Theses supervised by Prof. Dr. Mehmet Ünal
24 theses · Ankara Yıldırım Beyazıt University, Gazi University, Başkent University, Iğdır University
Siyer ve Meğazi eşliğinde Kur'an vahyini okumak Enfâl Sûresinde Bedir Savaşı örneği
İslâm tebliğinin ve müslümanların Arap Yarımadası'ında sağlam bir zemin üzerine oturmasında dönüm noktası olan olaylardan bir tanesi Bedir Gazvesidir. Bedir Gazvesini doğru anlamak maksadıyla başvurduğumuz en sağlam kaynak ise Kur'ân-ı Kerim'dir. Kur'ân-ı Kerim'de, Bedir savaşını detaylı bir şekilde anlatan sûre Enfâl sûresidir. Bu önemli olayı doğru anlamamıza yardımcı olan ikinci kaynak siyer-i nebîdir. Bedir savaşını siyer eşliğinde okumak, yaşanan bu olayı doğru anlamamızı sağlamaktadır. Temelde bu iki kaynaktan istifade edilerek hazırlanan bu çalışmada Bedir savaşının yaşanmasına sebep olan olayları ve arka planında yatan gelişmeleri detaylı bir şekilde anlamaya ve anlatmaya çalıştık. Genel olarak Kur'ân'ın tamamını, özelde Enfâl suresini okurken mutlaka tarihi arka planını göz önünde bulundurmak gerekmektedir. Biz de bu çalışmada Bedir savaşını incelerken Enfâl sûresi eşliğinde olayın tarihsel arka planını ve gelişim seyrini siyer-i nebi ile teyit ve mukayese ettik. Siyer-i nebî dışında İslâm tarihinden ve Kur'ân ilimlerinden de istifade edilerek hazırlanan bu çalışmanın amacı, Kur'ân âyetlerini doğru anlamada tarihsel arka planının göz ardı edilemeyeceğini göstermektir.
Üçüncü basamak referans merkezine başvuran tiroid orbitopati olgularında klinik bulgular ve tedavi stratejileri
Graves oftalmopatide (GO) izlenen semptom, klinik bulgu ve ölçülen parametrelerdeki çeşitlilik, olgularda tedavi ve takip zorluklarına yol açmaktadır. 2003 yılında EUGOGO tarafından GO olgularının değerlendirilmesinde standardizasyonu sağlamak amacıyla, klinik bulgular ve tedavi yöntemleri irdelenmiştir. Bu çalışmanın amacı GO olgularımızın semptom, klinik ve tedavi bulgularını EUGOGO parametreleri doğrultusunda değerlendirmek ve sonuçlarını yorumlayarak Türkiye'deki GO profilini çıkarmaktır.1992-2008 tarihleri arasındaki GO tanısı olan olgular retrospektif olarak tarandı ve EUGOGO parametrelerine uyan 344 olgu (233 kadın, 111 erkek) çalışmaya dahil edildi. Demografik özellikler, oftalmolojik muayene sonuçları ve tedavi yaklaşımları kaydedildi.Olguların yaş ortalaması 41.6±13.1 yıl idi. Başvuru anında ortalama tiroid hastalığı tanı zamanı 42.6 ay, ortalama göz tutulum süresi ise 26.1 ay idi. Ötiroidi durumunu sağlamak amacıyla %79.3 olguya antitiroid ilaç tedavisi, %29.3 olguya tiroidektomi cerrahisi, %18.3 olguya radyoaktif iyot tedavisi tek veya kombine olarak uygulanmıştı. GO şiddetinin %54.4 olguda hafif, %32.2 olguda orta, %13.4 olguda ise ciddi düzeyde olduğu izlendi. Olguların oftalmolojik muayenelerinde proptozis en sık izlenen bulgu olup (%75.1), bunu yumuşak doku tutulumu (%44.3), göz dışı kas fonksiyon bozuklukları (%24.5), kornea tutulumu (%7.5) ve optik sinir tutulumu (%12.2) takip etmekteydi. GO tedavisinde, yumuşak doku tutulumu olan hafif olguların çoğu sadece topikal tedavi alırken, %25 olguya kemik ve/veya yağ dekompresyon cerrahisi, %17.4 olguya kortikosteroid tedavisi, %5.7 olguya orbital radyoterapi, %9 olguya kapak cerrahisi ve yine %9 olguya şaşılık cerrahisi ve/veya prizma uygulandı.GO'da klinik muayenede değerlendirilen bulguların ve uygulanan tedavinin standardizasyonu, etkin tedavinin ön koşuludur. Eğitim hastanelerine başvuran olguların değerlendirilmesinde, dahili ve cerrahi bölümler arasında ortak değerlendirme parametrelerinin kullanılması, Türkiye'de endemik şekilde görülen bu hastalığın tedavisindeki başarıyı arttıracaktır.
Zarar görenin kusuru
Makul, dürüst, orta zekalı bir kimsenin kendi menfaati gereği zarar görmemek için kaçınması gereken davranışlar bütünü, zarar görenin kusuru olarak nitelendirilmektedir. Zarar görenin kusuru, tazminattan indirim sebebi olarak Türk Borçlar Kanunu m. 52'de düzenlenmiştir. Bu kusur, kaynağını Türk Medeni Kanunu m. 2'de yer alan dürüstlük kuralından almaktadır. Zarar görene kusur olarak yüklenen hâller, zarar görenin zararın meydana gelmesine etki etmesi ve zararın artmasına neden olmasıdır. Zarar görenin kusurunun bulunduğu böyle bir durumda hâkim, tazminattan indirim yapma ya da tazminatı tamamen kaldırma konusunda takdir hakkına sahiptir. Hâkim, bu yetkisi çerçevesinde somut olayın koşullarını değerlendirerek, sorumluluğu, kusurları oranında taraflar arasında paylaştırır. Zarar görenin kusuru, zararın belirlenmesinde değil tazminatın hesaplanmasında dikkate alınır. Bu indirim sebebi, kanunda haksız fiil sorumluluğuna ilişkin olarak öngörülmüş olmakla birlikte, sözleşmeye aykırılık ve kusursuz sorumluluk hallerine de uygulanmakta; ayrıca hem maddi hem de manevi zararın tazmininde göz önünde bulundurulmaktadır. Bu çalışmada, taraflar arasındaki menfaat dengesinin korunması ve hukuk güvenliğinin sağlanması bakımından önemli olan zarar görenin kusuru, yargı kararları ışığında etraflıca incelenmiş olup bu indirim sebebine ilişkin özel düzenlemeler ve uygulamalar ortaya konulmaya çalışılmıştır.
