Prof. Dr. Murat Kaya danışmanlığındaki tezler
15 tez · Düzce University, Aksaray University
Evisserasyon yapılan gözlere yerleştirilen meshin vaskülarizasyonunun ve yerleşiminin radyolojik görüntüleme yöntemleriyle gösterilmesi
Evisserasyoncerrahisi günümüzde aynı seansta implant yerleştirilmesi tekniği ile gerçekleştirilmektedir.Gelişen teknoloji ile oftalmoloji pratiğinde ideal göz içi implantla ilgili araştırmalar devam etse de yapılan uygulamanın doğası gereği göz yapıları üzerinde çeşitli etkiler ortaya çıkmaktadır. Bu çalışmadaki amacımız, implant olarak mesh yerleştirilienevisserasyon cerrahisinin ardından göz dokularının kan akımı ve anatomikboyutlarının incelenmesidir. Çalışmamıza evisserasyon endikasyonu konulmuş ve mesh ile opere edilmiş 13 hastanın 13 gözü ve yaş-cinsiyet uyumlu 13 gönüllü bireyin sağlıklı 13 gözü dahil edilmiştir. Evisserasyon grubundaki olgulara kornea eksizyonlu mesh implant yerleştirilenevisserasyon cerrahisi uygulanmıştır. Tüm olgulara 1.ayda kontrastlı orbitanın Manyetik Rezonans (MR) ve Renkli Doppler Ultrasonografi(RDUS) tetkikleri yapılmıştır.Takip sonunda, evisserasyonuygulanan olguların MR görüntülemesinde medialrektus çapı (MRD) ve optik sinir başının vertikal mesafesi (ONV)değerlerinde anlamlı fark izlenmiş olup diğer parametrelerde fark izlenmemiştir. Aynı grupta, RDUS sonuçlarına genel olarak bakıldığında sadece bir hastamızda kan akımı izlenirken diğer hastalarımızda özellikle mesh etrafında kan akımı saptanmadı. Mevcut sonuçlara göre evisserasyon cerrahisi sonrası genel olarak sağlıklı gözlerle MR görüntülemede anlamlı fark saptanmamıştır. Sonuçlarımızın, geniş kitlelerde farklı hasta gruplarıyla araştırılıp teyit edilmesi gerekmektedir.
Dermatoşalazis olgularında blefaroplasti operasyonu ile ekstrakte edilen göz kapağı cilt dokularının histopatolojik incelenmesi
Amaç: Dermatoşalazisin cilt ve cilt altı dokudaki histopatolojik değişikliklerinin tanımlanması ve botulinum toksininin cilt ve cilt altı bağ doku konfigürasyonuna etkisinin incelenmesi. Gereç ve Yöntem: Çalışma Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Göz Hastalıkları Kliniği'nde Haziran 2022-Haziran 2023 tarihleri arasında yürütüldü. 19 dermatoşalazis hastasının 19 gözüne ait dermatoşalazis eksizyon materyalleri (dermatoşalazis grubu) ve blefarospazm nedeniyle göz kapağı botulinum toksin A (BTx-A) enjeksiyonu tedavisi uygulanan ve aynı zamanda dermatoşalazisleri olan 14 hastanın 14 gözüne ait dermatoşalazis eksizyon materyalleri (botoks ve dermatoşalazis grubu) histopatolojik olarak incelendi. Bu patolojilere sahip olmayan farklı endikasyonlarla sağlam sınırla kapak dokusu rezeke edilen 8 hastanın normal cilt dokularına ait eksizyon materyalleri (kontrol grubu) histopatolojik olarak incelenerek kontrol grubunu oluşturdu. Histopatolojik olarak makrofaj sayısı, en geniş lenfatik damar çapı, fibroblast sayısı, kollajen yüzdelerine; Western Blot yöntemi ile kollajen 1 düzeylerine bakıldı. Her hastanın opere edilen iki gözünden biri random olarak seçilerek çalışmaya dahil edildi. Bulgular: Makrofaj sayısı dermatoşalazis grubunda (10,37±5,94) diğer iki gruba göre istatistiksel anlamlı yüksek izlendi. (p=0,031) (botoks ve dermatoşalazis grubunda 5,86±5,17; kontrol grubunda 5,63±3,66) Botoks ve dermatoşalazis grubunda