Theses supervised by Prof. Dr. Emrah Akbaş

22 theses · Ankara Yıldırım Beyazıt University

DoctorateOpen AccessTR

Temsilin anlamını inşa etmek: Başörtülü kadınlar ve temsil yaklaşımları üzerine bir temellendirilmiş kuram çalışması

Geçmişte Türkiye'de çoğunlukla siyasetle yoğrulmuş başörtüsü tartışmalarının toplumsal dinamiklerin değişip kadınların hayat tarzındaki çeşitliliğin artmasına rağmen sürdüğünü görmekteyiz. Başörtüsü fenomeni, değişen dinamikler ışığında incelenmiş ve incelenmeye devam etmektedir. Ancak, başörtüsünü herhangi bir bağlamda incelemek yerine, bağlamlar değiştikçe değişmeyen unsurları bulmak daha önemlidir. Bu noktada başörtüsü tartışmalarındaki sürekliliği sağlayan faktörü toplumsal temsil olarak belirledim. Başörtülü kadınlar, başörtüsünün sabit bir temsil anlamı olmamasına rağmen çeşitli temsil kalıplarıyla tartışılmaktadır. Temsil kalıpları, Türkiye'deki toplumsal değişim ve başörtülü kadın bedeninin toplumsal düzlemdeki yeriyle ilişkilidir. Diğer taraftan, bu temsil kalıpları öznelerin yalnızca pasif bir şekilde maruz kaldıkları şeyler değildir. Başörtüsünün temsil anlamını özneler de bizzat dönüştürmektedirler. Bu tezin amacı, başörtülü kadınların başörtüsünün temsil anlamını nasıl gördüklerinden hareketle kendi temsil yaklaşımlarını ortaya çıkarmaktır. Bunun için de nitel araştırma yöntemlerinden temellendirilmiş kuram deseni uygulanmıştır. Orta ölçekli bir teori geliştirme olan bu yöntem için 21 yarı-yapılandırılmış mülakat gerçekleştirilmiştir. Vaziyet ve gidişat, mesafe ve temsil kategorilerinden hareketle başörtülü kadınlara ait, temsil bayrağı ve temsil yükü olarak kavramsallaştırılan iki temsil yaklaşımı ortaya çıkmıştır. Bununla beraber toplumsal mesafeye dair kavramlar da üretilmiştir. Geliştirilen iki temsil yaklaşımı etrafındaki bulguların, Türkiye'deki başörtüsü gündemi ve literatürü ile başörtüsünün toplumsal anlamının inşası olarak tartıştığım kavramsal ve kuramsal çerçevede nerede konumlandığı ayrıca tartışılmıştır. Buna göre başörtüsünün toplumsal inşasında toplumsal yapılar ve özneler diyalektik bir şekilde rol oynamaktadır. Bu ise başörtüsü gündemi ve buna bağlı gelişen literatüre temel teşkil edecek bir niteliğe sahiptir.

Baş örtüsüSosyal mesafeSosyal temsiller+2
Merve Mercan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Cumhuriyet dönemi Türkiye'sinde yaşlılık politikaları: Yasal metinler üzerinden eleştirel bir inceleme

Bu çalışma, Cumhuriyet dönemi Türkiye'sinde yaşlılık politikalarının yasal/politika metinleri üzerinden nasıl kurulduğunu, hangi normatif ve ideolojik dayanaklarla meşrulaştırıldığını ve yaşlı bireyin bu metinlerde hangi söylemlerle temsil edildiğini eleştirel söylem analizi ile incelemiştir. Araştırma veri seti Fairclough'un üç düzeyli modeli, ve Wodak'ın tarihsel yaklaşımıyla birlikte dönemsel olarak uygulanmış, MAXQDA 2024 ile sistematik kodlama ve eş-görünüm okumaları yürütülmüştür. Bulgular, metin düzeyinde teknokratik-idarî retoriğin süreklilik arz eden durumda olduğunu; muhtaçlık/koruma ekseninin erken dönemden itibaren güçlü kaldığını, 2000'ler sonrasında hak temelli dilin belirginleşmesine rağmen sıklıkla performans, etkililik ve mali disiplin söylemleriyle dengelenerek araçsallaştırıldığını göstermiştir. Söylemsel uygulama düzeyinde üretim-dolaşımın merkezinde bakanlıklar, başkanlıklar, kalkınma planları ve strateji belgeleri yer almış; AB uyumu ve kurumlar arası yönetişim mekanizmaları dili biçimlendirmiştir. Toplumsal pratik düzeyinde ise aile merkezli bakım rejiminin hegemonik kaldığı, buna paralel kurumsal/yerel kapasite vurgusunun arttığı saptanmıştır. Covid-19 sonrası dönem, yaşlı bireyin kırılganlık ve risk yönetimi üzerinden yeniden tanımlandığı bir kırılma olarak belirginleşmiş; dijitalleşme, izolasyon ve gözetim temaları meşrulaştırma stratejilerine ilişkilendirilmiştir. Sonuç olarak, Türkiye'de yaşlılık alanında hak öznesi konumuna yönelik ilerlemeler bulunsa da, kurumsal ve söylemsel düzeyde bütüncül ve kalıcı bir yapının yerleştiğine dair bulgular sınırlı görünmektedir. Yardım-idare hattının parçalılığını aşan, uzun dönemli bakımın sağlık-sosyal hizmet-yerel yönetim eksenlerinde bütüncül entegrasyonunu, erişim ve kalite için izleme-değerlendirme göstergelerini, cinsiyet ve engellilik kesişimselliğini ve sürdürülebilir finansmanı önceleyen bir yapıya ihtiyaç duyulduğu ortaya konulmuştur. Çalışma, söylem analizini refah rejimi tartışmalarıyla birleştirerek kuramsal katkı sunmuş, dönemsel, tekrarlanabilir bir kod çerçevesiyle yöntemsel yenilik önermiş, karar vericiler için hak temelli, kanıt odaklı politika tasarımına dönüştürülebilir çıkarımlar üretmiştir.

Ömür Çetinkaya
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2025
00
DoctorateOpen AccessTR

Twitter gündem ağları: Twitter Türkiye gündemlerinin ağ toplumu kavramı üzerinden incelenmesi

Gerçekliğin inşa edilmesi hakikati görünmez kılar. Hakikatin görünmemesi durumu ise en çok göstergelerin en yoğun olduğu bu çağda karşımıza çıkıyor. Toplumsal gerçekliğin inşası da siber uzamda gerçekleşiyor. Siber uzamda, sosyal medya; sosyal medya için de Twitter yeni toplumsallığın bilinç dışını yansıtan en büyük araca dönüşüyor. Yeni toplumsallığın bilinç dışını keşfetmek için sosyal bilimlerin disipliner yaklaşımlarının odağı, bu uzamdaki insanın kendisine yöneliyor. Fakat, bu yeni insan görünmeden görebilmenin mümkün olduğu bir mekâna mensuptur. Bu sebeple sosyal medya toplumsallığının en yoğun görüldüğü mecra olan Twitter'da kullanıcılar aracılığıyla bu yeni insanın doğurduğu yeni topluma dair fikirler ortaya koyabiliriz. Bu tez çalışması da Twitter Türkiye odağında belirlenmiş olan gündemlerden yola çıkarak Twitter profillerini mercek altına almayı hedeflemektedir. Twitter'daki toplumsallığı açığa çıkarmak ve toplumu oluşturan özneleri incelemek için öncelikle gündemler üzerinden bir yaklaşım kurulmalıdır. Bu araştırmada hashtaglerden oluşan 4 adet gündem, gündem olma süreçleri ile bölüntülenerek seçilmiştir. Bu gündemler ile ilgili atılmış olan tweetler önce Twitter Gündem Analizine daha sonra Twitter Profil Analizine sokulmuştur. İncelenen tweetlerin sahibi olan kullanıcıların Twitter profilleri attıkları son 1000 tweet üzerinden analize tabi tutulmuştur. Bunun sonucunda ise en sık kullandıkları kelimeler kelime bulutu haline getirilerek yorumlanmıştır. Araştırmanın veri toplama sürecinde R-Studio programı kullanılmıştır. Araştırma, Nitel araştırma desenlerinden temellendirilmiş kuram yaklaşımı ile tasarlanmış, Ağ toplumu kavramı ile kavramsal çerçevesi oluşturulmuştur. Sonuçta temellendirilmiş kuramın kullanım hedefi olan kuram geliştirme araştırmanın sonunda ortaya çıkartılmıştır. Keşif nosyonunun ön planda olduğu bu araştırmada araştırmacı aynı zamanda bir katılımcı olarak kurgulanmış, analiz ve yorumlamalar için tecrübeleri araştırmaya dahil edilmiştir. Bu araştırmayla amaçlanan Twitter Türkiye'deki ağ toplumu yapısının nasıl incelenebileceği, Twitter gündemlerinin bu incelemeyi nasıl etkilediğini analiz etmek ve yöntemsel bir bakış açısı sunmaktır. Bu amaç doğrultusunda Twitter Gündem Ağları kavramı bir kuram olarak inşa edilmiş yöntemsel bir alternatif olarak literatüre sunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Twitter, R-Studio, Gündem, Ağ Toplumu, Temellendirilmiş Kuram.

