Theses supervised by Prof. Dr. İzzet Özgenç
15 theses · Gazi University, Ankara Hacı Bayram Veli University
Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, kurulmuş örgütü yönetme veya bu örgüte üye olma
Örgütlü suçluluk, eski zamanlardan günümüze kadar gelen önemli bir suç türüdür. Ancak, günümüzde teknolojik gelişmelerin de katkısıyla daha karmaşık bir hal almış ve bu nedenle suç örgütleri ile mücadele daha da zorlaşmıştır. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma, yönetme ve üye olma fiilleri, işlenecek suçlar bakımından birer hazırlık hareketi olmasına rağmen korunan hukuksal değerin önemi göz önüne alınarak müstakil birer suç olarak düzenlenmiştir. Tezin ilk bölümünde suç örgütü kavramına, suç örgütleri ve suça iştirake ilişkin genel değerlendirmelere, suç örgütlerinin tarihçesine ve suç örgütleri ile ilgili ilk ceza normlarına, ayrıca bazı kriminolojik suç örgütleri türlerine yer verilmiştir. Bunun yanı sıra, tezin ikinci bölümünde ise suç örgütü kurma veya yönetme suçu, üye olma suçu, suç örgütüne üye olmamakla beraber örgüte yardım etme ve suç örgütünün propagandasını yapma suçları ve ayrıca bu suçlarla ilgili etkin pişmanlık hükümlerin ve yaptırımlar yer almaktadır. Nihayetinde, çalışmanın üçüncü ve son bölümünde; suç örgütüne üye olmamakla beraber örgüt adına suç işleme, örgüt yöneticilerinin işlenen suçlardan dolayı sorumluluğu, suçların özel görünüş biçimleri ile Türk Ceza Hukukunda suç örgütü ile ilgili diğer düzenlemelere yer verilmiştir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: 1. Suç 2. Ceza 3. Örgüt 4. Suç İşleme Amacı 5. Türk Ceza Kanunu
Uluslararası boyutuyla rüşvet suçu
Uluslararası boyutuyla rüşvet suçu başlığını taşıyan bu tezin konusunu rüşvet suçu oluşturmaktadır. En eski suçlardan birisi olan rüşvete ilişkin tartışmalar pek çok farklı yönüyle günümüzde de güncelliğini korumaktadır. Çalışma konusu olarak rüşvet suçunun seçilmesinin sebebi, suç ile uygulamada sıklıkla karşılaşılmasının yanı sıra, suçun uygulama alanının bir genişleme içerisinde olmasıdır. Suçun uygulamada en sık karşılaşılan suçlardan olması, suçun kanundaki düzenleniş biçiminin mahkeme içtihatları da göz önünde bulundurularak değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır. Bunun yanı sıra suçun uygulama alanının genişlemesi niteliğinde olan uluslararası nitelikte rüşvet fiilleri ve özel sektörde rüşvetin cezalandırılması da incelenmesi gereken önemli konuları oluşturmaktadır. Çalışmada öncelikle rüşvet ile ilgili teorik tartışmalara yer verilerek rüşvet suçunun cezalandırılma sebepleri ortaya konulmuştur. Ardından Türk Ceza Hukuku Sisteminde rüşvet suçuna ilişkin düzenlemelere yer verilmiştir. Son olarak ise rüşvet suçunun uygulama alanının genişlemesi açıklanarak uluslararası nitelikli rüşvet fiilleri ve özel sektörde gerçekleştirilen rüşvet fiilleri değerlendirilmiştir. Anahtar Sözcükler 1. Rüşvet, 2. Rüşvetin Cezalandırılması, 3. Rüşvet Suçu, 4. Uluslararası Nitelikli Rüşvet, 5. Özel Sektörde Rüşvet
Organ ve doku nakli bağlamında cezai sorumluluk
Organ ve doku nakli tıbbın gelişen imkânları ile son yıllarda sıklıkla kamuoyunun gündemine gelmektedir. Organ bağışçısı ve organ alıcısının vücut bütünlüğü üzerinde etkiler doğuran nakil sürecine dair hukuki esasların tespit edilmesi ile bu süreçte gerçekleşecek hukuka aykırı fiillerin ceza hukuku bakımından nasıl değerlendireceği önem arz etmektedir. Çalışmamızın birinci bölümünde bireylerin bedeni üzerindeki tasarruf yetkisi ile bu yetkinin amaç ve konu bakımından sınırları incelenmiştir. Çalışmamızın ikinci bölümünde organ ve doku nakli sürecine dair kavramlar, organ ve doku naklinin tarihçesi ile organ ve doku nakli çeşitleri ele alınmıştır. Çalışmamızın üçüncü bölümünde organ ve doku nakli süreçlerine dair suçlar incelenmiştir.
