Prof. Dr. Hediye Arslan Özkan danışmanlığındaki tezler

12 tez · Yeditepe University

Yüksek LisansAçık ErişimTR

Hemşirelerde kaygı ve tükenmişlik düzeyini etkileyen faktörler

Hastaneler sağlığı düzeltme, sürdürme ve insan yaşamını kurtarma gibi oldukça önemli bir konuda faaliyet gösteren kuruluşlardır. Odak noktalarında insan bulunmaktadır. Birçok stres faktörü ile karakterize olan ve insan sağlığını koruma, yaşamını kurtarma ve tedavi etme gibi son derece önemli görevin üstlenildiği bu sağlık kuruluşlarının vazgeçilmez elemanlarından biri de hemşirelerdir. Stres yükü çok olan bu meslek grubunun tükenmişlik ve kaygı düzeyi yüksektir. Bu çalışmada hemşirelerde kaygı yaratan bireysel, örgütsel ve çevresel stres unsurlarını belirlemek ve bu unsurların hemşirelik uygulamalarına etkilerini incelemek; kaygı ve tükenmişlik düzeylerinin belirlenmesi ve buna yönelik çözüm önerilerinin sunulması amaçlanmıştır. Tanımlayıcı ve kesitsel türdeki çalışmamızın evrenini Aralık 2018-Haziran 2019 tarihleri arasında İstanbul'da hizmet veren bir Özel Vakıf Üniversitesi hastanelerinde çalışan toplam 220 hemşire oluşturmuştur. Çalışma çalışmaya katılmaya gönüllü olan ve örneklem kriterline uyan 149 kişi ile tamamlanmıştır. Veriler Hemşirelere Ait Kişisel Bilgi Formu, Maslach Tükenmişlik Ölçeği ve Durumluluk-Sürekli Kaygı Ölçeği STAI I-II kullanılarak elde edilmiştir. Veriler istatistik programları kullanılarak analiz edilmiştir. Katılımcıların yaş ortalaması 28.2±7.3, %82.6'sı kadın (n=123), %17.4'ü (n=26) erkek, %26.8'i (n=40) evli, %73.2'si (n=109) bekar, %24.8'i (n=37) sağlık meslek lisesi, %19.5'i (n=29) ön lisans, %55.7'si (n=83) lisans ve üzeri okullardan mezun olduğu tespit edilmiştir. % 41.6'sı (n=62) mesai saatlerini hemşirelik bakımı ile geçirdiğini, %37.6'sı (n=56) mesailerini hemşirelik dışı işler ile geçirdiklerini belirtmişlerdir. % 85.2'si (n=127) aldığı ücretten memnun olmadığını %88.6'sı (n=132) çalıştığı ekipten memnun olduğunu belirtmiştir. %57.7 (n=86)'si uygulama hatalarının kendisinde kaygı yarattığını; % 42.3'ü (n=63) kaygı ve tükenmişliği azaltmak için sosyal organizasyonlar düzenler ve maddi ödül sistemleri oluştururum demiştir. Katılımcıların ölçeklerden aldıkları puan ortalamaları; Duygusal Tükenme 24.2 ± 6.3, Maslach Duyarsızlaşma 8.4 ± 3.3, Düşük Kişisel Başarı 32.1 ± 5.3, Durumluluk Kaygı 3 9.2±9.8, Sürekli Kaygı 41±7.4 olarak bulunmuştur. Lise mezunu katılımcıların Duyusal Tükenme puanı ortalama 21.3±5.6, Düşük Kişisel Başarı puanı ortanca değerin 34 olduğu ve diğer gruplar ile arasında anlamlı derecede fark olduğu saptanmıştır (X2 = 7.1; p=0.001; p<0.01) (F= 6.2; p=0.04; p<0.05). Dahili birimlerde çalışan katılımcılarda durumluluk kaygı puanı ortanca değeri 31 (Z=-2.6; p=0.04; p<0.05); Hematoloji onkoloji birimlerinde çalışan katılımcılarda 46 (Z=-2.7; p=0.006; p<0.05), sürekli kaygı puanı ortanca değer 45 (Z=-2.3; p=0.02; p<0.05) olarak tespit edilmiştir. Bu birimlerde çalışan katılımcılarda durumluluk ve sürekli kaygıları diğer gruplara göre daha yüksektir. Araştırmamızda katılımcıların yarısından fazlasının duygusal tükenme, duyarsızlaşma ve düşük kişisel başarı puanlarının dağılımı normal düzeydedir. Mesaisini hemşirelik dışı işlerde geçiren hemşirelerin duygusal tükenme, duyarsızlaşma, durumluluk ve sürekli kaygı düzeylerinin daha yüksek çıkması sebebi ile hemşirelerin yetki ve sorumlulukları görev tanımları ile sınırlandırılabilir. Katılımcıların aldığı ücretten memnun olamaması ve buna bağlı tükenmişliklerinin artmış olması göz önünde bulundurularak ücret politikası düzeltilebilir. Kişilere kuruma başladıklarında iyi bir oryantasyon eğitimi verilip çeşitli ve gerekli tüm rotasyonların yapılması sağlanabilir. Dahili, hematoloji ve onkoloji gibi kronik, ağır veya terminal dönem hastalara bakım veren hemşirelere dönemsel olarak psikolojik destek sağlayacak terapiler düzenlenebilir. Bu çalışma daha kapsamlı ve birbirinden bağımsız farklı hastanelerde yapılabilir. Anahtar kelimeler: Hemşireler, Kaygı, Tükenmişlik

