Prof. Dr. Fatma Eti Aslan danışmanlığındaki tezler
11 tez · Acıbadem University, Bahçeşehir University
Ameliyathanede aktif ısıtmanın vücut sıcaklığı değişimine etkisi
Cerrahi hastaları; ameliyathane ortamı, cerrahi ve anestezinin etkileri nedeniyle hipotermi riski altında olduğu, bu hastalarda % 50-90 oranında hipotermi gelişebildiği bilinmektedir. Araştırma, ameliyat öncesi aktif ısıtmanın vücut sıcaklığı değişimine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. 18 yaş ve üzeri, genel anestezi uygulanan, ASA skoru I-III olan ve batın ile ilgili bir cerrahi işlem geçiren hastalarla randomize kontrollü olarak yapılan bu araştırmada deney grubuna 30, kontrol grubuna 40 hasta dahil edildi. Deney grubundakilere rutin protokolün dışında, indüksiyon öncesi 15 dk. aktif sııtma uygulandı ve vücut sıcaklıkları timpanik ateş ölçer ile izlendi. Hastaların bireysel ve hastalık özellikleri ve cerrahi süreç ile ilgili bilgiler kaydedildi. Aktif ön-ısıtma uygulanan grupta indüksiyon başlangıcındaki vücut sıcaklık ortalamasının anlamlı olarak yükseldiği, indüksiyondan sonra 75. dakikada 36 derecenin altına düşmeye başladığı, indüksiyondan sonra 3. saate kadar 35 derecenin üzerinde kaldığı belirlendi. Ameliyat sonunda deney ve kontrol grubunda vücut sıcaklığı ortalaması 35,17 ; 34,28, ısı kaybı -1,59 ; -2,04 ve aradaki farkın istatistiksel olarak anamlı olduğu bulundu. Derlenme ünitesinde kontrol grubundaki hastaların %86,7 sinin, deney grubundakilerin ise sadece % 40 ının vcut sıcaklığının 35 derecenin altında olduğu, 15 dakikadan itibaren 35 derecenin üzerine çıktığı belirlendi. Sonuç olarak aktif ısıtmanın etkili olduğu düşünülmekte olup, ameliyat öncesi aktif ısıtmaya uygulamada yer verilmesi önerilmektedir.
Türkiye'de ameliyathane hemşireliği alanında yapılan yüksek lisans tezlerinin içerik ve yöntem açısından değerlendirilmesi
Bu çalışma, Türkiye'de ameliyathane hemşireliği alanında yapılan yüksek lisans tezlerinin içerik ve yöntem açısından değerlendirilmesi amacıyla planlandı. Araştırma kapsamına YÖK ulusal tez merkezi veri tabanı kullanılarak 1997-2012 yılları arasında ameliyathane hemşireliği alanında yapılan 29 yüksek lisans tezi alındı. Tezler, anahtar kelimeler girilerek, "Ayrıntılı Tarama" sayfası ve "Gelişmiş Arama" seçeneği yardımıyla tarandı. Verilerin değerlendirilmesinde SPSS 17.0 kullanıldı. Verilerin sunumunda tanımlayıcı istatistik ve Ki-kare testi kullanıldı. Tezlerin büyük bir kısmının; 2010-2012 yılları arasında (%65,8), Marmara Üniversitesi'de (%38) ve Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği AD'da yapıldığı (% 65,5), danışman ünvanının profesör (%48,3) ve mesleğinin hemşire (%86,3), tezin uygulanma süresinin 1-9 ay olduğu (ort:3,78) belirlendi. İçerik ve yöntem açısından değerlendirilen tezlerin tamamının nicel araştırma (%100) ve tanımlayıcı tipte olduğu (%86,2), istatistik yöntemin parametrik olmayan testler olduğu (%48,3) ve anket formu kullanıldığı (%75,9) saptandı. Yaptığımız çalışmada; çalışmayı yürüten danışmanın ünvan durumu ile yapılan tezlerin araştırma tipi, veri toplama aracı, istatistiksel analiz yöntemi ve çalışmanın yapıldığı merkez sayısı arasındaki ilişki düzeyi incelendiğinde gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı farklılık saptanmadı (p>0,05). Araştırma, YÖK'ün ulusal tez merkezi veri tabanı kullanılarak elde edilmesinden dolayı tam metin ulaşılabilen tezlerle sınırlıdır. Çalışmanın doktora tezlerini de kapsayan daha büyük örneklem gruplarında yapılması önerilebilir. Anahtar Kelimeler: Cerrahi, cerrahi ve ameliyathane hemşiresi, cerrahi el yıkama, dezenfeksiyon, sterilizasyon.