Ağ toplumuSosyal ağlarSosyal medya+3
Alperen Karapınar
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
10
DoctorateOpen AccessTR

Batı Afrika'da iklim değişikliği ve göç: Nijer bağlamının sosyolojik analizi

İklim değişikliği, 21. yüzyılın en karmaşık ve rahatsız edici olaylarından biridir. İnsanın kaderini ve çevresini belirleyen gezegensel bir fenomendir. Bu nedenle çevre kalitesi ile insan yaşamı arasındaki ilişkiyi sorgulamak gereğinden daha fazladır. İklimsel tehlikelerden kaynaklanan göç hareketleri, nüfusun yaşamayı zor bulduğu karmaşık bir gerçekliği temsil etmektedir. Bu iklim gerçeği şu anda tüm toplulukları savunmasız hale getirmekte ve bireyleri, aileleri, toplulukları ve tüm köyleri hayatta kalmalarını sağlamak için geçici veya kalıcı olarak göç etmeye zorlamaktadır. Batı Afrika'da ve özellikle Sahel'de, iklim sorunları giderek daha ciddi ve meşru endişelere yol açmaktadır. Bu bölgede kuraklıklar, seller, yüksek sıcaklıklar, sağanak yağmurlar, rüzgarlar dünyanın geri kalanından daha şiddetli ve yıkıcı olmaktadır. Bu tekrarlayan doğal afetler, zaten sınırlı olan doğal kaynakları bozmaktadır. Nüfusun hayatta kalması için gerekli olan bu doğal kaynaklar, ekonominin güçlü halkasını oluşturmaktadır. Bu nedenle, bu iklimsel tehditler ve bunların nüfusun yaşam kalitesi üzerindeki sonuçları altında, genellikle bu coğrafi bölgede kontrolsüz göç akışları gözlemlenmektedir. Bu çalışmanın konusu olan, tarımsal-pastoral bir bölge olan Nijer, insan eyleminin birleşik etkisi altında iklimsel tehlikelerden muzdariptir. Nitekim Nijer, dünyadaki en çok tarıma ve hayvancılığa bağımlı ülkelerden biridir. Tarım ve hayvancılık da büyük ölçüde iklim koşullarına bağlıdır. Nijer nüfusunun yaklaşık %85'inin yağmurla beslenen tarım ve hayvancılık tarafından istihdam edildiği düşünüldüğünde çevresel değişikliklerin ülke üzerindeki potansiyel yıkıcı etkilerini anlamak daha kolaydır. Bu çalışma, iklim değişikliğinin Nijer'deki göç üzerindeki etkilerini anlamak için yapılmaktadır. Bu amaçla, ülke genelinde sekiz büyük şehirde, aynı zamanda göç alanındaki özelliği nedeniyle Kantché vilayetinde 49 kişiyle derinlemesine yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Görüşme sonunda elde edilen veriler ortaya çıkan temalara göre gruplandırılarak yorumlanmıştır. Son olarak, elde edilen veriler QDA yazılımı ile analiz edilmiştir. Bu çalışma, iklim değişikliğinin Nijer'deki göç üzerindeki etkilerini anlamak için yapılmaktadır. Bu amaçla, ülke genelinde sekiz büyük şehirde, aynı zamanda göç alanındaki özelliği nedeniyle Kantché vilayetinde 49 kişiyle derinlemesine yarı yapılandırılmış görüşmeler yapılmıştır. Görüşme sonunda elde edilen veriler ortaya çıkan temalara göre gruplandırılarak yorumlanmıştır. Son olarak, elde edilen veriler QDA yazılımı ile analiz edilmiştir. Saha araştırması, yerel nüfusun göç üzerindeki iklim etkilerine ilişkin görüşlerine odaklanmıştır. Bu bölümde iklim değişikliğinin göçü nasıl etkilediğini anlamaya çalışmaktayız. Bu fenomenlerle başa çıkmak için geliştirilen stratejilere özellikle vurgu yapılmıştır. Bu fenomenler nüfusun yaşam tarzlarını ve kültürel tarzlarını nasıl etkilemektedir? Tüm bu veriler, derinlemesine bir görüşme yöntemi ve diğer ek teknikler kullanılarak toplanmıştır. Araştırma; bilimsel katkı ve siyasi ve sosyal karar vericiler için yol gösterme açısından önemlidir.

Batı AfrikaGöç yönetimiGöçler+4
Elhadjı Idı Issoufou Adamou
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Evlilik öncesi eğitimin evlilik sürecine etkilerine ilişkin eğitici görüşlerinin değerlendirilmesi

Evlilikte sorunlar ortaya çıktıktan ve problemler karmaşık hale geldikten sonra sorunları çözmek zorlaşmaktadır. Evlilikte yaşanan sorunların ve boşanmaların toplumsal ve ekonomik maliyeti düşünüldüğünde, aileye yönelik koruyucu, önleyici bakış açısını içeren politikaların oluşturulması bir çözüm yolu olarak öne çıkmaktadır. "Evlilik öncesi eğitim", evlilikte yaşanan sorunlara karşı başta gelen çözüm yollarından birisi olarak görülmektedir. Evlilik öncesi eğitimin tarihsel geçmişine baktığımızda, ilk aşamada gelişmiş ülkeler başta olmak üzere çok sayıda ülkede boşanma oranlarındaki önemli artış dikkatleri evlilik ve aile kurumuna çekmiştir. Aile kurumuna olan ihtiyaç, evlilikleri güçlendirmek için çalışmalar yapılmasını, evlilik öncesi eğitimlere katılım için yasal düzenlemeler yapılmasını gündeme getirmiştir. Türkiye'de, Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığının evlilik öncesi eğitime yönelik kapsamlı çalışmaları görülmektedir. Bu araştırmanın katılımcılarını, aile eğiticiliği sertifikası almış, aktif olarak evlilik öncesi eğitim çalışmalarına katılan Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığında görevli eğiticiler oluşturmuştur ve tez kapsamında Ankara, İstanbul, Diyarbakır ve Konya illerinde görev yapan 52 eğiticiyle görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Türkiye'de evlilik öncesi eğitime yönelik az sayıda bilimsel çalışma bulunması nedeniyle, bu araştırmayla literatüre katkı sağlamak hedeflenmiştir. Bu araştırmanın amacı, eğiticilerin bakış açısıyla evlilik öncesi eğitimin gerekliliğini araştırmak, bu eğitimlerin içeriği, uygulanması ve yaygınlaştırılmasına yönelik çalışma ve önerileri ortaya koymaktır. Anahtar Kelimeler: Aile, Boşanma, Eğitici, Evlilik, Evlilik Öncesi Eğitim.

