Prof. Dr. Mehmet Sarıışık danışmanlığındaki tezler
10 tez · Sakarya University, İstanbul Nişantaşı University
Algılanan kurumsal davranışsal tutarlılık ve duygusal bağlılık ilişkisinde kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerine yapılan yüklemelerin aracılık rolü: Otel işletmelerinde bir araştırma
Turizm sektöründe kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerinin paydaşların tutum ve davranışlarına olumlu etkilemesi nedeniyle stratejik önemi giderek artmaktadır. Paydaşların bu faaliyetlere verdikleri olumlu geri dönüşler, işletmeleri bu faaliyetleri devam ettirme noktasında motive etmektedir. Ancak bu faaliyetlerin sık sık pazarlama aracı olarak kullanılması, işletmelerin tutarsız davranışlar sergilemesi bu faaliyetlerin hangi güdü ile yapıldığına dair yorumların yapılmasına neden olmaktadır. Dolayısıyla paydaşlar, ne gibi sosyal sorumluluk faaliyetlerinin yapıldığından çok bu faaliyetlerin niçin yapıldığı ile daha fazla ilgilenmektedir. Yani işletmenin bu faaliyetleri gerçekleştirirken asıl maksadı nedir? sorusuna cevap aranmaktadır. Bu noktada paydaşlar otel işletmeleri tarafından gerçekleştirilen KSS faaliyetlerine gerçekçi ve göstermelik (symbolic) yüklemelerde bulunmaktadır. Mevcut çalışmada, Türkiye'de zincir otel işletmelerinde çalışanların kurumsal davranışsal tutarlılık algısının duygusal bağlılık üzerine etkisinde kurumsal sosyal sorumluluk faaliyetlerine yapılan yüklemelerin (gerçekçi ve göstermelik) aracılık rolü araştırılmıştır. Çalışmada veri toplama aracı olarak anket kullanılmıştır. Yüz yüze ve bırak-topla yöntemi ile 499 kullanılabilir anket elde edilmiştir. Kurulan model, doğrulayıcı faktör analizi ve yapısal eşitlik modellemesi ile test edilmiştir. Yapılan analizler sonucunda, çalışanların kurumsal davranışsal tutarlılık algısının gerçekçi yüklemeleri ve duygusal bağlılığı olumlu, göstermelik yüklemeleri olumsuz bir şekilde etkilediği belirlenmiştir. Ayrıca KSS faaliyetlerine yapılan gerçekçi yüklemeler duygusal bağlılık üzerine olumlu, göstermelik girişimler ise olumsuz bir etki oluşturmuştur. Son olarak, kurulan ilişkide KSS faaliyetlerine yapılan yüklemelerin kısmi aracılık rolüne sahip olduğu belirlenmiştir. Elde edilen bulgular doğrultusunda uygulamacılara ve sonraki araştırmacılara birtakım tavsiyeler geliştirilmiştir.