Türkiye'de cerrahi hastalıkları hemşireliği anabilim dalında yapılan yüksek lisans ve doktora tezlerinin içerik ve yöntem açısından değerlendirilmesi
Hemşirelikte araştırma kullanımı karmaşık, zor ve çok çaba gerektiren bir süreç olmasına karşın, hem hemşireliğin profesyönelleşmesi için bir fırsat hemde toplumun sağlığının iyileştirilmesi için vazgeçilmezdir. Bu çalışma Türkiye'de Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalı'na ait yüksek lisans ve doktora tezlerinin içerik ve yöntem açısından incelenmesi amacıyla planlandı. Bu çalışmada tanımlayıcı araştırma modeli kullanılmıştır. Çalışmanın evrenini, Türkiye'de Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalın'da 1985-2012 yılları arasında yapılan tam metnine ve özetine ulaşılan yüksek lisans ve doktora tezleri oluşturdu. Örnekleme ise aynı tarihlerde yapılan, tam metin ulaşılabilen tezler dahil edildi. Çalışmada veriler Yükseköğrenim Kurumun (YÖK)'un ulusal tez merkezi (www.yok2.tez.gov.tr) veri tabanı kullanılarak elde edildi. Kodlama sürecinde tezler yapıldıkları üniversite, yıl, tez danışmanı ünvanı ve mesleği, araştırma süresi, araştırma tipi, modeli ve yöntemi, araştırma evreni, örneklem seçim ve yöntemi, veri toplama araçları ve verilerin istatiksel analiz yöntemleri ve bağımlı değişkenlere göre kategorize edildi. Çalışmada incelenen toplam 268 tezin; %81'ini (n=217) yüksek lisans tezleri, %19'unu (n=51) doktora tezleri oluşturmaktadır. Tezler, yıllara göre sınıflandırıldıklarında, tezlerin 179'unun (%66.8) 2007–2012 döneminde yapıldığı, tezlerde en fazla niceliksel araştırma modelinin (%94,8) kullanıldığı görülmektedir. Tezlerin yapıldığı enstitülere bakıldığında; doktora tezlerinin en fazla Ege Üniversitesinde yapıldığı %37 (n=19), yüksek lisans tezlerinin ise, en fazla Afyonkarahisar Kocatepe Üniversitesinde yapıldığı %30'u (n=65) yapıldığı görülmektedir. Türkiye'de yapılan lisansüstü tezlerin büyük çoğunluğunda niceliksel araştırma modelinin kullanıldığı, tezlerde en fazla hemşirelik öğretim üyelerinin danışmanlık vermesine rağmen en fazla tıp fakültesinden destek alındığı görülmektedir. Araştırma, YÖK'ün ulusal tez merkezi veri tabanı kullanılarak elde edilmesinden dolayı tam metin ulaşılabilen tezlerle sınırlıdır. Türkiye'de lisansüstü eğitim veren üniversitelerin ilgili enstitülerinden, Cerrahi Hastalıkları Hemşireliği Anabilim Dalında yapılan tüm tezler temin edilerek sınıflamaya tabii tutulabilir. Bu türdeki eğilim araştırmaları daha da zenginleştirilerek, kapsamı daha geniş olan meta analizlerine zemin hazırlanabilir.
