Prof. Dr. Bülent Çukurova danışmanlığındaki tezler
12 tez · Çukurova University, Dokuz Eylül University
Tevhid-i Tedrisat Kanunu ve Atatürk Dönemi uygulamaları
Bu çalışmada Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun çıkarılması ve Atatürk dönemi uygulamaları üzerinde durulmuştur. Osmanlı Devleti'nde bilinen en eski eğitim kurumları medreselerdir. Kuruluş ve yükselme dönemlerinde toplumun eğitim ihtiyacını karşılayan bu kurumlar, zamanla Avrupa'nın gerisinde kalmıştır. Osmanlı devlet adamları, eğitimde yaşanan bu geri kalmanın önüne geçmek için medreselere dokunmamış, ancak bu kurumların yanına batılı tarzda eğitim veren modern kurumlar açmıştır. Azınlık ve yabancı okulların da açılmasıyla, medrese ? mektep ikililiğinin yanına üçüncü bir zihniyet daha eklenmiştir.Atatürk, Osmanlı Devleti'ndeki eğitimin, kurumsal ve amaçsal açıdan parçalandığını, ulusallıktan uzak olduğunu görmüştü. Osmanlı eğitim sisteminde üç değişik insan tipi yetiştiriliyordu. Bu durum ulusal, laik ve bağımsız bir devlet olmanın en büyük engeliydi.Bu nedenle, 3 Mart 1924'te, Tevhid-i Tedrisat Kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde kabul edildi. Kanunun uygulanması sırasında en tartışmalı geçen konular, medreselerin kapatılarak yerine İmam-Hatip okullarının açılması ve yabancı okulların denetim altına alınması olmuştur. Bu araştırmada özellikle Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun neden çıkarıldığı, bu kanunun din eğitimi ile yabancı okullar üzerindeki etkisi üzerinde durulacaktır.Literatür taramasıyla, yapılan araştırmada; Osmanlı Devleti'nin eğitim sistemi, Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun çıkarılması, Atatürk'ün eğitim anlayışı, Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun yabancı ve azınlık okulları üzerine etkileri, Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun çıkarılmasından önceki eğitim sistemi ile kanun çıktıktan sonra yaşanan değişimler hakkında da bilgi verilmiştir.Anahtar Kelimeler: Tevhid-i Tedrisat Kanunu, Medrese, Azınlık ve Yabancı Okulları.
Yatılı ilköğretim bölge okulları'na ilişkin Cumhuriyet Dönemi eğitim politikaları (1923-2000)
Bu çalışmada Cumhuriyet döneminde 1923 ve 2000 yılları arası Yatılı İlköğretim Bölge Okulları'na ilişkin eğitim politikaları eleştirel bir bakış açısıyla değerlendirilmeye çalışılmıştır. Çalışma, ilköğretim ve yatılı ilköğretim bölge okulları ile ilgili giriş niteliğindeki bilgilerin sunulması ve geçmiş araştırmaların içerik ve sonuçlarıyla başlamaktadır. Çalışmanın devamında ise, yatılı ilköğretim bölge okullarının kuruluş amaçları, önem ve hedefleri açıklanmış, tarihsel gelişimleri ve faaliyetleri incelenmiş; Cumhuriyet dönemi eğitim politikalarında bu okullara ilişkin politikalar ve uygulamalar yansıtılmaya çalışılmıştır.Cumhuriyetimizin kurulduğu ilk yıllardan itibaren başlatılan yenileşme ve modernleşme hareketleri içerisinde eğitim önemli bir unsur olarak yerini almıştır. Atatürk'ün önderliğinde başlatılan bu hareketlerin beraberinde eğitim sisteminde düzenlemeler ve yeniliklerin gerekliliği vurgulanmıştır. Nitekim, eğitim sistemimizin yenileştirilebilmesi için yoğun çabalar gösterilmiştir. Bu çabalar, eğitim sisteminin kapsamında olan ilköğretim üzerinde daha da fazla yoğunlaşmıştır. Cumhuriyet'in ilanından sonra uygulanan eğitim politikalarında bütün çocukların ilköğretimden yararlanabilmesi amacıyla fırsat eşitliği oluşturularak eğitimi her kademede parasız ve zorunlu hale getirmek amaçlanmıştır. Bu amaç doğrultusunda ilköğretimi yurdun her yöresine ulaştırabilmek için Yatılı İlköğretim Bölge Okulları çeşitli aşamalarla kurulmuştur. Bu okullar, eğitimde fırsat eşitliğini sağlayarak bütün yurda zorunlu ilköğretimin yaygınlaştırılmasında bir araç olarak kullanılmıştır. Bu araştırmada, Cumhuriyet Dönemi (1923'ten 2000'e) eğitim politikalarının Yatılı İlköğretim Bölge Okulları'na yansıması ortaya konmaya çalışılacaktır.Literatür taramasıyla, çalışmada 1923-2000 yılları arasında Yatılı İlköğretim Bölge Okulları ile ilgili Hükümet, Milli Eğitim Şurası ve Kalkınma Planları'nda kararlaştırılan ve uygulanan eğitim politikaları, bu okullarla ilgili alınan kararlar, ilköğretim ile ilgili yasa ve yönetmelikler hakkında bilgi verilmiştir. Taramanın genel amacı, 1923-2000 yılları arasında yatılı ilköğretim bölge okullarına ilişkin eğitim politikaları konusuna zemin hazırlamaktır. Bu yıllar arasında iktidarda bulunan hükümetlerin, milli eğitim ve kalkınma planlarında yer alan ilköğretim politikaları incelenmiş. M.E.B tarafından bu yıllar arasında Tebliğler Dergisi taranmış ve yatılı ilköğretim bölge okullarına yönelik yönerge ve kararnameler, bu alanda yapılan çalışmalar kullanılarak Yatılı İlköğretim Bölge Okulları'na ilişkin cumhuriyet dönemi eğitim politikaları ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Türk Ocakları ve eğitim
