Theses supervised by Prof. Dr. İsmail Erdoğan
12 theses · Fırat University
Rıfat Efendi'nin "Ahlak-ı Nazarî ve Terâcim-i Ahvâl-i Hükemâ" adlı eserinin transkript ve değerlendirilmesi
Osmanlı düşünürleri ve eserleri hakkında birçok kitap, makale, tez yazılmış ve bundan sonra da yazılmaya devam edilecektir. Ancak Rifat Efendi ve eserleri ile ilgili birkaç çalışma dışında önemli bir akademik çalışma yapılmamıştır. Bu sebeple biz, onun hayatını, eserlerini ve görüşlerini incelemeye çalıştık. Rifat Efendi'nin Ahlak-ı Nazarî ve Terâcim-i Ahvâl-i Hükemâ adlı eserini ele aldığımız bu çalışmamız iki bölümden oluşmaktadır. Giriş bölümünde Rifat Efendi'nin hayatı ve eserleri hakkında bilgiler ele alınmıştır. Birinci bölümde Ahlak-ı Nazarî ve Terâcim-i Ahvâl-i Hükemâ eseri transkripti yapılmıştır. İkinci bölümde ise eserde konu edilen ahlak ile ilgili kavramlar değerlendirilmiş ve felsefi olarak karşılaştırmalara yer verilmiştir. Rifat Efendi'nin özellikle ahlak ilmine dair ileri sürdüğü görüşler ile kullandığı kavramların önemli bir kısmında, Farabi ve İbn Sina gibi filozoflar izlerini görmemiz mümkündür. Bunun yanında Gazali ve Osmanlı filozoflarından Kınalızade Ali Efendi'nin görüşlerinin de Rifat Efendi'nin fikirleri üzerinde etkili olduğunu söyleyebiliriz.
Türkçülerin ve islamcıların kadına bakışı (Ziya Gökalp ve Said Halim Paşa Örneği)
Osmanlı İmparatorluğu'nun çöküş devri olarak adlandırılan ve toplumsal, siyasal ve ekonomik değişimlerin yaşandığı Tanzimat sonrası dönem, aynı zamanda kadın hareketinin ve kadınla ilgili sorunların tartışıldığı bir çağ olmuştur. Böylece toplumu yükseltmek ve ulusal bilinci canlandırmak amacıyla ortaya çıkan İslamcılık, Türkçülük gibi akımların toplumu ilgilendiren meselelerin yanı sıra kadın sorunu ve çözüm yolları üzerinde de çalışmalar yaptıkları bilinmektedir. Özellikle kadının toplumdaki ve ailedeki rolü ve dönemin kadın hareketi yoğun olarak tartışılan konulardandır. Bu nedenle araştırmamız Osmanlı Devleti'nin son dönemindeki kadın sorununu kapsamaktadır. 19. Yüzyıl Osmanlı fikri akımlardan Türkçülük ve İslamcılığın kadına yaklaşımı, Ziya Gökalp ve Said Halim Paşa'nın düşünceleri üzerinden değerlendirecektir. Türkçülüğün temsilcilerinden olan Ziya Gökalp, Eski Türk toplumlarını örnek göstererek kadının sosyal hayatta etkin bir rol üstlenmesi gerektiğini ileri sürerken; İslamcılığın temsilcilerinden olan Said Halim Paşa ve ise sorunun İslam'ın çizdiği yoldan gitmek suretiyle çözülebileceğini savunmaktadırlar. Anahtar kelimeler: kadın, toplumsal rol, eşitlik, Türkçülük, İslamcılık, Ziya Gökalp, Said Halim Paşa
Hacı Bektaş-ı Veli'ye göre "İnsan" kavramı
Hacı Bektaş-ı Veli ile ilgili birçok çalışma yapılmış ve yapılmaya da devam edilecektir. Ancak biz bu çalışmamızda Hacı Bektaş-ı Veli'nin akıllı ve ahlaklı bir varlık olarak insana bakışını ele aldık ve insanın yaratılışına dair felsefi bir bakış açısı yakalamaya çalıştık. Hacı Bektaş-ı Veli'nin insana bakışını ele aldığımız bu çalışmamız iki bölümden meydana gelmiştir. Birinci bölümünde insan, beden ve nefsin tanımı, insan bedeni ve evren arasındaki ilişki ele alınmıştır. Ayrıca Hacı Bektaş-ı Veli'nin dört kapı kırk makam anlayışının evrenin yaratışında etkin olan dört temel unsurla ilişkisine değinilmiştir. İkinci bölümde insanın hem akıllı hem ahlaki olması bakımında özelliklerine değinilmiş ve bu konuda Hacı Bektaş-ı Veli'nin başta Makalat olmak üzere günümüze ulaşan eserleri incelenmiş ve bu doğrultuda insana düşen ödevler ele alınmıştır.