Stomalı hastaların evde karşılaştıkları sorunların "yaşam modeli" doğrultusunda değerlendirilmesi
AMAÇ: Bu çalışma stomalı hastaların evde karşılaştıkları sorunların 'yaşam modeli' doğrultusunda değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı olarak yapıldı. MATERYAL-METOD: Araştırmanın örneklemini, T.C. Sağlık Bakanlığı İstanbul İli Anadolu Güney Kamu Hastaneler Birliğine bağlı bir Hastanenin, Genel Cerrahi Klinikleri ve Acil Servisinde stoma açılan 70 hasta oluşturdu. Araştırmanın verileri 1 Aralık 2013- 20 Temmuz 2014 tarihleri arasında tarihleri arasında yüz yüze görüşme yöntemi ile toplandı. Verilerin toplanmasında Demografik Özellikler Formu ve Günlük Yaşam Aktiviteleri formu kullanıldı. Tanımlayıcı istatistiksel yöntemlerin (Frekans, Yüzde, Ortalama, Standart sapma) yanı sıra kategorik verilerin karşılaştırılmasında PearsonKi-Kare testi ve FisherExact test kullanıldı. BULGULAR: Stomalı hastaların yaş ortalaması 57.1 ± 15,2 (21-87) olup, %50'sinin kadın, %77.1'inin evli ve %87.1'inin öğrenim durumunun ilköğretim olduğu belirlendi. Ayrıca hastaların %70'inin kolorektal kanser olduğu ve %75.7'sinin geçici stomaya sahip olduğu belirlendi. Hastaların stoma sebebiyle, %64'ünün beslenmesini düzenlediği ve %51'inin sıvı-yiyecek kısıtlamasında bulunduğu, %54'ünün kıyafet tarzını değiştirdiği, %62'sinin torbadan sızıntı, %63'ünün cilt problemi yaşadığı, %70'inin ruhsal çöküntü içine girdiği, %64'ünün ise uyku düzeninin bozulduğu belirlendi. Stomalı hastalar tarafından ifade edilen bir diğer durum ise bağımlılık sorunu oldu. SONUÇ VE ÖNERİLER: Araştırma kapsamındaki hastaların stoma nedeniyle birçok sorun ile baş başa kaldığı belirlendi. Elde edilen sonuçlara dayanarak, stomalı hasta ve yakınlarına stomaya uyum süreci ile ilgili eğitim desteği verilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Stoma, Günlük Yaşam Aktiviteleri, stoma sorunları, Yaşam Modeli.
Ameliyathane hemşirelerinin teknik olmayan becerileri kullanma durumlarının belirlenmesi
ÖZET GİRİŞ VE AMAÇ Bu araştırma, ameliyathane hemşirelerinin teknik olmayan becerileri kullanma durumlarını belirlemek amaçlı yapıldı. YÖNTEM Bu araştırma niteliksel araştırma yöntemlerinden yarı yapılandırılmış derinlemesine görüşme yöntemi ile yapıldı. Bu araştırmada veriler 19.03.2014-30.04.2014 tarihleri arasında toplandı. Araştırmanın evrenini bir üniversite hastanesinin ameliyathane ünitesinde çalışan 40 ameliyathane hemşiresi, örneklemini ise 18 ameliyathane hemşiresi oluşturdu. Verilerin toplanmasında demografik özellikler formu ve yarı yapılandırılmış görüşme formu kullanıldı. Toplam altı teknik olmayan beceri ile ilgili veriler 14 soruluk bir yarı yapılandırılmış görüşme formu ile elde edildi. Görüşmeler yapılmadan önce "bilgilendirme ve onam formu" katılımcılara okutuldu ve onay imzaları alındı. Her bir katılımcı ile görüşme öncesi günü için randevu alındı. Görüşmelerin her biri yaklaşık 30- 60 dakika sürdü. Yapılan görüşmeler ses kayıt cihazı ile kayıt edildi. Elde