Theses supervised by Prof. Dr. Asım Örem

12 theses · Karadeniz Technical University

Master'sOpen AccessTR

Tbars-malondialdehit (MDA) analizinde hemolizin interferans etkisinin incelenmesi

Hemoliz, eritrositlerin hücre membranındaki hasar sonucu başta hemoglobin olmak üzere eritrositlerin içerdiği tüm materyalin içinde bulunduğu serum veya plazmaya geçmesidir. Hemoliz, serbest hemoglobin konsantrasyonun yaklaşık 15-20 mg/dL olması durumunda kan parametrelerini interfere etmeye başladığı gösterilmiştir. Hemolitik interferans serum veya plazmadaki bir analitin hemolizin etkilerine bağlı olarak analit konsantrasyonlarında meydana getirdiği istem dışı değişimdir. Özellikle spektral interferans bunlar içinde en önemlilerinden biridir. Hemoliz özellikle 540 ve 570 nm'lerde spektral inerferansa neden olmaktadır. Malondialdehit (MDA) temel araştırmalarda en çok kullanılan bir lipid peroksidasyon değerlendirme yöntemi olup 532 nm de spektrofotometrik ölçümler yapılır. Bu çalışmanın amacı; hemolizin MDA analizi üzerine olan interferans etkisinin incelenmesi ve hemoliz için MDA ölçümünü etkileyen eşik (cut off) değerinin belirlenmesidir. Sonuç olarak hala yoğun şekilde çalışmaları yapılan MDA'nın her iki serum havuzunda da (düşük ve yüksek) MDA düzeylerinin etkilendiği görülmüştür. Yüksek MDA serum düzeyinde hemoliz indeksi yaklaşık 400-450 aralığında bir değerde sapmaya neden olurken, düşük MDA serum düzeyinde bu değer yaklaşık olarak 500-600 aralığında bir değerde sapmaya neden olmuştur. Bu nedenle bu değerler ve üzeri için hata payı getirdiğinden çalışmalara dahil edilmemelidir. Ayrıca düşük serum MDA gruplarında daha yüksek interferans olduğu gözlemlenmiştir.

EritrositlerHemoglobinlerHemoliz+3
Serpil Tosun
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2016
00
DoctorateOpen AccessTR

Metabolik sendromlu hastalarda postprandiyal lipemi ile eritrosit membran kolesterol düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesi

Postprandiyal lipemi kavramı yağlı bir öğün sonrasında lipidlerin sindirim ve emilim süreçlerini içeren dönemde meydana gelen metabolik olayları tanımlamaktadır. Postprandiyal dönemde artan aterojenik lipoproteinler ateroskleroz gelişiminde önemli rol oynamaktadır. Eritrosit membranında bulunan serbest kolesterolün aterosklerotik plak gelişiminde ve plağın stabilitesi üzerinde önemli etkileri olduğu düşünülmektedir. Metabolik sendrom (MetS), klinik olarak artmış plazma açlık trigliserid (TG) ve glukoz, azalmış yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesteol (HDL - K) seviyeleri, hipertansiyon ve abdominal obezite ile karakterizedir. Postprandiyal hiperlipidemi ve eritrosit membran kolesterol (EMK) içeriğinin kardiyovasküler hastalıklar (KVH) ile ilişkisini gösteren literatür çalışmaları mevcuttur. Ancak, MetS'li bireylerde postprandiyal lipemi ile EMK içeriği arasındaki ilişki birarada değerlendirilmemiştir. Bu çalışmada, MetS'li bireylerde postprandiyal lipemi ile EMK düzeyi arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlanlandı. Çalışma grubu, yaşları 25 ile 68 arasında değişen 27 sağlıklı ve 48 MetS'li toplam 75 erkek bireyle oluşturuldu. Bu bireylere oral trigliserid tolerans testi (OTTT) uygulandı ve bireylerin açlık ve OTTT sonrası 4. saatteki TG seviyeleri kullanılarak Eğri Altındaki Alan (EAA) değerleri hesaplandı. OTTT cevabı belirlenen iki grubun antropometrik, lipid ve EMK değerleri karşılaştırıldı. MetS'li bireylerde sağlıklı bireylere göre; TK, TG, EAA, LDL - K ve EMK değerleri istatistiksel olarak anlamlı yüksekken, HDL - K değeri istatistiksel olarak anlamlı düşük bulundu (p< 0.05). Sonuç olarak, postprandiyal lipeminin MetS'li bireylerde ateroskleroz riski açısından etkisi incelenerek, artan EMK düzeylerinin aterosklerotik yönden bağımsız bir risk faktörü olarak değerlendirebileceği düşünülmektedir.

