Theses supervised by Prof. Dr. Emrehan İnal
11 theses · İstanbul University
Muris muvazaası
Muvazaanın uygulamada en sık karşılaşılan türlerinden biri muris muvazaasıdır. Yargıtay İçtihadı Birleştirme Kararları'na göre, muris muvazaası, murisin mirasçılardan mal kaçırmak amacıyla tapu memuru önünde kendisine ait tapulu taşınmazını mirasçılarından birine veya üçüncü bir kişiye muvazaalı şekilde devretmesi halidir. Bu işleme karşı saklı paylı olsun veya olmasın tüm yasal mirasçılar üçüncü kişi konumunda dava açabilir ve iddialarını tanık dâhil her türlü delille ispatlayabilir. Muris muvazaasına ilişkin dava, tenkis ve denkleştirme taleplerine halel getirmez. Çalışmamızda, borçlar, miras ve eşya hukukunu yakından ilgilendiren problemler içeren muris muvazaası, Yargıtay'ın yerleşik içtihatlarına eleştiri getirmek suretiyle detaylıca incelenmiştir. Bu kapsamda borçlar hukuku anlamında muvazaa ele alınmış ve ardından muris muvazaasının incelenmesine geçilmiştir. Bu incelemede, tüm mirasçılara tanınan dava açma hakkı ele alınarak bu tutumun hatalı olduğu ve sadece saklı paylı mirasçıların dava hakkı olduğu dile getirilmiştir. Ayrıca muris muvazaasının uygulama alanına girdiği veya girmediği kabul edilen işlemlerle ilgili görüşlerimiz aktarılmıştır. Tüm bunların yanında muris muvazaasının ahlaka aykırı bir işlem kabul eden doktrindeki görüşler eleştirilmiştir. Son olarak murisin sağlararası tasarruflarına karşı mirasçıların sahip olduğu haklar ile muris muvazaası arasındaki ilişki üzerinde durulmuştur.
Önalım hakkında dürüstlük kuralı
Önalım hakkı, hakkın konusu olan malın üçüncü bir kişiye satılması durumunda önalım hakkı sahibine bu malı satın alma yetkisi veren yenilik doğuran bir haktır. Önalım hakkı, kanundan doğan ve sözleşmeden doğan önalım hakkı olmak üzere ikiye ayrılır. Sözleşmeden doğan önalım hakkı, sözleşme veya vasiyetnameyle iradi olarak tanınabilirken, kanundan doğan önalım hakkı, başta 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu olmak üzere çeşitli kanunlarda düzenlenmiş bir önalım hakkı türüdür. Önalım hakkı, hakkın konusu olan malın satılması veya satışa eşdeğer bir işleme konu olması durumunda dava açılarak kullanılır. Önalım hakkının kullanılabilmesi için satış ve ekonomik anlamda satışa eşdeğer işlem olan önalım olayının gerçekleşmesi gerekmektedir. Kanunda, önalım olayı olarak kabul edilecek işlemler, sınırlı olarak sayılmamıştır. Önalım hakkı kullanılırken dürüstlük kuralına aykırılık teşkil eden işlemlerin varlığı halinde önalım hakkının kullanılamayacağı özellikle yargı içtihatlarıyla kabul edilmektedir. Söz konusu önalım hakkı kullanılırken paylı mülkiyete tabii taşınmaz üzerinde fiili taksimin varlığı veya kişinin yasal temsilcisine yapılacak satış sözleşmelerinin dürüstlük kuralından kaynaklı olarak Yargıtay tarafından önalım olayı olarak kabul edilemeyeceği ve bu durumlarda önalım hakkının kullanılamayacağı kabul edilmiştir. Çalışmamızda öncelikle genel olarak önalım hakkının üzerinde durulmuş; sonrasında hakkın kullanılmasına ilişkin şartlardan önalım olayının meydana gelmesi, hakkın dava yoluyla kullanılması, hak düşürücü süreler ve önalım hakkının kullanılmasını engelleyen işlemlerden bahsedilmiştir. Çalışmamızın son bölümünde ise öncelikle dürüstlük kuralının ne olduğu kısaca ele alınmış, daha sonra ise önalım hakkının kullanımını kısıtlayan sınırlamalardan olan yargı içtihatlarıyla şekillenmiş dürüstlük kuralından kaynaklanan sınırları ayrıntılı olarak incelenmiştir.