Üniversite öğrencilerinin beslenme alışkanlıkları üzerine bir araştırma: Sakarya Üniversitesi örneği
Dünya hızla gelişmeye ve değişmeye devam etmektedir. Bu durum, olumlu veya olumsuz açıdan bazı önemli değişiklikleri neden olabilmektedir. Meydana gelen bu değişimlerden birisi tüketim tercihleridir. Dünya üzerindeki gelişmelere paralel olarak ortaya çıkan en önemli değişimlerden birisi de beslenme alışkanlıklarında görülmektedir. Beslenme alışkanlıkları değişen önemli gruplardan birisi genç nüfusun içinde yer alan üniversite öğrencileridir. Öğrencilerin ailelerinden ayrı yaşamaları, sosyo-kültürel ortamlarının ani değişimi, düzensiz uyku, yemek yapma alışkanlık ve becerilerinin yetersiz olması, günlük zaman planlamalarının yapılmaması ve sosyal çevre gibi nedenler bu grubun beslenme alışkanlıklarını etkilemektedir. Bütün bu nedenler üniversite öğrencilerinin düzensiz ve sağlıklı olmayacak bir biçimde beslenmelerine zemin hazırlamaktadır. Öğrenciler yeme-içme ihtiyaçlarını, ev dışında daha çok hızlı yeme ve içme hizmeti veren işletmelerde, okul veya yurt yemekhanelerinde öğünlere dikkat etmeden karşılamaktadır. Bu araştırmanın temel amacı üniversite öğrencilerinin beslenme alışkanlıklarının ve tercihlerinin belirlenmesidir. Bu bağlamda, öğrencilerin yeterli ve dengeli beslenme durumları, ana veya ara öğün atlama durumları ile bunların nedenleri incelenmiştir. Ayrıca öğrencilerin tükettikleri yiyecek ve içeceklerin tüketim sıklıklarının belirlenmesi ise bu çalışmanın alt amaçlarından birisini oluşturmaktadır. Çalışmanın temelinde alan araştırması yapılmış ve nicel araştırma yöntemleri kullanılmıştır. Veri toplama aracı olarak anket tercih edilmiştir. Bu kapsamda öğrencilerden elde edilen 610 anket analize tabi tutulmuş, elde edilen veriler normal dağılım gösterdiği için parametrik testlerden faydalanılmış ve frekans ve farklılık testleri yapılmıştır. Araştırma sonuçlarına göre üniversite öğrencilerinin yeterli ve dengeli beslenmedikleri ortaya çıkmıştır. Ayrıca, katılımcıların önemli bir kısmının ana ve ara öğünleri atladıkları tespit edilmiş, yiyeceklerden en sık "ekmek" tüketirlerken, en düşük tükettikleri yiyecek ise "sakatat " olarak ortaya çıkmıştır. İçeceklerden ise "çay" en çok tüketilen ürün iken, "mayasız alkollü içecek" az tüketilen ürün olarak tespit edilmiştir. Ayrıca tüketilen yiyecek ve içecek tüketim davranışlarının katılımcıların demografik değişkenlerine göre anlamlı farklılık gösterdiği sonucuna ulaşılmıştır. Anahtar Kelimeler: Beslenme, Beslenme Alışkanlıkları, Üniversite Öğrencileri, Öğün Örüntüleri
Uluslararası mutfakların ana yemeklerinin içeriği üzerine karşılaştırmalı bir araştırma
İlk çağlarda insanlar avcı, toplayıcı bir yaşam sürmüşler ve yiyeceklerini çiğ olarak tüketmişlerdir. Ateşin bulunması ve tarım faaliyetlerinin başlaması mutfak kültürünün gelişmesine olanak sağlamıştır. Zamanla insanoğlunun fiziksel ve kültürel gelişimine paralel olarak mutfak kültürü de gelişime uğramış, yeme içme/beslenme alışkanlıkları farklılıklar göstermiş ve böylece her ülkenin kendine özgü mutfak kültürü ortaya çıkmaya başlamıştır. Ardından yemeklerin birlikte yenilmek istenmesi, zaman kavramının önem kazanması sonucunda insanlar öğünlerini bir arada