Tuğba Mazlum Şen
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2017
00
Master'sOpen AccessTR

Postprandial lipemide serum paraoksonaz 1 (PON1) aktivitesinin incelenmesi

Kardiyovasküler hastalıklar için bir risk faktörü olarak değerlendirilen postprandiyal dislipidemi (PPD) pek çok biyokimyasal parametrenin değişimi ile sonuçlanır. Özellikle artmış trigliserid (TG) düzeyleri, azalmış yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL) düzeyleri PPD'ye eşlik etmektedir. Paraoksonaz-1 (PON1) HDL yapısında bulunur. PON1, HDL ve LDL'yi oksidasyondan koruyarak aterosklerotik lezyonlardaki oksidatif stresi azaltır. Bu çalışmanın amacı, sağlıklı kişilerin oral trigliserid tolerans testine (OTTT) verdikleri cevap göz önünde bulundurularak PON1 enziminin paraoksonaz, arilesteraz ve laktonaz aktivitelerini değerlendirmektir. Çalışma grubu yaşları 18-55 arasında değişen 45 kadın ve 51 erkek olmak üzere toplam 96 sağlıklı bireyden oluşmaktadır. Çalışma grubu, açlık ve yüksek yağlı diyet (OTTT) sonrası 2, 4 ve 6'ncı saatlerdeki TG seviyeleri kullanılarak hesaplanan eğri altındaki alan (AUC) değerlerine göre üç gruba ayrıldı. PON1 enzim aktiviteleri ve diğer parametreler OTTT cevabı düşük olan grup ile yüksek olan grup arasında karşılaştırıldı. Erkeklerde üst grup ile alt grup karşılaştırıldığında, aterojenik lipid profili; artmış total kolesterol ve LDL-K ile azalmış HDL-K düzeyleri gözlemlendi. PON1 enzim aktiviteleri spektrofotometrik metodlarla belirlendi. PON1 laktonaz aktivitesi erkeklerde kadınlara göre anlamlı düşük bulundu (P<0.05). Öte yandan PON1 laktonaz aktivitesi her iki cinste de OTTT süresince zamana bağlı olarak artış gösterdi. Kadınlarda üst grupta PON1 arilesteraz aktivitesi alt gruba göre anlamlı yüksek bulundu (P<0.022).OTTT cevabı yüksek olan gruptaki kişilerin aterojenik lipid profiline sahip oldukları sonucuna varıldı. PON1 enzim aktiviteleri genel olarak postprandial dönemde OTTT boyunca artarak farklı cevaplar gösterdi. Bu artış bu dönemde artan oksidan stres ile ilişkili olabilir. Gözlenen tüm bu değişiklikler, özellikle OTTT cevabı bozulmuş erkeklerde, aterojenik eğilimin artışı ile ilgili olabilir.

ArilesterazDislipidemiDiyet+4
Yahya Altınkaynak
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

Psöriazisli hastaların eritrosit membran omega-6/omega-3 yağ asidi oranı ve bu oranın hastalık aktivitesiyle ilişkisinin incelenmesi