Kat karşılığı inşaat sözleşmelerinde yüklenicinin ayıptan doğan sorumluluğu
Gelişmekte olan ülke sınıfında bulunan ülkemizde en yoğun ve gelişmiş sektör inşaat sektörüdür. Gerek yurt içinde gerek yurt dışında iştigal ettiğimiz işlerin başında inşaat sektörü gelmektedir. Sektörün fiili gelişiminin yanında hukuki gelişimin de bununla birlikte gelişmesi büyük önem arz etmektedir. Kat karşılığı inşaat sözleşmesi mevzuatlarımızda açıkça düzenlenmiş sözleşmelerden değildir. Bir tarafta mesleki bilgisi ve tecrübesi gereği işi eser imal etmek olan yüklenicinin bulunduğu diğer tarafta ise bir taşınmazın sahibi olan arsa sahibinin bulunduğu sözleşmedir. Arsa sahibi, yükleniciye arsasında imal edilecek olan eserden bağımsız bölüm vermeyi taahhüt ederken bir taraftan da kendisine bağımsız bölüm almayı yani bir kazanç sağlamayı amaçlamaktadır. Bunun karşısında yüklenici ise imal ettiği eserdeki kendisine düşen bağımsız bölümlerden kazanç sağlamayı hedeflemektedir. Çalışmamız bir giriş ve üç bölümden oluşmaktadır. "Giriş" bölümünde Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesiyle İlgili Temel Kavram ve Konular ele alınmış, "Birinci Bölüm'de" ise Kat Karşılığı İnşaat Sözleşmesinin tanımı, unsurları ve şekli üzerinde durulmuştur. "İkinci bölüm'de" yüklenicinin sorumluluğunun şartları ve arsa sahibinin haklarına değinilirken son bölümde ise sorumluluğun sona ermesi ve zamanaşımı konuları ele alınmıştır. Konunun incelenmesi "SONUÇ" başlığı ile sona ermiştir.
Kredi kartı sözleşmeleri
Kredi kartı sözleşmeleri, kart çıkaran kuruluş; kart hamili ve üye işyeri taraflarının akdettikleri ikili sözleşmeleri içermektedir. Türk Hukuku mevzuatında kredi kartı sözleşmelerine ilişkin düzenlemeler 5464 sayılı Banka Kartları ve Kredi Kartları Kanunu, bu kanunu takriben oluşturulan Banka ve Kredi Kartları Kanunu Hakkında Yönetmelik ve 6502 sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun'da yer almaktadır. Kredi kartı üyelik sözleşmesi, kredi kartı çıkaran kuruluş ile kart hamili arasında akdedilen; sürekli, rızai, kendine özgü yapısı bulunan, çerçeve niteliğini haiz ve tam iki tarafa borç yükleyen bir sözleşmedir. Sözleşme uyarınca kart çıkaran kuruluş kart hamiline nakit para kullanmaksızın mal veya hizmet alımı sunmakta, bunun karşılığında kart hamili ise kredi kartı kullanımı ile yaptığı harcamaların bedelini kredi kartı çıkaran kuruluşa ödemektedir. 6502 sayılı Kanun'da yapılan düzenleme uyarınca kredi kartı üyelik sözleşmesi, ilgili Kanun'da sayılan şartları içerdiği takdirde tüketici kredisi niteliğini kazanmaktadır. Bu hallerde sözleşme tarafları TKHK' nun ilgili maddelerince doğan haklardan yararlanabilmektedir. Sözleşmenin şekli ve genel işlem şartları 5464 sayılı BKKK, BKKY ve tüketici kredisi niteliğini haiz ise 6502 sayılı TKHK'nun ilgili maddelerinde düzenlenmiştir. Üye işyeri sözleşmesi, kart çıkaran kuruluş ile üye işyeri arasında kurulan; tam iki tarafa borç yükleyen, rızai, sürekli, çerçeve niteliğinde tam üçüncü kişi yararına kurulan sözleşmeleri ifade etmektedir. Sözleşme hukuki niteliği bakımından ifa amacıyla edim adına akdedilen sözleşmeler arasında yer alır. Üye işyeri sözleşmesinde üye işyeri kredi kart hamiline nakit para kullanmaksızın mal ve hizmet sunmakta, kart çıkaran kuruluş ise kart hamilinin yaptığı bu harcama bedellerini üye işyerine ödemektedir. Kredi kartı hamili ile üye işyeri arasında kurulan sözleşmeler kredi kartı sisteminin bir parçası olmakla beraber; sözleşme unsurları, şekli ve hukuki niteliği değişiklik arz eden çeşitli sözleşmeleri kapsamaktadır. Bu sözleşmeler üye işyeri ve kart hamili arasında kurulan kredi kartının ödeme aracı olarak kabul edildiği tam iki tarafa borç yükleyen ve para borcu içeren herhangi bir sözleşme olabilir. Anahtar Kelimeler: Kredi Kartı, Kredi Kartı Sözleşmeleri, Kredi Kartı Üyelik Sözleşmesi, Üye İşyeri Sözleşmesi, Tüketici Kredisi
Türk Rekabet Hukukunda uyumlu eylem ile doğurduğu hüküm ve sonuçlar
Doktora tezi olarak hazırlanan bu çalışmada, 4054 sayılı Rekabetin Korunması Hakkında Kanun m. 4'te düzenlenen rekabeti ihlâl edici bir davranış olan uyumlu eylem incelenmiştir. Çalışmamızda, uyumlu eylemin gelişen teknoloji ile birlikte rekabet üzerindeki bozucu ve sınırlandırıcı etkisinin diğer iş birliği türlerine göre daha hızlıca ve kolay şekilde gerçekleşmesi sebebiyle bu eylemin bilhassa hukuki açıdan gerçekleşme şartları ile doğurduğu hüküm ve sonuçlarını incelemek amaçlanmıştır. Bu bağlamda, bu eylemin tanımı, tarihi gelişimi, unsurları, gerçekleşme şartları ve özellikle doğurduğu hüküm ve sonuçları Rekabet Kurulu kararları ışığında hukuki bir yaklaşımla ele alınıp incelenmiştir.