Bu çalışmada Türk Ocakları'nın eğitim anlayışı üzerinde durulmuştur. Bilgi çağı dediğimiz 21. yüzyılda küreselleşen dünya içinde devlet, millet ve kültür kavramlarının ne derece önemli olduğunu hissettiren, insanlar ve toplumlar arasında görünmez bir minnet ve sadakat bağı kuran bazı kuruluşlar vardır. Aslında bu tarz kuruluşların zamanı ya da hangi devirde ne isim aldığı çok önemli değildir. Önemli olan işlevidir. Türk Ocakları da böyle bir görevle şekillenen gönüllü bir kuruluştur. Osmanlı Devleti'nin ihtişamını ve gücünü yitirmeye başladığı dönemde 120 Tıbbiyeli öğrencinin 1912'de bir araya gelerek oluşturduğu bir dernektir. Bu dernek zamanla yurtiçinde ve yurtdışındaki şubeleriyle Osmanlı Devleti'ne ve Türk milletine, I. Dünya Savaşı ve Kurtuluş Savaşı yıllarında maddi ve manevi anlamda destek vermiştir. Yeni kurulan Türk Cumhuriyeti'nin fikri yapısını şekillendiren, Atatürk devrimlerini her sahada destekleyen Ocaklar kendini feshettiği 1931 yılına kadar siyasi, kültürel, ekonomik açılardan Türk toplumunun gereksinimlerini karşılamaya çalışmıştır.1931- 1949 yılları arasında ikinci dönemini yaşayan Ocaklar, ilk kurulduğu zamanki kadar faal olamamışlardır. Kendini tanımlarken `Ocak siyasetle uğraşmaz' fikrinin ne kadar fazla üzerinde durulduysa da siyasi çekişmelerin odağı olmaktan kendini kurtaramamıştır.12 Eylül 1980 tarihinde Türkiye'deki askeri darbeden sonra ortadan kaldırılan Ocaklar 1986'da dirilmeye başlamış ve günümüze kadar da aktif olarak faaliyet göstermeye devam etmiştir.Türkiye'nin başına gelen her olayı yakından takip eden Türk Ocakları, tezin ana konusu olan eğitimle de yakından ilgilenmiştir. Global çağın bütün teknik ve bilim nimetlerinden faydalanarak milli bir eğitim modeli oluşturulmasından yana olan Türk Ocakları, ?Milli tarihsiz, milli şuursuz ve milli eğitimsiz bir toplumun ayakta kalması olanaksızdır? görüşündedir.Arşiv ve literatür taramasıyla yapılan araştırmada; Türk Ocakları'nın siyasi varoluşları, önerdiği eğitim modelleri, aldığı maddi manevi destekler, toplumun Ocaklara bakış açısı ve Türk Ocakları'nın gelecekte görmek istediği Türkiye ve Türk gençliği hakkında fikirlere yer verilmiştir.Anahtar Kelimeler: Türk Ocakları, Eğitim
Türk eğitim sisteminde Amerikan etkisi (1945-1960)
Osmanlı-Türk modernleşmesi yalnızca son üç yüzyılı kapsayan ve süreklilik gösteren büyük bir süreci ifade etmekle kalmaz aynı zamanda siyasal, ekonomik ve sosyal olarak Türkiye Cumhuriyeti'ne doğru evrilen bir dönüşümü de içinde barındırır. 18. yüzyılla birlikte eğitim alanında başlayan yenilikler farklı hız ve yoğunluklarla cumhuriyet dönemine kadar ulaşmış, imparatorluğun sonu ve Türk Devrimi ile birlikte batı tipi eğitim kurumları yaygınlaşmıştır. Batılılaşma (Westernization) hareketlerinin görüldüğü bütün toplumlar gibi Türk toplumu da batı tekniğinin alınmasında yabancı uzmanlardan faydalanmıştır. Avrupa merkezli eğitim anlayışının hâkim olduğu Atatürk döneminde hemen hemen her ülkeden ihtiyaç duyulan eğitim alanları için uzmanlar getirilmişken, sonuçları itibariyle yalnızca siyasi sınırlarda değişiklik yapmayan İkinci Dünya Savaşı, her alanda olduğu gibi eğitim alanındaki gelişmelerin de ABD merkezli olmasına yol açmıştır. 1950'de 27 yıllık CHP iktidarını demokratik yoldan devirerek iktidara gelen DP, ekonomik ve siyasi olarak yakınlaştığı ABD ile eğitim alanında da önemli ilişkiler kurmuştur. Yapılan ikili anlaşmalar yoluyla resmi kanaldan, vakıf yardımları ile gayri resmi yollardan kurulan ve bol miktarda maddi yardım içeren yeni model eğitim anlayışı ABD'den çağırılan kırkı aşkın uzmanın yurt genelinde yaptığı çalışmalarla birleşmiş ve Amerikan nüfuzu eğitim alanında da kendisini göstermiştir. Sonuçta kurtarıcı gözüyle bakılan ABD modelinin, sürekli gelişmekte olan Türkiye'nin değişen eğitim ihtiyaçlarını çözmek bir yana bunları çoğu zaman daha da karmaşık bir hale getirdiği söylenebilir.