edilen verilerin araştırmacı tarafından okunarak, amaca uygun olarak, belirlenen temalar altında bir araya getirildi ve gruplandırılarak değerlendirildi. Analiz sürecinde tüme varımcı bir anlayış izlenerek, üzerinde durulan konu ile ilgili ifade edilen kavramların ve düşüncelerin temalar altında toplanması, görüşmelerden elde edilen verilerin tekrar tekrar okunması ile söz konusu olmuş, bu temalar araştırmanın alt amaçlarına göre kodlanıp gruplandırılmıştır BULGULAR Kullanılan teknik olmayan becerilerin durumsal farkındalık, liderlik, karar alma, ekip çalışması, iletişim, stres ve yorgunlukla baş etme becerileri olduğu sonucuna varıldı. Dışarıdan yapılan müdahalelerin dikkati dağıtan faktör olduğu görüldü. Karar alma becerisinin etkin kullanılamadığı görüldü. Ekip çalışması becerisinde çoğunlukla dayanışma, koordineli çalışma üzerinde durulduğu görüldü. Cerrahi ekibi tanımama faktörünün iletişimi engellediği görüldü. Stresle baş etmede kendini telkin etme gibi yöntemler kullanıldığı görüldü. Branşlaşma olmamasının becerileri olumsuz etkilediği sonucuna varıldı. SONUÇ VE ÖNERİLER Bu araştırmada elde edilen sonuçlara dayanarak ameliyathane hemşirelerinin teknik olmayan becerileri daha etkin kullanabilmeleri için sadece ameliyat sırasında değil tüm süreçte hastanın yanında olabilmesi, liderlik ve karar alma becerileri ile ilgili mesleğin daha görünür olması için yetkilerin yasal çerçevede belirtilmesi, stres ve yorgunlukla baş edebilme becerisini etkin kullanabilmek için yöneticiler tarafından desteklenmesi önerilmektedir. Anahtar kelimeler; ameliyathane hemşiresi, teknik olmayan beceri, cerrahi, hasta güvenliği, istenmeyen olay/durum.
Çocuklarda basınç yarası prevalansı ve risk faktörlerinin belirlenmesi
Amaç: Basınç yarası, yetişkinlerde olduğu gibi çocuklarda da önemli bir sağlık sorunudur. Ancak çocukların anatomik ve fizyolojik farklılıkları basınç yarası prevalansını etkileyebilir. Bu araştırmanın amacı, çocuklarda basınç yarası prevalansı ve risk faktörlerini belirlemektir. Yöntem: Kesitsel ve analitik tipteki araştırmanın örneklemini, Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesinde 21 Ocak 2015 tarihinde yatarak tedavi edilen 143 çocuk hasta oluşturdu. İlgili kurumdan etik kurul ve çalışma izni alındı. Veriler "Bireysel Özellikler Formu" ve "Çocuklar İçin Braden Q Basınç Yarası Risk Değerlendirme Ölçeği" kullanılarak gözlem ve yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Verilerin analizinde Frekans, Yüzde, Ortalama, Standart sapma, Kolmogorov - Smirnov dağılım testi Pearson Ki-Kare testi ve Fisher Exact test ve Spearman Korelasyon Analizi kullanıldı. Sonuçlar % 95 güven aralığında, p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi. Bulgular: Çalışmaya dahil edilen 143 hastanın 17 (% 12 )'sinde basınç yarası gelişti. Yaş (ay) ortalaması 66,2±61,6, Vücut Ağırlığı ortalaması 19,7±16,5 olup, Beden Kitle Endeksine göre çoğunluğu zayıf (12 çocuk,% 70,6) olan örneklemin % 64,7(11 çocuk)'si erkekti. Basınç