AnksiyeteHemşirelerHemşirelik+3
Pınar Barlas
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2021
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kadın sağlığı ve hastalıkları hemşireliği lisans düzeyi beceri öğretiminde sanal oyun simülasyonlarının etkilerinin değerlendirilmesi

Koronovirüs pandemisi döneminde uzaktan eğitime geçilerek klinik ortamlardan uzak kalınmış ve hemşirelik becerilerin öğrencilere kazandırılmasında zorluklar oluşmuştur. Bu çalışma, hemşirelik bölümü 3. Sınıf öğrencilerinin Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği dersinde prenatal, innatal ve postnatal dönemlerine ilişkin hemşirelik becerilerinin rutin uzaktan eğitimle öğretilmesinin yanı sıra sanal oyun simülasyonları ile desteklenerek kazandırılması, öğrencilerin uzaktan eğitime yönelik memnuniyetlerini ve öğrenmede kendine güvenlerinin değerlendirilmesi amacıyla planlanmış tek gruplu ön test- son test tasarımı olan deneysel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini Nisan 2021-Haziran 2021 tarihleri arasında özel bir vakıf üniversitesindeki hemşirelik bölümü 3. Sınıf Kadın Sağlığı ve Hastalıkları Hemşireliği dersini almakta olan ve araştırmaya alınma kriterlerini karşılayan 60 öğrenci oluşturmuştur. Çalışmanın sonunda; ön ve son test E-Derslere Yönelik Memnuniyet Ölçeği toplam skor medyanları arasında istatistik olarak anlamlı fark saptanmış olup (p<0,001), beceri değerlendirme rubrik prenatal, innatal ve postnatal dönemlerinin ön ve son test medyanları arasında istatistiksel olarak anlamlı fark saptanmıştır (p<0,001). Ayrıca öğrenci memnuniyeti ve öğrenmede kendine güven ölçeği toplam skoru ile son test E-derslere yönelik memnuniyet ölçeği toplam skoru (rs=0,591; p=0,000) arasında pozitif yönlü orta düzeyde anlamlı bir ilişki olduğu belirlenmiştir.

Beceri eğitimiBenzetim yöntemiGenital hastalıklar-kadın+6
Begüm Arık
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Operasyon odalarında cerrahi duman riskleri ile ilgili alınan önlemler konusunda sağlık çalışanlarının bilgi ve uygulamalarının değerlendirilmesi

Operasyon odalarında cerrahi dumanın solunması ameliyathane çalışanları üzerinde potansiyel risk ve olumsuz belirtiler oluşturmaktadır. Bu çalışma, operasyon odalarında elektro cerrahi kullanımı sırasında oluşan cerrahi dumanın riskleri ve maruz kalmaya bağlı olarak gerekli önlemlere ihtiyaç duyulan cerrahi duman hakkında sağlık çalışanlarının bilgi ve uygulamalarını değerlendirmek amacıyla planlanmış tanımlayıcı ve kesitsel tipte gözlemsel bir çalışmadır. Araştırmanın örneklemini araştırmanın yapıldığı dönemde ilgili eğitim ve araştırma hastanesinin ameliyathane ünitesinde görev alan ve araştırmaya katılmayı kabul eden cerrah, anestezist, ameliyathane hemşiresi, anestezi teknisyeni ve yardımcı sağlık personeli (n=168) oluşturmuştur. Çalışmanın sonunda; katılımcıların %52,2'si (n=86) cerrahi dumanın solunmasına karşı hangi kişisel koruyucu ekipmanları kullanması gerektiğini bilmediği ve dumana karşı koruyuculuğu hakkında fikir sahibi olmadığı görüldü. Katılımcıların %85,1'inin (n=143) cerrahi dumana maruz kaldığı görüldü. Katılımcıların cerrahi dumana maruz kaldıktan sonra yaşanan semptomlar değerlendirildiğinde; çoğunlukla baş ağrısı (n=110), boğaz irritasyonu (n=110), yorgunluk (n=107), öksürük (n=98) ve göz yaşarması (n=73) yaşadığı saptandı. Katılımcıların büyük bir kısmının cerrahi duman ile ilgili eğitim almadığı ve duman tahliye sistemleri hakkında katılımcıların yarısından fazlasında bilgi eksikliği olduğu tespit edilmiştir. Cerrahi duman riskleri ve alınan önlemler konusunda sağlık çalışanlarının bilgi ve uygulamaları ile meslek, eğitim durumu ve operasyon odasında çalışma yılları arasında anlamlı bir ilişki bulundu (p<0,05)

Ameliyathane hemşireliğiAmeliyathanelerCerrahi+5
Şükrü Aykut Arğut
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kalp yetersizliği hastalarının öz bakım davranışlarının yaşam kalitesine etkisinin incelenmesi

