Prof. Dr. Hüseyin Avni Şahin danışmanlığındaki tezler

12 tez · Van Yüzüncü Yıl Üniversity

Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Migren ve gerilim tipi baş ağrısı olan bireylerle olmayan bireyler arasında vitamin d, vitamin B12 ve TSH düzeylerinin karşılaştırılması

Amaç: Migren ve gerilim tipi baş ağrısı (GTBA), sık görülen kronik klinik tablolardır. Bu çalışmanın amacı migren ve GTBA ile D vitamini, vitamin B12 ve TSH düzeyleri arasındaki ilişkiyi değerlendirmektir. Yöntem: Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Nöroloji polikliniğine başvurmuş 210 hasta çalışmaya dahil edildi. Migren ve GTBA tanısı için Uluslararası Baş ağrısı Derneği (IHS) 2013 kriterleri ve klinik değerlendirme kullanıldı. Grupların her üçü de (migren, GTBA ve kontrol) 70 katılımcıdan oluşmaktaydı. 210 katılımcının D vitamini, B12 vitamini ve TSH düzeyleri değerlendirildi. Bulgular: Kontrol grubu 30 erkek, 40 kadından oluşmaktaydı. Grubun yaş ortalaması 32,21±10,14 idi. Migren grubu 54 kadın ve 16 erkekten oluşmaktaydı ve grubun yaş ortalaması 31,36±9,48 idi. GTBA grubu ise 53 kadın ve 17 erkekten oluşmaktaydı, grubun yaş ortalaması 34,03±12,28 idi. Hem migren hem GTBA gruplarında vitamin D ve vitamin B12 düzeyleri kontrol grubundan anlamlı derecede düşüktü. Migren ve GTBA gruplarında ise vitamin D ve vitamin B12 düzeyleri birbirine benzerdi. Her 3 grup arasında TSH düzeyleri açısından bir fark saptanmadı. Sonuç: Bu çalışma migren ve GTBA'da vitamin D ve vitamin B12 düzeylerinin anlamlı derecede düşük olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlar hem GTBA ve migrenin patofizyolojik mekanizmalarını anlamamıza hem de tedavide yeni bakış açıları kazanmamıza yardımcı olabilir. Anahtar Kelimeler: Baş ağrısı, migren, GTBA, vitamin D, vitamin B12, TSH

Baş ağrısıBaş ağrısı bozukluklarıMigren hastalıkları+4
Dılvin Taner Yıldırımçakar
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2019
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi intörn veasistan hekimlerin deri kanserleri hakkındaki bilgidüzeylerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki asistan ve intörn hekimlerin deri kanserleri hakkındaki bilgi düzeylerinin ve farkındalıklarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırmamız kesitsel ve tanımlayıcı tiptedir. Yüz yüze anket çalışmasıdır. Çalışma Ağustos- Eylül 2023 tarihleri arasında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde yürütülmüştür. Çalışmaya araştırmaya katılmayı kabul eden ve onam veren asistan ve intörn hekimler dahil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak 36 sorudan oluşan anket formu kullanılmıştır. Sosyodemografik verileri ve deri kanserleri hakkındaki farkındalığı değerlendirmek amacıyla oluşturulan 16 soru, Literatür taranarak ve konusunda uzman hekimlere danışılarak oluşturulan deri kanseri bilgisini ölçen 20 soruluk bilgi düzeyi anketi uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmaya 93'ü (%38,7) kadın ve 147'si (%61,3) erkek olmak üzere toplam 240 hekim dahil edilmiştir. Hekimlerin %8,8'i dermatoloji + plastik ve rekonstrüktif cerrahi bölümünde, %48,3'ü dahili bölümlerde ve %15'i cerrahi bölümlerde asistan iken %27,9'u intörn hekimdir. Bölümler arasında toplam puan açısından anlamlı farklılık görülmüştür (p<0,001). Bu farklılık dermatoloji + plastik ve rekonstrüktif cerrahi asistanı olanlar ile diğer bölümler arasındaki farktan kaynaklanmış olup dermatoloji + plastik ve rekonstrüktif cerrahi asistanı olanların puanı daha yüksektir. Dermatoloji + plastik ve rekonstrüktif cerrahi asistanlarının aldıkları ortalama puan 18,8±1,0 iken(max. puan 20) , dahili bölüm asistanları 13,7±2,6 puan, cerrahi bölüm asistanları 13,9±1,8 puan ve intörn hekimler 13,4±2,4 puan almıştır. Katılımcıların %29,6'sı deri kanserleri ve prekanseröz lezyonlar hakkında yeterli bilgi sahibi olduğunu, %57,9'u güneşten korunma yöntemleri hakkında yeterli bilgi sahibi olduğunu, %27,9'u deri kanserleri hakkında yeterli eğitim aldığını düşünüyor. Katılımcıların %7,1'i Mezuniyet öncesi ve sonrası deri kanseriyle ilgili herhangi bir kurs veya kongreye katıldığını bildirmiştir. Hekimlerin %46,7'si düzenli güneş kremi kullanıyor iken %52,9'u daha önce kendi kendine deri muayenesi yaptığını belirtmiştir. Sonuç: Bu çalışma ile dermatoloji ve plastik cerrahi asistanları dışındaki asistanların ve intörnlerin deri kanseri bilgisi ve güneşten korunma davranışlarının yeterli olmadığı sonucuna ulaşılmıştır. Hekimlere mezuniyet sonrasında da bu konu hakkında eğitim verilmeli ve verilen eğitim ara ara tekrarlanmalıdır. Ayrıca hekimlerin deri kanserleri ve güneşten korunma yöntemleri hakkında bilgi düzeylerini arttırmaları gerekmektedir. Böylelikle hem kendilerini hem de hizmet verdikleri bireyleri deri kanserinden daha iyi koruyabilirler.