yarası gelişen çocukların hemoglobin ortalaması 9,5±1,6 g/dl, albumin ortalaması ise 2,7±0,2 g/dl olarak belirlendi. Glasgow Koma Ölçeği Puanı 10,7 ± 4,6 ve "Braden Risk Puanı" ortalaması ise 15,3 ± 5,2 "orta derecede risk" olarak bulundu. Yüzde 58,8'i yoğun bakımda tedavi edilen çocukların çoğunluğunun (%52,9: 9 çocuk) nörolojik sorunu, %70,6 (12 çocuk) ise kronik sorunu vardı. Basınç yarası 1. Evrede olan hasta oranı %47,1 (8 çocuk) bulundu. Sonuç: Bu çalışmada basınç yarası prevalansı % 12 bulundu. Basınç yarası gelişen çocukların çoğunda BKI ve albumin düzeyinin düşük olması nörolojik ve kronik hastalıklarının bulunması basınç yarası için riskli olduklarını gösterdi. Ancak, basınç yarası gelişmiş çocukları temsil eden örneklemlerde çalışılmasına ve ileri araştırmalar yapılmasına gereksinim vardır. Bu araştırmadan elde edilen sonuçlar araştırmanın yapıldığı kurumda basınç yaralarını önlemeye ve tedavisine yönelik kanıt oluşturmak üzere değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Çocuklarda basınç yarası, riskler, prevalans,
Pansuman işlemi sırasında ebeveynin çocuğun yanında bulunma durumunun ağrı şiddetine etkisi
Amaç: Hoş olmayan bir duygu olan ağrıya hastalığın kendi, yanı sıra birçok bakım işlemi de neden olabilir. Pansuman bunlardan sadece birisi ve en fazla ağrıya neden olanıdır. Bu araştırma pansuman işlemi sırasında ebeveynin çocuğun yanında bulunma durumunun pansumanın neden olduğu ağrı şiddetine etkisini belirlemek amacıyla yapıldı. Yöntem: Tanımlayıcı karşılaştırmalı tipteki araştırmanın örneklemini, Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi ve Adana Numune Eğitim Ve Araştırma Hastanesi Çocuk Cerrahi Kliniğinde yatarak tedavi edilen 60 çocuk oluşturdu. İlgili kurumlardan etik kurul ve çalışma izni alındı. Veriler "Bireysel Özellikler Formu" ve YBATT (yüz ifadesi, bacaklar, aktivite, ağlama ve avutulabilme) ağrı değerlendirme ölçeği kullanılarak gözlem ve yüz yüze görüşme yöntemiyle toplandı. Verilerin analizinde; Pearson Ki-Kare testi, Fisher Exact test ve Mann Whitney U test kullanıldı. Sonuçlar % 95 güven aralığında, p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirildi. Bulgular: Pansuman sırasında ebeveynin çocuğun yanında bulunma durumunun ağrı şiddetine ve davranışsal ağrı belirtilerine etkisinin istatistiksel olarak anlamlı olmadığı belirlendi. Ayrıca çocukların cinsiyeti (X2=0,071; p=0,500>0.05) ve yaşının da (X2=6,133; p=0,105>0.05) ebeveyn bulunma ve bulunmama durumunda algılanan ağrı şiddetine etkili olmadığı belirlendi. Ebeveynlerin ağrılı işlem sırasında çocuklarını destekleme şekli incelemesinde ise 13 (%43,4)'ünün uzaktan izleme yaklaşımında bulundukları görüldü. Çocukların pansuman süresi ortalamalarının ebeveyn değişkenine göre anlamlı bir farklılık gösterdiği; yanında ebeveyni olan çocukların pansuman süresinin (7,5dk), yanında ebeveyni olmayan çocukların pansuman süresinden (6,3dk) yüksek olduğu belirlendi. Sonuç: Bu çalışmada Pansuman sırasında ebeveynin çocuğun yanında