Son yıllarda kalp yetersizliği tanısı alan hasta sayısındaki artış; tedavi seçeneklerinin çoğalması, etkin hastalık yönetiminin sağlanması ve sağkalım oranının artması ile ilişkilendirilmektedir. Kalp yetersizliği hastalarında öz bakım davranışlarının etkilendiği ve yaşam kalitesinin değiştiği görülmektedir. Bu çalışma, kalp yetersizliği hastalarının öz bakım (EHFScBS) davranışlarının yeterliliği ve yaşam kalitesi (MLHFQ) düzeyleri arasındaki ilişkinin belirlenmesi amacıyla tanımlayıcı ve kesitsel desende gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemi,Haziran 2021- Ocak 2022 tarihleri arasında özel bir vakıf üniversitesi hastanesi kardiyoloji bölümüne başvuran ve araştırmaya alınma kriterlerini karşılayan 120 hastadanoluşmuştur. Çalışmada MLHFQ ölçek toplam değeri ortalaması 45,84±20,09, EHFScBS toplam değeri ortalaması ise 32,76±6,85 bulunmuştur. MLHFQ ölçek puanı ile EHFScBS ölçek puanı arasında pozitif yönde ve zayıf düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmaktadır (r=,212, p<0,05). NYHA II. sınıf kalp yetersizliği hastalarında öz bakım davranışları en yüksek, NYHA IV. sınıf kalp yetersizliği hastalarında yaşam kalitesi düzeyi en düşük olarak belirlenmiştir (p<0,05). Hemşirelik bakımında, kalp yetersizliği hastalarının öz bakımları ve yaşam kalitelerinin önemli ölçüde etkilendiği dikkate alınmalıdır.

DavranışKalp hastalıklarıKalp yetmezliği+2
Ayşenur Keleş
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Epilepsi cerrahisi öncesi ve sonrasında hastaların yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi

Beyindeki sinir hücrelerinin çeşitli uyarılarından kaynaklanan artışlarla oluşan epilepsi, anormal elektriksel deşarjlara bağlı nöbetlerle ortaya çıkan, motor, bilişsel ve davranışsal belirtiler gösteren yaygın nörolojik hastalıklardan biridir. Beyinde sık epileptik nöbet oluşturma durumundan dolayı hastaları psikolojik, sosyal, biyolojik ve fizyolojik olarak etkileyen ve hastaların yaşam kalitesine önemli etkisi olan bir hastalıktır. Kullandıkları antiepileptik ilaçlara rağmen nöbet kontrolü sağlanamadığı dirençli epilepsi hastalığı durumunda hastalar politerapi almaya başlamakta ve bu hastaların nöbet geçirme endişesi ile birleşerek toplumdan uzaklaşma ve yaşam kalitesinde düşüşler görülmektedir. Epilepsi cerrahisi ise sık devam eden nöbet oluşturma durumunu azaltmaya veya iyileştirmeye yönelik gerçekleştirilen bir cerrahi girişimdir. Bu araştırma epilepsi cerrahisi öncesi ve sonrasında hastaların yaşam kalitelerinin değerlendirilmesi amacıyla tanımlayıcı özellikte ve kesitsel desende gerçekleştirilmiştir. Araştırmanın örneklemi, Nisan 2022 ve Haziran 2022 tarihleri arasında özel bir vakıf üniversitesi hastanesinde Nöroloji/Nöroşirürji bölümüne başvuran ve araştırmaya dahil edilme ktiterlerini karşılayan 24 hastadan oluşmuştur. Çalışmada hastaların ameliyat öncesi Epilepside Yaşam Kalitesi Ölçeği (QOLIE-31) toplam puanı 50±9,33 iken ameliyat sonrası QOLIE-31 ölçek toplam puanı ise 73,75±6,47 olarak bulunmuştur. Ameliyat öncesi ve sonrası yaşam kalitesi ölçek toplam puan değerleri arasında anlamlı bir ilişki bulunmaktadır (p<0,05). Ameliyat öncesi ilaçların etkileri ölçek alt boyutunun ameliyat sonrası ölçek toplam puanı arasında pozitif yönde ve orta düzeyde anlamlı bir ilişki bulunmaktadır (r=,422, p=0,04). Hemşireler, hastalara verilen bakım ile birlikte aynı zamanda hastaların yaşam kaliteleri hakkında bilgi ve deneyim sahibi olarak, hastaların toplumda kendilerini ifade etme yönünden desteklenmelerine ve aktif rol alabilmelerine katkıda bulunur ve farklı bir bakış açısı kazandırır.

CerrahiEpilepsiHemşirelik+1
Hatice Dilara Oturbay
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Elektif sezaryenlerde kullanılan anestezi türünün erken postpartum dönemde lohusanın konforuna etkisi