Üçüncü kişi yararına sözleşme
Üçüncü kişi yararına sözleşme, alacaklı ve borçlunun borcun üçüncü kişiye ifası konusunda anlaştığı sözleşmedir. Buna göre borçlu ancak üçüncü kişiye ifada bulunarak borcundan kurtulabilir. Alacaklı da ifanın ancak üçüncü kişiye yapılmasını talep edebilir. Üçüncü kişi yararına sözleşme Türk Hukukunda TBK m. 129'da genel olarak hüküm altına alınmıştır. Bu hüküm tarafların üçüncü kişi yararına sözleşme kurmasına cevaz vermekte ama sözleşmenin tabi olduğu hükümleri düzenlememektedir. Üçüncü kişi yararına sözleşme üçüncü kişiye alacak hakkı tanıyarak veya tanımayarak tesis edilebilir. İlk durumda üçüncü kişi yararına tam sözleşme, ikinci durumda ise üçüncü kişi yararına eksik sözleşme söz konusu olur. Üçüncü kişinin kendisine ait bir alacak hakkı bulunduğu takdirde nispilik prensibine bir istisna getirilmiş olur. Bu durumda üçüncü kişi, sözleşmeye taraf olmasa bile sözleşmeden doğan bazı hakları bizzat kullanabilir. Keza alacaklının sahip olduğu yetkiler üçüncü kişinin alacak hakkının varlığı nedeniyle sınırlanabilir. Borç ilişkisine sözleşmeye taraf olmayan birinin bu şekilde etki etmesi doktrinde çeşitli tartışmalar doğurmuştur. Bu çalışmada üçüncü kişi yararına sözleşme kurumu ilk olarak genel hatlarıyla incelenmiştir. Üçüncü kişi yararına sözleşmenin uygulama alanına ilişkin doktrindeki tartışmalar ele alınmıştır. Üçüncü kişi yararına sözleşmenin benzer hukuki ilişkilerden farkları irdelenmiştir. Daha sonra ise tarafların ve üçüncü kişinin sahip olduğu yetkiler değerlendirilmiştir. Bu bağlamda yabancı hukuk sistemlerindeki ve uluslararası sözleşmelerdeki düzenlemelerden de yararlanılmıştır. Sözleşmeye aykırılıkta üçüncü kişinin hukuki durumu ve bunun sözleşme taraflarının durumuna etkisi de son bölümde ele alınmıştır. Konunun teorik yapısı incelendikten sonra sözleşmeye aykırılık türlerine göre ayrıntılı değerlendirmeler yapılmıştır. Bu bölümde sorumsuzluk anlaşmalarının üçüncü kişiye etkisi de incelenmiştir. Son olarak da ifa edilmiş olan edimin iadesinin gerektiği haller ele alınmıştır. Bu bağlamda doktrin ve uygulamada ileri sürülen görüşler aktarılmış ve kendi görüşlerimiz de açıklanmıştır.