Psöriazis oksidatif stres, anormal plazma lipid metabolizması ve yüksek sıklıkta kardiyovasküler hastalıklarla ilişkili kronik, tekrarlayan inflamatuvar bir deri hastalığıdır. Bu hastalıkta, omega-6 (?-6) yağ asidi olan araşidonik asitten (AA) türevlieikosanoid metabolitlerinin artışının inflamasyonda önemli rol oynadığı gözlenmektedir. Diyetle alınan omega-6/omega-3 yağ asidi oranının inflamatuvar hastalıklarda önemli etkisi olduğu düşünülmektedir. Fazla miktarda omega-3 (?-3) yağ asidi tüketilmesiyle hücre membranlarında bulunan ?-6/?-3 yağ asitleri oranının, ?-3 yağ asitleri lehine değiştiği gözlemlenmiştir. Böylece, inflamasyonda ?-3 yağ asitlerinden üretilen eikosanoid metabolitlerinin düşük inflamatuvar etki gösterdikleri görülmektedir. Bu verilere dayanarak çalışma grubunun eritrosit membranlarında ?-6/?-3 yağ asidi oranını ve bu oranın hastalığın şiddetiyle ilişkisini bulmak amaçlandı.Çalışma grubu 30 psöriazisli hasta ve 36 sağlıklı kontrolden oluşturuldu. Eritrosit membranlarında yağ asidi analizi gaz kromatografisi ve alev iyonizasyon dedektörü kullanılarak tespit edildi. Çalışma grubunun lipid profilleri ve inflamasyon parametreleri de analiz edildi. Sağlıklı kontrol grubuna göre ?-6/?-3 yağ asidi oranı psöriazisli hastalarda önemli derecede yüksek bulunmuştur (p<0.05). PASI (Psöriazis Alan Şiddet İndeksi) skoru ile bu oran arasında bir korelasyon bulunamamıştır (p>0.05). Psöriazisli hasta grubunda yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol (HDL-K) değeri düşük, trigliserid (TG), C-reaktif protein (CRP) ve eritrosit sedimentasyon hızı (ESH) değerleri yüksek bulunmuştur (p<0.05). Sonuç olarak, psöriazisli hasta grubunda gözlenen artmış ?-6/?-3 yağ asidi oranıhastalığın inflamatuvar sürecinde önemli bir rol oynayabilir.Anahtar Kelimeler: C reaktif protein, Eritrosit membranı ?-6/?-3 yağ asitleri oranı, İnflamasyon, PASI skoru, Psoriasis2

C reaktif proteinEritrositlerPsoriyazis+2
Serap Özer
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Klinik biyokimya otoanalizörlerinde hemoliz indeks kullanımı

BiyokimyaHemolizKalite yönetimi+1
Sabiha Kamburoğlu
Karadeniz Technical University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Bozulmuş glukoz toleransı ve tip 2 diyabetes mellitus' u olan bireylerde magnezyum ve oksidatif stresin değerlendirilmesi

BOZULMUŞ GLUKOZ TOLERANSI VE TİP 2 DİYABETES MELLİTUS' U OLAN BİREYLERDE MAGNEZYUM VE OKSİDATİF STRESİN DEĞERLENDİRİLMESİ Çalışmamızın amacı laboratuvarımıza oral glukoz tolerens testi (OGTT) için başvuran hastalardan oluşturulan gruplardan, Tip 2 Diyabetes Mellitus (T2DM) ve bozulmuş glukoz toleransı (BGT) olan kişilerde, hipergliseminin magnezyum (Mg) seviyesine ve oksidatif strese etkisini incelemektir. Çalışma grubu 181 kadın, 99 erkek olmak üzere toplam 280 kişi içermektedir. Grubun yaş ortalaması 45±13' tür. Hastalar ADA kriterlerine göre 3 gruba ayrıldı. Açlık plazma glukozu <100 mg/dL ve OGTT 2. saat plazma glukozu <140 mg/dL olanlar normal glukoz toleransı grubuna (NGT), OGTT 2. saat plazma glukozu 140-199 mg/dL olanlar BGT grubuna, ≥200 mg/dL olanlar T2DM grubuna dahil edildi. Hastaların açlık plazma örneklerinden glukoz, Mg, total kolesterol (TK), trigliserid (TG), düşük yoğunluklu lipoprotein- kolesterol (LDL-K), yüksek yoğunluklu lipoprotein- kolesterol (HDL-K) seviyeleri ile lipid peroksidasyonunun göstergesi olarak malondialdehit (MDA) ve protein oksidasyonunun göstergesi olarak ileri okside protein ürünleri (AOPP) düzeyleri ölçüldü. Yapılan ölçümler sonucunda, Mg seviyelerinde T2DM grubunda BGT grubuna göre anlamlı azalma gözlendi (p<0.05). TK, TG ve LDL-K seviyelerinde T2DM ve BGT grubunda NGT grubuna göre anlamlı artış gözlendi (sırasıyla, p<0.05, p<0.001, p<0.001, p<0.05, p<0.05, p<0.001). HDL-K seviyelerinde T2DM grubunda NGT grubuna göre anlamlı azalma gözlendi (p<0.05). MDA düzeyinde T2DM ve BGT grubunda NGT grubuna göre anlamlı artış gözlendi (sırasıyla, p<0.001, p<0.001). AOPP düzeyinde BGT grubunda NGT grubuna göre anlamlı artış (p<0.001), ancak T2DM grubunda BGT grubuna göre anlamlı azalma gözlendi (p<0.05). Çalışmamızda, BGT'li hastalarda görülen hipergliseminin, oksidatif stres ve aterojenik lipid profiline yatkınlıkla ilişkili olduğu gösterilmiştir. Bu açıdan BGT' li hastaların, T2DM' li hastaların patogenezine benzer derecede etkilendiği düşünülmektedir. Mg seviyelerinde ise BGT grubunda T2DM grubunda gözlenen azalma gözlenmemiştir. Bu durumun T2DM ve IGT gruplarında gözlenen fizyopatolojik değişiklilerin derecesi ile ilişkili olduğu söylenebilir.