bakılan makrofaj değerleri istatistiksel anlamlı olarak daha düşük ve kontrol grubuna yaklaşmış bulundu. En geniş lenfatik damar çapı dermatoşalazis grubunda (0,348±0,173) diğer iki gruba göre istatistiksel anlamlı yüksek saptandı. (p<0,001) (Botoks ve dermatoşalazis grubunda 0,194±0,132, kontrol grubunda 0,085±0,076). Ayrıca dermatoşalazis grubuna göre botoks ve dermatoşalazis grubunda perivasküler lenfosit sayısı grade'i düşme ve kontrol grubuna yaklaşma meylinde idi. Kontrol grubunda G0 ve düşük grade'li hasta sayısı diğer iki gruba göre istatistiksel anlamlı fazla idi. Dermatoşalazis grubunda yüksek grade'li hasta sayısı (G2 ve G3), botoks ve dermatoşalazis grubuna göre anlamlı yüksekti. (p=0,011) Western-Blot analizi sonucunda botoks ve dermatoşalazis hastalarında, dermatoşalazis grubuna kıyasla kollajen 1 seviyeleri istatistiksel anlamlı düşük izlendi. (p<0.05) Sonuç: Btx-A uygulamasının dokuda histopatolojik düzeyde inflamasyonu baskılayıcı ve fibrozisi azaltıcı etkileri olduğunu öngörmekteyiz. Daha geniş ve daha iyi standardize edilmiş hasta grupları ile yapılacak daha uzun dönem klinik çalışmalarla sonuçlarımızın teyit edilmesi gerekmektedir. ANAHTAR SÖZCÜKLER: Dermatoşalazis, blefaroplasti, blefarospazm, botulinum toksin, histopatoloji, western-blot
Retina ven dal tıkanıklığında intravitreal bevacizumab enjeksiyonunun etkinliğinin retrospektif olarak değerlendirilmesi
Amaç: Retina ven Dal tıkanıklığında Bevacizumab ve Ca Dobesilat etkinliğinin ; görme keskinliği ve makula ödeminindeki gerileme üzerindeki etkinliğinin karşılaştırılması.Gereç ve yöntem: Çalışmamızda Düzce Üniversitesi Tıp Fakültesi Araştırma Uygulama Hastanesi Göz Hastalıkları Anabilim Dalı Polikliniğinde Ocak 2009-Mayıs 2012 tarihleri arasında Retina ven Dal tıkanıklığı tanısı konulan hastaların dosyaları retrospektif olarak değerlendirildi. Hastaların görme keskinliği makular kalınlık degerleri tedavi öncesi 1. ay 3. ay ve 6. ay değerler ile karşılaştırıldı.Bulgular: Çalışmamıza 31 hastanın 31 gözü dahil edildi. Hasta ların yaş ortalaması 62 ± 7 yaş (43-80 yıl). 31 hastanın 20 tanesi kadın 11 tanesi erkekdi. Tedavi sonrasında intavitreal bevacizumab uygulanan grupta görme keskinliği değerleri 1. 3. Ve 6. ayda tedavi öncesi degerlere göre anlamlı iyileşmeler saptandı . makular kalınlık tedavi öncesi 528± 128.?m degerlerinden 6. ayda 439 ± 138 ?m degerlerine düşmüştür.Sonuç: Retina ven dal tıkanıklığına bağlı maküla ödemi tedavisinde intravitreal bevacizumab enjeksiyonunun erken dönemde etkili ve güvenilir olduğu düşünüldüAnahtar kelimeler: Retina ven dal tıkanıklığı, Bevacizumab
Diplopod vücut segmentlerinden 3 boyutlu kitosan üretimi ve biyoteknolojil uygulamaları
Ticari olarak elde edilen kitin ve farklı kaynaklardan izole edilen kitin (mantar, böcek, yengeç, karides ve kerevit) toz, granül veya yaprak şeklinde literatürde rapor edilmiştir. Üç boyutlu (3D) olarak üretilen kitinin ise sadece süngerden elde edildiği bilinmektedir, fakat üç boyutlu kitosan henüz rapor edilmemiştir. Bu çalışmada, diplopod olarak bilinen kırkayakgillerden bir türün (Julus terrestris) gövde segmentlerinin yapısı korunarak halka şeklinde ilk kez 3D kitin ve kitosan üretilmiştir. Elde edilen 3D kitin ve kitosan halkaların FT-IR, SEM, TGA, XRD ve Elemental Analiz cihazları