İsmail Yüksektepe
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yaş dostu kent yönetişimi: İstanbul örneği

Değişim kuşkusuz insanlık tarihi kadar eski bir olgudur. Yaşadığımız zamanlar hakkında en belirgin özelliklerinden biri de değişimi hızlandırması ve çok boyutlu olmasıdır. 21. yüzyılla birlikte teknolojik, ekonomik, politik, sosyal ve kültürel alanların hızla gelişmesi ve interaktif bir değişim süreci yaşanıyor. Ancak bu değişim süreci 19. istek üzerine elbette bu sorunun cevabını 19. yüzyıla dayanan bir yönetim anlayışıyla vermek mümkün değildir. Küreselleşme tartışmalarının yoğunlaştığı 21. yüzyılda, yaşanan değişimlerden en çok etkilenen kurumların başında kamu yönetimi gelmektedir. Değişimin baskısı ve bu değişimlere uygun çözümler üretme ihtiyacı altında hem teorik hem de pratik alanda mutasyona ve dönüşüme uğramaktadır. Bu nedenle değişim hareketlerini odak noktasına alan kavram ve kurumlardan biri de "yönetim" kavramıdır. Bu nedenle kamu yönetimi günümüzde değişen koşullara ve yeni ihtiyaçlara uyum sağlayacak şekilde yeniden yapılanmaktadır. 21. yüzyılın yönetim anlayışı olarak kabul edilen yönetişim kavramı, 20. yüzyılın yönetim anlayışını önemli ölçüde değiştirmiş, merkeziyetçilik yerine yerelliği, sistem yapısı yerine federalizmi getirmiş, ilk olarak katı bürokrasi yerine katılımcılığı, yerine açıklığı getirmiştir. Hiyerarşi yerine kapanma, hesap verme ve sorumluluk. "İdari devrime göre imzasını" attığı söylenebilir. Bu araştırmanın odak noktası, geleneksel kamu yönetimi yaklaşımının hızlı gelişimidir. 1970'li yıllarda belirgin olan değişim ve dönüşümlerin yanı sıra, 1990'lı yıllarda hızla gelişen bir anlayış olan "yaş dostu yönetişim" kavramının incelenmesidir.

YaşlanmaYaşlılıkYerel yönetimler+1
Tuğçe Tıngır
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Arnavutluk'tan Almanya'ya beyin göçü: Tiran'daki öğrenciler ve akademisyenler örneği

Arnavutluk, son on yılda dünyada en fazla göç veren ülkelerden biridir. Bu göç sürecinin bir parçası da bilimsel diasporadır. Bu grup, yurtdışında yaşayan ve çalışan profesyoneller, doktora sahipleri ve doktora öğrencilerini içermektedir. Bu çalışmanın odak noktasını akademisyen ve doktora öğrencilerinin Arnavutluk'tan ayrılmalarına sebep olan nedenleri araştırmak ve bilim adamları ve profesyonellerin Arnavutluğa geri dönmeleri için gerekli şartları ortaya koymaktadır. Bu amaca ilişkin veriler iki şekilde elde edilmektedir. Bunlar: Yurtdışında çalışan veya okuyan Arnavut öğrencilerle /akademisyenlerle yapılan görüşmeler ve Arnavutluk üniversitelerindeki insan kaynakları yöneticileriyle yapılan görüşmelerdir. Arnavutluk bilim topluluğu, ağırlıklı olarak gelişmiş ülkelerde bulunan, çalışma alanları bakımından farklı olan, çoğunlukla üniversitelerde ve araştırma enstitülerinde çalışan öğrencileri kapsamaktadır. Bu topluluğun üyelerinin hala Arnavutluk ile ilişkileri olmasına rağmen, sadece küçük bir kısmı Arnavutluk'a dönmeyi düşünmektedir. Geri dönmemeyi düşünmelerinin nedenleri ekonomik, sosyal veya politik olabilmektedir. Dolayısıyla bu çalışma, Arnavutluk'un son yıllarda neden beyin göçü yaşadığına dair genel bir bakış sunmaktadır.

Xhentila Tataj
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Somalilan'da Gabooye marjinalleşmesi: Kök nedenler, miraslar ve sosyal hareketlilik beklentileri

Bu tez, Somalilan'deki Gabooye topluluğunun marjinalleşmesinin altında yatan nedenleri, miraslarını ve Gabooye topluluğunun sosyal hareketlilik olanaklarını inceler. Ülkenin din, etnik köken, dil ve kültür açısından homojen yapısına rağmen Gabooye ciddi bir marjinalleşme yaşamaktadır, bu da onların benzersiz sosyal zorluklarına dair detaylı bir anlayışın gerekliliğini vurgulamaktadır. Nitel bir yaklaşım olan temelendirilmiş kuram metodolojisi temelinde yürütülen bu çalışmadır, mülakatlar, odak grup tartışmaları ve belgesel analizi yoluyla veri toplamış ve analiz etmiştir. Bu metodoloji, Gabooye'nin yaşadığı marjinalleşmeyi derinlemesine, teoriye dayalı bir şekilde anlamayı sağlar ve onların perspektifleri ve deneyimlerine odaklanır. Gabooye topluluğunun marjinalleşmesi, toplumsal yapılarının kaybı ve sömürge yönetiminin olumsuz sonuçları gibi tarihsel faktörlere dayandırılabilir. Sosyokültürel faktörler, Gabooye hakkında süregelen kutsal ve kötü mitler ile onları sosyal ağlardan dışlayan yaygın klanizmi içerir. Sistemik olarak, eğitim yoksunluğu, mesleki marjinalleşme ve kentsel ayrımcılık ile karşı karşıyadırlar. Bu kök nedenler, Gabooye'yi dışlanan kökleşmiş sosyal damgalama ve ana akım ekonomik faaliyetlerden ekonomik dışlanma gibi süregelen mirasları ortaya çıkarmıştır, bu da onların yoksulluğunu ve sınırlı kaynaklara erişimlerini daha da pekiştirmektedir. Politik olarak, karar alma süreçlerinde nadiren temsil edilirler, bu da kamu işlerindeki etkilerinin eksikliğini pekiştirir. Sosyal hareketlilik olanakları bu miraslar tarafından kısıtlanmaktadır. Bununla birlikte, hedeflenmiş eğitim fırsatları, ekonomik güçlendirme girişimleri ve artırılmış politik katılım yoluyla marjinalleşme döngüsünün kırılmasına yardımcı olabilecek iyileştirme potansiyeli vardır. Diğer klanların Gabooye'ye yönelik sosyal kabulleri de görülmektedir. Somalilan'deki Gabooye'nin marjinalleşmesi, onların dışlanmalarını sürdüren tarihsel, sosyokültürel ve sistemik faktörler tarafından etkilenen karmaşık bir sorundur. Bu sorunu ele almak, Gabooye'nin toplum içindeki entegrasyonunu ve hareketliliğini artırmak için bu boyutların aynı anda ele alındığı kapsamlı ve kapsayıcı politikalar gerektirir.

Somaliland
Zakarıe Abdı Bade
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Gençlik refah politikası: Türkiye örneği

