Theses supervised by Prof. Dr. Muammer Tekeoğlu

19 theses · Çukurova University

Master'sOpen AccessTR

1980 sonrası Uzak Doğu Asya Ülkeleri ve Türkiye'de dış ticaretin serbestleştrilmesi

Bir ülkenin dış ticaretinde, genellikle, ithal ikameci-korumacı strateji veya ihracata yönelik sanayileşme stratejisi uygulanır. Merkantilizm, ithal ikameci strateji ve ihracata yönelik stratejinin bir arada uygulanmasından yana olup ithalatın mümkün olduğu kadar az, ihracatın da mümkün olduğu kadar fazla olmasına önem verir. Merkantilizme karşı şekillenen liberalizm ise dış ticarette serbestleşmeden yana olmuştur. Dış ticareti serbestleştirmenin ülke ekonomisi üzerinde olumlu etkiler olduğuna yönelik, liberal doktrinin ortaya çıkmasından günümüze kadar, iyimser bir yaklaşım sözkonusudur. Liberal doktrinde, dış ticareti serbestleştirmenin büyümeyi olumlu şekilde etkilediği düşünülür. İkinci Dünya savaşı'nın sona ermesinden günümüze kadar geçen otuz yıllık süre içerisinde, Uzak Doğu Asya ülkeleri dış ticarette uyguladıkları politikalarla, "Uzak Doğu Asya Mucizesi"ni yaratmışlardır. Çoğu gözlemciye göre, "Uzak Doğu Asya Mucizesi" dış ticarette serbestleşme sonucunda gerçekleşmiştir. Uzak Doğu Asya Ülkelerinde Dış Ticaretin Serbestleştirilmesini kapsayan bu çalışmanın amacı kısaca şöyle özetlenebilir. Uzak Doğu Asya ülkelerinin, dış ticareti serbestleştirme politikaları uygulayarak, ekonomik büyüme göstergelerini iyileştirmelerinin ardındaki "belirleyici koşulları" aydınlatmaya çalışmak. Diğer taraftan, bazı dönemlerde ara vermiş olmakla Uzak Doğu Asya ülkeleri ile hemen hemen aynı dönemde dış ticareti serbestleştirme politikası uygulayan Türkiye'nin ekonomik büyüme göstergelerini iyileştirememesine neden olan koşulları ve uygulama hatalarını belirlemeye çalışmak. Çalışmanın sonucunda, Uzak Doğu Asya ülkelerinin dış ticarette nispi anlamda bir serbestleşmeye sahip oldukları, ancak bunun yanında istikrarlı bir siyasi yapıya sahip oldukları ortaya çıkmıştır. Türkiye'nin ise çok partili sistem uygulamasına geçtiği 1950'den günümüze kadar siyasi istikrarı sağlayamadığı sonucuna varılmıştır.

Yıldız Sağlam
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1998
00
DoctorateOpen AccessTR