Molla Hâdî Sebzevârî'nin metafizik görüşleri
Molla Hâdî Sebzevârî, Aşkın Felsefe (Hikmet-i Müteâliye) ekolunün 19. yüzyıldaki önemli temsilcilerinden biridir. Zira Sebzevârî arif, filozof bir şahsiyet olarak Molla Sadrâ Felsefesi'nin canlanmasına ve söz konusu düşünce sisteminin doğru bir şekilde anlaşılmasına önemli katkıları olmuştur. Bu anlamda Sebzevârî, Molla Sadrâ geleneğini, hem metodolojik açıdan hem de kullanılan terminoloji bakımından içselleştiren bir filozoftur. Nitekim Sebzevârî'nin felsefi yaklaşımlarını yakından incelediğimizde onun bu geleneğin bir müntesibi olarak ilk ele aldığı metafizik problemin mahiyet ve varlıktan hangisinin ontolojik önceliğe sahip olduğu meselesidir. Sebzevârî söz konusu bu önemli tartışmada varlığın asıl, mahiyetin ise itibâri olduğunu felsefi kanıtlarla ispat etmeye çalışırken bir bütün olarak tüm metafizik görüşünü 'varlığın ontolojik önceliğe sahip' olduğu tezi üzerine bina eder. Yine ayrıca Sebzevârî metafizik düşüncelerini temellendirmede "varlığın birliği" ve "varlığın dereceli (teşkiki) bir yapıya sahip olması" şeklinde ifade edilen iki temel esastan daha istifade eder. Sebzevârî söz konusu bu üç metafizik temel hakikat üzerine başta sebep (illet)-sebepli (malûl) olmak üzere yaratma/yapma (ca'l), kip konusu, meâd düşüncesi ve nefs teorisini bina eder. Anahtar kelimeler: Molla Hadi Sebzevârî, varlık, mahiyet, vahdet, teĢkik, metafizik
El-Bulğa Fi'l-Hikme" adlı eseri bağlamında Muhyiddin İbn Arabi Arabî'nin felsefî görüşleri
Tasavvuf Felsefesi olarak bilinen düşünce akımının öncüsü olması sebebiyle İbn Arabî, İslam düşüncesi içinde önemli bir yere sahiptir. Her ne kadar görüşleri tarihin farklı dönemlerinde farklı isimlerce eleştirilse de önemli isimler tarafından temsil edilebilmiştir. Onun Vahdet-i Vücud görüşü yankı uyandıran görüşleri içerisindedir. İbn Arabî bu görüşü sebebiyle daha çok mutasavvıf olarak bilinir. Ancak eserleri incelendiğinde birçok felsefî mesele üzerinde de yoğun şekilde durduğu anlaşılmaktadır. Özellikle bizim de ele alacağımız el-Bulğa fi'l-Hikme isimli eseri İbn Arabî'nin felsefi görüşlerinin toplamı olma niteliğine sahiptir. Bu eseri içerisinde fizik ve metafizik konular üzerinde durmaktadır. Fizik alanı içerisinde Astronomi ve Psikoloji bilimlerine dâhil edilebilecek konulara değinirken metafizik alanına ayırdığı bölümde Allah'ın isimleri, sıfatları ve yaratması konularını inceler. Ayrıca Nübüvvet, Velayet ve Ahiret gibi İlahiyat hususları üzerinde de durur. Biz bu çalışmamızın giriş bölümünde İbn Arabî'nin hayatı ve eserleri hakkında bilgi verdikten sonra el-Bulğa Fi'l-Hikme adlı eserini değerlendirmeye çalışacağız. Bunu takip eden birinci bölümde, yine el-Bulğa fi'l-Hikme bağlamında, İbn Arabî'nin âlem hakkındaki görüşlerini; ikinci bölümde ise metafizik konulardaki görüşlerini ele alıp değerlendirmeye gayret göstereceğiz. Anahtar Kelimeler: İslam Felsefesi, Tasavvuf, din, Vahdet-i Vücud, fizik, metafizik.