Diabetes mellitus-tip 2GlükozGlükoz tolerans testi+4
Ayşegül Yılmaz
Karadeniz Technical University
2013
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Farklı kalite kontrol materyal verilerinden hesaplanan süreç sigma değerlerinin incelenmesi

Giriş: Klinik laboratuvar testleri tanı, tedavi, izlem ve tarama amaçlarıyla kullanılmaktadır. Süreç sigma düzeyi klinik laboratuvarlarda analitik performansın değerlendirilmesinde kullanılan ölçütlerden biridir. Analitik aşamada meydana gelen hataların sayısı süreç sigma düzeyleri ile belirlenebilir. Belirli bir ölçüm prosedürünün gerçek süreç sigma düzeyi referans materyal kullanılarak veya referans yöntemlerle karşılaştırma yoluyla bulunur. Amaç: Bu çalışmada KTÜ Tıp Fakültesi Farabi Hastanesi Klinik Biyokimya Laboratuvarı'nda çalışılan ve dış kalite kontrol programında referans metot değeri bulunan AST, T.Kolesterol, LDH, Kreatinin, Potasyum ve Sodyum testlerinin referans metot değeri, dış kalite kontrol ve iç kalite kontrole göre üç farklı yöntemle elde edilen bias değerlerinin farklı olup olmadığının incelenmesi ve bu bias değerlerinin süreç sigma düzeylerine etkisinin karşılaştırılması amaçlandı. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya dahil edilen testlerin beş yıla ait süreç sigma düzeyleri ''[(TEa - Bias) / CV]'' formülü ile düzeylere göre hesaplandı. RMD, DKK ve İKK'ya göre üç farklı şekilde hesaplanan bias değerleri kullanılarak bulunan süreç sigma düzeyleri karşılaştırıldı. Süreç sigma düzeyi 3'ten küçük olan testler kabul edilemez performans, 3-3.99 arasında olanlar sınırda performans, 4-5.99 iyi performans, 6 ve üstünde olan testler dünya sınıfı performans olarak sınıflandırıldı. Bulgular: RMD'ye göre hesaplanan beş yıllık ortalama süreç sigma düzeylerinin DKK ve İKK'ya göre hesaplanan süreç sigma düzeylerinden daha düşük olduğu saptandı. Sodyum haricindeki diğer testlerde RMD, DKK ve İKK'ya göre hesaplanan süreç sigma düzeyleri arasında farklı ilişki düzeylerinde korelasyon olduğu görüldü. Testler için hesaplanan süreç sigma düzeylerinin bazı aylarda farklı kalite kontrol materyallerine göre farklı kategorilerde olduğu saptandı. Aynı kalite kontrol materyali kullanıldığında dahi testlerin aylara ve yıllara göre hesaplanan süreç sigma düzeylerinin farklı kategorilerde olduğu görüldü. Sonuç: Testlerin süreç sigma düzeylerinin kullanılan farklı kalite kontrol yöntemlerine göre değişiklik gösterdiği görüldü. Testlerin gerçek performansının değerlendirilebilmesi için mümkünse her testin referans yöntemle analiz edilmesi gerektiği veya referans materyal kullanım sıklığının artırılması gerektiğini düşünmekteyiz. Farklı konsantrasyonlar için hesaplanan süreç sigma düzeylerinin farklı performans sergilediği görüldüğünden dolayı süreç sigma düzeylerinin düzeylere göre periyodik olarak hesaplanması gerektiğini düşünmekteyiz. Anahtar Kelimeler: Süreç Sigma Düzeyi, Kalite Kontrol, Analitik Performans.

