Theses supervised by Prof. Dr. Cahit Bağcı

10 theses · Gaziantep University, Sakarya University

Medical SpecialtyOpen AccessTR

Fazla kilolu ve obez bireylerde düzenli egzersizin cilt kan akımı ve kardiyovasküler risk faktörleri üzerine etkisi

Obezite çağımızın önemli sağlık sorunlarından biridir. Kardiyovasküler morbidite ve mortalitenin artışına neden olan bu hastalığın dünyada görülme sıklığı hızlı bir şekilde artmaktadır. Sıklığının artmasının en önemli nedenlerinden biri fiziksel inaktivitedir. Obezite çeşitli mekanizmalarla vasküler endotelde, yapısal ve işlevsel bozukluğa neden olmakta ve ateroskleroz gelişimi ile sonuçlanmaktadır. Obezitenin sebep olduğu hipertansiyon, dislipidemi, hiperglisemi, insülin direnci, kronik inflamasyon gibi patolojiler endotel disfonksiyonu gelişiminde rol oynuyor olabilir. Son dönemde bir çok araştırmacı tarafından kardiyovasküler hastalıkların önlenmesinde egzersizin önemini gösteren çok sayıda çalışma yapılmıştır. Tüm bu araştırmalar ve bulgular ışığında biz de çalışmamızda kardiyovasküler risk ve mikrodolaşım üzerine etkili olduğu düşünülen Nitrik oksit (NO) ve Omentinin kan değerlerini ve cilt kan akımındaki egzersize bağlı değişimleri incelemeyi amaçladık. Bu çalışmada iki grup kullanılmıştır. Birinci grup (n=25) fazla kilolu ve obez tanısı almış gönüllülerden ikinci grup (n=28 ) sağlıklı kontrollerden oluşmuştur. Gönüllüler 3 ay süre ile haftada 5 gün, günde 60 dakika yürüyüş egzersizi uygulamışlardır. Program öncesinde ve program bitiminde gönüllü deneklerin kanlarında NO ve Omentin seviyelerine bakılmıştır. Ayrıca üst ekstremiteden lazer doppler flowmetry ile kan akımı ölçümü yapılmıştır. Egzersiz programı sonrasında serum omentin ve Nitrik oksit seviyelerinde artış tesbit edildi. Lazer doppler flowometre (LDF) ile değerlendirilen post okluziv reaktif hiperemi ye bağlı vazodilatasyonda egzersize bağlı artış saptandı. Bu çalışma ile egzersizin, obeziteye bağlı endotel disfonksiyonuna faydalı etkileri olabileceği ayrıca LDF ve omentin değerlerinin endotel disfonksiyonunu degerlendirmede yararlı olabileceği düşünülmüştür.

DeriEgzersizKan akış hızı+6
Tuğba Kılıç
Gaziantep University
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Klasik fenilketonürili hastalarda oksidatif parametrelerin araştırılması