Hayvan hakları
Yüzyıllardır insan haklarının güçlendirilmesi için çabalanmaktadır. Fakat bunun yanında hayvan haklarının, insan haklarının bir parçası olduğu unutulmaktadır. Tarih boyunca hayvanların sömürüldüğü bilinen bir gerçektir. Son yıllarda hayvan hakları konusunda, kanuni düzenlemeler artış ve hız kazanmış bulunmaktadır. Hayvanlara uzun yıllar boyunca hukuki bir konum aranmıştır. Bu süreçte onlar ölçüsüz deneylere, işkencelere ve kötü muamelelere maruz kalmışlardır. Hissedebilen bir canlı olan hayvan, geçmiş yıllarda eşya olarak nitelendirilmekteydi. Hukuk önünde bir statü kazanamamıştır. Eşya niteliğinden çıkartılan ülke mevzuatlarında, hayvanın cezai koruması daha fazladır. Türkiye'de hayvan hakları, 5199 Sayılı Hayvanları Koruma Kanunu içerisinde düzenlenmektedir. Ayrı bir kanunla düzenlenmiştir. Bu kanunda, 2021 yılında değişiklik yapılmıştır. ''Hayvanları Koruma Kanunu İle Türk Ceza Kanununda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun'' ile kanuna, bazı eklemeler yapılmıştır. Karşılaştırmalı hukukta ve Türkiye'de hayvanları kapsayan hükümler Medeni Kanun, Borçlar Kanunu ve Anayasa'da bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Hayvan Hakları, Hak Sahibi, Tarihçesi, Mukayeseli Hukuk, İnsan Hakları
Türk Rekabet Hukukunda uyumlu eylemler
Yüksek lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmada, teşebbüsler arasında mevcut rekabet düzenini bozucu nitelikleri nedeniyle yasaklanan işbirliği şekillerinden birisi olan uyumlu eylemler incelenmiştir. İlgili piyasada rekabetin kısıtlanması etkisi doğuran anlaşmaların ve teşebbüs birliği kararlarının doğrudan ve bütünüyle kanıtlanamadığı durumların kanıtlanması bakımından ve üçüncü kişilere karşı fiili işbirliği stratejilerinden kaynaklanan koordinasyon durumlarının varlık koşulları bakımından daha alt düzeydeki uzlaşmaları ifade eden uyumlu eylem kavramı ve bu eylemin hukuki sonuçları çalışma kapsamında değerlendirme konusu yapılmıştır. Rekabetin Korunması Hakkında Kanunun 4. maddesine göre, doğrudan ya da dolaylı olarak rekabeti engelleme, bozma ya da kısıtlama amacı taşıyan ya da bu etkiyi doğuran yahut doğurabilecek nitelikte olan teşebbüsler arası anlaşmalar, uyumlu eylemler ve teşebbüs birliklerinin bu türdeki karar ve eylemleri hukuka aykırı ve yasaktır. İlgili 4. Madde düzenlemesi, Avrupa Topluluğu Antlaşmasının 81. Maddesiyle benzer şekilde kaleme alınmıştır. Çalışma boyunca Avrupa Birliği Adalet Divanı ve Rekabet Kurulu'nun konuyla ilgili kararlarına da yer verilerek, ilgili 4. madde düzenlemesinin genel özelliklerine değinilmekte, söz konusu hükümde yer alan anlaşma ve uyumlu eylem kavramları açıklanmakta, anlaşma ve uyumlu eylem kavramlarının birbirleriyle olan ilişkisi üzerinde durulmakta, uyumlu eylem kavramının tanımı ve unsurları değerlendirildikten sonra uyumlu eylemlerden doğan hukuki sonuçlar tespit edilmektedir. Ayrıca ABD rekabet hukukuna da, uyumlu eylemler ve bu kavrama dayanan uygulamalar bakımından örnek alternatif model olarak yer verilmiştir. Türk ve Avrupa Birliği rekabet hukuklarında uyumlu eylemlerin düzenlenme amacı, anlaşma ya da karar olarak nitelendirilemeyen ve teşebbüslerin yasa hükümlerini dolanma amacı taşıyan danışıklı davranışlarını engelleyebilmektir. Bu noktada uyumlu eylemler, rekabet kurallarının daha geniş kapsamlı uygulanabilmesi ve rekabetin korunabilmesi için oldukça elverişli bir anahtar kavram niteliğindedir.
Haksız fiilin ve haksız fiilden doğan maddi tazminatın unsurları
Yüksek lisans tezi olarak hazırlanan bu çalışmada, sorumluluk hukukunda önemli bir yeri olan haksız fiil sorumluluğunda maddi tazminat ve unsurları incelenmiştir. Maddi tazminatın belirlenmesinde, kabul edilen istikrarlı bir uygulama olmaması nedeniyle uygulamada bu konuya ilişkin problemlerle karşılaşılmaktadır. Çalışma kapsamında bu problemler değerlendirme konusu yapılmıştır. Haksız fiillerde maddi tazminat, haksız fiilin yaptırımıdır. Nitekim söz konusu tazminat ile, bir kimsenin hukuka aykırı ve kusurlu davranışıyla başka bir kimseye vermiş olduğu maddi zararın giderilmesi amaçlanmaktadır. Bu nedenle maddi tazminatın belirlenebilmesi için öncelikle maddi zararın belirlenmesi gerekmektedir. Maddi zararın belirlenmesinde, zararın kapsamı, hesaplanma anı ve denkleştirmeye konu olacak zararlar bakımından, gerek hukukçular gerekse Yargıtay kararları bakımından çelişkiler bulunmaktadır. Çalışma boyunca Yargıtay'ın söz konusu uyuşmazlıkla ilgili kararlarına yer verilerek, öncelikle sorumluluğun doğması için gerekli şartlar açıklanmakta, bu şartlarından biri olan maddi zararın kapsamı belirlenmekte, bu zarara göre tespit edilecek maddi tazminat miktarını etkileyen faktörler değerlendirildikten sonra maddi tazminatın hüküm ve sonuçları tespit edilmektedir. Gerçekten, bir kimse, başka bir kimsenin hukuka aykırı fiiliyle uğradığı zarara katlatmak zorunda değildir. Bu nedenle, söz konusu zarar sorumlu kişi tarafından tazmin edilmelidir. Bu noktada, haksız fiil nedeniyle bir kimsenin hem gerçekleşen hem de hayatın olağan akışına göre gerçekleşmesi beklenen zararlarının, özenli ve dikkatli bir incelemeyle tespit edilmesi gerekmektedir. Ancak böyle bir tespite dayanarak belirlenecek tazminat, zarar göreni tatmin edebilir.