bulunmasının ağrı şiddetini etkilemediği, ebeveyn bulunmasının pansuman süresini uzattığı, ebeveynlerin işlem sırasında çocuğu destekleme şekli olarak uzaktan izleme yaklaşımında olduğu görüldü. Bu araştırmadan elde edilen veriler araştırmanın yapıldığı kurumlarda çocuklarda işlem sırasında ağrı değerlendirmesi ve tedavisine yönelik kanıt oluşturmak üzere değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: Pansuman İşlemi, Ağrı Şiddeti, Çocuk, Ebeveyn
Barf bulantı ölçeğinin geçerlilik ve güvenirlik çalışması
Amaç: Bulantı ve/veya kusma anestezi sonrası henüz bilinci yerine gelmemiş hastada trakeal aspirasyona, yara yerinin açılmasına veya enfeksiyonuna, özellikle çocuklarda tekrarlayıcı ve şiddetli ise dehidratasyon ve elektrolit bozukluklarına yol açabilir. Ayrıca ameliyat sonrası dönemde hoş olmayan bu durum hasta memnuniyeti, morbidite, hastane kalış süresi ve maliyet üzerinde olumsuz etkileri olan bir klinik sorundur. Bu klinik sorunun erken dönemde farkedilmesi ve önlenmesi oldukça önemlidir. Bu nedenle subjektif bir algı olan bulantının objektif bir yöntemle değerlendirmesi gerekir. Bu çalışmanın amacı çocuklarda "BARF Bulantı Ölçeği" nin geçerlilik ve güvenirliğini belirlemektir. Yöntem: Metodolojik tipteki çalışmanın örneklemini Çocuk Cerrahisi Kliniklerinde yatarak tedavi edilen, 7-18 yaş arası 82 çocuk oluşturdu. BARF Bulantı Ölçeği' nde bulantı yoktan, kusmaya kadar varan toplam altı madde ve her bir maddeyi tanımlayan altı yüz ifadesi bulunmaktadır. İngilizcede geliştirilen ölçek algıya dayalı değerlendirmeyi içerdiği için Türkçe' ye çeviri ve geri-çeviri işlemi yapılmadı. Kapsam geçerliği için uzman görüşü alındı. Çalışmada elde edilen bulgular değerlendirilirken tanımlayıcı istatistiksel yöntemler, Kolmogorov - Smirnov dağılım testi, Mann Whitney U, Kruskal Wallis testi ve Pearson Korelasyon Analizi kullanıldı. Ölçek seçeneklerinin teorik olarak ölçmek istenen eğilimi ölçme uygunluğu Cochran' s Q testi ile yapıldı. Bulgular: Yaşları 7-18 arası olan 82 çocuk hastanın % 61' i erkekti. Çocukların % 50' sinin sindirim sistemi sorunu nedeniyle ameliyat olduğu, % 81,1' ine premedikasyon uygulanmadığı, % 91,5' ine antiemetik kullanılmadığı, % 41,5' inin de ameliyattan 5-6 saat sonra beslenmeye başlandığı belirlendi. Kapsam geçerliği için görüşüne başvurulan tüm uzmanların görüşünün tutarlı olduğu ve daha önce Türk insanı için uygun bulunan GKÖ ile BARF' ın istatistiksel olarak eşit kabul edilebileceği (Cochran' s Q = 9; p=0,437) anlaşıldı. Sonuç: Paralel test olarak GKÖ ve BARF ölçeği karşılaştırmasında BARF' ın bulantı ve kusmayı değerlendirmede güvenli olduğu belirlendi. Bu sonuçlara dayanarak BARF Bulantı Ölçeği seçeneklerinin teorik olarak ölçmek istenen eğilimi (bulantı- kusma) ölçmede geçerli ve güvenilir bir araç olduğu söylenebilir. BARF ölçeğinin yedi yaş üstü çocukların ameliyat sonrası bulantılarını ölçmede kullanılması önerilir. Anahtar Kelimeler: Çocuk, BARF Ölçeği, Görsel Kıyaslama Ölçeği, Bulantı, Kusma.