Fenilketonüri (FKÜ) doğumsal metabolizma hastalıkları arasında en sık görülen bir aminoasit metabolizması hastalığıdır. Karaciğerde bulunan fenilalanin hidroksilaz (FAH) enziminin yetersizliği veya yokluğu sonucu fenilalanin tirozine dönüşememekte, fenilalanin ve metabolitleri kanda ve vücut dokularında birikerek toksik etki yapmaktadır. Fenilketonüride en önemli klinik özellik mental retardasyondur ve fizyopatolojisi tam olarak anlaşılamamıştır. Son yıllarda yapılan çalışmalarda bu patolojinin oksidatif stresle bağlantılı olabileceği kanıtı vardır. Bizde çalışmamızda FKÜ hastalarında oksidatif stres parametrelerinden Total antioksidan seviyesi (TAS), Total oksidan seviyesi (TOS), Oksidatif stres indeksi (OSİ), Glutatyon peroksidaz (GSHPx), Paraoksonaz 1(PON1), KoenzimQ10 (Q10) ve L-karnitin düzeylerine bakmayı amaçladık. Bu çalışmaya klasik FKÜ (n=40) tanısı almış hastalar dahil edilerek "erken tanılı" hastalar (n=20) ve "geç tanılı" hastalar (n=20) olarak ayrılmıştır. Erken tanılı hastalar, iki yıllık kan fenilalanin düzeyi ortalamalarına göre "iyi kontrollü" (n=10) ve "kötü kontrollü" (n=10) olarak gruplandırılıp sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılmıştır. Hastalar ve kontroller karşılaştırıldığında TAS, TOS, OSİ, PON1 düzeylerinde anlamlı fark gözlenmezken, GSHPx ve Q10 düzeyleri kötü kontrollü hastalarda sağlıklı kontrollere göre anlamlı düşüktür. L-karnitin kötü kontrollü hastalarda, iyi kontrollü hastalar ve sağlıklı kontrollere göre anlamlı düşüktür. Geç tanılı hastalar "aminoasit karışımı alanlar" (n=10) ve "büyük nötral aminoasit (LNAA) takviyesi alanlar" (n=10) olarak gruplandırılıp sağlıklı kontrol grubu ile karşılaştırılmıştır. Hastalar ve kontroller karşılaştırıldığında TAS, TOS, OSİ, PON1, L-karnitin düzeylerinde anlamlı fark gözlenmezken, GSHPx LNAA takviyesi alan hastalarda sağlıklı kontrollere göre anlamlı düşüktür. Q10 düzeyi aminoasit karışımı alan hastalarda, LNAA takviyesi alanlar ve sağlıklı kontrollere göre anlamlı düşüktür. Sonuç olarak, bu çalışma ile erken dönemde tanı alan hastalara bakıldığında, kötü kontrollü hastaların oksidatif strese daha yatkın olduğu, geç tanılı hastalara bakıldığında ise LNAA takviyelerinin aminoasit karışımları kullanan hastalara göre oksidatif strese maruziyeti azalttığı sonucuna varılmıştır. Anahtar sözcükler: Diyet tedavisi, Fenilalanin, Fenilketonüri, LNAA, Oksidatif stres

Amino asitlerDiyetFenilalanin+3
Burcu Kumru
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2015
00
Medical SpecialtyOpen AccessTR

Diyete Antep fıstığı eklenmesinin lipit parametreleri oksidan-antioksidan sistem ve endotel fonksiyonları üzerine etkisi

Antepfıstığının lipit profili üzerine olumlu etkileri hakkında kanıtların olmasınarağmen, geçmiş çalışmalar daha çok fındığın üzerine yoğunlaşmıştır. Bu çalışma; kontrollükoşullarda yaşayan genç, sağlıklı erkeklerde; Antepfıstığının lipid parametreleri, endotelyalfonksiyon ve oksidasyon üzerine etkilerini araştırmayı amaçlamıştır. Genç, sağlıklınormolipidemik 32 erkeğe 8 hafta boyunca Akdeniz diyeti verilmiştir. 4 hafta sonra; katılankişilere Akdeniz diyeti verilmeye devam edilirken; günlük kalori alımının yaklaşık %20`siniiçeren antepfıstığı verilmiştir. Kan örnekleri ve brakiyal endotelyal fonksiyon ölçümleri herdiyetten sonra yapılmıştır. Akdeniz diyetine kıyasla antepfıstığı diyeti glikoz'u düşürdü.(p<0.001- 8.8 ± %8.5 ), Düşük Dansiteli Lipoproteini düşürdü (p<0.001, -21.2± %9.9) vetrigliseriti önemli düzeyde düşürüp (p=0.008-13.8± %33.8) ve Yüksek DansiteliLipoproteinde önemli anlamlılığa rastlanılmamıştır (p=0.069,-3.1±%11.7). TotalKolesterol/Yüksek Dansiteli Lipoprotein ve Düşük Dansiteli Lipoprotein/ Yüksek DansiteliLipoprotein oranı önemli düzeyde düşmüştür (p<0.001 her ikisi için). Antepfıstığı diyetiendotelyuma bağlı vazodilatasyonu önemli düzeyde arttırmıştır (p=0.002, %30 relatif artış).Antepfıstığı diyeti serum interlökin- 6, toplam oksidan kapasite, lipoperoksit vemalondialehid önemli düzeyde düşürüp, süperoksit dismutaz arttırmıştır (p<0.001). C- reaktifprotein ve Tümör Nekrotizan Faktör-? düzeyini etkilememiştir. Bu çalışma ile sağlıklı gençerkeklerde diyete antepfıstığı eklemenin lipid parametreleri üzerine faydalı etkileri, endotelyalfonksiyon ve oksidatif durumlarında gelişmeler görülmüştür.Anahtar Kelimeler: Diyet, Antepfıstığı, Endotel, Lipit, Oksidasyon