"el-hikmetü'l-İlhamiyye" adlı eseri bağlamında Abdulkadir Mardini'nin felsefi görüşleri
Abdulkadir Mardini, 1600'lü yıllarda yaşamış bir düşünürdür. Hayatıyla ilgili fazla bilgi bulunmayan Mardini'nin tesbit edilebilen tek eseri el-Hikmetü'l-İlhamiyye adlı kitabıdır. Bu kitap, Arapça dilinde yazılmış el yazması bir eserdir. Toplam 79 varaktan oluşmaktadır. İçeriğine bakıldığında cisimler, unsurlar, nefs, felekler gibi birçok felsefi konunun ele alındığını görülmektedir. Bu yönüyle bir felsefe kitabı olduğu söylenebilir. Mardini, eserini Aristoteles ve takipçileri olarak ifade ettiği meşşai filozoflara reddiye yazmak amacıyla kaleme aldığını ifade etmiştir. Eserin içeriğine bakıldığında da birçok konuda bu filozofların görüşlerini eleştirdiği ifade edilebilir. Ancak bu meşşai filozofları eleştirmesi onun bu filozofların eserlerini gördüğü ve incelediği anlamına gelebilir. Bu sebeple, bu filozofların fikirlerinden etkilendiği de söylenebilir. Ayrıca zaman zaman işraki felsefeye yaklaştığını ifade etmek de yanlış olmayacaktır. Zira bazı konularda meşşai felsefeyi eleştirirken işraki felsefeye yaklaştığı görülebilmektedir. Bunun yanında Mardini, özellikle eleştirdiği konularda, kendi özgün fikirlerini ortaya koymuş bir düşünürdür denilebilir.
Farabi felsefesinde eski Türk düşüncesinin izleri
Orta çağda miladi IX-X yy. da yaşamış olan Ebu Nasr Muhammed b. Muhammed b. Tarhan b. Uzluğ el-Farabi et-Türkî, Türkistan'ın Farab şehrinde doğmuştur. İlim dünyasında hem çağdaşları hem de takipçilerince "Muallim-i Sâni" olarak kabul edilen Farabi, eserleriyle çağlar üstü etki yaratan, fikirleriyle adından söz ettiren ve düşünce dünyasında ilgi odağı haline gelen önemli filozoflardan biridir. Farabi, İslam felsefesinde Tanrı'dan varlığa, varlıktan insana, insandan da devlet, toplum ve ahlak gibi birçok konuya dair ortaya koymuş olduğu görüşleriyle yalnız kendi döneminde değil kendinden sonraki dönemlerde de derin izler bırakmayı başarmıştır. Farabi'nin felsefi görüşlerinde İslam Dini ile Antik Yunan öğretilerinin etkisi olduğu bilinmektedir. Ancak filozofun düşüncelerine tesir eden önemli bir unsurun da Türk kültürü ve Türk düşüncesi olduğu düşünülmektedir. Çalışmanın amacı Farabi'nin felsefesi ile eski Türk düşüncesi arasında var olan ortak yönlerin açığa çıkarılmasıdır. Böylece filozofun yetiştiği kültürel çevrenin onun fikir dünyasına nasıl yansıdığı anlaşılacaktır.
