Theses supervised by Prof. Dr. Hasan Basri İla
12 theses · Çukurova University
Flurbiprofen'in in vivo genotoksik etkileri
Bu çalışma, steroid olmayan antienflamatuvar ilaçlar sınıfı bazı ağrı kesicilerde etken madde olarak kullanılan flurbiprofenin sıçan kemik iliği hücrelerinde in vivo genotoksik etkilerini saptamak amacıyla yapılmıştır. Flurbirofenin genotoksik etkilerini belirlemek için kromozom aberasyonu testi ve RAPD-PCR testi gerçekleştirilmiştir. Ayrıca total oksidan ve total antioksidan seviyeleri spektrofotometrik yöntemle saptanmıştır. Bu çalışmada albino sıçanlar, 29.25, 58.50 ve 117 mg/kg vücut ağırlığı konsantrasyonlarında flurbiprofen ile 12 veya 24 saatlik periyotlar süresince muamele edilmiştir. Uygulanan hiçbir konsantrasyonda ve sürede anormal hücre yüzdesi ve kromozom aberasyonu uyarılmamıştır. Fakat mitotik indeks hem 12 hem de 24 saatlik uygulama periyotlarında önemli oranda azalmıştır. Bu azalma 12 saatlik muamelede konsantrasyona bağlı tarzda gerçekleşmiştir. Ayrıca yine 12 saatlik muamele periyodunda en yüksek konsantrasyondaki mitotik indeks düşüşü pozitif kontrolden daha fazla olmuştur. Flurbiprofen muameleli sıçanların kemik iliğinden elde edilen genomik DNA'larda 7 primer ile RAPD-PCR işlemi yapılmıştır. Ardından RAPD-PCR ile elde edilen agaroz jel elektroforez desenleri değerlendirilmiş ve değişkenler arasında anlamlı bir farklılığa rastlanmamıştır. Bu sonuçla paralel olarak test maddesinin genomik kalıp stabilite değerleri üzerine önemli bir etkisi olmamıştır. Flurbiprofenin 58.50 ve 117 mg/kg'lık konsantrasyonları 12 saatlik muamele periyodunda antioksidan değerleri azaltma yoluyla oksidatif stresi artırıcı yönde bir etki göstermiştir. Sonuç olarak bu çalışmada test edilen flurbiprofenin sıçan kemik iliği hücrelerinde mitotik indeksi anlamlı olarak azalttığı ortaya çıkmış olup bu sitotoksisitenin olasılıkla oksidatif stresle bağlantılı olabileceği görüşündeyim. Anahtar Kelimeler: Flurbiprofen, Sıçan Kemik İliği, Genotoksisite, RAPD-PCR, Sitotoksisite
1,8-cineole (Eucalyptol) bileşiğinin in vitro genotoksik etkileri
Bu çalışmanın amacı, Eucalyptus globulus (ökaliptus) bitkisi uçucu yağının ana bileşeni olan 1,8-Cineole (1,8-sineol, eucalyptol)'ün insan periferal lenfositlerinde in vitro genotoksik ve sitotoksik etkilerini araştırmaktır. Çalışmada 1,8-sineolün 0.07, 0.14, 0.21 ve 0.28 μg/mL'lik konsantrasyonları 24 ve 48 saatlik muamele sürelerinde denenmiştir. 1,8-sineolün genotoksik etkisi, kardeş kromatid değişimi (KKD), kromozom anormalliği (KA) ve mikronükleus (MN) testleriyle, sitotoksik etkisi de replikasyon indeksi (RI), mitotik indeks (MI) ve nükleer bölünme indeksinin (NBI) saptanmasıyla belirlenmiştir. Ayrıca total oksidan ve total antioksidan seviyeleri spektrofotometrik yöntemle saptanmıştır. Çalışmamızda 1,8-sineol, sağlıklı insan periferal kan lenfositlerinde bütün konsantrasyon ve sürelerde KKD'yi önemli düzeyde etkilememiştir. 