Antep fıstığıAntioksidanlarEndotelinler+2
Yasemin Baltacı
Gaziantep University
2009
00
Master'sOpen AccessTR

Multiple skleroz hastalarında telerehabilitasyon yönteminin solunum fonksiyonları üzerindeki etkinliği

GİRİŞ VE AMAÇ: Multiple Skleroz, kronik bir otoimmün hastalıktır ve etkilenim sahasına ve hastalığın seyrine bağlı olarak solunum fonksiyonlarının olumsuz etkilendiği gösterilmiştir. Bu çalışmada MS hastalarında telerehabilitasyon yöntemi ile uygulanan solunum egzersizlerinin solunum fonksiyonları ile ilişkisini incelemek ve yorgunluk düzeyi, yaşam kalitesi ve fonksiyonellik düzeyi üzerindeki etkisini göstermek amaçlanmıştır. GEREÇ VE YÖNTEM: Çalışma kapsamında 50 MS hastası ilk değerlendirmelerin ardından telerehabilitasyon ve kontrol grubu olmak üzere 25 kişilik gruplara ayrılarak 8 hafta boyunca haftada 2 kez solunum egzersizi uygulanmıştır. Telerehabilitasyon grubu egzersizlerini çevrimiçi video görüntülü arama ile gerçekleştirmiş, kontrol grubu ise ev egzersizi olarak gerçekleştirmiştir. Yapılan değerlendirmelerde demografik verilerinin alınmasının ardından Solunum Fonksiyon Testi, Yorgunluk Şiddeti Ölçeği (YŞÖ), Multiple Skleroz Yaşam Kalitesi Ölçeği-54 (MSQL-54) ve 6 Dakika yürüme Testi (6DYT) uygulanmıştır. BULGULAR: Değerlendirme sonucu her iki grupta da FEV1(L), PEF (L), PEF (%), FEF%25-75 (L) değerlerinde anlamlı olarak artış görülmüştür. Ayrıca her iki grupta yorgunlukta azalma, yaşam kalitesinde ve 6 DYT mesafesinde artma görülmüştür. SONUÇ: Solunum egzersizlerinin MS hastalarında solunum fonksiyonları üzerinde olumlu etkisinin olduğu bu egzersizlerin telerehabilitasyon ile uygulanmasının anlamlı bir farkının olmadığı gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Multiple Skleroz, Multiple Skleroz Yaşam Kalitesi Ölçeği-54, Solunum Fonksiyon Testi, Telerehabilitasyon, Yorgunluk Şiddeti Ölçeği

Multipl sklerozNefes egzersizleriSolunum+2
Şeyda Öznur Ayçiçek
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2023
00
DoctorateOpen AccessTR