kullanılarak karakterizasyonu yapılmıştır ve kitosanın molekül ağırlığı belirlenmiştir. Karakterize edilen 3D kitin ve kitosan ticari kitin ve kitosan ile karşılaştırılmıştır. Elde edilen kitosan halkaların asetik asitte (% 1'lik) çözünmesiyle elde edilen kitosan çözeltisi; plazmid DNA etkileşimi, antitümör aktivitesi ve antimikrobiyal aktivitesini belirlemek için kullanılmıştır. J. terrestris' den elde edilen kitosan çözeltisi plazmid DNA ile etkileşimi için farklı konsantrasyondaki çözeltilerin (0.04, 0.4 ve 4mg/mL) konsantrasyonu arttıkça tutma kapasitesini artırdığı gözlenmiştir. Elde edilen kitosan çözeltisi HeLa ve L929 hücre hatları üzerine, düşük sitotoksisitesi ve antiproliferatif aktivitesinin yüksek olduğu gözlenmiştir. J. terrestris' den elde edilen kitosanın antimikrobiyal aktivitesi 12 mikroorganizma üzerine araştırılmıştır ve yaygın olarak bulunan insan patojeni Staphylococcus aureus için yüksek inhibisyon (15.6±1.154mm) gösterdiği belirlenmiştir.
Kelebeğin (Argynnis pandora) kanat ve gövdesinden kitin eldesi ve fizikokimyasal karakterizasyonu
Bu çalışma, bir kelebek türünün (Argynnis pandora) kanatları ve kanatları hariç diğer vücut kısımlarından izole edilen kitinlerin fizikokimyasal özelliklerindeki farklılıkları ortaya koymak için gerçekleştirilmiştir. Kelebeğin, seçilen her iki vücut bölgesinden deaynı izolasyon metodu kullanılarak kitin ekstre edilmiştir. Kanatların kitin içeriği (%22) diğer vücut kısımlarından (%8) daha yüksek olarak kaydedilmiştir. İzole edilen kitin numuneleri FT-IR, TGA, XRD, SEM ve elementel analiz teknikleri aracılığıyla karakterize edilmiştir. Karakterizasyonun sonuçlarında ise her iki vücut yapısının kitinleri, yüzey morfolojileri hariç diğer sonuçların çok benzer olduğu gözlenmiştir. SEM sonuçları ise kanattan elde edilen kitinin tek bir yüzey morfolojisine sahip olduğunu gösterirken diğer vücut kısımları için dört farklı yüzey morfolojisi gözlenmiştir. Bu sonuçlara göre kitinin yüzey morfolojisinin, canlının vücut kısımları ile büyük ölçüde bağlantılı olduğu hipotezine varılmıştır
Mantardan (trıcholoma terreum) elde edilen su ekstraktı ile kitosan temelli yenilebilir film eldesi ve karakterizasyonu
Bitki özleri ve hayvansal ürünler, kitosan temelli biyobozunur film üretmek için katkı maddesi olarak kullanılmıştır fakat mantar ekstraktı katkılı kitosan film üzerine yapılmış hiçbir çalışma yoktur. Bu çalışmada, ilk kez kitosan bazlı film üretiminde, yüksek fenolik bileşikleri ile yenilebilir bir mantardan (Tricholoma terreum) elde edilen su ekstraktı kullanılmıştır. FT-IR analizi sonuçları, mantar ekstraktının kitosan filme başarıyla eklendiğini ortaya çıkarmıştır. Mantar ekstraktının eklenmesi, kitosan filmin elastikliğini, hidrofobikliğini, antioksidan ve antimikrobiyal aktivitesini arttırmıştır. Ayrıca, elde edilen kitosan-mantar ekstraktı filmin anti-quorum sensing ve antimikrobiyal aktiviteleri yaygın olarak kullanılan bir antibiyotik olan gentamisinden çok daha yüksek bulunmuştur. Ayrıca, mantar ekstraktının kitosan filme dahil edilmesi, filmin saydamlığını ve termal stabilitesini azaltmıştır. Tüm bu sonuçlar, kitosan-mantar ekstraktı filmin, biyobozunur olmayan, kanserojenik petrol bazlı polimerik filmlerin yerine ambalajlama teknolojisinde kullanılabileceğini desteklemektedir.