Terörizmin finansmanı ve suçtan elde edilen gelirlerin aklanması, aranması, elkonması ve müsaderesi hakkında Avrupa Konseyi Sözleşmesi ve Türk Hukuku
Gerek karaparanın aklanması gerekse terörizmin finansmanı ortaya yeni çıkmış hadiseler değillerdir. Ancak özellikle 11 Eylül saldırılarının ardından uluslararası çevrede dikkatler terörizmin finansmanı üzerinde yoğunlaşmış ve aralarındaki ilişki nedeniyle karaparanın aklanması ve terörizmin finansmanı birlikte anılır olmuştur. Bu nedenle de karaparanın aklanmasının önlenmesine ilişkin düzenlemelerin terörizmin finansmanı ile mücadeleye ilişkin olarak da uygulanabilir hale getirilmesi yönünde çalışmalar yapılmaya başlanmıştır. Çalışma konumuz olan ?Terörizmin Finansmanı ve Suçtan Elde Edilen Gelirlerin Aklanması, Aranması, Elkonması ve Müsaderesi Hakkında Avrupa Konseyi Sözleşmesi? de Avrupa Konseyi tarafından bu doğrultuda hazırlanan ve farklı mevzuatların küresel ölçekte uyumlaştırılmasını amaçlayan bir düzenlemedir. ?Terörizmin Finansmanı ve Suçtan Elde Edilen Gelirlerin Aklanması, Aranması, Elkonması ve Müsaderesi Hakkında Avrupa Konseyi Sözleşmesi'ni tez konumuz olarak seçme sebebimiz, Sözleşme'nin devletimiz adına imzalanmış ancak henüz onaylanmamış olmasıdır. Ayrıca ülkemizde terörizmin finansmanının önlenmesine dair bir kanun hazırlanmakta ve ilgili kanun tasarısında devletimiz adına imzalanmış ve onaylanmış olan ?Terörizmin Finansmanının Önlenmesine Dair Birleşmiş Milletler Sözleşmesi? esas alınmaktadır. Buna karşılık ?Terörizmin Finansmanı ve Suçtan Elde Edilen Gelirlerin Aklanması, Aranması, Elkonması ve Müsaderesi Hakkında Avrupa Konseyi Sözleşmesi?nin de devletimiz adına onaylanması halinde, yapılacak ve mevcut düzenlemelerde ilgili Sözleşme dolayısıyla milletlerarası hukuktan doğan sorumluluklarımızın da göz önünde bulundurulması gerekeceğinden, Sözleşme'nin başlıca hükümlerinin incelenmesi ve ardından halen Türk hukukunda mevcut olan durumun ortaya koyulması gerekli görülmüştür. Çalışmamızda, suç gelirlerinin aklanması ve terörizmin finansmanının önlenmesine yönelik başlıca milletlerarası düzenlemeler ve oluşumlar hakkında bilgi verilmesi de gerekli görülerek bu düzenlemeler de kısaca incelenmiştir. Çalışmanın sonucunda ise Terörizmin Finansmanı ve Suçtan Elde Edilen Gelirlerin Aklanması, Aranması, Elkonması ve Müsaderesi Hakkında Avrupa Konseyi Sözleşmesi?nin ulusal düzeyde alınması gereken tedbirlere ilişkin hükümleri ile iç hukukumuzdaki mevcut durum karşılaştırıldığında ulaştığımız sonuçlar ve hâlihazırdaki iç hukuk düzenlemelerimize ilişkin genel kanaatlerimiz belirtilmiştir.Anahtar Sözcükler1. Terörizmin Finansmanı ve Suçtan Elde Edilen Gelirlerin Aklanması, Aranması, Elkonması ve Müsaderesi Hakkında Avrupa Konseyi Sözleşmesi2. Terörle Mücadele Kanunu3. Terörizmin finansmanı4. Karaparanın aklanması5. Malvarlığının dondurulması
Genel hükümleri itibarıyla Türk Ceza Kanunu ile Irak Ceza Kanunu'nun karşılaştırılması
Irak ceza kanunu ve türk ceza kanunu çok değişiklikliğe uğramıştır ve hukuku uygunluk sebeplerinde farklı olduklarını görülmekte yine bir çok farklılıkları ve değişiklikleri ortadadır ve o değişiklikler gerekli olduğu için tezde bu konulara deyinmiştim..