Gençlik politikalarının parçalı yapısı, gençlik refahı uygulamalarının yüzeysel ve dağınık olmasına yol açmıştır. Devletin, gençliğe yönelik uyguladığı politikaların sosyal politikalar kapsamında ele almasının gerekliliği vurgulanırken; bu sosyal politikaların birer yurttaş olan gençliğin gelecekte ülke kalkınmasının temel taşı olacağı ülküsüyle eşitlikçi, kapsayıcı, bütünleşik ve güncellenebilir ve refah arttırıcı politikalar olması gerekliliği araştırmanın savıdır. Tüm bunların ışığında çalışmanın önemi gençlik refahının bilinirliliği ve devlet kurum ve kuruluşları tarafından nasıl ele alındığı; uygulanan politika ve hizmetlerin önündeki engellerin tespit edilmesi suretiyle başta devlet olmak üzere diğer paydaşların gençlik refahının desteklenmesinde üstlenebileceği rolleri anlamaya çalışmaktır. Araştırma, Türkiye'de gençlik refah politikalarının tarihsel gelişimini ve güncel durumunu kapsamlı bir şekilde ele almaktadır. Gençlik refahı politikasının gelişimini ve Türkiye'deki çeşitli örneklerini literatüre kazandırmayı amaçlamaktadır. Keşfedici araştırma yaklaşımı ile gençlik refahı politikaları üst başlıklı tema araştırılmıştır. Sosyal bilimlerde yaygın biçimde kullanılmaya başlanan nitel araştırma yöntemi kullanılmıştır. Verilerin nitel analizi, gençliğin potansiyelini, karşılaştığı engelleri ve gençlik refahı konusundaki devletin rolünü anlamaya yöneliktir. Nitel araştırma yönteminde sıklıkla başvurulan ve "amaçlı örnekleme" esas alınmıştır. Veriler, görüşme (mülakat) ile elde edilmiştir. Bu tezin, saha çalışması için amaçlı örneklem yöntemi içerisinde yer alan, maksimum çeşitlilik örneklemesi yöntemine başvurulmuştur. Çalışma hem teorik hem de pratik boyutları kapsamlı bir şekilde ele almakta; derinlemesine görüşmeler yoluyla toplanan veriler sistematik bir biçimde analiz edilmektedir. Bulgular, gençlik refahını artırmayı amaçlayan politikaların, çeşitli boyutlarını dikkate alan kapsamlı bir yaklaşım benimsemesini ve yalnızca bu politikaların alıcıları olarak gençlere odaklanmaması, aynı zamanda gençleri bu süreçlerin şekillendirilmesine aktif katılımcılar olarak dahil etmesi gerektiğini güçlü bir şekilde ortaya koymaktadır. Gençlik refahı politikaları için daha kapsayıcı, erişilebilir ve sürdürülebilir kurumlararası işbirliği içinde uzun vadeli sosyal politikaların gerekliliğini vurgulamaktadır. Anahtar Kelimeler: Gençlik Refahı, Devlet Politikaları, Gençlik Politikaları, Sosyal Politika.

Azize Açık
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2024
00
DoctorateOpen AccessTR

Katılım hakkı: Orta çocukluk dönemindeki çocuklar ile ebeveynlerinin anlayış ve deneyimleri

Bu çalışmanın amacı, çocukluk anlayışı ve çocuk katılımını bir arada ele alarak ebeveynlerin yanı sıra konunun asıl muhatabı olan çocukların bu konulardaki görüşlerini ve deneyimlerini anlamaya çalışmaktır. Bu amaçla nitel araştırma yöntemi kullanılmış ve bu yöntemde yaygın olarak kullanılan örnekleme biçimlerinden maksimum çeşitlilik örneklemesi kullanılarak Manisa ilinde yaşayan, yaşları 7-11 yaş aralığında değişen 28 çocuğa (14 kız, 14 erkek) ve 23 ebeveyne (18 anne, 5 baba) ulaşılmıştır. Ulaşılan katılımcıların sözlü ve yazılı onayları alınarak doğrudan gözlem ve derinlemesine görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmeler, daha sonra deşifre edilmek ve kodlanmak üzere ses kayıt cihazı ile kayıt altına alınmıştır. Deşifre edilen kayıtlar MAXQDA nitel veri analiz programına aktarılarak kodlama yapılmıştır. Kodlama süreci tamamlandığında kategoriler ve temalar çıkarılmıştır. Elde edilen bulgular, çocuk katılımını belirleyen birçok faktör olduğunu ve bu faktörlerin de birbirleriyle ilişkili olduğunu göstermiştir. Yapılan görüşmeler sonucunda farklı sosyo-kültürel ve ekonomik çevrelerdeki çocuğa bakış açısının, çocukla kurulan hak temelli ya da hiyerarşik ilişkilerin ve çocuk haklarının uygulanma düzeyinin çocuğun çocukluğunu nasıl yaşadığını, kendi haklarına ilişkin düşüncelerini ve haklarını kullanıp kullanamamasını etkilediği belirlenmiştir. Çocukların çocukluğa daha çok olumlu anlamlar yüklediği, evde katılımın olduğu durumlardan daha çok bahsettikleri, okulda ve şehirde katılımın olduğu durumlardan ise daha az bahsettikleri görülmüştür. Ebeveynlerin çocukları daha çok birey olarak gördüğü ve evde çocukların fikirlerini aldıkları durumlardan daha çok bahsettikleri görülmüştür. Katılım hakkını en fazla kullanabilen çocukların; çocuğu bir birey olarak gören, çocuk yetiştirmede demokratik tutumları benimseyen, çocuk hakları konusunda ve özellikle katılım hakkı konusunda bilinç düzeyi yüksek olan ebeveynlerle yaşadığı sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Çocuk, çocukluk, orta çocukluk dönemi, katılım hakkı, ebeveyn

Ayşe Demir
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2024
00
Master'sOpen AccessTR

Suriyeli sığınmacılara yönelik politikalarda insani eylem kuruluşlarının rolü: Türk Kızılay örneği

Bu çalışmada Türk Kızılay'ın, özellikle Suriye Mülteci krizine müdahalesi ile genişleyen insani eylem sahasındaki yürütmüş olduğu faaliyetlerini; sürecin ilk zamanlarını, ilerleyerek kronikleşmesini ve günümüzde devam eden şekliyle kapsamlı ve bütünü anlamaya yönelik olarak araştırılmıştır. Çalışmada evren olarak seçilen Türk Kızılay'ın göç alanında çalışan yöneticilerinin tecrübe ve görüşleri ile sürecin nasıl ilerlediği ve söz konusu süreç ile Türk Kızılay'ın göç yönetim tercihlerinin nasıl değişerek geliştiği hususlarında önemli bulgular elde edilmiştir. Araştırma esnasında Türk Kızılay'ın göçe müdahalesinin insani ilkeler, paydaş ilişkileri ve iş birlikleri, kendi öz birikim ve reaksiyon verebilme gücü, şeffaflığı ve hesap verebilirliği ile Suriye kaynaklı mülteci krizine ve ihtiyaç sahibi tüm kişiler için geliştirdiği program/proje ve faaliyetler değerlendirilmiştir. Yürüttüğü faaliyetlerin bütününde insani eylem sahasında yarattığı fark, farkındalık ve model teşkil etme yolunda faydalandığı yaklaşımları, bütüncül olarak uygulayabilme becerisi anlaşılmaya çalışılmıştır. İnsani eylem sahasına olan müdahalesinde tahsis ettiği iş birlikleri vasıtasıyla hızla büyüyerek etkin ve etkili faaliyetler yürütebilmesinin dinamikleri incelendiğinde, tercih ettiği yaklaşımlar ve bu yaklaşımları doğru şekilde uygulayabilme çabası en önemli unsur olarak belirmektedir. Türk Kızılay mülteci krizinin ilk zamanlarında daha çok ihtiyaca yönelik acil durum müdahalesi faaliyetleri ve krizin yönetiminde devleti destekleyici rolü ile ön plana çıkmıştır. İlerleyen süreçte tüm faaliyetlerini, daha insani ve temel insan haklarını savunan 'Hak Temelli' anlayışı benimseyerek kurguladığı bulgularda karşımıza çıkmaktadır. İnsani krizlerde ihtiyaç odaklı, anlık ve acil durumlardaki yardımlar için çoğunlukla benimsenen muhafazakâr ve dini inanış doğrultusunda şekillenen yardım modellerinin aksine hak temelli yaklaşımda insani yardımın hedefi temel insani haklar üzerine oturtulmaktadır. Mevcut literatürde hak temelli yaklaşım incelendiğinde, insani yardımın ve ihtiyaçların ötesinde temel insani hakların savunuculuğunu yasal düzlem üzerinden tartışan bir bakış açısı göze çarpmaktadır. Bu çalışmada, politik söylemlere ve yasal zemin odağına takılması yönündeki eleştirilere rağmen hak temelli yaklaşımın insan onuruna daha yakışan bir model olarak insani eylem boyutu ele alınmıştır. Türk Kızılay'ın yürüttüğü faaliyetler araştırıldığında, kuramsal çerçeve başlığı altında hak temelli yaklaşımın göç ve insani eylem örgütleri ilişkisi değerlendirilmiş, bulgu başlıkları altında hak temelli anlayışın eyleme dökülmesi hususu derinlemesine tartışılarak literatüre katkı sağlanmıştır. Anahtar Kelimeler: Geçici Koruma, Hak Temelli Yaklaşım, İnsani Yardım, İnsani Eylem, İnsani Kriz, Suriyeli Sığınmacı Krizi, Türk Kızılay