Uluslararası finansman dış borç yönetimi ve Türkiye

Ill ÖZET ULUSLARARASI FİNANSMAN DIŞ BORÇ YÖNETİMİ VE TÜRKİYE Harun BAL Doktora Tezi, İktisat Anabilim Dalı Danışman : Prof. Dr. Muammer TEKEOĞLU Ağustos 1999, 340 sayfa Bu çalışma, Gelişmekte olan ülke (GOÜ)'ler ve Türkiye ekonomisinin uluslararası finansman ilişkileri ile bu bağlamda ortaya çıkan dış borç yönetim sorunlarını inceleme ve araştırma amacını taşımaktadır. Sözkonusu bu amacın asıl olarak yoğunlaşma gösterdiği konu, ülkemiz açısından dış borçluluk sorunlarının ve dış borç yönetiminin kurumsal ve risk yönetimi eksenlerinde bir irdelemeye tabi tutularak ne tür ve hangi boyutlarda açılımlara ihtiyaç duyduğunun tespit edilmesidir. Bu amaçlar çerçevesinde hazırlanan ve beş bölümden oluşan çalışmanın ilk bölümü, uluslararası finansman-GOÜ'ler ilişkileri üzerinde odaklanmaktadır. Bu bölümde, GOÜ'lerin uluslararası finansman ihtiyaçlarının sebepleri, dış borçlanma mekanizmaları ve bu ülkelere yönelik uluslararası finansman hareketleri ile dış borçlanmada yaşanan gelişmeler ortaya konulmuştur. Birinci bölümün temel bulgusu, GOÜ'ler-uluslararası finansman ilişkilerinin pratikte yeterince ve istenilir türden sonuçların elde edilmesinde yetersiz kalmasıdır. İkinci bölüm, GOÜ'ler bağlamında dış borç yönetiminin pasif boyutlarının irdelemesini yapmaktadır. Dış borç yönetiminin önemi, kapsamı, organizasyonu, fonksiyonları ve kurumsal boyutları, yönetim birimleri ve bunlar arasındaki koordinasyon sorunları, dış borçların monitörü ve borç servis kapasitesi ölçümleri ayrıntılı olarak ele alınmıştır. Sözkonusu inceleme mukayese edilebilir detaylı bilgilerin verilebilmesi ve sorunların ortaya konulabilmesini sağlamak amacıyla sekiz GOÜ'deki dış borç yönetim uygulamalarını da teşhir etmektedir. Çalışmanın ikinci bölümünün temel bulgusu, GOÜ'lerin büyük bir çoğunluğunun dış borç yönetiminin en temel ilkelerinden dahi uzakIV yapılara sahip olmasıdır. Son dönemlerde, özellikle uluslararası mali kurumların destekleri paralelinde bu ülkelerin önemli bir kısmında dış borç yönetim pratiklerini geliştirme çabalan da dikkat çekici gelişmeler olarak karşımıza çıkmaktadır. Üçüncü bölüm, dış borç yönetiminin GOÜ'ler açısından son derece yeni sayılabilecek "Risk Yönetimi" boyutuna tahsis edilmiştir. Bu çerçevede faiz oranı, döviz kuru ve tarımsal ve metalurjik ürünler fiyat risklerinin dış borç yönetimi ile olan ilişkileri ele alınmış, bu alandaki zorluklar ve bu zorluklan aşmaya yönelik yeni açılımların gerekliliği ortaya konulmuştur. Aynca OECD üyesi beş öncü ülkenin "Bağımsız Dış Borç Yönetim Ofisleri" modelleri ele alınarak bu ülkelerdeki uygulamalann GOÜ'ler dış borç yönetimlerinin geliştirilebilmesindeki rolleri üzerinde durulmuştur. Bu bölümün temel bulgusu, dış borç yönetiminin halihazırda pasif boyutlannda dahi önemli sorunlar yaşayan GOÜ'lerin, sözkonusu riskleri yönetebilmek için aktif bir dış borç yönetimine olan ihtiyaçlannın vurgulanması olmuştur, öncü ülkelerde uygulanmakta olan Bağımsız Dış Borç Yönetim Ofisleri modelleri çerçevesinde olmasa dahi, GOÜ'lerin bu konuyla ilgili olarak özellikle risk yönetim teknikleri konusunda ve aşamalı eylem planlan çerçevesinde yeni açılımlara gitme ihtiyaçlan kaçınılmaz yeni gelişmelerdir. Dördüncü bölüm, Türkiye ekonomisi açısından uluslararası finansman ve dış borçlanmalar ile ilgili temel dinamikleri inceleme ve analiz etmeyi amaçlamaktadır. Çeşitli dönemlerdeki gelişmelerin net kaynak transferleri ekseninde ele alındığı bu bölüm dış borçlardaki artışlann önemli bir bölümünün makro ekonomik yönetimle doğrudan ilişkili olduğunu göstermektedir, özellikle 1980 ve 1990'lı yıllar bir yandan net kaynak transferlerinin pozitif halde tutulabilmesi, diğer yandan da borç servislerinin aksamadan yerine getirilebilmesini hedeflemesi sebebiyle dış borç stokunda önemli artışlara yol açmıştır. Bu süreç 1980'li yıllarda ağırlıklı olarak kamu sektörünün, 1990'lı yıllarda ise sermaye hareketlerinin serbestleştirilmesi ile özel sektörün belirleyiciliğinde bir gelişme göstermiştir. Sözkonusu süreç, Güneydoğu Asya ülkeleri dış borç krizinin neden olduğu olumsuz dış konjonktürün de etkilemesi sonucu 1998 yılından itibaren kesiklik göstermeye başlamıştır. Böylece, uzun yıllardır aksamadan sürdürülebilen net pozitif kaynak transferi süreci, giderek yerini net negatif kaynak transferi sürecine terk etmeye başlamıştır.Çalışmanın beşinci ve son bölümü, Türkiye ekonomisinde dış borçların kurumsal ve mali riskler eksenlerinde yönetimi, dış borç servis kapasitesinin sürdürülebilirliğinin incelenmesi ve dış borç yönetiminin geliştirilmesine yönelik olarak yeni açılımların nasıl sağlanabileceğine ilişkin irdelemelere tahsis edilmiştir. Bu bölümde pasif ve aktif dış borç yönetim yapıları açısından ülkemizdeki uygulamalar tespit edilmiş, dış borç yönetimi bağlamında hukuksal örgütsel ve kurumsal yapılar detaylı olarak analiz edilerek, özellikle borç yönetiminin koordinasyon ihtiyacım temin etmek üzere bir dış finansman komitesinin oluşturulmasının önemi vurgulanmıştır. Ayrıca, borç servis kapasitesi ölçümlerinin cari durum tespitine gidilerek, başta likidite problemleri olmak üzere bu çerçevedeki bazı önemli sorunlar ortaya konulmuştur. öte yandan, dış borç artışlarının önemli sebeplerinden olmak üzere çeşitli finansal risklerin boyutları tespit edilerek, söz konusu risklerden korunmak amacıyla dış borçların optimal döviz komposizyonu (benchmark portfolio) incelenmiş ve bu süreçte çok önemli bir gelişme olarak değerlendirilmesi gereken Euro'nun rolü üzerinde durulmuştur. Beşinci bölüm, Türkiye ekonomisinde dış borç yönetimini geliştirmeye yönelik ayrıntılı bir eylem planı çerçevesinde yeni açılımların gerekliliğine dikkat çekerek tamamlanmaktadır. Çalışmanın sonunda konu ile ilgili genel bir değerlendirmenin yanısıra, dış borç yönetimi ile ilgili olarak bazı temel sorunların ve bunların aşılmasına yönelik irdelemelerin yer aldığı bir sonuç ve öneriler bölümü bulunmaktadır. Anahtar Kelimeler: Uluslararası Finansman, Dış Borç, Dış Borç Yönetimi, Risk Yönetim Teknikleri.Türkiye Ekonomisi.

BorçlarDış borç yönetimiFinansman+4
Harun Bal
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1999
00
DoctorateOpen AccessTR

Ekonomide devlet, rekabet politikaları ve düzenlemeler; Türkiye üzerine bir çalışma

Merkantalist sistem ve Ulus-Devletin doğuşuna tanıklık eden 16. ve 17. yüzyıldan itibaren devlet ekonomi içinde önemli görevler üstlenmektedir. Devletin ekonomi içindeki görevleri zamanın ekonomik ve sosyal ihtiyaçlarına uygun olarak değişim göstermektedir. Süregelen bu değişim 21. yüzyıl için de geçerliliğini korumakta ve devlet-ekonomi ilişkisi yeni bir yapı kazanmaktadır. İletişim teknolojilerinin hızlı gelişim ve yayılımı "küreselleşme" ve "Yeni Ekonomi" olgularının gelişmesine yol açmıştır. Bu gelişmeler sonucunda uluslararası düzeyde rekabet gücü nü arttırabilmek için devlet ve hükümetlerin üstlenmesi gereken görev, bilginin üretim ve kullanımını destekleyecek altyapıyı geliştirmek ve "işleyebilir rekabet" ortamını oluşturmak için piyasaları regüle etmektir. Ancak, devletin regülatörlük rolüne ilişkin iktisatçılar arasında görüş birliği sağlanamamış bu yüzden regülasyon teorileri iktisat literatüründe geniş yer kaplamıştır. Çalışmanın amacı, 21. yüzyılda ekonomide yaşanan değişimleri irdelemek, bu değişimlere uyum sağlayacak devlet yapısı ile görevlerini belirlemek amacıyla literatürdeki regülasyon teorilerini, piyasa yapısına ilişkin yaklaşımları, rekabet politikalarına ilişkin ülke örneklerini ve uygulamaları incelemek, bu bilgiler ışığında Türk imalat sanayiinin uluslararası düzeyde rekabet gücünü arttırıcı düzenlemelerin ne şekilde yapılması gerektiği konusunda katkı sağlamaktır. Anahtar Kelimeler: Ulus-Devlet, Yeni Ekonomi, Rekabet Politikaları, Regülasyon Teorileri, Türk Rekabet Kurumu.