Deri neoplazmları
Zülküf Akbalık
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Kronik hastalığı olan yaşlılarda Yesavage Geriatrik Depresyon Ölçeği ile depresyon sıklığının değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Yaşlı nüfusun artışından dolayı bu demografik gruba özgü hastalıkların önemi de artmaktadır. Özellikle psikiyatrik rahatsızlıklar arasında, yaşlılık döneminde depresyon ön plandadır. Bu çalışmada, 65 yaş ve üstü kronik hastalığı olan bireylerde depresyon yaygınlığının belirlenmesi hedeflenmiştir. Gereç ve Yöntem: 65 yaş ve üzeri herhangi bir kronik hastalığa sahip bireylerden oluşan 195 yaşlı ile birebir görüşmeler gerçekleştirilerek ve anketler doldurularak kesitsel bir tanımlayıcı çalışma yapıldı. Bilinç durumundaki değişiklik, konuşma veya duyma güçlükleri nedeniyle iletişime geçilemeyen ve çalışmayı reddeden hastalar çalışma dışında tutuldu. Çalışamamız,Yesavage Geriatrik Depresyon Ölçeği Formu'nu içeren bir anket aracılığıyla yapıldı. İstatistiksel analizlerde, tanımlayıcı istatistiklerde sayı ve yüzde kullanılarak, ki-kare ve t-testi gibi yöntemler SPSS 26 programıyla uygulandı ve p<0,05 değeri anlamlı olarak kabul edildi. Bulgular: Araştırmamızda, 65 yaş ve üstü kronik hastalığı olan 195 yaşlı bireyde depresyon sıklığını inceledik. Bu çalışma sonucunda yapılan değerlendirmelerde, depresyon yaygınlığının %35,4 olarak belirlendiği bulunmuştur. Depresyon belirtilerinin sıklığı, ileri yaşta, dul veya boşanmış olma durumunda, düşük eğitim düzeyinde, düşük sosyoekonomik düzey algısına sahip olma durumunda, işsizlik durumunda, yaşlılık maaşı alanlarda, sosyal güvenceden yoksun olanlarda, tek başına kalanlarda, çocuklarının kendisine destek olmadığını söyleyenlerde, yakınlarıyla ilişki yönünden kötü olan bireylerde ve çocuk sayısının fazla olduğu durumlarda daha yüksektir (p<0,05).Cinsiyet, kronik bir hastalığı olup olmama durumu, ilaç kullanıp kullanmama, sigara kullanıp kullanmama depresyon belirtilerinin sıklığını etkilemediği sonucuna varılmıştır. (P>0.05) Sonuç: Çalışmamızın bulgularına göre, Aile Sağlığı Merkezleri'ne başvuran yaşlıların karşılaştığı önemli bir sağlık sorunu depresyon olarak ifade edilebilir. Yaşlılarda depresyonla ilişkili risk faktörlerini de değerlendirerek multidisipliner bir yaklaşımla, bu yaş grubuna özgü koruyucu, tedavi edici ve rehabilitatif yardımlar oluştulmalıdır. Biz aile hekimleri olarak, yaşlı hastaların Aile Sağlığı Merkezleri'ne yaptıkları başvurularda depresyon teşhisine özel bir dikkat göstermeliyiz. ANAHTAR KELİMELER: Depresyon, Yaşlı, Aile Hekimi, Aile Sağlığı Merkezi, Kronik Hastalık

Kadir Kılıç
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi sağlık çalışanlarında ve polikliniklerine başvuran hastalarda siberkondri düzeyi ve etkileyen faktörlerin değerlendirilmesi