Muhammet Oğuz Yücel
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Göçmenlerin gönüllülük faaliyetlerine katılımının toplumsal uyuma etkisi

Son yıllarda oldukça yoğun bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalan Türkiye'de göçmenlerin ülkeye uyumu için pek çok saha çalışması gerçekleştirilmektedir. Bu çalışmaların büyük bir bölümü, göçmenlerin de gönüllü desteği alınarak yürütülmektedir. Bununla birlikte göçmenler pek çok farklı gönüllülük faaliyetin de aktif olarak yer almakta, bu sayede Türkiye'ye uyum süreçlerini kolaylaştıracak birtakım kazanımlar elde etmektedir. Bu tez, farklı ülkelerden Türkiye'ye zorunlu göçle gelen göçmenlerin, katılmış oldukları gönüllülük faaliyetlerinin ev sahibi halk ile uyum süreçlerine etkileri ele almaktadır. Gönüllü göçmenlerin anlamlandırdığı gönüllülük olgusunun bizzat kendi dünyasında ele alarak, gerçekçi ve bütüncül bir biçimde ortaya konması amacıyla nitel araştırma yöntemlerinden fenomenolojik yaklaşım seçilmiştir. Suriye, Afganistan ve Irak'tan Türkiye'ye zorunlu göç ile gelen 12 gönüllü ile yarı yapılandırılmış görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Göçmenler insanlara yardım edebilmek, göçmenlere yönelik olumsuz algıyı yıkabilmek, kendilerini iyi ve mutlu hissetmek ve Türkiye'ye daha iyi uyum sağlayabilmek amacıyla gönüllülük faaliyetlerine katılmaktadır. Buna paralel olarak gönüllülük faaliyetleri Türkiye'ye uyum sağlama, psikolojik dayanıklılığın desteklenmesi ve kişisel gelişime katkıda bulunması açısından etkilidir. Gönüllü göçmenler, katıldıkları faaliyetlerin sonunda Türkçe'yi daha iyi ve verimli kullanmaya başlamış, Türkiye kültürünü daha yakından tanıma fırsatı bulmuş ve Türkiye halkı başta olmak üzere çevresindeki bireylerle sosyal etkileşimde bulunarak arkadaşlık ilişkileri geliştirmiştir.

Sosyal uyumZorunlu göç
Zeynep Büşra Cevizci
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Göçmen çocuklara yaygınlaştırılan şartlı eğitim yardımı programı'nın çocuklar üzerindeki etkisini anlamaya yönelik nitel bir araştırma

Tarih boyunca sürekli göç alan ve göç veren Türkiye'nin özellikle 2011 yılında Suriye'de yaşanan iç savaş sonrasında göçmen nüfusu her yıl artmaya devam etmiştir. Türkiye içerisinde dört milyona yakın kayıtlı Suriyeli göçmen bulunmaktadır. Göçmenler arasında incinebilirlik durumları en fazla olan ise çocuklardır. Özellikle göç sürecinden sonra eğitime erişimleri kısıtlı hale gelen Suriyeli göçmen çocuklar için bir takım eğitim çalışmaları planlanmıştır ve uygulanmıştır. Bu uygulamalardan birisi Şartlı Eğitim Yardımı Programı'dır. 2003 yılından itibaren Türkiye'de ulusal düzeyde uygulanan Şartlı Eğitim Yardımı Programı'nın, 2017 yılında göçmen çocukları da kapsaması kararı alınmıştır. Göçmen çocuklara yaygınlaştırılan Şartlı Eğitim Yardımı Programı'nın nakit bileşeni ve çocuk koruma bileşeni olmak üzere iki bileşeni bulunmaktadır. Böylece okula düzenli devam eden göçmen çocuklara eğitim yardımı sağlanırken aynı zamanda devamsızlık yaptığı için yardımı durdurulan çocukların hanelerine çocuk koruma ekipleri tarafından ziyaretler düzenlenmektedir ve bir dizi sosyal çalışmalar yapılmaktadır. Bu tez çalışması; göçmen çocuklara yaygınlaştırılmış olan Şartlı Eğitim Yardımı Programı'nın nakit ve çocuk koruma bileşeni ile beraber Suriyeli göçmen çocuklar üzerindeki doğrudan veya dolaylı etkilerini nitel araştırma yöntemi ile anlamayı amaçlamıştır.

Sosyal politika
Saime Demirel
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'ye yönelen geri dönüş göçleri: Nedenler, sonuçlar ve geri dönen göçmenlerin yaşadığı re-entegrasyon sorunları

1961 yılında Almanya ile Türkiye arasında imzalanan iş gücü anlaşması Tükiye'den yurt dışına yönelen göç noktasında nemli bir ilk adım olmuştur. Bu noktadan sonra farklı ülkelerle imzalanan iş gücü anlaşmaları ile Türkiye'den özellikle Avrupa ülkelerine yönelik göçler kitlesel hale gelmiştir. Nitekim bu kitlesel göç neticesinde özellikle Avrupa'da bugün beşinci kuşağa uzanan bir Türk toplumunun varlığından söz etmek mümkündür. Anlaşmalar sonrası Türkiye'den yurt dışına göç eden ilk insanlar literatürde birinci kuşak olarak tanımlanmaktadır. Üçüncü kuşak olarak tanımlanan bireyler ise ilk kuşağın yurt dışında doğup büyüyen torunlarıdır. İmzalanan ilk iş gücü anlaşmasında yer alan dönüşümlülük ilkesinin de bir uzantısı olarak bu dönemde yurt dışına göç edenlerin büyük bir kısmı kısa bir süre için ve birikim yapmak maksadıyla bu ülkelere gitmişlerdir. Fakat tarihsel süreç içerisinde bu düşüncenin hayata geçmediği ve göçün ilk kuşak temsilcilerinin büyük bir kısmının uzun yıllar yurt dışında yaşadığı görülmektedir. Her ne kadar uzun yıllar yurt dışında yaşamlarını sürdürseler de göçün ilk kuşak temsilcilerinin Türkiye'ye dönüş planlarını daima canlı tuttukları gözlemlenmiştir. Bu noktadan hareketle Türkiye'den yurt dışına yönelen işçi göçünün birinci kuşak temsilcilerinin çeşitli dönemlerde ve farklılaşan motivasyonlarla anavatana döndükleri görülmektedir. Üçüncü kuşağın ise zihinlerinde var olan anavatan algısı ve eğitim kariyer gibi sebeplerle Türkiye'ye göç ettiği gözlemlenmiştir. Birinci kuşak göçmenlerin büyük bir çoğunluğunun emeklilik planları dahlinde anavatana dönüş yaptığı görülse de yaşanan konjonktürel değişimler ve ev sahibi ülkelerin çıkardıkları geri dönüşü teşvik yasalarının da geri dönüşte katalizör bir etki yaptığı anlaşılmaktadır. Gençlik yıllarında Türkiye'den yurt dışına göç eden birinci kuşak göçmenlerin sosyalizasyonunun bir kısmı Türkiye'de bir kısmı ise yurt dışında gerçekleşmiştir. Uzun yıllar yurt dışında yaşamlarını sürdürdükten sonra Türkiye'ye dönen göçmenlerin toplumsal hayattan, kamu hizmetlerine erişim ve bürokrasiye dek pek çok alanda sorunlar yaşadığı görülmüştür. Birinci kuşak ve üçüncü kuşak arasındaki kültürel farklılıklara rağmen sorunların bir kısmının ortak olduğu saptanmıştır. Tüm bu sorunların yanı sıra göçmenlerin zihinlerinde yer eden anavatan tasavvurunun göç ettikleri yıllardan kalan anavatan algıları ile yılın belli bir döneminde tatil amacıyla geldikleri dönemlerden izler taşıdığı anlaşılmıştır. Aynı şekilde üçüncü kuşağın anavatan algısının şekillenmesinde tatil dönemlerinde yaşanan Türkiye deneyiminin ve birinci kuşaktan anavatana dair öğrendiklerinin etkisi olmuştur. Zihinde yer eden anavatan tasavvurunun geri dönüş sonrası karşı karşıya kalınan anavatandaki gerçeklik ile uyuşmaması da birtakım uyum sorunlarının doğmasında etkili olmuştur. Bu sorunları göç eden kuşakların farklı özelliklerine göre entegrasyon ve re-entegrasyon kavramları ile incelemek mümkündür.