ve bilinçli bir tüketimle yapmaya başlamışlardır. Birçok toplumda ana öğünlerin tüketimi daha yaygın olduğu görülmektedir. Günümüzde insanların hayatlarının koşuşturmacalar içinde geçmesi, bazı öğünlerin atlanmasına neden olmakta ve bir sonraki öğünün iyi bir şekilde yapılmasını gerekli kılmaktadır. Bu nedenle, öğle ve akşam yemeklerinde besleyici ve doyurucu özelliğe sahip olan ana yemekler çalışmada ele alınmıştır. Bu kapsamda dünya çapında öne çıkan ülkelerin ana yemekleri incelenmiştir. Bu düşünceden yola çıkılarak içerik bakımından hangi ülke mutfağının zengin olduğunu, ana yemeklerde en çok hangi ürünlerin kullanıldığını, ülke coğrafyasında yetiştirilen ürünlerin ana yemeklerde kullanım durumlarını, kullanılan içeriklerin benzer olup olmadığının araştırmak ve konu ile ilgili literatüre katkı sağlamak amacıyla bu çalışma yapılmıştır. Çalışmanın birinci bölümünde mutfak kavramı, tanımı, gelişimi, besin grupları ve ana yemekler ele alınmıştır. İkinci bölümünde ise uluslararası yedi mutfağın genel özellikleri ve mutfak kültürü incelenmiştir. Üçüncü bölümde ise araştırmanın yöntemi, amacı, evren ve örneklemi, kısıtları, veri analizi ve bulgularına yer verilmiştir. Çalışmada nitel araştırma yöntemlerinden, kritik durum örneklemesi tekniği kullanılmış ve ikincil verilerden yararlanılmıştır. Araştırmanın evrenini yedi ülkenin ana yemekleri oluşturmaktadır. Çalışmadan ele alınan ülkelerin toplam 3.345 ana yemeği incelenmiş ve içeriğinde kullanılan 31.552 ürün değerlendirilmiştir. Elde edilen veriler QDA MİNER-WordStat programı aracılığı ile analiz edilmiştir. Araştırma sonucunda ele alınan ülkelerin ana yemeklerinde kullanılan ürünlerin besin gruplarına dağılımları belirlenmiş, ülkelerin ana yemeklerinde kullanılan ürünler önem derecesine göre sıralanmış, ülkelerin ana yemeklerinin ortalama kaç üründen oluştuğu ortaya konulmuş, ana yemeklerde kullanılan ürünlerin besin gruplarındaki dağılım oranları gösterilmiştir. Çalışmada elde edilen sonuçlar geçmişte ülkelerin mutfaklarında kullanılan ürünler ile günümüz mutfaklarında kullanılan ürünlerin karşılaştırılmasının yapılmasına olanak sağlayacağı düşünülmektedir.
Turizmin ekonomik etkilerinin bölgesel kalkınma açısından değerlendirilmesi: Adana örneği
Turizmin ülkeye ve bölgeye yarattığı ekonomik etkiler son yıllarda araştırmacıların, yerel yöneticilerin ve diğer paydaşların dikkatini çekecek noktaya gelmiştir. Bu araştırmanın temel amacı bölgesel kalkınmada, turizm endüstrisinin diğer önemli endüstriler ile karşılaştırmasının yapılarak Adana ekonomisi açısından önemini ortaya koymaktır. Araştırmanın diğer amaçları ise, turizm endüstrisine yatırım yapacaklara yön gösterilmesi, kamu kurumlarının uygun politikaları belirleyebilmesi için bazı temel istatistiki verilerin bir arada gösterilmesi ve Adana'da turizm konusunda araştırma yapacaklara bilgi vererek konuyu hem talep hem de arz yönlü ele almaktır. Araştırmada ilk olarak Adana'nın kalkınmasında turizmin rolünün yerel paydaşların (turizm işletme belgeli kuruluşların yöneticileri, otellere mal veya hizmet veren kuruluşlar, bölge esnafı, sivil toplum kuruluşları ve bölge halkı) düşünceleri doğrultusunda araştırılması amaçlanmıştır. Araştırmada ikinci olarak ise, Adana'da