Probiyotik Lactobacillus rhamnosus GG'nin antidepresan etkilerinin araştırılması

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmada kronik öngörülemeyen hafif stres modeliyle depresyon oluşturulan sıçanlarda probiyotik Lactobacillus rhamnosus GG (LGG), antidepresan ilaçlar olan bupropionun ve venlafaksinin tedavi edici etkileri araştırıldı ve elde edilen sonuçlar karşılaştırıldı. GEREÇ VE YÖNTEM: Her biri n=7 olmak üzere kontrol, stres, bupropion, venlafaksin, LGG, bupropion + stres, venlafaksin + stres, LGG + stres gruplarında toplam 56 adet erkek Wistar albino sıçan kullanıldı. Sıçanların deney süresince vücut ağırlıklarındaki değişimler kilo ölçümü yapılarak belirlendi. Depresif davranışları değerlendirmek amacıyla dört farklı davranış testi uygulandı (sükroz tercih testi, üç odalı sosyallik testi (sosyal etkileşim testi), yükseltilmiş artı labirent testi, zorunlu yüzme testi). Gastrik pH seviyeleri ölçüldü. Hipokampus dokusunda 5-HT1A, DRD1, ADRA-2A, GABA-A α1, CNR1, MC4R, NR3C2, NLRP3; ince bağırsak dokusunda NOD1 reseptör ekspresyon seviyeleri RT-PCR yöntemiyle belirlendi. Hipokampus dokusunda BDNF seviyeleri elisa kit kullanılarak belirlendi. Korteks ve ince bağırsak dokularında histopatolojik incelemeler yapıldı. BULGULAR: LGG, bupropion ve venlafaksin tedavisinin davranış testlerinin sonuçlarına göre antidepresan etkiye neden oldukları görüldü (p<0,05). LGG pH ve BDNF seviyelerini, 5-HT1A, DRD1, ADRA-2A, GABA-A α1, CNR1, NOD1 reseptör ekspresyon seviyelerini artırarak (p<0,05); bupropion BDNF seviyesini, ADRA-2A, CNR1, NOD1 reseptör ekspresyon seviyelerini artırarak ve NLRP3 reseptör ekspresyon seviyesini azaltarak (p<0,05); venlafaksin BDNF seviyesini, DRD1, ADRA-2A, GABA-A α1, CNR1 ekspresyon seviyelerini artırarak ve MC4R, NLRP3 reseptör ekspresyon seviyesini azaltarak (p<0,05) antidepresan etkilerin ortaya çıkmasına neden oldu. LGG, bupropion ve venlafaksin nörodejenerasyon seviyesini ve glial hücre aktivitesini azalttı. SONUÇ: LGG, potansiyel bir psikobiyotik bakteridir ve depresyon tedavisinde kullanılabilir. Anahtar Kelimeler: Depresyon, kronik stres, LGG, nörodejenerasyon, nörotransmitter reseptörleri

Antidepresif ajanlarDepresyonLactobacillus rhamnosus+4
Musab Işık
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Tip 2 diyabetli sıçan modelinde elektro-akupunkturun (EA) hiperglisemi ve oksidatif stres üzerindeki etkisinin araştırılması

GİRİŞ VE AMAÇ: Bu çalışmada Tip 2 diyabet sıçan modelinde Elektro-akupunkturun (EA) hiperglisemi ve oksidatif stres üzerindeki etkilerini araştırmak amaçlandı. GEREÇ VE YÖNTEM: Otuzbeş Spurge-Dawley erkek sıçan beş gruba ayrıldı (n =7 ). Gruplar ; Normal yem ile beslenen grup kontrol (NY), Yüksek yağlı yem ile beslenen grup (YY),: Normal yem + elktro-akupunktur (N+EA) grubu: Normal yem ve 10 seans EA uygulanan grup. Diyabet (DM): 4 haftayüksek yağlı yem ile beslenen ve sonra 40 mg/kg streptozotosin (STZ) ile diyabet oluştruldu. Diyabet + elektro-akupunktur grubu (DM+EA); Bu grup deneyin ilk 4 haftasında yüksek yağlı yem ile beslendi ve sonra 40 mg/kg STZ ile, diyabet oluşturulduktan sonra 4 hafta içinde elektro-akupuktur bacaktaki Zusanli akupunktur noktaları (ST. 36) üzerine her üç gün de bir her seans 15 hz 30 dakika olarak uygulandı. Deneye başlamadan önce, diyabet modelinin oluşturulduğu haftada, elektro-akupunktur uygulandıktan sonraki ilk hafta ve deney sonunda ratların ağırlıkları alınarak kan şekerleri ölçüldü. Deney tamamlandıktan sonra hayvanlar anestezi altında intrakardiyak kan örnekleri alınarak dekapitize edilerek ötenazi edildi. Alınan kan örneklerinin plazmasında toplam antioksidan durumu (TAS), toplam oksidan durumu (TOS) ,oksidatif stres indeksi(OSİ) ve Malondialdehit (MDA) seviyeleri ölçüldü. BULGULAR: Elektro-akupunktur ile tedaviye başladıktan sonraki ilk haftanın sonunda ölçülen (VA3) vücut ağırlıklarının karşılaştırması yapıldığında; NY grubu ile karşılaştırıldığında DM ve DM+EA grupları arasında (sırasıyla p=0,000 ve p=0,001) anlamlı bir fark bulundu. Deney sonunda ölçülen vücut ağırlıklarının karşılaştırılmasında (VA4) ise NY grubu ile karşılaştırıldığında DM ve DM+EA grupları arasında istatistiksel anlamlılık bulunmadı, ve sadece NY grubuna kıyasla DM grubu arasında istatistiksel anlamlılık bulundu (p=0,006). STZ enjeksiyonu sonrası kan glukoz düzeyi (K) yükselmiştir, DM ve DM+EA gruplarında YY, NY ve N+EA gruplarına kıyasladığnda istatiksel olarak anlamlı bir fark göstermiştir (p<0,05, p<0,001). Deneyin sonunda gruplara ait Açlık kan glukozu seviyeleri karşılaştırıldığında (K4) DM grubunda ortalama kan şekeri düzeyleri azalış gösterdi NY, YY ve N+EA gruplarına kıyasla istatistiksel olarak anlamlı farklılık gösterdiği bulundu (sırasıyla p=0,003, p=0,005, p=0,003). Ancak DM ile DM +EA grubunda NY ile kıyasla istatistiksel olarak anlamlı farklılık göstermedi. TAS ortalamala düzeyleri, DM ile DM +EA, DM + EA ile NY ve DM ile YY arasında gruplar arasında ikili karşılaştırma yaparken istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. DM+EA grubundaki ortalama değerleri DM grubu ve NY grubu değerlerinden daha yüksek olduğu görülmüştür. TAS ortalama değerlerinde NY +EA ile NY istatiksel bir anlamlılık bulunmamıştır. TOS ortalama değerlerinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır. OSİ ortalama değerlerine DM+EA ile DM, DM+EA ile NY ve DM ile YY istatistiksel olarak anlamlı bir fark görülmüştür. OSİ ortalama değeri DM+EA grubunda DM ve NY göre daha düşük görülmüştür. (MDA) ortalama değerlerinde bir anlamlı bir fark farklık bulunmamıştır. SONUÇ : Elektro-akupunktur uygulamalarının Tip 2 DM' sıçanlarda kan glikozunu düşürmesine karşın yeterli hipoglisemik etki oluşturmamıştır. Ancak uygulma sonuçlarımız toplam Antioksitan seviye üzerine pozitif etki göstermiştir. Anahtar Kelimeler: Diyabet, Elektro-akupunktur, Hiperglisemi, Oksidatif Strses