BütünleşmeGeri dönüşGöçler+3
Haydar Haluk Ceylan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de yaşayan LGBTİ+ göçmenlerin barınma, eğitim, çalışma ve sağlık hakkına erişim deneyimleri

Göç alanındaki çalışmalarda, Türkiye'deki mülteci hareketliliği dolayısıyla, son yıllarda göçmenlerin deneyimleri hakkında çok fazla söz üretilmediği söylenebilir. Öte yandan, ülkelere göre farklılaşan göç politikaları dolayısıyla, göçmen kategorileri ve göçmenlerin bulundukları ülkeye göre yasal hakları da çeşitlenmektedir. Göçmenlerin göç nedenlerinin zorunluluk ve gönüllülük üzerinden tanımlanması, kişilerin yasal haklarının farklılaşmasına yol açmaktadır. Göçmenlerin yasal ve sosyal haklara erişimindeki kısıtlamalar, onları birçok ayrımcılık deneyimiyle karşı karşıya bırakmaktadır. Kişilerin, göçmen kimliklerine ek olarak farklı dezavantajlılaştırılmış kimlikleri dolayısıyla (LGBTİ+, kadın, engelli vb.) göçmenler, katmanlaşan hak ihlalleriyle karşı karşıya kalmaktadır. Özellikle kişilerin göç statüsü ve toplumsal cinsiyet kimlikleri, göçmenlerin ayrımcılık deneyimlerini ve uğranılan hak ihlallerini daha da fazlalaştırmaktadır. Bu çalışma, göç alanındaki egemen gönüllü ve zorunlu göç ikilemini tartışmaya açarken, özellikle de Türkiye'de yaşayan LGBTİ+ göçmenlerin deneyimlerini görünür kılarak, göç ve toplumsal cinsiyet çalışmalarına katkı sağlamayı amaçlamaktadır.

BarınmaEğitim hakkıGöç politikaları+7
Alı Alıyev
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Göçmenlere yönelik kurumsal olmayan gönüllülük faaliyetlerinin motivasyonlarının değerlendirilmesi: Ankara gönüllüler örneği

Son on yılda Suriye savaşı, Ortadoğu ve Kuzey Afrika' nın istikrasız yönetim ve ekonomik zorlukları sonucu yaşanan yoğun göç akımları ile transit ve göç veren ülke tanımlamasından göç alan ülke kategorisine geçen Türkiye'de, özellikle Suriye savaşı ile artarak devam eden insani krizin çözümlenmesinde devlet ve sivil toplum tüm paydaşlarıyla vicdani bir sorumluluk üstlenmiştir. Suriye'den gelen göçmenlerin asgari yaşam düzeyinin çok altında hayatlarını devam ettirmeleri acil insani ihtiyaçlarının giderilmesinde devlet ve sivil toplum kuruluşlarının yanında toplumsal vicdanı hareketlendirmiş, toplumda göçmen farkındalığı oluşturarak beraberinde kurumsal olmayan yeni bir gönüllülük oluşumunu meydana getirmiştir.Türkiye'nin birçok şehrinde benzer sosyolojik örgütlenmelerin olması organize ve süreklilik arz eden bu gönüllülük hareketinin dünyaya örnekliğinin gösterilmesi, modern sivil toplum kuruluşları içerisinde işlenen gönüllülüğün farklı bir versiyonunun literatürde yansıtılması gereği görülmüştür. Bu çalışma ile göçmenlere yönelik kurumsal olmayan gönüllülük faaliyetlerinin motivasyonları, Sosyal Alışveriş, Güçlendirme ve Çatışma Teorileri ve Kültürel Yeterlilik Modeli zemininde, Gönüllülük Motivasyon Envanterleri ekseninde değerlendirilmektedir. Gönüllülerin motivasyonları belirlenirken faaliyetlerinin işleyişi, göçmenlere ve gönüllülüğe bakış açıları derinlemesine anlamdırılarak bütüncül bakış açısı yakalanmaya çalışıldığından nitel araştırma yöntemlerinden fenomolojik araştırma deseni kullanılmıştır. Araştırmada gönüllülerin motivasyonlarını arttıran sebeplerin keşfi için Ankara'da faaliyet gösteren 18 gönüllü ile derinlemesine görüşme, 30 kez sahada katılımcı gözlem ve sosyal medya hesaplarını takip yöntemleri kullanılmıştır. Araştırma sonucunda gönüllülerin nasıl organize oldukları, nasıl büyük örgütlü yapılara dönüştükleri, din ve empatinin gönüllülük motivasyonunda belirleyiciliği, yeni medya araçlarının modern gönüllülük oluşumlarında hızlandırıcı etkisi, sosyal temas ve görev bilincinin göçmenlere karşı öteki sorumluluğu oluşturarak gönüllülerin göçmenlerle yerleşik toplum arasında sosyo ekonomik ve sosyo kültürel bir köprü görevi üstlendikleri belirlenmiştir. Böylece ulusal ve uluslararası arenada gözardı edilen, kurumsal çatı altına girmeden yürütülen özverili ve sürdürülebilir gönüllülük faaliyetlerinin göçmenlerin sosyal refahının arttırılmasına yönelik sosyo ekonomik politikalarda, göçmenlere yönelik ayrıştırıcı ve ötekileştirici bakış açısının değiştirilerek göçmen ve yerleşik halkın sosyal uyumunu kolaylaştırıcak sosyo kültürel politikalarda değerlendirilmesinin gerekliliği görülmüştür.

AnkaraGönüllü çalışanlarGönüllülük+5
Fatımatüzzehra Toprak
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

Yankı odası kuramı çerçevesinde Türk yazılı basınında Suriyeliler

Türkiye'nin son yıllarda oldukça yoğun şekilde göç alması, transit bir ülkeyken hedef ülke haline gelmesi toplumda her kesim tarafından konuşulan en önemli gündem mesele haline gelmiştir. Bu durumun bu kadar çok gündem haline gelmesinde elbette medyanın ve haber kaynaklarının etkisi göz ardı edilemeyecek derecede büyüktür. Bir olay ya da durumu haber kaynaklarından gördüğümüz sıklığa ya da kullanılan dile bağlı olarak etkilenir ve konuşuruz. Yazmış olduğum tez, iki farklı ideolojiye sahip Sözcü ve Yeni Şafak gazetelerinin aynı tarihler arasında "Suriyeli göçmenler" hakkında yapmış oldukları haberlerin içerik, temsil biçimleri, temsil edilen gruplar ve söylemlerin ele alınmasına dayanarak incelenmesini kapsamaktadır. Nitel araştırma yöntemlerinden olan söylem analizini kullanmış olduğum tezde yankı çemberi/odası teorisi çerçevesinde incelemiş bulunmaktayım. Ülkemizde yaşayan Suriyeli göçmenlerin ele alınış şekli iki gazete için de aynı olmadığı açıkça görülmektedir. Gazetelerin sahip oldukları ideolojiler göçmene bakışı da epey etkilemektedir. Yeni Şafak gazetesinde Suriyelilerin geleceği ve mevcut durumu daha iyimser şekilde ele alınırken, Sözcü gazetesinde eleştirel ve olumsuz tutum görülmüştür. Bu durum gazeteyi ve internet haberciliği sayesinde takip edilen belli başlı haber kaynaklarının takip edildiği kitle için, çok sesliliği artıran değil de tek tip düşünceye sevk edici olduğu görülmektedir. Anahtar Kelimeler: Suriyeliler, haber, medya