Devlet politikalarıEkonomiEkonomi politikaları+5
Zeynep Ökten
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2004
00
Master'sOpen AccessTR

Ab ve Türkiye'de bağımsız düzenleyici ve denetleyici ekonomik kurumların iktisat politikasına etkileri

Bu çalışmada, Bağımsız Düzenleyici ve Denetleyici Ekonomik Kurumların (BDK'lar) temel nitelikleri ve bunların gerek Türkiye gerekse Avrupa Birliği (AB) ülkelerindeki gelişim süreçleri tartışılmıştır. Bu çalışma birkaç değişik konu başlığı altında altında toplanmıştır. İlk olarak, uluslararası bir kavram olarak BDK ve onun temelini oluşturan fikirler belirlenmiştir. Devam eden bölümlerde ise, Türkiye ve AB ülkelerinde bağımsız birer kurum niteliğinde olan BDK'ların fonksiyonları tarihsel olarak incelenmiştir. Türkiye ve bazı AB ülkeleri içerisinde faaliyet gösteren ekonomik BDK'lar ile ilgili aydınlatıcı açıklamalara ilerleyen bölümlerde de yer verilmiştir. Literatür taramasıyla , çalışmada geniş yer verilmiş olan BDK'lar, düzenleme olgusu, yönetişim kavramı ve rekabet konularında öz bir bilgi verilmiştir. Sonuç bölümünde; BDK'ların işleyiş mekanizması ile ilgili genel tavsiyelerin yanı sıra, gösterdikleri faaliyetler sonucu ekonomi politikalarına etki eden BDK'lar hakkında çeşitli eleştiriler de yer almaktadır.

Bağımsız düzenleyici kurumlarDevlet dışı düzenleme sistemleri
Ayberk Nuri Berkman
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2005
00
Master'sOpen AccessTR

Gelişme sürecinde dış finansman kullanımı ve Türkiye

Ekonomik kalkınmaGelişmekte olan ülkelerTürkiye+1
Harun Bal
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
1994
00
Master'sOpen AccessTR

Avrupa Birliği fonları ve Türkiye`nin kullanabileceği mali kaynaklar

Ekonomi literatüründe tartışılan konulardan biri, Avrupa Birliği' nden Türkiye'ye sağlanan mali yardımların yeterli düzeyde olup olmadığı ve sağlanan bu maliyardımlardan Türkiye' nin ne derecede yararlanabildiğidir.Konu ile ilgili yapılan araştırmalar neticesinde, AB' den sağlanan maliyardımların Ankara Anlaşması (1963)' nın yürürlüğe girdiği tarihten günümüze kadargeçen süre içerisinde yapısının ve kullanım şeklinin taraflar arasındaki ilişkiye paralelolarak değişme gösterdiği ve söz konusu yardımların diğer ülkelere yapılan yardımlarlakarşılaştırıldığında eşit ve yeterli düzeyde olmadığı saptanmıştır. Buradan hareketleülkemizin AB' den geçmişten günümüze kadarki süreçte sağladığı mali destek, Türkiye'nin bu mali desteklerden ne ölçüde yaralandığı ve yaralanabileceği, güncel kaynaklarıve mali desteklerin kullanımı ile ilgili Türkiye' de nasıl bir yapılanmanın oluşturulduğuincelenmiş ve çıkan sonuç yorumlanmıştır.Anahtar Kelimeler: Avrupa Birliği, Avrupa Birliği Fonları, mali yapılanma, KOBİ,proje, mantıksal çerçeve matrisi.

Sedef Şahin
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2007
00
DoctorateOpen AccessTR

İktisat teorisinde enformasyon sorununa yönelik yaklaşımlar

Yüzyıldan daha uzun süredir iktisat teorisinde hâkim olan Neo-Klasik paradigmanın temeli mükemmel enformasyon varsayımına dayanmaktadır. Her ne kadar iktisat düşünürleri daha önceki yüzyıllarda enformasyon eksikliğinin iktisadi analizlerde yol açacağı sonuçlara işaret etse de Neo-Klasik paradigma çerçevesinde analizler mükemmel enformasyon varsayımına göre yapılmaktadır. Neo-Klasik paradigmanın egemenliği enformasyonun iktisadi analizlerde yer almasıyla birlikte çok daha fazla sürmeyeceğini çalışma içerisinde incelenen araştırmalarda görülmektedir. Yeni yüzyılla birlikte enformasyonun mükemmel olmadığı kabul edilmeye başlandığı ve anlayıştaki bu değişimin piyasa iktisadının temel karakteristiğini etkileyerek standart paradigmayla anlaşılması zor olan birçok iktisadi ve sosyal fenomenin açıklanmasını sağladığı görülmektedir. Çalışmada iktisadi düşüncede belirsizlik tartışmalarından yola çıkarak olarak mükemmel olmayan enformasyona dayalı yeni paradigmaya geçişin öncüleri olan asimetrik ve eksik enformasyon teorileri ile bu yeni paradigmanın iktisat teorisine olan katkıları incelenmektedir. Asimetrik enformasyona teorilerine dayalı olarak kurgulanan model çerçevesinde Türk bankacılık sektöründe kredi tayınlamasının varlığına ilişkin sonuçlar elde edilmesi de yeni ekonomi anlayışının incelenmesinin önemini göstermektedir.

AsimetrikAsimetrik enformasyonBankacılık+7
Erhan İşcan
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2010
00
DoctorateOpen AccessTR

Finansal liberalizasyonun gelişmekte olan ülkeler ve Türkiye üzerindeki etkileri

Finansal liberalizasyon, farklı nitelikteki kurumların faaliyetlerindeki sınırlamaların ve döviz kontrollerinin azaltılması veya kaldırılması; yabancı kuruluşların ulusal finansal sisteme girişlerindeki engellemelerin azaltılması ve finansal kazançlar üzerindeki yüksek oranlı vergile¬rin azaltılması gibi unsurları kapsamaktadır. Finansal liberalizasyon yaklaşımının esas olarak dayandığı McKinnon - Shaw hipotezine göre, finansal baskılamanın sonlanması ile finansal liberalizasyon politikalarının uygulanması sonucunda tasarruf ve yatırımlarda meydana gelecek artış sayesinde daha etkin kaynak dağılımı sağlanacak ve ekonomik büyüme hız kazanacaktır. 1970'li yıllarda gelişmiş ülkelerin gündeminde olan finansal liberalizasyon politikaları, 1980'li yıllarda GOÜ'de de uygulanmaya başlanmıştır. 24 Ocak 1980 kararları ile birlikte bu politikalar Türkiye ekonomisinde uygulamaya geçirilmiş ve birçok finansal reform gerçekleştirilmiştir. Bu çalışmanın amacı, 1980 sonrası dönemde Türkiye ve GOÜ'de uygulanan finansal liberalizasyon politikalarının ekonomik büyüme üzerindeki etkisini analiz etmektir. Çalışmanın giriş bölümünden sonraki ikinci bölümünde finansal liberalizasyon kavramı ele alınmış, finansal liberalizasyonla ilgili teorik yaklaşımlara ve bu teorilere yönelik eleştirisel yaklaşımlara değinilmiştir. Üçüncü bölümde Türkiye ekonomisinde finansal liberalizasyona yönelik olarak yapılan reformlar ve meydana getirdikleri sonuçlar üzerinde durulmuştur. Dördüncü bölümünde ise, Panel Veri yöntemi ile finansal liberalizasyon düzeyi ile ekonomik büyüme arasındaki ilişki modellenmiş ve elde edilen bulgular analiz edilmiştir. Son bölüm sonuç ve öneriler bölümüdür.Anahtar kelimeler: Finansal Liberalizasyon, Finansal Baskılama, McKinnon-Shaw Hipotezi, Ekonomik Büyüme, Gelişmekte Olan Ülkeler.