1980?2009 yılları arası hükümetlerin eğitim politikaları ve bu politikaların ilköğretim sosyal bilgiler ders kitaplarına yansıması
Yapılan bu çalışma ile Cumhuriyet dönemi sonrası 1980?2009 yılları arasında hükümetlerin politikaları ve bu politikalara bağlı olarak sosyal bilgiler ders kitaplarındaki değişiklikler tartışmalı olarak değerlendirilmiştir. Çalışmada sosyal bilgiler, eğitim ve ele alınan yıllar arası hükümetlerin politikaları ilişkilendirilerek giriş niteliğinde sunulmuştur. Sonraki bölümlerde ilköğretim ders programları, yıllara bağlı olarak okutulan ders kitaplarındaki içerik değişiklikleri açıklanmıştır.Değişiklikler, toplum tarafından ideolojik algılanarak zaman zaman kaygılara yol açmıştır. Özellikle bir toplumun geçmişi, milli ve manevi değerleri, kültürel yapısı açısından sosyal bilgiler dersinin işlenişi ve eğitimde nasıl düzenlemelerle yer aldığı çok büyük önem arz etmektedir.Yeni bir yüzyılda insanlık tarihinde her türlü gelişme eğitimi doğrudan etkilemektedir. 20. yüzyılda yaşanmış dünya savaşları insanlığı derinden etkileyen bir ize ve dünyada kutuplaşmalara neden olmuştur. Savaşlar ve yaşanmış olaylar toplumu geleceğe değiştirerek aktarmaktadır. Bu nedenle çoğu zaman sosyal bilgiler ve tarih dersleri ve ders kitapları, iktidar partilerinin özellikle kalıcı izler bırakma amacıyla nesiler üzerinde etkili olarak kullandıkları araçlar olmuştur.Bu araştırmada da 1980?2009 yılları arasında iktidardaki siyasi partilerin politikalarının ilköğretim kurumlarında okutulan sosyal bilgiler ders kitaplarına yansıması betimlenmeye çalışılacaktır.Alan yazın taraması yapılarak 1980?2009 arası iktidar hükümetlerinin politikaları doğrultusunda alınan kararlar, okutulan sosyal bilgiler ders kitaplarında ilköğretim müfredatı doğrultusunda ders saatleri, eklenen-çıkarılan konuların ders kitaplarına yansıması, hükümetlerin ders kitaplarının nasıl yazılacağına ilişkin kararları, hangi kurum ve kişilerle (yazar, basımevi, vb) işbirliği yapıldığı, ulaşılan kitaplar, belgeler ve kaynaklar doğrultusunda açıklanmıştır. Taramanın genel amacı 1980?2009 yılları arasında hükümetlerin politikalarının sosyal bilgiler ders kitaplarına yansıması konusuna yöneliktir. Bu yıllar arasında iktidar olan hükümetlerin politikaları incelenerek M.E.B tarafından 1980-2009 yılları arası alınan kararların yer aldığı Tebliğler Dergileri taranmış önceki ilkokul şu an ilköğretim kademesi olan okullarda okutulan sosyal bilgiler ders kitaplarına yönelik yönerge, kararnameler, bu alanda yapılan araştırma ve basın yayın haberleri incelenerek, politikaların eğitim açısından getirdiği olumlu ve olumsuz yansımalar tartışılmış ve değerlendirilmiştir.Anahtar Kelimeler: Sosyal Bilgiler, Hükümet Politikaları, Ders Kitapları, Eğitim-Öğretim.