Deniz örümceklerinden ilk kez kitin yapının izolasyonu ve detaylı karakterizasyonu
Selülozdan sonra doğada en bol bulunan biyopolimer olan kitin, biyolojik faaliyetleri, endüstriyel (tekstil, kâğıt yapmak vd.) ve biyomedikal (ilaç ve gen salımı, yara iyileşmesi vd.) uygulamaları nedeniyle ekonomik bir değere sahiptir. Literatürdeki bulunan çalışmalarda deniz örümceklerinden kitin elde edilmesi ile ilgili hiçbir çalışmada bulunmamaktadır. Bu çalışmada, kitinin eklem bacaklılar şubesine ait olan Pycanogonid littorale ve Borenymphon abyssorum deniz örümceklerinden ilk kez izole edilmiştir. Yapılan çalışmada, asit ve alkali konsantrasyonlarının çeşitli kombinasyonlarını kullanarak P. littorale ve B. abyssorum'dan kitin izole edilmiştir. Ekstrakte edilen kitin örnekleri Fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopisi (FT-IR), termogravimetrik analiz (TGA), X-ışını difraktometresi (XRD), taramalı elektron mikroskobu (SEM) ve elemental analiz yöntemleri ile karakterize edilmiştir. Bu karakterizasyon sonuçları, deniz örümceklerinden elde edilen kitinlerin de diğer Crustacea sınıfı gibi alfa forma sahip olduğunu ortaya koymuştur. Sonuç olarak bu çalışma ile ilk kez deniz örümceklerinden kitin elde edilerek detaylı karakterizasyonu yapılmıştır. Kitin içerikleri P. littorale için %50.42 ve B. abyssorum için %40.23 olarak belirlenmiştir. Bu canlıların kitin içeriği diğer canlılara göre oldukça yüksek olarak kaydedilmiştir. Literatürde böcek ve kabukluların (yengeç, kerevit, ıstakoz) kitin içerikleri genellikle %20 civarında (%10 ila %40) rapor edilmiştir. SEM sonuçları, elde edilen kitinlerin yüzey morfolojisi hem fiberli hem de porlu ve pürüzlü bir yüzeye sahip olduğunu göstermiştir. Elemental analizi sonucu B. abyssorum ve B. abyssorum %N değerleri (%5.88 ve %6.77) olarak hesaplanmış ve değerlerin birbirine yakın olduğu gösterilmiştir. Elde edilen N değerleri ticari kitinine yakın olduğu rapor edilmiştir. Bu çalışmada, deniz örümceklerinden elde edilen kitinin gıda, ilaç, atık su arıtımı vb. endüstride alternatif bir kitin kaynağı olarak kullanılabilirliği ön görülmektedir.
