Prof. Dr. Lut Tamam danışmanlığındaki tezler

31 tez · Çukurova University, Çağ University

Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Yaşlı hastalarda dürtü kontrol bozukluklarının özellikleri

Amaç: Bu çalışma yaşlı hastalarda Dürtü Kontrol Bozukluklarının sıklığı, klinik ve demografik özelliklerinin belirlenmesi ve diğer psikiyatrik hastalıklar üzerindeki etkilerini değerlendirmeyi amaçlamıştır.Gereç ve Yöntem: Polikliniğimize bir yıllık süre boyunca ayaktan başvuran 60 yaş ve üzeri 90 hasta çalışmaya alınmıştır. Sosyodemografik Veri Formu, Psikiyatrik Hastalıkların Tanı ve Sınıflandırılması El Kitabı-IV'e göre Eksen I bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik görüşme Ölçeği, dürtü kontrol bozukluklarını saptamak için Minnesota Dürtü Kontrol Bozukluğu Görüşme Ölçeği kullanılmıştır. Ayrıca Ruhsal Belirti Tarama Listesi, Barratt Dürtüsellik Ölçeği- 11 ve Standardize Mini Mental Test uygulanmıştır.Bulgular: Bir yıllık bir süreçte polikliniğimize ayaktan başvuran 60 yaş ve üzeri hastaların % 17'sinde yaşam boyu en az bir dürtü kontrol bozukluğu ek tanısı saptanmıştır. Başka türlü adlandırılamayan dürtü kontrol bozuklukları dâhil edildiğinde hastaların % 22,4'ünde dürtü kontrol bozukluğu ek tanısı saptanmıştır. En sık saptanan Aralıklı Patlayıcı Bozukluk (% 15,8), ikinci sırada Patolojik Kumar Oynama (% 9,2)dır. Çalışmaya katılan tüm hastaların sosyodemografik özellikleri ele alındığında grubun çoğunluğunun erkek (%54), evli (%80), ortaöğretim ve üstü düzeyde eğitim aldığı (%51), orta düzeyde sosyoekonomik düzeye sahip oldukları (%79), tamamının çalışmadığı (ev hanımı dahil) veya emekli olduğu saptanmıştır.Çalışmamızda Dürtü kontrol Bozukluğu olan ve olmayan hasta grupları arasında sosyodemografik özelliklerden sadece cinsiyet açısından istatistiksel olarak anlamlı bir fark saptanmıştır. Yaşlı hasta grubunda erkeklerin %34,1'i yaşam boyu en az bir Dürtü Kontrol Bozukluğu tanısı konmuşken, kadınların %8,6'sı Dürtü Kontrol Bozukluğu tanısı almıştır. Çocukluk çağı dönemine ait hastalıklardan Davranım Bozukluğu, Dürtü Kontrol Bozukluğu olan grupta anlamlı olarak daha yüksek bulunmuştur. İntihar girişimi, fiziksel hastalık öyküsü ve ailede psikiyatrik hastalık öyküsü açısından gruplar arasında istatistiksel olarak anlamlı bir farklılık bulunamamıştır Alkol/madde kullanım bozukluğu Dürtü Kontrol Bozukluğu olan grupta %17,6 oranında saptanmışken, olmayan grupta hiçbir olguya rastlanmamıştır.Sonuç: Bu çalışma sonuçları bir yıllık süreçte polikliniğimize başvuran 60 yaş ve üzeri hastalarının yaklaşık beşte birinde yaşam boyu en az bir dürtü kontrol bozukluğu eştanısı aldıklarını göstermektedir. Dürtü kontrol bozukluklarının yaşam boyu oldukça sık oranda görüldüğü ve yaş ilerledikçe sıklığının azaldığı belirlenmiştir.

Dürtüsel davranışKomorbiditeMental bozukluklar+4
Mehtap Bican
Çukurova University
2011
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Panik bozuklukta uyku kalitesi

Panik Bozuklukta Uyku Kalitesi Amaç: bu çalışmanın amacı panik bozukluk hastalarında sağlıklı kontrollere göre daha yüksek oranda uyku sorunun varlığını saptamaktır. Yine panik bozukluğa en sık eşlik eden psikiyatrik tanı olan majör depresyonu uyku sorunlarını hangi düzeyde etkilediğini belirlemektir. Gereç ve yöntem: çalışmaya Çukurova üniversitesi tıp fakültesi psikiyatri anabilim dalına ayaktan başvuran 18-65 yaş arası 100 panik bozukluk (50 saf panik bozukluk ve 50 panik bozukluk + majör depresyon) hastası alınmıştır. Çalışmaya alınan hastalarla psikiyatrik görüşme yapılıp, sosyo-demografik verileri kaydedildi. Beck depresyon ölçeği, Beck anksiyete ölçeği, Pitsburgh uyku kalitesi indeksi, uykusuzluk şiddeti indeksi, epsworth gündüz uykuluk ölçeği verilmiştir. Bulgular: Çalışmayadahil edilen hastaların % 66?sı kadındı. Yaş ortalaması 37 idi. Çalışmaya alınan 3 grup arasında öğrenim durumu, sosyo-ekonomik düzey, çalışma durumu ve alkol kullanımları açısından anlamlı farklılık saptandı. Hastaların % 61?inde insonmi yakınması mevcuttu. Hastaların hastalık süresi değerlendirildiğinde panik bozukluk hastalarının % 46?sının 12 aydan uzun zamandır hasta olduğu, majör depresyonun etki ettiği grupta ise hastalık süresi % 48?inde bir aydan kısa idi. Her iki grup arasında hastalık süresi açısından istatistiksel anlamlı farklılık saptandı. Panik bozukluk ve panik bozukluk+majör depresyon hasta gruplarında uyku latansı sağlıklı kontrollerden anlamlı olarak farklı idi. Hastalık süresi 1 aydan kısa olan hastalar arasında sadece PUKİ ortalamaları arasında anlamlı fark saptandı. Hastalık süresi 1 ay ve daha fazla olan panik bozukluk ve panik bozukluk + majör depresyon hasta grupları arasında Beck depresyon ölçeği, Epsworth gündüz uykuluk ölçeği ve ortalama uyku süreleri arasında anlamlı fark saptandı. Beck depresyon ölçeği ve Beck anksiyete ölçeği ile Pitsburgh uyku kalitesi indeksi, uykusuzluk şiddeti indeksi, panik agorofobi ölçeği arasında her biri ile ayrı ayrı istatistiksel olarak yüksek düzeyde pozitif korelasyon belirlenmiştir. Sonuç: Bu çalışma da panik bozukluk hastası olan bireylerde hastalık şiddeti ile hastalık süresi ile uyku latansının uyku süresinin gündüz uykuluk oranının belirgin olarak sağlıklı kontrollere göre olumsuz etkilendiği belirlenmiştir. Panik bozukluğa majör depresyon eşlik eden grupta ise yine uyku latansı, uyku süresi, gündüz uykuluk süresi anlamlı olarak yüksek bulundu. Bu çalışmanın daha geniş hasta grubunda ve polisomnografik verilerle desteklenmesi konunun daha iyi irdelenmesini sağlayacaktır. Anahtar Sözcükler: Agorofobi, Depresyon, İnsomnia, Panik Bozukluk, Uyku.

Depresif bozuklukDepresyonFobiler+4
Ayşe Vural
Çukurova University
2013
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Psikiyatrik hastalarda aralıklı patlayıcı bozukluk sıklığı ve klinik özellikleri

Psikiyatrik Hastalarda Aralıklı Patlayıcı Bozukluk Sıklığı ve Klinik Özellikleri Amaç: Aralıklı patlayıcı bozukluk sözel ve/veya fiziksel agresyon ile sonuçlanan, yineleyici biçimde saldırganlık dürtülerine karşı koyamama atakları ile tanımlanan bir bozukluktur. Klinik psikiyatri pratiğinde sıkça rastlanabilecek önemli bir psikiyatrik bozukluk olmasına rağmen bu konuda literatürde az sayıda veri bulunmaktadır. Bu çalışmada aralıklı patlayıcı bozukluk sıklığının ve bu bozuklukla ilişkili sosyodemografik ve klinik özelliklerin değerlendirilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Kliniğimize 2015 yılında ilk altı aylık periodda ilk kez başvuran 406 hasta çalışmamıza dahil edilmiştir. Eksen I ve Eksen II bozukluklarının tanısı DSM-IV ve DSM-5 tanı ölçütlerine göre konulmuştur. Aralıklı patlayıcı bozukluk tanısı için DSM-IV ve ayrıca DSM-5 tanı ölçütleri kullanılmıştır. Tanı koyma sürecinde; Eksen I bozuklukları için DSM-IV'e göre Yapılandırılmış Klinik Görüşme Kılavuzu (SCID I), Eksen II bozuklukları için DSM-IV'e göre Yapılandırılmış Klinik Görüşme Kılavuzu (SCID II), Belirti Tarama Listesi (SCL-90), Wender Utah Derecelendirme Ölçeği, Erişkin Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanı ve değerlendirme envanteri, araştırmacının yaptığı klinik görüşme ve sosyodemografik veri formundan edinilen bilgiler kullanılmıştır. Bunlara ek olarak dürtüsellik ve agresyonun değerlendirilmesi amacıyla katılımcılara Barratt Dürtüsellik Ölçeği 11 ve Buss-Perry Agresyon Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Aralıklı patlayıcı bozukluğun DSM-5'e göre yaşam boyu ve 12 aylık sıklığı sırasıyla % 16,7 ve % 11,3 olarak saptanmıştır. Bozukluğun ortalama başlangıç yaşı 16,4 yıl olarak hesaplanmıştır. Aralıklı patlayıcı bozukluk sıklığı erkeklerde kadınlara göre 3,8 kat (%95 GA= 1,9-7,5), kırsal kesimde yaşayanlarda şehir merkezinde yaşayanlara göre 2 kat (%95 GA=1,1-3,7), yaşam boyu özkıyım girişimi olanlarda olmayanlara göre 2,7 kat (%95 GA=1,3-5,6), yaşam boyu self mutilatif davranışı olanlarda olmayanlara göre 4,5 kat (%95 GA=2,3-8,7) ve ailede öfke sorunu bildirenlerde bildirmeyenlere göre 3 kat (%95 GA=1,5-5,9) fazladır. Aralıklı patlayıcı bozukluk tanısı alan grupta çocukluk çağı Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, Davranım Bozukluğu ve Karşıt Olma Karşı Gelme Bozukluğu anlamlı yüksek bulunmuştur. Sonuç: Bu çalışma katılımcıların yaklaşık altıda birinin DSM-5 tanı ölçütlerine göre yaşam boyu Aralıklı patlayıcı bozukluk tanısını karşıladığını ortaya koymaktadır. Aralıklı patlayıcı bozuklukla istatistiksel olarak anlamlı ilişkisi gösterilen sosyodemografik özellikler arasında cinsiyet, yaşanılan yer, yaşam boyu özkıyım girişimi, self mutilatif davranış öyküsü ve ailede öfke sorunu öyküsü bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Aralıklı Patlayıcı Bozukluk, Agresyon, Dürtüsellik, Öfke.