Genel işlem koşullarının yargısal denetimi
Günümüzde artık sözleşmenin kurulmasında egemen olan, karşılıklı yapılan öneri ve kabul aşamalarından oluşan tarafların birlikte istişareleri neticesinde hazırlanan bireysel sözleşme anlayışı terk edilmektedir. Bu ihtiyacın karşılanması amacıyla bugüne kadar yargısal içtihatlarla, doktrinlerle çözülmeye çalışılan genel işlem koşulları ilk defa kapsamlı olarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu ile hayata geçirilmiştir. Genel işlem koşulları bu kadar ayrıntılı olarak Türk Borçlar Kanunu'nun 20 ve 25.maddeleri arasında düzenlenmiştir. Böylece hukukumuzda bulunan bu boşluk giderilmeye çalışılmıştır. Çünkü genel işlem koşulları ticari hayatın hemen hemen her alanında kullanılmaya başlanmış ve bu koşullar sözleşme tiplerinde kullanılır hale gelmiştir.
Bayraktar Bayraklı'nın "Yeni bir anlayışın ışığında Kur'an Tefsiri" adlı eseri ve kadın hakkındaki ayetlere getirdiği yorumlar
Bir din eğitimcisi olan Bayraktar Bayraklı'nın "Yeni bir Anlayışın Işığında Kur'an Tefsiri " adlı eseri kadın ayetleri bağlamında ele alındı. Eser bir din eğitimcisi, din psikolojisi ve din sosyolojisi bakışıyla açıklanmaya çalışılan yorumlardan oluşmuştur. Ayetler açıklanırken konuyla ilgili diğer ayetlerden yararlanılsa da, hadis ve asar birikiminden, nakillerden yeterince faydalanılmamıştır. Kadının örtünmesi mevzusu biryana bırakılırsa modernist İslâm düşüncesinin müellifi etkilediği gözlemlenmiştir. Ona göre, insanın yaratılışındaki nefs kavramı 'cevher' anlamına gelir ve Adem ve Havva aynı öz ve cevherden yaratılmıştır. Kur'an'da ideal bir kadın imge olarak sunulan Hz. Meryem, hem erkeklik hem dişilik özelliklerine sahip garip bir yaratılışta olup çift cinsiyetliliğe benzer bir mahiyette İsa'ya hamile kalmıştır. Kur'an ona göre çok eşle evliliği tavsiye etmez. Boşama ve boşanma hakkı mahkemelere ait olmalıdır. Üç talak, mahkemedeki celseler anlamında yorumlanmalıdır. Kadının şahitliği erkeğinkine denk olup anılan ayette bir erkek şahit yerine iki kadın şahidin istenmesi; o toplumda ticari faaliyetlerde çok tecrübeli olmayan kadınların hata yapma ihtimali sebebiyle söz konusu olmuştur. Cahiliye döneminde kendisine miras hakkı bile tanınmazken İslâm, kadına, miras hakkı getirerek adeta devrim niteliğinde bir değişimi sağlamıştır. Nisa:34. Ayette geçen kadının dövülmesi hususuna konu olan "Darb" kavramı, dövme anlamında olmayıp kovma anlamındadır. Kur'an'a göre kadının seçme ve seçilme hakkı vardır. Kamu görevinde cinsiyet değil liyakat esas alınmalıdır.
COVID-19 pandemisinin Kuran hıfzına etkileri ve değerlendirmesi
Bu çalışma, hafızlık eğitiminin tarihini, mevcut durumunu ve özellikle COVID-19 pandemisi dönemindeki dönüşümünü incelemeyi amaçlamaktadır. İlk olarak, hafızlık eğitiminin kökenleri ve gelişimi tarihsel bir bakış açısıyla ele alınmıştır. Ardından, günümüzdeki hafızlık eğitimi pratiği ve COVID-19 pandemisinin getirdiği değişiklikler incelenmiştir. Pandemi döneminde uzaktan eğitim, dijital platformlar ve yeni öğretim yöntemlerinin hafızlık eğitimine entegrasyonu tartışılmıştır. Bu çalışmada, pandemi döneminde hafızlık eğitiminde karşılaşılan zorlukları ve bu zorluklara yönelik çözüm önerilerini de değerlendirilmiştir. Son olarak, sanal gerçeklik ve artırılmış gerçeklik gibi metaverse platformlarının hafızlık eğitimindeki potansiyeli ele alınmıştır ve bu teknolojilerin gelecekteki rolü tartışılmıştır
Mehmed Kâmil Efendi ve Muhammed Abdulhay Kurbanali'nin Tecvîd risalelerinin tanıtımı ve mukayesesi
Bu çalışmada Mehmed Kâmil Efendi ile Abdulhay Kurbânali Efendi ve onların tecvîd risaleleri mukayeseli olarak tahlil edilmiştir. Mehmed Kâmil Efendi'nin eseri Mükemmel Tecvîd -i Reşadiye, Abdulhay Kurbânali'nin eseri ise Fenn-i Tecvîd' dir. Mükemmel Tecvîd -i Reşadiye, 56 sayfa, Fenn-i Tecvîd 27 sayfadır. 1914 basımı olan, Mükemmel Tecvîd kendi içinde iki kısma ayrılmaktadır. Eserde konuların ilk kısmı Tecvîd -i Reşadiye, ikinci kısmı ise Alelade Tecvîd başlığı altında işlenmiştir. Birinci kısım 25 babdan oluşmaktadır. Bu derslerde muhteva olarak Kur'an-ı Kerim'i tecvîd li okumanın önemi, harflerin mahreçleri ve sıfatları ve son olarak da Kırâat ilminin genel konuları incelenmiştir. İkinci kısım 27 babtan oluşmaktadır. Bu derslerde tecvîd konuları; med konusu ve çeşitleri, idgâm bahsi ve çeşitleri, kalkale, sekte gibi konular ele alınmıştır. Fenni Tecvîd eseri ise 1932 yılında basılmış olup, diğer esere nazaran konular sade bir uslûb ile Kırâat konularına girmeden tecvîd konuları sırasıyla incelenmiştir. Eser 27 babtan oluşmaktadır. İçerik olarak med konusu, çeşitleri, idgâm bahsi, harflerin sıfatları ve mahreçleri, râ harfinin hükümleri gibi konular klasik usûl ile işlenmiştir. Her iki eser klasik kırâat ve tecvîd kaynakları perspektifinde, genel itibariyle birbirine benzer bir metotla telif edilmiştir. İki eseri birbirinden ayıran noktaya gelecek olursak, Mükemmel Tecvîd 'de, konular daha geniş ve kullandığı dil ile daha lügatlık bir anlatım tercih edilirken, Fenn-i Tecvîd adlı eserde, tecvîd konuları öz ve ayrıntıya girmeyen bir tarzda ele alınarak, konular oldukça sâde bir dille anlatılmıştır. Çalışmamız üç bölümden oluşmaktadır. İlk bölümünde; tecvîd ilmine genel bir giriş ile eserlerin okutulduğu dönemdeki eğitim kurumlarındaki Kur'an eğitiminin müfredatı verilmiştir. İkinci bölümde müelliflerin biyografilerine yer verilmiştir. Üçüncü bölümde ise tecvîd eserlerinin mukayesesi yapılmıştır. Eserlerde verilen bilgiler bu alanda yazılan diğer eserlerdeki bilgilerle mukayese edilerek, eserlerin tecvîd ilmindeki konumu tespit edilerek ortaya konmaya çalışılmıştır.