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nda karşılıksız yararlanma suçu
Karşılıksız yararlanma oluşturan bazı fiiller, ilk olarak 1991 yılında çıkarılan 3756 sayılı kanun ile 765 sayılı TCK içine eklenmiştir. Karşılıksız yararlanma oluşturan fiiller zaman zaman hem Türk hukuk sisteminde hem de diğer ülke hukuk sistemlerinde ceza hukukunun dışında değerlendirilmiş zaman zamansa bu fiillerden bir kısmı ceza kanunlarında ayrı bir suç olarak yer almıştır. Öğretide; karşılıksız yararlanma olarak nitelendirilen çeşitli fiillerin hukuki uyuşmazlık olarak kabul edilmesi gerektiği görüşü ile cezai yaptırım altına alınması gerektiği görüşü uzun yıllar tartışılmıştır. Bununla birlikte bu tip fiillerin cezai yaptırım altına alınması gerektiği görüşünde kanunda ayrı bir suç tipi olarak mı cezalandırılacağı yoksa kanunda yer alan mevcut dolandırıcılık, hırsızlık, bilişim alanında suçlar gibi benzer suç tipleri kapsamında mı değerlendirileceğine yönelik farklı görüşler sunulmuş, bu konu farklı yargı kararlarına da yansımıştır. Karşılıksız yararlanma fiillerine yönelik çeşitli tartışmalar 5237 sayılı TCK'nın 163. maddesindeki düzenleme ile yeniden gündeme geldiğinden tez çalışmasında; ilk olarak, bu fiillerin ceza hukukundaki konumunu incelemek ve ikinci olarak da düzenlemenin olumlu ve olumsuz yönlerini belirtmek ve bu kapsamda karşılıksız yararlanma suçuna ilişkin maddenin uygulamasına öğretide ve uygulamada yer alan değerlendirmeleri sunarak açıklık getirmek amaçlanmıştır.Tez çalışmasında, karşılıksız yararlanma suçu iki bölüm hâlinde incelenmiştir. İlk olarak tarihsel gelişim süreci ile bazı ülkelerdeki karşılıksız yararlanma suçuna ilişkin düzenlemelere değinilmiş ve 5237 sayılı TCK'da yer alan karşılıksız yararlanma suçu tüm unsurlarıyla değerlendirilmiştir. Daha sonra da karşılıksız yararlanma suçunun, hırsızlık, dolandırıcılık, mala zarar verme suçları ile belgede sahtecilik suçları ve bilişim alanında suçlar ile benzerliklerine 765 sayılı TCK'da yer alan karşılıksız yararlanma suçuna da atıf yapılarak karşılaştırmalı olarak değinilmiştir. Tez çalışmasında, öğretide ve uygulamada sorun olan konular hakkında, ilgili bölümlerde ayrı ayrı çeşitli konulardaki farklı görüşlere ve uygulamalara yer verilerek bu konulardaki değerlendirmeler yapılmıştır. Bir bütün olarak da karşılıksız yararlanma suçuna ilişkin düzenlemenin uygulamasında oluşabilecek bir takım eksikliklere değinilmiş ve çözüm önerileri ile karşılıksız yararlanma suçuna ilişkin 163. maddenin uygulanabilirliğinin sağlamasına yönelik görüşler sunulmuştur.Anahtar Sözcükler:1. Karşılıksız Yararlanma2. Otomatlar aracılığı ile sunulan hizmet3. Telefon hattı ve frekansları4. Şifreli veya şifresiz yayın5. Dolandırıcılık
Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçu
?Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçu? adlı tez, tamamı Türkçe kaynaklar kullanılarak hazırlanmış bir çalışmadır. Tez iki bölümden oluşmaktadır.Birinci bölümde, suç kanunda malvarlığına karşı suçlar arasında düzenlenmiş olduğundan malvarlığına karşı suçlara ilişkin genel açıklama yapılmıştır. Malvarlığı kavramı ve malvarlığına karşı suçlar açıklanmış; suçla korunan hukuki değere ilişkin doktrindeki farklı görüşlere yer verilmiştir.Suç eşyası kavramı, medeni hukukta eşya kavramı da değerlendirilerek incelenmiştir. Korunan hukuki değer, suçun unsurları, suçun özel görünüş biçimleri, şahsi cezasızlık ve cezada indirim yapılmasını gerektiren şahsi sebepler, kovuşturma ve yaptırım incelenmiştir. Öncül suçun varlığı doktrinde bazı yazarlar tarafından önşart olarak kabul edildiğinden, önşarta ilişkin açıklamalar yapılmıştır. Kovuşturma başlığında öncül suçun tespitinin gerekliliği tartışılmıştır.Tezin ikinci bölümünde aynı zamanda suçun konusunu oluşturan suç eşyasının nitelikleri belirlenmiştir. Suç eşyasını satın alan kişinin, mülkiyeti kazanma sorunu medeni hukukta iyiniyet ve mülkiyet kavramları kapsamında değerlendirilmiştir. Son olarak suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi suçunun benzer suçlarla ilişkisi incelenmiştir.Uygulamada sık karşılaşılan bu suça ilişkin yargı kararlarına, tezin içerisinde yer verilmiştir. Doktrinde tartışmalı konular, yargı kararlarıyla birlikte değerlendirilerek belli sonuçlara ulaşılmıştır.
Ceza adalet sisteminde denetimli serbestlik
Bu tez, 19. yüzyılda hürriyeti bağlayıcı cezaların olumsuz etkilerinin görülmesinin ardından gelişen suçluların ıslahı, iyileştirilmesi ve topluma kazandırılması şeklindeki cezanın çağdaş amaçlarını gerçekleştirmenin bir aracı olarak ortaya çıkan, kökenleri yüzyıllar öncesine dayanan bir ceza adalet anlayışı olan denetimli serbestlik kurumunun ceza adalet sistemleri içerisindeki yerini anlatmaktadır. Denetimli serbestlik kavramı, ilk zamanlarda sanık hakkında yapılan yargılamanın veya verilen hükmün şartlı olarak ertelenmesini ifade etmek için kullanılmış ancak zamanla ceza adalet sürecinin herhangi bir aşamasında, şüpheli, sanık veya hükümlünün belirli bir denetim programı kapsamında, bir görevlinin gözetimi ve denetimi altında toplum içinde serbest bırakılmasına ilişkin sürece işaret eden bir anlama gelecek şekilde genişlemiştir ve uygulanmıştır. Tezin ilk bölümünde denetimli serbestliğin ortaya çıkışı ve esasları, ikinci bölümünde Anglo-Sakson hukukundaki uygulanma biçimleri anlatılmaktadır. Son bölümde ise denetimli serbestliğin Türk ceza adalet sistemi içerisindeki yeri, tarihsel gelişimi, uygulanma esasları ve sorunlu alanlarına ilişkin eleştiri ve öneriler yer almaktadır.
Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçu
Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçu 5237 Sayılı TCK'nın 281. maddesinde düzenlenmiş, kanun maddesinde failin gerçeğin meydana çıkmasını engellemek amacıyla suç delillerini yok etmesi, gizlemesi, değiştirmesi, bozması ve silmesi suç olarak tanımlanmıştır.Tez çalışmamızda, adliyeye karşı suçlar içerisinde suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirme suçu incelenmiş, suçla korunan hukuki değer, suçun unsurları irdelenmiş, 765 Sayılı TCK'nın 296. maddesi ile 5237 Sayılı TCK'nın 281. maddesi arasındaki farklılıklar uygulamadan örneklerle ortaya konulmuştur.