Dürtüsel davranışPsikiyatriPsikiyatrik hastalar+3
Volkan Gelegen
Çukurova University
2016
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Şizofreni hastalarında tıbbi hastalık eş tanılarının değerlendirilmesi

Amaç: Bu çalışmada şizofreni hastalarının tıbbi hastalık eş tanı profillerinin çıkarılması amaçlanmıştır. Tıbbi hastalıkların yaş, cinsiyet gibi sosyodemografik verilere; hastane yatış sayısı, hastalık süresi gibi klinik özelliklere ve psikiyatrik takiplerinin yapıldığı sağlık kuruluşuna göre farklılıklar gösterip göstermediğinin tanımlanması planlanmıştır. Yöntem: Çalışmaya 11.02.2015 – 30.10.2015 tarihleri arasında Çukurova Üniversitesi Balcalı Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim dalına ayaktan başvuran ve burada yatırılarak takip edilen şizofreni hastaları ile 5.06.2015 – 30.10.2015 tarihleri arasında Adana Dr. Ekrem Tok Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Hastanesi yataklı servislerinde tedavi görmekte olan şizofreni hastaları alındı. Görüşmeler tek bir görüşmeci tarafından 30-45 dakikada gerçekleştirildi. Görüşme sırasında araştırma için tarafımızca hazırlanan sosyodemografik veri formu, fiziksel hastalıklar listesi ve mevcut fiziksel hastalık listesi hastadan alınan bilgiler doğrultusunda görüşmeci tarafından dolduruldu. Bulgular: Çalışmamıza 537 hasta katılmıştır. Bu hastaların 219'u (%40,8) kadın, 318'si (%59,2) erkektir. Hastaların yaş ortalaması 38,50 ±12,21'dir. Hastaların 495'inde (%92,2) herhangi bir tıbbi hastalık olduğu bulunmuştur. Bu hastalıklardan en sık görüleni 458 (%85,3) hastayla ağız-diş sağlığı problemleridir. Daha sonra ise obezite gelmektedir (170 hasta, %31,7). 3. sıklıkta gözlenen hastalık diyabet olup 50 (%9,3) hastada bulunmuştur. Ardından ise hipertansiyon ve hiperlipidemi gelmektedir (her ikisi de 39 hastada saptanmıştır, %7,3). Hipertansiyon, epilepsi, tiroid patolojileri, prolaktin yüksekliği, obezite, anemi kadınlarda daha sık görülen hastalıklardır. Erkeklerin ağız hijyenine kadınlardan daha az dikkat ettiği gözlenmiştir. Hipertansiyon, koroner arter hastalığı, diyabet, ülser evlilerde daha sık karşılaşılmıştır. Hipertansiyon, koroner arter hastalığı, hiperlipidemi, KOAH, diyabet, tiroid patolojileri, benign prostat hiperplazisi yaşla sıklığı artan hastalıklardır. Obez hastalarda hipertansiyon, hiperlipidemi, diyabet daha sık gözlenmiştir. Epilepsisi, kardiyak aritmisi ve obezitesi olan hastalarda sigara içme oranlarına daha az rastlanmıştır. Polifarmasi alan hastalarda kardiyak aritmi daha sık bulunmuştur. Sonuç: Elde ettiğimiz bulgular şizofreni hastalarının büyük çoğunluğunun tıbbi bir tıbbi hastalık eş tanısı olduğunu göstermiştir. Şizofreni hastalarının genel tıbbi durumu ilgilendiren hastalıklarına karşı özenli olmamaları nedeniyle bir kısım hastalıklarının tanısının atlandığı da düşünülünce bu oranların çok daha yüksek olduğu sonucuna varılabilir. Bazı hastalıkların sıklıklarının şizofreni hastalarında arttığına da dikkat edilirse şizofreni hastalarının en önemli ölüm sebeplerinden olan tıbbi hastalık eş tanılarının etkin şekilde tanılanması ve tedavi edilmesi gerekliliği kanaatine varılmaktadır.

DemografiHastalık şiddetiKomorbidite+2
Betül Demirel Döngel
Çukurova University
2017
10
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Erişkin tip dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu'nun kronotip özellikleri ve eşlik eden ek psikiyatrik tanıların araştırılması

Amaç: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu çocukluk çağında başlayan, ergenlik ve erişkin yaşamı boyunca da devam edebilen nörogelişimsel bir bozukluktur. İnsanlar biyolojik ve davranışsal açıdan sabahçılık ve akşamcılık şeklinde farklı kronotiplere sahiptirler. Psikiyatrik bozuklukların kronotip farklılıklarıyla ilişkili olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu' nun kronotip özellikleri ve eşlik eden ek psikiyatrik tanıların araştırılması amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Araştırmamız Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi' nde yürütülmüş kesitsel bir çalışmadır. DEHB tanılı 33 olgu üzerinde yürütülmüştür. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu belirtilerini taramak ve klinik görüşmeye alınacak olguları belirlemek amacıyla Erişkin DEHB Kendi Bildirim Ölçeği ve Erişkin DEHB Tanı ve Değerlendirme Envanteri kullanılmıştır. Klinik görüşmeye alınan olgulara Erişkinlerde DEHB için Tanısal Görüşme, Sabahçılık Akşamcılık Anketi, DSM-IV Eksen 1-2 Bozuklukları İçin Yapılandırılmış Klinik Görüşme uygulanmıştır. Bütün olgularda DSM-5 tanı kriterlerine göre değerlendirme yapılmıştır. Bulgular: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu' nun psikiyatri polikliniğine ilk kez başvuran olgularda görülme sıklığı % 18,3 bulunmuştur. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanılı olgularda akşamcılık görülme oranı klinik popülasyona ve kontrol grubuna göre anlamlı oranda yüksek bulunmuştur. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu tanılı olgulara yüksek oranda komorbid psikiyatrik tanının eşlik ettiği saptanmıştır. Sonuç: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu, erişkin psikiyatri polikliniklerinde genel popülasyona göre daha sık görülmektedir. Bu bozukluğa sahip bireylerin biyolojik ve davranışsal ritimlerdeki farklılıklar ve eşlik eden komorbid psikiyatrik tanılar açısından da sorgulanması gerekmektedir. Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu'nun kronobiyolojik yönü ile ilgili daha fazla sayıda çalışma yapılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar sözcükler: erişkin, dikkatsizlik, hiperaktivite, dürtüsellik, kronotip

DikkatDürtüsel davranışHiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğu+2
Furkan Coşkun
Çukurova University
2018
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Yaşlı bireylerde dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu prevelansı, klinik özellikler ve yaşam kalitesi ile ılişkisi