Dermestes ater pupasından elde edilen kitosanın deri kanseri üzerine etkisi
Kitin β- (1 → 4) bağlantılı iki N- asetil D Glukozamin birimlerinden meydana gelen polisakkarit esaslı bir biyopolimerdir. Selülozdan sonra dünya genelinde en bol bulunan polimerdir. Kitosan ve türevleri; antikanser, toksik olmama, biyolojik olarak parçalanabilirlik, antioksidan, biyouyumlu, antimikrobiyal özellikleri sayesinde tıp alanında yaygın olarak kullanılmaktadır. Dermestes ater, Dermestidae ailesine ait bir böcek türüdür. Siyah larder böceği olarak da bilinen bu böcekler hayvansal kaynaklı organik maddeyle beslenirler. Melanom, bilinen adıyla cilt kanseri yüksek ölüm oranına, yüksek çoklu ilaç direncine ve düşük hayatta kalma oranına sahip bir kanser türüdür. Yapılan bu çalışmada, belirli oranlarda asit ve alkali muamelesi yapılarak D. ater böceği pupa kabuğundan kitin izole edilmiştir. İzole edilen kitin örnekleri termogravimetrik analiz (TGA), taramalı elektron mikroskobu (SEM), X-ışını difraktometresi (XRD), Fourier dönüşümlü kızılötesi spektroskopisi (FT-IR) ve elemental analiz yöntemleri ile karakterize edilmiştir. Karakterize işleminden sonra kitin yapısından kitosan eldesi gerçekleştirilmiştir. Elde edilen kitosan da FT-IR, XRD, SEM, TGA ve elementel analiz yöntemleri ile karakterize edilmiştir. Bu karakterizasyonların sonucunda, elde edilen kitin ve kitosanın literatürde ki veriler ile eş değer oranlarda olduğu ortaya koyulmuştur. Bu çalışmada Dermestes ater pupasından kitin ve kitosan elde edilerek detaylı karakterizasyonu yapılmıştır. Ayrıca elde edilen kitosan A-375 ve L929 hücre hatlarına uygulanarak cilt kanseri ve sağlıklı fare fibroblast hücrelerinin canlılığı etkisi belirlenmiştir.
Priapulus caudatus'tan doğal ince kitin film üretilmesi ve karakterizasyonu
Kitin çeşitli alanlarda yaygın olarak kullanılan, selülozdan sonra en bol bulunan polisakkarittir. Eklem bacaklılar, yumuşakçalar, halkalı solucanlar, sünger, alg, mantar ve mercan gibi çeşitli canlıların farklı yapılarında bulunmaktadır. Doğada bulunan kitin formları üç çeşittir: α, β ve γ formları. Kitin toksik olmama, biyobozunabilirlik, biyouyumluluk, antimikrobiyal ve antioksidan özellikleri sayesinde su arıtma, tekstil, ilaç, gıda ve tarımda yaygın kullanım alanlara sahiptir. Kitin ve türevlerinden üretilen biyobozunur filmler, endüstrideki en önemli ürünlerden biridir. Bu çalışmada, Priapulus caudatus (P. caudatus) türünün direk vücut bütünlüğü korunarak tamamen doğal ince kitin film elde edilmiştir. Bu canlının vücut içeriğindeki kitinin hangi forma ait olduğu bilinmemekteydi fakat bu çalışma ile ilk kez elde edilen kitinin beta forma ait olduğu yapılan karakterizasyonlar sonucu belirlenmiştir. P. caudatus türünden elde edilen ince kitin filmin fizikokimyasal özellikleri FT-IR, TGA, XRD, SEM ve elemental analiz teknikleri kullanılarak belirlenmiştir. Ayrıca MTT analizi ile sitotoksik olmadığı ortaya konmuştur. Bu çalışmanın sonucunda, izole edilen doğal ince kitin filmin yüzey morfolojisini, termal kararlılığını, kristallinitesi ve içerdiği elementlerin oranlarını belirlenmiştir. Elde edilen doğal kitin film ileriye yönelik pek çok alanda kullanılabilecektir.
Plaxiphora aurata'nın farklı vücut yapılarından kitin izolasyonu ve karakterizasyonu
Molluska filumunun kitin çalışmaları çoğunlukla çift kabuklu gastropod ve kafadanbaçaklılara odaklanmıştır. Polyplacophora eski yumuşakça grubu olmasına rağmen, bu organizmaların kitin üzerine çok az çalışma yapılmıştır. Bu az sayıdaki çalışmalarda incelenen vucut kısımlarına bağlı olarak kitin tiplerinin (alfa veya beta) ilişkin sonuçlar verilmiştir. Bu çalışmada bu tartışmayı çözmek için bir kiton türünün (Plaxiphora aurata) üç farklı vucut kısmından (iskelet, kuşak ve radula) kitinin 3D yapısını koruyarak inceledik. TGA ve FTIR sonuçlarımıza göre kiton iskeletin ve kuşağın tipik sinyali beta kitin, radulanın ise tespid edilen sinyali alfa ve bata kitinin tipik sinyaller arasında olduğu görülmektedir. Tüm kitonun gövdesinin kuru ağırlığının kitin içeriği %27,82 olarak kaydedilmiştir. Ayrıca kitinin özeliklerini acıklamak için XRD, SEM ve elementel analiz yapılmıştır. Elde edilen verilere göre kitonlardan izole edilen kitinin nono fiber yapısından dolayı gıda, kozmetik, medikal ve biyomuhendislik alanlarında kulanım potensiyeline sahiptir. Ayrıca yüksek kitin içeriği nedeni ile ticari kitine alternatif olarak değerlendirilebilir.