28 Şubat sürecinin Türk eğitim sistemine etkileri ve iktidar-muhalefet partilerinin tutumu
Bu çalışmada, Türk siyasal hayatı ve Türk eğitim sisteminde büyük bir dönüm noktası olan, tarihe ?28 Şubat Süreci? olarak geçen bir dönemin, Türk eğitim sistemine etkisi ile bu süreçte iktidar ve muhalefetin partiler üzerinden tutumları ele alınmıştır.28 Şubat 1997 tarihli Milli Güvenlik Kurulu toplantısında alınan;?Tarikatlarla bağlantılı özel yurt, vakıf ve okullar, devletin yetkili organlarınca denetim altına alınarak Tevhid-i Tedrisat Kanunu gereği Millî Eğitim Bakanlığı'na devri sağlanmalıdır.?Genç nesillerin körpe dimağlarının öncelikle cumhuriyet, Atatürk, vatan ve millet sevgisi, Türk milletini çağdaş uygarlık düzeyine çıkarma ülkü ve amacı doğrultusunda bilinçlendirilmesi ve çeşitli mihrakların etkisinden korunması sağlanmalıdır,?8 yıllık kesintisiz eğitim, tüm yurtta uygulamaya konulmalıdır,?Temel eğitimi almış çocukların, ailelerinin isteğine bağlı olarak, devam edebileceği Kur'an kurslarının Millî Eğitim Bakanlığı sorumluluğu ve kontrolünde faaliyet göstermeleri için gerekli idari ve yasal düzenlemeler yapılmalıdır.?Cumhuriyet rejimine ve Atatürk ilke ve inkılâplarına sadık, aydın din adamları yetiştirmekle yükümlü, milli eğitim kuruluşlarımız, Tevhid-i Tedrisat Kanunu'nun özüne uygun ihtiyaç düzeyinde tutulmalıdır,gibi kararlar Türk eğitim sisteminin seyrini önemli bir şekilde etkilemiş ve bu bir kesim tarafından eğitimde reform, bir diğer kesim tarafından darbe süreci olarak adlandırılmıştır.Sekiz yıllık kesintisiz zorunlu eğitim ve meslek liselerinin, özellikle İmam Hatip'lerin orta kısımlarının kapatılması kararları büyük tartışmalar yaratmış, bu süreçte Necmettin Erbakan başbakanlığındaki Refah-Yol hükümeti dağılmış ve daha sonra gelen hükümetler bu kararları uygulamak durumunda kalmışlardır. Dolayısıyla, Milli Eğitim sistemi bu kararlara göre şekillenmiş ve kararların uygulanabilmesi için çeşitli projeler hayata geçirilmiştir.
Cumhuriyet Döneminde halkevlerinin eğitim ve tarih çalışmaları 1932-1951: Akdeniz bölgesi örneği
Halk Eğitimi ihtiyacı bütün toplumlarda ilkçağdan itibaren sezilmiş ve bu ihtiyacın çeşitli etkinliklerle giderildiği tarih sayfalarına yansımıştır.Türk siyasi ve kültür yaşamında ise Halk Eğitimi ihtiyacı geleneksel yapısı içerisinde devam ederken, devletin oluşturduğu kurumlar aracılığıyla planlı ve kontrollü bir şekilde karşılanmaya da çalışılmıştır. Bu bağlamda özellikle Anadolu Selçuklu ve Osmanlılarda Ahilik, Loncalar, Terbiye ocakları ve Medreseler bu devlet kurumlarına örnek verilebilir. Yakın tarihimizde ise; Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin kurulduğu 1923 yılından itibaren Mustafa Kemal Atatürk her fırsatta belirttiği gibi eğitime önem vermiş, ülkenin gelişmesinin ve çağdaşlaşmasının tek yolunun eğitimden geçtiğini belirterek, eğitim alanında önemli adımlar atmıştır. Özellikle de bu alanda Halk Eğitimine ayrı bir önem vermiştir.Örgün eğitim kurumlarında verilen eğitimin belli bir yaş grubuna hitap etmesi ve okul dışında eğitim amaçlı kullanılacak iletişim araçlarının az olması ve benzeri gibi nedenler, halk eğitimi için özel bir yapılanmaya gidilmesini zorunlu kılmıştır.Ülkenin okur-yazarlığı bir seferberlik haline getirmeyi ve %100'lük bir okur-yazarlık seviyesine ulaşmayı amaçlaması da halk eğitiminin yaygınlaştırılması çabalarının başkaca nedenleri olarak sıralanabilir. Bu amaçla, 1928'de yeni harflerin kabulünden sonra Atatürk'ün önderliği ile Millet Mektepleri açılmıştır. Bu halk eğitimi hareketinde bütün öğretmenlerle birlikte birçok aydın da seferber olmuştur. Seferberlik ruhunun verdiği heyecanla ve yeni harflerin sağladığı kolaylıkla kısa bir zamanda, az bir masrafla milyonlarca vatandaşa okuma-yazma öğretilmiştir. Bunun yansıra halk eğitimi kapsamında sayılabilecek birtakım bilgiler de halka verilmiştir.Halkevleri halk eğitimi yapmak, halkı ortak kalkınma çabalarına yöneltmek amacıyla Atatürk tarafından kurulmuş olan kurumlardır. Atatürk ilkelerinin halka anlatılması, halkın imtiyazsız, sınıfsız bir kitle halinde