Amaç: Dikkat Eksikliği Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB) çocukluk çağında başlayan, ergenlik, erişkinlik hatta yaşlılıkta devam edebilen nörogelişimsel bir bozukluktur. Erişkin ve yaşlılarda klinik görünüm çocuklarda bilinenden oldukça farklı olabilmekte aynı zamanda komorbid durumların fazlalığı bu hastalara yanlış tanı koyulmasına, hastaların yetersiz tedavi almalarına, polifarmasiye, işlevsellikte bozulmaya ve ciddi bir maddi yüke neden olmaktadır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamıza Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Psikiyatri Anabilim Dalı'na başvuran 65 yaş ve üstü 70 hasta ile sosyodemografik olarak benzer özelliklere sahip 70 kontrol dâhil edilmiştir. Katılımcılar bilgilendirildikten sonra görüşmede tarafımızca hazırlanan Sosyodemografik veri formu doldurulup DSM-5 Bozuklukları için Yapılandırılmış Klinik Görüşme-Klinik Versiyonu (SCID-5-CV) uygulanmıştır. Eşlik eden demansı belirlemek amacı ile Standardize Mini Mental Test/Eğitimsizler için Mini Mental Test(SMMT) uygulandı. Katılımcılardan çocukluk çağı DEHB belirtilerini sorgulamak amacıyla Wender Utah Derecelendirme Ölçeği (WUDÖ) ve erişkin dönem DEHB semptomlarını saptamak için Erişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği (ASRS); eşlik eden semptomları değerlendirebilmek için Barratt Dürtüsellik Ölçeği 11 (BDÖ-11), Standardize Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), Geriatrik Depresyon Ölçeği Kısa Formu(GDÖ-KF); yaşam kalitesini değerlendirebilmek için Yaşlılarda Yaşam Kalitesi Ölçeği (YYK-Kısa) testlerini doldurmaları istenmiştir. Bulgular: Çalışmamızda polikliniğimizde takipli ileri yaşlı hastalar arasında çocukluk çağı DEHB (ÇÇ-DEHB) prevalansı %26, erişkin DEHB (E-DEHB) prevalansı %11 saptanmıştır. Kontrol grubunda ÇÇ-DEHB prevalansı %4.2'dir. Cinsiyet oranları, eğitim yılı, medeni durum, sigara içme açısından karşılaştırıldığında her iki grupta da ne ÇÇ-DEHB ne de E-DEHB açısından anlamlı fark saptanmamıştır. Alkol kullanım oranı ise polikliniğimizde takipli ÇÇ-DEHB tanısı alan hastalar arasında anlamlı oranda yüksektir. E-DEHB'li hastaların %62,5'ine depresif bozukluk, %12,5'ine anksiyete bozukluğu ve %25'ine diğer psikiyatrik bozukluklar ve %87.5'ine de fiziksel hastalık eşlik etmektedir. E-DEHB tanısı alan hastaların GDÖ-KF ve BAÖ skoru E-DEHB olmayanlara göre anlamlı oranda yüksek saptanmıştır. E-DEHB tanısı alanların ailelerinde ruhsal hastalık görülme oranı açısından gruplar arasında anlamlı farklılık saptanmamıştır. Özkıyım girişim oranı, adli olay yaşama ve trafik kazasına karışma oranları ÇÇ-DEHB' si olanlarda istatistiksel olarak daha yüksektir ancak E-DEHB varlığında anlamlı fark bulunmamıştır. Hastalıkların yaşam kalitesine etkisi incelendiğinde gruplar arasında ÇÇ-DEHB ya da E-DEHB açısından anlamlı ilişki saptanmamıştır. Dürtüsellik ile ÇÇ-DEHB ilişkini incelediğimizde BDÖ-11-toplam ve tüm alt ölçek puanları ÇÇ-DEHB tanısı alan hastalarda ÇÇ-DEHB olmayanlara göre anlamlı derecede yüksek saptanmıştır. E-DEHB'li hastalarda ise BDÖ-11-motor alt ölçek puanı arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Çalışmamızda DEHB varlığı ile SMMT puanları arasında ilişki saptanmamıştır. Sonuç: Çalışmamızda klinik örneklemde ÇÇ-DEHB ve E-DEHB prevalansı epidemiyolojik çalışmalara göre yüksek saptanmıştır. Ayrıca ÇÇ-DEHB varlığının dürtüsellik ile yakından ilişkili olduğu görülmüştür. E-DEHB'li kişilerde ise komorbid psikiyatrik hastalıkların ve eşlik eden fizyolojik hastalıkların çok sık olduğu dikkat çekmiştir. Ancak çalışmamızdaki katılımcı sayısı kısıtlı olup daha geniş örneklemli çalışmalarla hastalığın yaygınlığı, etiyolojisi tanı ve tedavi algoritmalarının aydınlatılmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Anahtar Kelimeler: Dikkat eksikliği hiperaktivite bozukluğu, Yaşlılık, Prevalans

GeriatriHiperaktiviteli dikkat eksikliği bozukluğuPrevalans+2
Şilan Şenbayram
Çukurova University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Depresif bozukluk tanılı hastalarda baş etme tutumları psikolojik acı ve psikolojik acıya tolerans ilişkisinin incelenmesi

Amaç: Depresif Bozukluk çökkünlük, ilgi ve istek kaybı, iştah, enerji, konsantrasyon değişiklikleri, suçluluk düşünceleri ve özkıyım düşünceleri görülebilen bir psikiyatrik hastalıktır. Depresif bozukluk ve yoğun olumsuz duygular şeklinde hissedilen psikolojik acı özkıyım açısından ciddi risk faktörleridir. Güncel çalışmalar ile psikolojik acıyı tolere edebilmenin özkıyım girişimi üzerinde psikolojik acıdan daha etkili olduğu gösterilmiştir. Psikolojik acıya tolerans üzerinde kültürel farklılıkların ve baş etme becerilerinin etkisi olduğu düşünülmektedir. Bu çalışmada depresif bozukluk tanılı hastalarda psikolojik acı, psikolojik acıya tolerans ve baş etme becerilerinin ilişkisinin gösterilmesi amaçlanmıştır. Yöntem: Çalışma, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniği'nde yürütülmüştür. Çalışmanın örneklemi depresif bozukluk tanılı bireyler ve sağlıklı kontrollerden oluşmaktadır. Her iki gruba sosyodemografik veri formu, Beck Depresyon Ölçeği, Beck Umutsuzluk Ölçeği, Beck İntihar Düşüncesi Ölçeği, Psikolojik Acı Ölçeği, Psikolojik Acıya Tolerans Ölçeği ve Başa Çıkma Tutumları Değerlendirme Ölçeği uygulanmıştır. Bulgular: Çalışmamızda psikolojik acı psikolojik acıya tolerans başa çıkma becerileri arasında kısmi aracılık saptanmıştır (p<0,001). Beck Umutsuzluk Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, Psikolojik Acı Ölçeği, Beck İntihar Düşüncesi Ölçeği, disfonksiyonel başa çıkma tutumları arasında pozitif yönlü korelasyon, bu veriler ile Psikolojik Acıya Tolerans Ölçeği puanları arasında negatif yönlü korelasyon saptanmıştır (p<0,001). Depresyon tanılı daha önce özkıyım girişimi öyküsü olan ve olmayan bireyler arasında Beck Umutsuzluk Ölçeği, Beck Depresyon Ölçeği, disfonksiyonel başa çıkma tutumları, Psikolojik Acı Ölçeği puanları istatistiksel olarak anlamlı düzeyde yüksek; Psikolojik Acıya Tolerans Ölçeği ise istatistiksel olarak anlamlı ölçüde düşük saptanmıştır (p<0,05). Sonuç: Çalışmamızda psikolojik acı hisseden bireylerin acıyı tolere edebilme kapasitesi üzerine başa çıkma becerilerinin kısmi aracılık etkisi olduğu gösterilmiştir. Bulgular disfonksiyonel başa çıkma becerileri kullanan olguların daha yoğun psikolojik acı hissettiğini ve psikolojik acıyı daha az tolere edebildiğini göstermektedir. Konunun daha net aydınlatılması için geniş örneklemli daha çok sayıda çalışmaya ihtiyaç olduğu düşünülmektedir. Anahtar Kelimeler: Başa çıkma becerileri, depresif bozukluk, özkıyım, psikolojik acı, psikolojik acıya tolerans

Baş etme stratejileriBaşa çıkmaDepresif bozukluk+6
Caner Yeşiloğlu
Çukurova University
2021
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Şizofrenide anksiyete duyarlılığı ve yaşam kalitesi üzerine etkisi

Amaç: Klinik çalışmalarda şizofreni hastalarında anksiyete bozukluğu sıklığının yüksek olduğu gösterilmiştir. Anksiyete belirtilerinin işlevsellikte bozulmaya ve hayat kalitesinde düşmeye neden olduğunu bildirilmiştir. Bu çalışmada anksiyeteye yatkınlık incelenmiş, şizofreni tanılı hastalarda anksiyete duyarlılığının belirlenmesi, davranışsal inhibisyon sisteminin anksiyete ve şizofreni ile ilişkisini incelemek, anksiyete duyarlılığının yaşam kalitesi üzerine etkisini gösterilmek amaçlanmıştır. Yöntem: Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'nda psikotik bozuklukluk birimine başvuran hastalar arasından 72 şizofreni tanılı hasta ve 72 sağlıklı gönüllü çalışmaya dahil edilmiştir. Katılımcılara tarafımızca oluşturulan sosyodemografik veri formuna ek olarak Pozitif ve Negatif Belirti Ölçeği, Hamilton Anksiyete Ölçeği, Davranışsal İnhbisyon Sistemi/Davranışsal Aksitvasyon Sistemi Ölçeği, Dünya Sağlık Örgütü Yaşam Kalitesi Ölçeği Kısa Formu, Anksiyete Duyarlılığı İndeksi-3 ölçekleri doldurulmuşt647tyuhgur. Bulgular: Şizofreni hastalarında anksiyete duyarlılığının tüm parametreleri ve toplam puanları (p<0.001) ve hamilton anksiyete ölçek puanları (p<0.001) kontrol grubundan yüksek bulunmuştur. Her iki grupta fiziksel ve bilişsel duyarlılık alanları ile hamilton anksiyete ölçek puanları arasında pozitif bir ilişki bulunmaktadır (p<0.005). Yaşam kalitesi ölçeğinin tüm parametre puanları hasta grubunda daha düşük saptanmıştır (p<0.001). Yaşam kalitesi ölçek puanları ile hamilton anksiyete ölçeği ve anksiyete duyarlılığı puanları arasında negatif anlamlı bir ilişki bulunmaktadır (p<0.005). Davranışsal inhibisyon sistemi ölçek puanları gruplar arasında benzerdir (p=0.96), hamilton anksiyete ölçeği ile arasında anlamlı bir ilişki bulunamamıştır (p<0.05). Sonuç: Çalışmamızda şizofreni tanılı hastalarda anksiyete duyarlılığı daha yüksektir. Anksiyete duyarlılığı indeksi-3 ölçeği ve hamilton anksiyete ölçekleri arasında benzerlik bulunmaktadır. Şizofreni tanılı hastalarda anksiyete duyarlılığı arttıkça yaşam kalitesi düşmektedir. Davranışsal inhibisyon sistemin ile şizofreni ve anksiyete arasında herhangi bir ilişki kurulamamıştır. Bu alanda daha fazla çalışma yapılması gerekmektedir.