turizmin ekonomik etkilerini belirleyebilmek amacıyla gelen turistlerin ortalama harcamalarına bakılması hedeflenmiştir. Araştırma kapsamında nicel araştırma yöntemlerinden faydalanılmıştır. Yerel paydaşlardan ve turistlerden nicel araştırma yöntemleri veri toplama araçlarından anket tercih edilerek veriler toplanmıştır. Bu kapsamda 457 adet yerel paydaşlardan bölgesel kalkınma anketi ve Adana'ya gelen turistlerden 404 adet turistik harcama anketi toplanmış olup elde edilen veriler analizlere tabi tutulmuştur. Yerel paydaşlardan elde edilen verilerin normal dağılmadığı tespit edilmiş ve non-paremetrik testlerden faydalanılarak analizleri gerçekleştirilmiş olup turistlerden elde edilen veriler ise frekans analiz tekniği ile analiz edilmiştir. Araştırma sonuçlarına göre, yerel paydaşların büyük çoğunluğunun Adana'da turizm endüstrisinin sanayi ve tarım endüstrilerinden sonra geldiği görüşünde oldukları görülmüştür. Yerel paydaşların yüksek oranda katılım gösterdikleri ifadeler sırasıyla; Adana'daki turizm faaliyetlerinin bölgeye yeni istihdam imkânları sağlaması, döviz girişi sağlaması ve bölgeye yönelik yatırım artışı sağlaması olduğu tespit edilmiştir. Yerel paydaşların çoğu demografik verileri ile ifadeler arasında anlamlı farklılıklar göstermiştir. Turistik harcama anketi sonuçlarına göre ise; ziyaretçilerin Adana'ya gelme nedenleri çoğunlukla akraba-arkadaş ziyareti ve tatil olduğu, ziyaretçilerin ortalama kişi başına yaptıkları harcamanın 1578 TL ve en fazla kişi başına ortalama harcamayı ise Amerika vatandaşlarının yaptığı sonucuna ulaşılmıştır.
Konaklama işletmelerinde helal turizm standardizasyonu önerisi
Akademik turizm araştırmalarında belirtilen turizm türleri, insanları seyahate iten faktörler gibi kısımların hemen hepsinde din olgusuna yer verilmiş ve din etmeni ile insanların güdülendiği belirtilmiştir. Dini inanışlar, insanların yaşamları için bir amaç ve anlam kaynağı sağlar ve kültürel bir etmen olarak insanların yaşam biçimleri üzerinde etkili olur. Turizm hareketlerine katılan mütedeyyin turistlerin de otel seçiminde, İslami kural ve inanışlar önem arz etmektedir. Bu tezin amacı, İslamiyet ve helâl turizm arasındaki ilişkiyi irdelemek, helâl turizmin kavramsal çerçevesini çizmek ve konaklama işletmelerinde uygulanabilecek genel geçer bir helâl turizm standardizasyonu ortaya koymaktır. Bu kapsamda İslam dininin turizme verdiği önem irdelenmiş ve açık bir şekilde İslam dininin turizmi teşvik ettiği görülmüştür. Ayrıca bir turizm uygulaması olarak öne çıkan helâl turizmin dünyadaki ve Türkiye'deki yeri ve önemi irdelenmiş ve bu netice de helâl turizm pazarının sağlayabileceği katkılar gün yüzüne çıkarılmaya çalışılmıştır. Tezin hedef çıktısı olan helâl turizm standardizasyonu ile ilgili dünyada hali hazırda uygulanan tüm konaklama işletmeleri standartlarına ulaşılmaya çalışılmıştır. Bu bilgiler ışığında helâl konseptli konaklama işletmeleri için bir model önerisi tasarlanmıştır. Tasarlanan bu model ile öncelikle pilot uygulama yapılmıştır. Elde edilen istatiksel bulgulara göre yeniden düzenlenen model asıl uygulamada 500 katılımcı üzerinden gerçekleştirilmiştir. Yapılan analizler akabinde de model son halini almış ve yararlanıcılara