kaynaştırılması, halkevlerine bir görev olarak verilmiştir. Halkevleri, sınıf, yaş ve seviye farkı gözetmeksizin, kadın erkek tüm yurttaşların serbestçe girip yararlanabileceği birer kültür ve eğitim merkezleri halinde gelişmiştir. Ulusu bilinçli, birbirini anlayan, birbirini seven, ulusal ülküye bağlı bir topluluk haline getirmek için teşkilatlanan halkevlerinin Atatürk devrimi değerlerinin halk tarafından korunmasına, yayılmasına, benimsenmesine çalışması amaçları arasındadır.Devrimleri yaymak, kökleştirmek, halkı kültürel açıdan geliştirmek amacıyla 1932'de Halkevleri kurulmuştur. Akdeniz bölgesinde açılan halkevleri de bölgedeki halkın toplumsal ve kültürel açıdan gelişmesini sağlamıştır.Kısa zamanda ülke çapındaki okuma yazma oranında artış ve halkta görülen büyük değişime ve gelişme Halkevlerinin başlatmış olduğu halk eğitimi faaliyetlerinin başarısını ortaya koymuştur. Toplumun gelişmesini sağlayan bu kadar önemli bir kurumun geçmişi üzerine derinliğine, tarafsız bir araştırma ve çalışmanın günümüz eğitimi ve gelecekte yapılacak eğitim çalışmaları için de faydalı olabileceği düşünülmüştür. Şimdiye kadar Halkevleri ve Adana Halkevi konularında çalışmalar yapılmasına rağmen; Akdeniz Bölgesi'ndeki Halkevlerinin Eğitim ve Tarih faaliyetlerini kapsayan bir çalışmaya rastlanmamıştır.Bu çalışmada Halkevlerinin 1932-1951 yılları arasında Eğitim ve Tarih Çalışmaları ile Akdeniz Bölgesi'ndeki Halkevinin Eğitim ve Tarih çalışmaları ele alınmıştır. Ayrıca 1932-1951 yılları arası Halkevlerinin Halk Eğitim Çalışmaları derinlemesine incelenmiş, Türk halkına olan katkıları üzerinde durulmuştur.Önce 14 ilde açılan Halkevleri, 1939 yılında sayı olarak 373'e ulaşmıştır. Halkevi açılmayan küçük yerleşim birimlerinde de halk odaları açılmıştır. 1950'de yurt çapında 63 ilde ve kimi ilçelerde çoğunun binası kendisinin olan 478 Halkevi ve 4.332 halk odası vardı.1945 yılında Halkevleri'nin irili ufaklı 35 yayın organı vardı. Aylık veya on beş günlük yayınlanan bu dergiler Türkiye'nin en önemli imzalarını sayfalarında toplamışlardır. Ankara Halkevi tarafından yayınlanan Ülkü, İstanbul Eminönü Halkevi'nin yayınladığı Yeni Türk, İzmir Halkevi'nce yayınlanan Fikirler Türkiye çapında okuyucuya sahipti. Küçük taşra illerinde ise Halkevi dergileri şehrin tek kültür organıydı.Akdeniz bölgesinde açılan halkevlerinden Antalya Halkevi 24 Haziran 1932 tarihinde, Adana, Mersin ve Isparta Halkevleri 24 Şubat 1933 tarihinde, Maraş Halkevi 20 Şubat 1934 tarihinde, Burdur Halkevi 22 Şubat 1935' de, Hatay Halkevi 25 Temmuz 1939 tarihinde açılmıştır.Akdeniz bölgesinde toplam 48 halkevi 435 halkodası açılmış bu kurumlar önemli çalışmalar gerçekleştirmişlerdir. İl ve ilçe merkezlerinde halkevleri açılmış, köy ve beldelerde halkodaları açılmıştır.İlk kurulan halkevleri arasında yer alan Akdeniz Bölgesi'ndeki halkevleri bölge için kalıcı etkisi olan çalışmalar yürütmüşlerdir.Bu çalışmada 1932-1951 yılları arasındaki Halkevleri'nin halk eğitim çalışmaları incelenmiş olup toplumsal aydınlanmaya ve bilinçlenmeye olan katkıları genel olarak eğitim ve tarih çalışmaları açısından değerlendirilmiştir. Akdeniz Bölgesi Halkevlerinin eğitim ve tarih çalışmaları ise daha ayrıntılı olarak incelenerek raporlaştırılmıştır.Bu nedenle Halkevleri'nin bu kapsamlı etkinlikleri içinde çalışma alanımız ?Halkevlerinin Tarih ve Eğitim Çalışmaları-Akdeniz Bölgesi Örneği? (Adana, Mersin; Antalya, Isparta, Burdur, Hatay, Kahramanmaraş illeri) ile sınırlıdır.Yakın Türk tarihindeki halk eğitim kurumlarını ve bu kurumların çalışmalarının ortaya konulması, tarihin geleceğe ışık tutan özelliğinden dolayı önemli bulunmuştur. Bir tarihi sürecin hangi koşullarda, ne şekilde başlayıp hangi aşamalardan geçerek günümüze ulaştığının bilinmesi, bugünkü ve gelecekte yapılacak çalışmalara rehberlik edecektir. Ayrıca geçmişteki halk eğitimi çalışmalarının bilinmesi, bugünkü Halkevi ve Halk Eğitimi faaliyetlerinin düzenlenmesine yardımcı olacağı düşünülmüştür.Anahtar Kelimeler: Halkevleri, Adana, Burdur, Mersin, Antalya, Isparta, Hatay, Kahramanmaraş, Halk Eğitimi, Tarih, Eğitim.