Azotlu gübrelerin kontrollü salınımı için kitosan kullanımı
Geleneksel olarak kullanılan ticari gübreler toprakta birikerek veya sızıntılarla sulara karışıarak çevre kirliliğine sebep olmaktadır. Bu sorunu gidermek için kontrollü salım yapan gübreler geliştirilmitir fakat ticari olarak üretilen bu tarz kontollü gübrelerde petrol türevi polimerlerin kullanımından dolayı bu toksik polimerlerin bitki tarafından alınarak veya toprakta akümülasyonu sonucu hem insan sağlığını olumsuz etkilemekte hem de çevreye olumsuz etkiler bırakmaktadır. Bahsedilen bu problemlerin önüne geçmek amacıyla, mevcut çalışmada, biyolojik orijinli kaplama malzemeleri (başlıca kitosan ve ilave olarak selüloz ve melas) kullanılarak kontrollü salınım yapan gübreler geliştirilmiştir. Bu bağlamda, bu tez çalışmasında azot temelli üre ve 15-15-15 gübreleri için başlıca üç farklı şekilde kaplanmış yeni gübre sistemler üretilmiştir. Bunlar, toz, film ve disk formlarıdır. Kaplama sonrası üretilen farklı formdaki örnekler fourier dönüşümlü kızıl ötesi spektrometresi (FT-IR), termogravimetrik analiz (TGA) ve taramalı elektron mikroskobu (SEM), temel bileşimlerinin belirlenmesi (EDS), X-Işını kırınım yöntemi (XRD) teknikleri kullanılarak karakterize edilmiştir. Örneklerin toprakta bozunma yüzdeleri ortaya konmuştur. Elde edilen sonuçlar özellikle üre de önemi sonuçlar ortaya koymuş, endüstriyel olarak da kullanım potansiyelleri ortaya konmuştur.
Biyoteknolojik uygulamalarda kullanılmak üzere kitin ve biyosilika temelli üç boyutlu iskele üretimi ve karakterizasyonu
Biyopolimerik malzemeler biyoteknolojik alanlarda son yıllarda yaygın olarak kullanılmaktadır. Genellikle, sentetik polimerlerin kullanımı çok daha kolay ve maliyeti düşük olsada biyouyumlulukları ve biyobozunurluklarının düşük olması nedeniyle doğal biyopolimerlere de ihtiyaç duyulmaktadır. Bundan dolayı özellikle doku mühendisliği, filtre membran malzemeleri üzerine çalışan araştırmacılar doğal biyomalzemelerden yararlanarak yeni biyokompozit malzemeler tasarlanmaya odaklanmıştır. Biz de planlamış olduğumuz çalışmada, doğal biyomalzemeler ile kemik, kıkırdak doku için doku iskelesi ve ağır metal gideriminde şişme ve adsorbe kabiliyeti yüksek yapı iskeleleri üretimi amaçladık. İlk aşamada denizel Geoida macandrewii süngerinin iç yapısında izole edilen biyosilika fiberin iskele içerisinde kullanım oranı belirlenerek doku mühendisliği alanında kullanımı incelenmiştir. İkinci aşamada ise doğal biyosilika fiber katkılı karboksimetil kitosan temelli iki fazlı hidrojel doku iskelesini dondurarak-kurutma yöntemi ile