sunulmuştur. Bu araştırma, nicel ve nitel araştırma yöntemleri ile yapıldığından karma yöntemli olarak tasarlanmıştır. Nicel yöntemlerden anket tekniği ile turistlere ulaşılmıştır. Nitel açıdan ise gözlem ve doküman analizi tekniğinden yararlanılmıştır. Verilerin analizi %95 güven düzeyi ile çalışılmıştır. Katılımcıların çoğunluğu gelir düzeyi yüksek (153), mesleki deneyimi fazla (137), en az yılda bir tatil yapan (281), yüksek tahsilli (219) ve evli (300) bir kitledir. Araştırma sonucunda ortaya çıkan bulgulara göre katılımcıların helâl konseptli otelleri seçme nedenleri arasında en fazla İslami yaşam biçimi belirtilmektedir. Diğer amaçlar olarak öne çıkan durumlar ise helâl gıda, daha huzurlu ve güvenli tatil, çocukların İslami yaşamdan uzaklaşmaması ibareleri ağır basmaktadır. Helâl turizm ölçeğindeki önermeleri, 25 yaş ve altı grup diğer yaş gruplarına göre, serbest çalışanlar kamuda çalışanlara göre, geliri 1001-2000 TL arası ile 3001-4000 TL arası olanlar 5001 TL ve üzeri olanlara göre ve yılda bir tatil yapanlar 3 ayda bir ve 6 ayda bir tatil yapanlara göre daha önemli bulduğu ortaya çıkmıştır. Helâl turizme yönelik tutumun cinsiyete göre değiştiği ve kadınların helâl turizm tutumlarının erkeklere göre daha olumlu bulduğu belirlenmiştir. Bu bulgulardan hareketle helâl turizm sektöründe kamuya, işletmelere ve araştırmacılara yönelik birtakım öneriler verilmiştir.
Örgütsel bağlılık ve iş tatmini: Bir kamu kurumunda uygulanması
Günümüzde çalışma hayatında iş tatmini ve örgütsel bağlılığı etkileyen birçok faktör bulunmaktadır. Çalışanların eğitim düzeyi, yaşı, gelir seviyesi, çalışma süresi gibi birçok etken hem iş tatmin hem de örgütsel bağlılık düzeyine etki etmektedir. Öte yandan literatürde örgütsel bağlılık ile iş tatmini arasındaki ilişkiyi inceleyen birçok çalışma bulunmaktadır. Bu çalışmanın amacı bir Kamu İktisadi Kuruluşunda çalışanların örgütsel bağlılık ve iş tatmini düzeyleri ile demografik özelliklerinin etkileşimini incelemektir. Bu amaçla iş tatmini ölçümü; bireysel tatmin, örgütsel tatmin ve yönetsel tatmin olarak, örgütsel bağlılık ölçümü ise; duygusal bağlılık, normatif bağlılık ve devam bağlılığı olarak üç boyutta ele alınmıştır. Çalışmada tüm bu boyutların birbirleriyle ve demografik özellikler ile arasındaki ilişki araştırılmıştır. İş tatmini ve örgütsel bağlılık ile ilgili literatür taraması yapılmış, araştırmanın amacına yönelik olarak kurumda çalışanlara anket uygulaması yapılmıştır. Anket uygulaması kurumun 535 çalışanına uygulanmıştır. Çalışmanın amacına uygun bir şekilde model geliştirilmiş ve hipotezler kurulmuştur. Çalışmanın sonucuna göre; çalışanların iş tatmini ve örgütsel bağlılıkları demografik özelliklere bağlı olarak değişmektedir. Kurum çalışanlarının örgütsel bağlılık alt boyutları incelendiğinde en yüksek bağlılığın devamlılık bağlılığı olduğu görülmektedir. Bunu sırası ile duygusal ve normatif bağlılık takip etmiştir. Çalışanlar için en yüksek ortalamaya sahip iş tatmin boyutu da bireysel iş tatminidir. Ardından yönetsel ve örgütsel iş tatmini gelmektedir. Örgütsel ve yönetsel iş tatmini, duygusal ve normatif bağlılıkla ilişkili iken, bireysel iş tatmininin bağlılığın üç boyutu ile ilişki içerisinde olduğu görülmektedir.