1,8-sineol kromozom aberasyonunu bir miktar arttırmış fakat bu artış istatiksel olarak önemli bulunmamıştır. Benzer şekilde test maddesi MN oluşumunu da indüklememiştir. 1,8-sineol her iki muamele süresinde (24 ve 48 saat) sadece en yüksek konsantrasyonda (0.28 µL/mL) proliferasyon indeksini kontrol ve çözücü kontrole göre önemli seviyede düşürmüştür. 1,8-cineole'ün 0.21 µL/mL konsantrasyonu 48 saatlik muamelede mitotik indeksi çözücü kontrole göre önemli düzeyde azaltmışken, 0.28 µL/mL konsantrasyonu hem kontrol hem de çözücü kontrole göre önemli düzeyde düşürmüştür. Nükleer bölünme indeksleri (NBI) incelendiğinde 24 saatlik muamelede sadece en yüksek iki konsantrasyondaki (0,21 ve 0,28 µL/mL) NBI düşüşü kontrollere göre önemli bulunmuştur. Deneyin 48 saatlik muamelesinde en düşük konsantrasyon hariç tüm konsantrasyonlarda NBI kontrole göre azalmıştır. Test maddesi toplam oksidan ve toplam antioksidan seviyesine (24 saatlik en yüksek konsantrasyon hariç) etki etmemiştir. Sonuç olarak oksidatif stres indeksinde anlamlı bir değişiklik saptanmamıştır.
Delphinidin chloride bileşiğinin in vitro genotoksik ve antigenotoksik etkileri
Bu çalışmanın amacı, birçok bitkideki antosiyanidin bileşeni olan delphinidin chloride'in insan periferal lenfositlerinde in vitro genotoksik/antigenotoksik ve sitotoksik etkilerini araştırmaktır. Çalışmada delphinidin chloride'in 25, 50, 75 ve 100 μM'lık konsantrasyonları 24 ve 48 saatlik muamele sürelerinde denenmiştir. Ayrıca test maddesine ilaveten bilinen bir klastojenik ajan (MMC) kullanılarak olası antigenotoksik potansiyel saptanmaya çalışılmıştır. Delphinidin chloride'in genotoksik/antigenotoksik etkisi, kromozom anormalliği (KA) ve mikronükleus (MN) testleriyle, sitotoksik etkisi de mitotik indeks (MI) ve nükleer bölünme indeksinin (NBI) saptanmasıyla belirlenmiştir. Ayrıca total oksidan ve total antioksidan seviyeleri spektrofotometrik yöntemle saptanmıştır. Çalışmamızda tek başına delphinidin chloride, sağlıklı insan periferal lenfositlerinde hiç bir konsantrasyon ve sürede kromozom aberasyonu ve MN oluşumunu önemli düzeyde etkilememiştir. Öte yandan delphinidin chloride MMC'nin neden olduğu KA bulgularını 24 saatlik muamelede önemli şekilde baskılamıştır. Test maddesi mitotik indeks ve nükleus bölünme indekslerini bütün konsantrasyon ve sürelerde (24 ve 48 saat) hiçbir şekilde etkilemediği ortaya çıkmıştır. Delphinidin chloride bütün konsantrasyon ve sürelerde (24 ve 48 saat) toplam oksidan seviyesini (TOS) sadece en yüksek konsantrasyonda artırmış. Toplam antioksidan seviyesini (TAS) ise bütün konsantrasyon ve sürelerde (24 ve 48 saat) en düşük konsantrasyon hariç bütün varyantlarda önemli düzeyde yükseltmiştir. Sonuç olarak test maddesi özellikle 24 saatlik uygulamalarda oksidatif stresi anlamlı şekilde azaltmıştır.