AkupunkturDiabetes mellitusDiabetes mellitus-tip 2+5
Nawar Imad Ahmed Ahmed
Sakarya University · Institute of Health Sciences
2022
20
Master'sOpen AccessTR

Deneysel olarak diabetik nöropati oluşturulan sıçanlarda bongardia chrysogonum' un ağrı, davranış ve kan parametreleri üzerine etkisi

Diabetik nöropati diabettes mellitusun mikrovasküler komplikasyonudur. Diabetik nöropatide yaşam kalitesini azaltan en önemli faktör ağrıdır ve diabetik nöropati lokomotor aktiviteyi azaltmaktadır. İyi bir glisemik kontrol ile durumunun önüne geçilebileceği ya da ilerleyişinin yavaşlatılabileceği önerilmektedir. Gaziantep yöresinde bulunan Bongardia chrysogonum?un hipoglisemik etkisi rapor edilmiştir. Bu çalışmada Bogardia chryosogonum?un diabetik nöropati üzerine etkisi incelenmiştir. Çalışmada 40 adet Wistar albino erkek sıçan Kontrol, Bongardia, diabet, diabet+bongardia olmak üzere 4 gruba ayrıldı. Diabet ve Kontrol grubuna musluk suyu, bongardia ve diabet+bongardia grubuna Bongardia chrysogonum çözeltisi orogastrik tüp ile verildi. Deney süresince ağrı ve davranış testleri tekrarlandı. Deneye başlanan gün ve deneye son verilen gün sıçanlardan kan alındı. Diabet ve diabet+bongardia grubunun lokomotor aktivitesi azaldı ve termal hiperaljezi ortaya çıktı. Bongardia grubunun lokomotor aktivite ve kuyruk çekme süreleri arasında anlamlı farklılık görülmedi . Bongardia chrysogonum glikoz üzerine etkisi görülmedi. Bulunan bu sonuç litaratürde bulunan diğer çalışma sonucu ile çelişmektedir. Alana dair bazı yeni etkiler ortaya koyulmaktadır.