Analitik özelliklerKalite kontrolLaboratuvar teknikleri+3
Merve Katkat
Karadeniz Technical University
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Behçet hastalığında apolipoprotein E polimorfizminin incelenmesi

7. ÖZET Behçet hastalığı başlıca göz, cilt ve nörolojik belirtilerde etkili olan multisistem bozukluğudur. Akut ataklar ve remisyon dönemleri ile karakterize kronik bir inflamasyon tablosu sergiler. Bu nedenle multisistemik bir tutulum ve organ patolojisi söz konusu olup, laboratuvar bulgularına serum üpid ve lipoprotein seviyesinde bir çok değişiklik eşlik etmektedir. Ailesel geçiş son yıllarda üzerinde durulan önemli bir faktördür. Apolipoprotein E lipoprotein metabolizmasında esansiyel öneme sahip, özellikle trigliseritten zengin lipoprotein kalıntılarının, düşük dansiteli lipoprotein (B, E ) reseptörü ve hepatik kalıntı (E) reseptörüne bağlanmasında ligant olarak fonksiyon gören bir glikoproteindir. Apo E geni polimorfiktir ve üç alelli tanımlanmıştır. Farklı üç izoformun 112. ve 158. amino asid dizisinde farklılık vardır. Farklı apo E izoformlan lipoprotein seviyeleri üzerinde bireyler arası varyasyon' da önem kazanmaktadır. Hipergliseridemili hastalarda apo E izoformlan belirlenmiş ve apo E3, apo E4 allelleri sıklıkla gözlenmiştir. Kardiyo vasküler hastalarda apo E polimorfizminin belirlenmesi ateroskleroza yatkınlığın ortaya konulmasında önemli bir genetik risk faktörü olarak değerlendirilmektedir. Nörodejenertif bir hastalık olan Alzheimer hastalığı ile 84 alleli arasında ilişki olduğu yapılan çalışmalarla ortaya konulmuştur. Bu çalışmada 30 Behçet hastası ve 51 sağlıklı gönüllüden kan örnekleri alınarak plazma lipid ve lipoprotein düzeyleri ve apo E genotipleri belirlendi. Behçet hastalarında total kolesterol, LDL-Kolesterol, apo B seviyeleri anlamlı şekilde yüksek bulundu. Trigliserid, HDL-Kolesterol, apo Al, apo E seviyeleri sağlıklı kişilere göre anlamlı değildi. Apo E allel sıklığı açısından her iki grupta anlamlı farklılık yoktur. Sağlıklı grupta £2:4.8, 83:78.4 ve 84:12.7 dir. Behçet hastalarında 82:10, 83:73.3 ve 84:16.7 dir. Apo E fenotiplerine göre lipid parametreleri her iki grupta da anlamlı farklılık göstermedi. Sonuç olarak Behçet hastalığında apo E allel sıklığının ve polimorfi2minin sağlıklı kontrol grubuna göre farklı olmadığı tespit edildi. Anahtar Kelimeler: Behçet hastalığı, apolipoprotein E polimorfizim, lipid, lipoprotein

Meltem Malkoç
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2001
00
DoctorateOpen AccessTR

Psöriasisli hastalarda düşük dansiteli lipoprotein (LDL)'in oksidasyona yatkınlığı ve bunun oksidan-antioksidan denge ile ilişkisi