Hypericum perforatum (sarı kantaron) bitkisi toprak üstü özütünün genotoksik/antigenotoksik potansiyelinin sıçanlarda in vivo yöntemlerle araştırılması
Bu çalışma, geçmişten günümüze daha çok ilaç olarak etnobotoniksel kullanıma sahip olan sarı kantaron (Hypericum perforatum) toprak üstü kısımlarından elde edilen metanolik özütün sağlıklı sıçanlarda in vivo koşullarda gösterdiği genotoksik/antigenotoksik, sitotoksik, immünohistokimyasal ve biyokimyasal özelliklerinin ortaya çıkarılması amacıyla planlanmıştır. Hypericum perforatum bitkisinin çiçek, yaprak ve gövdesinin methanol ekstraktı 20, 100, 500 mg/kg olarak 30 gün boyunca tek başına ve karsinojenik etkileri bilinen N-nitrosodiethylamine (Diethylnitrosamine=DEN), triclosan ile birlikte sıçanlara verilmiş olup sarı kantaron bitkisinin genotoksisiteye etkisi sıçan kemik iliğinden kromozom aberasyonu yöntemiyle belirlenmiştir. İmmünohistokimyasal analizler için tümör incelemesi yapılmıştır. Ayrıca muamele edilmiş sıçanlardan alınan kandaki total oksidan ve antioksidan seviyeleri spektrofotometrik yöntemle saptanmıştır. Çalışmada elde edilen sonuçlar dikkate alındığında test maddesi sarı kantaronun genotoksik etki göstermediği saptanmıştır. Hypericum perforatum anormal hücre yüzdesi ve hücre başına düşen kromozom aberasyonunu artırmamıştır. Farklı konsantrasyonlardaki kantaron özütüne ilaveten DEN ve triklosan verilen gruplarda belirlenen anomali hücre oranında, muamelesiz kontrole göre yükselme eğilimi göstermekle beraber saptanan bütün anormallikler pozitif kontrole göre önemli düzeyde düşük bulunmuştur. Bu muamele grubunda AH oranının doz artışıyla ters orantılı olduğu belirlenmiş olup en düşük anormallik oranının en yüksek konsantrasyonun (500 mg/kg) uygulandığı grupta olduğu ortaya çıkmıştır.
Hiperfosfatemi hastaları tarafından kullanılan fosfat bağlayıcıları kalsiyum karbonat ve sevelamer hidroklorür ajanlarının insan periferal lenfositlerinde karşılaştırmalı in vitro sitogenetik analizi
Bu çalışma, hiperfosfatemili hastaların tedavisinde sıklıkla reçete edilen ve fosfat bağlayıcı grubunda yer alan sevelamer hidroklorür ve kalsiyum karbonat ajanlarının genotoksik ve/veya sitotoksik potansiyelini karşılaştırmalı olarak ortaya çıkarmak amacıyla yürütülmüştür. Çalışmalar in vitro koşullarda insan periferal lenfositlerle mikronukleus (MN) ve tek hücre jel elektroforez (Komet) testleri yapılmıştır. Ayrıca nokta mutasyonu ve çerçeve kayması mutasyonlarını uyarıp uyarmadığını belirlemek amacıyla Salmonella typhimurium'un mutant suşlarıyla (TA98 ve TA100) geri mutasyon testi (Ames testi) gerçekleştirilmiştir. İnsan periferal lenfositleri 20 ve 44 saat, komet testinde ise 1 saat boyunca 1/2, 1, ve 2 mg/mL konsantrasyonlardaki sevelamer hidroklorür ve kalsiyum karbonat ile muamele edilmiştir. Ames/Salmonella bakteriyel ters mutasyon testinde ise sevelamer hidroklorür ve kalsiyum karbonatın, 2 mg/mL, 1 mg/mL, 0,5 mg/mL, 0,25 mg/mL, 0,125 mg/mL konsantrasyonları kullanılmıştır. Bu çalışmadaki test maddeleri sevelamer hidroklorür ve kalsiyum karbonatın mikronukleus oluşumu hafif artış yönünde uyardığı ancak bu artışın kontrole göre anlamlı olmadığı saptanmıştır. Komet testinin bulgularına göre kullanılan test maddeleri bir istisna (2 mg/mL, sevelamer hidroklorür, 48 saat) hariç önemli DNA hasarlarına neden olmamıştır. Ames testinde ise mutajenik olmadığı ancak zayıf bir sitotoksik etkiye sahip olduğu bulunmuştur. Her iki test maddesi, özellikle de sevelamer hidroklorür, NBI'yi kontrole göre anlamlı şekilde azaltmıştır. Yani sevelamer hidroklorürün zayıf bir sitotoksisitesinden söz edilebilir. Ayrıca iki test maddesi birbirlerine karşılaştırıldığında sevelamer hidroklorürün genotoksisite ve sitotoksisite açısından kalsiyum karbonattan daha reaktif olduğu gözlenmiştir. Anahtar Kelimeler: Sevelamer hidroklorür, Kalsiyum Karbonat, Mikronukleus, Tek Hücre Jel Elektroforezi, AMES/Salmonella Bakteriyel geri mutasyon testi.
