalışmalar kapsamında elde edilen antropolojik veriler, diğer alanlarda olduğu gibi dinler tarihi alanında da kullanılmıştır. Etnografik verilerin oldukça yoğun kullanıldığı bu süreçte antropolojinin Türk dinler tarihçiliğini ne ölçüde etkilediğinin anlaşılması amaçlanmıştır. Bu çalışma makro bir çalışma modeli olup deskriptif bir araştırmadır. Cumhuriyet döneminde, Türklerin dinî tarihi ve kültürü gerek dinler tarihi alanında gerekse de bu alan dışında çalışma yapanlar tarafından çok fazla ilgi görmüştür. Özellikle Türklerin Müslüman olmadan önceki dinî yaşantıları merkeze alınarak birtakım arayışlara gidilmiş ve bu konuda bazı farklı yorumlar dile getirilmiştir. Anadolu coğrafyasında yoğun antropolojik ve arkeolojik çalışmalar yapılmış, geçmişle bağ kurulması hedeflenmiş, dinler tarihi çalışmaları da bu kapsamada kimi zaman ulus inşası fikrine paralel ilerlemiştir. Türkiye'de dinler tarihinin bilimsel bir disiplin haline gelmesi Hikmet Tanyu'nun Türk kültürünün odak noktası yapıldığı çalışmalarıyla önemli bir aşamaya getirilmiştir. Hikmet Tanyu'dan sonra Türklerin dini tarihine yönelik araştırmalar devam ederken bir yandan da dinler tarihinin genel konularına yönelim olmuştur. Bu çalışmada özellikle ilahiyat bünyesinde yer alan dinler tarihçiliğinin araştırma yöntem ve teknikleri konusunda birtakım itirazlar dile getirilmiş ve bazı önerilerde bulunulmuştur.

AntropolojiAntropolojik analizDin+3
İsmet Tunç
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00

Other supervisors