AnksiyeteDavranışsal inhibisyon sistemiYaşam kalitesi+1
Gökçen Doğangüneş Koyutürk
Çukurova University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Mizofoni ve ruhsal bozukluklar

Amaç: Mizofoninin birçok ruhsal bozukluğa eşlik ettiği ve ruhsal bozukluk olarak kabul edilmesi gerektiğine yönelik çalışmalar literatürde mevcuttur. Henüz net bir tanı kriteri olmasa da önerilen tanı kriterleri mevcuttur. Bu çalışmada mizofoninin diğer ruhsal bozukluklarla ilişkisinin araştırılması ve tanı sınıflandırma sistemlerindeki olası yerinin saptanması amaçlanmaktadır. Yöntem: Çalışmamıza Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı'na ilk kez başvuru yapan hastalar ile psikiyatrik hastalık öyküsü bulunmayan sağlıklı gönüllüler dahil edildi. Mizofoni belirtisi gösteren 105 kişi hasta grubunu, mizofoni belirtisi göstermeyen 158 kişi kontrol grubunu oluşturdu. Katılımcılara tarafımızca oluşturulan sosyodemografik veri formuna ek olarak Mizofoni Görüşme Ölçeği, Beck Anksiyete Ölçeği (BAÖ), Beck Depresyon Ölçeği (BDÖ), Barratt Dürtüsellik Ölçeği (Dikkat (BAR-D), Motor (BAR-M), Plan yapamama (BAR-P), Toplam (BAR-T)) ve Yale-Brown Obsesyon Kompulsiyon Derecelendirme Ölçeği (YBOKÖ) uygulandı. Bulgular: Mizofonisi olan bireylerin BAÖ puan ortalaması 25,31, mizofonisi olmayan bireylerin BAÖ puan ortalaması 17,59 olarak bulunmuştur (p<0,001). Mizofonisi olan bireylerin BDÖ puan ortalaması 23,02, mizofonisi olmayan bireylerin BDÖ puan ortalaması 17,93 olarak bulunmuştur (p=0,003). Mizofonisi olan bireylerin puan ortalamaları BAR-D 17,97, BAR-M 20,54, BAR-P 26,37, BAR-T 64,89, mizofonisi olmayan bireylerin puan ortalamaları BAR-D 15,17, BAR-M 17,22, BAR-P 22,85, BAR-T 55,24 olarak bulunmuştur (p<0,001). Anksiyete bozukluğu olan mizofonik katılımcıların Mizofoni Belirti Listesi toplam puanı ile Beck Anksiyete Ölçeği puanları arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. Mizofonisi olan katılımcıların çoğuna anksiyete bozukluğu tanısı da konmuştur. Sonuç: Mizofoni, ruhsal bozukluklara sık eşlik eden bir durumdur. Ruhsal bozukluk şiddetini belirleyen ölçek puanlarında anlamlı artışa neden olması, mizofoninin de ruhsal bir bozukluk olabileceğini düşündürtmektedir. En sık anksiyete bozukluğuna eşlik etmesi ve anksiyete şiddeti ile olan ilişkisi, mizofoninin tanı sınıflandırmasında anksiyete bozukluğu başlığı altında değerlendirilmesi gerektiğini düşündürtmektedir. Ruhsal bozukluklara sık eşlik eden mizofoninin klinisyenlerce bilinmesi, tedavi algoritmalarının geliştirilip hastanın yaşam kalitesini arttıracağı düşünülmektedir. Anahtar kelimeler: Mizofoni, Ruhsal Bozukluklar, Anksiyete Bozukluğu, Mizofoni Belirti Listesi

AnksiyeteMizofoniPsikiyatrik hastalıklar+2
Kemal Mutlu
Çukurova University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Pozitif ve negatif ruminasyon ölçeğinin Türkçe uyarlaması, geçerlilik ve güvenirlilik çalışması

Amaç: Çalışmamızın amacı Yang ve ark. tarafından geliştirilen Pozitif ve Negatif Ruminasyon Ölçeği'nin Major Depresif Bozukluk, Anksiyete Bozuklukları, Obsesif Kompulsif Bozukluk ve sağlıklı popülasyonda Türkçe Uyarlaması, Geçerlilik ve Güvenirlik Çalışmasının yapılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışmaaraştırmaya katılmayı kabul eden 92 Major Depresif Bozukluk, 102 Anksiyete Bozuklukları, 85 Obsesif Kompulsif Bozukluk tanılı ve 111 sağlıklı birey olmak üzere 390 kişilik örneklemde yapılmıştır. Katılımcılara Sosyodemografik Veri Formu, Pozitif ve Negatif Ruminasyon Ölçeği, RuminatifDüşünmeBiçimleriÖlçeği, Bilişsel Üçlü Envanteri, Yaşam Yönelimi Ölçeği, Yaşam Doyumu Ölçeği, Beck Depresyon Envanteri, Beck Anksiyete Ölçeği, Yale Brown Obsesyon-Kompulsiyon Ölçeğiuygulanmıştır. Bulgular: Pozitif ve Negatif Ruminasyon Ölçeğinin birinci düzey doğrulayıcı faktör analizi yapılarak beş boyutlu yapı doğrulandı. Sonrasında PANRS ölçeğinin Mutluluğun Tadını Çıkarma ve Olumlu Başa Çıkma boyutlarının pozitif ruminasyon boyutu altında ve Negatif İlişkilendirme, Mutluluğu Bastırmave Kendini Reddetme boyutlarının negatif ruminasyon boyutu altında olduğunu göstermek için ikinci düzey doğrulayıcı faktör analizi yapıldı. Ölçek boyutlarına ait güvenirlik çalışmasında karelasyon analizi ile iç tutarlığın yüksek olduğu gösterildi. (Cronbach alfa katsayıları pozitif ruminasyon 0.814, Mutluluğun Tadını Çıkarma 0.836, Olumlu Başa Çıkma 0.565, negatif ruminasyon 0.878, Mutluluğu Bastırma 0.695, Negatif İlişkilendirme 0.851,Kendini Red Etme 0.756) Ölçeğin madde toplam puan korelasyon katsayıları 0.304-0.794 arasında bulundu. Ölçek maddeleri için faktör yük değerleri 0,30'dan yüksek olduğu ve hata varyanslarının 0.90 ve altı olduğu belirlendi. Diskriminant fonksiyon analizine göre, tanı grubu ile sağlıklı kontrol grubunu ayırmada etkili olduğu saptandı. Sonuç: Pozitif ve Negatif Ruminasyon Ölçeği Türkçe Formunun geçerli ve güvenilir olduğunu gösterildi.

Güvenilirlik ve geçerlilikRuminasyonTürkçe uyarlama+1
Meltem İnsel
Çukurova University
2022
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Premenstrual disforik bozukluk tanı sürekliliği ve klinik değişkenler

Amaç: Premenstrual Disforik Bozukluk (PMDB) tanılı hastalarda tanı sürekliliğinin incelenmesi, PMDB geçici tanısı olan hastaların ileriye dönük semptom derecelendirmesi ile hastaların kalıcı tanı almasında klinik değişkenlerin rolünün gösterilmesi amaçlanmıştır. Gereç ve Yöntem: Çalışmamız Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Ruh Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Polikliniği'nde yürütülmüştür. Çalışmaya PMDB geçici tanısı olan 95 kadın, benzer sosyodemografik özellikler gösteren ve PMDB tanısı olmayan 64 kontrol grubu kadın dahil edildi. Katılımcılara tarafımızca oluşturulan sosyodemografik veri formuna ek olarak, Premenstrual Sendrom Ölçeği, Psikolojik Acı Ölçeği, Kronotip Testi, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Çift Uyum Ölçeği, Golombok-Rust Cinsel Doyum Ölçeği, Barratt Dürtüsellik Ölçeği, Anksiyete Duyarlılık İndeksi-3 uygulandı. PMDB geçici tanısı olanlara bireysel takvim hazırlandı ve 3 ay boyunca doldurmaları istendi. Bulgular: Çalışmamızda PMDB geçici tanısı olan hastaların % 65,3'ü kalıcı tanı almış, kalan % 34,7'si ise kalıcı tanıya dönmemiştir. PMDB hastalarının psikolojik acı ölçeği toplam puan ortalamaları, kontrol grubuna göre anlamlı düzeyde yüksek bulunmuştur (p<0,001). PMDB geçici tanısı olanların anksiyete duyarlılığı toplam puanı ve alt ölçeklerinin ortalaması kontrol grubuna göre anlamlı olarak yüksek bulunurken; PMDB kalıcı tanısı olanlarda hem toplam puan (p=0.04) hem de fiziksel duyarlılık alt ölçeği (p=0.01) anlamlı olarak yüksek bulunmuştur. PMDB geçici tanı alanlarda dismenore ile anlamlı ilişki bulunmuşken (p=0.03); PMDB kalıcı tanısı alanlarda bu ilişki gösterilememiştir. Sonuç: Çalışmamızda PMDB geçici tanısı almanın her zaman kalıcı tanıya dönüşmeyeceği, ileriye dönük mutaka değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmaktadır. Ayrıca PMDB şiddeti arttıkça psikolojik acı şiddetinin arttığı, çift uyumunun azaldığı, anksiyete duyarlılığının arttığı gösterilmiştir. Geniş örneklem gruplarında ileriye dönük klinik değişkenlerin araştırılması konunun aydınlatılmasına katkı sağlayacaktır. Anahtar kelimeler: İleriye Dönük, Klinik Değişkenler, Premenstrual Sendrom, Premenstrual Disforik Bozukluk