Ekonomik büyümeFinansal serbestleşmeGelişmekte olan ülkeler+4
Ayberk Nuri Berkman
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2011
00
DoctorateOpen AccessTR

Regülasyon teorileri ve finansal kriz perspektifinden değerlendirilmesi: 2008 krizi üzerine kantitatif bir değerlendirme

Regülasyonlar belirli sosyal amaçlara hizmet etmeyi hedefleyen yasal düzenlemelerdir. Ancak bazen sosyal amaçlardan çok özel grupların çıkarlarına hizmet edebilmektedir. Bu gerekçe ve amaçlar ne olursa olsun, regülasyonlar büyüme sürecinin temelini oluşturan dinamikleri ve kaynak dağılımını iyileştirerek ya da engelleyerek önemli makro ekonomik sonuçlar üretme potansiyeline sahiptir.İktisat yazınında regülasyonlarla ilgili tartışmalarda uzlaşma henüz sağlanamamıştır. Ancak genel düşünce, piyasalar regüle edilecekse bu regülasyonların serbest rekabet koşullarını oluşturmak amacıyla yapılması gerektiği yönündedir. 1980'lerden sonra yükselişe geçen serbest piyasa söylemlerinin etkisiyle 2000'li yıllarda dünya küresel bir görüntü sergilemektedir. Küreselleşmenin etkisini en hızlı gösterdiği alan ise finansal sektör olmuştur. Finansal piyasalarda yaşanan hızlı entegrasyon krizlerin bulaşıcılık etkisini de artırmıştır. Bu nedenle 1990'larda başlayan finansal krizlerin hızla diğer ülkelere yayıldığı gözlemlenmiştir.2007 yılına gelene dek yaşanan finansal krizlere, kriz deneyimleyen ülkelerin finansal piyasaları ve para politikaları ile ilgili düzenlemelerle çözüm bulunmaya çalışılmıştır. Ancak 2008'de yaşanan küresel kriz tüm dünyada finansal piyasaların regüle edilmesi konusunda bir fikir birliği oluşmasına neden olmuştur.Bu çalışmada uygulanan finansal regülasyonlar ile çıktıdaki büyüme oranı arasında bir ilişki olup olmadığı sorusuna cevap aranmıştır. Bu amaçla çalışmada öncelikle kamu müdahalesi, regülasyon ve kriz kavramları ile ilgili teorik, tartışmalara yer verilmiştir. Uygulama bölümünde ise 46 ülkenin 2000-2009 dönemine ait verileri regresyon analiz yöntemi ile test edilmiştir. Yapılan testlerde yüksek gelir grubuna dahil ülkelerde 2008 krizi sonrasında uygulanan finansal regülasyonların geliri artırıcı etkisi olduğu sonucuna ulaşılmıştır.

Ekonomik kriz 2008Finansal krizFinansal regülasyon+4
Özlem Öztürk
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2012
00
Master'sOpen AccessTR

İktisat ve ahlak

İktisat ve Ahlak adlandırmasına imkan veren bir sorunun doğuşu iktisadın bağımsız bir bilim statüsünü kazanmasıyla gerçekleşir. 17. Yüzyıldan itibaren Avrupa düşüncesinde ortaya çıkan felsefe ve bilim ayrışmasıyla beraber sanayi kapitalizmi ve liberalizm felsefesi, iktisat ve ahlak ilişkisinin sonraki yönelişinin temelini atmıştır. Doğa bilimlerinin öncülüğüyle gerçekleşen söz konusu ayrışma, ilk sistematik ifadesini Adam Smith?in Milletlerin Zenginliği eseriyle bulan iktisat bilimine doğa bilimlerinin yöntemsel karakterini miras bırakır. 19. Yüzyıl sonlarında Marjinalist dönüşüm, iktisat bilimine pozitif bilim sınırları içerisinde geniş bir ilerleyiş yolu açarken, ahlakın iktisat dışına itilmesine de neden olur. İktisat biliminin gelişimi, büyük ölçüde Neoklasik ekolün bilim, insan ve ahlak anlayışı altında gerçekleşmiştir. Homo economicus ahlakı etrafında gelişen iktisat kuramı, bireyin doğasını dar bir ahlak çerçevesine hapsetmiş; öte yandan, bir norm koyucu olarak ahlakın ekonomi açısından etkinsizliği inancı kuramsallaştırılmış ve dolaylı olarak homo economicus ahlakı idealize edilmiştir. Söz konusu egemen paradigma,özellikle 1980 sonrası Keynesçi iktisat anlayışının izlerinin iyice silindiği dönemde, neredeyse mutlak bir serbestlik fikrine dayalı spekülatif, suistimale açık bir finansal ekonomi yapısının gelişimine zemin hazırlar. Günümüzün finansal piyasa merkezli modern ekonomisi ve egemen iktisat doktrini, birbirlerinin varlığını sağlamlaştırmakta ve insanlığı büyük finansal krizlerle tehdit etmektedir. Bu açıdan çalışmanın ortaya koyduğu sonuç, ahlak olgusunun iktisat bilimi içerisinde etkinlik alanı bulabilmesinin, iktisatta paradigmal bir dönüşümü zorunlu kıldığıdır. Anahtar Kelimeler: Adam Smith, Bilimsel Yöntem, Keynes, Marjinalizm, Neoklasik İktisat.