Doğumun seksiyo sezaryen operasyonu ile gerçekleştirilmesi gereken durumlarda kullanılan genel ve rejyonel anestezi olmak üzere iki temel anestezi türü bulunmaktadır. Kullanılan anestezi türü annenin doğum sonu döneme uyumunu sağlamada ve doğum sonu konforlarını arttırmada önemli rol oynamaktadır. Çalışma, postpartum dönemde annelerde konforun sağlanmasının öneminden yola çıkılarak, sezaryenle doğum yapmış olan lohusalarda kullanılan anestezi türünün doğum sonu ilk 24 saatteki konforlarına etkilerini saptamak amacıyla planlanmıştır. Araştırmanın örneklemini Anadolu yakasında bulunan Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde sezaryen ile doğum yapan 300 lohusa oluşturmaktadır. Araştırmada çalışma grubundaki kadınların anestezi türüne karar verilirken doktor istemleri ve kadınların onamları dikkate alınmıştır. Anestezi türüne göre operasyon sonrası karşılaşılan sorunların en yüksek oran ile genel anestezide bulantı-kusma (%47,2) olduğu görülmüştür. Epidural anestezi türünde karşılaşılan sorunların en yüksek oranda titreme (%25) olduğu belirlenmiştir. Genel anestezi ve epidural anestezi ile doğumunu gerçekleştiren kadınlar arasında emzirme başarısının değerlendirmesinde oranlar farklı bulunmuştur. Emzirme başarısının epidural anestezi uygulanan kadınlarda daha iyi olduğu belirlenmiştir (63,9). Sezaryen ameliyatında genel anestezi uygulanan kadınlarda oral beslenmeye başlamada gecikme, ilk mobilizasyon süresinde gecikme, ilk gaz çıkarma ve defekasyon sürelerinde gecikme gibi sorunların epidural anestezi uygulananlara göre daha yüksek düzeyde olduğu bulundu. Doğum Sonu Konfor Ölçeği fiziksel alt boyutta epidural anestezi ile sezaryen doğum gerçekleştiren kadınlarda anlamlı fark bulunmuştur (p<0,05). Epidural anestestezi ile doğum yapan kadınların, araştırma sonucunda genel anestezi ile doğum yapan kadınlara göre daha yüksek konfor düzeyine sahip olduğu saptanmıştır. Uygulanan anestezi yöntemlerine göre doğum sonu dönemdeki kadınların karşılaştıkları sorunların bilinmesi ve bu yönde bir hemşirelik bakımı planlanması ve uygulanması kadınların doğum sonu dönemde konforlarının arttırılması açısından önemlidir. Anahtar Kelimeler: genel anestezi, epidural anestezi, konfor kavramı, konfor kuramı, postpartum dönem, lohusa

AnesteziAnestezi ve analjeziAnestezi-epidural+5
Ezgi Keskin
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Roy adaptasyon modelinin fizyolojik alanı doğrultusunda verilen eğitimin, kalça veya diz artroplastisi olanların erken dönem fiziksel uyumuna ve hareketliliğine etkisi

Giriş: Özellikle yaşlı nüfusta görülen ve çoğunlukla osteoartritin neden olduğu kalça veya diz ekleminde meydana gelen bozukluklarda uygulanan artroplasti bireyler için geri dönüşü olmayan zor bir süreçtir. Artroplasti ameliyatı bireylerin hayatına yeni bir boyut kazandırarak, bireyin yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemektedir. Bu durumda hemşirenin temel amacı, eğitici rolünü yerine getirerek bireyin sağlığına kavuşması için gerekli olan doğru bilgiyi vermek ve fiziksel uyumunu arttırmaya yönelik girişimleri planlamaktır. Amaç: Bu çalışmanın amacı, Roy Adaptasyon Modeli'nin Fizyolojik Alanı doğrultusunda ameliyat öncesi dönemde verilen uygulamalı (demonstratif) eğitimin, kalça veya diz artroplastisi olan hastaların ameliyat sonrası erken dönem fiziksel uyumuna ve hareketliliğine etkisini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırma, İstanbul'da özel bir vakıf üniversitesi hastanesinin Ortopedi ve Travmatoloji Cerrahi Servisi'nde 01.11.2017 – 01.04.2018 tarihleri arasında kalça veya diz artroplastisi ameliyatı olan hastalar ile gerçekleştirilmiştir. Örneklemi, randomize kontrollü yöntem kullanılarak seçilen 41'i eğitim, 37'si kontrol grubu olmak üzere toplam 78 hasta oluşturmuştur. Hastaların fiziksel uyumu ve hareketliliği, Gözlemci Hareketlilik Ölçeği, Hasta Hareketlilik Ölçeği ve araştırmacı tarafından hazırlanan Fiziksel Uyum Değerlendirme Formu ile değerlendirilmiştir. Tanımlayıcı istatistiksel analizler (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, minimum-maksimum değer), Ki-kare, Fisher's Exact, Wilcoxon, Mann-Whitney U kullanılarak, %95'lik güven aralığında ve p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmada eğitim grubundaki hastaların yaş ortalamasının 70±9.1 olduğu ve kadınların (%75.6), evli olanların (%63.4) ve lise mezunu olanların (%39) daha fazla oranda olduğu; kontrol grubundaki hastaların yaş ortalamasının 72.4±9.5 olduğu; kadınların (%81.1), evli olanların (%56.8) ve lise mezunu olanların (%54.1) daha fazla orana sahip olduğu belirlendi. Gruplar arasında yaş, cinsiyet, medeni durum, eğitim durumu, beden kitle indeksi, dışkılama sıklığı, kronik hastalık bulunma durumu, şikayet süresinin varlığı gibi birçok değişken açısından istatistiksel olarak anlamlı fark olmadığı belirlenmiştir (p>0.05). Her iki grubun verileri Gözlemci Hareketlilik Ölçeği ve Hasta Hareketlilik Ölçeği doğrultusunda ve Fiziksel Uyum Değerlendirme Formu puanları yönünden karşılaştırıldığında, istatistiksel olarak anlamlı fark olduğu saptanmıştır (p<0.05). Sonuç ve Öneriler: Sonuçlar ameliyat öncesi Roy Adaptasyon Modeli'nin Fizyolojik Alanı doğrultusunda kalça veya diz artroplastisi ameliyatı olacak hastalara uygulamalı eğitim verilmesi, hastaların fiziksel uyumunu ve hareketliliğini arttırdığınnı göstermektedir. Kalça veya diz artroplastisi ameliyatı olan hastaların fiziksel uyumunu ve hareketliliğini inceleyen çalışmaların daha geniş örneklemler ile yapılması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Roy Adaptasyon Modeli, kalça artroplastisi, diz artroplastisi, fiziksel uyum, ameliyat öncesi hasta eğitimi.