Alüminyum, bakır ve titanyum nanopartiküllerinin sıçan (Rattus norvegicus var. Albinos) antioksidan, ozmoregülasyon ve sinir sistemleri üzerine etkilerinin incelenmesi
Bu çalışmada, metal-oksit (Al2O3, CuO, TiO2) nanopartiküllerinin (NP) memelilerde yapmış olduğu etkiler araştırılmıştır. Bunun için yetişkin dişi sıçanlara (Rattus norvegicus var. albinos) Al2O3, CuO, TiO2 NP'leri 14 gün süresince oral olarak farklı dozlarda (0, 0.5, 5, 50 mg/kg/gün) verilmiştir. NP'lerin antioksidan sistemi (karaciğerde), sinir sistemi (beyinde) ve ozmoregülasyon sistemi (ince bağırsak ve böbrekte) üzerine olan etkileri organlara özgün biyobelirteçler kullanılarak incelenmiştir. Veriler NP'lerin sıçan antioksidan sistem parametreleri üzerinde oldukça etkili olduklarını göstermiştir. Sıçan karaciğerinde CAT, SOD, GPx, GR ve GST aktiviteleri en az bir NP tarafından değiştirilirken, benzer şekilde enzimatik olmayan glutatyon (toplam, redükte, okside GSH) düzeyleri de özellikle Ti NP tarafından artırılmıştır. Ancak oksidatif stres göstergesi olan GSH/GSSG oranı sadece Al ve Cu NP'ler tarafından artırılmıştır. Karaciğer TBARS düzeyi Cu NP tarafından artırılırken, Ti NP tarafından azaltılmıştır. ATPaz aktivitelerinde en fazla değişim toplam ve Na,K-ATPaz aktivitelerinde olup, bunu Mg-ATPaz izlemiştir. Beyin ATPaz'larının en hassas enzimler olduğu görülmüştür. Bütün NP'ler beyin AChE aktivitesinde azalmalara neden olmuştur. Geçirimli Elektron Mikroskobu (TEM) ile NP'lerin bütün dokularda biriktiği gösterilmiştir.