Gıda üreticisinin hukuki sorumluluğu
Toplum nüfusunun artışı ve tüketim alışkanlıklarının değişmesi nedeniyle üretim yöntemleri de değişerek seri üretim yaygınlaşmıştır. Bu değişim, tüketicilerin ürünlerden kaynaklanan zararlarını üreticilerden talep etmelerini konu alan üreticinin sorumluluğunu daha güncel bir konu haline getirmiştir. Gıda ürünleri çok yaygın ve sık kullanıldıklarından ve gıdalar yapıları gereği insan sağlığını doğrudan etkileyebildiğinden, gıda üreticisinin hukuki sorumluluğu, ayrıca incelenmeye elverişli bir konudur. Bu çalışmanın konusunu, gıda üreticisinin hukuki sorumluluğunun (haksız fiil sorumluluğu) 7223 sayılı Ürün Güvenliği ve Teknik Düzenlemeler Kanunu çerçevesinde incelenmesi oluşturur. Gıda üreticisinin hukuki sorumluluğu incelenirken öncelikle gıda kavramı, gıda güvenliği, gıda üretim teknikleri ile bunların insan sağlığı üzerindeki etkileri ele alınmıştır. Daha sonra gıda üreticisinin hukuki sorumluluğunun gelişimi üreticinin sorumluluğu konusu çerçevesinde incelenmiş ve çalışma konusu olan sorumluluğun hukuki niteliği değerlendirilmiştir. Gıda üreticisinin hukuki sorumluluğun koşulları özellikle uygunsuzluk ve hata kavramları çerçevesinde ele alınmış ve gıdalarda uygunsuzluğun ne şekilde ortaya çıkabileceği incelenmiştir. Sorumluluğun diğer koşulları olan zarar ve nedensellik koşulları da ele alındıktan sonra son olarak sorumluluğun tarafları ve sorumluluğun sınırlandırılması konuları incelenmiştir.
Arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin kurulması
Günümüzde arsa sahipleri, bir bedel karşılığında inşaat yaptırmayı ekonomik açıdan çok makul bulmadıklarından, müteahhitlere, bedel yerine, inşaattan arsa payı ve bağımsız bölüm vererek bu inşaatın yapılmasını, daha çok tercih etmektedirler. Bahsettiğimiz yöntemde yapılacak sözleşme de, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesidir. Bu sözleşme ile arsa sahipleri, inşaat maliyetinden kurtularak, uzmanlık gerektiren inşaat işlerini müteahhitlere yaptırıp konut veya işyeri ihtiyacını karşılarken; müteahhitler de, arsa maliyetinden kurtulup inşaat sonucu kendilerine düşen bağımsız bölümleri satarak ticari kazanç elde edeceklerdir. Uygulamada da çok fazla karşılaştığımız arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin kurulması ve temel özellikleri, bu çalışmamızın konusunu oluşturmuş olup bu çalışmada, arsa sahipleri ve müteahhitlerin dikkat etmesi gereken hususlara yer verilmiştir. Öncelikle, arsa payı karşılığı inşaat sözleşmesinin tanımı, tarafları, hukuki niteliği ve benzer sözleşmelerden farkı üzerinde bir inceleme yapılmış olup devamında sözleşmenin kurulması ve geçerliliğine ilişkin genel esaslar, sözleşmenin şekli, arsa sahiplerinin tapuları devredeceği zamana göre değişen sözleşmenin uygulamadaki farklı görünüm biçimleri ayrıntılı olarak izah edilmiştir. Son bölümde ise, sözleşmenin tarafları olan arsa sahibi ve müteahhidin yükümlülükleri irdelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Arsa Sahibi, Müteahhit, Arsa Payı Karşılığı İnşaat Sözleşmesi.