Kaygusuz Abdal'ın eserleri üzerine felsefi bir değerlendirme
Kaygusuz Abdal, Alevî-Bektaşî edebiyatının kurucusu ve önemli bir temsilcisidir. Türk dili, kültürü ve tarihi için oldukça kıymetli olan yaklaşık on beş eserin şairi ve müellifidir. Alevî-Bektâşi geleneği içinde yetişmiş olan şair, Elmalı'da yaşayan Hacı Bektâş-ı Veli silsilesinden Abdal Musa'ya intisap etmiş ve uzun bir süre onun terbiyesinde ve hizmetinde bulunmuştur. Bu inceleme, XIV-XV. yüzyıllar arasında Anadolu ve Teke İli'nin tarihi ve sosyal durumunu ele alırken, aynı zamanda Kaygusuz'un bu bölgelerdeki hayatına ve düşünce yapısına da değinmektedir. Onun; tespit edilen eserleri çerçevesinde bilgi vererek, düşünce yapısı hakkında bir değerlendirme sunmayı amaçlamaktadır. Ayrıca, çalışmada Kaygusuz Abdal ile ilgili yapılan bibliyografya araştırmasına da yer verilmiştir. Alevî-Bektâşi düşüncenin önde gelen isimlerinden biri olan Kaygusuz Abdal hakkında birçok edebî ve tasavvufî inceleme yapılmıştır. Ancak, bu çalışma önceki araştırmalardan farklı olarak Kaygusuz Abdal'ın eserlerini felsefi açıdan değerlendirmektedir. Kaygusuz Abdal düşüncesindeki Tanrı tasavvurunu izah ederek onun eserlerindeki teolojiyi detaylı bir şekilde ele almaktadır. Bu yönüyle tez, Kaygusuz Abdal'ın zihninde Tanrı algısı ve Tanrı'nın nitelikleri hakkında bir inceleme sunmaktadır. Alevî-Bektâşi geleneğinde, insanın değerinin ahlaki erdemlerle yakından ilişkilendirildiği görülür. Kaygusuz Abdal'ın Tanrı hakkındaki felsefi görüşlerinin yanı sıra edep, hoşgörü ve sabır gibi ahlaki değerlere verdiği önem de dikkate değerdir. Bu sebeple, Kaygusuz Abdal'ın eserleri Tanrı hakkındaki felsefi düşünceleriyle birlikte ahlaki öğretileri de içerdiğinden bu çalışma ona ait eserleri değerlendirerek yorumlamayı amaçlamaktadır. Bu çalışma, Kaygusuz Abdal'ı bazı İslam filozoflarıyla ilişkilendirmiş ve onun İslam felsefesi geleneğindeki önemini vurgulamıştır. Eserlerinde konu ile alakalı bazı temel tasavvufi kavramlar araştırılmıştır. Buna göre Kaygusuz Abdal'ın vahdet'i vücud anlayışını içeren ifadelerin yer aldığı görüşüne varılmıştır.
Melâmilikteki ahlakî ilkelerin İslam felsefesi bağlamında değerlendirilmesi
Melâmilik, 9. asırda, Horasan'da, Hamdun Kassar tarafından ortaya atılmış önemli bir tasavvufi fikir akımıdır. Daha öncesinde ise bu düşüncenin oluşmasına zemin hazırlayan, fikirlerinde Melâmi eğilimleri taşıyan sufilerin varlığı söz konusudur. Melamiliğin tasavvuf ve tarikatlardaki tac ve hırka giyme gibi insanları halktan ayıran sembolik yaklaşımlara ve tarikatlardaki zikir merasimlerine tepki olarak ortaya çıktığı kabul edilmektedir. Çünkü Melâmilere göre bu semboller ve merasimler insanı riyâya düşürebilir. Riyâ tehlikesinden kurtulmak için ise ibadetlerin, zikrin gizli yapılması, amellerin ve hallerin gizlenmesi gerekmektedir. Melâmi düşüncesinde halkın tepkisi önemsiz kabul edilmektedir. Hatta o kadar önemsizdir ki halkın kendilerini kınamasına aldırmazlar. Bir başka deyişle "kınayanın kınamasından korkmazlar". Korkmadıkları gibi zaman zaman insanların kınamasına da talip olurlar. Zaten melâmet kelimesi de temelde kınamak ve ayıplamak anlamlarına gelmektedir. Nefse muhalefet ve nefsin kendini sürekli kınaması, Melami düşüncesinin ana unsurunu teşkil etmektedir. Melâmiler bu fikirlerini doğrudan Kur'an-ı Kerim'e dayandırmaktadırlar. Bazen aşırı temayüller de taşıyan Melamilik akımının ahlak ilkeleri gerçekten merak konusudur. Melâmiliğin ahlaki ilkeleri hakkında bize bilgi veren en önemli eser olarak Ebu Abdurrahman es- Sülemi'nin "Risaletü'l Melâmetiyye" ön plana çıkmaktadır. Bu eserde Melâmiliğin ilkeleri kırk beş madde halinde belirlenmiştir. Bu çalışmada Melâmiliğin ahlak ilkeleri, genel kabul görmüş İslam filozoflarının yaygın ahlak ilkeleriyle karşılıklı mukayese edilmiştir. Sonuçta edinilen izlenim ise bu ilkelerin İslam Ahlak filozoflarının görüşleriyle bazı noktalarda benzeştiği, diğer bağlamlarda ise ayrıştığı yönündedir. Anahtar Kelimeler: Ahlak, Melâmet, Melâmilik, Melâmi, nefis, riya, hikmet, adalet