Önder Karagözlü
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2013
00
Master'sOpen AccessTR

İllerin gelişiminde altyapı yatırımlarının önemi ve İller Bankası'nın rolü

İllerin gelişimine etki eden en önemli faktörlerden biri kentsel altyapı yatırımlarıdır. Çünkü kentsel altyapı yatırımları, doğrudan ve dolaylı etkileri ile illerin sosyo-ekonomik gelişimi üzerinde belirleyici olmaktadır. Doğrudan etki; içmesuyu, kanalizasyon, harita ve imar planı, katı atık gibi yatırımlarda kendini göstermektedir. Bunlar temel altyapı yatırımları olarak adlandırılarak, bir ilin yaşanılabilir hale gelmesine doğrudan katkıda bulunurlar. Dolaylı etki ise; üstyapı yatırımlarında ve altyapı yatırımlarının özel sektör yatırımlarına olumlu dışsallık sunmasında ortaya çıkar. Üstyapı yatırımlarının gerçekleştirilebilmesi için, öncelikli olarak altyapının sağlam olması gerekmektedir. Çünkü altyapının sağlam olmasından sonra, üstyapı yatırımlarında istenilen sonuçlara ulaşılabilir. Tüm bu yatırımlar tam olduğunda ise, özel sektör faaliyette bulunmaya başlayacaktır. Dolayısıyla altyapı yatırımları, farklı etki kanalları ile illerin gelişimine son derece önemli katkılarda bulunmaktadır. Kentsel altyapı yatırımlarının gerçekleştirilmesinde dünyada olduğu gibi Türkiye'de de esas sorumlu kurum belediyelerdir. Ancak birçok belediye teknik, mali veya personel yetersizliğinden dolayı bu yatırımları kendisi gerçekleştirememektedir. Bu durumda devreye İller Bankası girmektedir. Güçlü kurumsal kimliği ve yıllardır sahip olduğu tecrübeyle belediyelerin eksik olduğu alanlarda, onlara destek olmaktadır. Bu desteğin esas olarak, mali ve teknik olmak üzere iki ayağı vardır. Mali destek; yatırımların gerçekleştirilmesi için mali gücü yeterli olmayan belediyelere kredi açılmasında ve genel bütçe vergi gelirlerinden belediyelere aktarılan paylara Banka'nın aracılık etmesinde ortaya çıkmaktadır. Teknik destek ise; gerek ihale aşamasında, gerekse de yapılan işi kontrol eden teknik personel yoluyla kendini göstermektedir. Tüm bu değerlendirmelerden sonra çalışmanın ortaya koyduğu sonuç; altyapı yatırımları ile illerin gelişimi arasında paralel bir ilişki olduğu ve bu ilişkiye katkıda bulunan en önemli kurumun İller Bankası olduğudur. Anahtar Kelimeler: Altyapı Yatırımları, Üstyapı Yatırımları, İller Bankası, İllerin Gelişimi.

Alt yapıAlt yapı yatırımlarıKentsel gelişme+2
Erdem Selman Develi
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2014
00
Master'sOpen AccessTR

Kent ekonomisi ve gelişimi: Mersin örneği

Son yıllarda, küreselleşme olgusuyla birlikte ticarette yaşanan küresel düzeydeki rekabet, kentsel ekonomilerede hızlı bir şekilde yansımıştır. Küresel alana değişim rekabet öğesinin topluluklar açısından önemini artırmıştır.Rekabet kavramının, küresel boyutu kendini içselleştirerek minimalize olmuştur. Bunun en önemli örneğini kentsel üstünlüklerin ulusal ve uluslararası alandan aşağılara inmesi olarak gösterilmektedir.Mersin kentide tarih boyunca akdenizdeki önemini kullanarak rekabetini liman şehri olma sıfatını küresel alanda ileriye taşımak istemektedir. Tarım, turizm ve ticaret akışlarının iç içe geçmesiyle gelecekte bir liman kenti olarak kentsel kimliğinin ağırlık merkezinin hangi sektör olması gerektiği çalışmada belirtilmektedir.

Ekonomik gelişmelerGelişimKentler+3
Zekiye Dilay Ekiz
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2015
00
Master'sOpen AccessTR

Türkiye'de hazine taşınmazlarının ekonomik kalkınma üzerindeki rolü

Türkiye'nin iktisadi kalkınmasının sağlanmasının ve sürdürülebilir olmasının en temel şartı ülkenin sahip olduğu doğal, beşeri ve ekonomik kaynakların etkin biçimde kullanılmasıdır. Türkiye'de sürdürülebilir iktisadi kalkınmayı sağlayacak doğal ve ekonomik kaynaklardan olan hazine taşınmazlarının tamamının rasyonel, etkin ve verimli kullanımı vazgeçilmez bir unsurdur. Bu nedenle hazine taşınmazlarının kısa, orta ve uzun dönemli olarak ekonomiye kazandırılması gerekmektedir. Türkiye'de hazine taşınmazlarının ekonomiye kazandırılmasına yönelik yapılan işlemler: tahsis, kira, irtifak hakkı tesisi, satış ve ecrimisildir. Ancak, bu taşınmazların ekonomiye kazandırılmasına yönelik yapılan işlemler istenilen düzeyde değildir. Hazine taşınmazlarının yönetimi ve ekonomiye kazandırılmasına ilişkin yasal ve kurumsal değişiklik yapılması gerekmektedir. Bu değişikler ile birlikte yapılacak bir planlama doğrultusunda hazine taşınmazları ekonomiye kanalize edilmelidir. Böylelikle, hazine taşınmazları rasyonel, etkin ve verimli ticari yatırımlara konu edilerek ekonomiye kazandırılacak ve iktisadi kalkınmaya katkı sunacaktır. Bu çalışmada Türkiye'de hazine taşınmazlarının ekonomik kalkınma üzerindeki rolü tartışılacaktır.

Beşeri sermayeEkonomik kalkınmaEkonomik sermaye+6
Deniz Kara
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

Teknoloji, inovasyon ve ekonomik büyüme ilişkisi: Üst ve üst orta gelir gruplarındaki ülkeler üzerine bir inceleme