Yeni sentezlenmiş iki farklı benzoik asit türevi (4-(3-asetil-2-metil-4-fenil-1H-pirol-1-il) benzoik asit ve 4-(3-sinamoil-2-metil-4-fenil-1H-pirol-1-il) benzoik asit) molekülün insan periferal lenfositlerinde ın vıtro sitogenetik analizi
Bu çalışma, benzerleri birçok endüstriyel alanda çeşitli amaçlarla kullanılan yeni sentezlenmiş ilki pirol türevi ikincisi pirol-kalkon hibrid türevi (4-(3-asetil-2-metil-4-fenil-1H-pirol-1-il) Benzoik Asit (D085) ve 4-(3-sinamoil-2-metil-4-fenil-1H-pirol-1-il) Benzoik Asit (D085-K)) moleküllerin sitotoksik ve genotoksik kimliğini ortaya çıkarmak amacıyla planlanmıştır. Çalışmalar in vitro koşullarda insan periferal lenfositlerinde kromozom aberasyonu (KA) ve mikronukleus (MN) testleriyle gerçekleştirilmiştir. Ayrıca Salmonella typhimurium'un mutant suşları olan TA98 ve TA100 suşları Ames testi için uygulanmıştır. İnsan periferal lenfositlerde KA ve MN için 24 ve 48 saat boyunca D085 ile 7.81, 15.62, 31.25 μg/mL, D085-K ile de 7.5, 15, 30 μg/mL konsantrasyonlarda muamele edilmiştir. Ames testinde ise D085 için 3.9, 7.81, 15.62, 31.25, 62.5 µg/petri, D085-K için 3.25, 7.5, 15, 30, 60 µg/petri konsantrasyonları kullanılmıştır. Çalışmada, D085 genotoksisiteyi D085-K'dan daha fazla uyarmaktadır. Her iki bileşik ile yapılan 24 saatlik muamelenin 48 saatlik muameleden genotoksisite ve sitotoksisite açısından daha etkili olduğu anlaşılmıştır. MN sayısının, KA bulgusuyla tutarlı çıkması test maddelerinin klastojenik potansiyeli hakkında da fikir vermektedir. Kısmende olsa D085 baz değişimi mutasyonunu, D085-K ise çerçeve kayması mutasyonunu uyarmıştır. Sitotoksisitenin göstergesi olarak MI ve NBI verilerine göre genel anlamda yüksek konsantrasyonlar sitotoksik etkili bulunmuştur.
Commiphora myrrha uçucu yağının in vitro sitogenotoksik ve mutajenik etkileri
Bu çalışma, Commiphora myrrha esansiyel yağın sitogenotoksik ve mutajenik etkileri ortaya koymak amacıyla planlanmıştır. Çalışmalar in vitro koşullarda insan periferal lenfositlerinde mikronukleus (MN) ve komet (kuyruklu yıldız) testleriyle gerçekleştirilmiştir. Ayrıca DNA koruyucu aktivite testi için ticari PBR322 plazmidi kullanılmıştır. Ames testi için Salmonella typhimurium'un mutant suşları olan TA98 ve TA100 suşları kullanılarak gerçekleştirilmiştir. Yapılan testlerin tamamında test maddesi ile akut muamele yöntemi benimsenmiştir. İnsan periferal lenfositlerde MN için 24 ve 48 saat, komet için 1 saat ve DNA koruyucu aktivite 100 dk boyunca Commiphora myrrha uçucu yağın ile 0.03125, 0.0625 ve 0.125 μL/mL konsantrasyonlarda muamele edilmiştir. Ames testinde ise Commiphora myrrha uçucu yağın 0.0625, 0.125, 0.25, 0.50 ve 1 µL/petri konsantrasyonları kullanılmıştır. Çalışmada Commiphora myrrha esansiyel yağın 24 saat süresinde MN 0.0625 ve 0.125 µL/mL konsantrasyonlarda muamelesiz kontrole göre önemli düzeyde artmıştır. 48 saatlik muamele süresinde ise sadece en yüksek konsantrasyonda (0.125 µL/mL) anlamlı çıkmıştır. NBI ise sadece en yüksek konsantrasyonda (0.125 µL/mL) hem 24 hem de 48 saatlik muamele süresinde tüm kontrollere göre önemli bulunmuştur. Komet testinde sağlıklı lenfositlere yapılan mür yağı muamelesi sonucunda hasarlı hücre yüzdesi ve genetik hasar indeksi değerlerinde bir miktar artış gözlenmiştir ancak sadece en yüksek konsantrasyonda saptanan artışın muamelesiz kontrole göre önemli olduğu ortaya çıkmıştır. Test maddesinin tek başına Plazmid DNA'sına zarar vermediği, fakat pozitif kontrol olarak kullanılmış H2O2 ve UV'nın tek veya kombine etkisine karşı düşük şekilde DNA'ya koruduğu gözlenmiştir. Son olarak oksidatif stres parametrelerinde kontrollere göre önemli bir farklılık saptanmamıştır.