ArtroplastiDiz eklemiDiz protezi+6
Merve Özsoy
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Kronik obstrüktif akciğer hastalığında (KOAH) psikososyal uyumu etkileyen faktörlerin incelenmesi

Giriş: KOAH nefes darlığı ile başlayan, alevlenmelerle seyreden, ilerleyici ve yaşamı tehdit eden ağır bir akciğer hastalığı, bronşlarda hava yolu tıkanması ile ilişkili kronik öksürük, solunum güçlüğü ve balgam çıkarma ile karakterize önemli mortalite ve morbidite oranına sahip bir halk sağlığı sorunudur. KOAH sadece fiziksel değil aynı zamanda biyolojik, ruhsal, sosyal, ailesel ve çevresel etkileri olan kronik bir tablodur. Bu nedenle KOAH'lı bireyler günlük yaşam aktivitelerini yerine getirmekte güçlük yaşamasının yanında birçok psikososyal sorunları da yaşamaktadır. Amaç: Bu çalışmada KOAH'lı bireylerin psikososyal uyumlarını etkileyen faktörlerin belirlenmesi ve bu faktörlerin psikososyal uyumun alt boyutları olan; sağlık bakımına uyum, mesleki çevre, aile çevresi, seksüel ilişki, geniş aile ilişkileri, sosyal çevre ve psikolojik baskı üzerindeki etkilerinin incelenmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışma, Sürreyapaşa Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Eğitim ve Araştırma Hastanesi, KOAH kliniğinde Ağustos-Ekim 2017 tarihleri arasında 230 hastanın katılımı ile yürütülmüştür. Veriler, KOAH Değerlendirme Anketi (CAT), Hastalığa Psikososyal Uyum-Öz Bildirim Ölçeği (PAIS-SR) ve literatür doğrultusunda hazırlanan hastaları ve hastalıkla ilgili tanıtıcı özellikleri içeren görüşme formu kullanılarak toplanmıştır, verilerin değerlendirmesinde SPSS 21.0 paket program kullanılmıştır. Tanımlayıcı istatistikler; (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma) tek yönlü varyans analizi (anova), Kolmogorov-Smirnov testi, Bağımsız Örnekler T-Testi, Post-Hoc Tukey testi, Ki-Kare Bağımsızlık Testi kullanılarak %95 güven aralığında, anlamlılık düzeyi için α değeri 0,05 olarak alınmış olup p<0,05 seviyesi anlamlı farklılığın göstergesi olarak kabul edilmiştir. Araştırmanın etik kurul onayı alınmıştır. Bulgular: Yaş ortalaması 66±10 olup %76,5'i erkek, %77'si (n=177) evli, %52,2'i (n=120) ilkokul mezunu, %64,3'ü (n=148) gelir düzeyinin yetersiz olduğunu, %51,3'ü (n=118) KOAH nedeniyle sigarayı bıraktığını, %67,8'i (n=156) sosyal aktivitelere katılmadığını belirten hastaların %88,3'ü (n=203) psikososyal uyumlarının kötü olduğu ve uyumlarının en kötü olduğu psikososyal alanlar ise sağlık bakımına uyum ve mesleki çevreye uyumdur, uyumlarının en iyi olduğu alan ise geniş aile ilişkileri olduğu belirlenmiştir. Sonuçlar ve Öneriler: Çalışmamızda, kadın cinsiyet, 66-75 yaş ve üzerinde olma, bekar olma, çocuk sahibi olmama yada 1 çocuğu olma, düşük eğitim düzeyi, çalışma durumu, gelişmiş bir şehirde yaşama, yalnız yaşama, düşük sosyo ekonomik durum, KOAH nedeniyle sigarayı bırakma, hastalığı ile ilgili bilgi alma durumu, 7- 11 yıl ve üzerinde süredir KOAH hastası olma, KOAH'a eşlik eden hastalık varlığı ve sayısı, kötü sağlık algısı, fiziksel güç kaybı, hastaneye yatış sıklığı, düzenli olarak kontrollere gitme, tedaviye yardımcı cihaz kullanma, tedaviye yardımcı kişi varlığı, sosyal aktivitelere katılma ve evden dışarı çıkma konusunda çekinme durumu, yüksek düzeyde uykusuzluk yaşama, KOAH'ın yaşamı etkileme düzeyi, görülen semptom düzeyi ve sıklığı, psikososyal uyumu değiştiren faktörler olarak belirlenmiştir. Bu çalışmada hastaların uyumunu artırmak için hastalara hastalığı ile ilgili eğitim verilmesi, KOAH semptomlarının kontrolü, eşlik den hastalıkların ve semptomlarının tedavi ve bakımı, hastaların sosyal aktivite gruplarına katılımlarının desteklenmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: KOAH, Kronik Akciğer hastalığı, Psikososyal Uyum, Faktörler, Hemşirelik