İbn Muhaysın ve kıraat ilmindeki yeri
Tasnif dönemi oluşturulan sahih kıtaat kriterlerine uymadığı gerekçesi ile ilk yedi kıraat içerisinde yer bulamadığı gibi daha sonra oluşturulan onlu sistemde de yer bulamayan ve şâz kıraatler arasında ilk sırayı alan Mekke kıraat imamlarından İbn Muhaysın ve kıraat ilmindeki yeri tezimizin konusunu oluşturmaktadır. Çalışmamızda İbn Muhaysın ve kıraatini anlattım. Âsım kıraatinin Hafs b. Süleyman rivâyetini ölçü alınarak İbn Muhaysın'ın bu rivâyet ile aynı olan vecihlerinin dışındaki vecihleri buraya aldım. Fâtiha, Bakara, Âl-i İmrân, Nisâ ve Mâide surelerinde hem usûl hem de ferş kelimeleri aldım, En'âm sûresinden itibaren Nas sûresine kadar ise sadece ferş kelimeleri aldım. Hafs dışında diğer kurra ile uyumlu olduğu ve uyumlu olmadığı yerleri belirttim. Şâz kıraat imamlarından İbn Muhaysın'ın tanıtılmasının alana katkı sağlayacağı kanaatini taşımaktayım. Anahtar Kelimeler: Kıraat, Rivâyet, Şâz, İbn Muhaysın
Kırâât-i aşere bağlamında idğâm olgusu
Kur'an- Kerim milyonlarca mü'min tarafından tilavet edilen metni Arapça olan bir kitaptır. Kuran metninin telaffuz açısından herhangi bir Arapça metinden farkı olmasa da kendine ait hususiyetlerinin olduğu bir gerçektir. Kırâat farklılıkları çerçevesinde idğâm konusu bunlardan biridir. İdğâmın yüzlerce kelimede farklı şekillerle ve kıraatten kıraate farklı uygulamalarla karşımıza çıktığını görmekteyiz. Kıraat farklılıkları kapsamında idğâm, geniş hacimli kitaplarda sûre sûre, ayet ayet kaydedilmiştir. Ancak sadece idğâmla ilgili tüm kıraatleri kapsayacak farklı uygulamaları tek bir çalışma içerisinde bulma hususunda bir ihtiyaç söz konusudur. Ayrıca konumuzla ilgili çalışmaların tamamına yakını Arapça yazılmış olan eserler olup, ıstılah bilgisi içerdiklerinden bu eserleri anlamak iyi bir Arapça bilgisi ve alana vukûfiyet gerektirmektedir. Böyle bir çalışma bizlere idğamla ilgili alternatif uygulamaları tek başlık altında bulma imkânını sağlamanın yanısıra araştırmacılara Türkçe kaynaklar arasında idğâma erişme imkânıda sunacaktır. İdğâm tüm kırâatleri yakından ilgilendirdiği gibiihtilafı da çok olan bir meseledir. Böyle bir durumda idğâmla ilgili müstakil ve kapsamlı bir çalışmanın olması büyük önem arzetmiştir. Çalışmamızda mevcut kaynaklarda geçerli olan tüm sahih kırâat farklılıklarını dikkate alarak idğâm uygulamalarını ortaya koymaya çalışacağız. Harflerin birbirleriyle olan ilişkisi idğâmın en merkezi öneme sahip konusudur. Bundan dolayı ilk bölümde harflerin mahreç ve sıfatlarını konu edeceğiz.İlerleyen bölümlerde idğâmı, şartları, sebepleri, engelleri, çeşitleri, kısmen hüccetlerini,hikmet ve yararları şeklinde alt başlıklara ayıracağız. Bunun yanında konuyu, ilk harfin harekesine göre idğâmı kebîr ve sağîr olmak üzere iki kısma ayırarak, idğâm-ı sağîr kısmında vacip, câiz ve mümtenî; idğâm-ı kebîr kısmında da imamların ittifak ve ihtilaf ettiği idğâm uygulamalarını ele alacağız. Bu bölüm içerisinde ayrıca idğâmın mahreç ve sıfatla olan alakasını açıklamaya çalışacağız. Bir diğer bölümde de idğâm anlam ilişkisi, idğâm-lehçe ilişkisi, idğâm bağlamında kıyâs meselesi, idğâm teşdîd ilişkisi, tek kelime idğâmı gibi konular işlenecektir.
Suyûtî'nin ed-Dürrü'l-Mensûr fi't-tefsîr bi'l-me'sûr adlı tefsirinde kırâat olgusu
Kendi döneminin önde gelen âlimi olan Suyûtî, gerek eserleri ve gerekse yetiştirdiği öğrencileri dolayısıyla, İslâm fikir hayatında önemli bir yere sahiptir. Ortaya koyduğu yaklaşım tarzı ve eserleriyle sadece yaşadığı dönemde değil, vefatından sonra da dikkati çeken Suyûtî'nin, Kur'ân'a bakış açısının ve tefsirdeki kırâat metodunun araştırılmasına duyulan ihtiyaç, bizi böyle bir çalışmaya sevk etmiştir. Zira kendisi hakkında çok şey söylenen Suyûtî'nin bu yönünün aydınlatılmasının büyük önem arz ettiğini düşünmekteyiz. Usûlde Sünnî-Eş'arî, fürû'da Şafiî mezhebine mensup olan müellifin, bize kadar ulaşan bir kısım eserlerinin tahkiki yapılmış, bu eserlerden özellikle inceleyeceğimiz ed-Dürrü'l-Mensûr tefsiri, rivayet tefsiri açısından çok önemli bir yere sahiptir. Örneği sadece ilk asırlardaki tefsirler arasında bulunan ve bu alanda en hacimli kaynak niteliğini taşı¬yan eser, ayetlerin tefsiriyle ilgili rivayetlerden başka hiçbir açıklama ihtiva etmemektedir. Bazılarınca rivayet tefsiri konusunda en meşhur ve mufassal eser olarak bilinen Taberî'nin (ö. 310/ 923) tefsiri sayılamayacak kadar çok dirayet unsuru ihtiva ederken bu kitapta rivayetler dışında kalan kısım, birkaç satırlık mukaddime ile ferağ kaydından ibarettir. ed-Dürrü'l-Mensûr tefsirinde Suyûtî'nin Kur'ân ve kırâat anlayışını ve metodunu ortaya koymaya çalışırken, bu alandaki boşluk bir nebze de olsa doldurulacaktır.