Giriş: Siberkondri, internette sağlıkla ilgili bilgilere aşırı derecede maruz kalmak ve bu bilgilerden kaynaklanan aşırı endişe veya kaygı yaşama durumudur. Siberkondri, bireylerin yaşam kalitesini ve sağlığını olumsuz etkileyebilecek bir durumdur. Ayrıca, kişilerin sağlık başvurularında ve sağlık harcamalarında artışa yol açabileceği düşünülmektedir Amaç: Çalışmamızda; siberkondri düzeylerini belirleyip etkileyen faktörleri inceleyerek sağlıkla ilgili güvenli internet platformları oluşturmak, kaygıyı artırıcı bilgiler sağlayan siteleri kontrol etmek ve sağlık bilgilerinin tüm bileşenleriyle gözden geçirilmesi için uygun müdahale stratejileri geliştirmeyi hedefliyoruz. Yöntem: 18-99 yaş aralığındaki Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Sağlık Çalışanlarının ve Polikliniklerine Başvuran Hastalarının, Siberkondri Düzeyi ve Etkileyen Faktörlerin Değerlendirilmesini 17/06/2023-20/11/2023 tarihleri arasında anket formu (CSS-12 ve demografik bilgiler) şeklinde inceledik. Bulgular: Çalışmaya 324 hasta dahil edildi. Çalışmaya dahil edilen katılımcıların; 148'i (%45,7) erkek, 176'sı (%54,3) kadındı. Yaşları, 18 yaş ile 73 yaş arasında değişmekteydi ve yaş ortalaması 32,79±11,33 idi. CSS-12; en yüksek: 54 puan, en düşük: 12 puan, ortalama: 29,7±9,5 ve medyan 30'du. Kişi sayısının tepe yaptığı iki puan sırasıyla 30 ve 36'dı (iki tane mod mevcut). Cinsiyete göre siberkondri şiddeti anlamlı değildi. Evli bireyler bekar bireylere göre daha fazla endişeli bulundu. Genç yetişkinler, siberkondri geliştirmeye daha yatkın görünmektedir (yaş ortalaması: 32,79±11,33). Yaş ilerledikçe internete geçirilen sürenin azaldığı ve 30-40 yaş aralığında internette geçirilen süre(saat/gün) en yüksekti. Eğitim düzeyi ile siberkondri şiddeti (CSS-12) ve internette geçirilen süre(saat/gün) arasında ilişki yoktu. Fakat, eğitim düzeyinin yüksek olması ile güvenli sağlık yayını takibi ve sağlık toplantısına katılma oranı yüksekti. Ailede kronik hastalığa sahip birey olması siberkondri şiddetini arttırmıyordu. Ama hekim önerisi olmadan tetkik yaptırma ve hekim önerisi olmadan ilaç kullanımı yüksekti. 18 yaşından küçük çocuğa sahip bireylerde; son bir yılda hekim önerisi olmadan tetkik yaptırması, TV'de sağlık takibi ve 11. madde (CSS-12) yüksek bulundu. Van YYÜ sağlık çalışanlarının, hekim önerisi olmadan daha çok ilaç kullandığı ve daha çok geleneksel tıp tedavisi aldığı görüldü. Literatürün aksine, siberkondri şiddeti normal toplum düzeyiyle aynıydı. Güvenilir sağlık yayını takibi ve TV'de sağlık yayını takip eden bireylerin, takip etmeyen bireylere göre daha yüksek CSS-12 puanlarına sahiptirler. Ayrıca; eczane dışındaki yerlerden ilaç/tedavi için ürün alanlarda da CSS-12 puanı yüksekti. Evde bakıma muhtaç/engelli kişi olması, sigara içiciliği ve ailede sağlıkçı birey olmasının siberkondri şiddeti ile bir bağlantısı bulunulmadı. Sonuç: Siberkondri düzeyinin orta düzeyde olduğu görüldü. Katılımcıların; yüksek siberkondri düzeyi ile ilişkili faktörler arasında evli olmak, genç yetişkin birey olmak, sağlık yayını takip etmek ve eczane dışındaki yerlerden ilaç/ürün almak sayılabilir. Siberkondri konusunda farkındalık oluşturulmalıdır. Siberkondri riski taşıyan kişilere yönelik destek programları geliştirilmelidir. i-BDT'nin siberkondri tedavisinde kullanılması yaygınlaştırılıp sağlık okuryazarlığı artırılmalıdır. Anahtar kelimeler: Siberkondri, İnternette sağlık bilgisi arama, İnternet, CSS-12, i-BDT, SCÖ.

Tuncay Ulu
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Van Y.Y.Ü. Tıp Fakültesi asistan ve intern hekimleri ile Van ilinde çalışan aile hekimlerinin temel yaşam desteği ve ileri kardiyak yaşam desteği konularındaki bilgi düzeyinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Toplum sağlığının en önemli aşamasında yer alan hekimlerin, hangi branştan olursa olsun, insanlık için hayati önem taşıyan, temel yaşam desteği ve ileri kardiyak yaşam desteği konularındaki bilgi ve becerileri eksiksiz olmalı, hekimler hastalara etkin bir temel yaşam desteği ve ileri kardiyak yaşam desteği verebilmelidirler.Yaptığımız bu çalışmada Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Dursun Odabaş Tıp Merkezinde görev yapan, intern ve asistan hekimler ile Van ilinde birinci basamakta görev yapan aile hekimlerinin, Amerikan Kalp Cemiyeti (AHA ) ve Avrupa Resüsitasyon Konseyi(ERC) tarafından yayımlanan, en güncel kılavuzlar esas alınarak hazırlanan, çoktan seçmeli anket soruları ile temel yaşam desteği ve ileri kardiyak yaşam desteği konularında, bilgi düzeyi, bilgilerinin yeterliliği ve güncelliği, ve güncel kılavuzları takip etme oranı araştırılmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız kesitsel, tanımlayıcı tipte bir araştırmadır. Araştırma Van YYÜ Tıp Fakültesi Dursun Odabaş Tıp Merkezinde çalışan intern ve asistan hekimler ile Van ilinde birinci basamakta çalışan (ASM) aile hekimlerine 01.09.2023 ile 01.12.2023 tarihleri arasında yapılmıştır.139 asistan hekim, 60 intern hekim, 67 aile hekimi olmak üzere toplam 266 hekime uygulanmıştır. Veriler hekimlerin onamı alınarak, sosyo-demografik veriler ile, katılımcıların CPR konusunda aldıkları eğitimi ve bu konuda kendilerini yeterli görüp görmediklerini sorgulayan 15 soru ile, 10 temel yaşam desteği bilgi sorusu ,10' da ileri kardiyak yaşam desteği bilgi sorusu olmak üzere toplam 35 sorudan oluşan anket formuyla elde edilmiştir. Bilgi soruları beş şıktan oluşmuştur ve her sorunun doğru cevabı 1 puan olarak hesaplanmıştır.Temel yaşam desteği soruları 10 puan, ileri kardiyak yaşam desteği soruları10 puan üzerinden hesaplanmıştır. Analizler SPSS (Statistical Package for Social Sciences; SPSS Inc., Chicago, IL) 22 paket programında değerlendirilmiştir. Analizlerde istatistiksel anlamlılık düzeyi p<0,05 olarak kabul edilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 92'si kadın (%34,6) ve 174'ü (%65,4) erkek olmak üzere toplam 266 hekim dahil edilmiştir.266 hekimin, 40'ı (%15) acil, anestezi, kardiyoloji bölümünde, 61'i (%22,9) dahili bilimlerde, 38'i (%14,3) cerrahi bilimlerdeki gören yapan toplam 139 asistan hekim iken, 60'ı (%22,6) intern ve 67'si (%25,2) ise aile hekimidir. Hekimlerin TYD ve İKYD sorularından aldıkları toplam puanlar incelendiğinde TYD toplam puan ortalama 5,1±1,8 iken, İKYD toplam puan ortalama 5,6±2,1 olarak saptanmıştır.Bölüm açısından, TYD ve İKYD puanları değerlendirildiğinde acil tıp, anestezi ve reaminasyon ve kardiyoloji asistanları, diğer hekimlerden daha çok puan almıştır.(p=0,008,p<0,001).Kardiyopulmoner arrest hastayla karşılaşma ihtimali yüksek olan, eğitimlerinde aktif TYD ve İKYD eğitimleri olan hekimlerin bilgi düzeyinin daha yüksek olduğunu(p<0,001), CPR kılavuzunu takip edenlerin(p<0,001), daha önce CPR ihtiyacı olan hastaya müdahale edenlerin(p=0,028), kendini TYD ve İKYD konularında yeterli bulanların(p=0,009), en son 3 yıl ve öncesinde TYD ve İKYD eğitimini alanların(p=0,018) ve CPR yaparken hastaya zarar vermekten korkmayanların(p=0,001) İKYD bilgi düzeyini, anlamlı olarak daha yüksek tespit ettik. Ayrıca hekimlerin %57.5'i CPR kılavuzu takip etmediğini, %51.5'i CPR yaparken hastaya zarar vermekten korktuğunu (intern hekimlerde bu oran %63.3 olarak saptandı) %22,2'si TYD ve İKYD ile ilgili bir kurs veya kongreye katıldığını, %94,4'ü ise mezuniyetten sonra TYD ve İKYD hakkında tekrar eğitim verilmesi gerektiğini belirtmişlerdir. Sonuç: Çalışmamızdan elde ettiğimiz sonuçlar, hekimlerin bilgi düzeyini ve güncelliğini arttırmak için branş farketmeksizin, bütün hekimlere mezuniyetten sonrada TYD ve İKYD eğitiminin teorik ve pratik olarak, ilgili birimler tarafından verilmesinin ve kısa aralıklarla tekrar edilmesinin gerektiğini göstermiştir.Ayrıca intern hekimlerin kardiyopulmoner arrest hasta tedavisinde, aktif olarak yer almaları, CPR yaparken hastaya zarar verme korkularını azaltacaktır.