Psoriasis, anormal lipid metabolizması, artmış oksidan stress ve kardiyovasküler olayların eşlik ettiği kronik ve tekrarlayıcı yaygın inflamatuvar bir deri hastalığıdır. Bu çalışmada, psoriasisde gecikme süresisni kullanarak LDL'nin oksidasyona yatkınlığını, m vivo LDL oksidasyonu göstergesi olan okside LDL'ye karşı otoantikorlann (oLAb) düzeylerini ve bunların oksidan-antioksidan denge ile ilişkisi ve aterosklerozla bağlantısının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. İn vitro bakır katalizli LDL oksidasyonu sırasında konjuge dien oluşumu spektrofotometrik takip edilerek LDL'nin oksidasyona yatkınlığını gösteren gecikme zamanı (t-lag) değerlendirildi. Çalışma grubu, 35 psoriasisli hasta (18 kadın ve 17 erkek) ve aynı cins ve yaşta 35 sağlıklı gönüllülerden (16 kadın ve 19 erkek) oluşturuldu. Plazma ve lipoprotein lipid parametrelerinin, antioxidan enzimlerin, akut faz proteinlerinin ve oLAb'ın seviyeleri, bakır katalizli LDL oksidasyonu kinetiği, ve eritrositlerde de antioksidan enzim aktiviteleri ve lipid peroksit seviyeleri belirlendi. Aterojenik lipidler (TK, TG ve LDL-K), lipid peroksidasyonu göstergeleri [(LDL- TBARS, oLDL-TBARS, eritrosit TBARS, plazma lipid hidroperokside(LHP), serum oLAb and maksimum dien konsantrasyonu (MDK)] ve akut faz reaktanlan (CRP, ESH, PMN-lökosit, seruloplazmin and fîbrinojen) seviyeleri psoriasisli hastalarda sağlıklı kontrol grubundan anlamlı düzeyde yüksek iken, eritrositlerde antioksidan enzimler [katalaz (Kat), süperoksit dismutaz (SOD), ve glutatyon peroksidaz (GSH-Px)] ve plazma SOD aktiviteleri, t-lag ve HDL-K anlamlı düzeyde düşük idi. İzole LDL ve HDL'de TG seviyeleri anlamlı yüksekti. Korelasyonlan genel anlamda ifade etmek gerekirse, oLAb, MDK, ve oLDL- TB ARS, hem birbirleri ile ve hem de aterojenik lipid parametreleri ve lipid peroksidasyonu ürünler ile pozitif, antioksidan enzimlerle (özellikle de plazma SOD) negatif korelasyonlar gösterdi. Diğer taraftan t-lag ile VLDL- ve LDL-TG seviyeleri arasında negatif korelasyonlar görüldü. Serum LDL kolesterolü izole LDL kolesterol ve serum HDL kolesterol ise izole HDL kolesterol seviyeleri ile nalamlı pozitif korelasyonlar gösterdi. İnflamatuar olayların etkisiyle oksidan stresin artması, antioksidan kapasitenin azalması ve lipid ve lipoproteinlerin yapısındaki değişikliklerine cevaben otoantikorlann oluşumu neticesinde psoriasisli hastaların da ateroskleroz riski taşıdıktan sonucuna varıldı. Anahtar kelimeler: Psoriasis, LDL oksidasyonu, antioksidanlar, ateroskleroz.

Birgül Kural (vanizor)
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2001
00
Master'sOpen AccessTR

Farklı lipit içerikli dislipidemik bireylerde Serum Paraoksonaz-1 aktiviteleri ve bunların plazma oxHDL ve oxLDL düzeyleri ile ilişkisi