Euphorbia sp. toprak üstü kısımlarından elde edilen özütün insan periferal lenfositlerinde in vitro sitogenetik etkileri
Bu çalışma, otsu yapıdaki Euphorbia grisophylla (Sütleğen) bitkisinin toprak üstü kısımlarından elde edilen su özütünün sitogenotoksik etkilerini ortaya çıkarmak amacıyla yapılmıştır. Deneysel çalışmaların tamamı in vitro koşullarda test maddesinin subtoksik dozlarıylakısa süreli muamele yöntemi esas alınarakgerçekleştirilmiştir. Mikronukleus (MN) ve komet (kuyruklu yıldız) testleri insan periferal lenfositlerinde, Ames reversiyon testi ise S. typhimurium'un oksotrofik mutant suşlarıyla (TA98 ve TA100) yapılmıştır. İnsan periferal lenfosit kültürleri MN testi için bitki özütünün 0.625, 1.25 veya 2.5 mg/mL konsantrasyonlarına 24 veya 48 saat, komet testi için lenfositler aynı dozlara 1 saat boyunca maruz bırakılmıştır. Ames testinde mutant suş kültürleri test maddesinin 0.315, 0.625, 1.25, 2.5 ve 5 mg/petri konsantrasyonlarına 72 saat maruz bırakılmıştır. Ayrıca test maddesine 24/48 saat maruz kalmış lenfosit kültürlerinden alınan süpernatant sıvısında kolorimetrik yöntemlerle oksidatif stres parametreleri belirlenmiştir. Çalışmada özütünen yüksek konsantrasyonu (2.5 mg/mL) 24 saatlik muamelede MN oranlarını muamelesiz kontrole göre önemli düzeyde arttırmış, 48 saatlik muamelede ise 1.25 ve 2.5 mg/mL konsantrasyonlardabu artış anlamlı çıkmıştır. MN içeren binükleer hücre oranları MN oranlarına benzerdir. Nükleus bölünme indeksi (NBI) değerlendirildiğinde 24 saatlik muamelede bütün konsantrasyonlarda istatiksel önem saptanmışken 48 saatlik muamelede en düşük konsantrasyon hariç önemli sitotoksisite saptanmıştır. Komet testinde test maddesi muamelesi sonucunda hasarlı hücre oranı(HHO) ve genetik hasar indeksi (GHI) değerlerinde bir miktar artış gözlenmekle beraber sadece 1.25 mg/mL ve2.5 mg/mL konsantrasyonlarında saptanan artışlar kontrole göre önemlidir. En yüksek konsantrasyonda saptanan GHI pozitif kontrolden bile anlamlı seviyede yüksek bulunmuştur. Ames testinde sonuçları ve oksidatif stres parametrelerinde kontrollere göre istatiksel olarak anlamlı bir farklılık görülmemiştir. Anahtar Kelimeler: E. grisophylla (Sütleğen), Mikronukleus (MN) testi, Ames/Salmonellatesti, Komet testi
Hydroxychloroquine sulfate bileşiğinin in vitro sitogenotoksik etkileri
Bu çalışma hem antimalaryal, hem de immünmodülatör etkiye sahip 4-amino kinolin grubu Hydroxychloroquine Sulfate (HCQ) bileşiğinin sitogenotoksik etkilerini araştırmak amacıyla yapılmıştır. Çalışmalar sağlıklı insan lenfositleri ve bakteri suşlarıyla in vitro koşullarda gerçekleştirilmiştir. Ames reversiyon testi için, Salmonella typhimurium mutant oksotrofik TA98 ve TA100 suşları HCQ'nun 5, 10, 20, 40 ve 80 µg/petri konsantrasyonlarına 72 saat süreyle maruz bırakılmıştır. Burada HCQ, TA98 suşunda mutajenik etki göstermemiş, TA100 suşunda ise koloni sayısında azalmaya neden olmuştur. Lenfositlerde yapılan komet testi verilerine göre test maddesi, Genetik Hasar Indeksi (GHI) ve Hasarlı Hücre Oranı (HHO) üzerine anlamlı bir etkiye sahip değildir. DNA hasarlayıcı-koruyucu aktivite testi bulgularına göre 20 ve 40 μg/mL dozlarda HCQ, pBR322 plazmid DNA üzerinde tek başına önemli