Fikri içtima
İçtima öğretisi birden fazla suç işlenmesi halinde failin sorumluluğu ve cezanın belirlenmesi sorunu ile meşguldür. İçtima öğretisi, esas itibariyle fiil tekliği-fiil çokluğu ayırımına dayanır. Fiil kavramının içeriğinin belirlenmesi ve fiil tekliği-fiil çokluğu ayırımı, içtima öğretisinin gelişim sürecinde ceza hukuku doktrininde tartışılan önemli sorunlardan biri olmuştur. Suç tekliği-suç çokluğu ayırımı ve suç tipleri arasındaki yapısal ilişkinin tespit edilmesi, içtima öğretisinde ortaya çıkan bir başka sorundur.Suçların içtimaının bir türü olan fikri içtimaı konu alan çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. Birinci bölümde, içtima öğretisinde anahtar fonksiyonu gören fiil kavramı üzerinde durulmuştur. Fiil kavramının içeriğinin, bu kapsamda neticenin suçun maddi unsurları içindeki yerinin belirlenmesi, fiil tekliği esasına dayanan fikri içtima bakımından önem taşır.Fikri içtima ile ilgili olarak ele alınması gereken bir başka husus, birden fazla suç bulunmasına rağmen faile neden tek ceza verildiğidir. Bu sorunun açıklığa kavuşturulması, fikri içtima kavramının ortaya çıkışındaki temel düşünceyi ve gerçek içtima ile farkını ortaya koyması bakımından zorunludur. Türk hukuk doktrininde bu hususa ilişkin olarak herhangi bir açıklamaya rastlanmadığı gibi; fikri içtimaı düzenleyen 5237 sayılı TCK'nın 44. madde gerekçesi bu sorunu çözmekten uzaktır.Fikri içtima, yine fiil tekliği esasına dayanan görünüşte içtima ile benzerlik gösterdiğinden fikri içtima ile görünüşte içtima birbiriyle karıştırılmıştır. Bu nedenle, tarihi gelişim sürecinde fikri içtima kavramının izlediği seyir, aralarındaki farklar ortaya konulmak suretiyle görünüşte içtima ile bağlantılı olarak çalışmamızın birinci bölümünde incelenmiştir.İkinci bölümde, fikri içtimaın şartları tetkik edilmiştir. Fiil tekliği-fiil çokluğu ayırımı ile fiilin ayniyeti, içtima öğretisi alanında öteden beri tartışılan sorunlardan biri olmuştur. Sözü edilen sorunlara yaklaşım şekli, fikri içtimaa ilişkin hükmün uygulanması ile doğrudan ilintilidir. Bu nedenle ikinci bölüm, esas itibarı ile fiil tekliği ile fiilin ayniyeti konusunda yapılan açıklamalardan oluşmaktadır.Üçüncü bölümde ise, fikri içtimaın özel görünüm şekilleri ve fikri içtimaa bağlanan sonuçlar ele alınmıştır.Çalışmamızda, fikri içtima kavramı yargı kararları ışığında, özellikle Alman hukuku ile mukayeseli olarak incelenmiştir.
Ceza adalet sisteminde uzlaştırma
1970'lerde ilk defa Kanada ve ABD'de ortaya çıkan uzlaştırma, çok kısa bir süre içerisinde Dünyanın pek çok ülkesinde uygulanma imkânı bulmuştur. Temel felsefesini onarıcı adalet fikrinden alan uzlaştırma, tarafsız bir kişinin yardımıyla güvenli ve denetimli bir ortamda mağdurla failin bir araya gelmesine imkan sağlayan bir süreç olarak tanımlanmaktadır. Bu toplantılarda mağdur ve fail, suç ve suçun hayatlarına etkileri ve neler hissettikleri hakkında konuşurlar ve sorunun çözülmesi için ne yapılması gerektiğini birlikte değerlendirirek suç nedeniyle ortaya çıkan zararların giderilmesi amacıyla bir plan hazırlayabilirler. Mağdur ve faili karşılıklı olarak bir araya getirme fikri, adalet ve zararların tazmini gibi eski toplumsal değerlere dayanmaktadır. Dünya'da 1990'larda 150 kadar olan uzlaştırma programları, 2000'lerde 1200 programı aşmış bulunmaktadır. Uzlaştırma mağdurların suç ve suçlu hakkındaki sorularına yanıt bulmasına imkan