Kalenderlikteki ahlaki ilkelerin İslam felsefesi bağlamında değerlendirilmesi
İslamiyet'in hızla yayılması Müslümanların kendi kültürleri dışından başka kültür, sosyal yapı ve dini inanışlar ile etkileşime girmelerine neden olmuştur. Bu durumla eş zamanlı olarak Hz. Muhammed'in vefatı sonrası İslam dünyasında yer alan mezhepsel ve siyasi çatışmaların getirmiş olduğu olumsuz atmosfer de insanları farklı arayışlara sevk etmiştir. Tüm bunlar sonucunda ortaya çıkan dini anlayışlar siyasi, itikadi, fıkhi, tasavvufi ve mistik olarak kategorize edilmektedir. Kalenderilik anlayışı da bu mistik anlayışlardan birisidir. Kalenderilik anlayışı yaklaşık olarak onuncu yüzyılda ortaya çıkmaya başlamış ve on ikinci yüzyıldan itibaren Cemaleddin Savi aracılığıyla sistemleşme sürecine girerek tasavvufi bir akım haline gelmiştir. Kendine has yaşam felsefesi ve ayinleri ile kısa zamanda dikkatleri üzerlerine çeken Kalenderi dervişler çok sayıda taraftar toplamışlardır. Kalabalık bir kitleye ve geniş bir coğrafyaya ulaşan bu dervişlerin eylemlerindeki amaçlar her dönem merak uyandırmıştır. Anahtar Kelimeler: İslam Felsefesi, Tasavvuf, Kalenderilik, Derviş, Mistik.
Kisedarzade İsmail Fethi'nin Felsefe-i Ervah adlı eserinin çevrimyazım ve değerlendirilmesi
Milletimizin bünyesinde yetişen ilim adamlarına karşı saygı ve minnet duymamız hem milli, hem de insani ve ahlaki bir vazifedir. Geçmişe bakmak ve onu araştırarak ondan dersler çıkarmak, insanlığın ortak bir özelliği olarak kabul edilmektedir. Çünkü tarih denilen geçmiş, bir milletin milli şuur, benlik ve medeniyetinin oluşageldiği zamana bağlı bir süreçtir. Bu süreç, iyi bilinip değerlendirilemezse gelecekten de emin olmak mümkün olmayabilir. Buradan hareketle diyebiliriz ki; bizim milletimiz bu açıdan oldukça zengin bir geçmişe sahiptir. Bu parlak geçmişin oluşmasında milletimizin bağrından çıkan ilim ve fikir adamlarının düşünce anlamında etkisi fazla olmuştur. Bu bağlamda bizim Kisedarzade İsmail Fethi'nin kaleme aldığı Hayat-ı Ebedi yahut Felsefe-i Ervah Risalesi de bu anlayış ile yazılmıştır. Yüksek Lisans bitirme tezinin konusu da Kisedarzade İsmail Fethi'nin söz konusu eserinin felsefi açıdan değerlendirilmesi araştırılacaktır.
Bir felsefe ve kültür insanı: Hacı Ömer Özden
Bu yüksek lisans tezi, Hacı Ömer Özden'in hayatını, felsefi görüşlerini ve kültürel çalışmalarını inceleyerek, Türk felsefe tarihi ve kültür araştırmalarına katkıda bulunmayı amaçlamaktadır. Bir felsefe tarihçisi olan Özden'in akademik eğitimi, hocaları, öğrencileri ve temel felsefi yaklaşımları ayrıntılı bir şekilde ele alınacak; felsefi düşüncelerinin gelişimi ve evrimi kapsamlı bir şekilde analiz edilecektir. Bununla birlikte, Özden'in kültüre dair eserleri incelenerek, özellikle Türk kültürü ve modernleşme süreçleri bağlamında sunduğu fikirler değerlendirilecektir. Bu tez, hem felsefi düşünce tarihi hem de kültürel çalışmalar bağlamında Türk-İslam düşüncesine katkı sunmayı hedeflemekte olup, H. Ö. Özden'in entelektüel mirasını anlamak isteyen okuyuculara kapsamlı bir bakış açısı sağlamayı amaçlamaktadır.