AğrıBongardia chrysogonum L.Diabetik nöropatiler+3
Zeynep Parlak Özer
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

Parkinson sıçan modelinde sodyum ve kalsiyum kanal inhibitörlerinin ağrı üzerine etkisi

Parkinson hastalığı (PH) James Parkinson tarafından 1817 yılında ?shaking palsy? (titrek felç) ?eklinde tanımlanmı? nörodejeneratif bir hastalıktır. Parkinson hastalığının motor olmayan semptomlarından ağrı, hastaların %40-75?ini etkilemektedir.Özellikle son yıllarda yapılan çalı?malarla iyon kanallarının fonksiyonel özellikleri ve homeostazi üzerindeki etkileri gösterilmi?tir. Kalsiyum ve sodyum kanalları üzerine yapılan çalı?malar, bu kanalların ağrı yolakları ile alakası olduğunu ortaya koymu?tur. Bu tezin amacı parkinson hastalarında bozulan kanal homeostazının ağrı olu?umu ve analjezi üzerine etkilerini ara?tırmaktır.Çalı?mada 50 sıçan 5 gruba ayrıldı: kontrol grubu, Parkinson grubu (6-Hidroksidopamin grubu), PH olu?turulup jetokain verilen sıçan grubu, PH olu?turulup verapamil verilen sıçan grubu ve PH olu?turulup jetokain+verapamil verilen sıçan grubu. Kontrol grubu hariç tüm sıçanlarda 6-hidroksidopamin (6-OHDA) enjeksiyonuyla deneysel Parkinson modeli olu?turuldu. Cerrahi i?lem sonrasındaki 3. haftada sıçanlara gruplarına göre uygun kanal blokerleri verilerek ağrı duyusuna etkisi tail-flick cihazı kullanılarak belirlendi. Değerler istatistiksel olarak incelendi.Kontrol grubu haricindeki grupların cerrahi i?lem yapılmadan önce ve sonrası ağrı durumları kar?ıla?tırıldığında; tüm gruplarda istatistiksel açıdan anlamlı bir fark saptandı. Parkinson+jetokain, parkinson+verapamil ve parkinson+jetokain+verapamil gruplarında i?lem sonrası ile ilaç sonrası ölçülen ağrı ölçümleri kar?ıla?tırıldığında tüm gruplarda istatistiksel açıdan anlamlı bir fark saptandı. Bu farkparkinson+jetokain+verapamil grubunda, diğer parkinson+jetokain ile parkinson+verapamil gruplarına göre daha anlamlı idi (p=0,003) ve bu iki kanal blokerinin bir arada kullanılması daha etkin analjezi olu?turdu.Bu bulgulara göre PH?da sodyum ve kalsiyum kanal blokerleri kullanılarak analjezisi sağlanabilir ancak kalsiyum kanal blokerlerinin analjezik etkisi sodyum kanal blokerlerininkine göre daha güçlü olmaktadır.Anahtar sözcükler: Ağrı, Jetokain, Parkinson Hastalığı, Verapamil

AğrıKalsiyumParkinson hastalığı+3
Nadide Özkul Doğru
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

İnsan lenfosit hücre kültürü ortamında alüminyumun oluşturduğu sitotoksisite ve genotoksisiteye karşı sarımsak (Allium sativum) ve çörek otu tohumu (Nigella sativa) ekstraktlarının etkilerinin araştırılması