Dislipidemi, aterosklerozun en önemli risk faktörlerindendir. Okside düşük yoğunluklu lipoprotein (oxLDL), ateroskleroz patogenezinde önemli rol oynar. Buna karşılık, yüksek yoğunluklu lipoprotein (HDL), ters kolesterol taşıma mekanizması ve yapısında bulunan paraoksonaz-1 (PON-1) enzimi ile birlikte antiaterojenik özelliktedir. PON-1, paraoksonaz, arilesteraz ve laktonaz aktivitelerine sahiptir. Çalışmamızda farklı lipit içerikli dislipidemik bireylerde serum PON-1 düzeyi ve enzim aktiviteleri ile bunların serum oxLDL ve serum okside yüksek yoğunluklu lipoprotein (oxHDL) düzeyleri arasındaki ilişkinin incelenmesi amaçlandı. Çalışma grubu normokolesterolemik normotrigliseridemik (n=40), normokolesterolemik hipertrigliseridemik (n=40), hiperkolesterolemik normotrigliseridemik (n=40) ve hiperkolesterolemik hipertrigliseridemik (n=40) olmak üzere toplam 160 gönüllüden oluşturuldu. Bireylerin kan örnekleri çalışmamızda kullanıldı. oxLDL, oxHDL ve PON-1 düzeyleri enzyme-linked immunosorbent assay (ELISA) ile belirlendi. Enzim aktiviteleri spektrofotometrik yöntemlerle ölçüldü. Tüm çalışma grubunda (n=160) serum oxLDL düzeyleri total kolesterol (r=0.523, p=0.0001), trigliserit (r=0.354, p=0.0001), düşük yoğunluklu lipoprotein (LDL-K) (r=0.399, p=0.0001) ve oxHDL (r=0.235, p=0.003) düzeyleriyle pozitif korelasyon görüldü. Hiperkolesterolemik bireylerin serum oxHDL değerleri ile spesifik paraoksonaz enzim aktivitesi (spesifik PON EA) (r=-0.460, p=0.0001), spesifik arilesteraz enzim aktivitesi (spesifik ARE EA) (r=-0.616, p=0.0001) ve spesifik laktonaz enzim aktivitesi (spesifik LAC EA) (r=-0.538, p=0.0001) arasında negatif korelasyon bulundu. Hipertrigliseridemik bireylerin yüksek yoğunluklu lipoprotein kolesterol (HDL-K) konsantrasyonlarının ve PON aktivitelerinin hiperkolesterolemik bireylere göre daha belirgin etkilendiği, dislipidemik tablolarda HDL-K'nın sadece düzeylerinin değil yapısal protein ve enzimlerinin de etkilendiği ve bunun artan serum oxLDL ve serum oxHDL konsantrasyonları ile ilişkili olabileceği kanaatine varıldı.

ArilesterazHiperkolesterolemiHipertrigliseridemi+1
Feride Mehtap Yücel
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2024
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Friedewald, Martin-Hopkins ve Sampson denklemleri ile farklı triaçilgliserol düzeylerinde hesaplanan LDL-K ve VLDL-K düzeylerinin nükleer manyetik rezonans (NMR) spektrofotometri ile değerlendirilmesi

Giriş: Düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol (LDL-K), kardiyovasküler hastalıkların gelişmesinde önemli yeri olan önlenebilir risk faktörlerinin başında yer alır. Kliniğin yönetilmesinde etkili olması LDL-K ölçümünü ve bu ölçümün doğruluğunu daha da önemli hale getirmiştir. Friedewald denklemi yaklaşık 50 yıldır yaygın kullanılmasına rağmen tokluk durumunda, LDL-K<70 mg/dL ve TG>400 mg/dL'de hatalı sonuçlar verdiği gösterilmiştir. Bundan dolayı, LDL-K düzeyi hesaplanmasında bu denklemin yerini alabilecek yeni denklemler geliştirilmiş ve literatürde yerini almıştır. Amaç: Bu çalışmada farklı lipit içerikli bireylerde NMR referans yöntemiyle karşılaştırma yapılarak enzimatik kolorimetrik yöntem ve denklemlerin performansının değerlendirilmesi amaçlandı. Böylece LDL-K düzeyini en doğru şekilde belirleyen yöntemin bulunması ve otomatize sistemlere uyarlanabilmesi hedeflenmektedir. Gereç ve Yöntem: Farklı lipit düzeylerine sahip (özellikle Triaçilgliserol ve LDL-K düzeyleri) 160 bireyde alternatif referans yöntemlerden biri olan Nükleer Manyetik Rezonans (NMR) Spektrofotometri yöntemi kullanılarak elde edilen çok düşük yoğunluklu lipoprotein kolesterol (VLDL-K) ve LDL-K sonuçları enzimatik kolorimetrik yöntem, Friedewald, Martin Hopkins, Extended Martin Hopkins ve Sampson denklemleriyle elde edilen sonuçlar ile karşılaştırıldı. Bulgular: VLDL-K düzeylerine bakıldığında NMR yöntemine en yakın sonuçların VLDLKeM ve VLDLKM'de, LDL-K düzeyleri değerlendirildiğinde ise LDLKF ve LDLKS yönteminde olduğu görüldü. Ayrıca LDLKeM, LDLKM yöntemlerinin düzeyleri arasında anlamlı fark gözlenmiştir. Sonuç ve Öneriler: Farklı serum lipit düzeyleri göz önüne alınarak VLDL-K ve LDL-K düzeyinin elde edilmesinde daha doğru sonuç verebilecek uygun algoritmaların geliştirilmesinde ve rutin olarak kullanılmasında NMR tekniği değerli sonuçlar vermektedir. Farklı triaçilgliserol (TG) düzeylerinde denklemlerin performansı farklılık gösterdiğinden TG düzeylerine göre algoritmaların geliştirilmesi ve otomatize sistemlere uyarlanması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Friedewald, LDL Kolesterol, Martin Hopkins, Nükleer Manyetik Rezonans, Sampson