Akciğer hastalıklarıAkciğer hastalıkları-obstrüktifHasta uyumu+2
Selman Çelik
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Erkek sağlık çalışanlarının eşlerine gebelik, jinekolojik muayene ve meme sağlığı kontrollerindeki destekleri

Giriş ve Amaç: Kadın sağlığının korunması ve sürdürülmesinde düzenli yapılan taramaların önemi oldukça büyüktür. Gebelik muayeneleri; gebelik sürecinin problemsiz geçmesinde, sağlıklı doğum yapmada ve anne-bebek sağlığının korunmasında, jinekolojik muayeneler; kanserlerin, cinsel yolla bulaşan enfeksiyonların (CYBE) ve jinekolojik rahatsızlıkların tespitinde, meme muayeneleri ise mortalite oranı yüksek olan meme kanserlerinin tespitinde büyük öneme sahiptir. Sağlıklı bir aile yapısı eşlerin her ihtiyaç duyduklarında birbirlerine destek olmaları temeline dayanmaktadır. Eş desteği alan çiftlerin evlilik uyumu, evlilik doyumu daha yüksek, sorunlarla başetme mekanizmaları daha güçlü, depresyon yaşama ihtimalleri daha düşük, pozitif düşünme oranları daha yüksektir. Bu çalışmada taramaların önemi hakkında bilgi sahibi olan erkek sağlık çalışanlarının, kadın sağlığının büyük parçası olan sağlık taramalarındaki etkisi, muayenelerde eşlerinin yanında bulunma durumu, muayene yaptırmadaki destekleri araştırılmak istenmiştir. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örneklemi, İstanbul GATA Haydarpaşa Eğitim Hastanesi'nde çalışan hekim, sağlık teknisyeni ve hasta bakıcılardan oluşan ve çalışmaya katılmayı gönüllü olarak kabul eden, evli 176 erkek sağlık çalışanından oluşmaktadır. Verilerin toplanmasında araştırmacı tarafından hazırlanan veri toplama formu kullanılmıştır. Veriler; SPSS 20.0 programında, tanımlayıcı istatistiksel analizler (sayı, yüzde) ve Ki Kare testi kullanılarak, %95'lik güven aralığında ve p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Erkek sağlık çalışanlarının %69.9'unun eşinin üreme sağlığı kontrollerini kendi çalıştığı kurumda yaptırdığı, %83'ünün bu kontrolleri yaptırmak için tanıdık hekimleri tercih ettiği sonucuna ulaşılmıştır. Kadınların %57.4'ünün erkek sağlık çalışanı olan eşlerinin üreme sağlığı kontrollerinde yanlarında bulunduğu ve %93'ünün eşi ile eşinin üreme sağlığı problemleri hakkında konuşabildiği tespit edilmiştir. Gebelik, jinekolojik ve meme muayeneleri hakkında bilgi ve eğitim alma durumunun, hekim eşlerinde, maddi gelir düzeyi yüksek olanlarda ve kamu kurumunda çalışan eşlerde yüksek olduğu, kadınların yaşı arttıkça gebelik, jinekolojik ve meme muayeneleri hakkında eğitim alma durumlarının azaldığı, yeni evli erkek sağlık çalışanı eşlerinin gebelik muayeneleri hakkında eğitim alma oranlarının yüksek olduğu saptanmıştır. Eş ile gebelik, jinekolojik ve meme muayeneleri hakkında konuşma durumunun hekimlerde yüksek, maddi geliri düşük olanlarda düşük olduğu belirlenmiştir. Eş yaşının ilerlemesi ile eşlerin gebelik ve jinekolojik muayeneler hakkında konuşabilme oranlarının azaldığı tespit edilmiştir. Teknisyenlerin eşleriyle meme ve jinekolojik muayene yaptırma konusunda daha fazla konuşabildiği saptanmıştır. 40 yaş ve üzeri erkek sağlık çalışanlarının eşleri ile gebelik ve jinekolojik muayene yaptırma konusunda daha az konuştuğu bulunmuştur. Eşler arasında meme muayenesi yaptırma hakkında konuşma durumu yeni evli çiftlerde daha yüksek, maddi geliri düşük olan erkek sağlık çalışanlarında ise daha düşük olarak tespit edilmiştir. Gebelik, jinekolojik ve meme muayenelerinde eşin yanında bulunma durumu gelir düzeyi düşük olan erkek sağlık çalışanı grubunda daha düşük bulunmuştur. Gebelik, jinekolojik ve meme muayenelerinde teknisyenlerin ve 30-39 yaş grubunun eşlerine manevi destek gösterme oranlarının daha yüksek olduğu tespit edilmiştir. Gebelik ve jinekolojik muayene yaptırmak için eşinden en fazla destek gören kadınların 30-39 yaş grubunda olduğu belirlenmiştir. Sonuç ve Öneriler: Erkeklere, özellikle sağlık çalışanı olanlara, eş desteğinin önemi hakkında eğitimler düzenlenmesi, bu çalışmanın daha geniş kapsamlı gruplarda ve her iki cinsiyeti de kapsayacak şekilde yapılması, kadınların eş desteğine ihtiyaç duyduğu tıbbi işlemlerde eşlerinin yanlarında bulunmalarını sağlayacak hastane politikalarının geliştirilmesi önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Sağlık çalışanı, Gebelik muayenesi, Jinekolojik muayene, Meme muayenesi, Eş desteği