Bilgi düzeyiKardiyopulmoner reanimasyonTemel yaşam desteği
İlhami Demir
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tıp fakültesi öğrencileri ile ilahiyat fakültesi öğrencilerinintoplumsal cinsiyet rollerine yönelik tutumlarınınkarşılaştırılması

Amaç:Bu çalışmada tıp fakültesi öğrencileriyle ilahiyat fakültesi öğrencilerinin toplumsal cinsiyet rollerine yönelik tutumlarının karşılaştırılması amaçlanmıştır. Yöntem: Araştırmamız kesitsel ve tanımlayıcı tiptedir. Yüz yüze ve online anket çalışmasıdır. Çalışma Şubat-Mart 2024 tarihleri arasında Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi ile İlahiyat Fakültesinde yürütülmüştür. Çalışmaya araştırmaya katılmayı kabul eden ve onam veren tıp ve ilahiyat öğrencileri dahil edilmiştir. Veri toplama aracı olarak 5'li likert şeklindeki 15 sorudan oluşan Toplumsal Cinsiyet Rolleri Ölçeği kullanılmış ve demografik veriler değerlendirilmiştir. Bulgular: Çalışmaya 244'ü (%59,5) kadın ve 166'sı (%40,5) erkek olmak üzere toplam 410 öğrenci dahil edilmiştir. Kadın öğrencilerin erkek öğrencilere göre toplumsal cinsiyet rolleri ölçek puanları daha yüksek saptanmıştır. Öğrencilerin %54,2'si tıp, %45,8'i ilahiyat fakültesinde okumaktadır. Okuduğu fakülte tıp olan katılımcıların toplumsal cinsiyet rolleri tutum ölçeği puanlarının, ilahiyat fakültesi olan katılımcılara göre daha fazla olduğu görülmektedir. Katılımcıların sınıflarına göre toplumsal cinsiyet rolleri tutum ölçeği puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu görülmektedir (p<0.05). Fark yaratan grubu bulmak için Bonferroni uygulamıştır. Sınıfı 2, 5 ve 6 olan katılımcıların toplumsal cinsiyet rolleri tutum ölçeği puanlarının, sınıfı 3 olan katılımcılara göre daha fazla olduğu görülmektedir. Katılımcıların anne eğitim durumlarına göre toplumsal cinsiyet rolleri tutum ölçeği puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu görülmektedir (p<0.05). Fark yaratan grubu bulmak için Bonferroni uygulamıştır. Anne eğitim durumu lise olan katılımcıların toplumsal cinsiyet rolleri tutum ölçeği puanlarının, anne eğitim durumu olmayan katılımcılara göre daha fazla olduğu görülmektedir. Anne eğitim durumu yüksekokul/üniversite olan katılımcıların toplumsal cinsiyet rolleri tutum ölçeği puanlarının, anne eğitim durumu olmayan, anne eğitim durumu ilkokul ve ortaokul olan katılımcılara göre daha fazla olduğu görülmektedir. Katılımcıların anne çalışma durumlarına göre toplumsal cinsiyet rolleri tutum ölçeği puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu görülmektedir (p<0.05). Fark yaratan grubu bulmak için Bonferroni uygulamıştır. Annesi halen çalışan katılımcıların toplumsal cinsiyet rolleri tutum ölçeği puanlarının, annesi hiç çalışmayan katılımcılara göre daha fazla olduğu görülmektedir. Katılımcıların baba eğitim durumlarına göre toplumsal cinsiyet rolleri tutum ölçeği puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu görülmektedir (p<0.05). Fark yaratan grubu bulmak için Bonferroni uygulamıştır. Baba eğitim durumu yüksekokul / üniversite olan katılımcıların toplumsal cinsiyet rolleri tutum ölçeği puanlarının, baba eğitim durumu olmayan katılımcılara göre daha fazla olduğu görülmektedir. Katılımcıların kardeş varlığına göre toplumsal cinsiyet rolleri tutum ölçeği puanları arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark olduğu görülmektedir (p<0.05). Fark yaratan grubu bulmak için Bonferroni uygulamıştır. Kardeşi olmayan ve yalnız erkek kardeşi olan katılımcıların toplumsal cinsiyet rolleri tutum ölçeği puanlarının, hem erkek hem kız kardeşi olan katılımcılara göre daha fazla olduğu görülmektedir. Sonuç: Bu çalışma ile, tıp fakültesi öğrencileri görece daha eşitlikçi tutumlara sahip olsalar da tıp ve ilahiyat fakültesi öğrencilerinin çeşitli demografik özellikleri açısından toplumsal cinsiyet rolleri tutumlarının, toplumun geleneksel bakış açıları gölgesinde geliştiği sonucuna varılabilir. Öğrencilere dini, ekonomik, sosyopolitik, ailesel ve arkadaş grupları ya da kitlesel iletişim araçları gibi pek çok faktör etkisiyle oluşup gelişmekte olan toplumsal cinsiyet rolleri hakkında, daha adil ve özgürlükçü bir toplum inşa edebilmek için multidisipliner yaklaşımlarla eğitimlerin verilmesi gerekmektedir. Toplumsal cinsiyet rollerine yönelik yaklaşımlar, hastaların sağlık hizmeti alımları noktasında dahi ayrımcılıklara sebebiyet verebileceğinden, tıp fakültesi öğrencilerine gerek teorik gerekse de eğitim aldıkları kliniklerde pratik olarak toplumsal cinsiyet rollerinin etkileri anlatılarak, farkındalıkları arttırılabilir. Anahtar Kelimeler: toplumsal cinsiyet, tıp öğrencileri, ilahiyat öğrencileri, farkındalık