üretimi sağlanmıştır. Üretilmiş olan iskelelerin kimyasal kompozisyonu FTIR analiziyle, genel morfolojik özellikleri SEM cihazı kullanılarak araştırılmıştır. Malzeme karakterizasyonları tamamlandıktan sonra ise sterilize edilen iskelelerin biyouyumluluk analizleri canlılık, proliferasyon, ALP aktivitesi ve GAG miktarı ölçülerek tamamlanmıştır. İkinci iskele için, Annelida şubesinde yer alan ve deniz fareleri olarak bilinen Aphrodita aculeata'nun saç benzeri setae yapılarından β-kitin nanofiber üretimi yapılmış ve CMCht polimeri içerisinde eklenerek kompozit hidrojel doku iskelesi üretilmiştir. Elde edilen iskelerin fizikokimyasal karakterizasyonları yapılmış ve ağır metal giderimi çalışmaları yapılmıştır. β-kitin nanofiber takviye edilmiş CMCht hidrojel yapı iskelesi için bakır giderimi çalışmaları atomik absorpsiyon spektroskopisi ile yapılmış ve sonuçlarına bakıldığında maksimum adsorpsiyon kapasitesinin yaklaşık %28 (2 saat, 100 ppm) olduğu belirlenmiştir. Bu çalışma, iskelenin Cu (II) giderimi için kullanılabilecek alternatif, etkili, tekrar kullanılabilir, yenilikçi ve çevre dostu bir filtre ürünü olabileceğini göstermiştir. Sonuç olarak doğadan izole edilen biyomalzemelerin biyoteknolojik alanlarda kullanılabilir olduğu ve ileri ki çalışmaların önünü açacağı öngörülmektedir.
Sığırkuyruğu Otu (Verbascum sp) yapraklarından esinlenerek kitosan temelli süper hidrofobik film üretimi ve karakterizasyonu
Doğa, sayılması zor, yüksek ve benzersiz özelliklere sahip çok sayıda bitki ve hayvan içeriğini barındırdığı için yüksek hassasiyetle çizilmiş bir tablo olarak tanımlanabilir. Scrophulariaceae suya çok dayanıklı bitkilerden biridir ve bu familyaya ait 360 kadar çiçekli bitki türü ile Verbascum L cinsini içerir. Doğal yüzeylerin süperhidrofobik özellikleri, yüzeydeki hiyerarşik mikro ölçekli (> 1 μm) ve nano ölçekli (tipik olarak 200 nm'nin altında) yapıların varlığına atfedilir. Sonuç olarak, sentetik süperhidrofobik yüzeylerin üretiminde topografik bir hiyerarşi genellikle gereklidir. Bu çalışmada Verbascum tüylerinin suya karşı aşırı dayanıklılık özelliğine sahip kitosan bazlı kompozit membranlar üretmek için kullanımıni kısaca tanıtılmaktadır. Üretilen filmlerin FT-IR, SEM, TGA, Hemostatik Analiz, Mtt gibi analizleri yapılmıştır. Ek olarak, kitosan filmlerine hiyerarşik tüylerin dahil edilmesi şeffaflığı ortadan kaldırmış ve yüksek su direnci özellikleriyle birlikte iyi termal özellikler göstermiştir. Bu sonuçlar kitosan filmlerin çeşitli endüstriyel ve inşaat alanlarında yüzey kaplama teknolojisini geliştirebileceğini göstermektedir.