Teknolojik gelişmelerin başta ekonomik ve politik olmak üzere birçok yönü bulunmaktadır. Bugün ulaştığımız uygarlık ve refah düzeyi teknolojik alanlarda meydana gelen gelişmeler ışığında gerçekleşmiştir. Bu teknolojiler de icat ve inovasyonların meydana gelmesinde önemli bir etkendir. İcat ve inovasyonların birçok kaynağı bulunmasına rağmen, kamu ve sanayi işletmelerininin araştırma ve geliştirme labaratuvarlarının önemi yadsınamaz bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Bunun yanında teknolojik inovasyonlar karlılıkların artmasına, ekonomik anlamda büyümeye yol açmaktadır. Bir inovasyonun gerçekleştirilme maliyeti ve piyasaların bu inovasyona tepkileri ve bu inovasyona karşı gelebilecek dirençlerin önceden belirlenmesi oldukça güçtür. Buna ek olarak, teknolojinin yayılması ve benimsenmesinin alacağı zaman da farklılık göstermektedir. Bu çalışmada bilim, icat, teknoloji ve inovasyon kavramları ışığında teknolojinin geliştirilmesi, yayılım mekanizmaları ve bu süreçlerde kurumların rolü incelenmiştir. Bununla birlikte ülkeler arasındaki gelir eşitsizliğini açıklamak üzere öne sürülen Coğrafya Hipotezi, Kültür ve Cehalet Hipotezleri üzerinde durulmuştur. Ayrıca çalışmada, Neoklasik Büyüme kuramlarında, İçsel Büyüme modellerinde ve Evrimci iktisat teorisinde teknolojinin algılanma biçimleri tartışılarak inovasyonel teknolojinin önemli aktörleri ve inovasyonel teknolojinin ayırt edici özellikleri incelenmiştir. Bu çerçevede kamu kesimi, üniversiteler, araştırma kuruluşları ve Teknokent'lerin önemi ile seçilmiş ülkelerin teknoloji- inovasyon politikaları karşılaştırılarak Türkiye'nin teknoloji politikaları incelenerek çeşitli değerlendirmelerde bulunulmuştur. Son bölümde dünya sıralamasında üst gelir grupları ile üst-orta gelir grubundaki ülkeler esas alınarak inovasyon göstergeleri ve ekonomik büyüme arasındaki ilişki Panel FMOLS yöntemi Dumitrescu ve Hurlin (2012) Panel Nedensellik testi ile incelenmiştir. Elde edilen Panel FMOLS test sonuçlarına göre içsel büyüme modellerinde de vurgulandığı gibi beşeri sermaye, araştırma ve geliştirme giderlerine ayrılan pay, ihracat düzeyleri, patent başvuru sayısı ve doğrudan yabancı yatırımlar seçilmiş ülkelerin ekonomik büyümesini anlamlı ve pozitif yönde etkilemektedir. Dumitrescu ve Hurlin (2012) panel nedensellik test sonuçlarına göre GSYH ile Araştırma-Geliştirme Giderleri; beşeri sermaye ile Araştırma-Geliştirme Giderleri; Patent sayısı ve Araştırma-Geliştirme Giderleri ve ihracat ile Araştırma-Geliştirme Giderleri arasında çift yönlü ilişki bulunmaktadır.

BüyümeEkonomi politikalarıEkonomik büyüme+6
Esra Ballı
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2017
00
DoctorateOpen AccessTR

21. yüzyılda devletin ekonomide değişen rolü

21. yüzyılda neoliberal düşünce sistematiği içerisinde ilerlemesi beklenen dünya düzeni farklı bir yöne evrilmiştir. 20. yüzyılın sonlarına doğru Asya, Latin Amerika ve diğer bölgelerde yer alan gelişmekte olan ülkelerde yaşanan krizler, neoliberal modellere yönelik şüpheleri ve eleştirileri artırmıştır. 2000'li yılların başından itibaren Çin, Hindistan, Güney Kore, Tayvan, Singapur gibi Asya ülkelerin büyük atılımı bu bölgeye yönelik ilgiyi artırmıştır. Çünkü bu ülkeler IMF, WB gibi kapitalist kuruluşların önerdiği pür liberalleşme eğilimiyle başarı sağlamamış tam tersine "kalkınmacı devlet" modeliyle devlet müdahaleciliğinin doğru stratejilerle bir araya getirildiğinde ülkelerin çok önemli başarılar elde edilebileceğinin güzel bir örneğini sunmuşlardır. Asya kıtasında yaşanan bu yeni ekonomik paradigma, dünya ekonomisinin ağırlık merkezinin buraya doğru kaymaya başlamasına yol açan süreci de tetiklemiştir. Devlet müdahaleciliğinin 21. yüzyılda değişen rolünün şekillenmesinde etkili olan unsurların başında ABD'de yaşanan 2008 küresel finans krizi gelmektedir. Sebepleri ve sonuçları itibariyle 1929 buhranına benzese de buradan çıkan en önemli sonuç, Keynesyen iktisadın politika önermelerine mutlak anlamda olmasa da yeniden dönme eğiliminin ortaya çıkmasıdır. Sadece gelişmekte olan ülkelerde değil özellikle gelişmiş ülkelerde devlet; kurtarma paketleriyle batmakla karşı karşıya olan şirketleri kurtarmış, mali teşvikleri piyasaya sürmüş, düzenleyici ve denetleyici araçları uygulamaya koymuştur. Özellikle kriz sonrası dönemde devletin rolünün değişikliği en fazla merkez bankalarının mikro ihtiyati politikalar yerine makro ihtiyati politika hedeflerini benimsenmelerinde yaşanmıştır. Sistematik olarak krize yol açan finansal sistemin bir bütün olarak denetlenmesini içeren bu yeni yaklaşım devlete önemli görevler yüklemiştir. Krize karşı alınan bu önlemler alışıla gelen liberal devlet anlayışından oldukça farklı bir yapıyı işaret etmektedir. 2010'lu yıllardan itibaren ise küreselleşme olgusuyla birlikte korumacı önlemlerin ve ulus-devletlerin rollerini öne çıkaran bir döneme girilmiştir. 2010 yılında yaşanan borç krizinin etkilerinin giderilmeye çalışıldığı dönemde İngiltere'nin AB'den ayrılma kararı ve bunun diğer ülkeler üzerinde domino etkisi yaratma ihtimali, Ortadoğu'da yaşanan mülteci kriziyle birlikte gelişmiş ülkelerin ve Türkiye'nin göç konusundaki yeni konumları ve küresel göç yönetimine karşı gösterdikleri refleksler, 2016 yılında ABD Başkanı seçilen Donald Trump'ın milliyetçi ekonomi politikalarını birer birer uygulamaya koyması ve özellikle Çin'in kurlar üzerinden "ticaret savaşı" başlatmakla suçlanması üzerine Çin'e karşı dış ticarette yüksek koruma önlemleri alması, Çin'in de buna misilleme yapması, bir yanda serbestleşme eğilimlerinin sürdürülmesi gerektiğine yönelik inanç diğer yanda bu söylemlerin tersi yönde uygulanan politikaların yol açtığı çoklu küresel dengeler, devlet mülkiyetli şirketlerin uluslararasılaşması yönünde yeni trendlerin öne çıkması, eşitsizliğin, nüfus sorunsalının ve iklim değişikliğinin küresel sorun hâline gelmesi karşısında devletin, küreselleşme çağında sanılanın aksine daha fazla önem çıkmasına neden olmuştur. Türkiye özelinde ise 2017 yılından itibaren geçilen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ile ekonomide teknoloji, enerji, ulaştırma, sanayi, bankacılık ve daha birçok sektörü içine alan yapısal dönüşümler, devletin ekonomik rollerini daha kritik hâle getirecek şekilde öne çıkmıştır. Bu gelişmeler bağlamında neoliberal küreselleşme çağında devletin rollerinin azaldığı yaklaşımının sadece söylem düzeyinde kaldığı dolayısıyla ulus-devletlerin ekonomik rollerinin dünya ekonomisinde farklı formlar altında hâlâ baskın olduğu, ülke deneyimleri ışığında güncel ekonomi-politik gelişmeler dikkate alınarak ortaya konulmaya çalışılmıştır.