Kevser Ayar
Karadeniz Technical University
2024
10
Master'sOpen AccessTR

Farklı lipit içerikli dislipidemik bireylerde serum oxLDL ve sLOX-1 düzeylerinin endotel disfonksiyonu ile ilişkisinin incelenmesi

Dislipidemi, aterosklerotik kardiyovasküler hastalıklar (ASKVH) için en önemli risk faktörlerindendir. Ateroskleroz sürecinde okside düşük yoğunluklu lipoprotein (oxLDL) oluşur. oxLDL, lektin benzeri okside düşük yoğunluklu lipoprotein reseptörü-1 (LOX-1) gibi çöpçü reseptörler ile hücre içerisine alınarak köpük hücresi oluşur. Endotel disfonksiyonu sonucu endokan sentezi artar. Bu çalışma, farklı lipit içerikli dislipidemik bireylerde serum oxLDL ve soluble LOX-1 (sLOX-1) düzeylerinin endokan ile ilişkisini incelemek amacıyla yapıldı. Çalışma grubu; dislipidemik (n=118) ve normolipidemik (n=39) bireylerden oluşmaktadır. Bireylerin 12 saatlik açlığını takiben alınan kan örneklerinden elde edilen serum numuneleri kullanılana kadar -80 °C'de saklandı. Bireylerin antropometrik ölçümleri alındı ve biyokimyasal parametreleri ölçüldü. oxLDL ve reseptörlerinden sLOX-1 ve CD36 seviyeleri, inflamasyon belirteçlerinden interlökin-6 (IL-6) seviyeleri, endotel disfonksiyonu ile ilişkili olarak endokan ve vasküler hücre adezyon molekülü-1 (VCAM-1) düzeyleri enzyme-linked immunosorbent assay (ELISA) yöntemi ile belirlendi. Dislipidemik grup ve alt gruplarında: oxLDL, sLOX-1, CD36, IL-6, CRP, endokan ve VCAM-1 parametreleri anlamlı bir artış gösterdi (p<0.05). Dislipidemik bireylerde sağlıklı bireylere göre sLOX-1, CD36'ya göre daha yüksek kat artışı gösterdi. oxLDL ve sLOX-1 artış katlarının çarpımı parametresi endotelyal hasarla ilişkiyi değerlendirmede kullanıldı. Bu parametrede, endokana göre oluşturulan çeyrekliklerde, 1. çeyrekliğe göre diğer çeyrekliklerde progresif bir artış gözlendi. Parametreler arası en güçlü korelasyon total çalışma grubunda (n=157) gözlendi. Sonuç olarak oxLDL ve reseptörlerinin düzeyleri dislipidemik bireylerde sağlıklı bireylere göre anlamlı artmış ve bu değişim endotelyal disfonksiyon ile yakın ilişki göstermiştir. Bu ilişkinin kombine hiperlipidemik bireylerde daha belirgin olduğu görülmüştür.

AterosklerozDislipidemiEndotel disfonksiyonu+1
Ceren Pekşen
Karadeniz Technical University · Institute of Health Sciences
2025
00

Other supervisors