Pelophylax ridibundus'un yumurta jelinin fizikokimyasal karakterizasyonu ve melanom kanseri için biyolojik etkinliğinin belirlenmesi
Bu tez çalışmasında test organizma olarak seçilen, Ranidae familyasına ait bir amfibi türü olan Pelophylax ridibundus'un (P. ridibundus) embriyolarının beslenmesi, gelişmesi ve parazitlerden korunması için salgıladıkları jel yapısı ilk kez detaylı bir şekilde karakterize edilmiş ve literatüre kazandırılmıştır. Kozmopolit ve kolay kültüre edilebilir olması nedeniyle seçilen P. ridibundus'un yumurta jel yapısının fizikokimyasal analizleri (FT-IR, TGA, XRD ve elemental analiz), yapının tamamen karbohidrat ve protein yapıda olduğunu ortaya koymuştur. 96 µg/mL karbohidrat içerdiği tespit edilen yumurta jelinin, yapılan HPLC analizi ile profilinde Glikoz, Galaktoz, Mannoz ve Ksiloz varlığı tespit edilmiştir. LC-MS/MS analizi ile yapıda tespit edilen 2,4 µg/µL proteinin ise profili Uniprot/Swissprot veritabanı verilerine göre belirlenmiştir. Tespit edilen 12 proteinden sialik asit bağlı lektin proteini, tümör hücrelerine yönelik bir makrofaj sistemi yoluyla tümör büyümesini inhibe edebilme özelliği sayesinde dikkat çekmektedir. Kirli sucul ortam şartlarında amfibi embriyosunu koruyan, büyümesine ve gelişmesine olanak sağlayarak güçlü bir bariyer görevi gören yumurta jel yapısının, doğada bu zorlu ortam şartlarında özellikle UV ışınlarından embriyoyu koruması fonksiyonlarından esinlenerek, deri üzerine olumlu etkilerinin olabileceği ilk kez bu tez çalışmasında hipotez edilmiştir. Yüksek metastatik indeksi ile en agresif cilt kanseri olan melanom üzerine yaptığımız çalışmalarda amfibi yumurta jelinin bir biyomalzeme olarak güçlü biyolojik aktiviteye sahip olabileceği bu tez çalışması kapsamında ön görülmüştür. MTT analizi ve eş zamanlı ölçüm imkânı sunan xCELLigence cihazı ile yapılan hücre çalışmaları ile P. ridibundus yumurta jelinin 5 mg/mL selektif dozunun melanoma kanser hücrelerine (A375) antikanser bir etki gösterirken (canlılık < %30), sağlıklı insan deri hücrelerine sitotoksisite göstermediği (canlılık > %70) belirlenmiştir. Bu tez çalışmasında ilk kez doğadan gelen bir mucize olan amfibi yumurta jelinin melanom hücreleri üzerinde etkin bir biyoaktivite sergilediği ve potansiyel bir tedavi yöntemi olabileceği net olarak ortaya konmuştur.
Bradyporus sp. (Orthoptera, Insecta) kitin ve kitosan film üretimi ve insan hücre hattı (HEK293) üzerine sitotoksisitesinin araştırılması
Kitin, N-asetil-D-glukozamin bileşenlerinden (poli (β-(1->4)-N-asetil-D-glukozamin)) oluşan bir polisakkarittir, dünyada en çok bulunan ikinci biyopolimerdir. Bu önemli biyopolimerin doğada esas olarak omurgasızlar, eklembacaklılar, böcekler, algler, mantarlar ve ökaryotik mayalarda bulunduğu bildirilmektedir. Doğada en yaygın kitin kaynakları kabuklu deniz ürünleri ve suda yaşayan omurgasızlar olarak belirtilmektedir. Kitinin deasetillenmiş türevleri kitosandır. Bu çalışmada, kitin ve kitosan Bradyporus sp.'den izole edildi. (Orthoptera, Insecta). Elde edilen kitosan 3 boyutlu film yapısı FTIR, TGA, XRD, SEM, elementel analizlerle bozulmadan karakterize edildi. Kitosanın sitotoksik etkilerini belirlemek için MTT testi yapıldı. Optimum ve aşırı doz aralıklarında uygulanan kitosan, HEK293 hücrelerine 24, 48 ve 72 saat süreyle uygulandı. Kitosan FTIR spektrumları 4000 ile 400 cm-1 frekans aralığında karakteristik bantlar göstermiştir. TGA/DTG analizinden kitosanın DTGmax değeri 297,5 °C olarak belirlendi. XRD analizinde iki maksimum pik elde edildi (2θ=10.9, 2θ=19.6). SEM analizi sonrasında yüksek büyütme gücünde gözenekli ve mikrofibriler yapı gözlendi. Element analizinde kükürt tespit edilmezken ~%41,10 karbon, ~%7,46 nitrojen ve ~%6,67 hidrojen tespit edildi. MTT sitotoksisite testinde kitosan'ın IC50 dozu 24. saatte 1427 µM, 48. saatte 808.9 µM ve 72. saatte 611.6 µM olarak belirlendi. Kitosan yapısıyla karakterize edilen bu tombul çekirge türü, çeşitli teknolojik ve endüstriyel amaçlar için potansiyel bir kitin ve kitosan kaynağı olarak kullanılabilir.