Ahmet Salık
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tıp fakültesi aile hekimliği ve çocuk hastalıkları polikliniklerine başvuran annelerin, çocuklarında ateş yönetimi; bilgi,tutum ve davranışlarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmamız annelerin ateş bilgi düzeyleri, ateşe karşı kaygı düzeyleri ve çocukları ateşlendiğinde yaptıkları uygulamayı tespit edip ona göre doktorların ve hemşirelerin annelere bilgi verirken bu eksik olan tarafları dikkate alarak bilgi vermeleri amaçlanmıştır. Materyal ve Metot: Araştırma, Ekim 2023-Ocak 2024 tarihleri arasında yapılmıştır. Araştırmamız YYÜ Tıp Fakültesi özelinde yapılmıştır. Araştırmanın yapıldığı yer ve kime yapıldığı: Ekim 2023-Ocak 2024 tarihlerinde hastanenin Aile Hekimliği ve Çocuk Hastalıkları Polikliniklerine herhangi bir sebeple başvuran 200 anneye yapılmıştır. Bulgular: Araştırmamızda annelerin % 70'inin evde ateş ölçtüğünü, %91,5'inin çocuğunun ateşlendiğini fark ettiğini, %75'i ateş nedeniyle daha önce çocuğunu hastaneye götürdüğünü belirtmiştir. %77,5'i ateş konusunda daha önce bilgi almış ve bunların sadece %68'i ateş konusunda doktor tarafından bilgilendirilmiş. %11.5'i daha önce çocuğunun havale geçirdiğini belirtmiş. %49.5'i çocuğunun ateşinin yükseldiğini; çocuğunun vücudunun normale göre daha sıcak gelince anladığını , %50'si ateşi koltuk altından ölçtüğünü belirtmiştir. %63'ü yüksek ateşin kaç derece olduğunu bildiği, %30'u ateşin tekrar ölçüm aralığının 30 dk. olduğunu bildiği anlaşılmıştır. Ateş yükseldiğinde sadece %27'si çocuğunun üzerindeki elbiseleri çıkarttığını belirtmiştir. Ilık uygulamanın nerden yapıldığını sadece %42'sinin bildiği anlaşılmıştır. Ilık uygulamayı %67,5'i ılık suyla yaptığını belirtmiştir. Sadece %15'inin ateş düşürücü verilmesi gereken vücut sıcaklığını bildiği anlaşılmıştır. Katılımcıların %57'si çocuğa ilacını reçeteye göre verdiğini bildirtmiştir. %90'dan fazlası ateş düşürücü ilacın kaç saat arayla verildiğini bildiği anlaşılmıştır. %94'ü yapılan müdahale ile ateş düşmezse doktora başvurduğunu , %85,5'i çocuklarda ateş düşürmek niyetiyle parasetamol ve ibuprofen kullandığını , %48'i ateş düşürücü ilacın verilme sebebinin ateş ve semptomları gidermek olduğunu , %76,5'i ateş düşürücü ilacı doktor reçetesiyle aldığını belirtmiştir. Sonuç: Araştırmada, annelerinin sosyoekonomik, ateşe karşı kaygı ve ateş bilinç puanı orta seviyede bulundu. Okuma yazması olmayan, köyde yaşayan, gelir durumu düşük olan ve ev hanımı olan annelerin ateş bilinç puan ortalaması düşük, ateşe karşı kaygı düzeyleri ise yüksek bulunmuştur. Üniversite mezunu olan annelerin ateş bilinç puan ortalaması yüksek, ateşe karşı kaygı düzeyleri ise düşük bulunmuştur. Anne yaşı ile ateş bilinci ve annenin kaygısı arasında ilişki bulunamamıştır. Sosyoekonomik düzeyi düşük olanların ateş bilinç düzeyi daha düşük, ateşe karşı kaygı düzeyi ise daha yüksek tespit edildi. Annelerin ateşe karşı kaygı düzeyleri ile ateş bilinci arasında negatif korelasyon tespit edildi. Anahtar sözcükler: Ateş, Ateş yönetimi, Annelerde ateşe yaklaşım