bir hasarlayıcı etki göstermemiş, aksine UV+ H2O2 etkisine karşı olası bir koruyucu (antiradikal) potansiyelle ilgili işaretler sergilemiştir. Mikronukleus (MN) testinde HCQ bütün konsantrasyonlarda (10, 20 veya 40 µg/mL) lenfositlerde herhangi bir genotoksisite göstermemişken, özellikle yüksek dozlarda anlamlı sitotoksik etki göstermiştir. MN deneyinde ilk santrifüjden sonra alınan hücre kültürü süpernatantında spektrofotometrik olarak 590 nm dalga boyunda ölçülen Total Oksidan Kapasite (TOK) ve Total Antioksidan Yanıtı (TAY) (660 nm) üzerinden hesaplanan Oksidatif Stres Indeksinin (OSI) özellikle yüksek HCQ konsantrasyonlarında anlamlı olarak azaldığı saptanmıştır. In silico moleküler kenetlenme simülasyon verilerine göre HCQ ile DNA polimeraz delta, güçlü olmayan bir serbest bağlanma (Gibbs enerjisi = -5.6 kcal/mol) enerjisiyle etkileşime girmektedir. Genel bir sonuç olarak bu çalışmada HCQ belirgin bir genotoksik etki göstermemiştir ancak sitotoksik etkisi dikkat çekicidir. Bu bulgu, farklı hastalıkların tedavisinde paradigma değişimi vadetmektedir.
Triammonium citrate E380 bileşiğinin in vitro insan periferal lenfositleri üzerine genotoksik ve sitotoksik etkileri
Triamonyum Sitrat (TS), gıda endüstrisinde asitlik düzenleyici, farmasötikte stabilizatör, temizlik sektöründe metal kaplama ajanı, su arıtımında ve laboratuvar araştırmalarında tampon madde olarak yaygın şekilde kullanılmaktadır. Bu çalışma TS'nin genotoksik ve sitotoksik profilini multidisipliner metodolojilerle inceleyerek endüstriyel ve farmasötik kullanım güvenliğini değerlendirmeyi amaçlamıştır. TS'nin hücre canlılığı üzerine olan etkisi, MCF-7 (insan meme kanseri) ve NIH3T3 (fare fibroblast) hücre hatlarında CCK-8 testi ile değerlendirilmiş olup, her iki hücre grubunda da canlılık üzerine etki göstermemiştir. Genotoksik potansiyel, insan periferal lenfositlerinde kromozom aberasyonu (KA), mikronükleus (MN) ve kardeş kromatid değişimi (KKD) testleri ile değerlendirilmiş; TS'nin kontrol gruplarına kıyasla istatistiksel olarak anlamlı DNA hasarı veya kromozomal instabiliteye yol açmadığı saptanmıştır. Mutajenik aktivite, Ames testi (TA98 ve TA100 suşları) ile araştırılmış, 1-5 mg/petri konsantrasyonlarında revertant koloni artışı gözlenmemiştir. TS'nin DNA koruyucu aktivitesi, UV ve H₂O₂ kaynaklı pBR322 plazmit DNA hasarı modelinde analiz edilmiş; antioksidan benzeri koruyucu rol üstlendiği ve oksidatif stresi inhibe ettiği tespit edilmiştir. Moleküler kenetlenme simülasyonları, TS'nin DNA polimeraz delta (−5.7 kcal/mol), Topoizomeraz 1 (−5.9 kcal/mol), Glutamat dehidrojenaz (−5.4 kcal/mol) ve Glutamin sentetaz (−6.1 kcal/mol) ile orta düzey afinite sergilediğini ortaya koymuştur. Sonuçlar, TS'nin tüm uygulama süre ve konsantrasyonlarında sitotoksik genotoksik/mutajenik risk taşımadığını ve DNA koruyucu özelliğiyle oksidatif hasarı azaltabileceğini kanıtlamıştır. Çok yönlü test bataryalarıyla desteklenen bu çalışma, TS'nin mevcut kullanımının güvenilir bir profil sergilediğini ortaya koymaktadır. Bunun yanı sıra, söz konusu maddenin DNA hasarlayıcı ajanlara karşı gösterdiği koruyucu etkinin önemsenmesi ve kapsamlı bir şekilde değerlendirilmesi gerekliliğinin altını çizmektedir.