Deniz araçları sorumluluk sigortası sözleşmesi
Çalışmanın konusu olan Türk hukukuna tâbi olarak kurulan deniz araçları sorumluluk sigortası sözleşmesi, pasif zarar sigortasının özelliklerini taşımaktadır. Tarihsel olarak İngiliz hukuku başta olmak üzere yabancı hukuklara tâbi olarak kurulan bu sözleşmenin bir tarafı su araçları sorumluluk branşında ruhsat alarak faaliyetini Türkiye'de sürdürmekte olan bir sigorta şirketi olduğunda, Kurallar Kitapçığı, Deniz Araçları Zorunlu Mali Sorumluluk Sigortası Genel Şartları ve Deniz Araçları Zorunlu Sorumluluk Sigortası Tarife ve Talimat Tebliği sözleşmeye dahil edilmektedir. Sözleşmenin içeriğine dahil edilen bu kurallar ile Türk hukukunda pasif zarar sigortası sözleşmesine ilişkin hükümler birlikte incelenmiş ve sözleşmeye uygulanacak kurallar bakımından bazı sonuçlara ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: sorumluluk sigortası, deniz sigortası, deniz araçları sorumluluk sigortası, deniz sigortası hukuku, deniz sigortası, gemi, deniz aracı, sigorta hukuku
Vakıflarda genel kurul
Vakıf ile dernekler her ne kadar ideal gaye benimsemeleri açısından benzer olsalar da tüzel kişi tipleri bakımından oldukça farklıdır. Uygulamada ise vakfedenler vakıf senetlerinde dernek gibi üyeliğe yer vermektedirler. Bu yapılanma doktrinde birlikle eleştirilmekte ancak pratikte mahkemenin ve VGM' nin kuruluşuna izin verdiği bu yapıların nasıl işleyeceğine değinilmemektedir. Son olarak TMK m. 101/f. 3'te düzenlenen vakfa üyelik yasağının Anayasa Mahkemesi kararı ile iptali üzerine söz konusu hukuki meselenin çözüme kavuşturulması zaruri hale gelmiştir.
Taşınmaz mülkiyetine gerçekleşen müdahaleler ve el atmanın önlenmesi davası
Taşınmaz malların sahip oldukları sosyal ve ekonomik değeri göz ardı etmek mümkün değildir. Taşınmazlar gerek bu ekonomik değerleri gerekse yapıları itibariyle taşınır mallardan daha ağır ve ortadan kaldırılması daha zor müdahalelere uğramaya müsaittirler. Bu sebeple sağlanacak hukuki korumanın da ayrıca incelenmesi gerekir. Bu eserin konusu taşınmaz mülkiyetinin el atmanın önlenmesi davası ile korunmasıdır. Taşınmaz mülkiyetine gerçekleşen müdahalelere karşı el atmanın önlenmesi davasının uygulanması incelenirken öncelikle el atmanın önlenmesi davasına ilişkin genel esaslar değerlendirilmiştir. Daha sonra ise davanın uygulaması sırasında taşınmaz eşyalara ilişkin olarak karşılaşılabilecek sorunlar incelenmiştir. Bu çerçevede müdahalenin varlığının tespit edilebilmesi noktasında önem taşıyan mülkiyet hakkının kapsamı ve malikin mevcut müdahaleye karşı olumsuz yetkilerini kullanamayacağı durumları tespit eden katlanma yükümlülüğü kavramları taşınmaz mülkiyeti yönünden ayrıca araştırılmıştır. Bu hususların yanında taşınmaz mülkiyetinin uğrayabileceği olası müdahaleler sınıflandırılmıştır. Son olarak ise yargılama süreci incelenmiştir.
Haksız yapı
4721 sayılı Türk Medeni Kanununun 721-724. maddeleri arasında düzenlenen haksız yapı kurumu, bir kimsenin geçerli bir hukuki sebebe, yapı meydana getirmesine olanak veren herhangi bir şahsi ya da ayni hakka dayanmaksızın, kendi malzemesi ile başkasının arazisinde, başkasının malzemesi ile kendi arazisinde veya başkasının malzemesi ile başkasının arazisinde kalıcı olarak meydana getirdiği yapı olarak tanımlanmaktadır. Çalışmamızda, konuya ilişkin Türk hukukundaki pozitif düzenlemeler, doktrindeki görüşler ve Yargıtay kararları değerlendirilmiş, konu ele alınırken, haksız yapının unsurları, türleri, haksız yapıya yol açan sebepler, tarafların talepleri, haksız yapının benzer kurumlarla karşılaştırılması incelenmiştir. Çalışmanın amacı, meydana getirilen yapının hangi hallerde haksız yapı sayılabileceğinin tüm unsurlarıyla değerlendirilmesi ve bu tür yapılara uygulanacak hükümlerin tespitidir. Anahtar Kelimeler: Haksız yapı, başkasına ait arazi, başkasına ait malzeme, aşırı zarar, yapı.