sağlamaktadır. Mağdurlar maddi ve manevi ihtiyaçlarının karşılandığı bu sürece aktif olarak katılabilmektedirler. Araştırmalar uzlaştırmaya katılan kişilerin bu usulden oldukça memnun olduklarını göstermektedir. Bu Tezde, ceza adalet sistemimize yeni bir kurum olarak, 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu ve 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunuyla 1 Haziran 2005 tarihinde giren uzlaştırma kurumu incelenmiştir. Bu Tezin temel amacı, uzlaştırma kurumunun gerek felsefi alt yapısının gerekse de diğer ülkelerdeki uygulanma örneklerinin ayrıntılı bir şekilde açıklanması ve böylece Ülkemiz ceza adalet sistemi bakımından uygulanabilir bir uzlaştırma modelinin ortaya konmasına katkıda bulunulmasıdır. Bu amaçla üç bölüm olarak hazırlanan Tezin Birinci Bölümünde, uzlaştırmanın temel felsefi alt yapısını teşkil eden onarıcı adalet kavramına ve uzlaştırmanın temel özelliklerine ayrıntılı olarak değinilmiştir. İkinci Bölümde uluslararası hukukta uzlaştırma konusunda yaşanan gelişmeler ve bu gelişmelerin uluslararası belgelere yansıması ele alınmış ve karşılaştırmalı hukukta uzlaştırma uygulamaları ayrıntılı bir şekilde incelenmiştir. Son olarak Üçüncü Bölümde, uzlaştırmanın ceza adalet sistemimiz içindeki yeri, uzlaştırma konusundaki yasal düzenlemeler, bu düzenlemelerin uygulamaya yansıması ve Ülkemiz açısından gerek mevzuat gerekse de uygulama yönünden uzlaştırma uygulamalarında yaşanan sıkıntılar ele alınmışk ve bu sıkıntılara çözümler geliştirilmeye çalışılmıştır.
Suç veya kabahat olarak kaçakçılık fiilleri
5237 sayılı Türk Ceza Kanunu'nun 5. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin özel ceza kanunları ve ceza içeren kanunlardaki suçlar hakkında da uygulanacağı belirtilmiştir. Yine 5326 sayılı Kabahatler Kanunun 3. maddesinde, bu Kanunun genel hükümlerinin diğer kanunlardaki kabahatler hakkında da uygulanacağı hükme bağlanmıştır. Bu düzenlemeler karşısında, özel ceza kanunu niteliği taşıyan 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununun değiştirilip yeni Ceza Hukuku sistemimize uyarlanması zarureti ortaya çıkmıştır. Bu uyarlama, büyük ve kapsamlı değişiklikler gerektireceği için, 4926 sayılı Kanun tamamen ilga edilip yerine 31 Mart 2007 tarihinde 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu yürürlüğe girmiştir.
Cezanın belirlenmesi ve bireyselleştirilmesi
Ceza hukukunun amacı kişilerin toplum içerisinde birlikte yaşamları için gerekli olan hukuksal değerleri korumak böylece kişilerin güvenli, sağlıklı, özgür ve demokratik bir ortamda yaşamalarını sağlamaktır. Cezanın faili ıslah etmek, yeniden topluma kazandırmak amaçlarının yanı sıra toplumu suçtan kurtarmak ve suçluları caydırmak amacı da vardır.Zira günümüzde suçlunun cezalandırılması amaç olmaktan çıkmış ve yerini suçlunun yeniden topluma kazandırılması almıştır.Cezanın belirlenmesi cezanın amacının gerçekleşmesine hizmet etmektedir. Bu nedenle cezanın belirlenmesi esnasında cezanın amacı göz önünde bulundurulmalı ve cezanın suçlunun kişiliğine uydurulması sağlanacak ceza bireyselleştirilmelidir.Cezanın belirlenmesi sürecinde TCK.nun 61. maddesince sınırlı olarak düzenlenen hususlar göz önünde bulundurulmalıdır. Ancak cezanın belirlenmesi hususunda temel ilke TCK' nun 3/1 maddesinde düzenlenen adalet ve kanun önünde eşitlik ilkesidir. Bu ilkeye göre suç işleyen kişiye işlediği fiillin ağırlığıyla orantılı ceza ve güvenlik tedbirlerine