21. yüzyılDevletDevlet müdahalesi+4
Orhan Cengiz
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2018
00
Master'sOpen AccessTR

Bölgesel kalkınma ve Çukurova örneği

Geçmişten günümüze, bölgesel dengesizlikler bütün ülkeler için sorun teşkil etmiştir. Bölgesel Kalkınma Yaklaşımı, özellikle 2. Dünya Savaşı'ndan sonra, çok sayıda ülkenin ekonomi politikalarında yer almıştır. Az gelişmiş, gelişmekte veya gelişmiş olan çok sayıda ülkenin bölgeleri arasındaki mevcut kalkınma farklılıkları, ülkeleri bu farklılıkları gidermeyi sağlayacak veya minimum düzeye indirecek çalışmalar yapmaya itmiştir. Bu sebeple ülkeler, mevcut potansiyellerini iyi analiz edip, bu potansiyellere uygun çözümler üretmeye başlamışlardır. Ülkeler, sosyoekonomik ve kültürel özelliklerine göre farklı bölgesel kalkınma stratejileri uygulamaktadır. Bu çalışmada, geri kalmış bölgelerin potansiyellerini ortaya çıkarmak adına, vergisel teşvikler, kalkınma ajansları, girişimcilik, kooperatifçilik, inovasyon, Ar-Ge ve turizm gibi bölgesel kalkınma araçlarının ve faaliyetlerinin kalkınma farklılıklarını gidermeye yardımcı faaliyetler olduğu saptanmıştır. Çalışmanın Bölgesel Kalkınma ve Çukurova Bölgesi kısmında, Çukurova Bölgesi'nde yer alan Mersin, Adana ve Osmaniye illeri üzerinden bölgenin kalkınma seviyesi, sosyal ve ekonomik yapıları ile ilgili veriler doğrultusunda tespit edilmeye çalışılmıştır. Elde edilen bilgiler, mukayeseli üstünlük yaklaşımı çerçevesinde değerlendirilmiştir. Üç ildeki öne çıkan sektörler belirlenmiştir. Çukurova Bölgesi'nin kalkınma düzeyini arttıracak öneriler sunulmuştur. Bu doğrultuda yapılacak çalışmalar sonucunda bölgenin, Marmara Bölgesi'ne alternatif bölge olacağı sonucuna ulaşılmıştır.

Bölgesel kalkınmaEkonomik kalkınmaKalkınma+3
Gökçe Durmaz
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
Master'sOpen AccessTR

Feminist iktisat ve kadının ekonomik konumuna eleştirisel bakış

Bu çalışmada kadının ekonomik konumuna feminist iktisat aracılığıyla değinilmiştir. Çünkü Feminist iktisat, iktisadı yalnızca erkeklerin bakış açısını kapsayacak bir bilim olarak gösteren ve kadınları ikincilleştiren yaklaşımlara ek olarak kadınların iktisadın dışına iten farklı bütün yaklaşımları kapsayacak şekilde iktisat yazınının zenginleştirilmesini savunmaktadır. Başta ana-akım iktisadın ve diğer yaklaşımların dâhilinde kadın emeği çalışmalarda gözükmemiş ve kadınların yer almadığı modeller üzerinde durulmuştur. Bu bağlamda bu tezin amacı, literatüre giren bu kavramı açıklamak ve feminist iktisat açısından kadının ekonomik konumunu eleştirmek ve çözüm önerileri sunmaktır. Dünyada kadın iş gücünün istihdamı gün geçtikçe artmaktadır. Fakat, kadınlar iş hayatında cinsiyet ayrımcılığı, ücretlerde eşitsizlik, uzun saatlerde çalıştırılma, cinsel taciz gibi birçok sorunla karşı karşıya gelmektedir. Bu sorunları çözmek ve toplumsal refahı sağlamak için "hükümetler", "sendikalar" ve "uluslar arası örgütler" politikalar geliştirmiş olup, günümüzde de çalışmalara devam etmişlerdir. Bu çalışmanın ilk bölümünde kadın ve ekonomi ilişkisine, ikinci bölümde feminist iktisat kavramının tanımı, ortaya çıkışı, sağlayabileceği yararlar ve eleştirilerine ve son bölümde ise Türkiye'de kadının çalışma hayatı feminist bakış açısıyla incelenip, feminist iktisada yönelik ileride yapılması gerekenlere değinilmiştir. Anahtar Kelimeler: Feminist iktisat, ana-akım iktisat, kadın iş gücü

EkonomiEkonomik hayatEkonomik kararlar+5
Özlem Erbey
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Şehir ekonomilerinin küreselleşme dinamikleri