Önalım hakkı ve sınırları
Önalım hakkı, hakkın konusu olan malın üçüncü bir kişiye satılması durumunda önalım hakkı sahibine bu malı satın alma yetkisi veren yenilik doğuran bir haktır. Önalım hakkı, kanundan doğan ve sözleşmeden doğan önalım hakkı olmak üzere ikiye ayrılır. Sözleşmesel önalım hakkı, sözleşme veya vasiyetnameyle iradi olarak tanınabilirken, yasal önalım hakkı, başta 4721 sayılı Türk Medeni Kanunu olmak üzere çeşitli kanunlarda düzenlenmiş bir önalım hakkı türüdür. Önalım hakkı, hakkın konusu olan malın satılması veya satışa eşdeğer bir işleme konu olması durumunda dava açılarak kullanılır. Söz konusu işlemin önalım hakkı sahibine bildirilmesinden itibaren üç ay ve her halde işlemin üzerinden iki yıl geçmesiyle önalım hakkı düşer. Önalım hakkının kullanılmasına imkân veren satış ve satışa eşdeğer işlemlere önalım olayı denilmektedir. Kanunda, önalım olayı olarak kabul edilecek işlemler, sınırlı olarak sayılmamıştır. Bu sebeple taşınmaz satış vaadi, alım sözleşmesi, trampa sözleşmesi gibi işlemlerin önalım olayı olarak kabul edilip edilemeyeceği tartışmalıdır. Bunun yanında, Yargıtay uygulaması ile, paylı mülkiyette fiili taksim bulunan hallerde yapılan satış sözleşmeleri ve eşe, akrabaya yapılan satış sözleşmelerinin önalım olayı olarak kabul edilemeyeceği ve bu durumlarda önalım hakkının kullanılamayacağı kabul edilmiştir. Çalışmamızda öncelikle genel olarak önalım hakkının üzerinde durulmuş, sonrasında hakkın kullanılmasına ilişkin şartlardan önalım olayının meydana gelmesi, hakkın dava yoluyla kullanılması ve hak düşürücü sürelerden bahsedilmiştir. Çalışmamızın son bölümünde ise önalım hakkının kullanılamayacağı işlemler, ayrıntılı olarak incelenmiştir. Anahtar Kelimeler: Önalım hakkı, yasal önalım hakkı, sözleşmesel önalım hakkı, önalım hakkının kullanılması, önalım hakkının kullanılamayacağı durumlar.
Yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk
Tezin araştırma konusu, Türk Borçlar Kanunu'nun 116. maddesinde düzenlenen, yardımcı kişilerin fiillerinden sorumluluk kurumuna ilişkindir. Tez kapsamında, bu sorumluluğun ve sorumsuzluk anlaşmalarının şartları ile, tartışmalı hususlar ele alınacaktır. Kaynak İsviçre Borçlar Kanunu (özellikle md. 101 "Haftung für Hilfspersonen") ve Alman Medeni Kanunu (özellikle paragraf 278 "Verantwortlichkeit des Schuldners für Dritte") ile, tartışmalı hususlarda doktrin görüşleri ve Yargı kararları incelenecektir. Roma Hukuku ve buna bağlı olan kölelik gibi kavramlardan, geleceğe dair Yapay Zeka ve Robotlar'a kadar, geniş bir perspektifte inceleme yapılacaktır. Gerekli noktalarda, İsviçre ve Almanya başta olmak üzere Avusturya, İtalya, Fransa, Portekiz, Hollanda gibi çeşitli ülke kanunları karşılaştırılacak ve hatta Roma hukuku metinleri, maximleri, UNIDROIT/PICC-DCFR-PECL-CISG-CESL gibi uluslararası çalışmalara ve Mecelle gibi kaynaklara da atıflar yapılacaktır. Özellikle çok sayıda ve özgün örnek verilecektir.