hükmedilecektir.Cezanın belirlenmesinin ardından cezanın suçlunun kişiliğine uydurulması suretiyle cezanın bireyselleştirilmesi gerekir. İşlenen suç için kanunda öngörülen ceza suçlunun kişiliğine uygun hale getirilerek somutlaştırılır ve cezanın bireyselleştirilmesi sağlanır. Zira bireyselleştirme araçları kanunda gösterilmiştir. Örneğin cezanın ertelenmesi, takdiri indirim sebeplerinin uygulanması suretiyle cezanın bireyselleştirilmesi sağlanmış olur. Ceza kanunlarında cezaların alt ve üst sınırlarının düzenlenmiş olması ve bu sınırlar arasında cezanın tayin edilmesinin hakimin takdirine bırakılması cezanın bireyselleştirilmesinin sonucudur.Anahtar Sözcükler1.Cezanın Belirlenmesi2.Cezanın Bireyselleştirilmesi3.Cezanın Ertelenmesi4.Suçlu5.Ceza
Ceza mahkumiyetine bağlı hak yoksunlukları
Çağdaş ceza hukuku anlayışına paralel olarak kabul edilen 5237 sayılı TCK ile yeni suç ve yaptırım teorileri kabul edilmiştir. Buna göre yaptırımlar, cezalar ve güvenlik tedbirleri olarak ikiye ayrılmıştır. Güvenlik tedbirlerinin içinde yer alan ?belli hakları kullanmaktan yoksun bırakılma? tedbiri ile de ceza mahkumiyetine bağlı hak yoksunlukları düzenlenmiştir.Yeni sistemde, işlediği suç nedeniyle hapis cezasına mahkum olan kişinin belli hakları kullanması yasaklanmaktadır. Ancak bu yoksunluk kural olarak mahkum olduğu hapis cezasının infazı bitene kadar uygulanır. Cezanın infazı ile kişi artık etkin pişmanlık duymuş, toplumla barışmış ve kaybettiği güveni tekrar kazanmıştır. Bu yüzden yeni yaptırım sisteminde süresiz hak yoksunluğu kabul edilmemiştir.
Türk Ceza Kanunu'nda güvenlik tedbiri olarak hak yoksunlukları
PARSAK, Mehmet. Türk Ceza Kanunu'nda Güvenlik Tedbiri Olarak Hak Yoksunlukları, Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2007.?TCK'da Güvenlik Tedbiri Olarak Hak Yoksunlukları? adlı tezimizde, öncelikle yaptırım teorisi çerçevesinde, güvenlik tedbirleri incelenmiştir. Bu kapsamda, cezalar ve güvenlik tedbirlerinin farkları ile benzerlikleri ortaya konulduktan sonra, güvenlik tedbirlerinin, cezai yaptırımın diğer türü olan cezalarla birlikte veya tek başına uygulanabilirliği meselesi de değerlendirilmiş ve nihayet Yeni Türk Ceza Kanunu'nun yaptırım sistemi ana hatlarıyla ortaya konularak, tez konumuzun temel çerçevesi çizilmiştir. Daha sonra güvenlik tedbiri kavramı hakkındaki açıklamalarımızın ardından, güvenlik tedbiri tanımımız ortaya konulmuştur. Güvenlik tedbirlerinin, hukuki nitelik bakımından, ceza hukuku yaptırımı olduğu da açıklandıktan sonra; güvenlik tedbirlerinin uygulanma şartları incelenmiştir. Son olarak, güvenlik tedbirlerinin, ceza hukuku genel kuralları ile ilişkisi de değerlendirilerek, güvenlik tedbirleri hakkındaki genel açıklamalarımız tamamlanmıştır. Son bölümde ise güvenlik tedbirlerinin bir türü olan güvenlik tedbiri olarak hak yoksunlukları, tüm yönleriyle değerlendirilmiştir. Bu kapsamda, öncelikle güvenlik tedbiri olarak hak yoksunluklarının, amacı, uygulanma şartları ve süresi ortaya konmuştur. Daha sonra güvenlik tedbiri olarak hak yoksunluklarının her biri ayrı ayrı incelenmiştir. Nihayet, güvenlik tedbiri olarak hak yoksunluklarına ilişkin özel durumlar da değerlendirilerek, tez çalışmamızdan elde ettiğimiz sonuçlar ortaya konmuş ve konuya ilişkin önerilerimiz de belirtilerek, tezimiz tamamlanmıştır.Anahtar Sözcükler:1. Ceza hukuku,2. Ceza,3. Ceza yaptırımı,4. Güvenlik tedbirleri,5. Hak yoksunlukları.