Belirti ve semptomlarDisforiPremenstrüel sendrom
Duygu Saygılı
Çukurova University
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Çocukluk çağı travmalarının riskli alkol ve madde kullanımı ve cinsel kompulsiyonlarla ilişkisinde duygu düzenleme stratejilerinin aracı rolü

Çalışmada çocukluk çağı travmalarının riskli alkol ve madde kullanım düzeyi ve cinsel kompulsiyonlar arasındaki ilişkide bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin aracı rolü araştırılmıştır. Araştırmanın amaçları, çocukluk çağı travmaları, riskli alkol ve madde kullanımı, cinsel kompulsiyon ve bilişsel duygu düzenleme stratejileri değişkenleri arasındaki ilişkileri incelemektir. Araştırmanın örneklemini, Ankara'daki üniversitelerde öğrenim gören 303 katılımcı oluşturmaktadır. Araştırmanın amaçları doğrultusunda veri toplamak için Bilgilendirilmiş Onam Formu, Demografik Bilgi Formu, Çocukluk Çağı Travmaları Ölçeği, Cinsel Kompulsiyon Ölçeği, Bağımlılık Profil İndeksi Risk Tarama Ölçeği ve Bilişsel Duygu Düzenleme Ölçeği kullanılmıştır. Çocukluk çağı travmaları, riskli alkol ve madde kullanımı, cinsel kompulsiyon ve bilişsel duygu düzenleme stratejileri değişkenleri arasındaki ilişkiler, korelasyon ve basit doğrusal regresyon analizleri kullanılarak incelenmiştir. Aracı rol analizi için Model 4 kullanılmıştır. Çocukluk çağı travmalarının riskli alkol ve madde kullanımını, cinsel kompulsiyonları ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerini ve adaptif olmayan bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin ise cinsel kompulsiyon yordadığı bulunmuştur. Çalışmanın sonuçlarına göre, çocukluk çağı travmalarının ile cinsel kompulsiyonlar arasındaki ilişkiyi adaptif olmayan bilişsel duygu düzenleme stratejileri aracılığıyla yordadığı tespit edilmiştir. Bu çalışmanın sonuçları, çocukluk çağı travmalarının ve bilişsel duygu düzenleme stratejilerinin, bağımlılık riski oluşturma süreçlerinde dikkate alınması gereken önemli faktörler olabileceğini vurgulamaktadır. Çalışmanın sonuçları, ilgili alanlardaki araştırmacılar ve uygulayıcılar için önemli bir katkı sağlayabilir. Anahtar Sözcükler: Cinsel Kompulsiyon, Çocukluk Çağı Travmaları, Duygu Düzenleme, Riskli Alkol Kullanımı, Riskli Madde Kullanımı

Alkol içmeAlkolizmBilişsel duygu düzenleme+7
Şevval Kınay
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Tıp fakültesi öğrencilerinde Ortoreksiya Nervoza

Amaç: Ortoreksiya nervoza terim olarak, sağlıklı besinlerin tüketimi ile alakalı patolojik fiksasyonun tanımlanması amacıyla kullanılmaktadır. Ortoreksiya nervozanın anoreksiya nervoza, obsesif kompulsif bozukluk, obsesif kompulsif kişilik bozukluğu, bedensel belirti bozukluğu, hastalık anksiyetesi bozukluğu ve psikotik bozukluklar gibi başka ruhsal hastalıklarla bazı fenomenolojik özelliğin paylaştıkları varsayılmaktadır. Bu çalışmada tıp fakültesinde öğretim gören öğrencilerde ortoreksiya nervoza eğilimi ve ilgili etkenlerin değerlendirilmesi amaçlanmaktadır. Yöntem: Çalışma, Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniğinde ve Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Dekanlık biriminde yürütülmüştür. Çalışma 2 örneklem grubundan oluşmaktadır: Her 2 gruba Sosyodemografik Veri Formu, ORTO-11 ölçeği, Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi, Ortoreksiya Nervoza Envanteri, Hamilton Depresyon Derecelendirme Ölçeği, Hamilton Anksiyete Derecelendirme Ölçeği uygulandı. Bulgular: Çalışmaya toplam 104 öğrenci ve 104 kontrol olmak üzere 208 katılımcı dahil edildi. Katılımcılardan öğrenci grubunun 55'i kadın (% 52,9) ve 49'u erkek (%47,1) ; kontrol grubunun 59'u kadın (% 56,7) ve 45'i erkek (%43,3) şeklindeydi. Öğrenci grubunda egzersiz, diyet ve sosyal medyada sağlıklı beslenme ile ilgili program takip edilmesi verileri değerlendirildiğinde kadınların sosyal medyada sağlıklı beslenme ile ilgili program takip etmesi erkeklere göre anlamlı olarak yüksek çıkmıştır. (p:0.008) .Öğrenci grubunda Egzersiz ve diyet uygulanması değerlendirildiğinde anlamlı fark görülememiştir. (sırasıyla p:0.734, p:151). Kontrol grubunda egzersiz, diyet ve sosyal medyada sağlıklı beslenme ile ilgili program takip edilmesi verileri değerlendirildiğinde kadınların sosyal medyada sağlıklı beslenme ile ilgili program takip etmesi erkeklere göre anlamlı olarak yüksek çıkmıştır. (p:0.004) Egzersiz ve diyet uygulanması değerlendirildiğinde anlamlı fark görülememiştir. (sırasıyla p:0.072, p:302). Katılımcılara uygulanan ölçeklerin birbiri ile korelasyonu incelendi. Orto-11 ölçeği ile Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi (MOKSL) arasındaki korelasyon anlamlı bulundu. (p:0,001) Ortoreksiya Nervosa Envanteri (ONE) ile Hamilton anksiyete ölçeği arasındaki korelasyon anlamlı bulundu. (p: 0,041) Maudsley Obsesif Kompulsif Soru Listesi (MOKSL) Alt Ölçekler öğrenci ve kontrol gruplarında ayrı ayrı değerlendirildiğinde; öğrenciler ve kontrol grubu arasında MOKSL toplam puan ve kontrol, yavaşlık alt ölçekleri arasında anlamlı fark gözlenmemiştir. (sırasıyla p:0.381,p:0.380, 0.393) MOKSL temizlik alt ölçeği kontrol grubunda anlamlı olarak yüksek (p:0.022), kuşku alt ölçeğinde kontrol grubu anlamlı olarak yüksek (p:0.001) ; ruminasyon alt ölçeğinde ise öğrenci anlamlı olarak yüksek (p:0.001) olarak saptanmıştır. Sonuç: Ortoreksiya nervozayı etkileyen bazı faktörler, özel bir diyet uygulama, sosyal medyada diyet programı takip etme, sosyal medyada zaman geçirme, sağlık uğraşıları ve sağlıklı beslenme kaygılarıdır. Fiziksel aktivite, sigara kullanımı, ve cinsiyete göre ortoreksiya nervoza eğilimi açısından farklılık yoktu. Obsesif özelliklerin belirginliği, kadınların sosyal medyada diyet programlarının takibi ile ortoreksiya nervoza arasında pozitif yönlü bir ilişki vardı. Anahtar Kelimeler: beslenme ve yeme bozuklukları, sosyal medya, ortoreksiya nervoza, tıp fakültesi öğrencileri,

BeslenmeBeslenme bozukluklarıBeslenme ve yeme bozuklukları+4
Emre Erşahinoğlu
Çukurova University
2023
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Aralıklı patlayıcı bozukluk tarama anketinin Türkçe uyarlaması, geçerlilik ve güvenirlik çalışması

Amaç: Çalışmamızın amacı Coccaro ve ark. tarafından geliştirilen Aralıklı Patlayıcı Bozukluk Tarama Anketi'nin DSM-5'e göre APB tanısı almış hasta ve sağlıklı popülasyonda Türkçe Uyarlaması, Geçerlilik ve Güvenirlik Çalışmasının yapılmasıdır. Gereç ve Yöntem: Çalışma araştırmaya katılmayı kabul eden 71 APB tanısı almış ve 68 sağlıklı birey olmak üzere 139 kişilik örneklemde yapılmıştır. Katılımcılara 'Barratt Dürtüsellik Ölçeği', 'Minnesota Dürtü Kontrol Bozukluğu Görüşme Ölçeği', 'Buss Perry Agresyon Ölçeği', 'Scl 90 Belirti Tarama testi', 'Wender Utah Derecelendirme Ölçeği', 'Aralıklı Patlayıcı Bozukluk Tarama Anketi' ölçekleri uygulanmıştır. Bulgular: Yapılan analizlerde APB-TA ölçeği için iç tutarlılık değeri 0.74 olarak bulunmuştur Çalışmada kullanılan ölçeklerin iç tutarlılığa sahip olduğu gösterilmiştir. Diskriminant analizine göre, ölçeğin tanı grubu ile sağlıklı kontrol grubunu ayırmada etkili olduğu saptanmıştır. APB-TA grupları bağımlı değişken, cinsiyet, öfke atağı, intihar girişimi, WUDÖ, Minnesota APB alt ölçeği ve SCL genel indeksi bağımsız değişkenler olarak kabul edilerek lojistik regresyon analizi uygulanmıştır. Bağımsız değişkenler APB-TA değişkeninin %88'ini açıklamıştır. Oluşturulan modele göre doğru sınıflandırma yüzdesi %95 olarak bulunmuştur. APB-TA ölçeği ile Minnesota APB ölçeği arasında ilişki olması (p<0.001) APBTA ölçeğinin eş değer geçerliliğe sahip olduğunu göstermiştir. Sonuç: Aralıklı Patlayıcı Bozukluk Tarama Anketi Türkçe Formunun geçerli ve güvenilir olduğunu gösterildi. Anahtar kelimeler: Aralıklı patlayıcı bozukluk, geçerlilik, güvenirlik, ölçek uyarlama