Stresin kamu personeline etkisi üzerine bir araştırma
Stres kavramı, canlının içinde bulunduğu çevreye karşı uyum gösterme amacına yönelik, bir tepki üretme süreci olarak tanımlanmıştır. Modern yaşamın üstesinden gelmesi güç olan hastalığı stres, çağımızın sürekli değişim, rekabet ve çatışmayla çevrili dünyasında bireylerin verimliliğini, sağlık düzeylerini olumsuz olarak etkilenmektedir. Tüm yönleriyle gerçekleşen bu hızlı değişimin, endüstriyel çağdan teknoloji çağına geçişin, üretim potansiyelindeki artışın, devletlerin ve bireylerin ihtiyaçlarındaki farklı-lıkların ortaya çıkışının gibi etmenler son zamanlarda stres alanındaki araştırmaların artmasındaki sebeplerden bir kaçıdır. Bu çalışmada kamu personelinde stres yaratıcı faktörlerin, stres durumunda takınılan tavırların ve stres ile mücadele etme stratejileri incelenmektedir. Bu amaçla öncelikle stres ve stresin kamu personeline etkilerine yönelik yazın taraması yaparak konuyla ilgili literatüre yer verilmiştir. Uygulama bölümünde ise kamu kurumu çalışanlarına stresin etkisi ölçeklerini içeren anket formu dağıtılmış ve sonuçları analiz yöntemiyle değerlendirilmiştir. Kamu çalışanlarında işgücü performansı etkileyen olumsuz durumlarında olan stresin sebepleri çok değişkenli olabilmektedir. Bu anlamda özellikle maaşın az görülmesi, aile ile çok zaman geçirilmemesi, iş yükünün fazla olması en çok stres yaratan faktörler olarak ön plana çıktığı görülmektedir. Diğer yandan terfi, işten atılma korkusu ve özgüven eksikliği gibi konular nispeten daha az stres yaratıcı faktörler olarak görülmektedir. Bu anlamda bakıldığında genel itibarı ile aile ve sosyal hayat ile ilgili olabilecek faktörlerin daha fazla stres oluşturdukları söylenebilirken, işten kaynaklı olabilecek faktörlerin nispeten daha az stres yaratıkları söylenebilir
İş stresi yaratan faktörler ve başa çıkma yöntemleri üzerine bir araştırma
Stres yönetimi; ilk ana başlık olan "stres tanımları" altında, stres için yapılmış birkaç tanımlamaya yer verildikten sonra, stres olgusunun açıklanmasına yönelik çeşitli kuramlara yer verilmiştir. Bu kuramlar ve yaklaşımlar ele alınırken, son yıllarda bu alanda gittikçe önemli bir yer edinmeye başlayan, kendinden önceki yaklaşımların ve kuramların temel görüşlerini kapsayan, "kişilerarası nörobiyoloji" yaklaşımına özellikle yer verilmiştir. Çünkü stres, soyut bir kavram olarak, herhangi bir sistemin, alt sistemleriyle ya da organlarıyla birlikte yaşanan, bir tür değişime uyum süreci anlamında olsa da somut haliyle, bireysel düzeyde ortay çıkan, genel olarak fiziksel ve fizyolojik temelli bir yaşantıdır. Soyut sistemler olan örgütleri oluşturan organlar da somut bireylerden oluştuğuna göre, stres söz konusu olduğunda, konunun bireysel düzeyde ele alınması doğaldır. Örgütsel stres, örgüt yaşantısındaki çeşitli değişimler nedeniyle, örgütün işleyişinde ve yapısında oluşan aksamalara bağlı olarak verimlilikte düşüşler olsa da, ortaya çıkan bu sorunların temelinde genellikle, bireylerin stresine bağlı, moral düşüklükleri, iş doyumsuzlukları, motivasyon eksiklikleri, işe gelmemeler, fiziksel ya da psikolojik hastalıklar, hataların artması, insanlara ve eşyaya yönelik saldırganlıkta artış, vb. değişkenler bulunmaktadır. Bütün bu nedenlerle, stres ve yönetiminin ele alınacağı bu çalışmada, stresin fizyolojisi, psikolojisi ve felsefesi, bireysel düzeyde incelenirken; strese yol açan etmenlerin neler olduğu, stresin nasıl yönetileceği konuları, hem bireysel hem de örgütsel düzeyde incelenmeye çalışılmıştır.