Kur'an'da insanın yaratılışının çağdaş tefsirler ve modern bilimler açısından karşılaştırılması
Dünya üzerinde yaşayan ilk insanın kim olduğu ve insanın kainattaki varlık serüvenin nasıl başladığı konusu geçmişten günümüze hep merak edilmiştir. Bu konuyla ilgili mitolojilerde, dinlerde ve felsefî düşünce kaynaklarında çeşitli bilgiler bulunmaktadır. Modern bilim dallarının gelişmesiyle onlarında ilgisini çeken bu konu, onları da çeşitli araştırmalara sevk edip âdeta bazı sırlarının açılmasını istemekte ve doğru bir şekilde anlaşılmayı beklemektedir. Bu çalışmada geçmişten günümüze bu cazibedar konuyla ilgili bilgiler ve bulgular kronolojik bir bakışla yansıtılmıştır. Hususan bu konu ve onunla yakın alâkası olan konular, özellikle İslâm dininin ana kaynağı Kur'an'dan âyetler ışığında yine kronolojik bir düzen içerisinde tahlil edilip açıklanmaya gayret edilmiştir. Ayrıca günümüzde aktüel açıdan bu konuyu ele alan çağdaş düşünürlerin ve çağdaş müfessirlerin görüş ve açıklamaları bu çalışmada ön plana çıkarılarak, bunların Kur'an, hadis ve tefsir disiplini içerisinde detaylı düzeyde değerlendirilmesiyle bu konuya olumlu veya olumsuz katkıları gösterilmeye çalışılmıştır. Ayrıca modern bilimlerin son zamanlarda kâinatı ve insanı daha detaylı incelemesi sonucunda yaptığı bazı keşiflerin ve ulaştığı sonuçların bu konuyu aydınlatmadaki önemli katkılarına dikkat çekilmiştir. Bunların özellikle Kur'an'ın bu konuyu aydınlatmada yer verdiği bilgilerle ne derece uyumlu olduğu gösterilerek Kur'an'ın mu'cizeliğine bir kez daha şahit olunmuştur. Böylece ilk insan Âdem'in topraktan, eşi Havva'nın Âdem'den, diğer insanların anne karnında nutfeden, alakadan, mudgadan yaratılışını anlatan Kur'an âyetlerinin sahibi Allah Teâlâ'nın aynı zamanda kâinat kitabının ve insan kitabının hakiki yazarı olduğu da anlaşılmış olmaktadır. Anahtar Kelimeler: Kronoloji, yaratılış, ilk insan, çağdaş yorumlar, modern bilimler
Şeyhü'l Kurrâ Hâfız Ramazan Pakdil'in kıraat ilmi eğitimindeki yeri
Allah (cc) kullarını yarattıktan sonra kendi haline bırakmamış ve tebliğ edip doğru yolu göstermesi sebebi ile onlara peygamberler göndermiştir. Onlara, göndermiş olduğu peygamberler aracılığı ile insanlara dünya ve ahiret saadetine ulaşmanın yolunu gösteren ilahi mesajlar sunmuştur. Bu amaç ile insanlığa gönderilen elçilerin sonuncusu Hz. Muhammed (s.a.v)'dir. Hz. Peygamber kendisine vahiy olunun ayetleri Kur'ân'ı okuyarak tebliğ etmiştir. İşte bu yüce kitap Kur'ân-ı Kerîm'i okumak, onun lafızlarını telaffuz etmekle gerçekleşebilir. Kıraat ilmi alanında yapılan çalışmaların amacı, Kur'ân-ı Kerîm'i barındırdığı farklı kıraatları ile birlikte muhafaza edip onun eda keyfiyetini nesilden nesile aktarmayı hedeflemektedir. Böyle kıymetli ve büyük bir rolü ilk dönemlerden itibaren alanında üstat olmuş kişiler üstlenmiştir. İçerisinde bulunduğumuz XXI. Yüzyıldaki kâri ve mukrî vasıflarına sahip temsilcilerinden birisi de Şeyhü'l Kurrâ Hâfız Ramazan Pakdil'dir. Karîlik yönü ile ön planda olan ve kıraat ilmi icrasında büyük yeri bulunan üstat Ramazan Pakdil, mukrîlik yönü ile de takdire şayan bir konumda bulunmaktadır. Böyle kutlu bir ilmin yayılmasında öncülük ederek değeri biçilemez bir hizmette bulunan şahsiyetlerin ve hayatlarının en ince detayı ile ortaya konulması ve neticesinde önemli mesajlar çıkarılması aynı zamanda geride bıraktıkları mirasa sahip çıkarak insanlığın istifadesine sunulması üzerinde hassasiyetle durulması gereken bir görevdir. Bu düşünceden hareketle çalışmamızda Şeyhü'l Kurrâ Hâfız Ramazan Pakdil'in kıraat ilmindeki yeri ve önemini ele almaya çalıştık. Günümüz Türkiye'sinde merhum hocası Abdurrahman Gürses'ten ilmi alması ile birlikte silsilenin bozulmadan devam etmesinde öncü olan Ramazan Pakdil'in eğitim metodunu ve bu alandaki hizmetlerini tespit edip ifade ettik.
Psikolojik tefsir bağlamında Yusuf sûresi
Kur'an'ın ana konularından biri insandır. İnsanın duygu, düşünce ve davranışları altında birçok sebep yatmaktadır. İnsan davranışlarını inceleyen pozitif bir bilim olan psikoloji, son iki yüzyılda teşekkül etmeye başlamıştır. Devamında "Psikolojik Tefsir Ekolü", Kur'an'ı Psikoloji biliminin verileriyle tefsir etme gayesiyle ortaya çıkmıştır. Çalışmada Kur'an'ı psikolojik tefsir yöntemiyle yorumlamak amaçlanmıştır. İçerisinde birçok psikolojik konuyu ve insanın karşılaşabileceği olumlu ve olumsuz birçok duygu, düşünce, davranış ve karakteri barındırmakta olan Yusuf sûresi psikolojik tefsir bağlamında incelenmiştir. Çalışma giriş ve üç ana bölümden oluşmaktadır. Giriş kısmında çalışmanın konusu, önemi, amacı ve yöntemi ile psikolojik tefsir hakkında genel bilgilendirme yapılmıştır. Birinci bölümde kıssalar, kıssaların psikolojideki yeri ve Hz. Peygamber'in kıssayla tesellisi hakkında bilgi verilmiştir. İkinci bölümde Yusuf sûresi hakkında genel bilgiler verilmiş ve nüzûl sebebinin psikolojik altyapısı incelenmiştir. Üçüncü bölümde Yusuf kıssası psikolojik olarak yorumlanmaya çalışılmıştır. Sonuç kısmında ise çalışmadan elde edilen bulgular ve öneriler toplanmıştır.