Eş desteğiFizik muayeneGebelik+5
Ayşe Gül Bursa
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2018
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Post-operatif hemşirelik bakımında ağrının değerlendirilmesi ve yönetimi

ÖZET Giriş ve Amaç: Ağrı günümüzde beşinci yaşam bulgusu olarak kabul edilen, hemşirelik bakımında öncelikle ele alınıp giderilmesi gereken ve tüm hastalıklarda görülebilen önemli bir sağlık sorunudur. Hemşireler, ağrı yönetiminde anahtar bir role sahiptir ve ameliyat sonrası etkili bir ağrı yönetimi sağlamak için doğru ve kapsamlı bir değerlendirme yapmalıdırlar. Bu çalışmada postoperatif ağrı değerlendirmesi, etkili postoperatif ağrı yönetiminde hemşirelerin önemini, post op ağrı yönetiminin hangi faktörlerden etkilendiği ve hemşirelik bakımında eksik kalan uygulamaları belirlemek amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örneklemini İstanbul'da özel bir vakıf üniversite hastanesi organ nakli ve karma cerrahi servisinde nakil ameliyatları haricinde 01/09/2016-01/01/2017 tarihleri arasında ameliyat geçiren 100 hasta oluşturmuştur. Verilerin toplanmasında, araştırmacı tarafından hazırlanan hastalara yönelik veri toplama formu, hemşirelerin ağrı yönetimine ilişkin veri formu ve ağrı davranışı gözlem formu ile sayısal ağrı skalası kullanılmıştır. Veriler; SPSS 20.0 programında, tanımlayıcı istatistiksel analizler (sayı, yüzde, ortalama, standart sapma, minimum-maksimum değer), Pearson Korelasyon Analizi, Kruskal Wallis Varyans Analizi ve Mann-Whitney U testi kullanılarak, %95'lik güven aralığında ve p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırma sonucunda cinsiyet, yaş, medeni durum, kronik hastalık, geçirilen ameliyat deneyimi, ameliyat öncesi ağrı ile ilgili bilgi alma durumu, düzenli analjezik kullanımı, ağrının zamanla ilişkisi gibi değişkenler ile ağrı puanları arasında istatiksel farklılık bulunmadığı, hastaların %51 'ine post- op dönemde non-farmakolojik en az bir hemşirelik girişimi uygulandığı, %93'üne pre-op dönemde ağrı ile ilgili herhangi bir eğitim verilmediği, opoid ilaç uygulanan hastaların ilaç öncesi en yüksek ağrı puan ortalamasına sahip olduğu, IM ilaç uygulanan hastaların ağrı puanı ortalamasının IV ve oral yolla ilaç uygulanan hastalardan daha yüksek olduğu, üroloji operasyonu geçirenlerin en yüksek ağrı puanına sahip olduğu ve 100 hastanın 96'sında post op ilk 1 saat içinde ağrı değerlendirmesinin yapıldığı, tüm operasyon türlerinde en sık gözlenen ağrı davranışının "ağrısı olduğunu bildirme", kadınlarda en fazla görülen ağrı davranışının "inleme ve yüz buruşturma", erkeklerde ise "gözlerini sıkma" olduğu saptanmıştır. Sonuç ve Öneriler: Bu çalışmanın daha büyük ve eşit dağılım yapılmış bir örneklemde çalışılmasında yarar görüldüğü, cerrahi servislerinde ağrı davranışları ile ilgili çalışmaların yapılmasına gereksinim olduğu ve hemşirelere ağrının değerlendirilmesi ve yönetimi konusunda kapsamlı ve standardize edilmiş bir eğitim programı oluşturulması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: post-operatif ağrı, cerrahi ağrı, ağrı değerlendirmesi, ağrı yöntemi, ağrıda hemşirelik.

AnaljeziklerAğrıAğrı-postoperatif+5
Özlem Karakaş
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2017
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Bariatrik cerrahide preoperatif tele-hemşirelik eğitiminin anksiyete ve hasta memnuniyetine etkisi