AnketlerGüvenilirlik ve geçerlilikPsikiyatrik hastalar+3
Sinem Çetin Demirtaş
Çukurova University
2023
00
DoktoraAçık ErişimTR

Ergenlerde sosyal medya bağımlılığını önlemeye yönelik psikoeğitim programının geliştirilmesi ve etkililiğinin test edilmesi

Bağımlılık, son yıllarda bireylerin ruhsal, fiziksel, akademik, mesleki, sosyal vb. birçok alanda yaşamını derinden etkileyen önemli bir sorun halini almıştır. Bağımlılığın birçok çeşidi bulunmakta ve bunlardan en yaygın olanlardan biri hiç kuşkusuz sosyal medya platformlarına karşı gelişen bağımlılıktır. Kimlik inşasının en önemli basamağında bulunan ergenler, içindeki bulundukları gelişim döneminde birçok gelişimsel görevi başarıyla gerçekleştirmek ve geleceğe sağlıklı bir biçimde hazırlanmak durumundadırlar. Bu evrede sosyal medyanın aşırı kullanılması, ergenin sağlıklı bir kimlik inşası üzerinde derin etkiler bırakmaktadır. Ergenlerde aşırı sosyal medya kullanımı birçok alanda işlev kaybına yol açmakta ve ilerleyen süreçlerde ruhsal bozukluklara karşı yatkınlık oluşturmaktadır. Bu çalışmada ergenlerde sosyal medya bağımlılığını önlemeye yönelik olarak, araştırmacı tarafından geliştirilen psikoeğitim programının etkililiği test edilmiştir. Çalışmada öntest, sontest, izleme testli deney ve kontrol gruplu deneysel desen kullanılmıştır. Psikoeğitimler başlamadan önce araştırmacı tarafından on oturumdan oluşan Ergenlerde Sosyal Medya Bağımlılığını Önlemeye Yönelik Psikoeğitim Programı geliştirilmiştir. Ardından 2023/2024 Eğitim-Öğretim yılında Adana İli Çukurova İlçesinde bir lisede öğrenim gören 9.sınıf öğrencilerine Ergenler için Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği (ESMBÖ) uygulanmıştır. Ölçek uygulama sonuçlarına göre sosyal medya bağımlılık düzeyi en yüksek olan 30 öğrenci belirlenmiştir. Bu öğrenciler, aritmetik ortalama ve standart sapmaları benzer olacak şekilde 15'i deney grubuna, 15'i ise kontrol grubuna atanmıştır. Deney grubunda bulunan öğrencilere on oturumdan oluşan psikoeğitim programı uygulanmıştır. Kontrol grubundaki öğrencilere ise herhangi bir çalışma yapılmamıştır. Psikoeğitim çalışmasının içeriği, özfarkındalık, duygularını ifade edebilme, özsaygıyı artırma ve olumlu benlik imajını kazanma, özkontrolü sağlayabilme, olumsuz duygularla baş etme ve stresi yönetme, hedef belirleme, zaman yönetimi ve sağlıklı alternatif etkinlik planlama, problem çözme becerileri, yaşamın sorumluluklarını alma, arkadaşlık becerileri ve bilinçli internet kullanımıdır. Eğitimin sonunda her iki grupta bulunan öğrencilere Ergenler için Sosyal Medya Bağımlılığı Ölçeği (ESMBÖ) tekrardan uygulanmıştır. Sonuçlar deney grubundaki öğrencilerin kontrol grubunda bulunan öğrencilere kıyasla sosyal medya bağımlılık seviyelerinin anlamlı bir biçimde azaldığını göstermektedir. Eğitimden kazanımların kalıcı olup olmadığının tespiti için eğitimden bir ay sonra deney grubundaki öğrencilere ölçek tekrar uygulanmıştır. Sonuçlar eğitimden sonra bile kazanımların kalıcı olduğunu göstermiştir. Çalışmada normal dağılan veriler için parametrik istatistik yöntemlerinden Bağımsız Örneklem t-testi ve Bağımlı Örneklem t-testi, normal dağılmayan veriler için parametrik olmayan istatistik yöntemlerinden Wilcoxon İşaretli Sıralar Testi kullanılmıştır. Sonuçlar ilgili literatür eşliğinde tartışılmıştır. Çalışmanın bağımlılıklarla mücadele için önleyici çalışmalara katkı yapacağı düşünülmektedir.

Davranışsal bağımlılık
Muhammed Yıldız
Çukurova University · Bağımlılık ve Adli Bilimler Enstitüsü
2025
00
Tıpta UzmanlıkAçık ErişimTR

Şizofreni hastalarında zaman perspektifinin işlevsellik ve klinik değişkenlerle ilişkisi

Amaç: Bu çalışmada, şizofreni hastalarında zaman perspektifinin işlevsellik ve klinik belirtilerle ilişkisini incelemek ve bireylerin kronotip özelliklerini dikkate alarak bu ilişkileri daha kapsamlı biçimde değerlendirmek amaçlanmaktadır. Yöntem: Çalışma Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Polikliniği'nde yürütülmüştür. Çalışmamız psikiyatri polikliniklerine ayaktan başvuran, 100 şizofreni tanılı hasta ve benzer sosyodemografik özelliklere sahip 95 sağlıklı kontrolden oluşmaktadır. Katılımcılara Zimbardo Zaman Perspektifi Ölçeği (ZZPÖ), Yaşam Niteliği Ölçeği (YNÖ), Calgary Depresyon Ölçeği (CDÖ), Sabahçılık-Akşamcılık Ölçeği (SAÖ), Pozitif ve Negatif Sendrom Ölçeği (PANNS) ve tarafımızca hazırlanan sosyodemografik veri formu verilmiştir. Bulgular: Şizofreni hastalarında zaman perspektifi alt boyutlarından geçmiş olumsuz (p=0,018) yönelim anlamlı biçimde daha yüksek; geçmiş-olumlu (p=0,009), şimdi-hazcı (p=0,004) ve gelecek odaklı (p<0,001) yönelim daha düşük saptanmış olup şimdi-kaderci (p=0,19) yöneliminde gruplar arasında anlamlı bir fark saptanmamıştır. Yaşam niteliği ölçeği alt boyutlarından kişilerarası ilişkiler ile geçmiş olumsuz ile negatif yönde (rho=-0,233, p=0,020) ve geçmiş olumlu (rho=0,237, p=0,018) ile pozitif yönde anlamlı ilişki saptanmıştır. Mesleki rol ile geçmiş olumlu (rho=0,223, p=0,026), gelecek odaklı (rho=0,312, p=0,002) alt boyutları arasında da pozitif yönlü anlamlı ilişki saptanmıştır. Eşya ve faaliyet ile gelecek odaklı (rho=0,240, p=0,016), toplam yaşam niteliği ile geçmiş olumlu (rho=0,222, p=0,026) ve gelecek odaklı (rho=0,284, p=0,004) alt boyutlar arasında pozitif yönlü anlamlı ilişki saptanmıştır. Zaman perspektifi alt boyutları ile PANSS (pozitif, negatif, genel, toplam) ve depresyon arasında anlamlı ilişkiler saptanmıştır. Sonuç: Şizofreni hastalarının zaman perspektifi profillerinin sağlıklı kontrollere kıyasla belirgin biçimde farklı olduğu görülmüştür. Bu bireylerin geçmişi daha olumsuz, geleceği ise daha belirsiz ve umutsuz bir biçimde değerlendirme eğiliminde oldukları; ayrıca şimdiki zamandan haz alma kapasitelerinin azaldığı tespit edilmiştir. Zaman perspektifindeki bu bozulmaların depresyon eş tanısı, klinik belirti şiddeti ve kronotip özellikleriyle ilişkili olduğu sonucuna varılmıştır. Söz konusu farklılıklar, hastalığın klinik seyri ve yaşam niteliği üzerinde önemli etkiler yaratmaktadır. Zaman perspektifindeki dengesizlikler bireylerde farklı klinik görünümlere yol açabilmekte; bu nedenle tedavi planlamasında yalnızca belirti şiddeti değil, bireyin zaman perspektifi profili, işlevsellik düzeyi ve depresif belirtileri de bütüncül biçimde değerlendirilmelidir. Anahtar Sözcükler: Şizofreni, zaman perspektifi, işlevsellik, kronotip.

Sena İrem Akçam
Çukurova University
2025
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Sosyal medya tutumu ile sosyal görünüş kaygısı ve kişilik özellikleri arasındaki ilişkinin incelenmesi

Bu çalışmanın amacı, 20-44 yaş aralığında bulunan ve sosyal medya kullanıcısı olan bireylerin, sosyal medya tutumları ile sosyal görünüş kaygıları ve kişilik özellikleri arasındaki ilişkiyi incelemektir. Çalışma örneklemini anket çalışmasına katılan 294 kadın, 139 erkek toplam 433 birey oluşmaktadır. Araştırma sonuçlarımıza göre; bireylerin en fazla kullandığı sosyal medya aracı İnstagram olmuştur. Katımcılar sosyal medyada günde ortalama 2 ila 3 saat arasında zaman geçirdiklerini bildirmişlerdir. Araştırmada kullanılan ölçüm araçları; kişisel bilgi formu, sosyal medya tutum ölçeği, sosyal görünüş kaygısı ölçeği, Büyük Beş Kişilik Envanterinden (BBKE) oluşmaktadır. Araştırmamızda T test ve Anova test uygulanmış ve betimsel analizlerin yanı sıra korelasyon ve regresyon analizlerine yer verilmiştir. Yapılan korelasyon analizleri sonucunda, bireylerin sosyal medya tutumları ile sosyal görünüş kaygıları ve kişilik özellikleri arasında anlamlı düzeyde ilişki olduğu gözlemlenmiştir. Katılımcıların sosyal görünüş kaygıları ile paylaşım ihtiyacı, sosyal izolasyon ve sosyal yetkinlik düzeyleri arasında anlamlı düzeyde ilişki vardır. Ayrıca bireylerin sosyal görünüş kaygıları ile kişilik özellikleri arasında anlamlı ilişki vardır. Yapılan regresyon analizi sonucunda, bireylerin kişilik özellikleri sosyal medya tutumlarını düşük düzeyde etkilemektedir. Bireylerin sosyal medya tutumları, sosyal görünüş kaygıları üzerinde yordayıcı etkiye sahiptir. Ayrıca bireylerin kişilik özelliklerinin sosyal görünüş kaygıları üzerinde yordayıcı etkiye sahip olduğu gözlemlenmiştir.