GazetelerGöçmenlerHaberler+6
Özge Çakmak
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2023
00
Master'sOpen AccessTR

İsmet Özel ve Charles Taylor'da modernleşme eleştirisi

İsmet Özel ve Charles Taylor'da Modernleşme Eleştirisi Bu çalışmanın konusu; İsmet Özel ve Charles Taylor'ın modernleşmeye yönelik eleştirilerinin karşılaştırmalı analizidir. Bu amaçla çalışmada hem Özel hem de Taylor tarafından modernleşmeye yöneltilen eleştiriler "din", "medeniyet", "teknik", "araçsal akıl", "yabancılaşma", "kimlik", "toplumsal tahayyül", ve "çokkültürcülük" gibi kavramların tanımlanması ve birbiriyle karşılıklı etkileşimi çerçevesinde değerlendirilmektedir. Çalışma öncelikle Özel ve Taylor'ın birincil kaynakları üzerinden literatür taraması yoluyla gerçekleştirilmiştir. Birincil kaynakların yanı sıra yer yer ikincil kaynaklara, konu kapsamındaki diğer yazar ve düşünürlerin destekleyici nitelikteki kaynaklarına da yer verilmiştir. Ayrıca çalışma karşılaştırmalı bir yöntem izlenerek ortaya konulmuştur. Bu kapsamda, konu bağlamında Özel ve Taylor'ın örtüşen ve ayrışan yönleri ayrıntılı şekilde irdelenmiştir. Çalışmada modernleşmenin teknik, teknoloji, kentleşme, tüketim kültürü, araçsallaşma gibi dinamikler üzerinden kimlik, din ve tanınma gibi kurumları etkilediği bunun neticesinde de toplumların hâkim tahayyüllerinde değişikliklere neden olduğu ortaya konulmuştur. Devamında değişen tahayyülün bireyleşme, yabancılaşma, tek tipleşme, anlam kaybı gibi çeşitli sıkıntılar ortaya çıkardığı Özel ve Taylor tarafından ortaya konulan bulgular ışığında irdelenmiştir. Özel ve Taylor modernleşmeyi; mekanikleşen ve tek tipleşen bir birey anlayışına sebep olmak, bireyin kimlik oluşum sürecinde etkili olan geleneksel dinamikleri yerle bir etmek, dinde bir gerilemeye, sekülerleşmenin yükselmesine yol açmak, aklın araçsallaşmasının da etkisiyle ekonomi temelli bir düzenin tüm dünyayı kuşatmasına ve kendi kurallarını dayatmasına zemin hazırlamak gibi birbiriyle ilintili birçok dinamik bağlamında eleştirmiştir. Kentleşme, ekonomi ve teknik gibi unsurlara modernleşme sürecinde birincil bir önem atfeden Özel'e karşı Taylor bu unsurlara ikincil bir önem atfetmektedir. Özel, modernleşmenin sıkıntılarına karşı Türk kimliğinde (Müslüman Türk) ısrar ederken Taylor "çokkültürcülük ve tanıma" politikaları eksenin de bir çözüm önerisi sunmaktadır. Özel'in din temelli çözüm önerisine Taylor daha çok kültür ve medeniyet bazlı çoklu bir çözüm seti ile karşılık vermektedir. Anahtar Kelimeler: İsmet Özel, Charles Taylor, modernleşme, teknik, sekülerleşme

MedeniyetModernleşmeSekülerleşme+4
Mehmet Topaca
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2021
00
DoctorateOpen AccessTR

Toplumsal eşitsizlikler kesişimindeki Afgan kadınların uluslararası zorunlu göç deneyimleri

Bu tezde, Türkiye'de uluslararası koruma altında bulunan Afgan kadınların zorunlu göç deneyimlerinin araştırılması hedeflenmiştir. Mülteci kadınların deneyimlerini anlamak amacıyla nitel araştırma yöntemi ve fenomenolojik yaklaşım benimsenmiştir. Araştırmanın örneklemi, Türkiye'de kalış süresi, yaşanılan son yer, etnik ve mezhepsel özellikleri açısından maksimum çeşitlilik gözetilerek amaca yönelik ve kartopu örnekleme tekniğiyle belirlenmiştir. Afganların göç deneyimlerini anlamaya yönelik sorulardan oluşan yarı yapılandırılmış görüşme formu hazırlanmıştır. Sınır kent Van'da yaşayan yirmi beş Afgan mülteciyle, Covid-19 tedbirleri alınarak, çevirmen eşliğinde yüz yüze görüşmeler gerçekleştirilmiştir. Görüşmelerin ses kayıtları deşifre edilmiş ve görüşme metinleri ilişkisel bir biçimde analiz edilmiştir. Kesişimsellik farklı tahakküm sistemlerinin birbirleriyle ilişkisini ve işleyişini anlamaya çalışan bir yaklaşımdır. Göç deneyimi gibi farklı dinamikleri içeren bir fenomenin kesişimsellik gibi kuşatıcı bir yaklaşımla daha incelikli bir biçimde analiz edileceği düşünülmektedir. Afgan kadınların göç deneyimlerine odaklanılan bu çalışmada kesişimsellik yaklaşımı benimsenmiştir. Araştırma bulgularına göre, Afgan kadınlar eril şiddetin yanı sıra etnik, mezhepsel, sosyo-ekonomik vb. faktörler nedeniyle göç etmişlerdir. Mülteci kadınlar, Afganistan'da Taliban'ın sebep olduğu çatışma ve şiddetin yanı sıra eril şiddetle de mücadele etmek zorunda kalmışlardır. Sosyal konumların ilişkiselliği ve değişkenliğine vurgu yapan kesişimsel yaklaşım, Taliban'la aynı etnik kökenden ya da inanç dünyasından olan birinin farklı nitelikleri nedeniyle şiddetin hedefi olabileceğini açıklamaktadır. Görüşülen mülteci kadınların sahip oldukları sosyo-ekonomik durumlar ile mezhepsel ve etnik özelliklerin kesişiminde eril şiddete ya da Taliban şiddetine maruz kaldıkları tespit edilmiştir. Erken yaşta zorla evlendirilme tehdidi altında olan, eşinden ya da Taliban'dan şiddet gören kadınlar bir özne olarak şiddetle mücadele etmek için göç etme kararı almışlardır. Taliban şiddeti ya da erkek şiddetini deneyimleyen Afgan kadınların uluslararası zorunlu göçleri şiddetle mücadelede önemli bir strateji olarak tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Afganistan, göç deneyimi, kesişimsellik, mülteci kadın, Taliban.

AfganistanAfganlılarAile içi şiddet+6
Muhammed Sinan Karabıyık
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Kadın dayanışmasının trans-yaşlı kadınlar üzerinden fenomenolojik bir incelemesi: Ankara örneği