Giriş: Hastaneye yatış, ameliyat gibi kavramlar bireylerde anksiyeteye yol açmaktadır. Obezitede, depresyon psikolojik sorunlar arasındadır. Anksiyete ve depresyonla başa çıkmada kullanılabilen tele-hemşirelik eğitimiyle bireylerin memnuniyet düzeyleride farklılaşmaktadır. Amaç: Çalışmanın amacı preoperatif tele-hemşirelik eğitimi verilen obez hastaların anksiyete ve depresyon seviyeleri ile memnuniyet düzeylerini belirlemektir. Gereç ve Yöntem: Araştırmanın örneklemini İstanbul'da özel bir vakıf üniversite hastanesinin cerrahi servisinde 09/02/2017-02/09/2017 obezite ameliyatını kabul eden 72 hasta oluşturmuştur. Ameliyattan bir gün önce hastalara telefon ile eğitim verilmiştir. Verilerin toplanmasında sosyo-demografik form, HADÖ ve YHMA kullanılmıştır. Veriler SPSS 22.0 programında, tanımlayıcı istatistiksel analizler, Pearson korelasyon analizi, Mann-Whitney U Testi ve Tek Yönlü Anova Testi kullanılarak, %95 güven aralığında ve p<0.05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: Araştırmada katılımcıların %65.3' ünün kadın, %63.9' unun üniversite mezunu, %59.7' sinin evli, %54.2' sinin hastane deyimi olmadığı ve %83.3' ünün ailesi ile yaşadığı bulunmuştur. Yaş ortalaması 35.69 ± 10.9' dur. Katılımcıların sosyo-demografik özellikleriyle HADÖ puanları arasında anlamlı fark bulunamamıştır (p>0.05). Cerrahi deneyim ile anksiyete puanları arasında anlamlı fark bulunmuştur (p<0.05). Katılımcıların sosyo-demografik özellikleri ile memnuniyet puanları arasında anlamlı ilişki bulunmamakla beraber memnuniyet puanları yüksektir (p>0.05). Katılımcıların yaş ortalamaları ile memnuniyet puanları arasında negatif yönde ilişki bulunmuştur ancak anlamlı değildir (p>0.05). Depresyon ve memnuniyet puan ortancaları arasındaki ilişki pozitif yönlü ve anlamlıdır (p<0.05). Aksiyete ile memnuniyet puan ortancası arasındaki ilişki pozitif yönlü ancak anlamlı değildir (p>0.05). Katılımcıların %98.6' sının hemşireler tarafından tedavi ve bakımla ilgili bilgi aldığı ve %95.8' inin hastanede verilen hizmeti iyi olarak değerlendirmiştir. Sonuç ve Öneriler: Araştırmamızda anksiyete ve depresyon puan ortancaları düşük, memnuniyet puanlarının yüksek olduğu saptanmıştır. Bu doğrultuda tele-hemşirelik eğitiminin etkili olduğu söylenebilir. Çalışmanın kontrol grubu kullanılarak tekrarlanması cevapların netliği açısından yararlı olacaktır. Anahtar kelimeler: Tele-hemşirelik, Obezite, Preoperatif Dönem, Hasta Eğitimi, Hasta Memnuniyeti, Anksiyete

AnksiyeteCerrahiHasta eğitimi+5
Derya Keçeci
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

IVF ve normal gebeliklerde anksiyete, yaşam kalitesi ve doğum tutumlarının incelenmesi

Giriş ve Amaç: İn Vitro Fertilizasyon (IVF) ve doğal yollarla gebe kalan kadınların anksiyete, yaşam kalitesi ve doğum tutumunun farklılık olup olmadığının belirlenmesi, hemşirelik bakımının kalitesinin ve etkinliğinin artması ile verilecek hizmetin planlanması ve geliştirilmesi açısından önemlidir. Bu çalışmada; IVF ve doğal yollarla gebe kalan kadınlarda anksiyete, yaşam kalitesi ve doğum tutumlarını belirlemek amaçlanmaktadır. Gereç ve Yöntem: Bu çalışma Mart ve Haziran 2019 tarihleri arasında Sağlık Bakanlığı Gülhane Eğitim ve Araştırma Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Polikliniği ve IVF merkezinde yürütülmüştür. Araştırmanın örneklemini, araştırmanın yapıldığı dönemde belirtilen polikliniğe ve IVF merkezine başvuran ve örnekleme dahil olma kriterlerine uyan 61 IVF'li ve 61 normal toplam 122 gebe oluşturmuştur. Veriler; Veri Toplama Formu, Beck Anksiyete Ölçeği, WHOQOL BREF(TR) Yaşam Kalitesi Ölçeği ve Doğum Tutum Ölçeği ile toplanmıştır. Araştırmadan elde edilen veriler; frekans, yüzde hesaplamaları, ki-kare testi, Independent Sample t test, Mann-Whitney U testleri kullanılarak, %95'lik güven aralığında ve p<0,05 anlamlılık düzeyinde değerlendirilmiştir. Bulgular: IVF ve doğal yollarla gebe kalan kadınların Beck Anksiyete Ölçeği (p<0.05), WHOQOL BREF(TR) Yaşam Kalitesi Ölçeği Alt Boyutlarından Ruhsal Alan (Z:-2,648; p<0,05) ve Sosyal Alan (Z:-2,968; p<0,05) ve Doğum Tutum Ölçeği (Z:-3,031; p<0.05) puanları açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmuştur. WHOQOL BREF(TR) Yaşam Kalitesi Ölçeğinin Bedensel ve Çevresel Alan alt boyut puanlarında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır (p>0,05). Sonuç ve Öneriler: Sonuç olarak IVF ile gebe kalan kadınların doğal yollarla gebe kalan kadınlara göre anksiyete seviyelerinin yüksek olduğu bulunurken, yaşam kalitelerinin ve doğum tutumlarının ise olumsuz etkilendiği tespit edilmiştir. Sağlık profesyonelleri tarafından gebelerin anksiyete belirti ve bulgularının erken teşhis edilmesi, psikolojik ve sosyal destek verilmesi, doğum süreci ve doğum sonrası dönem ile ilgili eğitim verilmesi ve doğum esnasında kişisel baş etme yöntemlerinin geliştirilmesine yardımcı olunması önerilmektedir. Anahtar Kelimeler: Gebelik, İnfertilite, In Vitro Fertilizasyon (IVF), Anksiyete, Yaşam Kalitesi, Doğum Tutum Ölçeği

AnksiyeteDoğumFertilizasyon+4
Şefika Özbek
Yeditepe University · Sağlık Bilimleri Enstitüsü
2019
00

Diğer danışmanlar