KişilikKişilik özellikleriSosyal görünüş kaygısı+2
Mustafa Sarsu
Çağ University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2020
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Online eğitimin üniversite sınavına hazırlanan öğrencilerin sınav kaygıları ve psikolojik dayanıklılıklarıyla ilişkisinin incelenmesi

Bu araştırmanın amacı, Online eğitimin üniversite sınavına hazırlanan öğrencilerin sınav kaygıları ve psikolojik dayanıklılıklarıyla ilişkisini incelemektir. Araştırmanın örneklemini Mersin ilinin Tarsus ilçesinde çeşitli liselerden mezun olmuş ve lise son sınıfta okuyup üniversite sınavına hazırlanan 119 kız (% 59,5), 81 erkek (%40,5) olmak üzere toplam 200 öğrenciden oluşmaktadır. Öğrencilerle yüz yüze görüşülerek, Kişisel Bilgi formu, Sınav Kaygısı ölçeği, Ergen Psikolojik Dayanıklılık ölçeği ve Web Tabanlı Eğitime Karşı Tutum ölçeği uygulanmıştır. Ölçek verilerinin analizinde IBM SPSS 25 programı kullanılmıştır. Normallik varsayımının sağlandığı durumlarda ANOVA (F testi), Brown-Forsthe ve 2 gruplu değişkenlerin analizinde, bağımsız gruplar t testi kullanılmıştır. Normallik varsayımın sağlanmadığı durumlarda Mann-Whitney U testi, ölçekler arası korelasyonun incelenmesi için Pearson Korelasyon Analizi, kategorik değişkenlerin ilişkileri Ki-Kare ve Yate's istatistiği kullanılmıştır. Ayrıca çok değişkenli regresyon analizi uygulanmıştır. Yapılan analizler sonucunda online eğitim ile yüz yüze eğitimde öğrencilerin sınav kaygı düzeylerinde ve psikolojik dayanıklılıklarında bir farklılığa rastlanmamıştır. Cinsiyet değişkenine göre öğrenci-lerin sınav kaygısı (p<0.001) ve psikolojik dayanıklılıkları (p=0.003) farklılaşmaktadır. Öğrencilerin okul desteği alma durumuna (p=0.01) ve teknolojik imkânlarının olma durumlarına göre, sınav kaygısı (p=0.02) ve psikolojik dayanıklılıkları (p=0.02) farklılık göstermektedir. Öğrencilerin psikolojik dayanıklılık ve sınav kaygıları arasında anlamlı ilişkinin olduğu tespit edilmiştir. Sınav kaygısı ile psikolojik dayanıklılık arasında negatif korelasyon ilişki tespit edilmiştir (p<0.001). Diploma notlarına göre sınav kaygısı ve psikolojik dayanıklılık arasında anlamlı bir farklılık (p=0.001) olduğu sonucuna ulaşılmıştır. Elde edilen bulgular literatür eşliğinde tartışılmıştır. Anahtar kelimeler: Online (Web tabanlı) eğitim, sınav kaygısı, psikolojik dayanıklılık

Eğitim psikolojisiKaygıPsikolojik dayanıklılık+5
Ahmet Engin
Çağ University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Erişkin epilepsi hastalarının klinik özellikleri ile dikkat eksikliği hiperaktivite düzeyleri arasındaki ilişki

Epilepsi görülme oranı çocuk ve ergenlerde yüksek olmakla birlikte erişkinlerde de yaygınlığı artmakta olan bir nörolojik bozukluktur. Psikiyatrik bozukluklarla ve çocukluk-ergenlik dönemlerinde DEHB ile birlikte oldukça sık görülmektedir. DEHB yaşam boyu yükü ve anti epileptik ilaçların bilişsel yan etkileri erişkin epilepsi hastalarında DEHB görülebileceğini düşündürmektedir. Bu çalışmada Erişkin Epilepsi Polikliniği hastalarında dikkat eksikliği ve hiperaktivite düzeylerinin ve dikkat eksikliği hiperaktivite düzeyleri ile ilişkili değişkenlerin incelenmesi amaçlanmıştır. Çukurova Üniversitesi Tıp Fakültesi Balcalı Hastanesi, Nöroloji Anabilim Dalı Erişkin Epilepsi Polikliniği'nde ayaktan takip edilen epilepsi hastaları ile yürütülen kesitsel bir çalışmadır. Araştırma örneklemi 68 epilepsi olan erişkinler ile yaş ve cinsiyet yönünden eşleştirilmiş 68 kişilik sağlıklı kontrol grubu olmak üzere toplam 136 kişiden oluşmaktadır. Katılımcılardan Sosyodemografik Bilgi Formu, Wender- Utah Derecelendirme Ölçeği, Erişkin Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu Kendi Bildirim Ölçeği ve Kısa Semptom Envanteri ile veri toplanmıştır. Epilepsi hastalarının DEHB olma ihtimalinin kontrol grubuna göre 7.8 kat daha fazla olduğu, fokal nöbet geçiren hastaların DEHB düzeylerinin jeneralize nöbet geçirenlerden daha yüksek olduğu, son bir ayda birden fazla nöbet geçirenlerin DEHB düzeylerinin son bir ayda bir ve daha az nöbet geçirenlerden daha yüksek olduğu, geçmişe dönük DEHB düzeyi ile erişkin DEHB düzeyleri arasında ilişki olduğu bulunmuştur.

Biyomedikal araştırmalarDikkat eksikliği ve aşırı hareketlilik bozukluğuEpilepsi+4
Nur Pınar Yüksel
Çağ University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Manevi ve psikolojik danışmanların içsel spiritüellik ve kişilik düzeyleri arasındaki farklılıkların incelenmesi

Bu araştırmada manevi ve psikolojik danışmanların içsel spritüllellik ve kişilik düzeyleri arasındaki farklılıkların incelenmesi amaçlanmıştır. Araştırmada Karşılaştırmalı-İlişkisel tarama modeli kullanılmıştır. Bu amaçla araştırmanın grubunu Akdeniz ve Ege Bölgesinde bulunan özel veya kamu kurumunda en az 6 ay çalışmış 59 psikolojik danışman ve 59 manevi danışman oluşturmaktadır. Araştırmanın verileri, araştırmacı tarafından oluşturulan kişisel bilgi formu, Hodge (2003) tarafından geliştirilen ve Ekşi, Kardaş ve Akyol Koçoğlu (2018) tarafından Türk kültürüne uyarlanan İçsel Spritüellik Ölçeği ve Gosling ve arkadaşları (2003) tarafından geliştirilen, Atak (2013) tarafından Türk kültürüne uyarlanan On-Maddelik Kişilik Ölçeği envanterleri ile toplanmıştır. Verilerin analizinde, ölçek ortalamalarına göre gruplar arası karşılaştırma normallik varsayımı sağlandığı için, ANOVA ve bağımsız gruplar t testi, ölçekler arası korelasyonun incelenmesi için normal dağılım göstermeleri sebebiyle Pearson Korelasyon Analizi, içsel spiritüellik ölçeği bağımlı değişken seçilmiş ve çok değişkenli lineer regresyon analizi kullanılmıştır. Veriler SPSS programı ile analiz edilmiştir. Araştırmanın sonucunda manevi ve psikolojik danışmanlar arasında on-maddelik kişilik ölçeğinin alt boyutlarından sadece birinde farklılık gözlemlenmiş diğer alt boyutlarda herhangi bir farklılık görünmemiştir. İçsel Spritüellik Ölçeğinde ise belirgin fark saptanmıştır.

DanışmanlarKişilik profilleriKişilik özellikleri+7
Lütfullah Küden
Çağ University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Madde bağımlısı tanısı almış 18-25 yaş arası çocuğu olan ebeveynlerin depresyon, benlik saygısı ve psikolojik dayanıklılıklarının incelenmesi: Mersin AMATEM örneği

Madde bağımlılığı hem ruhsal hem sosyal hem de ekonomik düzeyde sorunlara yol açan bir alışkanlıktır. Madde bağımlısı çocuğu olan ebeveynlerin yaşadıkları güçlükler genelde ikinci plana atılmaktadır. Madde bağımlılığının sessiz kanadı olarak da nitelendirilebileceğimiz bu kişilerin yaşamlarına dokunulmasına ihtiyaç duyulmaktadır. Bu çalışmada madde bağımlısı tanısı almış 18-25 yaş aralığında çocuğu olan ebeveynlerin depresyon, benlik saygısı, stres düzeyi ve psikolojik dayanıklılıkları, çeşitli değişkenlere göre incelenmiştir. Bu değişkenler; ebeveynlik yakınlık düzeyi, evde yaşayan kişi sayısı, hasta bakım süresi, sigara kullanımı, eğitim durumu, iş durumu, intihar girişimi, hastaya sözel şiddet uygulama durumu, hasta atak sayısı, cinsiyet, yaş ve gelir düzeyidir. Bu süreçte elde edilen veriler, yapılan anket çalışmaları sonrasında toplanarak SPSS programı kullanılarak analiz edilmiştir. Elde edilen bulgular sonucunda çalışmaya katılan ebeveynlerin depresyon, benlik saygısı, stres düzeyi ve psikolojik dayanıklılıkları ile ebeveynlerin yakınlık düzeyi, evde yaşayan kişi sayısı, hasta bakım süresi, sigara kullanımı, eğitim durumu, iş durumu, intihar girişimi, hastaya sözel şiddet uygulama durumu, hasta atak sayısı, cinsiyet, yaş, gelir düzeyi karşılaştırılmış ve aralarında anlamlı farklılık bulunmuştur. Bu çalışmada katılımcılara uygulanan ölçekler çerçevesinde ortaya çıkan sonuçlar gerek bilimsel literatüre katkı sağlaması gerekse katılımcıların yaşadığı güçlüklere farkındalık yaratması noktasında fayda sağlayacağı düşüncesiyle ele alınmıştır.