Örgüt yapısı ve örgütsel iletişim arasındaki ilişkinin belirlenmesi üzerine bir araştırma
Örgütler insanlar tarafından meydana getirilmenin ve onlar tarafından çalıştırılıyor olmasının ötesinde yine insanlar için ve insanların ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla kurulurlar. Dolayısıyla örgütler, belirli bir amaca yönelmiş, önceden düşünülerek ya-pılandırılan ve koordine edilen faaliyet sistemleri olarak tasarlanmış ve dış çevre ile bağlantısı bulunan sosyal varlıklardır. En basitinden en gelişmişine kadar tüm işletmelerin, bir yapıya ihtiyacı vardır. Örgüt yapısı, bütün faaliyetler için, zemin oluşturur. Bu zeminin uygun ve elverişli olması örgüt başarısını artırırken, aksi durumda onun yaşamını tehdit eder. Örgüt içi iletişim ise, birimler arasındaki etkinliğin sağlanmasında oldukça büyük öneme sahiptir. İletişim sorununun ortaya çıkması; dış çevre ve örgüt içi ilişkilerin sorunlu hale gelmesine neden olur. Örgüt içi iletişim etkinliğinin sağlanması, örgüt birimleri arasındaki işleyişi etkin hale getirmekte ve örgüt amaçlarına ulaşmada en etkin rollerden birini üstlenmektedir. Bu çalışmada örgüt yapısının örgütsel iletişime etkisi incelenmektedir. Bu amaçla öncelikle örgüt yapısı ve örgütsel iletişime yönelik yazın taraması yaparak konuyla ilgili literatüre yer verilmiştir. Uygulama bölümünde ise bir kamu kurumu çalışanlarına örgüt yapısının örgütsel iletişime etkisi ölçeklerini içeren anket formu dağıtılmış ve sonuçları analiz yöntemiyle değerlendirilmiştir.
İş tatmini ve örgütsel bağlılık ilişkisi: Kamu çalışanlarına yönelik bir araştırma
Tüm örgütlerin ortak sorunu, örgütlerin amaçlarını gerçekleştirmek için çalışanların etkin bir şekilde veya istenilen düzeyde çalıştırılmamasıdır. Endüstriyel devrimin başlangıcından bu yana çalışanların motivasyonunu dolayısıyla verimliliğini ve per-formansını artırmak, çalışan açısından ise, gördükleri işten ve iş çevresinden mem-nun olmalarını sağlamak yöneticilerin devamlı bir uğraşı olmuştur. Bu yüzden insanı çalışmaya sevk etmenin motive etmenin yolları araştırılmış, güdülemenin ve motivasyonun niteliğini açıklamaya çalışan birçok kuramlar geliştirilmiştir. İşletmelerin faaliyette bulundukları alanlarda rakiplerinin önüne geçmek için dış müşteri memnuniyetiyle birlikte iç müşteri memnuniyetini de sağlamaları gerek-mektedir. İç müşterilerin memnuniyetleri, örgütsel bağlılık düzeylerini artırmaktadır. Bu bağlılık görünmez bir güç haline gelerek işletmelerin rakip işletmeler karşısında durmalarına ve en çok tercih edilen olabilmelerine neden olmaktadır. Bu çalışmada iş tatmininin örgütsel bağlılık ile ilişkisi irdelenmiştir. İlgili makale, yayın, dergi ve çalışmalardan yola çıkarak literatür araştırması yapılmış ve konu kapsamında ele alınan bir kamu kurumu çalışanları üzerinde uygulanan anket so-nuçları değerlendirilmiştir.