Disleksili bireylerde erken tanı konmasının önemi ve disleksi eğitimlerinde yurt içi ve yurt dışı uygulamaların incelenmesi ve karşılaştırılması
Bu araştırma, nitel araştırma yönteminin kullanıldığı bir çalışmadır. Bu araştırmanın amacı; dislektik bireylerle iletişim halinde olan okul rehber öğretmenlerinin, sınıf öğretmenlerinin ve anne babaların disleksiye ilişkin bilgilerini arttırmaktır. Ayrıca, bu çalışmada tanı koyma sürecinin önemini ve okuma yazma güçlüğü çeken, yurt içi ve yurt dışında yaşayan disleksi tanısı konmuş kişilerin toplumsal yaşamları, karşılaştıkları zorluklar ve çözüm yollarını görüşme yoluyla aktarmaktır. Bu kişilerin okuma, okul yaşamı, iş yaşamı, arkadaşları, öğretmenleri ile olan etkileşimde başarılı olup olmadığını ve sorunların çözümünde ne tür davranışlar sergilediklerini gözlemektir. Araştırma ile eğitim öğretimin farklı kademelerinde görev yapan öğretmenlerin ve idarecilerin dikkatlerinin çekilmesi beklenmektedir. Bunun yanında dislektik öğrencilere yönelik özel bir program uygulanmasının gerekliliği bilincinin sağlanması hedeflenmektedir. Bu çalışma üç aşamadan oluşmaktadır: Birinci aşamada Türkiye'de, Danimarka'da, İngiltere'de ve İtalya'da disleksi alanında faaliyet gösteren Sivil Toplum Kuruluşları incenmiş olup, bu sivil toplum kuruluşlarının faaliyetleri, çalışma konuları, yapılanması gibi konular açıklanmıştır. İkinci aşamada ülkemizde Danimarka, İngiltere ve İtalya'da disleksi ile ilgili mevcut yönetmelikler incelenmiş, benzerlik ve farklılıklar karşılaştırılmıştır. Üçüncü aşamada disleksi alanında çalışan uzmanların desteğiyle Türkiye, Danimarka, İngiltere ve İtalya'dan üçer olmak üzere toplam on iki okuma yazma güçlüğü çeken bireyle görüşme yapılmıştır. Ülkemizde ve yurt dışında disleksi ile ilgili faaliyet gösteren sivil toplum kuruluşlarının yapılanması konusunda yurt dışında daha çok federasyon yapılanması şeklinde olduğu görülmüştür. Ülkemizde ise 2013 yılı itibariyle 2 derneğin bu alanda faaliyet göstermektedir Ayrıca, bu alanda İtalya'da 2009,2010 ve 2011 yıllarında İtalya Telekom'un, İtalya Disleksi Derneği'nin faaliyetleri için sponsor olduğu saptanmıştır. Ülkemizde, İtalya, İngiltere ve Danimarka'da disleksi ile alakalı mevcut yönetmeliklerle özellikle Danimarka ve İngiltere'de disleksilerin yaşamını kolaylaştırıcı önlemlerin alındığı ve dislektiklerin yaşamını kolaylaştırıcı tedbirlerin sadece eğitim alanında değil, iş piyasasını da kapsayan bir çok sahada olduğu saptanmıştır. Ülkemizde ve yurt dışında dislektik bireylerle yapılan görüşmeler neticesinde; sosyal yaşama uyum, farkındalık, iletişim ve okul başarısı gibi konularda ülkemize kıyasla farklılıklar olduğu görülmüştür. Ülkemizde bu alandaki çalışmalardan, bilgilendirici ve bilinçlendirici faaliyetlerin arttırılması gerektiğinin sonucuna varılmıştır.
Türk modernleşmesinde 19.yüzyılın ikinci yarısından itibaren ulus kavramı ve ulus devletin inşası (1850-1950)
Ulus Devletlerde bireyler hukuki, siyasi, kültürel ve ekonomik olarak toplumun yeterli ve saygın bir üyesi olarak tanımlanmaktadır. Ulusal kimlik yaratmak için "zorunlu eğitim, askerlik, siyasal tarih yazıcılığı, siyasal katılım" gibi araçlarla uluslaştırma politikaları gerçekleştirilmektedir. Yeni kurulan ya da varlığını sürdürmek isteyen ulus devletler, sınırları belirli toprak parçası üzerinde kendi meşruiyetlerini sağlayabilecekleri ulusları yaratmak için, farklı bireyleri sosyal, siyasal ve kurumsal açılardan bütünleştirerek türdeş bireyler oluşturmaya çalışmaktadır. Modern ulus devletlerin yapılandığı XIX. yüzyılda Avrupa'daki siyasi, iktisadi, kültürel, dini, felsefi ve bilimsel gelişmelerin etkileri Osmanlı Devleti'nde de görülmüştür. Bu çalışmada Osmanlı Devleti'nin son dönemlerinde başlayan uluslaşma sürecinin öznesi olan halkın bir millet haline gelişi, ulus devletin yapısal özellikleri içinde ulus ve ulusçuluk kavramları çerçevesinde ele alınmıştır. Atatürk liderliğinde gerçekleşen Türk Devrimi ve oluşturulan Türk kimliği meşruiyet kaynağını Misak-ı Milli sınırları içinde yaşayan Türk ulusal kimliğini kazanan halktan almıştır. Türkiye'de ulus oluşumu yurttaşlaştırma süreciyle beraber ilerlemiştir. Türk insanının toplumsal konumu kul olmaktan tebaaya, tebaalıktan yurttaşlığa doğru evrilen bir gelişim göstermiştir. Türkiye'de modern ulus yaratımında devlet tarafından yukarıdan aşağıya doğru yürütülen politikalar hukuki, kültürel, sosyal, ekonomik açılardan siyasi temelde toplumun her alanına işlenmeye çalışılmıştır. İktidara çeşitli sembol ve simgelerle meşruiyet kazandırılmış ve bu güç günlük hayatın içinde görünür kılınmış, özgün kültüre dayalı etnik ve dilsel milliyetçilikle şekillenen bir ulusçuluk gelişmiştir. Anahtar Sözcükler: Ulus, Yurttaşlık, Ulus Devlet, Ulusal Kimlik.