AMATEMBağımlılıkBenlik saygısı+5
Çağlar Aydın
Çağ University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

İlkokul öğrencilerinde akran zorbalığı ile anksiyete duyarlılığı ilişkisinin incelenmesi

Bu araştırmanın temel amacı ilkokul çağı çocuklarında akran zorbalığının anksiyete duyarlılığı ile ilişkisini araştırmaktır. Ayrıca ilkokul çağı çocuklarındaki anksiyete duyarlılığı ve akran zorbalığı düzeylerinin sosyo demografik özelliklere göre farklılaşıp farklılaşmadığı incelenmiştir. Araştırma, 2020-2021 eğitim öğretim yılında Adana ili Çukurova, Seyhan, Yüreğir ve Sarıçam merkez ilçelerinde bulunan ilkokullarda eğitim öğretim gören 3. ve 4. sınıf öğrencileri arasından kolay ulaşılabilir örnekleme yöntemi ile seçilen 193 kadın 172 erkek olmak üzere 365 öğrenci ile yürütülmüş, iki farklı değişkenin birbiriyle olan ilişkisini incelemeyi temel alması sebebiyle, ilişkisel tarama yöntemi kullanılarak yapılmıştır. Araştırmada veri toplama araçları olarak, Akran Zorbalığı Ölçeği, Çocuk Formu ve Çocuklar için Anksiyete Duyarlılığı İndeksi (ÇADİ) ve araştırmacı tarafından hazırlanan Kişisel Bilgi Formu uygulanmıştır. Araştırma verilerinin analizinde; Güç analizi için GPower 3,1 programı ve IBM SPSS 25 istatistik paket programı kullanılmıştır. Verilerin analizinde değişkenlere bağlı olarak frekans (f), yüzde (%), ilişkisiz örneklem için t testi, Pearson korelasyon katsayısı ve standart regresyon analizi kullanılmıştır. Araştırmanın sonuçlarına göre kurban cinsiyet ve tatil değişkenlerinin fiziksel anksiyete duyarlılığının yordayıcıları olduğu ancak zorba değişkeninin yordayıcı etkisinin olmadığı görülmüştür. Ayrıca kurban ve baba eğitim düzeyi bilişsel anksiyete üzerinde anlamlı birer yordayıcı olarak saptanmıştır. Sosyal anksiyete üzerinde internet erişim cihaz sayısının yordayıcı etkisi görülmüş, kurban ve zorba değişkenlerini aynı etkiyi yaratmadığı görülmüştür.

Akran zorbalığıAnksiyeteAnksiyete duyarlılığı+3
Burcu Gülen Kaymak Tıraş
Çağ University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Dil ve konuşma bozukluğu olan çocuklarda ebeveyn tutumlarının çocukların sosyal kaygı düzeyleriyle ilişkisi

Günümüzde ebeveynler çocuklarıyla ilgili konularda geçmişe nazaran daha hassas davranmaya başladılar. Bu hassasiyet dil ve konuşma bozukluğu olan çocuklar için çok daha özverili bir şekle dönüşebilmektedir. Ailelerin çocuklarının en küçük bir eksikliğinde bile çok duyarlı olmaları çocukların da belli noktalarda sorunlar yaşamalarına neden olabilmektedir. Özellikle kekemelik başlangıcında ailelerin yeterli bilgiye sahip olmamaları çocuktaki anksiyeteyi artırarak kekemeliğin şiddetlenmesine neden olabilmektedir. Sosyal anksiyete, kekeme çocuklarda çok daha baskın bir şekilde ortaya çıkmakla birlikte ebeveynlerin tutumlarının anksiyeteyi artıran ya da yavaşlatan bir faktör olma ihtimali yapılan araştırmalarla tespit edilmiştir. Buna bağlı olarak kekemeliğin hayat boyu devam etmesi veya daha çocuk yaşlarda iken geçmesi yüksek bir ihtimal olarak değerlendirilmiştir. Araştırma kapsamında dil ve konuşma bozukluğu olan çocukların ebeveyn tutumlarını ölçmek ve bu tutumların çocukların sosyal kaygı düzeyleriyle ilişkisini araştırmak amacıyla Malatya'daki ilköğretim çağındaki dil ve konuşma bozukluğu olan çocuklar ve ailelerine yönelik bazı çalışmalar yapılmıştır. Araştırmamıza toplamda 77 dil ve konuşma bozukluğu olan çocuk ve ailesi katılarak gerekli görüşmeler yapılmış; anketler uygulanmıştır. Katılımcı çocukların 59'u erkek, 18'i kız çocuğudur. Çocukların 1'i anaokulu, 8'i 1. sınıf, 32'si 2. sınıf, 21'i 3. sınıf, 9'u 4. sınıf, 6'sı ortaokul öğrencisidir. Araştırmamız "Ebeveyn Tutum Ölçeği", "Dil ve Konuşma Bozukluklarına Yönelik Tutum ve Bilgi Anketi" ve "Çocuklar İçin Sosyal Anksiyete Ölçeği-Yenilenmiş Biçim" ölçekleri kullanılarak yürütülmüştür. Araştırmalarımız neticesinde ebeveyn tutumlarından otoriter tutumun diğer ebeveyn tutumlarına göre daha etkili sonuçlar doğurduğu bilgisine ulaşıldı. Annenin yaşının ilerledikçe dil ve konuşma bozukluğu olan çocuklara olan tutumunda pozitif yönde bir değişimin olduğu tespitinde bulunuldu. Gelir seviyesi düştükçe ebeveynlerin daha fazla sorunlar yaşamalarından kaynaklanan dil ve konuşma bozukluğu olan çocuklardaki sosyal anksiyetenin arttığı yönündeki bulgulara ulaşıldı. Ayrıca ortaokul mezunu babalar ile lise mezunu babalar arasında anlamlı farklılık bulunmuştur. Lise mezunu babaların Ebeveyn Tutum Ölçeği puanları daha yüksek bulunmuştur. Babanın ortaokul mezunu olduğu katılımcıların Ebeveyn Tutum Ölçeği ortalamaları babanın lise mezunu olduğu katılımcılardan daha düşüktür. Araştırmalarımızda yapılan bu tespitler ve literatürdeki bilgiler dil ve konuşma bozukluğu olan çocukların ebeveyn tutumlarıyla doğrudan veya dolaylı olarak ilişkili olduğunu göstermektedir.

Dil bozukluklarıEbeveyn davranışıEbeveyn-çocuk ilişkisi+3
Mesut Karataş
Çağ University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00
Yüksek LisansAçık ErişimTR

Annelerde ebeveynlik rolüne ilişkin kendilik algısı ve çocukluk çağı travmaları arasındaki ilişki

Araştırmada annelerde ebeveynlik rolüne ait kendilik algıları ile çocukluk döneminde travmatik yaşantılar arasındaki ilişkileri incelenmiştir. Demografik verilerde, yaş, eğitim düzeyi, çalışma durumu, ilk evlenme yaşı, medeni durum, çocuk sayısı, annenin bebeklik döneminde bakımının büyük ölçüde kimde olduğu, daha önce kendisi ile ilgili psikolojik yardım alma, daha önce çocuğu ile ilgili psikolojik yardım alma durumlarına yer verilmiştir. Veriler çevrimiçi olarak Google form aracılığı ile toplanmıştır. Veri toplama araçları olarak "Çocukluk ağı Travmaları Ölçeği (CTQ) "ve "Ebeveynlik Rolüne Ait Kendilik Algısı Ölçeği (ERKA)" kullanılmıştır. Katılımcılar 18-65 yaş arası kadınlardan oluşturulmuştur. Katılımcıların yaş, eğitim düzeyi, çalışma durumu, ilk evlenme yaşı, medeni durum, çocuk sayısı, annenin bebeklik döneminde bakımının büyük ölçüde kimde olduğu, daha önce kendisi ile ilgili psikolojik yardım alma, daha önce çocuğu ile ilgili psikolojik yardım alma durumlarına göre gruplandırılmıştır. Bu gruplandırmalar ölçekler ile beraber analiz edilmiştir. Verilerin analizi IBM SPSS 25 programı kullanılarak yapılmıştır. Verilerin analizinde bağımsız gruplar t-testi, ANOVA, Brown-Forsythe, Mann Whitney U testi, Kruskal Wallis, Pearson ve Spearman Korelasyon analizleri yapılmıştır. Analizlerin sonucunda bazı demografik değişkenler ile ölçeklerin alt boyutları arasında anlamlı ilişki bulunmuştur. İki ölçeğin alt boyutları arasında da bazı anlamlı sonuçlar elde edilmiştir.

AnnelerBenlik algısıEbeveyn davranışı+4
Tuğçe İnaltekin
Çağ University · Sosyal Bilimler Enstitüsü
2022
00

Diğer danışmanlar