Yasin Ashi
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Üçüncü basamak bir sağlık kuruluşunda intern ve asistan hekimlerin spinal musküler atrofi (SMA) hastalığı hakkında bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi

Giriş ve Amaç: Spinal Musküler Atrofi (SMA), spinal kord ön boynuz motor nöronları ve beyin sapı motor nükleuslarının dejenerasyonu sonucu progresif geri dönüşümsüz kas atrofisi ve güçsüzlüğü ile karakterize kalıtsal bir nöromüsküler hastalıktır. Gelişmiş ülkelerde yenidoğan ölümleri arasında üst sıralarda olması, bebek ölümlerinde kistik fibrozisten sonra en sık görülen ikinci genetik hastalık olması, mortalite ve morbiditenin yüksek olması bu hastalıktan korunma ve önleyici sağlık politikalarının önemini gözler önüne sermiştir. Bu çalışmada, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi'ndeki intern ve asistan hekimlerin SMA hastalığı hakkındaki bilgi düzeylerinin ve farkındalıklarının değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaya dahil etme kriterlerini karşılayan intern ve asistan hekimden oluşan toplam 272 kişiye yönelik literatür ve kaynak kitapların taranması sonucunda elde edilen güncel bilgiler doğrultusunda 10 sorudan oluşan sosyodemografik veriler ve SMA hastalığı hakkında 40 bilgi sorusu olmak üzere toplam 50 sorudan oluşan anket formu yüz yüze görüşülerek doldurulmuştur. Bulgular: Çalışmaya 92'si (%33,8) kadın ve 180'i (%66,2) erkek olmak üzere toplam 272 katılımcı dahil edilmiştir. Katılımcıların 140'ı (%51,5) intern hekim ve 132'si (%48,5) asistan hekimdir. Çalışmamızdaki katılımcılara yöneltilen sorular alt başlıklara ayrıldığında SMA hastalığı ile ilgili klinik ve taşıyıcı tarama programı konularının bilgi düzeyi diğer bütün alt başlık konularının bilgi düzeylerinden daha yüksek bulunmuştur. Evli olanların bilgi düzeyi, bekar olanların bilgi düzeyinden anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p=0,001). ASM deneyimine sahip olanların bilgi düzeyi, ASM deneyimi olmayanlara göre anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p=0,003). Çalışmamızda, katılımcıların yaşı ile meslek süresi ve toplam puan arasında pozitif yönde bir korelasyon tespit edilmiştir. SMA hastalığı hakkında bilgi sahibi olduğunu düşünenlerin bilgi düzeyi, bilgi sahibi olduğunu düşünmeyenlerden anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p<0,001). Asistan hekimlerin bilgi düzeyi, intern hekimlerin bilgi düzeyinden anlamlı olarak yüksek bulunmuştur (p=0,002). Sonuç: Bu çalışma, intern hekimlerin SMA hastalığı hakkında bilgi düzeylerinin yetersiz olduğunu göstermektedir. Ankete katılan hekimlerin çoğu, SMA hastalığı hakkında eğitim almak istediklerini belirtmişlerdir. Bu nedenle, tıp fakültesi derslerinde SMA hastalığına yönelik eğitim içeriğinin artırılması, eğitim materyallerinin sağlanması, mezuniyet sonrasında hekimlere çalıştıkları yerlerde düzenli aralıklarla eğitimlerin devam ettirilmesi, klinik uygulama ve hasta rehberleri oluşturularak bu içeriklere erişimin sağlanması hekimlerin bilgi düzeylerini ve farkındalıklarını artırmak için faydalı olacaktır.

Muhammed Oğuz
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2024
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Şarbon hastalarında kan grubu rh ve cinsiyet insidansı araştırılması

Şarbon hastalarında Kan Grubu Rh ve Cinsiyet İnsidansı araştırılması. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi, Tıp Fakültesi, Aile Hekimliği Anabilim Dalı, Uzmanlık Tezi, Van, 2025. Şarbon, Bacillus anthracis'in neden olduğu zoonotik bir enfeksiyon olup, özellikle hayvancılıkla uğraşan bireylerde yaygın olarak görülmektedir. Bu çalışmanın amacı, şarbon hastalarında kan grubu Rh faktör ve cinsiyet insidansını inceleyerek, bu biyobelirteçlerin hastalığın tanı, prognoz ve enfeksiyona yatkınlık üzerindeki potansiyel etkilerini değerlendirmektir. Kan gruplarının ve Rh faktörünün enfeksiyonlara yatkınlık üzerindeki etkisi literatürde uzun süredir tartışılmakta olup, bu çalışmada şarbon hastalığı özelinde bir değerlendirme yapılmıştır. Bu retrospektif çalışma, Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde şarbon tanısı almış 100 hasta ve herhangi bir bulaşıcı hastalık tanısı almamış 25 sağlıklı birey üzerinde gerçekleştirilmiştir. Çalışmaya dahil edilen hastaların kan grubu ve Rh faktör bilgileri, hastane veri tabanından elde edilmiştir. Kontrol grubundaki bireylerin kan grubu ve demografik bilgileri de aynı yöntemle toplanmıştır. Verilerin analizi SPSS (IBM SPSS for Windows, ver.25) istatistik programı kullanılarak yapılmış ve anlamlılık düzeyi p < 0.05 olarak kabul edilmiştir. Çalışmada, şarbon tanısı almış 100 hastanın ve 25 sağlıklı bireyin kan grubu ve Rh faktör dağılımları incelenmiştir. Bulgulara göre, A Rh (+) pozitif kan grubu hem hasta grubunda (%40) hem de kontrol grubunda (%52) en yaygın kan grubu olarak tespit edilmiştir. Şarbon hastalarında A Rh (+) pozitif kan grubunu sırasıyla O Rh (+) pozitif (%20) ve B Rh (+) pozitif (%12) kan grupları takip etmiştir. Kontrol grubunda ise A Rh (+) pozitif kan grubunu O Rh (+) pozitif (%20) ve O Rh (-) negatif (%12) kan grupları izlemiştir. Hasta ve kontrol grupları arasında kan grubu dağılımı açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunmamıştır (p > 0.05). Ayrıca, kan gruplarının cinsiyet ve yaş değişkenlerine göre dağılımında da anlamlı bir fark tespit edilmemiştir. Bu çalışma, şarbon hastalarında kan grubu ve Rh faktör insidansının, hastalığın tanı ve prognozunda doğrudan bir etkisi olmadığını göstermiştir. Ancak, kan gruplarının enfeksiyonlara yatkınlık üzerindeki etkisi literatürde uzun süredir tartışılmakta olup, bu biyobelirteçlerin şarbon gibi bakteriyel enfeksiyonlarla ilişkisi daha fazla araştırılmalıdır. Kan grubu ve Rh faktörünün enfeksiyon patogenezindeki rolünü anlamak, gelecekte enfeksiyonların önlenmesi ve tedavisi için önemli bir katkı sağlayabilir. Bu nedenle, daha geniş örneklem grupları ve prospektif tasarımlar ile yapılacak çalışmalar, bu alandaki bilgi birikimini artıracaktır.