Balkanlardaki milliyetçilik akımları ve Srebrenica olayı
Bu çalışmada esas olarak Srebrenica soykırımı incelenmiştir. 1992'de Bosna-Hersek'te savaş başladığında, uluslararası toplum bir adım geride durdu ve sadece Sırbistan'ın Müslüman topluma karşı uyguladığı saldırganlıkları izledi. Dünya ülkeleri, toplama kamplarını, toplu tecavüzleri ve katliamları, kültürel varlıkların yok edilmesini, şehrin kuşatılmasını ve sivillerin kasıtlı olarak açlığa mahkûm edilmelerini görmezden geldi. Kısacası, yapılmakta olan soykırımdan haberdar değilmiş gibi davrandılar. Hatta bunun adına sivil savaş dediler, onlara göre Sırpların yaptıkları "Etnik temizlikti". 1995'te savaş iyice şiddetlendi. BM'in "Güvenli Bölgesi" olan Srebrenica'nın işgal edilmesinden sonra Sırp Kuvvetleri birkaç günde sekiz bin kadar Müslüman yetişkin ve genç erkeği katlettiler. BM'in sivilleri koruyamamasından dolayı Srebrenica'da katledilenlerin sayısının adeta ikiye katlanması, uluslararası toplumu nihayet askerî önlemler almaya zorlamıştı. Bosna'da yapılan soykırım tüm hızıyla devam ederken, masum kurbanlar, BM Güvenlik Konseyinin uyguladığı silah ambargosu yüzünden kendilerini savunma hakkından mahrum kalmışlardı. Katliamları, tüm adalet kurgusunu hiçe sayan Dayton Barış Anlaşması ile sonuçlanan barış görüşmeleri takip etmişti. Soykırımın failleri, âdeta işledikleri cinayetlerden dolayı ödüllendirilmişlerdi. Savaştan önceki toprakların neredeyse yarısı onlara verilmişti ve Özerk Bosna Sırp Cumhuriyeti, resmi olarak Bosna-Hersek topraklarında bulunan bir Sırp Cumhuriyeti'ne dönüştürülmüştü. 1993'te Eski Yugoslavya Uluslararası Ceza Mahkemesinin (EYUCM) kurulması, üstü örtülen gerçeklerin açığa çıkması adına umut verici olmuştu ve uluslararası ceza mahkemesi, politikacıların yaptıkları hataları telâfi edebilirdi. Ancak zaman içinde Bosna Halkı büyük oranda adalete olan inancını kaybetti. Her ne kadar Lahey'deki Mahkeme savaş esnasında kurulmuş olsa da adeta içi boştu. Bu çalışmada, BM'nin, NATO'nun UNPROFOR (Dutchbat-3)'un ve aynı zamanda uluslararası toplumun Srebrenica Soykırımındaki sorumlulukları analiz edilmiştir. Gerçeklere ışık tutmak maksadıyla Srebrenica'ya gittim, bölgede yaşayan bazı mağdurlarla (UNPROFOR'un tercümanlığını yapan Admir Jusupović, Boşnak astsubay Hasan Hasanović, rehber Hasan Hasanović, Srebrenicalı Anneler Derneği Başkanı Hatice Mehmedović ve Almasa Salihović ile) röportaj yaptım ve onların duygularını ve acılarını anlamaya çalıştım. Ayrıca "Marš Mira-Barış Yürüyüşü" adı verilen, 110 kilometre olan ve üç gün süren yürüyüşe Boşnak Yüzbaşı Esnaf Avdić ile katıldım, 1995 yılında ormanlarda neler olduğunu anlamaya çalıştım. Ve nihayetinde Srebrenica ve Potoćari'de gördüklerimi, duyduklarımı ve hissettiklerimi bu esere yansıtmaya çalıştım.