Alüminyum, yeryüzünde en çok bulunan ve en yaygın olarak dağılım gösteren üçüncü elementtir. Alüminyum, Parkinson ve Alzheimer gibi nörodejeneratif hastalıklar başta olmak üzere bazı patojenik bozukluklara neden olduğu bilinen toksik bir metaldir. Bununla birlikte, etki mekanizması iyi anlaşılmış değildir. Bazı in vitro çalışmalarda, alüminyumun DNA hasarı, kromozomal anomaliler, mikronükleuslar, kardeş kromatid değişimine neden olduğu ve oksidatif stres ile arasında bir ilişki olduğu gösterilmiştir. Çörek otu tohumu (Nigella sativa) ve sarımsak (Allium sativum) ekstraktlarının, antioksidan özellikleri olduğu bilinmektedir. Bu çalışmada, in vitro insan lenfosit hücre kültür ortamında, alüminyumun oluşturduğu sitotoksisite ve genotoksisiteye karşı, Nigella sativa ekstratı (NSE) ve Allium sativum ekstraktraktının (ASE) olası etkileri araştırıldı. İnsan lenfosit hücrelerinde, alüminyum ile oluşturulan DNA hasarına karşı, NSE ve ASE'nin antisitotoksik ve antigenotoksik etkileri, Alkali Tek Hücre Elektroforez Yöntemi (Comet Assay), Mikronükleus Test, Apoptozis (Anneksin-V FITC Assay Kit), Metil Tiyazol Tetrazolium (MTT) Test ve DNA fragmantasyon analizleri ile çalışıldı. NSE ve ASE'deki oksidatif durumun belirlenmesi için Total Oksidan Seviye (TOS) ve Total Antioksidan Seviyeleri (TAS) ölçüldü. Ayrıca bu ekstraklardaki total flavonoid bileşikleri Al(NO3)3 kullanıldığı ve total fenolik bileşiklerine ise Folin?Ciocalteu'nun kullanıldığı kolorimetrik metotlarla çalışıldı. Bu çalışmanın sonucunda; 100 µM alüminyumun, hem sitotoksik hemde genotoksik olduğu, NSE ve ASE ise düşük konsantrasyonlarda antisitotoksik ve antigenotoksik etki gösterirken yüksek konsantrasyonlarda sitotoksik ve genotoksik olduğu tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Alüminyum, Nigella sativa, Allium sativum, Sitotoksisite, Genotoksisite

Allium sativumAlüminyumBitki özütü+7
Hakim Çelik
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2013
00
DoctorateOpen AccessTR

İlk gün kolostrumunda immünglobulin a, immünglobulin M düzeyleri ve oksidatif kapasitelerin annenin yaşı, doğum sayısı, bebek cinsiyeti ile ilişkisinin araştırılması

Kolostrum, yapısında bulunan immünglobulinler, antioksidanlar ve diğer çok sayıdaki savunma elemanlarını konsantre şekilde bulunduran bebekler için ilk savunmada görev alan yaşam destekleyici bir sıvıdır. Bu çalışmada laktasyonun ilk günü, sabah 10:00-12:00 saatleri arasında annelerden alınan kolostrumda TAK, TOK, OSİ, İgA ve İgM düzeylerini belirlemeyi, ayrıca tüm bu parametrelerin anne doğum sayısı, anne doğum yaşı ve bebek cinsiyeti ile ilişkili olup olmadığının araştırılması amaçlanmıştır. Çalışma, toplam 90 anneden alınan kolostrum örnekleri santrifüj aşamalarından geçirilerek pellet ve yağ tabakası ayrıldıktan sonra kolostrum serumu haline gelen örneklerde gerçekleştirilmiştir. Kolostrum TAK, TOK ve OSİ değerleri, otomatik bir analizörde, İgA ve İgM ölçümleri ise tam otomatik nefelometre ölçülmüştür. Bu çalışmadan elde edilen verilerle laktasyonun ilk 24 saatinde meme bezlerinden salgılanan kolostrum örneklerinde TAK, TOK, OSİ değerleri ve bu değerlerin anne doğum sayısı, anne doğum yaşı ve bebek cinsiyeti ile ilişkisi, ayrıca kolostrum İgA ve İgM değerlerinin bebek cinsiyetine göre değişiklik gösterebileceği ilk kez tanımlanmış oldu. Yapılan ölçümlerde kolostrum TAK seviyesi, anne doğum sayısı, anne doğum yaşı ve bebek cinsiyeti ile anlamlı bir değişiklik göstermezken, TOK ve OSİ değerleri 18-30 yaşında doğum yapan annelerde, 30 yaşından sonra doğum yapanlara göre anlamlı şekilde daha düşük bir seviyede bulundu. Kolostrum İgA ve İgM değerleri primipar annelerde multipar annelere oranla anlamlı şekilde daha yüksek bulunurken, anne yaşı ile herhangi bir değişiklik görülmedi. Ayrıca kız bebeklerin emzirildiği kolostrumda erkek bebeklere oranla anlamlı şekilde yüksek İgA ve İgM değerleri elde edildi. Anahtar Kelimeler: Anne sütü, İmmünglobulin, Kolostrum, Total oksidan, Total antioksidan.

Anne sütüAntioksidanlarDoğum sayısı+4
Davut Sinan Kaplan
Gaziantep University · Institute of Health Sciences
2013
00

Other supervisors