Raphanus sativus toprak altı kök kısımlarından elde edilen özütün in vitro sitogenetik etkileri
Bu çalışmada, Raphanus sativus (turp) bitkisinin toprak altı hipertrofik köklerinden elde edilen sulu özütünün (RSÖ), in vitro koşullarda sitogenotoksik ve mutajenik potansiyeli araştırılmıştır. Deneyler, RSÖ'nün subtoksik konsantrasyonlarına kısa süreli maruz bırakılan insan meme kanseri (MCF7) ve fare embriyonik fibroblast (NIH3T3) hücre hatlarına ilaveten Salmonella typhimurium'un oksotrofik mutant suşları (TA98 ve TA100) kullanılarak yürütülmüştür. Hücre canlılığı, CCK-8 testi ile belirlenirken, genotoksisite Ames, komet ve mikronükleus (MN) testleri ile değerlendirilmiştir. RSÖ'nün 0.5-2 mg/ml konsantrasyon aralığında 24 veya 48 saat boyunca uygulanması, MCF7 ve NIH3T3 hücrelerinde belirgin bir sitotoksisiteye neden olmamış, hatta MCF7 hücrelerinde düşük dozlarda canlılığı artırmıştır. Benzer şekilde RSÖ, hidrojen peroksitin (H₂O₂) indüklediği hücre ölümüne karşı koruyucu bir etki sergileyerek hücre canlılığını önemli ölçüde artırmıştır (p≤0.001). Bununla birlikte Salmonella testinde, RSÖ TA98 suşunda mutajenik etki göstermezken, TA100 suşunda potansiyel mutajeniteden dolayı revertant koloni sayısını anlamlı düzeyde artırmıştır. Antimutajenite analizlerinde, özellikle yüksek dozda (4 mg/petri) RSÖ'nün TA98 suşunda mutajenik aktiviteyi azalttığı saptanmıştır (p≤0.001). Komet testinde, yüksek konsantrasyonlardaki RSÖ'nün MCF7 ve NIH3T3 hücrelerinde genotoksisiteye yol açtığı, ancak H₂O₂ ile kombine edildiğinde özütün oksidatif stres kaynaklı DNA hasarını azaltmadığı görülmüştür. MN testinde, düşük konsantrasyonlardaki RSÖ (0.5-1 mg/ml), MCF7 hücrelerinde mikronükleus oluşumunu azaltarak antigenotoksik bir yanıt oluştururken, yüksek konsantrasyonda (2 mg/ml) hücre proliferasyonunu artırmıştır. Ancak, NIH3T3 hücrelerinde 1-2 mg/ml RSÖ ile 48 saatlik muamele, MN ve mikronükleuslu binükleer hücre (MNBH) frekanslarında anlamlı bir artışa neden olarak genotoksik etkiyle birlikte sitotoksisiteyi uyarmıştır (p≤0.01). Bu veriler, RSÖ'nün doz-bağımlı genotoksisite ve antigenotoksisite dinamiğini ortaya koyarak; düşük konsantrasyonlarda DNA koruyucu etki sergilerken, yüksek dozlarda hücre tipi özgüllüğünde genotoksik risk oluşturduğunu ve bu ikili davranışın terapötik pencerenin sıkı parametrik optimizasyonunu zorunlu kıldığını göstermektedir.