Âsım ile Kisâî kıraatlarının mukayeseli değerlendirilmesi (Seb'ul Tival örneği)
Kur'an ilimlerinden biri olan Kıraat ilmi Kur'an tarihi açısından, Kur'an'ın nüzul oluşu ile birlikte tezahür etmiş olması hasebiyle en kadim ilimlerden biri olma özelliğini taşımaktadır. Kıraat ilminin Kur'an'ın tefsirinde ve yorumlanmasında farklı kapılar aralanmasına sebebiyet vererek ilmî zenginlik sağlaması bu ilmin önemini bizlere göstermektedir. Çalışmamızda Kufe Kıraat Ekolünün öncüleri olan aynı zamanda dünya genelinde ve bilhassa ülkemizde tercih edilen Âsım kıraatı ile hem bir dil bilgini hemde on aşere imamından biri olan Kisâî kıraatlarını inceleyeceğiz. Usulde ve ferşte gerçekleşmiş olan bu kıraat farklılıklarını Kur'an'ın seb'ut tıval sureleri üzerinde detaylı şekilde göstereceğiz. Bakara, Al'i İmran, Nisa ve Maide sureleri üzerinde ise anlama etkisi olan kıraat farklılıklarını incelemeye çalışacağız. Tezimizin, Kıraat imamlarının önemli şahsiyetlerinden olan Âsım ve Kisâî hazretlerinin hem ilmi şahsiyetler olarak incelenmesi hemde kıraat farklılıklarının detaylı şekilde verilmesi ile kıraat ilmine ve dolayısıyla da tefsir ilmine katkı sağlayacağı kanaatindeyiz.
Turan Dursun'un Kur'ân tarihi hakkındaki görüşlerinin tahlili
Kur'ân-ı Kerîm üzerine, nüzulünden günümüze dek pek çok çalışma kaleme alınmıştır. Bu çalışmalar onu anlamak ve anlatmak maksadıyla kaleme alındığı gibi eleştiri ve reddiye için de kaleme alınmıştır. Müslüman nesiller Kur'ân'ı bir sonraki nesillere aktarabilmek için çeşitli yollarda onu muhafaza altına almak istemişlerdir. Fakat asırlar sonra korumak maksadıyla yapılan bu çalışmalar Kur'ân'a inanmayan veya inanmak istemeyen kimselerin adeta eleştirilerini yönelttikleri bir kapı olmuştur. Kur'ân tarihi üzerinde yapılan çalışmaların sayısı oldukça fazladır. Aynı şekilde Kur'ân tarihi üzerinden birtakım şüpheleri ortaya atan kişi ve çalışmalarda oldukça fazladır. Ülkemizde Kur'ân-ı Kerîm üzerine pek çok yazı kaleme alan isimlerden biri de Turan Dursun'dur. Ancak Turan Dursun yazılarını Kur'ân'ı reddetmek ve eleştirmek üzere kaleme almıştır. Gerek Kur'ân tarihi gerekse Kur'ân ilimleri hakkında pek çok yazı kaleme alan Turan Dursun'un çalışmaları ülkemizde oldukça tanınan bir isimdir. Dursun, Kur'ân'ın uydurulduğunu ve başlangıçtan günümüze gelene kadar pek çok kez tahrif edildiğini savunmaktadır. İslâm'ın kopyalandığını ve yalanlarla dolu olduğunu iddia eden Dursun, dinleri ilkellik olarak tanımlamaktadır. Bu çalışmada, onun Kur'ân'ın kaynağı ve korunması hakkında ortaya attığı iddiaların bilimsel tutarlılığını ve arkasındaki sebepleri ortaya konulmaya çalışılmaktadır.
Kırâat eğitim-öğretim geleneği ve günümüzdeki uygulamalar (Türkiye-Suudi Arabistan-Mısır örneği)
Hz. Peygamber döneminde vahyin "ahrufü's-seb'a"ya göre okunması izninin verilmesiyle ortaya çıkan kırâat farklılıkları, o dönemden günümüze sözlü/şifahî ve yazılı/kitabî aktarım metotlarıyla nakledilmiştir. Bu tezimizde kırâat ilminde vahyin okunması, aktarılması ve süreç içerisindeki derleme, tasnif çalışmalarına ilk bölümde değinilmiştir. Ülkemizdeki günümüz kırâat tedrisatının temelini oluşturması yönüyle, bu ilmin İbnü'l-Cezerî (ö. 833/1429) aracılığıyla Osmanlı'ya intikali ve sonrasında ortaya çıkan tarîk ve mesleklerin oluşumuna da burada yer verilmiştir. Türkiye'deki kırâat eğitiminin tarihi süreciyle ele alındığı ikinci bölümde; günümüzde bu eğitimin verildiği yerler, programlar, kaynak eserler, öğrenci/kursiyer seçimi, eğitimde takip edilen yöntem vb. konular geniş bir çerçevede ele alınmıştır. Ülkemizdeki kırâat eğitim-öğretiminin usûl kısmında takip edilen ve birçoğunun birkaç sayfadan oluştuğu kavâid defterlerinin kifâyetsizliği göz önünde bulundurularak, bu ilmin tedrisatına katkı sunmak amacıyla bu kısım, ayrıntılı bir şekilde temel kaynaklar eşliğinde teori ve pratiğiyle ortaya konulmaya çalışılmıştır. Bu yönüyle Türkiye'de halen uygulanan hem aşere hem de takrîb eğitimini ele alması, diğer taraftan uygulamadaki meslek tasarruflarının karşılaştırmalı olarak bir arada bulunması yönüyle de tez çalışmamız, ülkemizdeki akademik çalışmalara katkıda bulunmayı amaçlamıştır. Tez çalışmamızın üçüncü bölümünde, Suudi Arabistan ve Mısır'daki kırâat eğitim-öğretimi mahiyet, yöntem ve kurumlar açısından incelenmiş; Türkiye ile söz konusu ülkelerin olumlu ve eksik yönlerinin karşılaştırılması yapılmıştır. Akabinde ise farklılıklar ve benzerlikler sentez edilerek yeni bir yöntem denemesi ile kırâat eğitim-öğretiminde yeni bir model önerisi ortaya konulmaya çalışılmıştır. Türkiye'de genel olarak kırâat ilmi tarihi, ihticâc, kırâat-Arap dilbilimi ilişkisi ile kırâat ilmi pratiğinin yer aldığı -bazı imam ve râvîleri ihtiva eden- kişi bazlı çalışmalar ya da tefsir-kırâat ilişkisi tarzında tezler ve makaleler yazılmıştır. Ancak Türkiye ve diğer İslam ülkelerindeki günümüz kırâat eğitim-öğretimi henüz karşılaştırmalı olarak çalışılmamıştır. Yeni bir bakış açısıyla müfredat ve metotlar ihtiva eden bu çalışmamızla, Türkiye'deki kırâat eğitim-öğretiminin teori ve pratiği değerlendirilmesi sonucu tespit edilen eksikliklerin giderilmesi hedeflenmiştir.