Şarbon
Nizamettin Erdem
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Brusella hastalarında kan grubu ve Rh faktör insidansı

Brusella Hastalarında Kan Grubu ve Rh Faktör İnsidansı. Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi Aile Hekimliği Anabilim Dalı. Uzmanlık Tezi. Van 2025.Amaç: Araştırmanın temel amacı, Brucella enfeksiyonu ile kan grubu dağılımı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir ilişki olup olmadığını değerlendirmektir. Gereç ve Yöntem: Çalışmamızda Van Bölge Eğitim ve Araştırma Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları Polikliniğine Ocak 2000-Aralık 2020 tarihleri arasında başvuran bruselloz tanılı ve yaşları 0-99 yaş arasında değişen toplam 223 hastanın dosyası retrospektif olarak incelendi. Bulgular: Bu çalışma, 2000-2020 yılları arasında Van Eğitim ve Araştırma Hastanesi'nde Brucella pozitif tanısı almış 223 hastanın kan grubu dağılımını analiz edilerek gerçekleştirilmiştir. Çalışmada, Brucella pozitif hastaların kan grubu oranları, Van İli Kan Bankası'ndan elde edilen kan grubu ve Rh faktörü oranları ile karşılaştırılmıştır. Brucella Pozitif Hasta Kan Grubu Dağılımı (%): A Rh(+) Pozitif: %45.29, A Rh(-) Negatif: %5.38, B Rh(+) Pozitif: %13.00, B Rh(-) Negatif: %1.80, AB Rh(+) Pozitif: %7.36, AB Rh(-) Negatif: %2.24, O Rh(+) Pozitif: %24.66, O Rh(-) Negatif: %0.90 Van İli Kan Grubu Dağılımı (%): A Rh(+) Pozitif: %41.15, A Rh(-) Negatif: %3.90, B Rh(+) Pozitif: %14.34, B Rh(-) Negatif: %1.80, AB Rh(+) Pozitif: %7.36, AB Rh(-) Negatif: %0.80, O Rh(+) Pozitif: %27.50, O Rh(-) Negatif: %3.15 Sonuç: Bu çalışma, Brucella enfeksiyonu ile belirli kan grupları veya Rh faktörleri arasında güçlü bir ilişki bulunmadığını göstermiştir. Ki-Kare testi sonuçlarına göre (p-değeri: 0.835), Van ili kan grubu dağılımı ile Brucella pozitif hastaların dağılımı arasında istatistiksel olarak anlamlı bir fark bulunamamıştır. Ayrıca, yaş ve cinsiyet gibi değişkenlere göre yapılan analizlerde de anlamlı bir farklılık gözlenmemiştir. Bu durum, Brucella enfeksiyonunun kan grubu veya demografik faktörlere göre rastlantısal bir dağılıma sahip olabileceğini düşündürmektedir.

Brusella
Çağrı Veysel Yeşilyurt
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Sağlık eğitimi alan öğrencilerin HPV (Human papiloma Virüs) ve HPV ilişkili kanserler hakkındaki bilgi düzeylerinin ölçülmesi