İleostomili hastaların yaşam deneyimleri, duygu ve algıları: nitel bir çalışma
Amaç: Stoma uygulamaları yaşam biçiminde köklü değişiklik yapar. Bu araştırma bir stoma türü olan ileostomide hastaların yaşam deneyimlerini, duygularını ve algılarını belirlemek amacıyla yapıldı. Yöntem: Niteliksel tipteki bu araştırma, 15 Mart- 15 Haziran 2015 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Stomaterapi Ünitesine başvuran kalıcı ileostomisi olan 14 hasta ile yapıldı. Bireysel özelliklere ilişkin veriler veri toplama formuna kayıt edildi. Derinlemesine görüşme yöntemi ile yapılan çalışmada ileostomili hastaların yaşam deneyimi, duyguları ve algılarına yönelik soru/temalara verilen yanıtlar teyp kaydına alındı. Veriler temel içerikleri çözümlenerek analiz edildi. Bulgular: Araştırma kapsamına alınan hastaların yaş ortalaması 52±12 (23-73), %57.1'i erkek, %71.4'ü evli, %57.1'si ilkokul mezunu, %42.8 ev hanımı idi. İleostomili hastaların sızıntı problemi yaşadığı, sızıntı olur endişesinin uyku düzenini ve kıyafet seçimini etkilediği, sosyal yaşamda kısıtlılıklar yaşadıkları belirlendi. Duygu durumları ve algılarının ilk zamanlar olumsuz olduğu belirlendi. Bununla birlikte, ileostomili olmayı yaşamın sürdürülmesi için zorunluluk olarak algılayanların yanı sıra olumlu algılayanlarda vardı. Ayrıca stomalı hastalarla bilgi paylaşmanın, sosyal ve profesyonel destek almanın duyguları olumlu etkilediği bulundu. Sonuç: Bu çalışmada ileostomili hastaların en fazla sızıntıdan rahatsız oldukları bu nedenle uyuyamadıkları, kıyafet seçiminde güçlük yaşadıkları anlaşıldı. Ayrıca bu yaşam biçimine alışmada zamana gereksinimleri olduğu görüldü. Bu sonuçlara dayanarak sızıntıya neden olmayacak, uygun ileostomi malzemesinin belirlenmesi ve kıyafet seçimi konusunda rehberlik yapılması önerilmektedir. Ancak, ileostomili hastaları temsil eden daha farklı örneklemlerde çalışılmasına ve ileri araştırmalar yapılmasına gereksinim vardır. Bu araştırmadan elde edilen sonuçlar araştırmanın yapıldığı kurumda ileostomili hastaların bakımına yönelik kanıt oluşturmak üzere değerlendirilecektir. Anahtar Kelimeler: İleostomi, yaşam deneyimi, duygu durumu, algı, niteliksel araştırma
Ameliyathanede güvenli teknoloji kullanım ölçeği'nin geliştirilmesi ve etkinliğinin değerlendirilmesi
Bu çalışma, Ameliyathanede Güvenli Teknoloji Kullanım Ölçeği'nin geliştirilmesi ve etkinliğinin değerlendirilmesi amacıyla yapıldı. Bu çalışmada karma yöntem kullanldı. Bu bağlamda nitel bölümde 25 sağlık çalışanı yer aldı. Veri analizinde MAXQDA 2022 programı kullanıldı. Sağlık çalışanlarına göre güvenli teknoloji zarar vermeme olarak tanımlanırken, ameliyathanede teknoloji kaynaklı hasta ve çalışan güvenliğini olumsuz etkileyen durumların başında "kontrollerin yapılmamasına bağlı olarak yaşanan kablo ve bağlantı sorunları, cihaz işlev sorunları" geldiği belirlendi. Katılımcılar ameliyathanede güvenli teknoloji kullanımında "rutin kontrol yapılması için listelerin kullanılması ve cihaz bakım ve