Küresel bir olgu olarak eşitsizlik, birçok toplumsal grubu etkilemektedir. Bu eşitsizliklerin farklı türleri vardır ve bazı toplumsal gruplar eşitsizliğin birden çok türünü aynı anda deneyimlemektedir. Transseksüel- yaşlı kadınlar toplumsal cinsiyete, yaşa ve sınıfsal koşullara dayalı eşitsizlikleri aynı anda deneyimleyen bir gruptur ve sosyal devlet erişememekte; sosyal politika uygulamaları geliştirmemektedir. Ayrıca yaşlılar için var olan sosyal politika uygulamalarından da etkin biçimde faydalanamamaktadırlar. Eşitsizliğin birden çok türü ile mücadele etmek ve sosyal politika uygulamaları vasıtasıyla karşılaştıkları sorunları çözememek transseksüel- yaşlı kadınlar arasında enformel bir dayanışma meydana getirmiştir. Bu çalışma, transseksüel- yaşlı kadınların enformel dayanışma ilişkilerini keşfetmeye odaklanmıştır. Enformel dayanışmanın kimler arasında, hangi maddeler üzerinden, nasıl ve neden geliştiği; dayanışmaya kabul ve dışlama süreçleri çalışmanın konusu kapsamındadır. Bu doğrultuda yedi transseksüel-yaşlı kadınla yarı yapılandırılmış görüşme formu üzerinden derinlemesine mülakatlar yapılmıştır. Transseksüel-yaşlı kadınların dayanışma ağında arkadaşlar ve aile ön plandadır. Dayanışma maddeleri genellikle yaşamın devamı için gerekli beslenme, giyinme, barınma gibi temel ihtiyaçlardır. Katılımcıların yoksullaşmasındaki en büyük etken ise enformel sektörde çalışmak zorunda olmaları sonucu çalışma haklarından yoksun kalmalarıdır. Şartların iyileştirilmesi için sosyal politika uygulamaları hakkında bilgilendirilmeleri, sosyal politika uygulamalarının ulaşılabilir olması, sosyal yardımların nakdi olması ve sosyal yardımların eşit ve adil bir şekilde dağıtılması gerekmektedir. Ayrıca çalışma şartlarının devlet tarafından düzenlenmesi sorunun yeniden üretimine ket vuracak önemli bir noktadır. Anahtar Kelimeler: Dayanışma, Sosyal Politikalar, Transseksüel, Yaşlılık

DayanışmaYaşlılık
Lutfiye Aktan
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00
Master'sOpen AccessTR

Bağlaşıklık (Codependency) deneyimlerinde benliğin keşfi: Bir yorumlayıcı fenomenolojik analiz çalışması

Bağlaşıklık (codependency) bireylerin başka insanlarla etkileşimlerini sürdürebilmek için benlik duygularının kaybına varan kendini feda etme tutumlarını içeren ve sınırları muğlak bir davranış ve düşünce örüntüsüdür. Aşırı özgecilik, fedakârlık davranışı ve sosyal ilişkilerde bağımlılık gibi görüngülerle karakterize olan bağlaşıklık deneyimi, bireylerin sosyal ilişkiler başlatma ve sürdürebilmelerini zorlaştırmaktadır. Bu araştırmada bağlaşıklık her bir bireyin belirli düzeylerde deneyimleyebileceği sosyal bir fenomen olarak ele alınmış olup bağlaşıklığa ilişkin deneyimler yaşayan insanların sosyal dünyalarında bu deneyimlerini nasıl anlamlandırdıkları, bu deneyimler dolayınca benliklerini nasıl kurgulayıp sundukları keşfedilmek istenilmiştir. Bu araştırmanın problemi bireylerin bağlaşıklık ile ilişkili deneyimleri üzerinden benliklerini nasıl ve hangi biçimlerde kurguladıkları ve sunma eğiliminde bulunduklarıdır. Bu nedenle maksimum çeşitlilik örneklemi kullanılarak bağlaşıklığa ilişkin görüngüleri deneyimlediklerinden yana rahatsızlıklarını belirten çeşitli sosyo-ekonomik ve sosyo kültürel statülere sahip 12 katılımcının kendileri ve deneyimleri hakkında beyanları analiz edilmiştir. Yorumlayıcı fenomenolojik analiz yönteminin kullanıldığı araştırmada bağlaşıklığa ilişkin deneyimlerinin bireylerin kendi benliklerini ifade etme biçimlerini ne şekilde ve yönde etkilediğine dair yarı yapılandırılmış nitel görüşmelerde bulunularak bulgulara erişilmiş ve ilgili literatürden hareketle analizlerde bulunulmuştur. Anahtar Kelimeler: Bağlaşıklık, bağlaşıklık deneyimi, fenomenoloji, benlik anlatısı, benlik sunumu, benlik kurgusu

BenlikBenlik kurgularıBenlik sunumu+4
Furkan Aksu
Ankara Yıldırım Beyazıt University
2022
00
DoctorateOpen AccessTR

Sosyal refah kavramının Avrupamerkezci doğasına meydan okumak: İslam düşüncesinden alternatif bir söylem-Said Nursi örneği

Refah kavramı, din düşüncesi başta olmak üzere felsefe, sosyoloji, psikoloji ve iktisat gibi birden çok disiplin altında tartışılmaktadır. Refah kavramının ilişkili olduğu alanın genişliği, bu kavram hakkında tek bir tanım getirilmesini güçleştirdiği gibi refahı olumsuz olarak etkileyen alanları da çeşitlendirmektedir. Bu çalışmada ise refah kavramı, İslam düşüncesi ve Avrupmerkezci düşünce çerçevesinde tartışılmıştır. Dolayısıyla, bu çalışma, refah kavramının daha farklı olarak hangi alanlardan etkilendiğini göstermek açısından önemlidir. Hermeneutik yöntem ile yapılan bu tartışmada, Avrupamerkezci düşüncenin doğası, refahı olumsuz olarak etkileyen bir unsur olarak, İslam düşüncesinin doğası ise refahı olumlu olarak etkileyen bir unsur olarak kabul edilmiştir. Böylece, bu çalışma, Avrupamerkezci düşüncenin doğasının refahı neden ve nasıl olumsuz olarak etkilediği ile İslam düşüncesinin doğasının refahı neden ve nasıl olumlu etkilediğini eleştirel bir şekilde analiz etmeyi amaçlamıştır. Bu amaca yönelik olarak, Avrupamerkezci düşünce hakkında oluşan eleştirel literatür ve söylem analiz edilmiştir. Bu analizde, Avupamerkezci düşüncenin etnikmerkezci, ötekileştirici, sömürgeci, oryantalist, seküler, kapitalist ve modernist bir doğaya sahip olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca bu analiz, Avrupamerkezci düşüncenin doğasının insan sürekliliği ve rutinleri üzerinde yıkıcı ve kırıcı etki gösterdiğine, bu olumsuz etkinin ise ontolojik kaygı ve tahakküme neden olduğuna işaret etmiştir. İslam düşüncesinin, Avrupamerkezci düşüncenin kaygı ve tahakküme neden olan doğasına karşı neden ve nasıl bir alternatif olduğunu anlamak için ise İslam düşünürü Said Nursi'nin söylemi analiz edilmiştir. İslam düşüncesine yönelik analizde ise bu düşüncenin adâlete, şefkate, yardımlaşmaya ve dayanışmaya sahip bir doğası olduğu görülmüştür. Bu olumlu etki, İslam düşüncesinin doğasının ontolojik güven'e neden olduğuna işaret etmiştir. Bu söylemin temellendirilmiş kuram yöntemi ve ilgili literatür çerçevesinde analiz edilmesi neticesinde ise refahın insan için ontolojik bir gereklilik olduğu tespit edilmiştir. Refah hakkında tespit edilen bu ontolojik gereklilik ise ontolojik kaygı-ontolojik güven diyalektiğinin bir sentezi olarak, ontolojik refah teorisi şeklinde kavramlaşmıştır. Nursi'nin ontolojik refah teorisine dair söylemi, içerik ve söylem analizi yöntemleri ile analiz edildiğinde, Allah'ın ontolojik refahın mutlak öznesi, insan ve varlıkların ise ontolojik refahın mutlak nesnesi olduğu tespit edilmiştir. Ayrıca bu analizde Kur'an, Hz. Muhammed (asm), İslamiyet, zekât ve adâlet gibi kişi, olgu ve kavramların ontolojik refaha dair vahye dayalı epistemolojik bilgi kaynakları olduğu görülmüştür. Böylece, ontolojik refahın, İslamî söylemin Tevhidî düşüncesinin bilgi kaynakları ile sağlandığı tespit edilmiştir. Anahtar Kelimeler: Avrupamerkezcilik, İslamiyet, Modernite, Ontolojik Güven, Ontolojik Kaygı, Ontolojik Refah, Said Nursi, Sosyal Refah

AvrupamerkezcilikManevi iyi oluşModernlik+7
Mehmet Tezyetiş
Ankara Yıldırım Beyazıt University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2022
00

Other supervisors