Bu tez çalışması, Human Papilloma Virüs (HPV) ve HPV ile ilişkili kanserler hakkında sağlık eğitimi alan öğrencilerin bilgi düzeylerini değerlendirmeyi amaçlamaktadır. Bu kapsamda çalışmanın temel amacı, sağlık eğitimi alan öğrencilerin bu önemli halk sağlığı problemi hakkındaki bilgi düzeylerini ölçerek farkındalığı artırmak ve bu bilgilerin halk sağlığına yansımalarını değerlendirmektir. Çalışmada, HPV enfeksiyonu ile ilişkili düşük riskli ve yüksek riskli türler, aşıların etkinliği ve erken tanı yöntemleri gibi kritik konular üzerinde durulmuştur. Çalışma, anket yöntemiyle gerçekleştirilmiş olup, sağlık eğitimi alan tıp, diş hekimliği, hemşirelik ve ebelik gibi farklı meslek gruplarından öğrencilere uygulanmıştır. Katılımcılara, HPV'nin tanımı, bulaşma yolları, korunma yöntemleri, aşıların etkileri ve HPV ilişkili kanserlerin farkındalığına yönelik sorular yöneltilmiştir. Bulgular, istatistiksel yöntemlerle analiz edilerek bilgi düzeyindeki farklılıklar değerlendirilmiştir. Sonuçlar, HPV farkındalığının katılımcılar arasında belirgin farklılıklar gösterdiğini ortaya koymuştur. Tıp öğrencilerinin bilgi düzeyleri genel olarak daha yüksekken, diğer meslek gruplarında HPV ve HPV ile ilişkili kanserler hakkında bilgi eksikliği olduğu gözlemlenmiştir. Ankete katılan öğrencilerin büyük bir kısmı, HPV aşılarının koruyucu etkisi hakkında bilgi sahibi olmasına rağmen, aşılama oranlarının düşük olduğu belirlenmiştir. HPV'nin cinsel yolla bulaştığı ve yüksek riskli türlerinin kansere yol açtığı konusunda farkındalık yaygın olmakla birlikte, bu bilginin yeterince pratikte uygulamaya dönüşmediği görülmüştür. Bu çalışma, HPV ve ilişkili kanserler hakkında sağlık profesyonelleri adaylarının eğitimine yönelik eksikliklerin giderilmesi gerektiğini vurgulamaktadır. HPV aşılarının koruyuculuğu ve erken tanının önemi daha geniş kitlelere ulaştırılmalı, toplum sağlığını geliştirmek için eğitim programları düzenlenmelidir. Ayrıca, bireylerin cinsel sağlık eğitimi almasının HPV farkındalığı ve korunma davranışlarına olumlu katkı sağladığı göz önünde bulundurulmalıdır. Sonuç olarak, bu tez, HPV ile mücadelede farkındalığın artırılması ve sağlık profesyonellerinin bilgi seviyelerinin yükseltilmesinin, HPV ilişkili kanserlerin önlenmesinde önemli bir etkiye sahip olduğunu göstermiştir.

Fatih Elitaş
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Van'da görev yapan aile hekimleri ve intörn hekimlerin tüberküloz hastalığı ve BCG aşı uygulaması hakkındaki bilgi düzeylerinin değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmayla aile hekimleri ve intörn hekimlerin tüberküloz hastalığı ve BCG aşı uygulaması hakkındaki bilgi düzeylerinin ve bu konularda verilen eğitimin etkinliğinin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız kesitsel tipte, yüz yüze yapılan bir anket çalışmasıdır. Anket çalışmamız Eylül-Aralık 2024 dönemlerinde Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi Tıp Fakültesi ve Van il genelindeki birinci basamak sağlık hizmeti veren sağlık kurumlarında yapılmıştır. Çalışmamıza, araştırmaya katılmayı kabul eden ve diğer uygun kriterleri karşılayan toplam 224 kişi dahil edilmiştir. Literatür ve kaynak kitaplar araştırılıp alanında uzman kişilere danışılarak güncel bilgiler ışığında hazırlanan 24 tanesi tüberküloz hastalığı ve BCG aşı uygulaması hakkındaki bilgi sorusu ve 13 tanesi sosyodemografik bilgileri öğrenmek amacıyla hazırlanan sorular olmak üzere toplam 37 soruluk anket formu katılımcılara yüz yüze görüşme şeklinde uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmaya 146'sı (%65,2) erkek 78'i (%34,8) kadın olmak üzere toplam 224 kişi dahil edilmiştir. Çalışmaya katılan hekimlerin %43,8'i pratisyen aile hekimi, %29,5'i intörn hekim, %15,2'si sözleşmeli aile hekimliği uzmanlığı asistanı, %6,7'si aile hekimliği uzmanı, %4,9'u aile hekimliği asistanıdır. Hekimlerin çalıştıkları birimde tüberküloz tedavisi alan hasta sayısı yılda 1,08±1,50 olarak tespit edilmiştir. Hekimlerin %55,4'ü tıp fakültesi eğitimi sürecince tüberkülozla alakalı aldıkları eğitimi yeterli görürken %44,6'sı ise tüberküloz ile ilgili aldıkları eğitimin yetersiz olduğunu belirtmiştir. Tıp fakültesini bitirdikten sonra tüberkülozla alakalı eğitim aldığını belirten hekimlerin oranı %9,8 iken eğitim almadığını belirten hekimlerin oranı ise %90,2 olarak saptanmıştır. Hekimlere uygulanan bilgi testi ile hekimlerin mesleki hayatlarında tüberküloz tanısı koyduğu hasta durumu arasında istatistiksel anlamlı fark saptanmıştır (p=0,033). Mesleki hayatlarında tüberküloz tanısı koyan hekimlerin bilgi testi ortalaması (15,1±2,1) tüberküloz tanısı koymamış hekimlerin bilgi testi ortalamasına göre (16,1±1,9) nispeten daha düşük tespit edilmiştir. Hekimlere uygulanan bilgi testi ile hekimlerin çalıştığı yer arasında istatistiksel anlamlı fark tespit edilmiştir (p=0,030). Sonuç: Birinci Basamak sağlık hizmeti sunan kurumlarda görevli aile hekimlerinin tüberküloz hastalığı ve BCG aşısı hakkındaki bilgi düzeyleri tıp fakültesi hastanesinde çalışan hekimlere göre daha düşük bulunmuştur. Mesleki hayatlarında tüberküloz tanısı koyan hekimlerin bilgi testi ortalaması tüberküloz tanısı koymamış hekimlerin bilgi testi ortalamasına göre daha düşük saptanmıştır. Verilere istinaden tıp fakültesi eğitim müfredatına tüberküloza ilişkin daha efektif ve yoğun ders materyalleri eklenebilir, mezuniyet sonrası dönemde düzenlenecek düzenli seminer ve eğitim programlarıyla hekimlerin tüberküloz konusundaki bilgileri canlı tutulabilir ve farkındalıkları artırılabilir

Emrah Yüksek
Van Yüzüncü Yıl Üniversity
2025
00

Diğer danışmanlar