kalibrasyonlarının yapılması" önerilerinde bulundular. Nicel bölüm de metadolojik olarak yürütüldü. Birinci aşamada taslak ölçek hazırlandı. İkinci aşamada kapsam, içerik ve dil uygunluğu değerlendirildi. Uzmanlardan gelen görüşler doğrultusunda genel uygulamalar (13 madde), cerrahi ekip (18 madde), anestezi ekibi (22 madde) olmak üzere üç farklı ölçek bölümünden oluşan 53 maddeli Ameliyathanede Güvenli Teknoloji Kullanım Ölçeği' ne son hali verildi. Üçüncü aşamada 54 sağlık çalışanı ile ön uygulama yapıldı. Dördüncü aşamada ise her bir ölçek bölümünün etkinliği ayrı değerlendirildi, geçerlik ve güvenirlik çalışması yapıldı. Açıklayıcı ve doğrulayıcı faktör analizleri sonunda üç ayrı ölçek bölümü ve 45 maddeden oluşan Ameliyathanede Güvenli Teknoloji Kullanım Ölçeği elde edildi. Ölçeğin genel uygulamalar, cerrahi ekip ve anestezi ekibi ölçek bölümlerine ait Cronbach alfa değerleri sırası ile 0,928, 0,906 ve 0,946 olarak hesaplandı. Yapılan analizler sonucunda Ameliyathanede Güvenli Teknoloji Kullanım Ölçeği ameliyathanede güvenli teknoloji kullanımını değerlendirmede kullanılabilecek geçerli ve güvenilir bir ölçüm aracı olduğu belirlendi. Anahtar Kelimeler: Ameliyathane, Güvenli Teknoloji, Ölçek Geliştirme
Kardiyovasküler cerrahi hastalarında hızlandırılmış iyileşme protokollerinin hasta sonuçlarına etkisi: Bir sistematik derleme ve metaanaliz
Bu çalışmada, kardiyovasküler cerrahide hızlandırılmış iyileşme protokollerinin hasta sonuçlarına etkisini araştıran çalışmaların sistematik derleme ve meta analiz yöntemi ile incelenmesi amaçladı. Google Scholar, Cochrane Library, Pubmed, Medline, Web of Science, Embase, Ebsco, Scopus ve Science Direct veri tabanlarından ''kardiyovasküler cerrahi'',''ERAS'',''hasta sonuçları'' ve bunlarla ilişkili terimler kullanılarak Ocak 2019- 15 Haziran 2022 tarihleri arasında Türkçe ve İngilizce dilinde yayınlanmış tüm çalışmalar tarandı. Tarama sonucunda 18 araştırma analize dahil edildi. Dahil edilen makaleler, iki bağımsız değerlendirici tarafından incelenmiş olup, çalışmaların metodolojik kalitesi "JBI-Meta analysis of statistics assessment and review instrument-MAStARI'' araçları ile değerlendirildi. Verilerin analizinde Comprehensive Meta Analysis 3 programı kullanıldı. Bulguların Heterojenliği I2 istatistiği ile yayın yanlılığı huni grafiği ve etki büyüklüğü ise Cohen'e göre hesaplandı. Bulguların meta analiz sonuçları değerlendirildiğinde, kardiyovasküler cerrahi hastalarında uygulanan ERAS protokollerinin; genel hasta sonuçları, ağrı, hastanede kalış süresi, yoğun bakımda kalış süresi, deliryum gelişimi, ekstübasyon süresi, mobilizasyon, opioid kullanımı, enfeksiyon gelişimi üzerine etkili olduğu fakat böbrek yetmezliği, aritmi gelişimi, inme, tekrar operasyona alınma üzerine etkili olmadığı sonucuna varıldı. Bu sonucun literatürde yer alan araştırmaların kısıtlı olmasına bağlı kaynaklandığı düşünülmektedir. Buna istinaden ERAS protokollerini içeren daha çok araştırmaların yapılması önerilmektedir.