Vehbe Zühaylî'nin et Tefsîru'l-Münîr' adlı tefsirinde manaya etkisi olan kırâat vecihleri ve değerlendirilmesi
Kur'ân-ı Kerîm, nâzil olduğu günden bugüne insanların dikkatini çekmiş ve inanan, inanmayan pek çok kişi onunla meşgul olmuştur. Kur'ân-ı Kerîm üzerine yapılan araştırmaların yoğunlaştığı ilimler arasında "tefsir" ve "kırâat" ilmi öne çıkmaktadır. Yazılan tefsirler, müfessirlerin birikiminin bir göstergesi olduğu gibi çalışmalarından hareketle, tefsirlerinde kullandıkları metodlara ve istifade ettikleri pek çok ilmi disipline de erişilmektedir. Kırâat ilmi de tefsir ilminin istifade ettiği ilimlerdendir. Âyet ve sûreler tefsir edilirken kırâat farklıklarından, onların manaya kattıkları anlam zenginliklerinden yararlanılmaktadır. Çalışmamızda son dönem müfessirlerinden Suriyeli âlim, Vehbe Zühaylî'nin et-Tefsîru'l-münîr'ini ele aldık. Zühaylî'nin bu eseri, onun tefsir ilmindeki yetkinliğini ortaya koymaktadır. Tefsirinde kırâat, i'rab, lügat, belâğat, esbâb-ı nüzûl, ahkâm vb. çeşitli ilimleri cem etmiş dirâyetli bir âlimdir. Tefsir, hem rivâyet hem de dirâyet tefsiri özelliği taşımaktadır. Biz çalışmamızda Vehbe Zühaylî'nin hayatına, ilmi şahsiyetine, tefsirinin metoduna ve eserinin muhtevasından hareketle kırâat farklılıklarının manaya yansımalarına yer vereceğiz. Çalışmamızın, müfessirin ilmi şahsiyetinin daha iyi tanınması, tefsirinden hareketle özellikle Kur'ân ve kırâat anlayışının ortaya konmasının alana katkı yapacağı, bir boşluğu dolduracağı kanaatindeyiz.
Ahmed b. Hanbel'in el-Müsned'inde tefsir rivâyetleri ve değerlendirmesi
Bu çalışma Ahmed b. Hanbel'in el-Müsned'inde yer alan tefsir rivâyetlerinin incelenmesi ve değerlendirmesini konu almaktadır. Tezde İbn Hanbel'e nisbet edilen "Üç şeyin aslı yoktur: Tefsir, melâhim ve megâzî" şeklindeki sözün ona aidiyeti ve hangi bağlamda söylediği araştırılmıştır. Bu şekilde onun Müsned'indeki tefsir rivâyetlerinin yer almasının sebebi ortaya konulmuştur. Tefsir ilminde ilk kaynaklara müracaat çok önemli bir yer tutar. Kur'ân-ı Kerim'in tarihsel süreç içinde algılanış biçimi ve erken dönem tefsiri doğru bir tefsir anlayışı için büyük önem arz etmektedir. Ahmed b. Hanbel'in el-Müsned adlı hadis mecmuası erken dönemde sahasında yazılmış en hacimli eserlerden biridir. Eserde yer alan tefsir rivâyetleri incelenmiş ve tasnif edilmiştir. Mevcut eserlerinden de yararlanılarak Ahmed b. Hanbel'in tefsir anlayışı ve tefsir tarihindeki yeri ortaya konulmuştur. Çalışmada takip edilen yöntem metin incelenmesidir. Hz. Peygamber ve sahâbeden gelen tefsir rivâyetlerinin konularına göre tasnif çalışması yapılmıştır. Araştırma bilimsel kurallara ve ilkelere bağlı kalınarak, analitik ve eleştirel bakış açısıyla gerçekleştirilmiştir. Çalışmamızda el-Müsned'de tefsir rivâyetleri incelendiğinde merfû rivâyetlerin ağırlıkta olduğu görülmüştür. Eserde tekrarlar çok fazla yer almaktadır. Zâriyat, Nebe, Fil, Hümeze, Mâûn, Karia, Âdiyât, İnşirah, Beled Sûreleri ile ilgili rivâyet yoktur. Tefsir rivâyetlerinde en çok hadis rivâyet eden İbn Abbas'dır (ö. 68/687-88). Onu İbn Mes'ûd (ö. 32/652-53) takip etmektedir. Daha sonra sırasıyla Ebû Hureyre (ö. 58/678), Hz. Âişe (ö. 58/678) Enes b. Mâlik (ö. 93/711-12), İbn Ömer (ö. 73/693), Ebû Saîd el-Hudrî (ö. 74/693-94) gelmektedir. İbn Hanbel'in tefsirin aslı olmadığı yönündeki sözü kaynaklarda tespit edilmiştir. Onun bu sözü söylemekteki amacı tefsir ilminin olmadığını ifade etmek değildir. Tefsir ilminde isnada gerekli özenin gösterilmemesi, merfû rivâyetlerin azlığı ve zaman içinde meydana gelen çeşitli zafiyetlere dikkat çekmek istemiştir. Tefsire mesafeli durduğunu gösteren bu sözüne rağmen eserinde tefsir rivâyetleri de yer almıştır. Bunun da sebebi ilmin kaynağı olarak görülen hadislerin derlenip toparlanması ve gelecek nesillere aktarılmasıdır. İbn Hanbel'in ortaya koyduğu rivâyet ve tefsir anlayışı tarihte derin izler bırakmıştır. Öğrencilerinin görüşlerini sistemleştirmesiyle ortaya çıkan selefi anlayış biçimi ve bu anlayışın İslam toplumuna etkileri büyük olmuştur. Katı bir şekilde nassa bağlılığı savunan zamanın anlayış ve tecrübesini reddeden bir kesim ortaya çıkmıştır.