Küreselleşme ile birlikte dünya ekonomisi köklü bir değişim ve dönüşüm süreci geçirmiş ve tarihin her döneminde değişimin merkezi konumundaki şehirler de süreçten payını almıştır. Küreselleşme sonucu ulus devletin geri plana düşmesi, sermayenin aşırı birikimi ve bilgi toplumunun ön plana çıkması şehirlerin dönüşümüne zemin hazırlamıştır. Böylece ortaya, rekabeti esas alan ve mekânın kullanımını piyasa kurallarına göre belirleyen şehirler çıkmıştır. Bu dönüşüm, şehirlerin küreselleşme perspektifinden bakmasına neden olmuş ve "küresel şehir" kavramı ortaya atılmıştır. Buna göre uluslararası ticaret ve finans merkezi olan küresel şehirlerin ilk özelliği; dünya ekonomik düzeninin kontrol merkezi haline gelmeleridir. İkinci özelliği dünyanın önde gelen finans ve hizmet sektörünün kritik üretim noktaları olmalarıdır. Üçüncü özellikleri piyasada lider endüstrilerin yenilikçi üretim mekânları durumuna gelmeleri ve dördüncüsü ise imal edilen yeni ürünlerin pazar yerleri haline dönüşmesidir. Bu dört fonksiyon, şehirlere geniş kaynakları kontrol edebilme gücü kazandırmakta ve şehirler ekonomik, siyasi ve sosyokültürel açıdan temel aktörlere dönüşmektedir. Bu şehirleri farklı kılan en büyük özellikleri, fonksiyonlarını bir ağ sistemi içerisinde faaliyete geçirmeleridir. Hiyerarşik bir sıralamaya tabi tutulan bu ağ sistemi içerisindeki şehirlerin, ekonomik güçleri, yenilikçi özelikleri, ulus ötesi politik rolleri, uluslararası bilgi dolaşımındaki payları, beşeri sermaye potansiyeli, kültürel gelişmişlik düzeyi ve yaşam kalitesi gibi özellikleri hiyerarşik ağ içindeki konumlarında belirleyici olmuştur. Bu çalışma tüm bu temellere dayandırılarak küresel şehir ağları ile birbirine bağlanan şehirlerin küreselleşme dinamiklerinin benzeşmesi varsayımlarından yola çıkmaktadır. Bu bağlamda 2015-2018 dönemine ait veriler ile hiyerarşik sıralamadaki ilk 40 şehrin küresel şehir dinamiklerinin bir ağ içerisinde çalışması ve bu nedenle zaman içinde yakınsaması varsayımından yola çıkılarak, 16 değişken incelenmiştir. Bu değişkenlerin altısı ekonomik, ikisi yenilik, üçü kültürel, ikisi yaşanabilirlik, biri çevresel ve ikisi de ulaşılabilirlik yönünden şehirleri yansıtmaktadır. Sonuçlara göre küresel şehirlerin ekonomik, Ar-Ge ve kültürel özellikleri küresel şehir ağı içerisinde çalışan bu şehirlerde benzerlik göstermektedir. Ancak küresel şehirler yaşanabilirlik, ulaşılabilirlik ve çevresel özellikler açısından benzerlik taşımamaktadır. Elde edilen bulgular, şehirlerin hiyerarşik düzende küresel coğrafi konumunun belirlenmesi, buna göre rekabet gücü ve potansiyeli planlama sürecinin düzenlenmesi bakımından önem arz etmektedir. Anahtar kelimeler: Küreselleşme, küresel şehir, yakınsama.

EkonomiEkonomi politikalarıKüreselleşme+2
Gürçem Özaytürk
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2019
00
DoctorateOpen AccessTR

Dünya ekonomisinde ana dönüşümler ve gelecek: 1500 ve sonrası

1500 yılında Asya, bölgesel anlamda dünyanın en güçlü ekonomisi olarak ön plana çıkarken, Asya'ya bu gücü kazandıran en büyük iki ekonomi ise Çin ve Hindistan'dır. Ancak dünyanın geri kalanına kıyasla çok daha gelişmiş bir ekonomiye sahip olan bu bölgenin, Coğrafi Keşiflerin de etkisiyle yavaş yavaş gücünü kaybetmeye başladığı görülmektedir. Bu keşifler ve sonrasında ortaya çıkan sömürgecilik hareketleri nedeniyle Asya, Afrika ve Amerika Kıtaları, Avrupalıların kontrolü altına girmiştir. Asya'dan ipek, pamuk ve baharat; Afrika'dan köle ve değerli madenler; Amerika'dan ise altın, gümüş ve gıda maddeleri, özellikle Portekiz, İspanya, İngiltere, Hollanda ve Fransa aracılığıyla Avrupa'ya taşınmıştır. Bu sayede dünya ekonomisinin merkezi de Asya'dan Avrupa'ya kaymıştır. Bu süreçten en çok kazançlı çıkan ülke ise İngiltere olmuştur. 18. yüzyılın sonlarına doğru ortaya çıkan Sanayi Devrimi sayesinde, İngiltere dünyanın en güçlü ekonomilerinden biri haline gelmiştir. Önce Kıta Avrupa'sına daha sonra ise Amerika'ya yayılan Sanayi Devrimi, başta Amerika olmak üzere birçok ülkenin gelişmesine katkı sağlamıştır. İngiltere'de Sanayi Devrimi'nin ortaya çıktığı dönemlerde bağımsızlığını kazanan Amerika, sanayi yatırımları sayesinde sonraki yüz yıl boyunca hızlı bir şekilde büyümüştür. 1914 yılında patlak veren 1. Dünya Savaşı'ndan sonra Avrupa ülkelerini ekonomik anlamda zor günler beklerken, Amerika ise bu süreçten güçlenerek çıkmıştır. Ancak tüm bu ekonomik gücüne rağmen 1929 yılında yaşanan Büyük Buhran'dan en çok etkilenen ülkelerden biri olan Amerika, 2. Dünya Savaşı ile birlikte tekrar eski gücüne kavuşmuştur. Böylece Sanayi Devrimi ile birlikte dünya ekonomisinin merkezi Asya'dan Avrupa'ya kayarken, özellikle 20. yüzyılın ikinci yarısı ile birlikte bu güç artık Amerika'ya geçmiştir. 21. yüzyıla gelindiğinde ise Amerika, hâlâ dünyanın en güçlü ekonomisidir. Ancak, özellikle teknoloji yatırımları sayesinde hızlı bir şekilde büyüyen Asya ülkeleri, Amerika merkezli dünya ekonomisindeki hâkimiyetin yüzyıllar sonra tekrar Asya'ya kaymasının çok da uzak bir ihtimal olmadığını gösteriyorlardı. Özellikle son yirmi yılda yaptığı yatırımlarla önemli sektörlerde dışa bağımlılığı azaltmaya çalışan, sanayi üretimini artıran ve teknoloji yatırımlarını hızlandıran Türkiye ise bu sayede bölgenin en güçlü ekonomilerinden biri haline gelmiştir. Ancak Türkiye sadece kendi bölgesinin değil aynı zamanda dünyanın en güçlü ekonomilerinden biri olmak için çabalamaktadır. Mevcut şartlarda bu hedefinden uzak gibi görünen Türkiye'nin, uzun vadede ise bu hedefe ulaşacağı tahmin edilmektedir. Anahtar Kelimeler: Dünya Ekonomisi, Dönüşüm, Merkantilizm, Coğrafi Keşifler, Sanayi Devrimi, Teknoloji, 21. Yüzyıl.

Coğrafi keşiflerDönüşümEkonomi+5
Erdem Selman Develi
Çukurova University · Institute of Graduate Studies in Social Sciences
2020
00

Other supervisors