Alman karikatür dergisi Kladderadatsch'a göre II. Abdülhamit ve Türk imgesi
Bu çalışmada, güzel sanatların bir dalı olan karikatür sanatının tarihçi gözüyle yorumlanması amaçlanmıştır. Alman İmparatorluğu döneminde yayınlanmış Türklerle ilgili olguların ve olayların hicvedildiği karikatürleri tarihsel açıdan çözümlemek ve yorumlamak pek sık rastlanan bir olgu değildir. Bu araştırmada, II. Abdülhamid (1876-1909) döneminde Alman İmparatorluğunda Berlin'de Beiblatt zum Kladerastsch adlı karikatür ve siyasi hiciv dergisinde yayınlanan karikatürleri bu doğrultuda incelenmesi amaçlanmıştır. Söz konusu dönemde Türk imgesinin nasıl olduğuna dair tespitlerde bulunulmuş ve Türklerle ilgili tarihi olay ve olguların Almanların gözünden nasıl görüldüğü betimlenmeye çalışılmıştır. Politika, tarih, sanat, felsefe, imgebilim gibi birçok sosyalbilim araştırma evrenini kapsayan bu çalışma, aynı zamanda disiplinler arası bir çalışma anlayışı ve yaklaşımını yansıtmaktadır. Bu dönemi kapsayan ve yukarıda adı geçen dergide yayınlanan 300 civarında karikatür tespit edilmiştir. Hepsini çalışma kapsamında değerlendirmenin bir Yüksek Lisans tezinin boyutlarını aşacağını düşündüğümüz için karikatürlerin sayısını 180 ile sınırladık. Araştırmamızda, Türkler veya Osmanlı ile birlikte Ruslar, İngilizler, Batılı ülkeler, Mısır, Abdülhamid, Balkan ülkelerinden Bulgar ve Yunanlılar ile ilgili imgelere rastlıyoruz. Karikatürlerin genel olarak yorumlamasına gelecek olursak; dördüncü bölümle ilgili konu başlıklarına göz atmak bile, bize karikatürlerin yorumu konusunda genel bir fikir vermektedir. Aslında, karikatürler II. Abdülhamid'in 1876-1909 tarihleri arasındaki hükümranlık döneminde Osmanlının içinde bulunduğu koşulları ve yaşanılan olay ve olguları betimlemekte ve hicvetmektedir. Bu bağlamda karikatürlerde işlenen konulardan biri de Avrupalıların çok ilgi gösterdikleri Harem konusu. Ülke sorunlarıyla ilgilenmek yerine, sultan haremde gece gündüz cariyelerle birlikte eğlenceler ve partiler düzenleyerek yaşayan biri olarak betimlenmektedir. Berlin, Paris ve Tersane toplantıları ve antlaşmalarında olduğu gibi Boğazlar sorununda da, Batılıların çıkarları doğrultusunda tutumlar takınmaları çok sık hicvedilmiştir. Aynı şekilde Osmanlının Balkan ülkeleriyle sorunlarında da Batılıların elde edecekleri çıkarları alaya alınmaktadır. Boğazlar sorunu en fazla üzerinde durulan konuların başında gelmektedir ve hem Batılıların tutumu hem de Rusya'nın tavrı, Boğazların Osmanlı değil de kendi kıta sahanlıkları içindeymiş gibi ele almaları hicvedilmiştir. Osmanlı ise bir kukla, çaresiz bazen de duyarsız ve saf bir insan kişiliği ile alay konusu yapılmıştır. Afrika kıtasında da Osmanlının kayıpları, Arabi Paşa ile yaşanılanlarla birlikte Mısır meselesi ve Sudan'ın, Tunus'un kaybı gibi konular yoğun olarak hicvedilen konuların başında gelmektedir. Bu bağlamda Osmanlının zayıflığı hicvedilirken, özellikle İngiliz ve Fransızların sömürgeci yaklaşımları karikatürlerle açıkça anlatılmakla kalmıyor, aynı zamanda hiciv yoluyla eleştirilmektedir.
Hükûmet sistemlerinin tarihsel gelişimleri ışığında Türkiye için anayasal önermeler
Araştırma, gelişmiş devletlerin anayasal uygulamalarında temelde ortak yönler bulunduğu ve bu temellerin kuvvetler ayrılığı ilkesine dayandığı hipotezi üzerine kurulmuştur. İncelemenin multidisipliner boyutu ve genişliği nedeniyle, konular kuvvetler ayrılığı kavramı perspektifinden sınırlandırılarak incelenmiştir. Çalışmanın hukuk ve tarih bilim alanına ilişkin olması nedeniyle, her iki bilim alanının arşiv kayıtları, resmi belgeleri, genel eserleri, monografileri ve bilimsel makalelerinden yararlanılmıştır. Çalışmanın ilk bölümünde, Türkiye'nin anayasacılık tarihini incelemek suretiyle demokrasi kültürünün ve kuvvetler ayrılığının temelleri tespit edilmiştir. İkinci bölümde, devlet, demokrasi, hükûmet sistemleri ve kuvvetler ayrılığı kavramlarının tarihsel gelişimleri ve mevcut kapsamları saptanmıştır. Aynı bölümde kuvvetlerin birbirleri ile olan çok değişkenli ilişkilerinin ortaya çıkardığı hükûmet sistemlerinin, modern devletlerdeki görünümleri belirlenmiştir. Üçüncü bölümde, modern ve gelişmiş kabul edilen emsal nitelikteki beş devletin (Fransa, Almanya, Rusya, İngiltere ve ABD) anayasal uygulamaları ele alınarak, demokrasi ve kuvvetler ayrılığı yönlerinden öne çıkan noktaları ortaya koyulmuştur. Bu suretle anılan devletlerin, uyguladıkları hükûmet sistemlerinin, gelişmişlikleri üzerindeki etkisi, önemi ve değeri belirlenmeye çalışılmıştır. Dördüncü bölümde, Türk Anayasasının temel yapısı üzerinden gelişmiş beş devletin anayasaları karşılaştırılarak faydalı görülen modellerin bir projeksiyonu çıkarılmıştır. Öz olarak ifade etmek gerekirse, Türkiye'nin demokrasi ve temel haklar standartlarını yükseltmeye ve kuvvetler ayrılığını güçlendirmeye yönelik olarak, bu yönlerdeki anayasal eksikliklerine odaklanan çeşitli öneriler getirilmeye çalışılmıştır.